29 Haziran 2014  PAZAR

Resmî Gazete

Sayı : 29045

YÜKSEK SEÇİM KURULU KARARI

Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığından:

Karar No: 3002

- K A R A R –

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 101 ve 102. maddeleri ile 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıl olup, (6271 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi gereğince, Onbirinci Cumhurbaşkanının görev süresi yedi yıldır.) Cumhurbaşkanı seçiminin, Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde tamamlanacağı hüküm altına alınmıştır.

Hâlen görev yapmakta olan Cumhurbaşkanının görev süresinin 28 Ağustos 2014 tarihinde dolacak olması nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 5678 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle değişik 101. maddesi ve 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca halk tarafından seçilecek olan Cumhurbaşkanının seçim tarihi, Yüksek Seçim Kurulu tarafından yurt içinde ilk oylama 10 Ağustos 2014 Pazar günü, seçimin ikinci oylamaya kalması durumunda ise 24 Ağustos 2014 Pazar günü olarak tespit edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 67. maddesinin beşinci fıkrasında; “Silah altında bulunan er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler, taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar. Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde oy kullanılması ve oyların sayım ve dökümünde seçim emniyeti açısından alınması gerekli tedbirler Yüksek Seçim Kurulu tarafından tespit edilir ve görevli hakimin yerinde yönetim ve denetimi altında yapılır.” Hükmü ve buna paralel olarak da 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 7. maddesinin (3) numaralı bendinde yer alan; “Ceza infaz kurumlarında hükümlü ve tutuklu olarak bulunanlar” ibaresi 4125 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle “Ceza infaz kurumlarında hükümlü olarak bulunanlar” şeklinde değiştirilmiştir.

Ceza infaz kurumları ve tutukevlerindeki tutuklular ile taksirli suçlardan hükümlü bulunanların seçme hakkına sahip oldukları tartışmasız olmakla birlikte, 10 Ağustos 2014 tarihinde, ikinci oylamaya kalması durumunda ise 24 Ağustos 2014 tarihinde yapılacak olan Cumhurbaşkanı seçiminde; tutuklu bulunanlar, taksirli suçlardan hükümlü olanlar, kasıtlı suçlardan hükümlü olup, koşullu salıverilenler ile denetimli serbestlikten yararlanmak suretiyle tahliye edilenlerin yasal durumu göz önünde tutularak, oy kullanıp kullanamayacakları hususunun ve sair ilkelerin belirlenmesi amacıyla Kurulumuzun 12/3/2014 tarih, 2014/725 sayılı kararı ile oluşturulan Komisyon yaptığı çalışmaları tamamlamış olmakla, konu incelenerek;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun;

“Seçimde uygulanacak genel ilkeler” başlıklı 2. maddesinin 5. fıkrasında; Bu Kanunda özel hüküm bulunmayan hâllerde 298 sayılı Kanun, 22/4/1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, 10/6/1983 tarihli ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 18/1/1984 tarihli ve 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun, 23/5/1987 tarihli ve 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun ile bunların ek ve değişikliklerinin bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.”

“Seçimin veya birleştirme tutanağının iptali” başlıklı 19. maddesinde; “Bir veya birkaç seçim çevresinde, yapılan seçimin veya düzenlenen birleştirme tutanağının, seçim işlemleri sebebiyle iptaline karar verilmesi hâlinde, iptal edilen kısmın ülke genelindeki seçim sonuçlarına etkisi olup olmadığı göz önüne alınarak Yüksek Seçim Kurulu tarafından söz konusu seçim çevrelerinde seçimlerin yenilenip yenilenmeyeceğine karar verilir.”

298 sayılı Kanun’un;

“Seçim çevresi” başlıklı 3. maddesinde; “Özel kanunlarındaki çevre ayırmaları saklı kalmak şartiyle, seçimlerde her il bir seçim çevresidir.”

“Seçim bölgesi” başlıklı 4. maddesinde; “Seçimlerde, her muhtarlık, bir seçim bölgesidir.”

Hükümleri yer almaktadır.

6271 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle atıfta bulunulan, 298 sayılı Kanun’un “Seçim çevresi” başlıklı 3. ve “Seçim bölgesi” başlıklı 4. maddelerinde belirtilen, her ilin bir seçim çevresi ve her muhtarlığın bir seçim bölgesi olduğunun Cumhurbaşkanı seçiminde uygulanmasının kabulü gerekir.

Bilindiği gibi, ceza ve tutukevlerinde bulunan taksirli suçlardan hükümlüler ve tutuklulara ait seçmen listelerinin ne şekilde oluşturulup kesinleştirileceği Kurulumuzca hazırlanıp ilçe seçim kurulu başkanlıklarına gönderilen Örnek: 140/I sayılı “Seçmen Kütüğünün Güncelleştirilmesi Usul ve Esaslarını Gösterir Genelge”de açıklanmış bulunmaktadır.

Seçmen kütükleri kesinleştikten sonra, kütükte kaydı bulunmayan seçmenlerin oy kullanamayacakları göz önüne alındığında, kesinleşen seçmen kütüklerinde kaydı bulunmayan taksirli suçlardan hükümlüler ve tutukluların, tutuklu seçmen listesine kayıtlarının yapılması, taksirli suçlardan hükümlüler ile tutuklular lehine bir durum ortaya çıkarır.

Bu itibarla, 8 Ağustos 2014 tarihine kadar tutuklanıp cezaevine konulan tutuklular ile taksirli suçlardan hükümlüler şayet daha önce herhangi bir seçmen kütüğünde kayıtlı değillerse listeye dâhil edilemez ve oy kullandırılamaz.

Seçmen kütüğüne kayıtlı olup olmamanın belgelendirilmesi taksirli suçlardan hükümlü ile tutuklu seçmene aittir. Kesinleşen seçmen kütüğünde kayıtlı olup da, ceza ve tutukevinde bulunan taksirli suçlardan hükümlü ile tutuklu seçmenler, ceza ve tutukevi yönetimi aracılığıyla ilgili ilçe seçim kurulu başkanlığından, seçmen kütüğüne kayıtlı olduğuna ilişkin aldığı belgeyi veya seçmen bilgi kâğıdını vermeleri halinde, tutuklu seçmen listesine kaydını yaptırabilecektir. Kuşkusuz bu seçmen oy kullanacağı ceza ve tutukevleri seçmen listelerinde kayıtlı ise kendisinden ayrıca belge istenmesine gerek yoktur. Öte yandan, 20 Temmuz 2014 tarihinden sonra yeni kurulan ceza ve tutukevleri için de yukarıda açıklanan koşullar çerçevesinde tutuklu seçmen listelerinin oluşturulması zorunludur.

Seçme hakkı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel Haklar ve Ödevler” başlıklı ikinci kısmının, “Siyasi haklar ve ödevler” başlıklı dördüncü bölümünde düzenlenmiş bulunmaktadır. Anayasa’nın 67. maddesinin birinci fıkrasında; vatandaşların, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahip olduğu vurgulandıktan sonra, aynı maddenin üçüncü fıkrasında; on sekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşının seçme ve halkoylamasına katılma haklarına sahip olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrasında da; “Silah altında bulunan er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler, taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar.” denilmek suretiyle seçme hakkının istisnaları, başka bir anlatımla oy kullanamayacaklar gösterilmiş, buna bağlı olarak benzer hükümler 298 sayılı Kanun’un 7 ve 8. maddelerinde de yinelenmiş ve kimlerin seçmen olamayacağı, başka bir ifadeyle kimlerin oy kullanamayacakları açıklanmış bulunmaktadır.

Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasında, usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı belirtilmiş bulunmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Ek Protokolünün “Serbest seçim hakkı” kenar başlıklı 3. maddesinde; “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak şartlar içinde, makul aralıklarla, gizli oyla serbest seçimler yapmayı taahhüt ederler.” hükmüne yer verilmiş bulunmaktadır.

Diğer taraftan, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, kasten işlenen suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak, kişinin seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılacağı, anılan maddenin ikinci fıkrası uyarınca da kişinin, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamayacağı hükmü bulunmaktadır.

Öte yandan, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakma” kenar başlıklı 57. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde, belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma tedbirlerine ilişkin olarak mahkemece Cumhuriyet başsavcılığına gönderilen ilâmın, infaz defterine kaydedilerek infaza başlama ve bitiş tarihlerinin yazılacağı, ancak bu tedbirlerin infazına, mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak hapis cezasının infazına başlama tarihi ile birlikte başlanacağı belirtilmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 471. maddesinde hapis halinin sona ermesiyle vesayetin kendiliğinden ortadan kalkacağına ilişkin hükmü de benzer düzenlemeyi içermektedir. Nitekim 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 33. maddesinin uygulanmasına ilişkin olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulu 17/12/2002 tarih ve 294/425 sayılı kararında özetle, “…Halen yürürlükten kalkmış bulunan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin hükümlüler hakkındaki kısıtlılık halinin sona ermesini düzenleyen 415. maddesi ise; “Hürriyeti salip bir cezaya mahkum olan kimse üzerindeki vesayet hapsin hitamıyla nihayet bulur. Muvakkaten veya bir şart ile serbest bırakılmış olan mahpus vesayet altında kalır.” hükmünü taşımaktaydı. Ancak 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun hükümlüler hakkındaki vesayetin sona ermesini düzenleyen 471. maddesi ile; “Özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.” biçiminde yeni bir düzenleme getirilmiştir. Madde gerekçesinde de; “… yeni düzenlemede, özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûmiyet sebebine dayanan kısıtlılık halinin, kişinin hapis halinin sona ermesiyle yani cezasını çekmek veya şartlı salıverilme yoluyla cezaevinden çıkmasıyla birlikte kendiliğinden kalkacağı öngörülmüştür. Yürürlükteki 415. maddenin yeni düzenlemeye alınmayan ikinci cümlesi geçici veya şartlı olarak salıverilmenin vesayet halini ortadan kaldırmayacağını öngörmektedir. Bu hüküm iki açıdan isabetli değildir. Öncelikle, bir kişinin şartla olsa bile salıverilmesine rağmen, kısıtlılık halinin devam ettiğini ve dolayısıyla fiil ehliyetinin tam olmadığını kabul etmek bir çelişkidir. Kişi salıverildiği yani özgür kılındığı halde, vesayet halinin devam ettiğini kabul etmek özgürlüğü bir başka açıdan kısıtlamaktır. Kişi salıverildiği halde, vesayet halinin hâlâ devam ettiği kabul edilecek olursa, bundan haberdar olmayan iyi niyetli üçüncü kişiler bu hüküm dolayısıyla mağdur olabileceklerdir. Şartla salıverilmelerine rağmen, bunu gizleyerek iyi niyetli üçüncü kişilerle hukuki işlem yapan kişinin, bu işlemi kendi yararına görmediği durumda “kısıtlılık halinin devam ettiği” iddiasıyla hukuki işlemin ehliyetsizlik nedeniyle iptalini istemesi haksız sonuçlar doğurabilecektir.” denilmektedir. Görüleceği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun hükümlüler hakkındaki vesayet halinin sona ermesini düzenleyen 471. maddesi ile getirilen ve TCK’nın 33. maddesinin bu doğrultuda yeniden yorumlanmasını gerektiren bu yeni yasal düzenleme karşısında, hapis halini aşacak ve şartla salıverilen kişi yönünden deneme süresini de kapsayacak biçimde yasal kısıtlılık altında bulundurma kararı verilemez. Bu itibarla, TCK’nın 33. maddesi uyarınca, “hapis halleri sona erinceye kadar yasal kısıtlılık altında bulundurulmaları” yerine “ceza müddeti zarfında yasal kısıtlılık altında bulundurulmalarına karar verilmesi …” isabetsiz bulunarak yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi seçme hakkı ile ilgili olarak “Söyler/Türkiye kararının aşağıda anılan paragraflarında belirtildiği gibi;

“34. 1 No.lu Protokolün 3. maddesinin şartlarına uyulup uyulmadığını tespit etmek, son çözüm merci olan Mahkeme’nin görevidir. Mahkeme, mevcut tedbirlerin, söz konusu hakları, özlerine zarar verecek ya da etkinliklerini yitirmelerine sebep olacak ölçüde kısıtlamadığına, yasal

bir amaç güdülerek uygulandığına ve bu bağlamda kullanılan yöntemlerin orantısız olmadığına ikna olmalıdır. Özellikle de, uygulanan bu tür tedbirler, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerini özgürce açıklamasına engel teşkil etmemelidir; başka bir ifadeyle, söz konusu tedbirler, genel oy ilkesi doğrultusunda halkın iradesini tespit etmeye yönelik seçim yönteminin bütünlüğünü ve etkinliğini koruma ihtiyacını yansıtmalı veya bu ihtiyaca ters düşmemelidir.

Herhangi bir suretle genel oy ilkesine aykırılık, yasama organının, dolayısıyla seçilenlerin ve yürürlüğe koydukları kanunların demokratik açıdan geçerliliğinin zayıflaması riskini ortaya çıkarmaktadır. Bu sebeple, herhangi bir grup veya kategorinin genel nüfusun dışında bırakılması için bu durumun, 1 No.lu Protokolün 3. maddesinin amaçlarıyla bağdaşması gerekmektedir.

35. Ayrıca, hükümlülere, mahkûm oldukları cezanın süresine ve işlemiş oldukları suçun mahiyetine veya ağırlığına bakılmadan, fark gözetmeksizin doğrudan uygulanan bir kısıtlamanın, kapsamı ne kadar geniş olursa olsun, kabul edilebilir takdir payını aştığının ve 1 No.lu Protokolün 3. maddesiyle bağdaşmadığının kabul edilmesi gerekmektedir.

38. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar ışığında ve Türkiye’de cezaevi mahkûmlarının oy kullanma haklarına getirilen kısıtlamaların, cezası hiçbir şekilde cezaevinde infaz edilmeyen mahkûmlar için dahi geçerli oluşunu dikkate alarak, söz konusu kısıtlamaların, Mahkemenin Hirst (no. 2) [BD] ve Frodl ve Scoppola (no. 3) [BD] davalarında verdiği kararlarda incelemeye konu olan Birleşik Krallık, Avusturya ve İtalya’da uygulanan kısıtlamalardan daha katı ve geniş kapsamlı olduğu kanısına varmıştır.

45. Ayrıca, Mahkeme, başvuranın işlediği suçun mahiyetini göz önünde bulundurarak, uygulanan yaptırım ile başvuranın davranışları ve içinde bulunduğu koşullar arasında mantık ilişkisi kuramamıştır. Bu bağlamda, Mahkeme, kişiyi oy kullanma hakkından mahrum eden söz konusu katı tedbire düşüncesizce başvurulmaması gerektiğini ve ayrıca orantılılık ilkesi doğrultusunda, uygulanan yaptırım ile kişinin davranışları ve içinde bulunduğu koşullar arasında algılanabilir ve yeterli ölçüde bir bağlantı olması gerektiğini hatırlatmaktadır.

47. Mahkeme, Türkiye’de, Sözleşme kapsamında güvence altına alınan hayati öneme sahip bir hakla ilgili olarak öngörülen katı tedbirin doğrudan ve fark gözetmeksizin uygulanmasının, kabul edilebilir takdir payının dışında kaldığının değerlendirilmesi gerektiğine ve somut davada 1 No.lu Protokolün 3. maddesinin ihlal edildiğine” hükmetmiştir.

Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ek Protokol, kanun hükümlerine göre bir üst norm olduğundan, anılan hukukî düzenlemelerde yer verilip korunan temel hak ve özgürlüklerin kanunlarla daraltılması durumunda, doğrudan Anayasa’da yer alan düzenleme veya Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası hükmü dikkate alınmak suretiyle milletlerarası andlaşma hükümlerinin uygulanması gerekecektir.

Her ne kadar 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin birinci fıkrası hükmü, madde gerekçesi ve doktrinde ileri sürülen görüşler dikkate alındığında, kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkındaki mahkûmiyet hükümleri hariç olmak üzere, kişilerin kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak uygulanması gereken hak yoksunluklarının bu kapsamda da seçme ehliyetinin, mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden başlayarak, hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, diğer bir ifadeyle hak ederek salıverilmesine kadar devam etmesi gerekmekte ise de; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 67. maddesinin beşinci fıkrası ve 90. maddesinin son fıkrası, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Ek Protokolünün 3. maddesi, 298 sayılı Kanun’un 7. maddesi, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 57. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi hükmü ve Söyler/Türkiye kararı ile yukarıda yer alan açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, seçme ehliyetinden yoksun kılma yönündeki hak yoksunluğunun kişinin sadece ceza ve infaz kurumunda bulunduğu dönemde kullanılmasına engel

olabileceği, diğer bir ifadeyle hakkındaki hapis cezasını gerektiren mahkûmiyet kararının kesinleşmesinden sonra ancak bu cezanın infazı için ceza ve infaz kurumuna alınmasıyla başlayıp ceza infaz kurumundan koşullu olarak salıverilmesi ya da denetimli serbestlik hükümlerinden yararlanarak tahliye edilmesi suretiyle birlikte sona erecektir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 407. maddesinde belirtilen "Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkum olan her ergin kısıtlanır." hükmü uyarınca kısıtlanan hükümlünün kısıtlılık hali 4721 sayılı Kanun'un 471'inci maddesindeki, "Özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkar." hükmü gereğince hapis hali sona ermekle kısıtlılık hali de sona erecektir.

Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında; sadece kasıtlı suçtan dolayı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin oy kullanamayacağının, buna mukabil hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmiş olup da henüz cezaevine alınmayanlarla, ceza infaz kurumlarından koşullu salıverilen ya da denetimli serbestlik hükümlerinden yararlanarak tahliye edilen ancak hak ederek tahliye edileceği süreyi daha doldurmayan ve mahkemesince uzun süreli cezasının ertelenmesine karar verilen hükümlülerin cezaevinde bulunmamaları nedeniyle, bu süre içinde yapılacak olan seçimlerde seçmen olabileceklerinin, başka bir ifadeyle sözü edilenlerin oy kullanabileceklerinin kabulü gerekmektedir.

S O N U Ç:

Açıklanan nedenlerle;

1- 10 Ağustos 2014 tarihinde, ikinci oylamaya kalması durumunda ise 24 Ağustos 2014 tarihinde yapılacak olan Cumhurbaşkanı seçiminde, ceza ve tutukevlerinde bulunan seçmen niteliğine sahip olan taksirli suçlardan hükümlüler ile tutuklu olanların da oy kullanabileceklerine,

2- Tutuklu seçmen listelerine, kesinleşen seçmen kütüğüne kayıtlı olup da ceza ve tutukevinde bulunan taksirli suçlardan hükümlü ile tutuklu seçmenler, ceza ve tutukevi yönetimi aracılığıyla ilgili ilçe seçim kurulu başkanlığından, seçmen kütüğüne kayıtlı olduğuna ilişkin aldığı belgeyi veya seçmen bilgi kağıdını vermesi halinde, tutuklu seçmen listesine dâhil edilmesi gerektiğine,

3- 20 Temmuz 2014 tarihinden sonra yeni kurulan ceza ve tutukevlerinde bulunan taksirli suçlardan hükümlüler ile tutuklular için de tutuklu seçmen listesi oluşturulacağına,

4- Kurulumuzun 06/06/2014 tarih ve 2014/2910 sayılı kararıyla kabul edilen Seçim Takvimine göre, 8 Ağustos 2014 tarihi itibariyle kesinleşecek olan tutuklu seçmen listelerine kayıtlı bulunan taksirli suçlardan hükümlüler ile tutuklu olanların ceza ve tutukevlerinin bulunduğu seçim çevresinde oy kullanabileceklerine,

5- Kişilerin kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak uygulanması gereken hak yoksunluklarına ilişkin mahkûmiyet hükmü kesinleşmiş olmakla birlikte, henüz cezaevine alınmayan ve ceza infaz kurumuna alındıktan sonra koşullu olarak salıverilen ya da denetimli serbestlik hükümlerinden yararlanmak suretiyle tahliye edilen ancak hak ederek tahliye süresi dolmayan hükümlüler ile mahkemesince uzun süreli cezası ertelenmesi nedeniyle cezaevinde bulunmayan hükümlülerin bu süre içinde yapılacak olan seçimlerde oy kullanmalarının mümkün olduğuna,

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 407. maddesinde belirtilen "Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkum olan her ergin kısıtlanır." hükmü uyarınca kısıtlanan hükümlünün kısıtlılık hali 4721 sayılı Kanun'un 471. maddesindeki, "Özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkar." hükmü gereğince hapis hali sona ermekle kısıtlılık hali sona ereceğinden bu süre içinde yapılacak seçimlerde oy kullanabileceklerine,

Bu durumda olan hükümlülerin seçmen kütüğüne kayıt işlemlerinin Örnek: 140/I sayılı Genelge’de gösterildiği şekilde yapılmasına,

6- Kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasına,

7- Karar örneğinin Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğünce Kurulumuzun internet sitesi www.ysk.gov.tr adresinde yayınlanmasına, il ve ilçe seçim kurulu başkanlıklarına Kurum içi elektronik posta ile gönderilmesine,

20/6/2014 gününde oy çokluğu ile karar verildi.

 

 

Başkan

Başkanvekili

Üye

Üye

Sadi GÜVEN

Turan KARAKAYA

Muharrem COŞKUN

Mehmet KÜRTÜL

 

(M)

(M)

 

 

 

 

Üye

Üye

Üye

Üye

Nilgün İPEK

Ünal DEMİRCİ

Ali KAYA

İlhan HANAĞASI

 

 

Üye

Üye

Üye

İbrahim ZENGİN

Zeki YİĞİT

Şakir AKTI

 

 

 

- KARŞI OY -

Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 6, 7 ve 8. maddelerinde belirtildiği gibi, seçmen olabilmenin koşulları; belirli bir yaş diliminin doldurulması yanında, kısıtlı ya da hükümlü olunmamasıdır.

Konu ile ilgili yasal düzenlemelere bakıldığında;

Anayasa’nın 67. maddesinin,

Birinci fıkrası; “Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.”

Dördüncü fıkrası; “Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.”

Beşinci fıkrası; “Silah altında bulunan er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler, taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar…”

Türk Medeni Kanunu'nun;

407. maddesi; “Bir yıl ve daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanır.”

471. maddesi; “Özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûmiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.”

298 sayılı, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un;

7. maddesi; “Aşağıda yazılı olanlar oy kullanamazlar:

1) Silah altında bulunan erler, onbaşılar ve kıta çavuşları (Her ne sebeple olursa olsun, izinli bulunanlar da bu hükme tabidir.)

2) Askeri öğrenciler.

3) Ceza infaz kurumlarında hükümlü olarak bulunanlar.”

8. maddesi; “Aşağıdaki kimseler seçmen olamazlar:

1)            Kısıtlı olanlar,

2)            Kamu hizmetinden yasaklı olanlar.”

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinin;

Birinci fıkrası; “Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına Mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;

a)…

b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan,

c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait hizmette bulunmaktan”

İkinci fıkrası; “Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolaysıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.”

Üçüncü fıkrası; “Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanamaz....”

Dördüncü fıkrası; “Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada ons ekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükümleri uygulanmaz.”

biçiminde düzenlendiği görülmektedir.

Anayasa'nın 67/5. maddesinde yer alan “…ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler…” şeklindeki düzenleme; hükmolunan ceza süresinin, ceza infaz kurumunda geçirilmesi gerektiğine yöneliktir. Hükümlü, cezanın infazı aşamasında, ilgili mevzuat hükümlerine göre, hakkında verilen cezanın tamamını ya da, suç türüne göre belirlenen sürelerin bir kısmını ceza infaz kurumunda geçirdikten sonra koşullu olarak salıverilebilmektedir. Her iki durumda da, mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği tarihten başlamak üzere, ceza süresinin sonuna, yani hak ederek tahliye olunacağı tarihe kadar geçecek sürede kişi, ceza infaz kurumu içerisinde ya da dışarısında olsun hükümlüdür.

Anayasa'nın 67/4. maddesinde; “Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.” biçiminde düzenleme yapılması ve 5237 sayılı Türk Ceza Yasası'nın, konumuzla ilgili hükmünün, Türk Medeni Kanunu’nun 471. maddesi hükmüne göre özel nitelik taşıması durumu dikkate alındığında, 53. maddenin uygulanmasında kişinin, işlemiş olduğu kasıtlı bir suç nedeniyle aldığı özgürlüğü bağlayıcı cezanın infazının tamamlanması esas alındığından, hak ederek tahliye olunacağı tarihe kadar, seçme ve seçilme haklarından yoksun bırakıldığı anlaşılmaktadır.

Anayasa'nın 67/5. maddesi uyarınca, seçmen olabilme açısından hükümlü olarak cezaevinde bulunup bulunmama halinin ölçüt olarak alınması ve Türk Ceza Yasası'nın 53. maddesindeki düzenleme ile anılan Anayasa Maddesinin çelişkili olduğunun, başka bir ifade ile yasa hükmünün Anayasaya aykırı düştüğünün, bir an için kabul edilmesi durumunda dahi, normlar sıralamasına göre, genel kabul gören kural gereği, merciince iptal edilmediği sürece, kanun hükmünün öncelikle uygulanması gerekmektedir. Zira soyut ve genel nitelikteki Anayasa hükümleri doğrudan uygulanabilirliği olan kurallar değildir. Öte yandan, yasaya koyucunun, 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinin düzenlenmesi sırasında, Anayasa’nın 67. maddesindeki düzenlemeden haberdar olmadığı düşünülmemelidir.

Türk Medeni Kanunu'nun 407. maddesi uyarınca, bir yıl ve daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûm olanlar hakkında verilen kısıtlılık kararının, ilgilisinin hapis halinin sona ermesiyle anılan Kanun'un 471. maddesi gereği, kendiliğinden ortadan kalkmasına karşın, Türk Medeni Kanununa göre, daha özel bir düzenleme getiren Türk Ceza Yasası'nın 53. maddesindeki ceza süresine bağlı olarak doğan hak yoksunluğu, infazın tamamlanmasına kadar devam edecektir. Zira 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre, 5237 sayılı Türk Ceza Yasası, daha özel nitelikte olduğundan hükümlerinin uygulanmasında zorunluluk bulunmaktadır. Yüksek Seçim Kurulunun, Anayasa'nın 67. maddesinin beşinci fıkrasında, 03.10.2001 tarihinde yapılan değişiklikten buyana uygulamaları da hep bu yönde olmuştur.

Yasa koyucu isteseydi, kasıtlı suçtan dolayı verilen mahkûmiyet kararı nedeniyle; kesinleşme-infaza başlama ya da, infaza başlama-koşullu salıverilme tarihleri arasında hak yoksunluğunun uygulanmayacağına işaret ederdi. Nitekim cezası erteli olanlar ile koşullu olarak salıverilenler açısından istisna getirilmek suretiyle, Türk Ceza Yasası'nın 53/1-c madde fıkrasındaki velayet, vesayet ve kayyımlığa ilişkin hak yoksunluğunun uygulanamayacağı kuralı getirilmiştir.

Karşılıksız çek keşide etmek suçundan, suç tarihi itibariyle çarptırıldığı özgürlüğü bağlayıcı ceza nedeniyle 2007 Yılında yapılan milletvekili genel seçimi ve 2010 Yılında yapılan halk oylamasında, oy kullandırılmadığı iddiasıyla açılan dava üzerine; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen 29411/07 tarih ve sayılı “Söyler Türkiye” kararında özetle; kasıtlı bir suçtan dolayı verilen mahkûmiyet kararına bağlı olarak 5237 sayılı Türk Ceza Yasası'nın 53. maddesinde öngörülen hak yoksunluğunun; suçların ağırlığına, mahiyetine, cezaevinde infaz edilip edilmeyeceğine bakılmadan belirlenmesi, kanunların doğrudan bir sonucu olması nedeniyle hâkimlere takdir hakkının tanınmaması, hak yoksunluğunu doğuracak suçların tasnifinin yapılmaması, suçla yoksun bırakılan hak arasında orantılılık ilkesinin gözetilmemesi gibi konularda eleştiri ve saptamalarda bulunulmaktadır.

Görüldüğü gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, esasen suçun niteliği ve ağırlığına göre, hak yoksunluğu önlemine de hükmedilebileceğini kabul etmektedir. Mahkemenin kararına konu somut olayda, karşılıksız çek keşide etmek eylemi, daha sonra yasama organı tarafından yapılan düzenlemelerle suç olmaktan çıkartılmıştır. Bu bağlamda, kasıtlı bir suçun işlenilmesi nedeniyle hükmolunan özgürlüğü bağlayıcı cezaya bağlı olarak, hak yoksunluğu önleminin hangi tür suçlar için uygulanabileceğinin belirlenmesi de yine yasama organının yetki ve görevinde olması gereken bir konudur.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Kararın (5) numaralı bölümünde yer alan; işledikleri kasıtlı suç nedeniyle haklarında verilen mahkûmiyet kararı kesinleşmekle birlikte henüz ceza ve infaz kurumuna alınmayan, cezanın infazına başlanılmasından sonra, koşullu olarak ya da denetimli serbestlik hükümlerinden yararlanmak suretiyle salıverilmelerine karşın, hak ederek tahliye edilecekleri süre henüz dolmayanlar ile uzun süreli hapis cezaları erteli bulunanların, yapılacak seçimlerde oy kullanmaları gerektiği yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

 

 

Üye

Başkanvekili

Muharrem COŞKUN

Turan KARAKAYA