|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2012/18
Karar Sayısı: 2013/80
Karar Günü: 18.6.2013
İPTAL
DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Emine Ülker TARHAN, M. Akif HAMZAÇEBİ ile birlikte
116 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU : 1.12.2011 günlü, 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun;
1- 29. maddesinin;
a- (2)
numaralı fıkrası ile (4) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve/veya özel…” ibarelerinin,
b- (5)
numaralı fıkrasının,
c- (6)
numaralı fıkrasında yer alan “…veya
naklen…” ibaresinin,
d- (9) numaralı fıkrasının,
e- (10)
numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,
2- 30. maddesinin;
a- (5)
numaralı fıkrasının “Bu personele
mali ve sosyal haklar kapsamında ayrıca bir ödeme yapılmaz.”
biçimindeki ikinci cümlesinin,
b- (8)
numaralı fıkrasının “Bu personele
mali ve sosyal haklar kapsamında ayrıca bir ödeme yapılmaz.”
biçimindeki son cümlesinin,
3- 36. maddesinin,
4- 41. maddesinin;
a- (7)
numaralı fıkrasının (b), (c) ve (ç) bentlerinin,
b- (8),
(9), (10) ve (11) numaralı fıkralarının,
5- Geçici 2. maddesinin (10) numaralı fıkrasında
yer alan “(bu tutar sabit bir değer
olarak esas alınır)” ve “…farklılık
giderilinceye kadar…” ibarelerinin,
6- Geçici 10. maddesinin (4) numaralı fıkrasının
üçüncü cümlesinde yer alan “…uyarınca
istihdam edilemeyecekler…” ve “…24
üncü Yasama Dönemi sonuna kadar…” ibarelerinin,
Anayasa’nın 2., 7., 10., 36., 70., 126. ve 128. maddelerine aykırılığını
ileri sürerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi
istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“…
II. GEREKÇELER
1) 6253 Sayılı “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari
Teşkilatı Kanunu”nun 29 uncu Maddesinin (2) Numaralı Fıkrası ile (4)
Numaralı Fıkrasında Yer Alan, “… ve/veya özel …”
İbarelerinin Anayasaya Aykırılığı
6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanununun 29 uncu maddesinin (2) ve (4) numaralı
fıkralarına göre, hiç kamu hizmeti görevinde bulunmamış kişiler,
üniversitelerin dört yıllık eğitim veren fakültelerinden ya da bunlara
denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt dışındaki
yükseköğretim kurumlarından mezun olmuşlar ve on iki yıl özel sektörde
çalışmış iseler, Genel Sekreter, Genel Sekreter Yardımcısı, Milli
Saraylardan sorumlu Genel Sekreter Yardımcısına bağlı başkanlıkların
Başkanlığına; on yıl özel sektörde çalışmış iseler, Milli Saraylardan
sorumlu Genel Sekreter Yardımcısına bağlı başkanlıkların Başkan
Yardımcılığı görevlerine atanabileceklerdir.
Anayasanın 128 inci maddesinin birinci fıkrasında, Devletin, kamu
iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına
göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve
sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği
kuralına yer verilmiştir.
Bu bağlamda, 6253 sayılı Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanununun 29 uncu maddesinin (2)
ve (4) numaralı fıkralarında yer alan Genel Sekreter, Genel Sekreter
Yardımcısı, Milli Saraylardan sorumlu Genel Sekreter Yardımcısına bağlı
başkanlıkların Başkan ve Başkan Yardımcılığı görevlerinin, Devletin, genel
idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevlerden olduğu ve dolayısıyla söz konusu
görevlerin ancak memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yerine
getirilmesi gerekeceği Anayasal bir kuraldır.
Söz konusu görevlere, hiç kamu hizmetinde bulunmamış, kamu görevi
yürütmemiş, statü hukukuna tabi şekilde memur olarak çalışmamış özel sektör
çalışanlarının atanacak olması, Anayasanın 128 inci maddesinin birinci fıkrasındaki
kuralla bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, Anayasanın 2 nci maddesinde,
“hukuk devleti” ilkesine yer verilmiş; Anayasa Mahkemesinin E.1985/1,
K.1986/4 sayılı Kararında da, “Yasa koyucuya verilen düzenleme yetkisi,
hiçbir şekilde kamu yararını ortadan kaldıracak veya engelleyecek (...)
biçimde kullanılamaz” denilmiştir.
TBMM’nin ana fonksiyonu, “yasama” ve “denetim”dir. TBMM’ye ait bu
yetkilerin gereği gibi kullanılmasına teknik ve altyapı desteği sağlamayı
öngören Türkiye Büyük Millet Meclisi İdari Teşkilatı Kanununun 3 üncü maddesinde
belirtilen görevlerin ise, özel sektörde herhangi bir karşılığı
bulunmamaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi İdari Teşkilatının üst
yönetimini oluşturan Genel Sekreter, Genel Sekreter Yardımcısı, Milli
Saraylardan sorumlu Genel Sekreter Yardımcısına bağlı başkanlıkların Başkan
ve Başkan Yardımcılığı görevleri, özel sektörde ne kadar başarılı olunursa
olunsun, kar maksimizasyonu hedefine yönelik
başarıyı değil; kamu yararına yönelik başarının temelinde yatan kamu
yönetimi alanında özel bilgi, beceri, uzmanlık ve deneyimi
gerektirmektedir. Bu bağlamda, hiç kamu deneyimi bulunmayan özel sektör
çalışanlarının söz konusu görevlere atanacak olması, yürütülen kamu hizmetinin
nitelikleriyle bağdaşmadığı gibi, kamu yararına sonuç doğurmayacağı açıktır
ve makul olmadığı da aşikardır.
Kamu yararına sonuç doğurmayacak, kamu hizmetinin nitelikleriyle
bağdaşmayan ve makul olmayan böyle bir durumun, Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesi ile
bağdaştırılamayacağı açıktır. Çünkü bir hukuk devletinde tüm kamu
işlemlerinin nihai amacı, kamu yararıdır. Kamu hizmetinin gerekleriyle
bağdaşmayan, adil ve makul olmayan bir düzenlemenin, kamu yararına olduğu
ve hukuk devleti ilkesi ile bağdaştığı söylenemez.
Yukarıda açıklandığı üzere, 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanununun 29 uncu maddesinin (2) numaralı
fıkrası ile (4) numaralı fıkrasında yer alan, “ … ve/veya
özel …” ibareleri, Anayasanın 2 nci ve 128 inci
maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
2) 6253 Sayılı “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari
Teşkilatı Kanunu”nun 29 uncu Maddesinin (5) Numaralı Fıkrasının Anayasaya
Aykırılığı
6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanununun 4 üncü maddesinin (4) numaralı
fıkrasında, Yasama ve Denetim Hizmetlerinden Sorumlu Genel Sekreter
Yardımcısına, Kanunlar ve Kararlar Başkanlığı, Bütçe Başkanlığı ve Tutanak
Hizmetleri Başkanlıklarının bağlı olacağı hüküm altına alınmış; 29 uncu
maddesinin (5) numaralı fıkrasında ise, Yasama ve Denetim Hizmetlerinden
Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısının, bu Genel Sekreter Yardımcısına bağlı
başkanlıklarda ve Araştırma Hizmetleri Başkanlığında başkanlık veya başkan
yardımcılığı yapanlar veya yapmış olanlar arasından; Kanunlar ve Kararlar,
Bütçe ve Araştırma Hizmetleri başkanlıklarının başkan ve başkan
yardımcılarının, İdari Teşkilatta yasama uzmanı olarak görev yapanlar veya
yapmış olanlar arasından; Tutanak Hizmetleri Başkanlığının Başkan ve Başkan
yardımcılarının ise stenograf olarak görev yapanlar veya yapmış olanlar
arasından atanacağı öngörülmektedir.
Böylece, Yasama Uzmanlığı > Kanunlar Kararlar/Bütçe/Araştırma
Hizmetleri Başkanlık ve Başkan Yardımcılıkları > Yasama ve Denetim
Hizmetlerinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcılığı; Stenograf > Tutanak
Hizmetleri Başkanlık ve Başkan Yardımcılığı > Yasama ve Denetim
Hizmetlerinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcılığı şeklinde işleyen dışa
kapalı olan ve kapalı devre çalışan bir kast sistemi oluşturulmaktadır.
Ancak, Yasama Uzmanlığı ve Stenograflık, kariyer uzmanlık mesleği
olmasına rağmen; Başkan Yardımcılığı, Başkanlık ve Genel Sekreter
Yardımcılığı, kariyer uzmanlık mesleği veya kariyer uzmanlık mesleğinin
tamamlayıcısı ya da uzantısı görevler değil, sevk ve idare görevleridir. Kamu kesiminde sevk ve idareye ilişkin kadro görev unvanlarına
atanmanın olağan hukuki seyri ise, 657 sayılı Kanunun 68/B maddesinde
belirtilen istisnai durum dışında, memur > şef > müdür yardımcısı
> müdür > daire başkan yardımcısı > daire başkanı > genel müdür
yardımcısı > genel müdür > müsteşar yardımcısı > müsteşar şeklinde
işleyen idari hiyerarşik kademe ve görev unvanlarına dayanmakta; 657 sayılı
Kanunun 68/B maddesinde ise, belirli bir öğrenim ve kamu hizmeti deneyimi
aranmanın dışında, belirli görevlere atanmak için belirli mesleklere ayrıcalık
tanınmamaktadır.
Anayasanın 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında herkesin kanun
önünde eşit olduğu; dördüncü fıkrasında, hiçbir kişiye, aileye, zümreye
veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı; son fıkrasında ise, Devlet organları
ile idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine
uygun hareket etmek zorunda oldukları kurallarına yer verilmiştir.
İptali istenen düzenlemeyle, TBMM İdari Teşkilatına memur olarak
girmiş ve görevde yükselme sınavlarına dayalı olarak şef, müdür/başkan olmuş
ya da bu süreci diğer kamu kurum ve kuruluşlarında tamamlayarak TBMM İdari
Teşkilatına naklen atanmış kamu görevlileri veya üniversitelerde kamu
yönetimi, hukuk, maliye, iktisat, işletme anabilim dallarında doktora
yaparak Yardımcı Doçent, Doçent, Profesör unvanlarını almış olan
akademisyenler ya da hakimlik, savcılık, Sayıştay Denetçiliği, kamu kurum
ve kuruluşlarında müfettişlik yapanlar veya kamu kurum ve kuruluşlarında
daire başkanı, genel müdür, başkan, kaymakam, vali yardımcısı ve vali
olanlar vb., Kanunlar Kararlar Başkanlığı, Bütçe
Başkanlığı, Araştırma Hizmetleri Başkanlığı, Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
ve Başkan Yardımcılığı ile Yasama ve Denetim Hizmetlerinden Sorumlu Genel
Sekreter Yardımcılığı görevlerine atanamayacak; söz konusu sevk ve idare
görevleri, Yasama Uzmanları ile Stenografların tekelinde olacaktır.
Anayasa Mahkemesi'nin pek çok kararında vurgulandığı üzere Anayasa
ile eylemli değil “hukuki eşitlik” amaçlanmaktadır. Anayasanın öngördüğü
eşitlik ilkesinin çiğnenmemesi için, aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumların ayrı kurallara bağlı tutulması gerekmektedir. Başka bir
anlatımla, kişisel durumları ve nitelikleri özdeş olanlar arasında, konulan
kurallarla değişik uygulamaların yapılmaması gerekmektedir. İptali istenen
düzenleme ile TBMM İdari Teşkilatındaki belirli sevk ve idare görevleri,
hukuken geçerli bir sebep bulunmadığı ve sevk ve idare görevinin
gerekleriyle bağdaşmadığı halde Yasama Uzmanları ile Stenografların
tekeline verilerek, kamu görevinde dışa kapalı bir kast sistemi
oluşturulmaktadır. Yasama Uzmanları ile Stenograflara imtiyaz sağlayan bu
düzenleme, Anayasanın 10 uncu maddesinde kurallaştırılan “kanun önünde
eşitlik” ilkesine aykırıdır.
Öte yandan, Anayasanın 2 nci maddesinde öngörülen
hukuk devleti ilkesi, yasaların kamu yararına
dayanması ve kuralların herkes için konulması ögesini
içerdiği gibi, yasama organı tarafından konulacak kurallarda adalet ve
hakkaniyet ölçülerinin göz önünde tutulmasını da gerektirir. Bu ölçütler
ise hukuk kurallarının konulmasında birbiriyle çatışan yararların
uzlaştırılmasını zorunlu kılar. Aynı göreve atanabilecek niteliklere sahip
olanların kapsam dışı tutularak bir tarafa ayrıcalık tanınmasında ve kamu
hizmetlerinin kapsam dışı bırakılanların bilgi, birikim ve deneyimlerinden
mahrum bırakılmasında kamu yararı bulunduğu ileri sürülemez. Bu bağlamda
iptali istenen düzenlemeler Anayasanın 2 nci
maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.
Ayrıca, Anayasanın 2 nci maddesinde,
Türkiye Cumhuriyetinin “sosyal hukuk devleti” olduğu belirtilmiş; 70 inci
maddesinin ikinci fıkrasında ise, hizmete alınmada görevin gerektirdiği
niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemeyeceği kuralına yer verilmiştir.
Sosyal hukuk devleti, fırsat eşitliğine dayanır. Çağdaş
demokratik değerlere ve Anayasanın temel yapı ve felsefesine göre, hukuk
devletinin amaç edindiği fırsat eşitliği, bazı kamu görevlerine atanmada
bazı kesimlere ayrıcalık tanınmamasını, hizmetin gerektirdiği niteliklerden
başka hiçbir ayrım gözetilmemesini gerektirir. Sevk ve İdare görevleri olan Kanunlar
Kararlar/Bütçe/Araştırma/Tutanak Hizmetleri Başkanlık ve Başkan
Yardımcılıkları ile Yasama ve Denetim Hizmetlerinden Sorumlu Genel Sekreter
Yardımcılığı görevlerine atanmada Yasama Uzmanları ile Stenograflara
ayrıcalık tanınması, “fırsat eşitliği” ilkesini ortadan
kaldırdığından Anayasanın 2 nci maddesine;
hizmetin gerekleriyle bağdaşmayan nitelikler arandığından Anayasanın 70
inci maddesine aykırılık oluşturmaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere, 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanununun 29 uncu maddesinin (5) numaralı
fıkrası, Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 70 inci
maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
3) 6253 Sayılı “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari
Teşkilatı Kanunu”nun 29 uncu Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının Birinci
Cümlesinde Yer Alan “… veya naklen …” İbaresinin
Anayasaya Aykırılığı
6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı
Kanununun 29 uncu maddesinin (6) numaralı fıkrasında (a)’dan (i)’ye oniki bent halinde sayılan kadro görev unvanları hariç
diğer kadrolara açıktan veya naklen atama yapılamayacağı kuralı
getirilmiştir.
Söz konusu düzenleme ile bir yandan 6253
sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin (5) numaralı fıkrası ile oluşturulan -ve
bu dava dilekçesinde iptali istenen- kapalı devre kast sistemi ile uyum
sağlanırken; diğer yandan TBMM İdari Teşkilatında Başkan Yardımcısı
kadrosunun altı görevlere kamu kurum ve kuruluşlarından naklen personel
geçişinin yasayla engellenmesi amaçlanmıştır.
Personel mevzuatı konusunda temel yasa
olan 14.07.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 74 üncü
maddesinin birinci fıkrasında, memurların 657 sayılı Kanuna tabi kurumlar
arasında, kurumların muvafakati ile kazanılmış hak dereceleri üzerinden
veya 68 inci maddedeki esaslar çerçevesinde derece yükselmesi suretiyle,
bulundukları sınıftan veya öğrenim durumları itibariyle girebilecekleri
sınıftan, bir kadroya nakillerinin mümkün olduğu; kazanılmış hak
derecelerinin altındaki derecelere atanabilmeleri için ise atanacakları
kadro derecesi ile kazanılmış hak dereceleri arasındaki farkın 3 dereceden
çok olmaması ve memurların isteğinin de şart olduğu hüküm altına
alınmıştır.
TBMM İdari Teşkilatı, 657 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre 657
sayılı Kanunun kapsamında bulunmaktadır. 657 sayılı Kanunun yukarıda yer
verilen 74 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtildiği üzere,
memurların kurumlar arası naklinde memurun isteği ile naklinin alınacağı ve
naklen atanacağı kurumların muvafakati temel bir hukuksal zorunluluktur. Bu
bağlamda, 657 sayılı Kanunun 74 üncü maddesine göre, TBMM İdari Teşkilatına
atamaya yetkili amirin onay vermediği hiçbir memurun, TBMM İdari
Teşkilatına naklen atanması hukuksal olarak mümkün değildir.
Bu hukuksal gerçeğe rağmen, kamu kurum ve kuruluşlarındaki
memurların, TBMM İdari Teşkilatına 6253 sayılı Yasanın 29 uncu maddesinin
(6) numaralı fıkrasında belirtilen kadro görev unvanları hariç, diğerlerine
naklen atanmalarının yasayla engellenerek tamamen ortadan kaldırılması hukuksal
olarak anlaşılabilir olmanın uzağındadır.
Anayasanın 87 nci
maddesinde, genel olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve
yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulunu ve
bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde
kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını
görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek;
milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun
bulmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun
kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek ve Anayasanın diğer
maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmek
olarak sıralanmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatının görevleri
de Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasanın 87 nci
maddesinde yasama ve denetim olarak özetlenebilecek görev ve yetkilerini,
Anayasanın öngördüğü şekilde yerine getirebilmesine katkı sunmak ve yasama
ve denetim faaliyetlerinin kalitesini artırmak üzere idari ve teknik destek
sağlamaktır. İdari ve teknik destek, uygun idari teşkilatlanma yanında
yeterli, yetkin, birikimli, deneyimli ve uzman personeli de gerekli
kılmaktadır. Alanında uzmanlaşmış bir akademisyenin, bürokratın,
teknokratın yasama ve denetim faaliyetlerine idari ve teknik destek
bağlamında katkı sunabilmesinin yasayla engellenmesinde kamu yararı olduğu
ileri sürülemez.
Anayasanın 2 nci maddesinde öngörülen hukuk
devleti ilkesi, yasaların kamu yararına dayanması ve kuralların herkes için
konulması ögesini içerdiği gibi, yasama organı
tarafından konulacak kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerinin göz önünde
tutulmasını da gerektirir. Bir yasa kuralının konulmasında kamu yararının
bulunduğunun kabulü için yasanın yalnızca özel çıkar veya belli kişilere
yarar sağlamayı değil, toplumun geneline yönelik yararlar sağlamayı
amaçlaması gerekir.
Yasama yetkisinin kamu yararı amacına yönelik olarak kullanılmaması,
Anayasanın gösterdiği amacın veya kamu yararının dışında kişisel, siyasal
ya da saklı amaç güdülmesi; bir başka amaca ulaşmak için bir konunun kanunla
düzenlenmesi durumlarında, “yetki saptırması” adı verilen durum ortaya
çıkar. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari
Teşkilatındaki belirli görevlere Yasama Uzmanı ve Stenografların atanmasına
hukuksal altyapı hazırlamak ve yasama ve denetim faaliyetlerine, kamu kurum
ve kuruluşlarında edinilen bilgi, birikim, deneyim ve uzmanlık bilgisinin
İdari Teşkilat üzerinden idari ve teknik destek sağlamasını önlemek amacına
yönelik söz konusu düzenleme, bir yetki saptırmasıdır ve bunda kamu yararı
bulunmadığından, Anayasanın 2 nci maddesindeki
hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, 6253 sayılı Yasanın 29 uncu maddesinin (6) numaralı
fıkrası, 657 sayılı Kanunun 74 üncü maddesindeki genel kuralın istisnasını
oluşturmaktadır. Ancak, söz konusu istisna yukarına belirtildiği üzere kamu
yararını değil; Türkiye Büyük Millet Meclisi İdari Teşkilatında istihdam
edilen Yasama Uzmanı ve Stenograf kadrolarında çalışanlara ayrıcalık tanınmasını
amaçladığından, Anayasanın 10 uncu maddesindeki kanun önünde eşitlik
ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere, 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanununun 29 uncu maddesinin (6) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ … veya
naklen …” ibaresi, Anayasanın 2 nci ve 10 uncu
maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
4) 6253 Sayılı “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari
Teşkilatı Kanunu”nun 29 uncu Maddesinin (9) Numaralı Fıkrasının ve Geçici 2
inci Maddesinin (10) Numaralı Fıkrasının Birinci Tümcesinde Parantez İçinde
Yer Alan “(bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır)” İfadesi ile “… farklılık giderilinceye kadar …” İfadesinin Anayasaya
Aykırılığı
6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanununun 29 uncu maddesinin (9) numaralı
fıkrasında, İdari Teşkilat kadrolarında istihdam edilen Yasama Uzmanı ve
Stenograf hariç herhangi bir personelin, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına
atanmasına ihtiyaç duyulması ve Başkanlık Divanınca bu konuda karar alınması
hâlinde; atamaya ilişkin talebin TBMM Başkanlığınca, Devlet Personel
Başkanlığına bildirilmek üzere Başbakanlığa gönderileceği; Devlet Personel
Başkanlığının personelin atanacağı kurum ve kuruluş ile kadro görevini
tespit edeceği; ilgili kurum ve kuruluşların atama işlemlerini genel
hükümlere göre yapacakları; ancak söz konusu personelin atamalarının
Ankara’daki kamu kurum ve kuruluşlarından veya talep etmeleri hâlinde talep
ettikleri ildeki kamu kurum ve kuruluşlarından birine yapılacağı; geçici 2 nci maddesinin (10) numaralı fıkrasında ise, bu şekilde
başka kamu kurum ve kuruluşlarına atanacak personelin mali ve sosyal
hakları düzenlenmektedir.
6253 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin (9) numaralı fıkrasında yer
alan söz konusu düzenleme Teklifin 39 uncu maddesinin (8) numaralı
fıkrasında yer almış ve 39 uncu madde gerekçesinde, bu derece önemli bir
düzenlemeye neden ihtiyaç duyulduğu gerekçelendirilmeyerek
geçiştirilmiştir. Alt Komisyon Metninde, 39 uncu madde 33 üncü madde olarak
kabul edilerek söz konusu düzenleme maddenin (9) numaralı fıkrasında yer
almış; ancak düzenlemenin gerekçesine yine yer verilmemiştir. Plan Bütçe Komisyonu Raporunda ise bu hususta, “İdari Teşkilat
kadrolarındaki herhangi bir personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarına
atanmasının Başkanlık Divanınca karar alınması koşuluna bağlanması ve bu
personelin atamasının Ankara’daki kamu kurum ve kuruluşlarından birine
yapılmasının sağlanması amacıyla dokuzuncu fıkranın değiştirilmesi sureti
ile 29 uncu madde olarak,” denilmiş; İdari Teşkilatta çalışan personelin
başka kamu kurum ve kuruluşlarına atanacak olmalarının gerekçesine yine yer
verilmemiştir.
Tüm bu hukuksal gerekçesizlikle birlikte, söz konusu düzenlemenin
fiili gerekçesini TBMM İdari Teşkilatı kadrolarının aşırı derecede şişmiş
olması oluşturmaktadır.
Manisa Milletvekili Hasan Ören’in Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Cemil Çiçek’in Yanıtlaması istemiyle
verdiği 24 Kasım 2011 tarihli ve 983 sayılı “Yazılı Soru Önergesi”ne (EK-1),
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sayın Prof. Dr. Mehmet Sağlam’ın
verdiği 22 Aralık 2011 tarihli ve 37266 sayılı “Yazılı Cevap”tan (EK-2) bu
husus tüm çıplaklığıyla anlaşılabilmektedir.
Buna göre, 01.01.2003 – 02.12.2011 tarihleri arasında Türkiye Büyük
Millet Meclisi İdari Teşkilatı kadrolarına;
- Açıktan 764 memur atanmış; söz konusu memurlardan sadece 137 Uzman
Yardımcısı ve 10 Stenograf olmak üzere toplam 147 memurun ataması Kamu
Personel Seçme Sınavı sonuçlarına göre yapılmış;
- Diğer kamu kurum ve kuruluşlarından naklen 322 memur atanmış;
- 657 sayılı Kanunun 4/C maddesine göre ise 935 geçici personel
atanmıştır.
Böylece; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İdari Teşkilatında 20.11.2002 tarihi itibariyle kadrolu olarak 2782 memur,
53 (657/4-B’ye göre) sözleşmeli personel, 2
(2919/Ek 1 ve 2’ye göre) sözleşmeli personel olmak üzere toplam 2837
personel çalışır iken; bu sayı % 71 oranında bir artışla (764 + 322 + 935
=) 2021 personel artarak 4858 kişiye çıkmıştır. Bu sayıya, 2919 sayılı Kanunun 12 nci
maddesinin üçüncü fıkrasına göre, diğer kamu kurum ve kuruluşlarından
geçici görevle TBMM İdari Teşkilatında görevlendirilen memurlar ile 4857
sayılı İş Kanununa göre istihdam edilen geçici işçiler dahil
değildir.
6253 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin (9) numaralı fıkrasında
yapılan düzenleme ile ise, TBMM İdari Teşkilatı kadrolarına 20.11.2002
tarihinden sonra hiçbir esasa dayanmadan ve hiçbir ölçüye sığmadan yapılan
atamalar sonucunda oluşan personel fazlalığının, diğer kamu kurum ve
kuruluşlarına naklen atama yoluyla eritilmesi amaçlanmaktadır.
Ancak, 29 uncu maddenin (9) numaralı fıkrasında veya 6253 sayılı
Yasanın herhangi bir maddesinde, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına atanacak
olanların hangi esas ve usuller ile hangi kriterler
temelinde nasıl tespit edileceğine yönelik herhangi bir düzenleme
yapılmamış; tüm yetki idare ile TBMM Başkanlık Divanının iradesine bırakılmıştır.
Diğer kamu kurum ve kuruluşlarına naklen atamada, TBMM İdari
Teşkilatı kadrolarına sınavsız olarak açıktan atananlara mı, başka kamu
kurum ve kuruluşlarından naklen atananlara mı, ataması 20.11.2002
tarihinden sonra yapılanlara mı, verimsiz çalışanlara mı, disiplin cezası
almış olanlara mı öncelik verileceği, yoksa personel arasında kura mı
çekileceği belirsiz olduğuna ve TBMM Başkanlığı da siyasal bir kurum
olduğuna göre, geriye siyasal kriterlerin esas
alınması dışında başka bir seçenek kalmamaktadır.
584 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 9 uncu maddesine
göre Başkanlık Divanı, bir Başkan, dört başkanvekili, yedi katip üye ve üç idare amiri olmak üzere toplam 15
kişiden oluşmakta ve 10 uncu ve 11 inci maddelerine göre ise Başkanlık
Divanının oluşumunda siyasi parti gruplarından sayısal çoğunluğu elinde
bulunduran siyasi parti belirleyici olmaktadır. Hiçbir kriterin
olmadığı böylesine bir durum, başka kamu kurum ve kuruluşlarına atamada
siyasal kriterlerin belirleyici olacağını ve TBMM İdari Teşkilatı
kadrolarına 20.11.2002 tarihinden sonra girenler nedeniyle oluşan
şişkinliğin, bu tarihten önce girenlerin başka kamu kurum ve kuruluşlarına
atanmaları suretiyle eritileceğini tüm çıplaklığı içinde ortaya
koymaktadır.
Anayasanın “Cumhuriyetin nitelikleri”
başlıklı 2 nci maddesinde, Türkiye
Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde,
insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta
belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
devleti olduğu temel bir kural olarak ortaya konmuş; 4 üncü maddesinde ise
Cumhuriyetin niteliklerinin değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesinin teklif
dahi edilemeyeceği belirtilmiştir. Anayasanın
2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesi,
Anayasanın bütününe egemen olan ve Cumhuriyeti bütün yönleriyle kuşatan
temel bir ilkedir.
Anayasa Mahkemesinin birçok kararında
belirtildiği üzere hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasakoyucunun
da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu bilincinde
olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk
devletinde yasakoyucu, yasaların yalnız Anayasaya
değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.
Evrensel hukuk ilkeleri ya da hukukun genel ilkeleri denildiğinde,
hakkın kötüye kullanılmaması, iyi niyet, sözleşmeye bağlılık, ayrımcılık
yapılmaması, ölçülülük, kazanılmış hakları saygı, haklı beklentilerin
korunması, yasaların geriye yürümezliği, hukuk güvenliği, adalet, eşitlik,
yasallık, belirlilik ve öngörülebilirlik gibi evrensel düzeyde kabul gören
hukukun üstün kuralları anlaşılmaktadır.
Devlet memurluğu, statü hukuku esasına dayanan nesnel ve genel
kuralların olduğu alandır. 657 sayılı Kanun ile 2919 sayılı Kanun
hükümlerine göre Türkiye Büyük Millet Meclisi İdari Teşkilatı kadrolarında
memur statüsünde istihdam edilenler için TBMM İdari Teşkilatında çalışma
hakkı, kendileri açısından kişiselleşmiş ve kazanılmış bir hak statüsü
kazanmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi İdari Teşkilatı kadrolarının
ihtiyacın üzerinde şişmiş olmasında, memurların hiçbir sorumluluğu bulunmamakta;
tüm sorumluluk atamaya yetkili makamlara ait bulunmaktadır.
Doğmuş hakkı tanımak kazanılmış hakka saygı göstermektir. Sadece iç
hukukta değil, uluslararası hukukta da benimsenen “kazanılmış hakların
korunması”, mevcut hukuksal durumun, benimsenmiş yapının, edinilmiş
statünün geçerliliğini sürdürmesini zorunlu kılar. Kazanılmış bir hakkı
ortadan kaldırmak, üstelik tek yanlı hukuki düzenlemelerle kaldırmak hukuka
güveni yıkar. Hukuk Devletinin en önemli unsuru olan hukuk güvenliği, hukuk
düzeni yanında, bütün devlet faaliyetlerinin az çok öngörülebilir olmasını
gerektirir. Hukuki güvenlik, sadece kişilerin devlet faaliyetlerine
güvenini değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuata göre edinilmiş statünün
süreceğine duyulan güveni de içerir. Halkın devlete olan güveninin
korunması, ancak hukuk güvenliğinin sağlanmasıyla mümkündür.
Kazanılmış hak, yalnızca geçmişe ilişkin edinmeyi değil, geleceği de
bu geçmişe bağlı olarak aynı durumda korumayı öngörür. Buna göre, şu anda
TBMM İdari Teşkilatında memur kadrosunda çalışanların, şef; şef kadrosunda
çalışanların Başkan Yardımcısı; Başkan Yardımcısı kadrosunda çalışanların
Başkan; Başkan kadrosunda çalışanların Genel Sekreter Yardımcısı, Genel
Sekreter Yardımcısı kadrosunda çalışanların Genel Sekreter kadrosunda çalışabilmeleri,
TBMM İdari Teşkilatı kadrolarında çalışıyor olmalarına bağlıdır. Başka kamu
kurum ve kuruluşlarına naklen atanmaları halinde bu hakları da ellerinden
alınmış olmaktadır.
Anayasanın 128 inci maddesi uyarınca, memurların ve diğer kamu görevlilerinin
nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri,
aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerini yasama organı kanunla
düzenlerken, başka kamu kurum ve kuruluşlarına naklen atanacakların
tespitine yönelik esas ve usullerle ölçü ve kriterleri
de kanunla düzenlemek zorundadır. Aksine düzenleme Anayasanın 128 inci
maddesine aykırıdır.
Kaldı ki yasama organı Anayasanın 128 inci maddesi gereğince yapacağı
düzenlemelerde Anayasanın 11 inci maddesi gereğince, Anayasanın diğer
hükümlerine de uygun hareket etmek zorundadır. Böyle bir düzenleme yapılırken
Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti
ilkesinin gözetilmesi gerekir.
Bu bağlamda, iptali istenen düzenlemeler Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine, “hukuk güvenliği
ilkesi” açısından da aykırılık oluşturmaktadır. Hukuk güvenliği ilkesi
kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik gerektirir. Hukuk güvenliği,
herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesini, tutum ve
davranışlarını buna göre düzene sokabilmesini zorunlu kılar. Hukuk
devletinde, hukuk normları öngörülebilir olmalı, bireyler tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmeli, devlet de yasal düzenlemelerinde bu
güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmalıdır. Hukuki istikrar bunu
gerektirir. Anayasasında “hukuk devleti” ilkesine yer vermiş ve buna değiştirilemezlik
atfetmiş bir ülkede, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari
Teşkilatında çalışan memurların, hiçbir esas, ölçü ve kritere
dayanmayan hukuksal belirsizlik içinde ve memurun isteği dışında İdare ile
Başkanlık Divanının kararıyla başka kamu kurum ve kuruluşlarına atanacak
olması, kişilerin hukuk güvenliğini ortadan kaldırmaktadır.
Kamu yararına sonuç doğurmayacak, kamu hizmetinin nitelikleriyle
bağdaşmayan, adalet anlayışına aykırı, kişilerin kazanılmış haklarını ve
hukuki güvenliklerini ortadan kaldıran böylesine bir düzenlemenin,
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk
devleti ilkesi ile bağdaştırılamayacağı açıktır.
Anayasanın, 10 uncu maddesinin birinci
fıkrasında, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi
inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin kanun önünde
eşit olduğu; dördüncü fıkrasında, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya
sınıfa imtiyaz tanınamayacağı; beşinci fıkrasında ise, Devlet organları ile
idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun
hareket etmek zorunda oldukları kurallarına yer verilmiştir.
6253 sayılı Yasanın 29 uncu maddenin (9) numaralı fıkrasında veya
herhangi bir maddesinde, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına atanacak
olanların, hangi esas ve usuller ile hangi ölçü ve kriterler temelinde
nasıl tespit edileceklerine yönelik herhangi bir düzenleme yapılmadan tüm
yetkinin idare ile TBMM Başkanlık Divanının iradesine bırakılması ve
dolayısıyla başka kamu kurum ve kuruluşlarına atanacak olanların tespitinde
tek kriter olarak geriye sadece siyasi tercihin
kalması, siyasi düşünce temelinde eşitsizlik yaratılmasına olanak
sağladığından, iptali istenen düzenleme Anayasanın 10 uncu maddesine de
aykırıdır.
Anayasanın 8 inci maddesinde, yürütme
yetkisi ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya
ve kanunlara uygun olarak kullanılacağı; 125 inci maddesinde, idarenin her
türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu; 36 ncı maddesinde ise, herkesin meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia
ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu kurallarına yer
verilmiştir. TBMM İdari Teşkilatında
çalışan memurların, hiçbir esas, usul, ölçü ve kriter
gözetilmeden ve kendi isteklerine dayanmadan Yasayla idarenin tek taraflı
atamasına tabi tutulması ve böylece Anayasal hak arama özgürlüklerinin
ellerinden alınması, Anayasanın 36 ncı maddesindeki
kuralla da bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, Anayasanın 70 inci maddesinde düzenlenen kamu hizmetine
girme hakkı, söz konusu hizmete girenlerin görevlerinde kalma hakkına da
güvence oluşturmaktadır. TBMM İdari Teşkilatı kadrolarında çalışan memurların
kendi istekleri dışında başka kamu kurum ve kuruluşlarına atanacak olması,
görevde kalma haklarını ihlal ettiğinden Anayasanın 70 inci maddesine de
aykırılık oluşturmaktadır.
Öte yandan, 6253 sayılı Kanunun geçici 2 nci
maddesinin (10) numaralı fıkrasında, “toplamının net tutarı” ibaresinden
sonra parantez içinde “bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır”
ifadesine yer verilerek, başka kamu kurum ve kuruluşlarına atanacak
olanların kadro görev unvanlarına ait aylık net hak edişleri
sabitlenmiştir. Bu durumda örneğin TBMM İdari Teşkilatında çalışan memurun
en son aldığı net maaşı 100 TL ve örneğin Çevre ve Şehircilik
Bakanlığındaki memurun maaşı ise 90 TL ise aradaki 10 TL içinde bulunulan
ayda tazminat olarak ödenerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığına naklen atanan
memurun maaşı yine 100 TL olacak; örneğin yıllık %11 oranındaki enflasyonun
maaşlara yansıtılmasından dolayı bir sonraki ay TBMM İdari Teşkilatındaki
memurun maaşı 111 TL, Çevre ve Şehircilik Bakanlığındaki memurun maaşı da
100 TL olduğunda ise, net maaş sabitlendiğinden dolayı, TBMM İdari
Teşkilatında çalışır iken Çevre ve Şehircilik Bakanlığına naklen atanan
memura herhangi bir ödemede bulunulmayacak, kişinin maaşı nominal olarak yine 100 TL olurken; reel olarak 90 TL’ye
gerileyecek; TBMM İdari Teşkilatında kalabilen memurun maaşı ise 111 TL
olacaktır. Dolayısıyla kazanılmış statü kaybının yanında kazanılmış mali
hak kaybı da söz konusu olduğundan iptali istenen düzenlemeler, Anayasanın
2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle bu
açıdan da bağdaşmamaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere, 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanununun 29 uncu maddesinin (9) numaralı
fıkrası ile geçici 2 nci maddesinin (10) numaralı
fıkrasında parantez içinde yer alan “(bu tutar sabit bir değer olarak esas
alınır) ifadesi ile “… farklılık giderilinceye
kadar …” ifadesi, Anayasanın 2 nci, 10 uncu, 36 ncı, 70 inci ve 128 inci maddelerine aykırı olduğundan
iptali gerekir.
5) 6253
Sayılı “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu”nun
29 uncu Maddesinin (10) Numaralı Fıkrasının İkinci Tümcesinin Anayasaya
Aykırılığı
6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı
Kanununun 29 uncu maddesinin (10) numaralı fıkrasında, İdari Teşkilat
personelinin TBMM Başkanlığınca uluslararası kuruluşlarda
görevlendirilebileceği kuralına yer verildikten sonra ikinci tümcesinde, bu
şekilde görevlendirilenlerin; niteliği, mali, sosyal ve diğer özlük hakları
ile görevlendirme usul ve esaslarının TBMM Başkanlığınca belirleneceği
hüküm altına alınmaktadır.
Anayasanın 128 nci maddesinin ikinci
fıkrasında, memurlarla diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları,
görev ve yetkileri hakları yükümlülükleri ile aylık ve ödenekleri ve diğer
özlük işlerinin yasayla düzenleneceği belirtilmiş; 7 nci
maddesinde ise, yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği kuralına yer
verilmiştir.
Yasayla
düzenleme ilkesi, yasada düzenlenen konudan sadece kavram, ad ve kurum
olarak söz edilmesini değil, bunların yasa metninde kurallaştırılmasını
içerir. Kurallaştırma ise, düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını,
esasların belirlenmesini ve çerçevenin çizilmesini gerektirir. Temel ilkeler konulmadan, esaslar belirlenmeden, çerçeve
çizilmeden TBMM İdari Teşkilatı personelinin uluslararası kuruluşlarda
görevlendirilmelerine ilişkin esas ve usullerinin, görevlendirileceklerde
aranacak niteliklerin, görevlendirilenlerin mali, sosyal ve diğer özlük
haklarının belirlenmesi yetkisinin idareye bırakılması, Anayasanın 128 nci maddesine aykırı olmanın yanında, yasama yetkisinin
devri anlamına geleceğinden 7 nci maddesindeki
kuralla da bağdaşmaz.
Yukarıda
açıklandığı üzere, 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı
İdari Teşkilatı Kanununun 29 uncu maddesinin (10) numaralı fıkrasının
ikinci tümcesi, Anayasanın 7 inci ve 128 inci maddelerine aykırı olduğundan
iptali gerekir.
6) 6253 Sayılı “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari
Teşkilatı Kanunu”nun 30 uncu Maddesinin (5) Numaralı Fıkrasının “Bu
personele mali ve sosyal haklar kapsamında ayrıca bir ödeme yapılmaz.”
Şeklindeki İkinci Cümlesi ve (8) Numaralı Fıkrasının “Bu personele mali ve
sosyal haklar kapsamında ayrıca bir ödeme yapılmaz.” Şeklindeki Son Cümlesi
ile Geçici 10 uncu Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasının Üçüncü Cümlesindeki
“… uyarınca istihdam edilemeyecekler …” İbaresi
ile “… 24 ncü Yasama Dönemi sonuna kadar …”
İbaresinin Anayasaya Aykırılığı
6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı
Kanununun 30 uncu maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı fıkralarında, kadro
şartı aranmaksızın ve diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması
hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın; “TBMM’nin faaliyetleri ile ilgili
alanlarda TBMM Başkanına danışmanlık yapmak üzere”, sözleşmeli olarak beş
TBMM Başkan danışmanı çalıştırılabileceği, bu kapsamda çalıştırılanlara
(60.000) ila (100.000) gösterge rakamının; “Yasama faaliyetleri ile ilgili
özel bilgi ve ihtisas gerektiren konularda siyasi parti grup
başkanlıklarında” her siyasi parti grubunda on grup danışmanı ile yirmibeş büro görevlisi ve TBMM’de grubu bulunan her
siyasi parti için, milletvekili sayısının yüzde onu oranında ilave büro
görevlisi çalıştırılabileceği,; bunlardan grup
danışmanına (85.000), büro görevlisine (73.000) gösterge rakamının; “Yasama
faaliyetlerinde milletvekillerine yardımcı olmak üzere”, her milletvekili
için bir danışman, bir ikinci danışman ve ilave bir personel çalıştırılabileceği,
danışmana (83.500), ikinci danışmana (73.000) ve diğer personele (63.000)
gösterge rakamının; memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak
tutarlarda sözleşme ücreti ödeneceği; bu kapsamda çalıştırılan personele
sözleşme ücreti dışında mali ve sosyal haklar kapsamında başka bir ödemede
bulunulmayacağı hüküm altına alınmış; (5) numaralı fıkrasında, “Kamu kurum
ve kuruluşları ile kamu tüzel kişiliğini haiz kurumlarda çalışanlar aylık,
ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve
yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla kurumlarının ve kendilerinin
muvafakati ile bu maddenin bir ila üçüncü fıkraları kapsamında TBMM’de
görevlendirilebilirler. Bu personele mali ve sosyal haklar kapsamında
ayrıca bir ödeme yapılmaz.” Bu kapsamdaki personel ilgili mevzuatında yer
alan süre sınırlamalarına tabi olmaksızın ihtiyaç duyulan hizmet süresince
kurumlarından aylıksız izinli olarak da bu madde hükümleri uyarınca TBMM’de
görevlendirilebilir. Aylıksız izinli çalışanlara çalıştıkları görev unvanları
dikkate alınarak birinci, ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri uyarınca ödeme
yapılır ve bunların sosyal güvenlik kurumu ile ilişkileri kendi
kurumlarındaki statüleri dikkate alınarak devam ettirilir. TBMM
Başkanlığının bu konudaki talebi ilgili kurum ve kuruluşlarca ivedilikle
sonuçlandırılır. Bu personelin TBMM’de çalıştıkları süre, varsa mecburi
hizmetlerine sayılır ve bunlara TBMM’de çalıştıkları süre karşılığında
herhangi bir mecburi hizmet yükletilmez. Bunlardan aylıksız izinli olarak
çalıştırılanların TBMM Başkanlığında geçen süreleri kazanılmış hak aylık
derece ve kademelerinde değerlendirilir ve bu süreler terfi ve
emekliliklerinde hesaba katılır. Terfileri başkaca bir işleme gerek
duyulmadan süresinde yapılır. İdari Teşkilat kadro veya pozisyonlarında
bulunan personel de ikinci ve üçüncü fıkrada belirtilen sayılar aşılmamak
kaydıyla aylıksız izinli olarak bu fıkralarda belirtilen görev unvanlarında
çalıştırılabilirler. Bunlardan 27/6/1989 tarihli
ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 14 üncü maddesi kapsamında
bulunanların, geçici 14 üncü maddedeki hakları saklıdır.” denilirken; (8)
numaralı fıkrasında ise, “Gerekli hallerde TBMM Başkanlığının talebi
üzerine kamu kurum ve kuruluşları ile kamu tüzel kişiliğini haiz kurumlarda
çalışanlar aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve
sosyal hak ve yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla kurumlarının ve
kendilerinin muvafakati ile bu maddenin diğer fıkra hükümlerine tabi
olmaksızın TBMM’de görevlendirilebilirler. Bu personele mali ve sosyal
haklar kapsamında ayrıca bir ödeme yapılmaz.” hükmüne yer verilmiş; geçici
10 uncu maddesinin (4) numaralı fıkrasında ise, “2919 sayılı Kanunun 12 nci maddesi ile ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrası
hükümleri bu Kanunun 30 uncu maddesinin yürürlüğe girdiği tarihe kadar
uygulanmaya devam olunur. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte TBMM Genel
Sekreterliğinde bu kapsamda çalıştırılanlardan bu Kanunun 30 uncu maddesi
uyarınca çalıştırılacakların, TBMM’de bu hükümlere tabi çalışmaları 30 uncu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar devam eder. Ancak bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihte TBMM’de geçici görevlendirmeyle çalışan
personelden 30 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca istihdam
edilemeyecekler hakkında 2919 sayılı Kanunun 12 nci
maddesinin uygulanmasına 24 üncü Yasama Dönemi sonuna kadar devam olunur.”
denilmiştir.
Bu düzenlemelere göre, TBMM’nin
faaliyetleri ile ilgili alanlarda TBMM Başkanına danışmanlık yapmak üzere
çalıştırılacak beş TBMM Başkan danışmanı, yasama faaliyetleri ile ilgili
özel bilgi ve ihtisas gerektiren konularda siyasi parti grup
başkanlıklarında çalıştırılacak on grup danışmanı ile yirmibeş
büro görevlisi ve TBMM’de grubu bulunan her siyasi parti için, milletvekili
sayısının yüzde onu oranında ilave büro görevlisi ve yasama faaliyetlerinde
milletvekillerine yardımcı olmak üzere her milletvekili için çalıştırılacak
bir danışman, bir ikinci danışman ve ilave bir personel; ya kurumlarından
aylıksız izinli sayılarak, bunlara 30 uncu maddenin (1), (2) ve (3)
numaralı bentlerinde belirlenen gösterge rakamlarının memur aylık katsayısı
ile çarpımı sonucunda bulunacak tutarda sözleşme ücreti ödenecek; ya da
aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve
yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla kurumlarının ve kendilerinin
muvafakati ile TBMM’de geçici görevle görevlendirilecekler ve bu
görevlendirmeden dolayı söz konusu personele mali ve sosyal haklar
kapsamında ayrıca TBMM bütçesinden herhangi bir ödeme yapılmayacaktır.
Başka bir anlatımla, kamu görevlilerine TBMM İdari Teşkilatında, ya
kurumlarından aylıksız izinli sayılarak sözleşme ücreti üzerinden çalışma
ya da geçici görevli olarak kurumlarındaki maaşları üzerinden çalışıp TBMM
Bütçesinden ek ödeme almama seçeneği sunulmaktadır.
Yine aynı şekilde, maddenin (8) numaralı
fıkrasına göre, gerekli hallerde TBMM Başkanlığının talebi üzerine kamu
kurum ve kuruluşları ile kamu tüzel kişiliğini haiz kurumlarda çalışanlar
aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve
yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla kurumlarının ve kendilerinin muvafakati
ile TBMM’de görevlendirilebilecekler ve bu şekilde görevlendirilen
personele de mali ve sosyal haklar kapsamında ayrıca bir ödeme
yapılmayacaktır.
Yukarıda yer verilen 30 uncu maddenin (2) numaralı fıkrasına göre,
“Yasama faaliyetleri ile ilgili özel bilgi ve ihtisas gerektiren konularda
siyasi parti grup başkanlıklarında” çalıştırılacak grup danışmanına
(85.000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda
bulunacak tutarda sözleşme ücreti ödenecektir. Buna göre grup danışmanının
sözleşme ücreti ortalama olarak net (85.000 x 0.066187
/ 1.36 =) 4.136,00 TL olacaktır. Ancak, kamu kurum ve kuruluşlarında
“Uzman” aylığı dahi bu tutarın üzerindedir.
Takdir edilecektir ki özel bilgi ve uzmanlık belirli bir mesleki
deneyim, birikim ve olgunluktan sonra edinilebildiğinden nadir bulunan bir
vasıftır. Yasama faaliyetlerinin hukuk, iktisat, maliye,
dış ilişkiler, iç ve dış güvenlik, kamu yönetimi, kamu örgütleri, kamu
hizmetleri, kamu hizmeti üretme süreçleri gibi çok geniş bir alana
yayıldığı göz önüne alındığında, yasama faaliyetleri ile ilgili özel bilgi
ve uzmanlığın akademik kariyer ile kamu kurum ve kuruluşlarındaki kariyer
meslekler ve üst düzey görevlerde elde edilebileceğini kabul etmek
gerekecektir.
Siyasi parti gruplarının, yasama ve denetim faaliyetlerine değer
katılan, yön verilen, kalitesi artırılan yerler oldukları ve öyle de
olmaları gerektiği ile yasama faaliyetleri ile ilgili özel bilgi ve ihtisas
gerektiren konulardaki uzmanlığın kamu kurum ve kuruluşlarında belirli
kariyer görevlerde kazanıldığı gözetildiğinde, grup danışmanlığı görevini
yürüteceklerin, akademisyenler ile kamu kurum ve kuruluşlarında uzman,
müfettiş, hakim-savcı, denetçi, kaymakam, vali
yardımcısı, vali, hukuk müşaviri vb. görevleri yapanlar arasından
görevlendirilmeleri gerekeceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Dahası, grup
danışmanları, söz konusu özel bilgi ve uzmanlıklarını, danışmanı oldukları
siyasi parti gruplarının ideolojileri doğrultusunda biçimlendirecek, parti
programları ile örtüştürecek ve uyumlaştırdıktan sonra yasama
faaliyetlerine değer katmaya çalışacaklardır. Dolayısıyla grup
danışmanlığında, teknik bir olgu olan özel bilgi ve uzmanlığın, siyasal bir
içerik ve niteliğe büründürülmesi gibi fazladan bir çaba ve emek de harcanacaktır.
Oysa, söz konusu mesleklerin tamamının aylıkları, ödenmesi öngörülen
yaklaşık 4.130,00 TL tutarındaki sözleşme ücretinin üzerindedir.
Akademisyenler ile kariyer meslek mensuplarının, 4.130,00 TL aylık sözleşme
ücreti için, bunun üzerindeki maaşlarını bırakarak sözleşme imzalamaları ne
kadar rasyonellikten uzak ise, teşvik edici hiçbir mali ve sosyal hak
sağlanmadan kamu kurum ve kuruluşlarındaki aylıkları üzerinden grup
danışmanlığı yapmalarını beklemek de o derece insan doğasına aykırıdır.
Dolayısıyla, “Yasama faaliyetleri ile ilgili özel bilgi ve ihtisas gerektiren
konularda siyasi parti grup başkanlıklarında” çalıştırılacak grup
danışmanlığının, gerekli ve yeterli birikim, deneyim ve uzmanlıklara sahip
olanlar tarafından yerine getirilmesi, mali düzenlemelerle
engellenmektedir.
Bu durum, iktidar partisi ve parti grupları ile muhalefet partisi ve
parti grupları arasında eşitsizliğe yol açmaktadır. Çünkü,
bütün bir kamu yönetimi, siyasal iktidarı kullanan iktidar partisi veya
parti gruplarının emri altındadır. Dolayısıyla, iktidar partisi veya parti
grupları, hükümet etmenin gereği olarak söz konusu özel bilgi ve uzmanlıklardan
sınırsız bir şekilde ve kurumsal düzeyde yararlanırken; muhalefet
partilerinin söz konusu özel bilgi ve uzmanlıktan yararlanmalarının tek
yolu kamu kurum ve kuruluşlarındaki uzmanları, TBMM İdari Teşkilatında
geçici görevle Grup Danışmanı olarak çalıştırabilmelerinden geçmektedir. Bu bağlamda, grup danışmanlığı görevinin gerektirdiği yasama
faaliyetleri ile ilgili özel bilgi ve ihtisas gerektiren konularda
uzmanlığı bulunan meslek mensuplarının kamu kurum ve kuruluşlarında
aldıkları aylıkların altında sözleşme ücreti öngörülmesi ve 2919 sayılı
Yasada öngörülen teşvik edici mali ve sosyal ödemelerin yasayla ortadan
kaldırılarak, muhalefet partilerinin söz konusu özel bilgi ve uzmanlıklara
ulaşmalarının engellenmesi, muhalefet partileri aleyhine eşitsizlik
yaratmakta; ayrıca söz konusu düzenleme, yasama ve denetim faaliyetlerinin
kalitesini olumsuz yönde etkileyeceğinden kamu kurum ve kuruluşları ile
kamu tüzel kişiliğini haiz kurumlarda çalışanlardan TBMM’de
görevlendirileceklere, TBMM bütçesinden mali ve sosyal haklar kapsamında
ayrıca ödeme yapılmayacak olmasında kamu yararı da bulunmamaktadır.
Öte yandan, başka kanunlarda bu tür görevlendirmelere ilişkin teşvik
edici düzenlemeler yapıldığı görülmektedir. Örneğin, 30.03.2011 tarihli ve
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanunun “Geçici görevlendirme” başlıklı 31 inci maddesinin (4) numaralı
fıkrasında, Anayasa Mahkemesinde geçici olarak görevlendirilenlerin kendi
kurumlarında aldıkları net aylıkları ile hâkim, savcı ve Sayıştay meslek
mensupları arasından görevlendirilenler için raportörlerin; memurlar ve
diğer kamu görevlileri için Mahkemede görev yapmakta olan emsali memurların
almakta oldukları aylıklar ve diğer ödemeler arasındaki farkın ayrıca
ödeneceği belirtilirken; 69 uncu maddesinin (6) numaralı fıkrasında,
Anayasa Mahkemesine Yükseköğretim kurumlarından veya Sayıştaydan
gelen raportörlere, aynı derece, kademe ve kıdemdeki hâkim ve savcı
raportörlere ödenen aylık ve ödenekler esas alınarak ödeme yapılacağı
kuralına yer verilmekte; (9) numaralı fıkrasında ise raportörlere, (10.000)
gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu
bulunacak tutarda aylık ek ödenek verileceği hükümlerine yer verilerek
Anayasa Mahkemesinde raportör olarak çalışma
teşvik edilmektedir.
Oysa, 6253 sayılı Yasada, “Yasama faaliyetleri ile ilgili özel bilgi ve
ihtisas gerektiren konularda siyasi parti grup başkanlıklarında”
çalıştırılacak grup danışmanlığı, teşvik edici hale getirilmediği gibi, 30
uncu maddenin (8) numaralı fıkrasına göre, gerekli hallerde TBMM
Başkanlığının talebi üzerine kamu kurum ve kuruluşları ile kamu tüzel
kişiliğini haiz kurumlardan TBMM’de geçici görevle görevlendirilecek
personele, TBMM bütçesinden mali ve sosyal haklar kapsamında ayrıca bir
ödeme yapılmaması öngörülmektedir.
Anayasanın 2 nci maddesinde öngörülen hukuk
devleti ilkesi, yasaların kamu yararına dayanmasını ve yasama organı
tarafından konulacak kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerinin göz önünde
tutulmasını gerekli kılar. “Yasama faaliyetleri ile
ilgili özel bilgi ve ihtisas gerektiren konularda siyasi parti grup
başkanlıklarında” çalıştırılacak grup danışmanlarının, özel bilgi ve
uzmanlık ile belirli bir mesleki deneyim ve birikime sahip kariyer
meslekler tarafından yürütülmesini engellemek için, 2919 sayılı Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği Teşkilat Kanununun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasındaki mali ve sosyal
haklar yürürlükten kaldırılarak, 6253 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin (5)
numaralı fıkrasında, “Bu personele mali ve sosyal haklar kapsamında ayrıca
bir ödeme yapılmaz.” hükmü getirilmesinde kamu yararı bulunmadığından, söz
konusu ifade Anayasanın 2 nci maddesine aykırılık
oluşturmaktadır.
Öte yandan, TBMM’nin yasama ve denetim faaliyeti bir bütündür ve söz
konusu faaliyetlere tüm siyasi partilerin eşit şartlarda kaliteli katkı
sağlaması esastır. İktidarda bulunan siyasi parti ve
parti grupları, hükümet etmenin gereği olarak kamu bürokrasisindeki söz
konusu özel bilgi ve uzmanlıklardan sınırsız bir şekilde ve kurumsal
düzeyde yararlanırken; muhalefet partilerinin söz konusu özel bilgi ve
uzmanlıktan yararlanmalarının tek yolu olan özel bilgi ve uzmanlığa sahip
personeli istihdam etmelerine olanak sağlayan 2919 sayılı Yasadaki mali ve
sosyal haklara ilişkin düzenlemenin yürürlükten kaldırılarak, TBMM İdari
Teşkilatında geçici görevlendirmede teşvik edici mali ve sosyal ödeme
yapılmayacağı hükmünün getirilmesi, Anayasanın 10 uncu maddesinin son
fıkrasındaki, Devlet organları ve idari makamların bütün işlemlerinde kanun
önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorunda olduklarına ilişkin
kuralla bağdaşmamaktadır. Çünkü, muhalefet partilerinin özel bilgi
ve uzmanlığa ulaşmaları, teşvik edici mali ve sosyal hakların ortadan
kaldırılmasıyla engellenirken; iktidar partisi ise kamu bürokrasisinin bir
bütün olarak emri altında çalışmasının verdiği avantajla yasama ve denetim
faaliyetlerini sürdürmektedir.
Aynı şekilde, yasama ve denetim faaliyetlerinde, özellikle de
araştırma ve soruşturma komisyonlarında, kamu kurum ve kuruluşlarında
çalışan uzman personelin bilgi ve uzmanlığına ihtiyaç duyulmaktadır. TBMM
İdari Teşkilatında geçici görevlendirme maddede zorunlu tutulmayıp,
kişilerin de isteğine bırakıldığından teşvik edici bir ödeme olmadan
TBMM’nin söz konusu bilgi, birikim ve uzmanlığa ulaşması da mümkün
olamayacağından, 30 uncu maddenin (8) numaralı fıkrasındaki iptali istenen
düzenlemede de kamu yararı olmadığı açıktır.
Ayrıca, 6253 sayılı Yasanın geçici 10 uncu maddesinin (4) numaralı
fıkrasında, 2919 sayılı Kanunun 12 nci maddesi
ile ek 1 inci maddesine göre geçici görevlendirme ile çalıştırılan
personelden 30 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca istihdam
edilemeyecekler hakkında 2919 sayılı Kanunun 12 nci
maddesinin uygulamasına 24 ncü Yasama Dönemi
sonuna kadar devam olunacağı hükme bağlanırken; geçici 10 uncu maddesinin
(1) numaralı fıkrasında ise, “TBMM Genel Sekreterliği veya İdari Teşkilatta
istihdam edildikleri sürece, TBMM Genel Sekreterliği veya İdari Teşkilat
kadro ve pozisyonlarında 15/1/2012 tarihine kadar istihdam edilen
personelin (İçişleri Bakanlığınca tahsis edilen polis kuvvetine mensup
personel dahil), mali ve sosyal hakları hakkında
ilgili mevzuatın 2/11/2011 tarihinden önceki hükümleri uygulanır. Bu madde
kapsamında bulunanlar açısından, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin
geçici 14 üncü maddesinde uygulanmasına devam olunacağı belirtilen mevzuat
hükümleri bu maddede belirtilen mevzuat hükümleridir.” denilerek, İçişleri
Bakanlığınca tahsis edilen polis kuvvetine mensup personel lehine
ayrımcılık yapılmıştır.
Başka bir anlatımla, 2919 sayılı Kanunun
12 nci maddesine göre TBMM İdari Teşkilatında
geçici görevlendirilen kamu kurum ve kuruluşu personelinden; 2919 sayılı
Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü,
6253 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin (5) numaralı fıkrasına göre (belirli
görevlerin belirli eğitim şartına bağlanması nedeniyle) istihdam
edilemeyecekler hakkında 24 üncü Yasama Dönemi sonuna kadar uygulanır ve
dolayısıyla 30 uncu maddesine göre sözleşmeli ve geçici görevli olarak
istihdam edilebilenler hakkında uygulanmaz iken; 10 uncu maddenin (1)
numaralı fıkrasına göre ise, İçişleri Bakanlığınca tahsis edilen polis
kuvvetine mensup personel hakkında, 2919 sayılı Yasanın 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası uygulamasına İdari
Teşkilat kadro ve pozisyonlarında istihdam edildikleri sürece devam
edilecektir. Bu düzenleme, 2919 sayılı
Kanunun 12 nci maddesine göre görevlendirilenler
arasında, 12 nci maddenin üçüncü fıkrası
uygulaması bağlamında, polis kuvveti mensupları lehine açık bir eşitsizlik
yaratmaktadır.
Bu bağlamda, geçici 10 uncu maddenin (5) numaralı fıkrasında, 2919
sayılı Kanunun uygulamasını, 6253 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin (5)
numaralı fıkrası uyarınca istihdam edilemeyecek olanlar ile kısıtlayan ve
uygulamasını 24 üncü Yasama Döneminin sonu ile sınırlayan düzenleme,
Anayasanın 10 uncu maddesindeki yasa önünde eşitlik ilkesiyle
bağdaşmamaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere, 6253 sayılı
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanununun 30 uncu
maddesinin (5) numaralı fıkrasının “Bu personele mali ve sosyal haklar
kapsamında ayrıca bir ödeme yapılmaz.” şeklindeki ikinci cümlesi ve (8)
numaralı fıkrasının “Bu personele mali ve sosyal haklar kapsamında ayrıca
bir ödeme yapılmaz.” şeklindeki son cümlesi ile geçici 10 uncu maddesinin (4)
numaralı fıkrasının üçüncü cümlesindeki “ … uyarınca istihdam edilemeyecekler …” ibaresi ile “… 24 ncü
Yasama Dönemi sonuna kadar …” ibaresi, Anayasanın 2 nci
ve 10 uncu maddelerine aykırı olduğundan iptalleri gerekir.
7) 6253 Sayılı “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari
Teşkilatı Kanunu”nun 36 ncı Maddesinin Anayasaya
Aykırılığı
6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı
Kanununun 36 ncı maddesinde, TBMM Başkanlığının
sorumluluğundaki tarihî bina ve objelerin onarımları ve restorasyonları ile
çevre düzenlemesine ilişkin mal ve hizmet alımları ile münhasıran özel
ihtisas gerektiren konularda TBMM Başkanınca mütalaa ve hukuki hizmet satın
alma işlerinin 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı
Kamu İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın Başkanlık Divanınca
belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde gerçekleştirileceği hüküm altına
alınmıştır.
4734 sayılı Kamu İhale Kanununun Amaç
başlıklı 1 inci maddesinde, Kanunun amacının, kamu hukukuna tabi olan veya
kamunun denetimi altında bulunan ya da kamu kaynağı kullanan kamu kurum ve
kuruluşlarının yapacakları ihalelerde uygulanacak esas ve usulleri
belirlemek olduğu hüküm altına alınmış; Kapsam başlıklı 2 nci maddesinin birinci fıkrasının 01.06.2007 tarihli ve
5680 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle değişik (a) bendinde, genel bütçe kapsamındaki
kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin, il özel idareleri ve
belediyeler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların, birlikler ve
tüzel kişilerin kullanımında bulunan her türlü kaynaktan karşılanan mal
veya hizmet alımları ile yapım işlerinin ihalelerinin 4734 sayılı Kanun
hükümlerine göre yürütüleceği hükmüne yer verilmiştir.
İster özel firma, ister kamu kurum ve kuruluşu olsun, kaynakların
etkili, verimli ve ekonomik kullanılabilmesi; ihtiyaçların en iyi şekilde,
uygun şartlarla, zamanında, saydamlık içinde ve rekabetçi koşullar altında
karşılanmasından geçmektedir. Özel sektör kuruluşlarının ihale yönergeleri
çıkarmalarının ve ihtiyaçlarını bu yönergeler bağlamında açıklık ve rekabet
sağlanarak karşılamalarının nedeni budur. Söz konusu olan kamu kurum ve
kuruluşları ise, ihtiyaçların saydamlık içinde ve rekabetçi koşullarda
karşılanması, sadece bütçe kaynaklarını etkili, verimli ve tutumlu
kullanmanın değil, aynı zamanda kamu yararının da gereğidir. Nitekim, bu husus, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun
İlkeler başlıklı 2 nci maddesinin birinci
fıkrasında, “Bu Kanunun yürütülmesinde, ihtiyaçların en iyi şekilde, uygun
şartlarla ve zamanında karşılanması ve ihalede açıklık ve rekabetin sağlanması
esastır.” şeklinde hüküm altına alınırken; 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun
Temel ilkeler başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında ise, “İdareler,
bu Kanuna göre yapılacak ihalelerde; saydamlığı, rekabeti, eşit muameleyi,
güvenirliği, gizliliği, kamuoyu denetimini, ihtiyaçların uygun şartlarla ve
zamanında karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamakla
sorumludur.” şeklinde düzenlenmiştir.
TBMM, genel bütçe kapsamındadır ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa
tabidir. Diğer ihtiyaçlarının karşılanmasında olduğu gibi, sorumluluğundaki
tarihî bina ve objelerin onarımları ve restorasyonları
ile çevre düzenlemesine ilişkin mal ve hizmet alımları ile münhasıran özel
ihtisas gerektiren konularda TBMM Başkanınca mütalaa ve hukuki hizmet satın
alma işlerinin kalitesinin standartlara uygun, maliyetinin rekabetçi
fiyatlarla olmasında ve dolayısıyla ihtiyaçlarının giderilmesinin, piyasada
faaliyet gösteren çok sayıdaki firma arasından kayırmacılığa kapalı eşit
muamele şartlarında, saydam ve rekabetçi koşullarda karşılanmasında kamu
yararı bulunmaktadır.
Anayasanın 2 nci maddesinde hukuk devleti
ilkesi Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılmıştır. Hukuk devleti,
siyasal iktidarı hukukla sınırlayarak ve Devlet etkinliklerinin düzenli ve
yeknesak bir şekilde sürdürülebilmesi için hukuksal alt yapıyı kurarak
yönetimde istikrarı sağlar. Bu istikrarın özü hukuki güvenlik ve
öngörülebilirliktir. Kamusal faaliyetlerde hukuki güvenlik ve
öngörülebilirlik sağlanabilmesi ise, konulan kuralların genel, soyut, açık
ve anlaşılabilir olmalarına bağlıdır. Tarihî bina ve objelerin onarımları
ve restorasyonları ile çevre düzenlemesine ilişkin
mal ve hizmet alımları ile münhasıran özel ihtisas gerektiren mütalaa ve
hukuki hizmet satın alma işleri, Devletin bütün kurum ve kuruluşlarında
aynı normlara bağlı iken, TBMM Başkanlığı tarafından yapılır veya
yaptırılınca, 4734 sayılı Kanundaki usul ve esaslardan istisna tutulması
hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Hukuk devleti olmanın bir başka göstergesi ise “yasaların genelliği”
ilkesine uyulmasıdır. Yasaların genelliği ilkesi, özel, aktüel ve geçici
bir durumu gözetmemeyi, belli bir kişi, grup veya kurumu hedef almamayı ve
aynı durumlar için aynı kuralların uygulanmasını zorunlu kılar. Aynı
onarım, restorasyon ve çevre düzenlemesi işlerinin
TBMM Başkanlığı tarafından ihale edilince farklı kurallara tabi olması,
yasaların genelliği ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırılık
oluşturur.
Yasalar, kamu yararını gerçekleştirmeyi hedeflemek durumundadır. Bir
yasa kuralının konulmasında, kamu yararının bulunduğunun kabul edilebilmesi
için, toplumun tamamına yönelik yararlar sağlamayı amaçlaması gerekir.
Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti
ilkesi, yasaların kamu yararına dayanması öğesinin yanında, yasama organı
tarafından konulacak kurallarda, adalet ve hakkaniyet ölçülerinin de göz
önüne alınmasını gerekli kılar. Aynı onarım ve restorasyon
işinin TBMM Başkanlığı tarafından ihale edilince, 4734 sayılı Kanundaki
saydamlığı ve rekabeti öngören esas ve usullerle sınırlayıcı hükümlere tabi
olmaması gibi kamu yararına sonuç doğurmayan, kamu hizmetlerinin
nitelikleriyle bağdaşmayan, adalet anlayışına aykırı ve makul olmayan bir
düzenlemenin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmazlığı çok açıktır.
Öte yandan, sorumluluğundaki tarihî bina ve objelerin onarımları ve restorasyonları ile çevre düzenlemesine ilişkin mal ve
hizmet alımları ile münhasıran özel ihtisas gerektiren konularda TBMM
Başkanınca mütalaa ve hukuki hizmet satın alma işlerinin, 4734 sayılı
Kanunun kapsamından çıkarılması, 4734 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde
belirtilen “eşit muamelede bulunma” yükümlülüğünü ortadan kaldıracağı için,
bu durum Anayasanın 10 uncu maddesindeki eşitlik ilkesine de aykırıdır.
Ayrıca, kamu kurum ve kuruluşları ile kamu hizmetlerini esas alan
kurallarda, yasama organı kamu yararı yanında, Anayasanın 126 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında belirtildiği üzere
kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyumu da gözetmek durumundadır.
4734 sayılı Kanundaki kamu yararının gerektirdiği ihalelerde saydamlığı,
eşit muameleyi ve rekabeti sağlamaya yönelik sınırlayıcı hükümlerden
kaçınmak için TBMM’nin sorumluluğundaki tarihî bina ve objelerin onarımları
ve restorasyonları ile çevre düzenlemesine ilişkin
mal ve hizmet alımları ile münhasıran özel ihtisas gerektiren konularda
TBMM Başkanınca mütalaa ve hukuki hizmet satın alma işlerinin, saydamlığı,
rekabeti, eşit muameleyi, güvenirliği, gizliliği, kamuoyu denetimini,
ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasını ve kaynakların
verimli kullanılmasını sağlamak kurallarından ayrık tutulması, bir yandan
kamu hizmetinin görülmesinde verimi düşürürken, diğer yandan uyumu da
ortadan kaldıracağından Anayasanın 126 ncı
maddesinin üçüncü fıkrasındaki kuralla bağdaşmamaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere, 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanununun 36 ncı
maddesi, Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 126 ncı maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
8) 6253 Sayılı “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari
Teşkilatı Kanunu”nun 41 inci Maddesinin (7) Numaralı Fıkrasının (b), (c) ve
(ç) Bentleri ile (8), (9), (10) ve (11) Numaralı Fıkralarının Anayasaya
Aykırılığı
6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanununun 41 inci maddesinin (7) numaralı fıkrasının
(b) bendiyle 375 sayılı KHK’ye 11.10.2011 tarihli ve 666 sayılı KHK’nin 1
inci maddesiyle eklenen ek 10 uncu, ek 11 inci ve 2 nci
maddesiyle 2 nci maddesiyle eklenen geçici 14
üncü maddelerindeki “Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği” ibaresi,
“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı” olarak değiştirilmekte;
(c) bendiyle 375 sayılı KHK’ye 666 sayılı KHK’nin 2 nci
maddesiyle eklenen geçici 10 uncu maddesine “(sözleşme ücreti artışları
hariç)” ibaresi eklenmekte; (ç) bendiyle, 375 sayılı KHK’ye 666 sayılı
KHK’nin 2 nci maddesiyle eklenen geçici 14 üncü
maddesine yeni ibare ve fıkralar eklenmekte; (8), (9), (10) ve (11)
numaralı fıkraları ile ise 375 sayılı KHK’ye 666 sayılı KHK ile eklenen
(II), (III), (IV) ve (V) sayılı cetvellerde değişiklikler yapılmaktadır.
11.10.2011 tarihli ve 666 sayılı KHK’nin 1
inci maddesiyle 27.06.1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye
eklenen ek 10 uncu maddesinin birinci fıkrasındaki, “Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreterliği, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği” ibareleri
ile ek 11 inci ve ek 12 nci maddeleri; 2 nci maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye
eklenen geçici 10 uncu maddesi, geçici 11 inci maddesi, geçici 14 üncü
maddesi ve geçici 15 inci maddesi; 5 inci maddesinin (b), (e) ve (j)
fıkraları ile ek 12 nci maddesinin yürürlüğüne
ilişkin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 5 inci maddesinin
(b), (e) ve (j) fıkralarının yürürlüğüne ilişkin 8 inci maddesinin birinci
fıkrasının (d) bendi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekilleri
tarafından Yüksek Mahkemenize 27.01.2012 tarihinde, Anayasanın Başlangıcı
ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 10 uncu, 55 inci, 87 nci
ve 91 inci maddelerine aykırı olduklarından iptali istemiyle iptal davası
açılmıştır.
666 sayılı KHK ile 375 sayılı KHK’ye
eklenen ve 27.01.2012 tarihli İptal Davası Dilekçesi ile iptali istenen
düzenlemeler, Yüksek Mahkemenizce iptal edildiğinde; iptal edilen
hükümlerde, 6253 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin (7) numaralı fıkrasının
(b), (c) ve (ç) bentleri ile (8), (9), (10) ve (11) numaralı fıkralarıyla
yapılan değişiklikler ile eklenen ibare, ifade, bent ve fıkralar hükümsüz
kalacak; asıl düzenleme iptal edilince, iptal edilen düzenlemelerdeki
değişiklikler ile iptal edilen düzenlemeye yapılan eklerin anlamı,
bütünlüğü ve bütün içinde uygulanabilirliği kalmayacak; bu bağlamda
örneğin, 375 sayılı KHK’nin ek 10 uncu maddesindeki, “Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Sekreterliği” ibaresi iptal edildiğinde, iptal edilen söz
konusu ibare yok hükmünde olacağından (iptal edilen düzenlemeye atıfta
bulunularak) “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı”
olarak değiştirilmesi de hukuken geçerli olamayacaktır.
Anayasanın 2 nci maddesinde, Türkiye
Cumhuriyeti'nin hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Cumhuriyetin
nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak
ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu bilincinde olan
devlettir.
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen
hukuk devletinin unsurlarından biri de, vatandaşlarına hukuk güvenliği
sağlamasıdır. Hukuk devleti, tüm eylem ve işlemlerinde yönetilenlere en
güçlü en kapsamlı şekilde hukuksal güvence sağlayan devlettir. Hukukun
üstünlüğünün egemen olduğu bir devlette hukuk güvenliğinin sağlanması,
hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz koşuludur. Hukuk güvenliği ise,
kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik gerektirir. 666
sayılı KHK ile 375 sayılı KHK’ye eklenen ve 27.01.2012 tarihli İptal Davası
Dilekçesi ile iptali istenen düzenlemeler, Yüksek Mahkemenizce iptal
edildiğinde; iptal edilen hükümlerde, 6253 sayılı Kanunun 41 inci
maddesinin (7) numaralı fıkrasının (b), (c) ve (ç) bentleri ile (8), (9),
(10) ve (11) numaralı fıkralarıyla yapılan değişiklik ve eklemelerin,
hukuksal belirliliği ve uygulanabilirliği olmayacağından, iptali istenen
söz konusu düzenlemeler, Anayasanın 2 nci
maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz hale geleceğinden iptali
gerekecektir.
Öte yandan, 666 sayılı KHK’nin 2 nci maddesiyle 375 sayılı KHK’ye eklenen geçici 10 uncu
maddesi ve geçici 14 üncü maddesi ile ekli (II), (III), (IV) ve (V) sayılı
Cetvellerde, 6253 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin (7) nolu
fıkrasının (c) ve (ç) bentleri ile (8), (9), (10) ve (11) nolu fıkralarında yapılan değişiklik ve eklemelerle,
666 sayılı KHK ile yapılan eşitsizlik ve adaletsizlikler devam
ettirilmektedir.
Bu bağlamda, 31 Ocak 2011 tarihli ve 86 sayılı Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlık Divanı Kararı’na göre (EK - 3), örneğin Başkan
Müşavirinin ek göstergesi 6400 iken, 6253 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin
(10) numaralı fıkrası ile 4800’e, hukuk müşavirininki 6100’den 3000’e
düşürülmektedir. Dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari
Teşkilatı kadrolarında 15 Ocak 2012 tarihinden önce çalışan Başkan
Müşavirinin ek göstergesi 6400 olurken; bu tarihten sonra atanan Başkan
Müşavirinin ek göstergesi ise 4800 olacak ve böylece aynı anda görev yapan
Başkan Müşavirlerinin mali ve sosyal haklarında eşitsizlik oluşmaktadır. Bu
durum iptali istenen bütün düzenlemeler için geçerlidir.
Anayasanın 10 uncu maddesinde, kanun
önünde eşitlik ilkesi düzenlenmiş ve son fıkrasında, Devlet organları ile
idari makamların bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun
hareket etmek zorunda oldukları kuralına yer verilirken; 55 inci maddesinde
ise, Devletin çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde
etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli önlemleri
alacağından söz edilmiştir.
Aynı işi, aynı kurumda aynı dereceli kadro görev unvanı ile yapan
Devlet memurları arasında, yüzde ellinin de üzerinde eşitsizlik ve
adaletsizlikler yaratılması Anayasanın 10 uncu ve 55 inci maddelerine
aykırıdır.
Yukarıda açıklandığı üzere 01.12.2011 tarihli ve 6253 sayılı Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanununun 41 inci
maddesinin (7) numaralı fıkrasının (b), (c) ve (ç) bentleri ile (8), (9),
(10) ve (11) numaralı fıkraları, Anayasanın 2 nci
ve 10 uncu maddelerine aykırı olduğundan iptalleri gerekir.
III.
YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
1- Hiç kamu hizmetinde bulunmamış, kamu
görevi yürütmemiş, statü hukukuna tabi şekilde memur olarak çalışmamış özel
sektör çalışanlarının TBMM İdari Teşkilatında Genel Sekreter, Genel
Sekreter Yardımcısı, Daire Başkanlığı gibi görevlere atanacak olması,
yürütülen kamu hizmetlerinde ileride telafisi olmayan bozulma ve yozlaşmalara
yol açacak, kamu hizmetleri kamu hukukunun ve kamu yönetiminin gereği olan
kamu yararından kopacaktır.
2- Yasama Uzmanlığı ve Stenograflık gibi
kariyer mesleklerin tamamlayıcısı ya da uzantısı görevler olmamasına
rağmen, Başkan Yardımcılığı, Başkanlık ve Genel Sekreter Yardımcılığı gibi
sevk ve idare görevlerinin Uzman ve Stenografların tekeline verilmesi,
hukukun kabul edemeyeceği eşitsizlikler yaratarak, söz konusu görevleri
yürütme yeterliliğine sahip olan kamu görevlilerinin ileride telafisi
olmayan zararlara uğramasına yol açacaktır.
3- TBMM Başkanlığı İdari Teşkilatındaki
belirli sevk ve idare görevlerine Yasama Uzmanı ve Stenografların
atanmasının güvence altına alınması ve TBMM İdari Teşkilatında Başkan
Yardımcısı kadrosunun altı görevlere kamu kurum ve kuruluşlarından naklen
personel geçişinin yasayla kapatılması yoluyla kamu kurum ve kuruluşlarındaki
bilgi, birikim, deneyim ve uzmanlıkların, TBMM’nin asli yasama ve denetim
görevlerinin gerektirdiği teknik ve altyapı desteğine dönüşmesinin
engellenmesi, yasama ve denetim faaliyetlerinin kalitesini olumsuz
etkileyecek ve bundan tüm toplum zarar görecektir.
4- TBMM Başkanlığı İdari Teşkilatı kadrolarında çalışan memurların,
esas ve usuller belirlenmeden ve hiçbir ölçü ve kriter
getirilmeden İdare ile TBMM Başkanlık Divanının iradesiyle diğer kamu kurum
ve kuruluşlarına atanacak olmaları, memurların kazanılmış haklarını ve
hukuk güvenliklerini ortadan kaldırarak ileride telafisi olmayan zarar ve
ziyanlarının ortaya çıkmasına neden olacaktır.
5- Temel ilkeler konulmadan, esaslar
belirlenmeden, çerçeve çizilmeden TBMM İdari Teşkilatı personelinin
uluslararası kuruluşlarda görevlendirilmelerine ilişkin esas ve
usullerinin, görevlendirileceklerde aranacak niteliklerin,
görevlendirilenlerin mali, sosyal ve diğer özlük haklarının belirlenmesi
yetkisinin idareye bırakılması, Anayasanın 7 inci ve 128 inci maddelerine
aykırı olmanın yanında, yurt dışı görevlendirmelerde haksızlık,
adaletsizlik ve eşitsizliklere yol açarak çalışma barışını bozacak ve
çalışanlar arasında huzursuzlukları teşvik ederek verimlilik ve etkinliği
de bozarak ileride telafisi olmayan zarar ve ziyanlara yol açacaktır.
6- İktidarda bulunan siyasi parti ve parti
grupları, hükümet etmenin gereği olarak kamu bürokrasisindeki özel bilgi ve
uzmanlıklardan sınırsız bir şekilde ve kurumsal düzeyde yararlanırken;
muhalefet partilerinin söz konusu özel bilgi ve uzmanlıktan
yararlanmalarının tek yolu olan özel bilgi ve uzmanlığa sahip personeli
istihdam etmelerine olanak sağlayan 2919 sayılı Yasadaki mali ve sosyal
haklara ilişkin düzenlemenin yürürlükten kaldırılarak, TBMM İdari Teşkilatında
geçici görevlendirmelerde teşvik edici mali ve sosyal ödeme
yapılmayacağının hüküm altına alınması, yasama ve denetim sürecine katılma
ve katkı sağlamada iktidar ile muhalefet partileri arasında niteliksel
eşitsizliğe yol açacak ve bunun sonuçlarından tüm toplum olumsuz yönde
etkilenecektir.
7- TBMM Başkanlığı İdari Teşkilatının sorumluluğundaki tarihî bina ve
objelerin onarımları ve restorasyonları ile çevre
düzenlemesine ilişkin mal ve hizmet alımları ile münhasıran özel ihtisas
gerektiren konularda TBMM Başkanınca mütalaa ve hukuki hizmet satın alma
işlerinin, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun kapsamından çıkarılması
yoluyla, ihtiyaçların giderilmesinin piyasada faaliyet gösteren çok
sayıdaki firma arasından kayırmacılığa kapalı eşit muamele şartlarında,
saydam ve rekabetçi koşullarda karşılanmasının ve dolayısıyla kalitesinin
standartlara uygun ve fiyatlarının rekabetçi olmasının engellenmesinin
ileride telafisi olmayan zarar ve ziyanlara yol açacağı ve bundan kamunun
zarar göreceği açık bir husustur.
8- Kamu görevlilerinin kazanılmış haklarının ellerinden alınması ve
aynı işi yapan kamu görevlileri arasında hukukun kabul edemeyeceği
eşitsizlik ve adaletsizlikler yaratılması, kamu görevlilerinin ileride
telafisi olmayan zarar ve ziyanlarına neden olacaktır.
Öte
yandan, Anayasal düzenin hukuka aykırı kural ve düzenlemelerden en kısa
sürede arındırılması, hukuk devleti olmanın en önemli gerekleri arasında
sayılmaktadır. Anayasaya aykırılıkların sürdürülmesi, özenle korunması
gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyecektir. Hukukun üstünlüğünün
sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında
sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesi hukuk devleti yönünden
giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacaktır.
Bu zarar
ve durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan ve
iptali istenen hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin
de durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
IV. SONUÇ
VE İSTEM
18.12.2011 tarihli ve 28146 sayılı
Resmi Gazetede yayımlanan, 01.12.2011 tarihli ve 6253 sayılı Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanununun;
1) 29 uncu
maddesinin (2) numaralı fıkrası ile (4) numaralı fıkrasında yer alan, “… ve/veya özel …” ibareleri, Anayasanın 2 nci ve 128 inci maddelerine;
2) 29 uncu
maddesinin (5) numaralı fıkrası, Anayasanın
2 nci, 10 uncu ve 70 inci maddelerine;
3) 29 uncu
maddesinin (6) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “… veya naklen …” ibaresi, Anayasanın 2 nci ve 10 uncu maddelerine;
4) 29 uncu
maddesinin (9) numaralı fıkrası ile geçici 2 inci maddesinin (10) numaralı
fıkrasının birinci tümcesinde parantez içinde yer alan “(bu tutar sabit bir
değer olarak esas alınır)” ifadesi ile “… farklılık
giderilinceye kadar …” ifadesi, Anayasanın
2 nci, 10 uncu, 36 ncı,
70 inci ve 128 inci maddelerine;
5) 29 uncu
maddesinin (10) numaralı fıkrasının ikinci tümcesi, Anayasanın 7 inci ve
128 inci maddelerine;
6) 30 uncu
maddesinin (5) numaralı fıkrasının “Bu personele mali ve sosyal haklar
kapsamında ayrıca bir ödeme yapılmaz.” şeklindeki ikinci cümlesi ve (8)
numaralı fıkrasının “Bu personele mali ve sosyal haklar kapsamında ayrıca
bir ödeme yapılmaz.” şeklindeki son cümlesi ile geçici 10 uncu maddesinin
(4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesindeki “… uyarınca
istihdam edilemeyecekler …” ibaresi ile “… 24 üncü Yasama Dönemi sonuna kadar …” ibaresi, Anayasanın 2 nci
ve 10 uncu maddelerine;
7) 36 ncı maddesi, Anayasanın
2 nci, 10 uncu ve 126 ncı
maddelerine;
8) 41 inci
maddesinin (7) numaralı fıkrasının
(b), (c) ve (ç) bentleri ile (8), (9), (10) ve (11) numaralı
fıkraları, Anayasanın 2 nci ve 10 uncu maddelerine;
aykırı olduklarından iptallerine ve uygulanmaları halinde
giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davası
sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine
ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz. 15 Şubat 2012”
II- YASA
METİNLERİ
A- İptali
İstenilen Yasa Kuralları
6253 sayılı Kanun’un dava konusu kuralların da yer aldığı
maddeleri şöyledir:
“MADDE
29- (1) Genel Sekreter, Genel Sekreter yardımcıları, TBMM Başkan başmüşavirleri, TBMM Başkan müşavirleri ve Özel Kalem
Müdürü doğrudan, diğer personel ise Genel Sekreterin teklifi üzerine TBMM
Başkanı tarafından atanır. TBMM Başkanı, atama yetkisini Genel Sekretere
devredebilir.
(2) Genel
Sekreter ve Genel Sekreter Yardımcısı olarak atanabilmek için
üniversitelerin dört yıllık eğitim veren fakültelerinden ya da bunlara
denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt dışındaki yükseköğretim
kurumlarından mezun olmak ve en az on iki yıl kamu ve/veya özel
sektörde çalışmış olmak zorunludur.
(3) Başkan
olarak atanabilmek için üniversitelerin en az dört yıllık eğitim veren
fakültelerinden ya da bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından
kabul edilen yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak ve en
az on iki yıl kamu hizmeti yapmış olmak zorunludur. Başkan Yardımcısı
olarak atanabilmek için bu fıkrada belirtilen eğitim şartını taşımak
kaydıyla, askerlikte geçen süreler dâhil; en az on yıl veya yüksek lisans
yapmış olanlar için en az dokuz yıl kamu hizmeti yapmış olmak zorunludur.
(4) Milli
Saraylardan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve bu Genel Sekreter
Yardımcısına bağlı başkanlıkların Başkanlığına atanabilmek için en az on
iki yıl kamu ve/veya özel sektörde çalışmış olmak, Başkan
Yardımcılığına atanabilmek için askerlikte geçen süreler dâhil en az on yıl
kamu ve/veya özel sektörde çalışmış olmak zorunludur. Bu fıkrada
belirtilen süreler hesaplanırken altı yılı aşmamak kaydıyla yüksek lisans
ve doktorada geçen sürelerin tamamı dikkate alınır. Milli Saraylardan
Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı, Müzecilik ve Tanıtım Başkanlığı ile
Restorasyon ve Teknik Uygulamalar Başkanlığına Başkan olarak atanabilmek
için müzecilik, restorasyon ve tarih gibi
alanlarda çalışmış veya bu alanlarda tecrübe sahibi olmak koşulu aranır.
(5) Yasama
ve Denetim Hizmetlerinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı, bu Genel
Sekreter Yardımcısına bağlı başkanlıklarda ve Araştırma Hizmetleri
Başkanlığında başkanlık veya başkan yardımcılığı yapanlar veya yapmış
olanlar arasından atanır. Kanunlar ve Kararlar, Bütçe ve Araştırma
Hizmetleri başkanlıklarının başkan ve başkan yardımcıları, İdari Teşkilatta
yasama uzmanı olarak görev yapanlar veya yapmış olanlar arasından, Tutanak
Hizmetleri Başkanlığının Başkan ve Başkan yardımcıları stenograf olarak
görev yapanlar veya yapmış olanlar arasından atanır.
(6) İdari
Teşkilatın kadrolarına aşağıda sayılanlar ile TBMM Başkanlığı tarafından
açılan sınavlar sonucuna göre yapılacak atamalar dışında açıktan veya
naklen atama yapılamaz:
a) Genel
Sekreter
b) İdari,
Mali ve Teknik Hizmetlerden, Bilgi ve Bilişim Hizmetlerinden ve Milli
Saraylardan Sorumlu Genel Sekreter yardımcıları
c)
Milletvekili Hizmetleri Başkanlığı hariç, İdari, Mali ve Teknik
Hizmetlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısına bağlı başkanlıkların
başkanları
ç)
Araştırma Hizmetleri Başkanlığı hariç, Bilgi ve Bilişim Hizmetlerinden
Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısına bağlı başkanlıkların başkanları
d) Milli
Saraylardan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısına bağlı başkanlıkların başkan
ve başkan yardımcıları
e) Özel
Kalem Müdürü ve Müdür yardımcıları
f) Hukuk
Hizmetleri Başkanlığının Başkanı
g) Dış
İlişkiler ve Protokol Başkanlığının Başkanı
ğ) Strateji
Geliştirme Başkanlığının Başkan ve Başkan yardımcıları
h) Hukuk
müşavirleri
ı) Mali
hizmetler uzmanları
i) İç
denetçiler
(7) Altıncı
fıkrada sayılanlar hariç olmak üzere memuriyete ilk defa İdari Teşkilat
kadrolarında başlayacak olanlar, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi
tarafından yapılan sınavda başarılı olanlar arasından sınavla seçilir. Bu
şekilde atanacaklarda aranacak özel şartlar ve sınavlar ile atamaya ilişkin
usul ve esaslar Başkanlık Divanınca çıkarılacak bir yönetmelikle
düzenlenir. Milli Saraylardan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısına bağlı
birimlerde bakım, onarım ve restorasyon işlerinde
zanaatkâr olarak çalıştırılacaklarda ilgili kurumlar tarafından verilen
çıraklık, kalfalık ve ustalık belgeleri aranır, ayrıca sınav şartı aranmaz.
(8) İdari
Teşkilatta, toplam kadro sayısının yüzde yirmisini geçmemek üzere, 657
sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) ve (C) fıkralarına göre sınavla
alınmak suretiyle sözleşmeli ve geçici personel çalıştırılabilir. Bu
şekilde çalıştırılacaklarda aranacak nitelikler, yapılacak sınavın şekli ve
konuları ile bunların çalışma usul ve esasları Başkanlık Divanınca
belirlenir. Milli Saraylardan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısına bağlı
birimlerde bu fıkrada belirtilen sınırlamaya tabi olmaksızın 657 sayılı
Kanunun 4 üncü maddesinin (C) fıkrasına göre restorasyon
işlerinde en fazla 400 personel çalıştırılabilir.
(9) İdari
Teşkilat kadrolarındaki herhangi bir personelin (bu Kanunun 31 ve 32 nci maddesi kapsamında bulunan personel hariç) diğer
kamu kurum ve kuruluşlarına atanmasına ihtiyaç duyulması ve Başkanlık
Divanınca bu konuda karar alınması hâlinde; atamaya ilişkin talep TBMM
Başkanlığınca, Devlet Personel Başkanlığına bildirilmek üzere Başbakanlığa
gönderilir. Devlet Personel Başkanlığı personelin atanacağı kurum ve
kuruluş ile kadro görevini tespit eder. İlgili kurum ve kuruluşlar atama
işlemlerini genel hükümlere göre yaparlar. Ancak bu personelin ataması
Ankara’daki kamu kurum ve kuruluşlarından veya talep etmeleri hâlinde talep
ettikleri ildeki kamu kurum ve kuruluşlarından birine yapılır.
(10) İdari
Teşkilat personeli TBMM Başkanlığınca uluslararası kuruluşlarda
görevlendirilebilir. Bu şekilde görevlendirilenlerin; niteliği, mali,
sosyal ve diğer özlük hakları ile görevlendirme usul ve esasları TBMM Başkanlığınca
belirlenir.
(11) İdari
Teşkilat kadrolarında bulunan personel hakkında bu Kanunda belirtilen özel
hükümler dışında 657 sayılı Kanunun istisnai memuriyet hakkındaki hükümleri
uygulanır.
MADDE 30- (1) TBMM’nin faaliyetleri ile ilgili alanlarda TBMM Başkanına
danışmanlık yapmak üzere, kadro şartı aranmaksızın ve diğer kanunların
sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın
sözleşmeli olarak beş TBMM Başkan danışmanı çalıştırılabilir. Bu kapsamda
çalıştırılanlara, (60.000) ila (100.000) gösterge rakamının memur aylık
katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık sözleşme ücreti hak
edildikçe ödenir ve sözleşme ücreti dışında mali ve sosyal haklar
kapsamında herhangi bir ad altında ödeme yapılmaz. Bu şekilde
çalıştırılacak personelin sözleşme ücreti ile sözleşme usul ve esasları tam
veya kısmi zamanlı çalıştırılacak olması dikkate alınarak TBMM
Başkanlığınca belirlenir.
(2) Yasama
faaliyetleri ile ilgili özel bilgi ve ihtisas gerektiren konularda siyasi
parti grup başkanlıklarında kadro şartı aranmaksızın ve diğer kanunların
sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın
sözleşmeli personel çalıştırılabilir. Bu kapsamda her siyasi parti grubunda
on grup danışmanı, yirmi beş büro görevlisi ve TBMM’de grubu bulunan her
bir siyasi parti için, her bir siyasi parti grubunun milletvekili sayısının
yüzde onu oranında ilave büro görevlisi çalıştırılabilir. Bunlardan grup
danışmanına (85.000), büro görevlisine (73.000) gösterge rakamının memur
aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık sözleşme ücreti
hak edildikçe ödenir. Bu kapsamda çalıştırılan personele sözleşme ücreti
dışında mali ve sosyal haklar kapsamında herhangi bir ad altında ödeme
yapılmaz.
(3) Yasama
faaliyetlerinde milletvekillerine yardımcı olmak üzere kadro şartı
aranmaksızın ve diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması
hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın her milletvekili için bir danışman,
bir ikinci danışman ve ilave bir personel sözleşmeli olarak
çalıştırılabilir. Danışmanın en az iki yıllık yükseköğretim ya da bunlara
denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt dışındaki
yükseköğretim kurumlarından, ikinci danışmanın en az liseden ve diğer
personelin en az ilkokuldan mezun olması ve ikinci danışmanın kamu kurum ve
kuruluşları ile kamu tüzel kişiliğini haiz kurumların personeli olması
zorunludur. Bu kapsamda çalıştırılanlardan; danışmana (83.500), ikinci
danışmana (73.000) ve diğer personele ise (63.000) gösterge rakamının memur
aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık sözleşme ücreti
hak edildikçe ödenir. Bu kapsamda çalıştırılan tüm personele sözleşme
ücreti dışında mali ve sosyal haklar kapsamında herhangi bir ad altında
ödeme yapılmaz.
(4) İkinci,
üçüncü ve beşinci fıkra uyarınca sözleşmeli olarak çalıştırılacak tüm
personelin sözleşme usul ve esasları Başkanlık Divanınca belirlenir.
(5) Kamu
kurum ve kuruluşları ile kamu tüzel kişiliğini haiz kurumlarda çalışanlar
aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve
yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla kurumlarının ve kendilerinin
muvafakati ile bu maddenin bir ila üçüncü fıkraları kapsamında TBMM’de
görevlendirilebilirler. Bu personele mali ve sosyal haklar kapsamında
ayrıca bir ödeme yapılmaz. Bu kapsamdaki personel ilgili mevzuatında
yer alan süre sınırlamalarına tabi olmaksızın ihtiyaç duyulan hizmet
süresince kurumlarından aylıksız izinli olarak da bu madde hükümleri
uyarınca TBMM’de görevlendirilebilir. Aylıksız izinli çalışanlara
çalıştıkları görev unvanları dikkate alınarak birinci, ikinci ve üçüncü
fıkra hükümleri uyarınca ödeme yapılır ve bunların sosyal güvenlik kurumu
ile ilişkileri kendi kurumlarındaki statüleri dikkate alınarak devam
ettirilir. TBMM Başkanlığının bu konudaki talebi ilgili kurum ve
kuruluşlarca ivedilikle sonuçlandırılır. Bu personelin TBMM’de çalıştıkları
süre, varsa mecburi hizmetlerine sayılır ve bunlara TBMM’de çalıştıkları
süre karşılığında herhangi bir mecburi hizmet yükletilmez. Bunlardan
aylıksız izinli olarak çalıştırılanların TBMM Başkanlığında geçen süreleri
kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinde değerlendirilir ve bu süreler
terfi ve emekliliklerinde hesaba katılır. Terfileri başkaca bir işleme
gerek duyulmadan süresinde yapılır. İdari Teşkilat kadro veya
pozisyonlarında bulunan personel de ikinci ve üçüncü fıkrada belirtilen
sayılar aşılmamak kaydıyla aylıksız izinli olarak bu fıkralarda belirtilen
görev unvanlarında çalıştırılabilirler. Bunlardan 27/6/1989
tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 14 üncü maddesi
kapsamında bulunanların, geçici 14 üncü maddedeki hakları saklıdır.
(6) Bu madde uyarınca çalıştırılan TBMM Başkan danışmanlarının
sözleşme veya görevlendirmeleri TBMM Başkanının görev süresinin sona
erdiği, grup danışmanları ve büro görevlilerinin sözleşme veya
görevlendirmeleri siyasi parti gruplarının ilgili yasama dönemi içinde grup
kurma hakkını kaybettiği, danışman, ikinci danışman ve ilave personelin
sözleşme veya görevlendirmeleri milletvekilinin ilgili yasama dönemi içinde
milletvekilliği sıfatını kaybettiği tarihte veya tüm sayılanlar açısından
milletvekili genel seçimlerinin ardından yapılan ilk seçimle TBMM Başkanının
seçildiği tarihte hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona ermiş sayılır. Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu tüzel kişiliğini haiz kurumların
personeli bu fıkrada sayılan hallerde hiçbir işleme gerek kalmaksızın kendi
kurumlarındaki kadro veya pozisyonlarına dönerler.
(7) Bu
madde uyarınca, aylıksız izinli olanlar hariç, sözleşmeli olarak
çalıştırılacak tüm personel, 31/5/2006 tarihli ve
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır.
(8) Gerekli hallerde TBMM Başkanlığının talebi üzerine kamu kurum ve
kuruluşları ile kamu tüzel kişiliğini haiz kurumlarda çalışanlar aylık,
ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve
yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla kurumlarının ve kendilerinin
muvafakati ile bu maddenin diğer fıkra hükümlerine tabi olmaksızın TBMM’de
görevlendirilebilirler. Bu personele mali ve sosyal haklar
kapsamında ayrıca bir ödeme yapılmaz.
MADDE 36- (1) TBMM Başkanlığının sorumluluğundaki tarihî bina ve objelerin
onarımları ve restorasyonları ile çevre düzenlemesine ilişkin mal ve hizmet
alımları ile münhasıran özel ihtisas gerektiren konularda TBMM Başkanınca
mütalaa ve hukuki hizmet satın alma işleri 4/1/2002
tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın
Başkanlık Divanınca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde
gerçekleştirilir.
MADDE 41-
…
(7) 375
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin;
a) Ek 5
inci maddesinde geçen “13/10/1983 tarihli ve 2919
sayılı Kanun” ibaresi “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari
Teşkilatı Kanunu” şeklinde değiştirilmiştir.
b) Ek 10
uncu, ek 11 inci ve geçici 14 üncü maddelerinde yer alan “Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Sekreterliği” ibaresi “Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı” şeklinde değiştirilmiştir.
c) Geçici
10 uncu maddesinin birinci fıkrasına “belirlemelerde” ibaresinden sonra
gelmek üzere “(sözleşme ücreti artışları hariç)” ibaresi eklenmiştir.
ç) Geçici
14 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “personelin” ibaresinden
sonra gelmek üzere “(Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışanlar hariç,
İçişleri Bakanlığınca tahsis edilen polis kuvvetine mensup personel ile
mevzuatı uyarınca görevlendirilmiş personel dahil)”
ibaresi ile fıkraya “Geçici 12 nci ve geçici 16 ncı madde hükümleri bu madde kapsamındaki personel
hakkında uygulanmaz.” cümlesi ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“Bu madde
kapsamına giren personelden kadro unvanları (II) ve (III) sayılı cetvelde
yer alanların, uygulanmasına devam olunan mevzuat hükümlerine göre mali
haklar kapsamında fiilen yapılması öngörülen her türlü ödemeler toplamı net
tutarının, herhangi bir nedenle ek 10 uncu maddeye göre ödenmesi öngörülen
ücret ve tazminat toplamı net tutarına eşit duruma geldiği veya daha düşük
kaldığı tarihten itibaren bunların mali hakları ek 10 uncu maddeye göre
belirlenir.
Bu madde
kapsamına giren personelden (II) ve (III) sayılı cetvellerde kadro
unvanları sayılmayanların, uygulanmasına devam olunan mevzuat hükümlerine
göre mali haklar kapsamında fiilen yapılması öngörülen her türlü ödemeler
toplamı net tutarının, herhangi bir nedenle ek 9 uncu madde uyarınca ek
ödeme yapılan emsali personel için kadrosuna bağlı olarak yapılan fiili
ödemeler net tutarıyla eşit duruma geldiği veya daha düşük kaldığı tarihten
itibaren bunlar, ek 9 uncu madde uyarınca yapılan ek ödemeden aradaki fark
tutarı kadar yararlandırılırlar.”
(8) 375
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (II) sayılı cetvelin; 1 numaralı
sırasında yer alan “Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri” ibaresi
“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Genel Sekreteri” şeklinde, 3
numaralı sırasında yer alan “Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreter
Yardımcısı” ibaresi “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Genel Sekreter
Yardımcısı,” şeklinde, 4 numaralı sırasında yer alan “Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkan Başmüşaviri ve Daire Başkanı”
ibaresi “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Başmüşaviri,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Başkanı” şeklinde,
5 numaralı sırasında yer alan “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan
Müşaviri” ibaresi “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Müşaviri, Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Başkan Yardımcısı”
şeklinde, 7 numaralı sırasında yer alan “Cumhurbaşkanlığı ve Türkiye Büyük
Millet Meclisinde birim yöneticisi konumundaki Müdürler,” ibaresi
“Cumhurbaşkanlığında birim yöneticisi konumundaki Müdürler, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatındaki Müşavirler” şeklinde
değiştirilmiştir.
(9) 375
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (III) sayılı cetvelin 1 numaralı
sırasında yer alan “ile uzman stenograf” ibaresi cetvelden çıkarılmıştır.
(10) 375
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (IV) sayılı cetvelin; başlığı
“Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı Personeli Ek Göstergeleri” şeklinde, “I- Genel
İdare Hizmetleri Sınıfı” bölümünün; (ç) bendi “Devlet Denetleme Kurulu
Üyesi, Başdanışmanlar ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Başmüşavirleri, Başkan, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem
Müdürü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Başkanı ve
Özel Kalem Müdürü” şeklinde değiştirilmiş, bölüme aşağıdaki bent (d) bendi
olarak eklenmiş, diğer bentler teselsül ettirilmiş ve mevcut (d) ve (e)
bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
|
d)
Başkan Müşaviri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı
Başkan Yardımcısı
|
1
|
4800
|
|
e)
Danışman, Devlet Denetleme Kurulu Sekreteri, Müdür, Genel Müdür Özel
Kalem Müdürü
|
1
|
3600
|
|
f)
Müşavir, Hukuk Müşaviri, Müdür Yardımcısı, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı Özel Kalem Müdürü
|
1
|
3000
|
(11) 375
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (V) sayılı cetvelin; başlığı
“Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı Personeli Makam Tazminatı Göstergeleri” şeklinde
değiştirilmiş, 5 numaralı sırasında yer alan; “I. Hukuk Müşaviri,” ibaresi
cetvelden çıkarılmış, “Cumhurbaşkanlığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde
birim yöneticisi konumundaki Müdürler” ibaresi “Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Başkan Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığında
birim yöneticisi konumundaki Müdürler” şeklinde değiştirilmiştir.
GEÇİCİ
MADDE 2- (1) Bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihte TBMM Genel Sekreterliğinde; Genel Sekreter, Genel
Sekreter Yardımcısı, Daire Başkanı, I. Hukuk Müşaviri, Daire Başkan
Yardımcısı, Müdür, Müdür Yardımcısı, Avrupa Parlamentosu Nezdinde
Parlamento Temsilcisi, Şube Müdürü, İdari Şube Müdürü, Saray Müdürü, Saray
Müdür Yardımcısı, Grup Başkanı, İşletme Müdürü, Fabrika Müdürü ve Personel
Müdürü unvanlı kadrolarda bulunanların görevleri hiçbir işleme gerek
kalmaksızın sona ermiş sayılır. Bu fıkra uyarınca görevi sona erenler ile
bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte TBMM Genel Sekreterliğinde; Başkan Başmüşaviri, Başkan Müşaviri ve Müşavir unvanlı
kadrolarda bulunanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte bulundukları
kadro dereceleriyle hiçbir işleme gerek kalmaksızın ekli (2) sayılı listede
yer alan aynı unvanlı, Avrupa Parlamentosu Nezdinde Parlamento Temsilcisi
ise Müdür Yardımcısı unvanlı şahsa bağlı kadrolara atanmış sayılırlar. Bu fıkrada sayılanlar TBMM Başkanlığınca ihtiyaç duyulan işlerde
görevlendirilebilir. Bunlardan talepte bulunanlar İdari Teşkilatta
durumlarına uygun başka kadrolara da atanabilirler.
(2) Birinci fıkrada belirtilenler, bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önceki kadrolarının sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye,
her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, temsil tazminatı, görev
tazminatı, özel hizmet tazminatı, ek ücret, ek ödeme, fazla çalışma ücreti
ve benzeri adlar altında yapılan her türlü ödemelerini yapılacak artışlarla
birlikte almaya devam ederler. Bu fıkrada
belirtilen ödemeler Avrupa Parlamentosu Nezdinde Parlamento Temsilcisine
ekli (2) sayılı listede yer alan Müdür Yardımcısı unvanlı kadro emsal
alınarak ödenmeye devam olunur.
(3) Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte TBMM Genel Sekreterliği kadrolarında
bulunan personelden birinci fıkra dışında kalanlar, bulundukları kadro
dereceleriyle hiçbir işleme gerek kalmaksızın ekli (1) sayılı listede yer
alan aynı unvanlı TBMM Başkanlığı İdari Teşkilatı yeni kadrolarına atanmış
sayılırlar.
(4) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte TBMM Genel Sekreterliğinde
Uzman Yardımcısı unvanlı kadrolarda bulunanlar ile Uzman unvanlı kadrolarda
bulunanlardan mesleğe özel yarışma sınavı ile Uzman Yardımcısı olarak
alınan, 31 inci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen eğitim
şartını taşıyan ve hazırladıkları uzmanlık tezinin kabulünden sonra
uzmanlığa atanmış olanlar ile TBMM Genel Sekreterliğinde Uzman unvanlı
kadrolarda bulunanlardan bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Kanunlar ve
Kararlar Müdürlüğünde görevli olanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte
bulundukları kadro dereceleriyle hiçbir işleme gerek kalmaksızın
durumlarına göre Yasama Uzmanı veya Yasama Uzman Yardımcısı unvanlı
kadrolara atanmış sayılırlar. Bunların
uzman yardımcılığında ve uzmanlıkta geçen süreleri yasama uzman
yardımcılığı ve yasama uzmanlığında geçmiş sayılır.
(5) TBMM
Genel Sekreterliğinde mesleğe özel yarışma sınavı ile Uzman Yardımcısı
olarak alınmış olup Uzman unvanlı kadrolara atandıktan sonra başka
görevlere atananların uzman ve uzman yardımcılığında geçen süreleri yasama
uzman ve yasama uzman yardımcılığında geçmiş sayılır.
(6) Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte TBMM Genel Sekreterliğinde Uzman unvanlı
kadrolarda bulunanlardan bu maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen
şartları taşımayanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte bulundukları
kadro dereceleriyle hiçbir işleme gerek kalmaksızın ekli (2) sayılı listede
yer alan aynı unvanlı şahsa bağlı kadrolara atanmış sayılırlar. Bunlar
hakkında ikinci fıkra hükümleri uygulanır.
(7) Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte TBMM Genel Sekreterliğinde Uzman
Stenograf unvanlı kadrolarda bulunanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihte bulundukları kadro dereceleriyle hiçbir işleme gerek kalmaksızın
ekli (2) sayılı listede yer alan aynı unvanlı şahsa bağlı kadrolara atanmış
sayılırlar. Bunlar hakkında ikinci fıkra hükümleri uygulanır.
(8) Bu
Kanuna ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar, herhangi bir nedenle
boşalması hâlinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.
(9) Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, TBMM Genel Sekreterliğinde Teknisyen
kadrosunda çalışanlardan en az yüksekokul mezunu olup Tekniker unvanını
haiz olanlar hiçbir işleme gerek kalmaksızın bulundukları kadro
dereceleriyle Tekniker unvanlı kadrolara atanmış sayılırlar. Bu fıkra
uyarınca atanmış sayılanlar üçüncü fıkra uyarınca atanmış sayılan aynı ya
da emsali unvanlı personelin her türlü mali ve sosyal hak ve yardımlarından
aynı usul ve esaslar çerçevesinde yararlandırılırlar.
(10) 29 uncu maddenin dokuzuncu fıkrası uyarınca diğer kamu kurum ve
kuruluşlarına atanan personelin yeni kadrolarına atandıkları tarih
itibarıyla eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda almış oldukları
sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net
tutarı), her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, temsil tazminatı,
görev tazminatı, ek ücret, ek ödeme ve benzeri adlar altında yapılan her
türlü ödemeler ile diğer malî hakları toplamının net tutarı (bu tutar
sabit bir değer olarak esas alınır) yeni atandıkları kadrolara ilişkin
olarak yapılan sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye, her türlü zam
ve tazminatlar, makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı, ek
ücret, ek ödeme ve benzeri adlar altında yapılan her türlü ödemeler ile
diğer mali hakları toplamının net tutarından fazla olması hâlinde aradaki
fark tutarı, atandıkları kadrolarda kaldıkları sürece farklılık
giderilinceye kadar herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın
tazminat olarak ödenir.
GEÇİCİ
MADDE 10- (1) TBMM Genel
Sekreterliği veya İdari Teşkilatta istihdam edildikleri sürece, TBMM Genel
Sekreterliği veya İdari Teşkilat kadro veya pozisyonlarında 15/1/2012 tarihine kadar istihdam edilen personelin
(İçişleri Bakanlığınca tahsis edilen polis kuvvetine mensup personel
dâhil), mali ve sosyal hakları hakkında ilgili mevzuatın 2/11/2011
tarihinden önceki hükümleri uygulanır. Bu madde kapsamında bulunanlar
açısından, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 14 üncü maddesinde
uygulanmasına devam olunacağı belirtilen mevzuat hükümleri bu maddede
belirtilen mevzuat hükümleridir.
(2) TBMM Genel Sekreterliği tarafından açılan sınav sonucu stenografi
kursuna katılmaya hak kazanıp bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kursa
devam edenlerden ilgili mevzuatı uyarınca Stenograf Yardımcılığı kadrosuna
atanmaya hak kazanacaklar ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
başlayan Uzman Yardımcılığına alım sürecinde ilgili mevzuatı uyarınca
Yasama Uzman Yardımcılığı kadrosuna atanmaya hak kazanacaklar hakkında da
375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 14 üncü maddesi hükümleri
uygulanır.
(3) Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte TBMM Genel Sekreterliğinde Uzman
Yardımcısı kadrolarında bulunanların yeterlik sınavları ve Yasama Uzmanlığı
kadrolarına atanmaları ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
başlayan Uzman Yardımcılığına alım süreci, bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önceki ilgili mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılır.
(4) 2919
sayılı Kanunun 12 nci maddesi ile ek 1 inci
maddesinin ikinci fıkrası hükümleri bu Kanunun 30 uncu maddesinin yürürlüğe
girdiği tarihe kadar uygulanmaya devam olunur. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihte TBMM Genel Sekreterliğinde bu kapsamda çalıştırılanlardan bu
Kanunun 30 uncu maddesi uyarınca çalıştırılacakların, TBMM’de bu hükümlere
tabi çalışmaları 30 uncu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar devam
eder. Ancak bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte TBMM’de geçici
görevlendirmeyle çalışan personelden 30 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca
istihdam edilemeyecekler hakkında 2919 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin uygulanmasına 24 üncü Yasama Dönemi
sonuna kadar devam olunur.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 2.,
7., 10., 36., 70., 126. ve 128. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh
KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR,
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep
KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi
DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın
katılımlarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından
işin esasının incelenmesine ve yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme
aşamasında karara bağlanmasına 22.2.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Erhan TUTAL
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen yasa
kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun’un 29. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrası ile
(4) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…ve/veya özel…” İbarelerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun’un 29. maddesinin (2) ve (4)
numaralı fıkralarında sayılan görevlerin ancak memurlar ve kamu görevlileri
eliyle yerine getirilmesi gerektiği, bu görevlere daha önce kamu hizmetinde
bulunmamış özel sektör çalışanlarının atanacak olmasının kamu hizmetinin
nitelikleriyle bağdaşmadığı gibi kamu yararı sonucunu da doğurmayacağı
belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2. ve 128. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Kanun’un, TBMM idari teşkilatının
personeline ilişkin hükümlerin yer aldığı “Beşinci Bölüm”ünde yer alan 29. maddenin (2) ve (4) numaralı
fıkralarında, bazı kadrolara atanabilmek için aranan eğitim ve çalışma
şartlarına yer verilmiş, anılan fıkralarda yer alan ve iptali istenilen “ve/veya özel” ibareleriyle özel
sektörde geçirilen çalışma sürelerinin de dikkate alınacağı öngörülmüştür.
Maddenin (2) numaralı fıkrasına göre, genel sekreter ve genel sekreter yardımcısı
olarak atanabilmek için en az on iki yıl; (4) numaralı fıkrasına göre ise
milli saraylardan sorumlu genel sekreter yardımcısı ve bu genel sekreter
yardımcısına bağlı başkanlıkların başkanlığına atanabilmek için en az on
iki yıl, başkan yardımcılığına atanabilmek için de en az on yıl kamu
ve/veya özel sektörde çalışmış olmak zorunluluğu getirilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
her türlü işlem ve eylemi hukuka uygun, her alanda adaletli bir hukuk
düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, yargı
denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 128. maddesinde, Devletin, kamu
iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına
göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve
sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği,
memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük
işlerinin kanunla düzenleneceği ve üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme
usul ve esaslarının da kanunla özel olarak düzenleneceği belirtilmiştir. Maddede, idare hukuku kurallarına tabi olarak
istihdam olunan kamu görevlileri ile ilgili olarak temel ilkeler yer
almaktadır.
Memurların atanması, görev ve yetkileri, aylıkları
ve ödenekleri ve diğer özlük işleri, kısacası memurluk statüsü 657 sayılı
Devlet Memurları Kanunu’nda düzenlenmiştir. Kamu görevlileri, Devletin,
kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare
esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevleri gören kişilerdir.
Kanun’un 29. maddesinin (11) numaralı fıkrasında, “İdari Teşkilat kadrolarında bulunan
personel hakkında bu Kanunda belirtilen özel hükümler dışında 657 sayılı
Kanunun istisnai memuriyet hakkındaki hükümleri uygulanır.” biçimindeki
kuraldan, iptali istenen kurallarda belirtilen personelin istisnai
memuriyet kapsamında bulunduğu anlaşılmaktadır.
Atama yönünden, diğer memuriyetler için gerekli
bazı şartlardan bağışık tutulmuş kamu görevlilerine istisnai memur
denilmektedir. 657 sayılı Kanun’un 59. maddesinin birinci fıkrasında,
istisnai memuriyetler sayılarak, bu kadrolara, 657 sayılı Kanun’un atanma,
sınavlar, kademe ilerlemesi ve derece yükselmesine ilişkin hükümleriyle
bağlı olmaksızın tahsis edilmiş derece aylığı ile memur atanabileceği
belirtilmiştir. Buna göre, istisnai memuriyet kadrolarına, hâlen ya da daha
önce Devlet memurluğunda bulunanlar atanabileceği gibi bu kadrolara atanmak
yoluyla ilk kez Devlet memurluğuna başlayabilmek de mümkündür.
Kanun’un ilgili madde gerekçesinde de, yerine
getirilen görevin gereği veya belli alanlarda birikim sahibi olanların
değerlendirilebilmesini teminen üst düzey
yöneticiler ve bazı yöneticilerin atanmasında istisnai memuriyetin esas
alındığı, kurum içinde yetiştirilme imkânı kısıtlı olan veya mümkün olmayan
belli unvanlar açısından da açıktan veya naklen atamaya imkân tanındığı
belirtilmiştir.
Devlet sistemindeki özgün konumu nedeniyle TBMM
için genel kamu personel rejimi içerisinde kalmakla birlikte kimi yönlerden
farklılaştırılmış bir personel statüsü çizilmiştir. Bu çerçevede tanınan
esnekliğin ve sağlanan geniş imkânların kamu yararı doğrultusunda yetkin
bir insan kaynağı oluşturulmasını amaçladığı anlaşılmaktadır.
TBMM idari teşkilatının görevleri ile yaptığı
hizmetler göz önüne alındığında konusunda uzman ve özel sektörde başarısını
kanıtlamış kişilerin istisnai memuriyet hükümleri kapsamında idari
teşkilata atanmasında kamu yararı olmadığı söylenemez.
Öte yandan, söz konusu kişilerin anılan görevlere “Devlet memuru” statüsüne geçirilmek
suretiyle atanacakları, Anayasa’da kamu görevlilerinin atanma usulü
konusunda kanun koyucuya takdir yetkisi tanındığı ve kanun koyucunun bu
takdir yetkisini kullanırken istisnai kadrolara atanacak personelin,
öncesinde kamuda veya özel sektörde çalışmış olması arasında bir fark
görmemesinin Anayasa’ya aykırı bir durum oluşturmadığı da açıktır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar
Anayasa’nın 2. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve
Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe farklı gerekçeyle katılmışlardır.
Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamıştır.
B- Kanun’un 29. Maddesinin (5) Numaralı Fıkrasının
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kuralla getirilen düzenleme ile dışa kapalı olan ve kapalı devre
çalışan bir kast sisteminin oluşturulduğu, diğer kurumlardan naklen atanma
suretiyle idari teşkilatta çalışmaya başlayanların anılan kadrolara
atanamayacağı, kuralın yasama uzmanları ile stenograflara imtiyaz sağlamak
suretiyle eşitlik ilkesini ihlal ettiği, fırsat eşitliğini ortadan
kaldırdığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2.,
10. ve 70. maddelerine aykırı olduğu belirtilmiştir.
Kanun’un 29. maddesinin
(5) numaralı fıkrasında, Yasama ve
Denetim Hizmetlerinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı olarak atanabilmek
için, adı geçen Genel Sekreter Yardımcısına bağlı başkanlıklarda ve
Araştırma Hizmetleri Başkanlığında başkanlık veya başkan yardımcılığı,
Kanunlar ve Kararlar, Bütçe ve Araştırma Hizmetleri başkanlıklarında başkan
ve başkan yardımcısı olabilmek için idari teşkilatta yasama uzmanı, Tutanak
Hizmetleri Başkanlığında Başkan ve Başkan yardımcısı olabilmek için de
stenograf olarak görev yapmak veya yapmış olmak şartı aranmaktadır.
Anayasa’nın 10. maddesinde, herkesin, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanunlar önünde eşit olduğu
belirtilmiştir.
Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen “kanun önünde eşitlik ilkesi”
hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli
değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı
durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı
kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlâli yasaklanmıştır.
Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı
anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar
için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal
durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli
görevleri yürüten Devlet memurlarının hukuki rejimi çağdaş personel
hukukuna uygun olarak sınıflandırma, kariyer ve liyakat esaslarına
dayanmaktadır. Devlet memurları, görevlerinin gerektirdiği niteliklere ve
mesleklerine göre sınıflara ayrılmakta; kariyerlerine, yürüttükleri hizmet
için gerekli bilgilerine ve yetişme şartlarına uygun biçimde, sınıflarında
en yüksek derecelere kadar ilerleme imkânı sağlanmaktadır. Kamu
hizmetlerine alınmada ve görevde yükselmede ise kamu personelinin nitelikleri,
başarıları, işe bağlılıkları gibi liyakat ölçütleri dikkate alınmaktadır.
Dava konusu kuralın da yer aldığı maddenin geneline
bakıldığında TBMM idari teşkilatında yapılacak atamalarda belli bir silsile
takip edildiği, bazı üst görevlere atanabilmek için aranılan belirli bazı
görevlerde bulunmuş olmak şartı ile atanılması düşünülen görev arasında
doğrudan bağlantı bulunduğu görülmektedir. Ayrıca, atanması öngörülen
kişiler de daha önce kendisi ile eşit durumda olan kişiler arasından
belirli özellikleri nedeniyle ön plana çıkmış ve bulundukları konum
itibariyle mesleki yeterliliklerini kanıtlamış kişiler olacağından bu
kişilerin belirlenen üst görevlere atanmasında kamu yararı görüldüğü
anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, mesleklerine girdikleri ilk andan
itibaren yeterliliklerini kanıtlayarak kıdem ve liyakat esasları
çerçevesinde belirli konuma gelen kişiler arasında yapılacak atamalarla bir
sınıf ya da zümre oluşturulduğu iddia edilemez.
Öte yandan, TBMM’nin çalışma yapısı ve hizmet
vermiş olduğu kesim dikkate alındığında önemli kadrolara yine TBMM
bünyesindeki ilgili birimlerde yetişmiş, uzmanlaşmış ve liyakatli kişiler
arasından atama yapılabilmesine olanak sağlanmasında kamu yararı olduğu
gibi söz konusu durum hizmetin gereklerine de uygundur. Bu nedenle, ilgili
birimlerde uzun yıllar çalışarak yetişmiş tecrübeli personelin çalıştığı
birimde terfi ederek yükselmesinin ilgili kişilerin motivasyonunu
arttıracağı açık olup bu durumun bir kast sistemi oluşturduğu söylenemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın
2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 70. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
C- Kanun’un 29. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasında
Yer Alan “…veya naklen…”
İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, fıkrada sayılanlar dışındaki
kadrolara naklen atama suretiyle atama yapılmasının engellendiği, 657
sayılı Kanun’un 74. maddesine istisna niteliğinde olan dava konusu kuralın
eşitlik ilkesine aykırı olduğu, idari teşkilata fayda sağlayabilecek personelin
naklen atanmasının engellenmesinde kamu yararı bulunmadığı belirtilerek
kuralın, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu belirtilmiştir.
Dava konusu kuralın da yer aldığı (6) numaralı
fıkrada, idari teşkilatın kadrolarına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.
Buna göre, fıkrada yer alan ve on iki bent hâlinde sayılan kadrolar ile
TBMM Başkanlığı tarafından açılan sınavlar sonucuna göre yapılacak atamalar
haricinde idari teşkilatın kadrolarına açıktan veya naklen atama yapılamayacağı
belirtilmiştir.
Yasama yetkisinin genelliği, kanunla düzenleme
alanının konu itibariyle sınırlandırılmamış olduğunu, Anayasa’ya aykırı
olmamak şartıyla her konunun kanunla düzenlenebileceğini ifade eder.
Memur hukuku bir statü hukukudur. Anayasa’ya uygun
olmak kaydıyla kanun koyucunun, kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin
koşulları belirleme ve kamu görevlilerinin statülerine ilişkin yeni
kurallar koyma ya da var olan kuralları değiştirme yetkisi vardır. Nakil
işlemi, idarece takdir yetkisi kapsamında kamu görevlisinin istemi
olmaksızın tesis edilebileceği gibi istemi üzerine de tesis edilebilir.
Nakil isteminde bulunmak kamu görevlileri için bir hak olarak görülmekte
ise de, kamu yararı ve hizmetin gereklerine bağlı olarak bu istemin
idarelerce mutlaka karşılanması zorunluluğu bulunmamaktadır.
Kanun koyucunun iradesi doğrultusunda yasama
yetkisinin genelliği ilkesi kapsamında ve kamu yararı doğrultusunda fıkrada
sayılan bazı kadrolar ile gerçekleştirilecek sınav sonucuna göre yapılacak
atamalar haricinde naklen atama yapılmaması da öngörülebilir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural,
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
D- Kanun’un 29. Maddesinin (9) Numaralı Fıkrasının
ve Geçici 2. Maddesinin (10) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “(bu tutar sabit bir değer olarak esas
alınır)” ve“…farklılık
giderilinceye kadar…” İbarelerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu
kuralların getirilmesinin sebebinin TBMM idari teşkilatındaki personel fazlalığı
olduğu ve bu personel fazlalığının belirli bir tarihten önce göreve
başlamış olanların herhangi bir kritere tabi tutulmaksızın başka kurumlara
atanmaları suretiyle azaltılacağı, kurallarda atamaların hangi kriterlere
göre yapılacağının belirlenmediği, hâlen idari teşkilatta çalışanların
kazanılmış haklarının olduğu, kuralların hukuki güvenlik ilkesi ile
bağdaşmadığı, atanacak kişilerin mali hak kaybına uğrayacakları
belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2.,
10., 36., 70. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un 29. maddesinin dava konusu (9) numaralı
fıkrasında, İdari Teşkilat kadrolarındaki personelin diğer kamu kurum ve
kuruluşlarına atanmasına ihtiyaç duyulması ve Başkanlık Divanınca bu konuda
karar alınması hâlinde; atamaya ilişkin talebin TBMM Başkanlığınca, Devlet
Personel Başkanlığına bildirilmek üzere Başbakanlığa gönderileceği, Devlet
Personel Başkanlığının personelin atanacağı kurum ve kuruluş ile kadro
görevini tespit edeceği, ilgili kurum ve kuruluşların atama işlemlerini
genel hükümlere göre yapacakları, bu personelin atamasının Ankara’daki kamu
kurum ve kuruluşlarından veya talep etmeleri hâlinde talep ettikleri ildeki
kamu kurum ve kuruluşlarından birine yapılacağı hükmü getirildikten sonra
geçici 2. maddenin (10) numaralı fıkrasında, ataması yapılacak olan
kişilerin mali haklarının korunmasına yönelik olarak kazanılmış hak
çerçevesinde fark tazminatı ödeneceği belirtilmiş ve bu çerçevede ödenecek
tazminata ilişkin olarak “(bu tutar
sabit bir değer olarak esas alınır)” ve “…farklılık giderilinceye kadar…” ibaresi ile kişilerin fark
tazminatı almasına yönelik düzenleme yapılmıştır. Buna göre, atanacak personelin eski ve yeni
kadroları arasında mali haklar yönünden fark bulunması hâlinde kişinin
önceki mali hakları toplamının yeni kurumundan alacağı mali haklar
toplamından az olması hâlinde aradaki farkın tazminat olarak mali haklar
toplamı eşitleninceye kadar ödeneceği belirtilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin
temel ilkelerinden biri “hukuk
güvenliği” ilkesidir. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir
olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,
devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden
kaçınmasını gerekli kılar.
Kazanılmış haklara saygı, hukuk güvenliği ilkesinin
bir sonucudur. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, tahakkuk
etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş
haktır.
Hukuk güvenliği ilkesi uyarınca geleceğe yönelik
olarak statü hukukunda değişiklik yapılabilmesine engel bulunmamakta,
Anayasa’ya uygun olmak kaydıyla kanun koyucunun, kamu hizmetinin
yürütülmesine ilişkin koşulları belirleme ve kamu görevlilerinin
statülerine ilişkin yeni kurallar koyma ya da var olan kuralları değiştirme
yetkisi bulunmaktadır. Dava konusu kurallarla, diğer kamu kurum ve
kuruluşlarına atanacak olan personelin belirlenmesi yetkisi TBMM Başkanlık
Divanına verilmiştir. Yapılacak belirleme üzerine atama talebi TBMM
Başkanlığı tarafından Devlet Personel Başkanlığına bildirilmek üzere
Başbakanlığa gönderilmektedir. Görüldüğü üzere herhangi bir personelin
atanmasına ihtiyaç bulunup bulunmadığını belirleme yetkisi kanun koyucu
tarafından Başkanlık Divanına verilmiş, atama işleminin de kamu kurum ve
kuruluşları tarafından genel hükümlere göre yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Düzenlemenin emredici nitelikte olduğu ve dava konusu kural kapsamında
bulunan memurların atama ve özlük işleriyle ilgili hükümlerin kanunla düzenlendiği,
atamaya ve yapılacak ödemelere ilişkin olarak tesis edilecek işlemlerin
idari yargı denetimine tabi olduğu da açıktır. Bu bağlamda dava konusu
kurallar hukuki güvenlik ilkesine aykırı değildir.
Dava konusu kurallarda, kişilerin bulunduğu
statülerden doğan, tahakkuk etmiş ve kendileri yönünden kesinleşmiş ve
kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haklara yönelik bir düzenleme
öngörülmediğinden kazanılmış hakları ihlal eden bir müdahaleden de söz
edilemez.
Öte yandan, ihtiyaç nedeniyle diğer kamu kurumlarına
atanmaları öngörülen personel hakkındaki fark tazminatı
uygulamasına ilişkin yasal düzenlemeler, söz konusu personelin lehine olup
bunların maddi anlamda mağdur olmalarının önlenmesi amacını gütmekte ve
kanun koyucunun bu konudaki takdirini yansıtmaktadır. Fark tazminatı
ödenmesi uygulaması, fark tazminatı sabit bir değer olarak aradaki farkın
kapanmasına kadar uygulanacak bir yöntem olarak kabul edilmiştir ve
Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa’nın
2., 10. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Kuralların, Anayasa’nın 36. ve 70. maddeleriyle
ilgisi görülmemiştir.
E- Kanun’un 29. Maddesinin (10) Numaralı Fıkrasının
İkinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, uluslararası kuruluşlarda
görevlendirilenlerin nitelikleri ve hakları ile görevlendirmeye ilişkin
usul ve esasların belirlenmesine ilişkin yetkinin idareye bırakılmasının
yasama yetkisinin devri anlamına geldiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın
7. ve 128. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, TBMM idari teşkilatı
personelinden uluslararası kuruluşlarda görevlendirilenlerin niteliği,
mali, sosyal ve diğer özlük hakları ile görevlendirme usul ve esaslarının
TBMM Başkanlığınca belirlenmesi öngörülmüştür.
Anayasa’nın 7. maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Buna göre, kanun
koyucunun temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetki
vermemesi, sınırsız, belirsiz bir alanı, yönetimin düzenlemesine
bırakmaması gerekir.
Anayasa’nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve
diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü
oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin,
memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği, memurların ve diğer
kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği
belirtilmektedir.
Kuralda, uluslararası kuruluşlarda
görevlendirilenlerin mali, sosyal ve diğer özlük haklarının TBMM Başkanlığınca
belirleneceği düzenlenmiş ancak söz konusu hususlarla ilgili olarak
herhangi bir belirleme yapılmamış, bir çerçeve de çizilmemiştir. Ayrıca,
yurtdışı görevlendirme konusunda genel hükümler ihtiva eden 657 sayılı
Kanun’a herhangi bir atıf da yapılmamıştır. Uluslararası kuruluşlarda
görevlendirilecek olanların kanunla düzenlenmesi gereken mali, sosyal ve
diğer özlük haklarının belirlenmesi yetkisi TBMM Başkanlığına
bırakıldığından, kuralda yer alan, “mali,
sosyal ve diğer özlük hakları” ibaresi kanunla düzenlenme ilkesine
aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle kuralda yer alan “mali, sosyal ve diğer özlük hakları”
ibaresi Anayasa’nın 7. ve 128. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Haşim KILIÇ, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Muammer TOPAL bu
görüşe katılmamıştır.
Öte yandan dava konusu kuralda, TBMM Başkanlığına
tanınan TBMM İdari Teşkilatı personelinden uluslararası kuruluşlarda görevlendirilenlerin
görevlendirme usul ve esaslarını belirleme yetkisi, İdari Teşkilatın
yönetimi kapsamında verilen bir yetki olup söz konusu hususların kanunla
düzenlenmesi zorunluluğu bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kuralın, “mali, sosyal ve diğer özlük hakları”
dışında kalan bölümü Anayasa’nın 7. ve 128. maddelerine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
F- Kanun’un 30. Maddesinin (5) Numaralı Fıkrasının
“Bu personele mali ve sosyal haklar
kapsamında ayrıca bir ödeme yapılmaz.” Biçimindeki İkinci Cümlesi ile
(8) Numaralı Fıkrasının “Bu personele
mali ve sosyal haklar kapsamında ayrıca bir ödeme yapılmaz.”Biçimindeki
Son Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, TBMM
faaliyetleri kapsamında başka kurum ve kuruluşlardan görevlendirme
suretiyle çalıştırılacak bir kısım personele, kurumlarından aylıksız izinli
sayılmak suretiyle sözleşme ücreti üzerinden çalışma veya geçici görevli
olarak kurumlarındaki maaşları üzerinden çalışıp TBMM bütçesinden ek ödeme
almama suretiyle çalışma imkânının verilmesinin kamu yararına aykırı
olduğu, söz konusu kişilerin alanlarında uzman olup kurallarla öngörülen
ödemelerin ilgililerin geldikleri kurumlarda aldıkları ücretten düşük
olduğu, bu durumun da TBMM’de nitelikli eleman istihdamını engelleyeceği,
mülga 2919 sayılı Kanun’da öngörülen teşvik edici mali ve sosyal ödemelerin
ortadan kaldırıldığı, düzenlemenin yasama faaliyetlerinin kalitesini
olumsuz yönde etkileyeceği, başka kanunlarda bu tür görevlendirmelerde
teşvik edici düzenlemelerin bulunduğu belirtilerek kuralların, Anayasa’nın
2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un 30. maddesinde, TBMM’de çalıştırılacak
sözleşmeli personele ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Maddenin (5) numaralı fıkrasında, diğer kamu kurumlarında
çalışanların kendi muvafakatleri ile tüm mali, sosyal ve diğer hakları
kendi kurumlarınca ödenmesi kaydıyla 30. maddenin (1) ila (3) numaralı
fıkraları kapsamında TBMM’de görevlendirilebilecekleri; (8) numaralı
fıkrasında da, TBMM Başkanlığının talebi üzerine diğer kurumlarda çalışanların
kendilerinin muvafakatiyle ve her türlü ödemelerinin kendi kurumlarınca
karşılanması kaydıyla 30. maddenin diğer fıkralarındaki hükümlere tabi
olmaksızın TBMM’de görevlendirilebilecekleri belirtilmiştir. Dava
konusu kural olan “Bu personele mali
ve sosyal haklar kapsamında ayrıca bir ödeme yapılmaz.” cümlesi ile de
söz konusu personele mali ve sosyal haklar kapsamında ayrıca bir ödeme
yapılmayacağı hükme bağlanmıştır. Buna karşılık (5) numaralı fıkraya göre
kurumlarından aylıksız izinli olarak görevlendirilenlere bir ila üçüncü
fıkra hükümleri uyarınca TBMM tarafından ödeme yapılması da öngörülmüştür.
Dava dilekçesinde, dava konusu
kuralların TBMM’de nitelikli personel istihdamını engelleyeceği
belirtilmekte ise de TBMM’de görevlendirme suretiyle çalıştırılacak
personele ilişkin mali ve sosyal hakların hangi suretle ve kim tarafından
ödeneceği, ayrıca herhangi bir ek ödeme yapılıp yapılmayacağı kanun
koyucunun takdirinde olup kanun koyucunun takdirini söz konusu şekilde kullanması
ve görevlendirilecek personele kadrolarının bulunduğu kurum tarafından
ödenen mali ve sosyal haklar haricinde herhangi bir ödeme yapılmayacağının
öngörülmesi Anayasa’ya aykırılık oluşturmaz.
Kaldı ki kuralların yer aldığı fıkra ve maddelerin
bütününün incelenmesinden, TBMM’de yapılacak görevlendirmelerde ilgili
kişinin ve kurumunun da muvafakatinin gerektiği, muvafakat olmaksızın
görevlendirmenin de yapılamayacağı, bu bağlamda kişilerin önünde seçimlik
bir hak bulunduğu anlaşılmaktadır.
Öte yandan Kanun’un 30. maddesi
kapsamında TBMM’de görevlendirilecek ve her türlü ödemeleri kendi kurumlarınca
karşılanacak personele mali ve sosyal haklar kapsamında ayrıca bir ödeme
yapılmayacağından ve bu personel, kurumlarından aylıksız izinli olarak
görevlendirilen ve maddenin bir ila üçüncü fıkraları uyarınca TBMM tarafından
ödeme yapılan personel ile aynı hukuki statüde bulunmadıklarından
kurallarda eşitlik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
Bütün kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek
hedefine yönelmek durumundadır. Kanunun amaç öğesi bakımından Anayasa’ya
uygun sayılabilmesi için kanunun çıkarılmasında kamu yararı dışında bir
amacın gözetilmemiş olması gerekir. İlgili yasama belgelerinin
incelenmesinden kanunun kamu yararı dışında bir amaçla çıkarılmış olduğu
açıkça anlaşılabiliyorsa kanunun amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırı
olduğu söylenebilir. Yasa koyucunun kamu yararı amacıyla hareket edip
etmediği ise ancak ilgili yasama belgeleri incelenerek ve kuralın objektif
anlamına bakılarak tespit edilebilir. Kuralların objektif anlamı da dikkate
alındığında söz konusu kuralların kamu yararı dışında başka bir amaçla
düzenlendiğine ilişkin bir sonuca varmanın mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla, dava konusu kuralların amaç yönüyle de Anayasa’ya aykırı bir
yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
G- Kanun’un 36. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, TBMM’nin genel bütçe ve 4734
sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında olduğu, hizmet satın alma işlerinin
4734 sayılı Kanun kapsamından çıkarılmasının yasaların genelliği ve hukuk
devleti ilkesine aykırı olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 10. ve 126. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmektedir.
Kanun’un “Restorasyon
işleri ve hizmet satın alma” başlıklı 36. maddesinde, TBMM’nin
sorumluluğundaki tarihi bina ve objelerin onarım ve restorasyonları
ile çevre düzenlemesine ilişkin mal ve hizmet alımlarının ve özel ihtisas
gerektiren konularda TBMM Başkanı’nca mütalaa ve hukuki hizmet satın alma
işlerinin 4734 sayılı Kanun hükümlerine tabi olmaksızın Başkanlık Divanınca
belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde gerçekleştirileceği belirtilmiştir.
Kamu İhale Kanunu, kamunun mal ve
hizmet alımlarına ilişkin ihalelerinde saydamlığın, rekabetin, eşit muamelenin,
güvenilirliğin, gizliliğin, kamuoyu denetiminin, ihtiyaçların uygun
şartlarla ve zamanında karşılanmasının ve kaynakların verimli
kullanılmasının en geniş şekilde sağlanması, kamu kurum ve kuruluşlarının
kullanımlarında bulunan her türlü kaynaktan yapacakları ihalelerde tek bir
yasal düzenlemeye tâbi olmaları amacıyla çıkarılmıştır.
Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı
gibi, Devlet harcamalarında Kamu İhale Kanunu’nun uygulanmasını zorunlu
kılan bir Anayasa kuralı bulunmamaktadır. Kamu İhale Kanunu bir Anayasa
kuralı niteliğinde olmadığından, kamu mal ve hizmet alımlarının mutlaka
Kamu İhale Kanunu’nda öngörülen usuller uygulanarak gerçekleştirilmesi zorunluluğu
bulunmamaktadır. Kanun koyucunun bazı mal ve hizmetler yönünden farklı
usuller benimsemesinde anayasal açıdan bir engel yoktur. Ancak, kanun
koyucunun, bazı mal ve hizmetleri Kamu İhale Kanunu’nda öngörülen usullerin
dışında tutarak farklı usullere tâbi kılabilme yetkisine sahip olması, bu
amaçla çıkarılacak kanunlarda hiçbir anayasal ilkeyle bağlı olmayacağı
anlamına gelmez. Bir mal ve hizmet alımı ihalesinin Kamu İhale Kanunu’nda
öngörülen saydamlık, rekabet, eşit muamele, güvenilirlik, gizlilik ve
kamuoyu denetimi esas alınarak belirlenen usullerin dışına çıkarılırken,
özellikle hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan kamu yararı amacı
gözetilmelidir.
Kanunların, ilke olarak genel ve nesnel nitelikte
bulunmaları gerekir. Kanunun genelliği,
onun belli bir kişiyi hedef almayan, özel, aktüel, geçici bir durumu
gözetmeyen, fakat önceden saptanmış olup soyut şekilde uygulanabileceği
bütün kişilere hitap eden hükümler içermesi demektir. Anayasa Mahkemesi’ne
göre kanun, genel hukuk kuralları koymalı, genel, soyut ve kişilik dışı
hükümler içermelidir. Kanunun genel olması, herkesin statüsünü
düzenleyeceği anlamına gelmemekte, yalnızca kanunun belli bir kişiyi veya
kişileri göz önünde tutmaksızın genel hükümler koymasını, hukuki durumları
soyut olarak düzenlemesini gerektirmektedir. Şu halde, kanun hükümlerinin,
her şeyden önce genel nitelikte olması, herkes için nesnel hukuki durumlar
yaratması ve aynı hukuki durumda bulunan kişilere ayrım gözetilmeksizin
uygulanabilir olması gerekir.
İptali istenen kuralla verilen yetki, TBMM’nin
sorumluluğundaki tarihi bina ve objelerin onarım ve restorasyonları
ile çevre düzenlemesine ilişkin mal ve hizmet alımlarına ve özel ihtisas
gerektiren konularda mütalaa ve hukuki hizmet satın alma işlerine yönelik
uzmanlık gerektiren bir yetkidir.
Kanun’un madde gerekçesinde, maddede yer alan
düzenlemenin uygulanmasına ilişkin hususların yönetmelikle
belirlenebileceği, Başkanlığın sorumluluğundaki özellikle tarihi bina ve
objelerin kendine has özellikleri ve özgünlüğü ile uygulama aşamasında
sonradan ortaya çıkan süreçler dikkate alındığında, belirlenecek kriterler çerçevesinde çok kısa süre içerisinde aslına
uygun olarak onarım ve restorasyonunun gerçekleştirilmesini zorunlu kıldığı
belirtilmiştir.
Madde ile verilen yetkinin amacı, yine belirlenecek
bazı kriterler çerçevesinde çok kısa bir zaman içerisinde aslına uygun
onarım ve restorasyon faaliyetlerinin
gerçekleştirilmesidir. Yapılacak ihalelerde Başkanlık Divanınca belirlenen
usul ve esaslara uygun hareket edileceği de tabiidir. Bu bağlamda, kuralın,
belli bir kişiyi veya kişileri göz önünde tutmaksızın genel hükümler
içerdiği ve hukuki durumu soyut olarak düzenlediği anlaşıldığından ve
anılan işlerin Kamu İhale Kanunu kapsamı dışına çıkarılmasında kamu yararı
amacı dışında bir amaç güdüldüğü saptanamadığından kural kanunların
genelliği ve hukuk devleti ilkesine aykırı değildir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın
2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamıştır.
Kuralın, Anayasa’nın 10. ve 126. maddeleriyle
ilgisi görülmemiştir.
H- Kanun’un 41. Maddesinin (7) Numaralı Fıkrasının (b), (c) ve
(ç) Bentleri ile (8), (9), (10) ve (11) Numaralı Fıkralarının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 666 sayılı
Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının Düzenlenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde
Kararname’nin, 375 sayılı KHK’da yer alan 2919
sayılı Kanun’a ilişkin bazı madde, fıkra ve bentleri hakkında 27.1.2012
günlü dava dilekçesi ile Anayasa Mahkemesinde iptal davası açıldığı, iptal
davasında söz konusu hükümlerin iptal edilmesi hâlinde başvuruya konu
davada iptali istenilen Kanun’un 41. maddesinin (7) numaralı fıkrasının
(b), (c) ve (ç) bentleri ile (8), (9), (10) ve (11) numaralı fıkraları ile
eklenen ibare, ifade, bent ve fıkralar hükümsüz kalacağından söz konusu
düzenlemelerin hukuk devleti ilkesine aykırı hâle geleceği, ayrıca
kurallarla aynı kurumda aynı işi yapanlar arasında eşitsizlik meydana
getirildiği belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un “Değiştirilen
ve Yürürlükten Kaldırılan Hükümler” başlıklı 41. maddesinin (7)
numaralı fıkrasında, 375 sayılı KHK’nin bazı maddelerinde değişiklik
yapılmaktadır. Fıkranın (b) bendinde, 375 sayılı KHK’nin ek 10., ek 11. ve geçici 14. maddelerinde yer alan “Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Sekreterliği” ibaresi “Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı” şeklinde
değiştirilmiş; (c) bendinde, 375 sayılı KHK’nin geçici 10. maddesinin
birinci fıkrasına “belirlemelerde”
ibaresinden sonra gelmek üzere “(sözleşme
ücreti artışları hariç)” ibaresi eklenmiş; (ç) bendinde ise 375 sayılı
KHK’nin geçici 14. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “personelin” ibaresinden sonra gelmek
üzere “(Türkiye Büyük Millet
Meclisinde çalışanlar hariç, İçişleri Bakanlığınca tahsis edilen polis kuvvetine
mensup personel ile mevzuatı uyarınca görevlendirilmiş personel dahil)”
ibaresi ile fıkraya “Geçici 12 ve
geçici 16 ncı madde hükümleri bu madde
kapsamındaki personel hakkında uygulanmaz.” cümlesi eklenmiştir.
Kanun’un 41. maddesinin (8), (9), (10) ve (11) numaralı fıkraları ile de
375 sayılı KHK eki cetvellerde yer alan bazı unvan ve ifadeler 6253 sayılı
Kanun ile uyumlu hâle getirilmiştir.
Buna göre, dava konusu
kurallarla, 2919 sayılı Kanun’un yürürlükte olduğu dönemde 375 sayılı KHK’da geçen “TBMM
Genel Sekreterliği” ibareleri “TBMM
Başkanlığı İdari Teşkilatı” olarak değiştirilmiş, 6253 sayılı Kanun’un
yürürlüğü girmesinden sonra oluşturulan kadro ve pozisyonlar ile 2919
sayılı Kanun dönemindeki kadrolara ilişkin geçiş hükümlerine yer verilmiş,
375 sayılı KHK eki cetvellerde yer alan 2919 sayılı Kanun döneminde kullanılan
genel sekreter, genel sekreter yardımcısı, daire başkanı gibi bazı unvan ve
ifadeler 6253 sayılı Kanun’la öngörülen yapılanmaya uygun hâle
getirilmiştir.
Dava dilekçesinde yer alan
Anayasa’ya aykırılık iddiaları, iptali istenilen hükümlerin, 666 sayılı KHK’ya ilişkin iptal davasında verilecek iptal kararı neticesinde
dayanaksız kalacağı ile aynı kurumda aynı görevi yapan personelden belirli
bir tarihten sonra atanan personel ile bu tarihten önce kurumda görev yapan
personelin mali ve sosyal hakları arasında eşitsizlik meydana getirildiği
gerekçelerine dayanmaktadır.
666 sayılı KHK ile 375 sayılı KHK’de değişiklik
yapan hükümler 6253 sayılı Kanun’dan önce yürürlükte olan 2919 sayılı
Kanun’a ilişkin olup, 6253 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte
375 sayılı KHK’da yer alan 2919 sayılı Kanun’a
ilişkin hükümler değiştirilerek yürürlükten kaldırılmıştır. Buna rağmen 666
sayılı KHK ile 2919 sayılı Kanun’a ilişkin olarak yapılan değişiklikler
yürürlükten kaldırıldıktan sonra 666 sayılı KHK’nın
iptali istemiyle dava açılmıştır. Bu nedenle, 666 sayılı KHK’nin iptali
istemiyle açılan davanın ilk incelemesi sonucunda Anayasa Mahkemesince, 375
sayılı Kanun’un ek 10, ek 11, geçici 10 ve geçici 14. maddelerine ilişkin
başvuranın yetkisizliği nedeniyle reddine karar verilmiş olup bu bağlamda
hukuk devleti ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
Diğer yandan, eşitlik karşılaştırması yapılabilmesi
için karşılaştırmaya esas alınacak kişi ya da grupların aynı veya benzer
durumda bulunmaları gerekir. 15.1.2012 tarihinden sonra maddede belirtilen
kadro ve pozisyonlara ilk defa veya yeniden atanacaklar ile bu tarihten
önce kurumda eski görev ve kadrolarda görev yapan personelin aynı durumda
olmadıkları ve bu nedenle eşitlik karşılaştırmasına tabi tutulamayacağı
açıktır. Başka bir ifadeyle, farklı tarihlerde göreve başlayan, farklı
kurallara tabi olan ve statüleri farklı personel arasında eşitlik
bulunmadığından, personelin mali ve sosyal hakları arasında eşitsizlik
meydana getirildiği söylenemez.
Öte yandan, dava konusu kurallarla getirilen
değişiklik ve düzenlemeler geçiş dönemlerinde yapılması gerekli olan
düzenlemelerdir. Bu düzenlemeler ile TBMM idari teşkilatının gerek isim,
unvan ve kadrolarına gerekse de personeli ile personelin mali haklarına
ilişkin mevzuatta değişiklik yapma yoluna gidilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
I- Kanun’un Geçici 10. Maddesinin (4)
Numaralı Fıkrasının Üçüncü Cümlesinde Yer Alan “…uyarınca istihdam edilemeyecekler…” ve “…24 üncü Yasama Dönemi sonuna kadar…” İbarelerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kurallarla getirilen düzenleme
ile İçişleri Bakanlığınca tahsis edilen polis kuvvetine mensup personel
lehine mali haklar bakımından ayrıcalık tanınmak suretiyle eşitsizlik
yaratıldığı belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 10. maddesine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Geçici 10. madde, Kanun’un yürürlüğe girdiği
tarihte TBMM’de görevlendirme suretiyle çalışanlara ilişkin geçiş hükümleri
öngörmektedir. Maddenin (4) numaralı fıkrasında, mülga
2919 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile ek 1. maddesinin ikinci fıkrası
hükümlerinin 15.1.2012 tarihine kadar uygulanmaya devam olunacağı, 6253
sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 18.12.2011 tarihinde TBMM Genel Sekreterliğinde,
2919 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile ek 1. maddesinin ikinci fıkrası
kapsamında çalıştırılanlardan 6253 sayılı Kanun’un 30. maddesi uyarınca
çalıştırılacakların, 2919 sayılı Kanun’un 12. ve ek 1. maddesinin 2.
fıkrasına tabi çalışmalarının 6253 sayılı Kanun’un 30. maddesinin yürürlüğe
girdiği 15.1.2012 tarihine kadar devam edeceği belirtilmiştir. Dava
konusu ibarelerin de yer aldığı (4) numaralı fıkranın devamında ise 6253
sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte TBMM’de geçici görevlendirmeyle
çalışan personelden 30. maddenin (5) numaralı fıkrası uyarınca istihdam
edilemeyecekler hakkında 2919 sayılı Kanun’un 12. maddesinin uygulanmasına
24. Yasama Dönemi sonuna kadar devam olunacağı belirtilmiştir.
Buna göre yukarıdaki hükme dayanılarak TBMM’de çalışmaya
devam edenlerle yeni kanun uyarınca sözleşme imzalanmayacak ve dolayısıyla
çalıştırılmayacak personel hakkında önceki kanunun uygulanmasına sınırlama
getirilmiş ve bu süre sınırının da 24. Yasama Döneminin sonu olduğu
belirtilmiştir.
Geçici 10. maddenin (4) numaralı fıkrası ile
getirilen düzenlemeler, 2919 sayılı Kanun uyarınca çalışanların yeni
kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte hangi hükümlere tabi olacağını
belirlemektedir. Kadroları diğer kamu kurum ve kuruluşlarında bulunan ve
TBMM’de görevlendirilen personel ya sözleşme imzalamak suretiyle ya da
geçici görevli olarak kurumlarındaki maaşları üzerinden çalıştırılmakta,
söz konusu personelin sürekli olarak çalıştırılma zorunluluğu bulunmadığı
gibi çalıştırılanların tamamının da aynı hukuki statüde çalıştırılma
zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu bağlamda önceki kanun hükümleri uyarınca
görevlendirilen bir kısım personelin 6253 sayılı Kanun uyarınca istihdam
edilmeleri zorunlu olmadığı gibi görevlendirmelerinin devamına karar
verilen personelin de Kanun’un hangi maddesi uyarınca çalıştırılacağını
belirleme yetkisi idarenin takdirindedir.
Öte yandan, kurallarla, TBMM’de görevli emniyet
hizmetleri sınıfına mensup personel lehine eşitsizlik meydana getirildiği
belirtilmekte ise de, TBMM’de görev yapan emniyet hizmetleri sınıfına
mensup personel ile İdari Teşkilatta görevli diğer personelin statüleri
aynı olmadığından aralarında eşitlik karşılaştırması yapılamaz.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar
Anayasa’nın 10. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
V-
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
1.12.2011 günlü, 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun;
A- 29. maddesinin (10) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer
alan “…mali, sosyal ve diğer özlük hakları…”
ibaresinin yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşulları
oluşmadığından REDDİNE,
B- 1- 29. maddesinin;
a- (2) numaralı fıkrası ile (4) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinde yer alan “…ve/veya
özel…” ibarelerine,
b- (5)
numaralı fıkrasına,
c- (6)
numaralı fıkrasında yer alan “…veya
naklen…” ibaresine,
d- (9)
numaralı fıkrasına,
e- (10) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin “…mali,
sosyal ve diğer özlük hakları…” ibaresi
dışında kalan bölümüne,
2- 30. maddesinin;
a- (5)
numaralı fıkrasının “Bu personele
mali ve sosyal haklar kapsamında ayrıca bir ödeme yapılmaz.” biçimindeki
ikinci cümlesine,
b- (8) numaralı fıkrasının “Bu personele mali ve sosyal haklar kapsamında ayrıca bir ödeme
yapılmaz.” biçimindeki son cümlesine,
3- 36. maddesine,
4- 41. maddesinin;
a- (7) numaralı fıkrasının (b), (c) ve (ç)
bentlerine,
b- (8), (9), (10) ve (11) numaralı fıkralarına,
5- Geçici 2. maddesinin (10) numaralı fıkrasında
yer alan “(bu tutar sabit bir değer
olarak esas alınır)” ve “…farklılık
giderilinceye kadar…” ibarelerine,
6- Geçici 10. maddesinin (4) numaralı fıkrasının
üçüncü cümlesinde yer alan “…uyarınca
istihdam edilemeyecekler…” ve “…24 üncü Yasama Dönemi sonuna kadar…” ibarelerine,
yönelik iptal istemleri, 18.6.2013 günlü, E.2012/18,
K.2013/80 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara,
bentlere, cümlelere, bölüme ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması
istemlerinin REDDİNE,
18.6.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
VI- SONUÇ
1.12.2011 günlü, 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun;
A- 29. maddesinin;
1- (2) numaralı fıkrası ile (4)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve/veya özel…” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına
ve iptal istemlerinin REDDİNE, Mehmet ERTEN’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- (5) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- (6) numaralı fıkrasında yer alan “…veya naklen…” ibaresinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
4- (9) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
5- (10) numaralı
fıkrasının ikinci cümlesinin;
a- “…mali, sosyal ve diğer özlük hakları…”
ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ,
Serdar ÖZGÜLDÜR ile Muammer TOPAL’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b-
Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
B- 30. maddesinin;
1- (5) numaralı fıkrasının “Bu personele mali ve sosyal haklar kapsamında ayrıca bir ödeme
yapılmaz.” biçimindeki ikinci cümlesinin,
2- (8) numaralı fıkrasının “Bu personele mali ve sosyal haklar
kapsamında ayrıca bir ödeme yapılmaz.” biçimindeki son cümlesinin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal
istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 36. maddesinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
D- 41. maddesinin;
1- (7)
numaralı fıkrasının (b), (c) ve (ç) bentlerinin,
2- (8), (9), (10) ve (11) numaralı fıkralarının,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal
istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E- Geçici 2. maddesinin (10) numaralı fıkrasında
yer alan “(bu tutar sabit bir değer
olarak esas alınır)” ve “…farklılık
giderilinceye kadar…” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve
iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F- Geçici 10. maddesinin (4) numaralı fıkrasının
üçüncü cümlesinde yer alan “…uyarınca
istihdam edilemeyecekler…” ve “…24 üncü Yasama Dönemi sonuna kadar…” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı
olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
18.6.2013 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|
|
|
|
|
Üye
Erdal TERCAN
|
Üye
Muammer TOPAL
|
|
|
|
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
Üye
M. Emin KUZ
|
|
|
|
|
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
1.12.2011 tarih ve 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun 29. maddesinin onuncu
fıkrasının iptali istemine konu ikinci cümlesinde, TBMM Başkanlığınca
uluslararası kuruluşlarda görevlendirilecek idari teşkilat personelinin
niteliği, mali, sosyal ve diğer özlük hakları ile görevlendirme usul ve
esaslarının TBMM Başkanlığınca belirleneceği hususu hüküm altına
alınmaktadır. 29. maddenin iptal istemine konu olmayan onbirinci fıkrasında
ise idari teşkilat kadrolarında bulunan personel hakkında bu kanunda
belirtilen özel hükümler dışında 657 sayılı Kanun’un istisnai memuriyet
hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı belirtilmekte, yine aynı Kanun’un
iptal istemine konu olmayan 26. maddesinin birinci fıkrasında ise kanun ve
kanun hükmünde kararnamelerde Bakanlar Kurulu kararına lüzum gösterilen
hususlardan TBMM ve İdari Teşkilatla ilgili olanlar hakkında Başkanlık
Divanı’nın yetkili olduğu ifade edilmektedir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 1, 77, 78,
79, 80, 156, 157, 180, 181, 182 ve Ek 38. maddeleri, bu Kanuna tabi
memurların yurt dışında görevlendirilmeleri ile ilgili hususları detaylı
bir biçimde düzenlemekte ve tüm kamu idareleri yönünden uygulanabilir
mahiyette hükümler içermektedir.
Davanın somutunda da, TBMM İdari Teşkilat Kanunu
personelinin uluslararası kuruluşlarda görevlendirilmesi ile ilgili
hususlardaki düzenlemelerin esasen 657 sayılı Kanun’un işaret edilen
maddelerinde mevcut bulunduğu, 657 sayılı Kanuna yapılan yollama
dolayısıyla, bu gibi personel hakkında da sözkonusu usul ve esasların
geçerli olacağı, dolayısıyla konunun çerçevesinin ve hatta önemli ölçüde
ayrıntılarının yasa ile belirlendiği, bu düzenlemelerde yer alamayacak
ölçüdeki kimi teknik ve idari ayrıntıların ise TBMM Başkanlığı
düzenlemesine bırakılmasında Anayasa’nın 128. maddesine aykırı bir yön
bulunmadığı, esasen iptaline karar verilen “mali, sosyal ve diğer özlük
hakları” sözcükleriyle ifade edilmek istenenin de salt bu gibi hallere
münhasır olduğu, dolayısıyla iptal isteminin reddine karar verilmesi
gerektiği kanaatine vardığımızdan; kuralın iptaline yönelik çoğunluk
kararına katılmıyoruz.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Muammer TOPAL
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
6253 sayılı Kanun’un 29.
maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarında, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı’nın kimi unvanlı kadrolarına atanabilmek için
aranan diğer şartların yanı sıra, anılan fıkralarda yer alan ve iptali
istenilen “ve/veya özel”
ibareleriyle daha önce sadece özel sektörde çalışmış olanların da bu
kadrolara atanabilecekleri öngörülmüştür.
Anayasa’nın 128.
maddesinde, Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve
diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği belirtilmiştir
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının kamu
kurum ve kuruluşları arasında yer aldığı T.C. Başbakanlık Devlet Teşkilatı Veritabanı listesinde
belirtilmektedir. Buna göre,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatının genel idare
esaslarına göre yürüteceği kamu hizmetini memur ya da diğer kamu
görevlileri eliyle görmesi gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.
İptali istenen ibareler, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatına, kamu hizmetine ve idareye tamamen
yabancı olanların, başka bir ifade ile memur ya da diğer kamu görevlisi
niteliği taşımayanların (sadece özel sektörde çalışmış olanların)
atanmasına imkân sağlamaktadır.
Bu durum, genel idare esaslarına
göre yürütülmesi gereken bir kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin
memur ya da diğer kamu görevlileri eliyle görülmesi gereğine işaret eden
Anayasa’nın 128. maddesine aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenle sözü
edilen ibarelerin iptali gerekir.
FARKLI GEREKÇE
6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)
Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun 29. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve/veya
özel” ibarelerinin iptali isteminin reddine ilişkin gerekçenin,
TBMM’nin anayasada düzenlenmiş özel konum ve işlevi gözetilerek, TBMM idari
teşkilatında bazı istisnai memuriyetlere atanacak yöneticiler için sadece
özel sektör deneyiminin yeterli sayılması hususunda yasa koyucunun takdir
hakkı bulunduğu yolundaki kabule ve ret yönündeki sonuca katılmakla
beraber, gerekçenin “…Anayasa’da kamu
görevlilerinin atanma usulü konusunda kanun koyucuya takdir hakkı tanındığı
ve kanun koyucunun bu takdir hakkını kullanırken istisnai kadrolara
atanacak personelin, öncesinde kamuda veya özel sektörde çalışmış olması
arasında bir fark görmemesinin Anayasa’ya aykırı bir durum oluşturmadığı…”
şeklindeki bölümüne katılmamaktayım.
İstisnai memuriyetler de tüm memurlar ve kamu
hizmetlileri gibi, Anayasa’nın 128. maddesindeki esaslara tabidirler. 128.
maddenin ikinci fıkrasında memurların ve diğer kamu görevlilerinin
niteliklerinin, atanmalarının, görev ve yetkilerinin, hakları ve
yükümlülüklerinin, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunla
düzenleneceği belirtilmiştir. Buna göre, memuriyetlerin ilişkin olduğu asli
ve sürekli kamusal görevin özelliklerine göre memur ve diğer kamu görevlisi
için farklı düzenlemeler yapılması asıldır. Bir görev için geçerli olan
özellikler diğer bazı memuriyetler için geçerli olmayabilir. TBMM’nin özel
anayasal konum ve işlevi nedeniyle genel sekreterlik görevlerinde ihtiyaç
duyabileceği istisnai memuriyet nitelikleri, İdaredeki diğer istisnai
memuriyetler için geçerli olmayabilir, bunlar için farklı koşullar
aranabilir. Bu konularda yasa koyucunun öngörebileceği düzenlemelerin her
biri kendi amaç ve kapsamı içinde Anayasa Mahkemesinin yapacağı anayasallık
denetimine tabidir.
İptali istenen kural incelenirken, inceleme
konusunu aşacak ve Anayasa Mahkemesi önüne ileride gelebilecek iptal
istemlerini de içerebilecek şekilde, istisnai memuriyetler için kamuda veya
özel sektörde çalışmış olmak arasında bir fark bulunmadığı yolunda yapılan
genelleme Anayasa’nın 128. maddesine aykırı olduğundan, gerekçenin bu bölümüne
katılmıyorum.
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
1.12.2011 günlü, 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun 36. maddesinde “Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığının sorumluluğundaki tarihi bina ve objelerin
onarımları ve restorasyonları ile çevre düzenlemesine
ilişkin mal ve hizmet alımları ile münhasıran özel ihtisas gerektiren
konularda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca mütalaa ve hukuki
hizmet satın alma işleri 4.1.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu
hükümlerine tabi olmaksızın Başkanlık Divanınca belirlenecek usul ve
esaslar çerçevesinde gerçekleştirilir.” denilmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti
demokratik bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Buna göre Devletin tüm
organları Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile bağlıdır. Hukuk devleti
devlet etkinliklerinin düzenle sürdürülebilmesi için gerekli olan hukuksal
alt yapıyı oluşturmak suretiyle aynı zamanda istikrarı da sağlamaktır. Bu
istikrarın özü hukuki güvenlik ve öngörülebilirliktir. Hukuki güvenlik ve
öngörülebilirlik sağlanabilmesi ise kuralların genel, eşit ve nesnel
olmalarına bağlıdır.
Dava konusu kuralda, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığının sorumluluğundaki tarihi bina ve objelerin onarımları ve restorasyonları ile çevre düzenlemesine ilişkin mal ve
hizmet alımları ile özel ihtisas gerektiren konularda mütalaa ve hukuki
hizmet satın alma işleri 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri dışında
tutulmak suretiyle bu işlerin Başkanlık Divanınca belirlenecek usul ve
esaslar çerçevesinde yapılacağı düzenlenmekte olup, bu haliyle idareye
keyfi uygulamalara neden olabilecek geniş bir takdir yetkisi verildiği
gibi, aynı durumda bulunan başvurucular yönünden de hukuki güvenlik ve
öngörülebilirliği sağlamaktan öte objektif olmadığı ve belirsizliğe neden
olduğu açıktır.
Açıklanan nedenle, kural Anayasa’nın 2. maddesine
aykırı olup, iptali gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
FARKLI GEREKÇE
1.12.2011 günlü, 6253 sayılı Kanun’un 29.
maddesinin (2) numaralı fıkrası ile (4) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinde yer alan “…ve/veya özel” ibaresinin incelenmesi;
Anayasa’nın 128. maddesinde Devletin, kamu iktisadi
teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre
yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve
sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği
belirtilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir kamu kurumu
olduğu ve genel kamu personel rejimi içinde kaldığı açıktır. Ancak Türkiye
Büyük Millet Meclisinin yaptığı görevlerin niteliği gereği bazı istisnai
görevlere Anayasa’nın 128. maddesi çerçevesinde atama yapılmasına ilişkin
düzenlemede bu kapsamda isabetsizlik görülmemiştir.
Açıklanan nedenle, yukarıda belirtilen 29. maddenin
(2) numaralı fıkrası ile (4) numaralı fıkrasında yer alan ibare ile ilgili
kararın son paragrafındaki görüşe katılmadığımdan, farklı gerekçe ile
sonucuna katılıyorum.
|