|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2011/141
Karar Sayısı: 2013/10
Karar Günü: 10.1.2013
İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet
Meclisi üyeleri Emine Ülker TARHAN ve Muharrem İNCE ile birlikte 116
milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU : 11.10.2011 günlü, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil
ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname’nin;
A-
İlk ve esas incelemelerinde, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 59.
ve 60. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ’ın reddine,
B- Tümünün ve ayrı ayrı tüm maddeleri ile ekindeki
cetvel ve listelerin, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 7., 87. ve 91.
maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün
durdurulmasına,
C- 1- 3. maddesinin,
2- 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Başbakan tarafından belirlenecek diğer
bakanlar,…” ibaresinin,
3- 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Başbakan ve ilgili Bakan tarafından
seçilecek birer üye ve…” ibaresinin,
4- 7. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (ğ)
bendindeki yer alan “Başbakan veya
ilgili Bakan ve…” ibaresinin,
5- 9. maddesinin (2) numaralı fıkrasının,
6- 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (o)
bendinde yer alan “Başbakan veya
ilgili Bakan ve…” ibaresinin,
7- 11. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (k)
bendinde yer alan “Başbakan veya
ilgili Bakan ve…” ibaresinin,
8- 12. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (h)
bendinde yer alan “Başbakan veya
ilgili Bakan ve…” ibaresinin,
9- 13. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,
10- 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci
cümlesinin,
11- 16. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)
bendinde yer alan “…değerlendirmek,
önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin…”
ibaresinin,
12- 22. maddesinin (2) numaralı fıkrasının,
13- 24. maddesinin;
a- (2) numaralı fıkrasının “Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanları, müşterek kararla
atanır.” biçimindeki birinci
cümlesinin,
b- (3) numaralı fıkrasının,
14- 27. maddesinin;
a- (1) numaralı fıkrasında yer alan “… Bakanlar Kurulunun teklifi ve …”
ibaresinin,
b- (2) numaralı fıkrasının,
15-
Geçici 1. maddesinin,
Anayasa’nın
Başlangıç’ı ile 2., 6., 7., 11., 36., 70., 91., 104., 112., 123., 124.,
128. ve 134. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek iptallerine ve
yürürlüklerinin durdurulmasına,
karar
verilmesi istemidir.
I- HÂKİMİN
REDDİ, İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“I-
HAKİMİN REDDİ TALEBİ
Anayasanın
“Hak arama hürriyeti” başlıklı 36 ncı maddesinde, “adil yargılanma hakkı”
düzenlenmiş; 138 inci maddesinde ise, “Hâkimler görevlerinde
bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî
kanaatlerine göre hüküm verirler.” denilmiştir.
Yargıçların
bağımsızlığına gerekçe oluşturan, Anayasa, yasa ve hukuka uygun olarak
vicdanî kanaatlerine göre hüküm vermesine ilişkin bu kuraldan yargıçların
tarafsızlığı anlaşılmalıdır. Yargıçlara yönelik “meslek ahlakı standartlarını” oluşturmak
amacıyla belirlenen ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27.06.2006 gün
ve 315 sayılı kararıyla benimsenen, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları
Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul ettiği 2003/43 sayılı “Birleşmiş Milletler Bangolar Yargı Etiği
İlkeleri” de yargıcın bağımsızlığı ile tarafsızlığına ilişkin
bağlayıcı hükümler içermektedir.
Birleşmiş
Milletler Bangolar Yargı Etiği İlkelerinin “Bağımsızlık” ve “Tarafsızlık”
değerleri şöyledir:
“Değer 1:
BAĞIMSIZLIK
İlke:
Yargı bağımsızlığı, hukuk devletinin ön koşulu ve âdil yargılanmanın temel
garantisidir. Bundan dolayı hâkim, hem bireysel hem de kurumsal yönleriyle
yargı bağımsızlığını temsil ve muhâfaza etmelidir.
Uygulama:
1.1 Hâkim,
doğrudan ya da dolayısıyla her hangi bir sebeple ya da her hangi bir yerden
gelen müdâhale, tehdit, baskı, teşvik ve tüm hâricî etkilerden uzak,
hâkimin olayları değerlendirmesi temelinde, vicdânî hukuk anlayışı ile uyum
içerisinde bağımsız olarak yargısal işlevini yerine getirmelidir.
1.2 Hâkim,
genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilâfın
taraflarından bağımsızdır.
1.3 Hâkim,
yasama ve yürütme organlarının etkisi ve bu organlarla uygun olmayan
ilişkilerden fiîlen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle görünmelidir
de.
1.4 Hâkim,
yargısal görevlerini yerine getirirken, tek başına karar vermek zorunda
olduğu hususlarda diğer yargıçlardan da bağımsızdır.
1.5 Hâkim,
yargının kurumsal ve eylemsel bağımsızlığını sürdürmek ve arttırmak için,
yargısal görevlerinin ifasına yönelik koruma tedbirlerini almalı ve bunları
artırmalıdır.
1.6 Hâkim,
yargı bağımsızlığını sürdürmede esas olan yargıya yönelik kamusal güveni
güçlendirmek amacıyla, yargı etiği ile ilgili yüksek standartlar
sergilemeli ve bunları ilerletmelidir.
Değer 2:
TARAFSIZLIK
İlke:
Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin
esasıdır. Bu prensip, sadece bizâtihî karar için değil aynı zamanda kararın
oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir.
Uygulama:
1. Hâkim,
yargısal görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine
getirmelidir.
2. Hâkim,
mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından
kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve
artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır.
3. Hâkim,
duruşma ve karar aşamalarında, kendisini yargılamadan zorunlu olarak el
çektirecek olasılıkları makul ölçüler içerisinde asgariye indirecek şekilde
hareket etmelidir.
4. Hâkim,
önündeki bir dava veya önüne gelme ihtimâli olan bir konu hakkında, bilerek
ve isteyerek; yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açıkça
âdilânelik vasfını makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak
hiçbir yorumda bulunmamalıdır. Ayrıca hâkim, her hangi bir şahsın ya da
meselenin âdil yargılanmasını etkileyebilecek alenî olsun veya olmasın her
hangi bir yorum da yapmamalıdır.
5. Hâkim,
tarafsız olarak karar veremeyeceği durumda veya makul olarak düşünme
yeteneği olan bir kişide tarafsız olarak karar veremeyeceği izlenimi
yaratması halinde, yargılamanın her hangi bir aşamasına katılmaktan
çekinmelidir. Sınırlı sayıda sayılmamakla birlikte bu durum aşağıdaki ihtimâllerde
söz konusu olur:
6.
Hâkimin, yargılama aşamasında delil kâbilinden tartışılan olaylarla ilgili
kişisel bir bilgiye sahip olması veya davanın bir tarafıyla ilgili gerçek
bir önyargı veya tarafgirlik içerisinde olması veya,
7. Hâkimin
ihtilâf konusu davada, olaya ilişkin bir tanıklığının olması ya da daha
önceden bu konuda avukat olarak hizmet vermiş olması veya,
8. Hâkim
ya da hâkimin ailesinden birisinin ihtilâf konusu dava sonuçlarıyla ilgili
ekonomik bir çıkarının olması. Davaya bakmaya devam edecek yeni bir
mahkemenin kurulamaması halinde veya hiçbir şeyin yapılmamasının durumun
aciliyeti nedeniyle ciddi şekilde adaletsizliğe yol açacağı halde hâkime,
görevden el çektirmek gerekmez.”
Birleşmiş
Milletler Bangolar Yargı Etiği İlkelerinin yukarıda aynen yer verilen
“Bağımsızlık” ve “Tarafsızlık” değerleri hiçbir yoruma ve ek açıklamaya
ihtiyaç göstermeyecek derecede açıktır.
Kamuoyunda
Wikileaks belgeleri olarak bilinen ve bir internet sitesinde (http://www.wikileaks.ch/origin/186
18.html) yer alan 03 ANKARA 4862 kodlu yazıda, “ 4. (C) Kapsamlı
reformların önde gelen savunucularından, Anayasa Mahkemesi Hakimi Haşim
Kılıç, 1 Ağustos tarihinde bize özel olarak CHP’nin mevcut problemleri için
kendini suçlaması gerektiğini aktarmıştır. CHP, muhalefet etmek görüntüsünü
vererek ya da çok çekişme yarattıktan sonra isteksizce “her şeyi” –
demokrasi yanlısı ortaya atılan tüm reformları -- kabul ederek, kendisi
için prensipsiz ve erişilemez bir imaj yaratmakta. CHP, Hükümet doğru şeyi
yapsa bile, sanki tek işinin AK Parti Hükümetinin yaptığı her şeye
muhalefet etmek gibi davranmak olduğunu söylemiştir. Bu da seçmenleri
kaçırıyor demiştir.” ifadeleri yer almaktadır.
Kamuoyuna
yansıyan ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç tarafından da
yalanlanmayan belgeye dayalı bilgilere göre, Sayın Başkanın Cumhuriyet Halk
Partisi hakkında Amerika Birleşik Devletlerinin Ankara Büyükelçiliği
yetkililerine olumsuz değer yargılarında bulunduğu anlaşılmış, bu konudaki
gizli görüşmenin kamuoyuna yansıması ile de Sayın Başkanın Cumhuriyet Halk
Partisinin tarafı olduğu bir davada tarafsız karar veremeyeceği izlenimi
doğmuştur.
Yasama ve
yürütme organlarının siyasi söylemlerinden ve bu organlarla uygun olmayan
ilişkilerden fiilen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle görünmesi de
gereken bir yüksek yargıcın, hem de yabancı bir ülkenin Büyükelçiliğine iç
siyasete ilişkin değerlendirmelerde bulunmasındaki tuhaf ötesi gariplik bir
yana, yasaları, yasa gücünde kararnameleri, TBMM İçtüzüğünü, Anayasaya
şekil ve esas bakımından; Anayasa değişikliklerini ise şekil bakımından
denetlemek ve bireysel başvuruları karara bağlamakla Anayasal olarak
görevli Anayasa Mahkemesinin bir üyesinin, TBMM’nin çıkardığı yasaları,
yasa gücünde kararnameleri, TBMM İçtüzüğünü ve Anayasa değişikliklerini
gerek gördüğü durumlarda Anayasa Mahkemesine taşımakla Anayasal olarak
yetkilendirilmiş Anamuhalefet Partisi hakkında şikayetvari olumsuz görüş
beyan etmenin de ötesinde, hiç kimseyi yüceltmeyecek sözler söylemesi;
yargıcın bireysel bağımsızlığını koruyamadığını, karar vermek zorunda
olduğu ihtilafın taraflarından bağımsız kalamadığını, sadece bizatihi karar
için değil, aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerli
olan tarafsızlık ilkesiyle bağdaşmayan eylemler içinde bulunduğunu,
mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından
kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve
artıracak davranışlar içerisinde bulunmadığını; önüne gelme ihtimâli olan
davalar hakkında, yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açıkça
adilanelik vasfını makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak
yorumlarda bulunduğunu, hiçbir yoruma ihtiyaç göstermeyecek açıklıkta
ortaya koymaktadır.
Somut olayda, ekte yer alan belgeler ve bu belgeler çerçevesinde
kamuoyu önünde yapılan aleni tartışma ve değerlendirmeler karşısında, Sayın
Başkan Haşim Kılıç’ın derin bir sessizliğe bürünerek, usulen yalanlama
yoluna dahi gitmemiş olması, kamuoyunda ABD Ankara Büyükelçiliğine
Cumhuriyet Halk Partisini şikayet eder mahiyetteki sözleri söylediği ve
olumsuz değerlendirmelerde bulunduğu ve dolayısıyla davanın bir tarafıyla
ilgili gerçek bir önyargı veya tarafgirlik içerisinde olduğu şeklinde
anlaşılmış ve Sayın Haşim Kılıç’ın Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu
işbu davada bir yargıç tarafsızlığı ile karar veremeyeceğine ilişkin ciddi
kuşkuların yerleşmesine yol açmıştır.
25 Nisan 2011 tarihinde Anayasa Mahkemesinin 49 ncu Kuruluş Günü
Töreninde yapılan açılış konuşmasındaki şu sözler de Sayın Haşim Kılıç’a
aittir:
“Anayasanın 175 inci maddesinde Anayasa değişikliği için öngörülen
nitelikli çoğunluk anlayışının içinde, uzlaşmaya dönük örtülü bir yaklaşım
olduğu düşünülebilirse de, bu, çoğunluğu elde edenlerin azınlıkta kalan
diğer görüşleri ve farklılıkları yok sayma, dışlama ya da dayatma yolunu
haklı kılamaz. Ancak, nitelikli çoğunluk dışındaki görüş sahiplerinin de bu
gücü bloke etme, etkisizleştirme gibi davranış sergilemelerine de izin verilemez.
Doğal hukukla örtüşen evrensel değerler üzerinde geniş katılımlı bir
iradeyi oluşturmak zor değildir. Yeter ki demokrasinin müzakere
imkânlarından faydalanarak çözüm bulma iradesi samimiyetle ortaya
konulabilsin. Toplumun tanıklığında ortaya konulan bu samimi duruşlar,
çoğunlukçu, dayatmacı ve “ben yaptım oldu” noktasındaki düşünce
sahiplerinin haksızlığını açıkça ortaya koyacaktır. Siyaset kurumları,
geçmişte yaşanan fahiş hatalarla hesaplaşarak, sorunlara çözüm önerilerini
cesaretle sunabilmelidirler. Ümit ediyorum ki bu gayret, Anayasa
Mahkemesi’ne dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığını da ortadan
kaldıracaktır.”
Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanı Haşim Kılıç’a göre, Anayasanın 175
inci maddesinde aranan nitelikli çoğunluk, uzlaşmaya dönük açık bir kural
değil, sadece örtülü bir yaklaşım olarak düşünülebilir ve Anayasal olarak
yetkilendirilmiş Anamuhalefet partisinin, siyasal iktidarın çoğunlukçu,
dayatmacı ve “ben yaptım oldu” anlayışıyla çıkardığı yasal düzenlemeleri,
iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine götürmesi, “Anayasa Mahkemesine dava
açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığı”dır.
CHP’nin Anayasa Mahkemesine dava açmasına ilişkin olarak kamuoyunda
kahve sohbeti düzeyinde sürdürülen güncel siyasi tartışmalar esnasında,
sadece Anayasa Mahkemesine iptal davası açma yetkisi bulunan Anamuhalefet
Partisini aşağılamayı ve toplum nezdinde itibarsızlaştırmayı değil, aynı
zamanda Başkanı olduğu Yüksek Mahkemenin demokratik sistem içindeki işlevi
ile Anayasal varlık nedenini de sorgulayan bu sözleri, herhangi bir siyaset
insanı değil, Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanı söyleyebilmiştir. Dahası
bu sözler, günümüz Türkiye’sinin kâbusu olduğu üzere, dostlar arasında
yapılan özel bir sohbetin ortam veya telefon dinlemesi suretiyle elde
edilmesi ve medyaya servisi yoluyla kamuoyuna yansımamış; yazılı ve görsel
tüm medyanın takip ettiği Yüksek Mahkemenin 49 ncu Kuruluş Günü Töreninde
-6223 sayılı Yetki Yasasının siyasal iktidarın sayısal çoğunluğuna dayalı
olarak kabul edildiği 06.04.2011 tarihinden 20 gün sonra 25.04.2011
tarihinde- yapılmıştır.
Demokratik siyasal sistemlerde bir siyasi partinin muhatabı, diğer
siyasi partilerdir. Bu bağlamda, herhangi bir siyasi parti hakkında siyasi
değerlendirme, eleştiri ve suçlamaları yapacak olanların da halkın oylarına
talip olan diğer siyasi partiler olacağında kuşku yoktur. Anayasasında
demokratik hukuk devleti ile kuvvetler ayrılığı ilkelerini benimsemiş ve
yargıç bağımsızlığı ile tarafsızlığına yer vermiş bir ülkede, Anayasa
Mahkemesi Başkanının herhangi bir siyasi partiyi bırakınız suçlamayı,
eleştirmesi dahi hiçbir şekilde mümkün olamaz. Hele bu suçlamanın, Başkanı
olduğu Mahkemenin demokrasilerdeki işlevi ile varlık nedenini de yok
sayarak Anayasa Mahkemesine dava açmak gibi Anayasal bir hakkın kullanımı,
muhalefet görevinin bir parçası ve temel hak ve özgürlükler ile halkın
çıkarlarını korumanın gereği ile ilgili olması, açıklanabilir olmanın
uzağındadır.
Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanının amacı ve hedefi, “kör kör
parmağım gözüne” kadar açık ve herhangi bir yoruma ihtiyaç duymayacak kadar
belirgin bir şekilde Anamuhalefet Partisini, “Anayasa Mahkemesine dava
açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığı” ile suçlaması; hukuksal konumu ve
statüsü ile mesleki deneyimi göz önüne alındığında, ancak, Anamuhalefet
Partisine karşı alt benliğe yerleşmiş katı önyargının, üst benliğin kontrol
işlevini parçalayarak açığa çıkacak derecede güçlü olmasıyla mümkün
olabilir ve bu durum tarafsızlığın yitirildiğinin en belirgin
göstergesidir.
Öte
yandan, Sayın Haşim Kılıç Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildiği 1990
yılından bu yana, Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi veren 9 adet yetki
yasasının iptali başvurularına üye ve başkan sıfatıyla katılmıştır.
Bu Yetki
Yasaları ve Anayasa Mahkemesi kararları ile Sayın Haşim Kılıç’ın kullandığı
oylar şöyledir:
1) 06.06.1991 günlü ve 3755 sayılı Yetki Kanununun
iptali için Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin açtığı davada, AYM 12.12.1991
günlü ve E.1991/27, K.1991/50 sayılı Kararı ile 3755 sayılı Yetki Yasasını,
Anayasanın 91 inci ve 153 üncü maddelerine aykırı bulunarak OYÇOKLUĞU ile
iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ, karşıoy kullanmıştır.
2)
24.06.1993 günlü 3911 sayılı Yetki Kanununun iptali için Anavatan
Partisinin açtığı davada, AYM 16.09.1993 tarihli ve E.1993/6, K.1993/28 sayılı
Kararı ile 3911 sayılı Yetki Yasası, “verilen yetkinin belirsiz olduğu”,
“yetki yasasında bulunması gereken öğeleri içermediği”, “verilen yetkinin
önemli, ivedi ve zorunlu olup olmadığının tespitinin olanaksız olduğu”,
“yasama yetkisinin devri niteliğinde olduğu” gerekçeleriyle Anayasanın
Başlangıcı ile 2 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile
iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.
3)18.05.1994
günlü ve 3990 sayılı Yetki Kanununun iptali için Anavatan Partisinin açtığı
davada, AYM 05.07.1994 tarihli ve K.1994/44-2 sayılı Kararı ile 3990 sayılı
Yetki Yasası, “verilen KHK çıkarma yetkisinin ivedi, zorunlu ve önemli
durumlara ilişkin olmadığı”, “yasama yetkisinin devri niteliğinde olduğu”,
“öngörülen amaç, konu ve kapsamın somut ve belirgin nitelikte olmadığı”
gerekçeleriyle Anayasanın 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı
bularak OYBİRLİĞİ ile İptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ, iptali yönünde oy
kullanmakla beraber, KHK çıkarma yetkisinin ivedi, zorunlu ve önemli
durumlara ilişkin olması gerektiği görüşüne katılmamıştır.
4)
31.05.1995 günlü ve 4109 sayılı Yetki Kanununun iptali için TBMM Üyeleri
Hasan KORKMAZCAN, Bülent ECEVİT ve 113 Milletvekilinin açtığı davada, AYM
04.07.1995 günlü ve E.1995/35, K.1995/26 sayılı Kararı ile 4109 sayılı
Yetki Yasasını, “erkler ayrılığı”, “demokratik hukuk devleti” “yasama
yetkisinin devredilemeyeceği” ilkelerine aykırı olduğu, “nerelerin il,
nerelerin ilçe olacağı konusunda belirsizlik yarattığı”, “kapsam ve ilkelerinin
belirsiz olduğu” gerekçeleriyle Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 7 nci, 87
nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile iptal etmiş; Sayın
Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.
5)
08.06.1995 günlü ve 4113 sayılı Yetki Kanununun iptali için Anavatan
Partisinin açtığı davada, AYM 19.09.1995 tarihli ve E.1995/39, K.1995/45
sayılı Kararı ile 4113 sayılı Yetki Yasasını, “yetki yasasında, çıkarılacak
KHK’lerin konu, amaç, kapsam ve ilkelerinin belirgin ve somut biçimde
gösterilmemesi”, “yasama yetkisinin devrini doğurması” gerekçeleriyle
Anayasanın 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bulunarak
OYBİRLİĞİ ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına
katılmıştır.
6)
31.08.1996 günlü ve 4183 sayılı Yetki Kanununun iptali için Sayın
Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL’in açtığı davada, AYM 02.10.1996 günlü ve
E.1996/61, K.1996/35 sayılı Kararı ile 4183 sayılı Yetki Yasasını, “amaç,
kapsam ve ilkelerin belirsiz olduğu”, “Bakanlar Kurulu’na geniş kapsamlı
KHK çıkarma yetkisi verildiği”, “yürütme organına, TBMM’ne ait bulunan
yasama yetkisini sınırsız biçimde kullanma olanağı ve yürütmeye yasama
karşısında üstünlük tanındığı” gerekçeleriyle, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 87
nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile iptal etmiş; Sayın
Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.
7)
29.06.2000 günlü ve 4588 sayılı Yetki Kanununun iptali için Fazilet
Partisinin açtığı davada, AYM 05.10.2000 tarihli ve E.2000/45, K.2000/27
sayılı Kararı ile 4588 sayılı Yetki Yasasını, “sınırlarının geniş ve
belirsiz olması”, “yasama yetkisinin yürütme organına devri anlamına
gelmesi”, “verilen yetkinin önemli, ivedi ve zorunlu durumları içerip
içermediğinin tespitine imkan vermemesi” gerekçeleriyle Anayasanın
Başlangıç’ının dördüncü paragrafı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci
maddelerine aykırı bulunarak OYÇOKLUĞU ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ
iptali yönünde oy kullanmış ve iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.
8)
21.12.2000 günlü ve 4615 sayılı Yetki Kanununun iptali için Fazilet
Partisinin açtığı davada, AYM 20.03.2001 tarihli ve E.2001/9, K.2001/56
sayılı Kararı ile 4615 sayılı Yasanın 1 inci ve 2 nci maddelerinde yer alan
“idari” ibaresini, “idarî hak kavramının, memurların ve diğer kamu görevlilerinin
malî ve sosyal hakları dışında kalan tüm haklarını ifade etmesi nedeniyle
belirsizlik içermesi”, “idari haklara ilişkin düzenlemelerin Anayasanın 91
inci maddesindeki yasak alan içinde olması” “Malî ve sosyal haklar
dışındaki idarî hak kavramı içinde nitelenebilecek konuların önemli,
zorunlu ve ivedi durumlar kapsamında düşünülemeyeceği” gerekçeleriyle
Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine
aykırı bularak oyçokluğu ile iptal etmiş; Sayın Haşim Kılıç iptali yönünde
oy kullanmış ve iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.
9)
06.04.2011 tarihli ve 6223 sayılı Yetki Kanununun iptali için Cumhuriyet
Halk Partisinin açtığı davada, AYM’nin 27.10.2011 tarihli ve E.2011/60,
K.2011/147 sayılı Kararı ile 14 üyenin oyunun 7’ye 7 çıkması nedeniyle
iptal isteminin reddi yönünde oy kullanan Mahkeme Başkanı Sayın Haşim
KILIÇ’ın kullandığı oyun üstün sayılmasından dolayı iptal istemi
reddedilmiştir.
Her
dosyanın kendi içinde değerlendirilmesi gerekeceği kural olmakla birlikte,
Sayın Haşim Kılıç’ın Yetki Yasaları konusunda 1993 yılından bu yana
istikrar kazanmış görüşünden ve bu görüşlerindeki, “sınırlarının geniş ve
belirsiz olması”, “yürütme organına, TBMM’ne ait bulunan yasama yetkisini
sınırsız biçimde kullanma olanağı ve yürütmeye yasama karşısında üstünlük
tanınması” “verilen yetkinin önemli, ivedi ve zorunlu durumları içerip
içermediğinin tespitine imkan vermemesi” gerekçelerinden dönerek iptal
isteminin reddi yönünde oy kullanması, kamuoyunda AKP’yi Anayasa Mahkemesi
Başkanının kurtarması şeklinde değerlendirilmiş ve bu değerlendirme Sayın
Haşim Kılıç’ın Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu davalarda yargıç
tarafsızlığı ile karar veremeyeceğine ilişkin yerleşen ciddi kuşkuları
pekiştirmiştir.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle, 30.03.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 59 uncu maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (d) bendinde yer alan, Başkan ve üyelerin istişari görüş ve
düşüncesini ifade etmiş olduğu dava ve işlere bakamayacaklarına ilişkin
kural ile 60 ıncı maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki, “Başkan ve üyeler
tarafsız hareket edemeyecekleri kanısını haklı kılan hâllerin olduğu
iddiası ile reddolunabilirler.” hükmüne dayanarak Anayasa Mahkemesi Başkanı
Sayın Haşim Kılıç hakkında reddi hakim talebinde bulunuyoruz.”
“…
GEREKÇELER
1)
11.10.2011 Tarihli ve 664 Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin Tümünün
ve Ayrı Ayrı Tüm Maddeleri ile Ekindeki Cetvel ve Listelerin Anayasaya
Aykırılığı
Anayasanın
Başlangıcının dördüncü fıkrasında, “Kuvvetler ayırımının, Devlet organları
arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetkilerinin
kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği
olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;” belirtildikten
sonra 2 nci maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında “hukuk devleti”
ilkesine yer verilmiş; 6 ncı maddesinde, hiç kimse ve hiçbir organın
kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı; 7 nci
maddesinde, Yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği; 8 inci maddesinde,
yürütme yetkisi ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından
Anayasa ve yasalara uygun olarak yerine getirileceği kuralları getirilmiş;
87 nci maddesinde, Bakanlar Kuruluna “belli konularda” KHK çıkarma yetkisi
verilmesi TBMM’nin görevleri arasında sayılmış; 91 inci maddesinin ikinci
fıkrasında ise, yetki kanununun, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin,
amacını, kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden
fazla kararname çıkarılıp çıkarılmayacağını göstereceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa
Mahkemesinin 05.10.2000 tarih ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı Kararında da
vurgulandığı üzere, Anayasanın 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerinin
birlikte değerlendirilmesi sonucunda, yasama yetkisinin genel ve asli bir
yetki olması, TBMM’ye ait bulunması ve devredilememesi karşısında KHK çıkarma
yetkisinin kendine özgü ve ayrık bir yetki olduğu anlaşılabilmektedir.
Dolayısıyla yetki yasalarının, yasama yetkisinin devri anlamına gelecek ya
da bu izlenimi doğuracak biçimde yaygınlaştırılıp genelleştirilmemesi
gerekir. KHK’ler ancak ivedilik gerektiren belli konularda, kısa süreli
yetki yasaları temel alınarak etkin önlemler ve zorunlu düzenlemeler için
yürürlüğe konulmak durumundadır.
Anayasanın
91 inci maddesinin Danışma Meclisi’nde görüşülmesi sırasında KHK
çıkarabilmesi için hükümete yetki verilmesinin nedeni, “... çok acele
hallerde hükümetin elinde uygulanacak bir seri kural olmadığı için, acele
olarak çıkarılıp ve hemen olayın üstüne gidilmesi gereken hallerde
çıkarılması için bu düzenleme getirilmiştir ...” biçiminde açıklanırken; Anayasa
Komisyonu Başkanınca da, “Kanun hükmünde kararname, yasama meclisinin acil
bir durumda, kanun yapmak için geçecek sürede çıkaracağı kanun ihtiyacı,
halledilmesi gereken meseleyi çözemeyeceğine; o zaman çok geç kalınacağı
endişesinden kaynaklanan bir müessesedir ve bu müessese bunun için kurulmuştur.”
denilerek aynı doğrultuda görüş bildirilmiştir.
Yetki
yasasında Bakanlar Kuruluna verilen yetkinin “amaç”, “kapsam” ve
“ilkeleri”nin belirlenmesinden amaç, bu yetki ile Bakanlar Kurulunun neleri
gerçekleştirebileceğinin açıklığa kavuşturulmasıdır. KHK’nin, amacı,
kapsamı ve ilkeleri de konusu gibi geniş içerikli, her yöne çekilebilecek,
yuvarlak ve genel anlatımlarla gösterilmemeli, değişik biçimlerde
yorumlamaya elverişli olmamalıdır. Verilen yetkinin konu, amaç, kapsam ve
ilkeler yönünden belirgin duruma getirilmesi, başka bir anlatımla
somutlaştırılması, yürürlüğe konulacak KHK’lerin yetki yasası kapsamı
içinde kalıp kalmadıklarının, 91 inci maddede belirlenen yasak alana girip
girmediklerinin, önemli, ivedi ve zorunlu bir durum için düzenlenip
düzenlenmediklerinin saptanabilmesi yönünden gereklidir.
Anayasa
Mahkemesinin 1990’lardan bu yana verdiği kararlarda, TBMM’nin Bakanlar
Kuruluna KHK çıkarma yetkisi vermesi için, “ivedilik, “zorunluluk” ve “önemlilik”
gibi üç koşulun birlikte bulunması gerekeceğine yönelik içtihat oluşturduğu
gözlenmektedir (06.02.1990 günlü ve E.1988/62, K.1990/3). Yüksek Mahkeme,
16.10.1993 günlü ve E.1993/26, K.1993/28 sayılı kararında ise, “KHK’lar,
ancak ivedilik isteyen belli konularda, kısa süreli yetki yasaları temel
alınarak etkin önlemler ve zorunlu düzenlemeler için yürürlüğe konur.”
demiştir. İvedilik koşulu ile etkin önlemler ve zorunlu düzenlemeleri
taşımayan hususlarda KHK çıkarma yetkisi verilmesinin yasama yetkisinin
devri anlamına geleceği açıktır.
Nitekim;
1990 yılından bu yana, Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi veren 9 adet
yetki yasasının iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvurulardan,
sonuncusu olan 6223 sayılı Yetki Yasası hariç, 06.06.1991 günlü ve 3755
sayılı, 24.06.1993 günlü ve 3911 sayılı, 18.05.1994 günlü ve 3990 sayılı,
31.05.1995 günlü ve 4109 sayılı, 08.06.1995 günlü ve 4113 sayılı 31.08.1996
günlü ve 4183 sayılı, 29.06.2000 günlü ve 4588 sayılı, 21.12.2000 günlü ve
4615 sayılı Yetki Yasaları; Anayasa Mahkemesinin sırasıyla 12.12.1991 günlü
ve E.1991/27, K.1991/50 sayılı; 16.09.1993 tarihli ve E.1993/6, K.1993/28
sayılı; 05.07.1994 tarihli ve K.1994/44-2 sayılı; 04.07.1995 günlü ve
E.1995/35, K.1995/26 sayılı; 19.09.1995 tarihli ve E.1995/39, K.1995/45
sayılı; 02.10.1996 günlü ve E.1996/61, K.1996/35 sayılı; 05.10.2000 tarihli
ve E.2000/45, K.2000/27, 20.03.2001 günlü ve E.2001/9, K.2001/56 sayılı
kararları ile iptal edilmiştir.
Yüksek
Mahkemenin anılan 05.10.2000 tarih ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı
Kararında;
“Anayasanın
87 nci maddesine göre, ancak, belli konularda KHK çıkarma yetkisi verilmesi
gerekirken dava konusu Yasa’yla her konuyu kapsayacak biçimde genel bir
yetki verilmiştir. Bakanlar Kurulu, ayrık tutulan iki kurum dışında tüm
kamu kurum ve kuruluşlarını yeniden örgütleyebilecek, bunların görev ve
yetkilerini yeniden düzenleyebilecek, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin
ücret, aylık, disiplin ve cezaları ile emeklileri hakkında kanun ve
KHK’lerde değişiklik yapabilecek, Devletin gelirleri ve harcamalarına
ilişkin tüm mevzuatı ‘kamu malî yönetimi’ kavramı içinde değerlendirerek
yeni kurallar getirebilecektir. Sınırları geniş ve belirsiz konularda
düzenleme yapmak üzere Bakanlar Kurulu’na KHK çıkarma yetkisi verilmesi,
Anayasanın 87 nci maddesinde belirtilen ‘belli konu’larda verilen yetki
olarak değerlendirilemez.
Öte
yandan, yasa, Anayasanın 91 inci maddesinde belirtilen öğeleri de
içermemektedir. Yasa’nın 1 inci maddesinde çıkarılacak KHK’lerin “kapsam”
ve konusu içiçe girmiş, kapsamının çok geniş ve sınırsız olması nedeniyle
de verilen yetkinin 91 inci maddede öngörülen yasak alana girip
girmediğinin denetimi olanaksız hale gelmiştir. Konu ve kapsamdaki bu
sınırsızlık ve belirsizlik, TBMM’ne ait olan yasama yetkisinin yürütme
organına devri anlamına gelir. Amaç, konu, ilke ve kapsamla ilgili
sınırların belirli olması gerekirken bunlara uyulmadan KHK çıkarma yetkisi
verilmesi Anayasanın 7 nci maddesine aykırılık oluşturur.
Yasa’nın 2
nci maddesinde, Bakanlar Kuruluna verilen yetkinin ivedi ve zorunlu
hallerde kullanılması gerektiği belirtilmiştir. Yetkinin “önemli, ivedi ve
zorunlu” durumlarla sınırlandırılması, dava konusu Yetki Yasası’nda olduğu
gibi bunun takdirinin Bakanlar Kuruluna bırakılmasıyla değil, amacın,
kapsamın ve konunun içeriği yönünden ivedi ve zorunlu olduğunun yasakoyucu
tarafından saptanmasıyla olanaklıdır. Niteliği itibariyle uzun süreli ve
çok yönlü çalışmayı gerektiren düzenlemeler ivedi ve zorunlu olarak
nitelendirilemez. Dava konusu Yasa’nın amaç ve kapsamındaki genişlik ve
sınırsızlık, verilen yetkinin önemli, ivedi ve zorunlu durumları içerip
içermediğinin tespitine imkan vermemektedir.
Açıklanan
nedenlerle Yetki Yasası’nın 1 inci maddesiyle 2 nci maddesinin birinci
fıkrası Anayasanın Başlangıç’ının dördüncü paragrafı ile 2 nci, 7 nci, 87
nci ve 91 inci maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.”
denilmiştir.
6223
sayılı Yetki Yasasının “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesinin (1)
numaralı fıkrasının,
(a)
bendinde, “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden
belirlenerek;” denildikten sonra; (1) numaralı alt bendinde, mevcut
bakanlıkların birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar
kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla
hiyerarşik ilişkilerine; (2) numaralı alt bendinde, mevcut bağlı, ilgili ve
ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya
bunların mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde
hizmet birimi olarak yeniden düzenlenmesine; (3) numaralı alt bendinde,
mevcut bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev,
yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında
teşkilatlanma esaslarına;
(b)
bendinde ise, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar,
işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında
etkinliği artırmak üzere, bunların atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme,
terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve
esaslarına; “ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar
Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermektir.” gibi belirsiz
ve sınırsız ifadelere yer verilerek Yetki Yasasının amacı ortaya konmak
istenmiştir.
Aynı
maddenin (2) numaralı fıkrasında ise, Yetki Yasasının kapsamına ilişkin
olarak, “Bu Kanuna göre çıkarılacak kanun hükmünde kararnameler;” denilip,
(a)
bendinde, “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden
belirlenmesine ilişkin olarak;” ifadesinden sonra, 19 alt bent halinde 19
yasa ve KHK sayılmış ve (20) numaralı alt bendinde, “Diğer kanun ve kanun
hükmünde kararnamelerin görev, yetki, merkez, taşra ve yurt dışında
teşkilatlanma esasları, kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların
bağlılık ve ilgilerine ilişkin hükümlerinde, (…) yapılacak değişiklik ve
yeni düzenlemeleri kapsar.” denilerek adeta teşkilatlanmaya ilişkin tüm
yasa ve yasa gücünde kararnameler kapsama alınmak istenmiş;
(b)
bendinde ise, “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler,
sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil,
görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk
edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak;” denildikten sonra 6 alt bent
halinde 5 yasa ve 1 KHK sayılmış ve (7) numaralı alt bendinde ise, “Diğer
kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar, işçiler, sözleşmeli
personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirme,
seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve
esaslarına ilişkin hükümlerinde” ifadesiyle de neredeyse tüm kamu personeli
hakkında Bakanlar Kuruluna her türlü düzenlemede bulunma yetkisi verilmesi
hedeflenmiştir.
Oysa yetki
yasalarının, Anayasanın belirlediği ögeleri belli bir içeriğe kavuşturarak
somutlaştırması ve verilen yetkiyi hiçbir tartışmaya yol açmayacak
açıklıkta belirleyerek Bakanlar Kurulu’na çerçeveyi çizmesi ve niteliği
itibariyle uzun süreli ve çok yönlü çalışmayı gerektiren düzenlemeleri
kapsamaması gerekmektedir.
Çünkü,
Yetki Yasası’nda Bakanlar Kurulu’na verilen yetkinin “amaç”, “kapsam” ve
“ilkeleri”nin belirlenmesinden amaç, bu yetki ile Bakanlar Kurulu’nun
neleri gerçekleştirebileceğinin açıklığa kavuşturulmasıdır. Ancak, 6223
sayılı Yetki Yasasının, amacı, kapsamı ve ilkeleri de konusu gibi geniş
içerikli, her yöne çekilebilecek, yuvarlak ve genel anlatımlarla
geçiştirilerek, her okuyanın değişik şekillerde yorumlamasına açık hale
getirilmiştir. Verilen yetkinin konu, amaç, kapsam ve ilkeler yönünden
belirgin duruma getirilmesi, başka bir anlatımla somutlaştırılması,
yürürlüğe konulacak KHK’lerin yetki yasası kapsamı içinde kalıp
kalmadıklarının, 91 inci maddede belirlenen yasak alana girip
girmediklerinin, önemli, ivedi ve zorunlu bir durum için düzenlenip
düzenlenmediklerinin saptanabilmesi yönünden gereklidir.
Herhangi
bir yetki yasasının Anayasaya aykırı olmaması için Anayasadaki öge ve
ölçütlere, Anayasa Mahkemesi kararları ile getirilen yorumlara uygun olması
gerekir. Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesi kararlarda
açıklanan gerekçelerin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılar.
Tüm
bunlara ve kanun hükmünde kararnamenin, 12 Mart 1971 Askeri Müdahalesinden
sonra 20.09.1971 tarihli ve 1488 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle
Anayasanın 64 üncü maddesine girdiğinden bu güne kadarki Anayasa
Mahkemesinin yerleşik içtihadına rağmen; 06.04.2011 tarihli ve 6223 sayılı
“Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini
Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri
ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu”nun iptali için
Cumhuriyet Halk Partisinin açtığı iptal davası sonucunda 6223 sayılı Yetki
Yasası, AYM’nin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı Kararı ile
14 üyenin oyunun 7’ye 7 çıkması nedeniyle, bu güne kadar istikrar kazanmış
görüşünün aksine iptal isteminin reddi yönünde oy kullanan ve bu Dava
Dilekçesinin “Hakimin Reddi Talebi” bölümünde belirtilen nedenlerle reddi
hakim talebinde bulunulan Mahkeme Başkanı Sayın Haşim KILIÇ’ın kullandığı
oydan dolayı iptal istemi OY ÇOKLUĞU ile reddedilmiştir.
Anayasa
Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı (Başkanın
oyundan dolayı 6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1) numaralı
fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Kararına göre;
“… 6223 sayılı
Kanunun iki konuda Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi verdiği
görülmektedir:
Bunlardan
birincisi özetle “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının
yeniden belirlenmesi”dir. Bu çerçevede gerekli görülmesi halinde yeni
bakanlıklar kurulması, var olan bakanlıkların birleştirilmesi, bakanlıkların
bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesi için KHK
çıkarma yetkisi verilmiştir.
İkincisi
ise “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler,
sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil,
görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk
edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak değişiklikler ve yeni
düzenlemeler” yapılması için KHK çıkarma yetkisi verilmiştir.
Yetki
kanunu, çıkarılacak KHK’lerin konusunu ve kapsamını bu şekilde belirleyip
sınırlandırmıştır. Yetki yasalarında, çıkarılması için izin verilen
KHK’lerin konusunun belirlenmiş olması gerekmektedir. Bununla birlikte
belirlenen bu konunun mutlaka dar kapsamlı olması gerektiği yönünde
Anayasada herhangi bir kural bulunmamaktadır. Kaldı ki, yetki kanunlarında
KHK’lerle düzenlenmesi için yetki verilen konunun kapsamının sınırlı mı
yoksa geniş mi olduğu şeklindeki bir irdelemenin, sübjektif
değerlendirmeleri ortaya çıkaracağı hususu, izahı gerektirmeyecek derecede
açıktır. Ayrıca, konu ve kapsamın belirlenmiş olduğunun söylenebilmesi
için, hangi yasalarda değişiklik yapılacağının yetki kanununda mutlaka
sayma yoluyla gösterilmesi de şart değildir. Bu nedenle, dava konusu yasa
kurallarında, bir kısım kanunların isimleri sıralandıktan sonra belirlenen
bu iki konuyla ilgili “diğer kanun ve kanun hükmünde kararnameler”de de
değişiklik yapılabileceğinin ifade edilmiş olması, konunun belirli olmadığı
iddiasına dayanak teşkil edebilecek bir husus değildir. Zira konu ve
kapsamın belirtilmiş olması kaydıyla, belirlenen bu konu ve kapsamın
sınırları içine hangi yasa ya da KHK’lerin girdiğinin yetki yasasında sayma
yoluyla gösterilmesi şart değildir. Bu husus 1961 ve 1982 Anayasalarının
konuyla ilgili düzenlemelerinin karşılaştırılmasından da açıkça anlaşılmaktadır.
Şöyle ki, 1961 Anayasasının konuyla ilgili 64 üncü maddesinde “Yetki veren
kanunda … yürürlükten kaldırılacak kanun hükümlerinin açıkça gösterilmesi”
şartı aranmışken, 1982 Anayasasının 91 inci maddesinde böyle bir şarta yer
verilmemiştir. Yürürlükten kaldırılacak kanun hükümlerinin yetki yasasında
açıkça gösterilmesi şart olmadığına göre, hangi kanunlarda ya da KHK’lerde
değişiklik yapılacağının yetki kanununda sayma yoluyla gösterilmesi de şart
değildir.
(…)
Bir başka
anayasaya aykırılık iddiası ise, yetki yasası ve buna bağlı olarak KHK’ler
çıkarılmasını gerektiren acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durumun
bulunmadığına ilişkindir. Dava konusu yetki yasasıyla çıkarılması için izin
verilen KHK’ler olağan kanun hükmünde kararnamelerdir. Bu tür KHK’lerin
çıkarılabilmesi için acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durumun olması
gerektiğine dair Anayasada herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Bu
itibarla, yetki kanunlarının ve KHK’lerin anayasaya uygunluğunun
incelenmesinde Anayasada öngörülmeyen yeni şartlar ihdas edilmesi mümkün
olmadığı gibi, neyin “önemli”, “ivedi” ve “zorunlu” olduğuna anayasaya
uygunluk denetimi yapan yargı organının karar vermesi de bu organın
işlevine uygun değildir. Ayrıca bu kavramların sübjektif nitelik taşıdığı
ve göreceli olduğu da açıktır. Bu nedenle, yetki yasası ve buna bağlı
olarak KHK çıkarılmasını gerektiren acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir
durumun olup olmadığının incelenmesi, Anayasada öngörülen çerçevenin dışına
taşacak ölçüde bir denetim yapılması anlamına gelebilecektir. Oysa yetki
yasaları üzerindeki denetimin, Anayasada öngörülen çerçevenin sınırları
içinde kalması gerekir. Bu nedenle, KHK çıkarılması için yetki verilen konunun
acil, ivedi, önemli ve zorunlu olup olmadığının incelenmesine gerek
görülmemiştir.”
Bu dava
dilekçesinde Yüksek Mahkemenin iki farklı kararından uzun alıntı
yapılmıştır. Bunlardan birincisi 05.10.2000 tarih ve E.2000/45, K.2000/27
sayılı kararı, diğeri ise 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı
kararıdır.
İki karar
arasındaki farklılıklar üzerine çok şey söylenebilir; söylenecektir. Özeti,
Anayasa Mahkemesinin geçmişini inkâr ettiği ve çağdaş demokrasiyi
yüceltmenin erdemine artık nefesinin yetmediğidir.
Anayasa
Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı Kararındaki
(6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre
çoğunluk sayılan) Görüşe göre;
6223
sayılı Yasanın kapsamına;
Birincisi,
“‘Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden
belirlenmesi’ ve bu çerçevede gerekli görülmesi halinde yeni bakanlıklar
kurulması, var olan bakanlıkların birleştirilmesi, bakanlıkların bağlı,
ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesi” için Yetki
Yasasında tek tek sayılan 19 adet kanun ve kanun hükmünde kararname ile bu
konuyla ilgili diğer kanun ve kanun hükmünde kararnameler;
İkincisi
ise, ‘Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler,
sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil,
görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk
edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak değişiklikler ve yeni
düzenlemeler’ yapılması için” Yetki Yasasında sayılan 6 adet kanun ve kanun
hükmünde kararnamelerle bu konuyla ilgili diğer kanun ve kanun hükmünde
kararnameler;
girmektedir.
Başka bir
anlatımla, kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımını ve
dolayısıyla teşkilat yasalarını konu alan bütün yasa ve yasa gücünde
kararnameler ile kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar,
işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil,
görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk
edilme usul ve esaslarını konu alan tüm personel kanunları ile kanun
hükmünde kararnameler, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamındadır ve
dolayısıyla teşkilat ve personeli konu alan tüm yasa ve yasa gücünde
kararnamelerin Yetki Kanununun kapsamında olması, Anayasanın 87 nci
maddesine göre “Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname
çıkarma yetkisi vermek” anlamına geldiği gibi kapsamı da belirli olduğu
için Anayasanın 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırılık
oluşturmamaktadır.
Bu yorum,
“Kamu hizmetlerinin kapsamı ile kamu hizmetlerini yürütecek her türlü kamu
kurum ve kuruluşunun teşkilatı ile görev ve yetkilerini; bağlılık,
ilgililik ve ilişkililik ilişkilerini; hizmet üretme süreçlerini; memurlar,
işçiler, sözleşmeli personel ve diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil,
görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk
edilme usul ve esasları ile mali, sosyal ve diğer her türlü özlük hakları
ile sorumluluklarını; kamu hizmetlerinin finansman biçimleri ile harcama
usul ve esaslarını yeniden belirlemek amacıyla yürürlükte bulunan tüm kanun
ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik ve yeni düzenlemeler yapmak
üzere Bakanlar Kuruluna yetki vermektir.” şeklindeki bir yetki yasasının da
konusu ve kapsamı -6223 sayılı Yetki Yasasından daha da- belirgin, kısa, öz
ve anlaşılabilir olduğundan, Anayasaya daha da uygun olacağı anlamına
gelmektedir.
Bu yoruma,
Anayasanın 91 inci maddesinin Danışma Meclisi’nde görüşülmesi sırasında KHK
çıkarabilmesi için hükümete yetki verilmesi nedeninin, “... çok acele
hallerde hükümetin elinde uygulanacak bir seri kural olmadığı için, acele
olarak çıkarılıp ve hemen olayın üstüne gidilmesi gereken hallerde
çıkarılması için bu düzenleme getirilmiştir ...” biçiminde açıklanması ile
Anayasa Komisyonu Başkanının da, “Kanun hükmünde kararname, yasama
meclisinin acil bir durumda, kanun yapmak için geçecek sürede çıkaracağı
kanun ihtiyacı, halledilmesi gereken meseleyi çözemeyeceğine; o zaman çok
geç kalınacağı endişesinden kaynaklanan bir müessesedir ve bu müessese
bunun için kurulmuştur.” biçiminde görüş bildirmesini de görmezden gelip,
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarını da yok sayarak, “KHK
çıkarılabilmesi için acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durumun olması
gerektiğine dair Anayasada her hangi bir düzenleme yer almamaktadır.”
saptamasını da eklersek;
Seçimler
yapıldıktan sonra Bakanlar Kurulunun hazırladığı yetki yasası tasarısına
TBMM’nin yetki vermesini sağladıktan sonra -75’şer günlük bütçe süreci
hariç- bir sonraki genel seçimler sonuçlanıp TBMM açılana kadar TBMM’yi kapatmak;
acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durum olmadığı sürece de TBMM’yi
toplantıya çağırmamak gerekecektir.
Anayasa
Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı Kararındaki
(6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre
çoğunluk sayılan) Görüş, net bir biçimde bunu söylemektedir.
Bu görüş,
Anayasanın Başlangıcı ile Birinci Kısmında kurulan Türkiye Cumhuriyetini
değil, bambaşka bir devleti tanımlamakta; tanımlanana ne dendiği de herkes
tarafından bilinmektedir.
Bakanlar
Kurulu tarafından 6223 sayılı Yetki Yasasına dayanılarak 35 adet KHK
çıkarılmış; bir tanesi yürürlükten kaldırıldığı için geriye yürürlükte 34
adet KHK kalmıştır.
Öyle ki,
söz konusu KHK’lerin içeriğine girmeden isimlerinden de anlaşılacağı üzere,
KHK’lerden bazıları daha bir ay yürürlükte kalmadan değişikliğe uğramıştır.
Bakanlar
Kurulunun ülkemize yaşattığı kelimenin tam anlamıyla bir tür “yap-boz
oyunu”dur. Yap-boz oyunu olmadığını hiç kimse ileri süremez. Ancak, yap-boz
oyunları, okul öncesi çocukların eğlenerek öğrenmelerini sağlamak için
geliştirilen oyunlardır. Yap-boz oyunları ile okul öncesi çocukların,
anlamsız parçaları zihinsel çaba göstererek anlamlı bütünlere
dönüştürmeleri ve dolayısıyla zihinlerinde kurguladıkları bütüne ulaşabilmeleri
için de her defasında yeniden deneyerek düşünme ve çözüm yolları üretme
yetilerini geliştirmeleri amaçlanmaktadır.
Bakanlar
Kurulu ise, 6223 sayılı Yasayla aldığı yetkiye dayanarak, yap-boz oyununu
Türkiye’nin hukuk sistemi üzerinde oynamaktadır. Kamu hizmeti yürütmekle
görevli kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat yapıları, kamu hizmeti üretme
usul ve esasları, personel sistemi ve hizmet üretme süreçleri altüst
edilmiştir. Yapılan düzenlemelerde 3046 sayılı Kanuna dahi uyulmamaktadır.
Bakanlar Kurulu uzun süreli ve çok yönlü çalışmayı gerektiren alanlarda
hiçbir hazırlığa dayalı olmadan kural koymakta, daha koyduğu kuralı
uygulama ve sonuçlarını izleme ve değerlendirme aşamalarına geçmeden
değiştirmekte; durmamakta, değiştirdiğini de değiştirmektedir. Hatta bu
değişiklikleri 657 ve 662 sayılı KHK’lerde örneğine yer verildiği üzere
aynı gün görevlerini düzenlediği kurumu, aynı gün kapatmaya
vardırabilmektedir. Hiçbir hukuksal öngörülebilirlik olmadığı için de
değiştirdiği değişikliği değiştirdiğinin üzerinde yarın başka bir
değişikliğe gitmeyeceği de belirsizliğini korumaktadır.
Bakanlar
Kurulunun hukuksal öngörülebilirliği ortadan kaldırması ve hukuksal
belirsizlik yaratarak hukuk devleti ilkesine aykırı uygulamalar içine
girmesini sağlayan ise, Anayasanın 7 nci maddesiyle Türk Milleti adına
TBMM’ye verilen devredilemez nitelikteki yasama yetkisini kullanıyor
olmaktan kaynaklanmaktadır.
Parlamento,
Fransızca “parler”, İtalyanca “parlare” yani “konuşmak” mastarlarından
türetilmiş bir sözcüktür ve “konuşulan yer” anlamına gelmektedir.
Demokrasilerde yasalar, uzun süreli ve çok yönlü araştırma, inceleme ve
değerlendirmelere dayalı olarak ihtiyaçları ve çözüm yollarını tespitten
sonra parlamentoların komisyon ve alt komisyonları ile genel kurulunda
konuşularak, tartışılarak ve ilgili kurum ve kuruluşlar ile etkilenen
toplumsal kesimlerin ve bunların temsilcisi örgütlerin görüşleri alınıp
üzerinde asgari mutabakat sağlanmaya çalışılarak yasalaşmaktadır.
Demokratik devletin ve çağdaş demokrasinin özü budur.
Varlığını
Anayasaya borçlu olan Anayasa Mahkemesinin bu yalın gerçeği görmezden
gelerek tüm teşkilat ve personel yasalarının parlamenter süreç dışında
yapılmasını, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci, 11
inci, 87 nci ve 91 inci maddelerine rağmen teşvik etmesinin, hukuksal
hiçbir gerekçesi yoktur; olamaz.
Kaldı ki,
Anayasa yasama yetkisini Türk Milleti adına TBMM’ye vermiş ve bu yetkiye
-Anayasanın 91 inci maddesindeki ayrık ve spesifik durum hariç-
devredilmezlik atfetmiştir. Anayasa Mahkemesinin 91 inci maddeye ilişkin
Danışma Meclisinde ileri sürülen görüşler ile Anayasanın Başlangıcı ve
Birinci Kısmında kurulan demokratik parlamenter sistemin niteliğinden
hareketle öngördüğü ve içtihat haline getirdiği “ivedilik”, “zorunluluk” ve
“önemlilik” gibi üç koşulun birlikte bulunması şartının gerçekleşmediği
alanlarda 6223 sayılı Yasayla Bakanlar Kuruluna konu ve kapsamı sınırsız ve
belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi ve Bakanlar Kurulunun da bu
yetkiyi “yap-boz oyunu” oynar gibi kullanması, kuvvetler ayrılığı ilkesine
dayanan parlamenter demokratik sisteme karşı girişilmiş örtülü bir yürütme
organı darbesidir. Bu örtülü darbenin siyasal iktidarın yasama organındaki
sayısal üstünlüğüne dayalı olarak yasama organının bilgisi ve ilgisi
dahilinde yapılıyor olması, yapılanın Anayasanın özü ve sözüyle bağdaşmayan
siyasal bir darbe olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Bunun en
açık, bariz ve doğrudan örneklerine Yüce Mahkemeye açılan iptal davalarında
yer verilmişti. 664 sayılı KHK de bunlardan birini oluşturmaktadır.
11.10.2011
tarihli ve 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat
ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 11.08.1983 tarihli ve
2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununun, 666
sayılı KHK’nin 28 inci maddesinin birinci fıkrası ile değiştirilen 97 nci
maddesi, 101 inci maddesinin birinci fıkrası ile 103 üncü ve 104 üncü
maddeleri dışındaki hükümleri yürürlükten kaldırılmakta ve Anayasadaki
bağlayıcı kurallarla bağdaşmayan bambaşka bir Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu kurulmaktadır.
Bilindiği
üzere yasaların lafzi yorumunda dahi kısım, bölüm, madde, fıkra, bent, alt
bent silsilesi ve bütünlüğü büyük bir önem taşımaktadır. Bir alt bendin
ilgili olduğu bent, bendin ilgili olduğu fıkra, fıkranın ilgili olduğu
madde, maddenin ilgili olduğu bölüm, bölümün ilgili olduğu kısım bağlamında
değerlendirilmesi genel kuraldır.
6223
sayılı Yetki Yasasının kapsamı, 1 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasında,
“Bu Kanuna göre çıkarılacak kanun hükmünde kararnameler; (a) Kamu
hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine
ilişkin olarak; (1) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununda, (…) (19) 25/3/1997 tarihli ve 571 sayılı Özürlüler İdaresi
Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede, (20)
Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin görev, yetki, merkez, taşra ve
yurt dışında teşkilatlanma esasları, kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili
kuruluşların bağlılık ve ilişkilerine ilişkin hükümlerinde, (…) yapılacak
değişiklik ve düzenlemeleri kapsar.” şeklinde hüküm altına alınmış; (b)
bendinde ise, “Kamu Kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar,
işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil,
görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk
edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak; (1) 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununda, (…) (7) Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar,
işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil,
görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk
edilme usul ve esaslarına ilişkin hükümlerinde, yapılacak değişiklik ve
yeni düzenlemeleri kapsar.” denilmiştir.
Yasanın 1
inci maddesinin gerekçesinde de aynen, “Kanunun amacını ve kapsamını
belirleyen bu maddede, kamu hizmetlerinin düzenli, hızlı ve etkin bir
şekilde yürütülmesini sağlamak üzere, kamu hizmetlerinin bakanlıklar
arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi ve kamu kurum ve kuruluşlarında
istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu
görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere, bunların atanma,
nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve
emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin konularda düzenlemelerde
bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi
verilmektedir.” ifadelerine yer verilmiştir.
Oysa, 664
sayılı KHK ile değişiklik ve ek düzenlemeler yapılarak yürürlükten kaldırılan
11.08.1983 tarihli ve 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu Kanunu 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamına ilişkin 1 inci
maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde sayılan 19 adet yasa ve
yasa gücünde kararname ile (b) bendinde sayılan 6 adet yasa ve yasa gücünde
kararnameler arasında sayılmamıştır.
Öte
yandan, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamına ilişkin 1 inci maddesinin (2)
numaralı fıkrasının (a) bendinde sayılan 19 adet yasa ve yasa gücünde
kararname ile (b) bendinde sayılan 6 adet yasa ve yasa gücünde kararname
arasında sayılmayan 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Kanunu 6223 sayılı Yetki Yasasının “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci
maddesinin kapsama ilişkin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinin (20) numaralı
alt bendinde yer alan, “Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin görev,
yetki, merkez, taşra ve yurt dışında teşkilatlanma esasları, kadrolar,
bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerine ilişkin
hükümlerinde,” ifadesi ile (b) bendinin (7) numaralı alt bendinde yer alan
“Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar, işçiler, sözleşmeli
personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme,
seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve
esaslarına ilişkin hükümlerinde,” ifadesi kapsamı içinde oldukları da ileri
sürülemez. Çünkü, (20) ve (7) numaralı alt bentler içinde
değerlendirilebileceği ileri sürülür ise bu durum, (20) numaralı alt
bentten önce sayılan 19 alt bendin ve (7) numaralı alt betten önce sayılan
(6) alt bendin boşu boşuna sayıldıkları anlamına gelir ki, yasakoyucuyu boş
işlerle uğraşan bir angarya merkezi değildir. Yasakoyucunun kapsamı geniş
tutmak için bu yolu seçtiği ileri sürülüyor ise, 25 yasayı sayan yasakoyucunun,
eğer kapsama almak istiyor ise örneğin 2500 yasayı da sayabileceğini ve
saymasının önünde de hiçbir engelin bulunmadığını kabul etmek gerekir.
Diğer yandan, bu değerlendirme kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin olsun
olmasın -2919 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği
Teşkilat Kanunu, 30.03.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 26.04.1961 tarihli ve 298
sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun,
05.05.1983 tarihli ve 2821 sayılı Sendikalar Kanunu vb. dahil- tüm teşkilat
ve usul kanunları ile KHK’lerin, (20) numaralı alt bendin; personele
ilişkin hükümler taşıyan tüm kanun ve KHK’lerin ise (7) numaralı alt bendin
kapsamı içinde olduğu gibi Anayasanın Başlangıcı ile Birinci Kısmında
kurulan Türkiye Cumhuriyetinin temel nitelik ve özellikleriyle bağdaşmayan
bir iddia olmaktan öteye geçemez.
Çünkü, bu
durumda yasakoyucunun (1)’den (19)’a kadar 19 adet ve (1)’den (6)’ya kadar
6 adet yasa ve yasa gücünde kararnameyi saymak yerine, doğrudan, “Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yürürlüğe girecek kanun ve kanun
hükmünde kararnameler de dahil olmak üzere tüm kanun ve kanun hükmünde
kararnamelerin görev, yetki, merkez, taşra ve yurt dışında teşkilatlanma
esasları, kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve
ilgilerine ilişkin hükümlerinde,” ile “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten sonra yürürlüğe girecek kanun ve kanun hükmünde kararnameler de
dahil olmak üzere tüm kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar,
işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil,
görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk
edilme usul ve esaslarına ilişkin hükümlerinde,” demesi ve böylece söz
konusu müneccimliği de içeren iddiaya hukuki bir taban oluşturması
gerekirdi.
6223
sayılı Yetki Yasasının yürürlüğe girişinden sonra yürürlüğe girecek kanun
ve KHK’ler de dahil tüm yasa ve yasa gücünde kararnameleri kapsamına alan
bir düzenleme nasıl ki, Anayasanın 91 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki,
yetki kanununun çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin amacını, kapsamını
ve ilkelerini göstereceği kuralı ile Başlangıcının dördüncü fıkrası, 2 nci
maddesi ve yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve
devredilemeyeceğine ilişkin 7 nci maddesi karşısında Anayasal koruma
göremeyecek ise, aynı anlama gelen bir yorumun da aynı gerekçelerle koruma
göremeyeceği açıktır.
Çünkü,
Yetki Yasası’nda Bakanlar Kurulu’na verilen yetkinin “amaç”, “kapsam” ve
“ilkeleri”nin belirlenmesinden amaç, Yetki Yasası’nın Anayasanın
belirlediği ögeleri belli bir içeriğe kavuşturarak somutlaştırması, verilen
yetkiyi hiçbir tartışmaya yol açmayacak açıklıkta belirlemesi ve dolayısı
ile söz konusu istisnai yetki ile Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olan
yasama yetkisi kapsamında Bakanlar Kurulu’nun neleri
gerçekleştirebileceğinin açıklığa kavuşturulmasıdır.
Yürürlüğe
girecek olanlar da dahil tüm teşkilat, personel ve usul yasalarına ilişkin
düzenleme yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilmesi, hiç tartışma yoktur ki
yasama yetkisinin devridir. Aksine bir düşünce, TBMM’nin ve dolayısıyla
kuvvetler ayrılığına dayalı demokratik rejimin varlığının ve gerekliliğinin
tartışmaya açılarak inkarı kadar, Anayasa Mahkemesinin varlığının ve
gerekliliğinin de tartışmaya açılarak inkarı anlamına gelir.
Kaldı ki,
Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı
(Başkanın oyundan dolayı 6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1)
numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Kararında;
“… 6223
sayılı Kanunun iki konuda Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi verdiği
görülmektedir:
Bunlardan
birincisi özetle “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının
yeniden belirlenmesi”dir. Bu çerçevede gerekli görülmesi halinde yeni
bakanlıklar kurulması, var olan bakanlıkların birleştirilmesi, bakanlıkların
bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesi için KHK
çıkarma yetkisi verilmiştir.
İkincisi
ise “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler,
sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil,
görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk
edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak değişiklikler ve yeni
düzenlemeler” yapılması için KHK çıkarma yetkisi verilmiştir.
Yetki
kanunu, çıkarılacak KHK’lerin konusunu ve kapsamını bu şekilde belirleyip
sınırlandırmıştır.” denildiğine;
2876
sayılı Kanun, bakanlık teşkilat kanunu olmadığı gibi, 664 sayılı KHK ile
2876 sayılı Kanunda yapılan değişiklik ve yeni düzenlemeler de “kamu
hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine”,
“yeni bakanlık kurulmasına”, “var olan bakanlıkların birleştirilmesine”,
“bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesine”
ilişkin olmadığına göre;
664 sayılı
KHK ile yapılan düzenlemeler, Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve
E.2011/60, K.2011/147 sayılı (Başkanın oyundan dolayı 6216 sayılı Kanunun
65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Kararına
göre de, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında değildir.
Bakanlar
Kurulunun 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında olmayan alanlarda hukuksal
tasarruflara girişerek yasal düzenlemelerde bulunması, Anayasanın
Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci
maddelerindeki kurallarla bağdaşmamaktadır.
Diğer
yandan, 2876 sayılı Kanun 1983 yılından bu yana yürürlüktedir. Yürürlüğe
girdiği tarihten, bu yana 24.06.1993 tarihli ve 3911 sayılı Yetki Yasasına
dayanılarak çıkarılan 26.08.1993 tarihli ve 519 sayılı KHK ile yapılan
değişiklikler dışında bir değişikliğe de uğramamıştır. 519 sayılı KHK ile
yapılan değişiklikler de, 3911 sayılı Yetki Yasasının Anayasa Mahkemesinin
16.09.1993 gün ve E.1993/26, K.1993/28 sayılı Kararıyla iptal edilmesi
sonrasında açılan iptal davası sonucu Anayasa Mahkemesinin 25.11.1993 gün
ve E.1993/51, K.1993/53 sayılı Kararı ile iptal edildiğinden yürürlükten
kalkmıştır. Bu bağlamda, 1993 yılında iptal edilen düzenlemeler için dahi
1993 yılından bu yana 9 yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı dahil 18
yıl yasal düzenleme yapılmaz iken; 664 sayılı KHK’nin Bakanlar Kurulunca
kabul edildiği 11.10.2011 tarihinde, o gün, hemen ve aniden
değiştirilmezler ise kamu hizmeti ve faaliyetlerin, bundan şu ya da bu şekilde
olumsuz etkileneceği, “ivedilik, “zorunluluk” ve “önemlilik” durumunun söz
konusu olduğu ileri sürülemez. Bu bağlamda iptali istenen 664 sayılı
KHK’nin iptali istenen tüm madde ve ekleri, Anayasanın 91 inci maddesine bu
açıdan da aykırıdır.
Yukarıda
ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, 11.10.2011 tarihli ve 664 sayılı
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin tümü ve ayrı ayrı tüm maddeleri ile ekindeki
Cetvel ve Listeler, Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7
nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
2) 664
Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 3 üncü Maddesinin Anayasaya Aykırılığı
Anayasanın;
Başlangıcında,
“Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez
bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz
önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve
O’nun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda;
(…)
Hiçbir
faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle
bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk
Milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında koruma
göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının,
Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;
(…)
FİKİR,
İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak
sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,
TÜRK
MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet
sevgisine emanet ve tevdi olunur.” denilmiş;
Cumhuriyetin
nitelikleri başlıklı 2 nci maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzurunu,
milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” ilkelerine yer verilmiş;
134 üncü
maddesi ise, “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk
kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak,
tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla; Atatürk’ün manevi himayelerinde,
Cumhurbaşkanının gözetimin ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı; Atatürk
Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür
Merkezinden oluşan, kamu tüzelkişiliğine sahip ‘Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumu’ kurulur.
Türk Dil
Kurumu ile Türk Tarih Kurumu için Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirtilen
malî menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilir.
Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun; kuruluşu, organları, çalışma
usulleri ve özlük işleri ile kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki yetkileri
kanunla düzenlenir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda
yer verilen Anayasal kurallar çerçevesinde hazırlanan ve 1983 yılından bu
yana yürürlükte bulunan 2876 sayılı Kanunu yürürlükten kaldıran 664 sayılı
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesinde,
Anayasanın 134 üncü maddesindeki hükme aynen yer verilirken; “Görevler”
başlıklı 3 üncü maddesi ise, Anayasanın 134 üncü maddesi ile KHK’nin “Amaç
ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesindeki amaçlardan yalıtılmış bir şekilde
düzenlenmiş; Kuruma amaçlarını hayata geçirecek görevlerle ilgisi olmayan
bambaşka görevler verilmiştir.
Anayasanın
134 üncü maddesinde belirtildiği üzere, “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke
ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel
yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak” AMACIYLA,
“Atatürk’ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetimin ve desteğinde,
Başbakanlığa bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih
Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu tüzelkişiliğine sahip”
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kurulacak ise, kurulan Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun görevlerinin, Anayasa yer alan söz
konusu amacı hayata geçirecek görevler olması ya da söz konusu amaçlara
ulaşmayı hedeflemesi gerekir.
Çünkü,
kuruluşun amacı, kuruluşun görevleri doğrultusunda yürüteceği faaliyetlerle
ulaşmayı hedeflediği sonuçların kavramsal ifadesidir. Bu bağlamda,
amaçlarla görevler arasında doğrusal bir ilişki vardır ve görevler ulaşılması
hedeflenen sonuçlara ulaşmayı mümkün kılacak şekilde olmak zorundadır.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun amacı, yani faaliyetleri
sonucunda ulaşmayı hedeflediği sonuçlar, “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke
ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel
yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak” şeklinde ifade
edilmiş ise, görevlerinin de bu amaca ulaşmayı mümkün kılacak şekilde
düzenlenmesi; en azından amacıyla görevleri arasında bir tutarlılık
bulunması gerekir.
AMACI,
“Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk
tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve
yayınlar yapmak” olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna;
herhangi bir üniversitenin Tarih Bölümünün müfredat programı
hazırlanırcasına;
a) Türk
dili, tarihi, kültürü ve bütün yönleriyle Atatürk ve eseri üzerinde sosyal
ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak
ve bu konularda seminer, sempozyum, konferans ve benzeri ulusal ve
uluslararası etkinlikler düzenlemek, yayınlar yapmak ve bu alandaki
çalışmaları desteklemek.
b) Sosyal
ve beşerî bilimler alanında özgün bilgi üretimi için ortamlar hazırlamak,
bu çerçevede bütünleşik bilgi sistemi kurmak, araştırma ve geliştirme
faaliyetlerini desteklemek, eşgüdüm sağlamak, izlemek.
c)
Milletimizin sosyal ve kültürel gelişmesine katkı sağlayacak alanlarda
bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu alanda yapılan çalışmalara
destek vermek.
ç) Milli
kültürümüzün ve diğer kültürlerin klasikleşmiş bilim ve düşünce eserlerinin
günümüz Türkçesine çevrilmesini, basılmasını ve yayımlanmasını sağlamak.
d) Görev
alanı kapsamında ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşların bilimsel
çalışmalarını ve bu alandaki gelişmelerle ilgili yayınlarını takip etmek,
gerekli görülenleri tercüme ettirerek basılmasını ve yayımlanmasını sağlamak.
e)
Mevzuatla verilen diğer görevleri yerine getirmek.”
Görevlerinin
verilmesi; “yasak savma”nın da ötesinde tam anlamıyla bir çarpıtma ve
dolayısıyla yetki saptırmasıdır.
Bütün
yönleriyle Atatürk ve eseri üzerinde sosyal ve beşerî bilimler bütünlüğü
içinde bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu konularda seminer,
sempozyum, konferans ve benzeri ulusal ve uluslararası etkinlikler düzenlemek,
yayınlar yapmak ve bu alandaki çalışmaları desteklemek faaliyetleri,
Türkiye’de bulunan bütün üniversitelerin tarih bölümleri yanında, yabancı
ülkelerdeki üniversitelerin Türkoloji bölüm ve enstitülerinde ve
üniversitelerimizin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Uygulama ve
Araştırma Merkezlerinde zaten yapılmaktadır.
Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun görevleri ise, “bütün yönleriyle
Atatürk ve eseri üzerinde sosyal ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde
bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu konularda seminer, sempozyum,
konferans ve benzeri ulusal ve uluslararası etkinlikler düzenlemek,
yayınlar yapmak ve bu alandaki çalışmaları desteklemek” ile sınırlı,
sıradan bir görev değil; Anayasanın 135 inci maddesinde belirtildiği üzere,
“Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk
tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve
yayınlar yapmak” amacını gerçekleştirecek somut görevler olmak zorundadır.
Aksine düzenleme, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 135 inci
maddelerindeki kurallarla bağdaşmaz.
Bakanlar
Kurulunun, Anayasanın 135 inci maddesindeki amacı, 664 sayılı KHK’nin “Amaç
ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesine aynen alarak; amacı Atatürkçü
düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve
Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar
yapmak” olan Kuruma, üniversitelerin Tarih Bölümleri ile Atatürk İlkeleri
ve İnkılâp Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezlerinde zaten daha da kapsamlı
bir şekilde yapılan, “bütün yönleriyle Atatürk ve eseri üzerinde sosyal ve
beşerî bilimler bütünlüğü içinde bilimsel araştırmalar yapmak,” ile sınırlı
görev vermesi ve böylece amaç ile görevler arasındaki tutarlılığı ortadan
kaldırıp, amaçla görevler arasındaki doğrusal ve birebir ilişkiyi
koparması; bir yandan, verilen görevler yoluyla amacın gerçekleşmemesini
hukuksal olarak güvence altına almayı; diğer yandan da, çalıştığı disipline
özgün veya sıradan hiçbir kuramsal katkıda bulunamamanın ve yeni bakış
açıları kazandıramamanın ezikliğe dayalı fütursuzluğuyla, ilgisi ve bilgisi
dışında bulunan Tarih alanında ve Atatürkçülük ve Atatürk Milliyetçiliği
konularında, “Atatürkçülüğün bir tür; cehaleti, kifayetsizliği, ilme ve
fikre uzaklığı ve bağnazlığı gizlemek için icat edilmiş bir maske olduğunu
uzun yıllar boyu tecrübe ederek öğrendim. (…) Bu sığ ve ilkel ideoloji,
bütünüyle geçekliğin çarpıtılmasına dayandığı için ülkemizin ilmen ve fikren
gelişmesine engel oldu. (…) ‘Yeni anayasada ideoloji olmasın’ talebi,
‘Anayasada Atatürkçülük yer almasın’ anlamına geliyor.” “Mevcut Anayasanın
2 nci maddesinde yer alan ‘Atatürk Milliyetçiliği’ ifadesi, yeni yapılacak
Anayasadan çıkarılmalıdır. Çünkü bunun ne olduğunu bilen bir Allah’ın kulu
yok Türkiye’de. Tanımını kimsenin bilmediği böyle bir kavram, Anayasa
metninde yer almamalı.” gibi bilimsellikten uzak ve derinlikten yoksun
spekülatif söz ve “Öcalan’ı paşa yapalım.” gibi sansasyonel öneriler temelinde
gündem oluşturmaya çalışanları, Kurum üyeliğine atamaya hukuksal zemin
oluşturmayı ve bu yolla da Anayasadaki “Atatürkçü düşünce”, “Atatürk ilke
ve inkılâpları” ve “Atatürk milliyetçiliği” kavramlarını sulandırarak
içlerini boşaltmayı amaçlamaktadır.
Oysa,
“Atatürk Milliyetçiliği”nin, bırakınız siyaset bilimindeki anlam ve
tanımını, Anayasa Mahkemesinin 10.07.1992 gün ve E.1991/1, K.1992/2 sayılı
Kararında hukuksal tanımı yapılmış ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi bağlamında
hukuksal işlevi ortaya konmuştur. Öğrenmek isteyenler, bakıp öğrenebilir.
Öte
yandan, Atatürk ilkeleri (cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık,
laiklik, devletçilik ve inkılâpçılık), 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunun 2
nci maddesine 10 Kanunuevvel 1937 tarihli ve 3115 sayılı Kanunla girmiştir.
1982 Anayasasında tek tek sayılmak yerine ise, Başlangıcı ile 42 nci, 58
nci, 81 inci ve 134 üncü maddelerinde kavramsal olarak söz edilmiş; 1 inci
ve 2 nci maddelerinde ise cumhuriyetçilik, laiklik ve milliyetçilik
ilkelerine yer verilmiştir. Atatürk inkılâpları bağlamındaki yasalar ise,
Anayasanın 174 üncü maddesinde sayılmıştır.
Tüm
bunlara rağmen, “Atatürkçü düşünce”, “Atatürk ilke ve ınkılâpları” ve
“Atatürk milliyetçiliği” gibi kavramların Anayasada yer alıp almayacağı;
Devletin kurucu iradeye dayalı kuruluş felsefesi olup olmayacağı konularında
bilimsel tartışmalar yapılabilir. Ancak, Anayasanın dayandığı temel görüş
ve ilkeleri belirten ve Anayasanın 176 ncı maddesinin birinci fıkrasına
göre, Anayasa metnine dahil olan Başlangıç kısmındaki açık hükme göre Anayasa,
“Türk
Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez
bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz
önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve
O’nun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda;
(…)
Hiçbir
faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle
bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk
Milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında koruma
göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının,
Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;
(…)
FİKİR,
İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak
sadakatle yorumlanıp uygulan(acak);
Ve 134
üncü maddesine göre de, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,
“Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk
tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve
yayınlar yapmak” AMACIYLA, “Atatürk’ün manevi himayelerinde” kurulacak ise;
Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun görevleri, üniversitelerin tarih
bölümlerinin genel geçer görevleri değil, söz konusu amaçları
gerçekleştirecek nitelikteki “Atatürkçülük”, “Atatürk ilke ve inkılâpları”,
“Atatürk Milliyetçiliği” ile ilgili alanlarda olmalı ve ayrıca bunları
araştırma yanında tanıtma, yayma ve topluma benimsetmeyi de içermelidir.
Anayasanın
Başlangıcı ile 2 nci ve 134 üncü maddelerindeki açık kurallara rağmen,
Bakanlar Kurulunun 664 sayılı KHK’nin 3 üncü maddesiyle Atatürk Kültür, Dil
ve Tarih Yüksek Kurumu’na, amaçlarıyla bağdaşmayan, amaçlarını
gerçekleştirmeyi hedeflemeyen, amaçlarıyla ulaşmayı hedeflediği sonuçlara
ulaşılmasını mümkün kılmayan üniversitelerin tarih bölümlerinin müfredat
programlarına ilişkin görevler vermesi, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve
134 üncü maddelerine aykırıdır.
Öte
yandan, yasama erkinin kamu yararı amacına veya yasada belirtilen amaca
yönelik olarak kullanılmaması halinde, yasama yetkisinin saptırılması olayı
ortaya çıkar. Anayasada belirtilen amacı ya da kamu yararını gerçekleştirmek
için kanunla yapılacak olan düzenleme, kanun koyucunun yapacağı tercihlere
göre şekillenecektir. Burada takdir yetkisi kanun koyucuya aittir.
Ancak
kanun koyucunun, Anayasanın gösterdiği amacın veya kamu yararının dışında
kişisel, siyasal ya da saklı amaç güttüğü; bir başka amaca ulaşmak için bir
konuyu kanunla düzenlediği durumlarda, ‘yetki saptırması’ adı verilen durum
ortaya çıkar ve bu durum, kuşkusuz, Anayasa Mahkemesi’nin denetim alanına
girer. Anayasa Mahkemesi, denetlediği kanunun, gerçekten Anayasanın koyduğu
amacı veya kamu yararını gerçekleştirmek için yapılıp yapılmadığını
denetleyebilir.
Bakanlar
Kurulunun, 664 sayılı KHK’nin 3 üncü maddesiyle Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumuna, Anayasanın 134 üncü maddesinde herkesin
anlayabileceği açıklıkta belirtilen amacı gerçekleştirmek yerine, tam
tersine söz konusu amacı gerçekleştirmeyeceği açık olan görevler vermesi,
tam anlamıyla bir yetki saptırmasıdır. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumunun amaçlarına ulaşılmasını mümkün kılmayan görevler verilerek yasama
yetkisinin saptırılması, Anayasanın 2 nci maddesine bu açıdan da aykırıdır.
Yukarıda
açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi,
Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 134 üncü maddelerine aykırı olduğundan
iptali gerekir.
3) 664
Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 5 inci Maddesinin (1) Numaralı
Fıkrasındaki “… Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar, …” İbaresi
ile 6 ncı Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasındaki, “… Başbakan ve ilgili Bakan
tarafından seçilecek birer üye ve …” İbaresinin Anayasaya Aykırılığı
664 sayılı
KHK’nin 5 inci maddesinde Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun
Yüksek Danışma Kurulu düzenlenmiş ve (1) numaralı fıkrasında, Başbakanın
veya ilgili Bakanın başkanlığında, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı,
Dışişleri Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı, Milli Eğitim Bakanı sayıldıktan
sonra “Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar,” ibaresine yer
verilmiştir.
Anayasanın
123 üncü maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve
yasayla düzenleneceği belirtilirken; 134 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında,
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun, kuruluşu, organları, çalışma
usulleri ve özlük işleri ile kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki
yetkilerin kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmış; 7 nci maddesinde
ise, yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet meclisine
ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği kuralına yer verilmiştir.
Anayasanın yasayla düzenlemeyi öngördüğü durumlarda, idarenin ve
organlarının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde yasayla düzenlenmesi
ve bu bağlamda, Yüksek Danışma Kurulunda hangi bakanların yer alacağının
açıkça belirtilmesi ve bakanları belirleme yetkisinin idareye bırakılmaması
gerekir.
Yüksek
Danışma Kurulunda yer alacak bakanların, “Başbakan tarafından belirlenecek
diğer bakanlar,” ifadesiyle, Başbakan tarafından belirlenecek bakan
sayısının ve bakanların kimler olduğunun bütünüyle idareye bırakılması,
Anayasanın 7 nci maddesindeki kuralla bağdaşmaz.
Kaldı ki,
kişi ve kuruluşların devlete güven duymaları, maddi ve manevi varlıklarını
korkusuzca geliştirebilmeleri, temel hak ve özgürlüklerden
yararlanabilmeleri ancak hukuk güvenliği ve üstünlüğünün sağlandığı bir
hukuk devleti düzeninde gerçekleşebilir. Hukuk güvenliği ise kurallarda
belirlilik ve öngörülebilirlik gerektirir. Kaç bakanın ve hangi bakanların
Yüksek Kurulda görev alacağının belirsizliği, Anayasanın 2 nci maddesindeki
hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturur.
Öte
yandan, Anayasanın 134 üncü maddesinin birinci fıkrasında, Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun, Atatürk’ün manevi himayelerinde,
Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı, kamu tüzel
kişiliğine sahip olarak kurulacağı belirtilmiştir.
Anayasanın
104 üncü maddesine göre, Devletin başı olan ve bu sıfatla Türkiye
Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil edip; Anayasanın
uygulanmasını ve Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözeten
Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde kurulacak Kurula katılacak
bakanların, Başbakan tarafından belirlenmesi ve Yönetim Kuruluna da
Başbakan ve ilgili bakan tarafından üye seçilecek olması, Anayasanın 104
üncü maddesiyle bağdaşmadığı gibi 134 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre,
özerk ve kamu tüzel kişiliğine sahip olan Yüksek Kurulun siyasallaşmasına
yol açacağından Anayasal yapısı ve konumuna da uygun olmaz.
Yukarıda
açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci
maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki “… Başbakan tarafından belirlenecek
diğer bakanlar, …” ibaresi, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 104 üncü ve 134 üncü
maddelerine; 6 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki, “… Başbakan ve ilgili
Bakan tarafından seçilecek birer üye ve …” ibaresi ise Anayasanın 104 üncü
ve 134 üncü maddelerine aykırı olduklarından iptalleri gerekir.
4) 664
Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 9 uncu Maddesinin (2) Numaralı
Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
664 sayılı
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasında
Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığının görevleri, Anayasanın 134 üncü
maddesinde belirtilen, “tanıtmak ve yaymak” görevlerinden ayrık bir şekilde
“incelemek ve yayıma hazırlamak veya hazırlatmak” ile sınırlı olarak
düzenlenmiştir.
644 sayılı
KHK’nin 9 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Anayasanın 134 üncü
maddesindeki amaçlardan kopuk ve sırırlı bir şekilde Atatürk Araştırma
Merkezi Başkanlığına verilen görevler, üniversitelerin Atatürk İlkeleri ve
İnkılâp Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkez (ATAMER)’lerinin çok daha
gerisinde düzenlenmiştir. Hangi üniversiteye ait olursa olsun
üniversitelerin ATAMER’lerine ilişkin yönetmelikler incelendiğinde bu husus
bütün çıplaklığı içinde görülecektir.
Anayasanın
134 üncü maddesinin birinci fıkrası gözetildiğinde, Atatürk Araştırma Merkezi
Başkanlığına verilecek görevlerin, “incelemek ve yayıma hazırlamak veya
hazırlatmak” ile sınırlı bir şekilde değil; “tanıtmak ve yaymak” amacına
ulaşılmasını da kapsayacak bir şekilde düzenlenmesi gerekeceği her türlü
tartışmanın dışındadır.
“Gerekçeler”in
1 inci maddesinde belirtildiği üzere, Anayasanın dayandığı temel görüş ve
ilkeleri belirten ve Anayasanın 176 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre,
Anayasa metnine dahil olan Başlangıç kısmındaki açık hükme göre Anayasa,
“Türk
Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez
bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz
önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve
O’nun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda;
(…)
Hiçbir
faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle
bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk
Milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında koruma
göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının,
Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;
(…)
FİKİR,
İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak
sadakatle yorumlanıp uygulan(acak);
Ve 134
üncü maddesine göre de, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,
“Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk
tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve
yayınlar yapmak” AMACIYLA, “Atatürk’ün manevi himayelerinde” kurulacak ise;
Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun görevleri yanında, Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna bağlı, özel bütçeli, ve kamu tüzelkişiliğine
sahip Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı’nın görevleri de, söz konusu
amaçları gerçekleştirecek nitelikteki “Atatürkçülük”, “Atatürk ilke ve
inkılâpları”, “Atatürk Milliyetçiliği” ile ilgili alanlarda olmalı ve
ayrıca bunları “incelemek ve yayıma hazırlamak veya hazırlatmak” yanında,
tanıtmak, yaymak ve topluma benimsetmek faaliyetlerini de içermelidir.
Anayasanın
Başlangıcı ile 2 nci ve 134 üncü maddelerindeki açık kurallara rağmen,
Bakanlar Kurulunun 664 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesinin (2) numaralı
fıkrasıyla, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığına, amaçlarının
gerçekleştirilmesinde yetersiz olan, amacın gerçekleştirilmesine katkı
sağlamayan ve üniversitelerin ATAMER’lerinin görevlerinin gerisinde kalan,
üniversitelerin tarih bölümlerinin müfredat programlarına ilişkin görevler
vermesi, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 134 üncü maddelerine aykırıdır.
Öte
yandan, yasama erkinin kamu yararı amacına veya yasada belirtilen amaca
yönelik olarak kullanılmaması halinde, yasama yetkisinin saptırılması olayı
ortaya çıkar. Anayasada belirtilen amacı ya da kamu yararını gerçekleştirmek
için kanunla yapılacak olan düzenleme, kanun koyucunun yapacağı tercihlere
göre şekillenecektir. Burada takdir yetkisi kanun koyucuya aittir.
Ancak
kanun koyucunun, Anayasanın gösterdiği amacın veya kamu yararının dışında
kişisel, siyasal ya da saklı amaç güttüğü; bir başka amaca ulaşmak için bir
konuyu kanunla düzenlediği durumlarda, ‘yetki saptırması’ adı verilen durum
ortaya çıkar ve bu durum, kuşkusuz, Anayasa Mahkemesi’nin denetim alanına
girer. Anayasa Mahkemesi, denetlediği kanunun, gerçekten Anayasanın koyduğu
amacı veya kamu yararını gerçekleştirmek için yapılıp yapılmadığını
denetleyebilir.
Bakanlar
Kurulunun, 664 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla,
Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığına, Anayasanın 134 üncü maddesinde herkesin
anlayabileceği açıklıkta belirtilen amacı gerçekleştirmeye yeterli olmayan
sınırlı görevler verilmesi, yetki saptırmasıdır. Atatürk Araştırma Merkezi
Başkanlığına, amaçlarına ulaşmayı mümkün kılmayan, amacın gerçekleşmesine
katkı sağlamayan görevler verilerek yasama yetkisinin saptırılması,
Anayasanın 2 nci maddesine bu açıdan da aykırıdır.
Yukarıda
açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu
maddesinin (2) numaralı fıkrası, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 134
üncü maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
5) 664
Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 7 nci Maddesinin (3) Numaralı
Fıkrasının (ğ) Bendindeki, “Başbakan veya ilgli Bakan ve …”, 10 uncu
Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (o) Bendindeki, “Başbakan veya ilgili
Bakan ve …”, 11 inci Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (k) Bendindeki
“Başbakan veya ilgili Bakan ve …”, 12 nci Maddesinin (2) Numaralı
Fıkrasının (h) Bendindeki “Başbakan veya ilgili Bakan ve …” İbarelerinin
Anayasaya Aykırılığı
664 sayılı
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddesinin (3) numaralı fıkrasında Yüksek
Kurum Başkanlığının görevleri düzenlenmekte ve (ğ) bendinde Başbakan veya
ilgili Bakan tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek görevi
Yüksek Kurum Başkanlığına; 10 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasında Türk
Dil Kurumu Başkanlığının görevleri düzenlenmekte ve (o) bendinde, Başbakan
veya ilgili Bakan tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek görevi
Türk Dil Kurumu Başkanlığına; 11 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasında
Türk Tarih Kurumu başkanlığının görevleri düzenlenmekte ve (k) bendinde,
Başbakan veya ilgili Bakan tarafından verilen diğer görevleri yerine
getirmek görevi Türk Tarih Kurumu Başkanlığına; 12 nci maddesinin (2)
numaralı fıkrasında, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığının görevleri
düzenlenmekte ve (h) bendinde, Başbakan veya ilgili Bakan tarafından
verilen diğer görevleri yerine getirmek görevi Atatürk Kültür Merkezi
başkanlığına görev olarak verilmektedir.
Anayasanın
134 üncü ve 664 sayılı KHK’nin 1 inci maddesine göre, Yüksek Kurum kamu
tüzelkişiliğine sahiptir. 664 sayılı KHK’nin 10 uncu, 11 inci ve 12 nci
maddelerinin (1) numaralı fıkralarına göre, Yüksek Kurum Başkanlığı, Türk
Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Araştırma
Merkezi Başkanlığı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığına
bağlı, özel bütçeli, Devlet tüzel kişiliği ile Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Başkanlığından ayrı tüzel kişiliğe sahip, görev alanlarında
bilimsel hizmet ve faaliyetlerde bulunan ve Başkan, bir Başkan yardımcısı ve
bilim kurullarından oluşan kamu kurumlarıdır. Başbakanlık veya ilgili
Bakanlık teşkilatları içinde yer almamakta ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Başkanlığından da ayrı teşkilatları bulunmaktadır.
Anayasanın
112 nci maddesinin birinci fıkrasında, Başbakanın Bakanlar Kurulunun
başkanı olarak Bakanlıklar arasında işbirliğini sağlayacağı, hükümetin
genel siyasetinin yürütülmesini gözeteceği ve Bakanlar Kurulunun bu
siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumlu olacağı; ikinci fıkrasında, her
bakanın Başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki işlerden
ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden de sorumlu olacağı; üçüncü
fıkrasında, Başbakanın bakanların görevlerini Anayasaya ve kanunlara uygun
olarak yerine getirilmesini gözetmek ve düzeltici önlemleri almakla yükümlü
olduğu belirtilmiş; 134 üncü maddesinde de Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu ile kuruluşuna dahil kurumlar düzenlenmiştir.
Öte
yandan, 10.10.1984 tarihli ve 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinde Başbakanlığın görevleri, 3
üncü maddesinde Başbakanlık teşkilatı ve 4 üncü maddesinde ise Başbakanın
görevleri düzenlenmiştir.
Anayasada
veya 3056 sayılı Kanunda Başbakanın ya da ilgili Bakanların, Başbakanlık veya
Bakanlıklar teşkilatından ayrı teşkilatı ve ayrı tüzel kişilikleri bulunan
özerk ve bağımsız kamu kurumlarının teşkilatına yönetsel görevler
verebileceğine yönelik herhangi bir hukuki düzenleme bulunmamaktadır.
Anayasanın
6 ncı maddesinde, egemenliğin kayıtsız şartsız Millete ait olduğu, Türk
Milletinin egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları
eliyle kullanacağı ve hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasadan
almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı; 11 inci maddesinde ise, Anayasa
hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve
diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu kurallarına
yer verilmiştir.
Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı ile Yüksek Kurulun kuruluşuna
dahil Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk
Kültür Merkezi Başkanlığına Başbakan veya ilgili Bakan tarafından verilen
diğer görevleri yerine getirmek görevlerinin verilmesi, Anayasanın 6 ncı,
11 inci ve 134 üncü maddelerindeki kurallarla bağdaşmamaktadır.
Yukarıda
açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddesinin
(3) numaralı fıkrasının (ğ) bendindeki, “Başbakan veya ilgili Bakan ve …”,
10 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasının (o) bendindeki, “Başbakan veya
ilgili Bakan ve …”, 11 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (k)
bendindeki “Başbakan veya ilgili Bakan ve …”, 12 nci maddesinin (2)
numaralı fıkrasının (h) bendindeki “Başbakan veya ilgili Bakan ve …”
ibareleri, Anayasanın 6 ncı, 11 inci ve 134 üncü maddelerine aykırı
olduğundan iptali gerekir.
6) 664
Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 13 üncü Maddesinin (3) Numaralı
Fıkrası ile 14 üncü Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin
Anayasaya Aykırılığı
664 sayılı
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin 13 üncü maddesinin (3) numaralı fıkrasında,
kurumların (Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Türk Dil Kurumu
Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi
Başkanlığı) bilim kurullarının oluşumu, üyelerinin seçimi, görevleri,
çalışma usul ve esasları ile bilim kurullarına ilişkin diğer hususların; 14
üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde ise, kurumların
asli, şeref ve haberleşme üyelikleri için gereken nitelikler, yapılacak
seçim ve görevlendirmelerin usulü, üyeliklerin sayısı ve görev süresi,
üyelerin görev, yetki ve sorumlulukları ile üyelikle ilgili diğer
hususların yönetmelikle düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.
Anayasanın
6 ncı maddesinde, egemenliğin kayıtsız şartsız Milletin olduğu; Türk
Milletinin, egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili
organları eliyle kullanacağı; egemenliğin kullanılmasının, hiçbir surette
hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı ve hiçbir kimse veya
organın kaynağını anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı; 7
nci maddesinde; yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği; 123 üncü maddesinde,
idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği;
128 inci maddesinin ikinci fıkrasında, memurların ve diğer kamu
görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla
düzenleneceği kurallarına yer verilmiş ve 134 üncü maddesinin son
fıkrasında ise, Atatürk Kültür, Dil ve tarih Yüksek Kurumunun, kuruluşu,
organları, çalışma usulleri ve özlük işleri ile kuruluşuna dahil kurumlar
üzerindeki yetkilerinin kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.
Nitekim,
bu Anayasal kurallar gözetilerek, 2876 sayılı Kanunun 17 nci maddesinde
Atatürk Araştırma Merkezinin kuruluşu; 18 inci maddesinde amacı, 19 uncu
maddesinde görevleri, 20 nci maddesinde üyeleri, 21 inci maddesinde asli
üyelerinin nitelikleri ve seçimi, 22 nci maddesinde şeref üyelerinin
nitelikleri ve seçimi, 23 üncü maddesinde, haberleşme üyelerinin
nitelikleri ve seçimi, 24 üncü maddesinde organları, 26 ncı maddesinde
Bilim Kurulu, 27 nci maddesinde Bilim Kurulunun görevleri, 28 inci
maddesinde Bilim Kurulunun çalışma esasları, 29 uncu maddesinde Yürütme
Kurulu, 30 uncu maddesinde Yürütme Kurulunun görevleri, 31 inci maddesinde
Yürütme Kurulunun çalışma esasları, 32 nci maddesinde Başkanın görevleri,
33 üncü maddesinde sekreterin görevleri; 38 inci maddesinde Türk Dil
Kurumunun üyeleri, 39 uncu maddesinde asli üyelerin nitelikleri ve seçimi,
40 ıncı maddesinde şeref üyelerinin nitelikleri ve seçimi, 41 inci
maddesinde haberleşme üyelerinin nitelikleri ve seçimi, 42 nci maddesinde
organları, 44 üncü maddesinde Başkanın görevleri, 54 üncü maddesinde Bilim Kurulu,
46 ncı maddesinde Bilim Kurulunun görevleri, 47 nci maddesinde Bilim
Kurulunun çalışma esasları, 48 inci maddesinde, Yürütme Kurulu, 49 uncu maddesinde
Yürütme Kurulunun görevleri, 50 nci maddesinde Yürütme Kurulunun çalışma
esasları, 51 inci maddesinde Sekreterin görevleri; aynı şekilde 53 üncü ile
71 inci maddelerinde Türk Tarih Kurumunun ve 72 nci ile 89 uncu maddelerinde
ise Atatürk Kültür Merkezinin yukarıda sıralanan özellikleri
düzenlenmiştir.
Anayasanın
çeşitli maddelerinde yer alan kanunla düzenlemeden neyin anlaşılması
gerektiği Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında açıklanmıştır. Anayasa
Mahkemesinin 11.6.2003 gün ve E.2001/346, K.2003/63 sayılı Kararında da
belirtildiği üzere, yasa ile düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme
organına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme
yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devri anlamına geleceğinden Anayasanın
7 nci maddesine aykırı düşer. Ancak, yasada temel esasların ve çerçevenin
belirlenmesi koşuluyla, uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların
düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması Anayasaya aykırılık oluşturmaz.
Esasen Anayasanın 8 inci maddesinde yer alan, “yürütme yetkisi ve görevi
anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir”
hükmünün anlamı da budur.
Anayasanın
123 üncü, 128 inci ve 134 üncü maddelerindeki açık hükümlere göre yasayla
düzenlenmesi gereken, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Türk Dil Kurumu
Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi
Başkanlığı bilim kurullarının oluşumu, üyelerinin seçimi, görevleri,
çalışma usul ve esasları ile bilim kurullarına ilişkin diğer hususların ve
ayrıca, kurumların asli, şeref ve haberleşme üyelikleri için gereken
nitelikler, yapılacak seçim ve görevlendirmelerin usulü, üyeliklerin sayısı
ve görev süresi, üyelerin görev, yetki ve sorumlulukları ile üyelikle
ilgili diğer hususların, yönetmelikle idare tarafından düzenlenecek olması,
yasama yetkisinin devri anlamına geldiğinden Anayasanın 7 nci maddesi ile
123 üncü, 128 inci ve 134 üncü maddesindeki kurallarla bağdaşmaz.
Yukarıda
açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 13 üncü
maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 14 üncü maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ikinci cümlesi, Anayasanın 7 nci, 123 üncü, 128 inci ve 134 üncü
maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
7) 664
Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 16 ncı Maddesinin (1) Numaralı
Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “… değerlendirmek, önceliklendirmek,
faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin …” İfadelerinin
Anayasaya Aykırılığı
664 sayılı
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin 15 inci maddesinde Yüksek Kurumun hizmet
birimleri sıralanmış; 16 ncı maddesinde hizmet birimlerinden Bilimsel
Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığının görevleri düzenlenmiş ve (1)
numaralı fıkrasının (a) bendinde araştırma ve inceleme faaliyetlerine
ilişkin önerileri incelemek ve projelerin hazırlık ve uygulama süreçlerini
Kurumlarla işbirliği içinde koordine etmek yanında, ayrıca araştırma
faaliyetlerine ilişkin önerileri değerlendirmek, önceliklendirmek, faydalı
olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin projelerin hazırlık uygulama
süreçlerini Kurumlarla işbirliği içinde koordine etmek görevleri Bilimsel
Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığına verilmektedir.
Araştırma
faaliyetlerine ilişkin olarak yapılacak tekliflerin değerlendirilmesi,
önceliklendirilmesi ve yararlı olacağı düşünülenlerin belirlenmesi gibi
Yüksek Kurulun asli faaliyetlerine ilişkin olan ve akademik düzeyde
uzmanlık bilgisi gerektiren görevlerin, akademisyenlerden veya konunun
uzmanlarından oluşturulmuş bilim kurulları tarafından yerine getirilmesi
gerekeceğinde şüphe yoktur. Çünkü, bunlar Yüksek Kurulun idari teşkilatı
tarafından hiyerarşik kademeler içinde yürütülecek idari görevler değildir.
İdari personelin adı “Yüksek Kurum Uzmanlığı” dahi olsa bilgi ve
kapasitesini aşan, aşması gereken görevlerdir. Araştırma faaliyeti
önerilerinin değerlendirilmesi, önceliklendirilmesi ve yararlı olacakların
belirlenmesi gibi görevler, idari hiyerarşi içinde yürütülecek türden görevler
de değildir.
Anayasanın 2 nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin nitelikleri
arasında sayılan “Hukuk Devleti”nin öğeleri içinde “yasaların kamu yararına
dayanması” ilkesi de
vardır. Bütün kamusal girişimlerin temelinde bulunması doğal olan kamu
yararı düşüncesinin yasalara da egemen olması, Yasakoyucunun bu esası göz
ardı etmemesi gerekir.
Yasama
erkinin kamu yararı amacına veya yasada belirtilen amaca yönelik olarak
kullanılmaması halinde, yasama yetkisinin saptırılması olayı ortaya çıkar.
Anayasada belirtilen amacı ya da kamu yararını gerçekleştirmek için kanunla
yapılacak olan düzenleme, kanun koyucunun yapacağı tercihlere göre
şekillenecektir. Burada takdir yetkisi kanun koyucuya aittir.
Ancak
kanun koyucunun, Anayasanın gösterdiği amacın veya kamu yararının dışında
kişisel, siyasal ya da saklı amaç güttüğü; bir başka amaca ulaşmak için bir
konuyu kanunla düzenlediği durumlarda, ‘yetki saptırması’ adı verilen durum
ortaya çıkar ve bu durum, kuşkusuz, Anayasa Mahkemesi’nin denetim alanına
girer. Anayasa Mahkemesi, denetlediği kanunun, gerçekten Anayasanın koyduğu
amacı veya kamu yararını gerçekleştirmek için yapılıp yapılmadığını
denetleyebilir.
Bakanlar
Kurulunun, 664 sayılı KHK’nin 16 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)
bendinde, konunun uzmanı akademisyenlerden oluşacak bir kurul tarafından
yerine getirilmesi gereken, araştırma faaliyetlerine ilişkin önerilerin
değerlendirilmesi, önceliklendirilmesi ve yararlı olacağı düşünülenlerin
belirlenmesi görevlerinin, yönetsel görevlermiş gibi idari hiyerarşi içinde
görülmesinin öngörülmesinde kamu yararı bulunmamaktadır. Bakanlar Kurulu
söz konusu düzenlemeyle, kamu yararını gerçekleştirmeyi değil; aksine,
bağımsız bilim kurulları tarafından yapılması gereken araştırma
önerilerinin değerlendirilmesi, önceliklendirilmesi ve yararlı olacağı
düşünenlerin belirlenmesi görevlerinin idari hiyerarşi içinde çalışan ve
konuyla ilgili akademik uzmanlıkları bulunmayan kamu görevlileri eliyle
yapılmasını sağlayarak, söz konusu süreci her türlü müdahaleye açık hale
getirmekte ve böylece idarenin istediği önerilere onay verilmesini,
istemediklerinin ise dışta kalmasını güvence altına almayı amaçlamaktadır.
Bakanlar Kurulunun yetki saptırmasına giderek, kamu yararına aykırı
düzenleme yapması Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle
bağdaşmamaktadır.
Yukarıda
açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 16 ncı
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “… değerlendirmek,
önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin …”
ifadeleri, Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olduğundan iptali gerekir.
8) 664
Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 22 nci Maddesinin (2) Numaralı
Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
664 sayılı
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin 22 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında,
Yüksek Kurum ve Kurumların, görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve
önceden kanunla düzenlenmiş bulunan konularda idari düzenlemeler
yapabilecekleri belirtilirken; (2) numaralı fıkrasında ise, idari
düzenlemelerin Başbakan veya ilgili Bakanın onayıyla yürürlüğe konulacağı
kuralına yer verilmiştir.
Anayasanın
134 üncü maddesinin birinci fıkrasında, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumunun kamu tüzelkişiliğine sahip olduğu belirtilmiş; 664 sayılı KHK de
ise Yüksek Kurum ile bağlı Kurumlar kamu tüzelkişiliğine sahip olarak
kurulmuşlardır.
Anayasanın
6 ncı maddesinde, egemenliğin kayıtsız şartsız Millete ait olduğu, Türk
Milletinin egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları
eliyle kullanacağı, hiçbir kimse veya organın kaynağını anayasadan almayan
bir Devlet yetkisi kullanamayacağı kurallarına yer verilmiş; 124 üncü
maddesinde ise, Başbakanlık, bakanlık ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev
alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak
üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelik çıkarabileceği
belirtilmiştir.
Anayasanın
134 üncü maddesine göre kamu tüzelkişiliğine haiz olarak kurulan Yüksek
Kurul ile Kurul’lar, görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden
kanunla düzenlenmiş bulunan konularda idari düzenleme yapma yetkisini
Anayasanın 124 üncü maddesinden almakta olup; hazırladıkları idari
düzenlemelerin, Başbakan veya ilgili Bakanın onayıyla yürürlüğe girecek
olması, Başbakan veya ilgili Bakana kaynağını Anayasan almayan bir yetki vermekte
ve bu yetki Anayasanın 7 nci maddesi yanında 124 üncü ve 134 üncü
maddelerindeki açık düzenlemelere de aykırılık oluşturmaktadır.
Yukarıda
açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 22 nci
maddesinin (2) numaralı fıkrası, Anayasanın 7 nci, 124 üncü ve 134 üncü
maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
9) 664
Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 24 üncü Maddesinin (2) Numaralı
Fıkrasındaki “Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanları, müşterek kararla
atanır.” Cümlesi ile (3) Numaralı Fıkralarının Anayasaya Aykırılığı
664 sayılı
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin 24 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrasında,
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı ile Kurum (Atatürk
Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Atatürk Kültür
Merkezi) Başkanlarının müşterek kararla atanacağı; (3) numaralı fıkrasında
ise, Yüksek Kurum ve Kurumlarda 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı
Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanunun eki cetvellerde sayılanlar
dışında kalan memurların atamalarının ise Başbakan veya ilgili Bakan
tarafından yapılacağı belirtilmektedir.
12 Eylül
Cunta Yönetimi tarafından çıkarılan 11.08.1983 tarihli ve 2876 sayılı
Atatürk Kültür, Dil ve tarih Yüksek Kurumu Kanununda (R.G.
17.08.1983/18138) dahi Yüksek Kurul Başkanının 8 inci maddesinde, Yüksek
Kurulun görüşü alınarak Başbakan tarafından gösterilecek üç aday arasından
Cumhurbaşkanı tarafından atanacağı; 25 inci maddesinde, Atatürk Araştırma
Merkezi Başkanının, tutum ve davranışları ile Atatürk’çü düşünceyi, Atatürk
ilke ve İnkılaplarını benimsediğini, eserleriyle veya eğitim ve öğretim
veya diğer hizmet alanlarındaki çalışmaları ile kanıtlamış, yükseköğrenim
görmüş Devlet memuru olabilmek için gerekli niteliklere sahip adaylar
arasından, Yüksek Kurulun görüşü alınarak Başbakanın önerisi üzerine
müşterek kararla atanacağı; 43 üncü maddesinde, Türk Dil Kurumu Başkanının,
asli üyelerde bulunması gereken niteliklere sahip adaylar arasından Yüksek
Kurulun görüşü alınarak, Başbakanın önerisi üzerine müşterek kararla
atanacağı; 61 inci maddesinde, Türk Tarih Kurumu Başkanının, asil üyelerde
bulunması gereken niteliklere sahip adaylar arasından Yüksek Kurulun görüşü
alınarak Başbakanın önerisi üzerine müşterek kararla atanacağı; 80 inci
maddesinde, Atatürk Kültür Merkezi Başkanının, asli üyelerde bulunması
gereken niteliklere sahip adaylar arasından Yüksek Kurulun görüşü alınarak
Başbakanın önerisi üzerine müşterek kararla atanacağı hüküm altına
alınmışken; “İleri Demokrasi”ye geçildiği ileri sürülen AKP İktidarında,
söz konusu Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanlarının, hiçbir nitelik
aranmadan ve Yüksek Kuruldan görüş alınmadan doğrudan müşterek kararla
atanacak olması, AKP’nin “İleri Demokrasi” anlayışının, 12 Eylül Cuntasının
“Güdümlü Demokrasi” anlayışından da geri olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu siyasal
trajedi, aynı zamanda hukukla bağdaşmamaktadır. Anayasanın 134 üncü
maddesinin birinci fıkrasında, Atatürk’ün manevi himayelerinde,
Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı, Atatürk
Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür
Merkezinden oluşan kamu tüzel kişiliğine sahip Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumunun kurulacağı hüküm altına alındığına; 664 sayılı KHK’nin 5
inci maddesinde Yüksek Danışma Kuruluna ve 6 ncı maddesinde de Yönetim
Kuruluna yer verildiğine göre, Atatürk’ün manevi himayelerinde ve
Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde Anayasal görevleri yerine getirmek
üzere kamu tüzelkişiliğine sahip olarak kurulmuş Yüksek Kurumun Başkanı ile
Kurum Başkanlarının atanmalarında, Yüksek Danışma Kurulunun görüşlerinin
alınması, söz konusu Kurumların bilimsel ve yönetsel özerklikleri ile
Anayasal görev ve tüzel kişiliklerinin gereğidir. Aksine düzenleme,
Anayasanın 134 üncü maddesindeki kurallarla bağdaşmaz.
Öte yandan
AKP İktidarına, Yüksek Kurum ile Kurumları Anayasal görevlerinden koparmak,
üst düzey kadrolarına egemen olmak yetmemekte; Yardımcı Hizmetler Sınıfında
istihdam edilenler dahil tüm personelini siyaseten kendileri atamak
istemektedirler.
Anayasanın
6 ncı maddesinde, egemenliğin kayıtsız şartsız Milletin olduğu; Türk
Milletinin, egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili
organları eliyle kullanacağı; egemenliğin kullanılmasının, hiçbir surette
hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı ve hiçbir kimse veya
organın kaynağını anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı;
134 üncü maddesinin birinci fıkrasında, Atatürk’ün manevi himayelerinde,
Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı, Atatürk
Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür
Merkezinden oluşan kamu tüzel kişiliğine sahip Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumunun kurulacağı; ikinci fıkrasında, Türk Dil Kurumu ile Türk
Tarih Kurumu için Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirtilen mali hakların
kendilerine tahsis edileceği kurallarına yer verilmiştir.
Yüksek
Kurum ve Kurumlar, Anayasada düzenlenmiş, Anayasal görevler verilmiş, kamu
tüzel kişilikleri Anayasadan kaynaklanan özerk kurumlardır. Başbakanlıkla
ilişkileri bağlılık ilişkisidir ve Başbakanlık teşkilatı içinde düzenlenmemişlerdir.
Bağlı ve ilgili kuruluşların personel atamalarının kendi yetkili organları
tarafından yapılması gerekeceği tüzel kişiliğe sahip olmalarının hukuksal
bir sonucudur.
Nitekim,
3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 37 nci maddesinin ikinci fıkrasında,
Başbakanlık personelinin atanmasının 23.04.1981 tarihli ve 2451 sayılı
Kanuna göre yapılacağı ve 2451 sayılı Kanunda belirtilmeyen görevlerden
Başkanlıklara ortak kararla diğer görevlere Başbakanın onayı ile atama
yapılacağı ile Başbakanın bu yetkisini gerekli gördüğü alt kademelere
devredebileceği hüküm altına alınırken; ikinci fıkrasında, “Başbakanlık
bağlı ve ilgili kuruluşlarının kanunlarındaki atamaya ilişkin hükümler saklıdır.”
denilmiştir.
Devlet
tüzelkişiliğinden ayrı tüzel kişilikleri bulunan Yüksek Kurul ile
Kurumların, 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne
İlişkin Kanunun eki cetvellerde sayılanlar dışında kalan memurlarının atama
işlemlerinin, Başbakan veya ilgili Bakan tarafından yapılacak olması, yetki
saptırmasıdır ve Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesi ile 6
ncı ve 134 üncü maddesine aykırılık oluşturmaktadır.
Yukarıda
açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 24 üncü
maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki “Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum
Başkanları, müşterek kararla atanır.” Cümlesi, Anayasanın 134 üncü
maddesine; (3) numaralı fıkrası ise Anayasanın 2 nci, 6 ncı ve 134 üncü
maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
10) 664
Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 27 nci Maddesinin (1) Numaralı
Fıkrasındaki, “… Bakanlar Kurulunun teklifi ve …” İbaresi ile (2) Numaralı
Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
664 sayılı
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin 27 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında,
Atatürk Uluslararası Barış Ödülünün Bakanlar Kurulunun teklifi ve
Cumhurbaşkanının onayıyla verileceği belirtilirken; (2) numaralı
fıkrasında, Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilmesine ilişkin usul ve
esasların Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulacak yönetmelikle
düzenleneceği kuralına yer verilmektedir.
Kurtuluş
Savaşının lideri ve Cumhuriyetin kurucusu olan Atatürk, Anayasaya giren
Atatürk Milliyetçiliği ve Atatürk ilke ve inkılâpları ilkeleriyle, Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin kuruluş felsefesini belirleyen siyaset üstü bir
kişiliktir. “Yurtta barış, Dünyada barış” ilkesi bağlamında Adına verilecek
“Atatürk Uluslararası Barış Ödülü”nün siyasete malzeme yapılmaması, ödül
yoluyla hatırasının kirletilmemesi için kime verileceğinin siyasal bir
organ tarafından değil, siyaset üstü bir kurul tarafından belirlenmesi
gerekeceği her türlü tartışmanın dışındadır. Hatırası bunu hak etmektedir.
Bakanlar
Kurulu siyasal bir organdır. Tercihleri de doğal olarak siyasal olacak ve
dolayısıyla Bakanlar Kurulu, “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü”nü iç ve dış
siyaseti siyasal tercihleri ve çıkarları doğrultusunda yönlendirmesinde bir
araç olarak kullanacaktır. Bu durum, Bakanlar Kurulunun tercihlerinin
dışında, siyaset alanının doğasından ve işleyişinden kaynaklanan olağan bir
sonuçtur.
Anayasanın
6 ncı maddesinde, egemenliğin kayıtsız şartsız Milletin olduğu; Türk
Milletinin, egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili
organları eliyle kullanacağı; egemenliğin kullanılmasının, hiçbir surette
hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı ve hiçbir kimse veya
organın kaynağını anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı
belirtilmiş; 112 nci maddesinde de Bakanlar Kurulunun görev ve siyasi
sorumluluklarına yer verilmiştir.
Atatürk
Uluslar arası Barış Ödülünün Bakanlar Kurulunu teklifi üzerine verilmesi,
Anayasanın 6 ncı ve 112 nci maddeleriyle bağdaşmamaktadır.
Öte
yandan, Anayasanın 124 üncü maddesinde yönetmeliklerin, kanunların ve
tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla
çıkarılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Kurtuluş
Savaşının önderi ve Cumhuriyetin kurucusu Atatürk adına verilecek ödül ile
ilgili esaslar, aday tespitine ve belirlenmesine ilişkin süreçler, aday
tespitinde görev alacaklar ile bunların görevleri ve çalışma esasları belirlenmeden;
başka bir anlatımla, Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilmesine ilişkin
kurallar konulup çerçeve çizilmeden, “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü
verilmesine ilişkin usûl ve esaslar Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe
konulacak yönetmelikle düzenlenir.” ifadesi temelinde süreçle ilgili her
şeyin yürütme organının takdirine bırakılması, yasama yetkisinin devrine
yol açmaktadır.
Yukarıda
açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 27 nci
maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki, “… Bakanlar Kurulunun teklifi ve …”
ibaresi, Anayasanın 6 ncı ve 112 nci maddelerine; (2) numaralı fıkrası ise,
7 nci maddesine aykırı olduğundan iptalleri gerekir.
11) 664
Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin Geçici 1 inci Maddesinin Anayasaya
Aykırılığı
664 sayılı
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 1 inci maddesinin (1) numaralı
fıkrasında, Yüksek Kurum ve Kurumların başkan yardımcıları ile anılan
kurumların daire başkanları, özel kalem müdürleri, şube müdürleri,
Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri, genel sekreter, merkez ve kurum
sekreterleri ile bilim kurulları üyelerinin görevlerinin, 664 sayılı
KHK’nin yayımı tarihinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona ereceği;
Yüksek Kurum Başkan Yardımcısı ile Kurumların başkan yardımcılarının anılan
görevlere atama yapılıncaya kadar görevlerine devam edecekleri;
(2)
numaralı fıkrasında (1) numaralı fıkrada belirtilenlerden, Yüksek Kurum
Başkan Yardımcısı, bağlı kuruluşların başkan yardımcıları, Denetleme Kurulu
Başkanı ve üyeleri, daire başkanları ve genel sekreter ile merkez ve kurum
sekreterlerinin ekli (3) sayılı listede ihdas edilen Başkanlık Müşaviri
kadrolarına; özel kalem müdürleri ile şube müdürlerinin ise aynı listede
ihdas edilen Araştırmacı kadrolarına hâlen bulundukları kadro dereceleriyle
birlikte hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılacakları;
(3)
numaralı fıkrasında, (1) ve (2) numaralı fıkralarda sayılanlardan 2547
sayılı Kanunun 38 inci maddesine göre Yüksek Kurum ve Kurumlarda
görevlendirilenlerin, ilgili yükseköğretim kurumundaki görevlerine ilgili
mevzuatı çerçevesinde geri dönecekleri;
(4)
numaralı fıkrasında, 664 sayılı KHK’nin yürürlüğe girdiği tarihte görevde
bulunan Yönetim Kurulunun Cumhurbaşkanınca seçilen üyelerinin görevlerinin,
664 sayılı KHK’nin yayımı tarihinde sona ereceği; bu üyelerin, 664 sayılı
KHK’nin ilgili hükümlerine göre Yönetim Kurulu üyeliklerine ilişkin
seçimler yapılıncaya kadar görevlerine devam edecekleri;
(5)
numaralı fıkrasında, Yönetim Kurulu üyelikleri ile Yüksek Danışma Kurulu
üyeliklerine 664 sayılı KHK’nin ilgili hükümlerine göre yetkili makamlar
tarafından yapılacak seçimlerin, 664 sayılı KHK’nin yayımı tarihinden
itibaren iki ay içinde yapılacağı;
(6)
numaralı fıkrasında, Kurumların 664 sayılı KHK’nin yayımı tarihinde görevde
bulunan aslî üyelerinin üyeliklerinin, 664 sayılı KHK’nin yayımı tarihinde
sona ereceği; bunların 664 sayılı KHK hükümlerine göre aslî üyeliklere yeni
seçimler yapılıncaya kadar görevlerine devam edecekleri;
hüküm
altına alınmakta;
(7)
numaralı fıkrasında ise, ikinci fıkra uyarınca görevlerinden alınarak
Başkanlık Müşaviri ve Araştırmacı kadrolarına atanmış sayılanların mali
haklarına ilişkin düzenlemeler yapılmaktadır.
664 sayılı
KHK’nin iptali istenen geçici 1 inci maddesiyle, Bakanlar Kurulu Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile bağlı Kurumlarında çalışanları adeta
kazımaktadır.
12 Eylül
Cunta Yönetimi, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunu kapatarak Atatürk’ün
vasiyetini çiğnemekle beraber; 2876 sayılı Kanunun geçici 4 üncü
maddesiyle, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunda çalışanların kazanılmış
haklarını korumanın da ötesine geçerek, bunları memur kadrolarına alıp
intibaklarının yapılmasını sağlamıştır. 12 Eylül Cuntasının bu örneği
ortada iken; Baklanlar Kurulunun 664 sayılı KHK’nin geçici 1 inci maddesiyle,
Yüksek Kurum ve Kurum çalışanlarını atamalarındaki ve seçilmelerindeki
usulün aksine yasayla görevlerinden alarak kazanılmış haklarını gasp
etmesinin savunulabilecek hiçbir haklı gerekçesi ve hukuksal dayanağı
yoktur.
Yüksek
Kurumun Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri ile genel sekreteri Yüksek
Kurum ve Kurumların başkan yardımcıları, daire başkanları, özel kalem
müdürleri, şube müdürleri, merkez ve kurum sekreterleri, söz konusu
görevlere, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun kariyer ve liyakat
ilkeleri çerçevesinde ve yasal koşulları taşıdıkları gerekçesiyle
atanmışlardır.
Dahası,
30.06.2001 tarihli ve 24448 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atama ve Görevde Yüksel me
Yönetmeliğinin 6 ncı maddesine göre, Yüksek Kurum ve Kurumlarda daire
başkanı ve şube müdürlüğü kadroları görevde yükselme sınavına tabiidir.
Görevde yükselme sınavını kazanarak daire başkanı ve şube müdürü
kadrolarına atananların, yasayla görevlerinden alınması, söz konusu kamu
görevlilerinin hukuk güvenliklerinin ortadan kaldırılarak Devlet eliyle
terörize edilmesidir.
Anayasa
Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği üzere hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve
işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde
yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu
bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasakoyucu,
yasaların yalnız Anayasaya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun
olmasını sağlamakla yükümlüdür.
Evrensel
hukuk ilkeleri ya da hukukun genel ilkeleri denildiğinde, hakkın kötüye
kullanılmaması, iyi niyet, sözleşmeye bağlılık, ayrımcılık yapılmaması,
ölçülülük, kazanılmış hakları saygı, haklı beklentilerin korunması,
yasaların geriye yürümezliği, hukuk güvenliği, adalet, eşitlik, yasallık,
belirlilik ve öngörülebilirlik gibi evrensel düzeyde kabul gören hukukun
üstün kuralları anlaşılmaktadır.
Devlet
memurluğu, statü hukuku esasına dayanan nesnel ve genel kuralların olduğu
alandır. Yüksek Kurum ve Kurumlarda kariyer ve liyakat ilkeleri ile görevde
yükselme sınavı sonuçlarına göre söz konusu kadrolara atananlar için söz
konusu kadro görev unvanları kendileri açısından kazanılmış haktır.
Doğmuş
hakkı tanımak kazanılmış hakka saygı göstermektir. Sadece iç hukukta değil,
uluslararası hukukta da benimsenen “kazanılmış hakların korunması”, mevcut
hukuksal durumun, benimsenmiş yapının, edinilmiş statünün geçerliliğini
sürdürmesini zorunlu kılar. Kazanılmış bir hakkı ortadan kaldırmak, üstelik
tek yanlı hukuki düzenlemelerle kaldırmak hukuka güveni yıkar. Hukuk
Devletinin en önemli unsuru olan hukuk güvenliği, hukuk düzeni yanında,
bütün devlet faaliyetlerinin az çok öngörülebilir olmasını gerektirir.
Hukuki güvenlik, sadece kişilerin devlet faaliyetlerine güvenini değil,
aynı zamanda yürürlükteki mevzuata göre edinilmiş statünün süreceğine
duyulan güveni de içerir. Halkın devlete olan güveninin korunması, ancak
hukuk güvenliğinin sağlanmasıyla mümkündür.
Kazanılmış
hak, yalnızca geçmişe ilişkin edinmeyi değil, geleceği de bu geçmişe bağlı
olarak aynı durumda korumayı öngörür.
Hukuk
devletinin temel unsurları arasında “kazanılmış haklara saygı” yer
almaktadır. Bu nedenle Anayasanın 128 inci maddesinin ikinci fıkrası
uyarınca yapılacak tüm düzenlemelerin, memurların ve kamu görevlilerinin
kazanılmış haklarını koruması gerekir. Hukukta kazanılmış hak, kamu
kesiminde olsun, özel kesimde olsun güvenirliğin kanıtı, uygunluğun
ölçüsüdür. Olmadık bir nedenle çiğnenmesi, Anayasal düzeyde haklı
bulunamaz.
Öte yandan
iptali istenen düzenlemeler Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti
ilkesine, “hukuk güvenliği ilkesi” açısından da aykırılık oluşturmaktadır.
Hukuk güvenliği ilkesi kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik
gerektirir. Hukuk güvenliği, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını
önceden bilmesini, tutum ve davranışlarını buna göre düzene sokabilmesini
zorunlu kılar. Hukuk devletinde, hukuk normları öngörülebilir olmalı,
bireyler tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmeli, devlet de
yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden
kaçınmalıdır. Hukuki istikrar bunu gerektirir. Anayasasında “hukuk devleti”
ilkesine yer vermiş ve buna değiştirilemezlik atfetmiş bir ülkede, Bakanlar
Kurulunun günün birinde Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununu
baştan aşağı değiştireceğini ve idari kadrolar ile Kurum üyeliklerinde
siyasi bir kadrolaşmaya gitmek için tüm görevlileri yasayla görevden
alacağını kişilerden öngörmeleri beklenemez. Beklenir ise, bu durum
Anayasal siyasal sistemin hukuk devleti niteliğinin tartışmaya açılması
anlamına gelir.
Özü ve
niteliği itibariyle idari bir işlem olan ve idari işlemle yapılması gereken
“atama” işleminin, yasa gücünde kararname ile yapılmasıyla; bir yandan
yürütmenin “atama” ve “görevden alma” yetkisine Anayasanın 8 inci maddesine
aykırı bir şekilde yasama organı tarafından yetkisiz olarak el atılırken;
diğer yandan kişilerin Anayasanın 125 inci maddesinde güvence altına alınan
idari işleme karşı yetkili merciler nezdinde hak arama özgürlükleri, Anayasanın
36 ncı maddesine aykırı bir şekilde ellerinden alınmakta; ve ayrıca
kişilerin hak arama özgürlüklerinin yasa gücünde kararname ile düzenlenmesi
Anayasanın 91 inci maddesiyle de bağdaşmamaktadır.
Başka bir
anlatımla “atama”, “görevden alma”, “nakil”, “geçici görev” vb. idari
işlemlerdir. Devlet memurlarının atanmalarındaki usule göre görevden
alınmaları da kamu hukukunun temel ilkelerinden biridir. 2451 sayılı
Bakanlıklarda ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanunun 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasındaki, “Bunların nakilleri ve görevden alınmaları
da aynı usule göre olur.” şeklindeki hüküm sadece 2451 sayılı Kanuna ekli
(1) ve (2) sayılı Cetvelde sayılanları değil, ilkesel olarak tüm kamu
personelini kapsayan temel bir hükümdür.
664 sayılı
KHK’de Denetleme Kuruluna yer verilmediği ve dolayısıyla Denetleme Kurulu
başkan ve üyelerinin görevlerinden alınmasının zorunlu olduğu ileri
sürülebilir. Ancak, 3046 sayılı Kanunda bağlı kuruluşlarda da Teftiş Kurulu
kurulabileceği belirtilmiş ve 6223 sayılı Yetki Yasasına dayanılarak
çıkarılan tüm KHK’lerde değişik adlar altında Denetim ve Rehberlik
Başkanlıkları kurulmuştur. Yasakoyucunun kendi eksikliğinin sorumluluğunu,
kamu görevlilerinin üstlenmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşamaz.
Yasakoyucunun,
kamu yararından başka bir amaca, kişilerin Anayasal hak arama
özgürlüklerini ortadan kaldırma amacına ulaşmak için, yürütmenin/idarenin
yetkisinde olan idari atama ve görevden alma işlemini yasayla düzenlemesi
ve kurulması gereken birimi, salt o birimde çalışanları görevden almak için
kurmaması bir “yetki saptırması”dır ve bu yetki saptırması amaç öğesi
bakımından yasanın sakatlığına yol açarak, yasayı Anayasanın 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırı hale getirir.
Görevden
almanın ve atamanın yasa gücünde kararnameyle yapılması, kişilerin
Anayasanın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan yetkili yargı
mercilerinde davacı olarak hak arama özgürlüklerini kullanmalarını engellediğinden
iptali istenen düzenlemeler Anayasanın 36 ncı maddesine aykırıdır.
Anayasanın 36 ncı maddesindeki hak arama özgürlüğünün yasa gücünde
kararname ile engellenmesi ise, Anayasanın 91 inci maddesindeki yasak alana
girdiğinden düzenleme Anayasanın 91 inci maddesine de aykırıdır.
Anayasanın
dördüncü bölümünün siyasi haklar ve ödevler kapsamındaki 70 inci maddesinde
düzenlenen kamu hizmetine girme hakkı, söz konusu hizmete girenlerin
görevlerinde kalma hakkına da güvence oluşturmakta ve siyasi haklar ve
ödevler, Anayasanın 91 inci maddesine göre kanun hükmünde kararname ile
düzenlenemeyecek yasak alan içinde bulunmaktadır.
Kişilerin
statü hukukuna göre elde ettikleri kadro görev unvanlarının ve seçimle
geldikleri Kurul üyesi statülerinin yasayla ellerinden alınması ve
görevlerini mesleki statülerinde ve mesleki unvanlarıyla sürdürmelerinin
engellenmesi, Anayasanın 70 inci maddesine aykırı olmanın yanında bunun
kanun hükmünde kararname ile yapılması, ayrıca 91 inci maddesindeki kuralla
da bağdaşmamaktadır.
Öte yandan
geçici 1 inci maddenin (7) numaralı fıkrasında, “Başkanlık Müşaviri” ve
“Araştırmacı” unvanlı görevlere atananların mali hakları korunuyor gibi bir
izlenim yaratılmıştır. Ancak, söz konusu fıkrada, “toplam net tutarının”
ibaresinden sonra parantez içinde “(bu tutar sabit bir değer olarak esas
alınır)” ifadesine yer verilerek, Yüksek Kurum ve Kurumların başkan
yardımcıları ile anılan kurumların daire başkanları, özel kalem müdürleri,
şube müdürleri, Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri, genel sekreter, merkez
ve kurum sekreterlerinin aylık net hak edişleri sabitlenmiştir. Bu durumda
örneğin Başkan Yardımcısının en son aldığı net maaşı 100 TL ve Başkanlık
Müşavirinin maaşı ise 90 TL ise aradaki 10 TL içinde bulunulan ayda
tazminat olarak ödenerek maaşı yine 100 TL olacak; örneğin yıllık %11
oranındaki enflasyonun maaşlara yansıtılmasından dolayı bir sonraki ay
Başkan Yardımcısı maaşı 111 TL, Başkanlık Müşaviri maaşı da 100 TL
olduğunda ise, net maaş sabitlendiğinden dolayı, Başkan Yardımcısı iken
Yasayla Başkanlık Müşaviri görevlerine atanan kişilere herhangi bir ödemede
bulunulmayacak, kişilerin maaşı nominal olarak yine 100 TL olurken; reel
olarak 90 TL’ye gerileyecektir. Dolayısıyla kazanılmış statü kaybının
yanında kazanılmış mali hak kaybı da söz konusu olduğundan iptali istenen
düzenlemeler Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle bu
açıdan da bağdaşmamaktadır.
Yukarıda
ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin
geçici 1 inci maddesi, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 36 ncı, 70 inci ve 91 inci
maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
III-
YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
1) 664
sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişiklik yapılarak yürürlükten
kaldırılan 2876 sayılı Kanunun, bakanlık teşkilat kanunu olmadığı gibi, 664
sayılı KHK ile 2876 sayılı Kanunda yapılan değişiklik ve yeni düzenlemelerin
de “kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden
belirlenmesine”, “yeni bakanlık kurulmasına”, “var olan bakanlıkların
birleştirilmesine”, “bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının
yeniden belirlenmesine” ilişkin olmaması gerçeği karşısında; 664 sayılı KHK
ile yapılan düzenlemelerin, Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve
E.2011/60, K.2011/147 sayılı (Başkanın oyundan dolayı 6216 sayılı Kanunun
65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Kararına
göre de, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında olmadığı açıktır. Öte
yandan, 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan düzenlemelerin,
Yetki Yasasının amaç ve ilkeleriyle bağdaşmaması yanında Anayasanın
öngördüğü “ivedilik”, “zorunluluk” ve “önemlilik” şartlarını taşımaması
nedenleriyle, 664 sayılı KHK’nin tümünün ve ayrı ayrı tüm maddeleri ile
ekindeki Cetvel ve Listelerin yürürlüğünün durdurularak tüm yurttaşların
ileride telafisi mümkün olmayan zarar ve ziyanlardan korunması gerekeceği
değerlendirilmektedir.
2) Bakanlar
Kurulunun, Anayasanın 135 inci maddesindeki amacı, 664 sayılı KHK’nin “Amaç
ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesine aynen alarak; amacı Atatürkçü
düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve
Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar
yapmak” olan Kuruma, üniversitelerin Tarih Bölümleri ile Atatürk İlkeleri
ve İnkılâp Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezlerinde zaten daha da kapsamlı
bir şekilde yapılan, “bütün yönleriyle Atatürk ve eseri üzerinde sosyal ve
beşerî bilimler bütünlüğü içinde bilimsel araştırmalar yapmak,” ile sınırlı
bir görev vermesi ve böylece amaç ile görevler arasındaki tutarlılığı
ortadan kaldırıp, amaçla görevler arasındaki doğrusal ve birebir ilişkiyi
koparması; bir yandan, verilen görevler yoluyla amacın gerçekleşmemesini
hukuksal olarak güvence altına almayı; diğer yandan da, çalıştığı disipline
özgün veya sıradan hiçbir kuramsal katkıda bulunamayanları Yüksek Kurum
üyeliklerine atamaya zemin oluşturarak, Atatürkçülük, Atatürk
Milliyetçiliği ve Atatürk ilke ve inkılâplarını, sulandırıp içini
boşaltmayı amaçladığından, amacın gerçekleşmesi Türkiye Cumhuriyetinin
geleceğine ileride telafisi olmayan zararlar verecektir.
3) Yüksek
Danışma Kurulunda yer alacak bakanların, “Başbakan tarafından belirlenecek
diğer bakanlar,” ifadesiyle, Başbakan tarafından belirlenecek bakan
sayısının ve bakanların kimler olduğunun bütünüyle idareye bırakılması,
hukuki belirsizlik yarattığı ve söz konusu ifade “… Başbakan ve ilgili
Bakan tarafından seçilecek birer üye ve …” ibaresi ile birlikte
değerlendirildiğinde ise Yüksek Kurumun siyasallaşmasına yol açacağı için,
Yüksek Kurum ve Kurulların görevlerini amacın gerektirdiği şekilde bağımsız
yapmasını engelleyerek Devlet ve Millet açısından ileride telafisi olmayan
zarar ve ziyanlara neden olacaktır.
4) Atatürk
Araştırma Merkezi Başkanlığına, üniversitelerin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp
Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkez (ATAMER)’lerinin çok daha gerisinde
kalan görevler verilerek Anayasal amacın gerçekleşmemesinin güvence altına
alınması, Anayasal amaçtan beklenen yararların gerçekleşmemesi yoluyla
ülkemizin geleceğinde ciddi zarar ve ziyanlara yol açacaktır.
5) Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı ile Yüksek Kurulun kuruluşuna
dahil Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk
Kültür Merkezi Başkanlığına, Başbakan veya ilgili Bakan tarafından görev
verilecek olması, söz konusu Yüksek Kurum ve Kurumların tüzel kişiliğe
sahip olmaktan kaynaklanan bağımsızlığıyla bağdaşmayan ve onları
siyasallaştırmayı amaçlayan düzenlemelerdir. Yüksek Kurum ve Kurumlar
üzerinden Atatürkçülük, Atatürk Milliyetçiliği, Atatürk ilke ve inkılâpları
gibi Anayasal kavramların siyasallaştırılması, ortak Anayasal değerlerin
sorgulanması yoluyla ülkemizin geleceği üzerinde ciddi belirsizliklere
neden olacaktır.
6) Yasayla
düzenlenmesi gereken, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Türk Dil Kurumu
Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi
Başkanlığı bilim kurullarının oluşumu, üyelerinin seçimi, görevleri,
çalışma usul ve esasları ile bilim kurullarına ilişkin diğer hususların ve
ayrıca, kurumların asli, şeref ve haberleşme üyelikleri için gereken
nitelikler, yapılacak seçim ve görevlendirmelerin usulü, üyeliklerin sayısı
ve görev süresi, üyelerin görev, yetki ve sorumlulukları ile üyelikle
ilgili diğer hususların, yönetmelikle idare tarafından düzenlenecek olması,
yasama yetkisinin devrini doğurmakta ve söz konusu Kurumlardan beklenen
Anayasal amacın gerçekleşmesini riske sokmaktadır. Anayasal amacın
gerçekleşmemesi, ülkemiz açısından ciddi zarar ve ziyanlarla sonuçlanacaktır.
7) Alanın
uzmanı akademisyenlerden oluşacak bir kurul tarafından yerine getirilmesi
gereken, araştırma faaliyetlerine ilişkin önerilerin değerlendirilmesi,
önceliklendirilmesi ve yararlı olacağı düşünülenlerin belirlenmesi
görevlerinin, yönetsel görevlermiş gibi idari hiyerarşi içinde
gördürülmesinin öngörülmesi, söz konusu süreci her türlü müdahaleye açık
hale getirmekte ve böylece idarenin istediği önerilere onay verilmesini,
istemediklerinin ise dışta kalmasını güvence altına almayı amaçlamaktadır.
Bakanlar Kurulunun yetki saptırmasına giderek, kamu yararına aykırı
düzenleme yapması, Yüksek Kurumun Anayasal amaçlarının gerçekleşmesini
sıkıntıya sokarak ülkemizin geleceği açısından ciddi zarar ve ziyanların
doğmasına yol açacaktır.
8) Yüksek
Kurum ve Kurumların, görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden
kanunla düzenlenmiş bulunan konularda yapacakları idari düzenlemelerin
Başbakan veya ilgili Bakanın onayıyla yürürlüğe konulacak olması, Yüksek
Kurum ve Kurumların Anayasayla kazandıkları tüzelkişilikleriyle
bağdaşmamakta ve görevlerini bağımsız yapmalarıyla örtüşmemektedir.
Görevlerin bağımsız yapılmasının engellenerek Anayasal amaçlara ulaşılmasının
sekteye uğratılması, ülkemizin geleceğinde ciddi zarar ve ziyanlara neden
olacaktır.
9) Yüksek
Kurum Başkanı ile Kurum Başkanlarının, müşterek kararla diğerlerinin ise
Başbakan veya ilgili Bakan tarafından atanacak olması, Yüksek Kurum ile
Kurumların Anayasadan kaynaklanan tüzel kişilikleri ile bağdaşmamakta ve
Yüksek Kurum ve Kurumlarda siyasal kadrolaşma yoluyla Anayasal amaçların
gerçekleşmemesini sağlamayı amaçlamaktadır. Anayasal amaçların
gerçekleşmemesi, Devletimiz ve Milletimizin geleceğinde ciddi zarar ve
ziyanlara yol açacaktır.
10) Kurtuluş
Savaşının lideri ve Cumhuriyetin kurucusu olan Atatürk, Anayasaya giren
Atatürk Milliyetçiliği ve Atatürk ilke ve inkılâpları ilkeleriyle, Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin kuruluş felsefesini belirleyen siyaset üstü bir
kişiliktir. “Yurtta barış, Dünyada barış” ilkesi bağlamında Adına verilecek
“Atatürk Uluslararası Barış Ödülü”nün siyasete malzeme yapılmaması, ödül
yoluyla hatırasının kirletilmemesi için kime verileceğinin siyasal bir
organ tarafından değil, siyaset üstü bir kurul tarafından belirlenmesi
gerekeceği her türlü tartışmanın dışındadır. Bakanlar Kurulu ise siyasal
bir organdır. “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü”nün kime verileceğinin
siyasal bir organ tarafından belirlenmesi, Atatürk’ün hatırasına zarar
verebilecek bir durumdur.
11) Yüksek
Kurumun Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri ile genel sekreteri, Yüksek
Kurum ve Kurumların başkan yardımcıları, daire başkanları, özel kalem
müdürleri, şube müdürleri, merkez ve kurum sekreterlerinin görevlerinden
yasayla alınarak ilgisine göre “Başkanlık Müşaviri” ve “Araştırmacı”
görevlerine atanması, Kurum üyelerinin seçimle geldikleri görevlerine
yasayla son verilmesi ve geçici görevlilerin yasayla görev yerlerine
dönmelerinin sağlanması ve böylece kişilerin kazanılmış haklarının
ellerinden alınması, söz konusu kamu görevlilerinin zarar ve ziyanlarına
sebep olmuştur.
Öte
yandan, Anayasal düzenin hukuka aykırı kural ve düzenlemelerden en kısa
sürede arındırılması, hukuk devleti olmanın en önemli gerekleri arasında
sayılmaktadır. Anayasaya aykırılıkların sürdürülmesi, özenle korunması
gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyecektir. Hukukun üstünlüğünün
sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında
sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesi hukuk devleti yönünden
giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacaktır.
Bu zarar
ve durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan ve
iptali istenen hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin
de durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
V. SONUÇ
VE İSTEM
02.11.2011
tarihli ve 28103 (1. Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 11.10.2011
tarihli ve 664 sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat
ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin;
I) İptal
davasıyla ilgili ilk ve esas incelemelerinde, 6216 sayılı Kanunun 59 uncu
ve 60 ıncı maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın
reddine,
II) 1)
Tümü ve ayrı ayrı tüm maddeleri ile ekindeki Cetvel ve Listeler, Anayasanın
Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 nci
maddelerine;
2) 3 üncü
maddesi, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 134 üncü maddelerine;
3) 5 inci
maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki “… Başbakan tarafından belirlenecek
diğer bakanlar, …” ibaresi, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 104 üncü ve 134 üncü
maddelerine; 6 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki, “… Başbakan ve
ilgili Bakan tarafından seçilecek birer üye ve …” ibaresi ise Anayasanın
104 üncü ve 134 üncü maddelerine;
4) 9 uncu
maddesinin (2) numaralı fıkrası, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 134
üncü maddelerine;
5) 7 nci
maddesinin (3) numaralı fıkrasının (ğ) bendindeki, “Başbakan veya ilgili
Bakan ve …”, 10 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasının (o) bendindeki,
“Başbakan veya ilgili Bakan ve …”, 11 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının
(k) bendindeki “Başbakan veya ilgili Bakan ve …”, 12 nci maddesinin (2)
numaralı fıkrasının (h) bendinde yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve …”
ibareleri, Anayasanın 6 ncı, 11 inci ve 134 üncü maddelerine;
6) 13 üncü
maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 14 üncü maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ikinci cümlesi, Anayasanın 7 nci, 123 üncü, 128 inci ve 134 üncü
maddelerine;
7) 16 ncı
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “… değerlendirmek,
önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin …”
ifadeleri, Anayasanın 2 nci maddesine;
8) 22 nci
maddesinin (2) numaralı fıkrası, Anayasanın 7 nci, 124 üncü ve 134 üncü
maddelerine;
9) 24 üncü
maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki “Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanları,
müşterek kararla atanır.” cümlesi, Anayasanın 134 üncü maddesine; (3)
numaralı fıkrası, Anayasanın 2 nci, 6 ncı ve 134 üncü maddelerine;
10) 27 nci
maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki, “… Bakanlar Kurulunun teklifi ve …”
ibaresi, Anayasanın 6 ncı ve 112 nci maddelerine; (2) numaralı fıkrası, 7
nci maddesine;
11) Geçici
1 inci maddesi, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 36 ncı, 70 inci ve 91 inci
maddelerine;
aykırı
olduklarından iptallerine ve uygulanmaları halinde giderilmesi güç ya da
olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya
kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi
saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Kanun Hükmünde Kararname Kuralları
11.10.2011 günlü, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname’nin maddeleri, eki cetvel ve listeler şöyledir:
BİRİNCİ
BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Tanımlar ve Görevler
Amaç ve kapsam
MADDE 1- (1) Bu
Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı, Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve
inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan
araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayımlar yapmak amacıyla; Atatürk’ün manevî
himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı,
Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu ve Türk
Tarih Kurumundan oluşan, kamu tüzel kişiliğine sahip, Atatürk Kültür, Dil
ve Tarih Yüksek Kurumunun kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarını
düzenlemektir.
(2) Başbakan, Yüksek Kurum ile ilgili yetkilerini
bir Bakan aracılığı ile kullanabilir.
(3) Yüksek Kurumun merkezi Ankara’dadır.
Tanımlar
MADDE 2- (1) Bu
Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulanmasında;
a) Yüksek Kurum: Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumunu,
b) İlgili
Bakan: Başbakanın Yüksek Kurum ile ilgili yetkilerini devrettiği Bakanı,
c) Kurum: İlgisine göre Atatürk
Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür
Merkezi başkanlıklarını,
ifade eder.
Görevler
MADDE 3- (1)
Yüksek Kurumun görevleri şunlardır:
a) Türk
dili, tarihi, kültürü ve bütün yönleriyle Atatürk ve eseri üzerinde sosyal
ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak
ve bu konularda seminer, sempozyum, konferans ve benzeri ulusal ve
uluslararası etkinlikler düzenlemek, yayınlar yapmak ve bu alandaki
çalışmaları desteklemek.
b) Sosyal
ve beşerî bilimler alanında özgün bilgi üretimi için ortamlar hazırlamak,
bu çerçevede bütünleşik bilgi sistemi kurmak, araştırma ve geliştirme
faaliyetlerini desteklemek, eşgüdüm sağlamak, izlemek.
c)
Milletimizin sosyal ve kültürel gelişmesine katkı sağlayacak alanlarda
bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu alanda yapılan çalışmalara
destek vermek.
ç) Milli
kültürümüzün ve diğer kültürlerin klasikleşmiş bilim ve düşünce eserlerinin
günümüz Türkçesine çevrilmesini, basılmasını ve yayımlanmasını sağlamak.
d) Görev
alanı kapsamında ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşların bilimsel
çalışmalarını ve bu alandaki gelişmelerle ilgili yayınlarını takip etmek,
gerekli görülenleri tercüme ettirerek basılmasını ve yayımlanmasını sağlamak.
e) Mevzuatla verilen diğer görevleri yerine
getirmek.
İKİNCİ BÖLÜM
Teşkilat
ve Görevler
Teşkilat
MADDE 4- (1) Yüksek
Kurumun teşkilatı, Yüksek Danışma Kurulu, Yönetim Kurulu, Başkanlık,
Kurumlar ve hizmet birimlerinden oluşur.
(2) Yüksek Kurumun teşkilatı, ekli (I) sayılı
cetvelde gösterilmiştir.
Yüksek
Danışma Kurulu
MADDE 5- (1) Yüksek
Danışma Kurulu, Başbakanın veya ilgili Bakanın başkanlığında, Bilim, Sanayi
ve Teknoloji Bakanı, Dışişleri Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı, Milli
Eğitim Bakanı ile Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar,
Yükseköğretim Kurulu Başkanı, Cumhurbaşkanınca Yüksek Kurumun görev alanına
giren konularda özgün bilimsel araştırmalarıyla tanınan bilim adamları
arasından üç yıllığına seçilen üç üye ile Yüksek Kurum Başkanı ve Kurum
Başkanlarından oluşur. Cumhurbaşkanı ve Başbakan gerekli gördükleri
hâllerde, Yüksek Danışma Kuruluna başkanlık eder.
(2) Yüksek
Danışma Kurulu, Yüksek Kurumun ve Kurumların bilim ve kültür alanındaki
çalışmalarını ve etkinliklerini değerlendirir ve gerekli tavsiye
kararlarını alarak, görüşlerini Yüksek Kuruma ve Kurumlara bildirir. Bu
kararlar Yüksek Kurum ve Kurumlar tarafından öncelikle dikkate alınır.
(3) Yüksek
Danışma Kurulu yılda bir defa toplanır; Başbakanın veya ilgili Bakanın
çağrısı üzerine her zaman olağanüstü toplantı yapılabilir. Gerektiğinde ilgili
diğer kurum ve kuruluş temsilcileri de ilgili Bakan tarafından toplantılara
davet edilebilir.
(4)
Toplantı gündemi, Yüksek Kurum Başkanı tarafından hazırlanır ve Başbakanın
veya ilgili Bakanın onayından sonra toplantıdan en az bir ay önce üyelere dağıtılır.
Olağanüstü toplantı hâllerinde bu süre aranmaz.
(5) Yüksek
Danışma Kurulunun sekretarya işleri, Yüksek Kurum Başkanlığınca yerine
getirilir.
(6) Yüksek
Danışma Kurulunca gerekli görülen kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır.
(7) Yüksek
Danışma Kurulunun çalışma usûl ve esasları yönetmelikle belirlenir.
Yönetim Kurulu
MADDE 6- (1)
Yönetim Kurulu, Yüksek Kurum Başkanının başkanlığında, Cumhurbaşkanı
tarafından seçilecek iki üye ile Başbakan ve ilgili Bakan tarafından
seçilecek birer üye ve Kurum Başkanlarından oluşur.
(2) Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ilgili Bakan
tarafından seçilecek üyelerin görev süresi üç yıldır. Süresi biten üyeler
yeniden seçilebilir. Bu üyeliklerde görev süresi dolmadan herhangi bir
nedenle boşalma olması hâlinde, boşalan üyelik için üç ay içinde aynı
usûlle yeni seçim yapılır; bu şekilde seçilen üyelerin görev süresi de üç
yıldır.
(3) Yönetim Kurulu, en az beş üyenin katılımıyla
toplanır ve katılan üyelerin çoğunluğuyla karar alır. Oylamalarda çekimser
oy kullanılamaz. Eşitlik hâlinde Başkanın oyu doğrultusunda karar alınır.
(4) Yönetim Kurulu, en az ayda bir kez olağan
toplantısını yapar. Gerekli hâllerde Başbakan veya ilgili Bakan, Yönetim
Kurulunu olağanüstü toplantıya çağırabilir.
(5) Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanlarının
bulunmadığı hâllerde, kendilerine vekâlet eden yardımcıları oy hakları da
bulunmak üzere toplantıya katılır.
(6) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:
a) Bu Kanun Hükmünde Kararnameyle Yüksek Kuruma ve
Kurumlara verilen görevlerin etkin ve verimli biçimde yerine getirilmesine
yönelik temel politika ve stratejileri belirlemek.
b) Yüksek Kurumun ve Kurumların faaliyetlerine esas
alınacak ilkeleri belirlemek.
c) Yüksek Kurumun ve Kurumların faaliyet
etkinliğini değerlendirmek, tespit edilen sorunlara karşı gerekli görülen
tedbirlere karar vermek.
ç) Yüksek Kurum Başkanlığınca sunulan, Yüksek
Kurumun ve Kurumların kısa ve uzun vadeli çalışma programları ile bu
programlarda yapılması öngörülen değişiklikleri, Yüksek Kurum ve Kurumların
amaç ve hedeflerine uygunluğu ve yeterliği açısından inceleyerek karara
bağlamak.
d) Yüksek Kurumun ve Kurumların politika ve
stratejilerinin uyum ve tamamlayıcılığını sağlayacak çözüm ve tedbirleri
karara bağlamak.
e) Yüksek Kurumun ve Kurumların güçlü bir uyum ve
etkin bir koordinasyon içinde faaliyet yürütmelerini sağlayacak çözüm ve
tedbirleri karara bağlamak.
f) Yüksek Kurum Başkanlığınca sunulan, Yüksek Kurum
ve Kurumların yıllık çalışma raporlarını inceleyerek karara bağlamak.
g) Yüksek Kurumun ve Kurumların bütçelerini
görüşmek.
ğ) Yüksek Kurum ve Kurumlarca hazırlanan idarî
düzenlemeleri görüşerek Başbakan veya ilgili Bakanın onayına sunmak.
h) Yüksek Kurum ve Kurumların taşınmazların
alınması, yaptırılması, satılması, kiralanması, rehin ve ipotek tesis
edilmesi, hizmet satın alınması ve bağışların kabul edilmesi hususlarındaki
önerilerini karara bağlamak.
ı) Yüksek Kurum ve Kurumlar tarafından verilecek
hizmetlere ilişkin ücret tarifelerini belirlemek.
i) Mevzuatla verilen diğer görevleri yerine
getirmek.
(7) Yönetim Kurulunun sekretarya işleri Yüksek
Kurum Başkanlığınca yerine getirilir.
(8) Yönetim Kurulunun çalışma usûl ve esasları
yönetmelikle düzenlenir.
Başkanlık
MADDE 7- (1)
Başkanlık, Yüksek Kurum Başkanı, iki Başkan yardımcısı ile hizmet
birimlerinden oluşur.
(2) Yüksek Kurum Başkanı, Yüksek Kurumun en üst
düzey yöneticisi olup Yüksek Kurum hizmetlerini, mevzuata, Yönetim
Kurulunca belirlenen ilkeler ile politika ve stratejilere, Yüksek Kurumun
stratejik planına, performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına
uygun olarak düzenler ve yürütür. Yüksek Kurum Başkanı, Yüksek Kurumun
genel yönetim ve temsilinden sorumludur.
(3) Yüksek Kurum Başkanının görevleri şunlardır:
a) Yönetim Kuruluna sunulacak tüzük ve yönetmelik
taslakları, bütçe taslakları, kısa ve uzun vadeli çalışma programları ile
çalışma raporlarını hazırlamak.
b) Yönetim Kurulunun Yüksek Kurum faaliyetlerine
ilişkin konulardaki kararlarına yönelik önerileri hazırlamak.
c) Yönetim Kurulunun Yüksek Kurum faaliyetlerine
ilişkin kararlarını uygulamak.
ç) Kurumlar ve hizmet birimleri arasında
koordinasyonu sağlamak.
d) Yüksek
Kurumun stratejik planını, performans ölçütlerini, amaç ve hedeflerini,
hizmet kalite standartlarını belirlemek, insan kaynakları ve çalışma
politikalarını oluşturmak.
e) Yüksek
Kurumun belirlenen politika ve stratejilere uygun olarak etkin ve verimli
çalışmasına yönelik gerekli tedbirleri uygulamak.
f) Yüksek
Kurumun yönetim ve işleyişine ilişkin diğer görevleri yerine getirmek.
g) Yüksek
Kurum ve Kurumların her türlü faaliyet ve işlemleri ile ilgili inceleme ve
araştırma yaptırmak.
ğ)
Başbakan veya ilgili Bakan ve Yönetim Kurulu tarafından verilen diğer
görevleri yerine getirmek.
(4) Yüksek
Kurum Başkanı, görev ve yetkilerini, sınırlarını açıkça belirlemek ve
yazılı olmak kaydıyla Başkan yardımcılarına devredebilir.
Kurumlar
MADDE 8- (1)
Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk
Kültür Merkezi başkanlıkları, Yüksek Kurumun kuruluşuna dâhil olan
Kurumlardır. Kurumlar ayrı kamu tüzel kişiliğine sahip olup, hizmet ve
görevlerini mevzuat hükümleri ile Yönetim Kurulunca belirlenen ilke,
politika ve stratejiler doğrultusunda Yüksek Kurum Başkanlığının gözetim,
denetim ve eşgüdümünde yerine getirir.
Atatürk
Araştırma Merkezi Başkanlığı
MADDE 9- (1)
Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Yüksek Kuruma bağlı, özel bütçeli ve
kamu tüzel kişiliğine sahip, görev alanında bilimsel hizmet ve faaliyette
bulunan bir kurum olup, Başkan, bir Başkan yardımcısı ve bilim kurulundan
oluşur. Başkanlığın merkezi Ankara’dadır.
(2)
Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığının görevleri şunlardır:
a)
Atatürk’ün kişiliği, düşüncesi, ilkeleri ve inkılâpları ile Türkiye
Cumhuriyeti tarihini ilgilendiren kaynakları ve Cumhuriyet döneminde
üretilen temel bilim ve kültür eserlerini incelemek ve yayıma hazırlamak
veya hazırlatmak.
b)
Atatürk, millî mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi ile ilgili Türkçe ve
yabancı dillerde yazılmış kitap, broşür, dergi ve benzeri materyali
toplamak, bilimsel yöntemlerle düzenlemek, yürütülen faaliyetler kapsamında
değerlendirmek, araştırmacıların ve kamuoyunun hizmetine sunmak.
c) Görevi
ile ilgili konularda bilimsel nitelikli kongreler, konferanslar,
seminerler, kurslar, her türlü bilimsel toplantılar, geziler, sergiler
düzenlemek; bu alanda yurtiçinde ve yurt dışında düzenlenen bilimsel
etkinliklere katılmak.
ç) Görevi
ile ilgili konularda süreli ve süresiz yayınlar yapmak, aynı mahiyetteki
yayınları Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre desteklemek, yaptığı
araştırma, inceleme, kongre, konferans ve seminerlerin sonuçlarını
yayımlamak.
d) Görevi
ile ilgili konularda inceleme ve araştırma yapacaklara ve lisansüstü
çalışmalarda bulunacaklara Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre her
türlü destek ve yardımlarda bulunmak.
e)
Yurtiçinde ve yurtdışında Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve inkılâpları
konuları ile Cumhuriyetimizin kuruluşunu hazırlayan ve Cumhuriyet
dönemindeki olayların sebepleri ve gelişmeleri konularında üstün başarılı
eserler veren yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişileri Yönetim Kurulunca
belirlenecek esaslara göre desteklemek.
f)
Görevleri ile ilgili olarak, yurtiçinde ve yurtdışında yerli ve yabancı,
resmî ve özel eğitim, bilim, kültür, sanat kurum ve kuruluşları ile
araştırma merkezleri, arşivleri ve benzeri yerlerde ve çeşitli dallardaki
araştırmacı, yazar ve sanatkârlarla Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara
göre işbirliğinde bulunmak.
g) Görev
alanına giren konularda, yurtiçi ve yurtdışındaki yayınları izlemek,
incelemek, değerlendirmek.
ğ)
Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, arşiv ve dokümantasyon merkezi, bilgi
bankaları ve veri tabanları oluşturmak, özgün telif eserler yazmak veya
yazdırmak, bunları yayınlamak, tanıtmak, yaymak ve basılan eserleri kütüphanelere
göndermek.
h) Yönetim
Kurulunca belirlenecek esaslara göre, Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde,
belirlenen öncelikli konularda projeler hazırlamak ya da hazırlatmak; bu
projelere katılacak yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yurtiçi ve
yurtdışı burslar vermek, üstün başarı gösterenleri ödüllendirmek.
ı)
Başbakan veya ilgili Bakan ve Yönetim Kurulunca verilen diğer görevleri
yerine getirmek.
Türk Dil
Kurumu Başkanlığı
MADDE 10- (1) Türk
Dil Kurumu Başkanlığı, Yüksek Kuruma bağlı, özel bütçeli ve kamu tüzel
kişiliğine sahip, görev alanında bilimsel hizmet ve faaliyette bulunan bir
kurum olup, Başkan, bir Başkan yardımcısı ve bilim kurulundan oluşur.
Başkanlığın merkezi Ankara’dadır.
(2) Türk
Dil Kurumu Başkanlığının görevleri şunlardır:
a) Türk
dilinin kaynak eserlerini tespit ederek incelemek ve yayına hazırlamak,
Türkçe ile ilgili yurtiçinde ve yurtdışında yapılan araştırmaları takip
etmek; Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, arşiv ve dokümantasyon merkezi,
bilgi bankaları ve veri tabanları oluşturmak.
b)
Türkçenin ticarî hayatta, kitle iletişim araçlarında, eğitim ve öğretim
kurumlarında ve sosyal hayatın diğer alanlarında doğru ve güzel
kullanılması hususunda öncü görevi üstlenerek gerekli uyarıları yapmak,
girişimlerde bulunmak, kamuoyunu, kurum ve kuruluşları bilgilendirmek,
Türkçenin yozlaştırılmasına, yabancı sözcüklerin ve yazım biçimlerinin
yayılmasına karşı dil bilincini güçlendirmek.
c)
Türkçenin söz ve anlam yapısını korumak ve geliştirmek, yazılı ve sözlü
kaynaklardan Türk dili ile ilgili derleme ve taramalar yapmak.
ç) Türk
dilinin zenginleşmesine yönelik inceleme ve araştırmalar yapmak, yazım
kılavuzları ve sözlükler hazırlamak, bilim, sanat, spor terimleri ile
teknik terim ve kavramları karşılayacak Türkçe terim ve kavramların bulunmasına
yönelik araştırma ve incelemelerde bulunmak.
d) Türkçe
dil bilgisi üzerinde araştırma ve incelemelerde bulunmak, buna dayalı
olarak Türk dilinin yapısına ilişkin dil bilgileri ile Türkçenin tarihi ve
karşılaştırmalı dil bilgilerini hazırlamak ve bunları yayımlamak.
e) Yönetim
Kurulunca belirlenecek esaslara göre, Türkçeyi dünya milletlerine tanıtacak
ve kullanımını yaygınlaştıracak uluslararası etkinlikler düzenlemek.
f) Türk
dili ve Türkçe dil bilgisi konularında kongreler, sempozyumlar,
konferanslar, toplantılar, sergiler, geziler düzenlemek; yurtiçi ve
yurtdışında yapılan aynı konu ve mahiyetteki toplantılara katılmak, Yönetim
Kurulunca belirlenecek esaslara göre bu tür etkinlikleri desteklemek.
g)
Görevleri ile ilgili olarak, yurtiçinde ve yurt dışında yerli veya yabancı,
gerçek ve tüzel kişiler, eğitim, bilim, kültür, sanat kurum ve kuruluşları,
araştırma merkezleri, araştırmacı, yazar ve sanatkârlarla Yönetim Kurulunca
belirlenecek esaslara göre işbirliğinde bulunmak.
ğ)
Görevleri ile ilgili konularda yurtiçi ve yurtdışındaki yayımları izlemek,
incelemek, değerlendirmek.
h)
Yabancıların Türkçeyi öğrenmesini kolaylaştırıcı bilimsel çalışmalar
yapmak.
ı) Yönetim
Kurulunca belirlenecek esaslara göre Türkçenin tanıtılması ve öğretilmesine
yönelik olarak yurtiçinde ve yurt dışında çalışmalar yürütmek, bu alanda
yurtiçinde ve yurtdışında yürütülen çalışmaları desteklemek.
i) Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre
Türk dili ve kültürüyle ilgili yerli ve yabancı temel eserler ile bu
konulardaki tarihî, ilmî ve edebî değeri bulunan eserlerle ilgili çeviri,
sadeleştirme ve tıpkıbasım çalışmaları ile içerik incelemelerini yürütmek,
desteklemek ve bu çalışmaların sonuçlarını yayımlamak.
j) Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre
Türk dili ile ilgili olarak üniversiteler, eğitim ve araştırma kuruluşları
ile gerçek ve tüzel kişilerce yürütülen eğitim ve araştırma faaliyetlerini
desteklemek.
k) Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre,
görev alanına giren konularda akademisyenlerin ve araştırmacıların
yetiştirilmeleri ve geliştirilmeleri için imkânlar sağlamak; bu amaçla
ödüller ve burslar vermek, yurtiçinde ve yurtdışında lisansüstü eğitim ve
araştırma faaliyetlerini desteklemek.
l) Diğer
birimlerle koordinasyon içinde tespit edeceği ölü ya da yaşayan dünya
dillerindeki klasikleşmiş bilim ve düşünce eserlerinin, Kurum bünyesinde
veya üniversitelerde ya da kamu veya özel diğer araştırma kurumlarında,
tercüme grupları oluşturmak veya hizmet satın almak suretiyle Türkçeye
çevrilmesini sağlamak; bunun için yapay zekâya dayalı otomatik dil araçları
geliştirmek veya geliştirilmesini desteklemek ve elde edilen sonuçları
yayımlamak; basılan eserleri kütüphanelere göndermek.
m) Yüksek
Kurum bünyesinde ya da diğer araştırma kurumlarında üretilen özgün
eserlerden gerekli olanları, diğer birimlerle koordinasyon içinde tespit
ederek süreli ve süresiz yayınlar yoluyla yabancı dillere aktarmak.
n)
Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, kendi çalışma alanlarıyla ilgili ve
öncelikli konularda projeler hazırlamak ya da hazırlatmak; Yönetim
Kurulunca belirlenecek esaslara göre, bu projelere katılacak yüksek lisans
ve doktora öğrencilerine yurtiçi ve yurtdışı burslar vermek, üstün başarı
gösterenleri ödüllendirmek.
o)
Başbakan veya ilgili Bakan ve Yönetim Kurulunca verilen diğer görevleri
yerine getirmek.
Türk Tarih
Kurumu Başkanlığı
MADDE 11- (1) Türk
Tarih Kurumu Başkanlığı, Yüksek Kuruma bağlı, özel bütçeli ve kamu tüzel
kişiliğine sahip, görev alanında bilimsel hizmet ve faaliyette bulunan bir
kurum olup, Başkan, bir Başkan yardımcısı ve bilim kurulundan oluşur.
Başkanlığın merkezi Ankara’dadır.
(2) Türk
Tarih Kurumu Başkanlığının görevleri şunlardır:
a) Türk
tarihi ve Türkiye tarihini tüm yönleriyle hakikatlere uygun biçimde ortaya
koyacak çalışmalar yapmak, tarihimizle ilgili karalama ve çarpıtmalara
karşı ulusal ve uluslararası kamuoyunu aydınlatmak.
b) Türk
tarihi ve Türkiye tarihinin kaynak eserlerini tespit etmek, incelemek ve
yayına hazırlamak, bu alanda yurtiçi ve yurtdışındaki araştırmaları takip
etmek.
c)
Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, arşiv ve dokümantasyon merkezi, bilgi
bankaları ve veri tabanları oluşturmak; görev alanıyla ilgili özgün
bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve elde edilen sonuçları
yayımlamak; basılan eserleri kütüphanelere göndermek.
ç) Türk
tarihi ve Türkiye tarihine ilişkin kaynakları toplamak, incelemek, gerekli
görülenleri Türkçeye çevirmek, yaymak ve yayımlamak.
d) Türk
tarihi ve Türkiye tarihini aydınlatmaya yarayacak belge ve malzemeyi
toplamak, arşiv ve dokümantasyon merkezleri kurmak, niteliği belirlenen
belge ve malzemeyi elde etmek için gerekli araştırmaları, incelemeleri,
kazıları yapmak ve yaptırmak.
e) Türk
tarihi ve Türkiye tarihiyle ilgili yeni buluşları ve bilimsel konuları
yaymak ve tanıtmak üzere bilimsel toplantılar yapmak, kongreler, sergiler
ve geziler düzenlemek.
f) Yönetim
Kurulunca belirlenecek esaslara göre, tarih sevgisini ve bilincini
kökleştirecek, geliştirecek ve yaygın hâle getirecek, tarih araştırmalarını
ve çalışmalarını özendirecek, destekleyecek her türlü tedbiri almak,
gerekli çalışma plan ve programlarını yapmak.
g)
Görevleriyle ilgili olarak, yurtiçinde ve yurtdışında Türk tarihi veya
Türkiye tarihi üzerinde çalışan, araştırma ve yayın yapan kurum, kuruluş ve
araştırma merkezleriyle, arşivlerle Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara
göre işbirliğinde bulunmak, kitap, yayın ve orijinallerinden çoğaltılmış
belge mübadele etmek.
ğ) Yönetim
Kurulunca belirlenecek esaslara göre Türk tarihi, Türkiye tarihi ve Türk
kültürüyle ilgili yerli ve yabancı temel eserler ile bu konulardaki tarihî,
ilmî ve edebî değeri bulunan eserlerle ilgili çeviri, sadeleştirme ve
tıpkıbasım çalışmaları ile içerik incelemelerini yürütmek, desteklemek ve
bu çalışmaların sonuçlarını yayımlamak.
h) Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre
Türk tarihi ve Türkiye tarihi ile ilgili olarak üniversiteler, eğitim ve
araştırma kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerce yürütülen eğitim ve araştırma
faaliyetlerini desteklemek.
ı) Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre,
görev alanına giren konularda akademisyenlerin ve araştırmacıların
yetiştirilmeleri ve geliştirilmeleri için imkânlar sağlamak; bu amaçla
ödüller ve burslar vermek, yurtiçinde ve yurtdışında lisansüstü eğitim ve
araştırma faaliyetlerini desteklemek.
i) Türk tarihi ve Türkiye tarihini sevdirmek
amacıyla tarih müzeleri ve benzeri halka açık her türlü bilgilendirme
platformlarını kurmak, kurdurmak, Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara
göre, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından
oluşturulan benzeri tesisleri desteklemek.
j)
Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, kendi çalışma alanlarıyla ilgili ve
öncelikli konularda projeler hazırlamak ya da hazırlatmak; Yönetim
Kurulunca belirlenecek esaslara göre, tez konularını bu projeler
çerçevesinde belirleyen ve böylece bu çalışmalara katılan yüksek lisans ve
doktora öğrencilerine yurtiçi ve yurtdışı burslar vermek, üstün başarı
gösterenleri ödüllendirmek.
k)
Başbakan veya ilgili Bakan ve Yönetim Kurulunca verilen diğer görevleri
yerine getirmek.
Atatürk
Kültür Merkezi Başkanlığı
MADDE 12- (1)
Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı, Yüksek Kuruma bağlı, özel bütçeli ve
kamu tüzel kişiliğine sahip, görev alanında bilimsel hizmet ve faaliyette
bulunan bir kurum olup, Başkan, bir Başkan yardımcısı ve bilim kurulundan
oluşur. Başkanlığın merkezi Ankara’dadır.
(2)
Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığının görevleri şunlardır:
a) Dil ve
tarih dışında, düşünce, sanat, edebiyat, folklor ve bilim başta olmak üzere
millî kültürümüzün diğer alanlarının kaynak eserlerini tespit etmek,
incelemek ve yayına hazırlamak; bu alanlarla ilgili olarak yurtiçinde ve
yurtdışında yapılan araştırmaları takip etmek.
b)
Yurtiçinde ve yurtdışında Türk kültürü üzerinde araştırma ve incelemelerde
bulunan, Türk kültürünün yayılmasına hizmet eden, gelişmesi yolunda
faaliyetler gösteren, kurum, kuruluş, araştırma merkezleri, gerçek ve tüzel
kişilerle Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre işbirliğinde
bulunmak.
c) Türk
kültürünün çeşitli alanlarında hizmet veren kamu kurum ve kuruluşlarının,
özel kurumların çalışmalarına katılmak, onlarla işbirliğinde bulunmak,
gerekli görülen talepleri karşılamak.
ç) Görev
alanıyla ilgili konularda süreli ve süresiz yayınlar yapmak, kongre,
konferans, toplantı, gösteri, gezi ve sergiler düzenlemek ve benzeri
faaliyet ve hizmetlerde bulunmak.
d)
Yurtiçinde ve yurtdışında Türk kültürünün, töre ve geleneklerinin
tanıtılması için gerekli her türlü hizmet ve faaliyetleri Yönetim Kurulunca
belirlenecek esaslara göre yerine getirmek, tanıtma kurum ve kuruluşları
ile ortak çalışmalar yapmak, işbirliğini gerçekleştirmek.
e) Kültür
ve sanat alanında toplumsal gelişmeye katkı sağlayan nitelikte eserler
üretmek, çalışmalar yapmak, bu nitelikteki eser ve çalışmaları Yönetim
Kurulunca belirlenecek esaslara göre desteklemek.
f)
Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, arşiv ve dokümantasyon merkezi, bilgi
bankaları ve veri tabanları oluşturmak; belirtilen alanlarda bilimsel
araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunmak; görev alanıyla ilgili
özgün bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve elde edilen sonuçları
yayımlamak; tanıtmak, yaymak ve basılan
eserleri kütüphanelere göndermek.
g) Yönetim
Kurulunca belirlenecek esaslara göre, Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde,
kendi çalışma alanlarıyla ilgili ve öncelikli konularda projeler hazırlamak
ya da hazırlatmak; bu projelere katılacak yüksek lisans ve doktora
öğrencilerine yurtiçi ve yurtdışı burslar vermek, üstün başarı gösterenleri
ödüllendirmek.
ğ) Yurt
dışındaki kültür varlığımızın araştırılmasını ve korunmasını desteklemek;
Türkiye ile diğer Türk dilli devlet ve topluluklar arasındaki kültürel ve
sosyal ilişkilerin bilimsel zeminde gelişmesine dönük faaliyetler yapmak.
h)
Başbakan veya ilgili Bakan ve Yönetim Kurulunca verilen diğer görevleri
yerine getirmek.
Bilim kurulları
MADDE 13- (1)
Kurumların bünyesinde bilim kurulları kurulur.
(2) Bilim
kurulları, Kurum Başkanı, Başkan yardımcısı ve aslî üyelerden oluşur.
(3) Bilim
kurullarının oluşumu, üyelerinin seçimi, görevleri, çalışma usûl ve
esasları ile bilim kurullarına ilişkin diğer hususlar yönetmelikle
düzenlenir.
Kurum üyeleri
MADDE 14- (1) Kurumların aslî, şeref ve
haberleşme olmak üzere üç türlü üyesi vardır. Üyelikler için gereken
nitelikler, yapılacak seçim ve görevlendirmelerin usûlü, üyeliklerin sayısı
ve görev süresi, üyelerin görev, yetki ve sorumlulukları ile üyelikle
ilgili diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir.
Hizmet birimleri
MADDE 15- (1) Yüksek
Kurumun hizmet birimleri şunlardır:
a)
Bilimsel Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığı.
b)
Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı.
c) İnsan
Kaynakları ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı.
ç) Hukuk
Müşavirliği.
Bilimsel
Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığı
MADDE 16- (1)
Bilimsel Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:
a)
Araştırma ve inceleme faaliyetlerine ilişkin önerileri incelemek, değerlendirmek,
önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin
projelerin hazırlık ve uygulama süreçlerini Kurumlarla işbirliği içinde
koordine etmek.
b)
Kurumların kütüphane, arşiv ve dokümantasyon merkezlerini, bilgi bankaları
ve veri tabanlarını, bilimsel araştırmalarını ve diğer faaliyetlerini
Bütünleşik Bilgi Sistemi çerçevesinde elektronik ortamda birleştirmek ve bu
sisteme ilişkin çalışmaları Kurumlar ile işbirliği içinde yürütmek.
c) Sosyal
ve beşerî bilimler alanında ülke için öncelikli konularda uygulanacak
projelere katılacak lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine Yönetim
Kurulunca belirlenecek esaslara göre yurtiçi ve yurtdışı burs verilmesi ve
bunların başarı derecelerine göre ödüllendirilmesi çalışmalarını Kurumlar ile
işbirliği içinde yürütmek.
ç)
Kurumlarca düzenlenecek projelere ilişkin teknik çalışmaları yürütmek.
d)
Kurumlarca düzenlenecek etkinliklere ilişkin hazırlık ve organizasyon
çalışmalarını yapmak veya yaptırmak.
e) Ulusal
ve uluslararası alanda yapılan organizasyonları izlemek ve ortaya çıkan
sonuçları ilgili kişi, kurum ve kuruluşlarla paylaşmak.
f)
Kurumların faaliyetlerinde kullanılacak bilişim sistemlerini geliştirmek ve
buna ilişkin çalışmaları Kurumlarla işbirliği içinde yürütmek.
g) Yüksek Kurum Başkanı tarafından verilen benzeri
görevleri yapmak.
Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı
MADDE 17- (1)
Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:
a) Yüksek
Kurum ve Kurumlara ilişkin olarak 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol
Kanunu, 22/12/2005 tarihli ve 5436 sayılı Kanunun 15 inci maddesi ve diğer
mevzuatla strateji geliştirme ve malî hizmetler birimlerine verilen
görevleri Kurumların strateji ve malî hizmetler müdürlükleriyle işbirliği
içinde yapmak.
b) Yüksek
Kurum Başkanı tarafından verilen
benzeri görevleri yapmak.
İnsan
Kaynakları ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı
MADDE 18- (1) İnsan
Kaynakları ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:
a) Yüksek
Kurumun ve Kurumların insan gücü politikası ve planlaması ile insan
kaynakları sisteminin geliştirilmesi ve performans ölçütlerinin
oluşturulması konusunda çalışmalar yapmak ve tekliflerde bulunmak.
b) Yüksek
Kurumun ve Kurumların personelinin atama, nakil, terfi, emeklilik ve benzeri
özlük işlemlerini yürütmek.
c) Yüksek
Kurumun ve Kurumların eğitim planını hazırlamak, uygulamak ve
değerlendirmek.
ç) Eğitim
faaliyetleri ile ilgili dokümantasyon, yayım ve arşiv hizmetlerini
yürütmek.
d) Yüksek
Kurumun ve Kurumların ortak ihtiyacı olan her türlü yapım, satın alma,
kiralama, basım, bakım ve onarım, arşiv ve benzeri idarî hizmetleri
yürütmek.
e) Fiziki
çalışma ortamlarını uygun ve standart hâle getirmek.
f) Kaynak
ihtiyaçlarını etkin, verimli ve zamanında karşılamak.
g) Taşınır
ve taşınmaz kayıtlarını tutmak.
ğ) Yüksek
Kurumun ve Kurumların sivil savunma ve seferberlik hizmetlerini planlamak
ve yürütmek.
h) Yüksek Kurum Başkanı tarafından verilen benzeri
görevleri yapmak.
Hukuk
Müşavirliği
MADDE 19- (1) Hukuk
Müşavirliğinin görevleri şunlardır:
a) Yüksek
Kurum ve Kurumlara yönelik olarak, 659
sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde
Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine
göre hukuk birimlerine verilen görevleri yapmak.
b) Yüksek
Kurum Başkanı tarafından verilen benzeri görevleri yapmak.
ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM
Yöneticilerin Sorumlulukları, İşbirliği ve
Düzenleme Yetkisi
Yöneticilerin sorumlulukları
MADDE 20- (1)
Yüksek Kurumun ve Kurumların her kademedeki yöneticileri, görevlerini
mevzuata, stratejik plan ve programlara, performans ölçütlerine ve hizmet
kalite standartlarına uygun olarak yürütmekten üst kademelere karşı
sorumludur.
İşbirliği
MADDE 21- (1)
Yüksek Kurum ve Kurumlar, görevleri çerçevesinde yükseköğretim kurumları,
araştırma merkezleri ve uluslararası kurumlar dâhil tüm ilgili kurum ve
kuruluşlarla Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre işbirliği
yapabilir, ortak projeler hazırlayıp uygulayabilir.
(2) Yüksek
Kurum ve Kurumlar, millî savunma ve millî güvenliğe ilişkin hususlar saklı
kalmak kaydıyla, görev alanıyla ilgili olarak gerekli gördüğü bilgileri
bütün kamu kurum ve kuruluşlarından ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden
Başbakan veya ilgili Bakan aracılığıyla istemeye yetkilidir. Kendilerinden
bilgi istenen bütün kamu kurum ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel
kişiler, bu bilgileri zamanında ve noksansız vermekle yükümlüdür. Bu
şekilde elde edilen bilgilerden ticarî sır niteliğinde olanların gizliliği
korunur.
Düzenleme yetkisi
MADDE 22- (1) Yüksek
Kurum ve Kurumlar; görev,
yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden kanunla düzenlenmiş konularda
idarî düzenlemeler yapabilir.
(2) İdarî düzenlemeler Başbakan veya ilgili Bakanın onayıyla
yürürlüğe konulur.
DÖRDÜNCÜ
BÖLÜM
Personele İlişkin Hükümler
Kadrolar
MADDE 23- (1)
Yüksek Kurumun ve Kurumların kadrolarının tespiti, ihdası, kullanımı ve
iptali ile kadrolara ilişkin diğer hususlar, 190 sayılı Genel Kadro ve
Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre düzenlenir.
Atama
MADDE 24- (1) Yüksek Kurumun ve Kurumların
personeli, 657 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir.
(2) Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanları,
müşterek kararla atanır. Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanlarının görev
süresi üç yıldır. Görev süresi dolanlar yeniden atanabilir.
(3) 2451
sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanunun eki
cetvellerde sayılanlar dışında kalan memurların atamaları Başbakan veya
ilgili Bakan tarafından yapılır.
Yüksek Kurum
Uzmanlığı
MADDE 25- (1) Yüksek
Kurumda ve Kurumlarda, Yüksek Kurum Uzmanı ve Uzman Yardımcısı istihdam edilir.
(2) Yüksek
Kurum Uzman Yardımcılığına atanabilmek
için aşağıdaki şartlar aranır:
a) 657
sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan şartları
taşımak.
b) En az dört yıllık lisans eğitimi veren hukuk, siyasal
bilgiler, iktisat, işletme, iktisadî ve idarî bilimler fakülteleri,
üniversitelerin Türk dili, edebiyatı ve tarihiyle ilgili fakülte ve
bölümleri ile Yüksek Kurumun görev alanıyla ilgili konularda eğitim veren
ve yönetmelikle belirlenen yükseköğretim kurumlarından veya bunlara
denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurtiçindeki veya
yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak.
c)
Yapılacak yarışma sınavında başarılı olmak.
(3) Yüksek
Kurum Uzman Yardımcılığına atananlar, en az üç yıl fiilen çalışmak ve
istihdam edildikleri birimlerce belirlenecek konularda hazırlayacakları
uzmanlık tezinin oluşturulacak tez jürisi tarafından kabul edilmesi
kaydıyla, yapılacak yeterlik sınavına girmeye hak kazanırlar. Süresi içinde
tezlerini sunmayan veya tezleri kabul edilmeyenlere tezlerini sunmaları
veya yeni bir tez hazırlamaları için altı ayı aşmamak üzere ilâve süre
verilir. Yeterlik sınavında başarılı olanların Yüksek Kurum Uzmanı
kadrolarına atanabilmeleri, Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye
Tespit Sınavından asgarî (C) düzeyinde veya dil yeterliği bakımından buna
denkliği kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan başka bir belgeye
yeterlik sınavından itibaren en geç iki yıl içinde sahip olma şartına
bağlıdır. Sınavda başarılı olamayanlar veya sınava girmeye hak kazandığı
hâlde geçerli mazereti olmaksızın sınav hakkını kullanmayanlara, bir yıl
içinde ikinci kez sınav hakkı verilir. Verilen ilave süre içinde tezlerini
sunmayan veya ikinci defa hazırladıkları tezleri de kabul edilmeyenler,
ikinci sınavda da başarı gösteremeyen veya sınav hakkını kullanmayanlar
Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı unvanını kaybeder ve Yüksek Kurumda ve
Kurumlarda durumlarına uygun başka kadrolara atanırlar.
(4) Yüksek Kurum Uzman Yardımcılarının mesleğe
alınmaları, yetiştirilmeleri, yarışma sınavı, tez hazırlama ve yeterlik
sınavı ile diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir.
BEŞİNCİ
BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Yüksek Kurum ve Kurumların gelirleri
MADDE 26- (1)
Yüksek Kurum, Atatürk Araştırma Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezi
başkanlıklarının gelirleri şunlardır:
a) Genel
bütçeden yapılacak yardımlar.
b) Her
türlü bağış, yardım ve vasiyetler.
c) Yüksek
Kurumun ve merkez başkanlıklarının gelirlerinin değerlendirilmesinden elde
edilen gelirler.
ç) Diğer
gelirler.
(2) Türk
Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu başkanlıklarının gelirleri şunlardır:
a) Genel
bütçeden yapılacak yardımlar.
b)
Atatürk’ün vasiyetine dayalı gelirler.
c) Her
türlü bağış, yardım ve vasiyetler.
ç) Kurum
Başkanlıklarının gelirlerinin değerlendirilmesinden elde edilen gelirler.
d) Diğer
gelirler.
Atatürk Uluslararası Barış Ödülü
MADDE 27- (1)
Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi doğrultusunda, dünya
barışına, uluslararası dostluk ve iyi niyetin geliştirilmesine hizmet eden
gerçek ve tüzel kişilere Bakanlar Kurulunun teklifi ve Cumhurbaşkanının
onayıyla, Devlet ödülü niteliğinde Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilir.
(2)
Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilmesine ilişkin usûl ve esaslar
Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir.
Atıflar, değiştirilen ve yürürlükten kaldırılan
hükümler
MADDE 28- (1)
11/8/1983 tarihli ve 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Kanununun; 97 nci maddesinin (a) ve (b) fıkralarında yer alan
“Başbakanlıkça” ibaresi “Bakanlar Kurulunca” şeklinde değiştirilmiş, (b)
fıkrasında yer alan “ve yürütme kurullarına atanacak üyelere ödenecek ücretlerle,”
ve “, Atatürk Uluslararası Barış Ödülü Kurulu ve” ibareleri yürürlükten
kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “Yüksek Kurul” ibaresi “ve Yüksek
Danışma Kuruluna seçilen üyelere ödenecek ücretler ile” şeklinde
değiştirilmiş, (c) fıkrasında yer alan “genel sekreter, kurum ve merkez
sekreteri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “ve şube
müdürü” ibaresi “ve Yüksek Kurum Uzmanı ile Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı”
şeklinde değiştirilmiştir.
(2) 2876
sayılı Kanunun, birinci fıkra ile değiştirilen 97 nci maddesi, 101 inci
maddesinin birinci fıkrası, 103 üncü ve 104 üncü maddeleri dışındaki
hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.
(3)
14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun;
a) 36 ncı
maddesinin “ORTAK HÜKÜMLER” başlıklı bölümünün (A) fıkrasının (11) numaralı
bendine “Basın ve Enformasyon Uzman Yardımcıları,” ibaresinden sonra gelmek
üzere “Yüksek Kurum Uzman Yardımcıları,” ibaresi; “Basın ve Enformasyon
Uzmanlığına,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Yüksek Kurum Uzmanlığına,” ibaresi,
b) 152 nci
maddesinin “II-Tazminatlar” kısmının “A-ÖZEL HİZMET TAZMİNATI” başlıklı
bölümünün (i) bendine “Basın ve Enformasyon Uzmanları,” ibaresinden sonra
gelmek üzere “Yüksek Kurum Uzmanları,” ibaresi,
c) Eki (I)
sayılı ek gösterge cetvelinin “I-GENEL İDARE HİZMETLERİ SINIFI” bölümünün
(h) bendine “Basın ve Enformasyon Uzmanları,” ibaresinden sonra gelmek
üzere “Yüksek Kurum Uzmanları,” ibaresi,
eklenmiştir.
(4) Ekli
(1) sayılı listedeki kadrolar iptal edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin eki cetvellerin ilgili bölümlerinden çıkarılmış, ekli (2)
sayılı listedeki kadrolar ihdas edilerek anılan cetvellerin ilgili
bölümlerine eklenmiştir.
Personel kadroları ve üyelikler
GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı
tarihinde görevde bulunan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu,
Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk
Tarih Kurumu başkan yardımcıları ile anılan kurumların daire başkanları,
özel kalem müdürleri, şube müdürleri, Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri,
genel sekreter, merkez ve kurum sekreterleri ile bilim kurulları üyelerinin
görevleri, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinde hiçbir işleme
gerek kalmaksızın sona erer. Yüksek
Kurum
Başkan Yardımcısı ile Kurumların
başkan yardımcıları anılan görevlere atama yapılıncaya kadar görevlerine
devam eder.
(2)
Birinci fıkrada belirtilenlerden, Yüksek
Kurum Başkan Yardımcısı, bağlı kuruluşların başkan
yardımcıları, Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri, daire başkanları ile
genel sekreter, merkez ve kurum sekreterleri ekli (3) sayılı listede ihdas
edilen Başkanlık Müşaviri kadrolarına, özel kalem müdürleri ile şube
müdürleri aynı listede ihdas edilen Araştırmacı kadrolarına hâlen
bulundukları kadro dereceleriyle birlikte hiçbir işleme gerek kalmaksızın
atanmış sayılırlar. Başkanlık Müşaviri ve Araştırmacı kadroları, herhangi bir
sebeple boşaldığı takdirde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş
sayılır.
(3)
Birinci ve ikinci fıkralarda sayılanlardan 2547 sayılı Kanunun 38 inci
maddesine göre Yüksek Kurum ve Kurumlarda görevlendirilenler, ilgili
yükseköğretim kurumundaki görevlerine ilgili mevzuatı çerçevesinde geri
dönerler.
(4) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin
yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan Yönetim Kurulunun Cumhurbaşkanınca
seçilen üyelerinin görevleri, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı
tarihinde sona erer. Bu üyeler,
bu Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili hükümlerine göre Yönetim Kurulu
üyeliklerine ilişkin seçimler yapılıncaya kadar görevlerine devam eder.
(5)
Yönetim Kurulu üyelikleri ile Yüksek Danışma Kurulu üyeliklerine bu Kanun
Hükmünde Kararnamenin ilgili hükümlerine göre yetkili makamlar tarafından
yapılacak seçimler, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinden
itibaren iki ay içinde yapılır.
(6)
Kurumların bu Kanun Hükmünde Kararnamenin
yayımı tarihinde görevde bulunan aslî üyelerinin üyelikleri, bu Kanun
Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinde sona
erer. Bunlar bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre aslî üyeliklere
yeni seçimler yapılıncaya kadar görevlerine devam eder.
(7) İkinci
fıkra uyarınca atanmış sayılanlara yeni kadrolarına atanmış sayıldıkları
tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda, aylık, ek
gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar), her türlü zam ve tazminatlar,
makam tazminatı, görev tazminatı ve temsil tazminatı, ek ödeme, sözleşme
ücretleri ile benzeri adlarla yapılan her türlü
ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiilî çalışmaya bağlı fazla mesai
ücreti ile fiilen yapılan ders karşılığı alınan ek ders ücreti hariç)
toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır),
atanmış sayıldıkları kadrolara ilişkin olarak aylık,
ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar), her türlü zam ve
tazminatlar, makam tazminatı, görev tazminatı ve temsil tazminatı, ek
ödeme, sözleşme ücretleri ile benzeri
adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiilî
çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti ile fiilen yapılan ders karşılığı alınan
ek ders ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması hâlinde aradaki
fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın fark
kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir. Atanmış sayıldıkları kadro
unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi
istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son
verilir.
(8) Yüksek
Kurum ve Kurumlara ait Uzman Yardımcısı ve Uzman unvanlı kadrolardan boş
olanlar bu maddenin yayımı tarihinde iptal edilmiş sayılır. Bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Uzman Yardımcısı kadrolarına yeni atama
yapılmaz, Uzman unvanlı kadroların herhangi bir nedenle boşalması hâlinde,
bu kadrolar hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.
Kadro
değişiklikleri
GEÇİCİ
MADDE 2- (1) Bu Kanun
Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinden itibaren bir yıl süreyle 190 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesinde yer alan sınırlama ile bağlı
olmaksızın boş kadrolarda sınıf, unvan ve derece, dolu kadrolarda derece
değişikliği yapmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.
(2) Bu
Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinden itibaren bir yıl süreyle
Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı kadrolarına yapılacak açıktan atamalar, yılı
merkezî yönetim bütçe kanunlarında yer alan açıktan atama sayı
sınırlamasına tâbi değildir.
Düzenleyici
işlemler
GEÇİCİ
MADDE 3- (1) Bu
Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulanmasına ilişkin düzenlemeler, bu Kanun
Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde yürürlüğe
konulur. Anılan düzenlemeler yürürlüğe girinceye kadar mevcut
düzenlemelerin bu Kanun Hükmünde Kararnameye aykırı olmayan hükümlerinin
uygulanmasına devam olunur.
Sorunların
giderilmesi
GEÇİCİ
MADDE 4- (1)
Yüksek Kurumun bu Kanun Hükmünde Kararnameye göre yeniden yapılandırılması
sebebiyle gerçekleştirilen işlemlere ilişkin olarak ortaya çıkabilecek
tereddütleri gidermeye Başbakan veya ilgili Bakan yetkilidir.
Şeref
üyeleri
GEÇİCİ
MADDE 5- (1) 2876
sayılı Kanunun eki listelerde yer alanların şeref üyelikleri ve buna bağlı
hakları korunur.
Yürürlük
MADDE 29- (1) Bu
Kanun Hükmünde Kararname yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 30- (1) Bu
Kanun Hükmünde Kararname hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.”
(I) SAYILI CETVEL
ATATÜRK
KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU TEŞKİLATI
Yüksek Danışma Kurulu
|
Yönetim Kurulu
|
Yüksek Kurum Başkanı
|
Yüksek
Kurum Başkan Yardımcısı
|
Kurum Başkanı
|
Kurum Başkan Yardımcısı
|
Hizmet Birimleri
|
|
Yönetim
Kurulu
|
Yüksek Kurum Başkanı
|
Yüksek Kurum Başkan Yardımcısı
Yüksek
Kurum Başkan Yardımcısı
|
1) Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı
|
Atatürk Araştırma Merkezi Başkan Yardımcısı
|
1) Bilimsel Çalışmalar Koordinasyon Dairesi
Başkanlığı
|
|
|
|
|
|
|
2)Strateji
Geliştirme Dairesi Başkanlığı
|
|
|
|
|
2) Atatürk Kültür Merkezi Başkanı
|
Atatürk Kültür Merkezi Başkan Yardımcısı
|
3) İnsan
Kaynakları ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı
|
|
|
|
|
|
|
4)Hukuk
Müşavirliği
|
|
|
|
|
3) Türk Dil Kurumu Başkanı
|
Türk Dil Kurumu Başkan Yardımcısı
|
|
|
|
|
|
4) Türk Tarih Kurumu Başkanı
|
Türk Tarih Kurumu Başkan Yardımcısı
|
|
(1)
SAYILI
LİSTE
KURUMU :
ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU
TEŞKİLATI : MERKEZ
İPTAL EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest
Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Denetleme Kurulu Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Denetleme Kurulu Üyesi
|
1
|
2
|
2
|
|
GİH
|
Genel Sekreter
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Yurt İçi ve Yurt Dışı İlişkiler Daire Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Personel ve Eğitim Dairesi Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
İdari ve Malî İşler Dairesi Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Strateji Geliştirme Daire Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Özel Kalem Müdürü
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Şube Müdürü
|
1
|
4
|
4
|
|
|
TOPLAM
|
|
13
|
13
|
KURUMU :
ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ BAŞKANLIĞI
TEŞKİLATI :
MERKEZ
İPTAL EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest
Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Merkez Sekreteri
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Şube Müdürü
|
1
|
1
|
1
|
|
|
TOPLAM
|
|
2
|
2
|
KURUMU : ATATÜRK
ARAŞTIRMA MERKEZİ BAŞKANLIĞI
TEŞKİLATI : MERKEZ
İPTAL EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest
Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Merkez Sekreteri
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Şube Müdürü
|
1
|
1
|
1
|
|
|
TOPLAM
|
|
2
|
2
|
KURUMU :
TÜRK DİL KURUMU BAŞKANLIĞI
TEŞKİLATI :
MERKEZ
İPTAL EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest
Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Kurum Sekreteri
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Şube Müdürü
|
1
|
1
|
1
|
|
|
TOPLAM
|
|
2
|
2
|
KURUMU : TÜRK TARİH
KURUMU BAŞKANLIĞI
TEŞKİLATI : MERKEZ
İPTAL EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest
Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Kurum
Sekreteri
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Şube
Müdürü
|
1
|
1
|
1
|
|
|
TOPLAM
|
|
2
|
2
|
(2) SAYILI LİSTE
KURUMU : ATATÜRK
KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU
TEŞKİLATI : MERKEZ
İHDAS
EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest
Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Yüksek Kurum Başkan
Yardımcısı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Bilimsel Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Dairesi
Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Yüksek Kurum Uzmanı
|
5
|
5
|
5
|
|
GİH
|
Yüksek Kurum Uzmanı
|
7
|
5
|
5
|
|
GİH
|
Yüksek Kurum Uzman
Yardımcısı
|
9
|
15
|
15
|
|
GİH
|
İdari İşler Müdürü
|
1
|
4
|
4
|
|
|
TOPLAM
|
|
33
|
33
|
KURUMU : ATATÜRK
KÜLTÜR MERKEZİ BAŞKANLIĞI
TEŞKİLATI : MERKEZ
İHDAS
EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest
Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Yüksek Kurum Uzmanı
|
7
|
5
|
5
|
|
GİH
|
Yüksek Kurum Uzman
Yardımcısı
|
9
|
10
|
10
|
|
GİH
|
Strateji Geliştirme Müdürü
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
İdari İşler Müdürü
|
1
|
2
|
2
|
|
|
TOPLAM
|
|
18
|
18
|
KURUMU : ATATÜRK
ARAŞTIRMA MERKEZİ BAŞKANLIĞI
TEŞKİLATI : MERKEZ
İHDAS
EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest
Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Yüksek Kurum Uzmanı
|
7
|
5
|
5
|
|
GİH
|
Yüksek Kurum Uzman
Yardımcısı
|
9
|
10
|
10
|
|
GİH
|
Strateji Geliştirme Müdürü
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
İdari İşler Müdürü
|
1
|
2
|
2
|
|
|
TOPLAM
|
|
18
|
18
|
KURUMU :
TÜRK DİL KURUMU BAŞKANLIĞI
TEŞKİLATI :
MERKEZ
İHDAS
EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest
Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Yüksek Kurum Uzmanı
|
7
|
10
|
10
|
|
GİH
|
Yüksek Kurum Uzman
Yardımcısı
|
9
|
20
|
20
|
|
GİH
|
Malî Hizmetler Uzmanı
|
6
|
3
|
3
|
|
GİH
|
Malî Hizmetler Uzman Yardımcısı
|
9
|
2
|
2
|
|
GİH
|
Strateji Geliştirme Müdürü
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
İdari İşler Müdürü
|
1
|
2
|
2
|
|
|
TOPLAM
|
|
38
|
38
|
KURUMU :
TÜRK TARİH KURUMU BAŞKANLIĞI
TEŞKİLATI :
MERKEZ
İHDAS
EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest
Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Yüksek Kurum Uzmanı
|
7
|
10
|
10
|
|
GİH
|
Yüksek Kurum Uzman
Yardımcısı
|
9
|
20
|
20
|
|
GİH
|
Malî Hizmetler Uzmanı
|
6
|
3
|
3
|
|
GİH
|
Malî Hizmetler Uzman Yardımcısı
|
9
|
2
|
2
|
|
GİH
|
Strateji Geliştirme Müdürü
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
İdari İşler Müdürü
|
1
|
2
|
2
|
|
|
TOPLAM
|
|
38
|
38
|
(3) SAYILI
LİSTE
KURUMU :
ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU
TEŞKİLATI : MERKEZ
İHDAS EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest
Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Başkanlık Müşaviri
|
1
|
15
|
15
|
|
GİH
|
Araştırmacı
|
1
|
30
|
30
|
|
|
TOPLAM
|
|
45
|
45
|
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2.,
6., 7., 11., 36., 70., 87., 91., 104., 112., 123., 124., 128. ve 134.
maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
A- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca
Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan
ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI
ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla 12.1.2012 gününde yapılan ilk inceleme
toplantısında öncelikle Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ hakkındaki
reddi hâkim talebi görüşülmüştür:
Dava dilekçesinde, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim
KILIÇ’ın, kamuoyunda Wikileaks belgeleri olarak bilinen ve bir internet
sitesinde yer alan bilgilere göre, 2003 yılında ABD Büyükelçisine
Cumhuriyet Halk Partisi aleyhinde bir takım beyanlarda bulunduğu, 25.4.2011
tarihinde Anayasa Mahkemesinin 49. Kuruluş Yıldönümü’nde yaptığı açılış
konuşmasında “Ümit ediyorum ki bu
gayret, Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığını
da ortadan kaldıracaktır.” ifadelerine yer verdiği, ayrıca 6223 sayılı
Yetki Kanunu’nun iptali istemiyle açılan davada verilen kararda açıklanan
görüşünün daha önceki kararlarda yer alan görüşlerinden farklı olduğu, bu
nedenlerle Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu davalarda tarafsız
olarak karar veremeyeceği ileri sürülerek 6216 sayılı Kanun’un 59.
maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile 60. maddesinin (1) numaralı
fıkrası uyarınca reddi talep edilmiştir.
Hâkimin reddi kurumu, hâkimin tarafsız kalamayacağı
şüphesi bulunan bir davaya bakmamasını sağlamaya yönelik olup temel bir hak
olan adil yargılanma hakkıyla ilişkilidir. Nitekim adil yargılanma hakkı
tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma hakkını da içerir. Bu nedenle hukukumuzda,
hâkimin tarafsız kalamayacağı varsayılan veya tarafsızlığından kuşku
duyulabilecek durumlarda ya davaya bakması yasaklanmış ya da taraflarca
reddedilebileceği kabul edilmiştir.
6216 sayılı Kanun’un 59. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (d) bendinde, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerinin, istişarî
görüş ve düşüncelerini ifade etmiş olduğu dava ve işlere bakamayacakları;
60. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve
üyelerinin tarafsız hareket edemeyecekleri kanısını haklı kılan hâllerin
olduğu iddiası ile reddolunabileceği; (2) numaralı fıkrasında, bu takdirde,
Genel Kurul ya da bölümlerde ilgili üye katılmaksızın ret konusu hakkında
kesin karar verileceği; (5) numaralı fıkrasında ise ret talebinin kötü
niyetle yapıldığının anlaşılması ve esas yönünden kabul edilmemesi hâlinde,
talepte bulunanların her birine Mahkemece beşyüz Türk Lirasından beşbin
Türk Lirasına kadar disiplin para cezası verileceği kurala bağlanmıştır.
Dava dilekçesinde hâkimin reddi talebi yönünden dayanılan
hususlardan biri Wikileaks belgeleri olarak bilinen belgelerde yer aldığı
ileri sürülen bilgilerdir. Ancak, bu belgelerin gerçekte var olup olmadığı
kanıtlanamadığı gibi, içerdiği bilgilerin doğru olup olmadığı da ortaya
konulabilmiş değildir. Aksine, belgelerde ismi geçen birçok kişi gibi
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ tarafından da kamuoyunun bilgisine
sunuldukları ilk andan itibaren anılan belgelerde var olduğu ileri sürülen
bilgiler açıkça yalanlanmıştır. Ret talebi yönünden dayanılan hususlardan
biri olan açılış konuşmasındaki sözler, Türk siyasal yaşamındaki uzlaşma
kültürü eksikliğine ve temel siyasal sorunların siyasi arenada çözümü
yerine yargı kurumlarına havale edilmesi eğilimine yönelik genel ve kişisel
nitelikte bir eleştiri olup somut bir davaya ilişkin herhangi bir görüş
veya düşünce içermemektedir. Ret talebine dayanak yapılan hususlardan
sonuncusu olan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ’ın geçmişte kimi dava
dosyalarında kullandığı oylar, tamamen hâkimin yargısal görevine ilişkindir.
Hâkimin geçmişte verdiği kararlar ve kullandığı oyların ret sebebi olarak
kabul edilemeyeceği açıktır. Dolayısıyla dava dilekçesinde hâkimin reddi
nedeni olarak ileri sürülen hususlar, Kanun’da düzenlenen davaya bakılması
yasak bir hâl veya ret sebebi olarak kabul edilemez.
Öte yandan, her hak gibi hâkimin reddini talep etme
hakkının da amacına uygun olarak kullanılması gerekir. Aksi halde hakkın
kötüye kullanılması söz konusu olur. Somut dava dosyasında, varlığı ve
içerdiği bilgilerin doğruluğu kanıtlanmamış aksine yalanlanmış olan hukuken
delil değeri bulunmadığı açık bir takım bilgi ve belgelere, yine ret sebebi
olmadığı açık olan hâkimin önceki dava dosyalarında kullandığı oylara
dayanılarak ret talebinde bulunulmuş olması, hâkimin reddini talep etme
hakkının iyi niyetle ve amacına uygun olarak kullanılmadığını ortaya
koymaktadır. Bu nedenle 6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı
fıkrası gereğince ret talebinde bulunanlara takdiren 500 TL disiplin para
cezası uygulanmasına karar verilmesi gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle:
1- Hâkimin
reddi talebinin esastan REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- Talebin
kötü niyetle yapıldığının KABULÜNE VE 6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin
(5) numaralı fıkrası gereğince DİSİPLİN PARA CEZASI UYGULANMASINA, Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla
PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- Disiplin
para cezasının talepte bulunan davacıya verilmesine, Serruh KALELİ, Burhan
ÜSTÜN ile Nuri NECİPOĞLU’nun “Para
cezasının talepte bulunanların her birine verilmesi gerektiği”
yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
4- Para
cezası miktarının 500 Türk Lirası olarak esas alınmasına, OYBİRLİĞİYLE,
karar
verilmiştir.
B- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca
Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan
ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI
ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla 12.1.2012 gününde yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara
bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Evren ALTAY
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu Kanun
Hükmünde Kararname kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun Hükmünde Kararnamelerin Yargısal Denetimi
Hakkında Genel Açıklama
Anayasa’nın
91. maddesinde düzenlenen kanun hükmünde kararnameler, işlevsel yönden
kanun hükmünde olduğundan yargısal denetimlerinin yapılması görev ve
yetkisi Anayasa’nın 148. maddesi ile Anayasa Mahkemesine verilmiştir.
Yargısal denetimde kanun hükmünde kararnamenin, öncelikle yetki kanununa
sonra da Anayasa’ya uygunluğu sorunlarının çözümlenmesi gerekir. Her ne
kadar, Anayasa’nın 148. maddesinde kanun hükmünde kararnamelerin yetki
kanunlarına uygunluğunun denetlenmesinden değil, yalnızca Anayasa’ya biçim
ve esas bakımlarından uygunluğunun denetlenmesinden söz edilmekte ise de
Anayasa’ya uygunluk denetiminin içerisine öncelikle kanun hükmünde
kararnamenin yetki kanununa uygunluğunun denetimi de girer. Çünkü
Anayasa’da, Bakanlar Kuruluna ancak yetki kanununda belirtilen sınırlar
içerisinde kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmesi
öngörülmüştür. Yetkinin dışına çıkılması, kanun hükmünde kararnameyi
Anayasa’ya aykırı duruma getirir.
Dayanaklarını
doğrudan doğruya Anayasa’dan alan olağanüstü hal kanun hükmünde
kararnamelerinden farklı olarak, olağan dönemlerdeki kanun hükmünde
kararnamelerin bir yetki kanununa dayanması zorunludur. Bu nedenle, kanun
hükmünde kararnameler ile dayandıkları yetki kanunu arasında çok sıkı bir
bağ vardır. Kanun hükmünde kararnamenin yetki kanunu ile olan bağı, kanun
hükmünde kararnameyi aynen ya da değiştirerek kabul eden kanun ile kesilir.
Kanun hükmünde kararnamenin Anayasa’ya uygun bir yetki kanununa dayanması,
geçerliliğinin ön koşuludur. Bir yetki kanununa dayanmadan çıkartılan veya
dayandığı yetki kanunu iptal edilen kanun hükmünde kararnamelerin içeriği
Anayasa’ya aykırılık oluşturmasa bile bunların Anayasa’ya uygunluğundan söz
edilemez.
Kanun
hükmünde kararnamelerin Anayasa’ya uygunluk denetimi, kanunların
denetiminden farklıdır. Anayasa’nın 11. maddesinde, “Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” denilmektedir. Bu nedenle
kanunların denetiminde, onların yalnızca Anayasa kurallarına uygun olup
olmadıkları saptanır. Kanun hükmünde kararnameler ise konu, amaç, kapsam ve
ilkeleri yönünden hem dayandıkları yetki kanununa hem de Anayasa’ya uygun
olmak zorundadırlar.
Anayasa’da
kimi konuların kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesi yasaklanmaktadır.
Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında “Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın
ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi
hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve
ödevler...”in kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği
belirtilmiştir. Bu kural gereğince, Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Bakanlar Kurulu”na ancak kanun
hükmünde kararnameyle düzenlenmesi yasaklanmış alana girmeyen konularda
kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir.
Anayasa’nın
herhangi bir maddesinde kanunla düzenleneceği öngörülen bir konunun,
Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasının açıkça yasakladığı hükümler
ile ilgili olmadıkça ya da Anayasa’nın 163. maddesinde olduğu gibi kanun
hükmünde kararname çıkarılamayacağı açıkça belirtilmedikçe kanun hükmünde
kararname ile düzenlenmesi Anayasa’ya aykırılık oluşturmaz.
B- Kanun
Hükmünde Kararname’nin Tümünün, Ayrı Ayrı Tüm Maddeleri ile Ekindeki Cetvel
ve Listelerin 6223 Sayılı Yetki Kanunu Kapsamında Olup Olmadığının
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 6223
sayılı Yetki Kanunu’nun iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda
Anayasa Mahkemesince verilen 27.10.2011 günlü, E.2011/60, K.2011/147 sayılı
kararın Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 6., 7., 8., 11., 87. ve 91.
maddelerine rağmen tüm teşkilat ve personel kanunlarının parlamenter süreç
dışında yapılmasını teşvik ettiği, 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun 1. maddesinin (2)
numaralı fıkrasında Kanun’un kapsamının belirlendiği ve hangi kanun ve
kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik ve yeni düzenlemeler
yapılabileceğinin belirtildiği, 664 sayılı KHK ile değişiklik ve ek
düzenlemeler yapılarak yürürlükten kaldırılan 2876 sayılı Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu’nun 6223 sayılı Kanun’un 1. maddesinin
(2) numaralı fıkrasının (a) bendinde sayılan 19 adet kanun ve KHK ile (b)
bendinde sayılan 6 adet kanun ve KHK arasında yer almadığı gibi, anılan
bentlerin (2) ve (7) numaralı alt bentlerinde belirtilen diğer kanun ve KHK’lar
arasında yer aldığının da kabul edilemeyeceği, 6223 sayılı Yetki Kanunu ile
tüm teşkilat, personel ve usul kanunlarına ilişkin düzenleme yapma
yetkisinin Bakanlar Kuruluna verildiğinin kabulünün yasama yetkisinin devri
anlamını taşıdığı, 6223 sayılı Yetki Kanunu ile ilgili olarak Anayasa
Mahkemesince verilen 27.10.2011 günlü, E:2011/60, K:2011/147 sayılı kararda
“kamu hizmetlerinin bakanlıklar
arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi” ile “kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen kamu görevlilerinin
atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma
ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak değişiklikler ve
yeni düzenlemeler” ile sınırlı olarak KHK çıkarma yetkisinin
verildiğinin belirtildiği, 2876 sayılı Kanun’un ise bakanlık teşkilat
kanunu olmadığı gibi 664 sayılı Kanun ile 2876 sayılı Kanun’da yapılan
değişikliklerin ve yeni düzenlemelerin “kamu
hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine”,
“yeni bakanlık kurulmasına”, “var olan bakanlıkların birleştirilmesine”
ve “bakanlıkların bağlı, ilgili ve
ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesine” ilişkin de bulunmadığı,
bu nedenle 664 sayılı KHK ile yapılan düzenlemelerin Anayasa Mahkemesinin
K.2011/147 sayılı kararına göre de 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında
bulunmadığı, 2876 sayılı Kanun’da değişiklikler yapan 519 sayılı KHK’nin
Anayasa Mahkemesince iptal edildiği tarihten 18 yıl sonra çıkarılan 664
sayılı KHK ile yapılan düzenlemelerin “ivedilik,
zorunluluk ve önemlilik” ölçütlerini de içermediği, belirtilen
nedenlerle KHK’nin tümünün, ayrı ayrı tüm maddeleri ile ekindeki Cetvel ve
Listelerin Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 7., 87. ve 91. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
1- KHK’nin 28. Maddesinin;
a- (1) Numaralı Fıkrasının “,(c) fıkrasında yer alan “genel
sekreter, kurum ve merkez sekreteri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı
fıkrada yer alan “ve şube müdürü” ibaresi “ve Yüksek Kurum Uzmanı ile
Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş” Bölümü,
2.11.2011
günlü, 28103 mükerrer sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren
KHK’nin 28. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 2876 sayılı Kanun’un 97.
maddesinin (c) fıkrasında değişiklikler yapılmış ve bu kapsamda, (c)
fıkrasında yer alan “genel sekreter,
kurum ve merkez sekreteri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı
fıkrada yer alan “ve şube müdürü”
ibaresi “ve Yüksek Kurum Uzmanı ile
Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş ise de aynı günlü
Resmî Gazetede yayımlanan 666 sayılı Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının
Düzenlenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle 375
sayılı KHK’ye eklenen ek 12. maddenin (3) numaralı fıkrasının (ç) bendi ile
“11/8/1983 tarihli ve 2876 sayılı
Kanunun 97 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt
bendinin birinci, ikinci ve üçüncü paragrafları”, 14.1.2012 tarihinden
geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmıştır.
2876 sayılı
Kanun’un 97. maddesinin yürürlükten kaldırılan kurallarında değişiklikler
içeren 664 sayılı KHK’nin 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “,(c) fıkrasında yer alan “genel
sekreter, kurum ve merkez sekreteri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı
fıkrada yer alan “ve şube müdürü” ibaresi “ve Yüksek Kurum Uzmanı ile
Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş” bölümünün konusu
kalmadığından, konusu kalmayan bu bölüme yönelik iptal istemi hakkında
karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
b- (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…ve 104 üncü” İbaresi
KHK’nin 28.
maddesinin (2) numaralı fıkrasında, 2876 sayılı Kanun’un 97., 101., 103. ve
104. maddeleri dışındaki hükümlerinin yürürlükten kaldırıldığı
belirtilmiştir. 2876 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırılmayan 104. maddesi
ise 31.5.2012 günlü Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6306
sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 22.
maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, KHK’nin 28. maddesinin konusu kalmayan
(2) numaralı fıkrasında yer alan “…ve
104 üncü” ibaresi yönünden iptal isteminin konusunun kalmadığı, bu
nedenle iptal istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek
gerekir.
c- (3) Numaralı Fıkrasının (b) ve (c)
Bentleri
664 sayılı
KHK’nin 28. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendiyle, 657 sayılı
Devlet Memurları Kanunu’nun 152. maddesinin “II- Tazminatlar” kısmının “A- ÖZEL HİZMET TAZMİNATI” başlıklı
bölümünün (i) bendine “Yüksek Kurum
Uzmanları” ibaresi, (c) bendiyle ise 657 sayılı Kanun’un eki (I) sayılı
ek gösterge cetvelinin “I- GENEL İDARE HİZMETLERİ SINIFI” bölümünün (h)
bendine “Basın ve Enformasyon
Uzmanları,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Yüksek Kurum Uzmanları” ibaresi eklenmiş ise de söz konusu
ibareler, 666 sayılı KHK’nin 5. maddesinin (ç) fıkrası ile yürürlükten
kaldırılan 657 sayılı Kanun hükümleri arasında yer aldığından, 664 sayılı
KHK’nin 28. maddesinin (3) numaralı fıkrasının konusu kalmayan (b) ve (c)
bentleri yönünden iptal istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına
karar vermek gerekir.
2- KHK’nin Diğer Kuralları
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumunun (Yüksek Kurum) kuruluş ve görevlerini düzenleyen 2876 sayılı
Kanun’un bir maddesini değiştiren ve dört maddesi dışındaki hükümlerini
yürürlükten kaldıran KHK ile Yüksek Kurum’un kuruluş, görev, yetki ve
sorumlulukları bir bütün olarak yeniden düzenlenmiştir.
6223 sayılı Yetki Kanunu’nun amaç ve
kapsamını düzenleyen 1. maddesinde Kanun’un amacı, kamu hizmetlerinin
düzenli, süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini
sağlamak olarak belirlenmiş ve yetkinin kapsamı iki başlık altında tespit
edilmiştir. Yetkinin kapsamına ilk olarak kamu hizmetlerinin bakanlıklar
arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi girmektedir. Bu çerçevede
gerekli görülmesi halinde yeni bakanlıklar kurulması, var olan
bakanlıkların birleştirilmesi, bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili
kuruluşlarının yeniden belirlenmesi için kanun hükmünde kararname çıkarma
yetkisi verilmiştir. Bu amaçla;
1- Mevcut bakanlıkların
birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan
bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik
ilişkilerine,
2- Mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili
kuruluşların bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların
mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet
birimi olarak yeniden düzenlenmesine,
3- Mevcut bakanlıklar ile birleştirilen
veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine,
taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına,
ilişkin kanun hükmünde kararname
çıkarılabilecektir.
İkinci olarak, kamu kurum ve
kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile
diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi,
yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına
ilişkin olarak değişiklikler ve yeni düzenlemeler yapılması için kanun
hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmiştir.
664 sayılı KHK ile yapılan düzenlemelerin “ivedilik, zorunluluk ve önemlilik”
ölçütlerini içermediği ve bu yönüyle de Anayasanın 91. maddesine aykırı
olduğu ileri sürülmüş ise de Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü,
E.2011/60, K.2011/147 sayılı kararında da belirtildiği üzere, olağan kanun
hükmünde kararnamelerin çıkarılabilmesi için acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durumun
olması gerektiğine dair Anayasa’da herhangi bir düzenleme yer almamaktadır.
Bu itibarla, yetki kanunlarının ve KHK’lerin anayasaya uygunluğunun
incelenmesinde Anayasa’da öngörülmeyen yeni şartlar ihdas edilmesi mümkün
olmadığı gibi, neyin “önemli”, “ivedi” ve “zorunlu” olduğuna anayasaya uygunluk denetimi yapan yargı
organının karar vermesi de bu organın işlevine uygun değildir. Ayrıca, bu
kavramların sübjektif nitelik taşıdığı ve göreceli olduğu da açıktır. Bu
nedenle, yetki kanunu ve buna bağlı olarak KHK çıkarılmasını gerektiren
acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durumun olup olmadığının incelenmesi,
Anayasa’da öngörülen çerçevenin dışına taşacak ölçüde bir denetim yapılması
anlamına gelebilecektir. Bu nedenle, KHK ile düzenlenen konunun acil,
ivedi, önemli ve zorunlu olup olmadığının incelenmesine gerek
görülmemiştir.
Bu açıklamalar çerçevesinde,
Başbakanlığa bağlı, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk
Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumundan oluşan, kamu tüzel kişiliğine sahip
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kuruluş, görev, yetki ve
sorumluluklarını düzenleyen KHK’nin, hakkında karar verilmesine yer olmadığına
karar verilenler dışında kalan diğer kuralları 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun kapsamında bulunduğundan, Anayasa’nın
91. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
C- Kanun Hükmünde Kararname’nin Ayrı Ayrı Tüm
Maddeleri ile Ekindeki Cetvel ve Listelerin Anayasanın 91. ve 163.
Maddeleri Yönünden İncelenmesi
KHK’nin
ayrı ayrı tüm maddeleri ile ekindeki cetvel ve listeler, Anayasa’nın 91. ve
163. maddelerinde kanun hükmünde kararnameyle düzenlenmesi yasaklanmış
alanlara ilişkin düzenleme içerip içermediği yönünden incelenmiştir.
1- KHK’nin 21. Maddesinin (2)
Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden…” İbaresi ile İkinci
Cümlesinde Yer Alan “…ile diğer
gerçek ve tüzel kişiler…” İbaresi
KHK’nin “İşbirliği”
başlıklı 21. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumu (Yüksek Kurum) ve Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil
Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi başkanlıklarının
(Kurumlar), görevleri çerçevesinde yükseköğretim kurumları, araştırma
merkezleri ve uluslararası kurumlar dâhil tüm ilgili kurum ve kuruluşlarla
Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre işbirliği yapabileceği, ortak
projeler hazırlayıp uygulayabileceği belirtilmiş, (2) numaralı fıkrasında
da Yüksek Kurum ve Kurumların, millî savunma ve millî güvenliğe ilişkin
hususlar saklı kalmak kaydıyla, görev alanıyla ilgili olarak gerekli
gördüğü bilgileri bütün kamu kurum ve kuruluşlarından ve diğer gerçek ve
tüzel kişilerden Başbakan veya ilgili Bakan aracılığıyla istemeye yetkili
olduğu, kendilerinden bilgi istenen bütün kamu kurum ve kuruluşları ile
diğer gerçek ve tüzel kişilerin, bu bilgileri zamanında ve noksansız
vermekle yükümlü olduğu ifade edilmiştir.
Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında,
sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasa’nın ikinci
kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları
ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevlerin kanun
hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir.
Anayasa’nın “Özel
Hayatın Gizliliği” başlıklı 20. maddesinin
birinci fıkrasında, “Herkes,
özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına
sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” hükmüne yer verilmiş, üçüncü fıkrasında ise “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle
ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme,
bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları
doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel
veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla
işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla
düzenlenir.” denilmiştir. Buna göre, Anayasa’nın 20. maddesinde
düzenlenen ve “Kişinin Hakları ve
Ödevleri” başlıklı ikinci bölümünde yer alan özel hayatın gizliliği ve
kişisel verilerin korunması hakkına ilişkin olarak kanun hükmünde kararname
ile düzenleme yapılması mümkün değildir.
KHK’nin 21. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,
Yüksek Kurum ve Kurumların görev alanıyla ilgili olarak gerek gördüğü
bilgileri kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra diğer gerçek ve tüzel
kişilerden Başbakan veya ilgili Bakan aracılığıyla istemeye yetkili
kılınması ve kendilerinden bilgi istenen söz konusu gerçek ve tüzel
kişilerin bu bilgileri zamanında ve noksansız vermekle yükümlü kılınması,
özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkına ilişkin bir
düzenleme niteliğindedir.
Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 91.
maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
2-
KHK’nin 25. Maddesinin (2), (3) ve (4) Numaralı Fıkraları
KHK’nın “Yüksek Kurum Uzmanlığı” başlıklı 25.
maddesinin (2) numaralı fıkrasında Yüksek Kurum Uzman Yardımcılığına
atanabilmek için aranan şartlar, (3) numaralı fıkrasında Yüksek Kurum Uzman
Yardımcılığına atananların Yüksek Kurum Uzmanı olarak atanma şartları ve
Uzmanlığa atanamayanların atanacakları kadrolar belirtilmiş, (4) numaralı
fıkrasında da Yüksek Kurum Uzman Yardımcılarının mesleğe alınmaları,
yetiştirilmeleri, yarışma sınavı, tez hazırlama ve yeterlik sınavı ile
diğer hususların yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüştür.
Anayasa’nın “Kamu
hizmetlerine girme hakkı” başlıklı 70. maddesinin
birinci fıkrasında, her Türk’ün, kamu hizmetlerine girme hakkına sahip
olduğu belirtildikten sonra ikinci fıkrasında ise hizmete alınmada, görevin
gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemeyeceği kurala
bağlanmıştır. Anayasa’nın İkinci
Kısmının “Siyasi Haklar ve Ödevler” başlıklı dördüncü bölümünde yer alan kamu hizmetlerine girme hakkı
ile ilgili olarak kanun hükmünde kararname ile düzenleme yapılması,
Anayasanın 91. maddesi uyarınca mümkün değildir.
Yüksek Kurum Uzman Yardımcılığı ve Yüksek Kurum
Uzmanlığı kadrolarına atanma şartlarının belirlenmesi, Anayasa’nın 70.
maddesine göre kamu hizmetine girme
hakkına ilişkin bir düzenleme olduğundan KHK’nin 25. maddesinin (2), (3) ve
(4) numaralı fıkraları, Anayasa’nın 91. maddesine aykırıdır.
İptalleri gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ile Burhan ÜSTÜN bu görüşe değişik
gerekçeyle katılmışlardır.
Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri
NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL bu görüşe
katılmamışlardır.
3-
KHK’nin Geçici 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrası
KHK’nin geçici 2. maddesinin (2)
numaralı fıkrasında, bu KHK’nin yayımı tarihinden itibaren bir yıl süreyle
Yüksek Kurum Uzman yardımcısı kadrolarına yapılacak atamaların, yılı
merkezi yönetim bütçe kanunlarında yer alan açıktan atama sayı
sınırlamasına tâbi olmadığı hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 161.
maddesinde, Devletin ve kamu iktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu
tüzel kişilerinin harcamalarının ”yıllık bütçelerle” yapılacağı
ve bütçenin ”kanunla” düzenleneceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 163. maddesinde
bütçelerde değişiklik yapılmasının esasları düzenlenmiş, maddenin üçüncü
cümlesinde ise ”Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname ile
bütçede değişiklik yapmak yetkisi verilemez.” hükmüne yer
verilmiştir.
KHK’nin geçici 2. maddesinin (2)
numaralı fıkrasıyla bir yıl süreyle, yılı merkezi yönetim bütçe
kanunlarında yer alan açıktan atama sayı sınırlamasına tâbi olmaksızın
Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı kadrolarına atama yapılabilmesinin olanaklı
kılınması, bütçe kanununda değişiklik yapılması anlamı
taşımaktadır.
Açıklanan
nedenle kural, Anayasa’nın 163. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
4- KHK’nin Diğer
Kuralları
KHK’nin 21.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan
“…ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden…”
ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…ile
diğer gerçek ve tüzel kişiler…” ibaresi, 25. maddesinin (2), (3) ve (4)
numaralı fıkraları ve geçici 2. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile hakkında karar verilmesine yer olmadığına
karar verilenler dışında kalan diğer kurallarında Anayasa’nın 91.
maddesinin birinci fıkrası ile 163. maddesi uyarınca kanun hükmünde
kararname ile düzenlenmesi yasaklanmış alanlara ilişkin herhangi bir
düzenlemeye yer verilmediği anlaşıldığından bu maddelere, fıkralara,
bölümlere, cetvel ve listelere ilişkin iptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
D- Kanun Hükmünde Kararnamenin İçerik Yönünden İncelenmesi
1- KHK’nin 3. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Yüksek Kurum’un kuruluş amacının
Anayasa’nın 134. maddesinde belirtildiği, bu nedenle Yüksek Kurum’un
görevlerinin KHK ile düzenlenirken Anayasa’da öngörülen amaçların esas
alınması gerektiği, bu çerçevede Anayasa’da belirtilen “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve
inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan
araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak” amacına ulaşmayı
mümkün kılacak şekilde düzenleme yapılması gerekirken yapılmadığı ve Yüksek
Kurumun görevlerinin herhangi bir üniversitenin tarih bölümünün müfredat
programı hazırlanırcasına belirlendiği, bu suretle Anayasa’daki “Atatürkçü düşünce”, “Atatürk ilke ve inkılâpları” ve “Atatürk milliyetçiliği”
kavramlarının sulandırılarak içlerinin boşaltılmasının amaçlandığı, Yüksek
Kurumun görevlerinin “Atatürkçülük”,
“Atatürk ilke ve inkılâpları”, “Atatürk Milliyetçiliği” ile ilgili
alanlarda araştırma yapma, tanıtma, yayma ve topluma benimsetme
faaliyetleri olması gerekirken Yüksek Kuruma söz konusu amacı gerçekleştiremeyeceği açık olan görevler
verilmesinin tam anlamıyla bir yetki saptırması olduğu belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2. ve 134. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
KHK’nin 3. maddesinde, Yüksek Kurumun görevleri şu
şekilde belirlenmiştir:
a- Türk dili, tarihi, kültürü ve bütün yönleriyle
Atatürk ve eseri üzerinde sosyal ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde
bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu konularda seminer, sempozyum,
konferans ve benzeri ulusal ve uluslararası etkinlikler düzenlemek,
yayınlar yapmak ve bu alandaki çalışmaları desteklemek.
b- Sosyal ve beşerî bilimler alanında özgün bilgi
üretimi için ortamlar hazırlamak, bu çerçevede bütünleşik bilgi sistemi
kurmak, araştırma ve geliştirme faaliyetlerini desteklemek, eşgüdüm
sağlamak, izlemek.
c- Milletimizin sosyal ve kültürel gelişmesine
katkı sağlayacak alanlarda bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu
alanda yapılan çalışmalara destek vermek.
ç- Milli kültürümüzün ve diğer kültürlerin
klasikleşmiş bilim ve düşünce eserlerinin günümüz Türkçesine çevrilmesini,
basılmasını ve yayımlanmasını sağlamak.
d- Görev alanı kapsamında ulusal ve uluslararası
kurum ve kuruluşların bilimsel çalışmalarını ve bu alandaki gelişmelerle
ilgili yayınlarını takip etmek, gerekli görülenleri tercüme ettirerek
basılmasını ve yayımlanmasını sağlamak.
e-
Mevzuatla verilen diğer görevleri yerine getirmek.
Anayasa’nın “Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu” başlıklı 134. maddesinde, “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve
inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan
araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla; Atatürk’ün
manevî himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa
bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve
Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu tüzelkişiliğine sahip “Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu” kurulur. Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih
Kurumu için Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirtilen malî menfaatler saklı
olup kendilerine tahsis edilir. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumunun; kuruluşu, organları, çalışma usulleri ve özlük işleri ile
kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki yetkileri kanunla düzenlenir.”
denilmiştir.
Anayasa’nın 134. maddesinde “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü,
Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak
ve yayınlar yapmak” olarak belirtilen Yüksek Kurumun kuruluş amacı, KHK’nin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde de aynen yer almış ve “Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı,
Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk
tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve
yayımlar yapmak amacıyla; Atatürk’ün manevî himayelerinde, Cumhurbaşkanının
gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk
Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumundan oluşan, kamu tüzel
kişiliğine sahip, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kuruluş,
görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemektir.” ifadesine yer
verilmiştir.
Dava
konusu kuralda, “Atatürkçü düşünceyi,
Atatürk ilke ve inkılâplarını, bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak
ve yayımlar yapmak” görevi açıkça Yüksek Kurumun görevleri arasında
sayılmamakla birlikte, Yüksek Kuruma verilen “bütün yönleriyle Atatürk ve eseri üzerinde sosyal ve beşerî
bilimler bütünlüğü içinde bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu
konularda seminer, sempozyum, konferans ve benzeri ulusal ve uluslararası
etkinlikler düzenlemek, yayınlar yapmak ve bu alandaki çalışmaları
desteklemek” görevinin, Yüksek Kurumun kuruluş amacı olarak Anayasa’nın
134. maddesi ile KHK’nin 1. maddesinde belirtilen “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü,
Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak
ve yayımlar yapmak amacı” doğrultusunda yerine getirileceği kuşkusuz
olduğundan, “Atatürkçü düşünceyi,
Atatürk ilke ve inkılâplarını, bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak
ve yayımlar yapmak” görevinin
dava konusu kuralda açıkça yer almaması, Anayasa’nın 134. maddesine
aykırılık oluşturmamaktadır.
Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın
134. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın,
Anayasa’nın Başlangıç’ı ve 2. maddesi ile
ilgisi görülmemiştir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
2- KHK’nin 5. Maddesinin (1)
Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…Başbakan
tarafından belirlenecek diğer bakanlar,…” İbaresinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Anayasa’nın 123. maddesinde idarenin kanunla düzenleneceğinin
belirtildiği, 134. maddesinde de Yüksek Kurumun kuruluşu, organları,
çalışma usulleri ve özlük işleri ile kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki
yetkilerinin kanunla düzenleneceğinin ifade edildiği, dava konusu kuralda Yüksek Danışma Kurulunun kimlerden oluşacağının
belirlenirken Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Dışişleri Bakanı, Kültür
ve Turizm Bakanı ve Milli Eğitim Bakanı’nın yanı sıra “Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar” ibaresine yer verilmek suretiyle Kurulda
hangi bakanların yer alacağının ve sayılarının belirlenmesinin bütünüyle
idareye bırakılmasının yasama yetkisinin devredilemezliği kuralına ve
idarenin kanuniliği ilkesine aykırı olduğu, bu durumun aynı zamanda bir
yasa kuralının belirli ve öngörülebilir olmasını gerektiren hukuk devleti ilkesine de aykırılık
oluşturduğu, Devletin başı olan ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk
Milletinin birliğini temsil edip Anayasa’nın uygulanmasını ve Devlet organlarının
düzenli ve uyumlu çalışmasını gözeten Cumhurbaşkanı’nın gözetim ve
desteğinde kurulacak Yüksek Kurumun Yüksek Danışma Kuruluna katılacak
bakanların Başbakan tarafından belirlenmesinin Anayasa’nın 104. maddesiyle
bağdaşmadığı gibi Anayasa’nın 134. maddesi uyarınca özerk ve kamu tüzel
kişiliğine sahip olan Yüksek Kurumun siyasallaşmasına da yol açacak
nitelikte bulunduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 7., 104.
ve 134. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
KHK’nin dava konusu ibarenin yer aldığı 5.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Yüksek Kurumun ve Kurumların bilim ve
kültür alanındaki çalışmalarını ve etkinliklerini değerlendiren ve gerekli
tavsiye kararlarını alarak görüşlerini Yüksek Kurum ve Kurumlara bildiren
Yüksek Danışma Kurulunun oluşumu düzenlenmiştir. Buna göre, Yüksek Danışma
Kurulu, Başbakan’ın veya ilgili Bakanın başkanlığında, Bilim, Sanayi ve
Teknoloji Bakanı, Dışişleri Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı, Milli Eğitim
Bakanı ile Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar, Yükseköğretim
Kurulu Başkanı, Cumhurbaşkanınca Yüksek Kurumun görev alanına giren
konularda özgün bilimsel araştırmalarıyla tanınan bilim adamları arasından üç yıllığına seçilen üç üye
ile Yüksek Kurum Başkanı ve Kurum Başkanlarından oluşacak ve Cumhurbaşkanı
ile Başbakan gerekli gördükleri hâllerde, Yüksek Danışma Kuruluna başkanlık
edecektir. Başbakan tarafından belirlenecek bakanların Yüksek Danışma
Kurulunun üyeleri arasında yer alacak olması, dava konusu kuralı
oluşturmaktadır.
Anayasa’nın
2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan
belirlilik ilkesine göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare
yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,
net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi
uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Hukuk güvenliği
ise normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde
devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven
duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Anayasa’nın
7. maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” hükmüne yer verilmiştir. Buna
göre, Anayasa’da kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme
organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi
olanaklı değildir.
Anayasa’nın
123. maddesinde, “İdare,
kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.”, 134. maddesinde de “Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun; kuruluşu, organları, çalışma
usulleri ve özlük işleri ile kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki yetkileri
kanunla düzenlenir.” denilmiştir.
Dava konusu ibarenin yer aldığı kuralda Yüksek Kurumun teşkilat
yapısında yer alan Yüksek Danışma Kurulunun, Başbakan veya ilgili Bakanın
başkanlığında bakanlar, bilim adamları, Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum başkanlarından
oluşacağı öngörülmüştür. Kurulda yer alacak bakanlar ise Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Dışişleri
Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı, Milli Eğitim Bakanı ile Başbakan tarafından
belirlenecek diğer bakanlar olarak ifade edilmiştir. Anılan
düzenleme ile Yüksek Kurulun oluşumu temel olarak belirlenmiş, Kurulun üye
yapısının çerçevesi çizilmiştir. Buna göre, Bilim, Sanayi ve
Teknoloji Bakanı, Dışişleri Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı ile Milli
Eğitim Bakanının yanı sıra Başbakan tarafından belirlenecek diğer
bakanların da Yüksek Danışma Kuruluna
katılmalarının öngörülmesi, yürütme organına genel ve
sınırları belirsiz bir yetki verilmesi anlamını taşımamakta, bu nedenle
yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır.
Yüksek Danışma Kurulunun oluşumu KHK ile belirlendiğinden,
Başbakanca belirlenecek bakanların da Kurula katılacak olmaları, idarenin
kanuniliği ilkesine de aykırılık oluşturmaz ve kuralın belirsizliği ve öngörülemezliğinden söz
edilemez.
Yüksek Kurum’un ve Kurumların bilim ve kültür alanındaki çalışmalarını ve
etkinliklerini değerlendiren ve gerekli tavsiye kararlarını alarak
görüşlerini Yüksek Kuruma ve Kurumlara bildiren Yüksek
Danışma Kurulunun üyeleri arasında bakanların bulunmasının, Başbakanlığa
bağlı bir kurum olan Yüksek Kurumun siyasallaşmasına yol açacağının
ya da anayasal konumuna aykırı olduğunun söylenebilmesi de olanaklı
değildir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın
2., 7. ve 134. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 104. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
3-
KHK’nin 6. Maddesinin (1)
Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…Başbakan
ve ilgili Bakan tarafından seçilecek birer üye ve…” İbaresinin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
Devletin başı olan ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin
birliğini temsil eden, Anayasa’nın uygulanmasını ve Devlet organlarının
düzenli ve uyumlu çalışmasını gözeten Cumhurbaşkanı’nın gözetim ve
desteğinde kurulacak Yüksek Kurumun Yönetim Kuruluna Başbakan ve ilgili
bakan tarafından birer üye seçilecek olmasının Anayasanın 104. maddesiyle
bağdaşmadığı, özerk ve kamu tüzel kişiliğine sahip olan Yüksek Kurumun
siyasallaşmasına yol açacağı ve Yüksek Kurumun Anayasal yapısı ve konumuna
da uygun olmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 104. ve 134. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
KHK’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,
Yönetim Kurulunun, Yüksek Kurum Başkanı’nın başkanlığında, Cumhurbaşkanı
tarafından seçilecek iki üye ile Başbakan ve ilgili Bakan tarafından
seçilecek birer üye ve Kurum Başkanlarından oluşacağı ifade edilmiştir.
Yönetim Kuruluna Başbakan ve ilgili Bakan tarafından birer üye seçilmesi,
dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
KHK’nin 1. maddesinde Başbakan’ın Yüksek Kurum ile
ilgili yetkilerini bir Bakan aracılığıyla kullanabileceği belirtilmiş, 2.
maddesinde ise Başbakanın Yüksek Kurum ile ilgili yetkilerini devrettiği
Bakan, “ilgili Bakan” olarak
tanımlanmıştır. Dolayısıyla, Yönetim Kurulu
üyelerinin biri Başbakan, bir diğeri ise Başbakan’ın Yüksek Kurum
ile ilgili yetkilerini devrettiği Bakan
tarafından seçilmesi söz konusudur.
Anayasa’nın
134. maddesinde belirtildiği üzere Başbakanlığa bağlı ve kamu tüzel
kişiliğine sahip olan Yüksek Kurum, bir hizmet yerinden yönetim
kuruluşudur. Belirtilen hukuki konumu dolayısıyla Yüksek Kurum ile Başbakanlık
arasındaki ilişki, bir idari vesayet ilişkisidir. Bu ilişki çerçevesinde,
aksi yönde bir anayasal düzenleme bulunmadıkça, Yüksek Kurumun Yönetim
Kurulu üyelerinin bir bölümünün siyasal organlar tarafından seçilmesinin
Yüksek Kurumun özerkliğiyle bağdaşmayacağı söylenemez.
Bu çerçevede, Başbakanlığa bağlı bir
yerinden yönetim kuruluşu olan Yüksek Kurumun dokuz üyeli Yönetim Kurulunun
iki üyesinin Başbakan ile ilgili Bakan tarafından seçilmesinde Anayasa’nın
134. maddesine aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, kural Anayasa’nın
134. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 104. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
4- KHK’nin;
a) 7. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının (ğ)
Bendinde,
b) 10. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (o)
Bendinde,
c) 11. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (k)
Bendinde,
ç) 12. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (h)
Bendinde,
Yer Alan “Başbakan
veya ilgili Bakan ve…” İbarelerinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, KHK’nin 7. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (ğ)
bendinde Yüksek Kurum Başkanlığının görevleri arasında, 10. maddesinin (2)
numaralı fıkrasının (o) bendinde Türk Dil Kurumu Başkanlığının görevleri
arasında, 11. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (k) bendinde Türk Tarih
Kurumu Başkanlığının görevleri arasında, 12. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının (h) bendinde ise Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığının görevleri
arasında “Başbakan veya ilgili Bakan
tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek” görevinin
sayıldığı, Anayasa’nın 134. maddesine göre Yüksek Kurumun kamu
tüzelkişiliğine sahip olduğu, KHK’nin 10., 11. ve 12. maddelerinin (1) numaralı
fıkralarına göre, Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı
ve Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığının, Yüksek Kuruma bağlı, özel
bütçeli ve Yüksek Kurum Başkanlığı’ndan ayrı kamu tüzel kişiliğine sahip kamu
kurumları olduklarının belirtildiği, bu Kurumların Başbakanlık veya ilgili
Bakanlık teşkilatları içinde yer almadığı gibi Yüksek Kurum Başkanlığı’ndan
da ayrı teşkilatlarının bulunduğu, Anayasa’nın 112. maddesinde Başbakan’ın
Bakanlar Kurulunun başkanı olarak Bakanlıklar arasında işbirliğini
sağlayacağı, hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözeteceği ve
Bakanlar Kurulunun bu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumlu olacağı ve
Başbakan’ın bakanların görevlerini Anayasa’ya ve kanunlara uygun olarak
yerine getirilmesini gözetmek ve düzeltici önlemleri almakla yükümlü
olduğunun belirtildiği, 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname’nin 2. maddesinde Başbakanlığın görevlerinin, 3.
maddesinde Başbakanlık teşkilatının ve 4. maddesinde de Başbakan’ın
görevlerinin düzenlendiği, Anayasa’da veya 3056 sayılı Kanun’da Başbakan’ın
ya da ilgili bakanların, Başbakanlık veya bakanlıklar teşkilatından ayrı
teşkilatı ve ayrı tüzel kişilikleri bulunan özerk ve bağımsız kamu
kurumlarına idari görevler verebileceğine yönelik herhangi bir hukuki
düzenleme bulunmadığı, Anayasa’nın 6. maddesinde, egemenliğin kayıtsız
şartsız Millete ait olduğu, Türk Milletinin egemenliğini Anayasa’nın
koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanacağı ve hiçbir kimse
veya organın kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisi
kullanamayacağı; 11. maddesinde ise Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme
ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri
bağlayan temel hukuk kuralları olduğu kurallarına yer verildiği, Yüksek
Kurum Başkanlığı ile Yüksek Kurumunun kuruluşuna dahil Türk Dil Kurumu
Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi
Başkanlığına Başbakan veya ilgili Bakan tarafından verilen görevleri yerine
getirmek görevinin verilmesinin Anayasa’nın 6., 11. ve 134. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
KHK’nin iptali istenilen
ibarelerin yer aldığı 7. maddesinde Yüksek Kurum Başkanlığı, 10. maddesinde
Türk Dil Kurumu Başkanlığı, 11. maddesinde Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve
12. maddesinde Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı düzenlenmiştir. İptali
istenilen ibareler, anılan maddelerin Yüksek Kurumun ve anılan Kurumların
görevlerinin belirtildiği fıkralarında yer almış ve bu fıkraların son
bendinde “Başbakan veya ilgili Bakan
tarafından verilen diğer görevleri yapmak”, 7. maddede Yüksek Kurum
Başkanı’nın, 10. maddede Türk Dil Kurumu Başkanlığı’nın, 11. maddede Türk
Tarih Kurumu Başkanlığı’nın ve 12. maddede Atatürk Kültür Merkezi
Başkanlığı’nın görevleri arasında sayılmıştır. Söz konusu dört maddede yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve…”
ibareleri, dava konusu ibareleri oluşturmaktadır.
Anayasa’nın 134.
maddesinde Başbakanlığa bağlı kurulacak Yüksek Kurumun, Atatürk Araştırma
Merkezi, Atatürk
Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumundan oluşacağı ve Yüksek
Kurumun kuruluşu, organları ile çalışma usullerinin kanunla düzenleneceği
belirtilmiştir. KHK’nin 10., 11. ve 12. maddelerinde de Türk Dil Kurumu
Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi
Başkanlığının Yüksek Kuruma bağlı, özel bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine
sahip, görev alanında bilimsel hizmet ve faaliyette bulunan kurumlar
oldukları ifade edilmiştir. KHK’nin 8. maddesinde ise ayrı kamu tüzel
kişiliğine sahip olan Kurumların, görevlerini Yüksek Kurum Başkanlığının
gözetim, denetim ve eşgüdümünde yerine getirecekleri belirtilmiştir.
Anayasa’nın 123. maddesinde, idarenin, kuruluş ve
görevleriyle bir bütün olduğu ve kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim
ve yerinden yönetim esaslarına dayandığı ifade edilmiştir. İdarenin bütünlüğü, tekil
devlet modelinin yönetim alanındaki temel ilkesidir. İdarenin
bütünlüğü ilkesiyle, idari görevleri yerine getiren kurumlar arasında
birliğin sağlanması ve idari yapı içinde yer alan kurumların bir bütünlük
içerisinde çalışması öngörülmüştür.
Yüksek Kurum ve Kurumlar, kamu tüzel kişiliğini
haiz, hizmet yerinden yönetim kuruluşlarıdır. İdarenin bütünlüğü ilkesinin
bir gereği olarak, Başbakanlık ile kendisine bağlı olan Yüksek Kurum ve Yüksek
Kurumu oluşturan Kurumlar arasında idari vesayet ilişkisi bulunmaktadır.
Dava konusu kurallar ile Yüksek Kurum ve Kurumlar
için öngörülen “Başbakan veya ilgili
Bakan tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek” görevinin,
anılan kurumların yürütmekle yükümlü oldukları hizmet alanına ilişkin
olacağı açıktır.
Yüksek Kurum Başkanı, Yüksek Kurumun en üst düzey yöneticisi
olup Yüksek Kurum hizmetlerini, mevzuata, Yönetim Kurulunca belirlenen
ilkeler ile politika ve stratejilere, Yüksek Kurumun stratejik planına,
performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak
düzenlemek ve yürütmekle görevli, Yüksek Kurumun genel yönetim ve
temsilinden sorumludur. Yüksek Kuruma bağlı Türk Dil Kurumu, Türk Tarih
Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi başkanlıkları da, özel bütçeli ve kamu
tüzel kişiliğine sahip, görev alanında bilimsel hizmet ve faaliyette
bulunan kurumlardır.
İdarî
vesayet yetkisi, hiyerarşik denetimde olduğu gibi genel bir yetki olmayıp,
kanunla çerçevesi çizilen sınırlar içerisinde kullanılması gereken istisnaî
bir yetkidir. İstisnaîlik ve kanunîlik, idarî vesayetin en belirgin iki
temel özelliğidir. Anayasa’da
belirtilen amaç ve çerçeve içinde kalmak koşuluyla bu yetkinin kapsam ve
sınırını belirleme yetkisi kanun koyucuya aittir.
Söz konusu yetki kapsamında, Yüksek Kurum Başkanı, Türk Dil
Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi
Başkanlığının görevleri belirlenirken, idarenin bütünlüğü ilkesi
çerçevesinde Başbakanlığa bağlı olan Yüksek Kurum ile Yüksek Kurum
bünyesinde yer alan Kurumların başkanlıklarına Başbakan veya ilgili Bakan
tarafından bu kurumların yürütmekle yükümlü oldukları hizmet alanına
ilişkin görev verilmesine olanak sağlayan düzenlemede Anayasa’ya aykırılık
bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, kural Anayasa’nın
134. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 6. ve 11. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
5- KHK’nin 9. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının
İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı’nın
görevlerinin de Yüksek Kurumun Anayasa’nın 134. maddesinde belirtilen Atatürkçü
düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve
Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar
yapmak amacını gerçekleştirecek şekilde “Atatürkçülük”, “Atatürk
ilke ve inkılâpları”, “Atatürk
milliyetçiliği” ile ilgili alanlarda olması ve ayrıca bunları “incelemek ve yayıma hazırlamak veya
hazırlatmak” yanında, tanıtmak, yaymak ve topluma benimsetmek
faaliyetlerini de içermesi gerekirken dava konusu kuralla Atatürk Araştırma Merkezi
Başkanlığı’na Anayasa’nın 134. maddesinde belirtilen amaçların
gerçekleştirilmesinde yetersiz olan ve bu amaçların gerçekleştirilmesine
katkı sağlamayan, üniversitelerin tarih bölümlerinin müfredat programlarına
ilişkin görevler verilmek suretiyle yasama yetkisinin saptırıldığı
belirtilerek kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2. ve 134. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kural, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı’nın
görevlerini düzenlemiştir. Buna göre, Atatürk Araştırma Merkezi
Başkanlığının görevleri şunlardır:
a- Atatürk’ün kişiliği, düşüncesi, ilkeleri ve
inkılâpları ile Türkiye Cumhuriyeti tarihini ilgilendiren kaynakları ve
Cumhuriyet döneminde üretilen temel bilim ve kültür eserlerini incelemek ve
yayıma hazırlamak veya hazırlatmak.
b- Atatürk, millî mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti
tarihi ile ilgili Türkçe ve yabancı dillerde yazılmış kitap, broşür, dergi
ve benzeri materyali toplamak, bilimsel yöntemlerle düzenlemek, yürütülen
faaliyetler kapsamında değerlendirmek, araştırmacıların ve kamuoyunun
hizmetine sunmak.
c- Görevi ile ilgili konularda bilimsel nitelikli
kongreler, konferanslar, seminerler, kurslar, her türlü bilimsel
toplantılar, geziler, sergiler düzenlemek; bu alanda yurtiçinde ve yurt
dışında düzenlenen bilimsel etkinliklere katılmak.
ç- Görevi ile ilgili konularda süreli ve süresiz
yayınlar yapmak, aynı mahiyetteki yayınları Yönetim Kurulunca belirlenecek
esaslara göre desteklemek, yaptığı araştırma, inceleme, kongre, konferans
ve seminerlerin sonuçlarını yayımlamak.
d- Görevi ile ilgili konularda inceleme ve
araştırma yapacaklara ve lisansüstü çalışmalarda bulunacaklara Yönetim
Kurulunca belirlenecek esaslara göre her türlü destek ve yardımlarda
bulunmak.
e- Yurtiçinde ve yurtdışında Atatürkçü düşünce,
Atatürk ilke ve inkılâpları konuları ile Cumhuriyetimizin kuruluşunu
hazırlayan ve Cumhuriyet dönemindeki olayların sebepleri ve gelişmeleri
konularında üstün başarılı eserler veren yerli ve yabancı gerçek ve tüzel
kişileri Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre desteklemek.
f- Görevleri ile ilgili olarak, yurtiçinde ve
yurtdışında yerli ve yabancı, resmî ve özel eğitim, bilim, kültür, sanat
kurum ve kuruluşları ile araştırma merkezleri, arşivleri ve benzeri
yerlerde ve çeşitli dallardaki araştırmacı, yazar ve sanatkârlarla Yönetim
Kurulunca belirlenecek esaslara göre işbirliğinde bulunmak.
g- Görev alanına giren konularda, yurtiçi ve
yurtdışındaki yayınları izlemek, incelemek, değerlendirmek.
ğ- Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, arşiv ve
dokümantasyon merkezi, bilgi bankaları ve veri tabanları oluşturmak, özgün
telif eserler yazmak veya yazdırmak, bunları yayınlamak, tanıtmak, yaymak
ve basılan eserleri kütüphanelere göndermek.
h- Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre,
Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, belirlenen öncelikli konularda projeler
hazırlamak ya da hazırlatmak; bu projelere katılacak yüksek lisans ve
doktora öğrencilerine yurtiçi ve yurtdışı burslar vermek, üstün başarı
gösterenleri ödüllendirmek.
ı- Başbakan veya ilgili Bakan ve Yönetim Kurulunca
verilen diğer görevleri yerine getirmek.
Anayasa’nın
134. maddesinde, Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk
kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak,
tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla Atatürk Araştırma Merkezi,
Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kurulacağı belirtilmiştir.
Kuralın,
Anayasa’ya aykırılığı savının temelini, Atatürk Araştırma Merkezi
Başkanlığı’na verilen görevler ile Anayasa’nın 134. maddesinde belirtilen
amaçlara ulaşılmasının mümkün olmadığı hususu oluşturmaktadır.
Dava
dilekçesinde, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı’na verilen görevlerin “Atatürkçülük”, “Atatürk ilke ve inkılâpları”, “Atatürk milliyetçiliği” ile ilgili alanlarda olması ve bunları
“tanıtmak, yaymak ve topluma benimsetmek”
faaliyetlerini içermesi gerekirken dava konusu kuralın bu niteliği
taşımadığı ileri sürülmüş ise de fıkranın (a) bendinde Atatürk’ün,
kişiliği, düşüncesi, ilkeleri ve inkılâplarının incelenmesi, yayıma
hazırlanması veya hazırlatılması görevinin Atatürk Araştırma Merkezi
Başkanlığı’na verildiği ve (c) bendinde de görevi ile ilgili konularda
süreli ve süresiz yayın yapmak, yapılan yayınları desteklemek ve görevi ile
ilgili konularda yaptığı araştırma, inceleme, kongre, konferans ve
seminerlerin sonuçlarını yayınlamakla görevlendirildiği hususları
gözetildiğinde, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı’nca bu görevlerin
Anayasa’nın 134. maddesinde belirtilen Yüksek Kurum’un kuruluş amaçlarına
uygun olarak yerine getirileceği kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 134. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ve 2. maddesi ile ilgisi
görülmemiştir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
6- KHK’nin 13. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının
İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, KHK’nin 13. maddesinin (3) numaralı fıkrasında Kurumların
bünyesinde kurulacak bilim kurullarının oluşumu, üyelerinin seçimi,
görevleri, çalışma usul ve esasları ile bilim kurullarına ilişkin diğer
hususların yönetmelikle düzenleneceğinin hüküm altına alındığı, Atatürk
Araştırma Merkezi Başkanlığı, Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu
Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı bilim kurullarının
Anayasa’nın 123., 128. ve 134. maddeleri uyarınca kanunla düzenlenmesi
gerekirken bu kurulların oluşumu, üyelerinin seçimi, görevleri, çalışma
usul ve esasları ile bilim kurullarına ilişkin diğer hususların
yönetmelikle idare tarafından düzenlenecek olmasının yasama yetkisinin
devri anlamına geldiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 7., 123., 128. ve
134. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
KHK’nin 13. maddesinin (1) ve (2) numaralı
fıkralarında Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu
ve Atatürk Kültür Merkezi başkanlıkları bünyesinde Kurum Başkanı, Başkan
yardımcısı ve aslî üyelerden oluşan bilim kurullarının kurulması
öngörülmüş, dava konusu (3) numaralı fıkrasında da bilim kurullarının oluşumu,
üyelerinin seçimi, görevleri, çalışma usûl ve esasları ile bilim
kurullarına ilişkin diğer hususların yönetmelikle düzenleneceği
belirtilmiştir.
Dava konusu kuralı da içeren KHK’nin
13. maddesinin bir bütün olarak incelenmesinden, söz konusu bilim
kurullarının, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk
Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi başkanlıklarına verilen görevlerin yerine getirilmesinde anılan
Kurumlara yardımcı olmak üzere faaliyette bulunacakları ve görev
alanlarının, Kurumların görev alanına giren konularla sınırlı olduğu
anlaşılmaktadır. Bilim kurullarının, Kurumların bünyesinde kurulacağının ve
Kurum Başkanı, Başkan yardımcısı ve aslî üyelerden oluşacağının KHK ile
belirlenmesinden sonra, oluşumu, üyelerinin seçimi, görevleri, çalışma usul
ve esasları ile bilim kurullarına ilişkin diğer hususların düzenlenmesi
gibi uzmanlık ve yönetim tekniğine ilişkin konuların yürütmeye bırakılması,
yasama yetkisinin devri olarak nitelendirilemez.
Açıklanan nedenle, kural Anayasa’nın 7.
maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın,
Anayasa’nın 123., 128. ve 134. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
7- KHK’nin 14. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının
İkinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, KHK’nin 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci
cümlesinde kurumların asli, şeref ve haberleşme üyelikleri için gereken
nitelikler, yapılacak seçim ve görevlendirmelerin usulü, üyeliklerin sayısı
ve görev süresi, üyelerin görev, yetki ve sorumlulukları ile üyelikle
ilgili diğer hususların yönetmelikle düzenleneceğinin hüküm altına
alındığı, Anayasa’nın 7., 123., 128. ve 134. maddelerindeki açık hükümlere
göre kanunla düzenlenmesi gereken Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı,
Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür
Merkezi Başkanlığının aslî, şeref ve haberleşme üyelikleri için gereken
nitelikler, yapılacak seçim ve görevlendirmelerin usulü, üyeliklerin sayısı
ve görev süresi, üyelerin görev, yetki ve sorumlulukları ile üyelikle
ilgili diğer hususların yönetmelikle idare tarafından düzenlenecek
olmasının yasama yetkisinin devri anlamına geldiği belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 7., 123., 128. ve 134. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
KHK’nin 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinde Kurumların aslî, şeref ve haberleşme olmak üzere üç
türlü üyesinin bulunduğu belirtildikten sonra dava konusu ikinci cümlesinde
bu üyelikler için gereken nitelikler, yapılacak seçim ve görevlendirmelerin
usûlü, üyeliklerin sayısı ve görev süresi, üyelerin görev, yetki ve
sorumlulukları ile üyelikle ilgili diğer hususların yönetmelikle
düzenleneceği belirtilmiştir.
Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Türk Dil
Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi
Başkanlığının aslî, şeref ve haberleşme üyeleri, Kurumların görev alanına
ilişkin konularda faaliyet gösterecek olup bu üyelikler için gereken
nitelikler, yapılacak seçim ve görevlendirmelerin usûlü, üyeliklerin sayısı
ve görev süresi, üyelerin görev, yetki ve sorumlulukları ile üyelikle
ilgili diğer hususlar, Kurumların görev alanına
ilişkin uzmanlık ve yönetim tekniğine ilişkin konular olduğundan bu
hususların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması, yasama yetkisinin devri
olarak nitelendirilemez.
Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 7.
maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın,
Anayasa’nın 123., 128. ve 134. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
8- KHK’nin 16. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a)
Bendinde Yer Alan “…değerlendirmek,
önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin…”
İbaresinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Bilimsel Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığı’nın
görevleri arasında sayılan araştırma faaliyetlerine ilişkin olarak yapılacak
önerilerin değerlendirilmesi, önceliklendirilmesi ve yararlı olacağı düşünülenlerin
belirlenmesi gibi Yüksek Kurulun asli faaliyetlerine ilişkin olan ve
akademik düzeyde uzmanlık bilgisi gerektiren görevlerin akademisyenlerden
veya konunun uzmanlarından oluşturulmuş bilim kurulları tarafından yerine
getirilmesi gerekirken bu görevlerin Bilimsel
Çalışmalar Dairesi Başkanlığı’nın görevleri arasında sayıldığı, bu
görevlerin Yüksek Kurulun idari teşkilatı tarafından
hiyerarşik kademeler içinde yürütülecek idari görevler olmadığı ve bu görevlerin
yönetsel görevlermiş gibi idari hiyerarşi içinde görülmesinde kamu yararı
bulunmadığı, idari personelin adının “Yüksek
Kurum Uzmanlığı” dahi olsa bu görevlerin bu kişilerin bilgi ve kapasitesini
aşan bir niteliği bulunduğu, bağımsız bilim kurulları tarafından yapılması
gereken araştırma önerilerinin değerlendirilmesi, önceliklendirilmesi ve
yararlı olacağı düşünülenlerin belirlenmesinin konuyla ilgili akademik
uzmanlıkları bulunmayan kamu görevlileri eliyle yapılmasının söz konusu
süreci her türlü müdahaleye açık hale getirdiği ve böylece idarenin
istediği önerilere onay verilmesi, istemediklerinin ise dışta kalmasının
güvence altına alınmasının amaçlandığı, yetki saptırmasına gidilerek kamu
yararına aykırı düzenleme yapmasının hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı
belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
KHK’nin 16. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Bilimsel
Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığı’nın görevleri düzenlenmiş ve
fıkranın (a) bendinde de araştırma ve inceleme faaliyetlerine ilişkin
önerileri incelemek, değerlendirmek, önceliklendirmek, faydalı olacağı
değerlendirilen faaliyetlere ilişkin projelerin hazırlık ve uygulama
süreçlerini Kurumlarla işbirliği içinde koordine etmek görevi adı geçen
Başkanlığın görevleri arasında sayılmıştır. Araştırmaların Bilimsel
Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığı’nca değerlendirilmesi,
önceliklendirilmesi, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetler için
koordinasyon görevi verilmesi, dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye
Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti,
eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık
olan devlettir. Hukuk devleti ilkesinin bir başka gereği ise, yasaların
kişisel yarar gözetilerek değil, kamu yararı amacını gerçekleştirmek üzere
çıkarılmasıdır.
Kamu
yararı kavramı, genel bir ifadeyle, bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve
bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir.
Bir
kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken “kamu yararı” konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme
yalnızca kuralın kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığı ile sınırlıdır.
Bunun ötesinde yapılan somut düzenlemenin bu amaçları etkin bir şekilde
gerçekleştirmeye elverişli olup olmadığı yönündeki bir değerlendirme
anayasallık denetiminin kapsamı dışındadır.
Yüksek
Kurum’un hizmet birimlerinden biri olarak öngörülen Bilimsel Çalışmalar
Koordinasyon Dairesi Başkanlığına dava konusu ibare ile verilen
araştırmaların değerlendirilmesi,
önceliklendirilmesi, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin
projelerin hazırlık ve uygulama süreçlerini Kurumlarla işbirliği içinde
koordine etmek görevinin, kamu yararı dışında bir amaçla adı geçen
Başkanlığa verildiği söylenemeyeceği gibi söz konusu kuralın, Yüksek Kurum
ile Kurumlar arasında olması gereken işbirliğinin sağlanmasına yönelik
olduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenle kural,
Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
9- KHK’nin 22. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının
İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Anayasa’nın 134. maddesinde Yüksek Kurumun kamu
tüzelkişiliğine sahip olduğunun belirtildiği, KHK’de de Yüksek Kurum ile
Kurumların kamu tüzelkişiliğine sahip olduğunun ifade edildiği, Anayasa’nın
124. maddesinde Başbakanlık, bakanlık ve kamu tüzelkişilerinin kendi görev
alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak
üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelik çıkarabileceğinin
belirtildiği, kamu tüzelkişiliğini haiz olarak kurulan Yüksek Kurum ile
Kurumların görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden kanunla düzenlenmiş
bulunan konularda idari düzenleme yapma yetkilerinin bulunduğu, Yüksek
Kurum ve Kurumların hazırladıkları idari düzenlemelerin yürürlüğe
girmesinin Başbakan veya ilgili Bakanın onayı şartına bağlanmasının
Başbakan veya ilgili Bakana kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetki
verilmesi sonucuna yol açtığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 7., 124. ve
134. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
KHK’nin 22. maddesinde Yüksek Kurum ve
Kurumların, görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden kanunla
düzenlenmiş konularda idari düzenlemeler yapabilecekleri belirtildikten
sonra dava konusu fıkrada bu idari düzenlemelerin Başbakan veya ilgili
Bakanın onayıyla yürürlüğe konulacağı hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 134. maddesinde Yüksek Kurumun, KHK’de
de Yüksek Kurum ile Kurumların kamu tüzel kişiliğine sahip bulundukları
belirtilmiştir.
Türk Medeni Kanunu’nda ifade edildiği üzere tüzel
kişiler, yaradılış gereği insana özgü
niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün hak ve borçlar yönünden hak ehliyetine
ve fiil ehliyetine sahip bulunmaktadırlar. Dava konusu kuralda yer alan “idari düzenlemeler”, Yüksek Kurum
ile Kurumların sahip oldukları kamu tüzel kişilikleri dolayısıyla tesis
ettikleri işlemler kapsamında yer almaktadır. İdari düzenlemelerin bir
kısmı mevzuatın uygulanmasına yönelik açıklama ve talimatlar içermekte, bir
kısmı da idarenin iç işleyişine yönelik bulunmaktadır. Genel, soyut ve objektif hukuk kuralları içeren idare hukukuna özgü bu düzenlemelerin başında
yönetmelikler gelmektedir.
Anayasa’nın 124. maddesinde, “Başbakanlık,
bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren
kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı
olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.” denilmiştir.
Yüksek Kurum ve
Kurumlar kamu tüzel kişiliğine sahip olduklarından, kendi görev alanlarını
ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve
bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelik çıkarabilecekleri kuşkusuzdur.
Dava konusu kural,
yönetmeliklerin Yüksek Kurum ve Kurumlarca çıkarılmalarına engel
oluşturmamakta ancak, bunların yürürlüğe girmesini Başbakanın veya ilgili Bakanın onayı koşuluna
bağlamaktadır.
Başbakanlık ile Yüksek Kurum ve Kurumlar arasındaki
ilişki, yukarıda da ifade edildiği üzere idari vesayet ilişkisidir ve bu
anlamda Başbakanlık idari vesayet yetkisine sahiptir.
Vesayet yetkisinin kapsamı, işlemler yönünden
iptal, onama, düzeltme, erteleme, yeniden görüşülmesini isteme, yargıya
başvurma şeklinde ortaya çıkmakta ve kural olarak vesayet makamının,
yerinden yönetim kuruluşunun yerine geçerek işlem tesis etme yetkisi
bulunmamaktadır.
Vesayet yetkisinin istisnai bir yetki olması
nedeniyle, bu yetkinin kullanımının mutlaka kanunla veya KHK ile
düzenlenmesi gerekliliğine uyulmak suretiyle, Yüksek Kurum ve Kurumların
çıkardıkları yönetmeliklerin yürürlüğe girmesinin, aralarındaki idari
vesayet ilişkisi gözetilerek Başbakan’ın veya ilgili Bakan’ın onayına
bağlanması, Anayasa’ya aykırılık oluşturmamaktadır.
Aynı husus, kamu tüzel kişiliğini haiz olan Yüksek
Kurumun ve Kurumların, genelge, yönerge, tebliğ ve benzeri adlar altında
yaptığı diğer idari düzenlemelerin yürürlüğe konulması bakımından da
geçerlidir.
Açıklanan
nedenle kural, Anayasanın 124. ve 134.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 7. maddesi
ile ilgisi görülmemiştir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
10- KHK’nin 24. Maddesinin;
a) (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin
İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, 11.8.1983 günlü, 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumu Kanunu’nun mülga maddelerinde Yüksek Kurul Başkanı’nın
Yüksek Kurulun görüşü alınarak Başbakan tarafından gösterilecek üç aday
arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanması, Atatürk Araştırma Merkezi
Başkanı’nın tutum ve davranışları
ile Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını benimsediğini,
eserleriyle veya eğitim ve öğretim veya diğer hizmet alanlarındaki çalışmaları
ile kanıtlamış, yükseköğrenim görmüş Devlet memuru olabilmek için gerekli
niteliklere sahip adaylar arasından Yüksek Kurulun görüşünün
alınarak Başbakan’ın önerisi üzerine müşterek kararla atanması, Türk Dil
Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi başkanlarının ise asli
üyelerde bulunması gereken niteliklere sahip adaylar arasından Yüksek
Kurulun görüşünün alınarak, Başbakan’ın önerisi üzerine müşterek kararla
atanması öngörülmüş iken iptali istenilen kural uyarınca Yüksek Kurum
Başkanı ile Kurum başkanlarının hiçbir nitelik aranmadan ve Yüksek Kuruldan
görüş alınmadan doğrudan müşterek kararla atanacak olmasının demokrasi ve
hukukla bağdaşmadığı, Yüksek Kurumun Başkanı ile Kurum başkanlarının
atanmalarında Yüksek Danışma Kurulunun görüşlerinin alınmasının söz konusu
Kurumların bilimsel ve yönetsel özerklikleri ile anayasal görev ve tüzel
kişiliklerinin gereği olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 134.
maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
KHK’nin
24. maddesinin (2) numaralı fıkrasının dava konusu birinci cümlesinde,
Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum başkanlarının müşterek kararla atanacakları
hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 8. maddesinde ”Yürütme yetkisi ve görevi,
Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun
olarak kullanılır ve yerine getirilir.” denilmiş, 104.
maddesinde de “kararnameleri
imzalamak” Cumhurbaşkanı’nın yürütme alanındaki görev ve
yetkileri arasında sayılmıştır. Anayasa’nın 104. maddesinde sözü
edilen ”kararnameler”,
kanun hükmünde kararnameler ile Bakanlar Kurulunun çeşitli kararnamelerinin
yanında üst düzey yöneticilerin atanması ile ilgili müşterek kararnameleri
de kapsamaktadır.
Kamu politikasının tayinine katılan,
etkin bir otoriteye sahip olan, kuruluşların amacının gerçekleşmesinde
önemli yetki ve sorumluluklarla donatılan, planlama, örgütlenme, personel
ve kadrolarını yöneten, denetim ve temsil gibi işlevleri yerine getiren
kamu görevlilerinin, üst düzey yönetici konumunda olmaları nedeniyle
bunların atamaları müşterek kararname ile yapılmaktadır.
Yüksek Kurum Başkanı, Yüksek Kurum
hizmetlerini, mevzuata, Yönetim Kurulunca belirlenen ilkeler ile politika
ve stratejilere, Yüksek Kurumun stratejik planına, performans ölçütlerine
ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak düzenleyen ve yürüten,
yönetiminden ve temsilinden sorumlu olan en üst düzey yöneticidir.
Kurumların başkanları da Yüksek
Kurumdan ayrı kamu tüzel kişiliğine sahip Kurumların yönetimi ve temsilinden
sorumlu, Kurumların görevlerinin yerine getirilmesinde taşıdıkları
sorumluluk ve yetkileri itibariyle Kurumların en üst düzey yöneticileridir.
Müşterek kararname ile atanmaları
öngörülen Yüksek Kurum ve Kurumların başkanlarının atanmalarından önce
herhangi bir makamın görüşü veya önerisinin alınmasını zorunlu kılan
anayasal bir düzenleme bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenle kural, Anayasa’nın 134. maddesine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
b) (3) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Yüksek Kurum ile Kurumların kamu tüzel
kişiliklerinin Anayasa’dan kaynaklandığı ve özerk oldukları, Başbakanlıkla
ilişkilerinin bağlılık ilişkisi olduğu, bağlı ve ilgili kuruluşların tüzel
kişiliğe sahip olmalarının hukuksal bir sonucu olarak personel atamalarının
kendi yetkili organları tarafından yapılması gerektiği, Yüksek Kurum ile
Kurumların yardımcı hizmetler sınıfında istihdam edilenler dâhil tüm
personelinin atamasının iktidar
tarafından yapılmak istenildiği, 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında
Kanun’da Başbakanlık personelinin atanmasının 2451 sayılı Bakanlıklar ve
Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanun’a göre yapılacağının ve 2451
sayılı Kanun’da belirtilmeyen görevlerden başkanlıklara ortak kararla,
diğer görevlere ise Başbakan’ın onayı ile atama yapılacağının, Başbakan’ın
bu yetkisini gerekli gördüğü alt kademelere devredebileceğinin ve
Başbakanlık bağlı ve ilgili kuruluşlarının kanunlarındaki atamaya ilişkin
hükümlerin saklı olduğunun belirtildiği, Devlet tüzelkişiliğinden ayrı
tüzel kişilikleri bulunan Yüksek Kurum ile Kurumların 2451 sayılı Kanun’un
eki cetvellerde sayılanlar dışında kalan memurlarının atama işlemlerinin
Başbakan veya ilgili Bakan tarafından yapılacak olmasının yetki saptırması
olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 6. ve 134. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
KHK’nin 24. maddesinin dava konusu (3) numaralı
fıkrasında, 2451 sayılı Kanun’un eki cetvellerde sayılanlar dışında kalan
memurların atamalarının Başbakan veya ilgili Bakan tarafından yapılacağı
hükme bağlanmıştır.
2451 sayılı Kanun’un 2. maddesinde, bu Kanun’a ekli
(1) sayılı cetvelde gösterilen unvanları taşıyan görevlere Bakanlar Kurulu
kararıyla, (2) sayılı cetvelde gösterilen unvanları taşıyan görevlere ise
müşterek kararla atama yapılacağı belirtilmiştir.
2451 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca Bakanlar
Kurulu kararıyla ya da müşterek kararla atanması öngörülmeyen, Yüksek Kurum
ve Kurumlarda görev alan memurların atamalarının Başbakan veya ilgili Bakan
tarafından yapılacağının öngörülmesi, 6223 sayılı Yetki Kanunu ile Bakanlar
Kuruluna verilen yetki kapsamında kullanılan takdiri yansıtmakta olup,
Başbakanlığa bağlı bir kuruluş olan Yüksek Kurumun memurları ile Kurumların
memurlarının atamalarının Başbakan veya ilgili Bakan tarafından
yapılmasında Anayasa’ya aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenle kural,
Anayasanın 134. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 2. ve 6.
maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
11- KHK’nin 27. Maddesinin;
a) (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…Bakanlar Kurulunun teklifi ve…”
İbaresinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Atatürk Uluslararası Barış Ödülünün Bakanlar
Kurulunun teklifi ve Cumhurbaşkanının onayıyla verileceğinin ve bu ödülün
verilmesine ilişkin usul ve esasların Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe
konulacak yönetmelikle düzenleneceğinin belirtildiği, Kurtuluş Savaşı’nın
lideri ve Cumhuriyetin kurucusu olan Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin kuruluş felsefesini belirleyen siyaset üstü bir kişilik olduğu,
adına verilecek “Atatürk Uluslararası
Barış Ödülü”nün siyasete malzeme yapılmaması ve ödül yoluyla
hatırasının kirletilmemesi için kime verileceğinin siyaset üstü bir kurul
tarafından belirlenmesi gerektiği, siyasal bir organ olan Bakanlar
Kurulunun tercihlerinin de doğal olarak siyasal olacağı ve dolayısıyla
Bakanlar Kurulunun Atatürk Uluslararası Barış Ödülünü iç ve dış siyaseti
siyasal tercihleri ve çıkarları doğrultusunda yönlendirmesinde bir araç
olarak kullanacağı, bu durumun siyaset alanının doğasından ve işleyişinden
kaynaklanan olağan bir sonuç olduğu, Atatürk Uluslararası Barış Ödülünün Bakanlar
Kurulunu teklifi üzerine verilmesinin Anayasa’nın egemenliğin yetkili
organlar eliyle kullanılmasını öngören 6. maddesi ile Bakanlar Kurulunun
görev ve siyasi sorumluluklarını düzenleyen 112. maddesine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
KHK’nin 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Atatürk’ün “Yurtta
sulh, cihanda sulh” ilkesi doğrultusunda, dünya barışına, uluslararası
dostluk ve iyi niyetin geliştirilmesine hizmet eden gerçek ve tüzel
kişilere Bakanlar Kurulunun teklifi ve Cumhurbaşkanının onayıyla, Devlet
ödülü niteliğinde Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilmesi öngörülmüştür.
Bu ödülün “Bakanlar Kurulunun teklifi
ile” verilmesi hususu, dava konusu ibareyi oluşturmaktadır.
Anayasa’nın 6. maddesinde Türk Milletinin,
egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle
kullanacağı ve hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasa’dan almayan bir
Devlet yetkisi kullanamayacağı hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 112. maddesinde de, Başbakan’ın,
Bakanlar Kurulunun başkanı olarak Bakanlıklar arasında işbirliğini
sağlayacağı ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözeteceği
belirtildikten sonra Bakanlar Kurulunun bu siyasetin yürütülmesinden
birlikte sorumlu olduğu ifade edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk’ün adını
taşıyan ve dünya barışına, uluslararası dostluk ve iyi niyetin
geliştirilmesine hizmet edenlere verilmesi öngörülen Atatürk Uluslararası
Barış Ödülü’nün niteliği ve önemi gözetilerek, bu Ödül’ün verilmesinde
yürütme organı görevli ve yetkili kılınmıştır. Buna göre, hükümetin genel
siyasetini yürütmekle görevli Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine, Devletin
başı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil
eden Cumhurbaşkanı tarafından Atatürk Uluslararası Barış Ödülü
verilecektir.
Atatürk’ün “yurtta
sulh, cihanda sulh” ilkesi doğrultusunda, dünya barışına, uluslararası
dostluk ve iyi niyetin geliştirilmesine hizmet eden gerçek ve tüzel kişilere
verilmesi öngörülen Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nün verileceği kişinin
belirlenmesi konusunda Bakanlar Kurulunca Cumhurbaşkanı’na teklifte
bulunulması, Bakanlar Kurulunun anayasal konumuna aykırı bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenle kural, Anayasa’nın 6. ve 112. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
b) (2) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kurtuluş Savaşı’nın önderi ve
Cumhuriyetin kurucusu Atatürk adına verilecek ödül ile ilgili esasların,
aday tespitine ve belirlenmesine ilişkin süreçlerin, aday tespitinde görev
alacaklar ile bunların görevleri ve çalışma esaslarının belirlenmeksizin ve
Atatürk
Uluslararası Barış Ödülü verilmesine ilişkin kuralların konulup çerçevesinin
çizilmeksizin bu Ödül’ün verilmesine ilişkin usûl ve esasların Bakanlar
Kurulu kararıyla yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenleneceğinin
öngörülmesinin yasama yetkisinin devrine yol açacağı belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 7. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
KHK’nin 27. maddesinin dava konusu (2)
numaralı fıkrasında, Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilmesine
ilişkin usûl ve esasların, Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulacak
yönetmelikle düzenleneceği öngörülmüştür.
Anayasa’nın 7.
maddesinde yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisi’ne ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği kurala bağlanmıştır.
Yasayla
düzenleme ilkesi, düzenlenen alanda temel ilkelerin kanunla konulmasını ve
çerçevenin kanunla çizilmesini ifade etmektedir. Bu niteliği taşıyan bir
yasal düzenleme ile ayrıntıların belirlenmesi konusunda yürütme organına
yetki verilmesi, yasal düzenleme ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır.
KHK’nin
27. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Atatürk Uluslararası Barış Ödülünün “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi
doğrultusunda, dünya barışına, uluslararası dostluk ve iyi niyetin
geliştirilmesine hizmet eden kişilere verileceğinin belirtilmesi suretiyle
ödül verilecek kişinin taşıması gereken niteliklerin belirlendiği, gerçek
kişilerin yanı sıra tüzel kişilere de ödül verilebilmesine imkân
sağlandığı, Bakanlar
Kurulunun teklifi ve Cumhurbaşkanının onayıyla ödül verileceği ifade edilmek
suretiyle de ödülün verilmesine ilişkin karar sürecinin belirlendiği
anlaşılmaktadır.
Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nün verileceği kişinin
nitelikleri ve ödül verilecek kişinin belirlenme sürecine ilişkin temel
ilkeler KHK ile belirlendiğinden, bu konuya ilişkin ayrıntıların düzenlenmesi bakımından
Bakanlar Kuruluna yetki verilmesi, yasal düzenleme ilkesine aykırılık
oluşturmamaktadır.
Açıklanan
nedenle kural, Anayasanın 7. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin
reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
12- KHK’nin Geçici 1. Maddesinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Yüksek Kurum’un Denetleme
Kurulu Başkanı ve üyeleri ile Genel Sekreteri, Yüksek Kurum ve Kurumların başkan
yardımcıları, daire başkanları, özel kalem müdürleri, şube müdürleri,
merkez ve kurum sekreterlerinin söz konusu görevlere 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu’nun kariyer ve liyakat ilkeleri çerçevesinde atandıkları,
daire başkanı ve şube müdürlerinin ise yönetmelikte öngörülen görevde
yükselme sınavında başarı elde ederek atandıkları, söz konusu kadrolarda
bulunanların kanunla görevlerinden alınmasının hukuki güvenlik ilkesine
aykırı olduğu, hukuk devletinde
kanunların yalnız Anayasa’ya değil evrensel hukuk ilkelerine de uygun
olması gerektiği, Yüksek Kurum ve Kurumlarda kariyer ve liyakat ilkeleri
ile görevde yükselme sınavı sonuçlarına göre söz konusu kadrolara atananlar
için söz konusu kadro görev unvanları kendileri açısından kazanılmış hak
olduğu, kazanılmış bir hakkı ortadan kaldırmanın “hukuk güvenliği ilkesi” açısından
aykırılık oluşturduğu, niteliği itibariyle idari bir işlem olan “atama” işleminin KHK ile
yapılmasıyla bir yandan yürütmenin “atama”
ve “görevden alma” yetkisine Anayasa’nın
8. maddesine aykırı bir şekilde el atılırken diğer yandan kişilerin
Anayasa’nın 125. maddesinde güvence altına alınan idari işleme karşı
yetkili merciler nezdinde hak arama özgürlüklerinin Anayasa’nın 36.
maddesine aykırı bir şekilde ellerinden alındığı, ayrıca kişilerin hak
arama özgürlüklerinin KHK ile düzenlenmesinin Anayasa’nın 91. maddesiyle
bağdaşmadığı, Denetim Kurulu yerine Teftiş Kurulu ya Denetim ve Rehberlik
Başkanlıkları kurulabilecekken kurulmadığı, kamu yararına aykırı olarak
salt görevden almak amacıyla getirilen kuralın “yetki saptırması” olduğu ve Anayasa’nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu, “Başkanlık Müşaviri” ve “Araştırmacı” unvanlı görevlere
atanan Yüksek Kurum ve Kurumların başkan yardımcıları ile anılan kurumların
daire başkanları, özel kalem müdürleri, şube müdürleri, Denetleme Kurulu
Başkanı ve üyeleri, genel sekreter, merkez ve kurum sekreterlerinin aylık
net hak edişlerinin sabitlendiği, bu düzenleme nedeniyle bu kişilerin
maaşlarının reel olarak gerileyeceği, kazanılmış mali hak kaybının ise
hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın
2.,, 7., 36., 70. ve 91. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
KHK’nin geçici 1. maddesinde, KHK’nin yayımı
tarihinde görevde bulunan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,
Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk
Tarih Kurumu başkan yardımcıları ile anılan kurumların daire başkanları,
özel kalem müdürleri, şube müdürleri, Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri,
genel sekreter, merkez ve kurum sekreterleri ile bilim kurulları üyelerinin
görevlerinin bu KHK’nin yayımı tarihinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın
sona ereceği, görevine son verilen kişilerden Yüksek Kurum Başkan Yardımcısı,
bağlı kuruluşların başkan yardımcıları, Denetleme Kurulu Başkanı ve
üyeleri, daire başkanları ile genel sekreter, merkez ve kurum
sekreterlerinin bu amaçla ihdas edilen Başkanlık Müşaviri kadrolarına, özel
kalem müdürleri ile şube müdürlerinin ise ihdas edilen Araştırmacı
kadrolarına hâlen bulundukları kadro dereceleriyle birlikte hiçbir işleme
gerek kalmaksızın atanmış sayılacakları, 2547 sayılı Yükseköğretim
Kanununun 38. maddesine göre Yüksek Kurumda ve Kurumlarda
görevlendirilenlerin, yükseköğretim kurumundaki görevlerine geri
dönecekleri, KHK’nin yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan Yönetim
Kurulunun Cumhurbaşkanınca seçilen üyeleri ile Kurumlarda bulunan asli
üyelerin üyeliklerinin sona ereceği, Başkanlık müşavirliği ile araştırmacı
kadrosuna atanmış sayılanlara eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda,
aylık, ek gösterge, ikramiye, her türlü zam ve tazminatlar, makam
tazminatı, görev tazminatı ve temsil tazminatı, ek ödeme, sözleşme
ücretleri ile benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin toplam net tutarının,
atanmış sayıldıkları kadrolara ilişkin olarak aylık, ek gösterge, ikramiye,
her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, görev tazminatı ve temsil
tazminatı, ek ödeme, sözleşme ücretleri ile benzeri adlarla yapılan her
türlü ödemelerin toplam net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark
tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın fark kapanıncaya
kadar ayrıca tazminat olarak ödeneceği, Yüksek Kurum ve Kurumlara ait Uzman
Yardımcısı ve Uzman kadrolarından boş olanların, bu maddenin yayımı
tarihinde iptal edilmiş sayılacağı, bu kadroların daha sonra boşalması
halinde de iptal edilecekleri hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın
2. maddesindeki “hukuk devleti” ilkesi gereğince, yasama
işlemlerinin kişisel yararları değil kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla
yapılması zorunludur. Bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken
“kamu yararı” konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme
yalnızca kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığı ile sınırlıdır.
Kanun ile kamu yararının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini denetlemenin
anayasa yargısıyla bağdaşmayacağı, bunun kanun koyucunun takdirinde olduğu
açıktır.
KHK’nin genel gerekçesinde, 2876 sayılı
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu’nun onsekiz maddesinde
değişiklik yapan 519 sayılı KHK’nin 1993 yılında Anayasa Mahkemesince
iptalinden sonra 2876 sayılı Kanun’da oluşan boşluklar nedeniyle
kurulların, komisyonların ve çalışma gruplarının oluşturulamaması ve Cumhurbaşkanınca
atanması öngörülen üyelerin atanamaması nedeniyle Yüksek Kurum ve
Kurumlarda başkanlar dışında hiçbir bilim adamı ve araştırmacının
kalmadığı, bu durumun Yüksek Kurum’un daha önce de yürütemediği bilimsel
araştırma işlevine ilişkin kurumsal kabiliyetini tamamen yitirmesine yol
açtığı, 2876 sayılı Kanun’un onarılması yerine değişen şartlar ve
ihtiyaçlarla uyumlu, Yüksek Kurumu gerçek işlevine kavuşturan ve ahenk
içinde çalışmasını sağlayacak bir kanun tasarısının hazırlandığı,
bürokratik yönü ağır basan bir kurum haline dönüşen Yüksek Kurumun teşkilat
yapısının kaynakların etkin ve verimli kullanılmasını sağlayacak bir yapıya
kavuşturulmasının amaçlandığı ifade edildiğinden, kanun koyucunun
amacının kamu yararını sağlamaya dönük olduğu anlaşılmaktadır. Somut düzenlemenin
bu amaçları etkin bir şekilde gerçekleştirmeye elverişli olup olmadığı
yönündeki bir değerlendirme, anayasallık denetiminin kapsamı dışındadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan
hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biri kazanılmış haklara saygı
gösterilmesidir. Kazanılmış haklara saygı, hukuk güvenliği ilkesinin bir
sonucudur. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş
ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş
haktır. Dava konusu kuralda kişilerin bulunduğu statülerden doğan, tahakkuk
etmiş ve kendileri yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine
dönüşmüş haklara yönelik bir düzenleme öngörülmediğinden kazanılmış hakları
ihlal eden bir müdahale söz konusu değildir.
Teşkilat yapısı değiştirilen Yüksek
Kurum ve Kurumların bazı kadrolarında görev yapan kamu görevlilerinin
görevlerinin sona erdirilerek Başkanlık müşaviri veya araştırmacı
kadrolarına atanmış sayılmalarının öngörülmesi, yeniden teşkilatlanma
sonucu ortaya çıkan hukuki ve fiilî zorunluluklar nedeniyledir. Buna göre,
söz konusu işlemin sebep unsuru, Yüksek Kurum ve Kurumların yeniden
teşkilatlandırılması olup yürürlükte bulunan kanunlara dayanılarak ve kamu
görevlisinin öznel durumu dikkate alınarak idarece tesis edilen naklen
atama işlemlerinden tamamen farklıdır. Söz konusu hukuki ve fiilî
zorunluluklar nedeniyle kazanılmış haklar korunarak başka kadrolara atama yapılması,
kanun koyucunun takdir alanı içindedir.
Öte yandan, dava konusu kuralla tek bir
kişi hakkında bireysel nitelikte bir yürütme işlemi tesis edilmeyip, aksine
genel ve soyut bir kural getirilmektedir. Soyut bir kuralın gerçekte tek
bir kişiyi ya da sınırlı sayıda kişiyi ilgilendiriyor olması onun bu
niteliğini ortadan kaldırmaz. Bireysel nitelikte bir işlemden söz
edilebilmesi için somut olarak bir kişinin hukuki durumunda değişiklik
yapan bir irade açıklamasının bulunması gerekir. Dava konusu kuralla doğrudan
somut bazı kişilerin hukuki durumunda değişiklik yapılmasına yönelik bir
irade açıklamasında bulunulmadığından bireysel işlemin varlığından söz
edilemez. Kuralda belirtilen kadrolarda görev yapan kişilerin hukuki
durumlarının düzenlemenin sonucundan etkilenmiş olması, bu neticeyi
değiştirmez.
Memuriyet kadro derecesine
bağlanan mali haklar ise o dereceye ulaşan kişi yönünden tahakkuk etmiş
ve kesinleşmiş alacak niteliğine dönüştüğünden kazanılmış hak teşkil
eder. Kadro derecesine bağlanan mali haklar unvandan bağımsız olduğundan,
unvan değişse bile bunların hukuken korunması gerekmektedir. Buna karşılık
bir görevin fiilen yapılması karşılığında ödenen mali haklar ise kazanılmış
hak oluşturmaz. Bu gibi mali haklar, ilgilinin o görevi fiilen yerine
getirdiği süreyle sınırlı olarak ödenir.
Dava konusu kuralda, Başkanlık müşaviri
ve araştırmacı kadrolarına atanan kişilerin bulunduğu statülerden doğan,
tahakkuk etmiş ve kendileri yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak
niteliğine dönüşmüş mali haklarının (ücret ve özel hizmet tazminatı
toplamının), mevcut kadrolarındakine göre daha düşük olması halinde yeni
kadrolarındaki gelirlerine eşitleninceye kadar aradaki farkın ödenmesi
öngörülmek suretiyle kazanılmış hakları korunmuştur.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın
2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 7., 36., 70.
ve 91. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
V-
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
11.10.2011
günlü, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin:
A)
1- 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “(c) fıkrasında yer alan “genel sekreter, kurum ve merkez sekreteri,”
ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “ve şube müdürü” ibaresi “ve
Yüksek Kurum Uzmanı ile Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı” şeklinde
değiştirilmiş” bölümü,
2- 28.
maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…ve 104 üncü…” ibaresi,
3- 28.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının
(b) ve (c) bentleri,
B)
Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası yönünden;
2-
a- 21. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, birinci cümlesinde yer alan “…ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden…”
ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…ile
diğer gerçek ve tüzel kişiler…” ibaresine,
b-
25. maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarına,
c-
Geçici 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasına,
ilişkin iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin
ertelenmesi nedeniyle, bu fıkraların ve ibarelerin YÜRÜRLÜĞÜNÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,
D)
İçerikleri
itibariyle Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen;
1-
3. maddesine,
2- 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Başbakan tarafından belirlenecek diğer
bakanlar,…” ibaresine,
3- 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Başbakan ve ilgili Bakan tarafından
seçilecek birer üye ve…” ibaresine,
4- 7. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (ğ)
bendinde yer alan “Başbakan veya
ilgili Bakan ve …” ibaresine,
5- 9. maddesinin (2) numaralı fıkrasına,
6- 10.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının (o) bendinde yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve…”
ibaresine,
7- 11. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (k)
bendinde yer alan “Başbakan veya
ilgili Bakan ve …” ibaresine,
8- 12. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (h)
bendinde yer alan “Başbakan veya
ilgili Bakan ve…” ibaresine,
9- 13. maddesinin (3) numaralı fıkrasına,
10- 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci
cümlesine,
11- 16. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)
bendinde yer alan “…değerlendirmek,
önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin …”
ibaresine,
12- 22. maddesinin (2) numaralı fıkrasına,
13- 24. maddesinin;
a- (2) numaralı fıkrasının “Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanları, müşterek kararla
atanır.” biçimindeki birinci
cümlesine,
b- (3) numaralı fıkrasına,
14- 27. maddesinin;
a- (1) numaralı fıkrasında yer alan “… Bakanlar Kurulunun teklifi ve…”
ibaresine,
b- (2) numaralı fıkrasına,
15- Geçici 1. maddesine,
yönelik iptal istemleri, 10.1.2013 günlü, E.2011/141,
K.2013/10 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara,
cümlelere ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,
VI- İPTAL
HÜKMÜNÜN YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın
153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal
kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin
(3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
11.10.2011 günlü, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin
21. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve
diğer gerçek ve tüzel kişilerden…” ve ikinci cümlesinde yer alan “…ile
diğer gerçek ve tüzel kişiler…” ibareleri ile 25. maddesinin (2), (3) ve
(4) numaralı fıkralarının ve geçici 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla
6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu
ibarelere ve fıkralara ilişkin iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de
yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun
görülmüştür.
VII-
SONUÇ
11.10.2011
günlü, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin:
A) 1- 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “(c)
fıkrasında yer alan “genel sekreter,
kurum ve merkez sekreteri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı
fıkrada yer alan “ve şube müdürü”
ibaresi “ve Yüksek Kurum Uzmanı ile
Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş” bölümüne yönelik
iptal istemi, 10.11.2011 günlü, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1.
maddesiyle 11.8.1983 günlü, 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu Kanunu’nun 97. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1)
numaralı alt bendinin birinci, ikinci ve üçüncü paragraflarının yürürlükten
kaldırılması nedeniyle konusuz kaldığından,
2- 28.
maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…ve 104 üncü…” ibaresine yönelik iptal istemi, 16.5.2012
günlü, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında
Kanun’un 22. maddesiyle, 2876
sayılı Kanun’un 104. maddesinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle konusuz
kaldığından,
3- 28.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının
(b) ve (c) bentlerine yönelik iptal istemi,14.7.1965
günlü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’un 152. maddesinin “II-
Tazminatlar” kısmının “A- Özel Hizmet
Tazminatı” başlıklı bölümünün (i) bendinde yer alan “Yüksek Kurum Uzmanları” ibaresi ile
aynı Kanun’un Eki (I) sayılı ek gösterge cetvelinin “I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı” bölümünün (h) bendinde yer
alan “Yüksek Kurum Uzmanları”
ibaresinin 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinin (ç) fıkrasıyla yürürlükten kaldırılması nedeniyle konusuz kaldığından,
bu bentlere, bölüme ve
ibareye ilişkin iptal istemleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
B)
1- 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 14., 15., 16.,
17., 18., 19., 20., 22., 23., 24., 26., 27. maddeleri, 28. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının “(c) fıkrasında yer alan “genel sekreter, kurum ve merkez
sekreteri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “ve şube müdürü” ibaresi “ve Yüksek Kurum Uzmanı ile Yüksek Kurum
Uzman Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş” bölümü dışında kalan bölümü, (2)
numaralı fıkrasının “…ve 104 üncü…”
ibaresi dışında kalan bölümü, (3) numaralı
fıkrasının (b) ve (c) bentleri dışında kalan bölümü, geçici 1., geçici 3.,
geçici 4., geçici 5., 29., 30. maddeleri ile eki (I) Sayılı Cetvel, (1),
(2) ve (3) sayılı listelerin, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası
uyarınca Anayasa’ya aykırı olmadığına ve bu maddelere, bölümlere, cetvele
ve listelere ilişkin iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet
ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
2-
21. maddesinin;
a-
(2) numaralı fıkrasının, birinci cümlesinde yer alan “…ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden…” ibaresi ile ikinci
cümlesinde yer alan “…ile diğer
gerçek ve tüzel kişiler…” ibaresinin Anayasa’nın 91. maddesinin birinci
fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b-
(1) numaralı fıkrası ile (2) numaralı fıkrasının iptal edilen ibareler
dışında kalan bölümünün Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve bu fıkra ve bölüme ilişkin iptal isteminin
REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra
Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
c-
(2) numaralı fıkrasının, birinci cümlesinde yer alan “…ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden…” ve ikinci cümlesinde
yer alan “…ile diğer gerçek ve tüzel
kişiler…” ibarelerinin, iptal edilmeleri nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin
üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası
gereğince bu ibarelere ilişkin İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE
YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
3-
25. maddesinin;
a-
(1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b-
(2), (3) ve (4) numaralı fıkralarının Anayasa’nın 91. maddesinin birinci
fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ,
Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal
Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
c-
(2), (3) ve (4) numaralı fıkralarının iptal edilmeleri nedeniyle, Anayasa’nın
153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3)
numaralı fıkrası gereğince bu fıkralara ilişkin İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN
RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE
GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
4-
Geçici 2. maddesinin;
a-
(1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b-
(2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
c- (2) numaralı fıkrasının iptal edilmesi
nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un
66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu fıkraya ilişkin İPTAL
HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY
SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C)
1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 14., 15., 16., 17.,
18., 19., 20. maddeleri, 21. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (2)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden…” ibaresi ile ikinci
cümlesinde yer alan “…ile diğer
gerçek ve tüzel kişiler…” ibaresi dışında kalan bölümü, 22., 23., 24.
maddeleri, 25. maddesinin (1) numaralı fıkrası, 26., 27. maddeleri, 28.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının “(c)
fıkrasında yer alan “genel sekreter, kurum ve
merkez sekreteri,” ibaresi yürürlükten
kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “ve
şube müdürü” ibaresi “ve Yüksek
Kurum Uzmanı ile Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş”
bölümü dışında kalan bölümü, (2) numaralı fıkrasının “…ve 104 üncü…” ibaresi dışında
kalan bölümü, (3) numaralı fıkrasının (b)
ve (c) bentleri dışında kalan bölümü, geçici 1. maddesi, geçici 2.
maddesinin (1) numaralı fıkrası, geçici 3., geçici 4., geçici 5., 29., 30.
maddeleri ile eki (I) Sayılı Cetvel, (1), (2) ve (3) sayılı listeleri, 6223
sayılı Yetki Kanunu kapsamında olduğundan Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
bu maddelere, fıkralara, bölümlere, cetvele ve listelere ilişkin iptal
isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT
ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
D)
İçerikleri
itibariyle Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen;
1- 3. maddesinin,
2- 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Başbakan tarafından belirlenecek diğer
bakanlar,…” ibaresinin,
3- 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Başbakan ve ilgili Bakan tarafından
seçilecek birer üye ve…” ibaresinin,
4- 7. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (ğ) bendinde
yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan
ve …” ibaresinin,
5- 9. maddesinin (2) numaralı fıkrasının,
6- 10.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının (o) bendinde yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve…”
ibaresinin,
7- 11. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (k)
bendinde yer alan “Başbakan veya
ilgili Bakan ve …” ibaresinin,
8- 12. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (h)
bendinde yer alan “Başbakan veya
ilgili Bakan ve…” ibaresinin,
9- 13. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,
10- 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci
cümlesinin,
11- 16. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)
bendinde yer alan “…değerlendirmek,
önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin…”
ibaresinin,
12- 22. maddesinin (2) numaralı fıkrasının,
13- 24. maddesinin;
a- (2) numaralı fıkrasının “Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanları, müşterek kararla
atanır.” biçimindeki birinci
cümlesinin,
b- (3) numaralı fıkrasının,
14- 27. maddesinin;
a- (1) numaralı fıkrasında yer alan “… Bakanlar Kurulunun teklifi ve…”
ibaresinin,
b- (2) numaralı fıkrasının,
15- Geçici 1. maddesinin,
Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve bu maddelere, fıkralara, cümlelere ve ibarelere
ilişkin iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
10.1.2013 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
|
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|
|
|
|
KARŞIOY
YAZISI
11.10.2011 günlü, 664 sayılı Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname’nin 25. maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı
fıkraları çoğunluk kararıyla Anayasa’nın 91. maddesine aykırı bulunarak
iptal edilmiştir.
664 sayılı
KHK’nin “Yüksek Kurum Uzmanlığı”
başlıklı 25. maddesinin (2) numaralı fıkrasında Yüksek Kurum Uzman
Yardımcılığına atanabilmek için aranan şartlar, (3) numaralı fıkrasında
Yüksek Kurum Uzman Yardımcılığına atananların Yüksek Kurum Uzmanı olarak
atanma şartları ve Uzmanlığa atanamayanların atanacakları kadrolar
belirtilmiş, (4) numaralı fıkrasında da Yüksek Kurum Uzman Yardımcılarının
mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, yarışma sınavı, tez hazırlama ve
yeterlik sınavı ile diğer hususların yönetmelikle düzenlenmesi
öngörülmüştür.
6223 sayılı Yetki Kanunu’nun 1. maddesinin birinci
fıkrasının (a-3) bendinde, Kanun’un amaçlarından birinin kamu hizmetlerinin
Bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenerek, mevcut Bakanlıklar
ile birleştirilen veya yeni kurulan Bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve
kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma
esaslarına ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar
Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek olduğu belirtilmiş
ve aynı Kanun’un ikinci fıkrasında da ilgili kanun ve kanun hükmünde
kararnamelerde değişiklik yapılabileceği belirtilmiştir.
664 sayılı KHK’nin
iptali istenen kurallarıyla Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumunda uzman ve uzman yardımcılığına atanma koşullarının
düzenlenmesi teşkilat ve kadroların belirlenmesine ilişkin bir husus
olduğundan Yetki Kanunu’na aykırılık bulunmamaktadır.
Kamu görevlilerinin kadrolarının ve bu kadrolara atanacak
kişilerde bulunması gereken niteliklerin de kanunla düzenlenmesi
gerekmektedir. Ancak, kamu görevlisi olarak atanacak kişilerle ilgili tüm
ayrıntıların sadece yasayla düzenlenmesi gerektiği ve bu konuda idarî
düzenlemeler yapılmasının Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasına
aykırı düşeceği iddiası yerinde değildir. Anayasa’nın bir maddesinin
yasayla düzenleneceğini öngördüğü bir konunun, Anayasa’nın 91. maddesinin
birinci fıkrasının açıkça yasakladığı hükümler ile doğrudan ilgili
olmadıkça, ya da KHK ile düzenlenemeyeceği Anayasa’da özel olarak
belirtilmedikçe KHK ile düzenlenmesi Anayasa’ya aykırı değildir.
Anayasa’nın
70. maddesine göre, “her Türk kamu hizmetine girme hakkına sahiptir.
Hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım
gözetilemez”.
Maddede Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan
herkesin görevin gerektirdiği nitelikler dışında, dil, din, mezhep, renk,
siyasi düşünce, cinsiyet ve benzeri ayırım gözetilmeksizin kamu
hizmetlerine girme hakkına sahip bulundukları belirtilmiştir. Böylece “kamu
hizmetlerine girme hakkı”
siyasi hak ve ödevler kapsamında, vatandaşlık bağına bağlı olarak
kullanılabilecek bir hak olarak düzenlenmiştir. Düzenlemenin temel hakka
ilişkin niteliği bundan ibarettir. Yoksa, bunun dışında kamu görevlerine
giriş, atanma, görev değişikliğine ilişkin tüm düzenleme ve uygulamaların
temel hakkın düzenlenmesi ve 91. madde anlamında yasak alan kapsamında
görülmesi yerinde değildir.
Anayasa’nın 91. maddesinin
birinci fıkrasında, Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci
bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü
bölümünde yer alan siyasî haklar ve ödevlerin kanun hükmünde kararnamelerle
düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Anayasa’nın belirtilen bölümlerinde
birçok temel hak ve özgürlük düzenlenmiş bulunmaktadır. Sözkonusu temel hak
ve özgürlüklerin kapsama alanları ve ilgili oldukları hususlar geniş bir
biçimde yorumlandığında KHK’lerle yapılacak tüm düzenlemelerin bu hak ve
özgürlüklerle bağlantılarının bulunduğu ileri sürülebilecektir. Böyle bir
yorumdan hareket edilmesi halinde yasak alan kapsamı oldukça genişleyecek
ve KHK ile düzenlenebilecek alan kalmayacaktır. Nitekim Anayasa
Mahkemesinin, 6.1.1987 günlü, E:1986/15 ve K:1987/1 sayılı kararında,
dolaylı biçimde kişi hak ve özgürlüklerini ilgilendirmeyecek bir düzenleme
düşünmenin oldukça güç olduğu, bu nedenle de dolaylı bir ilginin varlığına
dayanılarak sonuca gitmenin isabetli sayılamayacağı belirtilmiştir. Buna
göre, yasak alanın kapsamının, temel hak ve özgürlüklerle doğrudan ilgili
düzenlemeleri kapsayacak, dolaylı olarak ilgili düzenlemeleri ise kapsam
dışında bırakacak şekilde belirlenmesi gerekir.
Anayasa
Mahkemesi, 16.5.1989 günlü, E:1989/4 ve K:1989/24 sayılı kararında, 3.11.1988
günlü, 347 sayılı “233 Sayılı Kamu İktisadi
Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bir Maddesinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin Genel Müdür
olarak atanabilmek için, “yükseköğrenim
görmüş olmak, dört yılı kamuda, altı yılı özel sektörde geçmek şartıyla en
az on yıl hizmeti bulunmak, kamu hizmeti bulunmayanlarda ise özel sektörde
asgari onbeş yıl çalışmış olmak, Genel müdürlük görevini yerine
getirebilecek yetenek, bilgi ve tecrübeye sahip olmak”
şartlarını getiren 1. maddesine yönelik iptal istemini reddetmiştir.
Anayasa’nın
91. maddesi kapsamına giren alanlarda düzenleme yapılmış olmasından söz
edilebilmesi için 91. maddede belirtilen hak ve alanlarla ilgili doğrudan
bir düzenleme yapılmış olması gerekir.
İptaline karar verilen kurallarda Yetki Kanunu
kapsamında Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunda uzman ve uzman
yardımcılığı kadroları oluşturulduğundan, zorunlu olarak bu kadrolara
girişin koşulları da düzenlenmiştir. Bu nedenle anılan kuralların
Anayasa’nın 91. maddesinde belirtilen yasak alana ilişkin düzenlemeler
içerdiğinden söz etmek mümkün değildir.
Belirtilen nedenlerle, itiraz konusu kurallara
yönelik iptal isteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle
kuralın iptaline yönelik çoğunluk görüşüne katılmadık.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Muammer TOPAL
|
|
|
|
|
KARŞIOY
(Reddi
Hakim)
Mahkememize 2011/141 Esas sayısı ile T.B.M.M. üyesi
116 milletvekili tarafından açılan 11.10.2011 tarih ve 664 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’nin iptali davasın da Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim
KILIÇ’ın reddi talebi yer almış ise de, dosyanın 12.1.2012 tarihli ilk
incelemesinde hakimin reddi talebi esastan reddedilmiş, talebin kötü
niyetle yapıldığı oyçokluğu ile kabul edilmiş ise de, bu gibi hallerde
uygulanacak para cezasının talepte bulunanlar dışında cezanın SOYUT bir
niteleme ile sadece davacıya verilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne
aşağıdaki nedenler ile katılınmamıştır.
Reddi hakim talebinin kötü niyetle yapıldığının
kabulü halinde, bu kasta yaptırım uygulanması hukuk düzenince makul kabul
görmeyen bir fiilin cezalandırılması isteminin gereğidir. Nitekim hukukun
temel ilkelerinden bakıldığında HMK’nun 42. maddesi hukuksuz eyleme
meşruiyet kazandırmamak için ceza öngörüsünde bulunmuş ve başvuruda
bulunanlara bunlar arasında nasıl bir hukuksal ilişki olduğuna bakmaksızın
talepte bululanlar yönünden her birinin cezalandırılması gerektiğini ifade
etmiştir.
Nitekim genel usul hukuku hükümleri yanında özel
nitelik taşıyan 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrasında Anayasa
Mahkemesinde yapılacak hakimin reddi taleplerinin kötü niyetle yapıldığının
anlaşılması halinde BAŞVURUCULARIN HER BİRİNE disiplin para cezası
verileceği hükmü çok açıktır.
Davacılar; Anayasanın 150. maddesince siyasi parti
kimliklerine bakılmaksızın kendilerine iptal davası açma hakkı tanınan
meclis üye tamsayısının 1/5 oranındaki asgari 110 milletvekilidir. Açılan
davaların kabul görebilmesi için alt sınır 110 olup beklenmeyip üstünde
olması haline ilişkin bir sınırlama bulunmamaktadır. Nitekim Türkiye Büyük
Milet Meclisi tarafından imzalanarak tasdik edilen belge ile görülen bu
davayı açanların Meclis üyeleri oldukları teyit edilmiş ve görülen bu
davayı da asgari 116 kişinin bir araya gelerek açtığı anlaşılmıştır.
Bir an için dava açma için bir araya gelen iradenin
zorunlu bir birliktelik içinde oldukları kabul edilse bile bu beraberlik
açılmış davanın mahkemece kabulünün ön şartıdır. Örneğin değişik siyasi
gruplardan 140 kişinin bir araya gelmesi ile açılan bir davada dava açan
belgeye imza atanlardan 40 kişinin diğer talepler yanında reddi hakim
talebinde bulunmamış veya bilahare feragat olmaları halinde görülen davada
dava, kalan 100 kişi davacı yönünden 110 kişilik dava açma şartını
oluşturmadığı için açılmamış mı sayılacaktır? veya dava tüm diğer talepler
yönünden düşmüş mü olacaktır?
Dava açanların iradesi açılmış davanın kabul
şartından bağımsız nitelikte olup dava açanlar arasında ki hukuksal
ilişkiden kaynaklı bir zorunluluk değildir. Reddi hakim talebinden
çekilenler yönünden kötü niyet araştırması yapılamayacak ve para cezası
verilemeyecek olması – talepte bulunan ve bulunmayanlar arasında nasıl bir
hukuki tespit yapmayı gerektiriyorsa da dava açıp hakimin reddi talebinde
bulunanların bu yöndeki iradesi dava açma için bir araya gelme
zorunluluğunda bağımsız bir fikir –bir irade tezahürüdür.
Dava açanlar, açma yönünden gerekli biçimsel bir
zorunluluk, dava konusu talepler yönünden ise ihtiyari bir birliktelik
içindedirler. Davacılar arasında şekli bakımından mecburi dava arkadaşlığı
vardır.
Mecburi dava arkadaşlığında; dava konusu hukuki
ilişkide farklı davranmalarını önleyecek çok sıkı, iştirak halinde bir
ortaklık olup, dava arkadaşları aynı şekilde ve birlikte hareket etmek
zorundadırlar. İştirak halinde mülkiyet, adi ortaklık, miras şirketi gibi
veya ilgililer hakkında tek bir karar verilmesi zorunluluğunu doğuran
davalarda davacılar şekli bakımından mecbur dava arkadaşı durumundadırlar
ve dava konusu hak ile aralarında zorunlu ilişki vardır.
Özel yasasına tabii olan Anayasa Mahkemesine iptal
davası açma şeklinde izah edildiği anlamda dava açan asgari 110 kişinin
hukuk usulü nitelemesi ile mecburi dava arkadaşı oldukları
söylenemeyecektir. Aralarında şekli bakımından olan bu zorunlu birliktelik
nedeniyle dava açma şartı yerine getirildikten sonra dava açanlar yönünden
dava açmada asgari sayısal zorunluluk şartının altına düşmedikçe talep
konusu haklar yönünden bağımsız ihtiyari davranmalarının önüne geçecek
kısıtlayıcı bir hüküm mevzuatta yoktur.
Kaldı ki, davanın konusu, dava açanlar arası şahsa
bağlı sıkı bir medeni hukuk ilişkisinden değil Kamu hukukundan doğan ve
toplumun tümünü ilgilendiren bir yasa uygulamasının, demokratik toplum
öznelerinden Anayasal denetim talebine ilişkin olup bu yönüyle de mecburi
dava arkadaşlığı nitelemesinden ayrıldığı düşünülmektedir.
Aktif süje olan davanın konusu, toplumun tümünü
ilgilendiren içerik taşıdığından, pasif süje olan dava açanlar olup, dava
açmada birliktelik zorunluluğu içinde iseler de hak, yetki ve taleplerini
hukuka uygun sorumluluk bilinci dahilinde kullanmak zorundadırlar, Aksine
davranışın cezalandırılacağının öngörüldüğü hallerde ceza vermenin sınırını
adaletle şekillendirilmiş toplumsal yarar düşüncesi oluşturur, ve cezaların
önleme iyileştirme amaçları da göz önüne alınarak adaletli bir ölçü içinde
biçimlenir. Hedef cezanın yaratacağı korkutuculuk ve caydırıcılıktan toplum
adına yararlanma ilkesidir.
Ceza önlemi kimi suçlardan, niteliği, işleme
biçimi, Devlet için zarar alanı, SUÇTAN ZARAR GÖRENİN KİMLİĞİ vb nedenler
ile farklı düzenlemeler içerebilir.
|
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
KARŞIOY
GEREKÇESİ
6.4.2011 günlü, 6223 sayılı Kanun’un verdiği
yetkiye dayanılarak 11.10.2011 günlü 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
(KHK) ile Başbakanlığa bağlı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun
kuruluş, görev, yetki ve sorumlulukları düzenlenmiştir.
Anayasa’nın 91. maddesinin, üçüncü fıkrası
uyarınca, yetki kanununda çıkarılacak KHK’nin amacının, kapsamının,
ilkelerinin, kullanma süresinin ve süresi içinde birden fazla KHK çıkarılıp
çıkarılmayacağının gösterilmesi gerekir. Buna göre Bakanlar Kuruluna ancak
yetki yasasında belirtilen sınırlar içinde KHK çıkarma yetkisi verilebileceğinden,
bir KHK’nin Anayasa’ya uygun olduğunun kabulü, öncelikle dayandığı yetki
yasasının kapsamı içinde kalmasına bağlıdır.
6223 sayılı Yetki Yasası’nın 1. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında bu Yasa’nın amacının, kamu hizmetlerinin düzenli,
süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak
üzere; kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasında dağılımının yeniden
belirlenmesi suretiyle aynı maddede belirtilen bazı konularda
düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi vermek
olduğu ifade edilmiştir. Bu durumda, (1) numaralı fıkranın (a) bendinin
(1), (2) ve (3) numaralı alt bentlerinde düzenlenen konularda KHK ile
düzenleme yapılabilmesi, kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki
dağılımının yeniden belirlenmesine bağlıdır. Böyle bir belirleme yoksa
anılan alt bentlerde yer alan konularda KHK ile düzenleme yapılamaz.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,
Başbakanlığa bağlı olarak Anayasa’nın 134. maddesi uyarınca kurulmuş olup,
bu bağlamda dayanağını Anayasa’dan almaktadır. Anayasa gereği Başbakanlığa
bağlı olan Kurum’un yerine getireceği hizmetlerin bakanlıklar arasında
dağılımı yeniden belirlenecek kamu hizmetleri kapsamında yer almadığından
kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasında dağılımı konusunda Bakanlar
Kuruluna tanınan yetki kapsamında da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dayandığı Yetki Yasasında
Bakanlar Kuruluna yetki verilmeyen bir konuda çıkarılan dava konusu KHK’nin
Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne
katılmıyorum.
KARŞIOY
GEREKÇESİ
(Reddi Hakim)
6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı
fıkrasında ret talebinin “kötü niyetle yapıldığının anlaşılması”
ve “esas yönünden kabul edilmemesi” hâlinde, “disiplin
para cezası” verileceği öngörülmekte, (6) numaralı fıkrasında da
ret talebinin “açıkça” kötüye kullanıldığının tespiti aranmaktadır.
Söz konusu kurallar uyarınca disiplin para cezasına
hükmedilebilmesi için, ret talebinin kötü niyetle yapılması ve ret talebi
olarak gösterilen sebeplerin esastan kabul edilmemesi şartlarının birlikte
gerçekleşmesi gerekmektedir.
Bu şartlardan birinin gerçekleşmesi disiplin para
cezası verilebilmesi için yeterli olamayacağı gibi ret talebinin açıkça
kötüye kullanıldığının da tespit edilmesi gerekmektedir.
Davacı ret sebeplerini,
- Kamuoyunda “WikiLeaks
Belgeleri” olarak bilinen belgelere göre, 2003 yılında ABD
Büyükelçisine Cumhuriyet Halk Partisi aleyhinde bir takım beyanlarda
bulunduğu iddiası,
- “Ümit
ediyorum ki bu gayret, Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme
kolaycılığını da ortadan kaldıracaktır” biçimindeki 25 Nisan 2011
tarihli konuşma metninden yapılan alıntı,
ve bunları pekiştiren
- 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun iptali başvurusunda
istikrar kazanmış görüşünden vazgeçerek iptal isteminin reddi yönünde
kullandığı oy,
olarak gösterdikten sonra, bu sebeplerin Cumhuriyet
Halk Partisi’nin tarafı olduğu davalarda, reddedilenin tarafsız
davranamayacağına ilişkin kuşkulara neden olduğunu ileri sürmüştür.
İleri sürülen bu iddia, 6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin
(1) numaralı fıkrası çerçevesinde incelenerek, söz konusu sebeplerin
tarafsız hareket edemeyeceği kanısını haklı kılan hâl kapsamında olmadığı
düşüncesiyle Davacının ret talebi esastan reddedilmiştir.
Ret talebinin esastan reddedilmiş olması, talebin
kötü niyetle yapıldığı anlamını taşımayacağı gibi salt reddedilme nedeniyle
disiplin para cezası verilemeyeceği de açıktır. Disiplin para cezası
verilebilmesi için kanunun tanıdığı bu hakkın açıkça kötüye kullanıldığının
(kötü niyetle yapıldığının) tespit edilmesi gerekmektedir.
Ret talebinin, kimi internet sitelerinden elde
edilebilmesi mümkün olan ret sebeplerine dayanması, belirtilen ret
sebeplerinin içerikleri, ret talebinin sunuluş biçimi, anlatım düzeni ve
yargılama sürecindeki ileri sürülüş zamanı, Davacı tarafından açılan ve ret
taleplerini de içeren diğer iptal davalarının konuları arasındaki benzerlik
ve bu iptal başvurularındaki ret taleplerinin başvuru yönteminin ve ret
sebeplerinin ayırımsız aynı olması dikkatle incelendiğinde, ret talebi başvurusunun, kanunun
tanıdığı bir hakkın kanuni sınırlar içinde kullanıldığını ve yargılamanın
düzenli biçimde işleyişini önlemek ve kamu düzenini bozmak gibi bir amaç
taşımadığını, dolayısıyla da bu hakkın açıkça kötüye kullanılmadığını
göstermektedir.
Açıklanan nedenle Davacıya disiplin para cezası
verilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
KARŞIOY
GEREKÇESİ
6223 sayılı Yetki Kanunu’na
dayanılarak kararlaştırılan 664 sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin
incelenmesi.
Anayasa’nın 134. maddesinin birinci fıkrasında “Atatürkçü
düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve
Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar
yapmak amacıyla; Atatürk’ün manevî himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim
ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil
Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu
tüzelkişiliğine sahip “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu” kurulur.” denilmektedir. Buna göre, Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumu’nun Başbakanlığa bağlı bir kamu kurumudur.
664 sayılı KHK 2876 sayılı
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu’nun bazı maddeler dışındaki
hükümlerini yürürlükten kaldırarak kuruluş, görev, yetki ve
sorumluluklarını yeniden düzenlemiştir.
664 sayılı KHK’nin, 6223
sayılı Yetki Kanunu kapsamında kabul edilebilmesi, Yetki Kanunu’nda
öngörülen kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden
belirlenmesine bağlı bulunmaktadır.
Dolayısıyla, söz konusu KHK ile yapılan düzenlemelerin, kamu hizmetlerinin
bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesinin bir sonucu olarak
yapılması gerekmektedir. Oysa, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,
Anayasa gereği Başbakanlığa bağlı bir kamu kurumu olup, yerine getirmek
için görevlendirildiği “Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk
tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve
yayınlar yapmak” biçimindeki hizmetler, bakanlıklar arasında dağılımı yeniden
belirlenecek bir kamu hizmeti niteliğinde değildir. Bu nedenle,
kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasında dağılımının yeniden belirlenmesi
yetkisine dayanarak, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun
kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarının yeniden düzenlenebilmesine imkân
bulunmamaktadır.
6223 sayılı Yetki Kanunu’na dayanılarak düzenlenen
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile ilgili 664 sayılı KHK, kamu
hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi
kapsamında bulunmadığından, KHK düzenleme yetkisi veren 6223 sayılı Yasa
kapsamında da bulunmamaktadır.
6223 sayılı Yetki Kanunu ile kamu kurum
ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel
ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere,
bunların atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden
alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına, ilişkin konularda da KHK
çıkarma yetkisi verilmiş ise de.664 sayılı KHK’nin amacının Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kuruluş,
görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlenmek olduğu ve buna ilişkin
kuralların 6223 sayılı Yetki Kanununun kapsamı dışında kalması nedeniyle
iptal edilmesi gerektiği dikkate alındığında, bu kurallara bağlı olarak
düzenlenen Yetki Kanunu kapsamında yer alan diğer KHK kurallarının
uygulanması imkansız hale geleceğinden, anılan KHK’nin tümünün iptali gerekmektedir
Açıklanan nedenlerle, 664 sayılı KHK, 6223 sayılı
Yetki Yasası kapsamında yer almadığı için Anayasa’nın 91. maddesine
aykırıdır.
Tamamının iptali gerekir.
DEĞİŞİK GEREKÇE
6.4.2011 günlü, 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun 1.
maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler,
sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği
artırmak üzere, bunların atanma, nakil, görevlendirme, seçilme, terfi,
yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına”
ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere, Bakanlar Kuruluna Kanun
Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi vermektedir. 664 sayılı KHK’nin 25.
maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları memuriyet statüsüne alınmaya
ilişkin bir düzenleme niteliğindedir. Oysa yukarıda ifade edildiği üzere
6223 sayılı Yetki Kanunu’nun belirtilen hükmü salt “istihdam edilen” kamu
görevlileri bakımından bir düzenleme yapılabilmesi konusunda yetki
vermektedir. Diğer bir deyişle sözkonusu kural Yetki Kanunu kapsamı dışında
kalmakta ve bu mahiyeti itibariyle de Anayasa’nın 91. maddesine aykırı
düşmektedir.
Açıklanan nedenle, anılan kuralların iptaline bu
gerekçeyle katılıyoruz.
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
KARŞIOY YAZISI
I- Reddi hakim talebinin kötü niyetle
yapıldığı gerekçesiyle DİSİPLİN PARA CEZASI UYGULANMASINA yer olmadığına
dair KARŞIOY:
İptal davasını açan Parti tarafından Başkan Haşim
KILIÇ’ın reddi talebinin kötü niyetle yapıldığına ve 6216 sayılı Kanun’un
60. maddesinin (5) numaralı fıkrası gereğince disiplin para cezası
uygulanmasına ilişkin çoğunluk kararına aşağıdaki nedenlerle katılmıyorum:
6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı
fıkrasında “Ret talebinin kötü
niyetle yapıldığının anlaşılması ve esas yönünden kabul edilmemesi halinde,
talepte bulunanların her birine Mahkemece beşyüz Türk Lirasından beşbin
Türk Lirasına kadar disiplin para cezası verilir” denilmiş; (6)
numaralı fıkrasında “Bu Kanun
anlamında disiplin para cezasından maksat, bireysel başvuru hakkını veya
ret talebini açıkça kötüye
kullandığı tespit edilen başvurucular aleyhine verilen … para cezası”
olduğu belirtilmiştir. Buna göre para cezası verilebilmesi için öncelikle
talebin esastan reddedilmesi gerekli olmakla birlikte yeterli değildir.
Talepte kötü niyet olup olmadığı talebin yerinde olup olmadığı hususundan
bağımsız olarak ayrıca incelenecek, varlığı açıkça saptanmışsa kötü niyete ilişkin para cezasına
hükmedilebilecektir.
Reddi hakim talep etme hakkı Anayasa’nın 36.
maddesinde yer alan hak arama hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının
gereğince kullanılmasını güvence altına alan bir hukuk müessesesidir. Temel
hakların kötüye kullanılması gerekçesi, çoğu kez hakkın özüne dokunacak
nitelikte kısıtlayıcı düşüncelere yönelebildiğinden, ihtiyatla kullanılmalı
ve ancak açık, nesnel koşulların oluşması halinde başvurulmalıdır. Bu
nedenle reddi hakim talepleri yönünden de kötü niyetin varlığı açık, somut
ve nesnel delillere dayanmalıdır. Talebin gerekçelerinin yetersiz olması,
davacının daha önce de benzeri nitelikte, kabul edilmeyen taleplerde
bulunması, davacının mahkemeye ve hakime karşı itimatsızlığının bilinmesi,
tek başına kötü niyetin kanıtlarını oluşturamazlar.
Olayda davacının reddi hakim talebinde bulunmasının
kendi açısından hassasiyet yaratan bazı beyan ve olgulara dayandığı, bu
bağlamda:
- Başkan Haşim KILIÇ’ın aleni bir konuşmada
kullandığı ifadeler siyaset alanına giren eleştirilerdir. İyi işleyen
demokrasilerde yüksek yargı başkanlarının siyaset alanına yönelik, ifade
özgürlüğü kapsamında da olsa, yorum veya değerlendirme yapmaları olağan
değildir. Öte yandan, Anayasa’nın 150. maddesine göre iptal davası açma
hakkı Cumhurbaşkanına, iktidar ve ana muhalefet partisi Meclis gruplarına
ve TBMM üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere ait olup,
bunlardan Cumhurbaşkanının dava açması uygulamasına uzun süredir
rastlanmadığı, iktidar partisinin dava açtığının ise hiç görülmediği
bilinmektedir. Bu durumda eleştirinin hedefinin ana muhalefet partisi
olduğu açıktır.
- WIKILEAKS belgeleri her ne kadar hukuki bir
işleme veya karara esas alınabilecek nitelikte değillerse de bunlarda geçen
anlatımların davalı partide menfi yönde sübjektif kanaat veya kuşku
uyandırmaya elverişli oldukları anlaşılmaktadır.
Başkan Haşim KILIÇ’ın derdest olan davada tarafsız
hareket edemeyeceği yönünde somut bir ret nedeni bulunmamakla birlikte
Sayın Başkan’dan kaynaklanan nedenlerle davacıda bir hassasiyet doğmuş
olduğu, dosyadaki evraktan anlaşılmaktadır. Bu nedenle olayda açıkça kötü
niyet bulunduğu söylenemez. Para cezasına hükmedilmemesi gerekir.
II- Yetki Kanunu Kapsamı Dışında Kalması Yönünden:
KHK ile Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun
kuruluş ve görevlerini düzenleyen 2876 sayılı Kanun’un bir maddesi
değiştirilmiş, dört maddesi dışındaki hükümleri yürürlükten kaldırılmış ve
Yüksek Kurum’un kuruluş, görev, yetki ve sorumlulukları yeniden
düzenlenmiştir.
6223 sayılı Yetki Kanunu ile:
1. Mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya
kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı,
ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine,
2. Mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların
bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut,
birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak
yeniden düzenlenmesine,
3. Mevcut bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni
kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine,
taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına
İlişkin kanun hükmünde kararname çıkartmak yetkisi
verilmiştir.
Anayasa’nın 134. maddesinde Atatürk Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve
inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan
araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla; Atatürk’ün
manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa
bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve
Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu tüzel kişiliğine sahip “Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kurulur” denilmiştir.
Anayasa’nın Başlangıç’ı ile çeşitli maddelerinde
Atatürk’e atıf yapılmaktadır. Cumhuriyetin niteliklerini belirleyen ve
değişmez mahiyetteki 2. madde, eğitim ve öğrenim hakkına ilişkin 42. madde,
gençliğin korunmasına ilişkin 58. madde, milletvekili andına ilişkin 81.
madde, Cumhurbaşkanlığı andına ilişkin 103. madde, Atatürk’ün açıkça
zikredildiği maddelerdir. İnkılap kanunlarının korunmasına dair 174.
maddede sayılan kanunların ise Atatürk inkılapları olarak bilinen devrim
kanunları olduğu açıktır.
Bilindiği gibi anayasa hukukunda “anayasa bloku”
olarak tanımlanan ve anayasaların lafzı dışında, anayasa yargısının
içtihatları ile birlikte, anayasa teamül ve yorumunda esas alınan bir
külliyatın varlığı söz konusudur. Atatürk’ün ve Türk tarih, dil ve
kültürüne ilişkin konuların siyasal parti ideoloji ve programlarına göre
değil nesnel ve bilimsel olarak incelenmesi, tartışılması ve geliştirilmesi
amacıyla anayasa koyucu Atatürk Dil ve tarih Yüksek Kurumu’nu vaz etmiştir.
Kurum, Anayasa’nın özel bir amaç ve statü altında doğrudan düzenlediği bir
kamu tüzel kişisi olup, Başbakanlığa bağlı oluşu idari ve mali gereklerin
karşılanması amacıyladır. Bu nedenle Kurum’un, işlevsel olarak 6223 sayılı
Yetki Kanunu’nun kapsamında kalan bir bağlı kuruluş olarak kabulüne olanak
yoktur. Şekli bakımdan Yetki Kanunu kapsamında görünse bile Anayasal anlam
ve içerik yönünden Yetki Kanunu kapsamı dışında kalan anılan kuruluşun KHK
ile düzenlenmesinde Anayasanın 91. maddesine uygunluk bulunmamaktadır..
III- Kuralların İçerik Yönünden
Anayasa’ya Aykırılığı:
KHK’nin 3., 5., 6., 7., 9., 10., 11., 12., 13.,
14., 16., 22., 24., 27. ve geçici 1. maddeleri ile yapılan düzenlemelerin
iptal istemine konu olmasının nedeni, Kurumun Anayasa ile belirlenen özel
niteliğinin ve yine Anayasa ile saptanan amaçlarının dışında, yönetimi,
işleyişi ve işlevleri Başbakan ve bakanlar kurulu tarafından tespit edilen
alelade bir genel idare birimine dönüştürülmüş olmasıdır. İptali istenen
kurallar incelendiğinde, Kurum’un Başbakanlığa bağlı, sıradan bir genel
idare birimi olarak düzenlendiği görülmektedir. KHK ile getirilen bu
düzenlemelerin, Kurumun Anayasa’da “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve
inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan
araştırmak, tanıtmak ve yaymak …” şeklinde belirtilen varlık nedenini
dikkate almayan ve anayasada belirtilen amaçlara uygun düşmeyen bir nitelik
taşıdığı anlaşıldığından Anayasa’nın 134. maddesine esas yönünden de aykırı
oldukları sonucuna varmak gerekir.
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
(Reddi Hakim)
6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı
fıkrasında red talebinin “kötü niyetle yapıldığının anlaşılması” ve “esas
yönünden kabul edilmemesi” halinde talepte bulunanların her birine beşyüz
Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar “disiplin para cezası”
verileceği düzenlenmiştir. Aynı maddenin (6) numaralı fıkrasında ise, bu
Kanun anlamında disiplin para cezasının bireysel başvuru hakkını veya red
talebini “açıkça kötüye kullandığı” tesbit edilen başvurucular aleyhine
verilen para cezası olduğu belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi disiplin para cezasına
hükmedilebilmesi için red talebinin kötü niyetle yapılması (açıkça kötüye
kullanılması) ve talebin esastan kabul edilmemesi koşullarının birlikte
bulunması gerekmektedir.
Bu durumda her somut olayda olayın özelliğine göre “hakimin
reddi talebinin kötü niyetle yapıldığı” hususu mahkemece takdir
edilecektir.
Davada, davacının hakimin reddi talebinin
reddedildiği açıktır. Ancak dosyanın incelenmesinden bu talebin kötü
niyetle yapıldığı konusunda herhangi bir belge ve bilgi bulunmadığı
anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenle kararın “hakimin reddi talebinin
kötü niyetle yapıldığının kabulü ile talepte bulunanlar hakkında disiplin
para cezası uygulanması” yolundaki kısmına katılmıyorum.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Dava, 11.10.2011 günlü, 664 sayılı Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat
ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin iptali istemiyle
açılmıştır.
Anayasa’nın 91. maddesinde düzenlenen Kanun Hükmünde
Kararname çıkarma yetkisi verme sınırlı bir yetki olup, maddenin ikinci
fıkrasında da “Yetki kanunu, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin
amacını, kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden
fazla kararname çıkarılıp çıkarılmayacağını gösterir.” denilmek suretiyle
bu yetkinin kapsamı da gösterilmiştir.
Anayasa’nın 148. maddesinde Anayasa Mahkemesi,
kanunların,kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa’ya şekil ve esas
bakımından uygunluğunu denetleyeceği hükme bağlanmıştır. Anayasa Mahkemesi
içtihatlarına göre, Anayasa Mahkemesi bu denetimi yaparken kanun hükmünde
kararnamenin sadece Anayasa hükümlerine uygunluğu değil, aynı zamanda
Kararname’nin dayanağı olan yetki kanunu hükümlerine de uygunluğunu incelemektedir.
Dava konusu 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin
dayanağı olan 6.4.2011 günlü ve 6223 sayılı Yetki Kanunu’nda;
Bu
Kanunun amacı, kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, etkin, verimli ve
ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere;
a) Kamu
hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenerek;
1) Mevcut
bakanlıkların birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar
kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla
hiyerarşik ilişkilerine,
2) Mevcut
bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerinin yeniden
belirlenmesine veya bunların mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan
bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak yeniden düzenlenmesine,
3) Mevcut
bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki,
teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında
teşkilatlanma esaslarına,
b) Kamu
kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli
personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak
üzere bunların atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme,
görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına,
ilişkin konularda düzenlemelerde
bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi
vermektedir.
Anayasa’nın 134. maddesinde Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,
Cumhurbaşkanının gözetim ve denetiminde Başbakanlığa bağlı kamu tüzel kişiliğine sahip bir kurul olduğu belirtilmiştir.
Bu durumda bir Anayasal kurum olan Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kuruluş, yetki ve görevlerini düzenleyen 664
sayılı Kanun Hükmünde Kararname, kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki
dağılımının yeniden belirlenmesi konularında Bakanlar Kuruluna Kanun
Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi veren 6223 sayılı Yetki Yasası
kapsamında yer almamaktadır.
Açıklanan nedenlerle 11.10.2011 günlü, 664 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenlemelerin, 6223 sayılı Yetki
Yasası kapsamında yer almadığı, bu haliyle Anayasa’nın 91. maddesine aykırı
olduğu ve iptali gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
|