|
I-2247 SAYILI KANUNUN 27.MADDESİ
GEREĞİNCE VERİLEN KARARLAR (BAŞVURU RET)
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/30
KARAR NO: 2013/33
KARAR TR : 11.11.2013
(Ceza Bölümü)
ÖZET: 2247 sayılı Yasa'nın
1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, (Sulh Ceza Mahkemesinin
görevsizlik kararı kesinleşmediğinden) aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca
yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı :
K.H.
Mağdur :
N.D.
Sanık :
A.T.
O L A Y
: Çanakkale Boğaz Komutanlığı Sahil Güvenlik Grup Komutanlığı TCSG-84 Bot
Komutanlığı emrinde görevli sanık Uzm.Çvş. A.T.’nın, 14.6.2008 günü, aynı
Komutanlık emrinde görevli mağdur Uzm.Çvş. N.D.’ya karşı tehdit suçunu
işlediğinden bahisle, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin
27.10.2010 gün ve E:2010/59,K:2010/356 sayılı kararı ile eylemine uyan 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1. maddesinin birinci cümlesi ve aynı
Kanun’un 62/1.maddesi uyarınca neticeten beş ay hapis cezasıyla
cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231.maddesi beş
ve altıncı fıkraları gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
karar verilmiş, verilen karar yapılan itirazın reddedilmesiyle 29.12.2010
günü kesinleşmiştir.
Çanakkale 2.
Sulh Ceza Mahkemesi’nin 26.10.2011 gün ve E:2011/324, K:2011/979 sayılı
kararı ile sanık A.T.’nın 13.3.2011 günü işlediği ileri sürülen yaralama
suçu nedeniyle sonuçta 3.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,
sanığın denetim süresi içinde yeniden suç işlediği anlaşıldığından
gereğinin takdir ve ifası için mahkemesine ihbarda bulunulmasına karar
verilmiş, verilen karar, kesinleştikten sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığı
Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
DENİZ
KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 8.5.2013 gün ve E:2013/115,
K:2013/80 sayıyla; sanığın 30.3.2012 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerinden
ilişiğinin kesilmiş olması ve yüklenen suçun askeri bir suç veya askeri bir
suça bağlı bulunmaması nedeniyle sanığı yargılama görevinin adli yargı
yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen
karar kesinleşerek, dava dosyası, İnebolu Sulh Ceza Mahkemesi’ne
gönderilmiştir.
İNEBOLU SULH
CEZA MAHKEMESİ: 16.7.2013 gün ve E:2013/344, K:2013/327 sayıyla, suç
tarihinde sanığın asker kişi olup, yargılamanın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 231/11. maddesi kapsamında daha önce verilmiş bulunan hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin olarak, 5 yıllık denetimli
serbestlik süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi sebebiyle daha
önceki hükmün iptali ile verilen cezanın açıklanmasına ilişkin olması
nedeniyle sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle, İnebolu Asliye Ceza Mahkemesi’ne itiraz yolu açık olmak üzere
görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME
VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında,
Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Turgut SÖNMEZ, Haluk
ZEYBEL, Mehmet AVCIOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü
toplantısında, Raportör-Hâkim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Askeri
Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Hulusi GÜL’ün, başvurunun reddine ilişkin
yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosyanın incelenmesinde, adli yargı yerince verilen
görevsizlik kararının itiraz yolu açık olmak üzere verildiği anlaşılmıştır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesi
ikinci fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii
ve şekilleri belirtilir” denilmiş, 223. maddesinin onuncu fıkrasında, “Adli
yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu
bakımından hüküm sayılır” düzenlemesi yer almış, 232. maddesinin altıncı
fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne
olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun
yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının,
başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde
açıkça gösterilmesi gerekir” hükmüne yer verilmiştir.
2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un
“Olumsuz görev uyuşmazlığı” başlığı altında düzenlenen 14. maddesinde,
“Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli,
idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve
sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda
verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir” denilmektedir.
Uyuşmazlığın
incelenebilmesi için, 2247 sayılı Yasa’nın 1 ve 14. maddeleri uyarınca,
yargı yerlerince verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması
gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dışında ayrıca, Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve E:1931/12, K:1931/48
sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu değiştirmeye yönelik
görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları kuşkusuzdur. Böylece,
başvuracağı kanun yolu, süresi, mercii yasaya uygun olarak gösterilmeyen
kararın kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur. Bu nedenle, sanığa
yukarıda açıklanan haklarını belirtir nitelikte tebligat yapılarak temyiz
süresinin beklenmesi, görevsizlik kararı kesinleştikten sonra dosyanın
Mahkememize gönderilmesi gerekmektedir.
Açıklanan
nedenlerle, İnebolu Sulh Ceza Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının
kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde
belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca
yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ :
2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından
aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN
REDDİNE, 11.11.2013 günü
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
II-2247 SAYILI KANUNUN 14. MADDESİ GEREĞİNCE
VERİLEN KARARLAR
(OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI)
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/29
KARAR NO: 2013/32
KARAR
TR : 11.11.2013
(Ceza
Bölümü)
ÖZET:
Sanık astsubayın fiillerinin Askeri Ceza Kanununda özel olarak düzenlenen madde
ile Askeri Ceza Kanununun atfı ile Türk Ceza Kanununda düzenlenen “görevi
kötüye kullanma” suçlarına sebebiyet verebileceği saptaması karşısında;
yargılama aşamasında sanığın TSK. ile ilişiğinin kesilmesi, söz konusu
askeri suç nedeniyle askeri mahkemenin yargılama görevinin devamına engel
teşkil etmeyeceğinden, davanın ASKERİ YARGI yerinde görülmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
K.H.
Mağdurlar:
1- E.C., 2- E.O., 3- Ü.K., 4- C.E., 5- F.Ş., 6- S.B., 7- İ.B., 8- S.Ş.
Katılanlar
: 1- B.İ., 2- M.U.
Sanık :
H.A.
O L A Y
: Kırklareli 55. Mknz. P. Tug. Loj. Ds. Sah. Hiz. Bl. Komutanlığı emrinde
takım komutanı olarak görevli sanık S.S. İkm. Üçvş. H.A.’ın,
Ağustos-Eylül-Ekim 2008 tarihlerinde, kışla içerisinde cep telefonu
bulundurmanın ve kullanmanın suç olması nedeniyle aynı Komutanlık emrinde
görevli mağdur İkm. Er M.U., İkm. Er B.İ. ve Ulş. Er E.C.’ın üzerlerini
arayıp bulduğu, İkm. Er Erdal Orunç, İkm. Er Ü.K. ve İkm. Er C.E.’in
yataklarından aldığı, Ulş. Er F.Ş.ve İkm. Er S.B.’nın konuşurken görüp aldığı,
P. Er İ.B.’in dolabından aldığı ve İkm. Er S.Ş.’un sigara paketinde görüp
aldığı cep telefonlarının sim kartlarını çıkartarak sahiplerine verdiği,
tutanak tutmadığı, bölük komutanına bildirmediği ve telefonlarını isteyen
mağdurlara sırasıyla, “bölük astsubayına verirsem ceza alırsın”, “bir
güzellik yap vereyim”, “üçte birini ver”, “mahkemeye verseydim daha mı
iyiydi”, “kırmızı kar yağınca veririm”, “kafamı kızdırırsan seni askeri
mahkemeye veririm”, “askerliğin bitene kadar bende kalacak”, “bakarız” dediği
ve telefonlarını vermediği, mağdur Ü.K.’nin telefonunu verip “bir daha
yakalatma” diyerek aldırdığı sigaranın parasını vermediği, mağdur S.B.’ya
başka bir telefonu 50 TL paraya sattığı, soruşturma başladığında
telefonları birliğe teslim ettiği, böylece görevinin sağladığı nüfuzu
kötüye kullanarak kendisine yarar sağladığı ve mağdurlar üzerinde manevi
baskı yaparak icbar suretiyle irtikap suçunu işlediği ileri sürülerek,
eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 250/1. maddesi uyarınca ayrı ayrı
cezalandırılması istemiyle 54. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri
Savcılığı’nın 11.5.2009 gün ve E:2009/159, K:2009/174 sayılı iddianamesiyle
kamu davası açılmıştır.
54.
MEKANİZE PİYADE TUGAY KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 12.12.2012 gün ve
E:2012/143, K:2012/275 sayıyla; sanığa yüklenen eylemin askeri suç olmaması
ve sanığın yargılama aşamasında Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiğinin
kesilmiş olması nedeniyle 353 sayılı Kanun’un 17. maddesi uyarınca sanığın
yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası Kırklareli
Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
KIRKLARELİ
AĞIR CEZA MAHKEMESİ: 27.3.2013 gün ve E:2013/128, K:2013/98 sayıyla; sanığa
yüklenen eylemin irtikap suçunu oluşturmadığı, eylemin Askeri Ceza
Kanunu’nun 144. maddesi atfıyla Türk Ceza Kanunu’nun 257/1. maddesinde
düzenlenen görevi kötüye kullanma veya Askeri Ceza Kanunu’nun
115.maddesinde düzenlenen memuriyet nüfuzunu kötüye kullanmak suçlarını
oluşturabileceği, her iki halde de sanığı yargılama görevinin askeri yargı
yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz
edilmeden kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, kendisine gelmekle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME
VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında,
Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Turgut SÖNMEZ, Haluk
ZEYBEL, Mehmet AVCIOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü
toplantısında;
I-İLK
İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen
süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı
yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde askeri
yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN’ın askeri yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı
Hulusi GÜL’ün davanın çözümünün askeri yargı yerinin görev alanına
girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Anayasanın “askeri yargı” yı düzenleyen
145 nci maddesinde asker kişilerin “askeri mahallerde” işledikleri suçlara
bakmanın askeri mahkemelerin görevinde olduğu belirtilmişken; 12.9.2010
tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilip, 23.9.2010 gün ve 27708
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa’nın
15. maddesi ile yapılan değişiklik ile maddenin birinci fıkrasında, “Askeri
yargı, askerî
mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler;
asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler
aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri
suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal
düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye
mahkemelerinde görülür.
Savaş hali haricinde, asker olmayan
kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz” denilmek suretiyle “askeri mahallerde” unsuru madde metninden
çıkarılmıştır.
353
sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun
"Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci
Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde;
"Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin
askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri
mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri
suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin
“….askeri mahallerde….” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin 26.6.2012 tarih ve
28335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15.3.2012 gün ve E:2011/30,
K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
"Askeri
suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a)
Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka
bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile
cezalandırılmayan suçlar,
b)
Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında
gösterilen suçlar,
c) Türk
Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak
üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Aynı
Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191
sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı
gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu
mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç
olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası
açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte
iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması
..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi
Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile
iptal edilmiştir.
Buna
göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha
önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini
değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça
bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır.
İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup
olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.
Dosya
içinde bulunan, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın 1.4.2011 gün ve
PER:1920-317525-11/Per. İşl. D. E ve Arş. Ş. 102431 sayılı yazısından, sanığın
disiplinsizlik nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrıldığının bildirildiği
ve ekinde ayırma karar suretinin gönderildiği anlaşılmıştır.
Olumsuz
görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, askeri yargı yerince verilen
görevsizlik kararında, sanığa yüklenen eylemin askeri suç olmaması ve
sanığın yargılama aşamasında Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiğinin
kesilmiş olması nedeniyle, sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait
olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, dosyanın incelenmesinde, adli yargı
yerince verilen görevsizlik kararının gerekçesinde, iddianamede, sanığa
yüklenen eylemin, sanığın gerek nöbetçi olduğu gerekse böyle bir görevinin
bulunmadığı sıralarda, askeri birlik komutanının emirleri gereği kışla
içerisinde erler tarafından bulundurulması veya kullanılması yasak edilen
cep telefonlarını tespit ederek bunlara el koymasına rağmen, herhangi bir
resmi işlem yapmadığı, tutanak tutmadığı, durumu birlik komutanına intikal
ettirmediği, mağdurların yakalanan telefonları istemesi üzerine “kırmızı
kar yağınca alırsın”, “askerliğin bitene kadar bende kalacak” gibi
söylemlerde bulunduğu, bazı sanıklardan sigara ya da bu şekilde küçük
taleplerde bulunduğu ya da erlerle alacak- borç, telefon alım-satım
ilişkisine girdiği, bazen bu telefonları kullandığı şeklinde gerçekleştiğinin
anlatıldığı, dosyadaki mağdur ifadelerinin incelenmesinde, sanığın
mağdurlara yönelik bir baskı uyguladığına dair bir iddianın da bulunmadığı,
aslında mağdurların, sanık tarafından el konulan telefonları terhis
tarihlerine kadar talep etme hakları da bulunmadığından, söz konusu
telefonların sanık tarafından icbar suretiyle iade edilmemesi ve bundan
menfaat sağlanmasının da söz konusu olmadığı, olayda, sanığın kanun ve
emirlerle uhdesine tevdi edilen görevi savsaması, ihmal göstermesi ve keyfi
muamelede bulunmasının söz konusu olduğu, bu itibarla sanığın eylemlerinde
yasanın öngördüğü anlamda icbar boyutuna varan bir davranışının
bulunmadığı, bu nedenle sanığın eyleminin Askeri Ceza Kanunu’nun 144.madde
atfıyla Türk Ceza Kanunu’nun 257.madde kapsamında “görevi kötüye kullanma”
ya da Askeri Ceza Kanunu’nun 115.madde kapsamında “memuriyet nüfuzunu
kötüye kullanma” vasfında olabileceği açıklanarak, Türk Ceza Kanunu’nun
250. maddesinde düzenlenen suçun gerçekleşmeyeceğinin değerlendirildiği
gözetildiğinde Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen görevsizlik
kararı hukuka uygun bulunmuştur.
Bu
durumda, sanığa yüklenen eylemin 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nda
düzenlenen ya da 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar kapsamında kaldığı, bu nedenle “askeri suç”
olduğu açıktır.
353
sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren
ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin
bakma görevinin değişmeyeceği, ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri
bir suça bağlı bulunmaması durumunda, askeri mahkemelerde yargılanmayı
gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği
düzenlenmiş bulunduğundan ve somut olayda sanık hakkında yukarıda
anlatıldığı şekilde askeri suça uygun olduğu kabul edilen eylemleri
nedeniyle açılan kamu davasının 353 sayılı Yasa’nın 17. maddesi uyarınca
askeri yargı yerinde görülmesi ve 54. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı
Askeri Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ASKERİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle 54.
Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin 12.12.2012 gün ve
E:2012/143, K:2012/275 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/31
KARAR NO: 2013/34
KARAR TR : 11.11.2013
· (Ceza
Bölümü)
ÖZET :
Asker kişi sanık hakkında, 5607 sayılı Kanun’da düzenlenen suça uygun
eylemleri nedeniyle açılan kamu davasının, aynı Kanun’un 17.maddesi
uyarınca ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği, kaldı ki, aksi durumda
dahi, yüklenen eylemin askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması
ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması
nedeniyle ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
K.H.
Sanık :
G.M.
O L A Y : Hatay Yayladağı Belengöz
Hudut Karakol Komutanlığı 370 nolu hudut taşı bölgesinde 12.7.2008
tarihinde yasadışı yollarla yurda sokulmaya çalışılırken ele geçirilen 29
çuval sigarayı, karakola taşımakla görevlendirilen askerler arasında
bulunan aynı Komutanlık emrinde görevli sanık P. Er G.M.’ın, kendisine
emanet edilen çuvalların içinden alarak sakladığı on karton malboro marka
sigarayı 25.7.2008 günü, satmak için Antakya’ya götürmek üzere nizamiyeden
çıkarmaya çalışırken yakalandığı, böylece sanığın kendisine hizmet gereği
emanet edilen devlet malını saklamak suretiyle zimmet suçunu işlediği ileri
sürülerek eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 131/1. maddesi
(ilk cümlesi) uyarınca cezalandırılması istemiyle 6. Kolordu Komutanlığı
Askeri Savcılığı’nın 25.12.2008 gün ve E:2008/1316, K:2008/884 sayılı
iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
6. Kolordu Komutanlığı Askeri
Mahkemesi, sanığa yüklenen eylemin, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu
ve suçun sübuta erdiği gerekçesiyle sanığın Askeri Ceza Kanunu’nun 144.
maddesi göndermesiyle Türk Ceza Kanunu’nun 257/1. maddesi uyarınca
cezalandırılmasına karar vermiş, kararın sanık tarafından temyiz edilmesi
üzerine, Askeri Yargıtay 4. Dairesi, yüklenen eylemin 5607 sayılı
Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3/5 ve 4/4. maddeleri kapsamında suç
teşkil ettiği ve aynı Kanun’un 17. maddesi uyarınca anılan suç ile ilgili yargılama
görevinin adli yargıya ait olduğu gerekçesiyle hükmün vasfa bağlı görev
yönünden bozulmasına karar vermiştir.
6.MEKANİZE PİYADE TÜMEN KOMUTANLIĞI
ASKERİ MAHKEMESİ: 21.11.2012 gün ve E:2012/857, K:2012/413 sayıyla; bozma
ilamında yazılı hususları tekrar ederek, sanığı eylemine uyan 5607 sayılı
Kanun uyarınca yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın Adli Müşavir tarafından
temyiz edilmesi üzerine, bu kez Askeri Yargıtay 4. Dairesi’nce hükmün onanarak
kesinleşmesinden sonra, dava dosyası, Hatay 4. Asliye Ceza Mahkemesi’ne
gönderilmiştir.
Hatay 4. Asliye Ceza Mahkemesi, suç
yerinin Yayladağı İlçesi olduğunu ve davaya sulh ceza mahkemesinde
bakılması gerektiğini belirterek görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası
Yayladağı Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
YAYLADAĞI SULH CEZA MAHKEMESİ:
7.6.2013 gün ve E:2013/58, K:2013/123 sayıyla; sanığa yüklenen eylemin 4733
sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun’un 8/4. maddesinde düzenlenen suç kapsamında kaldığı, bu
Kanun’da da yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğuna ilişkin bir
düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle sanığı yargılama görevinin askeri
yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın
temyiz edilmeden kesinleşmesi üzerine, dava dosyası kendisine gelmekle 6.
Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce, Mahkememize
gönderilmiştir.
İNCELEME
VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında,
Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Turgut SÖNMEZ, Haluk
ZEYBEL, Mehmet AVCIOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü
toplantısında;
I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede,
usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve
İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik
görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde
öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından,
esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim
G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın adli yargı,
Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Hulusi GÜL’ün davanın çözümünün adli
yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Anayasanın
“askeri yargı” yı düzenleyen 145 nci maddesinde, asker kişilerin “askeri
mahallerde” işledikleri suçlara bakmanın askeri mahkemelerin görevinde
olduğu belirtilmişken; 7.5.2010 tarih ve 5982 sayılı Kanunla Anayasanın bu
maddesinde yapılan değişiklikle “askeri mahallerde” unsuru madde metninden
çıkarılmıştır.
353
sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun
"Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci
Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde;
"Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin
askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri
mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri
suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin
“….askeri mahallerde….” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin 26.6.2012 tarih ve
28335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15.3.2012 gün ve E:2011/30,
K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
"Askeri
suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a)
Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka
bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile
cezalandırılmayan suçlar,
b)
Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında
gösterilen suçlar,
c) Türk
Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak
üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Aynı
Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191
sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı
gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu
mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç
olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası
açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte
iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması
..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi
Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile
iptal edilmiştir.
Buna
göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha
önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini
değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça
bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği
açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup
olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.
3497
sayılı Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkında Kanun’un “Görev,
Yetki ve Görev İlişkileri” başlığı altında düzenlenen 2. maddesinde, “Kara
sınırlarını korumak ve güvenliğini sağlamak görevi Kara Kuvvetleri
Komutanlığına ait olup bu görev sınır birliklerince;
1. Kendi
sorumluluğunda olan bölgede sınırı korumak ve güvenliğini sağlamak,
2.
Gümrük hattındaki giriş ve çıkış kaçakçılığı ile kara sınırları boyunca
tesis edilen birinci derece askeri yasak bölge içerisinde suç teşkil eden
eylemleri önlemek, suçluları yakalamak, bu bölgede işlenen meşhut suç
faillerini ikinci derece askeri yasak bölgede de takip etmek ve yakalamak,
failler hakkında zorunlu yasal işlemleri yapmak, yakalanan kişi ve suç
delillerini ilgisine göre mahalli güvenlik kuvvetlerine teslim etmek,
3. Kara
sınırlarından iltica amacıyla giren muharip yabancı ordu mensupları
hakkında 11.8.1941 tarihli ve 4104 sayılı Muharip Yabancı Ordu
Mensuplarından Türkiye’ye İltica Edenler Hakkında Kanun hükümlerini uygulamak,
diğer mültecileri silah, muhimmat ve sair harp araç ve gereçlerinden
arıtmak, bu mülteciler ile beraberlerinde getirdikleri malzemeleri ilgili
makamlara teslim etmek,
Şeklinde
yerine getirilir.
Yukarıda
belirtilen görevler askeri hizmetten sayılır” denilmiş;
5607
sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun “Kaçakçılık suçları” başlığı
altında düzenlenen 3. maddesinin beşinci fıkrasında, “Birinci ila dördüncü
fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesine iştirak etmeksizin, bunların
konusunu oluşturan eşyayı, bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın
alan, satışa arz eden, satan, taşıyan veya saklayan kişi, altı aydan iki
yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır
”; “Nitelikli haller” başlığı altında düzenlenen 4. maddesinin dördüncü
fıkrasında, “Bu kanunda tanımlanan suçların, kaçakçılık fiillerini önlemek,
izlemek, araştırmak ve soruşturmakla görevli kişiler tarafından veya meslek
ve sanatın sağladığı kolaylıklardan yararlanmak suretiyle işlenmesi
halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır”; “ Yetkili merciler”
başlığı altında düzenlenen 17.maddesinin ikinci fıkrasında ise, “ Bu Kanun
kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar, Adalet Bakanlığının
teklifi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye
ceza mahkemelerinde görülür. Ancak bu suçlarla bağlantılı olarak resmi
belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde, görevli mahkeme ağır ceza
mahkemesidir” hükmü yer almıştır.
Olumsuz
görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince verilen
görevsizlik kararında, sanığa yüklenen eylemin 4733 sayılı Tütün ve Alkol
Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 8/4.
maddesinde düzenlenen suç kapsamında kaldığı, bu Kanun’da da yargılama
görevinin adli yargı yerine ait olduğuna ilişkin bir düzenlemenin
bulunmadığı, bu nedenle sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait
olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, dosyanın incelenmesinde, askeri
yargı yerince verilen görevsizlik kararının gerekçesinde, sanığın, 3497
sayılı Kanun uyarınca huduttan geçişten itibaren kaçakçılığı men ve takip
görevi bulunan, Hatay Yayladağı Belengöz Hudut Karakol Komutanlığı emrinde
görevli “er” statüsünde, sınırı kaçak yollardan geçmeye çalışan
kaçakçıların fark edilmeleri üzerine bırakarak kaçtıkları ve bu suretle ele
geçirilen çuvallar (kaçak sigara ile dolu)hakkında resmi işlem yapılmasını
temin için karakola taşınması amacıyla karakoldan çağırılan bir grup
askerden biri olup, görevinin çuvalları taşımaktan ibaret olduğu
belirtilerek, işlediği ileri sürülen eylemlerin 5607 sayılı Kanun’da
düzenlenen suça uygun olabileceği açıklanarak, özel kanun niteliğinde
bulunan 5607 sayılı Kanun’un 17.maddesi hükmü uyarınca adli yargı yerinde
yargılanmasının gerektiği değer-lendirilerek verilen görevsizlik kararı
hukuka uygun bulunmuştur.
Bu
durumda, özel kanun niteliğinde bulunan 5607 sayılı Kanun’da düzenlenen
suça uygun eylem nedeniyle sanık hakkında açılan davanın aynı Kanun’un
17.maddesi uyarınca adli yargı yerinde görülmesi ve yargılamanın askeri
yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle verilen görevsizlik kararının
kaldırılması , aynı yargı kolu içerisinde yer alan mahkemeler arasında
oluşabilecek görev uyuşmazlığının görevli mahkemece tartışılıp
değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Kaldı
ki, aksi durumda dahi, sanığa yüklenen eylemin, 1632 sayılı Askeri Ceza
Kanunu’nda düzenlenen suçlar kapsamında olmadığı ve anılan Kanun’da bu
eyleme ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı,bu nedenle “askeri suç”
olmadığı ve sanığın yargılama aşamasında terhis edildiğinin dosya içinde
mevcut bilgi ve belgelerden anlaşıldığı,353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde
de, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesil-mesiyle daha
önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevinin
değişmeyeceği, ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı
bulunmaması durumunda, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin
kesilmesiyle, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş
bulunduğundan ve somut olayda sanığa yüklenen eylemin askeri suç olmadığı ,
3497 sayılı Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkında Kanun’un
2.maddesinde belirtildiği üzere , askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili
olarak işlendiği belirlendiğinden, 353 sayılı Yasa’nın 17. maddesi uyarınca
da, açılan kamu davasının adli yargı yerinde görülmesinin gerektiği
açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, 5607 sayılı Kanun’da düzenlenen suça uygun eylemi nedeniyle
sanık hakkında açılan davanın aynı Kanun’un 17.maddesi uyarınca adli yargı
yerinde görülmesi ve Yayladağı Sulh Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik
kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Yayladağı
Sulh Ceza Mahkemesi’nin 7.6.2013 gün ve E:2013/58, K:2013/123 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
I-2247 SAYILI KANUNUN 27.MADDESİ
GEREĞİNCE VERİLEN KARARLAR (BAŞVURU RET)
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/364
KARAR NO : 2013/1534
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın
14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının ve 19. maddede
belirtilen koşulların da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
S.A. (İdari Yargıda)
M.A.
(Adli Yargıda)
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34........ plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca, sürücü belgesi sahibi davacı M.A.adına 28.8.2012 tarih ve
GN-702710 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı
düzenlenerek 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa
istinaden araç sahibi davacı S.A.adına düzenlenen 28.8.2012 tarih ve
0194953 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile
trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Araç sahibi S.A., idari para cezası ile aracın 60 gün
süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle
idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
9. İDARE MAHKEMESİ: 30.10.2012 gün ve E:2012/1489, K:2012/2204 sayıyla;
2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak
geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara
Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh
Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın
çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden
reddine karar vermiştir.
Davacı
Mehmet Altın, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine
itirazda bulunmuştur.
KARTAL 8. SULH CEZA MAHKEMESİ: 7.12.2012 gün ve D.
İş:2012/1281, K:2012/1281 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8.
maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren
kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine
ait olduğu gerekçesiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’nin benzer kararlarına da
dayanılarak itirazın görev yönünden reddine ve görevli yargı yerinin
belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar
vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME
VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma
BÜYÜKEREN’in, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun
reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile
Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada başvurunun reddi gerektiğine
ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca
yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak
davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri
sürülebilir”, 19.maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen
bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii
davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa,
gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin
karar vermesine değin erteler.
(Değişik ikinci fıkra: 23/7/2008 – 5791/9
md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da
temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları
Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir” denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde
ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına
ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine
uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına
yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davacı Mehmet
Altın’ın, idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine
yaptığı itiraz sonucunda, Mahkemece görevsizlik kararı verilmekle birlikte,
bununla yetinilmeyerek, yukarıda sözü edilen görevsizlik kararları arasında
olumsuz görev uyuşmazlığı oluştuğu ileri sürülerek, görevli merciin belirtilmesi
için dosyanın re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar
verildiği ve önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden
adli yargı dosyasının Mahkememize gönderildiği görülmüştür.
Uyuşmazlık
Mahkemesi bu durumlarda, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta
ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek,
mahkemelerce re’sen yapılan başvuruların 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi
kapsamında olduğunun kabul edilerek Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş
bulunan görev uyuşmazlıklarının çözüme kavuşturulmasının, gerek dava
ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağı
düşüncesiyle görev uyuşmazlıklarının esasını inceleyerek esasa ilişkin
karar vermektedir.
Ancak,
somut olayda, adli yargı yerince önceki görevsizlik kararına ilişkin dava
dosyası temin edilmeden dosyanın Mahkememize gönderilmiş olması nedeniyle, Başkanlık
yazısıyla idari yargı dava dosyasının istenmesi üzerine, İstanbul 9. İdare
Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının, davacısı S.A.tarafından
temyiz edildiği, temyiz incelemesi sonucunda, hükmün Danıştay
15.Dairesi’nce bozulmasına karar verildiği ve dava dosyasının halen derdest
olduğunun ilgili Mahkemece, Mahkememize bildirildiği ve bahsedilen kararın
dosya içinde bulunan onaylı örneğinin incelenmesinden de, araç sahibi
S.A.’ın, 2918 sayılı Kanun’un Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca sürücü
belgesi sahibi adına verilen 1.950,00 TL tutarındaki idari para cezası ile
araç trafikten men tutanağının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde
dava açtığı ve Mahkemece davanın görev yönünden reddine karar
verildiği,temyiz edilmesi üzerine hükmün Danıştay 15.Dairesi’nce bozularak
dosyanın Mahkemesine gönderildiği ve halen derdest olduğu, bu işlemler ile
ilgili olarak davacı Mehmet Altın’ın idari yargı yerine dava açıp açmadığı
konusunda bir bilgi olmadığı gibi, idari yargı yerince davacı hakkında verilmiş
bir görevsizlik kararı da bulunmadığı, davacı Mehmet Altın’ın idari para
cezasının iptali ile ilgili olarak adli yargı yerine itirazda bulunduğu,
Mahkemece görevsizlik kararı verildiği, bu işlem ile ilgili olarak adli
yargı yerine araç sahibi S.A.’ın dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi
olmadığı gibi, adli yargı yerince bu kişi hakkında verilmiş bir görevsizlik
kararı da olmadığı, ancak Kartal 8. Sulh Ceza Mahkemesi’nce, İstanbul 9.
İdare Mahkemesi ile aralarında bahsedilen kararlar yönünden olumsuz görev
uyuşmazlığı meydana geldiğinden bahisle dosyanın Mahkememize gönderildiği
anlaşılmıştır.
Bu durumda, adli ve idari yargı yerlerince,
tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş iki ayrı
görevsizlik kararı bulunmadığı gibi, idari yargı yerince verilen
görevsizlik kararının da kesinleşmediği, bu nedenle 2247 sayılı Yasa’nın
14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının ve 19.
maddede belirtilen koşulların da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar
verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının ve 19. maddede belirtilen koşulların
da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine
uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/365
KARAR NO : 2013/1535
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının ve 19. maddede belirtilen koşulların
da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine
uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.G.A.
Davalı :
İstanbul Valiliği, C Bölgesi Trafik Ekipler Amirliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34....... plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca, sürücü belgesi sahibi davacı M.G.A. adına 19.9.2012 tarih ve
GA-797484 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı
düzenlenerek 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa
istinaden araç sahibi T.K. adına düzenlenen 19.9.2012 tarih ve 6877 sayılı
Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek
muhafaza altına alınmıştır.
Araç sahibi T.K., idari para cezası ile aracın 60 gün
süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle
idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
7. İDARE MAHKEMESİ: 2.11.2012 gün ve E:2012/1646, K:2012/1662 sayıyla; 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri
alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik
Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza
Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün
adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine
karar vermiştir.
Davacı
M.G.A., aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.
KARTAL 8. SULH CEZA MAHKEMESİ: 7.12.2012 gün ve D.
İş:2012/1286 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine
göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın
da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait
olduğu gerekçesiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’nin benzer kararlarına da
dayanılarak itirazın görev yönünden reddine ve görevli yargı yerinin
belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar
vermiş, verilen karar itiraz edil-meden kesinleşmiştir.
İNCELEME
VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma
BÜYÜKEREN’in, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun
reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile
Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada başvurunun reddi gerektiğine
ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise
ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir”, 19.maddesinde, “Adli, idari,
askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik
kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya
incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin
görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin
belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin
incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.
(Değişik ikinci fıkra:
23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına
ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile
birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir” denilmiştir.
Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık
çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre
açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş
istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.
Dosyanın
incelenmesinden, davacının, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle adli yargı
yerine yaptığı itiraz sonucunda, Mahkemece görevsizlik kararı verilmekle
birlikte, bununla yetinilmeyerek, yukarıda sözü edilen görevsizlik
kararları arasında olumsuz görev uyuşmazlığı oluştuğu ileri sürülerek,
görevli merciin belirtilmesi için dosyanın re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilmesine de karar verildiği ve önceki görevsizlik kararına ilişkin dava
dosyası temin edil-meden adli yargı dosyasının Mahkememize gönderildiği
görülmüştür.
Uyuşmazlık
Mahkemesi bu durumlarda, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta
ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek,
mahkemelerce re’sen yapılan başvuruların 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi
kapsamında olduğunun kabul edilerek Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş
bulunan görev uyuşmazlıklarının çözüme kavuşturulmasının, gerek dava
ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağı
düşüncesiyle görev uyuşmazlıklarının esasını inceleyerek esasa ilişkin
karar vermektedir.
Ancak,
somut olayda, adli yargı yerince önceki görevsizlik kararına ilişkin dava
dosyası temin edilmeden dosyanın Mahkememize gönderilmiş olması nedeniyle, Başkanlık
yazısıyla idari yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir
örneğinin istenmesi üzerine, İstanbul 7. İdare Mahkemesi’nce verilen
görevsizlik kararının davacısı T.K. tarafından temyiz edildiği, dava
dosyasının temyiz incelemesi yapılmak üzere Danıştay’a gönderildiği ve dosyanın
halen Danıştay’da olduğunun ilgili Mahkemece, Mahkememize bildirildiği ve
bahsedilen kararın dosya içinde bulunan onaylı örneğinin incelenmesinden
de, araç sahibi T.K.’ın, 2918 sayılı Kanun’un Ek 2. maddesinin üçüncü
fıkrası uyarınca sürücü belgesi sahibi adına verilen 1.950,00 TL
tutarındaki idari para cezası ile araç trafikten men tutanağının
kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açtığı ve Mahkemece davanın
görev yönünden reddine karar verildiği, bu işlemler ile ilgili olarak
davacı M.G.A.’ın idari yargı yerine dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi
olmadığı gibi, idari yargı yerince davacı hakkında verilmiş bir görevsizlik
kararı da bulunmadığı, davacının aynı işlemlerle ilgili olarak adli yargı
yerine itirazda bulunduğu, Mahkemece görevsizlik kararı verildiği, bu
işlemler ile ilgili olarak adli yargı yerine araç sahibi T.K.’ın dava açıp
açmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi, adli yargı yerince bu kişi
hakkında verilmiş bir görevsizlik kararı da olmadığı, ancak Kartal 8. Sulh
Ceza Mahkemesi’nce, İstanbul 7. İdare Mahkemesi ile aralarında bahsedilen
kararlar yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı meydana geldiğinden bahisle
dosyanın Mahkememize gönderildiği anlaşılmıştır.
Bu durumda, adli ve idari yargı yerlerince,
tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş iki ayrı
görevsizlik kararı bulunmadığı gibi, idari yargı yerince verilen
görevsizlik kararının da kesinleşmediği, bu nedenle 2247 sayılı Yasa’nın
14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının ve 19.
maddede belirtilen koşulların da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar
verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının ve 19. maddede belirtilen koşulların
da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine
uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/934
KARAR NO : 2013/1539
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın
14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının oluşmadığı
anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun
bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
N.S. (İdari yargıda)
1-Ş.S.
(Adli yargıda)
2-N.S.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y : Trafik Denetleme Şube
Müdürlüğünce yapılan incelemede 34......... plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık
yaptığının ve trafik işaretlerine uymadığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3, 47/1-b madde ve fıkraları
uyarınca, sürücü belgesi sahibi davacı Ş.S.adına 9.11.2012 tarih ve
GO-571088 seri-sıra numaralı, araç sahibi davacı N.S.adına 9.11.2012 tarih
ve GO-571089 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları
düzenlenerek sırasıyla ayrı ayrı 2.104,00 ve 1.950,00 TL idari para cezası
verilmiş ve ayrıca bu tutanaklara istinaden araç sahibi N.S.adına
düzenlenen 9.11.2012 tarih ve 0224349 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı
ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı N.S., araç trafikten men tutanağının iptal
edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
8. İDARE MAHKEMESİ: 21.11.2012 gün ve E:2012/2045, K:2012/2374 sayıyla;
2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak
geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara
Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh
Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın
çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden
reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacılar, idari para cezalarının iptali istemiyle adli
yargı yerine itirazda bulunmuşlardır.
İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: Bilatarihli ve D.
İş:2013/1080, K:2013/1080 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8.
maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren
kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine
ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, yapılan itiraz İstanbul
45. Asliye Ceza Mahkemesi’nce kesin olarak reddedilmiştir.
Davacılar, yukarıda bahsedilen kararlar arasında olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğunu ileri sürerek görevli yargı yerinin belirlenmesi
için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi talebinde
bulunmuşlardır.
İNCELEME
VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma
BÜYÜKEREN’in, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun
reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile
Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada başvurunun reddi gerektiğine
ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise
ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir”, 19.maddesinde, “Adli, idari,
askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik
kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya
incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin
görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin
belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini
Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.
(Değişik ikinci fıkra:
23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına
ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile
birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir” denilmiştir.
Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık
çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre
açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş
istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.
Dosyanın
incelenmesinden, davacıların idari para cezalarının iptal edilmesi
istemiyle adli yargı yerine yaptıkları itiraz sonucunda, Mahkemece
görevsizlik kararı verildiği, bu işlemler ile ilgili olarak idari yargı
yerine davacıların dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi,
idari yargı yerince davacılar hakkında bu konuda verilmiş bir görevsizlik
kararı da olmadığı, davacı Nesime Soran’ın araç trafikten men tutanağının
iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açtığı ve Mahkemece davanın görev
yönünden reddine karar verildiği, bu işlem ile ilgili olarak davacıların
adli yargı yerine dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi,
adli yargı yerince davacılar hakkında bu konuda verilmiş bir görevsizlik
kararı da bulunmadığı, ancak davacıların yukarıda bahsedilen kararlar
arasında olumsuz görev uyuşmazlığı meydana geldiğinden bahisle dosyanın
Mahkememize gönderilmesini talep ettikleri anlaşılmıştır.
Bu durumda, adli ve idari yargı yerlerince,
tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş iki ayrı
görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının oluşmadığı anlaşıldığından,
aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun
reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının oluşmadığı anlaşıldığından, aynı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1368
KARAR NO : 2013/1573
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının oluşmadığı anlaşıldığından, aynı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : İ.Ş.
Davalı : Telekomünikasyon A.Ş.
Vekilleri
: Av. M.D.& Av. M.E.Y.
O L A Y
: Davacı, dava dilekçesinde özetle; Türk Telekom A.Ş.Malatya İl Müdürlüğü
emrinde teknisyen olarak çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adının 31.08.2009
tarihinde Devlet Personel Başkanlığına bildirildiğini, bunun üzerine
Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’nda teknisyen olarak görev yaptığını,
01.01.2006 tarihinden davalı kurum ile işliğinin kesildiği 29.12.2009
tarihine kadar verilen ek ödemelerin almadığı ve yeni kurumuna bildirdiği
maaş nakil ilmühaberinde de bu hakkının bildirilmediğini ve bu nedenle ek
ödemelerin yeni kurumunda da dikkate alınmadığın, 08.05.2006 tarih ve
2006/T-17 sayılı Yüksek Planlama Kurulu kararı ile KİT lerde çalışan tüm
personelin söz konusu haklardan yararlanmasına karar verildiğini açıklayarak
ve fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak, maaş nakil ilmühaberinin eksik
olduğunun ve ek ödeme haklarını kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmesi ile
çalıştığı süre içerisinde ödenmemiş olan ek ücret farkının yasal faizi ile
birlikte davalıdan tahsili istemiyle 06.06.2011 tarihinde adli yargıda dava
açmıştır.
MALATYA
İŞ MAHKEMESİ: 23.05.2013 gün E:2011/784 K:2013/510 sayılı kararında özetle;
davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete, hak sahibi
personeli Devlet Personel Başkanlığı’na bildirmesi, bildirim ile beraber
personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas
olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin
kesilmesi gibi işlemler yapıldığı, bu işlemlerin idare hukuku alanında
hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki
statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin
kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari
işlem olduğu gerekçe gösterilerek, davanın HMK 114/1-b maddesi uyarınca
yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile aynı yasanın 115/2 maddesi uyarınca
usulden reddine karar verilmiştir.
Dosya
üzerinde yapılan incelemede kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Malatya
İş Mahkemesi’nin gerekçeli kararında talep halinde dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiş olması nedeniyle, kararın
kesinleşmesinin ardından dava dosyası davacının talebi üzerine Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
İNCELEME
VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, 2247
sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada başvurunun reddi gerektiğine ilişkin
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise
ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir”, 19.maddesinde, “Adli, idari,
askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik
kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte
olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli
olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin
belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin
incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.
(Değişik ikinci fıkra:
23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına
ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile
birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir” denilmiştir. Aynı
Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya
veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından
inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş
istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’na atanması nedeniyle yeni
görevine başlayan davacının maaş nakil ilmühaberinin, denge tazminatının,
enflasyon farkının ve aldığı ikramiyenin yansıtılmaması nedeniyle idareye
yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile maaş nakil ilmühaberinin
düzeltilmesi ve ücretine yansıtılmayan ek ödemelerin denge tazminatını
alacağının davalıdan tahsiline ilişkindir.
Dosyanın incelenmesinden, davacının adli yargıda dava
açtığı ve davanın görev yönünden reddedilmesi sonrası kararın kesinleşmesi
üzerine, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır.
Aynı konu ile ilgili olarak idari yargıda açılan ve görevsizlikle
sonuçlanan bir dava bulunmamaktadır. Malatya İş Mahkemesi E:2011/784
K:2013/510 sayılı kararında dosyanın kesinleşmesinin ardından talep halinde
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verdiğinden, dosya
davacının talebi üzerine Mahkememize gelmiştir. Davacının aynı konuda idari
yargıda açtığı ve görevsizlikle sonuçlanan bir dava dosyası olmadığı dosya
kapsamından anlaşılmaktadır.
Bu
durumda, bu dosyalar yönünden adli ve idari yargı yerlerince, konusu ve
sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş iki ayrı görevsizlik kararı
bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen koşulların
oluşmaması nedeniyle, başvurunun aynı Kanun’un 27. maddesi uyarınca reddine
karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen
koşulların oluşmaması nedeniyle, başvurunun aynı Kanun’un 27. maddesi
uyarınca REDDİNE 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1375
KARAR NO : 2013/1577
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 1- Hukuk uyuşmazlıklarında, adli yargı yerince
görevsizlik kararı verildikten sonra, dava dosyası gönderilmekle idari
yargı yerinde dava açılmış sayılmayacağı;
2- 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan
başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : 1-H.J.B.B., 2-C.L.B.
Vekili : Av. B.B.- Av. M.Ü.
Davalılar
: 1- İskenderun Belediye Başkanlığı
Vekilleri
: Av.A.A.- Av. D.A.
2- Dr.
Y.H.C.
Vekili :
Av. A.A.
O L A Y :
Davacılar vekili özetle; davacıların maliki oldukları 396 parsel sayılı
taşınmaz üzerinde bulunan betonarme antrepo ve antreponun ön tarafında
bulunan betonarme rampanın, davalı İskenderun Belediyesi tarafından
davacılara haber verilmeden ve Belediye Encümen kararı olmaksızın tamamen
yıktırılarak bir kısım enkazın da dışarıya taşındığını, ayrıca dışarıdan
temin edilen dolgu malzemesinin de 396 parsel üzerine taşınarak taşınmazın
fiilen işgal edilmesi nedeniyle meydana gelen maddi zarardan dolayı fazlaya
dair hakları saklı kalmak kaydı ile 1.009.00TL lik zararın haksız fiilin
vuku bulduğu 01.03.2010 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte
davalılardan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargıda dava
açılmıştır.
İSKENDERUN
2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 06.11.2012 gün ve E: 2010/210, K:2012/285
sayılı ilamında özetle; davalı belediye tarafından davacının kendisine ait
olduğunu iddia ettiği taşınmaz üzerinde idari bir eylem yaparak antrepo
binasını yıktırdığı iddiası olduğundan ve bu antreponun davalı belediye
tarafından yıkılması fiilinin idari eylem niteliğinde olduğu ve İdari
Yargılama Usulü Kanununun 2/B maddesi gereğince görevli yargı yerinin İdare
Mahkemeleri olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen
görevsizlik kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Dosyasının
kesinleşmesinin ardından davacı vekilinin talebi üzerine, adli yargı
dosyası idari yargıya gönderilmiştir.
HATAY
İDARE MAHKEMESİ:31.05.2012 gün ve E:2013/1005 sayılı gönderme kararında
özetle; fiili yol iddiasından kaynaklanan davanın görüm ve çözüm yerinin
adli yargı mahkemeleri olduğu, diğer taraftan da davanın bir kısmının özel
kişiler tarafından başka bir özel kişiye karşı açıldığı, bu yönüyle de
idari yargıda gerçek kişiye karşı dava açılmasının mümkün olmadığı da göz
önüne alındığında bakılan davada yine adli yargının görevli olduğu gerekçe
gösterilerek, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanun’un 19. Maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin
belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilinceye kadar davanın ertelenmesine
karar vererek dosya Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME
VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantı-sında; Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi
gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile
Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada başvurunun reddi gerektiğine
ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,
İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen usul ve
yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık görülmediğinden esas inceleme yapılmalıdır.
DÜŞÜNCE:
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanun’un 14. maddesinde, “Olumsuz
görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya
askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı
olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri
kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.
Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve
ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” ve 19.
maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya
kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı
incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler.
(Değişik ikinci fıkra:
23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına
ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile
birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir” denilmiştir.
Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık
çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre
açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş
istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.
Öte yandan; 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanununun “Görevsizlik
veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler” başlıklı 20.maddesinin
1.fıkrasında; “ (1) Görevsizlik veya
yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, bu karar
verildiği anda kesin ise bu tarihten, süresi içinde kanun yoluna
başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna
başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki
hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya
da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde, bu
mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.” hükmüne yer verilmiş;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 'İdari davaların
açılması' başlıklı 3. maddesinde; idari davaların, Danıştay, idare
mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı
dilekçelerle açılması öngörülmüş; aynı Kanunun 9. maddesinde; çözümlenmesi Danıştay’ın
idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde adli ve askeri
yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde
bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün
içinde görevli mahkemelerde dava açılabileceği hükme bağlanmış; Yasanın “İlk inceleme üzerine verilecek karar” başlıklı
15.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde; “ 1. (Değişik bent: 05/04/1990 -
3622/6 md.) Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin
3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü
maddenin; a) 3/a bendine göre adli ve askeri yargının görevli olduğu
konularda açılan davaların reddine; idari yargının görevli olduğu konularda
ise görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki
yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine,
(…) karar verilir” denilmiştir.
Dosyanın,
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca incelenmesinden:
Hukuk
uyuşmazlıklarında, görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın
görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili
mahkemeye gönderilmesi, ancak aynı yargı düzeni içinde yer alan mahkemeler
arasında olanaklı olup; bu hususa ilişkin 6100 sayılı H.M.K’nın 20. (1086
sayılı H.U.M.K.’nun 27.) maddesiyle 2577 sayılı İ.Y.U.K.’ nun 15.
maddesinin 1. fıkrası (a) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “görev” kuralları,
aynı yargı düzeni içindeki mahkemelerin işbölümü esasına ilişkin
düzenlemelerdir. Oysa yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi
durumunda, görevli olduğundan bahisle farklı bir yargı düzeninde yer alan
mahkemeye dava dosyasının gönderilebilmesine olanak tanıyan bir düzenleme
bulunmamaktadır.
Göreve
ilişkin kararın, işbölümü esasına göre veya yargı yolu bakımından verilmiş
olması farklı sonuçlar doğurmaktadır. Şöyle ki; işbölümü esasına göre
verilen görevsizlik kararı sonucu dava dosyasının görevli mahkemeye
gönderilmesi durumunda, dava başvuru tarihi itibariyle görevli mahkemede
açılmış sayılmaktadır. Yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi
durumunda ise, görevli olduğu işaret edilen yargı yerine, bu yargı yerinin
uyguladığı usul kurallarına uygun olarak yeniden dava açılması zorunlu
bulunmaktadır.
Olayda,
davacılar vekili tarafından, ortada
idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadan, adli yargı
dosyasının idari yargı yerine gönderilmesi ve bu yargı yerince, kendisine gelen adli yargı yerine ait dava
dosyası üzerinden inceleme yapılarak görevsizlik kararı verilmiş olup,
yukarıda yapılan açıklamalara göre, İ.Y.U.K.’nun 3 ve 9. maddelerinde
öngörülen şekilde usulüne uygun olarak idari yargı yerine açılmış bir dava
bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.
2247 sayılı Yasa’nın
19. madde hükmüne göre, bir yargı yerinin re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
başvuruda bulunabilmesi için; tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
daha önce diğer yargı yerlerinden birisi tarafından görevsizlik kararı
verilmiş ve bu kararın kesinleşmiş bulunması ve bunun üzerine kendine gelen
davayı inceleyen yargı yerinin de davada görevsizlik kararı veren yargı
yerinin görevli olduğu kanısına varması gerekmektedir. Ancak, başvuru
koşullarının incelenebilmesi için öncelikle, yargı yerinde usulüne göre
açılmış bir dava bulunması gerektiği tartışmasızdır.
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesinin 14.10.2008 tarihli
Mesutoğlu-Türkiye kararında (Başvuru No: 36533/04); Asliye Hukuk
Mahkemesine açılan tazminat davasında bu mahkemece davanın görev yönünden
reddine, başvuranların kararın kesinleşmesinden itibaren 10 gün içinde dava
açmaları halinde dava dosyasının yetkili İdare Mahkemesine gönderilmesine
karar verildiği, davacıların öngörülen sürede başvurmaları üzerine yine bu
mahkemece dava dosyasının ilgili İdare Mahkemesine gönderildiği, İdare
Mahkemesince de mahkemelerine İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre
davacılar tarafından açılan bir davanın mevcut olmadığı gerekçesiyle
davanın usulden reddedildiği, temyiz edilen bu kararın Danıştay’ca
onandığı, davacıların adil yargılanma haklarının ihlali iddiasıyla Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM’ne) başvurdukları, AİHM 2. Dairesince
yapılan inceleme de ise davanın somutunda İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun
9 uncu maddesinin uygulamasının çok katı biçimde ve aşırı şekilde
gerçekleşmesi nedeniyle, başvuranların mahkemeye erişim haklarının ve
dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6/1 nci maddesinin
ihlal edildiği sonucuna varıldığı görülmektedir. Mahkememizce konuya
ilişkin idari yargı içtihatları üzerinde yapılan araştırmada; Danıştay 6
ncı Dairesi uygulamasında AİHM’nin temas edilen kararına işaretle, Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararı sonrası davacının 30 günlük süre
içerisinde başvurarak dosyanın görevli İdare Mahkemesine gönderilmesini
talep etmesi halinde, Asliye Hukuk Mahkemesine yaptığı başvuru tarihinin
görevli idare mahkemesine başvurma tarihi olarak kabulü gerektiğinin
belirtildiği anlaşılmaktadır. (Dnş. 6. D. nin 27.9.2012 tarih ve
E.2012/4525, K. 2012/4622 sayılı kararı) Danıştay İdari Dava Daireleri kurulunun
31.5.2007 tarih ve E.2006/4713, K. 2007/1302 sayılı kararında ise “…
ilgililerin süresi içinde adli yargı yerine verdikleri ve dosyanın idari
yargı merciine gönderilmesi istemini içeren dilekçelerin ‘dilekçe reddi’
kararı verilerek dava dilekçesi durumuna getirilmek suretiyle işin esasının
incelenmesine geçilmesi hukuken olanaklı ise de, adli yargı yerinin kendiliğinden
dava dosyasını idari yargı yerine göndermesi halinde, dosya mahkemenin
esasına kaydedilerek davanın incelenmesine geçilemeyecektir. Davada
davacının yazılı bir istemi olmaksızın doğrudan idari yargı merciine
dosyanın 2577 Sayılı Yasanın 9/1 nci maddesi hükmü karşısında esasa
kaydedilmeyerek veya esasa hataen kaydedilmiş ise dosya kaydının
kapatılarak mahkemesine iadesi gerekmektedir” denilmektedir.
Davanın
somutunda İskenderun 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görev yönünden
red kararı, davacının istemi üzerine Hatay İdare Mahkemesine gönderilmiş;
ancak bu mahkemece usulü yönden bir karar (dilekçe reddi) verilmeyip,
davada adli yargının görevli olduğu değerlendirilmesiyle 2247 sayılı
kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için
Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmuştur. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunun 3. ve 9. maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde bizzat dava
açma, davacıların uymak zorunda olduğu emredici bir hüküm olduğu gibi, 492
sayılı Harçlar Kanunun ilgili hükümleri ve tarifeleri gereğince böyle bir
davanın harca tabi olduğu izahtan varestedir. İlgili mevzuatında gerekli
değişiklik yapılmadığı sürece bu yasal yükümlülüklerin ihmali ve Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinin anılan kararının doğrudan uygulanması suretiyle
benzer bütün davaların bu şekilde sonuçlandırılması mümkün görülmemiştir.
Bu durumda ortada idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçe ile açılmış
bir dava bulunmadığından 2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen
koşullar gerçekleşmemiştir.
Açıklanan
nedenlerle, 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan Hatay İdare
Mahkemesinin başvurusunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi
gerekmiştir.
SONUÇ : 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan
Hatay İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca
REDDİNE 11.11.2013 gününde üye Nurdane TOPUZ’un KARŞI OYU VE OYÇOKLUĞU İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
KARŞI OY
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin
Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, “Uyuşmazlık Mahkemesi;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri
yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak
çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek
mahkemedir" ve 27. maddesinde, “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık
çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre
açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş
istemleri reddeder" denilmiştir.
Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 3. maddesinin birinci fıkrasında(Değişik: 10/6/1994-4001/2
md.), “İdari davalar, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına
hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılır" ve 9. maddesinin birinci
fıkrasında(Değişik: 5/4/1990 - 3622/2 md.), “Çözümlenmesi Danıştayın, idare
ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı
yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu
husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde
görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi,
Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul
edilir" hükmü yer almıştır.
Olayda, adli yargı yerince yargı yolu
bakımından görevsizlik kararı verilen dava dosyası davacı vekilinin istemi
üzerine idari yargı yerine gönderilmiş ve bu yargı yerince, adli yargı
yerine ait dava dosyası üzerinde inceleme yapılarak davada adli yargının
görevli olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Yasa'nın 19. maddesi uyarınca görev
uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine
karar verilmiş olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3 ve 9. maddelerinde
öngörülen şekilde usulüne uygun olarak idari yargı yerinde açılmış bir dava
bulunduğundan sözetmek mümkün değildir.
Durum böyle olmakla birlikte, İdari
Yargılama Usulü Kanunu'na göre yapılan usule aykırılığın 2247 sayılı
Kanunun 27. maddesi kapsamında incelenemeyeceği, bu hususun Uyuşmazlık
Mahkemesi’nin görev ve yetkisi dışında kaldığı, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin
önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının varlığı kabul edilerek çözüme kavuşturulmasının
dava ekonomisine ve Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun
düşeceği, bu nedenle görev uyuşmazlığının esası incelenerek görevli yargı
yerinin belirlenmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1441
KARAR NO : 2013/1628
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının ve 19. maddede belirtilen koşulların
da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine
uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
E.İ.
Davalı :
İstanbul Valiliği, A Bölgesi Trafik Ekipler Amirliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34...... plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca, sürücü belgesi sahibi davacı E.İ. adına 16.1.20123 tarih ve
GT-445093 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı
düzenlenerek 2.102,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa
istinaden araç sahibi E.İ. adına düzenlenen 16.1.2013 tarih ve 0249437
sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men
edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Araç sahibi, E.İ., idari para cezası ile aracın 60 gün
süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle
idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
6. İDARE MAHKEMESİ: 21.1.2013 gün ve E:2013/166, K:2013/83 sayıyla; 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri
alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik
Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza
Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün
adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine
karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı,
E.İ., aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.
BAKIRKÖY 8. SULH CEZA MAHKEMESİ: 17.4.2013 gün ve D.
İş:2013/943 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre
idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da
verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine ve görevli yargı yerinin
belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar
vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma
BÜYÜKEREN’in, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun
reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile
Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada başvurunun reddi gerektiğine
ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise
ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir”, 19.maddesinde, “Adli, idari,
askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik
kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya
incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin
görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin
belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin
incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.
(Değişik ikinci fıkra:
23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına
ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile
birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir” denilmiştir.
Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık
çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre
açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş
istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.
Dosyanın
incelenmesinden, davacının, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle adli
yargı yerine yaptığı itiraz sonucunda, Mahkemece görevsizlik kararı verilmekle
birlikte, bununla yetinilmeyerek, yukarıda sözü edilen görevsizlik
kararları arasında olumsuz görev uyuşmazlığı oluştuğu ileri sürülerek,
görevli merciin belirtilmesi için dosyanın re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilmesine de karar verildiği ve önceki görevsizlik kararına ilişkin dava
dosyası da temin edilerek adli yargı dosyasının Mahkememize gönderildiği
görülmüştür.
Uyuşmazlık
Mahkemesi bu durumlarda, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta
ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek,
mah-kemelerce re’sen yapılan başvuruların 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi
kapsamında olduğunun kabul edilerek Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş
bulunan görev uyuşmazlık-larının çözüme kavuşturulmasının, gerek dava
ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağı
düşüncesiyle görev uyuşmazlıklarının esasını inceleyerek esasa ilişkin
karar vermektedir.
Ancak,
somut olayda, araç sahibi E.İ.’nin, 2918 sayılı Kanun’un Ek 2. maddesinin
üçüncü fıkrası uyarınca sürücü belgesi sahibi adına verilen 2.102,00 TL
tutarındaki idari para cezası ile araç trafikten men tutanağının kaldırılması
istemiyle idari yargı yerinde dava açtığı ve Mahkemece davanın görev
yönünden reddine karar verildiği, bu işlemler ile ilgili olarak davacı
E.İ.’nin idari yargı yerine dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi olmadığı
gibi, idari yargı yerince davacı hakkında verilmiş bir görevsizlik kararı da
bulunmadığı, davacının aynı işlemlerle ilgili olarak adli yargı yerine
itirazda bulunduğu, Mahkemece görevsizlik kararı verildiği, bu işlemler ile
ilgili olarak adli yargı yerine araç sahibi E.İ.’nin dava açıp açmadığı
konusunda bir bilgi olmadığı gibi, adli yargı yerince bu kişi hakkında
verilmiş bir görevsizlik kararı da olmadığı, ancak Bakırköy 8. Sulh Ceza
Mahkemesi’nce, İstanbul 6. İdare Mahkemesi ile aralarında bahsedilen
kararlar yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı meydana geldiğinden bahisle
dosyanın Mahkememize gönderildiği anlaşılmıştır.
Bu durumda, adli ve idari yargı yerlerince,
tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş iki ayrı
görevsizlik kararı bulunmadığından 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının ve 19. maddede belirtilen
koşulların da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi
gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının ve 19. maddede belirtilen koşulların
da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine
uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1463
KARAR NO : 2013/1648
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan
BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1.O.Y. adına Vasisi A.Y., 2.C.Y.
adına vasisi Y.Y., 3.H.Y.adına Vasisi Y.Y., 4.Y.Y.,
5.E.G.,
6.Y.Y., 7.N.Y., 8.M.Y.
Vekili :
Av. Y.D.
Davalı :
İstanbul İl Özel İdare Müdürlüğü
Vekili :
Av. A.A.
O L A Y : Davacılar vekili dava
dilekçesinde özetle; müvekkillerinin dava konusu İstanbul ili Ataşehir
ilçesi Aşık Veysel Mahallesi 5 Pafta 581 Ada 44 Parselde kayıtlı taşınmazın
hissedarları olduğunu, dava konusu taşınmazın imar planında kısmen “İlkokul
Alanı” olarak ayrıldığını, davacıların kullanım hakkının imar düzenlemesi
nedeni ile kısıtlandığını ve bu nedenle zarar gördüklerini belirterek;
fazlasını talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL’nin dava
tarihinden itibaren Anayasa’nın ilgili hükmü uyarınca devlet alacaklarına
uygulanan en yüksek oranda faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya
verilmesine ve dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı idare
adına tesciline karar verilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı İstanbul İl Özel İdaresi vekili süresi içerisinde
verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.
İstanbul A.22.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin( Kadıköy 6.
Asliye Hukuk Mahkemesi) : 17.04.2013 gün ve 2012/58 Esas sayılı kararı ile,
davalı İstanbul İl Özel İdaresi vekilinin görev itirazının reddine ve
yazılan müzekkere cevaplarının beklenmesine, bir sonraki duruşmanın
20.09.2012 tarihinde yapılmasına karar verdiği, kararın verildiği celseye
davalı vekilinin katılmadığı ve davalı vekiline kararın tebliğine ilişkin
de herhangi bir karar alınmadığı; mahkemenin 20.09.2012 tarihli 2.
celsesine davacı vekilinin katıldığı, davalı vekilinin katılmadığı,
mahkemece dava konusu alanda keşif yapılmasına ve bir sonraki celsenin
15.11.2012 gününe bırakılmasına karar verildiği; mahkemenin 15.11.2012
tarihli 3. celsesine davacı vekili ile davalı vekilinin katıldıkları,
davalı vekilinin tekrar görev itirazında bulunduğu, mahkemece bilirkişi
raporunun beklenmesine ve davalı vekilinin görev itirazının bilirkişi
raporunun dönüşünden sonra değerlendirilmesine ve bir sonraki duruşmanın
31.01.2013 tarihinde yapılmasına karar verildiği; mahkemenin 31.01.2013
tarihli 4.celsesine taraf vekillerinin katıldıkları, mahkemece Ataşehir
Belediye Başkanlığı’na müzekkere yazılmasına ve bir sonraki duruşmanın 17.04.2013
tarihinde yapılmasına karar verildiği, mahkemenin 17.04.2013 tarihli
celsesine taraf vekillerinin katıldıkları, davalı vekilinin görev itirazını
yinelediği, mahkemece görev itirazının reddine, Tapu Sicil Müdürlüğü’ne
müzekkere yazılmasına ve bir sonraki duruşmanın 22.05.2013 tarihinde
yapılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davalı İstanbul İl Özel İdaresi vekilinin, idari yargı
yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda verdiği dilekçesi
üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı’na
gönderilmiştir.
Danıştay Başsavcısı; İdarelerin 3194
sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara
dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel
işlemler, "idari işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda
oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem
niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan
"idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari
yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın
10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME
VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında,
Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat
ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü
toplantısında; Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen
koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesi’nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 10. maddesinde, “Görev
uyuşmazlığı çıkarma; adli, idari ve askeri bir yargı merciinde açılmış olan
davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcı veya
Başkanunsözcüsü tarafından görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi’nden
istenmesidir.
Yetkili Başsavcı veya
Başkanunsözcüsünün Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istekte bulunabilmesi için,
görev itirazının, hukuk mahkemelerinde en geç birinci oturumda, ceza
mahkemelerinde delillerin ikamesine başlamadan önce; idari yargı yerlerinde
de dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan yapılmış olması ve yargı
yerlerinin de kendilerinin görevli olduklarına karar vermiş bulunmaları
şarttır.
Görev itirazının yargı
merciince yerinde görülerek görevsizlik kararı verilmesi halinde, görev
konusunun Uyuşmazlık Mahkemesi’nce incelenebilmesi, temyizen bu kararın
bozulmuş ve yargı merciince de bozmaya uyularak görevli olduğuna karar
verilmiş bulunmasına bağlıdır.
Uyuşmazlık çıkarma
isteminde bulunmaya yetkili makam; reddedilen görevsizlik itirazı adli
yargı yararına ileri sürülmüş ise Cumhuriyet Başsavcısı, idari yargı
yararına ileri sürülmüş ise Danıştay Başkanunsözcüsü, askeri ceza yargısı
yararına ileri sürülmüş ise Askeri Yargıtay Başsavcısı, Askeri İdari Yargı
yararına ileri sürülmüş ise bu mahkemenin Başkanunsözcüsüdür.
Görev itirazının
reddine ilişkin karara karşı itiraz yolunun açık bulunduğu ceza davalarında
ret kararı kesinleşmeden uyuşmazlık çıkarma istenemez” denilmiş;
12.maddesinde, “Görev itirazında bulunan kişi veya makam itirazının reddine
ilişkin kararın verildiği tarihten, şayet bu kararın tebliği gerekiyorsa
tebliğ tarihinden, itiraz yolu açık bulunan ceza davalarında ise ret
kararının kesinleştiği tarihten başlayarak 15 gün içinde, uyuşmazlık
çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçeyi
itirazı reddeden yargı merciine verir.
Bu yargı mercii
dilekçenin bir nüshasını ve varsa eklerini yedi gün içinde cevabını
bildirmesi için diğer tarafa tebliğ eder. Tebligat yapılan taraf, süresi
içinde bu yargı merciine cevabını bildirmezse cevap vermekten vazgeçmiş
sayılır.
Yargı mercii, itiraz
dilekçesi üzerine verdiği itirazı ret kararını kaldırarak görevsizlik
kararı vermediği takdirde yetkili makama sunulmak üzere kendisine verilen
dilekçeyi alınan cevabı ve görevsizlik itirazının reddine ilişkin kararını,
dava dosyası müktevasının onaylı örnekleriyle birlikte uyuşmazlık çıkarma
isteminde bulunmaya yetkili makama gönderir.
Bir davada uyuşmazlık
çıkarılması için yalnız bir kez başvurabilir.” hükmü yer almış, 27.
maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev
uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından
inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş
istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.
Olayda, İstanbul A.22. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde
(Kadıköy 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde) açılan davada, birinci oturum
tarihi olan 17.05.2012 gününden önce (12.04.2012 tarihinde), davalı
İstanbul İl Özel İdaresi vekilince görev itirazında bulunulduğu; mahkemenin
17.05.2012 günlü ara kararıyla görev itirazı reddedildiği ve fakat kararın
davalı İstanbul İl Özel İdaresi vekiline tebliğ edilmediği, davalı
vekilinin mahkemenin 15.11.2012 tarihli celsesine katılarak tekrar görev
itirazında bulunduğu, davalı vekiline 17.05.2012 tarihli görev itirazının
reddine ilişkin mahkeme kararı tebliğ edilmemiş olmakla birlikte; davalı
vekilinin mahkemenin 15.11.2012 tarihli celsesine katılmakla, karardan
haberdar olduğunun kabulünün gerektiği, davalı İstanbul İl Özel İdaresi
vekilinin 22.04.2013 günü kayda giren dilekçesi ile olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.
Yukarıda sözü edilen Kanun hükümleri uyarınca,
görev itirazının reddine ilişkin kararın tebliğ edildiği günden başlayan
onbeş gün içinde uyuşmazlık çıkarılmasının istenebileceği gözetildiğinde,
verilen görevlilik kararının tebliğ edilmemesi nedeni ile davalı vekilinin
sonrasında katıldığı ilk celse olan 15.11.2012 günün tebliğ günü kabul
edilmesi nedeniyle 22.04.2013 günü kayda giren dilekçenin süresi içerisinde
verildiğinin kabulü olanaksızdır.
Bu durumda, davalı idare vekili tarafından Kadıköy
6. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne ( İstanbul A.22. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne)
açılan davada verilen görevlilik kararının, 15.11.2012 tarihinde
öğrenildiğinin kabulü nedeni ile, on beşinci gün olan 30.11.2012 tarihinden
sonra olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle yapılan başvuru
süresinde olmadığından, davalı İstanbul İl Özel İdaresi vekilince yapılan
başvurunun reddi gerektiği açıktır.
Açıklanan
nedenlerle 2247 sayılı Yasanın 10. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan
başvurunun anılan Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen
koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1511
KARAR NO : 2013/1691
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 10. ve 12.maddelerinde
öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca
REDDİ gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1.A.K., 2.F.K.,
3.M.T., 4.A.Ş., 5.H.T.
Vekilleri : Av. Y.D.& Av. E.U.& Av. E.G.
Davalı :
İSKİ Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. A.K.
O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle;
müvekkillerinin İstanbul İli, Arnavutköy İlçesi, Yeşilbayır Mahallesinde
kain 976 parsel ve 1681 parsel sayılı taşınmazların maliki olduklarını,
taşınmazların davalı idare tarafından dere mutlak koruma alanına
alındığını, bu nedenle davacıların taşınmazlar üzerindeki tasarruf haklarının
kullanılamayacak şekilde kısıtlandığını ve zarar gördüklerini belirterek;
el atılan alan ve talep edilen bedele ve de faize ilişkin fazlaya dair her
türlü hakları saklı tutulmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL’nin dava
tarihinden itibaren hesaplanacak faiziyle birlikte davalı taraftan tahsili
ile davacılara verilmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde
dava açmıştır.
Davalı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel
Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde görev itirazında bulunmamış; ancak,
mahkemenin 6. ve 9. oturumlarındaki beyanlarında; görev itirazında
bulunmuştur.
Gaziosmanpaşa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 05.10.2010
tarihli tensip tutanağı ile dava dosyasını mahkemenin 2010/638 esas
numarasına kaydettiği ve ilk duruşmanın 04.02.2011 tarihinde yapılmasına
karar verdiği; 04.02.2011 tarihinde yapılan ilk duruşmaya davacı ve davalı
vekillerinin katıldıkları, duruşmada davalı vekili tarafından cevap
dilekçesinin tekrar edildiği, bu cevap dilekçesinde yargı yolu itirazında
bulunulmadığı, mahkemece dava konusu taşınmazda keşif yapılmasına ve 2.
duruşmanın 03.05.2011 tarihinde yapılmasına karar verildiği; 03.05.2011
tarihli duruşmaya taraf vekillerinin katıldıkları, mahkemece bilirkişi
raporlarının beklenmesine ve bu nedenlerle bir sonraki duruşmanın
22.09.2011 tarihinde yapılmasına karar verildiği; 22.09.2011 tarihinde
yapılan 3. Celseye taraf vekillerinin katıldıkları, mahkemece davacı
vekiline aplikasyon krokisinin dosya sunulması için süre verilmesine ve bir
sonraki celsesinin 07.02.2012 tarihinde yapılmasına karar verildiği; 07.02.2012
tarihli 4. Celseye taraf vekillerinin mazeret bildirerek katılmadıkları,
mahkemece dosyanın bilirkişiden dönüşünün beklenmesine ve taraf
vekillerinin mazeret dilekçelerinin kabulü ile duruşmanın 23.03.2012 gününe
bırakılmasına karar verildiği, 23.03.2012 günü yapılan 5. Celseye taraf
vekillerinin mazeret bildirerek katılmadıkları, mahkemece taraf
vekillerinin mazeret dilekçelerinin kabulü ile duruşmanın 28.06.2012 gününe
bırakılmasına karar verildiği, 28.06.2012 günü yapılan 6. Celseye taraf
vekillerinin katıldıkları, davalı vekilinin görev itirazında bulunduğu,
mahkemece davalı vekilinin görev itirazının reddine ve 1681 parsel sayılı
dava konusu taşınmazın yüzölçümünün düzeltilmesi için davacı vekiline süre
verilmesine karar verildiği ve bir sonraki duruşmanın 22.11.2012 gününe
bırakıldığı; 22.11.2012 günü yapılan 7. Celseye taraf vekillerinin
katıldıkları, davacı vekiline bir önceki celse ara kararı gereğince tekrar
süre verilmesine ve bir sonraki duruşmanın 21.03.2013 günü yapılmasına
karar verildiği; 21.03.2013 günü yapılan 8. Celseye taraf vekillerinin katıldıkları,
mahkemece taraf vekillerine ek raporu inceleyip beyanda bulunmaları için
süre verilmesine ve çeşitli kurumlara müzekkereler yazılmasına karar
verildiği, bir sonraki duruşmanın 13.06.2013 gününe bırakıldığı; 13.06.2013
tarihli 9. Celseye davacı ve davalı vekillerinin katıldıkları, davalı
vekilinin davanın idari yargının görev alanına girdiğini belirterek görev
yönünden davanın reddine karar verilmesini talep ettiği, mahkemece davalı vekilinin
görev itirazının tekrar reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davalı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel
Müdürlüğü vekilinin ,idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda verdiği dilekçesi üzerine , dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.,
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı
Yasa'nın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu
planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi
bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak
zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari
eylem niteliği taşıdığını ifade ederek,
davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine
ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci
maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde
görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi
uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in 2247
sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği
yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Davacının taşınmazlarına, imar planında “ Dere Mutlak Koruma Alanı “ olarak
ayrılmak sureti ile kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazların
imar planında “Dere Mutlak Koruma Alanı”nda kalan kısmı bakımından fazlaya
ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, değerlendirme tarihinden itibaren
işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 1000,00 TL’nin davalıdan
tahsili istemiyle açılmıştır.
Yetkili
Başsavcı veya Başkanunsözcüsünün Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istekte
bulunabilmesi için, görev itirazının, hukuk mahkemelerinde en geç birinci
oturumda, ceza mahkemelerinde delillerin ikamesine başlamadan önce; idari
yargı yerlerinde de dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan yapılmış olması
ve yargı yerlerinin de kendilerinin görevli olduklarına karar vermiş
bulunmaları şarttır.
Görev itirazının yargı
merciince yerinde görülerek görevsizlik kararı verilmesi halinde, görev
konusunun Uyuşmazlık Mahkemesi’nce incelenebilmesi, temyizen bu kararın
bozulmuş ve yargı merciince de bozmaya uyularak görevli olduğuna karar
verilmiş bulunmasına bağlıdır.
Uyuşmazlık çıkarma
isteminde bulunmaya yetkili makam; reddedilen görevsizlik itirazı adli
yargı yararına ileri sürülmüş ise Cumhuriyet Başsavcısı, idari yargı
yararına ileri sürülmüş ise Danıştay Başkanunsözcüsü, askeri ceza yargısı
yararına ileri sürülmüş ise Askeri Yargıtay Başsavcısı, Askeri İdari Yargı
yararına ileri sürülmüş ise bu mahkemenin Başkanunsözcüsüdür.
Görev itirazının
reddine ilişkin karara karşı itiraz yolunun açık bulunduğu ceza davalarında
ret kararı kesinleşmeden uyuşmazlık çıkarma istenemez” denilmiş; 27.
maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev
uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından
inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş
istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.
Olayda,
Gaziosmanpaşa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada, davalı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel
Müdürlüğü vekilince
04.02.2011 tarihinde kayda giren birinci cevap dilekçesinde, görev itirazında bulunulmadığı, ancak
28.06.2012 günü yapılan 6. oturum ve 13.06.2013 tarihinde yapılan 9.
oturumda, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu ileri sürülerek
görev itirazında bulunulduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda; davalı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel
Müdürlüğü vekili
tarafından, Gaziosmanpaşa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada, (en
geç)birinci oturumdan sonra yapılan görev itirazının süresinde olduğunun
kabulü mümkün değildir.
Ayrıca; yukarıda sözü edilen Kanun hükümleri
uyarınca, görev itirazının reddine ilişkin kararın tefhim edildiği günden
başlayan onbeş gün içinde uyuşmazlık çıkarılmasının istenebileceği
gözetildiğinde, verilen görevlilik kararının ilk tefhim edildiği,
mahkemenin 28.06.2012 tarihli 6. Oturumundan yaklaşık bir yıl sonra
26.06.2013 günü kayda giren dilekçenin süresi içerisinde verildiğinin
kabulü olanaksızdır. Bu nedenle durumda, davalı İstanbul Su ve Kanalizasyon
İdaresi Genel Müdürlüğü vekili tarafından Gaziosmanpaşa 3. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nde açılan davada verilen görevlilik kararının tefhim nedeniyle,
on beşinci gün olan 12.07.2012 tarihinden sonra olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması istemiyle yapılan başvuru süresinde olmadığından, davalı
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü vekilince yapılan
başvurunun reddi gerektiği açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 10. ve 12.maddelerinde öngörülen koşulları
taşımayan başvurunun, anılan Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi
gerekmiştir.
SONUÇ :
2247 sayılı Yasa’nın 10. ve 12. maddelerinde öngörülen koşulları taşımayan
BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 11.11.2013 gününde
OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1513
KARAR NO : 2013/1693
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın
10. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27.
maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.A.
Vekili :
Av. A.Ü.
Davalılar
: 1- Milli Eğitim Bakanlığı
Vekili :
Av. A.I.C.Ş.
2-
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. K.D.
Davalı : 3-
Kartal Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. B.Y.
O L A Y : Davacı vekili özetle;
davacının İstanbul İli, Kartal İlçesi, Gümüşpınar mahallesi, 2363 ada, 1 ve
5 parsel sayılı taşınmazların hisseli maliki olduğunu, taşınmazların imar
planında okul alanı olarak
ayrıldıklarını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik
10.000 TL nin davalılardan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Kartal 3.Asliye Hukuk Mahkemesince dava dilekçesi ve
1.celse duruşma gününün 07.04.2011 günü olduğunu bildirir tebligat
22.02.2011 tarihinde davalı Kartal Belediye Başkanlığına, 24.02.2011
tarihinde davalı Milli Eğitim Bakanlığına, 28.02.2011 tarihinde davalı
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına tebliğ edilmiştir.
Davalı İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde
özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Davalı Kartal
Belediye Başkanlığı vekili 25.02.2011 tarihli dilekçesi ile, cevap
süresinin duruşma gününe kadar uzatılmasını talep etmiş olup, bu talep
dilekçesinde görev itirazında bulunmamış, sonrasında sunduğu 07.04.2011
tarihli dilekçesinde de görev itirazında bulunmamıştır.
Kartal 3.Asliye Hukuk Mahkemesi; 13.10.2011 gün, E:2011/121,
K:2011/474 sayı ile özetle, davaya konu taşınmazların bir bölümü imar
planına gore yolda kalmakta ise de, davalı belediyeler tarafından fiilen el
atma bulunmadığını, fiili el atma olmadığından davacının davalı
belediyelerden tazminat istemesinin mümkün olmadığını, şehir okulları için
satın alma ve kamulaştırma yetkisinin de İl Özel İdarelerine ait olduğundan
Milli Eğitim Bakanlığına husumetin yöneltilemeyeceğini belirterek, davalı
Milli Eğitim Bakanlığı açısından davanın husumet yönünden reddine, davalı
belediyeler açısından ise davanın sabit olmaması nedeniyle reddine karar
vermiştir.
Bu karara karşı davacı vekili tarafından yapılan temyiz başvurusu
üzerine, Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 04.06.2012 gün, E:2012/5625,
K:2012/11789 sayı ile özetle, dava konusu taşınmazların imar planında
kısmen temel eğitim tesis alanında, kısmen de yolda kaldığının belirtilmiş
olmasına karşın, söz konusu yolların hangi belediye başkanlığının yetki ve
sorumluluğu alanında bulunduğu hususunun kesin olarak saptandıktanve İl
Özel İdaresinin davaya dahil edilmesinden sonar sonuca gore bedelin
tahsiline karar verilmesi gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar
vermiştir.
Dahili davalı İstanbul İl Özel İdaresi vekili Yargıtay Bozma
ilamından sonra, dava dilekçesi ve dahili dava dilekçesinin kendisine
tebliği üzere, süresi içerisinde sunduğu dilekçede özetle, görev itirazında
bulunmuştur.
Davalı Kartal Belediye Başkanlığı vekili Yargıtay Bozma İlamından
sonra, 14.05.2013 havale tarihli dilekçe ile özetle, görev itirazında
bulunmuştur.
İstanbul A.14. Asliye Hukuk Mahkemesi (Kartal);
14.05.2013 gün, E:2012/679 sayı ile özetle, görev itirazlarının reddine
karar vermiştir.
Davalılardan Kartal Belediye Başkanlığı vekilinin, idari
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda verdiği
dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay
Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun
reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile
Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün 2247 sayılı Yasa’da öngörülen
koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten
sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının hisseli taşınmazına, imar planında okul alanı olarak ayrılmak
suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları
saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin davalılardan tahsili
istemiyle açılmıştır.
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanun’un 10. maddesinde, “Görev uyuşmazlığı çıkarma; adli, idari
ve askeri bir yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev
itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcı veya Başkanunsözcüsü tarafından
görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesidir.
Yetkili Başsavcı
veya Başkanunsözcüsünün Uyuşmazlık Mahkemesinden istekte bulunabilmesi
için, görev itirazının, hukuk mahkemelerinde en geç birinci oturumda, ceza
mahkemelerinde delillerin ikamesine başlamadan önce; idari yargı yerlerinde
de dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan yapılmış olması ve yargı
yerlerinin de kendilerinin görevli olduklarına karar vermiş bulunmaları
şarttır.
Görev itirazının yargı merciince yerinde görülerek görevsizlik
kararı verilmesi halinde, görev konusunun Uyuşmazlık Mahkemesince
incelenebilmesi, temyizen bu kararın bozulmuş ve yargı merciince de bozmaya
uyularak görevli olduğuna karar verilmiş bulunmasına bağlıdır.
Uyuşmazlık
çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makam; reddedilen görevsizlik itirazı
adli yargı yararına ileri sürülmüş ise Cumhuriyet Başsavcısı, idari yargı
yararına ileri sürülmüş ise Danıştay Başkanunsözcüsü, askeri ceza yargısı
yararına ileri sürülmüş ise Askeri Yargıtay Başsavcısı, Askeri İdari Yargı
yararına ileri sürülmüş ise bu mahkemenin Başkanunsözcüsüdür.
Görev itirazının reddine ilişkin karara karşı itiraz yolunun
açık bulunduğu ceza davalarında ret kararı kesinleşmeden uyuşmazlık çıkarma
istenemez” denilmiş; 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin,
uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce
şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde
ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.
Olayda, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasını talep eden
davalı Kartal Belediye Başkanlığı vekilince, Yargıtay bozma ilamından
önce, Kartal 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2011/121 sayılı dosyasında
görülen davada, 2247 sayılı Kanunun 10.maddesinde belirtildiği şekilde hukuk
mahkemelerinde en geç birinci oturumda olacak şekilde yapılmış
usulüne uygun bir görev itirazının bulunmadığı, buna karşın 07.04.2011
günlü 1.celseden sonra 14.05.2013 günlü
dilekçe ile görev itirazında bulunulduğu anlaşılmıştır.
Hal böyle iken,
davalı Kartal Belediye Başkanlığı
vekili tarafından, 07.04.2011
tarihli birinci oturumdan sonra sunulan dilekçenin görev itirazına ilişkin
kısmının süresinde olduğunun kabulü mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın
10.maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, anılan Yasanın 27.
maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ:
2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan
BAŞVURUNUN, anılan Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 11.11.2013 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1599
KARAR NO : 2013/1747
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 1-
Hukuk uyuşmazlıklarında, adli yargı yerince görevsizlik kararı verildikten
sonra, dava dosyası gönderilmekle idari yargı yerinde dava açılmış
sayılmayacağı;
2- 2247 sayılı Yasada
öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca
REDDİ gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : A. Asansör San.Dış.Tic.Ltd.Şti.
Vekili : Av. C.G.
Davalı : Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı
1.Bölge Müdürlüğü
O L A Y : Davacı adına, yetki belgesi olmadan faaliyette
bulunduğundan bahisle, 4925 sayılı KARAYOLU Taşıma Kanunu’nun 26/a. maddesi
gereğince 17.3.2012 gün ve 422870 sayılı işlem ile 2.426,00 TL idari para
cezası verilmiştir.
Davacı vekili, idari para cezasına ilişkin kararın
kaldırılması istemiyle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
BAKIRKÖY 1. SULH CEZA MAHKEMESİ: 25.3.2013 gün ve
D.İş: 2013/738,K:2013/738 sayı ile, 4925 sayılı KARAYOLU Taşıma Kanunu
uyarınca verilen idari para cezalarına karşı yapılan itirazların,
Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarına göre çözümlenmesinin idari yargı yerine
ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz
edilmeden kesinleşmiştir.
Davacı vekilinin istemi üzerine,dava dosyası 3.6.2013
gün ve D.İş:2013/738 sayılı yazı ile İstanbul Bölge İdare Mahkemesine
gönderilmiştir.
İSTANBUL 2. İDARE MAHKEMESİ: 17.7.2013 gün ve
E:2013/1455, K:2013/1600 sayı ile, 4925 sayılı Kanun’da, bu Kanun uyarınca
verilen idari para cezalarına karşı kanun yolu düzenlenmediğinden,
Kabahatler Kanunu’na göre davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar
kesinleşmiştir.
Davacı vekilinin, İstanbul 2. İdare Mahkemesi’ne verdiği
dilekçe ile, Bakırköy 1. Sulh Ceza Mahkemesi ile İstanbul 2. İdare
Mahkemesi kararları arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının
giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesini talep
etmesi üzerine, dava dosyası Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME
VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma
BÜYÜKEREN’in, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun
reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile
Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada başvurunun reddi gerektiğine
ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara
bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan
itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği…” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne
alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise
ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” ve 15. maddesinde “Olumsuz
görev uyuşmazlıklarında dava dosyaları, son görevsizlik kararını veren
yargı merciince, bu kararın kesinleşmesinden sonra, ceza davalarında
doğrudan doğruya diğer davalarda ise taraflardan birinin istemi üzerine,
ilk görevsizlik kararını veren yargı merciine ait dava dosyası da temin
edilerek Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir ve görevli yargı merciinin
belirlenmesi istenir” denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına
ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine
uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına
yer verilmiştir.
Öte
yandan; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler”
başlıklı 20.maddesinin 1.fıkrasında; “ (1)
Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin,
bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten, süresi içinde kanun yoluna
başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna
başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki
hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya
da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde, bu
mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.” hükmüne yer verilmiş;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 'İdari davaların
açılması' başlıklı 3. maddesinde; idari davaların, Danıştay, idare
mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı
dilekçelerle açılması öngörülmüş; aynı Kanunun 9. maddesinde; çözümlenmesi
Danıştay’ın idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde adli ve
askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi
halinde bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz
gün içinde görevli mahkemelerde dava açılabileceği hükme bağlanmış; Yasanın
“İlk inceleme üzerine verilecek
karar” başlıklı 15.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde; “ 1.
(Değişik bent: 05/04/1990 - 3622/6 md.) Danıştay veya idare ve vergi
mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda
kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin; a) 3/a bendine göre adli ve
askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine; idari
yargının görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili olmayan mahkemeye
açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının
görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine, (…) karar verilir”
denilmiştir.
Dosyanın,
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca incelenmesinden:
Hukuk
uyuşmazlıklarında, görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın
görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili
mahkemeye gönderilmesi, ancak aynı yargı düzeni içinde yer alan mahkemeler
arasında olanaklı olup; bu hususa ilişkin 6100 sayılı H.M.K’nın 20. (1086
sayılı H.U.M.K.’nun 27.) maddesiyle 2577 sayılı İ.Y.U.K.’ nun 15.
maddesinin 1. fıkrası (a) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “görev” kuralları,
aynı yargı düzeni içindeki mahkemelerin işbölümü esasına ilişkin
düzenlemelerdir. Oysa yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi
durumunda, görevli olduğundan bahisle farklı bir yargı düzeninde yer alan
mahkemeye dava dosyasının gönderilebilmesine olanak tanıyan bir düzenleme
bulunmamaktadır.
Göreve
ilişkin kararın, işbölümü esasına göre veya yargı yolu bakımından verilmiş
olması farklı sonuçlar doğurmaktadır. Şöyle ki; işbölümü esasına göre
verilen görevsizlik kararı sonucu dava dosyasının görevli mahkemeye
gönderilmesi durumunda, dava başvuru tarihi itibariyle görevli mahkemede
açılmış sayılmaktadır. Yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi
durumunda ise, görevli olduğu işaret edilen yargı yerine, bu yargı yerinin
uyguladığı usul kurallarına uygun olarak yeniden dava açılması zorunlu
bulunmaktadır.
Olayda, davacı tarafından, idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle
açılmış bir dava bulunmadan, Bakırköy 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nce
yazı ekinde dava dosyası İstanbul Bölge İdare Mahkemesine gönderilmiş ve idari yargı yerince, kendisine gelen adli yargı
yerine ait dava dosyası üzerinden inceleme yapılarak görevsizlik kararı
verilmiş olup, yukarıda yapılan açıklamalara göre, İ.Y.U.K.’nun 3 ve 9.
maddelerinde öngörülen şekilde usulüne uygun olarak idari yargı yerine
açılmış bir dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.
2247 sayılı Yasa’nın
15. maddesine göre, olumsuz görev uyuşmazlıklarında dava dosyalarının, son
görevsizlik kararını veren yargı merciince, bu kararın kesinleşmesinden
sonra, hukuk davalarında taraflardan birinin istemi üzerine ilk görevsizlik
kararını veren yargı merciine ait dava dosyası da temin edilerek,
Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi ve görevli yargı merciin
belirlenmesinin istenmesi gerekmektedir. Ancak, başvuru koşullarının
incelenebilmesi için öncelikle, yargı yerinde usulüne göre açılmış bir dava
bulunması gerektiği tartışmasızdır.
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesinin 14.10.2008 tarihli Mesutoğlu
–Türkiye kararında (Başvuru No: 36533/04); asliye hukuk mahkemesine açılan
tazminat davasında bu mahkemece davanın görev yönünden reddine,
başvuranların kararın kesinleşmesinden itibaren 10 gün içinde dava açmaları
halinde dava dosyasının yetkili idare mahkemesine gönderilmesine karar
verildiği, davacıların öngörülen sürede başvurmaları üzerine yine bu
mahkemece dava dosyasının ilgili idare mahkemesine gönderildiği, İdare
Mahkemesince de mahkemelerine İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre
davacılar tarafından açılan bir davanın mevcut olmadığı gerekçesiyle
davanın usulden reddedildiği, temyiz edilen bu kararın Danıştay’ca
onandığı, davacıların adil yargılanma haklarının ihlali iddiasıyla Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM’ne) başvurdukları, AİHM 2. Dairesince
yapılan incelemede ise davanın somutunda İdari Yargılama Usulü Kanununun 9
uncu maddesinin uygulamasının çok katı biçimde ve aşırı şekilci
gerçekleşmesi nedeniyle, başvuranların mahkemeye erişim haklarının ve
dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6/1 nci maddesinin
ihlal edildiği sonucuna varıldığı görülmektedir. Mahkememizce konuya
ilişkin idari yargı içtihatları üzerinde yapılan araştırmada; Danıştay 6.
Dairesi uygulamasında AİHM’nin temas edilen kararına işaretle, Asliye Hukuk
Mahkemesinin görevsizlik kararı sonrası davacının 30 günlük süre içerisinde
başvurarak dosyanın görevli idare mahkemesine gönderilmesini talep etmesi
halinde, Asliye Hukuk Mahkemesine yaptığı başvuru tarihinin görevli İdare
Mahkemesine başvurma tarihi olarak kabulü gerektiğinin belirtildiği
anlaşılmaktadır. (Dnş. 6. D.nin 27.9.2012 tarih ve E.2012/4525, K.2012/4622
sayılı kararı.) Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 31.5.2007 tarih ve
E.2006/4713,K.2007/1302 sayılı kararında ise “… ilgililerin süresi içinde
adli yargı yerine verdikleri ve dosyanın idari yargı merciine gönderilmesi
istemini içeren dilekçelerin ‘dilekçe reddi’ kararı verilerek dava
dilekçesi durumuna getirilmek suretiyle işin esasının incelenmesine
geçilmesi hukuken olanaklı ise de, adli yargı yerinin kendiliğinden dava
dosyasını idari yargı yerine göndermesi halinde, dosya mahkemenin esasına
kaydedilerek davanın incelenmesine geçilemeyecektir. Davada davacının
yazılı bir istemi olmaksızın doğrudan idari yargı merciine dosyanın 2577
sayılı Yasanın 9/1. maddesi hükmü karşısında esasa kaydedilmeyerek veya
esasa hataen kaydedilmiş ise dosya kaydının kapatılarak mahkemesine iadesi
gerekmektedir…” denilmektedir.
Davanın
somutunda, Bakırköy 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görev yönünden red
kararı, davacının istemi üzerine İstanbul 2. İdare Mahkemesine gönderilmiş;
ancak bu mahkemece usulü yönden bir karar (dilekçe reddi) verilmeyip,
doğrudan görev yönünden red kararı verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 3. ve 9. maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde bizzat
dava açma, davacıların uymak zorunda olduğu emredici bir hüküm olduğu gibi,
492 sayılı Harçlar Kanununun ilgili hükümleri ve tarifeleri gereğince böyle
bir davanın harca tabi olduğu izahtan varestedir. İlgili mevzuatında
gerekli değişiklik yapılmadığı sürece, bu yasal yükümlülüklerin ihmali ve
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin anılan kararının Mahkememizce doğrudan
uygulanması suretiyle, benzer bütün davaların bu şekilde sonuçlandırılması
mümkün görülmemiştir.
Bu
durumda, ortada idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir
dava bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 15. maddesinde öngörülen
koşullar gerçekleş-memiştir.
Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasada öngörülen
koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi
gerekmiştir.
SONUÇ :
2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca REDDİNE, 11.11.2013 gününde Üye Nurdane TOPUZ’un
KARŞIOYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.
KARŞI OY
2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1.
maddesinde, “Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile
görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup
görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir" ve 27. maddesinde,
“Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına
ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan
veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder" denilmiştir.
Öte
yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. maddesinin birinci
fıkrasında(Değişik: 10/6/1994-4001/2 md.), “İdari davalar, Danıştay, idare
mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı
dilekçelerle açılır" ve 9. maddesinin birinci fıkrasında(Değişik:
5/4/1990 - 3622/2 md.), “Çözümlenmesi Danıştay’ın, idare ve vergi
mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine
açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki
kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli
mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi,
Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul
edilir" hükmü yer almıştır.
Olayda,
adli yargı yerince yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilen dava
dosyası davacı vekilinin istemi üzerine idari yargı yerine gönderilmiş ve
bu yargı yerince, adli yargı yerine ait dava dosyası üzerinde inceleme
yapılarak davada adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı verilmiş olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3 ve 9. maddelerinde
öngörülen şekilde usulüne uygun olarak idari yargı yerinde açılmış bir dava
bulunduğundan sözetmek mümkün değildir.
Durum
böyle olmakla birlikte, İdari Yargılama Usulü Kanunu'na göre yapılan usule
aykırılığın 2247 sayılı Kanunun 27. maddesi kapsamında incelenemeyeceği, bu
hususun Uyuşmazlık Mahkemesi’nin görev ve yetkisi dışında kaldığı,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının varlığı
kabul edilerek çözüme kavuşturulmasının dava ekonomisine ve Uyuşmazlık
Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun düşeceği, bu nedenle görev
uyuşmazlığının esası incelenerek görevli yargı yerinin belirlenmesi
gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.
Üye Nurdane TOPUZ
—— • ——
II-2247 SAYILI KANUNUN 10. MADDESİ
GEREĞİNCE VERİLEN KARARLAR
(OLUMLU GÖREV UYUŞMAZLIĞI ÇIKARMA)
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/633
KARAR NO : 2013/1533
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Davacı şirket ile davalı üniversite arasında 18.12.2009 tarihinde akdedilen
hizmet sözleşmesinin uygulanması sırasında, sözleşme kapsamında satın
alınan hizmetin bedeli olarak işçi alacakları olarak ödenen tutardan,
davalı idare tarafından, 5510 sayılı yasanın 81. maddesinin ''ı'' bendinin
birinci cümlesin-de yer alan'' Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalıları çalıştıran özel sektör
işverenlerinin, bu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre
malullük,yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden, işveren hissesinin beş
puanlık kısmına isabet eden tutar Hazinece karşılanır.'' hükmü uyarınca,
davacı şirketin hakediş ödemesi sırasında beş puanlık kesinti yapılmasından
kaynaklanan 40.707,47 TL alacak miktarının davalı idareden tahsili
istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
B. Pls. İnş. Tur. Tem. Med. Otom. Gıda Dağ. Paz. San. Tic. Ltd. Şti.
Vekilleri
: Av. S.G. & Av. İ.M.
Davalı :
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörlüğü
Vekilleri
: Av. M.F.P. & E.E.K.
O L A Y :
Davacı vekili dava dilekçesinde; ''...Müvekkil şirket davalı üniversitenin Bilgisayar Veri Giriş Hizmeti
İşini, taraflar arasında imzalanan 18.12.2009 tarihli sözleşmeye istinaden
yüklenmiş ve sözleşme konusu taahhüt işini tam ve eksiksiz bir şekilde
yapmıştır.
26/5/2008 tarihli ve 26887 sayılı Resmi
Gazetede yayımlanan 5763 sayılı İş Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun 24 üncü maddesi ile. 31/5/2006 tarihli ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 81 inci maddesinin
birinci fıkrasına, (ı) bendi eklenmiş olup söz konusu bentte; "Bu
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki
sigortalıları çalıştıran özel sektör işverenlerinin, bu maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendine göre malullük, yaslılık ve ölüm sigortaları
primlerinden, işveren hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutar
Hâzinece karşılanır.” hükmü getirilmiştir.
Davalı idare yukarıda aktarılan yasanın açık
hükümlerine aykırı olarak bu ödemeleri müvekkil şirkete yapmamış, haksız ve
hukuka aykırı olan gerekçelerle müvekkil şirket hak edişlerinden toplamda
40.707,47-TL tutarında yasal olmayan kesintiler yapmıştır.
Müvekkil şirket 5510/81-1 hükmünün
yürürlüğünden itibaren bu kanun gereğince 5(beş) puan indirimleri uygulamak
suretiyle sigorta primlerini tahakkuk ettirmiş ve ödemiştir. Ancak davalı
idare, müvekkilin söz konusu indirimlerini, hak edişlerinden kesmiş,
bulunmaktadır. Oysaki müvekkil şirket 5510 sayılı kanun gereğince yapılan
indirimleri davalı idareden almamış olup, hâzinenin sağladığı bir indirim
söz konusudur. Müvekkil şirketçe yapılan bu işlem ne sözleşmede gecen fiyat
farkı talebidir nede idareden alacağı sözleşme bedeline ek bir taleptir.
Sadece sigorta ödemelerinde devletin sağladığı direkt katkıdır. Sigorta
primlerini ödemeyi üstlenmiş olan müvekkil şirket, kendi sorumluluğunu
yerine getirirken ve bu arada devletin sağladığı katkıdan da yararlanırken
bunun idareye geçirilmesi yerinde değildir. Çünkü hazinenin/devletin
sağladığı bu katkı nedeniyle davalı idarenin sorumluluğu artmamaktadır.
Keza müvekkil şirket yararına, sözleşme yürürlükteyken yapılan yasal
düzenlemeden, yararlanamayacağın kabulü hukuk ve hakkaniyetle
bağdaşmamaktadır.
Kaldı ki aynı konuda daha önce açılan birçok
emsal davada bu talepler (emsal sözleşmelerle ilgili) Mahkemelerce kabul
edilerek, %5 devlet teşvikini haksız olarak kesen idarelerin işlemlerinde
hukuka uyarlılık olmaması sebebiyle, söz konusu davalar yükleniciler lehine
sonuçlanmıştır.” demek suretiyle,
fazlaya ilişkin dava ve talep hakkı saklı kalmak üzere, alacağın şimdilik
40.707,47 TL'sinin faiziyle birlikte davalı idareden tahsiline karar
verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörlüğü vekili süresi içerisinde sunduğu
cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Bolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi; 12.06.2012 gün ve
E:2012/27 sayı ile davalı Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörlüğü
vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Abant İzzet Baysal
Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının
onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; “...5510 sayılı Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "Prim Oranları ve Devlet
Katkısı" başlıklı 81'inci maddesine, 15.5.2008 tarihli ve 5763 sayılı
Kanun'un 24. maddesi ile eklenen (ı) bendinde;" Bu Kanunun 4 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalıları
çalıştıran özel sektör işverenlerinin, bu maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendine göre malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden, işveren
hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutar Hazînece karşılanır."
hükmü getirilmiştir.
Öte yandan, Kamu İhale Genel Tebliğinin
20.4.2011 gün ve 27911 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan değişik 78.23
maddesinde yer alan "5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 81.
maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde yer alan özel sektör işverenlerinin,
malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden, işveren hissesinin beş
puanlık kısmına isabet eden tutarı Hâzinece karşılanır. Bu fıkra hükümleri
Kamu idareleri işyerleri ile bu Kanuna göre sosyal güvenlik destek primine
tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında
uygulanmaz." hükmü, 6111 sayılı Kanunun 38. maddesi ile değiştirilmiş
ve bu bent hükümlerinin 8.9.1993 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu
ile 4.1.2002 tarihli Kamu İhale Kanunu kapsamındaki alım ve yapım işleri ve
4734 sayılı Kanundan istisna olan alım ve yapım işleri ile uluslararası
anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işlerine ilişkin
işyerleri ve bu Kanuna göre sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar
ile yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmayacağı ve bu
düzenlemenin 1.3.2011 tarihinden itibaren yürürlüğe gireceği hükme
bağlanmıştır. Bu çerçevede; a) İhale dokümanında personel sayısının
belirlendiği ve haftalık çalışma saatlerinin tamamının idare için
kullanıldığı fiyat farkı hesaplanması öngörülen hizmet alımı ihalelerinde,
sözleşmenin yürütülmesi aşamasında, yüklenicinin yukarıda anılan Kanun
hükmü uyarınca 1/3/2011 tarihinden önceki dönemlere ait prim ödemelerinde
işveren hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutarın Hâzinece karşılanması
uygulamasından yararlanması halinde, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa Göre
İhalesi Yapılacak Olan Hizmet Alımlarına İlişkin Fiyat Farkı Hesabında
Uygulanacak Esasların 8 inci maddesinde yer alan, "b) İhale (son
teklif verme) tarihi itibarıyla işveren tarafından karşılanacak olan sosyal
sigorta primi ve işsizlik sigortası primine ilişkin toplam tutarda; asgari
ücret değişikliği veya sigorta primi alt sınır değişikliği ile prim
oranları değişikliği gibi sebeplerle meydana gelecek fark, 506 sayılı Kanun
gereğince işveren nam ve hesabına Hâzinece yapılacak olan ödemeler de
dikkate alınmak suretiyle bu Esasların 7 nci maddesi uygulanmaksızın ödenir
veya kesilir.“ hükmü gereğince, Hazine tarafından karşılanan prim
tutarının, idare tarafından yüklenicinin hakedişinden kesileceği
düzenlemesine yer verilmiştir.
İdarenin kamu gücüne dayanan, re'sen ve tek
yanlı olarak tesis ettiği ihale işlemlerinin yargısal denetimi, idare
hukuku kuralları çerçevesinde idari yargı yerlerinin görevindedir. İhale
aşamasına ilişkin olup, sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanmayan,
sözleşmeden doğan bir hak veya alacağın takibi niteliği taşımayan, idarenin
kamu gücüne dayanarak ve tek yanlı olarak tesis ettiği idari işlemlerin
iptali istemiyle açılan davaların idari yargı yerinde görülüp çözümlenmesi
gerekmektedir.
Olayda, 4734 sayılı Kamu ihale Kanunu'nun 19.
maddesi uyarınca yapılan Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uygulama ve
Araştırma Hastanesinin Bilgisayar ve Veri Giriş Hizmeti İhalesinin davacı
şirket üzerinde kaldığı, taraflar arasında bilgisayar veri giriş hizmet
alımı sözleşmesinin imzalandığı ve bu sözleşmenin yürütülmesi aşamasında,
davacı şirketin hakedişlerinden malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortası
primlerinden işveren hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutara
karşılık gelen miktarda kesinti yapıldığı ve kesintinin iadesi istemiyle
dava açıldığı görülmüştür.
Bu durum karşısında, iadesi istenen ve
yüklenicinin hakedişlerinden idarece yapılan kesintinin, sözleşmeden doğan
bir hak ve alacağın takibi niteliğinde bir işlem mi, yoksa idarenin kamu
gücüne dayanarak tek yanlı iradesiyle tesis ettiği bir işlem mi olduğunun
irdelenmesi gerekir.
Her ne kadar ihale suretiyle işi yüklenen
davacı ile idare arasında bilgisayar ve veri girişi hizmet alımı sözleşmesi
imzalanmış ve bu sözleşmenin yürütülmesi aşamasında davacı şirketin sigorta
primlerinden işveren hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutara
karşılık gelen miktarda hakedişlerinden kesinti yoluna gidilmişse de,
davalı idare tarafından 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ve Kamu ihale Genel Tebliği hükümlerine dayanılarak işlem
tesis edildiği anlaşıldığından, İdarenin ilgili mevzuat ile verilen
yetkileri çerçevesinde kamu gücüne dayanarak tek yanlı olarak tesis ettiği
ve icrai nitelik taşıyan kesinti işleminin, sözleşmeden doğan bir uyuşmazlık
olarak nitelendirilmesine ve özel hukuk ilişkisinin verdiği haklar
çerçevesinde tesis edildiğini kabule olanak bulunmamaktadır.
Bu
bakımdan, özel hukuk ilişkisinden kaynaklanmayan davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" niteliği gereğince idari
yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.” demek suretiyle, 2247
sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
Başkanlıkça 2247 sayılı Yasa'nın
13.maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'ndan yazılı görüş
istenilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; “...Davacı Şirketin, davalı idarenin 4734
sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 19. maddesine dayanarak açtığı, Abant izzet
Baysal Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesinin Bilgisayar ve Veri
Giriş Hizmeti ihalesini kazanarak, davalı idare ile 18/12/2009 tarihinde
sözleşme imzaladığı, ancak sözleşme kapsamında yapılan işte çalıştırılan
işçiler bakımından ödenen hakedişlerden 5510 sayılı yasanın 81. maddesi
gereğince iadesi gereken ve özel sektör işverenlerinin işveren hissesine
düşen sigorta primlerinin beş puanlık kısmına isabet eden tutarın hâzinece
karşılanması gerekmesine karşın, iade edilmediği gerekçesiyle bu primlerin
toplam tutarının tazmini istemi ile dava açıldığı anlaşılmaktadır.
Davaya konu uyuşmazlığın, davalı idare ile
18/12/2009 tarihinde akdedilen hizmet sözleşmesinin uygulanması sırasında,
sözleşme kapsamında satın alman hizmetin bedeli olarak işçi alacak bedeli
olarak ödenen tutarda, 5510 sayılı yasanın 81. Maddesinin "ı" bendinin
birinci cümlesinde yer alan "Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendi kapsamındaki sigortalıları çalıştıran özel sektör işverenlerinin,
bu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre malullük, yaşlılık ve
ölüm sigortaları primlerinden, işveren hissesinin beş puanlık kısmına
isabet eden tutar Hâzinece karşılanır." hükmü uyarınca, davalı
idarenin hakediş ödemesi sırasında beş puanlık kesinti yaparak ödeme
yapmasından kaynaklanan bir sorundan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Davacı
iddiasına göre, 5510 sayılı Yasanın 81/ ı bendine göre prim ödemelerinde
beş puanlık hazine katkısı, şirket lehine destekleyici bir hüküm olduğu
halde buna yanlış anlam veren idarenin, hakedişler üzerinden yaptığı
kesintinin haksız bulunması ve yapılan kesintinin faizi ile birlikte
ödenmesi gerekmektedir.
Açıklanan
dava konusu ve uyuşmazlığın, ihale sonrası sözleşmenin uygulanması
kapsamında hakedişlerin eksik ödendiği iddiasından kaynaklandığı bu hali
ile görevli mahkemenin adli yargı yeri olduğu; 5510 sayılı Yasanın 101.
Maddesinin "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun
hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş
mahkemelerinde görülür." Hükmü uyarınca da anılan davalara adli yargı
yerinde bakılması gerekmekle, Danıştay Başsavcılığının başvurusunun reddi
gerektiği düşünülmektedir.” demiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin anılan
Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev
itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde
başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Abant İzzet
Baysal Üniversitesi Rektörlüğü açısından 10.maddede öngörülen biçimde,
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacı şirket ile davalı idare arasında 18.12.2009
tarihinde akdedilen hizmet sözleşmesinin uygulanması sırasında, sözleşme
kapsamında satın alınan hizmetin bedeli olarak işçi alacak bedeli olarak
ödenen tutarda, davalı idare tarafından, 5510 sayılı yasanın 81.maddesinin
'' ı '' bendinin birinci cümlesinde yer alan '' Bu Kanunun 4 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalıları
çalıştıran özel sektör işverenlerinin, bu maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendine göre malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden, işveren
hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutar Hazinece karşılanır. ''
hükmü uyarınca, davacı şirketin hakediş ödemesinden beş puanlık kesinti
yapılmasından kaynaklanan 40.707,47 TL alacak miktarının davalı idareden
tahsili istemiyle açılmıştır.
04.01.2002
tarih ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun ''Amaç'' başlıklı 1.maddesinde;
''Bu Kanunun amacı, kamu hukukuna tabi olan veya kamunun denetimi altında bulunan
veyahut kamu kaynağı kullanan kamu kurum ve kuruluşlarının yapacakları
ihalelerde uygulanacak esas ve usulleri belirlemektir.'' denilmiştir.
“Kapsam”
başlıklı 2. maddesinde de; “Aşağıda belirtilen idarelerin kullanımında
bulunan her türlü kaynaktan karşılanan mal veya hizmet alımları ile yapım
işlerinin ihaleleri bu Kanun hükümlerine göre yürütülür:
a) Genel bütçe kapsamındaki kamu
idareleri ile özel bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile
bunlara bağlı; döner sermayeli kuruluşlar, birlikler (meslekî kuruluş
şeklinde faaliyet gösterenler ile bunların üst kuruluşları hariç), tüzel
kişiler,
b) Kamu iktisadi kuruluşları ile iktisadi
devlet teşekküllerinden oluşan kamu iktisadi teşebbüsleri,
c) Sosyal güvenlik kuruluşları, fonlar, özel
kanunlarla kurulmuş ve kendilerine kamu görevi verilmiş tüzel kişiliğe
sahip kuruluşlar (mesleki kuruluşlar ve vakıf yüksek öğretim kurumları
hariç) ile bağımsız bütçeli kuruluşlar,
d) (a), (b) ve (c) bentlerinde
belirtilenlerin doğrudan veya dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı
sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulundukları her çeşit kuruluş,
müessese, birlik, işletme ve şirketler,
e) 4603 sayılı Kanun
kapsamındaki bankalar ile bu bankaların doğrudan veya dolaylı olarak
birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip
bulundukları şirketlerin yapım ihaleleri
Ancak, Tasarruf Mevduatı
Sigorta Fonu ve bu Fonun hisselerine kısmen ya da tamamen sahip olduğu bankalar,
4603 sayılı Kanun kapsamındaki bankalar ve bu bankaların doğrudan veya
dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına
sahip bulundukları şirketler ( (e) bendinde belirtilen yapım ihaleleri
hariç) 4603 sayılı Kanun kapsamındaki bankaların 2499 sayılı Sermaye
Piyasası Kanununa tabi gayrimenkul yatırım ortaklıkları ile enerji, su,
ulaştırma ve telekomünikasyon sektörlerinde faaliyet gösteren teşebbüs,
işletme ve şirketler bu Kanun kapsamı dışındadır.'' denilmiştir.
05.01.2002
tarih ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun ''Kapsam'' başlıklı
2. maddesinde; ''Bu Kanun, Kamu İhale Kanununa tabi kurum ve kuruluşlar
tarafından söz konusu Kanun hükümlerine göre yapılan ihaleler sonucunda
düzenlenen sözleşmeleri kapsar.'' denilmiş, ''İlkeler'' başlıklı 4.maddenin
3.fıkrasında; ''...Bu Kanun kapsamında yapılan
kamu sözleşmelerinin tarafları, sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit
hak ve yükümlülüklere sahiptir. İhale dokümanı ve sözleşme hükümlerinde bu
prensibe aykırı maddelere yer verilemez. Kanunun yorum ve uygulanmasında bu
prensip göz önünde bulundurulur.'' denilmiştir.
Dosya kapsamında yapılan incelemede, 07.12.2009 tarihli
İhale Komisyonu Kararı ile, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Araştırma ve
Uygulama Hastanesinin 2010 yılı 12 aylık Bilgisayar ve Veri Giriş Hizmeti
Alımı için 4734 sayılı KİK.nun 19.maddesi uyarınca ihaleye çıkıldığı ve söz
konusu hizmetin en avantajlı teklifi veren davacı şirketten alınmasına
karar verildiği, sonrasında davacı şirket ile davalı idare arasında 18.12.2009
tarihinde Bilgisayar Veri Giriş Hizmeti konulu sözleşmenin imzalandığı
anlaşılmıştır.
Davacının ihaleye girerken aldığı idari
şartnamenin “Anlaşmazlıkların Çözümü” başlıklı 53.maddesinde; “Sözleşmenin
imzalanarak yürürlüğe girmesine kadar olan süreçte doğacak ihtilaflar, 4734
sayılı Kamu İhale Kanununun 54 üncü ve devam eden maddelerinde yer alan
inceleme talebinde bulunulmasına ilişkin kurallar saklı kalmak üzere idari
yargıda dava konusu edilebilecektir. Sözleşmenin uygulanmasından
doğabilecek ihtilaflarda ise işin sözleşmesinde yer alan konuya ilişkin
hükümler uygulanacak'' denilmiştir.
Ayrıca, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunu’nun 101.maddesinde, ‘’ Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde,
bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş
mahkemelerinde görülür.’’ hükmü yer almaktadır.
Belirtilen
yasal düzenlemeler çerçevesinde,
4734
sayılı Kamu İhale Kanunu ile 4735 sayılı Kamu İhale
Sözleşmeleri Kanunu'nun kamu hukukunu ilgilendiren yasalar olması
nedeniyle, sözleşme aşamasına kadar yasaya dayanılarak idarece alınan karar
ve yapılan işlemlerin iptali istemiyle açılan davaların idarî yargı
yerinde, sözleşme yapıldıktan sonra sözleşme hükümlerinin uygulanması
nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkların ise sözleşme ve özel hukuk
hükümlerine göre adlî yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.
Olayda da, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 19.maddesi
uyarınca yapılan Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uygulama ve Araştırma
Hastanesinin Bilgisayar ve Veri Giriş Hizmeti İhalesinin davacı şirket
üzerinde kaldığı, taraflar arasında bilgisayar veri giriş hizmet alımı
sözleşmesinin imzalandığı ve bu sözleşmenin yürütülmesi aşamasında, davacı
şirketin hakedişlerinden malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primlerinden
işveren hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutara karşılık gelen
miktarda kesinti yapıldığı ve kesintinin iadesi istemiyle davanın açıldığı
anlaşılmakla, taraflar arasında sözleşme imzalanmış olduğundan, bu aşamadan
sonra sözleşme hükümlerinin uygulanması
nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkta davanın, özel hukuk hükümlerine göre
adlî yargı yerinde görülmesi gerekmektedir. Ayrıca, 5510 sayılı Kanun’un 101’ inci maddesinin açık
hükmü de gözetilerek, kamu görevlisi olmayanların ‘’sigorta primi‘’ ile
ilgili olan uyuşmazlığın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddine karar vermek
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/556
KARAR NO : 2013/1536
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İdarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın
tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk
hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
F.B.
Vekili : Av.C.B.
Davalılar : 1-İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanlığı
Vekili :
Av.E.Y.
2- Küçükçekmece
Belediye Başkanlığı
Vekili : Av. A.U.
O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle,
müvekkilinin maliki olduğu, İstanbul İli, Küçükçekmece İlçesi, Sultan Murat
Mahallesi, Safra köyü, Çekmece Yolu Mevkiinde bulunan tapunun 23 pafta,
7546, 7547, 7548, 7549, 7550 7551, 7552 sayılı taşınmazın kısmen park ve
kısmen yol alınında bulunduğunu ifade ederek bu taşınmaza davalı idarece
kamulaştırmasız el atılması nedeniyle fazlaya ait talep ve dava hakkı saklı
tutularak şimdilik 9.000,00 TL nin davalı idareden faizi ile birlikte
tahsili istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Küçükçekmece Belediye Başkanlığı vekili, davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle
süresi içinde görev itirazında bulunmuştur.
KÜÇÜKÇEKMECE
4.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 6.12.2012 gün ve E:2012/294 sayı ile, görev
itirazının reddine karar verilmiştir.
Davalı
Küçükçekmece Belediye Başkanlığı vekili idari yargı
yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay
Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve
Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü
kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu
tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun
8’inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri,
genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen
parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari
işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve
uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu
konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın
incelenmesinden; davacı
tarafından, dava dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010
günlü kararında, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamaların fiili el atma
olmadan da kamulaştırmasız el atma olarak nitelendirildiği ileri sürülmek
suretiyle, imar planında yol ve
yeşil alan olarak ayrılan taşınmazının bedelinin ödenmesine
hükmedilmesinin istenildiği; bu bilgiler karşısında; davanın, davacının
taşınmazının, imar planında yol ve
yeşil alan olarak ayrılması hadisesi sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna
ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında
mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki
yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı,
ancak; bu sonuç ya da sonuçların, yukarıda da söylenildiği üzere, genel ve
düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmazın yol ve yeşil alan olarak
gösterilmesinden, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında
yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari
işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların
tazmini taleplerinin ise; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12
ve 13'üncü maddeleri uyarınca, idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı
davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu
bakımdan; hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının
giderilmesi İdari Yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin
hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el
atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat
taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu
edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla; davanın taşınmazın
bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmının,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının
(b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,"
hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan
nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Davacının, Küçükçekmece
ilçesi, Sultan Murat Mahallesinde bulunan 23 pafta 7534, 7535, 7536, 7537,
7538, 7539, 7540, 7541, 7542, 7546, 7547, 7548, 7549, 7550, 7551, 7552,
7553, 7554, ve 7555 nolu parsellere hissesi oranında sahip olduğu, bu
taşınmazların, imar planında yol ve okul alanı olarak ayrılması nedeniyle,
arsalardaki hissesinden yararlanmasının engellendiğini iddia ederek,
davasını kamulaştırmasız el atma temeline dayandırıp, şimdilik arazinin
değeri karşılığı tazminata hükmedilmesini talep ettiği, bu zararın tazmini
istemiyle Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada davalı
idare tarafından görev itirazında bulunulması üzerine olumlu görev
uyuşmazlığının çıkarıldığının anlaşıldığı,
Dava dosyasının incelenmesi sonucunda; davalı idarenin
3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8 ve 18. Maddesi uyarınca arazi ve imar
uygulamalarına ilişkin işlemler kapsamında, davacının da hissesinin
bulunduğu 23 paftada yer alan davaya konu parselleri imar palında yol ve
okul yeri olarak ayrılmış bulunması karşısında, bu parseldeki bedelin
ödenmesine ilişkin davanın; dava konusu uyuşmazlıkta, idarenin 2942 sayılı
Kamulaştırma Kanunu kapsamında bir işleminin bulunmaması karşısında,
davanın anılan Kanun’un 14. maddesinde işaret edilen bedel artırma davası
niteliğinde olduğunun kabulüne olanak bulunmadığı, ancak bu parsellerden,
7538, 7539, 7540, 7541 ve 7542 parseller dışında kalanlar bakımından,
dosyadaki bilirkişi raporuna göre yol yapılmak suretiyle fiilen de el
atıldığının anlaşıldığı, Anayasa'nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin
kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun
kurala bağlandığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b
maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından
açılan tam yargı davalarının idari dava türleri arasında sayıldığı,
uyuşmazlık konusu işlemin fiilen el atılan parseller dışındaki yerler
bakımından imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan
zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 Sayılı Kanun’un 2/1-b
maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında
idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinin düşünüldüğü, bu nedenle,
Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi gereğince yapmış
olduğu başvurunun kısmen kabulü ile davaya konu, 23 pafta
7538,7539,7540,7541 ve 7542 nolu parseller bakımından Küçükçekmece 4.
Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/294 esas sayılı görevsizlik kararının
kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı vekilinin,
anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev
itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının görevli
olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacının maliki olduğu 23 pafta, 7546, 7547, 7548, 7549, 7550, 7551, 7552
nolu parsellere kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 9.000,00 TL’nin faiziyle birlikte
tazmini istemiyle açılmıştır.
Dava
dosyasının incelenmesinden, davacı F.B.’ın vekilinin, 4.7.2008 tarihinde
Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesi ile
müvekkilinin Küçükçekmece, Sefaköy mahallesi, Çekmece yolu mevkiinde ve
tapunun 23 pafta, 7534, 7535, 7536, 7537, 7538, 7539, 7540, 7541, 7542,
7546, 7547, 7548, 7549, 7550, 7551, 7552, 7553, 7554, 7555 parsel sayılı
taşınmazların maliki olduğunu, davalı belediye başkanlığının davacının
sahibi olduğu bu taşınmazlara elinde hiçbir yasal neden olmadığı halde müdahale
ederek 1.179.06 m² lik bölümünü yola dönüştürerek kısmen yol ve kısmen de
kaldırım olarak kullandığı ve halen de aralıksız bir şekilde bu kullanımına
bugüne kadar devam ettiğini, davalı tarafından yola dönüştürülen bu
yerlerin R.iç değerlerinin mahkemeleri tarafından yapılacak keşif ve
bilirkişi raporu ile ortaya çıkacağı için yargılama sırasında bu değer
üzerinden ıslah yoluyla ziyadeyle ilgili davacının talep hakları mahfuz
kalmak kaydıyla şimdilik davalıdan 100.000,00 TL el koyma tazminatının tahsiline
karar verilmesini dava ve talep ettiği, bu davada Mahkemelerince yapılan
keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda dava konusu Sefaköy, 23 pafta,
1-7534
parsel sayılı 257,00
m² yüzölçümlü arsa niteliğindeki taşınmazın 126,56 m² lik
kısmına,
2-7535
parsel sayılı 182,00
m² yüzölçümlü arsa niteliğindeki taşınmazın 148,54 m² lik
kısmına,
3-7536
parsel sayılı 182,00
m² yüzölçümlü arsa niteliğindeki taşınmazın 78,85 m² lik
kısmına,
4-7537
parsel sayılı 181,00
m² yüzölçümlü arsa niteliğindeki taşınmazın 13,11 m² lik
kısmına,
5-7546
parsel sayılı 282,00
m² yüzölçümlü arsa niteliğindeki taşınmazın 89,14 m² lik
kısmına,
6-7547
parsel sayılı 173,00
m² yüzölçümlü arsa niteliğindeki taşınmazın 43,16 m² lik
kısmına,
7-7548
parsel sayılı 173,00
m² yüzölçümlü arsa niteliğindeki taşınmazın 30,02 m² lik
kısmına,
8-7549
parsel sayılı 173,00
m² yüzölçümlü arsa niteliğindeki taşınmazın 16,90 m² lik
kısmına,
9-7550
parsel sayılı 173,00
m² yüzölçümlü arsa niteliğindeki taşınmazın 5,55 m² lik
kısmına,
10-7551
parsel sayılı 195,00
m² yüzölçümlü arsa niteliğindeki taşınmazın 4,68 m² lik
kısmına,
11-7552
parsel sayılı 238,00
m² yüzölçümlü arsa niteliğindeki taşınmazın 70,37 m² lik
kısmına,
12-7553
parsel sayılı 237,00
m² yüzölçümlü arsa niteliğindeki taşınmazın 44,67 m² lik
kısmına,
13-7554
parsel sayılı 173,00
m² yüzölçümlü arsa niteliğindeki taşınmazın 8,54 m² lik
kısmına,
14-7555
parsel sayılı 172,00
m² yüzölçümlü arsa niteliğindeki taşınmazın 9,07 m² lik
kısmına yol yapılmak sureti ile fiilen el konulduğunun belirtildiği
anlaşılmıştır.
İdarelerin
3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile
arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe
konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları
imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan
irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu
yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari
yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık,
Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte
uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazın bir kısmına fiilen
el atılarak yol ve kaldırım
çalışması yapılması karşısında, idarenin bu eyleminin
kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu
hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana
getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin
kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların
tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam
yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait
olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel
mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye
aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen
zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız
fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde
çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim,
yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı
kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü
İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması
sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava
Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız
fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan
adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu
durumda, idarenin dava konusu 23 pafta 7546, 7547, 7548, 7549, 7550, 7551,
7552 sayılı taşınmazlara kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın
tazminine yönelik bulunan davanın haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine
göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine girmektedir.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun REDDİNE,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1075
KARAR NO : 2013/1545
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından
kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K
A R A R
Davacı :
M.E.
Vekili :
Av. A.K.
Davalı :
Altındağ Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. N.I.K.
O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
davacının eski kadastral parsel numarası 1617 ada, 82 parsel, imar uygulaması
sonrasında 23350 ada, 2 parsel olan taşınmazın üzerinde bulunan binanın ve
müştemilatının ve ağaçlarının 28.9.2012 tarihinde Belediye Başkanlığı
tarafından imar planında yol alanında kaldığı nedeniyle yıktırıldığını,
davacının yıkılan binası, müştemilat ve ağaçları nedeniyle uğradığı zararın
şimdilik 50.000,00 TL sinin dava tarihinden itibaren işleyecek kamu
alacaklarına uygulanan yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya
verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Altındağ Belediye Başkanlığı vekili süresi
içerisinde verdiği cevap dilekçesinde görev itirazında bulunmuştur.
ANKARA 24. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ ; 13.03.2013 gün
E:2012/534 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin idari
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdiği dilekçesi üzerine dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay
Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Davacıya ait ruhsatsız yapının imar planında yol alanında kalması ve
imar planının uygulanmasına başlanılması nedeniyle yıktırılmasından dolayı
maddi tazminat istemiyle açılan davada; davanın konusunun, kamu mevzuatı
hükümleri çerçevesinde ve kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile
yapılan uygulama işlemleri sonucunda davacıya ait yapı için bir bedel
ödenip ödenmeyeceği, uğranıldığı ileri sürülen maddi zararın giderilip
giderilmeyeceği noktalarından kaynaklandığını; davanın,bir idari işlem
olan, imar planına dayanılarak ruhsatsız yapının yıktırılmasından doğan
zararın tazminine ilişkin olduğunu belirterek; uyuşmazlığın 2577 sayılı
idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b)
bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamına
girdiğini,bu bakımdan, imar planının uygulanması sonucunda uğranıldığı öne
sürülen zararın tazminine ilişkin bulunan davanın, imar mevzuatı hükümleri
çerçevesinde İdari Yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğini belirterek 2247
sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
Başkanlıkça,
2247 sayılı Yasanın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın
da yazılı düşüncesi istenilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Davalı idare
tarafından arsa üzerinde bulunan ruhsatsız ve gecekondu niteliğindeki
yapının yıkımı için İmar Kanunun 42. maddeye dayanılarak yapı tatil
tutanağı düzenlenerek, yıkımın gerçekleştirileceğinin anlaşıldığı,
davacının tazminata temel aldığı yapının imar mevzuatına aykırı ve
ruhsatsız olması nedeniyle 3194 Sayılı İmar Kanunun davalı idareye tanıdığı
yetki kapsamında yıkıldığı, bu işlemin idarenin görev tanımı içinde idari
nitelikte bir görevin yerine getirilmesi niteliğinde olduğunun anlaşıldığı,
Anayasanın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve
işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 2/1-b maddesi gereğince idari
eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı
davalarının idari dava türleri arasında sayıldığı, uyuşmazlık konusu
işlemin, imar planı ve buna dayalı imar kanunun uygulaması sonucunda
uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı kanunun
2/1-b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında
idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği, bu nedenle, Danıştay Başsavcılığının
2247 Sayılı Yasanın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü
ile Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/534 esas sayılı görevlilik
kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2
maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi
ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Altındağ Belediye Başkanlığı vekili
bakımından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR
PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Ankara İli, Altındağ İlçesi, Solfasol Mahallesi, 1617 Ada, 82 Parselin imar
uygulaması sonucu 23350 Ada 2 sayılı parsele şüyulandırılması nedeniyle, 82
parselin üzerinde bulunan davacıya ait ruhsatsız bina ve eklentileri ile
ağaçların yıkımı kararı verildiği, kamulaştırmasız el atılarak yıkıldığı
ileri sürülerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik
50.000,00 TL'nın, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle
birlikte davalı idareden tahsili istemi ile açılmıştır.
Dava
dosyanın incelenmesinden; Davacı tarafından zemin+2 katlı gecekondu
yapıldığı, binanın halen iskan halinde olduğu ve binanın bir kısmını imar
yolunda kaldığının tespit edildiği ve 15.5.2012 tarih ve A 00003 sayılı
yapı tatil zaptı düzenlenerek tutanak altına alındığı, daha sonra konunun
encümene intikal ettirildiği ve 6.6.2012 tarih ve 569 sayılı encümen kararı
ile 3194 sayılı İmar Kanununun 32. maddesi uyarınca kaçak binanın
yıkılmasına karar verildiği, kararın davacıya 13.6.2012 tarihinde mevzuat
hükümlerine uygun olarak tebliğ edildiği davacı tarafından dava açılmayarak
kararın kesinleştiği, böylece dava konusu binanın yıkılmasına ilişkin
hukuki bir engelin bulunmadığı, dava konusu gecekondunun 1677 ada, 82
parsel üzerinde iken davacının hissesinin yapılan imar planı çalışmaları
sonucunda 21046 ada, 5 parselden 178 m², daha sonra yapılan yeni çalışma ile
ise 23350 ada, 2 parsele şüyulandırıldığı anlaşılmıştır.
Bu
durumda, her ne kadar davacı tarafından bina, müştemilat ve ağaçlar için
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bedel dava konusu edilmiş ise
de, ortada idarenin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında bir
işleminin bulunmadığı, davanın anılan Yasanın 14. maddesinde işaret edilen
bedel arttırma davası niteliğinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
Olayda,
imar uygulaması sonucu 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca
yıkım işlemi tesis edildiği, davacıya ait tapulu hissenin başka imar
parselinden karşılandığı anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, tapulu
alan üzerinde ruhsatsız olarak yapılan yapılar için yapı maliyet bedeli
ödenip ödenmeyeceğine, dolayısıyla imar uygulaması sonucunda uğranılan
zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam
etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının
kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam
yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla
bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına
girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri
yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak
çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları
da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan
itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle
reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan
davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı
idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan
olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev
uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin
görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal
haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel
başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde
verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve
başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının
yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna
ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama,
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi
delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir…
Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının
kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenle, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun kabulü ile Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazının, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile
Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Ankara 24. Asliye
Hukuk Mahkemesinin 13.03.2013 gün E:2012/534 sayılı REDDİNE İLİŞKİN
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1177
KARAR NO : 2013/1552
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu
kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında; idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava
bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk
hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
K.F.G.
Vekili : Av. A.K.
Davalı : Türk Telekom Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü
Vekilleri : Av. Ö.S.Ö., Av.B.G.
O L A Y
: İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen davacı, 22.3.2010 tarihinde Gebze-SGK Müdürlüğü
emrine atanmıştır.
Davacı
4.5.2010 tarihli dilekçesiyle, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesini
istemiş; bu isteği zımnen reddedilmiştir.
Davacı vekili; davalı idarenin zımni ret işleminin
iptali ve müvekkilinin Gebze-SGK Müdürlüğü nezdinde göreve başladığı
22/03/2010 tarihinden itibaren eksik ve yanlış düzenlenen maaş nakil
ilmühaberinin düzeltilmesi, aradaki farkın yasal faizi ile birlikte
ödenmesi istemiyle 30.6.2010 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı
vekilince birinci savunma dilekçesinde, davanın adli yargının görev alanına
girdiği öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.
Kocaeli 1. İdare Mahkemesi: 21.9.2011 gün ve
E:2010/726, K:2011/1045 sayı ile, iptali istenilen işlemin tesis edildiği
tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekom
A.Ş.’nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, uyuşmazlığın özel hukuk
hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar
vermiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Danıştay
5. Daire Başkanlığı: 28.3.2012 gün ve E:2012/315, K:2012/1562 sayı ile,
imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili
kılınması nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olarak kimi
kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı Yasa
hükümleri ile, kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ilgili olarak
bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri
kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu
işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu
sonucuna varılmakta olduğu aksi yöndeki kararda isabet görülmediği
gerekçesiyle davacının temyiz isteminin kabulüyle Kocaeli 1. İdare
Mahkemesince verilen kararın bozulmasına karar vermiş, Mahkemece bozma
kararına uyulmuştur.
KOCAELİ 1. İDARE MAHKEMESİ: 26.12.2012 gün ve
E:2012/1043 sayı ile, 406 sayılı Yasa'nın Ek 29. maddesi hükümleri
uyarınca, kamu kurumuna nakil hakkı bulunan personelden hizmet sözleşmesi
feshedilenlerin 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesi uyarınca yeniden kamu
personeli statüsüne girdiğinde kendilerine ödenecek ücretin hesaplanması
görevinin idari nitelik taşıdığı, bu hesaplama konusunda T.
Telekomünikasyon A.Ş.'nin görevli kılındığı, anılan şirketin belirlediği
atamaya esas ücrete göre personele atandığı kurumda ödenecek maaşın tespit
edilecek olması dolayısıyla T. Telekomünikasyon A.Ş. tarafından düzenlenen
maaş nakil ilmühaberinin kamu görevlisi olan kişinin hukukunu etkilemesi,
öte yandan davacının kamu kurumuna atanmasıyla kamu personeli statüsüne
girmesi karşısında, kamu görevlisinin maaşının hatalı hesaplandığı
iddiasına dayandırılan ve bu nedenle maaş nakil ilmühaberinin yeniden
düzenlenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin bir idari
uyuşmazlık yarattığı kuşkusuz olup bu nedenle bu işlemin iptali ile parasal
hak istemiyle açılan davanın görülmesi ve çözümlenmesi görevinin idari
yargıya ait olduğu, gerekçesiyle, davalı idarenin görev itirazının reddine
ve Mahkemelerinin görevliliğine karar vermiştir.
Davalı
vekilince süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası
örneği ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel"
olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan
Türk Telekom'un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş
yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve
sermayesindeki kamu payı %50' nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu
niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu; özelleştirme kapsamında bulunan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden %
55'inin, Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketinin" % 55 oranındaki Hissesinin Blok
Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe
Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış
Sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'ne satıldığı; Anayasa'nın 128.
maddesinde, "Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel
kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görülür" hükmünün yer aldığı; 406 sayılı Yasa'nın
Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci
fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde
ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a)
bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen
asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde
Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için
Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret,
harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali
ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır..." hükmünün yer
aldığı; bu duruma göre, davalı Türk Telekom hisselerinin devrinin fiilen
gerçekleştiği tarihten sonra davacı ile davalı şirket arasındaki uyuşmazlığın,
01/01/2006 tarihinden itibaren yeni nakil belgesi düzenleninceye kadar
geçen süre içinde tahakkuk eden zam ve tazminatlar ile maaş nakil
ilmühaberinin düzenlendiği tarihden itibaren ödenmesi gerektiği halde
ödenmeyen eksik ücretlerinin yasal faizi ile ödenmesi ve davalının redde
ilişkin işleminin iptali talebinden kaynaklandığı; öte yandan, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari Dava Türleri ve İdari Yargı
Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:
/ "a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5md) idari işlemler hakkında yetki,
şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından
dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal
davaları, / İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, /
(Değişik:18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar." idari dava türleri
olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu
tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceği; dolayısıyla, davanın
açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, ortada idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmenin olanaksız
olduğu; belirtilen tüm bu hususlara göre, daha önce davalı şirkette görev
yapmış olan davacı ile özelleştirilen kuruluş arasındaki uyuşmazlık konusu
davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin
görevli bulunduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri
gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığına gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME:Dosya örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca
yapılan incelemeye göre; davalı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN
ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli
olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvurunun zımnen
reddine ilişkin işlemin iptali; kamu kurumuna atandığı tarihten itibaren
eksik ve yanlış düzenlenen maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi, aradaki
farkın yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk Telekomünikasyon
A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki düzenleme, Yönetim
Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle
yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yapılan başvurusunun zımnen reddine
ilişkin işlemin iptali istemiyle 30.6.2010 tarihinde dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu
kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan
sözetmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre
görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile
Kocaeli 1. İdare Mahkemesinin Görevlilik Kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Kocaeli 1.İdare
Mahkemesi’nin 26.12.2012 gün ve E:2012/1043 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1192
KARAR NO : 2013/1553
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
K.Ş.
Vekili :
Av. V.B.
Davalı :
Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. G.Ö.
O L A Y : Davacılar vekili,
dava dilekçesinde, müvekkilinin İstanbul İli, Gaziosmanpaşa İlçesi,
Küçükköy Mahallesi, Bozukkenar mevkii, 15/2 Pafta, 12947 Parselde kayıtlı
taşınmazın maliki olduğunu, söz konusu taşınmazın Gaziosmanpaşa ilçesi
içinde 24.12.2012 gün ve 2012/4099 sayılı Bakanlar Kurulu kararına
istinaden 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi
Hakkında Kanun Kapsamında “Riskli alan” olarak ayrıldığını, taşınmaza
kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin her türlü
talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 8.000,00 TL tazminatın
yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava
açmıştır.
Davalı vekili süresi içinde verdiği dilekçede özetle,
taşınmaza fiilen el atılmadığını, imar planına dayalı olarak açılan
tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğunu
ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.
GAZİOSMANPAŞA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 12.4.2013 gün
ve E:2012/257 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı vekili idari
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına
gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava
dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya
sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının
zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da,
idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların
tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve 13.
maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına
konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka
uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari
yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde
yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinin
1. fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları hükmü
gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, bu nedenle 2247 sayılı
Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca,
10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacının maliki olduğu taşınmaza, kamulaştırmasız
el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla;
işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 8.000,00 TL’nin davalı idareden
tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini,
yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve
alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını,
gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili
belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak
yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu
planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan
yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş
zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz
edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar
ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara
bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, uyuşmazlığa konu parselin imar planında Blok
nizam 4 katlı konut alanında kalmasına karşı 2012/4099 sayılı Bakanlar
Kurulu Kararına istinaden 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların
Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Kapsamında ”Riskli Alan” ilan edildiği,
taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
kararı ile bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiği,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma
alanı” nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin
kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi
nezlinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942
sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının
iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa
Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”…
Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir
eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar
planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği
taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken
kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği
söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için
taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine
tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu
olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte
kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan
bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak,
davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda
bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el
atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan
zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği
sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz
başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim,
Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri
arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili
kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu
yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz
başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle
reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan
davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı
idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan
olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev
uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin
görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal
haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel
başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde
verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve
başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının
yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna
ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından
usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu
derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını
bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir…
Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının
kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının
bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer
kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan
yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun kabulü ile, davalı vekilinin görev itirazının, Gaziosmanpaşa
3.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile,
davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Gaziosmanpaşa 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin
12.4.2013 gün ve E:2012/257 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1197
KARAR NO : 2013/1554
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
R.A.
Vekili :
Av. A.Y.
Davalılar
: 1- Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. B.V.
2-
Yenimahalle Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. A.B.
O L A Y : Davacı vekili, dava
dilekçesinde, müvekkilinin Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, Alacaatlı
Mahallesi mevkii, 60941 Ada, 4 Parselde kayıtlı taşınmazın hissedar olarak
maliki olduğunu, sözkonusu taşınmazın imar planında kentsel rekreasyon
alanı olarak ayrıldığını, taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını ileri
sürerek, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak
kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsili
ile taşınmazın davalı idare adına tescili istemiyle adli yargı yerinde dava
açmıştır.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili
18.10.2012; Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekili ise 17.10.2012 gününde
süresi içinde verdikleri dilekçede özetle, taşınmaza fiilen el
atılmadığını, imar planına dayalı olarak açılan tazminat davalarının görüm
ve çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğunu ileri sürerek görev itirazında
bulunmuştur.
ANKARA
18. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 21.12.2012 gün ve E:2012/511 sayı ile, dosya
üzerinde yapılan inceleme sonunda görev itirazının reddine karar vermiş ve
ön inceleme tutanağı düzenlenmiştir. Bu ön inceleme tutanağı Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığına 7.1.2013; Yenimahalle Belediye
Başkanlığına 4.1.2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Yenimahalle
Belediye Başkanlığı vekilinin, İdari Yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde (7.1.2013 günü) verdiği
dilekçe üzerine, davacı vekilince verilen ve 24.1.2013 tarihinde
mahkemeleri kayıtlarına giren dilekçe ile davalılardan Yenimahalle Belediye
Başkanlığına karşı açtıkları davadan feragat ettikleri beyan edilmiştir.
Ankara
18. Asliye Hukuk Mahkemesince 12.2.2013 tarihinde 1. celse açılarak ön
inceleme ve duruşma tutanağı düzenlenmiş, bu tutanakta davacı vekilinin
davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı aleyhine açmış olduğu davadan
feragat ettiği bu nedenle davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığının olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarılması talebinin değerlendirilmediği; taraflar
arasında sulh sağlanamadığından ve ön inceleme aşamasında yapılacak başka
işlem kalmadığından tahkikat aşamasına geçilmesine karar verildiği
görülmüştür.
Mahkemece
20.3.2013 tarihinde 2. celse açılmış; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
vekilince görev itirazlarının reddine ilişkin karar taraflarına tebliğ
edilmediğinden bu taleplerini yineledikleri, Mahkemelerince 21.12.2012
tarihli ön inceleme tutanağında görev itirazının reddine karar verildiğinin
görüldüğü, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarılması için taraflarına süre verilmesinin talep edildiği,
Mahkemelerince davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekiline olumlu
görev uyuşmazlığı talebi için yazılı dilekçe vermesi için ve dilekçesinin
davacı tarafa tebliği için tebligat giderini yatırmak üzere onbeş günlük
kesin süre verildiği duruşma tutanağından anlaşılmıştır.
Bu karar
üzerine Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin İdari Yargı
yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolunda 25.3.2013 tarihinde
verdiği dilekçe üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI;
Yalnızca Ankara Büyükşehir
Belediye Başkanlığı yönünden uyuşmazlık çıkararak, davacı vekilinin olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarılması talebinin süre aşımı nedeniyle reddedilmesi
gerektiği yönündeki itirazının, 21.12.2012 günlü görev red kararının Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığına 20.3.2013 gününde tebliğ edildiği sonucuna
ulaşıldığından yerinde görülmediği, davanın,
mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle
açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın,
taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku
olmadığı, ancak; bu sonuç ya sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir
idari işlem olan imar planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen
kamulaştırma programlarının zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından;
başka bir anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı
gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği
şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden
doğan zararların tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunun 12 ve 13.maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı
davalarına konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu
bakımdan hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının
giderilmesi idari yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin
hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla davanın taşınmazın bedeline tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı Yasanın 2.maddesinin
1.fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları hükmü
gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, bu nedenle 2247 sayılı
Yasanın 10.maddesi uyarınca davanın taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın
10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak 18.10.2012 tarihinde yaptığı
görev itirazının 21.12.2012 gününde reddedildiği ve bu kararın davalı idare
vekiline tebligatla ulaştırılamadığı, ancak 2. celse olan 20.3.2013
tarihinde tebliğ edildiği, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığının da
12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay
Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde “davanın taşınmazın bedelinin
tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden” olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacının hissedar olduğu taşınmaza, imar planında
kentsel rekreasyon alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla;
işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 10.000,00 TL’nin davalı
idareden tahsili ile davalı idare adına tescili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini,
yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve
alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını,
gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar
Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan
kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin
nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya
yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik
dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden
itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili
idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan
edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye
başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye
meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde
yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır.
Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik
üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe
tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir
ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları
ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de
yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda,
imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa konu parselin imar planında
kentsel rekreasyon alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı
ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile bu tür yerlerin bedelinin
ödeneceğine karar verildiği, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın
bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı
idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade
ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın
bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma
göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın
tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının
ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu,
Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği
anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son
olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503
sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el
atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde
olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin başvurusunun
kabulü ile, Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazının, Ankara 18.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin başvurusunun kabulü ile, Davalı Ankara Büyükşehir
Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Ankara 18.Asliye Hukuk
Mahkemesinin 21.12.2012 gün ve E:2012/511 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1261
KARAR NO : 2013/1557
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İdarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el
atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere
ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
T.A.
Vekilleri
: Av. N.Ç.
Davalılar
: 1- Ticaret ve Sanayi Odası Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü
Vekili :
Av. A.S.
2-
Nilüfer Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. F.G.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; davacının Bursa İli, Nilüfer İlçesi, Minareli Çavuş
Mahallesi, 1529 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduğunu,
dava konusu taşınmaza kamulaştırma yapılmaksızın kanalizasyon hattı-altyapı
geçirilmek suretiyle fiilen el atıldığından bahisle, şimdilik 10.000 TL’nin
dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte, davalılardan
tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargıda dava açmıştır.
Davalı Nilüfer Belediye Başkanlığı vekili, süresi
içerisinde verdiği cevap dilekçesinde; davacının taşınmazının bulunduğu
alandan geçen kanalizasyon hattı-alt yapıların Büyükşehir Belediyesi
tarafından yapıldığını açıklayarak öncelikle görev ve husumet itirazında
bulunmuştur.
Davalı Ticaret ve Sanayi Odası Organize Sanayi Bölgesi
Müdürlüğü vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde; dava konusu
taşınmaza fiili ve kalıcı olarak bir el atma olmadığını, kanalizasyon
hatlarının, taşınmazın cephe aldığı kamuya terk edilmiş yollar üzerinde yer
aldığını, taşınmazın ihtiyacı olan alt yapı hizmetlerini alabilmesi için
gerekli olan parsel kenarında yer alan parsel bacalarının ise el atma
niteliğinde olmadığını açıklayarak, davanın öncelikle görev yönünden aksi
takdirde esastan reddini talep etmiştir.
BURSA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 18.04.2013 gün ve
E:2013/199 sayı ile davalılar Ticaret ve Sanayi Odası Organize Sanayi
Bölgesi Müdürlüğü ve Nilüfer Belediye Başkanlığı vekillerinin görev
itirazlarının reddine karar vermiştir.
Davalılardan Nilüfer Belediye
Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI;Dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde,
uyuşmazlığa konu taşınmaza kanalizasyon hattı-altyapı geçirilmek suretiyle
fiilen el atıldığı iddia edilmekte ise de, dosyada bu yönde bilgi ve belge
bulunmadığı gibi, davalı idarelerden Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Organize
Sanayi Bölgesince verilen cevap dilekçesinde, sözü edilen kanalizasyonun
taşınmazın cephe aldığı yoldan geçirildiği ve taşınmazdan herhangi bir
altyapı tesisinin geçirilmediği belirtilmiş olduğundan, taşınmaza fiilen el
atmanın bulunmadığı, dolayısıyla, davanın imar planında resmi kurum alanı
olarak ayrılan taşınmazının bedelinin ödenmesine hükmedilmesi istemiyle
açıldığı sonucuna varıldığı;uygulama ve öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu
hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade
açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari işlem";
herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi
faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, "idari
eylem" olarak tanımlandığı;bu tanıma göre, idarelerin 3194 sayılı İmar
Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis
ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın
13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile
tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planlan ve bu planlara
dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel
işlemler, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda
oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizlikleri de, idari eylem
niteliği taşıdığı;bu bilgiler karşısında; davanın, davacının paydaşı olduğu
taşınmazın, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662
K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar
planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı;dava
dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku yoktur. Ancak bu sonuç ya da
sonuçlar, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında
taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma
programlarının zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka
anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği
yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde
ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı;İdari işlem ve eylemlerden
doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde
açılacak tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılan yasa hükümlerinin
gereği olduğunu;bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar
doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan
idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve
sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu
olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde
açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak
bulunmadığı;dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2'nci maddesinin l'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan
"İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari
yargı yerinde görülmesi gerektiği;.nitekim, 11.06.2013 günlü, 28674 sayılı
Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 2l'inci maddesinde
"Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak
suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan
taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda
öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava
açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle "hukuki el atma"
olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde
İdari Yargı yerinin görevli olduğu öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle,
2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
verilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalılar Ticaret ve Sanayi Odası Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü
ile Nilüfer Belediye Başkanlığı vekillerinin anılan Yasanın 10/2.
maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptıkları görev itirazlarının
reddedilmesi ve davalılardan Nilüfer Belediye Başkanlığı vekilinin
12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay
Başsavcısı'nca, davalı Nilüfer Belediye Başkanlığı açısından, 10.maddede
öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esası incelenmelidir.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının hisseli maliki olduğu taşınmazına
kamulaştırma yapılmaksızın kanalizasyon hattı-altyapı geçirilmek suretiyle
fiilen el atıldığından bahisle, şimdilik 10.000 TL’nin dava tarihinden
itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalı idarelerden tahsili
istemiyle açılmıştır.
Dosya
üzerinden yapılan incelemede;dava konusu 1529 ada 1 parselin Nilüfer İlçesi
Belediyesi sınırları dışında, Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü sınıryarı
dahilinde olduğu, Bursa TSO Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü’nün
11.04.2013 günlü cevabi yazısında dava konusu taşınmazın tamamı onaylı OSB
Uygulama İmar Planında “Resmi Kurum Alanı” lejantlı alanda kaldığını,
parselin daha önce imar uygulaması gördüğünü ve %35 DOP kesintisinin yapıldığı
bildirilmiş olmasına rağmen taşınmazın kamulaştırıldığına ilişkin bilgi ve
belgeye rastlanmamıştır.
Davacı
vekili, dava dilekçesinde ve yargılama sırasında dava konusu taşınmaza
davalılarca kanalisazyon hattı-alt yapı geçirilmek suretiyle müdahale edildiğini,
taleblerinin imar uygulamasından kaynaklanmadığını ileri sürmüş, davalılar
vekilleri de verdikleri dilekçelerde bu müdahalenin başka idareler
tarafından yapıldığı ve söz konusu hattın davacının taşınmazından
geçirilmediğini savunmuşlardır. Dava, imar planının uygulanmasından
kaynaklanan bir uyuşmazlık olmayıp dava konusu taşınmaza idarece doğrudan
doğruya fiilen el atıldığı iddiası ile açılan tazminat davasıdır.
Belediyelerin
3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18.maddesinin verdiği yetki ile arazi
ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması,
arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar
planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade
açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü
ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı
yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık,
Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari
nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazın bir
kısmına fiilen el atılması karşısında, idarenin bu eyleminin
kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.Öte yandan, İdarenin
yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya
koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su
yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı
sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların
görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal
denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni
hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız
el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak
müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise,
mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk
hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal
içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim,
yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı
kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü
İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması
sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava
Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız
fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan
adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu
durumda, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan
zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine
girmektedir.
Açıklanan
nedenlerle, Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun
reddi gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1264
KARAR NO : 2013/1558
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İdarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın
tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk
hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
P.T.
Vekili :
Av. O.E.
Davalı :
Muratpaşa Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. S.E.
O L A Y : Davacı vekili, dava
dilekçesinde özetle; davacının Antalya İli, Muratpaşa İlçesi, Muratpaşa
Mahallesi (Konuksever Mahallesi), 4486 ada, 6 parsel sayılı taşınmazın
hisseli maliki olduğunu, taşınmazın davalı Belediye tarafından
kamulaştırılmaksızın park yapmak suretiyle el atıldığını belirterek,
davacının payına düşen bedel belirlenerek fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydı ile şimdilik 25.000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek
yasal faizi, karar kesinleştikten sonra kamu alacaklarına uygulanan en
yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle
09.11.2012 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Muratpaşa Belediye Başkanlığı vekili süresi
içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; taşınmazın imar planında
ağaçlandırılacak alan olarak ayrıldığı, fiilen el atmanın söz konusu
olmadığını açıklayarak görev itirazında bulunmuştur.
Antalya 5. Asliye Hukuk Mahkemesi: 05.04.2013 gün ve
E:2012/691 sayı ile, davalı Muratpaşa Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Muratpaşa Belediye Başkanlığı
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Muratpaşa
Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi
12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay
Başsavcısı'nca, davalı Muratpaşa Belediye Başkanlığı açısından, 10.maddede
öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esası incelenmelidir.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının hisseli taşınmazına, park yapılmak
suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları
saklı kalmak kaydı ile şimdilik 25.000 TL nin davalıdan tahsili istemiyle
açılmıştır.
Dosya kapsamında yapılan incelemede, 13.06.2013 tarihli
Muratpaşa Belediyesi Emlak ve İstimlak Müdürlüğü’nün cevabi yazısında
davaya konu taşınmazın imar planında “Ağaçlandırılacak Alan” olarak planlı
olup, Belediyece yapılan herhangi bir işlemin bulunmadığını, ayrıca söz
konusu alanın günümüz itibariyle “mezarlık” olarak kullanılmakla birlikte
sorumluluğunun Büyükşehir Belediyesine ait olduğu belirtilmiştir.
Hal
böyle iken, davaya konu taşınmazın imar planında ağaçlandırılacak alan
olarak ayrıldığı, taşınmazın günümüzde “mezarlık” olarak kullanılmak
suretiyle taşınmaza fiilen el atıldığı anlaşılmıştır.
Belediyelerin
3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile
arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe
konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları
imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan
irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu
yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari
yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık,
Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun
idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazın
bir kısmına fiilen el atması karşısında, idarenin bu eyleminin
kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte
yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak
uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal,
baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve
bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak
davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında
yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir
ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza
kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü
iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini
davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin
özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik
yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim,
yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme
Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III.
bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa
uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz
bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun
hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil
neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye
mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu
durumda, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan
zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine
girmektedir.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1283
KARAR NO : 2013/1559
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacılar
: 1-H.A., 2-M.N.Y., 3-S.Y., 4-F.D.Y., 5-Z.Y., 6-A.N.B., 7-S.Ş.Y.
Vekilleri : Av. Ö.F.Y., Av. E.Ç.
Davalılar : 1- Çankaya Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. D.B.
2- Sağlık Bakanlığı
Vekili :
Av. E.K.
O L A Y :
Davacılar vekili, müvekkillerinin hissedar olduğu, Ankara İli, Çankaya
İlçesi, Çukurca Mevkiinde kâin, 26182 ada 1 parsel sayılı taşınmaza, davalı
idare tarafından her hangi bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın,
kesinleşmiş imar planında Sağlık Alanı olarak ayrılmak suretiyle
fiilen/hukuken el atıldığını; Yargıtay 5.Hukuk Dairesinin 21.03.2011 tarih
2010/16894 E.2011/4865 K.sayılı ilamında; uygulama imar planın kesinleştiği
tarihten itibaren 5 yıl içerisinde davalı belediyece, ayrılma amacına uygun
olarak kamulaştırma görevinin yerine getirilmemesi ve malikin mülkiyet
hakkının süresi belirsiz şekilde kısıtlanması nedeniyle taşınmazın
bedelinin ödenmesi gerektiğine hükmettiğini ifade ederek; fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydıyla, davacılara eşit olmak üzere şimdilik, 1.400
TL kamulaştırmasız el atma tazminatının, davalı idareden tahsil edilerek müvekkillerine
payları oranında ödenmesine, müvekkillerinin hissesinin davalı idare adına
tapuya kayıt ve tesciline, alacağa dava tarihinden itibaren kamu alacakları
için öngörülen en yüksek faizin yürütülmesine karar verilmesi istemiyle,
adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı idarelerin vekilleri; davanın idari yargı yerinde
görülmesi gerektiğinden bahisle, süresi içerisinde görev itirazında
bulunmuşlardır.
ANKARA
14.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 25.4.2013 gün ve E: 2012/257 sayı ile, yargı yolu
itirazlarının reddine karar vermiştir.
Davalı idarelerin vekillerinin, idari yargı
yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdikleri dilekçeleri üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay
Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu
hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade
açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem";
herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi
faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari
eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı
İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile
tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın
13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile
tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara
dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel
işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda
oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari
eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar
planında sağlık alanı olarak
ayrılan taşınmazın değerinin ödenmesi ve taşınmazın tapu kaydının
terkininin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacının taşınmazının, Yargıtay
Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında
"hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme
sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat
talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk
Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın,
taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde
kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici
nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin
bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve
imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı
idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki
hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari
işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari
Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan
yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının
denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev
alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış
oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın taşınmazın bedelinin tazminat
olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; nitekim, 11.06.2013 günlü,
28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı
Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 21'inci
maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi
kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194
sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan
sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle
"hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme
sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat
davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun
öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu
maddesi uyarınca davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına
alınması istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, karar vermiştir.
Başkanlıkça,
2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın
yazılı düşüncesi istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarelerin
vekillerinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak
yaptıkları görev itirazlarının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen
süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10.
maddede öngörülen biçimde, anılan idareler ve davanın taşınmazın bedelinin
tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmaza, imar
planında sağlık alanı olarak
ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak üzere şimdilik 1.400 TL’nin, faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak
yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu
planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan
yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş
zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz
edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar
ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara
bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar
planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat
mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil
işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye
ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe
kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Dava
dosyasında bulunan, davalılardan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığının
19.3.2012 gün ve M.06.0.ABB.0.13.05.UIP.2012(26182/1)1344-5067 sayılı
yazısının incelenmesinden; dava konusu edilen taşınmazın
Çankaya Belediye Meclisinin 04.05.1988 ve 186 sayılı kararı ile onanan
Çukurca mahallesi II. Kısım Islah imar planında ‘'Çankaya Belediyesi
Poliklinik ve Klinik Alanı"’ olarak ayrıldığı, yapılaşma koşullarının
E: 1.00 Hmax: Serbest olarak belirlendiği, bu doğrultuda Çankaya Belediye
Encümenin 24.01.1989 tarih ve 203 sayılı kararı ile onaylanan parselasyon
planının yapıldığı; Çankaya Belediyesinin talebi üzerine 26182 ada 1 nolu
parselde 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğine ilişkin Çankaya
Belediye Meclisinin 23.12.2004 tarih ve 430 sayılı kararı ile uygun görülen
ve Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 18.02.2005 tarih ve 526 sayılı
kararı ile söz konusu alanın kullanımının “Sağlık Alanı” olarak ve
yapılaşma koşullarının ise E:1.00,, Hmax: Serbest olarak belirlendiği
anlaşılmıştır.
Olayda,
davacıların hissedar olduğu taşınmazın imar planıyla Sağlık Alanı
kullanımında kaldığı, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen
kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacılara ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin
bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna
dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik
bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk
Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları
nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile
ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda
verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla
Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi
İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No:
2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde,
iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin
değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet
olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına
ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece
mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve
bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan
nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu
şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde
keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun
olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E:2013/603, K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı
idarelerin vekillerinin görev itirazlarının, Ankara 14.Asliye Hukuk
Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı idarelerin vekillerinin GÖREV
İTİRAZLARININ REDDİNE ilişkin Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
25.4.2013 gün ve E:2012/257 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013
gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1284
KARAR NO : 2013/1560
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacılar
: 1-M.S., 2-A.Ş.
Vekili : Av. C.K.
Davalı : Milli Eğitim Bakanlığı
Vekili :
Haz.Av. I.P.
O L A Y
: Davacılar vekili, müvekkillerinin hissedar
olduğu Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, Susuz İmarın 46218 ada 1 parsel
no’lu taşınmazın, 10.10.1996 tarih 4111 yevmiye numarası ile kesinleşerek
tescil edilen İmar Planında “Orta Öğretim Alanı- Lise ve Dengi Okullar”
olarak ayrıldığını; aradan geçen zaman içerisinde İmar Planındaki tahsis
amacına uygun hiçbir işlem yapılmadığını, kamulaştırılmadığını, tahsis
amacı dışına çıkarılmadığını; bu düzenlemenin, malikin taşınmaza ilişkin
tüm tasarrufi haklarını kısıtladığını; her ne kadar, tahsis edilen davalı
idare yahut başka bir idare tarafından taşınmaza fiilen el atılmamış olsa
da malikin tasarruf haklarının tümü kısıtlanmış olduğundan, taşınmazdan
yararlanma imkanının hukuken kalmadığını; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun,
15.12.2010 tarih, 2010/5- 662 E.- 2010/651 K. Sayılı ilamında, fiilen el
atılma eylemi gerçekleşmemiş olsa dahi, taşınmaz malikinin tasarruf
haklarının kayden de olsa kısıtlanmış olması durumunda bedel tahsiline
ilişkin talebin kabul edilmesi gerektiğini ifade etmiş olduğunu; bir
kişinin taşınmazına eylemli olarak el atıp tamamen veya kısmen
kullanılmasına engel olunması ile imar uygulaması sonucu o kişinin
mülkiyetinde olan taşınmaza hukuken kullanmaya engel sınırlamalar
getirilmesi arasında sonucu itibari ile bir fark bulunmadığını ifade
ederek; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla,
taşınmazın tespit edilecek değerinden müvekkillerinin hissesine isabet
edecek olan bedelinin toplamı 751.850,00 TL.’nin dava tarihinden itibaren
işleyecek kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek orandaki faizi ile
birlikte davalıdan tahsili ile dava konusu taşınmazdaki müvekkillerinin
hisselerinin davalı adına tesciline karar verilmesi istemiyle, adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Davalı idare vekili süresi
içerisinde görev itirazında bulunmuştur.
ANKARA
20.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 15.5.2013 gün ve E:2013/67 sayı ile, Yargıtay 5.
Hukuk Dairesinin ve Hukuk Genel Kurulunun yerleşmiş içtihatları gereğince
kamulaştırmasız el atma davalarında adli yargının görevli olduğunun içtihat
edildiği gerekçesiyle; görev itirazının reddine vermiştir.
Davalı
vekilinin, davanın imar
mevzuatı hükümleri çerçevesinde idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden
bahisle idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava
dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve
Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü
kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin
de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin
3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade
açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile
2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade
açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları
ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat
gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca
yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari
eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar
planında orta öğretim alanı-lise ve dengi okullar alanı olarak ayrılan
taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı;
bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların
taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662
K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar
planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava
dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya
da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma
programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka
anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği
yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde
ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden
doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde
açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin
gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar
doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan
idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve
sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu
olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde
açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı;
dolayısıyla, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına
alınması istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan
"idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari
yargı yerinde görülmesinin gerektiği; nitekim, 11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487
sayılı Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde
değişiklik yapan 21'nci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve
resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra
idari yargıda dava açılabilir.” hükmüne verilmek suretiyle “hukuki el atma”
olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde
İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle,
2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca davanın taşınmazın bedelinin
tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine,
karar vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın
13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi
istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin
anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev
itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde davanın,
taşınmazların bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı
yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacıların hissedar oldukları taşınmazlarına,
imar planında orta öğretim alanı-lise ve dengi okullar alanı olarak
ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydıyla toplam; 751.850,00 TL tazminatın faiziyle
birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı Kanun'un
18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve
arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın,
birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait
bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya
parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre
hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya
belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında
ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Olayda,
davacılarının hissedar oldukları taşınmazlarının, imar planıyla orta
öğretim alanı-lise ve dengi okullar alanı kullanımında kaldığı, aradan uzun
süre geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme
yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin
ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece
3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile
yapılan imar planlarında yer alan davacılara ait taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk
Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları
nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile
ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda
verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla
Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi
İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No:
2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde,
iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin
değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet
olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına
ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece
mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve
bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan
nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu
şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde
keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun
olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı
vekilinin görev itirazının, Ankara 20.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine
ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ
REDDİNE ilişkin Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.5.2013 gün ve
E:2013/67 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1285
KARAR NO : 2013/1561
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacılar
: 1-N.G., 2-Ö.S., 3-A.A., 4-R.K.
Vekili : Av.A.S.
Davalı : Muratpaşa Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av.E.Ö.
O L A Y :Davacılar vekili, müvekkillerinin
hissedarı olduğu Antalya ili, Muratpaşa ilçesi, Güzeloba mahallesi 6898.ada
1 parsel sayılı taşınmazının semt spor sahası olduğunu; Yargıtay Hukuk
Genel Kurulu'nun 15.12.2010 tarih ve 2010/5-662/651 sayılı kararı uyarınca
davalı idarece pasif ve suskun kalınmak ve işlem tesis edilmemek suretiyle
taşınmaza müdahale edildiği, bu haliyle davalı idarenin eyleminin mülkiyet
hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliğe sahip bulunan
kamulaştırmasız el koyma olgusunun varlığı için yeterli bulunduğunu, bunun
sonucu olarak taşınmaz mal sahiplerinin dava yoluyla kamulaştırmasız el
atma hükümleri doğrultusunda mülkiyetin bedele çevrilmesini
isteyebileceğini; dava konusu taşınmaza kamulaştırma yapmaksızın el
atılmasının Anayasa ve yasal mevzuata aykırı olduğunu ifade ederek; fazlaya
ilişkin hakları saklı tutularak; müvekkilleri için toplam 30.000 TL
kamulaştırmasız el atma bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal
faiz ile birlikte davalı taraftan tahsiline karar verilmesi istemiyle, adli
yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı idare vekili süresi
içerisinde görev itirazında bulunmuştur.
ANTALYA
5.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 1.3.2013 gün ve E:2012/648 sayı ile görev itirazının
reddine karar vermiştir.
Davalı
vekilinin, davanın imar
mevzuatı hükümleri çerçevesinde idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden
bahisle idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava
dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve
Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü
kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu
tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca
tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar
planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek
yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah
imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu
imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun
için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin
de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava
dilekçesinde, imar planında spor alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin
ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler
karşısında; davanın, davacıların
taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662
K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar
planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava
dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya
da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma
programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka
anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği
yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde
ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden
doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde
açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin
gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar
doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan
idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve
sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu
olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde
açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı;
dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci
maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde
görülmesinin gerektiği; nitekim,
11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı
Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde
değişiklik yapan 21'nci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve
resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari
yargıda dava açılabilir.” hükmüne verilmek suretiyle “hukuki el atma”
olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde
İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle,
2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın
13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi
istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin
anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev
itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacıların taşınmazına, imar planında semt spor
sahası olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle,
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik, toplam; 30.000 TL
tazminatın faiziyle birlikte tahsili istemiyle
açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere
ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada
veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına
göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya
belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında
ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla
meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık
payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme
ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden
önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Dava
dosyasının incelenmesinden; dava konusu Güzeloba Mahallesi 6898 Ada 1 nolu
parselin, 1/1000 ölçekli uygulama imar planında ‘’Semt Spor Sahası”
kullanımındayken Muratpaşa Belediye Meclisinin 05.02.1997 tarihli ve 185
sayılı kararı ile onanan Lara Kıyı Bandı planlarında ‘’Park” alanına
dönüştürüldüğü anlaşılmıştır.
Olayda,
davacıların taşınmazının, imar planıyla Semt Spor Sahası kullanımında iken,
“Park” alanına dönüştürüldüğü, aradan uzun süre geçmesine rağmen
kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız
el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia
edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu
gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacılara
ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup,
belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda
uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi
gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk
Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları
nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile
ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda
verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla
Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi
İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No:
2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde,
iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin
değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet
olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına
ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece
mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve
bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan
nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu
şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde
keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun
olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E:2013/603, K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı
vekilinin görev itirazının, Antalya 5. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine
ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ
REDDİNE ilişkin Antalya 5.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1.3.2013 gün ve
E:2012/648 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1286
KARAR NO : 2013/1562
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacılar
: E.S., Ş.S., S.Y., S.S.A., Ç.S., D.S., C.B.S., Ö.S.
Vekili : Av. N.G.
Davalılar : 1-Gençlik Ve Spor Bakanlığı Spor Genel
Müdürlüğü
Vekilleri : Av.C.B., Av.B.D.
2-İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Y.C.
3-Başakşehir
Belediye Başkanlığı
Vekili : Av.Y.Ş.
4-Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı
Vekili : Av. M.H.K.(B.)
O L A Y : Davacılar vekili,
müvekkillerinin tapuda müştereken maliki/hissedarı bulundukları “İstanbul
İli, Başakşehir İlçesi, İkitelli-2 Mah. Altınşehir Mevkiinde kain, 21 pafta
1863 parsel sayılı” taşınmazın, 24.12.1987 t. tarihli, 1/25000 ölçekli
Küçük ve Büyük Çekmeceler Arası Çevre Düzeni Nazım İmar Planında KONUT UYGULAMA ALANINDA kalmakta iken,
04.03.1992 t. tarihli, 1/25000 ölçekli Mahmutbey İkitelli Yöresi Çevre
Düzeni Nazım İmar Planı ile 04.03.1992 t. tarihli 1/5000 ölçekli
Küçükçekmece İkitelli ve Bölgesel Yeşil Alan Nazım İmar Planında ŞEHİR PARKI ALANINA, 15.11.1995 t.
tarihli 1/50000 ölçekli İstanbul Metropolitan Alan Alt Bölge Nazım İmar
Planında OLİMPİYAT KÖYÜ ALANINA
alındığını, sonraki planlarda ve halen yürürlükte olan 23.05.2005 t. tarihli 1/1000 ölçekli
İkitelli Atatürk Olimpiyat Parkı Uygulama İmar Planında OLİMPİYAT PARKI ALANINDA
kaldığını; dava konusu taşınmazlara davalı İdarelerce, gerek Küçükçekmece
Belediye Başkanlığı ve 29.04.2009 tarihinde faaliyete geçen Başakşehir
Belediye Başkanlığı, gerekse İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
tarafından üst üste yapılan imar planlarında yukarıda belirtilen amaçlara
tahsis edilmek, ancak yıllardır ve halen bu amaçlara tahsis edilmek üzere
imar planlarına alınmamak, fiilen hayata geçirilmemek, yatırımcı kuruluş
olan Gençlik Ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından da kamulaştırma ya da takas
cihetine gidilmemek, pasif ve suskun kalınmak ve işlem tesis edilmemek
suretiyle müdahale edilmekte olduğunu; müvekkillerinin Anayasa ve sair
yasalardan doğan mülkiyet haklarının süresi belli olmayan bir sınırlamaya
tabi tutulduğunu, bu haklarını kullanmalarının tamamen engellendiğini; bu
durumun ise, taşınmazlara fiilen el atılmış olmasa dahi, hukuken
kamulaştırmasız el atma olgusunu yaratmış bulunduğunu; nitekim, Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu’nun, işbu davalarına aynen uyan 2010/5-662 Esas,
2010/551 Karar sayılı ve 15.12.2010 tarihli kararının ve Yargıtay 5.Hukuk
Dairesinin kararlarının da bu doğrultuda olduğunu; bu kararlarda, uzun
yıllardır programa alınmayan imar planının fiilen hayata geçirilmemesinin,
taşınmaza fiilen el atılmamış olunsa da, hukuki el atma olarak kabul
edildiğini, bu nedenle taşınmaz bedelinin malike ödenmesi gerektiğinin
öngörüldüğünü ifade ederek; fazlaya ve maddi hatalara karşı talep ve dava,
ayrıca 6100 sayılı Yasa’nın 107/2. maddesi uyarınca artırım ve ıslah talebi
hakları saklı kalmak kaydıyla 6.000,00 TL. kamulaştırmasız el atma
bedelinin; dava tarihinden itibaren ilamın kesinleşme tarihine kadar yasal
faizi, kesinleşme tarihinden ödeme tarihine kadar ise Anayasa’nın 46/son
maddesi uyarınca kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek faiz ile birlikte
davalılardan tahsili karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava
açmıştır.
Davalılardan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Başakşehir Belediye
Başkanlığı ve davaya
daha sonra dahil olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilleri süresi içinde görev itirazında
bulunmuşlardır.
KÜÇÜKÇEKMECE
5.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 5.6.2013 gün ve E:2012/218 sayı ile, görev itirazının
reddine
karar vermiştir.
Davalılardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin,
idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi
içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği
Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve
Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü
kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu
tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca
tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar
planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek
yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah
imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu
imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun
için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin
de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava
dilekçesinde, imar planında olimpiyat
alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin
istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay
Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında
"hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme
sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat
talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk
Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın,
taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde
kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici
nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin
bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve
imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı
idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki
hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari
işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari
Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan
yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının
denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev
alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış
oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; nitekim, 11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487
sayılı Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde
değişiklik yapan 21'nci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve
resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra
idari yargıda dava açılabilir.” hükmüne verilmek suretiyle “hukuki el atma”
olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde
İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle,
2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı
Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi
istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
10. maddede öngörülen biçimde, anılan
davalı idare yönünden olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmazlarına, imar
planında olimpiyat parkı
alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle,
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 6.000,00 TL'si bedelin faizi
ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar
planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat
mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil
işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye
ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe
kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Dava
dosyasında bulunan Başakşehir Belediye Başkanlığı Plan ve Proje
Müdürlüğünün 25.12.2012 gün ve M.34.3.BAŞ.0.29..02.00-757(7862)
4946-r-496855/36090 sayılı yazısına göre; dava konusu edilen 1863 parsel
sayılı taşınmazın, Başakşehir İlçesi, Ziya Gökalp Mahallesi sınırları
dâhilinde, 02.02.2001 tasdik tarihli “1/5000 Ölçekli İkitelli-Atatürk
Olimpiyat Parkı Nazım İmar Planında” ve 23.09.2005 tasdik tarihli “1/1000
Ölçekli Küçükçekmece - İkitelli Atatürk Olimpiyat Parkı Uygulama İmar
Planında” “Olimpiyat Parkı Alanı” lejantında kaldığı; Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğünce, mülkiyeti özel şahıslara ait İstanbul İli, Başakşehir İlçesi,
İkitelli Tabyalar mevkiinde gerçekleştirilmesi düşünülen Atatürk Olimpik
Park Alanı içinde yer alan 18, 19, 20 ve 21 paftalarda kayıtlı bulunan
toplam 1446 adet parselin kamulaştırılmasından 06/07/2001 tarih ve 2001/01
sayılı karar ile vazgeçildiğinin bildirildiği; İstanbul Olimpiyat Oyunları
Hazırlık ve Düzenleme Kurulu kararı gereğince bahse konu taşınmazların
gerek 1/50.000 ölçekli Nazım İmar Planında, gerekse 1/5000 Ölçekli Nazım
İmar Planında “Olimpik Park” alanından çıkarılması hususunda gerekli imar
planı değişikliğinin ivedi olarak yapılmasının talep edildiği; ayrıca
15.06.2009 tasdik tarihli 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planında
Ulusal ve Uluslararası spor alanı lejantında kalan bölgeye ilişkin yasal
askı süresi içinde 15.06.2009 T.T.'Lİ 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre
Düzeni Planında Ulusal ve Uluslararası spor alanı lejantında kalan İkitelli
Altınşehir Mevkii 18-19-20-21 paftada yer alan bazı parsellerin ‘'Gelişme
Alanına” alınmasının talep edildiği, İstanbul Büyükşehir Belediye
meclisinin 15.04.2011 tarih ve 887 sayılı kararı ile de “ 1/100.000 ölçekli
İstanbul Çevre Düzeni Planı'na yapılan itirazın incelendiği; alt ölçekli
planlarda değerlendirilmesi gerektiğinden plandaki durumlarının muhafazasın
komisyonca uygun görülmüştür şeklinde karar verildiğinin ifade edildiği;
söz konusu meclis kararı doğrultusunda Ulusal ve Uluslararası spor alanı
lejantında kalan bölgeye ilişkin plan çalışmalarının ileriki süreçte
değerlendirileceği bilgisinin verildiği; aynı zamanda 08.09.2012 tarih ve
28405 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 13.08.2012 tarih
ve 2012/3573 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile "Olimpiyat Parkı
Alanını" da kapsayan bölgenin; olası afet riskini bertaraf etmek üzere
yeni yerleşim alanı olarak kullanılması amacıyla “Proje Alanı” olarak ilan
edilmiş olduğu anlaşılmış; anılan parsele ilişkin düzenlenen bilirkişi
raporunda ise, taşınmaza fiilen el atmanın bulunmadığı belirtilmiştir.
Olayda,
davacıların hissedar olduğu taşınmazın uygulama imar planıyla Olimpiyat Parkı Alanı, kullanımında
kaldığı, daha sonra bu alanı da kapsayan bölgenin; olası afet riskini
bertaraf etmek üzere yeni yerleşim alanı olarak kullanılması amacıyla
“Proje Alanı” olarak ilan edilmiş olduğu; aradan uzun süre geçmesine rağmen
kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planında yer alan davacılara ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin
bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna
dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik
bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk
Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları
nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile
ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda
verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla
Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi
İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586)
“…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların
özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve
hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği
gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının
ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu,
Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği
anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak,
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E:2013/603, K:2013/1503
sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el
atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde
olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
vekilinin görev itirazının,
Küçükçekmece 5.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin
Küçükçekmece 5.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 5.6.2013 gün ve E:2012/218 sayılı
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1288
KARAR NO : 2013/1563
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Yönetmelik, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacılar
: 1.S.N., 2.S.G., 3.B.A.
Vekili :
Av. Ç.A.
Davalı :
İSKİ Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. G.E.K.
O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde,
müvekkillerinin İstanbul ili, Tuzla ilçesi, Tepeören köyünde kain tapunun
747 ve 1597 parsel sayılı taşınmazların hissedarı olduğunu; davalı kurum
tarafından çıkartılmış olan İçme Suyu Havzaları Koruma Yönetmeliği gereği müvekkillerinin
taşınmazlarının büyük bir kısmının dere
mutlak koruma alanında kaldığını, bu parsellerin İSKİ Kanunu
gereğince kamulaştırılmasının gerektiğini ancak bu işlemin yıllardır
yapılmadığını; taşınmazların İSKİ mevzuatı ve imar planları ile kamuya tahsis
edilen alanlar içerisine alındığını, taşınmazlardan hiçbir şekilde
faydalanma imkanı bulunmadığı gibi, parsele giriş çıkışın dahi sınırlı
olduğunu, zira havza koruma güçlerinin taşınmaza girilmesine dahi izin
vermediğini ve yaptırım uyguladığını, ancak bütün bunlara rağmen
müvekkilinin emlak vergisi ve diğer vergileri tam ve düzenli olarak
ödemekte olduğunu; mülkiyet hakkının Anayasa tarafından koruma altına
alındığını, tasarrufun kısıtlanamayacağını, Türkiye’nin taraf olduğu
uluslar arası sözleşmelerde de koruma altına alındığını, yine, Yargıtay
5.Hukuk Dairesinin yerleşmiş içtihatlarına göre mutlak ve dere mutlak
alanında kalan taşınmazların bedellerinin ödenmesinin gerektiğini;
taşınmazların İstanbul un en güzide yerlerinden birinde bulunduğunu ifade
ederek; fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden itibaren
1.000-TL'nin yasal faiziyle tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Davalı idare vekili, süresinde
verdiği dilekçede görev itirazında bulunmuştur.
İSTANBUL A.6. ASLİYE
HUKUK MAHKEMESİ: 18.4.2013 gün ve E:2012/1009 sayı ile, görev itirazının
reddine karar vermiştir.
Davalı idare vekilinin idari yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine,
dosya örneği Danıştay Başsavcısına gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI: Uygulama ve Öğreti'de, kamu
idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek
yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari
işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu
tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca
tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar
planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek
yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah
imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu
imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun
için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki
hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın
incelenmesinden; dava dilekçesinde, dere mutlak koruma alanında kalan
taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı;
bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların
taşınmazlarının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü,
E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak
nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna
ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında,
mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri
yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı,
ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari
işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen
kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar
uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı
idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki
hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari
işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari
Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan
yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının
denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev
alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış
oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; nitekim, 11.06.2013 günlü,
28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı
Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 21'inci
maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi
kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194
sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan
sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle
"hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme
sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat
davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun
öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu
maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın
13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare
vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak
yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre
içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca, 10. maddede
öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacıların hissedarı olduğu taşınmazların, “Dere Mutlak Koruma Alanı” içinde
kalması suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydıyla uğranılan zarara karşılık 1.000,00 TL'nin
faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Dava
dosyasında bulunan ve davalı İdarece Tuzla 1. Asliye Hukuk Mahkemesine
gönderilen 26.3.2013 gün ve M.34.1.İBB.5.01-12.01-752.01/32634 sayılı
yazıda; idareleri tarafından İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliğinde yapılan
son değişiklikle yapı yaklaşma mesafesinin iptal edilmiş olduğu; dava
konusu parsellerin, Ömerli Barajı Uzun Mesafeli Koruma Alanında kaldığı;
dava konusu taşınmaz üzerinde İdarelerince herhangi bir tesis, bina ve
inşaat faaliyeti yapılmadığı; taşınmazın, malikinin kullanmasına engel
olacak şekilde tel çit v.b. şeylerle de çevrilmediği, bu nedenle el
atmasının da söz konusu olmadığı; söz konusu parseller için 2942 sayılı
kanununa göre herhangi bir kamulaştırma bedeli blokesi yapılmadığı ve 4650
sayılı kanunla değişik 2942 sayılı kanunun 10. maddesine göre İdareleri
adına bedel tespiti ve tescil davası açılmadığı ifade edilmiş; dosyada
bulunan 3.5.2013 tarihli Teknik Bilirkişi raporunda da, dava konusu
taşınmazlara, malikin kullanmasına engel olacak fiili el atmanın
bulunmadığı belirtilmiştir.
Olayda,
davacı vekili tarafından, dava dilekçesinde, İSKİ İçmesuyu Havzaları
Yönetmeliği gereği imar planlarında dere mutlak koruma alanında
bırakılarak, tasarruf hakkı kullanılamayacak şekilde kısıtlanan
müvekkillerinin taşınmazlarının bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin
istenildiği; mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın
maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku
bulunmadığı, ancak; bu sonuç ya da sonuçların, bir idari işlem olan
Yönetmelik ve imar planlarından başka anlatımla da, idari işlemlerden ve
davalı idarenin Yönetmelik gereği yapılması gereken kamulaştırmalar
konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden
kaynaklandığı anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, Yönetmelik, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle Anayasa
Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih
ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde
tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari
bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk
Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları
nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile
ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda
verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla
Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi
İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No:
2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde,
iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin
değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet
olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına
ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece
mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve
bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan
nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu
şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde
keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun
olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E:2013/603, K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı
vekilinin görev itirazının, İstanbul A.6. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine
ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ
REDDİNE ilişkin İstanbul A.6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 18.4.2013 gün
ve E:2012/1009 sayılı KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1289
KARAR NO : 2013/1564
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı :
H.C.
Vekilleri : Av. A.E.- Av. F.Ç.
Davalı : Milli Eğitim Bakanlığı
Vekili :
Av. S.D.G.
O L A Y
: Davacı vekili, müvekkilinin maliki
olduğu Bursa ili - Nilüfer ilçesi - Özlüce Mahallesinde kain 4394 ada 1
parselde kayıtlı taşınmazın 10.10.2003 onanlı, 1/5000 ölçekli Nilüfer
Batıkent Uygulama-İmar Planına göre “Spor Tesisler Alanı” içerisinde
kaldığını; imar planının kesinleşmesinden itibaren geçen zaman içerisinde,
İmar Planındaki Tahsis amacına uygun hiç bir işlem yapılmadığını, taşınmazın
plandan önceki haliyle kaldığını; 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 10. maddesi
hükmüyle, imar planında kamu hizmet tesislerine tahsis edilen bir yerin
yasada öngörülen beş yıllık süre içerisinde, ilgili kurumca kamulaştırma
yapılmaması durumunda, taşınmaza kamulaştırmasız el atılmış olduğunu;
müvekkilinin mülkiyetten kaynaklanan hiçbir hakkını kullanamadığını;
davalının, imar planındaki tahsis amacına uygun hiçbir işlem yapmaması ve
malikin de bu nedenle mülkiyetten kaynaklanan haklarını kullanamamasının Kamulaştırmasız
El koyma niteliğinde olduğunu; Türk hukuk ve yargı-sisteminde de, İmar
planında kamu hizmet tesislerine yapılan tahsisler, aradan ne kadar zaman
geçerse geçsin, tahsis amacına uygun bir işlem yapılmadığı takdirde
kamulaştırmasız el koyma sayılmaz iken, son yıllarda verilen kararlarla bu
durumun değiştiğini; nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 15/12/2010
tarih ve 2010/5-662 E., 2010/651 K. Sayılı kararıyla içtihat değişikliğine
gittiğini ifade ederek; dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile davalı
adına tesciline; bedelinin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla
şimdilik 10,000.00 TL'nin davalıdan dava tarihinden itibaren yasal faiziyle
birlikte tahsili davacı müvekkiline ödenmesine karar verilmesi istemiyle,
adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı idare vekili süresi
içerisinde görev itirazında bulunmuştur.
BURSA
4.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 8.5.2013 gün ve E:2013/218 sayı ile, görev
itirazının reddine vermiştir.
Davalı
vekilinin, davanın imar
mevzuatı hükümleri çerçevesinde idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden
bahisle idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava
dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve
Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü
kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu
tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca
tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar
planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek
yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah
imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu
imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun
için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki
hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın
incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında spor alanı olarak ayrılan
taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı;
bu bilgiler karşısında; davanın, davacının
taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662
K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar
planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava
dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya
da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma
programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka
anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği
yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde
ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden
doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde
açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin
gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar
doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan
idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve
sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu
olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde
açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı;
dolayısıyla, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına
alınması istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan
"idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari
yargı yerinde görülmesinin gerektiği; nitekim, 11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487
sayılı Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde
değişiklik yapan 21'nci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve
resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra
idari yargıda dava açılabilir.” hükmüne verilmek suretiyle “hukuki el atma”
olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde
İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle,
2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca davanın taşınmazın bedelinin
tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilmesine, karar vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın
13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi
istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin
anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev
itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde davanın,
taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacının maliki olduğu taşınmazına, imar planında
spor alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından
bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla taşınmaz bedelinin
şimdilik; 10.000 TL’sinin tazmini istemiyle
açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye
sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili
belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak
yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu
planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan
yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş
zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz
edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar
ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara
bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar
planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat
mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil
işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye
ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Olayda,
davacının maliki olduğu taşınmazının, imar planıyla spor alanı kullanımında
kaldığı, aradan uzun süre geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz
üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle
taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın
konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak
tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacıya ait
taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup,
belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda
uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi
gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk
Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları
nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile
ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda
verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla
Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi
İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No:
2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde,
iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin
değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet
olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına
ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece
mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve
bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan
nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu
şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde
keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun
olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E:2013/603, K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı
vekilinin görev itirazının, Bursa 4.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine
ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ
REDDİNE ilişkin Bursa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 8.5.2013 gün ve
E:2013/218 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1291
KARAR NO : 2013/1565
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2547 sayılı Yasanın 35.maddesi uyarınca başka bir üniversitede
görevlendirilen davacının, mecburi hizmet yükümlülüğünün iptali ile noter
senedinin iadesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
G.S.E.
Davalı :
Dicle Üniversitesi Rektörlüğü
Vekili :
Av. M.İ.
O L A Y
: Davacı, dava dilekçesinde, Dicle Üniversitesi adına Öğretim Üyesi
Yetiştirme Programı kapsamında Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri
Enstitüsünde doktora eğitimi alması nedeniyle davalı Dicle Üniversitesi ile
imzalamış olduğu kefalet senedine göre yerine getirmesi gereken mecburi
hizmet yükümlülüğünün iptali ile noter senedinin iadesi istemiyle davalı
idareye vermiş olduğu dilekçesindeki talebinin reddine ilişkin davalı
Üniversitenin 21.12.2012 gün ve 14045 sayılı işleminin iptali istemiyle
idari yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı
idare vekilince birinci savunma dilekçesinde, taahhüt ve kefalet senedinin
davacı ve kefilleri tarafından tek taraflı olarak imzalanıp idareye karşı
taahhütte bulunulduğunu, taraflar arasında yüklenme ve kefalet senedinden
doğan alacak borç ilişkisi nedeniyle özel hukuk hükümlerine göre adli
yargının görevli olduğunu ileri sürerek, görev itirazında bulunulmuştur.
DİYARBAKIR 2. İDARE
MAHKEMESİ; 28.2.2013 gün ve
E:2012/1173 sayı ile, 2547 sayılı Yasa’nın 35., 2914 sayılı Yasa’nın 20. ve
Bir Üniversite Adına Bir Diğer Üniversitede Lisansüstü Eğitim Gören
Araştırma Görevlileri Hakkında Yönetmeliğin 4. maddelerinden söz ederek,
davalı idarenin kamu gücüne dayalı olarak tesis ettiği mecburi hizmet
yükümlülüğünden kaynaklanan işlemin idari yargıda görülen iptal davalarının
konusuna girdiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle görev itirazının reddine
karar vermiştir.
Davalı idare vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması yolunda süresi içerisinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosya
örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET
BAŞSAVCISI; Olayda, davacı
görevlendirilmeden önce yüklenme senedi ve kefalet senedi ile, Üniversiteye
karşı mecburi hizmet yükümlülüğü ya da parasal karşılığı taahhüt edilmek
suretiyle Üniversite ile araştırma görevlisi arasında, tarafların
karşılıklı hak ve yükümlülüklerini içeren bir sözleşme ilişkisi kurulduğu,
dolayısıyla, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşmeden diğer bir
ifadeyle yüklenme ve kefalet senedinde yer alan borçtan kaynaklandığı,
sözleşmede yer alan borçtan kaynaklanan uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine
göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu bu nedenlerle
2247 sayılı Kanun’un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na
gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosya örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının görevli
olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2547 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca
davalı Üniversite adına Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) kapsamında
Çukurova Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsünde doktora öğrencisi olan
davacının, davalı üniversite lehine yüklendiği mecburi hizmet
yükümlülüğünün iptali ile noter senedinin iadesi istemiyle yaptığı başvurunun
reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun, “Öğretim elemanı yetiştirme” başlıklı 35.
maddesinde “Yükseköğretim kurumları; kendilerinin ve yeni kurulmuş
ve kurulacak diğer yükseköğretim kurumlarının ihtiyacı için yurt içinde ve
dışında, kalkınma planı ilke ve hedeflerine ve Yükseköğretim Kurulunun
belirteceği ihtiyaca ve esaslara göre öğretim elemanı yetiştirirler.
(Ek fıkralar:
17/8/1983-2880/18 md.) Öğretim elemanı
yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadroları,
araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir üniversiteye,
Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebilir. Bu şekilde doktora
veya tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanlar, bu eğitimin
sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine dönerler.
Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim
elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında
mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. Bu yükümlülüğü yerine
getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla
getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır.” hükmüne yer
verilmiştir.
Dosyanın
incelenmesinden, Dicle Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak görev
yapmakta iken, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 35.maddesi uyarınca
davalı idare adına Çukurova Üniversitesi’nde lisansüstü eğitim yapmak üzere
görevlendirilen davacının, doktora öğrencisi olarak Çukurova Üniversitesine
gönderilmesinden önce düzenlenen sözleşme uyarınca mecburi hizmet
yükümlülüğü getirildiği ve bu yükümlülük ile taahhüt ve kefalet senedinin
iptali istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali
istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bu
duruma göre, taahhüt ve kefalet senedinin davacı ve kefilleri tarafından
tek taraflı olarak imzalanarak idareye karşı taahhütte bulunulması
karşısında, davacı tarafından mecburi hizmet yükümlülüğünün iptali ile
noter senedinin iadesi istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde adli
yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Rektörlük vekilinin görev
itirazının reddine ilişkin Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü
ile davalı Rektörlük vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Diyarbakır
2. İdare Mahkemesinin 28.2.2013 gün ve E:2012/1173 sayılı KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde Üyelerden Sıddık YILDIZ’ın KARŞI OYU ve
OY ÇOKLUĞU İLE karar verildi.
KARŞI
OY YAZISI
Dava,
Davalı Üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışmakta iken, 2547 sayılı
Yükseköğretim Kanunu'nun 35.maddesi kapsamında davalı idare adına başka bir
üniversitede lisansüstü eğitim yapmak üzere görevlendirilen davacının,
görevlendirme işleminden önce imzaladığı taahhüt ve kefalet senedi
uyarınca, mecburi hizmet yükümlülüğünün iptali istemiyle açılmıştır
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-a maddesinde, idari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı
olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından
açılan iptal davaları idari dava türleri arasında sayılmıştır.
2547 sayılı Yasa uyarınca başka bir üniversitede öğretim
üyesi yetiştirme programı kapsamında eğitim yapmak üzere
görevlendirilmesindeki amaç göz önünde bulundurulduğunda, davacının bu
taahhüt ve kefalet senedini idare ile eşit düzeyde olarak, isteği ve özgür
iradesi ile imzaladığından söz etmeye olanak bulunmadığından, ortada özel
hukuk alanını ilgilendiren bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
İdarece kamu gücüne dayanılarak ve tek taraflı irade ile
kurulan taahhüt ve kefalet senedine ilişkin uyuşmazlığın 2577 sayılı
Yasanın 2/1-a maddesinde sayılan iptal davaları kapsamında görüm ve
çözümünde idari yargı görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca
yapılan başvurunun reddi gerektiği görüşüyle, aksi yöndeki karara karşıyım.
Üye
Sıddık YILDIZ
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1292
KARAR NO : 2013/1566
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İdarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el
atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere
ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1- S.S., Y.C. Mirasçıları; 2- F.C., 3- Z.C., 4- Ö.C., 5- F.C.
Vekili :
Av. Z.K.Ö.
Davalı :
Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. İ.A.A.
O L A Y : Davacılar vekili,
dava dilekçesinde, müvekkilinin, İstanbul İli, Gaziosmanpaşa İlçesi, Küçükköy
Mahallesi, 1-2/14 Pafta, 3535 Ada, 6 Parselde kayıtlı taşınmazın hissedar
olarak maliki olduğunu, söz konusu taşınmaza davalı idare tarafından park
yapılmak suretiyle kamulaştırma yapılmadan el atıldığını ileri sürerek,
fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla
şimdilik 10.000,00 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle
adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı vekili süresi
içinde verdiği dilekçede özetle, 3535 ada, 6 nolu parselin imar planının
kısmen onaylandığını, imar planına ekli krokide kısmen şehir parkı ve
kısmen yol olarak ayrıldığını ileri sürerek davanın reddi gerektiğini
belirtmiş; taşınmaza fiilen el atılmadığını, davanın görüm ve çözüm yerinin
idare mahkemeleri olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.
GAZİOSMANPAŞA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 7.11.2012 gün
ve E:2010/685 sayı ile, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı vekilinin idari
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına
gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava
dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya
sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının
zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da,
idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların
tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve 13. maddeleri
uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu
edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka
uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari
yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde
yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla 2577 sayılı Yasanın 2.maddesinin
1.fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları hükmü
gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, bu nedenle 2247 sayılı
Yasanın 10.maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca,
10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacıların hissedar olduğu taşınmaza imar planında kısmen şehir parkı ve
kısmen yol olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; işleyecek yasal faiziyle
birlikte şimdilik 10.000,00 TL’nin davalı idarelerden tahsili istemiyle
açılmıştır.
Dava
dosyasında bulunan ve Gaziosmanpaşa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi Hakimliğine
6.7.2012 tarihinde sunulduğu anlaşılan Bilirkişi Kurulu Raporunun
incelenmesinden, Gaziosmanpaşa Tapu Müd. 25.10.2010 tarih, 2282 sayılı
yazısı ekinde taşınmaz bilgilerinde 3535 ada, 6 parselin Küçükköy mah. 102.146,96 m²
miktarında ve arsa vasfında olduğu, 13466/10214696 hissesinin Y.C.,
10259/10214696 hissesinin S.S.adına kayıtlı olduğu, aynı taşınmaz üzerinden
Gaziosmanpaşa Belediyesi, Maliye Hazinesinin ve TOKİ’nin de hissesi
bulunduğu, beyan kısmında bu parselde imar ve ıslah planlarında kamu
hizmetine ayrılmış olanlar özel mülkiyete konu olduklarından Maliye adına
tescil edileceğine dair 31.10.1988 tarih ve 14557 yevmiye no.’lu beyan
bulunduğu belirtilmiş parselin halen park olarak kullanıldığı, davanın
kabulü halinde davacıların hissesinin davalı idare adına tescil edilmesi
gerektiğinin belirtildiği anlaşılmıştır.
Belediyelerin
3194 sayılı İmar Kanununun 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile
arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe
konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında
yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu
gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici
işlemler olduğu, bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan
uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği
tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda
öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri
yapılmaksızın, dava konusu taşınmazlara fiilen el atılarak, park, spor
alanı ve yol olarak kullanılması karşısında, idarenin bu eyleminin
kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
· Öte yandan, İdarenin yürütmekle
yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve
projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi
gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği
zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak
tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait
olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel
mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye
aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen
zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız
fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde
çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim,
yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı
kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü
İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması
sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava
Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız
fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye
mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu
durumda, idarenin dava konusu taşınmazlara kamulaştırmasız el atmasından
doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin
özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine
girmektedir.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun REDDİNE,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1340
KARAR NO : 2013/1572
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Davalı tarafından, davacıya gönderilen ve hukuka
aykırı olduğu iddia edilen Ecrimisil İhbarnamesinin İptali istemi ile
açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
B.N.B.
Davalı :
İstanbul Defterdarlığı
Vekili :
Av. H.Ş.
O L A Y : Davacının İstanbul
3. İdare Mahkemesi’ne verdiği 12.03.2012 tarihli dava dilekçesinde
özetle; kendisine, 07.03.2012 tarihinde 24.02.2012 gün ve BR10-3651-272-2
sayılı ecrimisil ihbarnamesinin gönderildiğini; öncelikli olarak
ihbarnamenin muhatabının kendisi olmadığını; yazı muhatabının, kendisinin
de başkanı olduğu Göztepe Hilal Spor Kulübü olduğunu belirterek; hatalı
yapılan işlemin iptaline karar verilmesi istemi ile idari yargı yerinde
dava açmıştır.
Davalı İstanbul Defterdarlığı Kayyım Bürosu
Başkanlığı’na izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili, süresi içerisinde
verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.
İstanbul 3.İdare Mahkemesi ; 28.09.2012 gün ve 2012/425
esas sayılı kararı ile, iptali istenen işlemin, idare tarafından tek yanlı
irade beyanı ile yapılan, tasarrufi nitelikte kesin ve yürütülmesi gerekli
bir idari işlem olması nedeni ile davaya idari yargıda bakılması
gerektiğini belirterek; görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı İstanbul Defterdarlığı Kayyım Bürosu
Başkanlığı’na izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekilinin, adli yargı
yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı;
Davaya konu iptali istenen ecrimisil talebine dair kayyım ihtarının, hukuki
niteliğinin belirlenmesi ve kayyım işlemlerine karşı başvurulacak yargı
yerinin belirlenmesi için ilgili mevzuatın ve kayyımlık müessesesinin
hukuki niteliğinin belirlenmesi gerektiğini;
Kayyımın, belirli işleri görmek veya
malvarlığını yönetmek için atanan kişi olduğunu ve bu hali ile bir özel
hukuk kurumu niteliğinde olduğunu; bu nedenle kayyım hakkındaki
düzenlemelerin 4721 sayılı Medeni Kanun’un “Vesayet” başlığı altındaki
üçüncü bölümünde 396. ve devam eden maddelerinde yapılmış olduğunu; Medeni
Kanun’un vasi hakkındaki hükümleri, aksi belirtilmiş olmadıkça kayyım
hakkında da uygulanacağını; M.K. 396. maddesinde, vesayet organlarının
vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardan oluştuğunun; aynı kanunun 397.
maddesinin 2. fıkrasında ise vesayet makamının, Sulh Hukuk Mahkemesi,
denetim makamının, Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun düzenlendiğini; Ayrıca
Medeni Kanun’un 427. maddesinde “Yönetim Kayyımlığı”na yer verildiğini ve
bu maddede kayyım atanma hallerinden birinin de “bir kimsenin uzun süreden
beri bulunamaması ve oturduğu yerin bilinememesi olarak” olarak
düzenlendiğini;
Özel bir yasa olan 3561 sayılı Kanun’un
1. Maddesinde yasanın amacının, ”M.K. hükümleri kapsamında kişilerin
malları hakkında yönetim kayyımı atanması sırasında, bu mallarda Hazinenin
de menfaatinin bulunduğunun anlaşılması haline münhasır olmak üzere, tayin
edilecek kayyım ile ilgili düzenleme yapılması” olarak düzenlendiğini; 3561
sayılı yasanın 24/07/2008-5793 S.K./22.mad. ile değişik 2. maddesi 1.
fıkrasındaki düzenleme ile de Kayyım tayini hususunda M.K. hükümleri ile
paralel düzenleme yapıldığını ve Medeni Kanun hükümlerine atıfta bulunulduğunu;
3561 sayılı yasanın uygulanmasına ilişkin 27230 sayılı Yönetmeliğin 5.
maddesinde Kayyımın görev ve yetkilerinin Medeni Kanunla paralel şekilde,
“malvarlığının değerlendirilmesi ve korunması için gerekli tedbirleri
almak, bu kapsamda taşınır ya da taşınmazı kiralamak ve bu malların haksız
işgali halinde ecrimisil talep etmek” olarak düzenlendiğini, aynı
yönetmelikte mal memurlarının kayyım olarak yaptıkları iş ve işlemlerin
denetiminin M.K. hükümlerine göre vesayet makamı tarafından yapılacağının
açıkça düzenlendiğini, davaya konu ihtarnamenin de bu kapsamda kayyımın
malvarlığını idaresine ilişkin bir özel hukuk işlemi niteliğinde olduğunu
ve 2886 sayılı Devlet ihale kanunu kapsamında değerlendirilmesinin mümkün
olmadığını;
Bu nedenlerle, vesayet makamı tarafından kayyım
tayin edilen İstanbul Defterdarının davaya konu ecrimisil isteminden kaynaklanan
sorunun özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözülmesi gerektiği belirtilerek; 2247 sayılı Yasa'nın
10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı İstanbul
Defterdarlığı Kayyım Bürosu Başkanlığı’na izafeten İstanbul Muhakemat
Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun
olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen
süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca,
davalı İstanbul Defterdarlığı bakımından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği
ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde adli yargının
görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile
Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,davacıya 07.03.2012 tarihinde
İstanbul Defterdarlığı tarafından BR10-3651-272-2 sayılı yazı ile gönderilen
ecrimisil ihbarnamesinin iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Dava
dosyası incelendiğinde; İstanbul Defterdarlığı Milli Emlak Dairesi
Başkanlığı Kadıköy Emlak Müdürlüğü’nün 28.09.2001 gün ve 41205 sayılı
yazısı ile; 109 Pafta 501 Ada 65, 66 ve 67 parsel sayılı taşınmazların
Suudi Arabistan uyruklu kişiler adına kayıtlı olduğunu, bu kişilerin
akıbetinin İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nce araştırılmaya devam edildiğini,
bu süre zarfında hazinenin menfaatinin korunması adına taşınmazlara 3561
sayılı yasa gereğince kayyım tayin edilmesi gerektiğini belirterek; Kadıköy
Sulh hukuk Mahkemesi’ne başvurduğu; Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin
25.12.2001 gün ve 2001/892 sayılı kararı ile 3561 sayılı Kanun gereğince,
İstanbul Defterdarı Kadir Boy’un kayyım tayin edilmesine karar verdiği
anlaşılmıştır.
Dava
konusu taşınmazların, İstanbul Defterdarlığı tarafından 08.09.2010 gün ve
14147 sayılı sözleşme ile C.K.isimli kişiye kiralandığı; taşınmazların
C.K.’ye kiralanması üzerine, Göztepe Hilal Spor Kulübü Başkanlığı’nın bila
tarih ve sayılı yazısı ile, dava konusu 109 Pafta 501 Ada 65,66 ve 67
parsellerde bulunan çay bahçesinin, Kadıköy Belediye Başkanlığı tarafından,
Göztepe Hilal Spor Klubü’ne 27.06.1991 gün ve 57842 sayılı sözleşme ile
kiralandığını, bu kira sözleşmesi mevcutken Kayyım Bürosu tarafından
gerçekleştirilen 2. Kira sözleşmesinin geçerli olmadığını, hukuka aykırı
olan işlemden dönülmesine karar verilmesini talep ederek İstanbul
Defterdarlığı’na müracaat ettiği, İstanbul Defterdarlığı Kayyım Bürosu
Başkanlığı’nın 05.10.2010 gün ve 8481 sayılı yazısı ile 1991 yılından beri
kullanıldığı belirtilen dava konusu yere ilişkin geçmiş dönem ecrimisil
borçlarının ödenmesi ile bundan sonra aylık 2100.00 TL kira bedeli
üzerinden kullanılmaya devam edilmesi talebinin kabul edilip edilmediği
hususunda Göztepe Hilal Spor Kulübü Başkanlığı’na yazı yazıldığı, Kulüp
Başkanı B.N.B.’nın 31.05.2005 tarihli cevabi yazısında; Ekrem Yılmaz isimli
kişiye uygulanan kiralama usulünün kendilerine uygulanmadığını, kontratın
daha kulübün resmi kişiliği ve geçmişi de göz önüne alınarak yeniden
düzenlenmesini talep ettiklerini belirttiği, Kayyım Bürosu Başkanlığı’nın
söz konusu yazı cevabını kiralama isteği olarak değerlendirmediği ve
C.K.ile imzalanan sözleşmeyi feshetmediği anlaşılmıştır.
Dava
konusu olayda ise; davalı İstanbul Defterdarlığı Kayyım Bürosu Başkanlığı
tarafından, dava konusu alanda bulunan ve Göztepe Spor Kulübüne ait
tesisler nedeni ile 2007 yılından 2009 yılına kadar geçen süre için
ecrimisil ihbarnamesi gönderdiği, davacının söz konusu ihbarnamenin iptali
istemi ile İstanbul İdare Mahkemesi’ne dava açtığı, İstanbul Defterdarlığı
tarafından dava konusu olayda adli yargının görevli olduğunu belirterek
görev itirazında bulunduğu ve görev itirazının İstanbul 3. İdare
Mahkemesi’nin 28.09.2012 gün ve 2012/425 esas sayılı kararı ile
reddedilmesi üzerine, davalı tarafından görevli yargı yerinin belirlenmesi
istemi ile dosyanın mahkememize gönderilmesini talep ettiği
anlaşılmaktadır.
Görevli
yargı yerinin belirlenmesi açısından; ilk olarak, kayyım sıfatı ile hareket
eden İstanbul Defterdarlığının, tesis ettiği işlemlerin idari nitelikte
olup olmadığı belirlenmelidir.
27/05/1989 tarih ve 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin
Edilmesine Dair Kanun ‘un 1. maddesinde; “ (Değişik madde: 24/07/2008-5793 S.K./21.mad)Bu
Kanunun amacı, bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu
yerin bilinememesi nedeniyle malvarlıkları üzerinde Hazine menfaatinin
korunmasını sağlamak üzere; mahallin en büyük mal memurunun kayyım olarak
atanması, yetkileri, yetki devri, kayyımlık mallarının yönetimi ve
giderleri, kayyım ve görevli personele ödenecek ücretler ile diğer
hususlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.” denilmek suretiyle gaip
kişilerin malvarlığında hazine menfaatinin korunması amacı ile mahallin en
büyük mülki amirinin kayyım atanacağının düzenlenmiştir.
27/05/1989 tarih ve
3561 sayılı Mal
Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanun ‘un 2. maddesinde;
“22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 427 nci maddesine
göre, bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin
bilinememesi veya ortada bulunmayan ve miras açıldığında sağ olup olmadığı
ispatlanamayan mirasçının payının resmen yönetilmesi amacıyla kayyım
atanmasının gerektiği hallerde, vesayet makamı; bu kimselerin malları
üzerinde Hazinenin hak ve menfaati bulunup bulunmadığını, mahallin en büyük
mal memurluğundan araştırır. Hazinenin hak ve menfaatinin söz konusu
olduğunun anlaşılması hâlinde, mahallin en büyük mal memurunu yönetim
kayyımı tayin eder. “ denilmek sureti ile mal memurunun kayyım tayin
edilmesinde izlenecek usul belirlenmiş ve 4721 sayılı TMK’na atıf
yapılmıştır.
16/05/2009 tarih ve 27230 Sayılı Mal Memurlarının Kayyımlığı Hakkında
Yönetmelik’in 9. maddesinin 1. fıkrasında; “Taşınır ve
taşınmazlarla haklar, öncelikle kiR.a verilmek suretiyle yönetilir. Kira
sözleşmelerinin süresi, kayyımlıkla yönetim süresi dikkate alınarak
belirlenir. Ancak, bir yıl veya daha uzun süreli ürün ve üç yıl veya daha
uzun süreli taşınmaz kirası sözleşmeleri yapılması vesayet makamının iznine tabidir. Kiralama işlemleri, işgale
uğR.an taşınmazların tahliyesi ve işgal nedeniyle talep edilecek kullanım
bedellerinin takip ve tahsili ile diğer konulara ilişkin işlemler,
kendisine kayyım atanan kişinin hak ve menfaatleri gözetilerek kayyımca
yürütülür.” denilmek sureti ile tayin edilen mal memurunun kayyım sıfatı
ile yapacağı kira sözleşmelerinde vesayet makamından izin alması gerektiği
düzenlenmiştir.
Aynı Yönetmeliğin 10.maddesinin 1.
fıkrasındaki; “Olağan yönetim ve işletme ihtiyaçları dışında kalan taşınır
veya diğer hak ve değerlerin alımı ile olağan yönetim sınırlarını aşan yapı
işlerinin yapılması vesayet makamının iznine tabidir.” şeklindeki düzenleme
ile malvarlığı üzerinde kayyım atanan mal memurunun yapacağı tasarrufi nitelikte
işlemlerin de vesayet makamının iznine tabi olacağı düzenlenmiştir.
Yine Yönetmeliğin 14.maddesinin 2.
fıkrasında; “Her takvim yılı sonu itibarıyla, kişi hesapları ile ilgili yapılan
işlemler, elde edilen gelirler, yapılan harcamalar ve malvarlığı değerleri
hakkında düzenlenen faaliyet raporunun birer örneği, izleyen yılın mart ayı
sonuna kadar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre vesayet makamına ve Bakanlığa
gönderilir.” denilmek sureti ile mal memurunca izin alınmaksızın yapılan
işlemlerin de faaliyet raporu haline getirilerek vesayet makamının denetimine
sunulacağı düzenlenmiştir.
Son olarak adı geçen Yönetmeliğin 24.
maddesindeki; “ Kayyımlık işlemleri; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu
gereğince vesayet
dairelerinin denetimine tabidir. Ayrıca, kayyımlık işlem ve hesapları
Bakanlıkça gerektiğinde denetletilebilir.” şeklindeki düzenleme ile mal
memurunun işlemlerinin denetiminin vesayet makamının denetimine tabi olduğu
açıkça belirtilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 397. maddesinde; “Kamu vesayeti, vesayet makamı ve denetim makamından
oluşan vesayet daireleri tarafından yürütülür. /Vesayet makamı, sulh hukuk mahkemesi; denetim makamı, asliye
hukuk mahkemesidir.” denilmek sureti ile adli yargı mahkemelerini vesayet
ve denetim makamı olarak belirlemiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 403. maddesindeki; “Vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği
ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukuki işlemlerde
onu temsil etmekle yükümlüdür./Kayyım, belirli işleri görmek veya
malvarlığını yönetmek için atanır./Bu Kanunun vasi hakkındaki hükümleri,
aksi belirtilmiş olmadıkça kayyım
hakkında da uygulanır.” şeklindeki düzenleme ile vasi hakkındaki hükümlerin
kanunda aksine hüküm bulunmadığı durumlarda kayyımlar için de geçerli
olacağının düzenlendiği görülmektedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 461. maddesinde ise; “ Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki
kişi ve her ilgili, vasinin eylem ve işlemlerine karşı vesayet makamına
şikayette bulunabilir./Vesayet
makamının kararlarına karşı tebliğ gününden başlayarak on gün içinde
denetim makamına itiraz edilebilir.” denilmek sureti ile vasinin (403.
maddedeki atıf nedeni ile aynı zamanda kayyımın) işlem ve eylemlerine karşı
vesayet makamı olarak Sulh Hukuk Mahkemesi’ne şikayet ya da itiraz yolu ile
başvurulabileceği düzenlenmiştir. Vesayet makamının kararına karşı da
denetim makamı olarak Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurulabileceği
düzenlenmiştir.
Tüm bu yasal düzenlemeler ışığında dava
dosyası değerlendirildiğinde; davalı İstanbul Defterdarının, Kadıköy 2.
Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 25.12.2001 gün ve 2001/892 sayılı dosyası ile 3561
sayılı Kanun gereğince dava konusu taşınmazların yönetimi için kayyım
olarak tayin edildiği, dava konusu taşınmazların 16/05/2009 tarih ve 27230
Sayılı Mal
Memurlarının Kayyımlığı Hakkında
Yönetmelik’in 9. maddesinin 1. fıkrasında belirtildiği şekilde kayyım
tarafından kiralandığı ve ödenmeyen önceki dönem kira ve haksız kullanım
bedellerinin tahsili için 24.02.2012 gün ve 1685 sayılı ihbarnamenin
hazırlanarak davacıya gönderildiği, mal memurunun söz konusu işleminin 3561
sayılı Kanun ve 27230 Sayılı Yönetmelik’de yapılan atıflar
gereğince 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine tabi olduğu ve bu
niteliği gereğince sorunun 4721 sayılı TMK’nun 2. Kitap 3. Kısım’da
düzenlenen “Vesayet Hukuku” hükümleri çerçevesinde adli yargı yerince
çözüme kavuşturulması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile
davalı İstanbul Defterdarlığı vekilinin görev itirazının İstanbul 3. İdare
Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı İstanbul
Defterdarlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin İstanbul 3.İdare
Mahkemesi’nin 28.09.2012 gün ve 2012/425 Esas sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1377
KARAR NO : 2013/1579
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında; idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan;
uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.Ş.
Vekili : Av.Ş.U.A.
Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekili : Av. Ç.B.Ö.
O L A Y
: İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen davacı, 03.01.2011 tarihinde Samsun Valiliği İl
Sağlık Müdürlüğü emrine atanmıştır.
Davacı
vekili; müvekkilinin 40+40 denge tazminatının ödenmesi ve yanlış düzenlenen
03.01.2011 tarih ve 751 sayılı maaş nakil ilmühaberinin yeniden
düzenlenmesine ilişkin başvurusunun reddine ilişkin 22.02.2012 tarih ve
055.03 sayılı iptali ile bilirkişi tarafından tespit edilecek miktar ve
oranlar üzerinden yeni maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesine karar verilmesi
istemiyle 29.6.2012 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı
vekilince birinci savunma dilekçesinde, davanın adli yargının görev alanına
girdiği öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.
SAMSUN 2.İDARE MAHKEMESİ: 31.12.2012 gün ve
E:2012/859 sayı ile, 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinde; "İdari dava
türleri, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat
yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davaları;
idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları; kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı açılan
davalar olarak sayılmış; idari yargının idari eylem ve işlemlerin hukuka
uygunluğunun denetimini yapmakla görevli olduğunun kurala bağlanmış
bulunduğu; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat
yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için
menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarının; idari dava
türlerinden biri olduğu; dosyanın incelenmesinden, Türk Telekomünikasyon
A.Ş. Kuzey I. Bölge Müdürlüğünde kapsam dışı sözleşmeli memur statüsünde
görev yaparken özelleştirme sonucu 4046 sayılı Kanun kapsamında Samsun
Valiliği İl Sağlık Müdürlüğüne atanan davacının, maaş nakil ilmühaberinin
yeniden düzenlenmesi istemiyle yapmış olduğu başvurunun reddine ilişkin
22.02.2012 tarih ve 055.03 sayılı işlemin iptali istemi ile açılan davanın
çözüm yerinin idari yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığı
gerekçesiyle davalı idarenin görev itirazının reddine ve Mahkemelerinin
görevli bulunduğuna karar vermiştir.
Davalı
vekilince süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası
örneği ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI;
Telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan
ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini
31.12.2003 tarihine kadar "tekel" olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom'un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50' nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu;
özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı
Hazineye ait bulunan hisselerden % 55'inin, Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005
tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon Anonim
Şirketinin" % 55 oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin
Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında
Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile Ojer
Telekomünikasyon A.Ş.'ne satıldığı; Anayasa'nın 128. maddesinde,
"Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin
genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görülür" hükmünün yer aldığı; 406 sayılı Yasa'nın Ek 29.
maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci
fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde
ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a)
bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen
asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde
Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için
Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret,
harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali
ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır..." hükmünün yer
aldığı; bu duruma göre, davalı Türk Telekom hisselerinin devrinin fiilen
gerçekleştiği tarihten sonra davacı ile davalı şirket arasındaki
uyuşmazlığın, 01/01/2006 tarihinden itibaren yeni nakil belgesi
düzenleninceye kadar geçen süre içinde tahakkuk eden zam ve tazminatlar ile
maaş nakil ilmühaberinin düzenlendiği tarihden itibaren ödenmesi gerektiği
halde ödenmeyen eksik ücretlerinin yasal faizi ile ödenmesi ve davalının
redde ilişkin işleminin iptali talebinden kaynaklandığı; öte yandan, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari Dava Türleri ve İdari
Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı
bendinde: / "a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5md) idari işlemler hakkında
yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı
olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından
açılan iptal davaları, / İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, /
(Değişik:18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar." idari dava türleri
olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu
tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceği; dolayısıyla, davanın
açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, ortada idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmenin olanaksız
olduğu; belirtilen tüm bu hususlara göre, daha önce davalı şirkette görev
yapmış olan davacı ile özelleştirilen kuruluş arasındaki uyuşmazlık konusu
davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin
görevli bulunduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri
gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME:Dosya örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca
yapılan incelemeye göre; davalı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; denge
tazminatının ödenmesi ve maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle
yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile maaş nakil
ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine
ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri
uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı
Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve özel
hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan kuruluşlar
listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000 tarihi
itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…” denilerek,
yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar
ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; denge
tazminatının ödenmesi ve maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle
yapılan başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle 29.6.2012
tarihinde dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu
kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan
sözetmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre
görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile
Samsun 2. İdare Mahkemesinin Görevlilik Kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Samsun 2.İdare
Mahkemesi’nin 31.12.2012 gün ve E:2012/859 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1378
KARAR NO : 2013/1580
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı :
Y.İnşaat Ve Ticaret A.Ş.
Vekilleri : Av. Y.V. & Av. K.K.
Davalı : İstanbul İl Özel
İdaresi
Vekili :
Av. F.K.Ş.
O L A Y : Davacı vekili, müvekkiline ait Pendik
İlçesi, Kurtköy Mahallesi, 3981 Ada, 4 Parsel sayılı taşınmazın, 12.11.1987
tarihli 1/1000 ölçekli imar planlarında Pendik Belediyesi tarafından Temel
Eğitim alanı olarak ayrıldığını; taşınmaz üzerinde davalı tarafından bugüne
kadar kamulaştırma işlemi yapılmadığı gibi tahsis amacına uygun yapı ve
işlemlerin de gerçekleştirilmediğini; müvekkillerin yapmış olduğu
girişimlerin de sonuçsuz kaldığını; müvekkillerinin, yıllardır
mülkiyetlerinde olan taşınmazın bu durumu nedeni ile malik olmalarından
kaynaklanan kiR.a verme, inşaat yapma ve R.iç değerinden satma gibi hiçbir
haklarını dilediği gibi kullanamadıklarını, bu durumun gerek Anayasanın
mülkiyete ilişkin hükümlerine, gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
mülkiyete ilişkin kararlarına aykırılık teşkil ettiğini; Yargıtay Hukuk
Genel Kurulunun 2010/5-662 E. Ve 2010/651 K. sayılı İçtihadı Birleştirme
Kararında, idarenin uzun süre suskun kalarak taşınmazda amacı uygun işlem
tesis etmemesini, mülkiyet hakkının ihlali kabul ettiğini ve bu nedenle
tazminat ödenmesini kabul etmiş olduğunu; davalı tarafından, müvekkillerin
maliki olduğu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını ifade ederek; fazlaya
ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak üzere, şimdilik; el atılan
taşınmaza karşılık gelen 10.000,00 TL tazminatın kamu alacaklarına
uygulanan en yüksek faiz ile birlikte tahsili istemiyle, adli yargı yerinde
dava açmıştır.
Davalı idare vekili süresi
içerisinde görev itirazında bulunmuştur.
İSTANBUL A.4.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 2.4.2013 gün ve
E:2012/489 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı
vekilinin, davanın imar
mevzuatı hükümleri çerçevesinde idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden
bahisle idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava
dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve
Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü
kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu
tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca
tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar
planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek
yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah
imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu
imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun
için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki
hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın
incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında temel eğitim alanı olarak
ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin
anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010
günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak
nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna
ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın
malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku
bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte
bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda
öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar
uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı
idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki
hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari
işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari
Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan
yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının
denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev
alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış
oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari
yargı yerinde görülmesinin gerektiği; nitekim, 11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487
sayılı Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde
değişiklik yapan 21'nci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve
resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra
idari yargıda dava açılabilir.” hükmüne verilmek suretiyle “hukuki el atma”
olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde
İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle,
2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın
13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi
istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin
anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev
itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacı şirketin taşınmazına, imar planında temel eğitim alanı olarak ayrılmak suretiyle
kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydıyla şimdilik; 10.000 TL tazminatın faiziyle birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar
planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat
mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil
işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye
ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe
kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Dosyanın
incelenmesinden, dava konusu taşınmazın 12.11.1987 TT’li 1/1000 ölçekli
Pendik Kurtköy Toplu Konut Uygulama İmar Planında Temel Eğitim Tesisleri
alanında kaldığı; ancak 05.03.2012 TT’li 1/5000 ölçekli Yenişehir ve Çamlık
Mahallelerinin Bir Kısmına Ait Nazım İmar Planında kısmen Park kısmen Dini
Tesis alanında kalmakta olduğu, bu plan doğrultusunda hazırlanan ve
Büyükşehir Belediye Meclisi kararına bağlanarak onay aşamasında bulunan
1/1000 ölçekli Yenişehir ve Çamlık Mahallelerinin Bir Kısmına İlişkin
Revizyon Uygulama İmar Planında da Dini Tesis Alanı olarak planlanmış
olduğu; taşınmaz üzerinde plan doğrultusunda yapılmış bir tesis bulunmadığı
anlaşılmıştır.
Olayda,
davacının taşınmazının, imar planıyla Temel Eğitim Alanı kullanımında kaldığı, ancak yeni planlarda Dini
Tesis Alanı olarak planlandığı, aradan uzun süre geçmesine rağmen
kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin
bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna
dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan
davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer
alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari
yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk
Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları
nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile
ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda
verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla
Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi
İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No:
2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde,
iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin
değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet
olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına
ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece
mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve
bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan
nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu
şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde
keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun
olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E:2013/603, K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı
vekilinin görev itirazının, İstanbul A.4.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine
ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ
REDDİNE ilişkin İstanbul A.4.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2.4.2013 gün ve
E:2012/489 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1380
KARAR NO : 2013/1582
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacılar
: 1-A.B., 2-M.B., 3-S.B., 4-Z.B.
Vekili : Av. A.S.
Davalı : Çankaya Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. T.D.
O L A Y :Davacılar vekili, müvekkillerinin ortak
murisi Dursun Barut'tan intikal eden Ankara Çankaya 1.Bölge Sancak Mah.
Tapunun 25326 ada 1 parselde kayıtlı taşınmazın müşterek malikleri
olduğunu, taşınmazın tamamının, kamulaştırılma yapılmaksızın 5 yılı aşkın
bir zamandan beri spor tesisleri için Gençlik ve Spor Bakanlığına tahsis
edildiğini; müvekkillerinin mülkiyet haklarının süresi belirsiz şekilde
kısıtlandığını; İmar planında yol, lise alanı, spor tesisi gibi kamu
hizmetine ayrılmış bulunan yerlere el atılmamış olsa dahi bedelinin
istenebileceğinin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun benzer konularda verdiği
kararıyla sabit bulunduğunu; bu durumda 3194 sayıl İmar Kanununun
10.maddesi hükmü uyarınca imar planının kesinleştiği tarihten itibaren 5
yıl içinde tahsis amacına uygun kamulaştırma yapılmadan bedeli ödenmeden
süresiz şekilde mülkiyet haklarının kısıtlanması sebebiyle dava açıp
taşınmaz bedelinin R.iç bedele uygun şekilde güncelleştirilerek tahsilini
talep ve dava etmenin gerektiğini ifade ederek; harca esas değerini 6000 TL
göstermek suretiyle; taşınmaz bedelinin tahsis tarihinden geçerli yasal
faiz uygulanıp güncelleştirilerek bedelinin tahsiline karar verilmesi
istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı idare vekili süresi
içerisinde görev itirazında bulunmuştur.
ANKARA
25.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 9.5.2013 gün ve E:2013/99 sayı ile, görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı
vekilinin, davanın imar
mevzuatı hükümleri çerçevesinde idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden
bahisle idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava
dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve
Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü
kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu
tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca
tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar
planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek
yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah
imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu
imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun
için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki
hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın
incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında Çankaya Belediyesi Açık
ve Kapalı Spor alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine
hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında;
davanın, davacıların taşınmazının,
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651
kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki
belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan
tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde
ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği
söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu
sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da
sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma
programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka
anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği
yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde
ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden
doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde
açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin
gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar
doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan
idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve
sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz
sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak
tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı;
dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci
maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde
görülmesinin gerektiği; nitekim,
11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı
Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde
değişiklik yapan 21'nci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve
resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra
idari yargıda dava açılabilir.” hükmüne verilmek suretiyle “hukuki el atma”
olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde
İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle,
2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın
13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi
istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin
anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev
itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacıların müşterek malik oldukları
taşınmazlarına, imar planında spor tesisleri alanı olarak ayrılmak
suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmaz bedelinin
faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar
planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat
mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil
işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye
ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe
kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Dava
dosyasında bulunan davalı idare savunma dilekçesinin incelenmesinden; dava
konusu alana ait herhangi bir kamulaştırma işleminin ve Belediyece herhangi
bir fiili müdahalenin bulunmadığı; anılan parselin Belediye Encümeninin
01.02.1990 tarih ve 318 sayılı kararıyla onaylanan 81026 nolu kesin
parselasyon planı kapsamında kaldığı ve kamu ortaklık payından (K.O.P)
meydana geldiği, imar planı ile E=0,15 H.Max=serbest olmak üzere 12.795 m2 olarak
"Çankaya Belediyesi Açık ve Kapalı Spor Alanı” olarak belirlendiği;
anılan parselin söz konusu parselasyon planı ile düzenlemeye giren
kadastral parsel maliklerinden pay verilmek suretiyle oluşturulduğu, 25326
ada 1 sayılı parselin kullanımı olan Çankaya Belediyesi Açık ve Kapalı Spor
Alanından Çankaya Belediyesi ibaresinin kaldırılmasına ilişkin ait 1/1000
ölçekli imar planı değişikliğinin Belediye Meclisinin 08.03.2005 tarih ve
193 sayılı kararı ile kabul edilerek Büyükşehire gönderildiği, Ankara
Büyükşehir Belediye Meclisinin de 21.11.2009 tarih ve 2728 sayılı kararı
ile tadilen onaylandığı, bu plana göre parselin kullanım kararının “
Çankaya Belediyesi Açık ve Kapalı Spor Alanı” olarak yapılaşma koşullarının
ise E.0.15 Hmax:Serbest (eski Hmax:7.50 m) olacak şekilde devam etmesine
dair almış olduğu kararın iptali için açılan davada Ankara 9.İdare
Mahkemesinin 2005/1762 E.,2007/412 K. 15.03.2007 tarihinde davanın reddi
yönünde karar verdiğini; Danıştay 6.Dairesinin 19.06.2009 tarih ve
E.2007/6565 K.2009/7388 sayılı kararıyla anılan mahkeme kararının
bozulduğu, Ankara Büyükşehir Belediyesinin yaptığı düzeltme başvurusunun da
Danıştay 6.Dairesinin 15.06.2011 gün ve 2009/15630 E.,2011/2252 K. sayılı
kararıyla reddildiği, dosyanın yeniden Ankara İdare Mahkemesine giderek
2011/1735 esas numarası aldığı ve 05.10.2011 gün ve 2011/2115 karar no ile
Büyükşehir Belediye Meclis kararının iptal edildiği anlaşılmıştır.
Olayda,
davacıların müşterek malik oldukları taşınmazlarının, imar planıyla Çankaya
Belediyesi Açık ve Kapalı Spor Alanı kullanımında kaldığı, aradan uzun süre
geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme
yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin
ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece
3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile
yapılan imar planlarında yer alan davacılara ait taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı”nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk
Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları
nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile
ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda
verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla
Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi
İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No:
2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde,
iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin
değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet
olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına
ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece
mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve
bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan
nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu
şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde
keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun
olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E:2013/603, K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı
vekilinin görev itirazının, Ankara 25.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine
ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE
ilişkin Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 9.5.2013 gün ve E:2013/99
sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1382
KARAR NO : 2013/1584
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Yönetmelik, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı :
H.Ç.
Vekili : Av. Z.K.
Davalı :
İSKİ Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. G.E.K.
O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin
İstanbul İli, Tuzla İlçesi, Tepeören Köyü Anbardere Mevkii'nde bulunan 1508
parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduğunu, dere kenarında bulunan taşınmazların
yapılaşmaya ilişkin imarı bulunmadığından ötürü mülkiyet hakkının
kısıtlanmış olduğunu; anılan parsellerin, "DERE MUTLAK KORUMA ALANI
" içinde kaldığını, İSKİ Kanunu ve İçme Suyu Havzaları Yönetmeliği'ne
göre, hiçbir yapılaşma yapılamadığını; dava konusu parselin İmar Kanununun
18. Maddesine göre imar uygulaması yapıldığından; arsa vasfında olduğunu
buna rağmen kullanım amacı açısından tamamen kısıtlanmış bulunduğunu;
Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin, 11.10.2006 tarih ve 2008/902 E. sayı ile,
mutlak koruma alanında kalan parsellerin Kamulaştırma Kanunu hükümlerine
göre değerinin belirlenip maliklerine verilmesi gerektiği yönünde içtihat
oluşturduğunu; kamulaştırmasız el atma nedeniyle, müvekkilinin Anayasadaki
Mülkiyet Haklarını düzenleyen maddeler ile güvence altına alınan haklarının
ihlale uğradığını, dava konusu taşınmaza ilişkin kamulaştırma yapılmadığını
ve müvekkiline kamulaştırma bedeli ödenmediğini; taşınmazın tamamının
tasarruf imkânı kısıtlandığından, gerek 100 metre dere mutlak
koruma alanında kalan gerekse (var ise) parselin 100 metrelik bant dışında
kalan kısmının yani parselin tamamının bedelinin ödenmesi gerektiğini, bu
doğrultuda (var ise) arta kalan kısım da kullanılamaz olduğundan, arta
kalan kısımda oluşan değer kaybı bedelinin/ taşınmazın tamamının bedelinin
hüküm altına alınmasını talep ettiklerini belirterek; fazlaya ilişkin her
türlü haklarını saklı tutarak; tasarruf İmkânı bulunmayan taşınmazın ve
taşınmaz üzerinde tüm unsurların bedelinin, şimdilik 1.000,00 TL'sinin dava
tarihînden İtibaren hesaplanacak faizi ile birlikte davalı idareden tahsili
ile davacı tarafa ödenmesine; istikrar arz eden Yargıtay içtihatları
doğrultusunda bedele dönüştürülecek alanların tapusunun davacı taraf adına
olan mülkiyet kaydının iptali ite davalı adına tesciline karar verilmesi
istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı idare vekili, süresinde
verdiği dilekçede görev itirazında bulunmuştur.
İSTANBUL A.6. ASLİYE
HUKUK MAHKEMESİ: 28.5.2013 gün ve E:2013/39 sayı ile, görev itirazının
reddine karar vermiştir.
Davalı idare vekilinin idari yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine,
dosya örneği Danıştay Başsavcısına gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI: Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin
yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla
yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya
da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle,
görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak
tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 2560 Sayılı Kanun ve bu kanun
uyarınca çıkarılan yönetmeliklerle getirilen kısıtlamalar, 3194 sayılı İmar
Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis
ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın
13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile
tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara
dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel
işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda
oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari
eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, dere
mutlak koruma alanında kalan taşınmazın bedelinin ödenmesine
hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında;
davanın, davacının
taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662
K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar
planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava
dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya
da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma
programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka
anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması
gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan
idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan
zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde
açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin
gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar
doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan
idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve
sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu
olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde
açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı;
dolayısıyla, davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına
alınması istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan
"idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari
yargı yerinde görülmesinin gerektiği; nitekim, 11.06.2013 günlü, 28674
sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı
Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 21'inci
maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi
kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194
sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan
sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle
"hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme
sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat
davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun
öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu
maddesi uyarınca davanın taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi
istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, karar vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın
13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin
anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev
itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca davanın taşınmazın bedelinin
tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden 10. maddede
öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacının hissedarı olduğu taşınmazların, “Dere Mutlak Koruma Alanı” içinde
kalması suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydıyla uğranılan zarara karşılık 1.000,00 TL'nin
faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Dava
dosyasında bulunan ve İSKİ Genel Müdürlüğünce İstanbul A.6.
Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilen
19.4.2013 gün ve M.34.1.İBB.5.01.12.01.752.01 195809 sayılı yazıda;
idareleri tarafından İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliğinde yapılan son
değişiklikle yapı yaklaşma mesafesinin iptal edilmiş olduğu; dava konusu
Tuzla Tepeören 1508 nolu parselin, Ömerli Barajı Uzun Mesafeli Koruma
Alanında kaldığı; Tepeören 1508 nolu parselin, 13.04.2012 tarih ve 870
sayılı 1/5000 ölçekli; Büyükşehir Belediyesi Meclisi tarafından onaylanan
planlı sahada kaldığı; imar planlarında dere alanlarının yapı yaklaşma
mesafesi olarak ayrılan kısımlarının yeni yönetmeliğe göre revize edilmesi
ve bu sahalarda sadece dere ıslah ve dere işletme bandının ayrılması ve
alanların imar planlarına işlenerek planların revize edilmesi hususunun
İdareleri tarafından Büyükşehir Belediyesine bildirildiği; dava konusu
taşınmaz üzerinde İdarelerince herhangi bir tesis, bina ve inşaat faaliyeti
yapılmadığı; taşınmazın, malikinin kullanmasına engel olacak şekilde tel
çit v.b. şeylerle de çevrilmediği, bu nedenle el atmasının da söz konusu
olmadığı; söz konusu parsel için 2942 sayılı kanununa göre herhangi bir
kamulaştırma bedeli blokesi yapılmadığı ve 4650 sayılı kanunla değişik 2942
sayılı kanunun 10. maddesine göre İdareleri adına bedel tespiti ve tescil
davası açılmadığı; Yönetmeliğe göre dava konusu 1508 nolu parselin
tamamının dere ıslah ve işletme bandının dışında kaldığı; ifade edilmiştir.
Olayda,
davacı vekili tarafından, dava dilekçesinde, İSKİ İçmesuyu Havzaları
Yönetmeliği gereği imar planlarında dere mutlak koruma alanında
bırakılarak, tasarruf hakkı kullanılamayacak şekilde kısıtlanan
müvekkilinin taşınmazlarının bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin
istenildiği; mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın
maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku
bulunmadığı, ancak; bu sonuç ya da sonuçların, bir idari işlem olan
Yönetmelik ve imar planlarından başka anlatımla da, idari işlemlerden ve
davalı idarenin Yönetmelik gereği yapılması gereken kamulaştırmalar
konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden
kaynaklandığı anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, Yönetmelik, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara
maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının
imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle,
tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve
tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda
açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin
görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli,
idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını
kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar
bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince
yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle
oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı”
olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı
tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci
Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586)
“…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların
özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve
hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının
ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu,
Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği
anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son
olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E:2013/603,
K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan
‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari
yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı vekilinin
görev itirazının, İstanbul A.6. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin
kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ
REDDİNE ilişkin İstanbul A.6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 28.5.2013 gün
ve E:2013/39 sayılı KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1383
KARAR NO : 2013/1585
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İdarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el
atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere
ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1-H.K. 2-K.M.
Vekili :
Av. B.K.
Davalı :
Bağcılar Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Ş.A.
O L A Y : Davacılar vekili
dava dilekçesinde, müvekkilinin sahibi olduğu Bağcılar, Kirazlı, 244 DS 2C pafta, 2890 ada, 43 parsel
ve 45 parsel sayılı taşınmazlara davalı idare tarafından yasal anlamda bir
kamulaştırma vb. işlem yapılmaksızın el atıldığını, kısmen yol ve kısmen
imar planları ile kısıtlanmak suretiyle kamuya mal edilmiş olduğunu;
taşınmazın çok önemli bir konumda bulunduğunu; dava konusu parsellerin,
imar adası ihtiva eden, bölgedeki sosyal donatı alanlarının ayrıldığı
parselasyon işlemi neticesinde ve DOP payı düşülerek oluşturulduğunu;
parsellerinin onanlı imar planlarında 1/1000 ölçekli imar planında ve
1/5000 ölçekli Nazım İmar Planında yol ve yeşil alanda kaldığını; parselden
müvekkilinin tasarruf edebilme olanağının bulunmadığını, bu sebeple
parsellerinin fazlaya dair dava ve taleplerini saklı tuttukları işbu
davaları dahilinde ele alınarak, yeşil alan kısımlarının bedelinin
hesaplanarak taraflarına verilmesinin gerektiğini; bu kapsamda, Yargıtay 5.
Hukuk Dairesinin 07.10.2008 tarihli ve 2008/7933 E. ve 2008/11424 sayılı
kararı ile; "Dava konusu parselin yol kaldırım dışındaki kısımlarının
spor tesis alanlarında, yol ve park alanında kaldığı belirtildiğinden,
parselin tamamının bedelinin davalı idareden tahsili gerektiğinden davacı
lehine kararın, … bozulmasına" karar verildiğini; ayrıca, Yargıtay 5.
Hukuk Dairesinin 2008/6619 E. Ve 2008/8829 K. sayılı ilamı ile; "Dava
dosyası içinde bulunan Bağcılar Belediye Başkanlığının 26.12.2007 tarihli
yazısına göre dava konusu taşınmazın tamamının 1/1000 ölçekli imar planında
yolda kalmaktadır. Bu nedenle taşınmazın el atılan 459.60 m2 alanın
dışında kalan 297.40
m2 bölümünün de bedelinin tespiti ve davalı idareden
tahsili gözetilmeden karar verilmesi... bozmayı gerektirmiştir."
şeklinde belirtilmek suretiyle hukuki durumun açıkça ortaya konulduğunu; bu
nedenle Yargıtay 5. Hukuk Dairesini istikrar bulmuş mutad kararları gereğince,
imar planlarındaki taşınmazlarının tamamının imar planları ile kamuya
tahsis edilmesi nedeniyle taşınmazlarının bedelinin tahsilini dava etme
durumunda kaldıklarını; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 2010/5-662 E.
Sayılı ilamı ile taşınmazların uzunca bir süre imar planları ile kısıtlı
tutulmasını el atma olarak değerlendirdiğini; bu nedenle taşınmazlarının
bedelinin hesaplanarak taraflarına ödenmesinin gerektiğini ifade ederek;
fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla; belirtilen taşınmazlara,
Yargıtay'ın son dönemdeki görüşleri muvacehesinde, fazlaya ilişkin dava ve
talep hakları bakımında saklı tutmuş olmaları ve parsellerinin imar
planında tamamen yapılaşmaya kapatılmak suretiyle tamamının sosyal donatı
alanına ayrılması nedeniyle, taşınmazlarının şimdilik 10.500,00.TL
bedelinin yasal faizi ile davalı idareden tahsiline karar verilmesi
istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı vekili süresi içerisinde verdiği cevap
dilekçesinde, uyuşmazlığın idari yargı yerinde görüleceğinden bahisle görev
itirazında bulunmuştur.
Davacılar vekilinin, davalı vekilinin cevaplarına
verdiği cevap dilekçesinde; parsellerine kısmen yol olarak el atıldığını,
artık kısımların kültürel tesis alanları olarak planlandığını, kısmen fiili
el atmaya dayalı olarak ikame ettikleri davalarının yürütülmesinin
durdurulmasına ve taşınmazların bedelinin tahsiline karar verilmesini
istediği görülmüştür.
BAKIRKÖY
6.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 18.1.2013 gün ve E:2012/120 sayı ile, Davacı
vekilinin, davalarının fiili el atma olgusuna dayalı olduğu; bu nedenle
görev itirazının reddine karar verilmesini istediği; davalı vekilinin,
kendilerinin görev itirazlarının fiilin el atılmış yerlere ilişkin
olmadığı, planlara göre davacının kullanamayacağını ileri sürdüğü mülkiyet
hakkının ihlal edildiğinden bahsedilen kısımlarına ilişkin olduğu,
Uyuşmazlık Mahkemesinin, kararlarında fiili el atmayı ayrı tutarak, diğer
kısımlar ile ilgili görev itirazını kabul etmekte olduğu, yolundaki
beyanlarına yer verdikten sonra; davalı Bağcılar Belediyesi vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı vekilinin, idari yargı
yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresinde verdiği dilekçe
üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na
gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve
Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü
kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu
tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca
tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar
planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek
yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah
imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu
imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun
için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki
hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın
incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında kısmen yol, kısmen sosyal
donatı alanına ayrılan taşınmazın, sosyal donatı alanına ayrılan kısmına
getirilen kısıtlılık nedeniyle ve taşınmazın bir kısmına da kaldırım
yapılmak suretiyle fiilen el atıldığı iddia edilerek taşınmazının bedelinin
ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler
karşısında; davanın taşınmazın imar planında sosyal donatı alanı olarak
ayrılması nedeniyle tazminat istemine ilişkin kısmının, Yargıtay Hukuk
Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında
"hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme
sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat
talebiyle açıldığı sonucuna ulaşılmış olduğu; dava dilekçesinde ve Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen
kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının
olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve
düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik
belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında
yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari
işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklanmakta olduğu; idari işlem ve eylemlerden doğan
zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde
açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin
gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar
doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan
idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve
sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu
olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde
açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı;
dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci
maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde
görülmesinin gerektiği; nitekim, 11.06.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi
Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu'nun Geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 21'inci maddesinde
"Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara
ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu
kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar
Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari
yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle "hukuki
el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle
mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının
görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş
bulunduğu; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca
davanın davacıya ait taşınmazın imar planında sosyal donatı alanında
kalması nedeniyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan
tazminata ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın
13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
10. maddede öngörülen biçimde olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar, Danıştay Başsavcısı tarafından, “imar
planında kısmen yol, kısmen sosyal donatı alanına ayrılan taşınmazın,
sosyal donatı alanına ayrılan kısmına getirilen kısıtlılık nedeniyle ve
taşınmazın bir kısmına da kaldırım yapılmak suretiyle fiilen el atıldığı
iddia edilerek taşınmazının bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin
istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın taşınmazın imar
planında sosyal donatı alanı olarak ayrılması nedeniyle tazminat istemine
ilişkin kısmının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü,
E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak
nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna
ulaşılmış olduğu;…”denilerek; “…davanın davacıya ait taşınmazın imar
planında sosyal donatı alanında kalması nedeniyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminata ilişkin kısmı yönünden olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarılmasına…” karar verilmiş ise de; davacılar
vekilinin, ısrarlı bir şekilde, davalarını kısmen fiili el atmaya dayalı
olarak ikame ettiklerini beyan etmesi, aynı zamanda, fiilen el atma
haricindeki artık kısımların kültürel tesis alanları olarak planlanmasıyla,
taşınmazlardan yararlanamadığını ileri sürmesi, diğer taraftan; aynı
parsellere ilişkin olarak; yargılamanın farklı yargı kollarında yürütülmesinin,
yargılamanın ekonomik olması gerektiği yönündeki ilkeye de aykırı bulunması
karşısında; bu dosyaya özgü olarak, davanın bölünerek, davanın bir kısmı
yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılamayacağı; Başsavcılığın kararının,
davacılar vekilinin talebinin bütünlüğü gözetilerek değerlendirilmesi
gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer yönlerden, usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların maliki olduğu taşınmazlarına davalı
idare tarafından yasal anlamda bir kamulaştırma vb. işlemi yapılmaksızın el
atıldığı, kısmen yol ve kısmen imar planları ile kısıtlanmak suretiyle
kamuya mal edilmiş olduğundan bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydıyla, taşınmazlarının şimdilik 10.500,00.TL bedelinin yasal faizi ile
davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Dava
dosyasında bulunan Bağcılar Belediye Başkanlığı Plan ve Proje Müdürlüğünün
9.4.2012 gün ve …-2112/12084 sayılı yazısında, dava konusu Bağcılar İlçesi,
Hürriyet Mahallesi, F21c22clb (244DS2C) pafta, 2890 ada, 43 ve 45 sayılı
parsellerin, 18.04.2008 onanlı 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planında ve Nazım
İmar Planı doğrultusunda hazırlanan 15.09.2008 onanlı 1/1000 ölçekli
Bağcılar Uygulama İmar Planında; Sosyal Kültürel Tesis Alanında kaldığı; bu
parsellerin; bölgeye ait ilk plan olan 31.10.1986 onanlı 1/1000 ölçekli
Güneşli İmar Planında Kütüphane Alanında kaldığı; ayrıca bahse konu
parsellerin; bir önceki plan olan 13.11.2002 ve 12.09.2003 onanlı Nazım
İmar Planında ve Nazım İmar Planı doğrultusunda hazırlanan 19.10.2004
onanlı 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planında da Kültürel Tesis Alanında
kaldığı; dava dilekçesinde iddia edildiği gibi bahse konu parsellerin yol
ve park alanında değil, Kültürel Tesis Alanında kalmakta olduğu, 31.10.1986
onanlı planlardan itibaren parsellerin imarsız olduğu ve donatı alanına
alınarak kamu yararı adına ayrılmış bir alan olduğunun açıkça görüldüğü;
dava dilekçesinde, söz konusu taşınmazlara davalı idare tarafından yasal
anlamda bir kamulaştırma vb. işlem yapılmaksızın el atıldığının iddia
edildiği, ancak Kamulaştırma İşlem dosyaları incelendiğinde, davacı Hacer
KURNAZ’ın talebi doğrultusunda, 2890 (561) ada, 45 parsel sayılı taşınmazın
kamulaştırma işlemlerinin yürütülmesi hususunda Belediye Encümenince
06.09.2011 tarih ve 3790 sayılı kararın alındığı, taşınmazın değer
tespitinin yapılması hususunda Belediye Kıymet Takdir Komisyonuna yazılan
15.09.2011 tarih ve 5844 sayılı yazı ile taşınmazın değer tespitinin
yapılmasının istenildiği; davacı Kemal Metin’in talebi doğrultusunda ise,
2890 (561) ada, 43 parsel sayılı taşınmazın kamulaştırma işlemlerinin
yürütülmesi hususunda Belediye Encümenince 06.09.2011 tarih ve 3789 sayılı
kararın alındığı; taşınmazın değer tespitinin yapılması hususunda Belediye
Kıymet Takdir Komisyonuna yazılan 15.09.2011 tarih ve 5842 sayılı yazı ile
taşınmazın değer tespitinin yapılmasının istenildiği belirtilmiştir.
Diğer
taraftan, dava dosyasında, dava konusu taşınmaza ilişkin olarak düzenlenen
25.2.2013 tarihli Bilirkişi Ön Raporunda, dava konusu taşınmazlarda fiilen
el atmanın olduğunun tespit edildiğinin ifade edildiği; ayrıca 17.4.2013
tarihli Bilirkişi Kurulu Raporunda da aynen; “…Dava konusu taşınmaz olan
2890 ada, 43 parselde fiilen 11,79 m2 sine el konularak buradan Yol ve
tratuvar geçirilmiştir. Taşınmaz imar durumunda kısmen SOSYAL KÜLTÜREL
TESİS alanında kalmaktadır. Dava konusu 2890 ada, 45 parselde ise fiilen 15,32 m2 yol ve
kaldırım olarak el atılmıştır. Taşınmazların kamu yararına olan bir
bölümüne kısmen el konulmuş olduğundan, arta kalan SOSYAL KÜLTÜREL TESİS
alanı da kamu yararına ayrılmış olduğundan ve aynı idarenin sorumluluğunda
olduğundan ilgili Yargıtay içtihatları gereği arta kalan bölüme de el
1/1000 ölçekli uygulama imar planına göre kayden (Hukuken) el konulmuş
sayılacağından
Bu
nedenle,
A)
FiiIen El konulan Alan toplamı: 11,79 m2+15,32 m2 = 27,11 m2 x1400
TL/m2=37,954,00 TL dir.
Dava
konusu taşınmazlar 1/1000 ölçekli 19/10/2004 tasdik tarihli uygulama imar
planında KÜLTÜREL TESİS ALANINDA kalmaktadır. Aynı yerler 15/09/2008 tasdik
tarihli 1/1000 ölçekli uygulama imar planında yine SOSYAL KÜLTÜREL TESİS alanında
kalmaktadır. Yani aranan 5 yılık süre değil hatta 8 yılık süre de
dolmuştur. Yargıtay 5.Hukuk Dairesinin 2011/5422 E, 2011/12304 K ve
05/07/2011 tarihli ilamında: İMAR PLANINDA KÜLTÜREL TESİS OLARAK AYRILMIŞ
BULUNAN YERLERE EL ATILMAMIŞ OLSA DAHİ İMAR PLANININ KESİNLEŞTİĞİ TARİHTEN
İTİBAREN 5 YIL KAMULAŞTIRMA GÖREVİNİN YERİNE GETİRİLMEMESİ NEDENİYLE
TAŞINMAZ BEDELİ ÖDENECEĞİ vurgulanmıştır. Son uygulama imar planının
üzerinden 5 yıl geçmemiş ise de taşınmaz ta ki 19/10/2004 tasdik tarihli
1/1000 ölçekli uygulama imar planında yine kültürel tesis alanında
kalmaktadır. 15/09/2008 tasdik tarihli 1/1Ö00 ölçekli uygulama imar
planının üzerinden 5 yıl geçmemiş ise de taşınmazın bir ucundan fiilin el
konularak yol ve kaldırım yapıldığından ve arta kalan kısımda aynı idarenin
sorumluluğunda olduğundan bu yönü ile de taşınmazın tamamının bedeline
hükmedilmesi gerektiği düşünülmektedir.
B) Bu
ikinci durumda ise 43 ve 45 saydı parsellerin toplam alanı: 202+224 =426 m2
olup, Kayden (Hukuken ) El koyma Bedeli : 426 m2 x 1.400TL/m2
=596.400,00 TL dır.
Davacının
şimdilik talebi:10.500,00 TL’dir” sonucuna varılmıştır.
Belediyelerin
3194 sayılı İmar Kanununun 8. maddesi ve 18.maddesinin verdiği yetki ile
arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe
konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında
yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu
gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici
işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan
uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği
tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda
öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri
yapılmaksızın, dava konusu taşınmazların bir kısmına fiilen el atılması
karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini
taşıdığı açıktır.
Öte
yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak
uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal,
baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve
bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak
davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında
yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir
ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza
kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü
iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini
davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin
özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik
yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim,
yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı
kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü
İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması
sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava
Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız
fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan
adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu
durumda, idarenin dava konusu taşınmazların üzerinden, yol ve tretuvar
geçirmek, kaldırım yapmak suretiyle kamulaştırmasız el atmasından doğan
zararın tazminine yönelik bulunan davanın haksız fiillere ilişkin özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine
girmektedir.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 11.11.2013 gününde
OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1384
KARAR NO : 2013/1586
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İdarenin dava konusu
taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan
davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1-H.K., 2- F.E., 3-İ.S., 4-M.D.
Vekili :
Av. A.B.
Davalı :
Etimesgut Belediye Başkanlığı
Vekilleri
: Av. A.E.Y., Av. Z.B.T.
O L A Y : Davacılar vekili
dava dilekçesinde, müvekkillerinin, Ankara İli, Etimesgut İlçesi, 30
Ağustos Mevkiinde Kain, 47368 Ada 2 Parsel sayılı taşınmazda hisseleri
oranında malik bulunduğunu; söz konusu taşınmaz üzerine, davalı Etimesgut
Belediyesi tarafından Ekmek Fabrikası ve Otopark yapılmak suretiyle fiilen
el atılmış olduğunu fakat bu güne kadar herhangi bir kamulaştırma işlemi
yapılmadığı gibi maliklere bedel de ödenmediğini; taşınmazın oldukça
değerli konumda bulunduğunu ifade ederek; taşınmaza, davalının
kamulaştırmasız el koyması nedeni ile şimdilik 1.000.TL tazminatın, dava
tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsili istemiyle, adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Davalı vekili süresi içerisinde görev itirazında
bulunmuştur.
SİNCAN
5.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 5.3.2013 gün ve E:2012/393 sayı ile, Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 16.05.1956 gün ve 1956/1-6 sayılı
kararı gereğince idarenin kamulaştırma işlemi yapmaksızın taşınmaza el
atması halinde malikin idareye karşı dilerse el atmanın önlenmesi, dilerse
taşınmaz mülkiyetinin devri karşılığı tazminat talep edebileceğinin karara
bağlandığı; içtihadı birleştirme kararlarının bağlayıcı olduğu, Yargıtay
Hukuk Genel Kurulunun, 5 ve 18. Hukuk Dairelerinin aynı mahiyetteki
istikrar kazanmış uygulamaları ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun
geçici 6 maddesi hükmü ve taşınmaza fiilen el atıldığı iddiası
gözetildiğinde; kamulaştırmasız el atma talepli davalarda adli yargının
görevli olduğu gerekçesiyle, görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı vekilinin, idari yargı
yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresinde verdiği dilekçe
üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na
gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve
Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü
kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu
tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca
tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar
planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek
yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah
imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu
imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun
için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki
hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın
incelenmesinden; imar planında sosyal ve kültürel tesis alanı olarak
ayrılan taşınmaza kamulaştırılmasız el atılması nedeniyle taşınmazın
değerinin ödenmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında;
davanın, davacının taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010
günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak
nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna
ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında,
mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri
yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı,
ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari
işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen
kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar
uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı
idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki
hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari
işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari
Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan
yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının
denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev
alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış
oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; nitekim, 11.06.2013 günlü,
28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı
Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 21'inci
maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara
ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu
kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar
Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari
yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle "hukuki
el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle
mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının
görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş
bulunduğu; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilmesine karar vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın
13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
10. maddede öngörülen biçimde olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların hissedar oldukları taşınmazlarına
davalı idarece Ekmek Fabrikası ve Otopark yapılmak suretiyle fiilen el
atılmış olduğu ancak bu güne kadar herhangi bir kamulaştırma işlemi
yapılmadığı gibi maliklere bir bedel de ödenmediğinden bahisle; taşınmaza
kamulaştırmasız el konulması nedeni ile şimdilik 1.000.TL tazminatın yasal
faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.
Dava
dosyasında bulunan Etimesgut Belediye Başkanlığı, Plan ve Proje
Müdürlüğünün, 31.12.2012 gün ve M.06.3.ETİ.0.29/2012/42649-4488/4167-25158
sayılı yazısında, Alsancak Mahallesi imarın 47368 ada 2 sayılı parselin
bağlı bulunduğu 1/1000 Ölçekli Uygulama İmar Planı değişikliğinin, Belediye
Meclisinin 10.03.2000 tarih ve 40 sayılı kararı ile uygun görülerek Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığınca 03.04.2000 tarihinde onandığı, onanlı
plana ait 85075 nolu parselasyon planının da Etimesgut Belediye Encümenince
onanarak söz konusu 85075 nolu planın 03.08.2000 tarih ve 7523 yevmiye
numarasıyla tapuda tescil edildiği ve bu tarihte de planın kesinlik
kazandığı; 85075 nolu planda imarın 47368 ada 2 sayılı parselin “Sosyal
Kültürel Tesis Alanı” olarak ayrıldığı, inşaat emsalinin F=0.50 ve saçak
seviyesinin Hmax=T0.00 m. olacak şekilde yapılaşma koşulunun bulunduğu;
Etimesgut Belediye Encümeninin 03.11.2009 tarin ve 727/1140 sayılı kararı
ile imarın 47368 ada 2 sayılı parselde bulunan şahıs hisselerinin
Belediyece 2942 sayılı kanun ve değişen 4650 sayılı kanun çerçevesinde
bedeli mukabilinde veya trampa yaparak kamulaştırmaya karar verildiği ve
kamulaştırma işlemlerinin devam ettiği belirtilmiş; dosyadaki davalı idare
savunmasında, taşınmaza fiili bir el atmanın bulunmadığı iddia edilmiştir.
Buna
karşılık dava dosyasında, dava konusu taşınmaza ilişkin olarak düzenlenen
4.4.2013 tarihli Bilirkişi Kurulu Raporunda aynen; “…Dosyadaki belgeler
incelendiğinde; dava konusu taşınmazın, Etimesgut Belediye Meclisinin
TU.03.2000 tarih ve 40 sayılı kararı ile uygun görülerek 3030 sayılı
yasanın 6-A/b maddesi uyarınca İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı’nın
03.04.2000 tarih 1516 sayılı yazısı ile onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama
imar planı kapsamında "Sosyal Kültürel Tesis Alanı” kullanımında ve
E:0.50, Hmax=10.00 m. Yapılaşma koşullarında olduğu ve söz konusu plan
değişikliği ile 45621 Ada 1 parsel ve 45360 ada 1 parselin birleşerek 47368
Ada 1 ve 2 nolu parsellerin oluştuğu anlaşılmaktadır. Keşif günü yapılan
incelemelerimizde ise, dava konusu parsele bitişik 47368 ada 1 parsel
üzerinde Etimesgut Belediyesi’ne ait Halk Ekmek Fabrikası bulunduğu, fabrikanın
önündeki asfaltlı 6 mt. genişliğindeki yolun ise dava konusu parsel
üzerinde yer aldığı tespit edilmiştir.
Yargıtay
HGK’nun 2010/5-662 esas 2010/651 karar sayılı içtihadında “uzun yıllar
programa alınmayan imar planının fiilen hayata geçirilememesi nedeniyle
kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeyen davalı idarece pasif ve suskun
kalınmak ve işlem tesis edilmemek suretiyle taşınmaza müdahale edildiği bu
haliyle idarenin eyleminin mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan
kaldıran bir niteliğe sahip bulunan kamulaştırmasız el koyma olgusunun
varlığı için yeterli bulunduğu....bu itibarla kamulaştırmasız el koyma
olgusunun varlığının doğal sonucu, idarenin hukuka aykırı eylemiyle
mülkiyet hakkı engellenen taşınmaz mal sahibi davacının dava yoluyla
kamulaştırmasız el koyma hükümleri doğrultusunda mülkiyetin bedele
çevrilmesini, eş söyleyişle idareden değer karşılığının verilmesini
isteyebileceği açıktır."denilerek, devamla bu olgunun Hukuki El Atma
olarak değerlendirilmesine cevaz vermektedir. Kurulumuzca bu Karar
çerçevesinde ve dava konusu alanın bir kısmının yol olarak davalı Belediye
tarafından fiili olarak kullanıldığı görüldüğünden, kamulaştırma yasasının
ilgili maddeleri gereğince davacıların hisselerinin birim bedeli takdir
edilerek, kendilerine isabet edecek bedel kurulumuzca hesaplanacak olup,
husumetin hangi kurum ve kuruluşa yöneltileceği hususu ise Sayın Mahkemenin
takdirinde olacaktır.(…)” sonucuna varılmıştır.
Belediyelerin
3194 sayılı İmar Kanununun 8. maddesi ve 18.maddesinin verdiği yetki ile
arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe
konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında
yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu
gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici
işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan
uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği
tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda
öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri
yapılmaksızın, dava konusu taşınmazın bir kısmına fiilen el atılması
karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini
taşıdığı açıktır.
Öte
yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak
uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal,
baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve
bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak
davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında
yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir
ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza
kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü
iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini
davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin
özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik
yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim,
yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı
kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü
İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması
sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava
Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız
fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan
adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu
durumda, idarenin dava konusu taşınmaz üzerinden asfalt yol geçirmek
suretiyle kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik
bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm
ve çözümü, adli yargı yerinin görevine girmektedir.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 11.11.2013 gününde
OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1385
KARAR NO : 2013/1587
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı :
Ş.İ.
Vekili : Av. N.G.
Davalılar : 1-Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel
Müdürlüğü
Vekilleri : Av.C.B., Av.B.D.
2-İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. E.Y.
3-Başakşehir
Belediye Başkanlığı
Vekili : Av. E.A., Av. E.K.A.
4-Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Vekili : Av. S.T.
O L A Y : Davacı vekili,
müvekkili adına tapuda kayıtlı bulunan “İstanbul İli, Başakşehir İlçesi,
İkitelli-2 Mah. Altınşehir Mevkiinde kain, 18 pafta 338 parsel sayılı”
taşınmazın, 24.12.1987 t. tarihli, 1/25000 ölçekli Küçük ve Büyük
Çekmeceler Arası Çevre Düzeni Nazım İmar Planında KONUT UYGULAMA ALANINDA kalmakta iken, 04.03.1992 t. tarihli,
1/25000 ölçekli Mahmutbey İkitelli Yöresi Çevre Düzeni Nazım İmar Planı ile
04.03.1992 t. tarihli 1/5000 ölçekli Küçükçekmece İkitelli ve Bölgesel
Yeşil Alan Nazım İmar Planında ŞEHİR
PARKI ALANINA, 15.11.1995 t. tarihli 1/50000 ölçekli İstanbul
Metropolitan Alan Alt Bölge Nazım İmar Planında OLİMPİYAT KÖYÜ ALANINA alındığını, sonraki planlarda ve halen yürürlükte olan 23.05.2005
t. tarihli 1/1000 ölçekli İkitelli Atatürk Olimpiyat Parkı Uygulama İmar
Planında OLİMPİYAT PARKI ALANINDA
kaldığını; dava konusu taşınmaza davalı İdarelerce, gerek Küçükçekmece
Belediye Başkanlığı ve 29.04.2009 tarihinde faaliyete geçen Başakşehir
Belediye Başkanlığı, gerekse İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
tarafından üst üste yapılan imar planlarında yukarıda belirtilen amaçlara
tahsis edilmek, ancak yıllardır ve halen bu amaçlara tahsis edilmek üzere
imar planlarına alınmamak, fiilen hayata geçirilmemek, yatırımcı kuruluş
olan Gençlik Ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından da kamulaştırma ya da takas
cihetine gidilmemek, pasif ve suskun kalınmak ve işlem tesis edilmemek
suretiyle müdahale edilmekte olduğunu; müvekkillerinin Anayasa ve sair
yasalardan doğan mülkiyet haklarının süresi belli olmayan bir sınırlamaya
tabi tutulduğunu, bu haklarını kullanmalarının tamamen engellendiğini; bu
durumun ise, taşınmazlara fiilen el atılmış olmasa dahi, hukuken
kamulaştırmasız el atma olgusunu yaratmış bulunduğunu; nitekim, Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu’nun, işbu davalarına aynen uyan 2010/5-662 Esas,
2010/551 Karar sayılı ve 15.12.2010 tarihli kararının ve Yargıtay 5.Hukuk
Dairesinin kararlarının da bu doğrultuda olduğunu; bu kararlarda, uzun
yıllardır programa alınmayan imar planının fiilen hayata geçirilmemesinin,
taşınmaza fiilen el atılmamış olunsa da, hukuki el atma olarak kabul
edildiğini, bu nedenle taşınmaz bedelinin malike ödenmesi gerektiğinin
öngörüldüğünü ifade ederek; fazlaya ve maddi hatalara karşı talep ve dava,
ayrıca 6100 sayılı Yasa’nın 107/2. maddesi uyarınca artırım ve ıslah talebi
hakları saklı kalmak kaydıyla 6.000,00 TL. kamulaştırmasız el atma
bedelinin; dava tarihinden itibaren ilamın kesinleşme tarihine kadar yasal
faizi, kesinleşme tarihinden ödeme tarihine kadar ise Anayasa’nın 46/son
maddesi uyarınca kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek faiz ile birlikte
davalılardan tahsiline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava
açmıştır. (Davacı vekili daha sonra talep miktarını artırarak, 175.000 TL
yapmıştır.)
Davalılardan
Başakşehir
Belediye Başkanlığı ile -davaya daha sonra dahil olan- Çevre ve Şehircilik Bakanlığının
vekilleri süresi
içinde görev itirazında bulunmuşlardır.
KÜÇÜKÇEKMECE
3.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:22.4.2013 gün ve E:2012/43 sayı ile, görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalılardan Başakşehir Belediye
Başkanlığı ile Çevre
ve Şehircilik Bakanlığı vekillerinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda
süresi içinde verdikleri dilekçeler üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve
Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü
kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu
tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca
tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar
planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek
yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah
imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu
imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun
için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki
hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın
incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında olimpiyat parkı alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin
ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler
karşısında; davanın, davacının
taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662
K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar
planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava
dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya
da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma
programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka
anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği
yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde
ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden
doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde
açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin
gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar
doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan
idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve
sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu
olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde
açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı;
dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci
maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde
görülmesinin gerektiği; nitekim,
11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı
Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde
değişiklik yapan 21'nci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve
resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra
idari yargıda dava açılabilir.” hükmüne verilmek suretiyle “hukuki el atma”
olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde
İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle,
2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı
Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi
istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Başakşehir Belediye
Başkanlığı ile Çevre
ve Şehircilik Bakanlığı vekillerinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptıkları görev itirazlarının reddedilmesi
ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunmaları üzerine
Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan davalı idareler yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacının maliki olduğu taşınmazına, imar planında
olimpiyat parkı alanı olarak
ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydıyla, 6.000,00 TL'si bedelin faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmış; talep miktarı daha sonra 175.000
TL olarak değiştirilmiştir.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar
planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat
mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil
işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye
ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe
kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Dava
dosyasında bulunan Başakşehir Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik
Müdürlüğünün 30.1.2012 gün ve
M.34.3.BAŞ.0.13.02.00-310.05[IMA06068]947-R:325126-1365-3443 sayılı
yazısına göre; dava konusu edilen 338 parsel sayılı taşınmazın; 1/1000
ölçekli "23.09.2005 onay tarihli İkitelli Atatürk Olimpiyat Parkı
Uygulama İmar Planı” kapsamında Dere Mutlak Koruma Kuşağı sınırları
içerisinde kalmakta iken; söz konusu parselin bulunduğu alanda “28.08.2008
tasdik tarihli Altınşehir 1. Etap Uygulama İmar Planı” yapılmış olduğu, 338
parselin kısmen Park Alanında, kısmen İmar Yolunda kaldığı; bilahare
parselin; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nca 21.09.2011 tarihinde
onaylanan "1/5000 ölçekli Altınşehir-Güvercintepe Nazım İmar
Planı" kapsamında kısmen Park Alanında, kısmen İmar Yolunda kaldığı
anlaşılmış; yine dava konusu taşınmaza ilişkin olarak düzenlenen bilirkişi
raporunda, taşınmaza fiilen el atılmadığının belirtildiği görülmüştür.
Olayda,
davacının maliki olduğu taşınmazın uygulama
imar planıyla Olimpiyat Parkı Alanı kullanımında kaldığı ifade edilmesine
karşılık, Başakşehir Belediye Başkanlığının yazısına göre kısmen Park
Alanında, kısmen İmar Yolunda kaldığının anlaşıldığı; aradan uzun süre
geçmesine rağmen taşınmazın kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme
yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin
ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece
3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile
yapılan imar planında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine
ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve
buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik
bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk
Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları
nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile
ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda
verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla
Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi
İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No:
2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde,
iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde
ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının
ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık
Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği
anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son
olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E:2013/603,
K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan
‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari
yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Başakşehir Belediye
Başkanlığı ile Çevre
ve Şehircilik Bakanlığı vekillerinin görev itirazlarının,
Küçükçekmece 3.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan Başakşehir Belediye Başkanlığı ile Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı vekillerinin GÖREV İTİRAZLARININ REDDİNE ilişkin
Küçükçekmece 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 22.4.2013 gün ve E:2012/43 sayılı
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1405
KARAR NO : 2013/1598
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1- H.M.U., S.A.U. Mirasçıları; 2- H.D. (U.), 3- H.M.U.,4-Ş.E.(U.),5-D.U.
Mirasçıları; - E.U.,-Ö.U.,- Ö.U.,- E.S.(U.), M.U. Mirasçıları; 6-S.U.,
7-H.B. (U.), 8-M.U.,9- A.U., 10- H.H.U., 11- A.S. (U.), A.U. Mirasçıları;
12- H.U., 13- Z.U., 14- A.U.,15-E.S. (U.) 16- M.U. Mirasçıları; a- D.U., b-
K.U., c- Y.U., d- G.A. (U.), e- R.U.,
17- N.S., 18- R.Ç., 19- H.Ş., 20- S.Z., 21- Kısıtlı F.T.’ye
vesayeten Ş.T., 22- S.A., 23- H.G.,24- Z.T., 25-D.Ö., 26-M.D., 27-Y.D.,
28-Ö.D., A.M.A. Mirasçıları; 29- İ.A., 30- B.A., A.K. Mirasçıları; 31-
E.K., 32- Y.K., 33- Y.K., 34- G.Y. (K.),
Vekili : Av. M.P.
Davalı :
Sincan Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Ş.D.
O L A Y : Davacılar vekili
dava dilekçesinde özetle; davacının murisi H.V.A. adına, davalı Sincan Belediyesi
aleyhine, Sincan 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2012/71, K:2012/335 sayılı
dosyasında, kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmış ve imar
planında “çocuk bahçesi’’ olarak ayrılan Ankara İli, Sincan İlçesi, 703 ada
2 nolu parseldeki davacılara ait hisseye karşılık fazlaya ilişkin haklar
saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL kamulaştırmasız el atma bedelinin faizi
ile birlikte davacılara ödenmesine, hükmedilecek bedele karşılık davacının
davaya konu hisselerinin iptali ile davalı adına tesciline karar
verilmesini talep etmiş olduğunu, Sincan 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin
dosyasının, karara çıktığını ve istemle bağlı kalınarak davanın kabulüne
karar verildiğini belirterek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla
269.962,88 TL kamulaştırmasız el atma bedelinin ilk davanın açıldığı
tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya ödenmesi
istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı idare vekili süresi içerisinde sunduğu cevap
dilekçesinde; görev itirazında bulunmuştur.
SİNCAN 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 9.5.2013 gün ve
E:2013/77 sayı ile, davalı idare vekilinin görev itirazının reddine karar
vermiştir.
Davalı İdare vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine,
dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen
parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari
işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve
uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu
konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek,
davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin
1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği
belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı İdare vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi
12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay
Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacılarının murisine ait Ankara İli, Sincan
İlçesi, 703 ada, 2 parsel sayılı taşınmaza imar planında “çocuk bahçesi’’
olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığı öne sürülerek,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL”nin davalı idareden tahsili ile, taşınmazın
tapu kaydının davalı idare adına tescili istemiyle Sincan 3. Asliye Hukuk
Mahkemesinin E:2012/71, K:2012/335 sayısında kayıtlı dosyada, bilirkişi
raporu sonrasında istemle bağlı kalınarak davanın kabulüne ve taşınmazın
tapu kaydının davalı adına tesciline karar verildiği, bilirkişi raporunda
belirtilen ve taleple bağlı kalınmak suretiyle hükmedilen 1.000,00 TL”nin
haricindeki kamulaştırmasız el atma bedelinin veraset ilamı ve tapudaki
hisseye göre 269.962,88 TL’lik kısmın davacılara isabet ettiğinden bahisle,
bu miktarın ilk davanın açıldığı tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte
davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Sincan 3. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin E:2012/71 sayılı kararında yapılan incelemede, taşınmazın imar planında
davalı idare tarafından “çocuk bahçesi’’ olarak ayrılmak suretiyle
taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle tazminat talebine ilişkin
olduğu, iş bu dava dava konusunun taşınmazın imar planında davalı idare
tarafından “çocuk bahçesi’’ olarak ayrılmak suretiyle taşınmaza
kamulaştırmasız el atıldığından bahisle tazminat talebine ilişkin olduğu
yapılan yargılama sonunda davanın istemle bağlı kalınmak suretiyle kabulüne
karar verildiği anlaşılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ‘’Kısmi Dava’’
başlıklı 109.maddesinde; ‘’Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir
olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.''
hükmü yer almakta olup, bu düzenleme çerçevesinde, talep konusu niteliği
itibariyle bölünebiliyor ise kısmi davanın varlığından bahsedilebilecektir.
Alacağın tamamı aynı hukuki ilişkiden doğup, şimdilik
sadece bir kesimi dava ediliyorsa kısmi davadan söz etmek gerekecek olup,
kısmi dava davacı lehine karara bağlandıktan sonra, alacağın geri kalan kısmı
için ek
dava açılması söz konusu olacaktır. Somut olayda da davacı
tarafından Sincan 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2012/71 sayılı dosyasında
görülmekte olan ilk davada aynı hukuki ilişki ve konudan doğduğu ifade
edilen alacağın bir kısmı dava edilmiş, iş bu dava kabul ile
neticelendikten sonra ise, Sincan 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2013/77
sayılı dosyasında görülmekte olan ek dava açılmış olmakla, hal böyle iken
davacı tarafından ilk etapta açılmış olan Sincan 3. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin E:2012/71 sayılı dosyasında görülmekte davanın 6100 sayılı
Yasa kapsamında kısmi dava mahiyetinde olduğu anlaşılmıştır.
Sincan 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:2013/77 sayılı
dosyasında görülen dava, yukarıda izahı yapıldığı üzere, daha önceden
fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak suretiyle açılıp karara bağlanan
alacak miktarının kalan kısmı bakımından bir ek dava mahiyetindedir. Her ne
kadar, bu davaların konuları ve tarafları birbirleri ile aynı olsa da,
bahse konu ek dava yeni bir dava olup, bu dava için yeniden dava harcı
alınması, yeniden taraf teşkili sağlanarak yargılama yapılması, gerekirse
yeniden bilirkişi incelemesi yapılıp delillerin yeniden toplanması
gerekmekte, dolayısıyla ek davanın ilk aşamasından itibaren, ilk açılan
kısmi davadan bağımsız olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu değerlendirmeler ışığında, her ne kadar kısmi dava
mahiyetindeki Sincan 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2012/71 sayılı dava
dosyasının yargılaması adli yargı yerinde yapılmış ve burada görülmekte
olan davada görev (yargı yolu) itirazı olmaksızın karar verilmiş ise de,
hakkında uyuşmazlık çıkartılmış olan ek dava mahiyetindeki Sincan 5. Asliye
Hukuk Mahkemesi'nin E:2013/77 sayılı dava dosyası bu dosyadan bağımsız ve
yeni bir dava dosyası olarak değerlendirilmeli ve dolayısıyla görev
itirazına ilişkin olarak Danıştay Başsavcısınca 2247 sayılı Yasa'nın
10.maddesi uyarınca çıkartılan görev uyuşmazlığının esası incelenmelidir.
Bu kabuller ve değerlendirmeler neticesinde, davanın özü
itibariyle davacının murisine ait Ankara İli, Sincan İlçesi, 703 ada, 2
parsel sayılı taşınmazına imar planında “çocuk bahçesi’’ olarak ayrılmak
suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle meydana geldiği iddia
edilen zararın faizi ile birlikte tahsili istemiyle açıldığı anlaşılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak
yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu
planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan
yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş
zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz
edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar
ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara
bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında çocuk bahçesi alanında kaldığı, taşınmaza
idarece fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın
bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı
idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade
ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın
bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma
göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın
tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma
alanı” nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin
kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi
nezlinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942
sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının
iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa
Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”…
Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir
eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar
planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği
taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken
kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği
söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için
taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine
tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu
olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte
kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan
bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak,
davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda
bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el
atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan
zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu
edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz
başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim,
Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri
arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili
kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu
yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz
başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle
reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan
davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı
idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan
olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev
uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin
görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal
haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel
başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde
verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve
başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının
yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna
ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından
usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu
derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını
bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir…
Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının
kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının
bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer
kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan
yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın,
başvurusunun kabulü ile, davalı idare vekilinin görev itirazının Sincan 5.
Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı idare
vekilinin GÖREV İTİRAZININ Sincan 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 9.5.2013 gün
ve E:2013/77 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013
gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1410
KARAR NO : 2013/1600
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na personel
alınması amacı ile davalı idare tarafından gerçekleştirilen; davacının da
katıldığı, ancak kazanamadığı 28.09.2012 günlü mülakatın, hukuka aykırı
olması nedeni ile iptali istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
S.E.
Davalı :
Hilvan Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfı Başkanlığı
O L A Y :
Davacı dava dilekçesinde özetle, davalı kurum tarafından personel alımı
amacı ile gerçekleştirilen 28.09.2012 tarihli mülakata katıldığını; yapılan
mülakatın; gerekli liyakatın araştırılmaması, mülakat puanlamasının sadece
Hilvan Kaymakamı tarafından yapılıp diğer üyelerin oyunun alınmaması, KPSS
puanlarının dikkate alınmaması, mülakat heyetinin yeterli sayı ve üye ile
toplanmaması, mülakat heyetinde bulunan kişilerin bulunması gereken
kişileri olup olmadığının denetlenmemesi, mülakatın önceden belirlenen
yerde yapılmaması, Hilvan Kaymakamı tarafından heyetin etki altında
bırakılması nedenleri ile hukuka aykırı olduğunu belirterek; iptali
istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı
vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle, davanın adli
yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle görev itirazında bulunmuştur.
Şanlıurfa İdare Mahkemesi; 18.01.2013 gün ve
2012/4113 Esas sayılı kararında özetle,
Hilvan Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfı Başkanlığı’nın kamu gücü
kullanan, kamu denetimine tabi, başkan ve görevlileri kamu görevlilerinden
oluşan, özel kanunla kurulmuş ve kendisine kamu görevi verilmiş tüzel
kişiliğe sahip kuruluşlardan olması nedeni ile bu kuruluş tarafından
yapılan mülakatın iptali istemiyle açılan
davanın, idari yargının görev alanına girdiğini belirterek; davalı idarenin
görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı idarenin, adli yargı yararına
olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği
dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; 29.5.1986 tarih ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma
ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu ile muhtaç durumda bulunanlara yardım etmek,
sosyal adaleti pekiştirici tedbirler alarak gelir dağılımının adilane bir
şekilde tevzi edilmesini sağlamak, sosyal dayanışma ve yardımlaşmayı teşvik
etmek amacıyla Başbakanlığa bağlı ve T.C. Merkez Bankası nezdinde Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu kurulduğunu, 3294 sayılı Kanun’un
7.Maddesi’nde “Mülki idare amirleri vakfın tabii başkanı olup, illerde
belediye başkanı, defterdar, il milli eğitim müdürü, il sağlık müdürü, il
tarım müdürü, il sosyal hizmetler ve çocuk esirgeme kurumu müdürü ve il
müftüsü; ilçelerde belediye başkanı, mal müdürü, ilçe milli eğitim müdürü,
Sağlık Bakanlığının ilçe üst görevlisi, varsa ilçe tarım müdürü ve ilçe
müftüsü vakfın mütevelli heyetini oluşturur. Ayrıca her faaliyet dönemi
için, il dahilindeki köy ve mahalle muhtarlarının valinin çağrısı üzerine
yapacağı toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kendi aralarından
seçecekleri birer muhtar üye ile ilde kurulan ve bu Kanunda belirtilen
amaçlara yönelik faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşlarının
yöneticilerinin kendi aralarından seçecekleri iki temsilci ve hayırsever
vatandaşlar arasından il genel meclisinin seçeceği iki kişi; ilçe
dahilindeki köy ve mahalle muhtarlarının kaymakamın çağrısı üzerine
yapacağı toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile kendi aralarından
seçecekleri birer üye ile ilçede kurulu ve bu Kanunda belirtilen amaçlara
yönelik faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerinin
kendi aralarından seçecekleri bir temsilci ve hayırsever vatandaşlar
arasından il genel meclisinin seçeceği iki kişi mütevelli heyetinde görev
alırlar. İI veya ilçede bu Kanunda belirtilen amaçlara yönelik faaliyette
bulunan sivil toplum kuruluşu olmaması halinde, hayırsever vatandaşlar
arasından il genel meclisinin seçeceği üçüncü bir kişi daha mütevelli
heyetinde görev yapar. Vakıf senetleri mahallin en büyük mülki idare amiri
tarafından Medeni Kanundaki hükümlere göre tescil ettirilir” şeklindeki
düzenleme ile Fonun amaçlarını gerçekleştirmek için Medeni Kanun
hükümlerine tabi olarak Vakıf şeklinde teşkilatlanacağı kuralına yer
verildiğini, 3294 sayılı Yasa ile ortaya konan amaçların gerçekleştirilmesi
görevinin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Kurulu’na
verildiğini, vakıf çalışanları ile akdedilen hizmet sözleşmesinin tarafı
olan kaymakamın Yasa gereği vakıf başkanı olması nedeniyle işveren
konumunda bulunduğunu, davacı ile akdedilen hizmet sözleşmesinde ücret,
izin gibi haklar ile mesai saatleri ve yasaklar gibi yükümlülüklere ilişkin
düzenlemelerde memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkındaki düzenlemelerden
esinlenilmiş ise de, bu düzenlemelerin taraflar arasındaki sözleşmeyi 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-c maddesinde tanımlanan
"kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari
sözleşme” haline getirmeyeceğini, genel kadro usulüne ve 233 sayılı KHK’ye
tabi bir kurum ya da kuruluş kadrosunda da çalışmayan davacının devlet
memuru ya da sözleşmeli personel statüsünde de olmadığını, bunun yanında
sözleşmenin 10. maddesinden 1475 sayılı İş Kanunu’nun taraflar arasındaki
uyuşmazlıklarda uygulanacağının anlaşıldığını, bu durum karşısında, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-c maddesi kapsamında bir idari
sözleşme olmadığını, sözleşme serbestisi esasına dayalı hizmet akdinin
bulunduğunu ve bundan doğan davanın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve
çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğunu belirtilerek; 2247 sayılı
Kanun’un 10 ve 13. maddeleri gereğince olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27.
maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin anılan Yasanın
10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen
biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Vakfı’na personel alınması amacı ile davalı idare tarafından
gerçekleştirilen; davacının da katıldığı ancak kazanamadığı 28.09.2012
günlü mülakatın hukuka aykırı olması nedeni ile iptaline karar verilmesi
istemi ile açılmıştır.
29/05/1986 gün ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’nun
1. maddesinde (Değişik madde: 16/06/1989 -
3582/1 md.), “Bu Kanunun amacı; fakru zaruret içinde ve muhtaç
durumda bulunan vatandaşlar ile gerektiğinde her ne suretle olursa olsun
Türkiye'ye kabul edilmiş veya gelmiş olan kişilere yardım etmek, sosyal
adaleti pekiştirici tedbirler alarak gelir dağılımının adilane bir şekilde
tevzi edilmesini sağlamak, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik
etmektir” şeklindeki düzenleme ile kanunun amacı düzenlenmiştir.
29/05/1986 gün ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’nun 3. maddesinde, “Bu Kanunda öngörülen hizmetlerin
gerçekleştirilmesi için Başbakanlığa bağlı ve T.C. Merkez Bankası nezdinde
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu kurulmuştur” denilmek sureti
ile Sosyal Dayanış ve Yardımlaşma Fonu’nun amacı belirtilmiştir.
1/12/2004 gün ve 5263 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü
Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun’un (mülga) 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, 29.5.1986 tarihli ve 3294
sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununun uygulanmasını
sağlamak üzere Başbakanlığa bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel
Müdürlüğünün kurulması, teşkilâtı, görev ve yetkilerine ilişkin usul ve
esasları düzenlemek olduğu ifade edilmiş, 2. maddesinde, bu Kanunda geçen
vakfın, il ve ilçe sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarını ifade ettiği
belirtilmiş, 5. maddesinde, vakıflarda çalıştırılacak personelin
nitelikleri ile özlük hakları ve diğer hususlarla ilgili belirlenecek
kriterleri görüşmek ve karara bağlamak” fon Kurulunun görevleri arasında
sayılmıştır.
5263 sayılı Kanun, 08/06/2011
tarih ve 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 35. maddesi ile yürürlükten
kaldırılmış, aynı kanun hükmünde kararnamenin 11. Maddesinde yer alan “3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı
Teşvik Kanununun amaçlarını gerçekleştirmek ve uygulanmasını sağlamak için
gerekli idari ve mali tedbirleri almak.” şeklindeki düzenleme ile Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü’nün, Sosyal Yardımlar Genel
Müdürlüğü adı altında yeniden yapılandırıldığı tespit edilmiştir.
08.06.2011 tarih ve 633
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin “Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışmayı Teşvik Fonu Kurulu” başlıklı 34. maddesinde; “Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu
Kurulu, Bakanın başkanlığında Başbakanlık Müsteşarı, Müsteşar, İçişleri,
Maliye ve Sağlık bakanlıklarının müsteşarları ile Sosyal Yardımlar Genel
Müdürü ve Vakıflar Genel Müdüründen oluşur.” denilmek sureti ile Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Fonu’nun yapısı Sosyal Yardımlar Genel
Müdürlüğü’ne paralel şekilde yeniden düzenlenmiş, aynı maddenin 3.
Fıkrasının c bendinde “İl ve ilçe sosyal yardımlaşma ve dayanışma
vakıflarında çalıştırılacak personelin nitelikleri ile özlük hakları ve
diğer hususlarla ilgili belirlenecek kriterleri görüşmek ve karara
bağlamak” fonun görevleri arasında sayılmıştır.
08.06.2011 tarih ve 633
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin “Teşkilatlanma Süreci”
başlıklı Geçici 1. Maddesinde; “ Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu,
Kadının Statüsü, Aile ve Sosyal Araştırmalar, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlükleri, Özürlüler
İdaresi Başkanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu Primsiz Ödemeler Genel
Müdürlüğü bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihte
kapatılmıştır. Bu Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanlığı 31/12/2011 tarihine kadar teşkilatlanmasını tamamlar.
Bakanlığın teşkilatlanması tamamlanıncaya kadar; Bakanlık görevlerinin, bu
Kanun Hükmünde Kararnameyle kapatılan Başkanlık ve genel müdürlüklerin
ilgili birimleri ve mevcut personeli tarafından ilgili mevzuatına göre
yürütülmesine devam edilir.” şeklindeki düzenleme ile Bakanlığın teşkilat
yapısı tamamlanıncaya kadar başkanlık ve genel müdürlüklerin mevcut mevzuat
hükümleri çerçevesinde yürütülmesine devam edileceği belirtilmiştir.
Dava konusu olayda
davacı, 28.09.2012 tarihinde davalı tarafından , vakfa personel alımına
ilişkin olarak yapılan mülakatın iptaline karar verilmesini
istemektedir.İptali istenen mülakatın yapıldığı tarih itibari ile Aile ve
Sosyal Politikalar Bakanlığı teşkilatlanmasını tamamlamış olduğundan dava
konusu olayda 633. Sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri gereğince
davalı vakfın Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak işlem tesis
ettiğinin kabulü ile olaya 633 sayılı yasa çerçevesinde çözüm getirtilmesi
gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu kapsamda ,29/05/1986 gün ve 3294
Sayılı Kanun’un 7. Maddesi incelendiğinde (Değişik fıkra: 01/12/2004-5263 S.K./19.mad); “Bu Kanunun amacına uygun faaliyet ve çalışmalar yapmak ve
ihtiyaç sahibi vatandaşlara nakdî ve aynî yardımda bulunmak üzere her il ve
ilçede sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları kurulur.
(Değişik fıkra: 16/06/1989 - 3582/3
md.; Değişik fıkra: 01/12/2004-5263 S.K./19.mad) Mülkî idare amirleri vakfın tabii
başkanı olup, illerde belediye başkanı, defterdar, il millî eğitim müdürü,
il sağlık müdürü, il tarım müdürü, il sosyal hizmetler ve çocuk esirgeme
kurumu müdürü ve il müftüsü; ilçelerde belediye başkanı, mal müdürü, ilçe
millî eğitim müdürü, Sağlık Bakanlığının ilçe üst görevlisi, varsa ilçe
tarım müdürü ve ilçe müftüsü vakfın mütevelli heyetini oluşturur. Ayrıca
her faaliyet dönemi için, il dahilindeki köy ve mahalle muhtarlarının
valinin çağrısı üzerine yapacağı toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla
kendi aralarından seçecekleri birer muhtar üye ile ilde kurulan ve bu
Kanunda belirtilen amaçlara yönelik faaliyette bulunan sivil toplum
kuruluşlarının yöneticilerinin kendi aralarından seçecekleri iki temsilci
ve hayırsever vatandaşlar arasından il genel meclisinin seçeceği iki kişi;
ilçe dahilindeki köy ve mahalle muhtarlarının kaymakamın çağrısı üzerine
yapacağı toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile kendi aralarından
seçecekleri birer üye ile ilçede kurulu ve bu Kanunda belirtilen amaçlara
yönelik faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerinin
kendi aralarından seçecekleri bir temsilci ve hayırsever vatandaşlar
arasından il genel meclisinin seçeceği iki kişi mütevelli heyetinde görev
alırlar. İl veya ilçede bu Kanunda belirtilen amaçlara yönelik faaliyette
bulunan sivil toplum kuruluşu olmaması halinde, hayırsever vatandaşlar
arasından il genel meclisinin seçeceği üçüncü bir kişi daha mütevelli
heyetinde görev yapar.
Vakıf senetleri mahallin en büyük
mülki idare amiri tarafından Medeni Kanundaki hükümlere göre tescil ettirilir.
(Mülga fıkra:
01/12/2004-5263 S.K./19.mad)” şeklindeki düzenleme ile Sosyal Yardımlar
Genel Müdürlüğü’nün il ve ilçedeki faaliyetlerini, her ilde vali ve her ilçede ise
kaymakam başkanlığında oluşturulmuş Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Vakıfları aracılığıyla yürüttüğü belirtilmiştir. Yine Sosyal Yardımlar
Genel Müdürlüğü web sitesinde “SYDV’lerin (Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları) Yapısı” başlıklı bölümde “Sosyal Yardımlaşma
ve Dayanışma Vakıfları ile Genel Müdürlük arasında hiyerarşi olmayıp,
Vakıflar Özel Hukuk Tüzel Kişiliği şeklinde örgütlenmişlerdir.” denilmek
sureti ile vakıfların işlemlerinde özel hukuk hükümlerine tabi olduğu
hususuna açıklık getirtildiği görülmektedir.
02.08.2012 Gün ve 14036 Sayılı Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Fonunun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında
Yönetmelik’in 6. maddesinin d bendinde; “vakıflarda çalıştırılacak
personelin nitellikleri ile özlük hakları ve diğer hususlarda belirlenecek
kriterleri görüşmek ve karara bağlamak” 3294 sayılı yasanın 7. Maddesine
paralel şekilde fonun görevleri arasında sayılmıştır.
Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fon Kurulunun 2.8.2006 tarihli ve 2006/4
sayılı kararı ile, 5263 sayılı Sosyal yardımlaşma ve Dayanışma Genel
Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin (c)
bendi uyarınca hazırlanan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları
Personelinin Norm Kadro Standartları, Nitelikleri, Özlük Hakları ve Çalışma
Şartlarına İlişkin Esaslar yürürlüğe konulmuştur.
Tüm bu
yasal mevzuat çerçevesinde yapılan değerlendirme neticesinde; 3294 sayılı
Yasa ile, bir hizmet alanı kurularak yürütülmesi görevi Sosyal Yardımlaşma
ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Kurulu’na verildiği, daha sonra 5263 sayılı Yasa ile
3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununun
uygulanmasını sağlamak üzere Başbakanlığa bağlı Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Genel Müdürlüğü’nün kurulduğu; ancak, 633 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile bu genel müdürlüğün, Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü olarak
yeniden düzenlendiği ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na başlandığı;
31.12.2011 tarihi itibari ile de Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü ve bağlı
teşkilatın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet
göstereceği anlaşılmıştır.
Dava konusu olayda 28.09.2012 tarihli mülakatı yapan davalı
vakfın 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma
ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümlerine dayanılarak kurulan Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfı niteliğinde olduğu ve aynı kanunun 7.
Maddesi ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fon Kurulunun 2.8.2006
tarihli ve 2006/4 sayılı kararı çerçevesinde 28.09.2012 tarihli mülakatı
yaptığı, yapılan mülakat ve alınan sonucun vakıf mütevelli heyeti kararı
niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.
3294 sayılı
Kanun’a göre faaliyet gösterecek vakıfların mütevelli heyetleri
(çoğunlukla) belli kamu görevlilerinden oluşmasına rağmen, gerek 3294
sayılı Yasa’da, gerek 5263 sayılı Yasa ve gerekse 5263 sayılı Yasa’yı yürürlükten
kaldıran 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de söz konusu vakıfların kamu
tüzel kişiliği şeklinde kurulduğuna işaret eden özel bir düzenlemeye yer
verilmeyip, söz konusu vakıfların Medeni Kanun hükümlerine tabi olarak
kurulup faaliyette bulunmalarının öngörülmüş olması karşısında, vakıf çalışanlarının
işe alınması ve bu kişiler ile akdedilen belirli veya belirsiz süreli iş
sözleşmesinin tarafı olması bakımından kaymakamın, Yasadan kaynaklanan
vakıf başkanlığı nedeniyle işveren sıfatını taşıdığı kuşkusuzdur.
Olayda, davalı idare tarafından Vakfa personel alımı için
28.09.2012 günü mülakat yapıldığı, yapılan mülakata davacının da katıldığı;
davacı tarafından, yapılan mülakatın, gerekli
liyakatın araştırılmaması, mülakat puanlamasının sadece Hilvan Kaymakamı
tarafından yapılıp diğer üyelerin oyunun alınmaması, KPSS puanlarının
dikkate alınmaması, mülakat heyetinin yeterli sayı ve üye ile toplanmaması,
mülakat heyetinde bulunan kişilerin bulunması gereken kişileri olup
olmadığının denetlenmemesi, mülakatın önceden belirlenen yerde yapılmaması,
Hilvan Kaymakamı tarafından heyetin etki altında bırakılması nedenleri ile
hukuka aykırı olduğunun iddia edildiği ve bu
işlemin iptalini istemi ile dava açıldığı anlaşılmıştır.
Bu durumda; vakfa personel alımına ilişkin mülakatın, 3294
sayılı yasanın 7. Maddesi kapsamında vakıf mütevelli heyeti kararı ile
yapıldığı, 3294 sayılı yasa gereğince söz
konusu vakıfların Medeni Kanun hükümlerine tabi olarak kurulup faaliyette
bulunmalarının öngörülmüş olması nedeni ile dava
konusu işlemin kamu gücü kullanılmak suretiyle tesis edildiğinin kabulü
mümkün bulunmadığı sonucuna varılmakla; davanın görüm ve çözümünde adli
yargı yerinin görevli olduğu anlaşılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca yapılan başvurunun kabulü
ile İdare Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Şanlıurfa İdare Mahkemesi’nin 18.01.2013 gün ve 2012/4113 Esas sayılı
GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1417
KARAR NO : 2013/1605
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar:1-M.A.A.2-E.B.3-N.Ç.4-F.Y.5-C.Y.6-H.Y.7-N.S.8-E.Y.9-A.Y.10-L.Y.11-B.Y.12-Y.Y
Vekili :
Av. B.C.A. & Av. H.S.G. & Av. E.A.
Davalılar
: 1- Milli Eğitim Bakanlığı
Vekili :
Av. S.K.
2- İstanbul
İl Özel İdaresi
Vekili :
Av. A.E.
O L A Y :
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların Beylikdüzü ilçesi,
Gürpınar Mahallesi, 1040 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki
olduğunu, taşınmazın imar planında “okul yeri ” olarak ayrıldığını, taşınmazın
tapu kaydının davalılar adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek
yasal faizi ile birlikte davalı idarelerden müştereken ve müteselsilen
tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargıda dava açmıştır.
Davalı İstanbul İl Özel İdaresi vekili, süresi
içerisinde verdiği cevap dilekçesi ve ön inceleme duruşmasında görev
itirazında bulunmuştur.
BÜYÜKÇEKMECE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 26.02.2013 gün
ve E:2012/822 sayı ile davalı İstanbul İl Özel İdaresi vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalılardan İstanbul İl Özel
İdaresi vekilinin, idari yargı yararına
olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresinde verdiği dilekçe
üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13.maddesinin (c) bendi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem’’, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın, taşınmazın
bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının
(b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,"
hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek,
davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması
istemine ilişkin kısmı yönünden, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi
uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalılardan İstanbul İl Özel İdaresi vekilinin anılan Yasanın 10/2.
maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunmaları üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalılardan İstanbul İl Özel
İdaresi açısından, davanın, taşınmazın
bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı
yönünden, 2247 sayılı Yasa’nın 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği
ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava; davacıların İstanbul Beylikdüzü ilçesi, Gürpınar
Mahallesi, G21A03A3 pafta, 1040 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın hisseli
maliki olduğunu, taşınmazın imar planında “okul yeri” olarak ayrılmak
suretiyle kamulaştırmasız el atıldığını belirterek, taşınmazın tapu
kaydının davalılar adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydıyla, şimdilik 10.000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal
faizi ile birlikte davalı idarelerden müştereken ve müteselsilen tahsili
istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye
meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Beylikdüzü
İlçesi, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı Plan ve Proje Müdürlüğü 01.10.2012
günlü yazısı ile sözkonusu parsel; mer’i 1/5000 ve 1/1000 Ölçekli Gürpınar
Nazım ve Uygulama İmar Planlarında İlköğretim Tesis Alanı olarak planlanmış
olup; daha önce yürürlükte bulunan 06.10.2000 t.t.li 1/5000 ve 1/1000
Ölçekli Gürpınar Nazım ve İmar Planlarında da aynı fonksiyon içerisinde
İlköğretim Tesis Alanı olarak planlanmıştır.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu taşınmazın imar planında “İlköğretim Tesis Alanı” olup, kamulaştırmasız
el atılmış olması nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin
iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu
uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacıların hisseli maliki olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu
gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam
etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında
“spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı
tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak
hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, başvurusunun
kabulü ile davalılardan İstanbul İl Özel İdaresi vekilinin görev itirazının, Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk
Mahkemesince reddine ilişkin verilen kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin
tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden,
BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan İstanbul İl Özel İdaresi vekilinin
GÖREV İTİRAZININ, Büyükçekmece 1.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 26.02.2013 gün ve E:2012/822 sayılı REDDİNE
İLİŞKİN VERİLEN KARARIN KALDIRILMASINA 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1418
KARAR NO : 2013/1606
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun
özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil
ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini
istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : S.B.
Vekili : Av. B.B.
Davalı : Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. M.D.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; Türk Telekom A.Ş.Kayseri İl Müdürlüğü’nde sözleşmeli
teknisyen olarak görev yapan davacının 4046 sayılı Yasanın 22. Maddesi
uyarınca Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü Melikgazi İlçe Milli Eğitim
Müdürlüğü’ne atanması sırasında düzenlenen maaş nakil ilmühaberinin, ilişik
kesme tarihine kadar geçen süre içinde 4 defa verilen ikramiye tutarının ve
40+40 olarak da bilinen denge tazminatının davacının maaş nakil
ilmühaberindeki maaşına ilave edilmemesi deneniyle, nakil tarihine göre
ikramiyelerin ve ek ödemelerin yeniden hesaplanarak maaş nakil
ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi talebinin, davalı kurum tarafından
zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile davacının, davalı şirkete konu
ile ilgili yapılan başvuru tarihi itibariyle eksik ödenen farkın yasal
faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle 05.12.2011
tarihinde idari yargıya dava açmıştır.
Davalı
vekilince birinci savunma dilekçesinde, davanın adli yargının görev alanına
girdiği öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.
KAYSERİ 1. İDARE MAHKEMESİ: 26.02.2013 gün ve
E:2013/101 sayı ile, imtiyaz Sözleşmesi ile bir kamu hizmetini yürütmek
hakkını elde eden davalı şirkete, devir sonrasında yetişmiş personel
yetersizliği nedeniyle doğabilecek aksaklıkların önüne geçilebilmesi için,
406 sayılı Yasa hükümleri ile tanınan ayrıcalıkların sonucu olarak bünyesinde
belli süre ile çalışmaya devam eden söz konusu personelin kamu kurumlarına
naklen atanmasının sağlanması amacıyla kimi görevler yüklendiği; bu
görevler kapsamında 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirket tarafından,
hak sahibi personelinin Devlet Personel Başkanlığı'na bildirilmesi,
bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı
parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi,
personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemlerin bulunduğu; bu durumda,
imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili
kılınması nedeniyle diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olarak kimi
kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı Yasa
hükümleri ile, kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ile ilgili
olarak bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri
kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu
işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu
gerekçesiyle, davalı idarenin görev itirazının reddine ve Mahkemelerinin
görevliliğine karar vermiştir.
Davalı
vekilince süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası
ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel"
olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan
Türk Telekom'un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş
yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve
sermayesindeki kamu payı %50' nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu
niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu; özelleştirme kapsamında bulunan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55'i,
Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketinin" % 55 oranındaki Hissesinin Blok
Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe
Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış
Sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'ne satıldığı; Anayasa'nın 128.
maddesinde, "Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel
kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görülür" hükmünün yer aldığı; 406 sayılı Yasa'nın
Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci
fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde
ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a)
bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen
asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde
Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için
Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret,
harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali
ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır..." hükmünün yer
aldığı; bu duruma göre, davalı Türk Telekom hisselerinin devrinin fiilen
gerçekleştiği tarihten sonra davacı ile davalı şirket arasındaki uyuşmazlığın,
01/01/2006 tarihinden itibaren yeni nakil belgesi düzenleninceye kadar
geçen süre içinde tahakkuk eden zam ve tazminatlar ile maaş nakil
ilmühaberinin düzenlendiği tarihinden itibaren ödenmesi gerektiği halde
ödenmeyen eksik ücretlerinin yasal faizi ile ödenmesi ve davalının redde
ilişkin işleminin iptali talebinden kaynaklandığı; öte yandan, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari Dava Türleri ve İdari Yargı
Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:
"a) (Değişik: 8.6.2000-4577/5md) idari işlemler hakkında yetki, şekil,
sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından
dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal
davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik:
18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar."ın İdari dava türleri
olarak sayıldığı, kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceği; dolayısıyla, davanın
açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.nin davalı olması karşısında, ortada idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmenin
olanaksız olduğu; belirtilen tüm bu hususlara göre, daha önce davalı
şirkette görev yapmış olan davacı ile özelleştirilen kuruluş arasındaki uyuşmazlık
konusu davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı
yerinin görevli bulunduğu; bu nedenlerle, 2247 sayılı Kanun'un 10 ve 13.
maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ,
Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan
11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; davalı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından,
görev uyuşmazlığının esası incelenmelidir.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine
ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin
(b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom
çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim
Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde bu kuruluşta çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi
ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı
tarafından; maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yapılan
başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine
karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu
kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan
sözetmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre
görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Kayseri 1.İdare Mahkemesinin
Görevlilik Kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Kayseri 1. İdare
Mahkemesinin 26.02.2013 gün ve E:2013/101 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1420
KARAR NO : 2013/1608
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1-H.İ.T., 2-F.T.
Vekili :
Av. S.A.Y.
Davalı :
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. E.S.D.
O L A Y : Davacılar vekili,
dava dilekçesinde, müvekkillerinin Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, Yakacık
Mahallesi, 60058 Ada, 1 Parselde kayıtlı taşınmazın hissedar olarak
malikleri olduğunu, sözkonusu taşınmazın imar planında fuar alanı olarak
ayrıldığını, taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek, fazlaya
ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik
1.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsili ve taşınmazın
davalı adına tescili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili
süresi içinde verdiği dilekçede özetle, taşınmaza fiilen el atılmadığını,
imar planına dayalı olarak açılan tazminat davalarının görüm ve çözüm
yerinin idare mahkemeleri olduğunu ileri sürerek görev itirazında
bulunmuştur.
ANKARA 10. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 7.5.2013 gün ve
E:2012/701 sayı ile, Mahkemelerinin görevli olduğuna, karar vermiştir.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği
Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava
dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya
sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının
zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da,
idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların
tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve
13.maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına
konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka
uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari
yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde
yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla davanın taşınmazın bedelinin
tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı Yasanın
2.maddesinin 1.fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, nitekim,
11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6487 sayılı
Kanun’un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6’ncı maddesinde
değişiklik yapan 21’inci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi
hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra
idari yargıda dava açılabilir.” Hükmüne yer verilmek suretiyle “hukuki el
atma” olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet
hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve
çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörüldüğü, bu nedenle
2247 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
10. maddede öngörülen biçimde “davanın taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden” olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR
PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmaza, imar
planında fuar alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla;
işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 1.000,00 TL’nin davalı idareden
tahsili, taşınmazın davalı lehine tapudan terkini istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini,
yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve
alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını,
gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak
yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay
tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili
idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan
edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar
valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında fuar alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen
el atılmadığı ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile bu tür yerlerin
bedelinin ödeneceğine karar verildiği, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın
bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı
idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade
ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın
bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma
göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın
tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma
alanı” nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin
kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi
nezlinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942
sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının
iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa
Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”…
Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir
eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar
planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği
taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken
kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği
söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için
taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine
tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu
olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte
kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan
bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak,
davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda
bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el
atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan
zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu
edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava,
itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir.
Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı
merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak
çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş
içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince
yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle
oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı”
olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat
davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısım yönünden
başvurusunun kabulü ile, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
vekilinin görev itirazının, Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine
ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısım yönünden BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile,
davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ,
Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 7.5.2013 gün ve E:2012/701 sayılı
REDDİNE İLİŞKİN KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1422
KARAR NO : 2013/1610
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1-A.U., 2-A.U., 3-A.U.
Vekili :
Av. E.A.
Davalı :
Bağcılar Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Ş.A.
O L A Y : Davacılar vekili,
dava dilekçesinde, müvekkillerinin İstanbul İli, Bağcılar İlçesi, Hürriyet
Mahallesi, 15 (F21C22B4C) Pafta, 1261 Parselde kayıtlı taşınmazın hissedar
olarak malikleri olduğunu, sözkonusu taşınmazın imar planında kısmen sosyal
kültürel tesis alanı ve kısmen yol olarak ayrıldığını, taşınmaza
kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin her türlü
talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 30.000,00 TL tazminatın
yasal faizi ile birlikte tahsili ve taşınmazın davalı adına tescili
istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Bağcılar Belediye Başkanlığı vekili süresi içinde
verdiği dilekçede özetle, taşınmaza fiilen el atılmadığını, imar planına
dayalı olarak açılan tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare
mahkemeleri olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.
Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi: 12.6.2012 gün ve
E:2012/186, K:2012/259 sayı ile dava konusu taşınmazın davalı tarafından
kamulaştırılmadığı, davalı idarece 3194 Sayılı Kanun uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planında kısmen yol ve kısmen
sosyal tesis alanında kaldığı, davanın, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması
sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik olduğu, 2577 Sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b maddesinde yer alan “idari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları” kapsamında olup, idari yargı yerince
çözümlenmesi gerektiği anlaşılmış, yargı yolu itirazının kabulü gerektiği
gerekçesiyle oluşan yargı yolu nedeniyle reddine karar vermiş, bu karar
davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 24.1.2013 gün ve E:2012/20390,
K:2013/929 sayı ile, dava konusu taşınmazın imar planında kısmen yol,
kısmen sosyal kültürel tesis alanı olarak belirlendiği ve davalı idarece el
atılmadığının tespit edildiği, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel
Kurulunun 16.05.1956 gün ve 1/6 sayılı kararı uyarınca taşınmazın aynına
ilişkin bu tür davaların bu dosyaya özgü verilmiş uyuşmazlık mahkemesi
kararı bulunmadığı sürece adli yargıda görülmesi gerektiği, Yargıtay Hukuk
Genel Kurulunun benzer konudaki 15.12.2010 gün ve 201/5-662/651 sayılı
kararı uyarınca imar planında yol ve sosyal kültürel tesis alanı gibi kamu
hizmetine ayrılmış bulunan yerlere el atılmamış olsa dahi bedeline
hükmedileceğine ilişkin kararı da gözetilerek, 3194 sayılı İmar Kanununun
10. maddesi amir hükmü uyarınca 1/1000 ölçekli uygulama imar planının
kesinleştiği tarihten itibaren 5 yıl içinde ayrılma amacına uygun olarak
kamulaştırma görevinin yerine getirilmemesi ve malikin mülkiyet hakkının
süresi belirsiz şekilde kısıtlanması nedeniyle taşınmaz bedelinin ödenmesi
gerektiği, bu itibarla taşınmazın imar planında sosyal donatı alanı olarak
ilk ayrıldığı tarih ve sorumlu idare de belirlenip, işin esasına girilerek,
sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, mahkemesinin görevsizliğine karar
verilmesinin, doğru görülmediği, davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde
olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428. maddesi gereğince
bozulmasına karar vermiş, mahkemelerince bozma kararına uyulmuştur.
BAKIRKÖY 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 5.6.2013 gün ve
E:2013/158 sayı ile, Yargıtay bozma ilamı usul ve yasaya uygun
bulunduğundan uyulmasına karar vermiştir.
Davalı Bağcılar Belediye Başkanlığı
vekilinin idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği Danıştay
Başsavcılığına gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava
dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya
sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının
zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da,
idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların
tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve
13.maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına
konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka
uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari
yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde
yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla davanın taşınmazın bedelinin
tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı Yasanın 2.maddesinin
1.fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları hükmü
gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, nitekim, 11.6.2013
günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6487 sayılı Kanun’un 2942
sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6’ncı maddesinde değişiklik yapan
21’inci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi
kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra
idari yargıda dava açılabilir.” Hükmüne yer verilmek suretiyle “hukuki el
atma” olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet
hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve
çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörüldüğü, bu nedenle
2247 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
10. maddede öngörülen biçimde “davanın taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden” olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmaza, imar
planında kısmen sosyal kültürel tesis alanı ve kısmen yol alanı olarak
ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydıyla; işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik
30.000,00 TL’nin davalı idareden tahsili, taşınmazın davalı lehine tapudan
terkini istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini,
yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve
alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını,
gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında kısmen sosyal kültürel tesis alanı ve kısmen
yol alanı olarak kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı ancak
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile bu tür yerlerin bedelinin
ödeneceğine karar verildiği, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın
bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı
idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade
ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın
bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma
göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın
tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma
alanı” nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin
kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi
nezlinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942
sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının
iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa
Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”…
Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir
eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar
planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği
taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken
kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği
söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için
taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine
tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu
olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte
kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan
bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak,
davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda
bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el
atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan
zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu
edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava,
itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir.
Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı
merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak
çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş
içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince
yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle
oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı”
olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat
davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk
Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son
olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603,
K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan
‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari
yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısım yönünden
başvurusunun kabulü ile, davalı Bağcılar Belediye Başkanlığı vekilinin
görev itirazının, Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin
kararın kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısım yönünden BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile,
davalı Bağcılar Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Bakırköy 4.
Asliye Hukuk Mahkemesinin 5.6.2013 gün ve E:2013/158 sayılı REDDİNE İLİŞKİN
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1423
KARAR NO : 2013/1611
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.D.
Vekili :
Av. U.C.
Davalılar
: 1- Yenimahalle Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. C.G.
2-
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. A.K.
O L A Y : Davacı vekili, dava
dilekçesinde, müvekkinin Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, Alacaatlı
Mahallesi, 60945 Ada, 6 Parselde kayıtlı taşınmazın hissedar olarak maliki
olduğunu, sözkonusu taşınmazın imar planında kentsel çalışma alanı olarak
ayrıldığını, taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek, fazlaya
ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik
1.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsili ve taşınmazın davalı
adına tescili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalılar Yenimahalle Belediye Başkanlığı ve Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilleri süresi içinde verdikleri dilekçede
özetle, taşınmaza fiilen el atılmadığını, imar planına dayalı olarak açılan
tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğunu
ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.
ANKARA 13. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 18.7.2013 gün ve
E:2012/645 sayı ile, Mahkemelerinin görevli olduğuna, karar vermiştir.
Davalılar Yenimahalle Belediye Başkanlığı ve Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekillerinin
idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi
içinde verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına
gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava
dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya
sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının
zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da,
idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların
tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve
13.maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına
konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka
uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari
yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde
yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla davanın taşınmazın bedelinin
tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı Yasanın
2.maddesinin 1.fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, nitekim,
11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6487 sayılı
Kanun’un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6’ncı maddesinde
değişiklik yapan 21’inci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi
hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların
uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3.5.1985 tarihli
ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler
tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir.” Hükmüne yer verilmek
suretiyle “hukuki el atma” olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme
sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat
davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun
öngörüldüğü, bu nedenle 2247 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün
Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık YILDIZ, Nurdane
TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla yapılan
11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
10. maddede öngörülen biçimde “davanın taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden” olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR
PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacının hissedar olduğu taşınmaza, imar planında
kentsel çalışma alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla;
işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 1.000,00 TL’nin davalı idareden
tahsili, taşınmazın davalı lehine tapudan terkini istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini,
yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve
alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını,
gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili
idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan
edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar
valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında kentsel çalışma alanında kaldığı, taşınmaza
idarece fiilen el atılmadığı ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile
bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiği, kamulaştırmasız el
atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği;
davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak
tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar
olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup,
belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda
uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi
gerekmektedir.
Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma
alanı” nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin
kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi
nezlinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942
sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının
iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa
Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”…
Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir
eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar
planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği
taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken
kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği
söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için
taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine
tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu
olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte
kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan
bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak,
davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda
bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el
atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan
zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu
edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava,
itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir.
Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı
merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak
çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş
içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince
yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle
oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı”
olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat
davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine
yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan
‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari
yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısım yönünden
başvurusunun kabulü ile, davalılar Yenimahalle Belediye Başkanlığı ve
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Ankara
13. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısım yönünden BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile,
davalılar Yenimahalle Belediye Başkanlığı ve Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin
18.7.2013 gün ve E:2012/645 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1425
KARAR NO : 2013/1613
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle
başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi
istemiyle yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali
istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
H.K.
Vekili : Av. A.K.
Davalı : Türk Telekom A.Ş.
Vekili :
Av. M.Ş.
O L A Y
: İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen davacı, 1.6.2006 tarihinde Burdur Adliye SaR.ı
Müdürlüğü emrine atanmıştır.
Davacı
19.10.2010 tarihli dilekçesiyle, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesini
istemiş; bu isteği zımnen reddedilmiştir.
Davacı vekili; davalı idarenin zımni ret işleminin
iptaline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
Isparta İdare Mahkemesi: 22.3.2011 gün ve
E:2011/71, K:2011/221 sayı ile, iptali istenilen işlemin tesis edildiği
tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekom
A.Ş.’nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine
göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varıldığı gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu
karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Danıştay
5. Daire Başkanlığı: 28.12.2011 gün ve E:2011/6152, K:2011/8205 sayı ile,
imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili
kılınması nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olarak kimi
kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı Yasa
hükümleri ile, kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ilgili olarak
bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri
kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu
işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu
sonucuna varılmakta olduğu aksi yöndeki kararda isabet görülmediği
gerekçesiyle davacının temyiz isteminin kabulüyle İdare Mahkemesince
verilen kararın bozulmasına karar vermiş, Mahkemece bozma kararına
uyulmuştur.
Davalı
vekilince birinci savunma dilekçesinde, davanın adli yargının görev alanına
girdiği öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.
ISPARTA İDARE MAHKEMESİ: 22.3.2012 gün ve
E:2012/326 sayı ile, 406 sayılı Yasa'nın Ek 29. maddesinin yukarıda yazılı
hükümleri uyarınca, kamu kurumuna nakil hakkı bulunan personelden hizmet
sözleşmesi feshedilenlerin 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesi uyarınca
yeniden kamu personeli statüsüne girdiğinde kendilerine ödenecek ücretin
hesaplanması görevinin idari nitelik taşıdığı, bu hesaplama konusunda T.
Telekomünikasyon A.Ş.'nin görevli kılındığı, anılan şirketin belirlediği
atamaya esas ücrete göre personele atandığı kurumda ödenecek maaşın tespit
edilecek olması dolayısıyla T. Telekomünikasyon A.Ş. tarafından düzenlenen
maaş nakil ilmühaberinin kamu görevlisi olan kişinin hukukunu etkilemesi,
öte yandan davacının kamu kurumuna atanmasıyla kamu personeli statüsüne
girmesi karşısında, kamu görevlisinin maaşının hatalı hesaplandığı
iddiasına dayandırılan ve bu nedenle maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi
istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin bir idari uyuşmazlık
yarattığı kuşkusuz olup bu nedenle bu işlemin iptali ile parasal hak
istemiyle açılan davanın görülmesi ve çözümlenmesi görevinin idari yargıya
ait olduğu, gerekçesiyle, davalı idarenin görev itirazının reddine ve
Mahkemelerinin görevliliğine karar vermiştir.
Davalı
vekilince süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosya
örneği ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel"
olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan
Türk Telekom'un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş
yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve
sermayesindeki kamu payı %50' nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu
niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu; özelleştirme kapsamında bulunan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55'i,
Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketinin" % 55 oranındaki Hissesinin Blok
Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe
Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış
Sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'ne satıldığı; Anayasa'nın 128.
maddesinde, "Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel
kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görülür" hükmünün yer aldığı; 406 sayılı Yasa'nın
Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci
fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde
ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a)
bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen
asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde
Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için
Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret,
harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali
ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır..." denilmek
suretiyle yasa koyucu tarafından Türk Telekom'da çalışan kapsam dışı
personelin, kamu personeli sayıldığı; bu duruma göre, davalı Türk Telekom
hisselerinin devrinin fiilen gerçekleştiği tarihten sonra davacıyla davalı
Şirket arasındaki uyuşmazlığın, bir özel hukuk ilişkisi niteliğini
taşıdığı, öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
"İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2.
maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: "a) (Değişik:
8.6.2000-4577/5md) idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve
maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri
için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.)
Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar
hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari
sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin
davalar."ın İdari dava türleri olarak sayıldığı, kural olarak, idari
yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara
bakılabileceği; dolayısıyla, işlemin tesis edildiği tarihte davalı
mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.nin
davalı olması karşısında, ortada idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmenin olanaksız olduğu; belirtilen tüm bu
hususlara göre, daha önce davalı şirkette görev yapmış olan davacının
isteminin; özelleştirilen kuruluş tarafından reddedilmesi üzerine açılan
davanın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin
görevli bulunduğu; bu nedenlerle, 2247 sayılı Kanun'un 10 ve 13. maddeleri
gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME:Dosya örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı vekilinin
anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev
itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen
biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvurunun zımnen
reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin
devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk
Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan
hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar
ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak
kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı
personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır…”
denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel
hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş
mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere
ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmüne
yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 29.1.2000
tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004 tarihleri
arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yapılan başvurusunun zımnen reddine
ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu
kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan
söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre
görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Isparta İdare Mahkemesinin
Görevlilik Kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Isparta İdare
Mahkemesinin 22.3.2012 gün ve E:2012/326 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1429
KARAR NO : 2013/1617
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Davacıya ait bulunan
ve ruhsatsız olduğu iddia edilen gecekondu ve dükkanların, imar planında
imar yolu üzerinde kalması nedeniyle yıktırılmasından dolayı uğranıldığı
öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Z.K.’ye vekaleten H.K.
Vekili :
Av. H.T.K.
Davalı :
Altındağ Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. E.G.
O L A Y :
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin Ankara ili, Altındağ ilçesi,
Gültepe Mah. 6862 ada, 26 parselde bulunan arsa üzerinde gecekondu ve ek
binaları ile diğer müştemilatların; Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında
kamulaştırma yapılmadan, herhangi bir bedel ödenmeden,08.05.2012 tarihinde
davalı Altındağ Belediyesi tarafından tamamen yıkıldığını, yıkımdan önce
Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/48 D.iş sayılı dosyası ile davaya
konu yerde keşif yapıldığını, sonuçta levazım bedelleri ile toplam
maliyetin 52.400,90 TL olarak, ağaçların değerinin ise 4.800,00 TL olarak,
hesaplanan enkaz bedelinin ise 3.175,81 TL olarak belirlendiğini ifade
ederek; toplam 60.376,71 TL’nin yasal faiziyle birlikte dayalıdan tahsiline
karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı
Altındağ Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap
dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi; 20.03.2013 gün ve E:2012/387 sayı ile, davalı
Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar
vermiştir.
Davalı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkartılması yolundaki süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine,
dava dosyası Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; “…5393 sayılı Belediye Kanunu'nun "Kentsel dönüşüm ve
gelişim alanı" başlıklı 73. maddesinde; Büyükşehir belediye ve mücavir
alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye
büyükşehir belediyelerinin yetkili olduğu, Büyükşehir belediye meclisince
uygun görülmesi halinde ilçe belediyelerinin kendi sınırları içinde kentsel
dönüşüm ve gelişim projelerini uygulayabileceği, Büyükşehir belediyeleri
tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her
ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma
izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar
Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir
belediyelerinin yetkili olduğu, kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında
bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma
yolunun esas olduğu, kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki
gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu
Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar
Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak
sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim
proje alanında haklarının verileceği, 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen
gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedellerinin verileceği veya belediye
imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa
veya konut satışı yapılabileceği, Belediyenin, kentsel dönüşüm ve gelişim
projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar
uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve
bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını
esas alan uygulamalar yapmaya yetkili olduğu hükmü yer almıştır.
Uygulama
ve öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu
gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak tanımlanmaktadır. Bu
tanıma göre, idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca
tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar
planları, kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri, bu projeler uyarınca tesis
edilen imar uygulamaları, konut tahsisi ve satışı, kamulaştırma, arsa payı
tahsisi gibi bireysel işlemler, "idari işlem"; bu imar planı ve
projeler uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun
için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki
hareketsizlikleri de, idari eylem niteliği taşımaktadır.
Dosyanın
incelenmesinden; Altındağ İlçesi, Gültepe Mahallesi, 6862 ada, 26 parsel
sayılı taşınmazın 197/381 payının davacıya ait olduğu ve taşınmaz üzerinde
davacıya ait yapı, müştemilat ve ağaçların bulunduğu, bölgede 2981 sayılı
Yasa uyarınca yapılan parselasyon işlemi sonucunda davacının payına
karşılık davacıya 23653 ada, 1 sayılı parselden pay verildiği, davacıya ait
yapı ve müştemilatın bulunduğu taşınmazın kentsel dönüşüm projesi
uygulanacak alanda kalması nedeniyle, yapının boşaltılarak tasfiyesinin
yapılmasının gerektiğinin davalı idarenin 09.04.2012 günlü, 761 sayılı
yazısı ile davacıya bildirildiği ve daha sonra da yapının tasfiyesinin
08.05.2012 tarihinde davalı idarece yapıldığı, 09.05.2012 günlü, 481 sayılı
belediye encümeni kararı ile de sözkonusu yapının ruhsatsız olduğundan bahisle
yıktırılmasına karar verildiği, davacı tarafından, imar uygulaması sonucu
yıktırılan binanın bedelinin ödenmediğinden bahisle, tazminat istemiyle
bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda,
davacıya ait yapının bulunduğu taşınmazdaki davacının payına karşılık 2981
sayılı Yasa uyarınca davacıya başka bir parselden pay tahsis edildikten
sonra, yapıya yönelik olarak herhangi bir bedel ödenmeksizin 5393 sayılı
Yasa hükmü uyarınca kentsel dönüşüm projesi kapsamında kalan yapının
yıktırılması nedeniyle uğranıldığı öne sürülen zarar, davalı idarenin Kentsel
Dönüşüm Projesinin uygulanması sırasında kamu gücüne dayanılarak, re'sen ve
tek yanlı şekilde tesis ettiği işlemlerden kaynaklanmaktadır. Davacı
tarafından, Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/48 sayılı Değişik Iş
sayılı dosyasında yaptırılan tespit sonucu bilirkişi raporu ile yıktırılan
bina ve ağaç için tespit edilen bedel dava konusu edilmişse de, ortada
davalı idarece 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında tesis edilmiş bir
işlem bulunmaması nedeniyle, uyuşmazlık bedel artırım davası niteliğinde
bulunmamaktadır.
Bu durumda; davacıya ait yapının Ankara Altındağ Gültepe
4. Etap Kentsel Yenileme Projesi kapsamında kalması nedeniyle yıktırılması
sonucunda tazminat istenilmesine ilişkin bulunan davanın, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu’nun 2'nci maddesinin l'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü
gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiğini” belirterek 2547 sayılı
Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine’’ karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde
2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı
Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Altındağ Belediye Başkanlığı açısından 10.
maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Ankara ili, Altındağ ilçesi, Gültepe Mahallesi,6862 ada,26 parselde bulunan
arsa üzerinde yer alıp davacıya ait olan gecekondu ve ek binalar ile diğer
müştemilatların Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında davalı idare tarafından
kamulaştırma işlemi yapılmaksızın ve herhangi bir bedel ödenmeksizin
tamamen yıktırılması sonucu uğranıldığı iddia edilen zararın tazmini
istemiyle açılmıştır.
5393
sayılı Belediye Kanunu’nun ‘’Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı’’ başlıklı
73.maddesinde; Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel
dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyelerinin
yetkili olduğu, Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe
belediyelerinin kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim
projelerini uygulayabileceği, Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak
kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı,
parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm
imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda
belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyelerinin
yetkili olduğu, kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan
yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolunun esas
olduğu, kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul
sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına
Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir
Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş
kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında
haklarının verileceği, 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu
sahiplerine enkaz ve ağaç bedellerinin verileceği veya belediye imkanları
ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut
satışı yapılabileceği, Belediyenin, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini
gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan
alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden
hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan
uygulamalar yapmaya yetkili olduğu hükmü yer almıştır.
Kamu
idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek
yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari
işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak tanımlanmaktadır.
Bu
tanıma göre, idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca
tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar
planları, kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri, bu projeler uyarınca tesis
edilen imar uygulamaları, konut tahsisi ve satışı, kamulaştırma, arsa payı
tahsisi gibi bireysel işlemler, "idari işlem"; bu imar planı ve
projeler uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun
için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki
hareketsizlikleri de, idari eylem niteliği taşımaktadır.
Olayda,davacıya
ait yapının bulunduğu taşınmazdaki davacının payına karşılık 2981 sayılı
Yasa uyarınca davacıya başka bir parselden pay tahsis edildikten sonra,
yapıya yönelik olarak herhangi bir bedel ödenmeksizin 5393 sayılı Yasa
hükmü uyarınca kentsel dönüşüm projesi kapsamında kalan yapının
yıktırılması nedeniyle uğranıldığı öne sürülen zarar, davalı idarenin
Kentsel Dönüşüm Projesinin uygulanması sırasında kamu gücüne dayanılarak,
re'sen ve tek yanlı şekilde tesis ettiği işlemlerden kaynaklanmaktadır.
Davacı
tarafından, Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/48 sayılı Değişik Iş
sayılı dosyasında yaptırılan tespit sonucu bilirkişi raporu ile yıktırılan
bina ve ağaç için tespit edilen bedel dava konusu edilmişse de, ortada
davalı idarece 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında tesis edilmiş bir
işlem bulunmaması nedeniyle, uyuşmazlık bedel artırım davası niteliğinde bulunmamaktadır.
Bu
durumda; davacıya ait yapının Ankara Altındağ Gültepe 4. Etap Kentsel
Yenileme Projesi kapsamında kalması nedeniyle yıktırılması sonucunda
tazminat istenilmesine ilişkin bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu’nun 2'nci maddesinin l'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan
yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenle, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun kabulü ile davalı Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazının, Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı
Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN
Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 20.03.2013 gün ve E:2012/387 sayılı
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1432
KARAR NO : 2013/1620
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı :
H.Ş.
Vekili : Av. M.Ö.
Davalı : Tarsus Belediye Başkanlığı
Vekilleri
: Av. E.S.S., Av. A.Ö.
O L A Y : Davacı vekili, müvekkilinin hissedarı
olduğu, Mersin ili, Tarsus ilçesi, Yeni mahalle, 3291 ada, 1 parsel sayılı
taşınmazın "Resmi Bina Alanı" olarak imar gördüğünü ancak aradan
5 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen kamulaştırma yapılmadığını; taşınmaza
fiili bir müdahale olmadığını, üzerinde davalıya ait herhangi bir yapı
bulunmadığını; ancak tahsis nedeniyle, müvekkilinin taşınmazında mülkiyet
hakkının kendisine bahşettiği haklarını kullanamadığını; bu durumun
"Hukuk Güvenliği"ni zedelediğini; uzun yıllar programa alınmayan
imar planının fiilen hayata geçirilmemesi nedeni ile kamulaştırma yapmayan
davalı idarenin, müvekkilin taşınmazı üzerindeki tasarruf hakkını belirsiz
bir süre için kullanılamaz hale getirdiği, dolayısıyla müvekkilinin
taşınmazdan mülkiyet hakkının özüne uygun şekilde yararlanma olanağının
kalmadığını, mülkiyet hakkının hukuksal bir nedene dayanılmadan idarece
engellendiğini; malikin taşınmaz üzerindeki egemenliğinin hukuk düzeninin
sınırları içinde 3. kişilere karşı korunmuş ve 4721 Sayılı Türk Medeni
Kanununun 683. maddesinde malike, hukuka aykırı olarak müdahalenin
önlenmesini isteme hakkının tanınmış olduğunu; bir kişinin taşınmazına
eylemli olarak el atıp tamamen veya kısmen kullanılmasına engel olunması
ile imar uygulaması sonucu o kişinin mülkiyetinde olan taşınmaza hukuken
kullanmaya engel sınırlamalar getirilmesi arasında sonucu itibariyle bir
fark bulunmadığını; bu itibarla, kamulaştırmasız el koyma olgusunun
varlığının doğal sonucu olarak, idarenin hukuka aykırı eylemi ile mülkiyet
hakkı engellenen taşınmaz mal sahibi müvekkilinin, dava yolu ile
kamulaştırmasız el koyma hükümleri doğrultusunda mülkiyetin bedele
çevrilmesini, eş söyleyiş ile idareden değer karşılığını verilmesini
isteyebileceğini; kamulaştırmasız el atmalarda Yargıtay "fiili el
atma" şartını aramakta iken, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun,
15.12.2010 tarih ve 2010/5-662 Esas, 2010/651 Karar sayılı kararı ile imar
planı mağdurlarının mağduriyetlerini giderecek bir çözüm üretmiş olduğunu;
bu nedenle kamulaştırmasız el atma sebebiyle taşınmazın bedelinin tazmini
açısından dava açmak gereğinin doğduğunu ifade ederek; fazlaya dair hakları
saklı kalmak kaydıyla, müvekkilinin hissesi karşılığında 1.000,00 TL’nin
dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini
istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı idare vekili süresi
içerisinde görev itirazında bulunmuştur.
TARSUS
3.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:5.3.2013 gün ve E:2012/447 sayı ile, görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı
vekilinin, davanın imar
mevzuatı hükümleri çerçevesinde idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden
bahisle idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava
dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve
Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü
kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu
tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca
tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar
planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek
yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah
imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu
imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun
için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki
hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın
incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında resmi bina alanı olarak
ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin
anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacının taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010
günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak
nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna
ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın
malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku
bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici
nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin
bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve
imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı
idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki
hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari
işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari
Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan
yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının
denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev
alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış
oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın
13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi
istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın
27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin anılan
Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev
itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacının hissedarı bulunduğu taşınmazına, imar
planında resmi kurum alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; 1.000
TL tazminatın faiziyle birlikte tahsili istemiyle
açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde
Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar
planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti
esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini
yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir
alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Dava
dosyasının incelenmesinden; dava konusu taşınmazın ilk olarak 11.11.1982
tarihli imar ve İskan Bakanlığı Planlama ve İmar Genel Müdürlüğü tarafından
yapılan 1/1000’lik İmar Planında, daha sonra ise 25.10.1996 tarih ve
12/6-1(19) sayılı Meclis kararı ile onaylanan 1/1000’lik Revizyon Uygulama
İmar Planında kamu hizmetine (Resmi Kurum alanı) ayrılmış olduğu
anlaşılmıştır.
Olayda,
davacının hissedar olduğu taşınmazının, imar planıyla resmi kurum alanı
kullanımında kaldığı, aradan uzun süre geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı,
taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle
taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın
konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak
tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacıya ait
taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup,
belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda
uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi
gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara
maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının
imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle,
tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve
tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda
açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin
görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli,
idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını
kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar
bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince
yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle
oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı”
olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı
tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci
Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586)
“…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların
özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve
hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının
ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu,
Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği
anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son
olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E:2013/603,
K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan
‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari
yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı
vekilinin görev itirazının, Tarsus 3.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine
ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ
REDDİNE ilişkin Tarsus 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 5.3.2013 gün ve
E:2012/447 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1433
KARAR NO : 2013/1621
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında; idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.C.
Vekili : Av.A.K.
Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekili :
Av.M.Ş.
O L A Y
: Davalı Kuruluşta görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi
ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen davacı, 29.08.2006 tarihinde Isparta Eğirdir Orman
İşletme Müdürlüğü emrine atanmıştır.
Davacı
18.9.2010 tarihli dilekçesiyle, maaş nakil bildiriminin düzeltilmesini
istemiş; bu isteği zımnen reddedilmiştir.
Davacı vekili; davalı idarenin zımni ret işleminin
iptaline, eksik ve yanlış hesaplanan maaş nakil bildiriminin düzeltilmesine
ve aradaki farkın yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar
verilmesi istemiyle 17.12.2010 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı
vekilince birinci savunma dilekçesinde, davanın adli yargının görev alanına
girdiği öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.
Isparta
İdare Mahkemesi:22.3.2011 gün ve E:2010/1168, K:2011/222 sayı ile, Türk
Telekom A.Ş.'de kapsam dışı personel olarak görev yapmakta iken 4046 sayılı
Kanun uyarınca Isparta ili, Eğirdir Orman İşletme Müdürlüğü emrinde memur
olarak göreve başlayan davacının, maaş nakil ilmühaberinin ilişik kesme
tarihine kadar geçen süre içinde Devlet Memurlarına yapılan zam ve %2,32
enflasyon farkı, en son aldığı maaş, ikramiye farkı ve denge tazminatları
nazara alınmak suretiyle yeniden düzenlenmesi istemiyle yapmış olduğu
başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ve 22.07.2010 tarihinden
itibaren yanlış düzenlenen maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesine ve
aradaki farkın yasal faizi ile birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi
istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı; incelenen uyuşmazlıkta
davalının özel hukuk tüzel kişisi olması karşısında idari yargının yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız
olduğundan işbu davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu
sonucuna varıldığı; nitekim Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 05.07.2010 tarih ve
E:2010/56 tarih ve K:2010/157 sayılı kararının da bu yönde olduğu
gerekçesiyle; davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Yasası'nın 15/1 -a
maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, bu kararın
temyiz edilmesi üzerine Danıştay 5.Dairesi 28.12.2011 gün ve E:2011/5679,
K:2011/8206 sayı ile; imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle
görevli ve yetkili kılınması nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden
farklı olarak kimi kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406
sayılı Yasa hükümleri ile, kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli
ile ilgili olarak bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin,
belirtilen görevleri kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde
olduğu ve bu işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının
görevinde bulunduğu sonucuna varılmakta olup, aksi yöndeki kararda hukuki
isabet görülmediği gerekçesiyle; davacının temyiz isteminin kabulüyle
Isparta İdare Mahkemesi'nce verilen 22.3.2011 tarihli, E:2010/1168,
K:2011/222 sayılı kararın 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49.
maddesinin 1/c fıkrası uyarınca bozulmasına karar vermiştir. Bunun üzerine;
ISPARTA İDARE MAHKEMESİ:22.3.2012 gün ve E:2012/328
sayı ile, 4502 sayılı Yasanın Resmi Gazete'de yayımlandığı 29.01.2000
gününden, özelleştirme sürecinin tamamlanmasının ardından hisse satış
sözleşmesinin imzalandığı 14.11.2005 tarihine kadar geçen bu dönemde,
sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait olan Türk Telekom'un bir
kamu kuruluşu, olduğu ve personeliyle arasında doğan uyuşmazlıklara idari
yargıda bakılacağının Danıştay kararlarında kabul edildiği; belirtilen
tarihten sonra, kural olarak, Türk Telekom personelinin kamu personeli ve
işlemlerinin idari işlem sayılamayacağı, bir özel hukuk tüzel kişisi olan
Türk Telekom'a karşı idari yargıda dava açılamayacağının açık olduğu;
ancak, 406 sayılı Yasa'nın Ek 29. maddesinin, 5398 sayılı Kanun'un 14.
maddesi ile değişik birinci fıkrasında, özelleştirme tarihi itibarıyla Türk
Telekom'da çalışmakta olan personelin haklarının korunması amacıyla, hukuki
statülerini ve kamu kuramlarına nakil olanaklarını belirleyen bazı özel
düzenlemelere yer verildiği; buna göre, Türk Telekom hisselerinin devri
sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk
Telekom'da, Ek 22. maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan
hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar
ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi’ olarak
kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı
personelin, kamu görevlerinden yüz seksen gün aylıksız izinli sayılacağı,
aynı maddeye göre, bu personelin belirtilen süre içinde Türk Telekomda
çalışmaya devam edeceği, malî ve özlük haklarının Türk Telekom tarafından
karşılanacağı, belirtilen süre içinde nakle tâbi personelden Türk Telekom
tarafından hizmetine ihtiyaç duyulmayanların tespit edildikleri tarihten,
kendi isteği ile nakil talep edenlerin ise talep tarihinden itibaren en geç
doksan gün içinde nakil için Türk Telekom tarafından Personel Başkanlığına
bildirilecekleri; aktarılan yasal düzenleme ile, T.Telekem A.Ş.'nin
özelleştirilmesi sonucunda işlevsel görevlerde bulunan ve ikamesi kısa
sürede imkansız personelin isteklerine bağlı olarak makul bir süre kamu
görevlerinden aylıksız izinli sayılarak özel hukuk tüzel kişisinde
çalışmalarına olanak sağlandığı; buna göre, söz konusu personelin, aylıksız
izinli olarak geçen sürede kamu personeli statülerinin devam ettiği; diğer yandan,
İmtiyaz Sözleşmesi ile bir kamu hizmetini yürütmek hakkını elde eden davalı
şirkete, devir sonrasında yetişmiş personel yetersizliği nedeniyle doğabilecek
aksaklıkların önüne geçilebilmesi için, 406 sayılı Yasa hükümleri ile
tanınan ayrıcalıkların sonucu olarak da, bünyesinde belli süre ile
çalışmaya devam eden söz konusu personelin kamu kuramlarına naklen
atanmasının sağlanması amacıyla kimi görevler yüklendiği; bu görevler
kapsamında 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirket tarafından, hak
sahibi personelinin Devlet Personel Başkanlığı'na bildirmesi, bildirim ile
beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal
haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi,
personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler bulunduğu; sayılan
işlemlerin, idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili
personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal
haklarını belirlemekte esas alındığı, belirtilen nitelikleriyle, söz konusu
işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş
birer idari işlem niteliğinde olduklarının anlaşıldığı; söz konusu
işlemlerin içerikleri itibarıyla idari işlem niteliğinde olmakla beraber,
bir özel hukuk tüzel kişisi olan davalı şirketçe tesis edilmiş olmaları
nedeniyle idari yargı denetimine tabi olup olmayacağının da ayrıca
değerlendirilmesinin gerektiği; davalı şirketin, Telekomünikasyon Kurumu
ile Türk Telekom arasında imzalanan "Telekomünikasyon Hizmetlerinin
Yürütülmesine İlişkin İmtiyaz Sözleşmesi ile belli bir kamu hizmetini
yürütmek görev ve yetkisi ile donatıldığı, bu görev ve yetkiler dahilinde
bazı kamusal ayrıcalıkları ve yükümlülüklerinin bulunduğu, belirtilen
statüsü ve özel yasa hükümleri gereğince bazı kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere
sahip olması nedeniyle davalı şirketin, herhangi bir özel hukuk tüzel
kişisinden farklı bir hukuki statü içinde bulunduğunun anlaşıldığı; bu
durumda, imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetini yürütmekle görevli ve
yetkili kılınması nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı
olarak kimi kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı
Yasa hükümleri ile, kamu kuramlarına nakil hakkı bulunan personeli ile
ilgili olarak bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri
kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu
işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu
sonucuna varıldığı gerekçesiyle; davalı idarenin görev itirazının reddine
ve Mahkemelerinin görevliliğine karar vermiştir.
Davalı
vekilince süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosya
örneği ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel"
olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan
Türk Telekom'un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş
yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve
sermayesindeki kamu payı %50' nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu
niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu; özelleştirme kapsamında bulunan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55'i,
Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketinin" % 55 oranındaki Hissesinin Blok
Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe
Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış
Sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'ne satıldığı; Anayasa'nın 128.
maddesinde, "Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel
kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görülür" hükmünün yer aldığı; 406 sayılı Yasa'nın
Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci
fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde
ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a)
bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen
asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde
Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için
Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret,
harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali
ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır..." denilmek
suretiyle yasa koyucu tarafından Türk Telekom'da çalışan kapsam dışı
personelin, kamu personeli sayıldığı; bu duruma göre, davalı Türk Telekom
hisselerinin devrinin fiilen gerçekleştiği tarihten sonra davacıyla davalı
Şirket arasındaki uyuşmazlığın, 01/01/2006 tarihinden itibaren yeni nakil
belgesi düzenleninceye kadar geçen süre içinde tahakkuk eden zam ve
tazminatlar ile maaş nakil ilmühaberinin düzenlendiği tarihten itibaren
ödenmesi gerektiği halde ödenmeyen eksik ücretlerinin yasal faizi ile
ödenmesi ve davalının redde ilişkin işleminin iptali talebinden
kaynaklandığı; öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
"İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2.
maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: "a) (Değişik:
8.6.2000-4577/5md) idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve
maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri
için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.)
Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan
uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan
her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan
uyuşmazlıklara ilişkin davalar."ın İdari dava türleri olarak
sayıldığı, kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceği; dolayısıyla, işlemin tesis
edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.nin davalı olması karşısında, ortada idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmenin
olanaksız olduğu; belirtilen tüm bu hususlara göre, daha önce davalı
şirkette görev yapmış olan davacının isteminin; özelleştirilen kuruluş
tarafından reddedilmesi üzerine açılan davanın özel hukuk hükümlerine göre
görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu; bu nedenlerle,
2247 sayılı Kanun'un 10 ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na
gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
I-İLK
İNCELEME:Dosya örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca
yapılan incelemeye göre; davalı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvurunun zımnen
reddine ilişkin işlemin iptali ile eksik ve yanlış hesaplanan maaş nakil
bildiriminin düzeltilmesine ve aradaki farkın yasal faizi ile birlikte
ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile
belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare: 12.5.2001-4673/6.
md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk
Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna
atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12
md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir.
İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim
Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin
ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının
aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu
tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin
genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde, bu kuruluşta çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi
ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı
tarafından; maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yapılan
başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile eksik ve yanlış
hesaplanan maaş nakil bildiriminin düzeltilmesine ve aradaki farkın yasal
faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle 17.12.2010
tarihinde dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu
kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan
söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre
görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile
Isparta İdare Mahkemesinin Görevlilik Kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Isparta İdare
Mahkemesi’nin 22.3.2012 gün ve E:2012/328 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1435
KARAR NO : 2013/1622
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı :
N.Ç.
Vekili : Av. N.G.
Davalılar : 1-Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel
Müdürlüğü
Vekilleri : Av.C.B., Av.B.D.
2-İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av.E.Y.
3-Başakşehir Belediye Başkanlığı
Vekili : Av.Y.Ş.
4-Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Vekili : Av.S.T.
O L A Y : Davacı vekili,
müvekkili adına tapuda kayıtlı bulunan “İstanbul İli, Başakşehir İlçesi,
İkitelli-2 Mah. Altınşehir Mevkiinde kain, 21 pafta 1795 parsel sayılı”
taşınmazın, 24.12.1987 t. tarihli, 1/25000 ölçekli Küçük ve Büyük
Çekmeceler Arası Çevre Düzeni Nazım İmar Planında KONUT UYGULAMA ALANINDA kalmakta iken, 04.03.1992 t. tarihli,
1/25000 ölçekli Mahmutbey İkitelli Yöresi Çevre Düzeni Nazım İmar Planı ile
04.03.1992 t. tarihli 1/5000 ölçekli Küçükçekmece İkitelli ve Bölgesel
Yeşil Alan Nazım İmar Planında ŞEHİR
PARKI ALANINA, 15.11.1995 t. tarihli 1/50000 ölçekli İstanbul
Metropolitan Alan Alt Bölge Nazım İmar Planında OLİMPİYAT KÖYÜ ALANINA alındığını, sonraki planlarda ve halen yürürlükte olan 23.05.2005
t. tarihli 1/1000 ölçekli İkitelli Atatürk Olimpiyat Parkı Uygulama İmar
Planında OLİMPİYAT PARKI ALANINDA
kaldığını; dava konusu taşınmaza davalı İdarelerce, gerek Küçükçekmece
Belediye Başkanlığı ve 29.04.2009 tarihinde faaliyete geçen Başakşehir
Belediye Başkanlığı, gerekse İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
tarafından üst üste yapılan imar planlarında yukarıda belirtilen amaçlara
tahsis edilmek, ancak yıllardır ve halen bu amaçlara tahsis edilmek üzere
imar planlarına alınmamak, fiilen hayata geçirilmemek, yatırımcı kuruluş
olan Gençlik Ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından da kamulaştırma ya da takas
cihetine gidilmemek, pasif ve suskun kalınmak ve işlem tesis edilmemek
suretiyle müdahale edilmekte olduğunu; müvekkillerinin Anayasa ve sair
yasalardan doğan mülkiyet haklarının süresi belli olmayan bir sınırlamaya
tabi tutulduğunu, bu haklarını kullanmalarının tamamen engellendiğini; bu
durumun ise, taşınmazlara fiilen el atılmış olmasa dahi, hukuken
kamulaştırmasız el atma olgusunu yaratmış bulunduğunu; nitekim, Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu’nun, işbu davalarına aynen uyan 2010/5-662 Esas,
2010/551 Karar sayılı ve 15.12.2010 tarihli kararının ve Yargıtay 5.Hukuk
Dairesinin kararlarının da bu doğrultuda olduğunu; bu kararlarda, uzun
yıllardır programa alınmayan imar planının fiilen hayata geçirilmemesinin,
taşınmaza fiilen el atılmamış olunsa da, hukuki el atma olarak kabul
edildiğini, bu nedenle taşınmaz bedelinin malike ödenmesi gerektiğinin
öngörüldüğünü ifade ederek; fazlaya ve maddi hatalara karşı talep ve dava,
ayrıca 6100 sayılı Yasa’nın 107/2. maddesi uyarınca artırım ve ıslah talebi
hakları saklı kalmak kaydıyla 6.000,00 TL. kamulaştırmasız el atma
bedelinin; dava tarihinden itibaren ilamın kesinleşme tarihine kadar yasal
faizi, kesinleşme tarihinden ödeme tarihine kadar ise Anayasa’nın 46/son
maddesi uyarınca kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek faiz ile birlikte
davalılardan tahsiline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava
açmıştır.
Davalılardan
-davaya daha sonra dahil olan-
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekili süresi içinde görev itirazında bulunmuştur.
KÜÇÜKÇEKMECE
1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:14.5.2013 gün ve E:2012/45 sayı ile, görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalılardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin,
idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi
içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay
Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve
Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü
kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu
tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca
tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar
planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek
yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah
imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu
imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun
için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki
hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın
incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında olimpiyat parkı alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin
ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler
karşısında; davanın, davacının
taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662
K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar
planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava
dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya
da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma
programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka
anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği
yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde
ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden
doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde
açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin
gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu
sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem
ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların,
"hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz
sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak
tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı;
dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci
maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde
görülmesinin gerektiği; nitekim,
11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı
Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde
değişiklik yapan 21'nci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve
resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra
idari yargıda dava açılabilir.” hükmüne verilmek suretiyle “hukuki el atma”
olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde
İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle,
2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı
Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi
istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
10. maddede öngörülen biçimde, anılan
davalı idare yönünden olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacının maliki olduğu taşınmazına, imar planında
olimpiyat parkı alanı olarak
ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydıyla, 6.000,00 TL'si bedelin faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar
valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar
planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat
mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil
işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye
ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe
kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Dava
dosyasında bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, İmar ve
Şehircilik Dairesi Başkanlığı Şehir Planlama Müdürlüğünün 14.2.2012 gün ve
M.34.0.İBB.0.13..47/2012 sayılı yazısına göre; dava konusu edilen
"İstanbul İli, Başakşehir İlçesi, İkitelli-2 Mahallesi, Altınşehir
Mevkiinde kain 21 pafta 1795 parsel sayılı taşınmazın; 4.3.1992 t.tarihli
1/25.000 ölçekli Mahmutbey-İkitelli yöresi Çevre Düzeni Revizyon Nazım İmar
Planı ile “04.03.1992” t.tarihli 1/5000 ölçekli Küçükçekmece- İkitelli
Kentsel ve Bölgesel Yeşil Alan Nazım İmar Planında “ Şehir Parkı” alanı
olarak planlandığı; parselin ilk olarak, 15.11.1995 tasdik tarihli 1/50.000
ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Alt Bölge Nazım İmar planında “Olimpiyat
Köyü” alanına alındığı; bu doğrultuda hazırlanan 02.02.2001 tasdik tarihli
1/5000 ölçekli “Küçükçekmece-İkitelli Atatürk Olimpiyat Parkı Nazım İmar
Planında dava konusu parselin “Olimpiyat Parkı Alanı” lejantında kaldığı;
söz konusu alanda 23.09.2005 onanlı 1/1000 ölçekli Küçükçekmece, İkitelli,
Atatürk Olimpiyat Parkı Uygulama İmar Planının bulunduğu; 5216 sayılı yasa
kapsamında hazırlanan, 15.06.2009 t.t.li 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre
Düzeni Planı’nda dava konusu parselin; “Ulusal ve Uluslararası Spor Alanı”
lejantında kaldığı anlaşılmıştır.
Olayda,
davacının maliki olduğu taşınmazın uygulama
imar planıyla Olimpiyat Parkı Alanı, 1/00.000’lik planda ise Ulusal ve
Uluslararası Spor Alanı kullanımında kaldığı, aradan uzun süre geçmesine
rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin
bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna
dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik
bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk
Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları
nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile
ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda
verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla
Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi
İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No:
2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde,
iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin
değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet
olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına
ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece
mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve
bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan
nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu
şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde
keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun
olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E:2013/603, K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki
kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat
istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
vekilinin, görev itirazının,
Küçükçekmece 1.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin
Küçükçekmece 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 14.5.2013 gün ve E:2012/45 sayılı
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1436
KARAR NO : 2013/1623
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı :
Y.C.
Vekilleri : Av. H.Ö., Av. İ.A.
Davalı : Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. A.A.
O L A Y : Davacı vekili, müvekkilinin maliki
olduğu Gaziosmanpaşa İlçesi, Kükükköy Mahallesi 15/1 Pafta, 12262 Parsel
sayılı taşınmazın, davalı idare tarafından 1/1000 ölçekli imar planında
park alanı ve yol olarak belirtildiğini ve taşınmaza davalı idare
tarafından el atıldığını; Anayasa gereği doğrudan uygulanması gereken
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Protokol 1. Madde ve bu madde
uygulamasını ortaya koyan AİHM içtihatlarına göre mülkiyet hakkına yapılan
müdahalenin öncelikle yasal olması gerektiğini; İdarenin müdahalesinin
yasal olmadığını; imar uygulamalarının amacı gereği plan ile getirilen
sınırlamada kamu yararı olduğu bir an için kabul edilse bile, mülkiyet
hakkına getirilen bu sınırlamanın orantılı olmadığını; Türk hukukunda
mülkiyet hakkına getirilecek olan sınırlamanın tek dayanağının kamulaştırma
olduğunu; Hukuk Genel Kurulunun 2004/5-555 E, 2005/17 K, 2.2.2005 tarihli
kararında da belirtildiği gibi, imar planında okul alanı olarak belirtilen
gayrimenkule idarece el atılmış sayılması gerektiğinin belirtildiğini; yine
çeşitli Yargıtay Kararlarına da konu olan Sporrong ve Lonnroth/İsveç
Kararında konunun ayrıntılı olarak düzenlendiğini; müvekkilinin mülkiyet
hakkına imar planı ile yapılan bu müdahalenin hukuken korunmasının söz
konusu olmadığını, idarenin eyleminin de el atma niteliğinde olan hukuki el
atma niteliğinde olduğunu; davalı idarece müvekkilinin mülkiyet hakkının
sınırlandırıldığını, yok sayıldığını; dava konusu parselde herhangi bir
yapı yapamadığı gibi mülkiyet hakkının kendisine verdiği yetkilerden
hiçbirisini kullanamadığını; davalı idarenin uygulamasının yerleşik
Yargıtay içtihatları ile sabit olduğunu, hukuki el atma niteliğinde
bulunduğunu ifade ederek; fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları
saklı kalmak üzere el atılan taşınmazın tazminatının, müvekkilinin
hissesine düşen kısmının şimdilik 10.000,00 TL’sinin dava tarihinden
itibaren işleyecek ve devlet alacaklarına işletilen en yüksek yasal faizi ile
birlikte tahsili istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı idare vekili süresi
içerisinde görev itirazında bulunmuştur.
GAZİOSMANPAŞA
4.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:16.4.2013 gün ve E:2012/697 sayı ile, görev itirazının
reddine vermiştir.
Davalı vekilinin, davanın imar mevzuatı hükümleri
çerçevesinde idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden bahisle idari
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay
Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve
Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü
kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu
tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca
tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar
planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek
yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah
imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu
imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun
için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki
hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın
incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında kısmen yol, kısmen park
alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin
istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacının taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel
Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki
el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle
mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle
açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk
Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın,
taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde
kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici
nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin
bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve
imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı
idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki
hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari
işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı
yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa
hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve
zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında
bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki
ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu
olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde
açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı;
dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci
maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde
görülmesinin gerektiği; nitekim,
11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı
Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde
değişiklik yapan 21'nci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve
resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra
idari yargıda dava açılabilir.” hükmüne verilmek suretiyle “hukuki el atma”
olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde
İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle,
2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın
13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi
istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin
anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev
itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacının taşınmazına, imar planında kısmen yol,
kısmen park alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından
bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik; 10.000 TL
tazminatın faiziyle birlikte tahsili istemiyle
açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar
planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat
mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil
işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye
ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe
kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Dosyada
bulunan Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı İmar Ve Şehircilik Müdürlüğünün
14.6.2012 gün ve M.34.3.GAZ.0.13.05-641/1403449-13450 sayılı yazısının
incelenmesinden; dava konusu taşınmazın 21.09.2004 onanlı 1/5000 ölçekli
TEM Güneyi Revizyon Nazım İmar Planında Yeşil Alanlar ve Parklar Alanında,
07.08.2006 onanlı 1/1000 ölçekli TEM Güneyi Revizyon Uygulama İmar Planında
kısmen 3 mt.lik Yol kısmen Park Alanında kaldığı; 07.08.2006 onanlı 1/1000
ölçekli TEM Güneyi Revizyon Uygulama İmar Planının İstanbul Büyükşehir
Belediye Meclisinin 12.05.2006 gün ve 913 sayılı ve 12.07.2006 gün ve 1234
sayılı kararları ile kabul edilerek onaylandığı; 3194 sayılı yasanın
8.maddesi gereği Belediyece 22.08.2006-22.09.2006 tarihleri arasında bir ay
süreyle askıya çıkarıldığı; Plan askı süresinde 12262 parselin kısmen park,
kısmen yol alanından çıkarılarak, konut alanına alınması hususunda
25.08.2006 tarih ve B.09.0.TAU.016.00.07/2468 sayılı Bayındırlık ve İskan
Müdürlüğü yazısı ile itiraz edildiği; 02.11.2006 tarih ve 364466/1141
sayılı yazı ile Başkanlık Makamına iletildiği, 07.12.2006 tarih ve 227
sayılı İlçe Meclis Kararı ile uygun görülmediği belirtilmiş, dosyadaki
diğer bilgi ve belgelere göre; taşınmaz üzerinde plan doğrultusunda
yapılmış bir tesis bulunmadığı anlaşılmıştır.
Olayda,
davacının taşınmazının, imar planıyla kısmen park, kısmen yol alanı
kullanımında kaldığı, aradan uzun süre geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı,
taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle
taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın
konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak
tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacıya ait
taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup,
belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda
uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi
gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk
Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları
nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile
ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda
verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla
Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi
İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No:
2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde,
iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin
değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet
olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına
ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece
mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve
bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan
nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu
şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde
keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun
olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E:2013/603, K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı
vekilinin görev itirazının, Gaziosmanpaşa 4.Asliye Hukuk Mahkemesince
reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ
REDDİNE ilişkin Gaziosmanpaşa 4.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 16.4.2013 gün ve
E:2012/697 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1437
KARAR NO : 2013/1624
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Askeri
Hakim Yüzbaşı olarak görev yapakta iken 1997 yılında re'sen emekliye sevk
edilen davacı tarafından, bağlanan emekli aylığının emsallerine göre düşük
olduğu ileri sürülerek aynı seviyeye getirilmesi için Sosyal Güvenlik
Kurumu Başkanlığı'na yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali
istemiyle açılan davanın ASKERİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.B.
Davalılar
: 1-Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
Vekili :
Av. S.B.
2-Milli
Savunma Bakanlığı
O L A Y : Davacı dava dilekçesinde; ‘’…Davalı SGK
Başkanlığınca, 10.02.2012 tarihli ve B.13.2. SGK.0.10.02.00.01/66. 284.
020.0. sayılı yazısı tarafıma gönderilmek suretiyle, 01.06.2011 tarihinden
itibaren 1.derece 4.kademe, 7600 ek gösterge ve 32 YIL 3 AY hizmetime
karşılık, HAKİM ALBAY rütbesinden 3.870,60 TL emekli aylığı bağlandığı
bildirilmiştir.
Sonradan
yaptığım araştırmada, benimle aynı konumda olan, benim gibi, yüksek lisans
yaptığı için 1987 dönemi mezunlarıyla birlikte işlem gören, 2011 Ağustos
döneminde emekliye ayrılan, devre arkadaşım emekli Hakim Albay H.İ.'nin
4.200,00 TL emekli maaşı almakta olduğunu tespit ettim. Bunun üzerine ekte
suretini sunulan 20.03.2012 tarihli dilekçem ile maaşımın düzeltilmesini
talep ettim.
Davalı
SGK Başkanlığı, tarafıma gönderdiği 30.03.2012 tarihli ve
B.13.2.SGK.0.10.02.00.01/66. 284. 020.0. sayılı cevabi yazısında, aylıklar
arasındaki farklılığın hizmet fazlalığından kaynaklandığını ileri sürerek,
maaşımın hesaplanmasında herhangi bir hata yapılmadığı belirtilmiştir.
Bu
cevabi yazıdaki gerekçeler haklı ve hukuki olmadığından bu kez 19.04.2012
tarihli yeni bir dilekçe ile başvurarak, hataları ortaya konmak suretiyle
tekrar düzeltme isteminde bulundum.
Davalı
SGK Başkanlığı, 14.05.2012 tarihli ve B.13.2. SGK.0.10.02.03/66. 284. 020
sayılı birinci yazısında, "Dilekçenizde emsal gösterdiğiniz emekli
Hakim Alb. H.İ.’nin 1 yıl 11 ay itibari hizmeti ile beraber toplam
hizmetinin 34 yıl 10 ay 29 gün olduğu ve aylıklarınız arasındaki farkın,
hizmet fazlalığından kaynaklandığı tespit edilmiştir."şeklinde
cevaplandırmış, yine 14.05.2012 tarihli ve B.13.2. SGK.0.10.02.03/66. 284.
020 sayılı ikinci yazısını bilgi için tarafıma göndermiş, bu yazı ekinde
dilekçemi de geçeği için K.K.K.lığına göndererek, dilekçenin tetkiki ile
sonucundan bilgi verilmesini istemiştir.
KKK.Iığı,
SGK Başkanlığının gönderdiği yazı üzerine dilekçemi ve safahat bilgilerimi
gereği gibi incelemeksizin, gayrı hukuki bir yaklaşımla, tarafıma göndermiş
olduğu, 29.05.2012 tarihli, 5010-157828-12/Per.’lşl..D.E.ve Arş.Ş. sayılı
yazısında, "oluşan maaş farkının 1. Sınıf hakimlik statüsünden
kaynaklandığı değerlendirilmektedir." şeklinde doğru olması mümkün
olmayan bir gerekçe ile talebimi reddetmiştir.
Sonuç
olarak, her iki davalı idare'nin hatalı değerlendirme ve hesaplama yaparak,
eksik ödenmekte olan emekli maaşımı, bu yöndeki itirazıma rağmen
düzeltmemelerine dair işlemleri, "sebep", "konu" ve
"maksat" unsurları bakımından sakattır, hukuka aykırıdır.’’ demek
suretiyle halen almakta olduğu emekli maaşının emsali olan emekli askeri
hakim subayların emekli maaşlarından noksan ödenmesi nedeniyle yaptığı
düzeltme başvurusunun reddine dair işlemin iptaline karar verilmesi
istemiyle askeri
idari yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili süresi
içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 3. Daire Başkanlığı:
14.02.2013 gün ve Gensek no: 2012/2834, E:2012/1344 sayı ile, davalı Sosyal
Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar
vermiştir.
Davalı Sosyal Güvenlik
Kurumu Başkanlığı vekilinin, genel idari
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay
Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; ‘’…T.C.
Anayasasının 157'inci maddesine göre Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, askeri
olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve
askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların
yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesidir.
1602
sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 20'inci maddesinde,
"Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti Adına; asker olmayan
makamlarca tesis edilmiş olsa bile, askeri kişileri ilgilendiren ve askeri
hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son
derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen
görevleri yapar. Ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda;
ilgilinin asker kişi olma şartı aranmaz. Bu kanunun uygulanmasında asker
kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten
ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş,
uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlardır." hükmü yer
almaktadır.
Anılan
kurala göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için,
dava konusu idari işlemde "asker kişiyi ilgilendirme" ve
"asker hizmete ilişkin bulunma" koşullarının birlikte
gerçekleşmesi zorunludur.
Askeri
hakim iken re'sen emekliye sevk edilen davacının 1620 sayılı Yasanın 20.
maddesinde sayılan kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin
asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır.
Dava konusu
işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince:
İdari
işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden "askeri hizmete
ilişkin" olup olmadığının saptanabilmesi için, işlemin konusuna
bakılması gerekmektedir. Bir idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve
yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise, bu işlemin askeri hizmete
ilişkin idari işlemler, idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve
yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi
olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri
görev yerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak
değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, asker olmayan
bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile, durum değişmemektedir.
Dava
konusu olayda, askeri hakim albay olarak görev yapmakta iken 14.08.1997
tarihinde re’sen emekliye sevk edilen davacı tarafından bağlanan emekli
aylığının emsallerine göre düşük olduğu ileri sürülerek emsalleri ile aynı
düzeye getirilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'na yapılan
başvuru ile davalı idarece işlem tesis edilirken ve devamında açılan
davada, yapılacak yargısal denetim sırasında askeri kural ve gerekler
yönünden bir değerlendirme yapılması gerekmeyeceğinden dava konusu işlemin
askeri hizmete ilişkin olduğundan söz edilmesine olanak bulunmamaktadır.
Belirtilen
duruma göre olayda, Anayasa'nın 157. ve 1602 sayılı Yasanın 20.
maddelerinde öngörülen "asker kişiyi ilgilendirme" ve "asker
hizmete ilişkin bulunma" koşulları birlikte gerçekleşmediğinden,
uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümünün genel idari yargının
görevinde bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.’’ demek suretiyle 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine’’ karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalılardan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekilinin anılan yasanın
10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu
Başkanlığı açısından 10.maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde askeri yüksek idare mahkemesinin görevli
olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada
genel idari yargının, AYİM Savcısı Halit ÜNKAZAN’ın ise davada askeri
yüksek idare mahkemesinin görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Askeri
hakim Yzb. olarak görev yapmakta iken 14.08.1997 yılında YAŞ kararıyla
re’sen emekli edilip, 01.06.2011 tarihinde 6191 sayılı Kanun uyarınca
kendisine Hakim Albay rütbesinden emekli aylığı bağlanan davacı tarafından,
bağlanan emekli aylığının emsallerine göre düşük olduğu ileri sürülerek
aynı seviyeye getirilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'na yapılan
başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın
157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin, askeri olmayan
makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri
hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı
denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak, askerlik
yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının
aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun
25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinin birinci
fıkrasında, “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri
olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve
askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk
ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda
gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan
uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz” denilmiştir.
Buna göre,
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu
idari işlem veya eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete
ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1602
sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli
bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri
öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil
memurlar asker kişi sayılmaktadır. Davacının emekli subay olması karşısında
1602 sayılı Yasa’nın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu
nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır.
Dava
konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince; görevli
yargı yerinin belirlenmesi yönünden, idari işlemin “askeri hizmete ilişkin”
olup olmadığının tespiti için, işlemin konusuna bakılması gerekmektedir.
Eğer idari işlemin tesisinde, asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri,
tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak
ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin
özellikleri, askeri kural gerek ve gelenekleri göz önünde tutularak
değerlendir ilmiş ise, bu idari işlemin askeri nitelikli olduğu kabul
edilmelidir. Bu halde işlem askeri olmayan makam tarafından tesis edilmiş
olsa bile durum değişmemekte, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı
davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir.
6191
sayılı Sözleşmeli Erbaş
ve Er Kanunu’nun 10.maddesi ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri
Personel Kanununa eklenen Geçici 32’nci maddede;‘’12 Mart 1971 tarihinden
bu Kanunun yayımı tarihine kadar, yargı denetimine kapalı idari işlemler
veya Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği
kesilenler veya vefatları hâlinde hak sahipleri, bu madde hükümlerinden
yararlanabilmek için altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına
başvururlar.
Milli
Savunma Bakanı, başvurunun kabulüne veya reddine en geç altı ay içinde
karar verir. Milli Savunma Bakanı, hazırlık amacıyla sadece gerekli
yazışmaların yapılması hususunda yardımcı olmak üzere gerektiğinde komisyonlar
kurabilir ve bu komisyonlara, ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve
kuruluşlarından temsilci çağırabilir. İlgililerin, Türk Silahlı
Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesilmesine esas bilgi ve belgeler Genelkurmay
Başkanlığınca en geç altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına
gönderilir.’’ hükmü yer almakta olup, Milli Savunma Bakanlığı’na yapılan
başvurunun kabulü halinde bu kişilerden statüsüne göre aynı neşetli subay
veya astsubayın tamamı emekli olanlara aylık bağlanacağı, statüsüne göre
aynı neşetli emsali subay veya astsubayın tamamı emekli olmayanlardan
isteyenlerin kamu kurum ve kuruluşların araştırmacı unvanlı kadrolarına
atamasının yapılacağı, bu kişilerin ilişiklerinin kesildiği tarihten bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen sürenin Türk Silahlı
Kuvvetlerinde geçmiş kabul edileceği, 5510 ve 5434 sayılı kanunlar gereği
itibari hizmet süresi zammı verileceği, bu sürelere ilişkin kesenek ve kurum
karşılıklarının ilgili Kuvvet Komutanlıklarınca Sosyal Güvenlik Kurumuna
ödeneceği, araştırmacı kadrolarına atananlar için ilişik kesilmeden bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar süre için kurum karşılıklarının
Sosyal Güvenlik Kurumuna ödeneceği, başvurusu kabul edilenlerden emekli
olanlara emekli ikramiyesi ödeneceği, ilişiklerinin kesildiği tarihteki
rütbe ve kıdeme göre emekli kimlik kartı, silah taşıma ruhsatı verileceği,
emsallerinin ödemiş olduğu aidat ve aidatlara isabet eden kar paylarını güncel
tutarlar üzerinden ödemek şartıyla OYAK üyeliğinden doğan haklardan
yararlandırılacağı, başvurunun reddi halinde altmış gün içerisinde Askeri
Yüksek idare Mahkemesine dava açılacağı belirtilmiştir.
Olayda
davacının başvurusu Milli Savunma Bakanlığı tarafından kabul edilmiş,
davacıya Hakim Albay rütbesinden emekli aylığı bağlanmıştır. Uyuşmazlık ise
davacıya emsali Hakim Albaya göre aylık bağlanıp bağlanmayacağına
ilişkindir.
5434
sayılı mülga Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunun ‘’Emekli Aylığı’’
başlıklı 41'inci maddesinde emekli, adi malûllük ve vazife malûllüğü
aylıklarının hesaplanmasında 657 sayılı Devlet Memurları kanununun 43’üncü
maddesinde yer alan gösterge tablosu ve Personel kanunlarındaki ek
göstergelerin esas alınacağı hüküm altına alınmış olup, ‘’Fiili Hizmet
Müddeti’’ başlıklı 31’inci maddesinde fiili hizmet müddetini, iştirakçinin
bu kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam
kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddet olarak tanımlanmış, 32’nci
maddesinde ise iştirakçilerin; bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra
Cumhuriyet ordusu kadrosunda muvazzaf, yedek ve gedikli subaylarla askeri
memur ve gedikli erbaş olarak görev yapanlara görevlerinde geçen fiili
hizmet müddetlerinin her yılı için 3 ay ekleneceği belirtilmiştir.
926
Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel kanunun 135'inci maddesinde subay
ve astsubayların aylık ve ödenekleri ile hizmete ilişkin her çeşit
ödemelerin bu kanuna yazılı esaslar dahilinde yürütüleceği, 141’inci
maddesinde kanunda gösterilen gösterge tablolarında yer alan rütbe ve rütbe
kıdemliliklerinden her birindeki birinci aylık göstergelerine tekabül eden
o miktara ve rütbe kıdemliliğinin ilk kademe aylığını göstereceği
belirtilmiş, askeri hakimlerin özlük hakları ise 357 sayılı kanunda
düzenlenmiştir. Askeri hakim subayın rütbe terfii ve derecesi 926 Sayılı
kanuna göre, rütbe karşılığı derecenin ek göstergesi 357 sayılı kanuna göre
tespit edilmektedir. 6191 sayılı kanuna eklenen Geçici 32’nci madde
hükümleri uyarınca maaş bağlanan ilgilinin maaşı emsali hakim subayın
emekli maaşına göre belirlenecektir. Emsali hakim subayın da görevde iken
geldiği, bulunduğu statüye göre emekli aylığının tespit edilmesi
gerekmektedir. Diğer bir deyişle, gerek 926 gerekse 357 sayılı Kanunlar asker
kişilerin statü ve özlük haklarını düzenleyen yasal düzenlemeler olduğundan
ve davanın somutunda davacı emekli hakim subayın bu statüsünden kaynaklanan
emekli aylığı ile ilgili bir uyuşmazlık söz konusu bulunduğundan; işlemin
askeri açıdan değerlendirilecek yönünün mevcudiyeti karşısında, davada
‘’askeri hizmete ilişkinlik’’ unsurunun gerçekleştiği açıktır.
Belirtilen
yasal düzenlemeler ışığında, uyuşmazlığın 5434 Sayılı Kanunun 41’inci
maddesi atfı gereği 926 ve 357 Sayılı Kanun hükümleri esas alınarak çözümlenmesi
gerekmektedir. 926 ve 357 sayılı kanunlar da ilgililerin özlük haklarını
belirleyen statü kanunlarıdır. Belirtilen durumlara göre; olayda idari
işlemin tesisinde asker kişinin geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan
hak ve ödevler göz önüne alındığından, işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi
ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleştiği
anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın
157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin
asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları
birlikte gerçekleştiğinden, davanın görüm ve çözümü Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin görevine girmektedir.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ASKERİ YARGI’NIN görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1444
KARAR NO : 2013/1631
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
K.D.
Vekili :
Av. G.Y.
Davalılar
: 1- İstanbul İl Özel İdaresi
Vekili :
Av. E.A.A.
2-
Esenler Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. E.K.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; davacının İstanbul İli, Esenler ilçesi Fatih
Mahallesi, 245DT2d pafta, 285 ada, 22 parsel sayılı taşınmazın maliki
olduğunu, taşınmazın imar planında “meslek lisesi alanı” olarak ayrıldığını,
taşınmazın tapu kaydının davalılar adına tescili ile, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin dava tarihinden
itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarelerden müştereken
ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargıda dava
açmıştır.
Davalı Esenler Belediye Başkanlığı vekili, süresi
içerisinde verdiği cevap dilekçesinde görev itirazında bulunmuştur.
Davalı İstanbul İl Özel İdaresi vekili, süresi
içerisinde verdiği cevap dilekçesinde görev itirazında bulunmuştur.
Bakırköy 5. Asliye Hukuk Mahkemesi; 30.04.2013 gün ve
E:2012/423 sayı ile davalılar İstanbul İl Özel İdaresi ve Esenler Belediye
Başkanlığı vekillerinin görev itirazlarının reddine karar vermiştir.
Davalılar İstanbul İl Özel
İdaresi ve Esenler Belediye Başkanlığı vekillerinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda
süresinde verdikleri dilekçeler üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği
Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13.maddesinin (c) bendi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis edilen parselasyon, kamulaştırma,
ruhsat bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma,
ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem’’, bu imar planı uyarınca
yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem
niteliği taşıdığını belirterek, davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan
"idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari
yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, davanın, taşınmazın
bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı
yönünden, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalılar İstanbul İl Özel İdaresi ile Esenler Belediye Başkanlığı
vekillerinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak
yaptıkları görev itirazlarının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen
süre içinde başvuruda bulunmaları üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, İstanbul
İl Özel İdaresi ile Esenler Belediye Başkanlığı açısından, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak
hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, 10.maddede
öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava; davacının İstanbul İli, Esenler ilçesi, Fatih
Mahallesi, 245DT2d pafta, 285 ada, 22 parsel sayılı taşınmazın maliki
olduğunu, taşınmazın imar planında “meslek lisesi alanı” olarak ayrılmak
suretiyle kamulaştırmasız el atıldığını belirterek, taşınmazın tapu
kaydının davalılar adına tescili ile, ilişkin hakları saklı kalmak
kaydıyla, şimdilik 10.000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal
faizi ile birlikte davalı idarelerden müştereken ve müteselsilen tahsili
istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu taşınmazın imar planında “meslek lisesi alanı” olup, kamulaştırmasız
el atılmış olması nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin
iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu
uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında
yer alan davacının maliki olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin
bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna
dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik
bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu
gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam
etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında
“spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı
tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak
hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, başvurusunun
kabulü ile davalılar İstanbul İl Özel İdaresi ve Esenler Belediye
Başkanlığı vekillerinin görev itirazlarının, Bakırköy 5. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin
verilen kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine
ilişkin kısmı yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalılar İstanbul
İl Özel İdaresi ve Esenler Belediye Başkanlığı vekillerinin GÖREV
İTİRAZLARININ, Bakırköy 5. Asliye
Hukuk Mahkemesi’nin 30.04.2013 gün ve E:2012/423 sayılı REDDİNE İLİŞKİN
VERİLEN KARARIN KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1445
KARAR NO : 2013/1632
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun
90.maddesi kapsamında, davacının yönetim kurulu başkanı olduğu S.S.
Hayvancılık Kooperatifleri Merkez Birliğinde (Hay–Koop) denetim elemanları
aracılığı ile yaptığı denetimde Yönetim Kurulu kararlarının usulüne uygun
alın-mamış olduğunun tespiti ve Yönetim Kurulu başkanının tutuklanmış
olması nedeni ile yönetim kurulunun toplanamadığı ve çalışamaz halde bulunduğu
gerekçesiyle, başkanın tedbiren görevden alın-masına ilişkin işleminin
iptali istemiyle davacı tarafından açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Ö.D.
Davalı :
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
Vekili :
Av. A.P.
O L A Y : Davacı dava
dilekçesinde özetle; ‘’Hayvancılık Kooperatifleri Merkez Birliği Yönetim
Kurulu Başkanlığı’na hitaben yazılan, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Kontrolörler Başkanlığında görev yapan
Kontrolör Cezayir Demirci imzalı 13.04.2012 tarih ve KONT-27/2 sayılı
yazıda; Makamın 06.04.2012 tarih ve B.12.0.TRG.0.13.00.01/101 sayılı oluru
ile Hayvancılık Kooperatifleri Merkez Birliği’nin denetiminin kendilerine
verildiği ifade edilerek, 2007-2012 yılları arasındaki defter, belge ve
dokümanlar bir liste halinde Yönetim Kurulu Başkanlığından talep
edilmiştir. Yapılan denetim sonucunda, Bakanlık makamından alınan
08.08.2012 tarih ve B.l 2.0.TRG.01.20000.00.03/72 sayılı Olurun
3.paragrafında; 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 90. maddesi
çerçevesinde Genel Müdürlük görevinden alınmam gerektiği belirtilmiş, 5.
paragrafında ise; Hayvancılık Kooperatifleri Merkez Birliğini 1 yıl
içerisinde olağanüstü genel kurul toplantısının yapılması için gerekli
tedbirlerin alınmasını teminen Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Teşkilatlanma
Daire başkanı M.F.D., Koordinatör Z.O. ve Kontrolör H.A.’un Yönetim Kurulu
Üyesi olarak görevlendirildiği belirtilmiştir. Görevlendirilen yeni Yönetim
Kurulunca Merkez Birliğindeki Genel Müdürlük görevime son verildiği,
28.08.2012 tarihinde tarafıma tebellüğ ettirilmiştir.’’ demek suretiyle
08.08.2012 tarih 72 sayılı S.S.Hayvancılık Kooperatifleri Merkez Birliği
(Hay-Koop) Genel Müdürlüğü görevinden alınmasına dair işlemin iptali
istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı vekili
süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında
bulunmuştur.
Ankara 6.İdare Mahkemesi: 08.02.2013 gün ve E:2012/1662
sayı ile, davalı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığı vekilinin, adli
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı; ‘’…Davalı Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün, 1163
sayılı Koop. Kanununun 90.maddesinin tanıdığı yetkiye dayanarak davacının
yönetim kurulu başkanı olduğu Kooperatifte denetim elemanları aracılığı ile
yaptığı denetimde, Hay-Koop Yönetim Kurulu kararlarının usulüne uygun alınmamış
olduğunun, Yönetim Kurulu başkanının tutuklanmış olması nedeni ile yönetim
kurulunun toplanamadığı ve çalışamaz halde bulunduğunun tespit edilmesi
üzerine, başkanın tedbiren görevden alınması ile kooperatifin bir yıl
içinde genel kurulunu yapması ile yeni yönetimin belirlenmesi ve
kooperatife ait işlerin takibi için Bakanlıktan belirlenen görevlilere
yönetimin devredildiği işlemde, davacının görevden alınmasına dair işlemin
hukuka aykırı bulunduğunu iddia ederek işlemin iptali istemi ile idare
mahkemesinde dava açtığı anlaşılmaktadır.
Davaya konu Kooperatifin hukuki
dayanağı, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu ile bu Kanuna uygun olarak
hazırlanan ilgili kooperatif tüzüğüdür. 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun
1.maddesine göre, Kooperatifler ortaklarının belirli ekonomik yararlarını
ve özellikle meslek ve geçimlerine ilişkin gereksinimlerini karşılıklı
yardım dayanışma yoluyla sağlayıp korumak amacıyla kurulan özel hukuk tüzel
kişileridir. Bu açıdan, Anayasanın 135.maddesinde ifade edilen kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşlarından değildir. Kanunun ‘’Tüzel kişiliğin
kazanılması ve sorumluluk’’ başlıklı 7. Maddesinde, ‘’Kooperatif ticaret
siciline tescil ile tüzel kişilik kazanır. Tescilden önce kooperatif namına
işlem yapanlar bunlardan şahsen ve zincirleme olarak sorumludur.’’ ;
Yönetim Kurulu: I- Ödevi ve üye sayısı başlıklı 55.maddesinde, Yönetim
Kurulu, kanun ve ana sözleşme hükümleri içinde kooperatifin faaliyetini
yöneten ve onu temsil eden icra organıdır. Hükmü yer almaktadır.
Kooperatifler Kanununun
98.maddesinde ki, ‘’Bu kanunda aksine açıklama olmayan hususlarda Türk Ticaret
Kanunundaki anonim şirketlere ait hükümler uygulanır.’’ Hükmü uyarınca,
Türk Ticaret Kanununun anonim ortaklarla ilgili hükümlerinin kooperatifler
hakkında uygulanmasına dair yapılan atıf dikkate alındığında, yönetim
kurulu üyeliğine seçilme ve yine yönetim kurulu üyeliğinin son bulması
hakkındaki sorunların da Türk Ticaret Kanununa göre çözülmesi gerekmektedir.
Kooperatifler Kanununun ‘’Davaların
Niteliği ve Muhakeme Usulü’’ başlıklı 99.maddesinde ise, ‘’Bu kanunda
düzenlenen hususlardan doğan hukuk davaları, tarafların tacir olup
olmadıklarına bakılmaksızın ticari dava sayılır. Bu davalarda basit
muhakeme usulü uygulanır.’’ hükmü ile 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun
uygulanmasından kaynaklanan sorunların çözümünde adli yargı yerinin görevli
olduğu anlaşılmaktadır.’’ demek suretiyle 2247 sayılı Kanunun 10. ve 13.
Maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27.maddesi gereğince yapılan incelemeye göre,
davalı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı vekilinin anılan Yasanın
10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca, davalı Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığı açısından 10.maddede
öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun
90.maddesi kapsamında, davacının yönetim kurulu başkanı olduğu S.S.
Hayvancılık Kooperatifleri Merkez Birliğinde (Hay – Koop) denetim
elemanları aracılığı ile yaptığı denetimde Yönetim Kurulu kararlarının
usulüne uygun alınmamış olduğunun tespiti üzerine, Yönetim Kurulu
başkanının tutuklanmış olması nedeni ile yönetim kurulunun toplanamadığı ve
çalışamaz halde bulunduğunun tespit edilmesi üzerine, başkanın tedbiren
görevden alınmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle alınmıştır.
Davaya
konu olayda, S.S. Hayvancılık Kooperatifleri Merkez Birliğinin hukuki
dayanağı 1163 sayılı Kooperatifler Kanunudur. Kanunun 1.maddesinde; ‘’Tüzel
kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve
özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal
katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp
korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı
ve değişir sermayeli ortaklıklara kooperatif denir.’’ denilmek suretiyle
kooperatifin tanımı yapılmış olup, buna göre kooperatiflerin ortaklarının
belirli ekonomik yararlarını ve özellikle meslek ve geçimlerine ilişkin
gereksinimlerini karşılıklı yardım ve dayanışma yoluyla sağlayıp korumak
amacıyla kurulan özel hukuk tüzel kişileri oldukları ifade edilmiştir.
Kanunun 2.maddesinde ise, ‘’Bir kooperatif en az 7 ortak tarafından
imzalanacak ana sözleşme ile kurulur. Ana sözleşmedeki imzaların noterce
onaylanması gerekir.’’ denilmek suretiyle kooperatiflerin ne şekilde
kuruldukları belirtilmiştir.
1163
sayılı Kooperatifler Kanununun 90.maddesinde ‘’Teftiş ve Denetleme’’
düzenlenmiş olup, buna göre; ‘’İlgili bakanlık;kooperatiflerin, kooperatif
birliklerinin, kooperatif merkez birliklerinin ve Türkiye Milli
Kooperatifler Birliğinin işlem ve hesaplarını ve varlıklarını müfettişlere,
kooperatif kontrolörlerine veya denetim için görevlendirilecek olan
personele denetlettirebilir.
Birinci fıkradaki teşekküller, denetim
sonuçlarına göre ilgili bakanlıkça verilecek talimata uymak zorundadırlar.
Yapılan denetimler sonucunda, kooperatiflerin, kooperatif birliklerinin,
kooperatif merkez birliklerinin, Türkiye Milli Kooperatifler Birliğinin ve
bunların iştiraklerinin yönetim kurulu üyeleri ile üst düzey
yöneticilerinin, hukuka açıkça aykırı eylem ve işlemlerinin tespit edilmesi
durumunda, ilgili Bakanlık, kamu yararı ve hizmet gerekleri dikkate
alınarak gecikmesinde sakınca görülen hallerde ileride telafisi güç veya
imkansız zararlara yol açılmasının engellenmesi amacıyla bu kişilerin
görevlerine tedbiren son verebilir. Bu durumda ilgili Bakanlık, bir yıl
içerisinde olağanüstü genel kurul toplantısının yapılması için gerekli
tedbirleri alır.
Kooperatifler ve üst kuruluşlarına kredi
veren kamu kurum ve kuruluşları ile belediyeler ve ilgili bakanlıklar;
verilen kredilerin açılış gayesine uygun olarak kullanılıp
kullanılmadığını, plan ve projesine uygunluğu, teknik özellikleri ve kalite
açısından denetleyebilirler.
Kooperatiflerde ve üst kuruluşlarında
görevli bulunanlar bu kuruluşlara ait mal, para ve para hükmündeki
kağıtları ve gizli de olsa bunlarla ilgili defter ve belgeleri
istenildiğinde müfettişlere, kooperatif kontrolörlerine, denetimle
görevlendirilen personele ve kredi kuruluşlarının denetim görevlilerine
göstermek, saymasına ve incelemesine yardımda bulunmak, istenilen bilgileri
gerçeğe uygun ve eksiksiz olarak vermek ve doğru beyanda bulunmakla
yükümlüdürler.
Birinci fıkradaki teşekküller, ilgili
Bakanlıkça teşekküle ilişkin olarak istenilen her türlü bilgi, belge ve
kayıtları, tanınan süre içinde tam olarak vermek zorundadır.’’ denilmek
suretiyle teftiş ve denetimlerin hangi usulde yapılacağı hüküm altına
alınmıştır.
Anılan Kanunun 90. maddesinin ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının 2.
cümlesinin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan
başvuru sonucunda, Anayasa Mahkemesi’nin E:2010/79, K:2012/9 sayılı, 19.1.2012 karar tarihli kararı ile,
maddenin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğundan bahisle
iptaline, üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin ise Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin reddine karar verilmiştir. Anılan kararın
gerekçesi incelendiğinde; Kooperatiflerin Anayasa’nın 48.maddesinin birinci
fıkrasında düzenlenen “özel teşebbüs’’ kapsamında değerlendirildiği,
90.maddede ilgili Bakanlığa verilen kooperatifleri denetleme ve hukuka
aykırı eylem ve işlemlerin tespiti halinde kooperatif yöneticilerinin
görevlerine tedbiren son verme yetkisinin, suiistimallerin önüne geçilmesi
amacına dayalı olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır.
Kooperatifler Kanununun
98.maddesindeki, ‘’Bu kanunda aksine açıklama olmayan hususlarda Türk Ticaret
Kanunundaki anonim şirketlere ait hükümler uygulanır.’’ hükmü uyarınca,
Türk Ticaret Kanununun anonim ortaklarla ilgili hükümlerinin kooperatifler
hakkında uygulanmasına dair yapılan atıf dikkate alındığında, yönetim
kurulu üyeliğine seçilme ve yine yönetim kurulu üyeliğinin son bulması
hakkındaki sorunların da Türk Ticaret Kanununa göre çözülmesi
gerekmektedir.
Kanunun
99.maddesinde ise; ‘’Bu kanunda düzenlenen hususlardan doğan hukuk
davaları, tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari dava
sayılır.
Bu
davalarda basit muhakeme usulü uygulanır.’’ denilmiş olup, böylece 1163
sayılı Kooperatifler Kanunundan kaynaklanan hukuk davalarının tarafların
mahiyetine bakılmaksızın ticari dava sayılacağı belirtilerek, bu davalarda
ticari davalara bakmakla görevli mahkemelerin ve dolayısıyla Adli Yargı
Mahkemelerinin görevli olduğu hususu ifade edilmiştir.
Anılan
yasal düzenlemeler ışığında,1163 sayılı Kooperatifler Kanunu kapsamında
yasal olarak özel hukuk tüzel kişisi mahiyetinde olan S.S. Hayvancılık
Kooperatifleri Merkez Birliğinde yönetim kurulu başkanı olarak görev yapan
davacının 1163 sayılı yasanın 90.maddesi uyarınca tedbiren görevinden
alınmasına ilişkin işlemin, yine 1163 sayılı yasanın uygulanmasından
kaynaklanan bir tasarruf olduğu sonucuna varıldığından; bu tasarrufun
iptali istemiyle açılan davanın da adli yargı yerinde görülmesi gerektiği
sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde Adli Yargı görevli olduğundan,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 6.İdare
Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile,
davalı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ
REDDİNE İLİŞKİN Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin 08.02.2013 gün ve E:2012/1662
sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde Üye Eyüp Sabri
BAYDAR’ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Somut
uyuşmazlıkta;
Davacının,
Yönetim Kurulu Başkanı olduğu kooperatifteki görevine davalı idarece geçici
olarak tedbiren son verilmesi üzerine davacı tarafından davalı idare
aleyhine İdari Yargıda İşlemin İptali istemi ile dava açılmış,
Davalı
İdarenin görev itirazının mahkemece reddi üzerine, davalı idarece Adli
Yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması sonucu sayın çoğunluk
görüşü doğrultusu uyuşmazlığın çözümünde Adli Yargının görevli olduğuna
karar verilmiştir.
Uyuşmazlıkta
Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
03.06.2010
gün ve 5983 sayılı yasanın 3. maddesi ile eklenen 1163 sayılı Kooperatifler
Yasasının 90. maddesinde “İlgili bakanlığın, kooperatiflerin, kooperatif
birliklerinin, kooperatif merkez birliklerinin ve Türkiye Milli Kooperatifler
Birliğinin işlem ve hesaplarını ve varlıklarını müfettişlere, kooperatif
kontrolörlerine veya denetim için görevlendirilecek olan personele
denetlettirebileceği, birinci fıkradaki teşekküllerin denetim sonuçlarına
göre ilgili bakanlıkça verilecek talimata uymak zorunda oldukları, yapılan
denetimler sonucunda kooperatiflerin, kooperatif birliklerinin, kooperatif
merkez birliklerinin ve Türkiye Milli Kooperatifler Birliğinin ve bunların
iştiraklerinin yönetim kurulu üyeleri ile üst düzey yöneticilerinin, hukuka
açıkça aykırı eylem ve işlemlerinin tesbit edilmesi durumunda ilgili
bakanlığın kamu yararı ve hizmet gereklerini dikkate alarak gecikmesinde
sakınca görülen hallerde ileride telafisi güç veya imkansız zararlara yol açılmasının
engellenmesi amacıyla bu kişilerin görevlerine tedbiren son verebileceği,
bu durumla ilgili bakanlığın bir yıl içerisinde olağanüstü genel kurulu
toplantısı yapılması için gerekli tedbirleri alacağı” öngörülmüş,
1163
sayılı yasanın 99. maddesinde de “ Bu kanundan doğan hukuk davalarının
tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari dava sayılacağı”
düzenlenmiştir.
Kooperatif
Yönetim Kurulu Başkanı olan davacının tedbiren görevine son verilmesi,
kooperatif kontrolörlerinin yaptıkları denetim sonucu davalı idarenin “kamu
yararı - hizmet gereği -gecikmesinde sakınca görülen haller - ileride
telafisi güç veya imkansız zararlara yol açılmasının engellenmesi”
kriterlerine dayandırılmıştır.
Kooperatif
kontrolörleri, 1163 sayılı yasada belirtilen ilgili bakanlıkların memur
statüsünde bulunmakta ve denetim görevi yapmaktadırlar.
Bakanlıklarda,
devlet tüzel kişiliği içinde genel idare esaslarına göre kamu hizmeti
yürüten kurumlardır.
Ortaklarının
belirli ekonomik menfaatlerini korumak amacıyla kurulan ve T.C. Anayasanın
171. maddesine göre devletin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alması
gereken kooperatiflerin, devlet tarafından denetiminin genel idare
esaslarına göre yürütülen kamu hizmeti olduğu, bu denetimde görevli
kontrolörlerinde TC Anayasanın 128.maddesinde belirtilen memurlar olduğu
açıktır.
Ortakların
serbest iradeleriyle kurulan, sürdürülen, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip
kooperatiflerin yönetimlerine, devlet memuru olan kontrolörlerin
denetimleri sonucunda devlet tarafından “kamu yararı — hizmet gereği
—gecikmesinde sakınca görülen haller — ileride telafisi güç veya imkansız
zararlara yol açılmasının engellenmesi” gibi soyut kıstaslarla müdahale
edilmesi idari bir tasarruf olup, idare aleyhine açılan iş bu davanın 2577
sayılı yasanın 2 ve 12. maddesi hükümleri gereğince idari yargı yerinde
^çözümlenmesi gerekmektedir.
Adli
Yargının görevi, 1163 sayılı yasanın 90/2 maddesinde öngörülen “bakanlığın
bir yıl içerisinde olağanüstü genel kurul toplantısının yapılması için
gerekli tedbirleri alır” hükmü gereğince yapılacak olağanüstü genel kurul
toplantısı sonucunda alınacak kararlara ilişkin başlayacaktır.
Kaldı
ki, 1163 sayılı yasanın uygulanmasından doğan hukuk davalarının tarafların
tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari dava sayılacağına ilişkin 99.
madde hükmü, 10.08.1969 tarihinde yürürlüğe girmiş olup bu tarih itibariyle
1163 sayılı yasa hükümlerine göre ticari dava sayılan uyuşmazlıklar
kooperatif üyeleri ile yetkili organlar arasındaki uyuşmazlıklardır.
Oysa
eldeki davanın dayanağı 1163 sayılı yasaya 03.06.2010 tarihinde yapılan
değişiklikle 90. madde eklenmiş olup 5983 sayılı yasa ile getirilen,
devlete ve memurlarına geniş yetkiler tanıyan değişiklik sonucu idarece
verilen kararların 1163 sayılı yasanın 99. maddesi kapsamında bulunduğunun
kabulü mümkün değildir.
Açıklanan
nedenlerle davanın çözümünde İdari Yargının görevli olduğuna karar
verilmesi gerekirken yazılı şekilde Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın
çoğunluk görüşüne karşıyım.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1447
KARAR NO : 2013/1633
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından
kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K
A R A R
Davacı :
P.A.
Vekilleri : Av. M.E.A. - Av. C.A.
Davalılar : 1) Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. E.S.D.
2)
Yenimahalle Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. O.S.
3)
Sağlık Bakanlığı
Vekili :
Av. M.Z.E.
O L A Y :Davacı vekili, müvekkilinin hissedar olduğu,
Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, Yakacık Mah. 43980 Ada, 1 parsel sayılı
taşınmazın, yapılan imar planında, “Sağlık Tesisleri Alanı” olarak
ayrıldığını ve tapu kaydı üzerine kamulaştırılacak şerhi konulduğunu;
imarlı arsa niteliğindeki taşınmaza
davalı idarece fiilen el atıldığını; bugüne kadar idareye yapılan
müracaatlara rağmen, hiçbir bedel ödenmediğini; dava konusu taşınmazın,
imar parseli olduğunu, Ankara’nın en güzel yerlerinden birinde bulunduğunu,
davalı idare ile herhangi bir uzlaşma taleplerinin olmadığını ifade ederek;
taşınmazın toplam bedelinden, fazlaya ilişkin ve ıslah hakları saklı kalmak
kaydıyla, şimdilik 1.000,00 TL’sı bedelin dava tarihinden itibaren
işleyecek kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte, davalı
idareden alınarak taraflarına ödenmesine; taşınmazın tapu kaydının davalı
idareye tescil ettirilmesine karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde
dava açmıştır.
Davalı idarelerin vekilleri, süresi içerisinde görev
itirazında bulunmuşlardır.
ANKARA
25.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:18.4.2013 gün ve E:2013/24 sayı ile, görev
itirazlarının reddine karar vermiştir.
Davalı idarelerden Yenimahalle Belediye Başkanlığı ile Sağlık Bakanlığı vekillerinin, idari yargı yararına olumlu
görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdikleri dilekçeleri
üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na
gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu
hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade
açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem";
herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi
faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari
eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar
Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis
ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın
13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile
tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara
dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel
işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda
oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari
eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar
planında sağlık tesisi alanı
olarak ayrılan taşınmazın değerinin bir kısmının ödenmesi ve taşınmazın
tapu kaydının davalı idare adına tescil edilmesinin istenildiğinin
anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacının taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el
atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle
mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle
açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın,
taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde
kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici
nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin
bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve
imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı
idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki
hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari
işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari
Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan
yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının
denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev
alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış
oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın taşınmazın bedelinin tazminat
olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; nitekim, 11.06.2013 günlü, 28674
sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı
Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 21'inci
maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi
kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194
sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan
sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle
"hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme
sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat
davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun
öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi
uyarınca davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması
istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, karar vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, Davalı idarelerden
Yenimahalle Belediye Başkanlığı ile
Sağlık Bakanlığı vekillerinin,
anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptıkları
görev itirazlarının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde
başvuruda bulunmaları üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede
öngörülen biçimde, anılan idareler ve davanın tazminat istemine ilişkin
kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacının hissedar olduğu taşınmazına, imar
planında sağlık tesisleri
alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL bedelin, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle
açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan
edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar
valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Dava
dosyasında yer alan Yenimahalle Belediye Başkanlığı, İmar ve Şehircilik
Müdürlüğünün 19.2.2013 gün ve
M.06.3.YEN.0.13/310.01.03.99.01/3514/pln590-473-1301 sayılı
yazısının incelenmesinden; 43980 ada 1 parsel sayılı taşınmazın, Belediye
Meclisinin 19.03.1998 gün ve 221 sayılı kararıyla onaylanan 1/1000 ölçekli
Yakacık Batı I. ve II. Etap Uygulama İmar Planı ve bu planın uygulaması
olan 1/1000 ölçekli 84161 nolu parselasyon planı kapsamında, E=0.60 ve
Hmaks=Serbest yapılaşma koşullarıyla “Sağlık Tesisi” kullanımında kaldığı;
Sağlık Tesisleri alanının öncelikli olarak Ankara İl Sağlık Müdürlüğü
tarafından kamulaştırılması gerektiği, ancak o bölgede İl Sağlık
Müdürlüğünce Sağlık Tesisleri Alanına gereksinim duyulup duyulmadığı
konusunda görüş alınarak kamulaştırmasının yapılıp yapılmayacağı hakkında
bilgi alınabileceği, yine parseldeki hissedarların bir aR.a gelerek
plandaki koşullara uygun olarak taşınmaz üzerinde tasarrufta
bulunabileceği, ilgili parsel üzerinde kamulaştırmasız el atmanın söz
konusu olmadığı; ayrıca, Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nin
16.03.2012 tarih ve 435 sayılı kararı ile kamulaştırılmamış donatıların
maliklerince kullanılabilmesi için plan tadilatının mümkün olduğu ve “Özel”
ibaresi getirilerek kullanımının mümkün olduğu, “Kamu mülkiyetinde olanlar
hariç imar planlarında yer alan; sosyal tesis, ağaçlandırma alanı,
rekreasyon alanı, fuar, spor alanı, sağlık, eğitim, anaokulu, kreş, SKT,
idari tesis (şirket, kooperatif, kişisel büro, idari tesis, yönetim merkezi
olarak) kültür, eğlence, yaşlılar bakımevi vb. donatı alanları maliklerince
özel amaçla kullanılabilir” denildiği, söz konusu taşınmaz için plan
değişikliği talebinin bulunmadığı belirtilmiş; yine dosya içerisinde
bulunan Ankara Halk Sağlığı Müdürlüğünün 13.2.2013 gün ve 8121 sayılı
yazısının incelenmesinden, taşınmaz üzerinde fiili bir el atmanın ve plan
doğrultusunda yapılmış bir tesisin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Olayda,
davacının hissedar olduğu taşınmazın imar planıyla Sağlık Tesisi Alanı
kullanımında kaldığı, tapu kaydı üzerine kamulaştırılacak şerhi konulduğu,
aradan uzun yıllar geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, kamulaştırmasız el
atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği;
dava dilekçesinde davacı vekili tarafından, taşınmaza davalı idarece fiilen el atıldığı iddia edilmesine karşın;
davalı idarelerce, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığının ifade
edildiği, dosya kapsamında da taşınmaza fiilen el atıldığına ilişkin bilgi
ve belge bulunmadığı; bu bağlamda davanın konusunun, davalı idarece 3194
sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan
imar planlarında yer alan davacılara ait taşınmazın bedelinin tazminine
ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve
buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik
bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk
Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları
nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile
ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda
verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla
Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi
İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No:
2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde,
iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin
değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet
olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına
ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece
mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve
bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan
nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu
şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde
keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun
olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E:2013/603, K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı
idarelerden Yenimahalle Belediye Başkanlığı ile Sağlık Bakanlığı
vekillerinin görev itirazlarının, Ankara 25.Asliye Hukuk
Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı idarelerden Yenimahalle
Belediye Başkanlığı ile Sağlık
Bakanlığı vekillerinin GÖREV
İTİRAZLARININ REDDİNE ilişkin Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
18.4.2013 gün ve E:2013/24 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013
gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1449
KARAR NO : 2013/1634
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından
kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K
A R A R
Davacılar
: 1-G.B., 2-G.K., 3-M.B., 4-D.E., 5-E.U., 6-S.B., 7-N.B., 8-H.B., 9-A.B.
Vekilleri : Av. M.E.A. - Av. C.A.
Davalılar : 1-Çankaya Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. A.D.
2) Spor
Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. D.K.
O L A Y :Davacılar vekili, müvekkillerinin hissedar
olduğu, Ankara ili, Çankaya ilçesi, Sancak Mah. 25326 Ada, 1 parsel sayılı
taşınmazın, yapılan imar planında, “SPOR VE OYUN ALANI” olarak ayrıldığını
ve tapu kaydı üzerine kamulaştırılacak şerhi konulduğunu; imarlı arsa
niteliğindeki taşınmaza davalı
idarece fiilen el atılmadığını; ancak Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu’nun 15.12.2010 tarih, 2010/5 - 662 Es. ve 2010/551 K. sayılı kararı
ile bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verdiğini, idareye yapılan
müracaatlara rağmen, hiçbir bedel ödenmediğini ifade ederek; taşınmazın
toplam bedelinden, fazlaya ilişkin ve ıslah hakları saklı kalmak kaydıyla,
şimdilik 2.000,00 TL’sı bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına
uygulanan en yüksek faizi ile birlikte, davalı idareden alınarak
taraflarına ödenmesine; taşınmazın tapu kaydının davalı idareye tescil
ettirilmesine karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı idarelerden Çankaya Belediye Başkanlığı vekili,
cevap dilekçesinde görev itirazında bulunmuştur.
ANKARA 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 10.4.2013 gün ve
E:2012/304 sayı ile, kamulaştırmasız el atmaya ilişkin davalarda adli
yargının görevli olduğu gerekçesiyle, görev itirazının reddine karar
vermiştir.
Davalı idarelerden Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine,
dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu
hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade
açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem";
herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi
faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari
eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı
İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile
tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın
13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile
tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara
dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel
işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda
oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari
eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar
planında spor ve oyun alanı
olarak ayrılan taşınmazın değerinin bir kısmının ödenmesi ve taşınmazın
tapu kaydının davalı idare adına tescil edilmesinin istenildiğinin
anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacının taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el
atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle
mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle
açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın,
taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde
kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici
nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin
bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve
imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı
idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki
hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari
işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari
Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan
yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının
denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev
alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış
oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken
olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın taşınmazın bedelinin tazminat
olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; nitekim, 11.06.2013 günlü,
28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı
Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 21'inci
maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi
kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194
sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan
sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle
"hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme
sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat
davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun
öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu
maddesi uyarınca davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına
alınması istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, karar
vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, Davalı idarelerden
Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay
Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan idare ve davanın
tazminat istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmazına, imar
planında spor ve oyun alanı
olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.000,00 TL bedelin, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle
açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Dava
dosyasında yer alan Çankaya Belediye Başkanlığı, İmar ve Şehircilik
Müdürlüğünün 25.6.2012 gün ve M.06.6.ÇAN.0.13.04.01/18006-1865(17038) sayılı yazısının incelenmesinden; Sancak Mahallesi
25326 ada 1 parsel sayılı taşınmazın, Çankaya Belediye Meclisinin
21/12/1988 tarih ve 1473 sayılı kararı ile onaylanan Islah İmar Planına
göre hazırlanan ve Belediye Encümeninin 16/03/1989 tarih ve 627 sayılı
karan ile kabul edilen 81026 no.lu Islah imar planı uygulaması sonucu,
Hmax=Serbest, Emsal=0.15 Çankaya Belediyesi Açık ve Kapalı Oyun Alanı
olarak oluştuğu ve yerleşim alanı içerisinde bulunduğu anlaşılmıştır.
Olayda,
davacıların hissedar olduğu taşınmazın imar planıyla Çankaya Belediyesi
Açık ve Kapalı Oyun Alanı kullanımında kaldığı, tapu kaydı üzerine
kamulaştırılacak şerhi konulduğu, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen
kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacılara ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin
bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna
dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik
bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde
yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari
yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu
gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam
etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin
görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli,
idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını
kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar
bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince
yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle
oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı”
olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı
tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının
ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu,
Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği
anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son
olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E:2013/603,
K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan
‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari
yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Davalı
idarelerden Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Ankara
6.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı idarelerden Çankaya Belediye
Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Ankara 6. Asliye
Hukuk Mahkemesi’nin 10.4.2013 gün ve E:2012/304 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1450
KARAR NO : 2013/1635
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından
kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K
A R A R
Davacı :
R.Ü.
Vekilleri : Av. S.Y.& Av. G.Y.
Davalılar : 1-Gençlik ve Spor Bakanlığı
Vekili : Av. C.Ç.
2-İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Z.Ç.
3-Tuzla Belediye Başkanlığı
Vekili : Av. T.O.Ç.
O L A Y : Davacı vekili,
müvekkilinin hissedarı olduğu, İstanbul ili, Tuzla ilçesi, Üçmeşeler
mevkii, Merkez, 1 pafta 31 parsel sayılı taşınmazın, 10 yıldan fazladır bir
kısmının park, bir kısmının spor alanında kaldığını; bu sebeple
müvekkilinin, tasarruf etme ve yararlanma imkanlarının engellendiğini;
idare tarafından amacına uygun olarak kullanılmak üzere kamulaştırılması
için hiçbir eylem ve işlem yapılmadığını; imar planlarında belirlenen
fonksiyonlar sebebiyle davalı idarenin müvekkilinin mülkiyet hakkını ihlal
ettiğini; yapılan müracaatlara idari makamlardan olumlu hiçbir yanıt
alınamadığını; 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa göre, kamulaştırma
yapılmaksızın taşınmaz malına el konulan kimsenin hangi davaları
açabileceği konusunda bir düzenleme getirmediğini ancak, 16.05.1956 gün ve
1/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile; usulü dairesince verilmiş bir
kamulaştırma kararı olmadan ve bedeli ödenmeden taşınmazına el konulan
kimsenin, ilgili kamu tüzel kişisi aleyhine el atmanın önlenmesi davası
açabileceği gibi, değer karşıtının verilmesini de isteyebileceğini, başka
bir söylemle, kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat davası açabileceğini;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2010/5-662 Esas 2010/651 Karar ve 15.12.2010
tarihli kararında da; uzun yıllar programa alınmayan imar planının fiilen
hayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeyen
davalının suskun kalınmak ve işlem tesis edilmemek suretiyle taşınmaza
müdahale edildiği, bu haliyle idarenin eyleminin, mülkiyet hakkının özüne
dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliğe sahip bulunan kamulaştırmasız
el koyma olgusunun varlığı için yeterli bulunduğun, bu itibarla,
kamulaştırmasız el koyma olgusunun varlığının doğal sonucu, idarenin hukuka
aykırı eylemiyle mülkiyet hakkı engellenen taşınmaz mal sahibi davacının,
dava yoluyla kamulaştırmasız el koyma hükümleri doğrultusunda mülkiyetin
bedele çevrilmesini, eş söyleyişle idareden değer karşılığının verilmesini
isteyebileceğini belirtildiği; bu nedenlerden dolayı, kamulaştırmasız
olarak el atılan taşınmazların bedelinin tahsili ve taşınmazların davalı
idare adına terkinine karar verilmesi için işbu davanın açılma zaruretinin
hâsıl olduğunu ifade ederek; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı
kalmak üzere, müvekkilinin maliki bulunduğu, taşınmazın davalı idare
tarafından kamulaştırma yapılmaksızın el konulması karşılığında, şimdilik
taktir ve hesap olunacak 10.000.-TL tazminatın, dava tarihinden itibaren
hesap edilecek yasal faizi ile birlikte davalı idarelerden müşterek ve
müteselsilen tahsil edilerek müvekkiline ödenmesine, davalarının kabulüne
karar verildiği taktirde, el konulan taşınmazda davacının payının tapuda
davalı idare lehine tesciline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde
dava açmıştır.
Davalılardan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Tuzla Belediye
Başkanlığı vekilleri süresi içinde görev itirazında
bulunmuşlardır.
İSTANBUL
A.6.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:28.5.2013 gün ve E:2013/84 sayı ile, Yargıtay
içtihatlarından bahisle görev itirazlarının reddine karar
vermiştir.
Davalılardan Tuzla
Belediye Başkanlığı vekilinin,
idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi
içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği
Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu
hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade
açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem";
herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi
faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari
eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı
İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile
tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın
13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile
tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara
dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel
işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda
oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari
eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar
planında kısmen park, kısmen spor
tesisi alanı olarak ayrılan taşınmazın değerinin ödenmesi ve
taşınmazın tapu kaydının davalı idare adına tescil edilmesinin istenildiğinin
anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacının taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el
atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle
mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle
açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın,
taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde
kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici
nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin
bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve
imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı
idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki
hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari
işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari
Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan
yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının
denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev
alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış
oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli
yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken
olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın taşınmazın bedelinin tazminat
olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; nitekim, 11.06.2013 günlü, 28674
sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı
Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 21'inci
maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi
kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194
sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan
sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle
"hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme
sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat
davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun
öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu
maddesi uyarınca davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına
alınması istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, karar
vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı
Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi
istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Tuzla Belediye
Başkanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
10. maddede öngörülen biçimde, anılan
davalı idare ve davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm
altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacının hissedar olduğu taşınmazına, imar
planında kısmen park, kısmen spor
tesisi alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla
şimdilik, 10.000,00 TL'si bedelin faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar
planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat
mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil
işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye
ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe
kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Dava
dosyasının incelenmesinden; dava konusu parselin 31.08.2000 tasdik tarihli
1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planında kısmen spor alanında kısmen de yol
alanında kaldığı; 28.05.2012 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli Tuzla Postane
Mahallesi Nazım İmar Planında 1 pafta 31 sayılı parselin, kısmen spor tesis
alanında kısmen de yol alanında kaldığı; 1 / 5000 ölçekli Nazım İmar Planı
kararları doğrultusunda Tuzla Belediyesi tarafından 1/1000 ölçekli Uygulama
İmar Planının hazırlanarak Belediye Meclisinin 05.10.2012 gün ve 121 sayılı
kararı ile tadilen kabul edilerek Büyükşehir Belediyesi Şehir Planlama
Müdürlüğüne 5216 Sayılı yasanın 7/b maddesi gereğince onay için
gönderildiği anlaşılmış; parsele ilişkin olarak düzenlenen bilirkişi
raporunda ise, taşınmaza fiilen el atmanın bulunmadığı belirtilmiştir.
Olayda,
davacının hissedar olduğu taşınmazın imar planıyla, kısmen spor tesis
alanında kısmen de yol alanında kaldığı, aradan uzun süre geçmesine rağmen
kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız
el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia
edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu
gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planında yer alan
davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış
olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması
sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince
çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013
tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü
üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk
Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları
nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile
ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda
verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla
Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi
İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No:
2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde,
iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin
değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet
olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına
ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece
mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve
bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan
nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu
şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde
keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun
olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E:2013/603, K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Tuzla Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, İstanbul A.6.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine
ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın
BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan Tuzla Belediye
Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ
REDDİNE ilişkin İstanbul A.6.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 28.5.2013 gün ve
E:2013/84 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1456
KARAR NO : 2013/1641
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Türkiye İhracatçılar
Meclisi Genel Sekreter Yardımcısı olan davacının, hizmet sözleşmesinin feshedilmesine
ilişkin işlemin iptali amacıyla Ankara 11. İdare mahkemesine açtığı davanın
lehine sonuçlanması üzerine, işlem nedeniyle yoksun kaldığını öne sürdüğü
75.632,72 TL tazminatın faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açtığı
davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.B.
Vekili :
Av. O.A.K.
Davalılar
: 1- T.C. Ekonomi Bakanlığı
Vekilleri
: Av. S.Ö. & Av. S.Ç.
2-Türkiye
İhracatçılar Meclisi
Vekili :
Av. B.N.A.
O L A Y :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; “T.C. Resmi Gazetesinin 5 Ağustos
1993 gün, 21659 nüshasında yayımlanarak yürürlüğe giren 5/7/1993 gün, Karar
Sayısı: 93/4614 sayılı “İHRACATÇILAR BİRLİKLERİNİN KURULUŞU, İŞLEYİŞİ,
İŞTİGAL SAHALARI, ORGANLARI, ÜYELERİNİN HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLERİNE DAİR
BAKANLAR KURULU KARARI”na göre kurulan TİM İhracatçılar Meclisi, Ankara
Temsilcilik bürosunun açılması ile birlikte müvekkil davacı M.B.’nın bu
büroda görevlendirilmesi önerisine T.C. Başbakanlık Dış Ticaret
Müsteşarlığı İhracat Genel Müdürlüğünün 08/11/1999 gün, 106214 sayılı yazıyla;
“Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Ankara Temsilcilik Bürosunun açılması
ve söz konusu büroda, M.B.’nın, Özel Hizmet Sözleşmesi ile istihdam edilmesi,
Müsteşarlık Makamının 3.11.1999 tarih ve 99/1107 Onayı ile uygun görüldüğü”
TİM. Başkanlığına bildirilmiştir.
Daha
sonra TİM. 8/11/2000 gün, 11239 sayılı yazıyla Dış Ticaret Müsteşarlığına
başvurarak; Genel Sekreter Yardımcılığı’na halen bu işi bir yıldan beri
yürütmekte olan (müvekkil davacı) M.B.’ nın atanmasının onaylanmasını
istemiş, T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracat Genel
Müdürlüğünün 21/12/2000 gün, 105962 sayılı yanıt yazısıyla; “İhracatçı
Birlikleri ve TİM statüsünde değişiklik yapan ve 18 Ekim 2000 tarih ve
24204 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanan 14.9.2000 tarih ve 2000/1301 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararı’nın 27 nci maddesi çerçevesinde Türkiye İhracatçılar
Meclisi İcra Komitesi’ nce teklif edilen M.B.’nın TİM Genel Sekreter
Yardımcılığı görevine atanması Müsteşarlık Makamının 20.12.2000 tarih ve
1444 sayılı onayı ile uygun görüldüğü” Türkiye İhracatçılar Meclisine
bildirilmiştir.
Müvekkil
davacı ile davalı Müsteşarlığa bağlı TİM. Türkiye İhracatçılar Meclisi
arasında 08/11/1999 tarihinde başlayan bu hizmet (Genel Sekreter
Yardımcılığı) ilişkisi, adı geçen idarece, o tarihten itibaren sürdürülerek
bu günlere varılmıştır. O halde, Yüce Yargının huzurundaki somut olayda,
08/11/1999 tarihinden 21/05/2009 tarihine kadar devam eden kendine özgü bu
hizmet ilişkisinin içerik ve niteliğinin süreklilik taşıdığı, bir başka
anlatımla süreklilik kazandığı tartışmasızdır.
Şimdi,
ulaşılan bu evrede, davacıdan kaynaklanan ortada somut bir neden yok iken,
müvekkil uzun bir süre çalışmayı hedeflemiş iken ve ayrıca ileriye dönük
plan ve programlarını bu olguya göre yapmış iken, bu kez davalı T. C. Dış
Ticaret Müsteşarlığının 12/05/2009 gün, ONAY NO: 793 ve 16716 sayılı;
“Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Genel Sekreterliği’nden alınan
06/05/2009 tarih ve 574 sayılı yazıda, TİM Ankara Ofisinde Genel Sekreter
Yardımcısı olarak görev yapmakta olan M.B.’ nın TİM İcra Komitesi Kararı
uyarınca kıdem ve ihbar tazminatları ödenmek suretiyle görevden alınması”
talebine ONAY/OLUR veren yazısına dayanarak, Türkiye İhracatçılar Meclisi,
Beyoğlu 7. nci Noterliğinden tanzim edilen18 Mayıs 2009 gün, 06235 sayılı İHBARNAME
ile sudan sebepler ileri sürerek, müvekkilin iş akdinin İş Kanunun 22.
madde ve 17. ve 18. maddeleri uyarınca 21.05.2009 tarihi itibariyle
feshedildiğini bildirmiştir. İş akdinin feshedildiğine ilişkin sözü geçen
18 Mayıs 2009 günlü Noter İHBARNAME’ si, müvekkil davacıya 19 Mayıs 2009
tarihinde tebliğ edilmiştir.
Oysa,
TİM. Türkiye İhracatçılar Meclisinin, Ankara Temsilciliğinde kendine
verilmiş görevleri yerine getiren Genel Sekreter Yardımcısına olan
gereksinimi ve özelikle davacının bu sıfatıyla hizmetine ihtiyacı olduğu
açık seçik ortadadır. Tüm bu oluşumlara karşın, davalı Müsteşarlığa bağlı
TİM. Türkiye İhracatçılar Meclisi Ankara Temsilciliğinin, davacı personelin
(yetenekli ve deneyimli bir personeli olması da dikkate alındığında)
hizmetine gereksinimi olduğu halde, ortada somut ve haklı bir gerekçe
olmadan davacı iş akdinin fesih edildiği idari yargı kararıyla kanıtlanmıştır.
Nitekim,
tarafımızdan açılan “işlemin iptali ile yoksun kalınan parasal hakların
21/05/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi”
istemli idari davada Ankara 11’
inci İdare Mahkemesi 28.01.2011 gün, E. 2009/1032 ve K. 2010/119 sayılı
kararıyla aynen; "... Olayda, davacının yukarıda yer verilen hükümlere
göre daimi hizmet sözleşmesinin feshedilmesi sürecinde Türkiye İhracatçılar
Meclisince davacıya noter aracılığıyla gönderilen 16.05.2009 tarih ve 6235
sayılı ihbarnamede; 24.03.2009 tarih ve 359 sayılı yazı ile davacıya
İstanbul’ da göreve başlaması ve göreve başlayacağı tarihin TİM Genel
Sekreterliğine yazılı olarak iletilmesi gerektiğinin bildirildiği,
davacının ise buna verdiği 31.03.2009 tarihli yanıtta İstanbul’ da verilen
görevi kabul etmediği ve göreve başlamayacağı ileri sürülerek iş akdinin
istirahat süresi sonu olan 21.05.2009 tarihi itibariyle feshedildiği
belirtilmiş ise de; davacının söz konusu cevabında İstanbul’ da verilen
görevin ailesi ve kendisi için oluşacak sakıncalarından bahsederek tayin
durumunun gözden geçirilmesini talep ettiği, GÖREVİ KABUL ETMEDİĞİ VE
GÖREVE BAŞLAMAYACAĞI YÖNÜNDE BİR İRADE BEYANINDA BULUNMADIĞI AÇIK
OLDUĞUNDAN. İstanbul’ da verilen görevi kabul etmediği ve göreve
başlamayacağını bildirdiği gerekçesiyle iş akdinin feshedilmesine ilişkin
işlemde hukuka uyarlılık bulunmamaktadır” şekil, biçim ve nitelikteki doyurucu
ve haklı gerekçeye dayanarak, “AÇIKLANAN nedenlerle, dava konusu İşlemin
İptaline DAVACININ YOKSUN KALDIĞI PARASAL HAKLARININ İŞ AKDİNİN FESHİNİN
YÜRÜRLÜĞE GİRDİĞİ 21.05.2009 TARİHİNDEN İTİBAREN İŞLEYECEK YASAL FAİZİYLE
BİRLİKTE ÖDENMESİ İSTEMİNİN KABULÜNE. ...” karar vermiştir.
Ayrıntılı
biçimde az yukarıda yazılı adı geçen idare mahkemesinin iptal kararı her
iki davalı tarafından temyiz edilmiş olup, Yüksek Danıştay 12’ nci Dairenin 2011/5147
Esasına kayıtlı dosyasının incelemesi devam etmektedir, yani henüz
sonuçlanmamıştır.’’ diyerek, Türkiye İhracatçılar Meclisi Genel Sekreter
Yardımcısı olan davacının, hizmet sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin
işlemin iptali amacıyla Ankara 11. İdare mahkemesine açtığı davanın lehine
sonuçlanması üzerine, işlem nedeniyle yoksun kaldığını öne sürdüğü
75.632,72 TL tazminatın faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle idari yargı
yerinde dava açmıştır.
Davalılar Ekonomi Bakanlığı ve Türkiye İhracatçılar
Meclisi vekilleri süresi içerisinde sundukları cevap dilekçelerinde özetle,
görev itirazında bulunmuşlardır.
Ankara 4.İdare Mahkemesi: 13.12.2012 gün ve E:2012/64
sayı ile özetle; ‘’…4059 sayılı Hazine Müsteşarlığı İle Dış Ticaret
Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 6. maddesinin
"c" fıkrasında, ihracatçı ve ithalatçı birlikleri ve bunların
oluşturduğu Dış Ticaret Birlikleri Üst Kuruluşu'nun Dış Ticaret
Müsteşarlığı'nın bağlı kuruluşu olduğu hüküm altına alınmıştır.
05/08/1993
tarihli ve 21659 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren
93/4614 sayılı İhracatçı Birliklerinin Kuruluşu, İşleyişi, İştigal
Sahaları, Organları, Üyelerin Hak ve Yükümlülüklerine Dair Kararın 36. maddesinde;
Türkiye İhracatçılar Meclisinin, ihracatçı birlikleri arasında
koordinasyonu ve dayanışmayı sağlamak, ihracatçıların sorunlarının çözümüne
yönelik çalışmalar yapmak, ihracat hedef ve politikalarının belirlenmesine
yardımcı olmak ve ihracatçıları en üst düzeyde temsil etmek üzere kurulan
ihracatçı birliklerinin tüzel kişiliği haiz bir üst kuruluşu olduğu hüküm
altına alınmıştır.
09.01.2001
tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve yine işlem tarihinde
yürürlükte bulunan, Türkiye İhracatçılar Meclisi Yönetmeliği’nin 20.
maddesinde, Türkiye ihracatçılar Meclisi, icra komitesi ve yürütme
kurulunun hizmetlerinin bir genel sekreter ve üçten fazla olmamak üzere
yeteri kadar genel sekreter yardımcısı ve yeterli sayıdaki personelden
oluşan bir sekretarya tarafından yürütüleceği ve personelin işe alınmaları
ve özlük hakları ile ücret ve sosyal haklarının, İhracatçı Birlikleri
Personel Yönetmeliği çerçevesinde yapılacağı; 21. maddesinde, TİM genel
sekreteri ve genel sekreter yardımcılarının, icra komitesinin oy çokluğu
ile alacağı karara istinaden yapacakları teklif üzerine Müsteşar tarafından
atanacağı ve görevden alınmaları, atanmalarında uygulanan usul ve esaslara
göre yapılacağı, ancak, ihracat Genel Müdürlüğü’nün teklifi üzerine
Müsteşarlık Makamınca görevlendirilecek üç kişilik bir muhakkik heyeti
tarafından yapılacak denetimler sonucunda karar, yönetmelik ve Müsteşarlık
talimatları ile ilgili mevzuatın emrettiği görevlerin kasten yerine
getirilmediğinin tespit edilmesi halinde, Müsteşar tarafından görevden
alınabilecekleri, 22. maddesinde ise, genel sekreterin TIM ve organlarının
işlerini, karar, yönetmelik ve talimatlar doğrultusunda yürüten ve genel
sekreterliğin sevk ve idaresiyle görevli ve yetkili en üst amir olduğu ve
yokluğunda bu görevlerin genel sekreter yardımcılarından biri tarafından
vekaleten yürütüleceği, 23. maddesinde de, genel sekreterin görevlerinden
dolayı icra komitesine ve Müsteşarlığa karşı sorumlu olduğu hususu
düzenlenmiştir.
Türkiye
İhracatçılar Meclisi Yönetmeliği’nin 20.maddesinde yollamada bulunulan,
mülga İhracatçı Birlikleri Personel Yönergesi’nin 3.maddesinde, Birliklerde
hizmetlerin, ataması Müsteşarlık ve Birlik yetkili organlarınca yapılan
sözleşmeli personel eliyle yürütüleceği, 4. maddesinin “a” fıkrasında daimi
görevlerde çalıştırılacak personelin daimi hizmet sözleşmesiyle, “c”
fıkrasında ise özel ihtisas gerektiren konularda çalıştırılacak personelin
ise özel hizmet sözleşmesi ile çalıştırılacağı, 5.maddesinde ise genel
sekreter yardımcılarının daimi personel olduğu, 26. maddesinde de, bu
yönergede yer almayan hususlarda İş Kanunu hükümlerinin uygulanacağı hükme
bağlanmıştır.
Dosyanın
incelenmesinden, Müsteşarlık makamının 03.11.1999 tarih ve 99/1107 sayılı
onayı ile Türkiye İhracatçılar Meclisi Ankara Temsilcilik Bürosunun
açıldığı ve özel hizmet sözleşmesi ile davacının bu büroda istihdam
edildiği, 20.12.2000 tarihinde ise Türkiye İhracatçılar Meclisi icra
Komitesinin teklifi ve Müsteşarlık makamının onayı ile Türkiye İhracatçılar
Meclisi Genel Sekreter Yardımcılığına atandığı, dava konusu 12.05.2009
tarih ve 2009/793 sayılı olurla Türkiye İhracatçılar Meclisi Yönetmeliğinin
21. maddesi çerçevesinde ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun ilgili hükümlerine
uygun olmak kaydıyla sözleşmesinin feshedilmesi üzerine davacı tarafından
Ankara 11. İdare Mahkemesi nezdinde dava açıldığı, Ankara 11. İdare
Mahkemesi'nin 28.01.2011 tarih ve E:2009/1032, K:2010/119 sayılı karar ile
işlemin iptal edildiği işlem sebebiyle uğranıldığı ileri sürülen 75.632,72
TL'nin ödenmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki
mevzuatla dava konusu olayın bir arada değerlendirilmesinden, Türkiye ihracatçılar
Meclisinin Dış Ticaret Müsteşarlığına bağlı, ihracatçı birliklerinin üst
kuruluşu olan bir özel hukuk tüzel kişisi olduğu, hizmetlerin, daimi hizmet
sözleşmesi, geçici hizmet sözleşmesi ve özel hizmet sözleşmesi ile istihdam
edilen personel eliyle yürütüldüğü, geçici hizmet sözleşmesi ve özel hizmet
sözleşmesi ile istihdam edilen personelin genel sekreter tarafından re'sen
işten çıkartılabileceği ancak aralarında genel sekreter yardımcısının da
bulunduğu daimi hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen personelin
atanmalarının ve görevden alınmalarının ise kuruluşun bağlı olduğu Dış
Ticaret Müsteşarlığınca yapılacağı, yokluğunda genel sekreterin görevlerini
vekaleten yürütme yetkisini haiz bulunan genel sekreter yardımcılarının, bu
görevlerinden dolayı Müsteşara karşı sorumlu olduğu, 03.11.1999 tarihinde
Türkiye İhracatçılar Meclisi Ankara Temsilcilik Bürosunda özel hizmet
sözleşmesi imzalayarak görev başlayan ve 20.12.2000 tarihinde ise Türkiye
İhracatçılar Meclisi Genel Sekreter Yardımcılığına atanan davacının bu
tarihten itibaren daimi hizmet sözleşmesi kapsamında istihdam edildiği
anlaşılmaktadır.
Bu
durumda, Dış Ticaret Müsteşarlığına bağlı Türkiye İhracatçılar Meclisi'nde
genel sekreter yardımcısı olması nedeniyle, daimi hizmet sözleşmesi ile
istihdam edildiğinin kabulü gereken davacının, atanması ve görevden alınmasındaki
usul ile yürüttüğü görevler dikkate alındığında, statüsünün de geniş
anlamda kamu görevlisi olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna
ulaşıldığında davanın görüm ve çözümünün idari yargı yerinin görevinde
olduğu sonucuna varılmıştır.’’ demek suretiyle davalılar Ekonomi Bakanlığı
ve Türkiye İhracatçılar Meclisi vekillerinin görev itirazlarının reddine
karar vermiştir.
Davalılardan Türkiye İhracatçılar
Meclisi vekilinin, adli yargı yararına
olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği
dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı; “…Dava konusu işlemde görevli yargı yerinin belirlenmesi
için, davalı Türkiye İhracatçılar Birliğinin hukuki statüsünün ve davalının
istihdam yönteminin belirlenmesi gerekmektedir. 5910 sayılı Türkiye
İhracatçılar Meclisi İle İhracatçı Birliklerinin Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun'un 2. maddesi (d) bendinde "TİM: Birliklerin
koordinasyonunu sağlamak, ihracatçıların sorunlarının çözümüne yönelik
çalışmalarda bulunmak, dış ticaretin ülke menfaatine uygun olarak
gelişmesine yardımcı olacak çalışmalar yapmak ve ihracatçıları en üst
düzeyde temsil etmek üzere, ihracatçı birliklerinin üst kuruluşu olan özel
bütçeye sahip ve tüzel kişiliği haiz Türkiye İhracatçılar Meclisini"
ifade eder cümlesi ile davalı idarenin amaçları belirlenerek, özel bütçeye
sahip tüzel kişilik olduğu belirlenmiştir. Yasanın 20. maddesi ise, "
(1) TİM ve birlik genel sekreterliği; genel sekreter ve yardımcıları ile
diğer personelden oluşur. /(2) TİM ve birliklerde istihdam edilenler, bu
Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılacak yönetmelik hükümleri ile 4857
sayılı İş Kanunu ve İnsan Kaynaklan Yönetmeliği hükümlerine tabidir."
hükümleri ile davalı TİM personelinin İş Kanunu hükümlerine göre istihdam
edileceği hususunu düzenlemektedir.
5910
sayılı Yasanın, davaya konu sözleşme fesih tarihi olan 21/05/2009
tarihinden sonra 03/07/2009 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak
yürürlüğe girdiği ve öncesinde davalı TİM Personel rejimini düzenleyen
mülga "Türkiye İhracatçılar Meclisi Yönetmeliği"’nin “Genel
Sekreterlik” hususunu düzenleyen 20. maddesinde, Genel Sekreter
Yardımcılarının Müsteşar onayı ile atanmalarının bu kişilerin atama ve
görevden alınmalarına ilişkin işlemlerin 5910 sayılı Yasadan önceki dönemde
idari işlem olduğu izlenimi doğurduğu da tartışılabilir. Ancak, bu konudaki
tartışmada, davalı Birliğin kuruluşu ve görevlerinin dayanak maddelerinden
olan 4059 sayılı Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun'un 6. Maddesinin (c) bendinin Anayasa Mahkemesince
18/09/2008 gün ve 2006/55 E, 2008/145 K sayı ile iptal edilmesi ile sona
ermiştir. Zira, anılan Yasanın iptale konu (c) bendi TIB'ni Hazine
Müsteşarlığının bağlı kuruluşları arasında saymakta iken, Anayasa
mahkemesinin; Birliklerin Anayasanın 123. Maddesi kapsamında yasayla veya
yasanın açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulan kamu tüzelkişileri
olmadıkları gibi, amaçları, işlevleri ve nitelikleri itibariyle kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşlarına benzemekle birlikte, kuruluş ve
tüzelkişiliklerinin yasayla oluşturulmaması, organların seçiminin yargı
gözetiminde yapılmaması ve bağlı kuruluş olarak gösterilmemeleri nedeniyle
Anayasanın 135. Maddesinde yer alan kamu kurumu niteliğinde meslek
kuruluşları kapsamına da girmedikleri, özet gerekçesi ile (c) bendini iptal
ederek, TIB'nin özel hukuk tüzel kişiliği vurgulanmıştır.
Diğer
taraftan, 27338 sayılı 03/09/2009 günlü RG yayımlanan "Türkiye
İhracatçılar Meclisi Ve İhracatçı Birlikleri İnsan Kaynakları
Yönetmeliği"'nin (Değişik madde: 11/10/2011-28081 S.R.G. Yön/8.md.)
12. Maddesinde "(1) (Değişik fıkra: 15/06/2012 - 28324 S.R.G. Yön./4.
md.) Personelin genel sekreterlik ile ilişiği, kendi isteği ile görevden
ayrılma, emeklilik, malullük ve ölüm hali ile 65 yaşının tamamlanması
halinde kendiliğinden; bu Yönetmelikte ilişiğin kesilmesini gerektirecek
diğer hususların gerçekleşmesi hali ile 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine
göre hizmet sözleşmesinin feshini gerektiren hallerde yönetim kurulu kararı
ile sona erer." hükmü ile de, TİM'de istihdam edilen personelin İş
Kanunu hükümlerine göre istihdamı düzenlenmiş bulunmaktadır.
Davacı
tarafın dayanağı olan Ankara 11. İdare mahkemesinin 28/01/2011 gün ve
2009/1032 E, 2010/119 k sayılı iş akdinin feshine ve fesih sonrası kayba
yol açılan mali hakların tazmini konulu kararı da, dosyaya daha sonra
sunulan Danıştay 12. Dairesinin 21/02/2013 gün ve 2011/5147 E, 2013/856 K
sayılı İlamı ile davaya bakmaya adli yargı yerinde iş mahkemelerinin
görevli ve yetkili olduğu gerekçesi ile görev yönü ile bozulmuştur.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle; Türkiye İhracatçılar Meclisinde genel sekreter
yardımcısı olarak çalışırken 21/05/2009 tarihinde iş akdi feshedilen
davacının, iş akdinin feshi nedeniyle uğradığı zararın tazmini için açtığı
davanın adli yargı yerinde görüm ve çözümü gerektiği düşünülmektedir.’’ demek suretiyle 2247 sayılı Kanunun 10. ve 13.
Maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27.maddesi gereğince yapılan incelemeye göre,
davalılar Ekonomi Bakanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi vekillerinin
anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptıkları
görev itirazının reddedilmesi ve davalılardan Türkiye İhracatçılar Meclisi
vekilinin 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca, davalı Türkiye İhracatçılar Meclisi
açısından 10.maddede öngörülen
biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Türkiye İhracatçılar Meclisi Genel Sekreter Yardımcısı olan davacının,
hizmet sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin işlemin iptali amacıyla Ankara
11. İdare mahkemesine açtığı davanın lehine sonuçlanması üzerine, işlem
nedeniyle yoksun kaldığını öne sürdüğü 75.632,72 TL tazminatın faizi ile
birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
5910
sayılı Türkiye İhracatçılar Meclisi İle İhracatçı Birliklerinin Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun'un 2.maddesinin d bendinde Türkiye İhracatçılar
Meclisinin tanımı yapılmış olup, buna göre; ‘’TİM: Birliklerin koordinasyonunu
sağlamak, ihracatçıların sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalarda
bulunmak, dış ticaretin ülke menfaatine uygun olarak gelişmesine yardımcı
olacak çalışmalar yapmak ve ihracatçıları en üst düzeyde temsil etmek
üzere, ihracatçı birliklerinin üst kuruluşu olan özel bütçeye sahip ve
tüzel kişiliği haiz Türkiye İhracatçılar Meclisini ifade eder.’’ denilmek
suretiyle TİM nin amaçları belirtilerek özel bütçeye sahip bir tüzel
kişilik olduğu ifade edilmiştir.
Kanun’un
3.maddesinde birliklerin organları sayılırken ‘’ç‘’ bendinde de ‘’Genel
Sekreterlik’’ belirtilmiştir.
Kanun’un
‘’Genel Sekreterlik ve Genel Sekreterin Görevleri’’ başlıklı 8.maddesinin
1.fıkrasında; ‘’Genel Sekreter ve sayısı üçten fazla olmamak üzere genel
sekreter yardımcısı; Müsteşarlığın olumlu görüşü alınmak kaydıyla yönetim
kurulu tarafından atanır.’’ denilmiş ve böylece genel sekreter ve
yardımcılarının atama usulü ifade edilmiştir.
Anılan
Kanun’un ‘’Personel’’ başlıklı 20.maddesinin 2.fıkrasında ise; ‘’TİM ve
birliklerde istihdam edilenler, bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak
çıkarılacak yönetmelik hükümleri ile 4857 sayılı İş Kanunu ve İnsan
Kaynakları Yönetmeliği hükümlerine tabidir.’’ denilmek suretiyle TİM
personelinin 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre istihdam edileceği
hususu düzenlenmiştir.
5910
sayılı Kanun, davacının iş sözleşmesinin fesih tarihi olan 21/05/2009
tarihinden sonra 03/07/2009 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak
yürürlüğe girmiş olup, her ne kadar bu Kanun’un öncesinde davalı TİM
Personel rejimini düzenleyen mülga "Türkiye İhracatçılar Meclisi
Yönetmeliği"nin “Genel Sekreterlik” hususunu düzenleyen 20.
maddesinde, Genel Sekreter Yardımcılarının Müsteşar onayı ile atanmalarının
bu kişilerin atama ve görevden alınmalarına ilişkin işlemlerin 5910 sayılı
Yasadan önceki dönemde idari işlem olduğu izlenimini doğuruyor ise de, bu
konudaki tereddüt davalı Birliğin kuruşu ve görevlerinin dayanak
maddelerinden olan 4059 sayılı Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 6. Maddesinin (c) bendinin Anayasa
Mahkemesince 18/09/2008 gün ve 2006/55 E, 2008/145 K sayı ile iptal
edilmesi ile sona ermiş bulunmaktadır. Şöyle ki; anılan Kanun’un iptale
konu (c) bendi TİB'ni Hazine Müsteşarlığının bağlı kuruluşları arasında
saymakta iken, Anayasa Mahkemesinin; Birliklerin Anayasanın 123. Maddesi
kapsamında Kanunla veya Kanun’un açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulan
kamu tüzelkişileri olmadıkları gibi, amaçları, işlevleri ve nitelikleri
itibariyle kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına benzemekle
birlikte, kuruluş ve tüzelkişiliklerinin Kanunla oluşturulmaması,
organların seçiminin yargı gözetiminde yapılmaması ve bağlı kuruluş olarak
gösterilmemeleri nedeniyle Anayasanın 135. Maddesinde yer alan kamu kurumu
niteliğinde meslek kuruluşları kapsamına da girmedikleri, özet gerekçesi
ile (c) bendini iptal ederek, TİB'nin özel hukuk tüzel kişiliği
vurgulanmıştır.
Anılan
kararda, Birlik üyeliğinden çıkarılma işleminin
iptali için açılan davada verilen ret kararının temyiz aşamasında, itiraz
konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali ve
yürürlüğünün durdurulması istemiyle başvurmuş olup, Anayasa Mahkemesi 18/09/2008
gün ve 2006/55 E, 2008/145 K sayı ile; ‘’Birlikler,
bu yapılarıyla, Anayasa’nın 123. maddesi kapsamında yasayla veya yasanın
açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulan kamu tüzelkişileri olmadıkları
gibi, amaçları, işlevleri ve nitelikleri itibariyle kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşlarına benzemekle birlikte, kuruluş ve
tüzelkişiliklerinin yasayla oluşturulmaması, organların seçiminin yargı
gözetiminde yapılmaması ve bağlı kuruluş olarak gösterilmeleri nedeniyle
Anayasa’nın 135. maddesinde yer alan kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları kapsamına da girmemektedir. Bu birlikler, Anayasa’nın ne 123.
ne de 135. maddesine göre tüzelkişilik kazanan kuruluş niteliğindedir.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural Anayasa’nın 7., 123. ve 135.
maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.’’ demek suretiyle 4059 sayılı Hazine
Müsteşarlığı İle Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun’un 6. maddesinin (c) fıkrasının ikinci tümcesinin Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve iptaline karar vermiştir.
Bu durumda, Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda zikredilen kararı
ile Kanunla veya Kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulan kamu
tüzel kişisi ya da kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olmayan Türkiye
İhracatçılar Meclisinde çalışan görevlilerin kamu görevlisi olduklarından
bahsedilemeyeceği gibi, bu kişiler hakkında görevlerinin sona erdirilmesi
sonucunu doğuran işlemlerin de idare tarafından kamu gücüne dayanılarak tek
başına tesis edilen buyurucu niteliği bulunan idari işlem sayılması da
olanaklı değildir.
Öte yandan; 27338 sayılı
03/09/2009 günlü RG.de yayımlanan "Türkiye İhracatçılar Meclisi Ve
İhracatçı Birlikleri İnsan Kaynakları Yönetmeliği"nin (Değişik madde:
11/10/2011-28081 S.R.G. Yön/8.md.) 12. Maddesinde "(1) (Değişik fıkra:
15/06/2012 - 28324 S.R.G. Yön./4. md.) Personelin genel sekreterlik ile
ilişiği, kendi isteği ile görevden ayrılma, emeklilik, malullük ve ölüm
hali ile 65 yaşının tamamlanması halinde kendiliğinden; bu Yönetmelikte
ilişiğin kesilmesini gerektirecek diğer hususların gerçekleşmesi hali ile
4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre hizmet sözleşmesinin feshini
gerektiren hallerde yönetim kurulu kararı ile sona erer." hükmü ile
de, TİM'de istihdam edilen personelin İş Kanunu hükümlerine göre istihdamı
düzenlenmiş bulunmaktadır.
Bu yasal düzenlemeler ışığında, Türkiye İhracatçılar
Meclisinde genel sekreter yardımcısı olarak çalışırken 21.05.2009 tarihinde
iş akdi feshedilen davacının, iş akdinin feshine dair işlemin idari işlem
sayılması olanağı bulunmadığından, iş akdinin feshi nedeniyle uğradığı
zararın tazmini istemiyle açılan davanın da idari yargı yerinde görülmesi
mümkün değildir.
Açıklanan
nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde Adli Yargı görevli olduğundan,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Türkiye
İhracatçılar Meclisi vekilinin görev itirazının Ankara 4.İdare Mahkemesince
reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile,
davalı Türkiye İhracatçılar Meclisi vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE
İLİŞKİN Ankara 4. İdare Mahkemesi’nin 13.12.2012 gün ve E:2012/64 sayılı
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1457
KARAR NO : 2013/1642
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Taşınmazın imar planında İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliğince İSKİ
tarafından belirlenen Dere Mutlak Koruma (Park) alanında bırakıldığından
bahisle açılan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
R.Ç.
Vekilleri : Av. R.Y.& Av. O.G.
Davalı :
İSKİ Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. G.E.K.
O L A Y : Davacı vekili özetle; davacının İstanbul İli,
Tuza İlçesi, Orhanlı köyü, 141 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki
olduğunu, taşınmazın dere mutlak koruma alanında kalmış olduğunu, mutlak
koruma alanında kalan taşınmazın tamamının davalı idare denetimi altına
girdiğinden taşınmaz üzerindeki tasarruf haklarının kullanılamayacak
şekilde kısıtlandığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin faizi ile birlikte davalı idareden
tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü
vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev
itirazında bulunmuştur.
İstanbul A.6. Asliye
Hukuk Mahkemesi; 18.04.2013 gün ve E:2012/938 sayı ile, davalı İSKİ Genel
Müdürlüğü vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda
süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği
Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı
Yasa'nın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu
planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi
bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak
zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari
eylem niteliği taşıdığını ifade ederek davanın
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci
fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı
kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği
belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27.maddesi gereğince yapılan incelemeye göre,
davalı İSKİ Genel Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Danıştay Başsavcısı'nca, davalı İSKİ Genel Müdürlüğü bakımından, 10.
maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının maliki olduğu taşınmazın, “Dere Mutlak
Koruma Alanı” içinde kalması suretiyle taşınmaza kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile
şimdilik 10.000 TL’nin faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar
verilmesi istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar
planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat
mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil
işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye
ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe
kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Olayda,
davacı vekili tarafından, dava dilekçesinde, İSKİ İçmesuyu Havzaları
Yönetmeliği gereği imar planlarında su havzasında ve dere mutlak koruma
alanında bırakılarak, tasarruf hakkı kullanılamayacak şekilde kısıtlanan
davacının taşınmazının bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiği;
mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki
yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı,
ancak, bu sonuç ya da sonuçların, bir idari işlem olan Yönetmelik ve imar
planlarından başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin
Yönetmelik gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği
şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı anlaşılmıştır.
Belirtilen
duruma göre, davaya konu taşınmazın İSKİ İçme Suyu Havzaları Koruma ve
Kontrol Yönetmeliği gereğince ve bu yönetmeliğe uygun olarak belediyece
düzenlenen imar planlarında su havzasında bırakılmış ve dere mutlak koruma
alanında kalmış olduğu, taşınmaza davalı idarece fiilen el atılmadığı
anlaşılmakla, Yönetmelik, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması
sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince
çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, başvurusunun kabulü ile, davalı İSKİ
Genel Müdürlüğü vekilinin görev itirazının İstanbul A.6. Asliye Hukuk Mahkemesince
reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN
KABULÜ ile, davalı İSKİ Genel Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE
İLİŞKİN İstanbul A.6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 18.04.2013 gün
ve E:2012/938 sayılı KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1458
KARAR NO : 2013/1643
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İdarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın
tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk
hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.Ç.
Vekilleri
: Av. H.O.K. & Av. O.A.
Davalı :
Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. İ.A.A.
O L A Y : Davacı vekili
özetle; davacının İstanbul İli, Gaziosmanpaşa İlçesi, Küçükköy Paşaçayırı
mevkiinde, 4 pafta, 6886 parsel sayılı 166 m2 taşınmazın maliki
olduğunu, söz konusu taşınmazın yaklaşık 48 m² civarında
bir kısmının yola katıldığını, davalı belediye tarafından taşınmazın ilgili
kısmına fiilen el atıldığını, davalı idare tarafından davacıya ait
taşınmazda kamulaştırmasız el atma sebebiyle yola katılan kısım için davayı
açmak zorunda kaldıklarını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin fili el atma tarihinden itibaren işleyecek
yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli
yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı vekili süresi
içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Gaziosmanpaşa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi: 02.05.2013 gün
ve E:2012/5 sayı ile, davalı Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı vekilinin
görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Gaziosmanpaşa Belediye
Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın
10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Gaziosmanpaşa Belediye
Başkanlığı açısından, 10.maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının taşınmazının yaklaşık 48 m² civarındaki
kısmının yola katıldığı, davalı belediye tarafından taşınmazın ilgili
kısmına fiilen el atıldığı belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin davalıdan tahsili istemiyle açılmıştır.
Dosya kapsamında yapılan incelemede, Gaziosmanpaşa
Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nün cevabi yazısında, söz
konusu taşınmazın 07.08.2006 t.t. 1/1000 ölçekli Tem Güneyi Rev. Uygulama
İmar Planında kısmen yol, kısmen bitişik nizam 4 katlı ticaret + konut
alanında kaldığı ve 21.05.2013 günlü bilirkişi raporunda, dava konusu yerin
evvelce yola terk edilmiş ve fiilen 1077 cadde üzerinde yol ve kaldırım
alanında kaldığı belirtilmiştir.
Belediyelerin
3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile
arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe
konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları
imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan
irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu
yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari
yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık,
Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun
idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazın
bir kısmına fiilen el atması karşısında, idarenin bu eyleminin
kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte
yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak
uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal,
baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve
bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak
davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında
yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir
ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza
kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü
iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini
davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin
özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik
yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim,
yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı
kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü
İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması
sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava
Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız
fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan
adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu
durumda, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan
zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine
girmektedir.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1459
KARAR NO : 2013/1644
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: Z.G. Mirasçıları; 1- M.A.A., 2- A.D., 3- A.A., 4- S.G., 5- A.G., 6- Z.G.
Vekilleri
: Av. İ.N.& Av. A.Ş.
Davalı :
Çankaya Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. A.D.
O L A Y : Davacılar vekili
özetle; davacıların Ankara İli, Çankaya İlçesi, Küçükesat Mahallesi, 1690
ada, 57 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduklarını, taşınmazın
imar planında çocuk bahçesi olarak ayrıldığını belirterek, taşınmazın
davalı idare adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı
ile şimdilik 10.000 TL’nin faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline
karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekili süresi
içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi: 18.07.2013 gün ve
E:2012/627 sayı ile, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat
olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın
10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Çankaya Belediye
Başkanlığı açısından, davanın, taşınmazın
bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı
yönünden, 2247 sayılı Yasa’nın 10.maddede öngörülen biçimde olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların hisseli taşınmazına, imar planında çocuk bahçesi olarak ayrılmak suretiyle
kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın davalı idare adına
tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000
TL’nin davalı idareden tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan
edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar
valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında çocuk
bahçesi alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında
idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın,
taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin
kısmı yönünden, başvurusunun kabulü ile, davalı Çankaya Belediye
Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesince
reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın,
davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması
istemine ilişkin kısmı yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Çankaya
Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 13.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 18.07.2013 gün ve E:2012/627 sayılı KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1460
KARAR NO : 2013/1645
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Taşınmazın imar planında İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliğince İSKİ
tarafından belirlenen Dere Mutlak Koruma (Park) alanında bırakıldığından
bahisle açılan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
D.D.
Vekili : Av. F.Y.
Davalı :
İSKİ Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. G.E.K.
O L A Y : Davacı vekili özetle; davacının İstanbul İli,
Sancaktepe İlçesi, Samandıra 6289 ada, 8 parsel sayılı taşınmazın hisseli
maliki olduğunu, taşınmazın davalı idare tarafından dere mutlak koruma
alanına alındığını, taşınmaz üzerindeki malikin tasarruf haklarının
kullanılamayacak şekilde kısıtlandığını belirterek, taşınmazın davalı idare
adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik
10.000 TL’nin faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi
istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü
vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev
itirazında bulunmuştur.
İstanbul A.15.
Asliye Hukuk Mahkemesi; 21.05.2013 gün ve E:2013/3 sayı ile, davalı İSKİ Genel
Müdürlüğü vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda
süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği
Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı
Yasa'nın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara
dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel
işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda
oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari
eylem niteliği taşıdığını ifade ederek,
davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine
ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci
maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde
görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi
uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27.maddesi gereğince yapılan incelemeye göre,
davalı İSKİ Genel Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Danıştay Başsavcısı'nca, davalı İSKİ Genel Müdürlüğü bakımından, davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak
hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı bakımından, 10. maddede
öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının hisseli maliki olduğu taşınmazın, “Dere
Mutlak Koruma Alanı” içinde kalması suretiyle taşınmaza kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, taşınmazın davalı idare adına tescili ile, fazlaya
ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin faizi ile
birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar
planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat
mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil
işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye
ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe
kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Olayda,
davacı vekili tarafından, dava dilekçesinde, İSKİ İçmesuyu Havzaları
Yönetmeliği gereği imar planlarında su havzasında ve dere mutlak koruma
alanında bırakılarak, tasarruf hakkı kullanılamayacak şekilde kısıtlanan
davacının taşınmazının tapu kaydının davalı adına tescili ile bedelinin
ödenmesine hükmedilmesinin istenildiği; mülkiyet hakkına getirildiği
söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu
sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak, bu sonuç ya da
sonuçların, bir idari işlem olan Yönetmelik ve imar planlarından başka
anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin Yönetmelik gereği
yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde
ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı anlaşılmıştır.
Belirtilen
duruma göre, davaya konu taşınmazın İSKİ İçme Suyu Havzaları Koruma ve
Kontrol Yönetmeliği gereğince ve bu yönetmeliğe uygun olarak belediyece
düzenlenen imar planlarında su havzasında bırakılmış ve dere mutlak koruma
alanında kalmış olduğu, taşınmaza davalı idarece fiilen el atılmadığı
anlaşılmakla, Yönetmelik, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması
sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince
çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın taşınmazın bedelinin tazminat
olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı bakımından,
başvurusunun kabulü ile, davalı İSKİ Genel Müdürlüğü vekilinin görev
itirazının İstanbul A.15.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, davanın taşınmazın bedelinin tazminat
olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı bakımından, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı İSKİ
Genel Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN İstanbul A.15.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 21.05.2013 gün ve E:2013/3 sayılı
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1461
KARAR NO : 2013/1646
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.T.
Vekilleri
: Av. N.B.& Av. H.K.& Av. B.B.A.
Davalılar
: 1- Yenimahalle Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. O.S.
2-
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. E.S.D.
O L A Y : Davacı vekili
özetle; davacının Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, Susuz İmar Mahallesi,
44744 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduğunu, taşınmazın
imar planında rekreasyon alanı olarak ayrıldığını belirterek, taşınmazın
davalı idareler adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin faizi ile birlikte davalı idarelerden
tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekili süresi
içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili
süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında
bulunmuştur.
Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi: 23.05.2013 gün ve
E:2012/645 sayı ile, davalılar Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile
Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekillerinin görev itirazlarının reddine
karar vermiştir.
Davalılardan Yenimahalle Belediye
Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının
onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat
olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalılar Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Yenimahalle
Belediye Başkanlığı vekillerinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptıkları görev itirazlarının reddedilmesi ve
davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin 12/1.maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı açısından, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması
istemine ilişkin kısmı yönünden, 2247 sayılı Yasa’nın 10.maddede
öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının hisseli taşınmazına, imar planında rekreasyon alanı olarak ayrılmak
suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın davalı
idareler adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile
şimdilik 10.000 TL’nin davalı idarelerden tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında rekreasyon
alanında kaldığı, taşınmaza idarelerce fiilen el atılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında
idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın,
taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin
kısmı yönünden, başvurusunun kabulü ile, davalı Yenimahalle Belediye
Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesince
reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın,
davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması
istemine ilişkin kısmı yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı
Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN
Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 23.05.2013 gün ve E:2012/645 sayılı
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1462
KARAR NO : 2013/1647
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İdarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın
tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk
hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1- E.H.P., 2- N.U., 3- M.A., 4- H.H.A., 5- O.Ş., 6- Ş.A.
Vekili :
Av. P.P.
Davalılar
: 1- Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. İ.A.A.
2-
Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. A.Ö.
3-
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. E.A.
O L A Y : Davacılar vekili
özetle; davacıların İstanbul İli, Gaziosmanpaşa İlçesi, Küçükköy
Mahallesinde kain, 2925 ada, 15 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu,
söz konusu taşınmazın tamamına Küçükköy Stadyumu yapılmak kaydıyla fiilen
el atıldığını belirterek, taşınmazın davalı idareler adına tescili ile,
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin faizi
ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Davalılardan Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı vekili
süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında
bulunmuştur.
Gaziosmanpaşa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi: 09.05.2013 gün
ve E:2012/689 sayı ile, davalı Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı vekilinin
görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalılardan Gaziosmanpaşa Belediye
Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava
dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, davanın,
taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin
kısmı yönünden, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalılardan Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı vekilinin anılan
Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev
itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde
başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Gaziosmanpaşa
Belediye Başkanlığı açısından, davanın,
taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin
kısmı yönünden, 10.maddede öngörülen biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların hisseli taşınmazlarının tamamına
Küçükköy Stadyumu yapılmak kaydıyla fiilen el atıldığı belirtilerek,
taşınmazın davalı idareler adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin davalılardan tahsili istemiyle
açılmıştır.
Dosya kapsamında yapılan incelemede, Gaziosmanpaşa
Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nün 26.07.2012 günlü
cevabi yazısında, söz konusu taşınmazın 07.08.2006 t.t. 1/1000 ölçekli Tem
Güneyi Rev. Uygulama İmar Planında kısmen yol, kısmen spor alanında kaldığı
ve 12.07.2013 günlü bilirkişi raporunda, dava konusu taşınmaza Küçükköy
Stadyumu yapılmak suretiyle fiilen el atıldığı belirtilmiştir.
Belediyelerin
3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile
arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe
konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları
imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan
irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu
yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari
yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık,
Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun
idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazın
bir kısmına fiilen el atması karşısında, idarenin bu eyleminin
kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte
yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak
uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal,
baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve
bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak
davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında
yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir
ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza
kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü
iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini
davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin
özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik
yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim,
yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı
kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü
İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması
sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava
Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız
fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye
mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu
durumda, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan
zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine
girmektedir.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1464
KARAR NO : 2013/1649
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
H.T.’a vekaleten M.I.
Vekilleri
: Av. E.K. & Av. Ö.O.
Davalı :
Çankaya Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av.A.D.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava konusu Ankara Çankaya 5. Bölge Mürsel
Uluç mahallesinde 27120 Ada, 14 parselde kayıtlı taşınmazın hissedarı
olduğunu, dava konusu taşınmazın imar planında “Çankaya Belediyesi Sosyal
Tesisleri Alanı” olarak ayrıldığını, dava konusu taşınmazın kullanım hakkının
imar düzenlemesi nedeni ile kısıtlandığını, bu nedenle davacının zarar
gördüğünü belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile
2000,00 TL’nin kamu alacaklarına istenilen en yüksek faiz ile birlikte
davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi istemi ile adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin süresi
içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.
Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi; 26.06.2013 gün ve
2013/211 esas sayılı kararı ile görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin, idari
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay
Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Çankaya
Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
davalı Çankaya Belediye Başkanlığı bakımından 10.maddede öngörülen biçimde,
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacının hissedarı olduğu taşınmaza, imar planında “Çankaya Belediyesi
Sosyal Tesisleri Alanı”nda kaldığı belirtilmek suretiyle kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, taşınmazın imar planında “Çankaya Belediyesi Sosyal
Tesisleri Alanı”nda kalan kısmı bakımından fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydı ile 2000,00 TL’nin kamu alacaklarına istenilen en yüksek faizi
ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek
kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında “Oyun ve Spor Alanı”nda kaldığı, taşınmaza
idarece fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın
bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı
idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile
yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedarı olduğu taşınmazın
bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma
göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın
tazminine yönelik kısmı yönünden davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Çankaya
Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 8. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Çankaya Belediye Başkanlığı
vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Ankara 8. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin 26.06.2013 gün ve 2013/211 Esas sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1465
KARAR NO : 2013/1650
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.Ç.
Vekili :
Av. İ.B.B
Davalılar
: 1- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Y.C.
2-
Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. B.D.& Av. C.B.
3-
B.B.B.
Vekili :
Av. E.K.A.
Dahili
Davalı : Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Vekili :
Av. M.H.K. (B.)
O L A Y : Davacı dava
dilekçesinde özetle; davacı Başakşehir ilçesi, İkitelli mahallesi,
Altınşehir mevkiinde, 21 pafta, 2001 parselde bulunan 250 m2 taşınmazın maliki
olduğunu, 04.03.1992 tarihli 1/25.00 ölçekli Mahmutbey İkitelli Yöresi
Çevre Düzeni Planı ile 04.03.1992 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli
Küçükçekmece – İkitelli Kentsel ve Bölgesel Yeşil alan Nazım İmar Planında
“Şehir Parkı” olarak planlandığını , 15.11.1995 tasdik tarihli 1/50.000
ölçekli İstanbul Metropolitan Alan Alt Bölge Nazım İmar Planında “Olimpiyat
Köyü” alanına alındığını, bu doğrultuda hazırlanan 02.02.2001 tasdik
tarihli 1/5000 ölçekli “Küçükçekmece- İkitelli Atatürk Olimpiyat Parkı
Nazım İmar Planında taşınmazın imar planında “Olimpiyat Park Alanı’’ olarak planlandığını
açıklayarak, taşınmazın tapu kaydının davalılar adına tescili ile fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin dava tarihi
itibariyle işleyecek faizi ile birlikte davalı idarelerden müştereken ve
müteselsilen tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargıda dava
açmıştır.
Davalı Başakşehir Belediye Başkanlığı vekili cevap
dilekçesinde görev itirazında bulunmuştur.
Davalı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü vekili cevap
dilekçesinde görev itirazında bulunmuştur.
Dahili davalı Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı vekili cevap dilekçesinde görev itirazında
bulunmuştur.
Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi; 20.12.2012 gün
ve E:2012/209 sayı ile davalılar Başakşehir Belediye Başkanlığı ve Gençlik
ve Spor Genel Müdürlüğü vekillerinin görev itirazının reddine, 16.05.2013
gün ve E: 2012/209 sayı ile de dahili
davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin görev itirazının
reddine karar vermiştir.
Dahili davalı Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13.maddesinin (c) bendi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem’’, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın, taşınmazın
bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının
(b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,"
hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek,
davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı
yönünden, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalılar vekillerinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi
12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay
Başsavcısı'nca, dahili davalı Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı açısından, davanın,
taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı
yönünden, 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının maliki olduğu taşınmazına, 04.03.1992
tarihli 1/25.00 ölçekli Mahmutbey İkitelli Yöresi Çevre Düzeni Planı ile
04.03.1992 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli Küçükçekmece – İkitelli Kentsel ve
Bölgesel Yeşil alan Nazım İmar Planında “Şehir Parkı” olarak planlanmış,
15.11.1995 tasdik tarihli 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropolitan Alan Alt
Bölge Nazım İmar Planında “Olimpiyat Köyü” alanına alınmış, bu doğrultuda
hazırlanan 02.02.2001 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli “Küçükçekmece- İkitelli
Atatürk Olimpiyat Parkı Nazım İmar Planında taşınmazın imar planında
“Olimpiyat Park Alanı’’
olarak planlanmıştır. 23.09.2005 onay tarihli, İkitelli Atatürk Olimpiyat
Parkı Uygulama İmar Planı kapsamında “Olimpiyat Park Alanına’’ ayrıldığını belirterek,
taşınmazın tapu kaydının davalı idareler adına tescili ile fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000 TL’nin dava tarihi
itibariyle işleyecek faizi ile birlikte davalı idarelerden tahsili
istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında “olimpiyat park alanı’’ kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının maliki olduğu taşınmazın bedelinin tazminine
ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve
buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik
bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında
idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin
görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli,
idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını
kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar
bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince
yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle
oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı”
olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat
davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın,
davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması
istemine ilişkin kısmı yönünden, başvurusunun kabulü ile dahili
davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin görev itirazının, Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk
Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine
ilişkin kısmı yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, dahili davalı Çevre
ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 20.12.2012 gün ve
E:2012/209 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA, 11.11.2013
gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1466
KARAR NO : 2013/1651
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1- Z.M.A., 2- Ş.O., 3- S.B., 4- A.B., 5- F.K., 6- Z.B., 7- S.T., 8- F.E.,
9- E.S.,10- Z.Ü.
Vekili :
Av. B.A.
Davalı :
İl Özel İdare Müdürlüğü
Vekili :
Av. S.G.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; davacı Çorum ili, Osmancık ilçesi, Cumhuriyet
mahallesi, 668 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduğunu,
taşınmazın imar planında “ilkokul yeri ’’ olarak ayrıldığını, taşınmazın tapu kaydının davalı adına
tescili ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 500,00
TL’nin dava tarihi itibariyle işleyecek faizi ile birlikte davalı
idarelerden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargıda dava açmıştır.
Davalı İl Özel İdare Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde
ve ön inceleme duruşmasında görev itirazında bulunmuştur.
OSMANCIK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 14.05.2013 gün ve
E:2012/1210 sayı ile davalı İl Özel İdare Müdürlüğü vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
İl Özel İdare Müdürlüğü vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13.maddesinin (c) bendi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem’’, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de,
idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın, taşınmazın bedelinin
tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, davanın,
taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden,
2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı İl Özel İdare Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2.
maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Çorum Valiliği – İl Özel
İdare Müdürlüğü açısından, davanın,
taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı
yönünden, 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının maliki olduğu taşınmazına, imar planında
“ilkokul yeri” olarak
ayrıldığını belirterek, taşınmazın tapu kaydının davalı idare adına tescili
ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 500,00 TL’nin
dava tarihi itibariyle işleyecek faizi ile birlikte davalı idareden tahsili
istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında “ilkokul yeri” kaldığı, taşınmaza idarece
fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın
bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı
idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade
ile yapılan imar planlarında yer alan davacıların hisseli maliki olduğu
taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup,
belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda
uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi
gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında
“spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı
tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın,
davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması
istemine ilişkin kısmı yönünden, başvurusunun kabulü ile davalı İl
Özel İdare Müdürlüğü vekilinin görev itirazının, Osmancık Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine
ilişkin kısmı yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı İl Özel
Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Osmancık
Asiyle Hukuk Mahkemesi’nin 14.05.2013 gün ve E:2012/1210 sayılı
REDDİNE İLİŞKİN KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1468
KARAR NO : 2013/1653
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1- E.H.P., 2- N.U., 3- M.A., 4- H.H.A., 5- O.Ş., 6- Ş.A.
Vekili :
Av. P.A.
Davalı :
T.C. Sağlık Bakanlığı
Vekili :
Av. U.Y.Ç.
İhbar
edilen : Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. G.Ö.
Birleşen
dosya Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi E:2012/290, K:2013/39
Davacılar
:1- E.H.P., 2- N.A., 3- M.A., 4- H.H.A., 5- O.Ş., 6- Ş.A.
Vekili :
Av. P.A.
Davalı :
1-Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. G.Ö.
2-
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. H.Ö.
O L A Y :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı İstanbul İli, Gaziosmanpaşa
ilçesi, Küçükköy Mahallesi, 3711 ada, 7 parsel sayılı taşınmazın malikleri
olduğunu, taşınmazın imar planında “Küçükköy Aile Sağlığı Merkezi’’ olarak ayrıldığını, taşınmazın
tapu kaydının davalı adına tescili ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin dava tarihi itibariyle işleyecek faizi ile
birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle 10.05.2012
tarihinde adli yargıda dava açmıştır.
İhbar edilen Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı vekili
süresi içerisinde görev itirazında bulunmuştur.
Birleşen dosyadaki davacılar vekili dava dilekçesinde
özetle; davacıların 3711 sayılı taşınmazın maliki olduklarını, taşınmazın
tamamına Belediyeye ait üç katlı hizmet binası olarak el atıldığından
taşınmazın tapu kaydının davalı adına tescili ile fazlaya ilişkin hakları
saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin dava tarihi itibariyle
işleyecek faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi ile
dava konusu taşınmazla ilgili olarak daha önceden Gaziosmanpaşa 4. Asliye
Hukuk Mahkemesine açılan 2012/688 Esas sayılı dosya ile birleştirme kararı
verilmesi istemiyle 19.10.2012 tarihinde adli yargıda dava açmıştır.
Birleşen dosyanın davalısı Gaziosman Belediyesi
Başkanlığı vekili süresi içerisinde görev itirazında bulunmuştur.
Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi: 15.02.2013 gün
ve E:2012/290, K.2013/39 sayılı kararı ile 2012/290 sayılı dosya ile
Gaziosmanpaşa 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/488 Esas sayılı dosyası
arasında dava konusu ve taraf bakımından hukuki ve fiili irtibat olduğu
gerekçesi ile HMK nun 166. Maddesi uyarınca birleştirme kararı vermiştir.
GAZİOSMANPAŞA 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 09.05.2013 gün
ve E:2012/688 sayı ile davalı Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı
vekillerinin görev itirazlarının reddine karar vermiştir.
Davalı Gaziosmanpaşa
Belediye Başkanlığı vekilinin, idari
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresinde verdiği
dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na
gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13.maddesinin (c) bendi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem’’, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın, taşınmazın
bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının
(b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,"
hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek,
davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı
yönünden, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın
10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Gaziosmanpaşa Belediye
Başkanlığı açısından, davanın, taşınmazın
bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 10.maddede
öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, imar planında “kısmen park, kısmen Belediye Hizmet
Alanı’’ olarak ayrılan ve
fiilen de Belediye hizmet binası olarak kullanılan taşınmazın tapu kaydının
davalı idare adına tescili ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydıyla, şimdilik 10.000 TL’nin dava tarihi itibariyle işleyecek faizi ile
birlikte davalı idareden tahsili istemiyle açılmıştır.
Dosya arasında bulunan 07.06.2013 tarihli bilirkişi
raporunda; davacılara ait dava konusu 3711 ada 7 parsel nolu taşınmaz
üzerinde park, park içerisinde oyun yeri, spor aletleri, basket sahası ve
oturma banklarının bulunduğu, parkın Gaziosmanpaşa Belediyesince yaptırıldığı,
parkın Cebeci Caddesi tarafında Küçükköy Aile Sağlığı Merkezi olarak içinde
hizmet verilen 3 kat ve ilave çatı katı betonarme binanın olduğu
açıklanmış, taşınmazın 07.08.2006 onay tarihli 1/1000 ölçekli TEM güneyi
Revizyon Uygulama İmar Planında kısmen park, kısmen Belediye Hizmet
alanında kaldığı açıklanarak Gaziosmanpaşa Belediyesi Encümeninin
27.12.2013 gün ve 1130( 1425344) nolu kararında da taşınmazın tamamı
hakkında kamulaştırma kararı verildiği tespit edilmiştir.
Belediyelerin
3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile
arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe
konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları
imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan
irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu
yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari
yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık,
Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun
idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu
taşınmazlardan bir tanesine fiilen el atılması karşısında, idarenin bu
eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte yandan,
İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak
uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal,
baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve
bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak
davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında
yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni
hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız
el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak
müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise,
mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk
hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal
içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim,
yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı
kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü
İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması
sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava
Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız
fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan
adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu
durumda, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan
zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine
girmektedir.
Açıklanan
nedenlerle, Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun
reddi gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1469
KARAR NO : 2013/1654
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Z.Y.
Vekili :
Av. Ç.E. & Av. S.Ü.E. & Av. K.D. & Av. V.B. & Av. H.Y.
Davalı :
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Ö.Y.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; davacı Ankara İli, Yenimahalle ilçesi, Alacaatlı
mahallesi, 43633 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın hisseli malikleri
olduğunu, taşınmazın imar planında “Terminal ve Toplu Taşım alanı’’ olarak ayrıldığını, davacının
murisi H.V.A.’ın fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak açmış olduğu
Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/442 sayılı dava sırasında
bilirkişi raporu ile tespit edilen ancak davacı H.V.A.’ın vefat etmesi
nedeniyle talep edilemeyen ve mirasçılarından davacı Z.Y.’a isabet eden
kısmı yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik
1.109.897,63 TL’nin dava tarihi itibariyle işleyecek faizi ile birlikte
davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargıda dava
açmıştır.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili
cevap dilekçesi ve ön inceleme duruşmasında görev itirazında bulunmuştur.
ANKARA 13. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 18.07.2013 gün ve
E:2012/374 sayı ile davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin
görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı
yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresinde verdiği
dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na
gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13.maddesinin (c) bendi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem’’, bu imar planı
uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın, taşınmazın
bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının
(b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,"
hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek,
davanın, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın
10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Ankara Büyükşehir
Belediye Başkanlığı açısından, davanın,
taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı
yönünden, 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının maliki olduğu taşınmazına, imar planında
“Terminal ve Toplu Taşım alanı’’ olarak
ayrıldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla,
şimdilik 1.109.897,63 TL’nin dava tarihi itibariyle işleyecek faizi ile
birlikte davalı idareden tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında “Şehirlerarası KARAYOLU taşımacılığı Yolcu
Terminallerinde’’ kaldığı,
taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle
taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın
konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan
davacının maliki olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu
anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan
"İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı
yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş
olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını
sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi
değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal
edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık
Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği
anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son
olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603,
K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan
‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari
yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, başvurusunun kabulü ile davalı
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesince
reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Ankara
13. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 18.07.2013 gün ve E:2012/374 sayılı REDDİNE
İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1470
KARAR NO : 2013/1655
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İdarenin dava konusu
taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan
davanın haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1-O.Ö., 2-S.Ö., 3-K.Ö., 4-N.Ç., 5-C.D., 6-A.Ö., 7- H.K., 8-Z.Ö., 9-A.T.,
10-N.Ö.,
11-T.Ö., 12-İ.Ö., 13-H.,Ö., 14-H.K., 15-M.Ö., 16-N.Ö., 17-S.Y.,
Vekili :
Av. K.S.
Davalı :
1-Mamak Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Ç.E.
İhbar
olunan : Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. D.B.G.
O L A Y :
Davacılar vekili özetle; Davacıların Ankara İli, Mamak İlçesi, Ortaköy’de
bulunan 169 parsel sayılı taşınmazın tamamının hisseli maliki olduklarını,
taşınmazın imar planında “yol”
olarak ayrıldığını belirterek, taşınmazın tapu kaydının davalı idare adına
tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 2.000
TL nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle
adli yargıda dava açmıştır.
Davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekili süresi
içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.
ANKARA 19.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 15.03.2013 gün ve
E:2012/641 sayı ile, davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazlarının reddine karar vermiştir.
Davalı Mamak Belediye Başkanlığı
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen
parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari
işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve
uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu
konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci
fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı
kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği
belirtilerek, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması
istemine ilişkin kısmi yönünden 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi
uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Mamak
Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptıkları görev itirazlarının reddedilmesi ve davalı
Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin 12/1. maddede belirtilen süre içinde
başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Mamak Belediye
Başkanlığı açısından, 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esası incelenmelidir.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde adli yargının
görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile
Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacılara ait taşınmazın büyük bir kısmı üzerine
Samsun-Ankara KARAYOLUnu Ortaköy Mezarlığına bağlamak amacıyla davalı
Belediye tarafından kamulaştırma yapılmadan yaklaşık 40m eninde yol
yapılmış olması nedeniyle taşınmazın tapu kaydının davalı idare adına
tescili ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 2.000TL bedelin
yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar
verilmesi istemi ile açılmıştır.
Dosya kapsamında yapılan incelemede; dava konusu 169
parsel sayılı taşınmazdan yol geçirildiği, Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı’nın 06.02.2013 gün ve M.06.1.ABB.0.11.04/2013 sayılı yazısı ile
dava konusu parsele bitişik 168 parsel sayılı taşınmaza ait Ankara 2.Asliye
Hukuk Mahkemesinin 2012/183 Esas sayılı dosyaya sunulan bilirkişi
raporundan anlaşılmaktadır.
Belediyelerin
3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile
arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe
konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları
imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan
irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu
yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari
yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık,
Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun
idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu
taşınmazlardan bir tanesine fiilen el atılması karşısında, idarenin bu
eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte
yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak
uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal,
baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve
bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak
davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında
yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir
ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza
kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü
iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini
davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin
özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik
yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim,
yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı
kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü
İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması
sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava
Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız
fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan
adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu
durumda, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan
zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine
girmektedir.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddine karar vermek
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1473
KARAR NO : 2013/1657
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından
kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacılar :
1. E.Ö. 2. A.İ.Ö.
Vekili : Av.
A.A.
Davalı : Ankara
Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı
Vekili : Av.S.M.U.
O L A Y : Davacılar vekili
dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin dava konusu Ankara, Çankaya
tapusuna kayıtlı, Öveçler mahallesi, 27793 Ada, 1 Parselde kayıtlı
taşınmazın hisseli maliki olduklarını, dava konusu taşınmazın imar planında
“Yeşil Alan” olarak ayrıldığını, davacıların kullanım hakkının imar
düzenlemesi nedeni ile kısıtlandığını ve bu nedenle zarar gördüklerini
belirterek; fazlaya dair talep dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik
2.000,00 TL’nin, dava tarihinden itibaren işleyecek kamulaştırma faiziyle
birlikte davalı idareden tahsiliyle davalı idareden tahsiliyle hisseleri
nispetinde davacılara ödenmesine ve
müvekkilerinin tapu paylarının iptaliyle davalı idare adına tesciline karar
verilmesi istemi ile adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin
süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında
bulunmuştur.
Ankara 25.Asliye Hukuk Mahkemesi: 15.05.2013 gün ve
2013/100 esas sayılı kararı ile, davalı Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin
idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi
içinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay
Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Danıştay Başsavcısı: İdarelerin 3194
sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara
dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel
işlemler, "idari işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda
oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem
niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan
"idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari
yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın
10'uncu maddesi uyarınca, taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi
istemine ilişkin kısmı yönünden, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi
12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunmaları üzerine Danıştay
Başsavcısı'nca, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı açısından
10.maddede öngörülen biçimde, taşınmazın
bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacıların taşınmazına, imar planında “Yeşil Alan”da kaldığı belirtilmek
suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın imar planında
“Yeşil Alan”da kalan kısmı bakımından fazlaya dair talep dava hakları saklı
kalmak kaydı ile şimdilik 2.000,00 TL’nin, dava tarihinden itibaren
işleyecek kamulaştırma faiziyle birlikte davalı idareden tahsiliyle davalı
idareden tahsiliyle hisseleri nispetinde davacılara ödenmesine ve müvekkilerinin tapu paylarının iptaliyle
davalı idare adına tesciline karar verilmesi istemi ile açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında “Park ve Spor Alanı”nda kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacıların hissedar oldukları taşınmazın bedelinin
tazminine ve taşınmazın davalılar adına tesciline ilişkin bulunduğu
anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan
"İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince
çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat davasında,
bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6
ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine
yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E:
2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde tasarruf
etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem
niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda,
idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta,
aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde
tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el
atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve
taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa,
mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda
taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin
ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu
olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında “ dere
mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının
kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının
kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam
yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla
bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına
girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri
yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak
çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş
içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince
yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle
oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı”
olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat
davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş
olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını
sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi
değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal
edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık
Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği
anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son
olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603,
K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan
‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari
yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, başvurusunun kabulü ile davalı Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 25.Asliye
Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın tazminata ilişkin kısım
yönünden kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Ankara 25.Asliye
Hukuk Mahkemesi’nin 15.05.2013 gün ve 2013/100 Esas sayılı KARARININ
TAZMİNATA İLİŞKİN KISIM YÖNÜNDEN KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY
BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1474
KARAR NO : 2013/1658
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından
kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı :
M.T.
Vekilleri
: Av. S.B., & Av. D.D., & Av. C.T., & Av. A.T.
Davalılar
: 1. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av.A.K.
2.Çankaya
Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Z.Ö.
O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde
özetle; müvekkilinin dava konusu Ankara ili, Çankaya ilçesi, Sancak
Mahallesi, 1.Bölge’de bulunan ve 25326 Ada, 1 parselde kayıtlı taşınmazın
hissedarı olduğunu, dava konusu taşınmazın imar planında “Oyun Alanı”
olarak ayrıldığını, dava konusu taşınmazın kullanım hakkının imar düzenlemesi
nedeni ile kısıtlandığını, bu nedenle davacının zarar gördüğünü belirterek;
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 40.000,00 TL’nin
dava tarihinden itibaren faiz işletilerek davalılardan alınarak davacıya
verilmesine karar verilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin
süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında
bulunmuştur.
Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi; 30.05.2013 gün ve
2012/501 esas sayılı kararı ile görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin,
idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi
içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği
Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de,
idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay
Başsavcısı'nca, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı bakımından
10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacının hissedarı olduğu taşınmaza, imar planında “Oyun Alanı”nda kaldığı
belirtilmek suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın
imar planında “Oyun Alanı”nda kalan kısmı bakımından fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 40.000,00 TL’nin dava tarihinden
itibaren faiz işletilerek davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar
verilmesi istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında “Çankaya Belediyesi Açık ve Kapalı Spor
Alanı”nda kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız
el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia
edildiği; davanın konusunun, davalı idarelerce 3194 sayılı Kanunu uyarınca
kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer
alan davacının hissedarı olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin
bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı
imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik kısmı
yönünden davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013
tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü
üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 1. Asliye
Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Ankara 1. Asliye
Hukuk Mahkemesi’nin 30.05.2013 gün ve 2012/501 Esas sayılı KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1475
KARAR NO : 2013/1659
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından
kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacılar
: 1. Ş.A., 2. S.A., 3. N.G.C., 4. Z.Ö.
Vekilleri : Av. S.Y., & Av. S.Y., & Av. A.N.Y.
Davalı :
İSKİ Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. F.E.
O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle;
müvekkillerinin Büyükçekmece, Tepecik, 1190 parsel sayılı taşınmazın
hisseli maliki olduklarını, taşınmazın imar planında dere mutlak koruma
alanında kaldığını, davacıların taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkının bu
düzenleme nedeni ile kısıtlandığını ve zarara uğradıklarını belirterek;
müvekkillerinin adına olan tapu kaydının iptali ile davalı adına tesciline
ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000 TL’nin faizi ile
birlikte davalı idareden alınarak davacılara verilmesi istemiyle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü vekili
süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.
Büyükçekmece 2.Asliye Hukuk Mahkemesi; 20.05.2013 gün ve
2013/160 Esas sayılı kararı ile davalı İSKİ Genel Müdürlüğü vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda
süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği
Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı
Yasa'nın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu
planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi
bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak
zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari
eylem niteliği taşıdığını ifade ederek,
davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine
ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci
maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde
görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi
uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27.maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı İSKİ Genel
Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun
olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
davalı İSKİ Genel Müdürlüğü bakımından, 10. maddede öngörülen biçimde,
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların hisseli maliki oldukları taşınmazın,
“Dere Mutlak Koruma Alanı” içinde kalması suretiyle taşınmaza
kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin faizi ile birlikte davalı idareden
tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını
belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde
Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar
planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat
mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil
işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye
ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe
kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık
payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir
düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Olayda,
davacılar vekili tarafından, dava dilekçesinde, İSKİ İçmesuyu Havzaları
Yönetmeliği gereği imar planlarında dere mutlak koruma alanında
bırakılarak, tasarruf hakkı kullanılamayacak şekilde kısıtlanan davacıların
taşınmazının tapu kaydının davalı adına tescili ile bedelinin ödenmesine
hükmedilmesinin istenildiği; mülkiyet hakkına getirildiği söylenen
kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının
olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak, bu sonuç ya da sonuçların, bir
idari işlem olan Yönetmelik ve imar planlarından başka anlatımla da, idari
işlemlerden ve davalı idarenin Yönetmelik gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı anlaşılmıştır.
Dosya
üzerinde yapılan incelemede, Büyükçekmece Belediye Başkanlığı’nın
11.06.2013 gün ve 573120 sayılı yazı cevabında dava konusu taşınmazın “
Kısmen Konut, kısmen Park ve Kısmen de Dere Mutlak Koruma Alanı”nda
kaldığının belirtildiği ve yine Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın 21.03.2013
gün ve 161899 sayılı yazı cevabında dava konusu alana el atılmadığının
bildirildiği tespit edilmiştir.
Belirtilen
duruma göre, davaya konu taşınmazın İSKİ İçme Suyu Havzaları Koruma ve
Kontrol Yönetmeliği gereğince ve bu yönetmeliğe uygun olarak belediyece
düzenlenen imar planlarında su havzasında bırakılmış ve dere mutlak koruma
alanında kalmış olduğu, taşınmaza davalı idarece fiilen el atılmadığı
anlaşılmakla, Yönetmelik, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması
sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince
çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın
sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi
tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup,
başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma
fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi
değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal
edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık
Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği
anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son
olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603,
K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan
‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari
yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, başvurusunun kabulü ile, davalı İSKİ
Genel Müdürlüğü vekilinin görev itirazının Büyükçekmece 2.Asliye Hukuk
Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın tazminata ilişkin kısım yönünden kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı İSKİ Genel Müdürlüğü
vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Büyükçekmece 2.Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin 20.05.2013 gün ve 2013/160 Esas sayılı KARARININ TAZMİNATA
İLİŞKİN KISIM YÖNÜNDEN KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1476
KARAR NO : 2013/1660
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından
kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacılar
: 1.U.Ç., 2.Y.E.
Vekili :
Av. S.Y.
Davalılar
: 1.Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. M.U.
2.Yenimahalle
Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. E.S.Ç.
O L A Y : Davacılar vekili dava
dilekçesinde özetle; müvekkilerinin dava konusu Ankara ili, Yenimahalle İlçesi,
Alacaatlı Mahallesi, 60972 Ada, 1 Parselde kayıtlı taşınmazın hissedarı
olduklarını, dava konusu taşınmazın imar planında “Kentsel Çalışma
Alanı/Rekreasyon Alanı” olarak ayrıldığını, davacıların kullanım hakkının
imar düzenlemesi nedeni ile kısıtlandığını ve bu nedenle zarar gördüklerini
belirterek; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla
Umut Çınar için şimdilik 1.000,00 TL, Yasemin Ersoy için şimdilik 1.000,00
TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına uygulanacak en
yüksek faizi ile birlikte kamulaştırma yapmaya yetkili ilgili davalıdan
tahsili ile dava konusu taşınmazın davalı ilgili kurum adına tesciline
karar verilmesi istemi ile adli
yargı yerinde dava açmıştır.
Davalılar Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili
ile Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde verdikleri
cevap dilekçelerinde özetle; görev itirazında bulunmuşlardır.
Ankara 23.Asliye Hukuk Mahkemesi: 10.05.2013 gün ve
2013/100 Esas sayılı kararı ile, davalılar Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekili ile Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazlarının reddine karar vermiştir.
Davalılardan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Danıştay Başsavcısı; İdarelerin 3194
sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara
dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel
işlemler, "idari işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda
oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem
niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan
"idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari
yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın
10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
açısından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacıların hisseli şekilde maliki olduğu taşınmazın imar planında “Kentsel
Çalışma Alanı/Rekreasyon Alanı”nda kaldığı belirtilmek suretiyle
kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın imar planında “Kentsel
Çalışma Alanı/Rekreasyon Alanı” nda
kalan kısmı bakımından; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak
kaydıyla Umut Çınar için şimdilik 1.000,00 TL, Yasemin Ersoy için şimdilik
1.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına
uygulanacak en yüksek faizi ile birlikte kamulaştırma yapmaya yetkili
ilgili davalıdan tahsili ile dava konusu taşınmazın davalı ilgili kurum
adına tesciline karar verilmesi istemi ile açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında “Kentsel Rekreasyon Alanı” içerisinde kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarelerce 3194
sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan
imar planlarında yer alan davacıların hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ve davalılar adına tesciline ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup,
belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda
uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi
gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 23. Asliye
Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın tazminata ilişkin kısım
yönünden kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Ankara 23.Asliye
Hukuk Mahkemesi’nin 10.05.2013 gün ve 2013/100 Esas sayılı KARARININ
TAZMİNATA İLİŞKİN KISIM YÖNÜNDEN KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY
BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1477
KARAR NO : 2013/1661
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından
kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı :
M.S.
Vekilleri
: Av. İ.B.G. & Av. N.Ş.G.
Davalı :
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. A.K.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava konusu Ankara ili, Yenimahalle ilçesi,
Yuva Mahallesi 43109 Ada, 6 Parselde kayıtlı taşınmazın hissedarı olduğunu,
dava konusu taşınmazın imar planında “Ağaçlandırma Alanı” olarak
ayrıldığını, davacının kullanım hakkının imar düzenlemesi nedeni ile
kısıtlandığını ve bu nedenle zarar gördüğünü belirterek; fazlaya ilişkin ve
ıslah hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00 TL’nin dava
tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizi
ile birlikte davalı kurumdan tahsili ile, dava konusu taşınmazın tapu
kaydının davalı idare adına tesciline karar verilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili
süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında
bulunmuştur.
Ankara 20.Asliye Hukuk Mahkemesi: 02.07.2013 gün ve
2013/209 esas sayılı kararı ile, davalı Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin,
idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi
içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği
Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Danıştay Başsavcısı; İdarelerin 3194
sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara
dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel
işlemler, "idari işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda
oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem
niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan
"idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari
yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın
10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
açısından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacının hisseli şekilde maliki olduğu taşınmazın imar planında
“Ağaçlandırma Alanı” nda kaldığı belirtilmek suretiyle kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, taşınmazın imar planında “Ağaçlandırma Alanı” nda kalan kısmı bakımından;
fazlaya ilişkin ve ıslah hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00
TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına uygulanan en
yüksek faizi ile birlikte davalı kurumdan tahsili ile, dava konusu
taşınmazın tapu kaydının davalı idare adına tesciline karar verilmesi
istemi ile açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde
Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında “Ticari Rekreasyon Alanı” içerisinde kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine
ve taşınmazın davalı adına tesciline ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup,
belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda
uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 20. Asliye
Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın tazminata ilişkin kısım
yönünden kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Ankara 20. Asliye
Hukuk Mahkemesi’nin 02.07.2013 gün ve 2013/209 Esas sayılı KARARININ
TAZMİNATA İLİŞKİN KISIM YÖNÜNDEN KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY
BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1479
KARAR NO : 2013/1663
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından
kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı :
E.S.
Vekili :
Av. H.S.
Davalılar
: 1- Çankaya Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Ç.U.
2-
Sağlık Bakanlığı
Vekili :
Av. M.Ş.
O L A Y : Davacı vekili, dava
dilekçesinde, müvekkilinin Ankara İli, Çankaya İlçesi, Çukurca Mahallesi mevkiinde,
26798 Ada, 1 Parselde kayıtlı taşınmazın hissedar olarak maliki olduğunu,
sözkonusu taşınmazın imar planında Sağlık alanı olarak ayrıldığını,
taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin her
türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL
tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle adli yargı yerinde
dava açmıştır.
Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekili süresi içinde
verdikleri dilekçede özetle, taşınmaza fiilen el atılmadığını, imar planına
dayalı olarak açılan tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare
mahkemeleri olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.
ANKARA 17. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 28.5.2013 gün ve
E:2012/284 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekili idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği
Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava
dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya
sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının
zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da,
idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların
tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve 13.
maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına
konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka
uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari
yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde
yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinin
1. fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları hükmü
gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, nitekim, 11.6.2013
günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6487 sayılı Kanun’un 2942
sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6’ncı maddesinde değişiklik yapan
21’inci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi
kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari
yargıda dava açılabilir.” Hükmüne yer verilmek suretiyle “hukuki el atma”
olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde
İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörüldüğü, bu nedenle 2247 sayılı
Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca,
10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR
PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacının hissedar olduğu taşınmaza, imar planında
sağlık alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından
bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; işleyecek yasal
faizi ile birlikte şimdilik 10.000,00 TL’nin davalı idareden tahsili
istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini,
yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve
alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını,
gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında sağlık alanında kaldığı, taşınmaza idarece
fiilen el atılmadığı ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile bu tür
yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiği, kamulaştırmasız el atma
nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği;
davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan
davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu
anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan
"İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı
yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma
alanı” nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması
nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam
etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan
mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi
ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm
uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi
ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının
yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna
ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından
usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu
derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını
bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir…
Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının
kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının
bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer
kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan
yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun kabulü ile, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazının, Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile,
davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Ankara 17.
Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.5.2013 gün ve E:2012/284 sayılı REDDİNE
İLİŞKİN KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1480
KARAR NO : 2013/1664
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1- O.Ö., 2- F.A., 3- N.Ç.
Vekilleri
: Av. K.E., Av. H.K.E.
Davalı :
Antalya Valiliği İl Özel İdaresi
Vekili :
Av. M.K.
O L A Y : Davacılar vekili,
dava dilekçesinde, müvekkillerinin Antalya İli, Manavgat İlçesi, Hisar
Mahallesi, 1010 Ada, 2 Parselde kayıtlı taşınmazın hissedar olarak
malikleri olduğunu, sözkonusu taşınmazın imar planında ortaokul alanı
olarak ayrıldığını, taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek,
fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla
şimdilik 105.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsili ve
taşınmazın davalı adına tescili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Antalya Valiliği İl Özel İdaresi vekili süresi
içinde verdiği dilekçede özetle, taşınmaza fiilen el atılmadığını, imar
planına dayalı olarak açılan tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin
idare mahkemeleri olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.
MANAVGAT 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 2.4.2013 gün ve
E:2012/559 sayı ile, Mahkemelerinin görevli olduğuna, karar vermiştir.
Davalı Antalya Valiliği İl
Özel İdaresi vekilinin idari yargı
yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına
gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava
dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya
sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının
zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da,
idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların
tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve
13.maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına
konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka
uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari
yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde
yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla davanın taşınmazın bedelinin
tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı Yasanın
2.maddesinin 1.fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, nitekim,
11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6487 sayılı
Kanun’un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6’ncı maddesinde
değişiklik yapan 21’inci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi
hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların
uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3.5.1985 tarihli
ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler
tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir.” Hükmüne yer verilmek
suretiyle “hukuki el atma” olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme
sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat
davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun
öngörüldüğü, bu nedenle 2247 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun
olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen
süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10.
maddede öngörülen biçimde “davanın taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden” olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR
PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmaza, imar
planında ortaokul alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; işleyecek
yasal faizi ile birlikte şimdilik 105.000,00 TL’nin davalı idareden
tahsili, taşınmazın davalı lehine tapudan terkini istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini,
yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve
alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını,
gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye
sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili
belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak
yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu
planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan
yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş
zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz
edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar
ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara
bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında ortaokul alanında kaldığı, taşınmaza idarece
fiilen el atılmadığı ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile bu tür
yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiği, kamulaştırmasız el atma
nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği;
davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan
davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu
anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan
"İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı
yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı
tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısım yönünden
başvurusunun kabulü ile davalı Antalya Valiliği İl Özel İdaresi vekilinin
görev itirazının, Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin
kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısım yönünden BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı
Antalya Valiliği İl Özel İdaresi vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Manavgat 3.
Asliye Hukuk Mahkemesinin 2.4.2013 gün ve E:2012/559 sayılı REDDİNE İLİŞKİN
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1481
KARAR NO : 2013/1665
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İdarenin dava konusu
taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan
davanın haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1-E.H.P., 2-N,U.,
3-M.A., 4-H.H.A., 5-O.Ş., 6-Ş.A.
Vekili : Av.P.E.
Davalılar : 1- Gaziosmanpaşa Belediyesi Başkanlığı
Vekili :
Av. İ.A.A.
2-
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. E.A
O L A Y : Davacılar vekili, müvekkillerin tapudaki payları
oranında İstanbul İli, Osmanpaşa İlçesi, Küçükköy Mahallesi, 3064 ada, 1
parsel sayılı taşınmazın, kısmen yol, kısmen yeşil alan, kısmen yönetim
merkezi bulunduğunu ifade ederek; bu taşınmaza davalı idarece
kamulaştırmasız el atılması nedeni ile fazlaya ait talep ve dava haklarını
saklı tutarak şimdilik 10.000,00 TL'nin davalı idareden dava tarihinden
itibaren yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı vekili, davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle
süresi içinde görev itirazında bulunmuştur.
GAZİOSMANPAŞA
4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 9.5.2013 gün ve E:2012/687 sayı ile, davanın, kamulaştırmasız
el atma nedeniyle tazminata ilişkin bulunduğu gerekçesiyle görev itirazının
reddine karar vermiştir.
Davalı Gaziosmanpaşa
Belediye Başkanlığı vekilinin, idari
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay
Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve
Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü
kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu
tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun
8’inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri,
genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen
parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari
işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve
uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu
konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın
incelenmesinden; davacı
tarafından, dava dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010
günlü kararında, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamaların fiili el atma
olmadan da kamulaştırmasız el atma olarak nitelendirildiği ileri sürülmek
suretiyle, imar planında yol ve
yeşil alan olarak ayrılan taşınmazının bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin
istenildiği; bu bilgiler karşısında; davanın, davacının taşınmazının, imar
planında yol ve yeşil alan
olarak ayrılması hadisesi sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde
ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında mülkiyet hakkına getirildiği
söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu
sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak; bu sonuç ya da
sonuçların, yukarıda da söylenildiği üzere, genel ve düzenleyici nitelikte
bir idari işlem olan imar planında taşınmazın yol ve yeşil alan olarak gösterilmesinden, bu planda öngörülen
kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar
uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin
imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki
hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari
işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise; 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, idari
yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan
yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan; hukuka uygunluklarının
denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargının görev
alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış
oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla; davanın taşınmazın bedelinin
tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmının, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının
(b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,"
hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan
nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı vekilinin,
anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev
itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının görevli
olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacıların hissedar oldukları taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından
bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00
TL.'nin faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
Dava
dosyasının incelenmesinden, davacılar vekili tarafından, dava dilekçesinde
müvekkillerinin taşınmazına ne şekilde el atıldığı konusunda açıklayıcı
bilgiler bulunmadığı; buna karşılık Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı Emlak
ve İstimlak Müdürlüğünün 7.6.2012 gün ve 2571 sayılı yazısında, yapılan
incelemede İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 22.7.2011 gün ve 15094 sayılı
yazısı uyarınca 3064 ada, 1 parselin 7.8.2006 tarih ve 1/1000 ölçekli TEM
Güneyi Revizyon Uygulama imar planında kısmen Yönetim Merkezi (BHA) ve
kısmen yolda kaldığının belirtildiği; dava dilekçesinde belirtildiği gibi
taşınmazın bir kısmının İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından inşaası
yapılan alt geçitli yolda kalmakta olduğunun, diğer bölümünde de
belediyelerine ait depolarının olduğunun belirtildiği; yine mahkemelerince
24.5.2013 günü yapılan keşif sonucu hazırlanan bilirkişi raporunda,
taşınmazın tamamının daha önce Gaziosmanpaşa Belediyesi Park ve Bahçeler
Müdürlüğünün fiili kullanımında iken yakın zamanda boşaltıldığı, boşalan
yere Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığınca okul inşaatı başlatıldığının,
inşaatın temel oluşturma aşamasında olduğunun, çalışmaların devam ettiğinin
beyan edildiği anlaşılmıştır.
İdarelerin
3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile
arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe
konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları
imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan
irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu
yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari
yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık,
Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte
uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmaza fiilen el atılarak çalışma yapılması karşısında,
idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu
hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana
getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin
kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların
tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam
yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait
olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel
mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye
aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen
zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız
fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde
çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim,
yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı
kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü
İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması
sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava
Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız
fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan
adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu
durumda, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan
zararın tazminine yönelik bulunan davanın haksız fiillere ilişkin özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine
girmektedir.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun REDDİNE,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1482
KARAR NO : 2013/1666
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1- N.A., 2- A.Y.
Vekili :
Av. M.E.A.
Davalı :
İl Özel İdaresine İzafeten Ankara Valiliği
Vekili :
Av. Z.T.
O L A Y : Davacılar vekili,
dava dilekçesinde, müvekkillerinin Ankara İli, Çankaya İlçesi, Mursel Uluç
Mahallesi, 26164 Ada, 1 Parselde kayıtlı taşınmazın hissedar olarak
malikleri olduğunu, sözkonusu taşınmazın imar planında temel eğitim alanı
olarak ayrıldığını, taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek,
fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla
şimdilik 2.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsili ve taşınmazın
davalı adına tescili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı vekili süresi içinde verdiği dilekçede özetle,
taşınmaza fiilen el atılmadığını, imar planına dayalı olarak açılan
tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğunu
ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.
ANKARA 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 16.7.2013 gün ve
E:2013/103 sayı ile, Mahkemelerinin görevli olduğuna, karar vermiştir.
Davalı vekilinin idari yargı
yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına
gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava
dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya
sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının
zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da,
idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini
talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve 13.maddeleri
uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu
edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka
uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari
yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde
yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla davanın taşınmazın bedelinin
tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı Yasanın
2.maddesinin 1.fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, nitekim,
11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6487 sayılı
Kanun’un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6’ncı maddesinde
değişiklik yapan 21’inci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi
hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların
uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3.5.1985 tarihli
ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler
tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir.” Hükmüne yer verilmek
suretiyle “hukuki el atma” olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme
sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat
davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun
öngörüldüğü, bu nedenle 2247 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
10. maddede öngörülen biçimde “davanın taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden” olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR
PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmaza, imar
planında temel eğitim alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla;
işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 2.000,00 TL’nin davalı idareden
tahsili, taşınmazın davalı lehine tapudan terkini istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini,
yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve
alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını,
gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında temel eğitim alanında kaldığı, taşınmaza
idarece fiilen el atılmadığı ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile
bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiği, kamulaştırmasız el
atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği;
davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan
davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu
anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan
"İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince
çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısım yönünden
başvurusunun kabulü ile, davalı vekilinin görev itirazının, Ankara 5.
Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısım yönünden BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile,
davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin
16.7.2013 gün ve E:2013/103 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1483
KARAR NO : 2013/1667
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından
kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı :
A.K.
Vekili :
Av. N.G.
Davalılar
: 1- Gençlik ve Spor Bakanlığı Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. C.B.
2-
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. E.Y.
3-
Başakşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Y.Ş.
Dahili
Davalı : 4- Çevre ve Şehircilik Bakanlığına İzafeten İstanbul Muhakemat
Müd.
Vekili :
Av. S.T.
O L A Y : Davacı vekili, dava
dilekçesinde, müvekkilinin İstanbul İli, Başakşehir İlçesi, İkitelli-2
Mahallesi, Altınşehir mevkiinde kain, 18 pafta, 628 Parselde kayıtlı
taşınmazın maliki olduğunu, sözkonusu taşınmazın imar planında Olimpik park
alanı olarak ayrıldığını, taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını ileri
sürerek, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak
kaydıyla şimdilik 6.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsili
istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığına İzafeten
İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili süresi içinde verdiği dilekçede özetle,
taşınmaza fiilen el atılmadığını, imar planına dayalı olarak açılan
tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğunu
ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.
KÜÇÜKÇEKMECE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 24.5.2013 gün ve
E:2012/13 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.
Dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığına İzafeten
İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili idari
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına
gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava
dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya
sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının
zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da,
idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların
tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve 13.
maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına
konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka
uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari
yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde
yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinin
1. fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları hükmü
gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, nitekim, 11.6.2013
günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6487 sayılı Kanun’un 2942
sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6’ncı maddesinde değişiklik yapan
21’inci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi
kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra
idari yargıda dava açılabilir.” Hükmüne yer verilmek suretiyle “hukuki el
atma” olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet
hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve
çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörüldüğü, bu nedenle
2247 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, dahili davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay
Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR
PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacının hissedar olduğu taşınmaza, imar planında
olimpik park alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla;
işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 6.000,00 TL’nin davalı idareden
tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini,
yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve
alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını,
gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında olimpik park alanında kaldığı, taşınmaza
idarece fiilen el atılmadığı ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile
bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiği, kamulaştırmasız el
atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği;
davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan
davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu
anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan
"İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı
yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu,
Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği
anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son
olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603,
K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan
‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari
yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun kabulü ile, dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığına
İzafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili görev itirazının, Küçükçekmece
1. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile,
dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığına İzafeten İstanbul Muhakemat
Müdürlüğü vekili GÖREV İTİRAZININ, Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk
Mahkemesinin 24.5.2013 gün ve E:2012/13 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1495
KARAR NO : 2013/1678
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından
kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı :
E.Ü.
Vekili :
Av. D.A.
Davalılar
: 1- Yenimahalle Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. O.S.
2-
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. A.K.
3-Gençlik
ve Spor Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. D.K.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; davacının Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, Alacaatlı,
42923 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduğu, taşınmazın
imar planında semt spor alanı olarak ayrıldığını belirterek, taşınmazın
tapu kaydının davalı idareler adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları
saklı kalmak kaydı ile şimdilik 3.000 TL nin faizi ile birlikte
davalılardan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargıda dava
açmıştır.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili
süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde görev itirazında bulunmuştur.
Davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekili süresi
içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.
ANKARA 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 13.12.2012 gün ve
E:2012/317 sayı ile, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin
görev itirazının reddine karar vermiştir.
ANKARA 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 06.02.2013 gün ve
E:2012/317 sayı ile, davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava
dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen
parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari
işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve
uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu
konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci
fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı
kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği
belirtilerek, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak ödenmesi
istemine ilişkin kısmı yönünden, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi
uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın
10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptıkları görev
itirazlarının reddedilmesi ve davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
vekilinin 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
açısından, 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların hisseli taşınmazına, imar planında
semt spor alanı olarak
ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın
tapusunun davalılar adına terkini ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydıyla, şimdilik 3.000 TL’nin faizi ile birlikte davalılardan tahsili
istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen
ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle
eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz
edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar
ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara
bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında semt spor alanında kaldığı, taşınmaza idarece
fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın
bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı
idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade
ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın
bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma
göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın
tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu,
Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği
anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son
olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603,
K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki
el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının
görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak ödenmesi istemine ilişkin kısmı
bakımından, başvurusunun kabulü ile, davalı Ankara Büyükşehir
Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 6. Asliye Hukuk
Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak ödenmesi istemine ilişkin kısmı
bakımından, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, dava Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Ankara
6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 13.12.2012 gün ve E:2012/317 sayılı
REDDİNE İLİŞKİN KARARIN
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1496
KARAR NO : 2013/1679
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle
başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve
alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : E.Ş.
Vekili : Av. A.K.
Davalı : Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. B.G.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle;Türk Telekom A.Ş. Kocaeli İl Müdürlüğü’nde görev yapan
davacının 4046 sayılı Yasanın 22. Maddesi uyarınca Darıca/ Kocaeli Mal
Müdürlüğü’ne atanması sırasında düzenlenen maaş nakil ilmühaberinin, ilişik
kesme tarihine kadar geçen süre içinde devlet memurlarına yapılan zamları,
2006 yılında verilen %2.32 enflasyon farkını, yılda 4 defa verilen ikramiye
tutarının ve 40+40 olarak da bilinen denge tazminatının davacının maaş
nakil ilmühaberindeki maaşına ilave edilmemesi deneniyle, nakil tarihine
göre ikramiyelerin ve ek ödemelerin yeniden hesaplanarak maaş nakil
ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi talebinin, davalı kurum tarafından
zımnen reddine ilişkin işlemin iptali, maaş nakil ilmuhaberinin
düzeltilmesi ile davacının, davalı şirkete konu ile ilgili yapılan başvuru
tarihi itibariyle eksik ödenen farkın yasal faizi ile birlikte davalıdan
tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargıya dava açmıştır.
Davalı
vekilince birinci savunma dilekçesinde, davanın adli yargının görev alanına
girdiği öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.
KOCAELİ 2. İDARE MAHKEMESİ: 12.11.2010 gün ve
E:2010/571,K:2010/875 sayılı kararında özetle; idari yargıda ancak devlet
ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceği, idare
aleyhine dava açılmayıp davalı mevkiinde özel hukuk tüzel kişisinin
bulunması durumunda, ortada idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari davanın bulunduğundan söz edilemeyeceği, bu nedenle 14.11.2005 tarihi
itibariyle kamu kurumu olmayan tamamen özel hukuk hükümlerine tabi bir
şirket olan Türk Telekom A.Ş.’nin anılan tarihten sonra tesis ettiği
işlemlerin idari işlem olarak görülmesinin mümkün olmadığından, davanın
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 15/1-a maddesi hükmü gereğince
görev yönünden reddine karar vermiştir.
İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararı
davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
DANIŞTAY 5. DAİRESİ; 18.11.2011 gün ve E:
2011/575,K: 2011/6604 sayılı kararında “… imtiyaz sözleşmesi ile kamu
hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili kılınması nedeniyle, diğer özel
hukuk tüzel kişilerinden farklı olarak kamusal ayrıcalıklara ve
yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı Yasa hükümleri ile, kamu kurumlarına
nakil hakkı bulunan personeli ile ilgili olarak bazı kamusal görevler
yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında tesis ettiği
işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden kaynaklanan
uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu…” gerekçesiyle Kocaeli
2. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararı bozulmuştur.
Davalı
vekilince birinci savunma dilekçesinde, davanın adli yargının görev alanına
girdiği öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.
KOCAELİ 2. İDARE MAHKEMESİ: 29.11.2012 gün ve
E:2012/281 sayı ile, imtiyaz Sözleşmesi ile bir kamu hizmetini yürütmek
hakkını elde eden davalı şirkete, devir sonrasında yetişmiş personel
yetersizliği nedeniyle doğabilecek aksaklıkların önüne geçilebilmesi için,
406 sayılı Yasa hükümleri ile tanınan ayrıcalıkların sonucu olarak bünyesinde
belli süre ile çalışmaya devam eden söz konusu personelin kamu kurumlarına
naklen atanmasının sağlanması amacıyla kimi görevler yüklendiği; bu görevler
kapsamında 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirket tarafından, hak
sahibi personelinin Devlet Personel Başkanlığı'na bildirilmesi, bildirim
ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal
haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin
ilişiğinin kesilmesi gibi işlemlerin bulunduğu; bu durumda, imtiyaz
sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili kılınması
nedeniyle diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olarak kimi kamusal
ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı Yasa hükümleri ile,
kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ile ilgili olarak bazı
kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında
tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden
kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu gerekçesiyle,
davalı idarenin görev itirazının reddine ve Mahkemelerinin görevliliğine
karar vermiştir.
Davalı
vekilince süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası
ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel"
olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan
Türk Telekom'un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş
yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve
sermayesindeki kamu payı %50' nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu
niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu; özelleştirme kapsamında bulunan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55'i,
Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketinin" % 55 oranındaki Hissesinin Blok
Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe
Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış
Sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'ne satıldığı; Anayasa'nın 128.
maddesinde, "Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel
kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görülür" hükmünün yer aldığı; 406 sayılı Yasa'nın
Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci
fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde
ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a)
bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen
asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde
Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için
Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret,
harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali
ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır..." hükmünün yer
aldığı; bu duruma göre, davalı Türk Telekom hisselerinin devrinin fiilen
gerçekleştiği tarihten sonra davacı ile davalı şirket arasındaki uyuşmazlığın,
01/01/2006 tarihinden itibaren yeni nakil belgesi düzenleninceye kadar
geçen süre içinde tahakkuk eden zam ve tazminatlar ile maaş nakil
ilmühaberinin düzenlendiği tarihinden itibaren ödenmesi gerektiği halde
ödenmeyen eksik ücretlerinin yasal faizi ile ödenmesi ve davalının redde
ilişkin işleminin iptali talebinden kaynaklandığı; öte yandan, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari Dava Türleri ve İdari Yargı
Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:
"a) (Değişik: 8.6.2000-4577/5md) idari işlemler hakkında yetki, şekil,
sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından
dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal
davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik:
18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar."ın İdari dava türleri
olarak sayıldığı, kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceği; dolayısıyla, davanın
açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.nin davalı olması karşısında, ortada idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmenin
olanaksız olduğu; belirtilen tüm bu hususlara göre, daha önce davalı
şirkette görev yapmış olan davacı ile özelleştirilen kuruluş arasındaki uyuşmazlık
konusu davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı
yerinin görevli bulunduğu; bu nedenlerle, 2247 sayılı Kanun'un 10 ve 13.
maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; davalı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından,
görev uyuşmazlığının esası incelenmelidir.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine
ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu düzenlemeler
birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden
sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının
yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin
(a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde bu kuruluşta çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi
ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı
tarafından; maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yapılan
başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu
kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan
sözetmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre
görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Kocaeli 2.İdare Mahkemesinin
görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Kocaeli 2. İdare
Mahkemesi’nin 29.11.2012 gün ve E:2012/281 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1498
KARAR NO : 2013/1680
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Ş.Y.
Vekili :
Av. N.G.
Davalılar
: 1- Gençlik ve Spor Bakanlığı Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. B.D.
2-
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. S.A.
3-
Başakşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. E.A.
Dahili
Davalı : 4- Çevre ve Şehircilik Bakanlığına İzafeten İstanbul Muhakemat
Müd.
Vekili :
Av. S.T.
O L A Y : Davacı vekili, dava
dilekçesinde, müvekkilinin İstanbul İli, Başakşehir İlçesi, İkitelli-2
Mahallesi, Altınşehir mevkiinde kain, 18 pafta, 722 Parselde kayıtlı
taşınmazın maliki olduğunu, sözkonusu taşınmazın imar planında Olimpiyat
parkı alanı olarak ayrıldığını, taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını
ileri sürerek, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak
kaydıyla şimdilik 6.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsili
istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığına İzafeten
İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili süresi içinde verdiği dilekçede özetle,
taşınmaza fiilen el atılmadığını, imar planına dayalı olarak açılan
tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğunu
ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.
KÜÇÜKÇEKMECE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 24.5.2013 gün ve
E:2012/75 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.
Dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığına İzafeten
İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili idari
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına
gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava
dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya
sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının
zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da,
idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların
tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve 13.
maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına
konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka
uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari
yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde
yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinin
1. fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları hükmü
gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, nitekim, 11.6.2013
günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6487 sayılı Kanun’un 2942
sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6’ncı maddesinde değişiklik yapan
21’inci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi
kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra
idari yargıda dava açılabilir.” Hükmüne yer verilmek suretiyle “hukuki el
atma” olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet
hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve
çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörüldüğü, bu nedenle
2247 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, dahili davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca,
10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR
PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacının maliki olduğu taşınmaza, imar planında
olimpiyat parkı alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla;
işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 6.000,00 TL’nin davalı
idarelerden tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini,
yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve
alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını,
gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında olimpiyat parkı alanında kaldığı, taşınmaza
idarece fiilen el atılmadığı ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile
bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiği, kamulaştırmasız el
atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği;
davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan
davacının maliki olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu
anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan
"İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı
yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun kabulü ile, Dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığına
İzafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili görev itirazının, Küçükçekmece
1. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararının kaldırılması kararın
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile,
Dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığına İzafeten İstanbul Muhakemat
Müdürlüğü vekili GÖREV İTİRAZININ, Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk
Mahkemesinin 24.5.2013 gün ve E:2012/75 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1499
KARAR NO : 2013/1681
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle
başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi
istemiyle yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali
istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
İ.T.
Vekili : Av. A.K.
Davalı : Türk Telekom A.Ş.
Vekili :
Av. B.G.
O L A Y
: Davacı İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın
Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine uyarınca
Gebze-Çayırova Tohum Sert. Test. Müdürlüğüne 29.03.2010 tarihinde 657
Sayılı Yasaya tabi Devlet Memuru olarak yerleştirilmiştir.
Davacı,
maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesini istemiş; bu isteği zımnen
reddedilmiştir.
Davacı vekili; davalı idarenin zımni ret işleminin
iptaline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
Kocaeli 2. İdare Mahkemesi: 12.11.2010 gün ve
E:2010/573, K:2010/869 sayı ile, iptali istenilen işlemin tesis edildiği
tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekom
A.Ş.’nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, uyuşmazlığın özel hukuk
hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar
vermiş, bu karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Danıştay
5. Daire Başkanlığı: 18.11.2011 gün ve E:2011/574, K:2011/6591 sayı ile,
imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili
kılınması nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olarak kimi
kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı Yasa
hükümleri ile, kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ilgili olarak
bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri
kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu
işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu
sonucuna varılmakta olduğu aksi yöndeki kararda isabet görülmediği
gerekçesiyle davacının temyiz isteminin kabulüyle Kocaeli 2. İdare
Mahkemesince verilen kararın bozulmasına karar vermiş, Mahkemece bozma
kararına uyulmuştur.
Davalı
vekilince birinci savunma dilekçesinde, davanın adli yargının görev alanına
girdiği öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.
KOCAELİ 2. İDARE MAHKEMESİ: 29.11.2012 gün ve
E:2012/283 sayı ile, 406 sayılı Yasa'nın Ek 29. maddesinin yukarıda yazılı
hükümleri uyarınca, kamu kurumuna nakil hakkı bulunan personelden hizmet
sözleşmesi feshedilenlerin 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesi uyarınca
yeniden kamu personeli statüsüne girdiğinde kendilerine ödenecek ücretin
hesaplanması görevinin idari nitelik taşıdığı, bu hesaplama konusunda T.
Telekomünikasyon A.Ş.'nin görevli kılındığı, anılan şirketin belirlediği
atamaya esas ücrete göre personele atandığı kurumda ödenecek maaşın tespit
edilecek olması dolayısıyla T. Telekomünikasyon A.Ş. tarafından düzenlenen
maaş nakil ilmühaberinin kamu görevlisi olan kişinin hukukunu etkilemesi,
öte yandan davacının kamu kurumuna atanmasıyla kamu personeli statüsüne
girmesi karşısında, kamu görevlisinin maaşının hatalı hesaplandığı
iddiasına dayandırılan ve bu nedenle maaş nakil ilmühaberinin yeniden
düzenlenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin bir idari
uyuşmazlık yarattığı kuşkusuz olup bu nedenle bu işlemin iptali ile parasal
hak istemiyle açılan davanın görülmesi ve çözümlenmesi görevinin idari
yargıya ait olduğu, gerekçesiyle, davalı idarenin görev itirazının reddine
ve Mahkemelerinin görevliliğine karar vermiştir.
Davalı
vekilince süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosya
örneği ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel"
olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan
Türk Telekom'un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş
yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve
sermayesindeki kamu payı %50' nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu
niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu; özelleştirme kapsamında bulunan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55'i,
Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketinin" % 55 oranındaki Hissesinin Blok
Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe
Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış
Sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'ne satıldığı; Anayasa'nın 128.
maddesinde, "Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel
kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görülür" hükmünün yer aldığı; 406 sayılı Yasa'nın
Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci
fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde
ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a)
bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen
asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde
Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için
Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret,
harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali
ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır..." denilmek
suretiyle yasa koyucu tarafından Türk Telekom'da çalışan kapsam dışı
personelin, kamu personeli sayıldığı; bu duruma göre, davalı Türk Telekom
hisselerinin devrinin fiilen gerçekleştiği tarihten sonra davacıyla davalı
Şirket arasındaki uyuşmazlığın, bir özel hukuk ilişkisi niteliğini
taşıdığı, öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
"İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2.
maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: "a) (Değişik:
8.6.2000-4577/5md) idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve
maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri
için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.)
Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan
uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan
her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan
uyuşmazlıklara ilişkin davalar."ın İdari dava türleri olarak
sayıldığı, kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceği; dolayısıyla, işlemin tesis
edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.nin davalı olması karşısında, ortada idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmenin
olanaksız olduğu; belirtilen tüm bu hususlara göre, daha önce davalı
şirkette görev yapmış olan davacının isteminin; özelleştirilen kuruluş
tarafından reddedilmesi üzerine açılan davanın özel hukuk hükümlerine göre
görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu; bu nedenlerle,
2247 sayılı Kanun'un 10 ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na
gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME:Dosya örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı vekilinin
anılan Yasa’nın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı
görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde
başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede
öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvurunun zımnen
reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yapılan başvurusunun zımnen reddine
ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu
kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan
söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre
görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Kocaeli 2.İdare Mahkemesinin
Görevlilik Kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Kocaeli 2. İdare
Mahkemesinin 29.11.2012 gün ve E:2012/283 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1502
KARAR NO : 2013/1683
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Davanın açıldığı
tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında; idari yargı yetkisi kapsamında
açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan;
uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
H.Ç.
Vekili : Av. A.K.
Davalı : Türk Telekom Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü
Vekilleri : Av. Ö.S.Ö., Av.B.G.
O L A Y
: İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen davacı, 16.3.2010 tarihinde Darıca Milli Eğitim
Müdürlüğü emrine atanmıştır.
Davacı
27.4.2010 tarihli dilekçesiyle, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesini
istemiş; bu isteği zımnen reddedilmiştir.
Davacı vekili; davalı idarenin zımni ret işleminin
iptali ve müvekkilinin Darıca Milli Eğitim Müdürlüğü nezdinde göreve
başladığı 16.3.2010 tarihinden itibaren eksik ve yanlış düzenlenen maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi, aradaki farkın yasal faizi ile birlikte
ödenmesi istemiyle 10.6.2010 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı
vekilince birinci savunma dilekçesinde, davanın adli yargının görev alanına
girdiği öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.
Kocaeli 2. İdare Mahkemesi: 12.11.2010 gün ve
E:2010/574, K:2010/872 sayı ile, iptali istenilen işlemin tesis edildiği
tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekom
A.Ş.’nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, uyuşmazlığın özel hukuk
hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar
vermiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Danıştay
5. Dairesi: 18.11.2011 gün ve E:2011/525, K:2011/6586 sayı ile, imtiyaz
sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili kılınması
nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olarak kimi kamusal
ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı Yasa hükümleri ile,
kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ilgili olarak bazı kamusal
görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında tesis
ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden
kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu sonucuna
varıldığı ve aksi yöndeki kararda isabet görülmediği gerekçesiyle davacının
temyiz isteminin kabulüyle Kocaeli 1. İdare Mahkemesince verilen kararın
bozulmasına karar vermiş, Mahkemece bozma kararına uyulmuştur.
KOCAELİ
2. İDARE MAHKEMESİ: 29.11.2012 gün ve E:2012/284 sayı ile, davalı şirketin,
Telekomünikasyon Kurumu ile Türk Telekom arasında imzalanan
"Telekomünikasyon Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin İmtiyaz
Sözleşmesi" ile belli bir kamu hizmetini yürütmek görev ve yetkisi ile
donatıldığı, bu görev ve yetkiler dahilinde bazı kamusal ayrıcalıkları ve
yükümlülükleri bulunduğu; belirtilen statüsü ve özel yasa hükümleri
gereğince bazı kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere sahip olması
nedeniyle davalı şirketin, herhangi bir özel hukuk tüzel kişisinden farklı
bir hukuki statü içinde bulunduğu; benzer durumdaki özel hukuk tüzel
kişileri ile ilgili olarak Danıştay tarafından verilen kararlarda, kamusal
ayrıcalıklarla donatılan veya kamu kesimi ile, diğer özel hukuk tüzel
kişilerinden farklı bir ilişkisi bulunan tüzel kişilerin bazı işlemlerinin,
nitelikleri esas alınmak suretiyle idari işlem olarak kabul edildiği ve
idari yargıda dava konusu edilmesinin olanaklı olduğunun belirtildiği;
örneğin, Danıştay Onuncu Dairesinin 21.5.1996 E: 1995/4326, K: 1996/2769
sayılı kararıyla, Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Atatürk Orman Çiftliği
tarafından kurulan adi ortaklık niteliğindeki Şehirlerarası Terminal
işletmesinin, kamu kaynaklarından yapılan harcamalarla kamu hizmeti görmek
üzere kurulması ve personelinin kamu personeli olması dikkate alınarak
tesis ettiği istemlerin, idari işlem sayıldığı; Danıştay Onbirinci
Dairesinin, 25.1.2011 günlü, E:2010/5904, K:2011/570 sayılı kararıyla da,
TÜPRAŞ'ın özelleştirilmesinden sonra, kamu kuramlarına nakil hakkı bulunan
personele kıdem tazminatı ödememesi yolunda tesis ettiği işlemlerin,
nakledilen personelin kamu personeli olması ve anılan şirkete nakil süreci
ile ilgili olarak bazı görevler yüklenmesi nedeniyle, idari işlem kabul
edilerek idari yargı denetimine tabi olduğu sonucuna varılmış bulunduğu; bu
durumda, imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetini yürütmekle görevli ve
yetkili kılınması nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı
olarak kimi kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan 406 sayılı
Yasa hükümleri ile, kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ile
ilgili olarak bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen
görevleri kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu
ve bu işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde
bulunduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle; davalının görev itirazının
reddine ve Mahkemelerinin görevliliğine karar vermiştir.
Davalı
vekilince süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası
örneği ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel"
olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan
Türk Telekom'un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş
yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve
sermayesindeki kamu payı %50' nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu
niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu; özelleştirme kapsamında bulunan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden %
55'inin, Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketinin" % 55 oranındaki Hissesinin Blok
Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe
Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış
Sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'ne satıldığı; Anayasa'nın 128.
maddesinde, "Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel
kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görülür" hükmünün yer aldığı; 406 sayılı Yasa'nın
Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci
fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde
ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a)
bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen
asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde
Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için
Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret,
harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali
ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır..." hükmünün yer
aldığı; bu duruma göre, davalı Türk Telekom hisselerinin devrinin fiilen
gerçekleştiği tarihten sonra davacı ile davalı şirket arasındaki uyuşmazlığın,
01/01/2006 tarihinden itibaren yeni nakil belgesi düzenleninceye kadar
geçen süre içinde tahakkuk eden zam ve tazminatlar ile maaş nakil
ilmühaberinin düzenlendiği tarihden itibaren ödenmesi gerektiği halde
ödenmeyen eksik ücretlerinin yasal faizi ile ödenmesi ve davalının redde
ilişkin işleminin iptali talebinden kaynaklandığı; öte yandan, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari Dava Türleri ve İdari Yargı
Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:
/ "a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5md) idari işlemler hakkında yetki,
şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı
olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından
açılan iptal davaları, / İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, /
(Değişik:18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar." idari dava türleri
olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu
tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceği; dolayısıyla, davanın
açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, ortada idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmenin olanaksız
olduğu; belirtilen tüm bu hususlara göre, daha önce davalı şirkette görev
yapmış olan davacı ile özelleştirilen kuruluş arasındaki uyuşmazlık konusu
davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin
görevli bulunduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri
gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığına gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME:Dosya örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca
yapılan incelemeye göre; davalı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvurunun zımnen
reddine ilişkin işlemin iptali; kamu kurumuna atandığı tarihten itibaren
eksik ve yanlış düzenlenen maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi, aradaki
farkın yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca, 14.11.2005
tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer
Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yapılan başvurusunun zımnen reddine
ilişkin işlemin iptali istemiyle 10.6.2010 tarihinde dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu
kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan
söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre
görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile
Kocaeli 2. İdare Mahkemesinin Görevlilik Kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Kocaeli 2.İdare Mahkemesi’nin
29.11.2012 gün ve E:2012/284 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1507
KARAR NO : 2013/1687
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından
kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı :
H.A.
Vekili :
Av. N.G.
Davalılar
: 1- Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğü
Vekilleri
: Av. C.B. & Av. B.D.
2-
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. E.Y.
3-
Başakşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Y.Ş.
Dahili
Davalı: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Vekili :
Av. S.T.
O L A Y :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının İstanbul İli, Başakşehir
İlçesi, İkitelli-2 Mahallesi, Altınşehir mevkiinde kain, 19 pafta, 947
parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, taşınmazların 24.12.1987 tarihli
1/25000 ölçekli Küçük ve Büyük Çekmeceler Arası Çevre Düzeni Nazım İmar
Planında Konut Uygulama Alanında kalmakta iken, 04.03.1992 tarihli 1/25000
ölçekli Mahmutbey İkitelli Yöresi Çevre Düzeni Nazım İmar Planı ile
04.03.1992 tarihli 1/5000 ölçekli Küçükçekmece İkitelli ve Bölgesel Yeşil
Alan Nazım İmar Planında Şehir Parkı Alanına, 15.11.1995 tarihli 1/50000
ölçekli İstanbul Metropolitan Alan Alt Bölge Nazım İmar Planında Olimpiyat
Köyü Alanına alındığını, sonraki planlarda ve halen yürürlükte olan
23.05.2005 tarihli 1/1000 ölçekli İkitelli Atatürk Olimpiyat Parkı Uygulama
İmar Planında Olimpiyat Parkı Alanı olarak ayrıldığını, böylece mülkiyet
hakkının kullanımının tamamen engellendiğini belirterek, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 6.000 TL’nin faizi ile birlikte,
davalı idarelerden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde
dava açmıştır.
Dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekili
süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında
bulunmuştur.
Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi; 24.05.2013 gün
ve E:2012/21 sayı ile dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin
görev itirazının reddine karar vermiştir.
Dahili davalı Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13.maddesinin (c) bendi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem’’, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın, taşınmazın
bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının
(b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,"
hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek,
2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin anılan Yasanın
10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, dahili davalı Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı açısından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının taşınmazının, 24.12.1987 tarihli 1/25000
ölçekli Küçük ve Büyük Çekmeceler Arası Çevre Düzeni Nazım İmar Planında
Konut Uygulama Alanında kalmakta iken, 04.03.1992 tarihli 1/25000 ölçekli
Mahmutbey İkitelli Yöresi Çevre Düzeni Nazım İmar Planı ile 04.03.1992
tarihli 1/5000 ölçekli Küçükçekmece İkitelli ve Bölgesel Yeşil Alan Nazım
İmar Planında Şehir Parkı Alanında, 15.11.1995 tarihli 1/50000 ölçekli
İstanbul Metropolitan Alan Alt Bölge Nazım İmar Planında Olimpiyat Köyü
Alanında kaldığı, sonraki planlarda ve halen yürürlükte olan 23.05.2005
tarihli 1/1000 ölçekli İkitelli Atatürk Olimpiyat Parkı Uygulama İmar
Planında Olimpiyat Parkı Alanında kaldığından bahisle, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 6.000 TL’nin faizi ile birlikte,
davalı idarelerden tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince
yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak
yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay
tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili
idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan
edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar
valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere
plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Dosya
kapsamında yer alan bilirkişi raporunda, dava konusu 947 parsel nolu
taşınmaz üzerinde herhangi bir enerji nakil hattı ve yapılaşmanın olmadığı
belirtilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında olimpiyat parkı alanında kaldığı, taşınmaza
idarelerce fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle
taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın
konusunun, davalı idarelerce 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan
davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu
anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan
"İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı
yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, başvurusunun
kabulü ile, dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin görev
itirazının Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin
kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN
KABULÜ ile, dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin GÖREV
İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
24.05.2013 gün ve E:2012/21 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013
gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1508
KARAR NO : 2013/1688
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar : M.İ. Mirasçıları; 1-H.İ., 2-M.İ.,
3-H.İ.(E.), 4-N.İ.(Y.), 5-S.İ. (S.), 6-G.İ.B., 7-N.İ. (A.)
Vekili :
Av. N.G.
Davalılar
: 1- Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğü
Vekilleri
: Av. C.B. & Av. B.D.
2-
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. E.Y.
3-
Başakşehir Belediye Başkanlığı
Vekilleri
: Av. Y.Ş.& Av. E.K.A.
Dahili
Davalı: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Vekili :
Av. S.T.
O L A Y :
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların İstanbul İli,
Başakşehir İlçesi, İkitelli-2 Mahallesi, Altınşehir mevkiinde kain, 20
pafta, 1607 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduklarını, taşınmazın
24.12.1987 tarihli 1/25000 ölçekli Küçük ve Büyük Çekmeceler Arası Çevre
Düzeni Nazım İmar Planında Konut Uygulama Alanında kalmakta iken,
04.03.1992 tarihli 1/25000 ölçekli Mahmutbey İkitelli Yöresi Çevre Düzeni Nazım
İmar Planı ile 04.03.1992 tarihli 1/5000 ölçekli Küçükçekmece İkitelli ve
Bölgesel Yeşil Alan Nazım İmar Planında Şehir Parkı Alanına, 15.11.1995
tarihli 1/50000 ölçekli İstanbul Metropolitan Alan Alt Bölge Nazım İmar Planında
Olimpiyat Köyü Alanına alındığını, sonraki planlarda ve halen yürürlükte
olan 23.05.2005 tarihli 1/1000 ölçekli İkitelli Atatürk Olimpiyat Parkı
Uygulama İmar Planında Olimpiyat Parkı Alanı olarak ayrıldığını, böylece
mülkiyet hakkının kullanımının tamamen engellendiğini belirterek, fazlaya
ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 6.000 TL’nin faizi ile
birlikte, davalı idarelerden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Davalı
Başakşehir Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde verdiği cevap
dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekili
süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında
bulunmuştur.
Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi; 24.05.2013 gün
ve E:2012/231 sayı ile dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Dahili davalı Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13.maddesinin (c) bendi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem’’, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın, taşınmazın
bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının
(b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,"
hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek,
2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Başakşehir Belediye Başkanlığı vekili ile dahili davalı Çevre
ve Şehircilik Bakanlığı vekillerinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptıkları görev itirazlarının reddedilmesi
ve dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin 12/1.maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı açısından 10.maddede öngörülen
biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların hisseli taşınmazının, 24.12.1987
tarihli 1/25000 ölçekli Küçük ve Büyük Çekmeceler Arası Çevre Düzeni Nazım
İmar Planında Konut Uygulama Alanında kalmakta iken, 04.03.1992 tarihli
1/25000 ölçekli Mahmutbey İkitelli Yöresi Çevre Düzeni Nazım İmar Planı ile
04.03.1992 tarihli 1/5000 ölçekli Küçükçekmece İkitelli ve Bölgesel Yeşil
Alan Nazım İmar Planında Şehir Parkı Alanında, 15.11.1995 tarihli 1/50000
ölçekli İstanbul Metropolitan Alan Alt Bölge Nazım İmar Planında Olimpiyat
Köyü Alanında kaldığı, sonraki planlarda ve halen yürürlükte olan
23.05.2005 tarihli 1/1000 ölçekli İkitelli Atatürk Olimpiyat Parkı Uygulama
İmar Planında Olimpiyat Parkı Alanında kaldığından bahisle, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 6.000 TL’nin faizi ile birlikte,
davalı idarelerden tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Dosya
üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 18.03.2013 günlü bilirkişi
raporunda, dava konusu 1607 parsel nolu taşınmaz üzerinde herhangi bir
enerji nakil hattı ve yapılaşmanın olmadığı belirtilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında olimpiyat parkı alanında kaldığı, taşınmaza
idarelerce fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle
taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın
konusunun, davalı idarelerce 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan
davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu
anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan
"İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı
yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi
henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini
yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan
kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin
idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması
gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar
kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup,
yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz
kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar
planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf
hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf
hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak
bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin
görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli,
idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını
kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar
bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince
yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle
oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı”
olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat
davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca
çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu
görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin
görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal
haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel
başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde
verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve
başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının
yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna
ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından
usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu
derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını
bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir…
Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının
kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının
bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer
kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan
yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun
kabulü ile, dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin görev
itirazının Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin
kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN
KABULÜ ile, dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin GÖREV
İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
24.05.2013 gün ve E:2012/231 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013
gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1509
KARAR NO : 2013/1689
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle
başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve
alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Y.T.
Vekili :
Av. A.K.
Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekilleri
: Av. Ö.Ö. & Av. B.G.
O L A Y
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, 14.04.1987 tarihinde
davalı idarede çalışmaya başladığını, 4046 sayılı yasanın 22.maddesi
uyarınca 29.03.2010 tarihinde Gebze-Çayırova Tohum Sert. Test. Müdürlüğü’ne
yerleştirildiğini, dilekçe ile davalı idareye başvurarak davalı idarenin
düzenlediği maaş nakil ilmühaberi düzenlenirken en son maaş tutarının
nazara alınmadığını, ayrıca ilişik kesme tarihline kadar geçen dönemde
devlet memurlarına yapılan zamların, 2006 yılında verilen % 2,32 enflasyon
fark tutarının, denge tazminatının ve yılda verilen 4 maaş tutarındaki
ikramiyenin maaşının oluşmasında dikkate alınmadığını ifade ederek, maaş
nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesini talep ettiğini, davalı idarenin
ise yasal süre içerisinde cevap vermeyerek istemi zımnen reddettiğini
belirterek, bu zımni red işleminin iptali ile, Gebze - Çayırova Tohum Sert.
Test. Müdürlüğü nezdinde göreve başladığı 29.03.2010 tarihinden geçerli
olmak üzere maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesine ve aradaki farkın faizi
ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle idari yargıda dava
açmıştır.
Davalı
Türk Telekomünikasyon A.Ş. Vekili süresi içerisinde sunduğu cevap
dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Kocaeli
2. İdare Mahkemesi; 12.11.2010 gün ve E:2010/572, K:2010/874 sayılı kararı
ile özetle; “…2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "idari Dava
Türleri ve idari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinin
değişik 1 numaralı bendinde:
"a)
(Değişik: 8.6.2000.-4577/5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil,
sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından
dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal
davaları,
idari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğaldan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
(Dcğişik:
18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şarlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar" idari dava türleri
olarak sayılmıştır.
406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu'nun, 27/01/2000 tarih ve 4502 sayılı
Kanun'un 1. maddesi ile eklenip 12/05/2001 tarih ve 4673 sayılı Kanun'un 1.
maddesi ile değiştirilmiş 1. maddesinin 9. fıkrasında, "Türk Telekom,
bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun
hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil,
sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve
ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom'a uygulanmaz. Sermayesinin
yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 02/04/1987 tarihli ve 3346 Sayılı Kanunun 9. maddesi
hükümleri uygulanır. 16/07/1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli
güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde
telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların
hükümleri saklıdır." hükmünün yer aldığı, 406 sayılı Kanun'un 4502
sayılı Kanını ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin
1. cümlesinde; Türk Telekomun, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden
sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtava eden telefon
hizmetlerini, 31/12/2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi
çerçevesinde tekel olarak yürüteceği belirtildikten sonra, anılan (c)
bendinin 1. alt bendinde 12/05/2001 tarih ve 4673 sayılı Kanun ile eklenen
3. cümlesinde; Türk Telekomdaki kamu payının %50'nin altına düşmesi
halinde, Türk Telekomun tüm tekel haklarının 31/12/2003 tarihinden önce de
olsa ortadan kalkmış olacağı, hükmüne yer verildiği, 4502 sayılı Yasanın
Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş'nin, 233 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin ekindeki "B-Kamu İktisadi Kuruluşları
(KİK)" bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarıldığı; Türk
Telekom A.Ş.'nin; 4502 sayılı Kanun'un, 29/01/2000 tarih ve 23948 sayılı
Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında,
29/01/2000 tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında olmakla
birlikte, 14/11/2005 tarihine kadar hisselerinin tamamı kamuya ait bulunan
kendine özgüye statüye sahip olan kamu kuruluşu niteliğinde bulunduğu;
ancak özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş'deki tamamı
Hâzineye ait bulunan hisselerden %55'i. Bakanlar Kurulunun 25/07/2005 tarih
ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon A.Ş. (Türk Telekom)'nin %55
oranındaki hissesinin blok olarak satışa ilişkin nihai devir işlemlerine
dair kararın yürürlüğe konulması hakkında karar"ı uyarınca, 14/11/2005
tarihli hisse satış sözleşmesi ile OJER Telekomünikasyon A.Ş'ye satılmış
bulunduğundan Türk Telekom A.Ş.'nin kamu kuruluşu niteliğinin bu tarih
itibariyle son bulduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda
yer alan mevzuat hükümleri ve açıklamalar birlikte değerlendiğinde kural
olarak idari yargıda ancak devlet ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan
davalara bakılabildiği, idare aleyhine dava açılmayıp davalı mevkiinde özel
hukuk tüzel kişisinin bulunması durumunda, ortada idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari davanın bulunduğundan söz edilemeyeceği, bu
nedenle 14/11/2005 tarihi itibariyle kamu kurumu olmayan tamamen özel hukuk
hükümlerine tabi bir şirket olan Türk Telekom A.Ş'nin anılan tarihten sonra
tesis ettiği işlemlerin idari işlem olarak görülmesinin mümkün olmadığı, davacının
kamu personeli olup olmamasının da söz konusu işleme idari nitelik kazandırmayacağı
açıktır.
Dava
dosyasının incelenmesinden, Gebze Telekom II Müdürlüğünde görev yapmakta
iken 4046 sayılı Kanun uyarınca Çayırova Tohum Sert. Test Müdürlüğü emrine atanan
davacının maaş nakil il muhaberenin 4046 sayılı Kanun'un 22. ve Geçici 9.
maddeleri uyarınca yeniden düzenlenmesi talebiyle davalı kuruma yaptığı
başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ve Çayırova Tohum Sert.
Test Müdürlüğü nezdinde göreve başladığı 29/03/2010 tarihinden itibaren
yanlış düzenlenen maaş nakil il muhaberenin düzeltilmesine ve aradaki
farkın yasal faizi ile birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi
istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmakta olup, incelenen uyuşmazlıkta
davalının özel hukuk tüzel kişisi olması karşısında idari yargının yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız
olduğundan, görülen iş bu davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli
olduğu sonucuna varılmıştır.'' demek suretiyle davanın görev yönünden
reddine karar vermiştir.
Bu
karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay 5. Dairesi
18.11.2011 gün, E:2011/524, K:2011/6587 sayılı kararı ile özetle, imtiyaz
sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili kılınması
nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olan kimi kamusal
ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı yasa hükümleri ile,
kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ile ilgili olarak bazı
kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında
tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden
kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğunu
belirterek, kararın bozulmasına karar vermiştir.
Kocaeli 2. İdare Mahkemesi; Danıştay'ın bozma ilamından
sonra, 29.11.2012 gün, E:2012/282 sayı ile özetle, davalı Türk
Telekomünikasyon A.Ş. vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. vekilince süresi
içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle
başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası ile birlikte Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; Telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel"
olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan
Türk Telekom'un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş
yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve
sermayesindeki kamu payı %50' nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu
niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğunu, özelleştirme kapsamında bulunan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden %
55'inin, Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketinin" % 55 oranındaki Hissesinin Blok
Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe
Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi
ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'ne satıldığını, Anayasa'nın 128. maddesinde,
"Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin
genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görülür" hükmünün yer aldığını,406 sayılı Yasa'nın Ek 29.
maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci
fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde
ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a)
bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen
asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde
Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için
Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret,
harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali
ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır..." denilmek suretiyle
yasa koyucu tarafından Türk Telekom'da çalışan kapsam dışı personelin, kamu
personeli sayıldığını, bu duruma göre, davalı Türk Telekom hisselerinin
devrinin fiilen gerçekleştiği tarihten sonra davacıyla davalı Şirket
arasındaki uyuşmazlığın, bir özel hukuk ilişkisi niteliğini taşıdığını, öte
yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinin
değişik 1 numaralı bendinde: "a) (Değişik: 8.6.2000-4577/5md) idari
işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile
hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal
edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları, c) (Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz
şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu
hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari
sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin
davalar" ın İdari dava türleri olarak sayıldığını, kural olarak, idari
yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara
bakılabileceğini, dolayısıyla, işlemin tesis edildiği tarihte davalı
mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.nin
davalı olması karşısında, ortada idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmenin olanaksız olduğunu, belirtilen tüm bu
hususlara göre, daha önce davalı şirkette görev yapmış olan davacının
isteminin, özelleştirilen kuruluş tarafından zımnen reddedilmesi üzerine
açılan davanın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı
yerinin görevli bulunduğunu belirterek, 2247 sayılı Kanun'un 10 ve 13.
maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinden 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş.
vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak
yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre
içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca,
davalı Türk Telekomünikasyon AŞ. Bakımından 10.maddede öngörülen biçimde
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Türk Telekom Müdürlüğü’nde memur olarak görev yaparken 406 sayılı yasanın
Ek 29 ve 4046 sayılı yasanın 22. maddeleri uyarınca Gebze-Çayırova Tohum
Sert. Test. Müdürlüğü’ne atamasının yapılması sonucu, 29/03/2010 tarihinde
yeni görevine başlayan davacı tarafından maaş nakil ilmühaberinin
düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin
iptali ile ek ödeme tutarlarının ödenmesi ve maaş nakil ilmühaberine eklenmesi
talebiyle açılmıştır.
1953
tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve
Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon
Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi
ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta
İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde
yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD.bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare: 12.5.2001-4673/6.
md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk
Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna
atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12
md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir.
İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim
Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin
ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının
aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu
tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki düzenleme,
Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek
suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı
Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı
Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu
emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi
istemiyle yapılan başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle
dava açılmıştır.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı
Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:
“a) (Değişik: 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari
dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk
hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, Kocaeli 2. İdare Mahkemesinin
Görevlilik Kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Kocaeli 2. İdare
Mahkemesinin 29.11.2012 gün, E:2012/282 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1510
KARAR NO : 2013/1690
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından
kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı :
A.K.
Vekili :
Av. N.G.
Davalılar
: 1- Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğü
Vekilleri
: Av. C.B. & Av. B.D.
2-
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. E.Y.
3-
Başakşehir Belediye Başkanlığı
Vekilleri
: Av. E.A. & Av. E.K.A.
Müdahil
Davalı : Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Vekili :
Av. S.T.
O L A Y :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin İstanbul İli,
Başakşehir İlçesi, İkitelli-2 Mahallesi, Altınşehir mevkiinde kain, 21
pafta, 1367 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, taşınmazın 24.12.1987
tarihli Nazım İmar Planında Konut Uygulama Alanında, 04.03.1992 tarihli
Nazım İmar Planı ile 04.03.1992 tarihli Nazım İmar Planında “Şehir Parkı
Alanı”nda, 15.11.1995 tarihli Nazım İmar Planında “Olimpiyat Köyü Alanı”nda
ve son olarak halen yürürlükte olan 23.05.2005 tarihli 1/1000 ölçekli
İkitelli Atatürk Olimpiyat Parkı Uygulama İmar Planında “Olimpiyat Parkı
Alanı” olarak ayrıldığını, davacının kullanım hakkının bu düzenlemeler
nedeni ile kısıtlandığını ve zarar gördüğünü belirterek; fazlaya ve maddi
hatalara karşı talep ve dava ayrıca artırım talebi hakları saklı kalmak
kaydı ile 6.000 TL’nin ilamın kesinleşme tarihine kadar yasal faizi,
kesinleşme tarihinden ödeme tarihine kadar ise kamu alacaklarına
uygulanacak en yüksek faizi ile birlikte, davalı idarelerden tahsiline
karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı
Başakşehir Belediye Başkanlığı vekili ile müdahil davalı Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı vekili süresi içerisinde verdikleri cevap
dilekçelerinde özetle, görev itirazında bulunmuşlardır.
Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin; 19.07.2012
tarihli ön inceleme tutanağı ile dava dosyasını mahkemenin 2012/209 Esasına
kaydettiği ve dava taraflarına 25.09.2012 gününü duruşma günü olarak tebliğ
ettiği, 25.09.2012 tarihinde yapılan ilk duruşmaya dava taraflarının
katıldıkları, mahkemece çeşitli kurumlara müzekkereler yazılmasına
verildiği ve duruşmanın 27.11.2012 tarihine bırakıldığı; 27.11.2012 tarihli
duruşmaya taraf vekillerinin katıldıkları, mahkemece Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na dava konusu taşınmaza
ihtiyaçlarının olup olmadığı konusunda müzekkere yazılması ile önceki celse
yazılan müzekkerelerin tekidine karar verildiği ve bir sonraki
duruşma tarihi olarak 05.03.2013 gününün belirlendiği; 05.03.2013 günü
yapılan celseye taraf vekillerinin katıldıkları, mahkemece davacı vekiline
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı davaya dahil etmesi için 2 hafta süre verildiği
ve bir sonraki duruşmanın 07.06.2013 gününe bırakıldığı; davacı vekilinin
celse arasında verdiği 07.03.2013 tarihli dilekçe ile Çevre ve Orman
Bakanlığı’nın davaya dahil edilmesini talep ettiği, davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na 22.03.2013 tarihinde
dahiliyet dilekçesinin tebliğ edildiği ve dahili davalı Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı vekilinin 08.04.2013 tarihli dilekçesi ile yargı yolu itirazında
bulunduğu, bu itirazın mahkemenin 07.06.2013 tarihli celsesinde
tekrarlandığı ancak aynı celsede gerek Başakşehir Belediye Başkanlığı
vekilinin gerekse Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin görev
itirazlarının reddedildiği anlaşılmaktadır.
Müdahil davalı Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının
onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13.maddesinin (c) bendi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem’’, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın, taşınmazın bedelinin
tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, müdahil davalı
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Danıştay Başsavcısı'nca, müdahil davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
açısından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacının hisseli taşınmazının, 24.12.1987 tarihli Nazım İmar Planında
Konut Uygulama Alanında, 04.03.1992 tarihli Nazım İmar Planı ile 04.03.1992
tarihli Nazım İmar Planında “Şehir Parkı Alanı”nda, 15.11.1995 tarihli
Nazım İmar Planında “Olimpiyat Köyü Alanı”nda ve son olarak halen
yürürlükte olan 23.05.2005 tarihli 1/1000 ölçekli İkitelli Atatürk
Olimpiyat Parkı Uygulama İmar Planında “Olimpiyat Parkı Alanı”nda
kaldığından bahisle, taşınmazın imar planında “Olimpiyat Parkı Alanı”nda
kalan kısmı bakımından fazlaya ve maddi hatalara karşı talep ve dava ayrıca
artırım talebi hakları saklı kalmak kaydı ile 6.000 TL’nin ilamın
kesinleşme tarihine kadar yasal faizi, kesinleşme tarihinden ödeme tarihine
kadar ise kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek faizi ile birlikte,
davalı idarelerden tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili
belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak
yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu
planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan
yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş
zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz
edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar
ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara
bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında “Olimpiyat Parkı Alanı”nda kaldığı, taşınmaza
idarelerce fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle
taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın
konusunun, davalı idarelerce 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan
davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu
anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan
"İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı
yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini
yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan
kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin
idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması
gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar
kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup,
yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz
kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar
planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf
hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf
hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak
bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin
görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli,
idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını
kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar
bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince
yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle
oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı”
olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat
davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son
olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603,
K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan
‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari
yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, başvurusunun
kabulü ile, müdahil davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin görev
itirazının Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin
kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile müdahil davalı Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Küçükçekmece 1. Asliye
Hukuk Mahkemesi’nin 07.06.2013 gün
ve 2012/209 Esas sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY
BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1512
KARAR NO : 2013/1692
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından
kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı :
C.K.
Vekili :
Av. N.G.
Davalılar
: 1.Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. B.D. & Av. C.B.
2.Başakşehir
Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Y.Ş.
3.İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanlığı
: Av.
S.A.
Müdahil
Davalı : Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Av. S.T.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava konusu İstanbul İli, Başakşehir
İlçesi, İkitelli-2 Mahallesi Altınşehir Mevkii’nde kain 18 pafta 463 ve 664
parsel, 20 pafta 1473 ve 1595 Parsel, 21 Pafta 1805, 1807 ve 1888 Parsel
sayılı taşınmazların hissedarı olduğunu, taşınmazların 24.12.1987 Nazım İmar
Planında “Konut Uygulama Alanı”nda, 04.03.1992 tarihli Nazım İmar Planı ile
04.03.1992 tarihli Nazım İmar Planında “Şehir Parkı Alanı”nda,15.11.1995
tarihli Nazım İmar Planında “Olimpiyat Köyü Alanı“nda ve son olarak halen
yürürlükte olan 23.05.2005 tarihli 1/1000 ölçekli İkitelli Atatürk
Olimpiyat Parkı Uygulama İmar Planında “Olimpiyat Parkı Alanı” olarak
ayrıldıklarını, bu düzenlemeler nedeni ile davacının taşınmazlar üzerindeki
tasarruf hakkının kısıtlandığını ve zarara uğradığını belirterek; fazlaya ve
maddi hatalara karşı talep ve dava, ayrıca dava dilekçesini ıslah hakkı
saklı kalmak kaydı ile kamulaştırmasız el atma bedeli olarak 6.000,00 TL,
ecr-i misil bedeli olarak da 2.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren
işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya
verilmesine karar verilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır.
Müdahil davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin müdahale dilekçesinin kendisine tebliğ
edildiği 04.04.2013 tarihinden sonra yapılan mahkemenin 23.05.2013 günlü
10. oturumdan önce verdiği cevap dilekçesi ile görev itirazında
bulunduğu anlaşılmıştır.
Küçükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin : 10.06.2011
tarihli tensip tutanağı ile, dava dosyasını mahkemenin 2011/476 esasına
kaydettiği ve dava taraflarına 20.07.2011 gününü duruşma günü olarak tebliğ
ettiği; 20.07.2011 tarihinde yapılan ilk duruşmaya dava taraflarının
katıldıkları, mahkemece dava taraflarına delillerini sunmaları ve uzlaşma
görüşmelerinde bulunmaları için bir sonraki celseye kadar süre verilmesine,
bir sonraki duruşmanın 19.09.2011 günü yapılmasına karar verildiği;
19.09.2011 tarihli 2. oturuma taraf vekillerinin katıldıkları, duruşmada keşif ara kararı verildiği ve bir
sonraki duruşma tarihi olarak 23.11.2011 gününün belirlendiği; 23.11.2011
tarihli 3. oturuma taraf vekillerinin katıldıkları, mahkemece 6100 sayılı
Yasa gereğince mali eksikliklerin giderilmesine ve bilirkişilerden rapor
geldikten sonra taraflara tebliğ edilmesine karar verildiği, bir sonraki
duruşmanın 22.02.2012 gününe bırakıldığı; 22.02.2012 tarihli 4. oturuma
taraf vekillerinin katıldıkları, duruşmada taraf vekillerine bilirkişi raporlarına karşı beyanda bulunmak üzere
süre verildiği ve bir sonraki duruşma tarihi olarak 19.03.2012
gününün belirlendiği; 19.03.2012 tarihli 5. celseye taraf vekillerinin
katıldıkları, duruşmada tekrar
mahallinde keşif yapılmasına ve bir sonraki celsenin 18.05.2012 günü
yapılmasına karar verildiği; 18.05.2012 tarihli 6. celseye taraf
vekillerinin katıldıkları duruşmada bilirkişi raporlarının beklenmesine ve bir sonraki celsenin 07.09.2012 günü
yapılmasına karar verildiği; 07.09.2012 tarihli 7. celseye taraf
vekillerinin katıldıkları, duruşmada
çeşitli kurumlara Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 2012/5631 Esas, 2012/14055
karar sayılı geri çevirme kararında belirtilen eksiklikler konusunda müzekkereler
yazılmasına ve bir sonraki celsenin 19.11.2012 günü yapılmasına karar
verildiği; 19.11.2012 tarihli 8. celseye taraf vekillerinin
katıldıkları, duruşmada
Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/500 Esas ve 2011/503 Esas
sayılı dosyalarının beklenilmesine ve bir sonraki celsenin 22.03.2013 günü
yapılmasına karar verildiği; 22.03.2013 tarihli 9. celseye taraf
vekillerinin katıldıkları, duruşmada
davacının Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yönünden verdiği dahiliyet
dilekçesi işlemlerinin tamamlanmasının beklenmesine ve bir sonraki celsenin
23.05.2013 günü yapılmasına karar verildiği, davalı Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı vekiline 04.04.2013 tarihinde dahiliyet dilekçesinin tebliğ
edildiği ve dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin
06.04.2013 tarihli dilekçesi ile yargı yolu itirazında bulunduğu, bu
itirazın mahkemenin 23.05.2013 tarihli celsesinde tekrarladığı ancak aynı
celsede müdahil davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin görev itirazının
reddedildiği anlaşılmaktadır.
Müdahil Davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin
idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi
içinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay
Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, müdahil davalı
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Danıştay Başsavcısı'nca, müdahil davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
açısından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacının hissedarı olduğu taşınmazların, sırasıyla 24.12.1987 tarihli
Nazım İmar Planında “Konut Uygulama Alanı”nda, 04.03.1992 tarihli Nazım
İmar Planı ile 04.03.1992 tarihli Nazım İmar Planında “Şehir Parkı Alanı”nda,15.11.1995
tarihli Nazım İmar Planında “Olimpiyat Köyü Alanı “nda ve son olarak halen
yürürlükte olan 23.05.2005 tarihli 1/1000 ölçekli İkitelli Atatürk
Olimpiyat Parkı Uygulama İmar Planında “Olimpiyat Parkı Alanı”nda kaldığı
belirtilmek suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, “Olimpiyat
Parkı Alanı”nda kalan kısmı bakımından fazlaya ve maddi hatalara karşı
talep ve dava, ayrıca dava dilekçesini ıslah hakkı saklı kalmak kaydı ile
kamulaştırmasız el atma bedeli olarak 6.000,00 TL, ecr-i misil bedeli
olarak da 2.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi
istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek
kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.)
Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili
idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan
edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar
valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parsellerin imar planında “Olimpiyat Parkı Alanı”nda kaldığı,
taşınmazlara idarelerce fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma
nedeniyle taşınmazların bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği;
davanın konusunun, davalı idarelerce 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan
davacının hissedar olduğu taşınmazların bedelinin tazminine ilişkin
bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna
dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik
bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, başvurusunun
kabulü ile, müdahil davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin görev itirazının
Küçükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile müdahil davalı Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Küçükçekmece 3. Asliye
Hukuk Mahkemesi’nin 23.05.2013 gün
ve 2011/476 Esas sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY
BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1514
KARAR NO : 2013/1694
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle
başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve
alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
S.K.
Vekili :
Av. A.K.
Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekilleri
: Av. Ö.S.Ö. & Av. B.G.
O L A Y
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, 11.08.1986 tarihinde
davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. de teknisyen olarak çalışmaya
başladığını, 4046 sayılı yasanın 22.maddesi uyarınca 16.03.2010 tarihinde
Datça Milli Eğitim Müdürlüğü’ne devlet memuru olarak yerleştirildiğini, dilekçe
ile davalı idareye başvurarak davalı kurumun düzenlediği maaş nakil
ilmühaberi düzenlenirken en son maaş tutarının nazara alınmadığını, ayrıca
ilişik kesme tarihline kadar geçen dönemde devlet memurlarına yapılan
zamların, enflasyon fark tutarının, denge tazminatının ve yılda verilen 4
maaş tutarındaki ikramiyenin maaşının oluşmasında dikkate alınmadığını
ifade ederek, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesini talep
ettiğini, davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. nin ise yasal süre içerisinde
cevap vermeyerek istemi zımnen reddettiğini belirterek, bu zımni ret
işleminin iptali ile, Datça Milli Eğitim Müdürlüğü nezdinde göreve
başladığı 16.03.2010 tarihinden geçerli olmak üzere maaş nakil
ilmühaberinin düzeltilmesine ve aradaki farkın faizi ile birlikte
ödenmesine karar verilmesi istemiyle idari yargıda dava açmıştır.
Davalı
Türk Telekomünikasyon A.Ş. vekili süresi içerisinde sunduğu cevap
dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Kocaeli
2. İdare Mahkemesi; 12.11.2010 gün ve E:2010/575, K:2010/871 sayılı kararı
ile özetle; “…406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu'nun, 27/01/2000 tarih ve
4502 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile eklenip 12/05/2001 tarih ve 4673 sayılı
Kanun'un 1. maddesi ile değiştirilmiş 1. maddesinin 9. fıkrasında,
"Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim
şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri
de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum,
kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom'a uygulanmaz.
Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet
Meclisi denetimine ilişkin 02/04/1987 tarihli ve 3346 Sayılı Kanunun 9.
maddesi hükümleri uygulanır. 16/07/1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile
milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde
telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların
hükümleri saklıdır." hükmünün yer aldığı, 406 sayılı Kanun'un 4502
sayılı Kanını ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin
1. cümlesinde; Türk Telekomun, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden
sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini, 31/12/2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi
çerçevesinde tekel olarak yürüteceği belirtildikten sonra, anılan (c)
bendinin 1. alt bendinde 12/05/2001 tarih ve 4673 sayılı Kanun ile eklenen
3. cümlesinde; Türk Telekomdaki kamu payının %50'nin altına düşmesi
halinde, Türk Telekomun tüm tekel haklarının 31/12/2003 tarihinden önce de
olsa ortadan kalkmış olacağı, hükmüne yer verildiği, 4502 sayılı Yasanın
Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş'nin, 233 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin ekindeki "B-Kamu İktisadi Kuruluşları
(KİK)" bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarıldığı; Türk
Telekom A.Ş.'nin; 4502 sayılı Kanun'un, 29/01/2000 tarih ve 23948 sayılı
Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında,
29/01/2000 tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında olmakla
birlikte, 14/11/2005 tarihine kadar hisselerinin tamamı kamuya ait bulunan
kendine özgüye statüye sahip olan kamu kuruluşu niteliğinde bulunduğu;
ancak özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş'deki tamamı
Hâzineye ait bulunan hisselerden %55'i. Bakanlar Kurulunun 25/07/2005 tarih
ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon A.Ş. (Türk Telekom)'nin %55
oranındaki hissesinin blok olarak satışa ilişkin nihai devir işlemlerine
dair kararın yürürlüğe konulması hakkında karar"ı uyarınca, 14/11/2005
tarihli hisse satış sözleşmesi ile OJER Telekomünikasyon A.Ş'ye satılmış
bulunduğundan Türk Telekom A.Ş.'nin kamu kuruluşu niteliğinin bu tarih
itibariyle son bulduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda
yer alan mevzuat hükümleri ve açıklamalar birlikte değerlendiğinde kural
olarak idari yargıda ancak devlet ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan
davalara bakılabildiği, idare aleyhine dava açılmayıp davalı mevkiinde özel
hukuk tüzel kişisinin bulunması durumunda, ortada idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari davanın bulunduğundan söz edilemeyeceği, bu
nedenle 14/11/2005 tarihi itibariyle kamu kurumu olmayan tamamen özel hukuk
hükümlerine tabi bir şirket olan Türk Telekom A.Ş'nin anılan tarihten sonra
tesis ettiği işlemlerin idari işlem olarak görülmesinin mümkün olmadığı,
davacının kamu personeli olup olmamasının da söz konusu işleme idari
nitelik kazandırmayacağı açıktır.
Dava
dosyasının incelenmesinden, Kocaeli Telekom II Müdürlüğünde görev yapmakta
iken 4046 sayılı Kanun uyarınca Datça Milli Eğitim Müdürlüğü emrine atanan
davacının maaş nakil il muhaberenin 4046 sayılı Kanun'un 22. ve Geçici 9.
maddeleri uyarınca yeniden düzenlenmesi talebiyle davalı kuruma yaptığı
başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ve Datça Milli Eğitim
Müdürlüğü nezdinde göreve başladığı 16/03/2010 tarihinden itibaren yanlış düzenlenen
maaş nakil il muhaberenin düzeltilmesine ve aradaki farkın yasal faizi ile
birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle görülmekte olan
davanın açıldığı anlaşılmakta olup, incelenen uyuşmazlıkta davalının özel
hukuk tüzel kişisi olması karşısında idari yargının yetkisi kapsamında
açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan,
görülen iş bu davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.'' demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar
vermiştir.
Bu
karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay 5. Dairesi
18.11.2011 gün, E:2011/572, K:2011/6600 sayılı kararı ile özetle, imtiyaz
sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili kılınması
nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olan kimi kamusal
ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı yasa hükümleri ile,
kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ile ilgili olarak bazı
kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında
tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden
kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğunu
belirterek, kararın bozulmasına karar vermiştir.
Kocaeli 2. İdare Mahkemesi; Danıştay'ın bozma ilamına uyarak,
29.11.2012 gün, E:2012/285 sayı ile özetle, davalı Türk Telekomünikasyon
A.Ş. vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. vekilince süresi
içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle
başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası ile birlikte Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; Telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel"
olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan
Türk Telekom'un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş
yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve
sermayesindeki kamu payı %50' nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu
niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğunu, özelleştirme kapsamında bulunan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden %
55'inin, Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketinin" % 55 oranındaki Hissesinin Blok
Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe
Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi
ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'ne satıldığını, Anayasa'nın 128. maddesinde,
"Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin
genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görülür" hükmünün yer aldığını,406 sayılı Yasa'nın Ek 29.
maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci
fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde
ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a)
bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen
asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde
Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için
Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret,
harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali
ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır..." denilmek
suretiyle yasa koyucu tarafından Türk Telekom'da çalışan kapsam dışı
personelin, kamu personeli sayıldığını, bu duruma göre, davalı Türk Telekom
hisselerinin devrinin fiilen gerçekleştiği tarihten sonra davacıyla davalı
Şirket arasındaki uyuşmazlığın, bir özel hukuk ilişkisi niteliğini
taşıdığını, öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
"İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2.
maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: "a) (Değişik:
8.6.2000-4577/5md) idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat
yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için
menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.)
Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan
uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan
her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan
uyuşmazlıklara ilişkin davalar" ın İdari dava türleri olarak
sayıldığını, kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceğini, dolayısıyla, işlemin
tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.nin davalı olması karşısında, ortada idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmenin
olanaksız olduğunu, belirtilen tüm bu hususlara göre, daha önce davalı
şirkette görev yapmış olan davacının isteminin, özelleştirilen kuruluş
tarafından zımnen reddedilmesi üzerine açılan davanın özel hukuk
hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğunu
belirterek, 2247 sayılı Kanun'un 10 ve 13. maddeleri gereğince, olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığı’na gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinden 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş.
vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak
yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre
içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca,
davalı Türk Telekomünikasyon AŞ. Bakımından 10.maddede öngörülen biçimde
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Türk Telekom Müdürlüğü’nde teknisyen olarak görev yaparken 406 sayılı
yasanın Ek 29 ve 4046 sayılı yasanın 22. maddeleri uyarınca Datça Milli
Eğitim Müdürlüğü’ne memur olarak atamasının yapılması sonucu, 16/03/2010
tarihinde yeni görevine başlayan davacı tarafından maaş nakil ilmühaberinin
düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin
iptali ile ek ödeme tutarlarının ödenmesi ve maaş nakil ilmühaberine eklenmesi
talebiyle açılmıştır.
1953
tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve
Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon
Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi
ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta
İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde
yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD.bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş
bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun
önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen
kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında
bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı
uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin
kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmüne yer
verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı
ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa
maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk Telekomünikasyon
A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki düzenleme, Yönetim
Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle
yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde çalışmakta iken,406 sayılı
Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı
Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu
emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi
istemiyle yapılan başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle
dava açılmıştır.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı
Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:
“a) (Değişik: 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, Kocaeli 2. İdare Mahkemesinin
Görevlilik Kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Kocaeli 2. İdare
Mahkemesinin 29.11.2012 gün, E:2012/285 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1516
KARAR NO : 2013/1695
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından
kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K
A R A R
Davacılar
: M.T.B. Mirasçıları: A.İ.B., H.S.E.B., A.A.K.(B.), E.N.Ç.(B.), M.E.B.,
H.A.B.-Mirasçısı; N.K.
Vekili : Av. N.G.
Davalılar : 1-Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel
Müdürlüğü
Vekilleri : Av.C.B., Av.B.D.
2-İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av.Salahattin Ayyıldız
3-Başakşehir Belediye Başkanlığı
Vekili : Av.E.K.A.
4-Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Vekili : Av. S.T.
O L A Y : Davacılar vekili,
müvekkillerinin tapuda iştirak halinde maliki/hissedarı bulundukları
“İstanbul İli, Başakşehir İlçesi, İkitelli-2 Mah. Altınşehir Mevkiinde
kain, 20 pafta 1518 parsel sayılı” taşınmazın, 24.12.1987 t. tarihli,
1/25000 ölçekli Küçük ve Büyük Çekmeceler Arası Çevre Düzeni Nazım İmar
Planında KONUT UYGULAMA ALANINDA
kalmakta iken, 04.03.1992 t. tarihli, 1/25000 ölçekli Mahmutbey
İkitelli Yöresi Çevre Düzeni Nazım İmar Planı ile 04.03.1992 t. tarihli
1/5000 ölçekli Küçükçekmece İkitelli ve Bölgesel Yeşil Alan Nazım İmar
Planında ŞEHİR PARKI ALANINA,
15.11.1995 t. tarihli 1/50000 ölçekli İstanbul Metropolitan Alan Alt Bölge
Nazım İmar Planında OLİMPİYAT KÖYÜ
ALANINA alındığını, sonraki planlarda ve halen yürürlükte olan 23.05.2005 t. tarihli 1/1000 ölçekli
İkitelli Atatürk Olimpiyat Parkı Uygulama İmar Planında OLİMPİYAT PARKI ALANINDA
kaldığını; dava konusu taşınmazlara davalı İdarelerce, gerek Küçükçekmece
Belediye Başkanlığı ve 29.04.2009 tarihinde faaliyete geçen Başakşehir
Belediye Başkanlığı, gerekse İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
tarafından üst üste yapılan imar planlarında yukarıda belirtilen amaçlara
tahsis edilmek, ancak yıllardır ve halen bu amaçlara tahsis edilmek üzere
imar planlarına alınmamak, fiilen hayata geçirilmemek, yatırımcı kuruluş
olan Gençlik Ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından da kamulaştırma ya da takas
cihetine gidilmemek, pasif ve suskun kalınmak ve işlem tesis edilmemek
suretiyle müdahale edilmekte olduğunu; müvekkillerinin Anayasa ve sair
yasalardan doğan mülkiyet haklarının süresi belli olmayan bir sınırlamaya
tabi tutulduğunu, bu haklarını kullanmalarının tamamen engellendiğini; bu
durumun ise, taşınmazlara fiilen el atılmış olmasa dahi, hukuken
kamulaştırmasız el atma olgusunu yaratmış bulunduğunu; nitekim, Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu’nun, işbu davalarına aynen uyan 2010/5-662 Esas,
2010/551 Karar sayılı ve 15.12.2010 tarihli kararının ve Yargıtay 5.Hukuk
Dairesinin kararlarının da bu doğrultuda olduğunu; bu kararlarda, uzun
yıllardır programa alınmayan imar planının fiilen hayata geçirilmemesinin,
taşınmaza fiilen el atılmamış olunsa da, hukuki el atma olarak kabul
edildiğini, bu nedenle taşınmaz bedelinin malike ödenmesi gerektiğinin
öngörüldüğünü ifade ederek; fazlaya ve maddi hatalara karşı talep ve dava,
ayrıca 6100 sayılı Yasa’nın 107/2. maddesi uyarınca artırım ve ıslah talebi
hakları saklı kalmak kaydıyla 6.000,00 TL. kamulaştırmasız el atma
bedelinin; dava tarihinden itibaren ilamın kesinleşme tarihine kadar yasal
faizi, kesinleşme tarihinden ödeme tarihine kadar ise Anayasa’nın 46/son
maddesi uyarınca kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek faiz ile birlikte
davalılardan tahsili karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava
açmıştır.
Davalılardan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Başakşehir Belediye
Başkanlığı ve davaya
daha sonra dahil olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilleri süresi içinde görev itirazında
bulunmuşlardır.
KÜÇÜKÇEKMECE
1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:14.5.2013 gün ve E:2012/450 sayı ile, görev itirazının
reddine
karar vermiştir.
Davalılardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin,
idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi
içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği
Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve
Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü
kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili
hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu
tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca
tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar
planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek
yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah
imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu
imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun
için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki
hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın
incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında olimpiyat park alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine
hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında;
davanın, davacıların
taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662
K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar
planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava
dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya
da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma
programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka
anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği
yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde
ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan
zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde
açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin
gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar
doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan
idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve
sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu
olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde
açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı;
dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci
maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde
görülmesinin gerektiği; nitekim,
11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı
Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde
değişiklik yapan 21'nci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve
resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra
idari yargıda dava açılabilir.” hükmüne verilmek suretiyle “hukuki el atma”
olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde
İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle,
2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı
Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi
istenilmemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
10. maddede öngörülen biçimde, anılan
davalı idare yönünden olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmazlarına, imar
planında olimpiyat parkı
alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle,
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 6.000,00 TL'si bedelin faizi
ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını
belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde
Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına
uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti
esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini
yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir
alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık
payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir
düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Dava
dosyasında bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, İmar ve
Şehircilik Dairesi Başkanlığı Şehir Planlama Müdürlüğünün 19.7.2012 gün ve
M.34.1.İBB.0.13.47/2012 sayılı yazısına göre; dava konusu edilen
"İstanbul İli, Başakşehir İlçesi, İkitelli-2 Mahallesi, Altınşehir
Mevkiinde kain 20 pafta 1518 parsel sayılı taşınmazın; 4.3.1992 t.tarihli
1/25.000 ölçekli Mahmutbey-İkitelli yöresi Çevre Düzeni Revizyon Nazım İmar
Planı ile “04.03.1992” t.tarihli 1/5000 ölçekli Küçükçekmece- İkitelli
Kentsel ve Bölgesel Yeşil Alan Nazım İmar Planında “ Şehir Parkı” alanı
olarak planlandığı; parselin ilk olarak, 15.11.1995 tasdik tarihli 1/50.000
ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Alt Bölge Nazım İmar planında “Olimpiyat
Köyü” alanına alındığı; bu doğrultuda hazırlanan 02.02.2001 tasdik tarihli
1/5000 ölçekli “Küçükçekmece-İkitelli Atatürk Olimpiyat Parkı Nazım İmar
Planında dava konusu parselin “Olimpiyat Parkı Alanı” lejantında kaldığı;
söz konusu alanda 23.09.2005 onanlı 1/1000 ölçekli Küçükçekmece, İkitelli,
Atatürk Olimpiyat Parkı Uygulama İmar Planının bulunduğu; 5216 sayılı yasa
kapsamında hazırlanan, 15.06.2009 t.t.li 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre
Düzeni Planı’nda dava konusu parselin; “Ulusal ve Uluslararası Spor Alanı”
lejantında kaldığı anlaşılmıştır.
Olayda,
davacıların hissedar olduğu taşınmazın uygulama imar planıyla Olimpiyat Parkı Alanı, 1/00.000’lik
planda ise Ulusal ve Uluslararası Spor Alanı kullanımında kaldığı, aradan
uzun süre geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme
yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin
bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna
dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik
bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı
tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk
Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları
nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile
ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda
verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla
Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi
İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No:
2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde,
iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin
değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet
olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına
ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece
mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve
bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan
nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu
şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde
keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun
olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E:2013/603, K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
vekilinin, görev itirazının,
Küçükçekmece 1.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın
BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Küçükçekmece 1.Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin 14.5.2013 gün ve E:2012/450 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1517
KARAR NO : 2013/1696
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1- A.D., 2- H.K., İ.T. mirasçıları; 3- G.T., 4- D.T.K., 5- Ü.T.,
S.T.
mirasçıları; 6- F.T., 7- M.T., 8- T.T.
Vekili :
Av. D.S., Av. B.İ.
Davalılar
: Çankaya Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. D.B.
O L A Y : Davacılar vekili,
dava dilekçesinde, müvekkillerinin Ankara İli, Çankaya İlçesi, Keklikpınarı
Mahallesi 5. Bölge 27735 Ada, 5 Parselde kayıtlı taşınmazın hissedar olarak
malikleri olduğunu, sözkonusu taşınmazın imar planında “park ve rekrasyon
alanı” olarak ayrıldığını, taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını ileri
sürerek, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak
kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsili
ve taşınmazın davalı adına tescili istemiyle adli yargı yerinde dava
açmıştır.
Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekili süresi içinde
verdikleri dilekçede özetle, taşınmaza fiilen el atılmadığını, imar planına
dayalı olarak açılan tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare
mahkemeleri olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuşlardır.
ANKARA 9. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 30.4.2012 gün ve
E:2012/498 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı
vekilinin idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği Danıştay
Başsavcılığına gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava
dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya
sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının
zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da,
idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların
tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve 13.
maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına
konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka
uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari
yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde
yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine,
hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla 2577 sayılı Yasanın 2.maddesinin
1.fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları hükmü
gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, nitekim, 11.6.2013
günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6487 sayılı Kanun’un 2942
sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6’ncı maddesinde değişiklik yapan
21’inci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi
kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra
idari yargıda dava açılabilir.” Hükmüne yer verilmek suretiyle “hukuki el
atma” olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet
hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve
çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörüldüğü, bu nedenle
2247 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME:
Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247
sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare
vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak
yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre
içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca, 10. maddede
öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
“Davanın taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı
yönünden” usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR
PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmaza, imar
planında “park ve rekrasyon alanı” olarak ayrılmak suretiyle
kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydıyla; işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 10.000,00
TL’nin davalı idareden tahsili ve taşınmazın davalı adına tescili istemiyle
açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini,
yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve
alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını,
gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar
valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar planları
alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye
Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını
kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret
karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında park ve rekrasyon alanında kaldığı, taşınmaza
idarece fiilen el atılmadığı ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile
bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiği, kamulaştırmasız el
atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği;
davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan
davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu
anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan
"İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı
yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam
etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan
mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi
ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm
uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun kabulü ile, Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazının, Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararının
“Davanın taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı
yönünden” kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile,
Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Ankara 9. Asliye
Hukuk Mahkemesinin 30.4.2012 gün ve E:2012/498 sayılı “Davanın taşınmazın
bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden” REDDİNE
İLİŞKİN KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1520
KARAR NO : 2013/1698
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Davalı idarenin 2886
sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 51/g maddesine göre Pazarlık Usulüne göre
yaptığı ihaleye katılmak suretiyle işyeri kiralama işini üstlenen davacı
tarafından, taraflar arasında kira sözleşmesi imzalandıktan sonra
sözleşmeye aykırı davranıldığından bahisle davalı idare tarafından
sözleş-menin tek taraflı olarak feshedilmesine ilişkin işlemin iptali
istemiyle açtığı davanın, taraflar arasında sözleşme imzalanmış olduğundan ortaya çıkan uyuşmazlığın sözleşme ve özel hukuk
hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.V.
Davalı :
Denizli Valiliği
Vekili :
Av. Z.Ş.
O L A Y :
Davacı dava dilekçesinde; ''... 19/10/2011 tarihinde Denizli Emniyet
Müdürlüğü Bölge Trafik Şube Müdürlüğü lojmanlarındaki eski polis evinin
sosyal tesislerini Denizli Defterdarlığı Milli Emlak Müdürlüğü’nden ihale
ile beş (5) yıllığına kiraladım.
1-İş
yerimi açıp çalıştırmaya başladığım ilk aylarda yan taraftaki Orhan
Abalıoğlu Teknik Meslek Lisesi Müdürü gelerek bana iş yerimi kapatmamı,
‘sen kapatmazsan ben kapatmayı bilirini’ demesi üzerine 06/01/2012
tarihinde Milli Eğitim Müdürlüğü’ne dilekçe ile şikayet ettim. Cevabı
05/03/2012 tarihinde gereği yapıldı diye geldi. Daha sonra Emniyet
Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü ekipleri geldi. Çocuklara tek tek sigara
satımı sordular. Bende hayır sigara satmak için tekel ruhsatım bile yok,
ben sigara satmıyorum dedim. Hakkımda sigara satılmıyor diye tutanak
tutulmasına rağmen Çocuk Şube Müdürlüğü Milli Emlak Müdürlüğü’ne tek tek
sigara satılıyor diye sözleşmenin fesih edilmesini istemiş, bende bana
iftira atan ve iftira ile bana rapor hazırlayan Emniyet Çocuk Şube Müdürünü
Emniyet Genel Müdürlüğü’ne şikayet ettim. 24/12/2012 tarihinde yine Milli
Emlak Müdürlüğü’nden gelen yazıda bu yerin Emniyet Müdürlüğünce depo olarak
lazım olduğunu ve tebliğ tarihi 16/01/2013 olan yazıyı göndermiştir.
2-Gelen
bu yazı ile sözleşmenin bitimine 4 yıl kalmasına rağmen boşaltmamız
isteniyor ve etliğim masrafları kurtaramadığımdan mağdur durumuna
düşüyorum. Bina bodrum artı zemin artı 1 kattan oluşuyor. Ben işyerini
zemin kattadır.
3-Milli
Emlak Müdürlüğü ile 19/10/2011 tarihinde yaptığımız sözleşmenin 11. maddesi
uyarınca davalı idare söz konusu sözleşmeyi ihtiyaç duyulduğu için tek
taraflı olarak fesih etmiştir. Fakat işletmemin bulunduğu zemin kattan
hariç üst kat ve bodrum kat halen boş bulunmaktadır. İdarenin söz konusu
kararında belirttiği gibi bir ihtiyaç bulunsaydı bodrum kat veya işyerinin
daha uygun vaziyette olan üst katını kullanabilirdi. Sözleşmenin idare
tarafından tek taraflı olarak fesih edilmesi ihtiyaç belirttiğim Orhan
Abalıoğlu Teknik Meslek Lisesi Müdürü ile aramızdaki husumet nedeni iledir.
Aramızdaki husumetlerin nedeni ise bana atılan iftiralardır. Bu durum ise
idari işlemin 5 unsurundan birisi olan amaç unsuruna aykırılık teşkil
etmekte ve söz konusu 24/12/2012 tarihli idari işlem sakatlamaktadır.’’
demek suretiyle Denizli Valiliği Defterdarlık Mili Emlak Müdürlüğü’nün
24/12/2012 tarihli işleminin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava
açmıştır.
Davalı
Denizli Valiliği vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde
özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Denizli İdare Mahkemesi; 11.03.2013 gün ve E:2013/83
sayı ile davalı Denizli Valiliği vekilinin görev itirazının reddine karar
vermiştir.
Davalı Denizli Valiliği vekilinin,
adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresinde
verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı; “...Dava dosyasının incelenmesinde, taraflar arasındaki
uyuşmazlığın konusu olan ve mülkiyeti hâzineye ait işyerinin 2886 sayılı
Devlet İhale Kanununda ihale yöntemlerinden biri olarak sayılan pazarlık
usulü ile davacıya kiralandığı, yer teslimi yapılarak taraflar arasında
imzalanan kira sözleşmesi ile ihale sürecinin tamamlandığı yapılarak
taraflar arasında imzalanan kira sözleşmesi ile ihale sürecinin tamamlandığı
anlaşılmaktadır. İhale öncesi (sözleşme yapılmadan önceki) duruma ilişkin
olarak ilgili yasal düzenlemeye istinaden davalı idarenin kamu gücüne
dayalı olarak tek taraflı tesis ettiği idari işlemden kaynaklanan
sorunların idari yargı yerinin görev alanına girdiği tartışmasızdır. Ancak,
davaya konu olayda, ihale sürecinin tamamlanmasından sonra taraflar
arasında düzenlenen kira sözleşmesinin 11. maddesi hükümlerine aykırı
kullanım nedeniyle sözleşmenin tek taraflı feshi ve tahliye isteminden
kaynaklanan bir sorun bulunmakta olup, açıklanan uyuşmazlık, ihale sonrası,
sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanıp, özel hukuk hükümlerine göre adli
yargı yerinde görüm ve çözüme kavuşturulması gerekmektedir.’’ demek suretiyle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu
maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Denizli Valiliği vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca, davalı Denizli Valiliği açısından
10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Denizli Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Şube
Müdürlüğü Lojmanlarındaki eski polis evi sosyal tesislerini kiralayan
davacı Ayşe Varol tarafından kiralanan işyerinin yakınında bulunan okul
öğrencilerine yasa dışı olarak tek tek sigara satışı yapılmak suretiyle
sözleşmeye aykırı davranıldığı gerekçesi ile, kira sözleşmenin tek yanlı
olarak feshine ilişkin 24.12.2012 tarihli işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
Dosya kapsamında yapılan incelemede, davaya konu olan
Denizli Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Şube Müdürlüğü lojmanlarındaki eski
polis evinin sosyal tesislerinin 18.10.2011 tarihinde bakkal – market
olarak kullanılmak üzere 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 51/g maddesine
göre Pazarlık Usulü ile 5 yıl süreyle kiR.a verilmesi için kira ihalesinin
yapıldığı, söz konusu ihalenin davacıya kaldığı, buna istinaden davacı ile
19.10.2011 günlü kira sözleşmesi imzalandığı anlaşılmıştır.
2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun ‘’Kapsam’’ başlıklı
1.maddesinde; ‘’Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin,
özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa,
mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve taşıma işleri bu Kanunda yazılı
hükümlere göre yürütülür.
Birinci fıkrada sayılan daire ve idarelere bağlı döner
sermayeli kuruluşlar ile özel kanunlarla veya özel kanunların vermiş olduğu
yetkiyle kurulmuş bulunan fonların yukarıda belirtilen işlerinin nasıl
yapılacağı Maliye Bakanlığınca hazırlanarak Bakanlar Kurulunca çıkarılacak
yönetmelikte belirtilir.’’ denilmiştir.
Kanun’un üçüncü bölümü ‘’İhale Usulleri’’ başlıklı olup,
35.maddede ise ihale usullerinin neler olduğu belirtilmiştir. Buna göre
kanunun 1 inci maddesinde yazılı olan işlerin ihalelerinde; Kapalı teklif
usulü, Belli istekliler arasında kapalı teklif usulü, Açık teklif usulü,
Pazarlık usulü, Yarışma usulünün uygulanabileceği ifade edilmiştir.
Kanun’un ‘’Pazarlık Usulünde İhale’’ başlıklı
50.maddesinde; ‘’Pazarlık usulü ile yapılan ihalelerde teklif alınması
belli bir şekle bağlı değildir. İhaleler, komisyon tarafından işin nitelik
ve gereğine göre. bir veya daha fazla istekliden yazılı veya sözlü teklif
almak ve bedel üzerinde anlaşmak suretiyle yapılır.
Pazarlığın ne suretle yapıldığı ve ne gibi tekliflerde
bulunulduğu ve üzerine ihale yapılanların neden dolayı tercih edildiği
pazarlık kararında gösterilir.’’ denilmiştir.
Kanun’un 51.maddesinde ise, ‘’Pazarlık Usulüyle
Yapılacak İşler’’ belirtilmiş olup, ‘’… (g) Kullanışlarının özelliği,
idarelere yararlı olması veya ivediliği nedeniyle kapalı veya açık teklif
yöntemleriyle ihalesi uygun görülmeyen, Devletin özel mülkiyetindeki
taşınır ve taşınmaz malların kiralanması, trampası ve mülkiyetin gayri ayni
hak tesisi ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kiralanması
ve mülkiyetin gayri ayni hak tesisi.’’ işinin pazarlık usulüyle yapılacağı
ifade edilmiştir.
Belirtilen
yasal düzenlemeler çerçevesinde, 2886 sayılı Devlet İhale
Kanunu'nun kamu hukukunu ilgilendiren bir kanun olması nedeniyle, öğreti
ile adli ve idari yargı uygulamasında sözleşme aşamasına kadar kanuna
dayanılarak idarece alınan karar ve yapılan işlemlerin iptali istemiyle
açılan davaların idarî yargı yerinde, sözleşme yapıldıktan sonra sözleşme
hükümlerinin uygulanması nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkların ise
sözleşme ve özel hukuk hükümlerine göre adlî yargı yerinde görülmesi
gerektiği hususu genel kabul görmektedir.
Olayda da, Denizli Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Şube
Müdürlüğü lojmanlarındaki eski polis evinin sosyal tesislerinin 2886 sayılı
Devlet İhale Kanunu’ nun 51/g maddesine göre Pazarlık Usulü ile 5 yıllığına
kiR.a verilmesi için kira ihalesinin yapıldığı, sonrasında da davacı ile
davalı idare arasında kira sözleşmesi imzalandığı, ancak kira sözleşmesine
aykırı davranıldığından bahisle sözleşmenin idare tarafından tek taraflı
olarak feshedildiği ve bu fesih işlemine karşı dava açıldığı anlaşılmakla,
taraflar arasında sözleşme imzalanmış olduğundan, bu aşamadan sonra sözleşme hükümlerinin uygulanması nedeniyle
ortaya çıkan uyuşmazlıkta davanın, özel hukuk hükümlerine göre adlî yargı
yerinde görülmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü
ile, Denizli İdare Mahkemesince verilen görevlilik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Denizli İdare
Mahkemesinin 11.03.2013 gün ve E:2013/83 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1524
KARAR NO : 2013/1702
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
S.Z.
Vekili :
Av. A.B. & Av. T.B.
Davalı :
Ankara İl Özel İdaresi
Vekili :
Av. D.O.İ.
Dahili
Davalı : Milli Eğitim Bakanlığı
Vekili :
Av. M.L.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; davacının Ankara İli, Yenimahalle ilçesi, Yenikent
(Yaşamkent), 42587 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduğunu,
taşınmazın imar planında “okul alanı” olarak ayrıldığını, taşınmazın tapu
kaydının davalılar adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalı
idarelerden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargıda dava açmıştır.
Davalı Ankara İl Özel İdaresi vekili, süresi içerisinde
verdiği cevap dilekçesinde görev itirazında bulunmuştur.
Dahili davalı Milli Eğitim Bakanlığı vekili, süresi
içerisinde verdiği cevap dilekçesinde görev itirazında bulunmuştur.
ANKARA 16. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 08.05.2013 gün ve
E:2012/670 sayı ile davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Ankara İl Özel
İdaresi vekilinin, idari yargı yararına
olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresinde verdiği dilekçe
üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na
gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13.maddesinin (c) bendi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem’’, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın, taşınmazın
bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b)
bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü
gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, davanın,
taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin
kısmı yönünden, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalılardan Ankara İl Özel İdaresi vekilinin anılan Yasanın 10/2.
maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalılardan Ankara İl Özel
İdaresi açısından, davanın, taşınmazın
bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı
yönünden, 2247 sayılı Yasa’nın 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava; davacının Ankara Ankara İli, Yenimahalle ilçesi,
Yenikent (Yaşamkent), 42587 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki
olduğunu, taşınmazın imar planında “okul alanı” olarak ayrılmak suretiyle
kamulaştırmasız el atılmakla, taşınmazın tapu kaydının davalılar adına
tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000
TL’nin yasal faizi ile birlikte davalı idarelerden tahsili istemiyle adli
yargıda açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak
yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu
planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan
yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş
zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz
edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar
ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara
bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İ mar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu taşınmazın imar planında “okul alanı” olup, kamulaştırmasız el atılmış
olması nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia
edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca
kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer
alan davacıların hisseli maliki olduğu taşınmazın bedelinin tazminine
ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve
buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik
bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan
mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi
ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm
uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak
hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, başvurusunun
kabulü ile davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin görev itirazının, Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesince
reddine ilişkin verilen kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine
ilişkin kısmı yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Ankara İl
Özel İdaresi vekilinin GÖREV İTİRAZININ,
Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 08.05.2013 gün ve E:2012/670
sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY
BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1526
KARAR NO : 2013/1703
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: A.S. Mirasçıları; 1-H.S., 2-L.S., 3-A.S., 4-M.S., 5-M.S., 6-İ.S., 7-H.K.,
8-A.S.
Vekili :
Av. H.K. & Av. H.G.
Davalı :
Ümraniye Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. S.B.K.
O L A Y : Davacılar vekili
özetle; davacıların İstanbul İli, Ümraniye İlçesi, Çakmak Mahallesi, 25 pafta,
656 ada, 13 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduklarını, taşınmazın
imar planında park alanı
olarak ayrıldığını belirterek, taşınmazın tapu kaydının davalı idare adına
tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000
TL nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle
adli yargıda dava açmıştır.
Davalı Ümraniye Belediye Başkanlığı vekili süresi
içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.
ÜMRANİYE 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 17.01.2013 gün ve
E:2012/857 sayı ile, davalı Ümraniye Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Ümraniye Belediye Başkanlığı
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici
imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan
"idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari
yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak ödenmesi
istemine ilişkin kısmı bakımından 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi
uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Ümraniye Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2
maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve davalı Ümraniye Belediye Başkanlığı vekilinin 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar
verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların hisseli taşınmazına, imar planında park alanı olarak ayrılmak
suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın tapusunun
davalılar adına terkini ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla,
şimdilik 10.000 TL’nin faizi ile birlikte davalılardan tahsili istemiyle
açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını
belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde
Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında park alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen
el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin
ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece
3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile
yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın
bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma
göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın
tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara
maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının
imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle,
tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve
tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda
açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin
görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli,
idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını
kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar
bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince
yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle
oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı”
olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat
davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının
yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna
ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından
usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu
derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını
bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir…
Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının
kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının
bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer
kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan
yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak ödenmesi istemine ilişkin kısmı
bakımından, başvurusunun kabulü ile, davalı Ümraniye Belediye
Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Ümraniye 3. Asliye Hukuk
Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak ödenmesi istemine ilişkin kısmı
bakımından, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Ümraniye Belediye
Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ,
Ümraniye 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 17.01.2013 gün ve E:2012/857
sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY
BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1527
KARAR NO : 2013/1704
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
İ.A.
Vekili :
Av. N.G.
Davalılar
: 1- Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğü
Vekilleri
: Av. C.B. & Av. B.D.
2-
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. E.Y.
3-Başakşehir
Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Y.Ş.
Dahili
davalı : Çevre ve Şehircilik Bakanlığı adına İstanbul Muhakemat Müdürlüğü
Vekili :
Av. S.T.
Birleşen
Dosya Küçükçekmece 3.Asliye Hukuk Mahkemesi E:2012/572, K:2012/439
Davacı :
İ.A.
Vekili :
Av. N.G.
Davalılar
: 1-TEİAŞ Genel Müdürlüğü
2-BEDAŞ
Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. D.B.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; davacının İstanbul İli, Başakşehir İlçesi, 21 pafta,
1665 ve 1943 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduklarını,
taşınmazın imar planında olimpiyat parkı alanı olarak ayrıldığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydı ile, şimdilik 6.000 TL nin faizi ile birlikte davalıdan
tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargıda dava açmıştır.
Davalı Başakşehir Belediye Başkanlığı vekili süresi
içerisinde verdiği cevap dilekçesinde görev itirazında bulunmuştur.
Davaya dahil edilen davalı, Çevre ve Şehircilik
Bakanlığına izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili süresi içerisinde
görev itirazında bulunmuştur.
Birleşen dosyadaki davacı vekili dava dilekçesinde
özetle; İstanbul İli, Başakşehir İlçesi, 21 pafta, 1665 parsel sayılı
taşınmazın hisseli maliki olduklarını, taşınmazın imar planında olimpiyat
parkı alanı olarak
ayrıldığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile,
şimdilik 6.000 TL nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar
verilmesi ile dava konusu taşınmazla ilgili olarak daha önceden
Küçükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesine açılan 2012/112 Esas sayılı dosya
ile birleştirme kararı verilmesi istemiyle 02.08.2012 tarihinde adli
yargıda dava açmıştır.
Küçükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesi: 29.08.2012 gün
ve E:2012/572, K.2012/439 sayılı kararı ile Küçükçekmece 3. Asliye Hukuk
Mahkemesinin 2012/112 Esas sayılı dosyası arasında dava konusu ve taraf
bakımından hukuki ve fiili irtibat olduğu gerekçesi ile HMK nun 166.
Maddesi uyarınca birleştirme kararı vermiştir.
KÜÇÜKÇEKMECE 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 22.04.2013 gün
ve E:2012/112 sayılı kararında, davalı Başakşehir Belediye Başkanlığı ile
Çevre ve Şehircilik Bakanlığına izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü
vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Dahili davalı Çevre ve Şehircilik
Bakanlığına izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava
dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen
parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari
işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve
uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu
konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek,
davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin
1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği
belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığına izafeten İstanbul
Muhakemat Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahili davalı
Çevre ve Şehircilik Bakanlığına izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü
vekilinin 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Danıştay Başsavcısı'nca, dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığına
izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü açısından, 10. maddede öngörülen
biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının hisseli taşınmazına, imar planında
olimpiyat parkı alanı olarak
ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydı ile, 6.000 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan
tahsili istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu parseller
sırasıyla; 04.03.1992 tarihli 1/25.000 ölçekli Mahmutbey-İkitelli yöresi Çevre
Düzeni Revizyon Nazım İmar Planı ile 04.03.1992 tarihli 1/5000 ölçekli
Küçükçekmece-İkitelli Kentsel ve Bölgesel Yeşil Alan Nazım İmar Planında
Şehir Parkı Alanı, 15.11.1995 tasdik tarihli 1/50.000 ölçekli İstanbul
Metropoliten Alanı Alt Bölge Nazım İmar Planında Olimpiyat köyü alanı,
23.09.2005 onanlı 1/1000 ölçekli planlarda, Küçükçekmece, İkitelli, Atatürk
Olimpiyat Parkı uygulama İmar Palanı alanı, 15.06.2009 tasdik tarihli
1/1000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’nda Ulusal ve Uluslar arası Spor
Alanı içerisinde kalmaktadır. Parsel 1992 yılından itibaren imar
planlarında Şehir Parkı Alanı, Olimpiyat Parkı Alanı, Ulusal ve Uluslar
arası Spor Alanı içerisinde kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el
atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun
kabulü ile, dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığına izafaten İstanbul
Muhakemat Müdürlüğü vekilinin görev itirazının Küçükçekmece 3. Asliye Hukuk
Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, dahili davalı
Çevre ve Şehircilik Bakanlığına izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü
vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Küçükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
22.04.2013 gün ve E:2012/112 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1528
KARAR NO : 2013/1705
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
V.S.
Vekilleri
: Av. M.E.A. & Av. C.A.
Davalılar
: 1- Ankara İl Özel İdaresine İzafeten Ankara Valiliği
Vekili :
Av. D.S.
2- Milli
Eğitim Bakanlığı
Vekili :
Av. A.E.T.
O L A Y : Davacı vekili
özetle; davacının Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, Yuva Mahallesi, 43217
ada, 1 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduğunu, taşınmazın imar
planında temel eğitim alanı olarak ayrıldığını belirterek, taşınmazın
davalı idare adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı
ile şimdilik 1.000 TL’nin faizi ile birlikte davalı idarelerden tahsiline
karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Ankara İl Özel İdaresi vekili süresi içerisinde
sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi: 17.05.2013 gün ve
E:2013/25 sayı ile, davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin görev itirazının
reddine karar vermiştir.
Davalı Ankara İl Özel İdaresi
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda
süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği
Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, davanın, taşınmazın bedelinin faizi ile
birlikte tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı
yönünden, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalılardan Ankara İl Özel İdaresi vekilinin anılan Yasanın
10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Ankara İl Özel İdaresi
açısından, davanın, taşınmazın bedelinin
faizi ile birlikte tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin
kısmı yönünden, 2247 sayılı Yasa’nın 10.maddede öngörülen biçimde
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının hisseli taşınmazına, imar planında temel eğitim alanı olarak ayrılmak
suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın davalı idare
adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik
1.000 TL’nin davalı idareden tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Dosyada
yapılan incelemede, Yenimahalle Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik
Müdürlüğü’nün 08.02.2013 günlü cevabi yazısında, “1/5000 ölçekli Nazım İmar
Planı doğrultusunda hazırlanan ve 22.05.1996 tarih ve 85 sayılı kararı ile
Belediyemizce onaylanan, 3030 sayılı yasanın 14. maddesi gereğince Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın 13.06.1996 gün ve
06.BBB.08.04.İM.1.2.1428-3531/96 (168) sayılı yazısı ile onaylandığının
anlaşıldığı Yuvaköyü ve çevresine ait 1/1000 ölçekli imar planında ve bu
planın uygulaması olan 84138 nolu parselasyon planı Belediye Encümeninin
06.05.1997 tarih ve 1515 sayılı kararı ile onaylanmış ve 1 aylık askı
süresi 16.05.1997 gün ve 22991 sayılı Resmi gazetede yayınlanarak
tamamlanmış planda 43217 ada 1 parselin E:1.00 Hmax:Serbest yapılaşma
koşullarıyla “ilköğretim alanı” kullanımında kaldığı’’ hususu
belirtilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında ilköğretim
alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin
iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu
uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında
idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin
görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli,
idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını
kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar
bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince
yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle
oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı”
olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat
davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın,
taşınmazın bedelinin faizi ile birlikte tazminat olarak hüküm altına
alınması istemine ilişkin kısmı yönünden başvurusunun kabulü ile,
davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin görev itirazının Ankara 5. Asliye
Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın,
davanın, taşınmazın bedelinin faizi ile birlikte tazminat olarak hüküm
altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ
ile, davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE
İLİŞKİN Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 17.05.2013 gün ve E:2013/25 sayılı
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1533
KARAR NO : 2013/1708
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1.M.A.A., 2.N.A.
Vekilleri
: Av. B.H.V. & Av. B.T.
Davalılar
: 1.İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av.A.Y.
2.Çevre
ve Şehircilik Bakanlığı
Vekili :
Av. N.F.
Birleşen
Dosya Davacıları : 1. M.U.A.,
2. A.T.A.
Vekili :
Av. E.D.
Birleşen
Dosya Davalıları : 1.İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. A.Y.
2.Çevre
ve Şehircilik Bakanlığı
Vekili :
Av. N.F.
O L A Y : Davacılar vekili ve birleşen dava dosyası davacıları vekili
dava dilekçelerinde özetle; müvekkillerinin dava konusu Üsküdar İlçesi,
Beylerbeyi Mahallesi, 1703 Ada, 26 Parsel sayılı taşınmazın iştirak halinde
malikleri olduğunu, dava konusu taşınmazın imar planında “Park Alanı”
olarak ayrıldığını, davacıların kullanım hakkının imar düzenlemesi nedeni
ile kısıtlandığını ve bu nedenle zarar gördüklerini belirterek; el atılan
taşınmazın yüzölçümü ve değeri bakımından da dahil olmak üzere fazlaya
ilişkin hak ve alacaklarını talep ve dava etme hakları, ıslah talebinde
bulunma hakları saklı ve baki kalmak
ihtirazi
kaydıyla kamulaştırmasız el atmadan dolayı alacağının şimdilik 20.000,00 TL
lik bölümünün dava tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına
öngörülen en yüksek faiz oranı ile birlikte tahsiline ve davacılara payları
oranında verilmesine, müvekkillerinin taşınmazdaki payına el atılmakla
yapılacak ödemeye isabet edecek pay miktarlarının iptali ile davalı idare
adına tesciline karar verilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava açmışlardır.
Dava dosyası ve birleşen dava dosyası davalıları
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili ile Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı vekili süresi içerisinde verdikleri cevap dilekçelerinde özetle;
görev itirazında bulunmuşlardır.
İstanbul A.19.Asliye Hukuk Mahkemesi: 14.03.2013 gün ve
2012/120 esas sayılı kararı ile, davalı İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Danıştay Başsavcısı; İdarelerin 3194
sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara
dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel
işlemler, "idari işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda
oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem
niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan
"idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari
yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın
10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Danıştay Başsavcısı'nca, davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
açısından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacıların, iştirak halinde malik oldukları taşınmazın imar planında “Park
Alanı”nda kaldığı belirtilmek suretiyle, kamulaştırmasız el atıldığından
bahisle, taşınmazın imar planında “Park Alanı”nda kalan kısmı bakımından;
el atılan taşınmazın yüzölçümü ve değeri bakımından da dahil olmak üzere
fazlaya ilişkin hak ve alacaklarını talep ve dava etme hakları, ıslah
talebinde bulunma hakları saklı ve baki kalmak ihtirazi kaydıyla
kamulaştırmasız el atmadan dolayı alacağının şimdilik 20.000,00 TL lik
bölümünün dava tarihinden itibaren
işleyecek
kamu alacaklarına öngörülen en yüksek faiz oranı ile birlikte tahsiline ve
davacılara payları oranında verilmesine, davacıların taşınmazdaki payına el
atılmakla yapılacak ödemeye isabet edecek pay miktarlarının iptali ile
davalı idare adına tesciline karar verilmesi istemi ile açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen
itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin
karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında “Yeşil Alan” içerisinde kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarelerce 3194
sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan
imar planlarında yer alan davacıların hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ve davacıların hisseleri oranında taşınmazın davalılar adına
tesciline ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam
etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan
mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi
ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm
uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi
ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının
yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna
ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından
usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu
derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını
bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir…
Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının
kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının
bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer
kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan
yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının İstanbul A.19.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın tazminata ilişkin kısım
yönünden kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin İstanbul A.19.Asliye
Hukuk Mahkemesi’nin 14.03.2013 gün ve 2012/120 Esas sayılı KARARININ
TAZMİNATA İLİŞKİN KISIM YÖNÜNDEN KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY
BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1540
KARAR NO : 2013/1712
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
İ.K.
Vekili :
Av. Z.C.
Davalılar
: 1- Çankaya Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Z.Ö.
2-
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. İ.E.K.
O L A Y : Davacı vekili
özetle; davacının Ankara İli, Çankaya İlçesi, 26121 ada, 5 parsel sayılı
taşınmazın hisseli maliki olduğunu, taşınmazın imar planında sosyo kültürel
alan yeri olarak ayrıldığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydı ile şimdilik 5.000 TL’nin faizi ile birlikte davalı
idarelerden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava
açmıştır.
Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekili süresi
içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili
süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında
bulunmuştur.
Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi: 15.05.2013 gün ve
E:2012/721 sayı ile, davalılar Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile
Çankaya Belediye Başkanlığı vekillerinin görev itirazlarının reddine karar
vermiştir.
Davalılar Çankaya Belediye
Başkanlığı ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekillerinin, idari
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdikleri dilekçeler üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay
Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalılar Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Çankaya Belediye
Başkanlığı vekillerinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptıkları görev itirazlarının reddedilmesi ve dahi
12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunmaları üzerine Danıştay
Başsavcısı'nca, davalılar Çankaya Belediye Başkanlığı ile Ankara Büyükşehir
Belediye Başkanlığı açısından, 2247
sayılı Yasa’nın 10.maddede öngörülen biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının hisseli taşınmazına, imar planında sosyo kültürel alan yeri olarak
ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 5.000 TL’nin davalı idarelerden
tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Dava
dosyası üzerinde yapılan incelemede; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Emlak ve İstimlak Dairesi Başkanlığı – Kamulaştırma Şube Müdürlüğü’nün
06.02.2013 günlü cevabi yazısında dava konusu parselle ilgili herhangi bir
kamulaştırma çalışmalarının ve fiili el atmanın söz konusunun olmadığı
belirtilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında sosyo
kültürel alanda kaldığı, taşınmaza idarelerce fiilen el atılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında
idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, başvurusunun kabulü ile, davalılar
Çankaya Belediye Başkanlığı ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
vekillerinin görev itirazlarının Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesince
reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN
KABULÜ ile, davalılar Çankaya Belediye Başkanlığı ile Ankara Büyükşehir
Belediye Başkanlığı vekillerinin GÖREV İTİRAZLARININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara
14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.05.2013 gün ve E:2012/721 sayılı
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1541
KARAR NO : 2013/1713
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Ç.Ö.A.
Vekili :
Av. M.E.A. & Av. C.A.
Davalı :
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. A.K.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; davacının Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, Yuva
mahallesi, 43177 ada, 2 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu,
taşınmazın imar planında kentsel
rekreasyon alanı olarak ayrıldığını belirterek, taşınmazın tapu
kaydının davalı idareler adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydı ile şimdilik 1.000 TL nin faizi ile birlikte davalılardan
tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili
süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde görev itirazında bulunmuştur.
ANKARA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 11.04.2013 gün ve
E:2013/102 sayı ile, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin
görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava
dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen
parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari
işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve
uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu
konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci
fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı
kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği
belirtilerek, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak ödenmesi
istemine ilişkin kısmı yönünden 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi
uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın
10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Ankara Büyükşehir
Belediye Başkanlığı açısından, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay
Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının hisseli taşınmazına, imar planında kentsel rekreasyon alanı olarak
ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın
tapusunun davalılar adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydıyla, şimdilik 1.000 TL’nin faizi ile birlikte davalılardan tahsili
istemiyle açılmıştır.
Dosya kapsamında yapılan incelemede, Ankara Büyükşehir
Belediye Başkanlığı Emlak ve İstimlak Dairesi Başkanlığı Kamulaştırma Şube
Müdürlüğü’nün cevabi yazısında, söz konusu taşınmazda herhangi bir
kamulaştırma kararı, çalışması ve şerhi bulunmadığı, herhangi bir el
atmanın da olmadığını, 25.06.2013 günlü bilirkişi raporunda, dava konusu
yerin arsa vasfında olduğu belirtilmiştir.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında ticari
rekreasyon alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında
idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak ödenmesi istemine ilişkin kısmı
yönünden, başvurusunun kabulü ile, davalı Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesince
reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak ödenmesi istemine ilişkin kısmı
yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ,
Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 11.04.2013 gün ve E:2013/102
sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY
BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1542
KARAR NO : 2013/1714
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1- M.G., 2- B.G.
Vekili :
Av. Ş.G.Y.
Davalı :
Orman ve Su İşleri Bakanlığı – Ankara
Vekili :
Av. G.B.
O L A Y : Davacılar vekili
özetle; davacıların Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, Yakacık 44258 ada, 21
parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduklarını, taşınmazın imar
planında ağaçlandırılacak alan olarak ayrıldığını belirterek, taşınmazın
davalı idare adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı
ile şimdilik 2.000 TL’nin faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline
karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Orman ve Su İşleri Bakanlığı vekili süresi
içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi: 15.04.2013 gün ve
E:2012/322 sayı ile, davalı Orman ve Su İşleri Bakanlığı vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Orman ve Su İşleri Bakanlığı
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat
olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Orman ve Su İşleri Bakanlığı vekilinin anılan Yasanın
10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Orman ve Su İşleri
Bakanlığı açısından, davanın, taşınmazın
bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı
yönünden,2247 sayılı Yasa’nın 10.maddede öngörülen biçimde olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların hisseli taşınmazına, imar planında
ağaçlandırılacak alan olarak
ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın
davalı idare adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı
ile şimdilik 2.000 TL’nin davalı idareden tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında ağaçlandırılacak alanda kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında
idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013
tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü
üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın,
taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin
kısmı yönünden, başvurusunun kabulü ile, davalı Orman ve Su İşleri
Bakanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesince
reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın,
davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması
istemine ilişkin kısmı yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı
Orman ve Su İşleri Bakanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN
Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.04.2013 gün ve E:2012/322 sayılı
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1543
KARAR NO : 2013/1715
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
F.Z.
Vekili :
Av. M.E.A. & Av. C.A.
Davalı :
Etimesgut Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. F.A.D.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; davacı Ankara İli, Etimesgut İlçesi, Elvan Mahallesi,
47819 ada 2 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduğu, taşınmazın imar
planında spor tesisi alanı
olarak ayrıldığını belirterek, taşınmazın tapu kaydının davalı idare adına
tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000
TL nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle
adli yargıda dava açmıştır.
Davalı Etimesgut Belediye Başkanlığı vekili süresi
içerisinde verdiği cevap dilekçesinde görev itirazında bulunmuştur.
SİNCAN 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 20.06.2013 gün ve
E:2013/183 sayı ile davalı Etimesgut Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazlarının reddine karar vermiştir.
Davalı Etimesgut Belediye Başkanlığı
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen
parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari
işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve
uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu
konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci
fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı
kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği
belirtilerek, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak ödenmesi
istemine ilişkin kısmı yönünden, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi
uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Etimesgut Belediye Başkanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2
maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve davalı Etimesgut Belediye Başkanlığı vekilinin 12/1.
maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay
Başsavcısı'nca 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının hisseli taşınmazına, imar planında spor
tesisi alanı olarak ayrılmak
suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın tapusunun
davalı adına tescili ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla,
şimdilik 1.000 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle
açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında spor tesisi alanı kaldığı, taşınmaza idarece
fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın
bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı
idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade
ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın
bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma
göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın
tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın
sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi
tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup,
başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma
fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi
değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal
edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık
Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından,
başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin
‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle
reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay
Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı
kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’
kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu
hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak ödenmesi istemine ilişkin kısmı
yönünden, başvurusunun kabulü ile, davalı Etimesgut Belediye
Başkanlığı vekilinin görev itirazının Sincan 5. Asliye Hukuk Mahkemesince
reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak ödenmesi istemine ilişkin kısmı
yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Etimesgut Belediye
Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Sincan
5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 20.06.2013 gün ve E:2013/183 sayılı REDDİNE
İLİŞKİN, KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1544
KARAR NO : 2013/1716
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: A.B.Mirasçıları; K.B., M.K., F.B.T., Y.E., H.B., S.B., Z.Ü., Z.B.
Vekilleri
: Av. M.E.A. & Av. C.A.
Davalı :
Çankaya Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Ç.U.
O L A Y : Davacılar vekili
özetle; davacıların Ankara İli, Çankaya İlçesi, Muhye Mahallesi, 28063 ada,
1 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduklarını, taşınmazın imar
planında park alanı olarak ayrıldığını belirterek, taşınmazın davalı idare
adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik
3.000 TL’nin faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi
istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekili süresi
içerisinde 1. celsede beyanen, görev itirazında bulunmuştur.
Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi: 18.07.2013 gün ve
E:2012/657 sayı ile, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca,davanın, taşınmazın bedelinin tazminat
olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre,davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın
10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Çankaya Belediye
Başkanlığı açısından, davanın, taşınmazın
bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı
yönünden, 2247 sayılı Yasa’nın 10.maddede öngörülen biçimde olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların hisseli taşınmazına, imar planında park alanı olarak ayrılmak
suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın davalı idare
adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik
3.000 TL’nin davalı idareden tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak
yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu
planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan
yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş
zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz
edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar
ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara
bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında park
alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği
gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının
ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu,
Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği
anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak,
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503
sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el
atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde
olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın
taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin
kısmı yönünden, başvurusunun kabulü ile, davalı Çankaya Belediye
Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesince
reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın,
davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması
istemine ilişkin kısmı yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı
Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN
Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 18.07.2013 gün ve E:2012/657 sayılı
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1545
KARAR NO : 2013/1717
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1-S.K., 2-S.Ö., 3-Ş.K., 4-S.S., 5-H.Ö.
Vekili :
Av. S.D.B.
Davalı :
Altındağ Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. A.A.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; Davacının Ankara İli, Altındağ ilçesi, 24387 ada, 5
parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduklarını, taşınmazın imar
planında sosyo kültürel tesis alanı olarak ayrıldığını belirterek,
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, şimdilik 5.000 TL nin faizi
ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargıda dava
açmıştır.
Davalı Altındağ Belediye Başkanlığı vekili süresi
içerisinde verdiği cevap dilekçesinde görev itirazında bulunmuştur.
ANKARA 24. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 09.07.2013 gün ve
E:2013/126 sayı ile davalı Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Altındağ Belediye Başkanlığı
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen
parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari
işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve
uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu
konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek,
davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin
1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği
belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2
maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Altındağ Belediye
Başkanlığı açısından, 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların hisseli taşınmazına, imar planında sosyo kültürel tesis alanı olarak
ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydı ile, 5.000 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan
tahsili istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda,
imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa konu parselin imar planında sosyo kültürel tesis alanında
kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma
nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği;
davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan
davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu
anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan
"İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı
yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye
Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun
kabulü ile, davalı Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının
Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Altındağ
Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Ankara 24. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin 09.07.2013 gün ve E:2013/126 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARIN
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1546
KARAR NO : 2013/1718
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Taşınmazın imar planında İSKİ İçme Suyu Havzaları
Yönetmeliğince İSKİ tarafından belirlenen Dere Mutlak Koruma (Park)
alanında bırakıldığından bahisle açılan tazminat davasının, İDARİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
K A R A R
Davacı :
K.K.
Vekili : Av. Z.K.
Davalı :
İSKİ Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. G.E.K.
O L A Y : Davacı vekili özetle; davacının İstanbul İli,
Kartal İlçesi, Samandıra Köyü, Dereyatağı mevkiinde bulunan G22A05B3C
pafta, 7279 ada, 10 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, taşınmazın
imar planında dere mutlak koruma alanı içerisinde kaldığı, taşınmazın
kullanım amacı açısından tamamen kısıtlandığını belirterek, taşınmazın
davalı idare adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı
ile şimdilik 1.000 TL’nin faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline
karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü
vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev
itirazında bulunmuştur.
İstanbul A.23.
Asliye Hukuk Mahkemesi; 19.03.2013 gün ve E:2013/610 sayı ile, davalı İSKİ Genel
Müdürlüğü vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda
süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği
Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı
Yasa'nın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu
planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi
bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak
zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri;
yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığını
ifade ederek, davanın taşınmazın
bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmının,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci
fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı
kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği
belirtilerek, davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine
ilişkin kısmı yönünden, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca,
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27.maddesi gereğince yapılan incelemeye göre,
davalı İSKİ Genel Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Danıştay Başsavcısı'nca, davalı İSKİ Genel Müdürlüğü bakımından, davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak
hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı bakımından, 10. maddede
öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının maliki olduğu taşınmazın, “Dere Mutlak
Koruma Alanı” içinde kalması suretiyle taşınmaza kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, taşınmazın davalı idare adına tescili ile, fazlaya
ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000 TL’nin faizi ile
birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar
planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat
mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil
işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye
ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe
kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Olayda,
davacı vekili tarafından, dava dilekçesinde, İSKİ İçmesuyu Havzaları
Yönetmeliği gereği imar planlarında su havzasında ve dere mutlak koruma alanında
bırakılarak, tasarruf hakkı kullanılamayacak şekilde kısıtlanan davacının
taşınmazının tapu kaydının davalı adına tescili ile bedelinin ödenmesine
hükmedilmesinin istenildiği; mülkiyet hakkına getirildiği söylenen
kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının
olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak, bu sonuç ya da sonuçların, bir
idari işlem olan Yönetmelik ve imar planlarından başka anlatımla da, idari
işlemlerden ve davalı idarenin Yönetmelik gereği yapılması gereken kamulaştırmalar
konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden
kaynaklandığı anlaşılmıştır.
Belirtilen
duruma göre, davaya konu taşınmazın İSKİ İçme Suyu Havzaları Koruma ve
Kontrol Yönetmeliği gereğince ve bu yönetmeliğe uygun olarak belediyece
düzenlenen imar planlarında su havzasında bırakılmış ve dere mutlak koruma
alanında kalmış olduğu, taşınmaza davalı idarece fiilen el atılmadığı
anlaşılmakla, Yönetmelik, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması
sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince
çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın davanın, taşınmazın bedelinin tazminat
olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı bakımından,
başvurusunun kabulü ile, davalı İSKİ Genel Müdürlüğü vekilinin görev
itirazının İstanbul A.23.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat
olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı bakımından, BAŞVURUSUNUN
KABULÜ ile, davalı İSKİ Genel Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE
İLİŞKİN İstanbul A.23. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 19.03.2013 gün
ve E:2013/610 sayılı KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1554
KARAR NO : 2013/1719
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
H.K.
Vekilleri
: Av. H.K. & Av. H.G.
Davalı :
İstanbul İl Özel İdaresi Başkanlığı
Vekili :
Av. F.K.Ş.
Birleşen
Dosya İstanbul A.13. Asliye Hukuk Mahkemesi E:2012/1060, K:2013/43
Davacı :
H.K.
Vekili :
Av. H.K.
Davalı :
Ümraniye Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. S.B.K.
O L A Y :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının İstanbul İli, Ümraniye
ilçesi, Yukarı Dudullu Mahallesi, 24 pafta, 3752 parsel sayılı taşınmazın
maliki olduğunu, taşınmazın imar planında “ilköğretim tesis alanı’’ olarak ayrıldığını, taşınmazın
tapu kaydının davalı adına tescili ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin dava tarihi itibariyle işleyecek faizi ile
birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle 01.07.2011
tarihinde adli yargıda dava açmıştır.
Davalı İstanbul İl Özel İdaresi vekili süresi içerisinde
görev itirazında bulunmuştur.
Dosya kapsamında yapılan incelemede, Ümraniye 3. Asliye
Hukuk Mahkemesinin 09.12.2011 gün 2011/414 Esas, 2011/571 sayılı kararıyla
davanın reddine karar verilerek dosyanın Yargıtay”a gönderildiği, Yargıtay
5. Hukuk Dairesinin 04.06.2012 gün 2012/5613 esas, 2012/11726 karar sayılı ilamında;
dava konusu taşınmazın 2004 yılından itibaren ilköğretim tesisi alanında
kaldığı ancak taşınmaza fiilen el atılmadığı, ilköğretim alanı olarak
ayrılan taşınmaza fiilen el atılmamış olsa dahi bedelinin ödenmesi
gerektiği ancak mahkemece işin esasına girilerek sorumlu idare
belirlendikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekçesiyle
bozulmuştur.
Bozma ilamından sonra, davacı vekili dava dilekçesinde
özetle; davacının İstanbul İli, Ümraniye ilçesi, Yukarı Dudullu Mahallesi,
24 pafta, 3752 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, taşınmazın imar
planında “ilköğretim tesis alanı’’
olarak ayrıldığını, taşınmazın tapu kaydının davalı adına tescili ile
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin dava
tarihi itibariyle işleyecek faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline
karar verilmesi ile dava konusu taşınmazla ilgili olarak daha önceden
Ümraniye 3. Asliye Hukuk Mahkemesine açılan 2012/1020 Esas sayılı dosya ile
birleştirme kararı verilmesi istemiyle 22.02.2013 tarihinde adli yargıda
dava açmıştır.
İstanbul A.13. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.02.2013 gün
ve E:2012/1060, K.2013/43 sayılı kararı ile Ümraniye 3. Asliye Hukuk
Mahkemesinin 2012/1020 Esas sayılı dosyası arasında dava konusu ve taraf
bakımından hukuki ve fiili irtibat olduğu gerekçesi ile HMK nun 166.
Maddesi uyarınca birleştirme kararı vermiştir.
İSTANBUL A.20. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 15.03.2013 gün ve
E:2012/1020 sayı ile davalı İstanbul İl Özel İdaresi vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı İstanbul İl Özel İdaresi
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda
süresinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği
Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13.maddesinin (c) bendi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem’’, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın, taşınmazın
bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının
(b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,"
hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek,
davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı
yönünden, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı İstanbul İl Özel İdaresi vekilinin anılan Yasanın 10/2.
maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması
üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı İstanbul İl Özel İdaresi açısından,
davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 10.maddede öngörülen
biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının taşınmazına, imar planında “ilköğretim
tesis alanı’’ olarak
ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın
davalı idareler adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin davalı idarelerden tahsili istemiyle
açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında ilköğretim tesis alanında kaldığı, taşınmaza idarelerce fiilen el atılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında
idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, başvurusunun kabulü
ile, davalı İstanbul İl Özel İdaresi vekilinin görev itirazının İstanbul
A.20. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı
yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı İstanbul İl Özel İdaresi
vekilinin GÖREV İTİRAZININ, İstanbul
A.20. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.03.2013 gün ve E:2012/1020 sayılı
REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1556
KARAR NO : 2013/1721
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1- H.İ., 2- Ş.Ö.İ., 3- İ.B.,
Vekili :
Av. M.E.A.
Davalılar
: 1- Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. A.K.
2- Mamak
Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Y.O.T.
O L A Y : Davacılar vekili,
dava dilekçesinde, müvekkillerinin Ankara İli, Mamak İlçesi, İmrahor-İmar
50140 Ada, 6 Parselde kayıtlı taşınmazın hissedar olarak malikleri
olduğunu, sözkonusu taşınmazın imar planında Park yeşil alan –
Ağaçlandırılacak alan olarak ayrıldığını, taşınmaza kamulaştırmasız el
atıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı
saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile
birlikte tahsili ve taşınmazın davalı adına tescili istemiyle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili
süresi içinde verdiği dilekçede özetle, taşınmaza fiilen el atılmadığını,
imar planına dayalı olarak açılan tazminat davalarının görüm ve çözüm
yerinin idare mahkemeleri olduğunu ileri sürerek görev itirazında
bulunmuştur.
Davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekili süresi içinde
verdiği dilekçede özetle, taşınmaza fiilen el atılmadığını, imar planına
dayalı olarak açılan tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare
mahkemeleri olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.
ANKARA 14. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 22.5.2013 gün ve
E:2013/13 sayı ile, Mahkemelerinin görevli olduğuna karar vermiştir.
Davalı Mamak Belediye Başkanlığı
vekilinin idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği Danıştay
Başsavcılığına gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava
dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya
sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının
zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da,
idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların
tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve
13.maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına
konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka
uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari
yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde
yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak nitelendirilmesine
ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde
açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı,
dolayısıyla davanın taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine
ilişkin kısmının, 2577 sayılı Yasanın 2.maddesinin 1.fıkrasının b bendinde
yer alan idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları hükmü gereğince idari yargı
yerinde görülmesi gerektiği, nitekim, 11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan 6487 sayılı Kanun’un 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6’ncı maddesinde değişiklik yapan 21’inci maddesinde
“Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak
suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan
taşınmazlar hakkında, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda
öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava
açılabilir.” Hükmüne yer verilmek suretiyle “hukuki el atma” olarak
nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına
getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde
İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörüldüğü, bu nedenle 2247 sayılı
Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
10. maddede öngörülen biçimde “davanın taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi
istemine ilişkin kısmı yönünden” olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR
PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmaza, imar
planında Park yeşil alan – Ağaçlandırılacak alan olarak ayrılmak suretiyle
kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydıyla; işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 2.000,00
TL’nin davalı idarelerden tahsili, taşınmazın davalı lehine tapudan terkini
istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini,
yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve
alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını,
gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında Park yeşil alan – Ağaçlandırılacak alanında
kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı ancak Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu kararı ile bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiği,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında
idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun
Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle Anayasa
Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih
ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde
tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari
bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son
olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603,
K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan
‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari
yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin
kısım yönünden başvurusunun kabulü ile, davalı Mamak Belediye Başkanlığı
vekilinin görev itirazının, Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine
ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın taşınmazın bedelinin tazminat
olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısım yönünden BAŞVURUSUNUN
KABULÜ ile, davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ,
Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.5.2013 gün ve E:2013/13 sayılı
REDDİNE İLİŞKİN KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1557
KARAR NO : 2013/1722
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı :
S.K.
Vekili : Av. H.Ö.
Davalı :
İSKİ Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. M.M.B.
O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkilinin
İstanbul İli, Sancaktepe İlçesi, Samandıra Mahallesi, Ördekli Mevkide
bulunan, 6199 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, söz konusu
taşınmazların belediyenin imar uygulaması sonucu dere mutlak koruma bandı
içinde kaldığını, bu durumun müvekkilinin taşınmazları üzerindeki tasarruf
imkanını ortadan kaldırdığını, taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını
ileri sürerek, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak
kaydıyla şimdilik 1.000.00 TL tazminatın faiziyle birlikte tahsili
istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı idare vekili, süresinde
verdiği dilekçede özetle taşınmaza fiilen el atılmadığını, imar planına
dayalı olarak açılan tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare
mahkemeleri olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.
İSTANBUL A.2. ASLİYE
HUKUK MAHKEMESİ: 20.3.2013 gün ve E:2012/988 sayı ile, görev itirazının
reddine karar vermiştir.
Davalı idare vekilinin idari yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine,
dosya örneği Danıştay Başsavcısına gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI:
Davanın, mülkiyet hakkına getirilen
kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı,
dava dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya
sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının
zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da,
idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların
tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve
13.maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına
konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka
uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari
yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde
yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak nitelendirilmesine
ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde
açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı,
2577 sayılı Yasanın 2.maddesinin 1.fıkrasının b bendinde yer alan idari
işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları hükmü gereğince idari yargı yerinde
görülmesi gerektiği, bu nedenle 2247 sayılı Yasanın 10.maddesi uyarınca
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca,
10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR
PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacının maliki olduğu taşınmazın, “Dere Mutlak
Koruma Alanı” içinde kalması suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından
bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla uğranılan zararın
şimdilik; 1.000,00TL'sinin faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Dava dosyasında
bulunan ve davalı İdarece Kartal 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilen
yazıda; dava konusu taşınmaz üzerinde İdarelerince herhangi bir tesis, bina
ve inşaat faaliyeti yapılmadığı, malikinin kullanmasına engel olacak
şekilde tel çit v.b. şeylerle de çevrilmediği; bu bölgede bulunan parselle
ilgili alım satımı engelleyici herhangi bir tedbir bulunmadığı, parsele
İdareleri tarafından el atılmadığı; dava konusu parsellerin; 14.01.2011
tarih, 2 sayılı İSKİ Genel Kurul Kararı ile değişiklik yapılan ve 23.01.2011
tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliği
esaslarına göre; eski yönetmelikte "dere mutlak koruma alanı"
tanımı ve bu alanlarda yapılaşma ve faaliyetleri yasaklayan özel hükümler
yer almakta iken, anılan yönetmelikte "dere mutlak koruma alanı"
tanımı ve bu alanlarla ilgili hükümlerin kaldırıldığı, bu nedenle eski
yönetmeliğe göre dere mutlak koruma alanında kalması nedeniyle yapılaşma ve
faaliyet engeli bulunan parsellerdeki tüm engellerin kaldırıldığı; mezkur
parselin; eski havza yönetmeliğine göre kısmen/tamamen dere mutlak koruma
alanında kalmakta iken ilgili yönetmelik hükümlerine göre parsellerin
Ömerli Baraj Gölünün Uzun Mesafeli Koruma Alanında ve onaylanan plan
sahasında bulunduğu, uzun mesafeli koruma alanında İdarelerince
kamulaştırma yapılmadığı; dere mutlak koruma alanlarında kalan parseller,
Eski Yönetmeliğe göre hiçbir yapılaşma hakkına sahip değilken, anılan
yönetmeliğe göre uzun mesafeli koruma alanında kalması nedeniyle,
yönetmelik EK-2'de verilen yoğunluk değerlerinde yapılaşma hakkına kavuşmuş
olduğu, imar planı revize edilmesi halinde, yapılaşma haklarının
kullanılabileceği; imar mevzuatına uygun olarak yapılması kaydıyla, uzun
mesafeli koruma alanında kalan söz konusu parselde konut, hayvancılık, ziraat
madencilik, sanayi, depolama, eğitim tesisi, sosyal kültürel tesisler,
konut dışı kentsel çalışma alanları, ticaret alanları vb. zehirli, zararlı
olmayan konut dışı yapılaşma haklarını engelleyen bir hüküm bulunmadığı;
dava konusu taşınmazlara dair alınmış bir kamulaştırma kararı ve kamu
yararı kararı bulunmayıp, taşınmaz maliklerine tebligat çekilmediği;
parseller için 2942 sayılı kanununa göre herhangi bir kamulaştırma bedeli
blokesi yapılmadığı ve 4650 sayılı kanunla değişik 2942 sayılı kanunun 10.
maddesine göre İdareleri adına bedel tespiti ve tescil davası açılmadığı
belirtilmiştir.
Olayda,
davacı vekili tarafından, dava dilekçesinde, İSKİ İçmesuyu Havzaları
Yönetmeliği gereği imar planlarında su havzasında ve dere mutlak koruma
alanında bırakılarak, tasarruf hakkı kullanılamayacak şekilde kısıtlanan
müvekkilinin taşınmazının bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiği;
mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki
yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı,
ancak; bu sonuç ya da sonuçların, bir idari işlem olan Yönetmelik ve imar
planlarından başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin
Yönetmelik gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki
hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı
anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, Yönetmelik, imar planı ve buna
dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik
bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde
yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari
yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun kabulü ile davalı vekilinin görev itirazının, İstanbul A.2.
Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı
vekilinin GÖREV İTİRAZININ, İstanbul A.2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20.3.2013 gün
ve E:2012/988 sayılı REDDİNE İLİŞKİN
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1559
KARAR NO : 2013/1723
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Taşınmazın imar planında İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliğince İSKİ
tarafından belirlenen Ömerli Baraj Gölü Uzun Mesafeli Koruma alanında
bırakıldığından bahisle açılan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı :
N.S.
Vekili :
Av. A.T.
Davalı :
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. M.M.B.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; müvekkilinin 7413 Ada 14 Parsel, 7413 Ada 16 Parsel,
7413 Ada 18 Parsel, 7413 Ada 23 Parsel,7435 Ada 9 Parsel, 7440 Ada 5
Parsel, 7442 Ada 23 Parsel, 7465 Ada 24 Parsel sayılı taşınmazların
hissedarı olduğunu, dava konusu taşınmazların imar planında “Dere Mutlak
Koruma Alanı”nda kaldığını, dava konusu taşınmazlara fiilen el
atılmadığını; ancak, davacının kullanım hakkının imar düzenlemesi nedeni
ile kısıtlandığını ve bu nedenle zarar gördüğünü belirterek; fazlaya
ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000 TL’nin faizi ile birlikte
davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi istemi ile adli
yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel
Müdürlüğü vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev
itirazında bulunmuştur.
İstanbul A.15. Asliye Hukuk Mahkemesi; 21.02.2013 gün ve
2012/666 esas sayılı kararı ile görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel
Müdürlüğü vekilinin idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine dava
dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Danıştay Başsavcısı;
İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü vekilinin
anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev
itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması
üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi
Genel Müdürlüğü bakımından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay
Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacının hissedarı olduğu taşınmazlara, imar planında “Dere Mutlak Koruma
Alanı”nda kaldığı belirtilmek suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından
bahisle, taşınmazların imar planında “Dere Mutlak Koruma Alanı”nda kalan
kısmı bakımından fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000
TL’nin yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi
istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar
planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat
mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil
işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye
ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe
kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme
ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Dava
dosyasında bulunan davalı İdarece gönderilen cevabi yazılarda; dava konusu
taşınmazlar üzerinde İdarelerince herhangi bir tesis, bina ve inşaat
faaliyeti yapılmadığı, malikinin kullanmasına engel olacak şekilde tel çit
v.b. şeylerle de çevrilmediği; parsellere İdareleri tarafından el
atılmadığı; dava konusu parsellerin; 11.02.2010 tarih ve 514 sayılı,
12.10.2009 tarih ve 1979 sayılı İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi
Kararına göre, “Ömerli Baraj Gölü’nün uzun mesafeli koruma alanı” nda
bulunduğu, dava konusu taşınmazlara ilişkin herhangi bir kamulaştırma
kararı ve kamu yararı kararı bulunmadığı, maliklerine tebligat yapılmadığı,
tespit ve tescili için dava açılmadığı belirtilmiştir.
Olayda,
davacı vekili tarafından, dava dilekçesinde, İSKİ İçmesuyu Havzaları
Yönetmeliği gereği imar planlarında su havzasında ve dere mutlak koruma
alanında bırakılarak, tasarruf hakkı kullanılamayacak şekilde kısıtlanan
davacının taşınmazların bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiği;
mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki
yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı,
ancak, bu sonuç ya da sonuçların, bir idari işlem olan Yönetmelik ve imar
planlarından başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin
Yönetmelik gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki
hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı
anlaşılmıştır.
Belirtilen
duruma göre, davaya konu taşınmazın İSKİ İçme Suyu Havzaları Koruma ve
Kontrol Yönetmeliği gereğince ve bu yönetmeliğe uygun olarak belediyece
düzenlenen imar planlarında su havzasında bırakılmış ve dere mutlak koruma
alanında kalmış olduğu, taşınmaza davalı idarece fiilen el atılmadığı
anlaşılmakla, Yönetmelik, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması
sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince
çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin
idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması
gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar
kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup,
yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz
kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar
planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf
hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf
hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak
bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin
görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli,
idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını
kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar
bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince
yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle
oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı”
olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat
davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, başvurusunun kabulü ile davalı
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü vekilinin görev
itirazının İstanbul A.15. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı İSKİ
Genel Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN, İstanbul A.15.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 21.02.2013 gün ve 2012/666 Esas sayılı KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1564
KARAR NO : 2013/1727
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.B.
Vekili : Av. İ.İ.
Davalı :
İSKİ Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. M.A.
O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
davacının İstanbul İli, Arnavutköy İlçesi, Durusu Mahallesi, 3 patfa, 597
parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, taşınmazın tamamının TerK. Baraj
Gölü birinci derecede 300
metre mesafeli mutlak koruma alanı içerisinde
kaldığını, taşınmazın kullanım amacı açısından tamamen kısıtlandığını
belirterek, taşınmazın davalı idare adına tescili ile, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 8.000 TL’nin faizi ile birlikte
davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava
açmıştır.
Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü
vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev
itirazında bulunmuştur.
GAZİOSMANPAŞA 2.
ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 26.6.2013 gün ve E:2012/189 sayı ile, davalı İSKİ Genel
Müdürlüğü vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda
süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği
Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; İdarelerin
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı
Yasa'nın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu
planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi
bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak
zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari
eylem niteliği taşıdığını ifade ederek,
davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine
ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci
maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde
görülmesinin gerektiği belirtilerek, davanın, taşınmazın bedelinin
tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27.maddesi gereğince yapılan incelemeye göre,
davalı İSKİ Genel Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Danıştay Başsavcısı'nca, davalı İSKİ Genel Müdürlüğü bakımından, davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak
hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı bakımından, 10. maddede
öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının maliki olduğu taşınmazın, “Dere Mutlak
Koruma Alanı” içinde kalması suretiyle taşınmaza kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, taşınmazın davalı idare adına tescili ile, fazlaya
ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 8.000 TL’nin faizi ile
birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın,
birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait
bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya
parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre
hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya
belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında
ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Olayda,
davacı vekili tarafından, dava dilekçesinde, İSKİ İçmesuyu Havzaları
Yönetmeliği gereği imar planlarında su havzasında ve dere mutlak koruma
alanında bırakılarak, tasarruf hakkı kullanılamayacak şekilde kısıtlanan
davacının taşınmazının tapu kaydının davalı adına tescili ile bedelinin
ödenmesine hükmedilmesinin istenildiği; mülkiyet hakkına getirildiği
söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu
sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak, bu sonuç ya da
sonuçların, bir idari işlem olan Yönetmelik ve imar planlarından başka
anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin Yönetmelik gereği
yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde
ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı anlaşılmıştır.
Belirtilen
duruma göre, davaya konu taşınmazın İSKİ İçme Suyu Havzaları Koruma ve
Kontrol Yönetmeliği gereğince ve bu yönetmeliğe uygun olarak belediyece
düzenlenen imar planlarında su havzasında bırakılmış ve dere mutlak koruma
alanında kalmış olduğu, taşınmaza davalı idarece fiilen el atılmadığı
anlaşılmakla, Yönetmelik, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması
sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince
çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun, davanın taşınmazın
bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı
bakımından kabulü ile, davalı İSKİ Genel Müdürlüğü vekilinin görev
itirazının Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin
kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN, davanın taşınmazın
bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı bakımından
KABULÜ ile, davalı İSKİ Genel Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ,
Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 26.6.2013 gün ve E:2012/189 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1565
KARAR NO : 2013/1728
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.K.
Vekili :
Av. M.E.A.
Davalı :
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. M.Ç.
Dahili
Davalı : Sağlık Bakanlığı
Vekili :
Av. A.Ö.
Dahili
Davalı : Yenimahalle Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. A.B.
O L A Y : Davacı vekili
özetle; davacının Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, Yakacık Mahallesi, 44028
ada, 1 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduklarını, taşınmazın imar
planında kamu alanı olarak ayrıldığını belirterek, taşınmazın davalı idare
adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik
200 TL’nin faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi
istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili
süresi sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Dahili davalı Sağlık Bakanlığı vekili süresi içerisinde
sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi: 07.02.2012 gün ve
E:2011/446, K:2012/32 sayı ile özetle, “… davalı idare tarafından fiilen
olduğu gibi hukuken de taşınmaza bir el atmanın söz konusu olmadığı,
taşınmazın sağlık alanı olarak sağlık tesisleri alanı olacağı belirtilerek
parselasyon planında yer aldığı bu durumda davalı Büyükşehir Belediyesine husumetin
yöneltilemeyeceği anlaşılmış, davacı vekili tarafından HMK 124. maddesi
uyarınca davalı tarafın değiştirilmesi talep edilmiş ancak davalı tarafça
buna açıkça muvafakat verilmediğinden pasif husumet yokluğu nedeni ile
Ankara Büyükşehir Belediyesine yönelik olarak açılmış olan davanın
reddine’’ karar verilmiştir.
Bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine,
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 21.01.2013 gün ve E:2012/25474, K:2013/508 sayı
ile özetle, ‘’… davalı tarafın, taraf değişikliği talebinin kabulüyle işin
esasına girilerek hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde davanın reddine
karar verilmesi doğru görülmemiştir.’’ demek suretiyle hükmün bozulmasına
karar vermiştir.
Dahili davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekili
Yargıtay Bozma ilamından sonra, dava dilekçesinin kendisine tebliği üzerine
süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında
bulunmuştur.
Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi: Yargıtay bozma
ilamına uyarak yapılan yargılama neticesinde, 27.06.2013 gün, E:2013/153
sayı ile özetle, dahili davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin
görev itirazının reddine karar vermiştir.
Dahili davalı Yenimahalle Belediye
Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava
dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, dahili davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin anılan
Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev
itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde
başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, dahili davalı
Yenimahalle Belediye Başkanlığı açısından, davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin
kısmı yönünden, 2247 sayılı Yasa’nın 10.maddede öngörülen biçimde
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının hisseli taşınmazına, imar planında kamu alanı olarak ayrılmak suretiyle
kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın davalı idare adına
tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 200
TL’nin davalı idareden tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak
yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu
planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan
yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş
zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz
edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar
ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara
bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında kamu
alanında kaldığı, taşınmaza idarelerce fiilen el atılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin
iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu
uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği
gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının
ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu,
Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği
anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak,
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503
sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el
atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde
olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın,
taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı
yönünden, başvurusunun kabulü ile, dahili davalı Yenimahalle
Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 14. Asliye Hukuk
Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın,
davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı
yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, dahili davalı Yenimahalle
Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 14.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 27.06.2013 gün, E:2013/153 sayılı KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1566
KARAR NO : 2013/1729
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: İ.Ö.Mirasçıları; 1-S.Ö., 2-N.İ., 3-B.Ö.
Vekilleri : Av. Y.D. & Av. E.U., Av. E.G. & Av.
F.D.
Davalı :
İSKİ Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. M.A.
O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle;
davacıların İstanbul İli, Arnavutköy İlçesi, Yeşilbayır Mahallesinde
bulunan 617 parsel sayılı taşınmazın maliki olduklarını, taşınmazın İSKİ
Kanunu ve İçme Suyu Havzaları Koruma Yönetmeliği gereği, imar planında dere
mutlak koruma alanı içerisinde kaldığını, taşınmazın kullanım amacı
açısından tamamen kısıtlandığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydı ile şimdilik 1.000 TL’nin faizi ile birlikte davalı idareden
tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü
vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde ve ön inceleme duruşmasında
özetle; görev itirazında bulunmuştur.
GAZİOSMANPAŞA 3.
ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 21.06.2013 gün ve E:2012/274 sayı ile, davalı İSKİ Genel
Müdürlüğü vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda
süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği
Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; İdarelerin
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade
açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile
2981 sayılı Yasa'nın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade
açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları
ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat
gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca
yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari
eylem niteliği taşıdığını ifade ederek,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci
fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı
kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği
belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27.maddesi gereğince yapılan incelemeye göre,
davalı İSKİ Genel Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Danıştay Başsavcısı'nca, davalı İSKİ Genel Müdürlüğü bakımından, 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların maliki oldukları taşınmazın, “Dere
Mutlak Koruma Alanı” içinde kalması suretiyle taşınmaza kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile
şimdilik 1.000 TL’nin faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar
verilmesi istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmü;
Aynı
Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız
arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı
aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya
belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar
planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat
mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil
işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye
ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe
kullanılır.
Belediyeler
veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı
sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme
dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme
ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak
düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların
düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.
(Değişik
üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye
tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve
ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil
saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle
ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
Düzenleme
ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler
için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu
takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile
tamamlanır.
Herhangi
bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde
düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.
Bu fıkra
hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme
ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden
bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.
Olayda,
davacılar vekili tarafından, dava dilekçesinde, İSKİ İçmesuyu Havzaları
Yönetmeliği gereği imar planlarında su havzasında ve dere mutlak koruma
alanında bırakılarak, tasarruf hakkı kullanılamayacak şekilde kısıtlanan
davacıların taşınmazının bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiği;
mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki
yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı,
ancak, bu sonuç ya da sonuçların, bir idari işlem olan Yönetmelik ve imar
planlarından başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin
Yönetmelik gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki
hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı
anlaşılmıştır.
Belirtilen
duruma göre, davaya konu taşınmazın İSKİ İçme Suyu Havzaları Koruma ve
Kontrol Yönetmeliği gereğince ve bu yönetmeliğe uygun olarak belediyece
düzenlenen imar planlarında su havzasında bırakılmış ve dere mutlak koruma
alanında kalmış olduğu, taşınmaza davalı idarece fiilen el atılmadığı
anlaşılmakla, Yönetmelik, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması
sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince
çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı İSKİ
Genel Müdürlüğü vekilinin görev itirazının Gaziosmanpaşa 3. Asliye Hukuk
Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı İSKİ
Genel Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Gaziosmanpaşa 3. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin 21.06.2013 gün ve E:2012/274 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde
OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1569
KARAR NO : 2013/1732
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
N.K.
Vekili :
Av. M.C.
Davalı :
Tuzla Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. T.O.Ç.
O L A Y : Davacı vekili, dava
dilekçesinde, müvekkilinin İstanbul İli, Tuzla İlçesi, Aydınlı Köyü 175
Parselde kayıtlı taşınmazın maliki olduğunu, sözkonusu taşınmazın imar
planında yeşil alan olarak ayrıldığını, taşınmaza kamulaştırmasız el
atıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı
saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile
birlikte tahsili ve taşınmazın davalı adına tescili istemiyle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Davalı Tuzla Belediye Başkanlığı vekili süresi içinde
verdiği dilekçede özetle, taşınmaza fiilen el atılmadığını, imar planına
dayalı olarak açılan tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare
mahkemeleri olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.
İSTANBUL A.6.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 14.2.2013 gün ve
E:2012/875 sayı ile, Mahkemelerinin görevli olduğuna, karar vermiştir.
Davalı Tuzla Belediye Başkanlığı
vekilinin idari yargı yararına olumlu
görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi
üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI: Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan
tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava dilekçesinde,
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği
söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu
sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya sonuçların
genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planından
kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında
yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da, idari
işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların
tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve
13.maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına
konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka
uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari
yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde
yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin
adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken
olanak bulunmadığı, dolayısıyla davanın taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı Yasanın 2.maddesinin
1.fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları hükmü
gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, nitekim, 11.6.2013
günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6487 sayılı Kanun’un 2942
sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6’ncı maddesinde değişiklik yapan
21’inci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi
kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra
idari yargıda dava açılabilir.” Hükmüne yer verilmek suretiyle “hukuki el
atma” olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet
hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve
çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörüldüğü, bu nedenle
2247 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
10. maddede öngörülen biçimde “davanın taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden” olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından
görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR
PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacıların maliki olduğu taşınmaza, imar planında
yeşil alan olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından
bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; işleyecek yasal
faizi ile birlikte şimdilik 1.000,00 TL’nin davalı idareden tahsili,
taşınmazın davalı lehine tapudan terkini istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini,
yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve
alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını,
gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında yeşil alanda kaldığı, taşınmaza idarece fiilen
el atılmadığı ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile bu tür yerlerin
bedelinin ödeneceğine karar verildiği, kamulaştırmasız el atma nedeniyle
taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın
konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan
davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu
anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan
"İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı
yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği
nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor
alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat
davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay
Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine
yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısım yönünden
başvurusunun kabulü ile, davalı Tuzla Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazının, İstanbul A.6. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın taşınmazın bedelinin tahsiline
hükmedilmesi istemine ilişkin kısım yönünden BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile,
davalı Tuzla Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, İstanbul A.6.
Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.2.2013 gün ve E:2012/875 sayılı REDDİNE
İLİŞKİN KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1572
KARAR NO : 2013/1733
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
R.H.
Vekili :
Av. N.G.
Davalılar
: 1- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. C.B.
2-
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Z.A.
3- Başakşehir
Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Y.Ş.
Dahili
davalı: 4- Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul Muhakemat Müdürlüğü
Vekili :
Av. S.T.
O L A Y : Davacı vekili, dava
dilekçesinde, müvekkilinin İstanbul İli, Başakşehir İlçesi, İkitelli-2
Mahallesi, Altınşehir mevkiinde, 18 Pafta, 524 Parselde kayıtlı taşınmazın
maliki olduğunu, sözkonusu taşınmazın imar planında Olimpiyat Parkı alanı
olarak ayrıldığını, taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek,
fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla
şimdilik 6.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle
adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Başakşehir Belediye Başkanlığı vekili verdiği
dilekçede, imar planına dayalı olarak açılan tazminat davalarının görüm ve
çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğunu ileri sürerek görev itirazında
bulunmuştur.
Dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı adına
İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili süresi içinde verdiği dilekçede özetle,
taşınmaza fiilen el atılmadığını, imar planına dayalı olarak açılan
tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğunu
ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.
KÜÇÜKÇEKMECE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 27.5.2012 gün ve
E:2012/360 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.
Dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı adına
İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili idari
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına
gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan
kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava
dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına
getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar
doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya
sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar
planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının
zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da,
idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken
kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari
eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların
tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve 13.
maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına
konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka
uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari
yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde
yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak
nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli
yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken
olanak bulunmadığı, dolayısıyla 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinin 1.
fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları hükmü
gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, nitekim, 11.6.2013
günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6487 sayılı Kanun’un 2942
sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6’ncı maddesinde değişiklik yapan
21’inci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi
kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla
tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra
idari yargıda dava açılabilir.” Hükmüne yer verilmek suretiyle “hukuki el
atma” olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet
hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve
çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörüldüğü, bu nedenle
2247 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca,
10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR
PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı
Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Davacının maliki olduğu taşınmaza, imar planında
Olimpiyat Parkı alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el
atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla;
işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 6.000,00 TL’nin davalı idareden
tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini,
yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve
alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını,
gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında Olimpiyat Parkı alanında kaldığı, taşınmaza
idarece fiilen el atılmadığı ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile
bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiği, kamulaştırmasız el
atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği;
davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan
davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu
anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan
"İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı
yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın
sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi
tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup,
başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma
fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi
değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal
edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık
Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği
anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu
oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son
olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603,
K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan
‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari
yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun kabulü ile, dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı adına
İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekilinin görev itirazının, Küçükçekmece 1.
Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile,
dahili davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı adına İstanbul Muhakemat
Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk
Mahkemesinin 27.5.2012 gün ve E:2012/360 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1573
KARAR NO : 2013/1734
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle
başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve
alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Y.T.
Vekili :
Av. A.K.
Davalı :
Türk Telekom A.Ş.
Vekili :
Av. B.G.
O L A Y :
Davacı vekili 09.06.2010 günlü dava dilekçesinde özetle; davacının, Türk Telekom
Genel Müdürlüğü’nde görev yaparken; adının, 4046 sayılı yasanın 22. maddesi
uyarınca adının Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi sonrasında Gebze
Mal Müdürlüğü’ne atamasının yapıldığını ve 02.04.2010 tarihinde yeni
görevine başladığını, nakil sırasında düzenlenen maaş nakil ilmühaberinin
tetkikinde ilave ücretlerin yer almadığının tespiti üzerine, davalı idareye
yapılan başvuruya cevap verilmediğini belirterek, ek ödeme tutarlarının
ödenmesi ve maaş nakil ilmühaberine eklenmesi talebiyle idari yargıda dava
açmıştır.
Davalı
Türk Telekomünikasyon A.Ş. vekili süresi içinde verdiği cevap dilekçesinde
özetle; görev itirazında bulunmuştur.
Kocaeli 2. İdare Mahkemesi; 29.11.2012 gün ve 2012/280
Esas sayılı kararında özetle, davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. vekilinin
görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. vekilince, süresi
içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle
başvuruda bulunulması üzerine; dilekçe, dava dosyası ile birlikte Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; Telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel"
olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan
Türk Telekom'un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş
yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve
sermayesindeki kamu payı %50' nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini
taşıyan bir kuruluş olduğunu, özelleştirme kapsamında bulunan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden %
55'inin, Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketinin" % 55 oranındaki Hissesinin Blok
Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe
Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi
ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'ne satıldığını, Anayasa'nın 128. maddesinde,
"Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin
genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görülür" hükmünün yer aldığını,406 sayılı Yasa'nın Ek 29.
maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci
fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde
ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekom’da ek 22 nci maddenin (a)
bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen
asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde
Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için
Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret,
harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali
ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır..." denilmek
suretiyle yasa koyucu tarafından Türk Telekom'da çalışan kapsam dışı
personelin, kamu personeli sayıldığını, bu duruma göre, davalı Türk Telekom
hisselerinin devrinin fiilen gerçekleştiği tarihten sonra davacıyla davalı
Şirket arasındaki uyuşmazlığın, bir özel hukuk ilişkisi niteliğini
taşıdığını, öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
"İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2.
maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: "a) (Değişik:
8.6.2000-4577/5md) idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve
maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri
için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.)
Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan
uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan
her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan
uyuşmazlıklara ilişkin davalar."ın İdari dava türleri olarak
sayıldığını, kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceğini, dolayısıyla, işlemin
tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.nin davalı olması karşısında, ortada idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmenin
olanaksız olduğunu, belirtilen tüm bu hususlara göre, daha önce davalı
şirkette görev yapmış olan davacının isteminin, özelleştirilen kuruluş
tarafından zımnen reddedilmesi üzerine açılan davanın özel hukuk hükümlerine
göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğunu belirterek,
2247 sayılı Kanun'un 10 ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na
gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Türk Telekom
A.Ş. vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun
olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen
süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca,
davalı Türk Telekom A.Ş. bakımından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 4046 sayılı
Yasa'nın 22. maddesine göre adı, Devlet Personel Başkanlığı’na bildirilen,
sonrasında ise Gebze Mal Müdürlüğü’ne atanan davacı tarafından, maaş nakil
ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvurunun zımnen reddine
ilişkin işlemin iptali ile ek ödeme tutarlarının ödenmesi ve maaş nakil
ilmühaberine eklenmesi talebiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait bulunan
hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı
“Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin % 55 Oranındaki
Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair
Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli
Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer
Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekom’daki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki düzenleme,
Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek
suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekom’da ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekom’da çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde
çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde davalı kurum nezdinde çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan
davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yapılan
başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari
Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin
değişik 1 numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile
davalı Türk Telekom A.Ş. vekilinin görev itirazının Kocaeli 2. İdare
Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Türk Telekom A.Ş.
vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Kocaeli 2. İdare Mahkemesi’nin
29.11.2012 gün ve 2012/280 Esas sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013
gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1574
KARAR NO : 2013/1735
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Davacıya ait bina ve müştemilatların, davalı idare
tarafından kamulaştırma işlemi yapılmaksızın ve herhangi bir bedel
ödenmeksizin tamamen yıktırılmasından dolayı uğranılan zararın tazmini
istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : A.F.H.
Vekilleri
: Av. R.I. & Av. İ.K.
Davalı :
Altındağ Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. A.A.
O L A Y :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Yıldıztepe Mahallesi,
Celal Esat Arseven Caddesi, No:335 Altındağ/Ankara adresine tekabül eden
Altındağ 11220 Ada, 2 Parsel numaralı kadastro parseli üzerinde yapılan
binanın maliki olduğunu, yapılan imar düzenlemesi ile müvekkilinin
yapısının bulunduğu alanın belediye hizmet alanı içerisine bırakıldığını ve
müvekkiline yeni oluşturulan 23015 Ada 4 ve 5 numaralı parsellerden hisse
verildiğini, Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/26 Değişik İş
sayılı dosyasında tespit yaptırıldığını, müvekkiline ait bina ve
müştemilatların tespit edildiğini, bilahare bina ve müştemilatların davalı
belediye tarafından yıkıldığını ve belediye tarafından buR.a bina
yapıldığını, bedeli ödenmeden yıkılan bina ve müştemilatların bedelinin
tespiti ile fazlaya ilişkin dava ve müracaat hakları saklı kalmak kaydıyla
müvekkiline ödenmeyen bedelin şimdilik 2.000,00 TL sinin yıkım tarihinden
itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesi
istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı
Altındağ Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap
dilekçesinde özetle; davada idari yargının görevli olduğunu, bu nedenle
davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini; esasa ilişkin
ise, dava konusu gecekondunun 2981 sayılı İmar Affı Kanunu’nun 9. maddesine
aykırı şekilde, diğer paydaşların muvafakatları olmaksızın inşa edildiğini,
kaçak yapı niteliğinde olduğunu bu nedenle yıkılmasına ilişkin işlemin 3194
sayılı Yasa’nın 775. maddesi gereğince işlemin hukuka uygun olduğunu
belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi; 06.11.2012 gün ve 2012/183 Esas sayılı kararı ile,
davalı Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine
karar vermiştir.
Davalı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkartılması yolundaki süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine,
dava dosyası Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İmar Affı başvurularını 2981 sayılı Yasa uyarınca
değerlendirmek, öngörülen koşullara uygunluğu saptanan ilgililere arsa veya
hisse tahsis etmek ve bunlar adına tapuya tescil ettirmek, koşulları
taşımayanların işlemlerini ise reddetmek, imar planı ve parselasyon
işlemleri yapmak, ayrıca inşaat ruhsatı vermek, ruhsatsız yapıların yıkımı
hususunda işlem tesis etmek yetkisine sahip idarenin, bu yetkilerini
kullanırken gerçekleştirdiği işlemlerin, re’sen yapılması, tek yanlı
olması, kamu gücüne dayanması nedenleri ile idari işlem niteliğinde
olduğunu; davacıya gönderilen yıkım tebliğinde, davaya konu gecekondunun
3194 sayılı Yasa’nın 775. Maddesine göre yıkılacağının belirtildiğini, bu
durumda; davacıya ait yapının kaçak olması nedeni ile 3194 sayılı Yasa’nın
775. Maddesine göre yıktırılması sonucunda uğranılan zararın tazminine
ilişkin olan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2'nci
maddesinin l'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan yer alan "İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı
yerinde görülmesi gerektiğini belirterek; 2547 sayılı Yasanın 10'uncu
maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde
2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı
Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.
maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay
Başsavcısı'nca, davalı Altındağ Belediye Başkanlığı açısından 10. maddede
öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Yıldıztepe Mahallesi, Celal Esat Arseven Caddesi,
No:335 Altındağ/Ankara adresine tekabül eden Altındağ 11220 Ada 2 Parsel
numaralı kadastro parseli üzerinde yapılan davacıya ait bina ve
müştemilatların davalı idare tarafından kamulaştırma işlemi yapılmaksızın
ve herhangi bir bedel ödenmeksizin tamamen yıktırılması sonucu uğranıldığı
iddia edilen zararın tazmini istemiyle açılmıştır.
Dosya
kapsamında yapılan inceleme neticesinde; dosyada dava konusu taşınmaza
ilişkin yapılan imar uygulamasına dair herhangi bir bilgi ve belge
bulunmadığı, dava konusu taşınmazla ilgili herhangi bir yıkım kararının
ibraz edilmediği, davacı tarafından sunulan 08.07.1986 gün ve 109 sayılı
2981 sayılı Yasa kapsamında hazırlanan ruhsata ilişkin iptal kararının da
görülmediği anlaşılmıştır.
Dosya
kapsamında bulunan 23.05.2011 gün ve 1152 sayılı tebligat içeriğinden; dava
konusu taşınmazın kamusal alan içinde kalması nedeni ile tahliyesi ve
tasfiyesine karar verildiği, bu nedenle taşınmazın 28 gün içinde tahliyesinin
gerektiği, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun’un 775. Maddesi gereğince
belediye ekiplerince tahliye ve tasfiyesinin yapılacağının davacıya
bildirildiği anlaşılmıştır.
Dosya
kapsamında bulunan dava ve cevap dilekçeleri içeriğinden de ; dava konusu
alanın İmar uygulaması sonucu Belediye Hizmet Alanı içinde kaldığı,
davacının bu taşınmazdaki hissesinin imar uygulaması kapsamında 23015 Ada 4
ve 23015 Ada 5 parsel sayılı taşınmazlara şuyulandırıldığı, davacının
taşınmazının hisseli olduğu, taşınmaz üzerinde bulunan yıkıma konu binaya
2981 sayılı Yasa gereğince verilen ruhsatın ,taşınmazın diğer maliklerince
muvafakat verilmemesi üzerine iptal edildiği ve taşınmazın kaçak yapı
konumunda bulunduğu tespit edilmiş, dava taraflarınca bu durumun aksini
ispatlar bir belgenin dosya içine sunulmadığı görülmüştür.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı
Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri: a)İdari
işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile
hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal
edilenler tarafından açılan iptal davaları, b)İdari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları, c)Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden
doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için
yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan
uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır.
Olayda,
ruhsatsız yapının Belediye Hizmet Alanı içinde kalması ve projenin
uygulanmaya başlaması nedeniyle yıktırılmasından dolayı zararın tahsili
istemiyle dava açıldığı; buna göre, kamu mevzuatı hükümleri çerçevesinde ve
kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan uygulama işlemleri
sonucunda davacıya ait yapı için bir bedel ödenip ödenmeyeceğine,
uğranıldığı veya uğranılacağı ileri sürülen zararların giderilip
giderilmeyeceğine, dolayısıyla bir idari işlem olan imar planına
dayanılarak ruhsatsız yapının yıktırılmasından doğan zararın tazminine
ilişkin bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Açıklanan
nedenle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Altındağ Belediye
Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce
reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Altındağ
Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 06.11.2012 gün ve
2012/183 Esas sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA, 11.11.2013
gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1575
KARAR NO : 2013/1736
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1.M.B., 2.G.B.
Vekili :
Av. M.E.
Davalı :
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. M.U.
O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde
özetle; müvekkillerinin dava konusu Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, İvedik
Mahallesi, 43533 Ada, 1 Parsel sayılı taşınmazın hisseli malikleri
olduklarını, dava konusu taşınmazın imar planında “Ağaçlandırma Alanı”
olarak ayrıldığını, davacıların kullanım hakkının bu şekilde kısıtlandığını
ve zarar gördüklerini belirterek; fazlaya ilişkin ve başkaca hakları saklı
kalmak kaydı ile 1.000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal
faizi ile birlikte tahsili ile bedelinin ödenmesi karşılığında terkin ve
tesciline karar verilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili
süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında
bulunmuştur.
Ankara 17.Asliye Hukuk Mahkemesi; 04.07.2013 gün ve
2013/140 Esas sayılı kararı ile görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin
idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi
içinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay
Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay
Başsavcısı'nca, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı bakımından
10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların
hissedarı oldukları taşınmaza, imar planında “Ağaçlandırma Alanı”nda
kaldığı belirtilmek suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle,
taşınmazın imar planında “Ağaçlandırma Alanı”nda kalan kısmı bakımından
fazlaya ilişkin ve başkaca hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000 TL’nin dava
tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile
bedelinin ödenmesi karşılığında terkin ve tesciline karar verilmesi
istemiyle açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında “Ağaçlandırılacak Alan”da kaldığı, taşınmaza
idarece fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın
bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı
idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade
ile yapılan imar planlarında yer alan davacıların hissedarı olduğu
taşınmazın bedelinin tazminine ve taşınmazın davalı adına tesciline ilişkin
bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna
dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik kısmı
yönünden davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 17.Asliye
Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın tazminata ilişkin kısım
yönünden kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Ankara 17.Asliye
Hukuk Mahkemesi’nin 04.07.2013 gün ve 2013/140 Esas sayılı KARARININ
TAZMİNATA İLİŞKİN KISIM YÖNÜNDEN KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY
BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1577
KARAR NO : 2013/1737
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 1-Davaya
konu Koçullu Köyü 166, 167, 168 ve 170 parsel sayılı taşınmazlar bakımından
davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği,
2- Davaya
konu Koçullu Köyü 169 parsel sayılı taşınmaz bakımından davanın İDARİ DARİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1.M.B., 2.S.Ö., 3.S.B., 4.B. Egzost San.ve Tic.A.Ş.
Vekili : Av. F.Ş.Ç.
Davalılar
: 1.İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı
Vekili :
Av. A.I.
2.Devlet
Su İşleri Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. N.K.
O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle;
müvekkillerinin İstanbul İli, Çekmeköy İlçesi, Koçullu Mahallesi Sabuncu
Mevkii 166, 167, 168, 169 ve 170 Parsel sayılı taşınmazların maliki
olduklarını, taşınmazların davalı idareler tarafından dere mutlak koruma
alanına alındığını, bu nedenle davacıların taşınmazlar üzerindeki tasarruf
haklarının kullanılamayacak şekilde kısıtlandığını ve zarar gördüklerini
belirterek, taşınmazın davalı adına tescili ile, ek dava açma ve bedel,
alan, hisse ve miktar yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere,
şimdilik 1000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte
davalı taraftan tahsili ile davacılara verilmesine karar verilmesi
istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap
dilekçesinde ve mahkemenin 03.07.2013 tarihli duruşmasındaki beyanında;
görev itirazında bulunmuştur.
İstanbul A.15.Asliye Hukuk Mahkemesi: 03.07.2013 gün ve 2013/78 Esas sayılı kararı ile, davalı İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı
Yasa'nın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları
ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu
planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi
bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak
zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari
eylem niteliği taşıdığını ifade ederek,
davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine
ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci
maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan
tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin
gerektiği belirtilerek, davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm
altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden,2247 sayılı Yasa'nın
10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27.maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Danıştay Başsavcısı'nca, davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
bakımından, davanın taşınmazın bedelinin
tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden,
10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davaya konu Koçullu Köyü 166,
167, 168 ve 170 parsel sayılı taşınmazlar bakımından davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu, davaya konu Koçullu Köyü 169 parsel sayılı
taşınmaz bakımından davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu
yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün, davaya konu Koçullu Köyü 166, 167, 168 ve 170
parsel sayılı taşınmazlar bakımından davanın çözümünde adli yargının
görevli olduğu, davaya konu Koçullu Köyü 169 parsel sayılı taşınmaz
bakımından davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki davada
idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten
sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların maliki olduğu taşınmazlarının, “Dere
Mutlak Koruma Alanı” içinde kalması suretiyle taşınmazlara kamulaştırmasız
el atıldığından bahisle, taşınmazların davalı adına tescili ile, ek dava
açma ve bedel, alan, hisse ve miktar yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak üzere, şimdilik 1000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek
faiziyle birlikte davalı taraftan tahsiline karar verilmesi istemiyle
açılmıştır.
Dosya kapsamında yapılan incelemede, dava dosyasında
bulunan Orman ve Su İşleri Bakanlığı DSİ 14. Bölge Müdürlüğü 141. Şube
Müdürlüğü tarafından Hukuk İşleri Müdürlüğü’ne yazılan 05.03.2013 gün ve
123164 sayılı yazıda, dava konusu 166,167,168,170 numaralı parsellere
girildiği, ancak 169 numaralı parsele girilmediğinin bildirildiği, dava
dosyasında keşif yapılmadığı ve düzenlenmiş bir rapor bulunmadığı dikkate
alındığında söz konusu yazı itibari ile dava konusu parsellerden
166,167,168,170 numaralı parsellere fiilen el atıldığı anlaşılmıştır.
Hal böyle iken, davaya konu taşınmazlardan
166,167,168,170 numaralı parsellere dere mutlak koruma alanı projesi
kapsamında DSİ Genel Müdürlüğü tarafından girildiği anlaşılmıştır.
Belediyelerin
3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile
arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe
konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları
imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan
irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu
yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari
yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık,
Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun
idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu
taşınmazlardan bir tanesine fiilen el atılması karşısında, idarenin bu
eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte
yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak
uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal,
baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve
bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak
davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında
yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir
ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza
kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü
iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini
davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin
özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik
yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim,
yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı
kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü
İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması
sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava
Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız
fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan
adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
İdarenin
dava konusu 166,167,168,170 numaralı parsellere kamulaştırmasız el
atıldığının iddia edilmesi ve dosya kapsamında Orman ve Su İşleri Bakanlığı
DSİ 14. Bölge Müdürlüğü 141. Şube Müdürlüğü ait 05.03.2013 gün ve 123164
sayılı yazı ile de söz konusu iddianın ciddiyetinin ortaya konulması
karşısında, bu taşınmaz bakımından fiili el atma durumunun mevcut olup
olmadığı, mevcut ise bu el atmadan doğan zararın tazminine yönelik olan davanın,
haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli
yargı yerinin görevine girmektedir.
Diğer
taraftan, davaya konu 169 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak; Orman ve
Su İşleri Bakanlığı DSİ 14. Bölge Müdürlüğü 141. Şube Müdürlüğü tarafından
Hukuk İşleri Müdürlüğü’ne yazılan 05.03.2013 gün ve 123164 sayılı yazıda
dava konusu alana girilmediği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi
Başkanlığı’nın 21.03.2013 gün ve 3187 sayılı yazısında ise dava konusu bu
parselin “ Tarımsal Niteliği Korunacak Alan” olarak ayrıldığı
belirtilmiştir.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini,
sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek
üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet
Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Dolayısıyla,
davaya konu 169 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak; imar planının
uygulaması sonucu, “ Tarımsal Niteliği Korunacak Alan”da kaldığı, bu
taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle
taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği, davanın
konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan
davacıların hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin
bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna
dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik
bulunan 1822 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olan davanın ise, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince
çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun
Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle Anayasa
Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih
ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde
tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari
bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle;
1-Davaya
konu Koçullu Köyü 166, 167, 168 ve 170 parsel sayılı taşınmazlar bakımından
davanın görüm ve çözümünde Adli Yargı yeri görevli olduğundan Danıştay
Başsavcısı’nın başvurusunun reddi gerektiği,
2-
Davaya konu Koçullu Köyü 169 parsel sayılı taşınmaz bakımından davanın
görüm ve çözümünde İdari Yargı yeri görevli olduğundan Danıştay
Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı İstanbul Büyükşehir Belediyesi
Başkanlığı vekilinin görev itirazlarının İstanbul A.15. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde, davaya konu Koçullu Köyü
166,167,168 ve 170 parsel sayılı taşınmazlar bakımından davanın görüm ve
çözümünde ADLİ YARGI yeri görevli olduğundan Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN
REDDİNE, davaya konu Koçullu Köyü 169 parsel sayılı taşınmaz bakımından
davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGI yeri görevli olduğundan Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı İstanbul Büyükşehir
Belediyesi Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN İstanbul
A.15.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 03.07.2013 gün ve 2013/78 Esas sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013
gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1578
KARAR NO : 2013/1738
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : M.G.
Vekili : Av.
M.E.A.
Davalı : Etimesgut
Belediyesi Başkanlığı
Vekili : Av.
F.A.D.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava konusu Ankara İli, Etimesgut İlçesi,
Elvan Mahallesi, 48811 Ada, 1 Parsel sayılı taşınmazın hissedarı olduğunu,
dava konusu taşınmazın imar planında “Dini Tesis Alanı” olarak ayrıldığını,
dava konusu taşınmaza fiilen el
atıldığını, davacının bu nedenlerle zarar gördüğünü belirterek;
fazlaya ilişkin ve ıslah hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000,00 TL’nin
dava tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına uygulanan en yüksek
faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ve taşınmazın tapu kaydının davalı idareye
tesciline karar verilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Etimesgut Belediyesi Başkanlığı vekili süresi
içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.
Sincan 5.Asliye Hukuk
Mahkemesi;
20.06.2013 gün ve 2013/182 Esas sayılı kararı ile görev itirazının reddine
karar vermiştir.
Davalı Etimesgut Belediye Başkanlığı vekilinin idari
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde
verdiği dilekçesi üzerine dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay
Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın
10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Etimesgut
Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca,
davalı Etimesgut Belediye Başkanlığı bakımından 10.maddede öngörülen
biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacının hissedarı olduğu taşınmaza, imar planında “Dini Tesis Alanı”nda
kaldığı belirtilmek suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın imar planında “Dini Tesis
Alanı”nda kalan kısmı bakımından fazlaya ilişkin ve ıslah hakları
saklı kalmak kaydı ile 1.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek
kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan alınarak
davacıya verilmesine ve taşınmazın
tapu kaydının davalı idareye tesciline karar verilmesi istemiyle
açılmıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması”
başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe
konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında “Piknik, Dinlenme, Eğlence(Rekreasyon) ve Spor
Alanı”nda kaldığı, taşınmaza
idarece fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle
taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın
konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü
kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan
davacının hissedarı olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ve taşınmazın
davalı adına tesciline ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma
göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın
tazminine yönelik kısmı yönünden davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı
Etimesgut Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Sincan 5. Asliye
Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın tazminata ilişkin kısım yönünden kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Etimesgut Belediye Başkanlığı
vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Sincan 5.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 20.06.2013 gün ve 2013/182
Esas sayılı KARARININ TAZMİNATA İLİŞKİN KISIM YÖNÜNDEN KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1579
KARAR NO : 2013/1739
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İdarenin dava konusu taşınmazlara kamulaştırmasız el atmasından doğan
zararın tazmini istemiyle açılan davada, taşınmaza idarece fiili olarak el
atıldığından, davanın haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre
ADLİ YARGI YERİNDE, çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
O.T.
Vekili :
Av. A.B.
Davalı :
Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı
Vekili :
Av. Ö.Y.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu 44336 Ada 1 Parselde kayıtlı taşınmazın
hissedarı olduğunu, dava konusu taşınmazın imar planında “Ağaçlandırılacak
Alan” olarak ayrıldığını, dava konusu taşınmaza ilişkin daha önce Ankara 2.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açıldığını ve davanın kabul edildiğini,
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nce onanarak kesinleştiğini, bahsi geçen dosyada
tespit edilen miktarın geri kalan kısmının tahsili için eldeki davanın
açıldığını, Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin bahsi geçen dosyasındaki
bilgi ve belgelerden de anlaşılacağı üzere dava konusu taşınmaza hafriyat
malzemesi ve moloz dökülmek sureti ile fiilen müdahale edildiğini, bu
nedenle davacının zarar gördüğünü belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydı ile 14615,00 TL’nin ilk dava tarihi olan 05.10.2010 gününden
itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi
istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı vekili
süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında
bulunmuştur.
Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi; 21.05.2013 gün ve
2012/537 Esas sayılı kararı ile görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı vekilinin
idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi
içinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay
Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı
Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Ankara
Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde
öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve
12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay
Başsavcısı'nca, davalı Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı bakımından
10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacının taşınmazına, imar planında “ Ağaçlandırılacak Alan”da kaldığı
belirtilmek suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın
imar planında “Ağaçlandırılacak Alan”da kalan kısmı bakımından 14615,00
TL’nin faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi istemiyle
açılmıştır.
Dosya kapsamında yapılan incelemede, dava dosyasında
bulunan ve tarafları, konusu ve sebebi aynı olan, Ankara 2. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin 2010/255 Esas, 2011/96 Karar sayılı dosyasında yapılan keşif
sonrasında alınan Harita ve Kadastro Mühendisi Figen Şimşek’in raporunda; “
keşif mahallinde davacılar tarafından dava konusu olarak gösterilen ve
hafriyat dökülen yerin ekli krokide de gösterilen 44336 Ada 1 Parsel içinde
kaldığı” şeklindeki tespitten, davaya konu 44336 Ada 1 Parselin bir kısmına
hafriyat dökülmek sureti ile fiilen el atıldığı anlaşılmıştır.
Belediyelerin
3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile
arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe
konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları
imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan
irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu
yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari
yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık,
Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun
idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu
taşınmazlardan bir tanesine fiilen el atılması karşısında, idarenin bu
eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte
yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak
uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal,
baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve
bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak
davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında
yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir
ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza
kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü
iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini
davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin
özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik
yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim,
yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı
kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü
İstimlak Kanunu’na uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması
sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava
Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız
fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan
adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
İdarenin
dava konusu taşınmazlardan 44336 Ada 1 Parsele kamulaştırmasız el atması
karşısında, bu taşınmaz bakımından el atmadan doğan zararın tazminine
yönelik olan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre
görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddine karar verilmesi
gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde, davanın görüm ve çözümünde ADLİ
YARGI yeri görevli olduğundan Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1589
KARAR NO : 2013/1740
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle
başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve
alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Ö.A.
Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekili :
Av. A.T.T.
O L A Y
: Davacı dava dilekçesinde özetle; davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. de
kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken, davalı kurumun
özelleştirilmesi sonucu 4046 sayılı yasanın 22.maddesi uyarınca diğer kamu
kurum ve kuruluşlarına nakledilmek üzere 31.07.2009 tarihinde adının Devlet
Personel Başkanlığına bildirildiğini,sonrasında 02.11.2009 tarihinde Yıldız
Teknik Üniversitesine memur olarak atandığını, nakil esnasında düzenlenen
maaş nakil ilmühaberinde ek ödemelerin düzenlenmediğinin fark edilmesi
üzerine eksikliklerin giderilmesi için davalı idareye yaptığı başvurunun
reddedildiğini belirterek, bu ret işleminin iptali ile mahrum kaldığını
ifade ettiği ek ödemelerin maaş nakil ilmühaberine ilave edilmesi istemiyle
idari yargıda dava açmıştır.
Davalı
Türk Telekomünikasyon A.Ş. Vekili süresi içerisinde sunduğu cevap
dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
İstanbul
4.İdare Mahkemesi; 03.11.2010 gün, E:2010/844, K:2010/2152 sayı ile özetle,
‘’… 406
sayılı Yasa’nın 1. maddesinde, “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk
hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin
kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom’a
uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin
2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır”
denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa’nın 1.
maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk
hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak
üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası
kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır” hükmüne yer verilerek Türk Telekoma
özgü farklı bir statü oluşturulmuş ve Türk Telekom’un özelleştirmeye
hazırlanması öngörülmüştür.
Türk
Telekom, hisselerinin tamamı Hazine’ye ait bulunmakta iken,1.7.2005
tarihinde yapılan ihale üzerine Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı
uyarınca,14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile %55 oranındaki
hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmiş bulunmaktadır.
Türk
Telekom, 406 sayılı Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirket
olup, hisse devir işlemleri tamamlanarak özelleştirilmiş bulunmakta ve
dolayısıyla kamu kurum ve kuruluşlarına uygulanan devir işlemleri tamamlanarak
özelleştirilmiş bulunmakta ve dolayısıyla kamu kurum ve kuruluşlarına
uygulanan mevzuatın Türk Telekoma uygulanmasına son verilmiş bulunmaktadır.
Yukarıda
yapılan açıklamalar doğrultusunda, Türk Telekom statüsü değiştirilmiş ve
kamu payı %50 nin altına düşmüş bulunmaktadır. Buna göre dava konusu işlem tesis
edildiği tarihte itibariyle davacının görev yaptığı kuruluşun özel hukuk
hükümlerine tabi bir kuruluş olması ve taraflar arasındaki ilişkinin özel
hukuk hükümlerine dayanması karşısında bakılan davanın görüm ve çözümünün
Adli Yargının görev alanına girdiği sonucuna ulaşılmıştır.’’ demek
suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir.
Bu
karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay 5. Dairesi
25.11.2011 gün, E:2011/2352, K:2011/6850 sayılı kararı ile özetle, imtiyaz
sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili kılınması
nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olan kimi kamusal
ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı yasa hükümleri ile,
kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ile ilgili olarak bazı
kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında
tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden
kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğunu
belirterek, kararın bozulmasına karar vermiştir.
Bu
karara karşı yapılan Karar Düzeltme Başvurusu üzerine Danıştay 5. Dairesi
05.12.2012 gün, E:2012/3194, K:2012/8336 sayı ile özetle, karar düzeltme
talebinin reddine karar vermiştir.
İstanbul 4. İdare Mahkemesi; Danıştay'ın bozma ilamına
uyduktan sonra, 12.02.2013 gün, E:2013/325 sayı ile özetle, davalı Türk
Telekomünikasyon A.Ş. vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. vekilince süresi
içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle
başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası ile birlikte Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; Telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel"
olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan
Türk Telekom'un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş
yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve
sermayesindeki kamu payı %50' nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu
niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğunu, özelleştirme kapsamında bulunan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden %
55'inin, Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketinin" % 55 oranındaki Hissesinin Blok
Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe
Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi
ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'ne satıldığını, Anayasa'nın 128. maddesinde,
"Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin
genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görülür" hükmünün yer aldığını,406 sayılı Yasa'nın Ek 29.
maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci
fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde
ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a)
bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen
asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde
Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için
Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret,
harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali
ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır..." denilmek
suretiyle yasa koyucu tarafından Türk Telekom'da çalışan kapsam dışı
personelin, kamu personeli sayıldığını, bu duruma göre, davalı Türk Telekom
hisselerinin devrinin fiilen gerçekleştiği tarihten sonra davacıyla davalı
Şirket arasındaki uyuşmazlığın, bir özel hukuk ilişkisi niteliğini taşıdığını,
öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinin
değişik 1 numaralı bendinde: "a) (Değişik: 8.6.2000-4577/5md) idari
işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile
hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal
edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları, c) (Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz
şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu
hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari
sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin
davalar" ın İdari dava türleri olarak sayıldığını, kural olarak, idari
yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara
bakılabileceğini, dolayısıyla, işlemin tesis edildiği tarihte davalı
mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.nin
davalı olması karşısında, ortada idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmenin olanaksız olduğunu, belirtilen tüm bu
hususlara göre, daha önce davalı şirkette görev yapmış olan davacının
isteminin, özelleştirilen kuruluş tarafından zımnen reddedilmesi üzerine
açılan davanın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı
yerinin görevli bulunduğunu belirterek, 2247 sayılı Kanun'un 10 ve 13.
maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinden 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş.
vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak
yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre
içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca,
davalı Türk Telekomünikasyon AŞ. Bakımından 10.maddede öngörülen biçimde
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş.de kapsam dışı personel olarak çalışmakta
iken, davalı kurumun özelleştirilmesi sonucu 4046 sayılı yasanın 22.maddesi
uyarınca diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmek üzere 31.07.2009
tarihinde adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında
02.11.2009 tarihinde Yıldız Teknik Üniversitesine memur olarak atanan
davacının, nakil esnasında düzenlenen maaş nakil ilmühaberinde ek
ödemelerin düzenlenmediğinin fark edilmesi üzerine eksikliklerin
giderilmesi için davalı idareye yaptığı başvurunun reddi üzerine, bu ret
işleminin iptali ile mahrum kaldığını ifade ettiği ek ödemelerin maaş nakil
ilmühaberine ilave edilmesi istemiyle açılmıştır.
1953
tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve
Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon
Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi
ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta
İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde
yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu Kanun
ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten sonra,
anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa
ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı %50’nin
altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003 tarihinden
önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı Yasa’nın Geçici 3.
maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK’nin ekindeki
“B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan kuruluşlar
listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD.bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki düzenleme,
Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek
suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli
ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde
Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için
Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret,
harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali
ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…” denilerek, yasakoyucu
tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile
kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı
Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı
Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu
emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle
yapılan başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle dava
açılmıştır.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı
Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:
“a) (Değişik: 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, İstanbul 4. İdare Mahkemesinin
Görevlilik Kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, İstanbul 4. İdare
Mahkemesinin 12.02.2013 gün, E:2013/325 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1590
KARAR NO : 2013/1741
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle
başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve
alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Ö.G.
Vekili :
Av. N.B.D.
Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekili :
Av. Ş.K.
O L A Y
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı Türk
Telekomünikasyon A.Ş. de kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken,4046
sayılı yasanın 22.maddesi uyarınca diğer kamu kurum ve kuruluşlarına
nakledilmek üzere 15.05.2010 tarihinde adının Devlet Personel Başkanlığına
bildirildiğini, sonrasında 30.10.2010 tarihi itibariyle davalı idare ile
ilişiğinin kesildiğini, nakil esnasında düzenlenen maaş nakil ilmühaberinde
davalı kurumdan almış olduğu en son maaş tutarının, ek ödemelerin
düzenlenmediğinin fark edilmesi üzerine eksikliklerin giderilmesi için
davalı idareye yaptığı başvuruya cevap verilmediğini belirterek, bu zımni
ret işleminin iptali ile hatalı olarak düzenlendiğini belirttiği maaş nakil
ilmühaberinin yeniden düzenlenerek mahrum kalınan parasal hakların faizi
ile birlikte ödenmesi istemiyle idari yargıda dava açmıştır.
Davalı
Türk Telekomünikasyon A.Ş. Vekili süresi içerisinde sunduğu cevap
dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Ankara 10.
İdare Mahkemesi; 16.02.2011 gün, E:2011/390, K:2011/212 sayı ile özetle,
‘’…1953
tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve
Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon
Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi
ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta
İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde
yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD.bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare: 12.5.2001-4673/6.
md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk
Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna
atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12
md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir.
İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim
Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin
ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının
aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu
tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca,Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6. Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki düzenleme,
Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek
suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği
açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 29.1.2000 tarihi
ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004 tarihleri arasında
geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin
genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret,harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı
Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:
“a) (Değişik: 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç,kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında,idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari
dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden; uyuşmazlığın, özel hukuk
hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varılmıştır.’’ demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar
vermiştir.
Bu
karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay 5. Dairesi
21.12.2011 gün, E:2011/4586, K:2011/7867 sayılı kararı ile özetle, imtiyaz
sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili kılınması
nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olan kimi kamusal
ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı yasa hükümleri ile,
kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ile ilgili olarak bazı
kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında
tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden
kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğunu
belirterek, kararın bozulmasına karar vermiştir.
Bu
karara karşı yapılan Karar Düzeltme Başvurusu üzerine Danıştay 5. Dairesi
18.01.2013 gün, E:2012/4099, K:2013/230 sayı ile özetle, karar düzeltme
talebinin reddine karar vermiştir.
Ankara 10. İdare Mahkemesi; Danıştay'ın bozma ilamına
uyduktan sonra, 12.04.2013 gün, E:2013/498 sayı ile özetle, davalı Türk
Telekomünikasyon A.Ş. vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. vekilince süresi
içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle
başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası ile birlikte Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; Telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel"
olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan
Türk Telekom'un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş
yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve
sermayesindeki kamu payı %50' nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu
niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğunu, özelleştirme kapsamında bulunan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden %
55'inin, Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketinin" % 55 oranındaki Hissesinin Blok
Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe
Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi
ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'ne satıldığını, Anayasa'nın 128. maddesinde,
"Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin
genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görülür" hükmünün yer aldığını,406 sayılı Yasa'nın Ek 29.
maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci
fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde
ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a)
bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen
asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde
Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için
Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret,
harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali
ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır..." denilmek
suretiyle yasa koyucu tarafından Türk Telekom'da çalışan kapsam dışı
personelin, kamu personeli sayıldığını, bu duruma göre, davalı Türk Telekom
hisselerinin devrinin fiilen gerçekleştiği tarihten sonra davacıyla davalı
Şirket arasındaki uyuşmazlığın, bir özel hukuk ilişkisi niteliğini
taşıdığını, öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
"İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2.
maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: "a) (Değişik:
8.6.2000-4577/5md) idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve
maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri
için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.)
Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan
uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan
her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan
uyuşmazlıklara ilişkin davalar" ın İdari dava türleri olarak
sayıldığını, kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceğini, dolayısıyla, işlemin
tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.nin davalı olması karşısında, ortada idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmenin
olanaksız olduğunu, belirtilen tüm bu hususlara göre, daha önce davalı
şirkette görev yapmış olan davacının isteminin, özelleştirilen kuruluş
tarafından zımnen reddedilmesi üzerine açılan davanın özel hukuk
hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğunu
belirterek, 2247 sayılı Kanun'un 10 ve 13. maddeleri gereğince, olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığı’na gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinden 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş.
vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak
yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre
içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca,
davalı Türk Telekomünikasyon AŞ. Bakımından 10.maddede öngörülen biçimde
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş.de kapsam dışı personel olarak çalışmakta
iken, 4046 sayılı yasanın 22.maddesi uyarınca diğer kamu kurum ve
kuruluşlarına nakledilmek üzere 15.05.2010 tarihinde adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen, sonrasında 30.10.2010 tarihi itibariyle davalı
idare ile ilişiği kesilen davacının, nakil esnasında düzenlenen maaş nakil
ilmühaberinde davalı kurumdan almış olduğu en son maaş tutarının, ek
ödemelerin düzenlenmediğinin fark edilmesi üzerine eksikliklerin
giderilmesi için davalı idareye yaptığı başvuruya cevap verilmemesi üzere,
bu zımni ret işleminin iptali ile hatalı olarak düzenlendiğini belirttiği
maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenerek mahrum kalınan parasal
hakların faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
1953
tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve
Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon
Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi
ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta
İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde
yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000
tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa’nın 1.
maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk
hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin
kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom’a
uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin
2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır”
denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa’nın 1.
maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk
hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak
üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası
kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD.bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin
(b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom
çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim
Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki düzenleme,
Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek
suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı
Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı
Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu
emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi
istemiyle yapılan başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle
dava açılmıştır.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı
Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:
“a) (Değişik: 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, Ankara 10. İdare Mahkemesinin
Görevlilik Kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 10. İdare
Mahkemesinin 12.04.2013 gün, E:2013/498 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1591
KARAR NO : 2013/1742
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1- F.Ş. 2- A.K. (E:2012/19 sayılı dosya bakımından)
Vekilleri
: Av. Ö.F.Y. & Av. E.Ç.
3- M.Ç.
(Birleşen
E:2012/142, K:2012/223 sayılı dosya bakımından)
Vekili :
Av. K.E.
Davalı :
Çankaya Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. D.B.
O L A Y :
Davacılar vekili 09.01.2012 günlü dava dilekçesinde F.Ş.ile A.K.’yı davacı,
Sağlık Bakanlığı ile Çankaya Belediye Başkanlığı’nı davalı olarak göstermek
suretiyle özetle; davacıların Ankara İli, Çankaya İlçesi, Karakusunlar
mevkiinde kain, 27511 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki
olduklarını, taşınmazın imar planında “sağlık alanı” olarak ayrıldığını
belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000
TL’nin faizi ile birlikte, davalı idarelerden tahsiline karar verilmesi
istemiyle adli yargı yerinde dava açmış olup, dava dilekçesi Ankara
9.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2012/19 sırasına kaydedilmiştir.
Davacılar
vekili 09.03.2012 günlü dava dilekçesinde M.Ç.’i davacı, Sağlık Bakanlığı
ile Çankaya Belediye Başkanlığı’nı davalı olarak göstermek suretiyle
özetle; davacının Ankara İli, Çankaya İlçesi, Karakusunlar mevkiinde kain,
27511 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduğunu, taşınmazın
imar planında “sağlık alanı” olarak ayrıldığını belirterek, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 5.000 TL’nin faizi ile birlikte,
davalı idarelerden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde
dava açmış olup, dava dilekçesi Ankara 7.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
E:2012/142 sırasına kaydedilmiş olmakla, Ankara 7. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin 16.05.2012 gün, E:2012/142, K:2012/223 sayılı kararı ile
dosyanın Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2012/19 sayılı dosyası ile
birleştirilmesine karar verilmiştir.
Davalı
Sağlık Bakanlığı vekili Ankara 9.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2012/19
sayılı dosyasında süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle,
görev itirazında bulunmuştur.
Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekili Ankara
9.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2012/19 sayılı dosyasında 1.celsede süresi
içerisinde beyanen özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesi; 24.05.2012 gün ve
2012/19 sayı ile, davalılar Çankaya Belediye Başkanlığı ile Sağlık
Bakanlığı vekillerinin görev itirazlarının reddine karar vermiştir.
Davalılardan Sağlık Bakanlığı
vekilinin, Ankara
9.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2012/19 sayılı dosyasında idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava
dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiş olup,
Danıştay Başsavcısı 04.10.2012 gün, E:2012/530 sayılı kararı ile 2247
sayılı Kanun’un 10.maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
karar vermiştir. Bu karara istinaden dosya Mahkememize gelmiş olmakla,
Uyuşmazlık Mahkemesi 24.12.2012 gün, E:2012/497, K:2012/419 sayı ile,
“Davanın çözümünde İdari Yargının görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Sağlık Bakanlığı vekilinin
görev itirazının reddine ilişkin Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
24.05.2012 gün, E:2012/19 sayılı kararının kaldırılmasına karar vermiştir.
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kararının
tebliğinden sonra, Ankara 9.Asliye Hukuk Mahkemesi, 02.04.2013 gün,
E:2012/19 sayı ile; ‘’Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı aleyhine açılan
asıl ve birleşen davanın bu dosyadan tefriki ile mahkememizin ayrı bir
esasına kayıt edilmesine…’’ karar vermiştir. Bu aşamadan sonra Ankara
9.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2012/19 sayılı dosyası, birleşen Ankara 7.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2012/142 sayılı dosyası ile birlikte Ankara 9.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2013/178 sırasına kaydedilmiştir.
Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekili Ankara
9.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2013/178 sayılı dosyasında 1.celsede beyanen
özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesi:
10.05.2013 gün ve E:2013/178 sayı ile özetle, davalı Çankaya Belediye
Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13.maddesinin (c) bendi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem’’, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın, taşınmazın
bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının
(b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,"
hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek,
2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa uyarınca yapılan incelemeye göre, Ankara 9.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2012/19 sayılı dosyasında davalılar Sağlık
Bakanlığı ve Çankaya Belediye Başkanlığı vekillerince anılan Yasa’nın
10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak görev itirazında
bulunulduğu, görev itirazının reddi üzerine davalı Sağlık Bakanlığı
vekilinin 12/1.maddede belirtilen süre içerisinde başvuruda bulunması
üzerine Danıştay Başsavcısınca davalı Sağlık Bakanlığı bakımından 2247 sayılı Yasa’nın 10.maddede
öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin
24.12.2012 gün, E:2012/497, K:2012/419
sayılı kararı ile, “Davanın çözümünde İdari Yargının görevli olduğuna, bu
nedenle Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Sağlık
Bakanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Ankara 9. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin 24.05.2012 gün, E:2012/19 sayılı kararının kaldırılmasına
karar verildiği, bu aşamadan sonra Ankara 9.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin,
02.04.2013 gün, E:2012/19 sayılı ara kararı ile; Davalı Çankaya Belediye
Başkanlığı aleyhine açılan asıl ve birleşen davanın bu dosyadan tefriki
ayrı bir esasa kaydına karar verilmesi üzerine Ankara 9. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin E:2012/19 sayılı dosyası, birleşen Ankara 7. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin E:2012/142 sayılı dosyası ile birlikte davalısı sadece
Çankaya Belediye Başkanlığı olacak şekilde Ankara 9. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin E:2013/178 sırasına kaydedilmiş olup, Davalı Çankaya Belediye
Başkanlığı bakımından birleşen Ankara 7.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
E:2012/142 sayılı dosyasında birleşme kararından önce 2247 sayılı Yasa’nın
10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak görev itirazında
bulunulduğu, birleşme aşamasından sonra da
Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2013/178 numarasını alan yeni
dosyada mahkemece 10.05.2013 gün, E:2013/178 sayı ile görev
itirazının reddine karar verildiği, sonrasında davalı Çankaya Belediye
Başkanlığı vekilince 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunulması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Çankaya Belediye
Başkanlığı açısından 2247 sayılı Yasa’nın
10.maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmış olup, netice itibariyle usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların hisseli taşınmazına, imar planında sağlık alanı olarak ayrılmak
suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları
saklı kalmak kaydı ile şimdilik 5.000 TL’nin davalı idareden tahsili istemiyle
açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen
ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle
eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz
edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar
ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara
bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında sağlık
alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı”nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, başvurusunun kabulü ile, davalı
Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 9. Asliye
Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN
KABULÜ ile, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ
REDDİNE İLİŞKİN Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 10.05.2013 gün ve E:2013/178 sayılı
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1602
KARAR NO : 2013/1749
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1-M.O., 2-E.O., 3-Y.O., 4-E.O., 5-M.O., 6-İ.O., 7-Ö.O. (Y.), 8-M.O.,
9-H.O.,10-A.O.
Vekilleri
: Av. İ.Ö. & Av. H.K.
Davalı :
Manavgat Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. F.A.
O L A Y : Davacılar vekili
özetle; davacıların Antalya İli, Manavgat İlçesi, Hisar Mahallesi, 1431
ada, 1 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduklarını, taşınmazın imar
planında belediye hizmet alanı olarak ayrıldığını belirterek, taşınmazın
davalı idare adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı
ile şimdilik 10.000 TL’nin faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline
karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Manavgat Belediye Başkanlığı vekili süresi
içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesi: 02.04.2013 gün ve
E:2012/599 sayı ile, davalı Manavgat Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Manavgat Belediye Başkanlığı
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve
düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon,
kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar
planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için
gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin
de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde
yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan
muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince
idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı
Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, davanın,taşınmazın bedelinin tazminat
olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Manavgat Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın
10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Manavgat Belediye
Başkanlığı açısından, davanın, taşınmazın
bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı
yönünden, 2247 sayılı Yasa’nın 10.maddede öngörülen biçimde olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların hisseli taşınmazına, imar planında
belediye hizmet alanı olarak
ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın
davalı idare adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı
ile şimdilik 10.000 TL’nin davalı idareden tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay
süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine
gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında belediye
hizmet alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin
iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu
uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında
idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının
mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın,
taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin
kısmı yönünden, başvurusunun kabulü ile, davalı Manavgat Belediye
Başkanlığı vekilinin görev itirazının Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesince
reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın,
davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması
istemine ilişkin kısmı yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı
Manavgat Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN
Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 02.04.2013 gün ve E:2012/599 sayılı
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1604
KARAR NO : 2013/1750
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1-C.G.Ankara 13.Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2012/586 sayılı dosyası
bakımından
2- M.B.,
3-A.G., 4-M.G., 5-M.T., 6-H.H.B.,7-H.İ.B., 8-T.B., 9- İ.K., 10-B.A.
(Birleşen
Ankara 4. Asliye Hukuk Mah’nin E:2013/133, K:2013/103 sayılı dosyası
bakımından)
Vekili :
Av. A.Y.
Davalı :
Çankaya Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. Ç.U.
O L A Y : Davacı C.G. vekili
özetle; davacının Ankara İli, Çankaya İlçesi, Cevizlidere Mahallesi, 27870
ada, 3 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduğunu, taşınmazın imar
planında park ve spor alanı olarak ayrıldığını belirterek, taşınmazın
davalı idare adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı
ile şimdilik 1.000 TL’nin faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline
karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmış olup, dava dilekçesi
Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2012/586 sırasına kaydedilmiştir.
Birleşen
dosyadaki davacılar vekili özetle; davacıların Ankara İli, Çankaya İlçesi,
Cevizlidere Mahallesi, 27870 ada, 3 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki
olduklarını, taşınmazın imar planında park ve spor alanı olarak ayrıldığını
belirterek, taşınmazın davalı idare adına tescili ile, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000 TL’nin faizi ile birlikte
davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava
açmış olup, dava dilekçesi Ankara 4.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2013/133
sırasına kaydedilmiş olmakla, Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
29.03.2013 gün, E:2013/133, K:2013/103 sayılı kararı ile dosyanın Ankara
13. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2012/586 sayılı dosyası ile
birleştirilmesine karar verilmiştir.
Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekili Ankara 13.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2012/586 sayılı dosyasında süresi içerisinde
sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi: 30.05.2013 gün ve
E:2012/586 sayı ile, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin görev
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı
vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması
yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir
örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi
uyarınca
tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar
planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma,
ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar planı uyarınca
yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda
gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem
niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan
"idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari
yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın
10'uncu maddesi uyarınca, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak
hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği
üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın
10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının
reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda
bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Çankaya Belediye
Başkanlığı açısından, davanın, taşınmazın
bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı
yönünden, 2247 sayılı Yasa’nın 10.maddede öngörülen biçimde olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının hisseli taşınmazına, imar planında park
ve spor alanı olarak
ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın
davalı idare adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı
ile şimdilik 1.000 TL’nin davalı idareden tahsili istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve
yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge
planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme
potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların
dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü
hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar
Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut
ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,
belediye sınırlar Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma
alanı”nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin
kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi
nezdinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942
sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının
iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa
Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”…
Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir
eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar
planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği
taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken
kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği
söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için
taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine
tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu
olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte
kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan
bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak,
davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda
bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el
atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan
zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu
edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava,
itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir.
Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı
merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye
yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu
yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz
başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle
reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan
davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı
idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan
olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev
uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin
görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal
haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel
başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde
verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve
başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının
yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna
ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından
usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu
derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını
bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir…
Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının
kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının
bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer
kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan
yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi
Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar
planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan
tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
ı içinde
kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır
veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik
dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden
itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili
idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan
edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye
başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye
meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye
ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya
ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde
onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21
md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve
ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak
ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün
içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen
imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar
planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir.
Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir
kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek
ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek:
3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak
üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa
konu parselin imar planında park ve
spor alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı,
kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi
gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı
Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar
planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin
tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar
planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine
yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b
maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında
idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte
yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması
nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine
dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat
davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle
Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013
tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü
üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden
değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından
kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir
eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma
işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz
zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis
edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda
olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya
devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının
taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması
nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu
olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak
idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158.
maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve
hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık
Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle,
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar
planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde
açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle
Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye
Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar
nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce
18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin
gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk
kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak
gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini
ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de
içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının
başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013,
Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve
E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan
kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların
idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın,
taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin
kısmı yönünden, başvurusunun kabulü ile, davalı Çankaya Belediye
Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesince
reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın,
davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması
istemine ilişkin kısmı yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı
Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN
Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 30.05.2013 gün ve E:2012/586 sayılı
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1605
KARAR NO : 2013/1751
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle
başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve
alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
E.U.
Vekili :
Av. M.D.
Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekilleri
: Av. N.E.
Dahili
Davalı : Milli Eğitim Bakanlığı
Vekili :
S.Y.
O L A Y
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, Çankırı İl Telekom
Müdürlüğü’nde kapsam dışı statüde çözümleyici unvanıyla görev yapmakta
iken, kurumun özelleştirilmesi nedeniyle 22.04.2010 tarihinde görevinden
ayrıldığını, 406 sayılı kanunun Ek 29. maddesi hükümlerine göre Çankırı
Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde programcı olarak göreve başladığını,
davacının maaş nakil ilmühaberini incelemesi sonucu ek ödemeler ve artış
miktarlarının maaş nakil ilmühaberine yansıtılmadığını tespiti üzerine
Çankırı Telekom İl Müdürlüğüne dilekçe ile başvurduğunu, ancak yasal süre
içerisinde cevap verilmediğini belirterek, bu zımni ret işleminin iptali
ile, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesine ve aradaki farkın faizi ile
birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle idari yargıda dava açmıştır.
Davalı
Türk Telekomünikasyon A.Ş. Vekili süresi içerisinde sunduğu cevap
dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Dahili
davalı Milli Eğitim Bakanlığı Hukuk Müşaviri süresi içerisinde sunduğu
cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.
Kastamonu
İdare Mahkemesi; 17.03.2011 gün ve E:2011/195, K:2011/190 sayılı kararı ile
özetle; “…1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta,
Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş, 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve
Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasayla değiştirilen
1.maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler,
Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.l), telekomünikasyon hizmetleri ise,
“Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi" tarafından yürütülecek şekilde
yeniden yapılandırılmıştır.
27.01.2000
tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1.maddesi ile 406 sayılı Yasa’nın 1.maddesine
eklenen dokuzuncu fıkrasında, “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk
hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin
kuruluş, teşkilat ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom
uygulanmaz. Sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987
tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır.” denilmiş;
anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasanın 1.maddesi ile
değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerinin
uygulandığı bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere,
kamu iktisadi teşebbüsleri de sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait
olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanacak mevzuat Türk
Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır.16.7.1965 tarihli ve
697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeni, sıkı yönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
kanunların hükümleri saklıdır.” Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanunun 14.maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22. maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye
tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve
kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız sayılır..."
denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2.maddesinin (c)
bendinin alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom; telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar bu Kanunun görev
sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten sonra, anılan (c)
bendinin birinci bendine 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen
üçüncü cümlesinde, “Ancak, Türk Telekomünikasyon kamu payı %50’nin altına
düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003 tarihinden önce de
olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı 3. maddesi ile de Türk
Telekomünikasyon A.Ş. 233 sayılı KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi
Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslar arası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom'un tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı hâzineye ait
bulunan hisselerden %55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146
sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %55
Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine
Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Kararı uyarınca, 14.11.2005
tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD... bedelle) Ojer
Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde;
4502
sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000 tarihi
itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki
cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 22.1.1996 gün ve E: 1995/1,K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam
dışı statüde çalışan personelin kurumlan ile olan ilişkilerinden doğan
anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki ilke kararı
kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13.maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek
22.maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, deröte ye sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin
olunur" hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı
Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü : (Ek
ibare: 12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekom’daki kamu payı %50’nin altına
düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda
Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört
yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur." Hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasanın anılan Ek 22.maddesi uyarınca,Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede; merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100(6.Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl
Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin
verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam
Dışı Personel Yönetmeliği" adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun
31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe
konulmuştur.
Anayasa’nın
128.maddesinin “Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel
kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu
görelileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29 maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda;Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekom’da çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığı’na bildirdikleri tarihe kadarki aylık
ücret, harcırah,sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile
diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır...”
denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
iş mevzuatına tabi kapsam dışı personel statüsünde çalışmakta iken 406
sayılı Kanun’un Ek 29. maddesi çerçevesinde başka kuruma nakli için Devlet
Personel Başkanlığı’na bildirilen ve 15.04.2010 tarihinde Çankırı İl Milli
Eğitim Müdürlüğü emrine programcı olarak atanan davacı; kurumun
özelleştirilmesi nedeniyle Devlet Personel Başkanlığı’na bildirimi
yapılırken maaş nakil belgesinin, kanunen almaya hak kazandığı ek ödemeler
olmaksızın düzenlendiğinden bahisle maaş nakil belgesinin (ilmühaberesinin)
ek ödemeye yer verilmeksizin düzenlenmesine ilişkin işlemin iptali ile bu
işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal hakların, doğma tarihlerinden
itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle dava
açmıştır.
İncelenen
uyuşmazlıkta davalı kurumun özel hukuk tüzel kişisi olması karşısında,
idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz
etmek olanaksızdır.
Buna
göre, Çankırı İl Telekom Müdürlüğü’nde kapsam dışı statüde çözümleyici
olarak çalışmakta iken kurumun özelleştirilmesi nedeniyle Çankırı İl Milli
Eğitim Müdürlüğü emrine programcı olarak ataması yapılan davacının, maaş
nakil belgesinin (ilmühaberesinin) kanunen almaya hak kazandığı ek
ödemelere yer verilmeksizin düzenlenmesine ilişkin işlemin, davalı kurumun
kamu hisselerinin %55’nin devrinden sonra tesis edilmesi ve davalı kurumun
özel hukuk tüzel kişisi olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında
açılmış idari bir davanın bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan,
dava konusu uyuşmazlığın görüm ve çözümünde, yukarıda aktarılan kanuni
düzenlemeler ve yapılan açıklamalar ışığında adli yargı yerinin (İş
Mahkemesi’nin) görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası'nın 15/1 -a
maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine” karar vermiştir.
Bu
karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay 5. Dairesi
26.12.2011 gün, E:2011/4594, K:2011/8207 sayılı kararı ile özetle, imtiyaz
sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili kılınması
nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olan kimi kamusal
ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı yasa hükümleri ile,
kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ile ilgili olarak bazı
kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında
tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden
kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğunu
belirterek, kararın bozulmasına karar vermiştir.
Kastamonu İdare Mahkemesi; Danıştay'ın bozma ilamına
uyduktan sonra, 14.03.2013 gün, E:2012/344 sayı ile özetle, davalı Türk
Telekomünikasyon A.Ş. ve dahili davalı Milli Eğitim Bakanlığı’nın görev
itirazlarının reddine karar vermiştir.
Davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. vekilince süresi
içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle
başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası ile birlikte Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; Telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel"
olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan
Türk Telekom'un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş
yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve
sermayesindeki kamu payı %50' nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu
niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğunu, özelleştirme kapsamında bulunan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden %
55'inin, Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketinin" % 55 oranındaki Hissesinin Blok
Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe
Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi
ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'ne satıldığını, Anayasa'nın 128. maddesinde,
"Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin
genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görülür" hükmünün yer aldığını,406 sayılı Yasa'nın Ek 29.
maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci
fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde
ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin
bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve
sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk
Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet
Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah,
sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük
hakları Türk Telekom tarafından karşılanır..." denilmek suretiyle yasa
koyucu tarafından Türk Telekom'da çalışan kapsam dışı personelin, kamu
personeli sayıldığını, bu duruma göre, davalı Türk Telekom hisselerinin
devrinin fiilen gerçekleştiği tarihten sonra davacıyla davalı Şirket
arasındaki uyuşmazlığın, bir özel hukuk ilişkisi niteliğini taşıdığını, öte
yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinin
değişik 1 numaralı bendinde: "a) (Değişik: 8.6.2000-4577/5md) idari
işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile
hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal
edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları, c) (Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz
şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu
hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari
sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin
davalar" ın İdari dava türleri olarak sayıldığını, kural olarak, idari
yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara
bakılabileceğini, dolayısıyla, işlemin tesis edildiği tarihte davalı
mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.nin
davalı olması karşısında, ortada idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmenin olanaksız olduğunu, belirtilen tüm bu
hususlara göre, daha önce davalı şirkette görev yapmış olan davacının
isteminin, özelleştirilen kuruluş tarafından zımnen reddedilmesi üzerine
açılan davanın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı
yerinin görevli bulunduğunu belirterek, 2247 sayılı Kanun'un 10 ve 13.
maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinden 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş.
vekili ile dahili davalı Milli Eğitim Bakanlığı Hukuk Müşavirinin anılan
Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptıkları görev
itirazının reddedilmesi ve davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. vekilinin
12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nca, davalı Türk Telekomünikasyon AŞ. bakımından
10.maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından,
görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Türk Telekom Müdürlüğü’nde kapsam dışı statüde çözümleyici unvanıyla görev
yapmakta iken 406 sayılı yasanın Ek 29 ve 4046 sayılı yasanın 22. maddeleri
uyarınca Çankırı İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne programcı olarak atamasının
yapılması sonucu, 22/04/2010 tarihinde yeni görevine başlayan davacı
tarafından maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yaptığı
başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile ek ödeme tutarlarının
ödenmesi ve maaş nakil ilmühaberine eklenmesi talebiyle açılmıştır.
1953
tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve
Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun
10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta
ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel
Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde
yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD.bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında
sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir
genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi
ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen
kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında
bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı
uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin
kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmüne yer
verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki düzenleme,
Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek
suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı
Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı
Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu
emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi
istemiyle yapılan başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle
dava açılmıştır.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı
Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:
“a) (Değişik: 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, Kastamonu İdare Mahkemesinin
Görevlilik Kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Kastamonu İdare
Mahkemesinin 14.03.2013 gün, E:2012/344 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
III-2247 SAYILI KANUNUN 14.
MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN KARARLAR
(OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI)
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/674
KARAR NO : 2013/1537
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 1-2918
sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari para
cezasının iptal edilmesi istemiyle açılan davanın
ADLİ YARGI YERİNDE,
2-2918
sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasına ilişkin
kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, davacı adına verilen idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
aracın geçici olarak trafikten men edilmesi kararı da verildiği ve idari
yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşıldığından 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3.maddesi ve aynı Kanun’un 27.maddesinin sekizinci
fıkrası hükmü bir arada değerlendirildiğinde İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1- T.S.2- N.S.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34…… plaka sayılı
aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle; 2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca,sürücü belgesi sahibi davacı T.S. adına 8.8.2012 tarih ve
GN-076687 seri-sıra numaralı, araç sahibi davacı N.S. adına 8.8.2012 tarih
ve GN-076688 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları
düzenlenerek ayrı ayrı 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu
tutanaklara istinaden düzenlenen 8.8.2012 tarih ve 0187615 sayılı Araç
Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek
muhafaza altına alınmıştır.
Davacı
T.S., adına verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle idari
yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
7. İDARE MAHKEMESİ: 2.11.2012 gün ve E:2012/1645, K:2012/1810 sayıyla; 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri
alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik
Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza
Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün
adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine
karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı
N.S., adına verilen idari para cezası ile araç trafikten men tutanağının
iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
7. İDARE MAHKEMESİ: 5.11.2012 gün ve E:2012/1504, K:2012/1816 sayıyla; 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri
alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik
Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde
bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün adli yargı yerine
ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş,
verilen karar kesinleşmiştir.
Davacılar,
bu kez kendi adlarına verilen idari para cezalarının iptal edilmesi
istemiyle ayrı ayrı dava dilekçeleri ile adli yargı yerine itirazda
bulunmuşlar, Mahkemece, dava dosya-larının birleştirilmesine ve davanın
2012/6835 esas numaralı dosya üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.
İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: 28.12.2012 gün ve D.İş:
2012/6835,
K:2012/6835 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun
27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına
giren kararın da verilmiş olması nedeniyle, davanın çözümünün idari yargı
yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş ,yapılan itiraz
İstanbul 52. Asliye Ceza Mahkemesi’nce kesin olarak reddedilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
İstanbul
3. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararı ile İstanbul 7. İdare
Mahkemesi’nin E:2012/1645, K:2012/1810 sayılı görevsizlik kararı arasında
davacı T.S. yönünden, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen
görevsizlik kararı ile İstanbul 7. İdare Mahkemesi’nin E:2012/1504,
K:2012/1816 sayılı görevsizlik kararı arasında davacı N.S. yönünden idari
para cezasının iptali istemiyle açılan dava açısından 2247 sayılı Yasa’nın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli
yargı dosyasının, davacıların istemi üzerine son görevsizlik kararını veren
Mahkemece 15. maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararlarına
ilişkin dava dosyaları temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de;
Başkanlık yazısıyla, idari yargı kararlarının kesinleşme durumunu gösteren
onaylı örneklerinin Mahkemesinden istenildiği ve sonuçta usule ilişkin
işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davacı T.S.
tarafından açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargının, davacı N.S.
tarafından açılan davanın görüm ve çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlen-dirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün, davacı T.S. tarafından açılan davanın görüm ve çözümünde adli
yargının, davacı N.S. tarafından açılan davanın görüm ve çözümünde idari yargının görevli
olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezalarının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda (116. maddedeki itiraz
yolu hariç) görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer
verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı Kanun’un 20.maddesi ile yapılan
değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara
hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir
atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre
idari yargının görev alanında görmüştür.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19.
maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde,
“(1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır” denilmiştir.
“Başvuru
yolu” başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise "idari
para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım
kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç
onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde
başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir"
düzenlemeleri yer almıştır.
Aynı maddenin, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrasında
ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu
işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala
bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezalarının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli
mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun
5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, somut
olayda, davacı T.S. yönünden görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı
Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan
davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı
bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu, davacı N.S. yönünden,
davacı adına verilen idari
para cezasına konu işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak aracın geçici olarak trafikten men
edilmesi kararı da verildiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği
anlaşıldığından; idari para cezasına ilişkin
kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur. Bu nedenle, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la
değişik 3. maddesi ve aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la
eklenen sekizinci fıkra hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca
davacı N.S.’e verilen para cezasına karşı açılacak davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli
olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nce davacı T.S.’in açtığı dava
nedeniyle verilen görevsizlik kararı ile İstanbul 7. İdare Mahkemesi’nce
verilen E:2012/1504, K:2012/1816 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ : Davacı T.S.
tarafından açılan davanın çözümünde ADLİ YARGININ, davacı N.S. tarafından
açılan davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle
İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nce, davacı T.S.’in açtığı dava nedeniyle
verilen 28.12.2012 gün ve D.İş: 2012/6835, K:2012/6835 sayılı GÖREVSİZLİK KARARI
ile İstanbul 7. İdare Mahkemesi’nce verilen 5.11.2012 gün ve E:2012/1504,
K:2012/1816 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/905
KARAR NO : 2013/1538
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve
aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal
edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27/8. maddesi
hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Kocaeli Tur Seyahat Acentesi Ltd. Şti.
Vekili :
Av. N.A.S.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 41...... plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca, sürücü belgesi sahibi Y.T. adına 13.11.2012 tarih ve GO-508290
seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek
1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden
düzenlenen 13.11.2012 tarih ve 0226201 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı
ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı vekili, idari para cezası ile aracın 60 gün süre
ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle adli
yargı yerine itirazda bulunmuştur.
PENDİK 1. SULH CEZA MAHKEMESİ: 20.11.2012 gün ve D.
İş:2012/1137 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine
göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın
da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait
olduğu gerekçesiyle Uyuşmazlık Mahkemesinin benzer kararlarına da
dayanılarak itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar
itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde
dava açmıştır.
İSTANBUL
6. İDARE MAHKEMESİ: 26.11.2012 gün ve E:2012/2155, K:2012/2378 sayıyla;
2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak
geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik
Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza
Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün
adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine
karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının
‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi
gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde
yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi
gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve
idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15.
maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası temin edilmeden
Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği, Başkanlık yazısıyla adli yargı
kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin Mahkemesinden
getirtildiği ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği
ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı
açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1)
numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varmıştır.
Uyuşmazlığın,
motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına
gelince:
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya
konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi
hususunun sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı
Kanun’un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için kara nakil
aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici
istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait
olmaktadır.
Buna göre, 2918 sayılı
Yasa’nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının
çözüm yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:
30.3.2005
tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. Maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına
ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının
5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden
biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına
itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
idari yargının görev alanına giren kararın (aracın
geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte
dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari
para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve
aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra
hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının
ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali
istemiyle açılan davanın çözümünde idari
yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 6.
İdare Mahkemesi’nin 26.11.2012 gün ve E:2012/2155, K:2012/2378 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/942
KARAR NO : 2013/1540
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılan
davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : G-S Turizm Taşımacılık ve
Servis Ticaret A.Ş.
Vekili :
Av. Ç.H.
Davalı : İstanbul Valiliği
O L A Y : Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan
denetimler sırasında 34..... plaka sayılı aracın amaç dışı kullanıldığının
tespit edildiğinden bahisle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek
2/3. madde ve fıkrası uyarınca, davacı adına 1.10.2012 tarih ve GO-504201
seri-sıra numaralı Trafik İdari
Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.950,00 TL
idari para cezası verilmiştir.
Davacı vekili, idari para cezasının iptali istemiyle
adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.
BAKIRKÖY
2. SULH CEZA MAHKEMESİ: 19.12.2012 gün ve D. İş:2012/1214, K:2012/1214 sayı
ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari para
cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş
olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar
kesinleşmiştir.
Davacı vekili, aynı istemle idari yargı yerinde dava
açmıştır.
İSTANBUL 4. İDARE MAHKEMESİ: 12.2.2013 gün ve
E:2013/339, K:2013/324 sayı ile, 2918
sayılı Kanun’da, bu Kanun uyarınca verilecek idari para cezalarına karşı
yapılacak itirazlar için görevli mahkeme gösterilmediğinden, Kabahatler
Kanunu uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle
davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği…” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz
önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve
idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının; davacı
vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece 15.
maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava
dosyası temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; Başkanlık
yazısıyla, dava dilekçesi ile adli yargı kararının kesinleşme durumunu
gös-teren onaylı birer örneklerinin Mahkemesinden getirtildiği ve sonuçta
usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği
ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.
30.3.2005
gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 6.12.2006 gün ve 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, " (1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"; Kanunun “Başvuru yolu” başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında
ise "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin
idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden
itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu
süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı
kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır.
Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer Kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli
mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun
5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli
mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate
alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde,
anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı
yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Bakırköy 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen görevsizlik
kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bakırköy 2.
Sulh Ceza Mahkemesi’nin 19.12.2012 gün ve D. İş:2012/1214, K:2012/1214
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/943
KARAR NO : 2013/1541
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasına ilişkin
kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 3.maddesi ve aynı Kanun’un 27. maddesinin sekizinci fıkrası
hükmü bir arada değerlendirildiğinde İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : O.A.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34...... plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca, sürücü belgesi sahibi davacı adına 19.9.2012 tarih ve GO-04214
seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek
1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden araç
sahibi Orijinal Organizasyon Taşımacılık Lojistik Danışmanlık Şirketi adına
düzenlenen 19.9.2012 tarih ve 0203608 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı
ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle adli
yargı yerine itirazda bulunmuştur.
PENDİK 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: 10.12.2012 gün ve D.
İş:2012/1009, K:2012/1009 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8.
maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren
kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine
ait olduğu gerekçesiyle Uyuşmazlık Mahkemesinin benzer kararlarına da
dayanılarak itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar
itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava
açmıştır.
İSTANBUL
4. İDARE MAHKEMESİ: 12.2.2013 gün ve E:2013/203, K:2013/330 sayıyla; 5326
sayılı Kanun’da idari para cezalarına karşı başvuru yolu
gösterilmediğinden, davacının idari para cezasına karşı açtığı kamu
davasında davanın görev yönünden reddine, davacının araç men tutanağının
iptali istemiyle açtığı davanın ehliyet yönünden reddine karar vermiş,
verilen karar kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir.
Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve
idari yargı yerleri arasında, “idari para cezası” ile ilgili olarak açılan
kamu davasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde
olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının davacının istemi
üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası temin
edilmeden Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği, Başkanlık yazısıyla adli
yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin Mahkemesinden
getirtildiği ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği
ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Kanun’un Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda (116. maddedeki itiraz
yolu hariç) görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi;
12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten
önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli
mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış
olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının
görev alanında görmüştür.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19.
maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde
“(1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır” denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına
ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda
aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli
mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların
da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka
aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
aracın geçici olarak trafikten men edilmesi kararı da verildiği ve idari
yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşıldığından;
idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve aynı
Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra hükmü
bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasına karşı
açılacak davanın çözümünde idari yargı
yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 4.İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle , İstanbul 4.
İdare Mahkemesi’nin 12.2.2013 gün ve E:2013/203, K:2013/330 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/967
KARAR NO : 2013/1543
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 2918 sayılı Yasa’nın
Ek 2/3 ve 34. maddeleri uyarınca verilen para cezasının ve aracın 60 gün
süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi iste-miyle
açılan davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27/8. maddesi hükümleri uyarınca
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.K.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34...... plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının ve araç muayene süresinin
geçirildiğinin tespit edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun Ek 2/3 ve 34. maddeleri uyarınca, sürücü belgesi sahibi R.K.
adına 17.8.2012 tarih ve GN-535251 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para
Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu
tutanağa istinaden araç sahibi davacı adına düzenlenen 17.8.2012 tarih ve
0191414 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile
trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari
yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
6. İDARE MAHKEMESİ: 31.10.2012 gün ve E:2012/1699, K:2012/1986 sayıyla;
2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak
geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara
Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh
Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın
çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden
reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez, aynı istemle adli yargı yerine itirazda
bulunmuştur.
KÜÇÜKÇEKMECE 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: 1.2.2013 gün ve D.
İş:2013/78, K:2013/78 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8.
maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren
kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine
ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş,
yapılan itiraz Küçükçekmece 6.Asliye Ceza Mahkemesi’nce kesin olarak
reddedilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu
görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdari ve
adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının davacının
istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece 15. maddede
belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası
temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; Başkanlık yazısıyla, idari
yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin Mahkemesinden
getirtildiği ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık
bulun-madığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği
ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası ile 34. maddesi uyarınca
verilen idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men
edilmesine ilişkin tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Araçların tescil edildikleri amacın
dışında kullanılması” başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden izin veya
ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan
kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin
sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak,
fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş
kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile
trafikten men edilir”, 34. maddesinde ise, “Trafiğe çıkarılacak motorlu
araçların teknik şartlara uyup uymadığı ekonomik yapıları da, dikkate alınmak
suretiyle belirli zamanlarda muayene edilerek tespit edilir.
……
Muayene
süresi geçirilen veya sahip değiştirme hali hariç, özel muayene
yaptırılması zorunlu olduğu halde yaptırılmamış araçları kullanan
sürücüler, 1 800 000 lira para cezası ile cezalandırılırlar.
(Ek fıkra : 16/7/2004 –
5228/44 md.) Bu araçlar trafikten men edilir ve en yakın muayene
istasyonuna gönderilirler” hükmü yer
almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı
açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı
bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.
Uyuşmazlığın,
motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına
gelince:
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya
konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi
hususunun sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı
Kanun’un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için kara nakil
aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici
istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait
olmaktadır.
Buna göre, 2918 sayılı
Yasa’nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının
çözüm yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:
30.3.2005
tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına
ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
idari yargının görev alanına giren kararın (aracın
geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte
dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari
para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve
aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra
hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası ve 34. maddesi uyarınca verilen
para cezasının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
kararın iptali istemiyle açılan davanın
çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, İstanbul 6.
İdare Mahkemesi’nin 31.10.2012 gün ve E:2012/1699, K:2012/1986 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1092
KARAR NO : 2013/1546
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Davacının özürlü olması nedeniyle 2022 sayılı Yasa uyarınca özürlü
maaşından faydalanmak istemiyle yaptığı başvurunun, özürlülük oranının
düşük olduğundan bahisle reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan
davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : A.B.
Vekili : Av. Ö.F.D.
Davalı :
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
Vekili :
Av. N.Ö.
O L A Y : Davacı vekili 21.11.2008 havale tarihli
dilekçesi ile; davacı A.B.’un özürlü aylığı almak için T.C. Emekli Sandığı
Genel Müdürlüğü’ne başvurduğunu, davalı kurumun Malatya Üniversitesi Tıp
Fakültesinden alınan rapora istinaden kendisinin %39 oranında özürlü
olduğunu belirterek aylık talebini reddettiğini, davalı kurumun tespitine
itibar edilemeyeceğini, davacının gözüyle birlikte ayaklarında da ciddi
problemler bulunduğunu, Malatya Üniversitesi Turgut Özal Tıp Fakültesi
tarafından sadece gözdeki arızanın değerlendirildiğini ileri sürerek, bu
nedenle, davacının gerçek özürlü oranını tespiti istemiyle Emekli Sandığı
Genel Müdürlüğüne karşı adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı vekili; cevap dilekçesinde, 2022 Sayılı Kanun
uyarınca tesis edilen idari işleme karşı dava açılmış olduğundan davaya
bakmakla idare mahkemelerinin görevli olduğuna, bu nedenle davanın görev
yönünden reddine karar verilmesine, aksi takdirde davalı kurumca belirlenen
özürlülük oranının ve yapılan işlemin 2022 Sayılı Kanun ile ilgili
yönetmelik uyarınca usul ve yasaya uygun olduğunu bu nedenle davanın
reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Adıyaman 1.Asliye Hukuk Mahkemesi 26.10.2011 gün
E:2008/646, K:2011/525 sayı ile;
Davacının özürlülük oranının belirlenmesi için İstanbul
Adli Tıp Kurumu Başkanlığına sevki üzerine, kurumun 27.8.2011 tarihli
raporu ile, “davacının yaşına göre %45,0 oranında meslekten kazanma
gücünden kaybetmiş sayılacağı”nın tespit edildiği, Adli Tıp Kurumu raporu
ve tüm dosya kapsamına göre davacı küçüğün özürlük oranı davalı kurumca her
ne kadar %28 oranında tespit edilmiş ve bu nedenle aylık bağlanması için
gerekli olan %40 özürlük oranını taşımayan davacı hakkında aylık bağlanma
işlemi yapılmayacağı bildirilmiş ise de; Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3.
İhtisas Kuruluna yaptırılan inceleme sonucu meslekten kazanma gücünün %45
oranında kaybedildiği tespit edildiğinden bu durumun tespitine dair karar
vermek gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının yaşına göre %45,0
oranında meslekten kazanma gücünden kaybetmiş olduğunun tespitine karar vermiş,
bu karar davalı idarece temyiz edilmiş ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin
26.01.2012 gün ve E:2012/206, K:2012/961 sayılı kararı ile bu davanın İş
Mahkemesinin görev alanına girdiğinden bahisle bozulmuştur.
ADIYAMAN İŞ MAHKEMESİ: 9.11.2012 gün ve E:2012/278,
K:2012/369 sayı ile, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin kararlarında 2022 Sayılı
Kanun hükümlerinin uygulanacağı durumlarda ve davanın bir tarafının Emekli
Sandığı Genel Müdürlüğü olması nedeniyle bu tür davalara İş Mahkemelerinde
bakılamayacağı, bu tür davalarda idari yargının görevli olduğunun
belirtildiği, dosya arasında bulunan Yargıtay 10 HD.’nin örnek 2009/17926
Esas, 2010/3967 karar nolu ilamında da bu şekilde karar verildiği, görevin
kamu düzenine ilişkin olduğu anlaşılmakla davanın yargı yolu bakımından
reddine, mahkemelerinin görevsizliğine karar vermiş bu karar
kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez davacının özürlülük oranının %45
olduğunun tespiti ile özürlü aylığı almak için yapılan başvurunun özürlülük
oranının %39 olduğu nedeniyle reddine ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu
Başkanlığının 9.4.2008 gün ve 94.832.088.2 sayılı işleminin iptali
istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
ŞANLIURFA İDARE MAHKEMESİ: 27.2.2013 gün ve E:2012/4530,
K:2013/575 sayı ile, davacının özürlülük oranının %45 olduğunun tespiti ile
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının 9.4.2008 tarih ve 94.832.088.2 sayılı
işleminin iptali istemi ile iş bu davanın açıldığı anlaşılmakta ise de,
5510 sayılı Kanun hükümleri uyarınca uyuşmazlığın görüm ve çözümü anılan
Kanunun 101. maddesi uyarınca İş Mahkemelerinin görev alanına girdiği
gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar
kesinleşmiştir.
Davacı vekili adli ve idari yargı yerlerince verilen
görevsizlik kararı nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi
istemiyle başvuru da bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Adli ve idari yargı yerleri
arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının davacı vekilinin istemi üzerine
son görevsizlik kararını veren Mahkemece adli yargı dosyası ile birlikte
Mahkememize gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan
görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının özürlü olması nedeniyle özürlü maaşından
faydalanmak istemiyle yaptığı başvurunun özürlülük oranının düşük
olduğundan bahisle reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve
Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun 2.
Maddesinin b bendinin ikinci fıkrasında:
“…Nafaka bağlanan veya nafaka bağlanması mümkün
olanlar ile sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi birinden her ne nam
altında olursa olsun gelir veya aylık hakkından yararlanan durumunda ya da
uzun vadeli sigorta kolları açısından zorunlu olarak sigortalı olunması
gereken bir işte çalışan durumunda kendisine bakmakla yükümlü bir yakını
bulunan engelli çocuklar hariç olmak kaydıyla; Türk vatandaşı olan, 18
yaşını tamamlamamış ve ilgili mevzuatı çerçevesinde alınacak sağlık kurulu
raporu ile engelli oldukları kanıtlanmış durumundaki engelli yakınlarının
bakımını üstlenen Türk vatandaşlarından, her ne nam altında olursa olsun
her türlü gelirler toplamı esas alınmak suretiyle hane içinde kişi başına
düşen ortalama aylık gelir tutarı 16 yaşından büyükler için belirlenmiş
olan asgari ücretin aylık net tutarının 1/3’ünden daha az olan ve Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından muhtaç olduğuna karar
verilenlere muhtaçlık hâli devam ettiği müddetçe ve bakım ilişkisini fiilen
gerçekleştirmeleri kaydıyla, (3.240) gösterge rakamının memur aylık
katsayısı ile çarpımından bulunacak tutarda aylık bağlanır.
Birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri kapsamına
giren engellilerden veya ikinci fıkra gereğince aylık bağlanacak engelli
yakınlarından, her ne nam altında olursa olsun her türlü gelirler toplamı
esas alınmak suretiyle, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir
tutarı, 16 yaşından büyükler için belirlenmiş olan asgari ücretin aylık net
tutarının 1/3’ünden fazla olanlar ile aynı tutardan fazla gelir sağlaması
mümkün olan kimseler muhtaç kabul edilemez ve kendilerine aylık
bağlanamaz…”hükmüne yer verilmiş, bu Kanunun 4. maddesi uyarınca, kanunda
belirtilen aylıklardan yararlanabileceklerin başvuru şekli hak sahipliğinin
tespiti, kontrolü ve aylıklarının ödenmesine ilişkin usul ve esasları
belirlemek amacıyla 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk
Vatandaşları ile Özürlü ve Muhtaç Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması
Hakkında Yönetmelik 25.1.2013 gün ve 28539 sayılı Resmi Gazetede
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
20.6.2006 gün ve 26204 sayılı Resmi Gazetede
yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlemin tesis edildiği
(9.4.2008) tarihte de yürürlükte olan 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve
Kimsesiz Türk Vatandaşları ile Özürlü ve Muhtaç Türk Vatandaşlarına Aylık
Bağlanması Hakkında Yönetmeliğin 12. maddesi ile “(1) 2022 sayılı Kanuna
göre özürlü veya başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek
şekilde özürlü olmaları nedeniyle aylık bağlanacak olanların Özürlülere
Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre
aldıkları sağlık kurulu raporları, sandıkça görevlendirilecek bir uzman
hekimin başkanlığında Çalışma ve Sosyal Güvenlik ile Sağlık Bakanlıklarınca
görevlendirilecek birer uzman hekimden oluşan 3 kişilik Sağlık Kurulu
tarafından incelenerek karara bağlanır. Sağlık Kurulu, üye tamsayısı ile
toplanır ve oy çokluğu ile karar verir. Kurul, toplantı gün ve saatlerini
haftada iki günden az olmamak üzere kendi tespit eder.
(2) Sağlık Kurulu gerekli gördüğü hallerde, ilgilinin;
a) Raporu veren hastanenin sağlık kurulunca,
b) Raporu veren yer dikkate alınarak bir başka
hastanenin sağlık kurulunca,
tekrar muayenesini isteyebileceği gibi ek veya yeni bir
sağlık kurulu raporu düzenlenmesini de isteyebilir” hükmüne yer vermiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davacının 2022 sayılı Kanun uyarınca
özürlü aylığı talebi üzerine dilekçe ekinde gönderilen Adıyaman Devlet
Hastanesi sağlık kurulundan verilmiş 6.1.2008 tarih ve 1051 sayılı raporun
anılan kanun ile ilgili Yönetmeliğinin 12. maddesi gereğince Sosyal
Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sağlık Kurulunda 17.3.2008 tarihinde incelenerek
hakkında %28 sürekli özürlü kararı verildiği, ancak 2022 Sayılı Kanun ile
ilgili Yönetmeliğin 10. maddesi; 2022 Sayılı Kanun uygulanmasında;
a- çalışma güçlerini %40 ile %69 oranında kaybedenler “özürlü”
b-Çalışma
güçlerini %70 ve üzerinde kaybedenler ise “Başkasının yardımı olmaksızın
hayatını devam ettiremeyecek şekilde özürlü” olarak kabul edileceği hükmüne
amir olduğundan çalışma gücü kaybı derecesinin sözü edilen yönetmelikte ön
görülen derecenin altında bulunduğundan tarafına aylık bağlanmasına imkan
bulunmadığı yönündeki 9.4.2008 gün ve 94.832.088.2 sayılı işlemle istemin
reddedildiği anlaşılmıştır.
01.01.1977
tarihinde yürürlüğe giren 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz
Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında 2022 Sayılı Kanun’un 2.
maddesinde, anılan Kanun’un 1 ve ek 1. maddelerinde öngörülen koşulların
varlığı durumunda hak sahiplerine aylıkların Emekli Sandığı aracılığı ile
bağlanacağı ve ödeneceği belirtilerek, 3. maddesinde, bu aylıkların
başlangıç tarihinin, ilgililerin Emekli Sandığı’na yapacakları yazılı başvurularını
izleyen ay başı olduğunun açıklandığı, 5434 Sayılı Emekli Sandığı
Kanunu’nun 1. maddesiyle; Maliye Bakanlığı’na bağlı olmak ve bu Kanun’da
yazılı emeklilik işlerini görmek üzere Ankara’da, tüzel kişiliğe sahip Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı kurulduğu, 20.05.2006 tarihli Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe giren 5502 Sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu’nun
43. maddesiyle, 5434 Sayılı Kanun’un bazı maddelerinin yürürlükten
kaldırıldığı, devredilen kurumlar ve devre ilişkin hükümler içeren geçici
1. maddesiyle de, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığının, hiçbir işleme
gerek kalmaksızın, bu Kanun’un yürürlük tarihi itibarıyla, görevleri ile
birlikte, 1. maddeye dayanılarak kurulan kamu tüzel kişiliğine sahip
Sosyal Güvenlik Kurumu’na devredildiği açıktır.
Bu
düzenlemeden sonra, 23.3.2007 gün ve 26471 sayılı Resmi Gazetede
yayımlanarak yürürlüğe giren 5597 sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında
Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 2.
maddesiyle, 1.7.1976 tarihli 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz
ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun 8.
maddesinin ikinci fıkrası “Bu Kanun uyarınca yetkili hastanelerden alınan
sağlık kurulu raporları; Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından
görevlendirilecek üç uzman hekimden oluşan sağlık kurulunca karara
bağlanır. İhtiyaç halinde, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından
aynı usul ve esaslar dahilinde birden fazla sağlık kurulu oluşturulabilir.”
şeklinde değiştirilmiş;
19.8.2008
gün ve 26972 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun 7. maddesi ile, 2022 Sayılı Yasanın 8. maddesi
“Sosyal Güvenlik Kurumu, İl veya İlçe İdare Kurullarının alacakları
muhtaçlık kararlarını esas alarak aylık bağlar. Kurum gerektiğinde, aylık
almaya başvuranların gelir, yaşam düzeyi ve varlıkları hakkında,
belirleyeceği yöntemlerle inceleme yapmaya ve yaptırmaya, resmi ve özel
idare müessese ve ortaklarından ve şahıslardan bilgi ve belge istemeye
yetkilidir.
Aylık
bağlanmasında İl veya İlçe İdare Kurullarının alacakları muhtaçlık
kararlarıyla birlikte bu Kanunun gerektirdiği hallerde yetkili
hastanelerden alınan sağlık kurulu raporları esas alınır. Aylık
bağlanmasına esas belgelerin eksik olmaması halinde aylık bağlama işlemi
yapılır.
Birinci
ve ikinci fıkralar çerçevesinde aylık bağlama işleminden sonra yapılacak
incelemeler sonucunda, aylık bağlama kararını etkileyecek durumların tespit
edilmesi halinde tespit edilen eksikliklerin giderilmesi için durum aylık
bağlanana iadeli taahhütlü, ilgili idareye de adi posta ile bildirilir.
Eksikliklerin giderilmemesi halinde tebligat tarihinden itibaren üç aylık
sürenin sona erdiği tarihin içinde bulunduğu ödeme döneminin sonunda aylık
kesme veya düzeltme işlemi yapılır ve fazla ödenen tutarlar geri alınır.
Gerçeğe Aykırı sağlık kurulu raporu düzenlediği veya bu nitelikteki
raporlara dayanarak aylık aldığı tespit edilenler hakkında Türk Ceza
Kanununun ilgili hükümlerine göre işlem yapılır.
Bu madde
kapsamında aylık bağlamaya esas sağlık kurulu raporlarını düzenlemeye
yetkili sağlık kuruluşlarının belirlenmesi ile bu raporların alınmasına
ilişkin diğer usul ve esaslar Sağlık Bakanlığı ile Kurum tarafından
birlikte hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.” şeklinde değiştirilerek;
aynı Kanunun 8. maddesi ile de 2022 Sayılı Kanuna ek 2 nci madde eklenerek,
“bu kanun kapsamında yapılan müracaatların kabulü ve aylık bağlanması
işlemleri, teşkilatlanmalarının tamamlanmasından sonra Sosyal Güvenlik İl Müdürlükleri
veya Sosyal Güvenlik Merkezleri tarafından yerine getirilir.
Diğer
mevzuatta daha önce bu Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca
oluşturulan sağlık kurullarına yapılan atıflar, 31.5.2006 tarihli ve 5510
sayılı Kanunla kurulan Kurum Sağlık Kuruluna yapılmış sayılır.” denilmiştir.
2.11.2011
gün ve 28103 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazetelerde Yayımlanarak yürürlüğe
giren 622 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde
Kararnamenin 9. maddesi ile, 1.7.1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını
Doldurmuş, Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması
Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “İl veya
İlçe İdare Heyetlerinden” ibaresi “İl veya İlçe Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Vakıflarından”, 8 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında
yer alan “İl veya İlçe İdare Kurullarının” ibareleri “İl veya İlçe Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının” olarak değiştirilmiş;
2.8.2013
gün ve 28726 sayIlı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6495 sayılı
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun ile de, 2022 Sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında
geçen “Emekli Sandığına” ibaresi, “Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Vakıflarına” şeklinde, ikinci fıkrasında geçen “Sosyal Güvenlik Kurumu”
ibaresi, “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” şeklinde ve 4 üncü maddesinde
geçen “usul ve kullanılacak belgeler, Maliye ve Sosyal Güvenlik
Bakanlıklarınca” ibaresi “usul ve esaslar ile kullanılacak belgeler, Maliye
Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından” şeklinde
değiştirilmiştir.
Belirtilen
bu mevzuat hükümleri karşısında, 6495 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği
2.8.2013 tarihinden itibaren 6022 Sayılı Kanun kapsamında 65 Yaşını
doldurmuş muhtaç, güçsüz ve kimsesiz Türk Vatandaşlarına yaşlılık aylığının
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca bağlanacağı, ancak davanın
somutunda olduğu gibi bu tarihten önce tesis edilen işlemler yönünden T.C.
Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün ve bilahare bu Kurumun devredildiği
Sosyal Güvenlik Kurumunun yetkisinin devam ettiği (nitekim 6022 Sayılı
Kanunda bu konuda geçmişe etkili geçici bir madde yer almamaktadır),
davacının 5510 Sayılı Sosyal Güvenlik Kanununun T.C. Emekli Sandığı
iştirakçileri ve bunların emeklileri yönünden yürürlüğe girdiği 1.10.2008
tarihinden önce kendisine yaşlılık aylığı bağlanması istemiyle T.C. Emekli
Sandığı Genel Müdürlüğüne başvurduğu ve hakkındaki olumsuz işlemin 9.4.2008
tarihinde tesis edildiği, Uyuşmazlık Mahkemesinin 9.4.2012 tarih ve E.
2012/38, K:2012/76 sayılı kararında da belirtildiği üzere, doğan ihtilafın
muhatabının memur yada kamu görevlisi olmamasına karşın, 1.7.1976 tarih ve
2022 Sayılı Kanunun (halen değişik) 2 nci maddesi uyarınca aylık bağlama
işleminin T.C. Emekli Sandığınca (devredilen) gerçekleştirileceği ve bu
kurumun işlemlerinin de 1.10.2008 tarihi öncesinde idari işlem mahiyetinde
olup, denetiminin de idari yargının görevinde bulunması gerçeği karşısında,
davada idari yargının görevli olduğu açıktır. 2022 Sayılı Kanun kapsamında
aylık bağlama ya da buna esas olmak üzere aylık için başvuranların yaşam
düzeyi ve gelir durumu ile ilgili olarak gerekli incelemelerin yapılması,
özel veya resmi idare, müessese ve ortaklıklarından ve şahıslardan bilgi ve
belge istenmesi gibi alt idari işlemlerin de bu kapsamda değerlendirileceği
ve bunlarla ilgili ihtilafların da idari yargının görevine girdiği de
izahtan varestedir.
Yeri
gelmişken hemen işaret etmek gerekir ki 2.8.2013 tarihinden itibaren 2022
Sayılı Kanundan doğacak ihtilaflar yönünden muhatap artık Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanlığı olmakla beraber; bir kamu idaresi olan bu Bakanlığın
tesis edeceği aylık bağlama/bağlamama yolundaki tasarruflar da idari işlem
mahiyetini koruyacak ve doğacak ihtilaflarda da yine idari yargı yeri
görevli olacaktır.
Bu durumda, dava konusu işlemin 2022 Sayılı kanununun emredici
hükümlerine göre ve idari usullerle tesis edildiği ve olayın her yönüyle
kamu hukukuna dayalı olup onun esaslarına uygun olarak cereyan ettiği
gözetildiğinde, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 2/1-a maddesinde
belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat
yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için
menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında
bulunan Sosyal Güvenlik Kurumunca 2022 Sayılı Yasa uyarınca davacıya özürlü
aylığı bağlanamayacağı yolunda tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan
davanın görüm ve çözümünün idari yargı yerinde görüleceği sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve
çözümünde idari yargı görevli olduğundan Şanlıurfa İdare Mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Şanlıurfa İdare Mahkemesinin
27.2.2013 gün ve E:2012/4530, K:2013/575 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1138
KARAR NO : 2013/1548
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Subay olarak görev
yaparken Yüksek Askeri Şura kararı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği
kesilen; 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 10. maddesi ile 926
sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa eklenen geçici 32. madde
uyarınca yaptığı başvurusu kabul edilerek kendisine kıdemli binbaşı
rütbesinden emekli aylığı bağlanan davacının; bu dönemde yüksek lisans
eğitimini tamamladığından bahisle, kademe ilerlemesi yapılarak yarbay
rütbesinden emekli edilmesi istemiyle yaptığı başvurusunun, 926 Sayılı
Kanunun 36. maddesinin (d) fıkrasındaki şartların oluşmadığından bahisle
reddedilmesine ilişkin işlemin iptali ile bir yıl kademe ilerlemesi verilmesi
ve yarbay rütbesi ile emekliliğe sevk edilmesi istemiyle açtığı davanın
ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı : R.O.
Vekili :
Av. U.O.
Davalı :
Milli Savunma Bakanlığı
O L A Y : Davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinin, 22
Mart 2011 Tarihli ve 27882 sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan 6191 Sayılı
Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’yla, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri
Personel Kanunu’na eklenen geçici 32’nci madde hükümlerinden yararlanarak
emekliliğe hak kazandığını, 01.08.2012 tarihinden geçerli olmak üzere 5510
Sayılı Kanun’un 4/c.f.1 maddesi kapsamında kendisine emekli aylığı
bağlandığını; Geçici 32. maddenin (a) bendi hükmüne göre; bu kanundan
faydalanacak olan personelin, TSK’dan hiç ayrılmamış gibi işleme tabi
tutulacağını ve eğer çalışmaya devam etmiş olsaydı hangi haklara sahip
olacak idiyse aynı haklara sahipmiş gibi hesaplama yapılacağını; aynı yönde
bir düzenlemenin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından hazırlanan
2011/38 Sayılı Genelge’nin 3.3.1. maddesinde de yer aldığını; bu maddede
“...aynı neşetli emsali subay veya astsubayın sınıf, rütbe ve kıdemi ile
derece, kademe ve varsa ek gösterge tutarları dikkate alınmak suretiyle
emekli keseneğine esas aylığın hesabına ait diğer unsurlar dikkate
alınacaktır.” denildiğini; görüldüğü üzere, YAŞ kararı ile ordudan ayrılan
personelin, hiç ordudan ayrılmamış sayıldığını; bunun doğal sonucu olarak,
özlük haklarının hesaplanmasında, kendisiyle aynı statüde olan ve fiilen
çalışan bir subayın sahip olduğu özlük haklarının tamamına müvekkilin de
sahip bulunduğunu; bu çerçevede, kıdem ve rütbe hesaplaması yapılırken,
kademe ilerlemesine etki eden tüm faktörlerin de dikkate alınmasının
gerektiğini; bilindiği üzere, yüksek lisans yapan TSK personeline bir yıl
kıdem verildiğini; müvekkilinin de, 27.09.2000-08.05.2003 tarihleri
arasında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Özel Hukuk alanında
“Tezli Yüksek Lisans” yapmış olduğunu; bu itibarla müvekkiline, bir yıl
kademe ilerlemesi verilmesi gerekirken, yapmış olduğu lisans üstü eğitim
dikkate alınmaksızın, müvekkiline kıdemli binbaşı rütbesiyle emeklilik
hakkı tanınmış olduğunu; halbuki üç aylık daha kıdemi olsaydı müvekkilinin
“Yarbay” rütbesiyle emekliliğe hak kazanmış olacağını; yapmış olduğu lisans
üstü eğitim dikkate alınarak müvekkilinin “Yarbay” rütbesi ile emekliliğe
hak kazanması gerektiği yönünde 17.09.2012 tarihinde hem davalıya hem de
Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na başvurduklarını, ancak bu başvurularının
Kara Kuvvetleri Komutanlığının 27.09.2012 tarih ve 1930-274824 sayılı
yazısı ile reddedildiğini; Kara Kuvvetleri Komutanlığının, söz konusu ret
kararına gerekçe olarak, 926 Sayılı Personel Kanunu’nun 36. maddesinin “d”
fıkrasında yer alan şartların taşınmadığını gösterdiğini; ancak
müvekkilinin, kanunda belirtilen şartların hangisini taşımadığının açıkça
belirtilmediğini; aksine müvekkilinin, gerekli olan tüm şartları taşımakta
olduğunu; diğer taraftan, söz konusu şartların varlığının, başvuru tarihi itibariyle
değil Yüksek Lisans Eğitiminin bittiği tarih itibariyle tespit edilmesinin
gerektiğini; Geçici 32. madde hükmü dikkate alındığında, müvekkilinin
TSK’dan hiç ayrılmamış gibi değerlendirilmesinin gerektiğini; bu kapsamda,
müvekkilinin lisansüstü eğitimini bitirdiği tarih itibariyle kademe
ilerlemesi alıp alamayacağının değerlendirilmesinin gerektiğini; bu
değerlendirme yapılırken, müvekkil ile aynı konumda olan emsal rütbedeki
subaylara, müvekkilin lisans üstü eğitimini tamamlandığı 08.05.2003 tarihinde
ve sonrasında kademe ilerlemesi verilip verilmediğinin ve bu kademe
ilerlemesinin hangi şartlar çerçevesinde verildiğinin tespit edilmesinin
gerektiğini; müvekkilinin, lisansüstü eğitimini 2001-2003 yılları arasında
yapmış olduğunu, bu tarihte lisansüstü eğitim yapan tüm personele kademe
ilerlemesi verilmiş olduğunu; ayrıca, hukuk alanında yüksek lisans
yapılmasının, TSK açısından her zaman ihtiyaç sebebi olduğunu; yani
müvekkilinin özel hukuk alanında yüksek lisans yapmış olmasının, ihtiyaç
duyulmadığı gerekçesiyle reddedilmesinin de mümkün bulunmadığını; diğer
taraftan, müvekkili ile aynı konumda olan ve geçici 32. madde çerçevesinde
emekliliğe hak kazanan personelden TSK’dan ayrıldıktan sonra yüksek lisans
yapmış olanlara dahi 36. madde çerçevesinde bir yıl kademe ilerlemesi
verilmiş bulunduğunu; müvekkili ile aynı durumdaki personel kademe
ilerlemesi alırken, müvekkiline bu ilerlemenin verilmemesinin, kanuna ve
eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ifade ederek; Kara Kuvvetleri
Komutanlığı’nın 27.09.2012 tarih ve 1930-274824 sayılı red kararının iptali
ile, lisansüstü eğitim yapmış olan müvekkiline bir yıl kademe ilerlemesi
verilmesine ve müvekkilin yarbay rütbesi ile emekliliğe sevk edilmesine
karar verilmesi istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmıştır.
ASKERİ
YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ 3. DAİRESİ: 20.12.2012 gün ve E:2012/1905,
K:2012/2445 sayı ile, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin
incelenmesinden; davacının subay olarak görev yaptığı, 23.12.1995 tarihinde
Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesildiği, 926 Sayılı kanunun Geçici
32’nci maddesi kapsamında yapılan başvurunun kabul edildiği, davacıya
01.08.2012 tarihinden geçerli olarak aylık bağlandığı, davacının 08.05.2003
yılında yüksek lisans eğitiminden mezun olduğunu belirterek yarbay rütbesi
ile emekliye hak kazanması için bir yıl kıdem verilmesini KKK lığından
talep ettiği, 926 sayılı kanunun 36’ncı maddesinde belirtilen şartları taşımadığından
dolayı intibak onayı alınmadığı, bu nedenle bir üst derece/kademe
yükseltilme işleminin yapılamadığının bildirildiği, bu işlemin iptali için
dava açıldığının anlaşıldığı; Anayasanın 157’nci maddesinde, Askeri Yüksek
İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile,
asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve
eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece
mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda
ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağının belirtildiği, 1602
sayılı Kanunun 20’nci maddesinde de aynı hükmün yer aldığı; Askeri Yüksek
İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin
“asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması"
koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği; 1602 sayılı Kanunun
değişik 20’nci maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya
hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci
uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların
asker kişi olarak sayıldıkları; idari işlemin yargısal denetiminde,
askerlik mesleği ve askeri hizmet gereklerinin yakından bilinmesinin önem
taşımadığı hallerde, davadaki hukuki problemin çözümünde olayın askerlik
mesleği ile askeri hizmetin özellikleri açısından değerlendirilecek bir yönünün
bulunmadığı durumlarda, işlem askeri makamlarca tesis edilmiş olsa bile
davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde değil, genel idari yargıda çözüme
kavuşturulması zorunluluğunun doğduğu; idari işlemlerin yargısal
denetiminde AYİM’in görevli sayılmasının ölçütünün, işlemi tesis eden
makamın askeri makam olması değil, işlemin niteliğinin askeri nitelik yani,
askeri hizmete ilişkinlik öğesi taşıyıp taşımadığı olduğu; ister askeri
makamlarca, ister askeri olmayan makamlarca tesis edilsin, “bir işlemin
askeri hizmete ilişkin" olup olmadığını belirleyebilmek için işlemin
niteliğine bakılacağı; tesis edilen idari işlem bir askeri kişinin askeri
yetenek ve yeterlilikleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi hak ödev
ve sorumlulukları gibi durumları, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev
yerinin özellikleri, askeri kural, gelenek ve gerekleri gözetilerek tesis
edilmiş ise askeri hizmete ilişkinliğinin var sayılabileceği; 6191 sayılı
Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu ile 926 sayılı Personel Kanununa eklenen Geçici
32’nci maddenin üçüncü fıkrasında; "Başvurunun kabulü hâlinde
aşağıdaki hükümler uygulanır: / a)Bu kişilerin ilişiklerinin kesildiği
tarihten bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen süreleri Türk
Silahlı Kuvvetlerinde geçmiş kabul edilir. Bu süreler karşılığında 5434
sayılı Kanunun mülga 32'nci maddesi ile 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 40'ıncı maddesi
uyarınca fiili hizmet süresi zammı ve 5434 sayılı Kanunun mülga 36'ncı ve
mülga 37'nci maddeleri ile 5510 sayılı Kanunun 49 uncu maddesi hükümleri
dikkate alınarak itibari hizmet süresi zammı verilir.... / b)Bu kişilerden
statüsüne göre aynı neşetli emsali subay (general olanlar hariç) veya
astsubayın (subay olanlar hariç) tamamı emekli olanların kendilerine,
bunlardan vefat etmiş olanların hak sahiplerine, statüsüne göre aynı
neşetli en son emekli olan emsali subay (general olanlar hariç) veya
astsubayın (subay olanlar hariç) emekli olduğu tarihteki sınıf, rütbe ve
kıdemi üzerinden, 5510 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri
dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılmış olan toptan ödeme
tutarlarının toptan ödeme aldıkları tarihte bıraktıkları derece, kademe ve
ek gösterge tutarları dikkate alınmak suretiyle Milli Savunma Bakanlığına
başvuruda bulundukları tarihteki katsayı ve emekli keseneğine esas aylığın
hesabına ait diğer unsurlar üzerinden ve faizsiz hesaplanarak bulunan
tutar, kendileri veya hak sahiplerine ödenecek emekli ikramiyesinden mahsup
edilir...." hükmüne yer verilmiş olduğu; dava konusu uyuşmazlığın,
davacının Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesildikten sonra 6191 sayılı
Kanundan yararlandırılmasına kadar geçen dönemde bitirmiş olduğu yüksek
lisans sebebiyle davacının intibakının yapılıp yapılmayacağına ilişkin bulunduğu;
davacının yüksek lisans öğrenimini bitirdiği dönemde Türk Silahlı
Kuvvetlerinde görevli bir personel olmadığı; bu nedenle dava konusu işlemin
asker kişi ile ilgili askeri hizmete ilişkin idari niteliğinde olmadığı,
davaya bakmakla genel idari yargının görevli olduğunun anlaşıldığı
gerekçesiyle; davanın görev yönünden REDDİNE karar vermiş; bu karar
kesinleşmiştir.
Davacı vekili aynı istemle bu kez genel idari yargı
yerinde dava açmıştır.
ANKARA
11.İDARE MAHKEMESİ: 15.2.2013 gün ve E: 2013/137, K: 2013/251 sayı ile,
22.2.2011 tarih ve 27882 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe
giren 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 10. maddesi ile 926
sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa eklenen geçici 32.
maddede, “12 Mart 1971 tarihinden bu Kanunun yayımı tarihine kadar, yargı
denetimine kapalı idari işlemler veya Yüksek Askerî şûra kararları ile Türk
Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenler veya vefatları hâlinde hak
sahipleri, bu madde hükümlerinden yararlanabilmek için altmış gün içinde
Milli Savunma Bakanlığına başvururlar.
Milli Savunma Bakanı, başvurunun kabulüne veya reddine
en geç altı ay içinde karar verir. Milli Savunma Bakanı, hazırlık amacıyla
sadece gerekli yazışmaların yapılması hususunda yardımcı olmak üzere
gerektiğinde komisyonlar kurabilir ve bu komisyonlara, ilgili bakanlıklar
ile kamu kurum ve kuruluşlarından temsilci çağırabilir, ilgililerin, Türk
Silahlı Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesilmesine esas bilgi ve belgeler
Genelkurmay Başkanlığınca en geç altmış gün içinde Milli Savunma
Bakanlığına gönderilir. / Başvurunun kabulü hâlinde aşağıdaki hükümler
uygulanır:.... Başvurunun reddi hâlinde, bu ret işlemine karşı ilgililer
altmış gün içinde Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler....”
hükmünün yer aldığı; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 20.
maddesinde, “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri
olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve
askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk
ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda
gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda;
ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz. / Bu Kanunun uygulanmasında
asker kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya
hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci,
uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile
sivil memurlardır.” düzenlemesine yer verilmiş olduğu; dava dosyasının
incelenmesinden, Yüksek Askeri Şura kararı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden
ilişiği kesildikten sonra 22.02.2011 tarih ve 27882 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe giren 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun
10. maddesi ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa
eklenen geçici 32. madde uyarınca yaptığı başvurusu kabul edilerek 1.8.2012
tarihi itibariyle binbaşı rütbesinden emekli aylığı bağlanan davacının,
8.5.2003 tarihinde tamamladığı yüksek lisansı nedeniyle bir yıl kademe
ilerlemesi yapılarak yarbay rütbesinden emekli edilmesi istemiyle yaptığı
başvurusunun 27.9.2012 tarih ve 1930-274824 sayılı işlemle reddi üzerine
bakılmakta olan davanın açıldığının anlaşıldığı; olayda, 932 sayılı Kanun
kapsamında başvurusu kabul edilip 1.8.2012 tarihi itibariyle binbaşı
rütbesinden emekli aylığı bağlanan davacının, 8.5.2003 tarihinde
tamamladığı yüksek lisansı nedeniyle, yüksek lisans kıdemi verilmesi
suretiyle, yarbay rütbesine yükseltilerek, aylığının buna göre ödenmesine
ilişkin isteminden kaynaklanan uyuşmazlığın, 932 sayılı Kanun kapsamında
yapılan başvurudan bağımsız olmaması sebebiyle, davanın görüm ve çözümünün,
yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin görev alanına girdiği gerekçesiyle; davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden
reddine karar vermiş, bu karar da ( karar düzeltme yoluna gidilmemek
suretiyle ) kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, genel ve askeri idari yargı
yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde
olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, genel idari yargı dosyasının; davacı
vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece 15.
maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava
dosyası temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; Başkanlıkça askeri
idari yargı dosyasının da ilgili Mahkemesinden getirtildiği ve sonuçta
usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, genel ve
askeri idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde askeri idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ ile
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Savcısı Halit ÜNKAZAN’ın davada askeri idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü ve yazılı açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Yüksek Askeri Şura kararı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği
kesildikten sonra 22.03.2011 tarih ve 27882 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe giren 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun
10. maddesi ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa
eklenen geçici 32. madde uyarınca yaptığı başvurusu kabul edilerek 1.8.2012
tarihi itibariyle kıdemli binbaşı rütbesinden emekli aylığı bağlanan
davacının, 8.5.2003 tarihinde tamamladığı yüksek lisansı nedeniyle bir yıl
kademe ilerlemesi yapılarak yarbay rütbesinden emekli edilmesi istemiyle
yaptığı başvurusunun reddine ilişkin Kara Kuvvetleri Komutanlığının
27.09.2012 tarih ve 1930-274824 sayılı işleminin iptali istemiyle
açılmıştır.
Anayasa’nın
157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin, askeri olmayan
makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri
hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı
denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak, askerlik
yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının
aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi
Kanunu’nun 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinin
birinci fıkrasında, “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına;
askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri
ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların
ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda
gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan
uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz” denilmiştir.
Buna
göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava
konusu idari işlem veya eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri
hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1602
sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli
bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri
öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil
memurlar asker kişi sayılmaktadır.
Davacının
Türk Silahlı Kuvvetlerinden geçmiş kabul edilen hizmeti bakımından, 1602
sayılı Yasa’nın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu
nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği açıktır.
Dava
konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince:
İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden
“askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin
konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri
usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise, bu işlemin askeri
hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri
hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik
ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi
olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri
görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak
değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan
bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati
ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde
görülmesi gerekmektedir.
22.3.2011 tarih ve 27882 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe giren 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun
10. maddesi ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa
eklenen geçici 32. maddede; “12 Mart 1971 tarihinden bu Kanunun yayımı
tarihine kadar, yargı denetimine kapalı idari işlemler veya Yüksek Askerî
Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenler veya
vefatları hâlinde hak sahipleri, bu madde hükümlerinden yararlanabilmek
için altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına başvururlar.
Milli
Savunma Bakanı, başvurunun kabulüne veya reddine en geç altı ay içinde
karar verir. Milli Savunma Bakanı, hazırlık amacıyla sadece gerekli
yazışmaların yapılması hususunda yardımcı olmak üzere gerektiğinde komisyonlar
kurabilir ve bu komisyonlara, ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve
kuruluşlarından temsilci çağırabilir. İlgililerin, Türk Silahlı
Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesilmesine esas bilgi ve belgeler Genelkurmay
Başkanlığınca en geç altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına
gönderilir.
Başvurunun
kabulü hâlinde aşağıdaki hükümler uygulanır:
a) Bu
kişilerin ilişiklerinin kesildiği tarihten bu maddenin yürürlüğe girdiği
tarihe kadar geçen süreleri Türk Silahlı Kuvvetlerinde geçmiş kabul edilir.
Bu süreler karşılığında 5434 sayılı Kanunun mülga 32 nci maddesi ile
31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanununun 40 ıncı maddesi uyarınca fiili hizmet süresi zammı ve
5434 sayılı Kanunun mülga 36 ncı ve mülga 37 nci maddeleri ile 5510 sayılı
Kanunun 49 uncu maddesi hükümleri dikkate alınarak itibari hizmet süresi
zammı verilir. Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesildiği tarih
ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih arasındaki dönem içinde uzun vadeli
sigorta kollarına tabi olarak sigorta primi ödenmemiş veya emekli keseneği
yatırılmamış olan sürelerine ilişkin kesenek ve kurum karşılıkları ile
fiili hizmet süresi zammı ve itibari hizmet süresine ait kurum
karşılıkları, statülerine göre Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiklerinin
kesildiği tarihten aynı neşetli emsali subay (general olanlar hariç) veya
astsubayın (subay olanlar hariç) sınıf, rütbe ve kıdemi üzerinden Milli
Savunma Bakanlığına müracaat ettikleri tarihteki katsayı esas alınmak
suretiyle ilgili Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya
Sahil Güvenlik Komutanlığınca hesaplanarak Sosyal Güvenlik Kurumuna defaten
ödenir. Bu fıkranın (c) bendinin (2) numaralı alt bendi ile (ç) bendine
göre araştırmacı kadrolarına atananlar için bu maddenin yürürlüğe girdiği
tarih ile göreve başlama tarihleri arasındaki süreye ilişkin kesenek ve
kurum karşılıkları ile fiili hizmet süresi zammı ve itibari hizmet süresine
ait kurum karşılıkları, emeklilik keseneğine esas aylık derece ve
kademeleri ile ek gösterge rakamları ilgili Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma
Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığınca tespit edilir ve
göreve başladığı kamu kurum ve kuruluşları tarafından Sosyal Güvenlik
Kurumuna defaten ödenir.
b) Bu kişilerden statüsüne göre aynı neşetli emsali
subay (general olanlar hariç) veya astsubayın (subay olanlar hariç) tamamı
emekli olanların kendilerine, bunlardan vefat etmiş olanların hak
sahiplerine, statüsüne göre aynı neşetli en son emekli olan emsali subay
(general olanlar hariç) veya astsubayın (subay olanlar hariç) emekli olduğu
tarihteki sınıf, rütbe ve kıdemi üzerinden, 5510 sayılı Kanunla yürürlükten
kaldırılan hükümleri dâhil 5434 sayılı
Kanun hükümlerine göre yapılmış olan toptan ödeme tutarlarının
toptan ödeme aldıkları tarihte bıraktıkları derece, kademe ve ek gösterge
tutarları dikkate alınmak suretiyle Milli Savunma Bakanlığına başvuruda
bulundukları tarihteki katsayı ve emekli keseneğine esas aylığın hesabına
ait diğer unsurlar üzerinden ve faizsiz hesaplanarak bulunan tutar,
kendileri veya hak sahiplerine ödenecek emekli ikramiyesinden mahsup
edilir. Emekli ikramiyesinin ihya tutarını karşılamaması hâlinde eksik
kalan tutar kırksekiz eşit taksit hâlinde aylıklarından tahsil edilmek ve
mülga 24/5/1983 tarihli ve 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi
Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun 8 inci maddesi
hükmü uygulanmaksızın 5510 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri
dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması şartlarını haiz
olanlara Milli Savunma Bakanı tarafından verilen karar tarihini takip eden
ay başından itibaren, aylık bağlanması şartlarını haiz olmayanlara ise bu
şartları haiz oldukları tarihten itibaren emekli veya dul ve yetim aylığı
bağlanır. Bunlara Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiklerinin kesildiği tarih
ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen sürelerine karşılık
emekli ikramiyesi ödenir. Ancak bunlardan, daha önceden herhangi bir sosyal
güvenlik kurumundan aylık veya gelir alanlara, yüksek olan aylık veya gelir
bağlanır.
c)
Statüsüne göre aynı neşetli emsali subay (general olanlar hariç) veya
astsubayın (subay olanlar hariç) tamamı emekli olmayanlardan;
1)
İsteyenlere veya vefat etmiş olanların hak sahiplerine, statüsüne göre aynı
neşetli emsali subay veya astsubayın sınıf, rütbe ve kıdemi üzerinden, 5434
sayılı Kanun hükümlerine göre yapılmış olan toptan ödeme tutarlarının
toptan ödeme aldıkları tarihte bıraktıkları derece, kademe ve ek gösterge
tutarları dikkate alınmak suretiyle Milli Savunma Bakanlığına başvuruda
bulundukları tarihteki katsayı ve emekli keseneğine esas aylığın hesabına
ait diğer unsurlar üzerinden ve faizsiz hesaplanarak bulunan tutar,
kendileri veya hak sahiplerine ödenecek emekli ikramiyesinden mahsup
edilir. Emekli ikramiyesinin ihya tutarını karşılamaması hâlinde eksik
kalan tutar kırksekiz eşit taksit hâlinde aylıklarından tahsil edilmek ve
mülga 2829 sayılı Kanunun 8 inci maddesi hükmü uygulanmaksızın 5510 sayılı
Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri dâhil 5434 sayılı Kanun
hükümlerine göre aylık bağlanması şartlarını haiz olanlara Milli Savunma
Bakanı tarafından verilen karar tarihini takip eden ay başından itibaren,
aylık bağlanması şartlarını haiz olmayanlara ise bu şartları haiz oldukları
tarihten itibaren emekli veya dul ve yetim aylığı bağlanır. Bunlara Türk
Silahlı Kuvvetleri ile ilişiklerinin kesildiği tarih ile bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen sürelerine karşılık emekli ikramiyesi
ödenir. Ancak bunlardan, daha önceden herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan
aylık veya gelir alanlara, yüksek olan aylık veya gelir bağlanır.
2)
İsteyenler, 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesindeki genel şartları
taşımaları kaydıyla, kamu kurum ve kuruluşlarının araştırmacı unvanlı
kadrolarına atanmak üzere Milli Savunma Bakanlığı tarafından mali ve sosyal
haklarına esas olacak derece, kademe ve rütbeleri belirtilmek suretiyle
Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Anılan Başkanlık tarafından
kırkbeş gün içinde kamu kurum ve kuruluşlarına bunların atamaları teklif
edilir. Söz konusu teklife ilişkin yazının atamayı yapacak kamu kurum ve
kuruluşuna intikalinden itibaren otuz gün içinde ilgili kamu kurum ve
kuruluşu tarafından atama işlemlerinin
yapılması zorunludur. Atama emri ilgiliye atamayı yapan kamu kurum
ve kuruluşu tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu
hükümlerine göre tebliğ edilir. İlgililerin işe başlama sürelerine ve işe
başlamama hâlinde yapılacak işlemlere ilişkin olarak 657 sayılı Kanunun 62
nci ve 63 üncü maddelerinin hükümlerinin uygulanmasından atamayı yapan kamu
kurum ve kuruluşu sorumludur. Kamu kurum ve kuruluşları atama ve göreve
başlatma işlemlerinin sonucunu en geç onbeş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına
bildirir. Bunlara statüsüne göre bu Kanun hükümleri uyarınca karargâhta
görevli emsali sınıf, rütbe ve kıdemdeki subay veya astsubaya ödenmekte
olan aylık ve diğer mali haklar (tayın bedeli ve fiilen çalışma karşılığı
yapılan ödemeler hariç) ödenir. Aylıklar, emsalleri esas alınarak her yıl
kademe ilerlemesi, her üç yılda bir derece yükselmesi işlemine tabi
tutulur. Bu şekilde yükseltilen aylıklarda, azami rütbe tavanı subaylarda
kıdemli albay, astsubaylarda iki kademeli kıdemli başçavuştur. Bunlar bu
fıkranın (b) bendi veya (c) bendinin (1) numaralı alt bendi hükümleri çerçevesinde
emekliye ayrılabilirler.
ç)
Statüsüne göre emsalleri emeklilik hakkı kazanamamış olanlardan isteyenler
hakkında da üçüncü fıkranın (c) bendinin (2) numaralı alt bendi hükümleri
uygulanır. Üçüncü fıkranın (b) ve (c) bentleri kapsamında ihya talebinde
bulunanlardan, bu bentlerin hükümlerine göre yapmış olduğu ihya ile
birlikte emekli aylığı bağlanmasına yeterli hizmetlerinin olmaması
durumunda, ihya tutarları tebliğ tarihinden itibaren kırksekiz eşit taksit
hâlinde Sosyal Güvenlik Kurumuna ödenir.
d) Bu
fıkranın (c) ve (ç) bentleri kapsamında olanlardan hâlen herhangi bir kamu
kurum ve kuruluşunda çalışanlardan isteyenler, bu madde uyarınca ihdas
edilen araştırmacı kadrosuna kurumlarınca atanırlar ve bunlara statüsüne
göre bu Kanun hükümleri uyarınca karargâhta görevli emsali sınıf, rütbe ve
kıdemdeki subay veya astsubaya ödenmekte olan aylık ve diğer mali haklar
(tayın bedeli ve fiilen çalışma karşılığı yapılan ödemeler hariç) ödenir.
Aylıklar, emsalleri esas alınarak her yıl kademe ilerlemesi, her üç yılda
bir derece yükselmesi işlemine tabi tutulur. Bu şekilde yükseltilen
aylıklarda, azami rütbe tavanı subaylarda kıdemli albay, astsubaylarda iki
kademeli kıdemli başçavuştur. Bunlar bu fıkranın (b) bendi veya (c)
bendinin (1) numaralı alt bendi hükümleri çerçevesinde emekliye ayrılabilirler.
Kamu kurum ve kuruluşları bu durumdaki personele ilişkin bilgileri bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde Devlet
Personel Başkanlığına bildirirler.
e) Bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, ilgili mevzuatına göre her ne
suretle olursa olsun evvelce iş sonu tazminatı veya bu mahiyette olmakla
birlikte başka bir adla tazminat ödenen süreler ile kıdem tazminatı ya da
emekli ikramiyesi ödenmiş olan süreler, bu madde uyarınca yapılacak emekli
ikramiyesi ödemesinde esas alınacak sürelerden mahsup edilir.
f) Bu
madde gereği yapılacak her türlü ödemelerle ilgili zamanaşımı süresi, bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
g) Bu
kişilerin varsa öğrenim giderleri borcu tahsil edilmez.
ğ) Bu
kişilere, ilişiklerinin kesildiği tarihteki rütbe ve kıdemleri üzerinden
emekli kimlik kartı verilir ve bu kişiler emekli Türk Silahlı Kuvvetleri
mensuplarına tanınan sosyal haklardan genel hükümlere göre yararlanırlar.
Ayrıca bu kişilere, emsali subay ve astsubaylar gibi silah, silah taşıma
ruhsatı ve pasaport verilir.
h) Bu
kişiler, emsallerinin ödemiş olduğu aidat ve aidatlara isabet eden kâr
paylarını güncel tutarlar üzerinden ödemek şartıyla OYAK üyeliğinden doğan
haklardan, intibaklarının yapıldığı rütbe ve kıdem üzerinden aynı şartlar
altında yararlanır.
ı) Bu
kişilerin sicil dosyalarında yer alan, Türk Silahlı Kuvvetlerinden
ilişiklerinin kesilmesine esas tüm bilgi ve belgeler, herhangi bir müracaat
aranmaksızın hükümsüz sayılarak dosyalarından çıkarılır ve herhangi bir
işleme esas alınmazlar.
Başvurunun
reddi hâlinde, bu ret işlemine karşı ilgililer altmış gün içinde Askerî
Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler.
Bu madde
uyarınca yapılacak atamalarda kullanılmak üzere, genel idare hizmetleri
sınıfından 5 inci dereceli ikibin adet araştırmacı kadrosu ihdas
edilmiştir. Bu kadroları derece değişikliği yapmak suretiyle kamu kurum ve
kuruluşlarına tahsis etmeye, Devlet Personel Başkanlığının teklifi üzerine
Bakanlar Kurulu yetkilidir. Tahsis edilen kadrolar, Bakanlar Kurulu
kararında belirtilen kurumlara ait 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel
Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerin ilgili
bölümüne eklenmiş sayılır. (Ek
cümle: 22/8/2011-KHK-651/13 md. ) 190 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname kapsamında yer almayan kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlardan
isteyenlerin kurumlarınca atanması durumunda ise kurumun statüsüne uygun
olarak atama yapılan sayı kadar araştırmacı unvanlı kadro başka bir işleme
gerek kalmaksızın kurumun kadrolarına eklenir. İhdas edilen bu kadrolardan
kullanılmayanlar ile herhangi bir nedenle boşalanlar, başka bir işlem
yapılmasına gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. Buna ilişkin bilgiler
ilgili kurumlarca Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.” hükmüne;
Aynı
Kanun’un “III – Nasıp düzeltilmesi” başlığını taşıyan 36.maddesinde; “(Değişik: 7/7/1971 - 1424/7 md.)
Kazai ve idari kararlar neticesi nasıp düzeltilmesi aşağıdaki
esaslara göre yapılır:
(…)
d) (Değişik: 5/4/2007 - 5621/1 md.) Kuvvet Harp
Akademileri öğrenimini tamamlayıp kurmaylığı onaylanan subaylara iki yıl,
bunlardan Silahlı Kuvvetler Yüksek Sevk ve İdare Akademisinden mezun olanlara
ayrıca bir yıl olmak üzere toplam üç yıl;
Harp
Akademileri Komutanlığınca düzenlenen ve iki yarı yıllık programı içeren
komutanlık ve karargâh subaylığı öğrenimini bitiren subaylara bir yıl;
Kuvvet
Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı
personel temin ve yetiştirme planlarında belirtilecek ihtiyaç duyulan bilim
dallarında yüksek lisans öğrenimi yapanlardan; yüksek lisans eğitimi
bitiriş notu, lisans eğitimi bitiriş notu, sicil notu ortalaması,
mükâfatlar ve cezalar ile Türk Silâhlı Kuvvetleri Lisansüstü Öğrenim
Yönetmeliğinde belirtilen diğer şartlar esas alınarak yapılacak sıralamada
Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik
Komutanlığı namına ve kendi namına olmak üzere ayrı ayrı olarak bilim dalı
karşılığında tahsisi yapılan kontenjanlara giren subaylara bir yıl,
bunlardan doktora yapanlara bir yıl, doğrudan doktora yapanlara iki yıl,
doçent olanlara ayrıca bir yıl olmak üzere toplam üç yıl;
Tıpta
uzmanlık belgesi alanlara, diş tabipliğinde, veterinerlikte, eczacılıkta
uzman belgesi alanlara veya doktora yapanlara iki yıl, bunlardan doçent
olanlara ayrıca bir yıl olmak üzere toplam üç yıl;
kıdem
verilir.
(Değişik ikinci fıkra: 24/4/2008-5758/3 md.) Türk Silahlı Kuvvetlerine muvazzaf subay olarak
katılmadan önce branşları ile ilgili yukarıda belirtilen öğrenimlerini
kendi nam ve hesaplarına yapmış veya subay nasbedildikten sonra bitirmiş
olanlar, lisansüstü öğrenimi tamamladığı için sınıfları değiştirilen
subaylar ile lisansüstü öğrenimi tamamladıktan sonra astsubaylıktan
subaylığa nasbedilenler hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.
Bu
şekilde kıdem alanların nasıpları düzeltilir.
Bu madde
hükümlerine göre verilen kıdemlerin toplamı hiçbir şekilde üç yılı aşamaz.
Yukarıda
yazılı nitelikleri haiz olanlara lisansüstü öğrenim kıdemi verilebilmesi
için;
1.
Müracaat tarihinde sicil notu ortalamasının, sicil tam notunun % 90'ı ve
daha üstünde olması,
2.
Lisansüstü öğrenimini kendi nam ve hesabına yapanlar için askerî disiplin,
tutum ve davranışları, görevindeki başarısı, meslekî bilgi ve yetenekleri,
genel kültürü, ahlakî ve şahsî nitelikleri bakımından kıdem almaya layık
bulunduğuna dair "Lisansüstü Öğrenim Kıdemi Nitelik Belgesi"nin
müspet olarak düzenlenmiş olması,
3. Özel
kanunlara tâbi olanların, yukarıdaki şartlara ilave olarak bu sıfatlarını
kazanmada, kendi kanun ve yönetmeliklerinde belirtilen usûl ve esasları
yerine getirmiş olması,
4.
Cezaları ertelenmiş, para cezasına çevrilmiş, genel veya özel af kanunları
kapsamına girmiş, hükümlülüklerine ilişkin kayıtları adlî sicilden
çıkarılmış olsalar bile;
aa) Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar ile
basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, iftira, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık,
sahtecilik, güveni kötüye kullanma, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin,
suç uydurmak, cinsel saldırı, cinsel taciz, kişiyi hürriyetinden yoksun
bırakmak, fuhuş, gayri tabii mukarenet, hileli iflas gibi yüz kızartıcı
veya şeref ve haysiyet kırıcı suçlar ile kaçakçılık, resmî ihale ve alım ve
satımlara fesat karıştırma suçlarından birisinden mahkûm olmaması,
bb) Firar, amir veya üste fiilen taarruz, emre
itaatsizlikte ısrar, üste hakaret, mukavemet, fesat, isyan suçları ile 1632
sayılı Askeri Ceza Kanununun 148 inci maddesinde belirtilen suçlardan
mahkûm olmaması,
cc) (Değişik:
31/1/2013-6413/45 md.) Taksirli suçlar
hariç olmak üzere, yukarıdaki bentlerde belirtilen suçların dışındaki
suçlardan, toplam olarak 21 gün ve daha fazla hapis, oda hapsi veya hizmet
yerini terk etmeme cezası ile mahkûm veya cezalandırılmış olmaması,
gerekir.
Açığa alınmayı gerektiren ya da yukarıdaki
bentlerde sayılan suçlardan gözetim altına alınanlar, tutuklananlar veya
kamu davası açılanlar, haklarındaki yargılama neticesine göre işleme tâbi
tutulurlar.
e) (Ek: 17/4/1975 - 1875/3 md.) Nasıp düzeltilmek
suretiyle yapılacak terfiler 33 üncü madde hükmüne tabidir.
f) (Ek: 29/9/1988 - 3475/2 md.; Değişik: 9/8/1993 -
KHK- 499/5 md.) Bu madde hükümlerine göre nasıpları leh veya aleyhe
düzeltilenlerin terfi işlemlerinin ne şekilde yapılacağı ve kıdemlerinin
verilme usul, esas ve şartları Subay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir.”
hükmüne yer verilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden; subay olarak görev
yapan davacının, Yüksek Askeri Şura kararı ile 23.12.1995 tarihinde Türk
Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesildiği, 22.03.2011 tarih ve 27882
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6191 sayılı Sözleşmeli
Erbaş ve Er Kanunu’nun 10. maddesi ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri
Personel Kanununa eklenen geçici 32. madde uyarınca yaptığı başvurusu kabul
edilerek kendisine 01.08.2012 tarihinden geçerli olarak kıdemli binbaşı
rütbesinden emekli aylığı bağlandığı; davacının 08.05.2003 yılında yüksek
lisans eğitiminden mezun olduğunu belirterek, kademe ilerlemesi yapılarak
yarbay rütbesinden emekli edilmesi istemiyle yaptığı başvurusunun Kara
Kuvvetleri Komutanlığının 27.09.2012 tarih ve 1930-274824 sayılı işlemiyle
ve 926 Sayılı Kanunun 36. maddesinin (d) fıkrasındaki şartların
oluşmadığından bahisle reddedildiği; davanın ise anılan işlemin iptali ile
lisansüstü eğitim yapmasından dolayı bir yıl kademe ilerlemesi verilmesi ve
davacının yarbay rütbesi ile emekliliğe sevk edilmesi istemiyle açıldığı
anlaşılmıştır.
Uyuşmazlığa ilişkin mevzuat hükümleri ile somut olay ile
birlikte irdelendiğinde, 926 sayılı Kanuna eklenen geçici maddeden
yararlanarak kıdemli binbaşı rütbesiyle emekliliğe hak kazanan davacının,
yüksek lisans eğitimi nedeniyle kendisine bir kademe ilerlemesi verilmesi
ve yarbay rütbesiyle emekliliğe sevk edilmesini talep ettiği; 926 sayılı
Kanunun geçici 32. maddesi kapsamında ilgililerin yaptığı başvurunun reddi
hâlinde, bu ret işlemine karşı Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde dava
açabileceği hükmüne yer verildiği; her ne kadar davacının ilk talebi kabul
edilerek kendisi hakkında işlem tesis edilmiş ise de; davacının, dava
konusunu da oluşturan yeni talebinin de, önceki başvurusundan bağımsız
olarak düşünülemeyeceği; diğer taraftan, davacının başvurusunun; Kara
Kuvvetleri Komutanlığınca; 926 Sayılı Kanunun 36. maddesinin (d) fıkrasındaki
şartların oluşmadığı gerekçe gösterilerek reddedildiği; nasıp düzeltilmesi
başlığını taşıyan bu madde incelendiğinde; maddede yazılı nitelikleri haiz
olanlara lisansüstü öğrenim kıdemi verilebilmesi için, öğrenime ilişkin
koşulların yanı sıra, ilgililerin askerî disiplin, tutum ve davranışları,
görevindeki başarısı, meslekî bilgi ve yeteneklerinin de olumlu olması
gerektiğinin anlaşıldığı; ayrıca davacının isteminin, kendisine yüksek
lisans kıdemi verilmesinin yanısıra, verilecek bir yıllık kıdemle birlikte
yarbay rütbesine terfiinin yapılması ve emekli aylığı ile diğer özlük
haklarının “yarbay” rütbesi esas alınarak verilmesi olduğu, gerek “yüksek
lisans kıdemi verilmesi”, gerek “yarbay rütbesine terfi ettirilme”, gerekse
de “yarbay rütbesi esas alınarak emekli aylığının yükseltilmesi”
istemlerinin reddine dair idari işlemin, salt asker kişileri ilgilendiren
ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu çerçevesinde
çözümlenmesi gereken bir idari tasarruf olarak nitelendirilmesinin lüzumlu
bulunduğu, dolayısıyla, gerek işlem tesis edilirken, gerekse de bu işlemin
yargısal denetimi sırasında askeri kural ve
gerekler yönünden bir değerlendirme yapılması gerekeceğinden; dava konusu
işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
duruma göre ve olayda Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasanın 20.
maddelerinde öngörülen “asker kişiyi ilgilendirme” ve “askeri hizmete
ilişkin bulunma” koşulları birlikte gerçekleştiğinden, davanın görüm ve çözümünde
askeri idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 3.Dairesince verilen görevsizlik
kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi 3.Dairesince verilen 20.12.2012 gün ve E:2012/1905,
K:2012/2445 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde
OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1205
KARAR NO : 2013/1555
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Davacının yol ortasında bulunan rögar kapağına
çarparak geçirdiği maddi hasarlı trafik kazasının davalı idarenin hizmet
kusurundan kaynaklandığını ileri sürerek maddi zararının olay tarihinden
itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tazminine karar
verilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar : 1- A.İ., 2-E.İ.
Vekilleri
: Av. B.Ç. & Av. G.Ö. & Av. L.N.
Davalı :
Antalya Büyükşehir Belediyesi
O L A Y : Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle;
davacı Ali İnan’a ait 07....... plakalı araç ile Kütükçü Kavşağından
Sakarya Kavşağına seyir halinde iken, yol içerisinde bulunan rögar
kapağının yerinden çıkmış olması nedeniyle 03.03.2011 tarihinde maddi hasarlı
meydana gelen kaza nedeniyle; araçtaki değer kaybı için 2,000TL maddi
tazminat, kaza sırasında araçta bulunan A.İ.’ın eşi davacı E.İ.’ın hamile
olması nedeniyle düşük tehlikesi geçirmesi, bu nedenle davacıların
uğradıkları mağduriyet sebebiyle her bir davacı için 1,000’er TL olmak
üzere toplam 2,000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek
yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle 24.01.2013 tarihinde
adli yargıda dava açılmıştır.
ANTALYA 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 25.01.2013 gün
E:2013/43, K:2013/9 sayılı kararında özetle; davanın konusunun idarenin
hizmet kusurundan doğan tazminat olup İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b
maddesine göre idareye karşı idari yargı yerinde açılacak tam yargı
davasının konusunu oluşturduğundan bahisle yargı yolu nedeniyle davanın
reddine karar verilmiş ve bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Davacılar vekili bu kez aynı gerekçe ile, 2,500 TL maddi
ve toplam 4,000TL manevi tazminat talebi ile idari yargı yerinde 12.03.2013
tarihinde dava açmıştır.
ANTALYA 1. İDARE MAHKEMESİ; 22.03.2013 gün ve
E:2013/271, 2013/454 sayılı kararında özetle; uyuşmazlığın maddi hasarlı
trafik kazasının meydana geldiği yolun bakım ve onarım sorumluluğuna
ilişkin olması ve 2918 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanması suretiyle
çözümlenebilecek mahiyette olması nedeniyle, 2918 sayılı yasa hükümlerinin
uygulanmasıyla ilgili uyuşmazlığın görüm ve çözümünde aynı Yasa’nın 110.
Maddesi hükmü uyarınca adli yargı yerleri görevli olduğundan gerekçesiyle,
davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir.
Kararın kesinleşmesinin ardından davacılar vekilinin
talebi üzerine dosya Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruluş
ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev
uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya
askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı
olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri
kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte olup, bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca
ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık
Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin
istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya
süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer
verilmektedir.
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca
yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında anılan
Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu,
idari yargı dosyasının davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik
kararını veren Mahkemece adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle
Mahkememize gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan
görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, trafik kazası nedeniyle meydana gelen
maddi ve manevi zararın tazmini talebine ilişkindir.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının
Karayolları nda can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve
trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek
olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili
kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve
denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk,
çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun Karayolları
nda uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları
trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli
görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları
koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve
yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.
Öte
yandan 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde
“İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların
sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan
sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi
olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana
gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Motorlu
araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının
merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu
yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer
mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu
maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği
tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış
bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davacı Ali İnan’a ait 07.......
plakalı aracın seyir halinde iken yol içerisinde bulunan rögar kapağının
yerinden çıkmış olması nedeniyle maddi hasarlı trafik kazası meydana
geldiği, hasar bedelinin sigorta şirketi tarafından karşılandığı ancak kaza
nedeniyle araçta değer kaybının meydana geldiğinden maddi tazminatın yanı
sıra kaza sırasında araçta bulunan diğer davacının hamile olması nedeniyle
düşük tehlikesi geçirmiş olması nedeniyle de davacıların psikolojik açıdan
elem ve ızdırap yaşamaları nedeniyle uğradıkları manevi tazminatın davalıdan
tahsili istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.
Belediye aleyhine idare mahkemesinde açılan başka
bir tazminat talepli tam yargı davasında, İdare Mahkemesi 2918 sayılı
Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya
aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemesinin bu iki cümlenin iptali
istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 08.12.2011 gün ve
E:2011/124, K:2011/160 sayı, 08.11.2012 gün ve E:2012/118, K:2012/170 sayı
ve 28.05.2013 gün ve E:2013/59, K: 2013/68 sayılı aynı içerikli kararları
ile; “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan sorumluluk
davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda
bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili
mahkeme değildir.
Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği
nedeniyle reddi gerekir.” Kararına
varmıştır.
Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde
yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir konuda
İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları
gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayolları nda, can ve mal
güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini
ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun,
trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların
uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki
ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan
trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde
adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle
açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli
yargı yerinin görevine girdiğinden Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 7.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25.01.2013 gün E:2013/43, K:2013/9
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA 11.11.2013 gününde Üyelerden
Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU VE OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davalı
Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu
meydana gelen kazada, davacının uğradığı maddi zararın tazmini istemi ile
Adli Yargı İlk Derece Mahkemesinde dava açılmış,
Yargılama
sonucunda "idarenin hizmet kusuruna dayalı açılan davaların tam yargı
davası niteliğinde bulunduğu, idari Yargıda açılması gerektiği"
gerekçesi ile dava dilekçesi yargı yolu yönünden reddedilmiş,
Kararın
kesinleşmesi üzerine bu kez davacı vekili aynı istekle İdari Yargıda dava
ikame etmiş,
İdare
Mahkemesi de yargılamada "uyuşmazlığın 2918 Sayılı Yasa'nın 110.
maddesi gereğince Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği" gerekçesi ile
2247 Sayılı Yasa'nın 19.maddesi gereğince görevli yargı kolunun
belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı'na
gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar dosyanın
bekletilmesine karar vermiş,
Uyuşmazlık
Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda " Başvurunun kabulü ile 2918
Sayılı Yasa'nın 110.maddesi hükümleri gözetildiğinde davanın Adli Yargıda
çözümlenmesi gerektiği" düşüncesi ile Asliye Hukuk Mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılmasına, Adli Yargının görevli olduğuna
oyçokluğuyla kesin olarak karar verilmiştir.
Sayın
çoğunluğun uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden düşüncesine iştirak
edilmesi mümkün değildir.
Zira;
Davada,
davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu
zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir.
2918
Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu
olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak,
karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri
almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş,
3030
Sayılı Yasa'nın 6.md. "Büyükşehir dahilindeki meydan, bulvar, cadde ve
anayolları yapma, yaptırma, bakım ve onarımım sağlama..." Büyükşehir
Belediyesinin görevleri arasında gösterilmiş,
TC
Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış,
2577
Sayılı İYUK 2/1 -b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava
çeşitleri arasında" sayılmıştır.
Bu
durumda belediye sınırlan içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının
yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması
karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada
kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu
davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp
yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir
husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve
2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde
idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.
Sayın
çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda
Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı
KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.
11.01.2011
gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen
1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları
olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu
kanundan doğan sorumluluk favaları Adli Yargıda görülür... " hükmü
getirilmiştir.
Sayın
çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında
kalmamaktadır.
Çünkü,
2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu
araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki
sorumluluğunu düzenlemektedir.
Yasa
hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk
davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların
işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki
sorumluluğuna ilişkin davalardır.
Yasa
değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen
zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm
ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli
Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere
sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği
zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına
uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.
Nitekim
yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu
nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir.
Açıklanan
gerekçelerle uyuşmazlıkta İdari Yargı görevli olup benzer ihtilaflarda da
İdari Yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinim
istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay Kararlarında da
uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10.
Daire E., 2011/11522, K. 2012/5347 sayı, E 2011/10856, K. 2013/760 vs.)
Somut
uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin
hizmet kusuruna dayanmasına,
2918
Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan
zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve
çözümünü düzenleme altına almasına,
Somut
uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,
Kamu
hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet
kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının
tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1 -b md. sayılan tam yargı davasında görüm
ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre,
Uyuşmazlıkta
Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1211
KARAR NO : 2013/1556
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca verilen
idari para cezasına karşı yapılan itirazın,
ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : K. Kafe Bar Turizm İşletmeciliği San. Tic.
Ltd. Şti.
Vekili : Av. Ş.K.Ş.
Davalı : Lüleburgaz Kaymakamlığı
İlçe Emniyet Müdürlüğü
O L A Y : Lüleburgaz Kaymakamlığı İlçe Emniyet
Müdürlüğü’nün, 25.5.2012 tarihli tutanak ile tespit edilip 31.5.2012
tarihinde tebliğ edilen 222 sayılı idari yaptırım karar tutanağı ile, 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesi uyarınca gürültü nedeniyle davacı
adına 1.722,00 TL. idari para cezası verilmiştir.
Davacı vekili, idari para cezasının
iptali istemiyle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
LÜLEBURGAZ
2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 28.8.2012 gün ve D.İş:2012/227
sayı ile, Kabahatler Kanunu’na göre, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yolu konusunda diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde sulh ceza
mahkemelerinin görevli olduğu, ancak, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 25/2.
maddesinde, idari yaptırım kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren
otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılabileceğinin belirtildiği, Çevre
Kanunu’nun 25/2. ve Kabahatler Kanunu’nun 3/1-a ve 27/1 maddeleri
değerlendirildiğinde, görevli mahkemenin idare mahkemesi olduğunun
anlaşıldığı açık-lanarak, itirazın görev yönünden reddine karar vermiş,
verilen karar itiraz edilmeden kesinleş-miştir.
Davacı vekili, bu kez aynı istemle
idari yargı yerinde dava açmıştır.
EDİRNE İDARE MAHKEMESİ; 23.10.2012 gün ve E:2012/875,K:2012/889 sayı ile, davacıya idari para cezasının
5326 sayılı Kanun’un 36. maddesi
uyarınca gürültü yaptığından bahisle verildiği, bu durumda, dava konusu
idari yaptırım kararının, Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinde yer alan ve
kabahat olarak düzenlenmiş eylem nedeniyle yine Kabahatler Kanunu’nda
belirlenen usullere göre verilmiş bir ceza olduğunun tartışmasız bulunduğu,
Çevre Kanunu ve ilgili yönetmelikleriyle herhangi bir ilgisinin
bulunmadığı, Kabahatler Kanunu’nun 3/1-a ve 27/1 maddeleri uyarınca görevli
mahkemenin sulh ceza mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden
reddine karar vermiş, yapılan itiraz üzerine, Edirne Bölge İdare
Mahkemesi’nce hükmün onanmasına karar verilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği…” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz
önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve
idari yargı yerleri arasında, 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15.
maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren Mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek
suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
5326 sayılı Yasa’nın 36. maddesine aykırılık nedeniyle verilen idari para
cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
30.3.2005
tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde, “ (1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır” denilmiş; Kanunun 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para
cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğu, idari tedbirlerin ise,
mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler
olduğu hükme bağlanmış; Kanunun 27. maddesinin (1) bendinde, “İdari para
cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına
karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün
içinde, Sulh Ceza Mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun
yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir” ve (8).
bendinde ise, “İdari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı
kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararlarında
verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık
iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görülür” hükümlerine yer verilmiştir.
Aynı Yasanın “Gürültü” başlığını taşıyan 36. maddesinde, “(1)
Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olan kişiye,
elli Türk Lirası idari para cezası verilir.
(2) Bu fiilin bir ticari işletmenin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi
halinde işletme sahibi gerçek veya tüzel kişiye bin Türk Lirasından beşbin
Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir.
(3) Bu kabahat dolayısıyla idari para cezasına kolluk veya belediye
zabıta görevlileri karar verir ” hükmü yer almıştır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 36. maddesine göre gürültü nedeniyle idari para cezası verilmiş;
idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili
olarak idari yargının görev alanına giren başka bir karar verilmemiştir.
Bu
durumda, davacıya verilen idari para cezasının, 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu ve Kabahatler
Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere,
idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli
mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından,
idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun
27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli
olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Lüleburgaz 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen görevsizlik
kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Lüleburgaz 2.
Sulh Ceza Mahkemesi’nin 28.8.2012 gün ve D.İş:2012/227 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1313
KARAR NO : 2013/1570
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Astsubay olup,
OYAK üyesi olan davacının satın aldığı ev için ödediği konut kredisinin
kesilerek alınan miktarın geri ödenmesi gerektiği yolundaki, Ordu
Yardımlaşma Genel Müdürlüğünün 27.2.2013 gün ve 2843-2013 sayılı işleminin iptali
istemiyle açılan davanın, ASKERİ
YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : M.D.
Vekili :
Av. F.A.
Davalı :
Ordu Yardımlaşma Kurumu Genel Müdürlüğü
O L A Y : Davacı vekili,
dilekçesinde özetle, müvekkilinin ilgili yönetmelik uyarınca konut kredisi
alma koşullarını sağlayarak konut kredisi talebinde bulunduğunu, davalı
kurum ile yapılan sözleşme uyarınca davacıya, aldığı ev nedeniyle bir
miktar konut kredisi verildiğini, daha sonra ödenen konut kredisinin
kesilerek alınan miktarın da geri ödenmesinin istendiğini, davacının konut
kredisi kullanmaya layık ve ehil olduğunu, ekspertiz raporlarının davalı
kurumca belirlenen firmaya yaptırıldığını, işlemin hukuka aykırı olduğunu
belirterek OYAK’ın 27.2.2013 gün ve 2843-2013 sayılı işleminin iptali
istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmıştır.
ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ 3.DAİRE BAŞKANLIĞI:
4.4.2013 gün ve Gensek No 2013/1000, Esas No:2013/458, Karar No:2013/505
sayı ile, Anayasanın 157, 1602 sayılı Kanun’un 20. maddelerinden söz
ederek, AYİM de açılan iptal davalarının konusunu teşkil eden işlemlerin
idari alanda tesis edilen ve idari nitelikte işlemler olması gerektiği,
dava konusunu teşkil eden işlemin ve OYAK ile üyesi arasında düzenlenen ve
özel hukuk hükümlerince düzenlenmiş bir kredi sözleşmesi olduğunun
görüldüğü, sözleşmenin 20. maddesinde de yargısal uyuşmazlıklarla ilgili
olarak yetki antlaşmasının da kabul edilip bu konuda Ankara Mahkemeleri ve
İcra Dairelerinin yetkili kılındığı dolayısıyla OYAK tarafından kredi
sözleşmesi feshedilerek, kredinin geri istenmesini bildiren yazıdan doğan
ihtilafın çözüm yerinin İdari yargı değil, adli yargı olduğu gerekçesiyle
davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez
aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 18.
ASLIYE HUKUK MAHKEMESI: 27.5.2013 gün, E:2013/273, K:2013/1330 sayı ile, davacı, asker olup
dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği, gerek teşkilat yapısı ve
organlarının oluşumu, gerekse yasa ile verilen kamusal yetkiler, usul ve
ayrıcalıklar gözönüne alındığında OYAK'nun kamu kurumu olduğu, görevi ve
hizmet verdiği konuların kamusal amaç taşıdığının açık olduğu, her nekadar
"kurumun, bu yasa ile özel hukuk hükümlerine tabi olduğu
belirtilmekteyse de; bu hüküm ile yasa koyucu tarafından, mevcutların
işletilmesi ve nemalandırılması için iktisadi ve ticari alanda gösterilecek
faaliyetlere esneklik kazandırılmak amacıyla OYAK'nun 3. kişilerle arasında
olan bu tür faaliyetleri yönünden özel hukuk hükümlerine tabi kılındığının
anlaşılması gerektiği, bu düzenleme ile üye-kurum ilişkisinin de özel hukuk
hükümlerine tabi olacağı sonucuna varılmasının mümkün olmadığı; OYAK'nun
tüzel kişiliğine sahip bir kamu kurumu olması "üye-kurum"
ilişkisinin idare hukuku kurallarına göre belirlenmesi OYAK'nun kuruluş
amacı olarak belirlenen hizmetleri yerine getirdiği sırada karar ve yürütme
organlarınca kamu gücüne dayanılmak suretiyle resen ve tek yanlı olarak
tesis edilen işlemler ile konuya ilişkin düzenlemeleri içeren yönetmeliğin
idari nitelik taşıdığının açık bulunması karşısında davanın görüm ve çözüm
yerinin idari yargı olduğu, OYAK'nun Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına
yasa gereği sağladığı sosyal yardım ve hizmetlerin dolayısıyla dava konusu
işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu, davacının asker kişi olduğu, 1602
sayılı kanunun 20. maddesinde öngörülen askeri hizmete ilişkin bulunma ve
asker kişiyi ilgilendirme koşullarının birlikte gerçekleştiğinin anlaşıldığı;1602
sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunun 20/1. md.sine göre
"Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına askeri olmayan
makamlarca tesis edilmiş olsa bile asker kişileri ilgilendiren ve askeri
hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son
derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen
görevleri yapar. Ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda
ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz" hükmünün yer aldığı; gerek
OYAK'nun tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olması, gerek üye kurum
ilişkisinin idare hukuku kurallarına göre belirlenmesi ve gerekse OYAK'nun
kuruluş amacı olarak belirlenen hizmetleri yerine getirdiği sırada karar ve
yürütme organlarınca kamu gücüne dayanılmak suretiyle resen ve tek yanlı
olarak tesis edilen işlemler ile konuya ilişkin düzenlemeİeri içeren
yönetmeliğin idari nitelik taşıdığının açık bulunması karşısında, davacının konut kredisi sözleşmesi ile aldığı konut kredisinin
iptaline ilişkin davalı kurum işleminin idari bir işlem olduğu anlaşılmakla
davanın Adli Yargı'da değil İdari Yargı'da görülmesi gerektiği, gerekçesiyle
davanın İdari Yargıda Askeri Yüksek İdare Mahkesinde görülmesi gerektiğine;
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkındaki Kanunun
14. maddesine göre olumlu görev uyuşmazlığı çıkmış olmakla; aynı yasanın
15. maddesine göre kararın kesinleşmesinden sonra taraflardan birinin
istemi üzerine ilk görevsizlik kararı veren Ankara 3. Askeri Yüksek İdare
Mahkemesinin 2013/458-505 Esas-Karar sayılı dosyasının da getirtilerek mahkemeleri
dosyasının "görevli
yargı yerini belirlemek üzere" Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Adli
Yargı tarafından verilmiş olan görevsizlik kararları nedeniyle oluşan
olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Mehmet Aydan AL’ın
katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın
27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; askeri idari yargı ve adli yargı yerleri arasında anılan Kanun'un 14.maddesinde
öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının
15.maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği,
Başkanlıkça askeri idari yargı karar örneğinin de ilgili mahkemesinden
getirtildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde
Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, AYİM
Savcısı Halit ÜNKAZAN’ın ise davada Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Çiğli / İzmir 2. Ana Jet Üs K.lığı emrinde uçak bakım
Bşçvş rütbesi ile görevli astsubay olup OYAK Üyesi olan davacının,
kendisinin davalı kurum dışında satın aldığı ev için ödediği konut
kredisinin kesilerek alınan miktarın geri ödenmesi gerektiği yolundaki Ordu
Yardımlaşma Genel Müdürlüğünün 27.2.2013 gün ve 2843-2013 sayılı işleminin
iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı OYAK Genel Müdürlüğü 27.2.2013 gün ve 2843-2013 sayılı
işlemle;
“Kurumumuzdan konut kredisi kullanırken Kurumumuza ibraz
edilen ekspertiz raporunun gerçeğe uygun olmadığı anlaşılmıştır.
Tarafınızla imzalanmış olan Konut Kredisi Sözleşmesi’nin 12/a
maddesi ile OYAK Konut Kredisi Yönetmeliği’nin borcun peşin hale gelmesini
düzenleyen 26/a maddesi uyarınca konut kredisi hizmetinden yararlanan
üyelerin Kurum'a yaptığı bildirimlerin ve verdiği belgelerin doğru
olmadığının anlaşılması halinde herhangi bir ihtar ve ihbara gerek
duyulmaksızın konut kredisinden yararlanan üyenin sözleşmesi feshedilir,
bakiye borcu peşin hale getirilir. Kurum konutlarından tahsis alınmış ise
tahsisi iptal edilir. Ayrıca bu eylemlerin yapıldığı tarihteki bakiye
borca, borcun tamamının ödendiği tarihe kadar, sözleşmede yazılı faiz
oranlarına ilaveten cezai şart olarak Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanun Hükümlerine göre alınmakta olan gecikme faizi oranı günlük
uygulanarak hesaplanan borç tahsil edilir. Bu nedenle, Konut Kredisi
Sözleşmesi ile OYAK Konut Kredisi Yönetmeliği'nin ilgili maddesi gereği,
borcunuza sözleşmenin feshi tarihinden itibaren temerrüt faizi uygulanarak
19.04.2013 tarihi itibariyle 160,864.00TL. olan borcunuzu en geç 19.04.2013
tarihine kadar INGBANK Kurtuluş Üye Hizmetleri Şubesinin (şube kodu 299)
6031070-MT-1 (IBAN:TR090009900603107000100001) nolu
hesabına ödemenizi ve ödemenize ait banka dekont suretini Kurumumuz Hukuk
Müşavirliğine göndermenizi aksi takdirde Kurum alacağının tahsili için
yasal yollara başvurulacağı hususunda bilgilerinizi ve gereğini önemle rica
ederiz.’’ denildiği görülmektedir.
Anayasanın
157.maddesinde Askeri Yüksek İdare mahkemesinin askeri olmayan makamlarca
tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin
idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk
ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan
uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı
belirtilmiş, 20.7.1972 günlü ve 1602 sayılı Yasanın 25.12.1981 günlü ve
2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır.
Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için dava konusu
idari işlemin "asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete
ilişkin bulunması" şartlarının birlikte bulunması gerekmektedir.
1602
sayılı Yasanın değişik 20. maddesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli
bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri
öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil
memurlar asker kişi sayılmaktadır.
İdari
işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden "askeri hizmete
ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması
gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere askeri usul ve yönteme ve
askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri nitelikte olduğu
kabul edilmelidir, işlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş
olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı
davanın askeri Yüksek İdare mahkemesinde görülmesi gerekmektedir.
Buna
göre, işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği kuşkusuz ise de; dava konusu
işlemin hukuki niteliğinin saptanabilmesi bakımından öncelikle davalı Kurum
ile ilgili yasal düzenlemenin incelenmesi gerekli bulunmaktadır.
30 Mart
1327 tarihli Nizamname ile askeri İkraz Sandığı kurulmuş; 1 Mart 1961
tarihinden itibaren yürürlüğe giren 205 sayılı Ordu Yardımlaşma Kurumu
Kanununun Geçici 1. maddesiyle anılan Nizamname yürürlükten kaldırılarak,
adı geçen Sandığın mevcutları ile alacak ve borçları Ordu Yardımlaşma
Kurumuna devrolunmuştur.
1961
Anayasasının 112.maddesinde bir kamu tüzel kişiliği olarak belirtilen Ordu
Yardımlaşma Kurumu, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına sosyal yardım
sağlamak amacıyla Milli Savunma Bakanlığına bağlı olarak kurulmuş;
kuruluşuna ilişkin 205 sayılı Yasanın 1. maddesinde, Kurumun, bu Yasa ile
özel hukuk hükümlerine tabi, mali ve idari bakımdan muhtar ve hükmi
şahsiyeti haiz bir teşekkül olduğuna işaret edilmiştir.
Anılan
Yasanın 20.maddesinde Kurum tarafından üyelerine: 1- Emeklilik yardımı,
2-Maluliyet yardımı, 3-Ölüm yardımı, 4- (4148 sayılı Yasa ile değişik)
Konut Edindirme Yardımı yapılacağı ve ayrıca, emeklilik sistemine girenlere
emekli maaşı bağlanacağı belirtilmiş; "Kurumun mevcutlarının
işletilmesi ve kurumun yapacağı hizmetler" başlıklı 33.maddede,
Kurumun sosyal yardım amacının gerçekleştirilmesini teminen mevcutların
işletilmesi ve nemalandırılması için iktisadi ve ticari faaliyetlerde
bulunmak üzere icra organı olan Yönetim Kurulu yetkili kılınmış ve bu
maddenin (f), (g), (h). fıkralarında; - Kurumun daimi üyelerine mesken
inşaatı için gayrimenkul ipoteği karşılığında 20 seneye kadar vadeli ve
faizli krediler açmak, - Kurumun daimi üyelerine veya bunların kuracakları
kooperatiflere ait arsalar üzerinde meskenler inşa etmek ve bunları peşin
veya ipotek karşılığında 20 seneye kadar vade ve faizli taksitle
kendilerine satmak, - (26.6.1996 tarih ve 4148 sayılı Yasa ile değişik)
Daimi üyeleri mesken sahibi yapmak amacıyla, Konut Ön Biriktirim Fonu
Kurmak, arsalar almak ve bu arsalar üzerinde meskenler inşa etmek veya bu
amaçla satın alacağı gayrimenkulleri, peşin veya ipotek karşılığında 20
seneye kadar vade ve faizli taksitle kendilerine satmak, Kurumun yapacağı
hizmetler arasında sayılmıştır.
Türk
Silahlı Kuvvetleri kadrolarında görevli tüm askeri personelin zorunlu
üyeliğine dayanan Kurumun gelirleri, mevcutların işletilmesinden elde
edilecek gelirler ve bağışlar ile üyelerin maaşlarından yapılan
kesintilerden oluşmakta; 35. madde ile, Kurumun kimi gelir ve muameleleri
Gelir, Gider, Veraset ve İntikal Vergileri ile Kurumlar Vergisi ve Damga
Resminden muaf tutulmaktadır. Ayrıca 37. maddede "Kurumun her çeşit
malları ile gelir ve alacakları, Devlet malları hak ve rüçhanlığını
haizdir. Bunlara karşı suç işleyenler, Devlet mallarına karşı suç
işleyenler gibi takibata tabi tutulurlar." hükmüne yer verilmektedir.
Yasa
koyucunun, Anayasaya uygun olmak koşulu ile, kamusal ihtiyaçların gerekli
kıldığı hallerde herhangi bir alanı yasal statü içine alarak bir kamu
hizmeti tesis etmesi olanaklıdır.
Nitekim,
yasa koyucu tarafından, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının diğer Devlet
memurları gibi yararlanmakta oldukları Emekli Sandığı Kanunu ile sağlanan
olanaklar yeterli bulunmayarak, T.C. Emekli Sandığının yardımlarını
tamamlayıcı bir şekilde ve üyelerin kendi mali olanaklarıyla dayanışmaları
ve bu suretle gelecek endişesinden kurtularak maddi ve manevi huzura
kavuşmalarını sağlamak amacıyla Ordu Yardımlaşma Kurumu Kanunu yürürlüğe
konulmuş olup, bu amacın gerçekleştirilmesinde Kurumu kamusal hak ve
yetkilerle donatan Yasanın, idare hukuku ilkelerine dayanan bir düzenleme
olduğu açıktır.
Gerek
teşkilat yapısı ve organlarının oluşumu ve gerekse Yasa ile verilen kamusal
yetkiler, usul ve ayrıcalıklar göz önüne alındığında OYAK'nun bir
"kamu kurumu" olduğunda, görevi ve hizmet verdiği konuların
"kamusal" amaç taşıdığında kuşkuya yer bulunmamaktadır.
Diğer
taraftan, üyelerin Kurumla olan ilişikleri yönünden hukuki durum
incelendiğinde, üyeliğin yasa ile zorunlu kılınması ve Kurumun da sadece
üyeleri için Yasada belli edilen sosyal yardımları sağlamak ve kamusal
nitelikli hizmetleri yerine getirmek amacıyla kurulmuş olması karşısında,
bu ilişkinin idare hukuku ilişkisi olduğu açıktır.
Her ne
kadar; 1. maddede "Kurumun, bu Yasa ile özel hukuk hükümlerine
tabi" olduğuna işaret edilmekteyse de; bu hüküm ile yasa koyucu
tarafından, mevcutların işletilmesi ve nemalandırılması için iktisadi ve
ticari alanda gösterilecek faaliyetlere esneklik kazandırılmak amacıyla
OYAK'nun üçüncü kişilerle arasında olan bu tür faaliyetleri yönünden özel
hukuk hükümlerine tabi kılındığının anlaşılması gerekmekte olup, bu
hususun, OYAK'nun "kamu kurumu" niteliğine engel teşkil
etmeyeceği doğal olduğu gibi, bu hükümden hareketle, bu Yasada düzenlenen
ve idare hukuku ilişkisi niteliği taşıyan "Üye-Kurum" ilişkisinin
de özel hukuk hükümlerine tabi olacağı sonucuna ulaşmak olanaksızdır.
Kamu
tüzel kişiliğe sahip olan OYAK tarafından, yapacağı hizmetler arasında
sayılan üyelerine konut kredisi verilmesine ilişkin olarak Kuruluş
Yasasının yukarıda sözü edilen 33. maddesinin (f), (g), (h). Fıkralarında
öngörülen ilkeler doğrultusunda hazırlanan Kurum Konut Kredisi Yönetmeliği
yürürlüğe konulmuş olup; adı geçen Yönetmelik hükümleri, konut kredisi
sözleşmesinde yer alan genel ilkelere kaynak teşkil etmektedir.
Olayda,
Kurum tarafından Konut Kredisi Yönetmeliğine göre, davacıya konut edinmesi
amacıyla, koşulları önceden belirlenmiş olan Konut Kredisi Sözleşmesinin,
davacının bu koşulları kabul ederek talepte bulunması sonucu taraflar
arasında akdedilmiş olması nedeniyle, ortada özel hukuk hükümlerine tabi
sözleşmeden doğan hukuki bir ilişki olduğu kabul edilebilir ise de;
sözleşmedeki uygulama usul ve esaslarını belirleyen Genel Kurul Kararlarının,
Kuruma Yasa,Yönetmelik ve Yönerge ile tanınan
kamusal yetkilere dayalı olarak ve idari usul ve esaslara göre re'sen ve
tekyanlı biçimde tesis edilmiş olması ve bu nedenle de sözleşmeden
ayrılabilir, kesin ve icrai nitelik taşıması karşısında, konut kredisinden
kaynaklanan ihtilafın idari bir işlem olduğu açıktır.
Yukarıdan beri belirtilen tüm bu
hususlar birlikte değerlendirildiğinde; gerek OYAK'nun tüzelkişiliğe sahip
bir kamu kurumu olması gerek <Üye-Kurum> ilişkisinin idare hukuku
kurallarına göre belirlenmesi ve gerekse OYAK'nun kuruluş amacı olarak
belirlenen hizmetleri yerine getirdiği sırada karar ve yürütme
organlarınca, kamu gücüne dayanılmak suretiyle re'sen ve tek yanlı olarak
tesis edilen işlemlerin idari nitelik taşıdığının açık bulunması karşısında,
davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği kuşkusuzdur.
Öte yandan OYAK'nun Türk Silahlı
Kuvvetleri mensuplarına yasa gereği sağladığı sosyal yardım ve hizmetlerin
askeri hizmetle birlikte yürüyen ve ona bitişik nitelikte olduğu göz önüne
alındığında dava konusu işlemin <askeri hizmete ilişkin> bulunduğunun
kabulü gerekmekte; bu duruma göre de, olayda, 1602 sayılı Yasanın 20.
maddesinde öngörülen <asker kişiyi ilgilendirme> ve <askeri
hizmete ilişkin bulunma> koşullarının birlikte gerçekleştiği anlaşıldığından,
uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi görevli bulunmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ASKERİ YÜKSEK İDARE
MAHKEMESİNİN görevli olduğuna, bu nedenle Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesinin 4.4.2013 gün ve Gensek No
2013/1000, Esas No:2013/458, Karar No:2013/505 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde Üyelerden Nurdane TOPUZ, Sedat
ÇELENLİOĞLU ile Mehmet Aydan AL’ın KARŞI OYLARI ve OY ÇOKLUĞU ile karar
verildi.
KARŞI OY YAZISI
Uyuşmazlığın
çözümünde Ordu Yardımlaşma Kurumunun 27 Şubat 2013 tarihli olan ve
ekspertiz raporunun gerçeğe uygun olmaması nedeniyle alınan kredinin
temerrüt faizi ile birlikte geri ödenmesine ilişkin yazısının idari davaya
konu edilebilecek kesin ve yürütülebilir bir idari işlem olup olmadığı
belirlenmelidir.
İdari
işlem idare fonksiyonu içerisinde kamu gücüne dayalı olarak tesis edilen ve
bireysel hukuki durumlarda değişiklik yapan işlemlerdir.
İdari
davaya konu olabilen idari işlemler idari fonksiyon kapsamında yerine
getirilen, kamusal iradenin etki ve sonuçlarını idare hukuku alanında
gösterdiği işlemlerdir.
Öğretiye
göre idari fonksiyon; yasama ve yargı fonksiyonları ile yürütme organının
salt siyasal nitelik taşıyan faaliyetleri dışında kalan; devletin, günlük
toplumsal ihtiyaçları karşılamak amacıyla yürüttüğü kamusal faaliyetler
(M.G., İdare Hukuku, 9. Baskı, İmaj Yayınevi, Ankara, 2004, s.14);
İdarenin, tamamen kendi yapısı içinde ve kendine özgü kural ve usuller
uygulayarak, toplumun günlük yaşamını sürdürebilmesi için yerine getirmesi
gereken teknik nitelikteki kamu işlerini görme işlevi (C.E., İptal
Davasının Konusunu Oluşturması Bakımından İdari İşlemin Kimliği, Danıştay
Yayınları No. 51, Ankara, Danıştay Matbaası, 1990, s. 11); Devletin yasama
ve yargı fonksiyonu ile yürütme organının siyasi fonksiyonu dışında kalan,
toplumun günlük yaşamını sürdürmek, dolayısıyla kamu yararını gerçekleştirmek
amacıyla devlet ve diğer kamu tüzel kişileri tarafından yürütülen
fonksiyonu (K.G., İdare Hukuku Dersleri, Ekin, 7. Bası, Eylül 2008, s. 24)
olarak tanımlanmaktadır.
İdari
işlem kavramının bilimsel ve yargısal içtihatta tek ve herkes tarafından
kabul edilen bir tanımı bulunmamaktadır (B.A., İdari İşlemin Yapılış Usulü,
Yetkin, Ankara 2000, s.23). Öğretiye göre idari işlem; idarenin tek yanlı
olarak kişiler hakkında hukuki sonuç doğuran işlemleri (Y.Y., İdare Hukuku
I, 2.bası, Filiz Kitabevi, İstanbul 1990, s.87); İdarenin kamu hukuku
alanında yaptığı tek yanlı hukuksal işlemler (A.Ş.G.-G.D., İdari Yargılama
Usulü, 2. Bası, Turhan Kitabevi Ankara 1999, s.15; A.Ş.G.-T.T., İdare
Hukuku, Cilt 2, İdari Yargılama Hukuku, Ankara 2003, Turhan Kitabevi,
s.277); İdari makam ve mercilerin idare işlevleriyle ilgili, kamu hukuku
alanında tesis ettikleri tek taraflı, doğrudan uygulanabilir nitelikte bir
hukuki tasarruf (K.Y.-Y.E., Açıklamalı-İçtihatlı-Notlu İdari Yargılama Usulü,
Arısan Matbaacılık, Ankara 1983, s.12); Tüm kamu kuruluşlarının ve kanunda
yetkili kılınan özel kişilerin idare işlevine bağlanabilen tek yanlı birel
ve özgül işlemleri (L.D., İdare Hukuku Ders Notları, İÜHF Yayın No. 648,
Fakülteler Matbaası, İstanbul 1982. s.397); Devlet organlarının idari
işleve giren işlemleri (R.Ç., İdari Yargı Kararlarının Sonuçlan ve
Uygulanması, Seçkin Yayınevi, Ankara 2001, s.66); İdari makamların, kamu
gücü ve kudreti ile hareket ederek, idare işlevine ilişkin olarak yaptıkları
ve çeşitli hak ve/veya yükümlülükler doğuran tek yanlı irade açıklamaları
(C.E., İptal Davasının Konusunu Oluşturması Bakımından İdari İşlemin
Kimliği, Danıştay Yayınları No. 51, Danıştay Matbaası, Ankara 1990, s.2);
İdare fonksiyonunun yerine getirilmesi için yapılan kamu hukuku işlemleri
(M.G., İdare Hukuku, 9. Baskı, İmaj Yayınevi, Ankara 2004, s.109); İdare
hukukuna ve uyuşmazlık halinde idari yargıya tabi olan kamu gücüne dayanan
işlemler (K.G., İdare-Hukuku Dersleri, Ekin, 7. Bası, Eylül 2008, s.252);
İdari makamların, kamu gücü kullanarak idare hukuku alanında yaptıkları ve
çeşitli hak ve/veya yükümlülükler doğuran tek yanlı irade açıklamalarıdır
(B.A., İdari İşlemin Yapılış Usulü, Yetkin, Ankara 2000, s.26).
Öğretiye
göre idari fonksiyon; yasama ve yargı fonksiyonu dışında kalan, idare
organı tarafından kamu yararını sağlama amacıyla kamu hizmetlerini
gerçekleştirmeye yönelik faaliyetler; idari işlem ise idare fonksiyonu
içerisinde kamu gücüne dayalı olarak tesis edilen ve bireysel hukuki
durumlarda değişiklik yapan işlemlerdir.
Uyuşmazlığa
konu dosyada OYAK üyesi olan davacının İzmir, Ödemiş ilçesi Üçkonak köyünde
bulunan 195 m2’lik avlulu kargir evi aldığı, bu ev için ekspertiz raporu
düzenlettirerek Kurum’dan konut kredisi talebinde bulunduğu ve 150.000,00
TL. konut kredisi kullandığı, daha sonra Kurum’un 27 Şubat 2013 tarihli
yazısı ile “Kuruma ibraz edilen ekspertiz raporunun gerçeğe uygun olmadığı”
belirtilerek alınan kredinin, yapılan sözleşme uyarınca belli bir tarihe
kadar temerrüt faizi ile birlikte geri ödenmesi yolunda talepte bulunduğu,
bu yazının iptali istemiyle davanın açıldığı görülmektedir.
Dava
konusunu teşkil eden işlemin OYAK ile üyesi arasında düzenlenen ve özel
hukuk hükümlerince düzenlenmiş bir kredi sözleşmesi olduğu, Sözleşmenin
20’nci maddesinde yargısal uyuşmazlıklarla ilgili olarak yetki antlaşmasının
kabul edilip, bu konuda Ankara Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili
kılındığı, OYAK tarafından kredi sözleşmesi feshedilerek kredinin geri
istenmesini bildiren yazının idari fonksiyon içerisinde kamu gücüne dayalı
olarak tesis edilen ve bireysel hukuki durumlarda değişiklik yapan bir
idari işlem niteliğinde bulunmadığı, idari yargı kararlarını uygulama
sorumluluğunun davalı idarelere ait olduğu, dava konusu uyuşmazlıkta idari
yargı yerince söz konusu kredinin OYAK tarafından istenilmesinin hukuka
uyarlı olduğuna karar verilmesi durumunda, bu karar uyarınca davacının söz
konusu krediyi geri ödeme yükümlülüğünün doğmasının hukuken mümkün
olmadığı, OYAK tarafından adli yargıya başvurulmasının hukuken yine bir
zorunluluk olduğu dikkate alındığında uyuşmazlığın çözüm yerinin adli yargı
olduğunun kabulü ile Ankara 18’inci Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.05.2013
gün ve E.2013/273 K.2013/1330 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekirken
aksi yönde oluşan Sayın çoğunluğa katılmamız mümkün olmamıştır. 11.11.2013
|
Üye
Sedat ÇELENLİOĞLU
|
Üye
Nurdane TOPUZ
|
Üye
Mehmet Aydan AL
|
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1376
KARAR NO : 2013/1578
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
5754 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce, Emekli Sandığı
iştirakçisi olup isteği ile emekliye sevkedilen davacının,
18.04.1999-28.03.2004 tarihleri arasında Belediye Başkanı olarak
görevlendirilmesinden dolayı, makam ve görev tazminatından
yararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin
iptali ile yoksun kalınan tazminat tutarının yasal faiziyle birlikte
ödenmesine karar verilmesi istemiyle açtığı davanın; İDARİ YARGI YERİNDE görüleceği hk.
K A R A R
Davacı : H.S.
Vekili : Av. U.T.
Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
Vekili :
Av. S.Y. (Adli Yargıda)
O L A Y
: Davacı vekili, davacının 18.04.1999-28.03.2004 tarihleri arasında
Gaziantep ili İslahiye ilçesi Altınüzüm Beldesi Belediye Başkanı olarak görev
yapması nedeniyle makam ve görev tazminatı ödenmesi için davalı kuruma
yapılan başvurunun reddedilmesine ilişkin 10.02.2010 gün ve
B.13.2.SGK.0.10.02.01.05/ 55.642.062 sayılı kararın iptali ile 5272 ve 5393
sayılı yasaların yürürlük tarihi olan 01.01.2005 tarihinden itibaren
ödenmeyen makam ve görev tazminatlarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi
istemiyle 11.03.2010 tarihinde idari yargıda dava açmıştır.
ANKARA
7. İDARE MAHKEMESİ: 17.03.2010 gün ve E: 2010/403, K: 2010/484 sayılı
kararı ile özetle; davacının 5510 sayılı Yasa’nın 106. Maddesi ile mülga
olan 5434 sayılı Yasa’nın Ek 68. maddesi uyarınca makam tazminatının
01.01.2005 tarihinden itibaren ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun
reddine ilişkin işlemin tesis edildiği 10.02.2010 tarihi itibariyle 5510
sayılı Yasa’nın yürürlükte olması dikkate alındığında, uyuşmazlığın 5510
sayılı yasa’nın Geçici 4. Maddesinin 10. fıkrası ve 101. Maddeleri uyarınca
adli yargı yerince görülüp çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın
görev yönünden reddine karar verilmiştir.
Ankara
7. İdare Mahkemesi’nin görevsizliğe ilişkin kararı, davacı vekilinin
temyizi üzerine yapılan inceleme sonucu Danıştay 11. Dairesi’nin 13.06.2012
gün E: 2010/4661, K. 2012/4328 sayılı ilamı ile onanmak suretiyle kesinleşmiştir.
Davacı vekili,
bu kez fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1.000,00 TL nin yasal faizi
ile davacının yasal hakkı olan makam tazminatı ve buna bağlı olarak görev
tazminatının 5434 sayılı Kanunun 5272 ve 5393 sayılı Kanunlarla değişik
Ek68. Maddesine göre davacıya 01.01.2005 tarihinden bugüne kadar geriye
dönük olarak ödenmesi istemiyle 18.09.2012 tarihinde adli yargıda dava
açmıştır.
ANKARA
15. İŞ MAHKEMESİ: 03.07.2013 gün ve E:2012/688, K:2013/484 sayılı kararında
özetle; uyuşmazlık konusu dönem gözetildiğinde davacının statü hukukuna
tabi olarak çalıştığı, hizmet akdine dayalı olarak çalışmadığından
uyuşmazlığın çözüm yerinin idari yargı alanına girmesi nedeniyle 6100
sayılı HMK nun 114/1-b ile 115/2 maddeleri gereğince davanın görev yönünden
reddine karar vermiş ve bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK
İNCELEME: 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun
ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az
ikisinin tarafları,
konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve
bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte
olup, bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak
davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde
ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev
uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından
inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş
istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14.
maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı
dosyasının davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren
Mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Mahkememize
gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
18.04.1999-28.03.2004 tarihleri arasında Gaziantep ili, İslahiye ilçesi,
Altınüzüm Beldesinde Belediye Başkanı olarak görev yapan davacının
01.01.2005 tarihinden itibaren ödenmeyen makam ve görev tazminatlarının
ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile
tazminat alacağına ilişkindir.
Dosyanın
incelenmesinden; davacının 30.08.1973 den itibaren Kara Kuvvetleri
Komutanlığı’nda astsubay olarak göreve başlayarak 15.09.1996 tarihinde
kıdemli başçavuş olarak emekliye ayrıldığı, 18.04.1999 tarihinde yapılan
mahalli seçimlerde Gaziantep ili İslahiye ilçesi Altınüzüm Beldesi Belediye
Başkanlığı’na seçilerek 28.03.2004 tarihine kadar bu görevine devam ettiği
anlaşılmaktadır.
Davacı,
5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun 631 sayılı KHK ile değişik 68.
Maddesi gereğince ödenmesi gereken makam ve görev tazminatının ödenmesi
talebinin davalı kurum tarafından reddedilmesi üzerine; gerekli ödemenin
yapılması için idari yargıya yaptığı başvurunun görev nedeniyle
reddedilmesinin ardından adli yargıya başvurmuştur.
5434
sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun (5510 sayılı kanunun 106. maddesi ile
mülga edilen) Ek 68.maddesinde; “(Değişik madde: 24/11/1994 - 4049/7
md.)
(Değişik fıkra:
23/02/1995 - KHK - 547/13 md.) Makam tazminatı ile Yüksek Hakimlik ve
temsil veya görev tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde bulunanlardan,
10/10/1984 tarihli ve 3056 sayılı Kanunun 36 ncı maddesine göre istihdam
edilenlere, Başbakanlıkta da makam tazminatı ödenmesini gerektiren
görevlerde en az 6 ay çalışmış olmaları kaydıyla bu tazminatlardan yüksek
olanı esas alınarak ödeme yapılır. (Ek cümle: 04/07/2001 - 631 S.KHK/1.
md.) Makam veya yüksek hakimlik tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde
toplam en az iki yıl bulunmadan veya bu görevlerde hiç bulunmadan emekliye
ayrılanlara ise, en az altı ay süreyle bulundukları en üst görevleri için
belirlenen görev tazminatı veya hizmet yılları itibarıyla belirlenen görev
tazminatından yüksek olanı ödenir. Bu halde de iki yıllık süreyi doldurma
şartı aranır. (Ek cümle: 12/02/2000 - 4505/3 md.) Ancak bu tazminatların
ölenlerin dul ve yetimlerine ödenmesinde iki yıl görev şartı aranmaz.
(...)
(Ek
fıkra:07/12/2004 - 5272 S.K./86.mad) Sandıkça emekli aylığı bağlanan
büyükşehir belediye başkanlarına 7000, il belediye başkanlarına 6000, ilçe belediye
başkanlarına 3000, diğer belediye başkanlarına 1500 gösterge rakamı
üzerinden, bu Maddede belirtilen usul ve esaslar dahilinde makam tazminatı,
buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı ödenir. Bu tazminatlar
ilgililere ödendikçe iki ay içinde faturası karşılığında Hazineden tahsil
olunur. Birinci fıkrada öngörülen iki yıllık sürenin hesabında iştirâkçi
olup olmadıklarına bakılmaksızın belediye başkanı olarak geçen sürelerin
tamamı dikkate alınır.
(Ek fıkra:
(12/02/2000 - 4505/3 md.) Temsil ve görev tazminatları; yönetim ve denetim
kurulu üyelikleri dahil olmak üzere kamu kesiminde her ne suretle olursa
olsun aylık veya ücret alıp almadıklarına bakılmaksızın görev alanlara bu
durumları devam ettiği sürece ödenmez. Tazminattan yararlanırken, yararlanma
şartlarını kaybedenler en geç bir ay içinde durumu Türkiye Cumhuriyeti
Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne bildirirler. Bu durumun ortaya çıktığı
tarihi takip eden ay başından itibaren tazminat ödenmesine son verilir.
Zamanında bildirimde bulunmayanlara ödenen tazminat kanuni faizi ile
birlikte geri alınır.(...)
Bu tazminatlar,
ölenlerin 5434 sayılı Kanunun 67 nci maddesinde belirtilen aylığa müstehak
dul ve yetimlerine 68 inci maddesindeki oranlar üzerinden ödenir.
Bu ödemeler,
T.C. Emekli Sandığınca ödenmesini müteakip iki ay içinde Genel Bütçeye
giren kurumlardan ayrılanlar için Hazineden, diğerleri için son
kurumlarından faturası karşılığında tahsil edilir.(...) denilmiş; 1.1.2007
tarihinde; maddenin “Bu
tazminatlar, ölenlerin 5434 sayılı Kanunun 67 nci maddesinde belirtilen
aylığa müstehak dul ve yetimlerine 68 inci maddesindeki oranlar üzerinden
hesaplanır.” şeklindeki beşinci fıkra metni ile “Bu ödemeler, T.C. Emekli
Sandığınca ödenmesini müteakip iki ay içinde Genel Bütçeye giren
kurumlardan ayrılanlar için Hazineden, diğerleri için son kurumlarından
faturası karşılığında tahsil edilir.” şeklindeki son fıkra metni
yürürlükten kaldırılmıştır.
Diğer taraftan,
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş
hükümleri” başlıklı Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasında; “Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı
Kanuna göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve
yardımlar ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre
ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri
de dahil 5434 sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz
oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl
arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim
aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanunun 32 nci, 34
üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam
edilir.” hükmüne, aynı maddenin
beşinci fıkrasında ise; “ Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının
bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan
ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar
ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan
hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu
maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate
alınır. (Ek cümle: 16/06/2010-5797 S.K/10. md.) Ancak, Polis Akademisinde öğrenim
görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu öğrenimleri süresince
kesilmeksizin ödenmeye devam edilir.” hükmüne yer verilmiştir.
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar
kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar),
kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına
çalışanlar (Tarım Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar,
(Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli
Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal
güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş
farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden
tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır. 5510 sayılı Kanunun
iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E:
2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile
birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli
Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve
diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan
(başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul
edilen 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda
düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü
maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden
önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul
ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil
5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
5754 sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa
Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile
reddedilmiştir.
5510 sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu
Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş
Mahkemelerinde görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz
başvurusunda Anayasa Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169
sayılı kararıyla (RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla
birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak
şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe
girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar,
evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve
bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam
edecek; ancak 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve
diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun
4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve
haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve
esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır.
5754 sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık
esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler
idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz
etmek gerekli bulunmaktadır. 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden
önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu
görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve
yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu
görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal
Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem
niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce
olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir… Bu bakımdan 5510
sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin
içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde
bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman
mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan
uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa’ya
aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı
Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu
görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan
idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının
görevinin devam edeceği açıktır…”
Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa
Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun
yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta
olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi
olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun
hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe
girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya
başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun
hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun
değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı
dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.
Kaldı ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer
mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa
Mahkemesi’nin kararı esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi
kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.
Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden
önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri
ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı
almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride
emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen
işlem ve yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini
korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanununun 2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil,
sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından
dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal
davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten
önce, Emekli Sandığı iştirakçisi olup isteği ile emekliye sevkedilen
davacının,18.04.1999-28.03.2004 tarihleri arasında Belediye Başkanı olarak
görevlendirilmesinden dolayı, makam ve görev tazminatından
yararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin
iptali ile yoksun kalınan tazminat tutarının yasal faiziyle birlikte
ödenmesine karar verilmesi istemiyle açtığı davanın; 5434 sayılı
Kanun hükümleri dikkate alınarak çözüme kavuşturulacağı gözetildiğinde; idari yargı yerinde görüleceği
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Ankara 7.İdare Mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara
7.İdare Mahkemesinin 17.03.2010 gün ve E:2010/403, K:2010/484 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARIN KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1396
KARAR NO : 2013/1592
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında; idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Ç.B.
Vekili :
Av. Ö.C.
Davalı :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekili :
Av. H.G.
O L A Y : İl Telekom
Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen davacı 30.04.2010 tarihinde Adalet Bakanlığı emrine atanmıştır.
Davacı vekili, müvekkilinin maaş nakil ilmühaberinde
gerekli düzeltilmenin yapılması, noksan ödenen ek ödeme ve enflasyon farkı
tutarlarının hak ettiği tarihlerinden itibaren işlemiş faizleriyle birlikte
ödenmesi istemiyle yaptığı 01/11/2010 tarihli başvurusunun zımnen reddine
ilişkin Eskişehir İl Telekom Müdürlüğü işleminin iptali ile maaş nakil
ilmühaberinde gerekli düzeltilmenin yapılması, noksan ödenen ek ödeme ve
enflasyon farkı tutarlarının hak ettiği tarihlerinden itibaren işlemiş
faizleriyle birlikte ödenmesi istemiyle 25.2.2011 tarihinde idari yargı
yerinde dava açmıştır.
ESKİŞEHİR 2. İDARE MAHKEMESİ: 28.2.2011 gün
ve E:2011/220, K:2011/177 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 2. maddesinde idari dava türlerinin sayıldığı, kural olarak,
idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara
bakılabileceği; buna göre, iptali istenilen işlemin tesis tarihinde davalı
mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava
bulunduğundan sözetmenin olanaksız olduğu, uyuşmazlığın, özel hukuk
hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
gerekçesiyle, davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar
kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Eskişehir
İş Mahkemesi: 8.6.2011 gün ve E:2011/713, K:2011/804 sayı ile, dava konusu
talepler göz önüne alındığında, bu ödemelerin davacının Telekomda Kamu
görevini yürüttüğü döneme ilişkin olduğunun görüldüğü; Eskişehir İI Telekom
Müdürlüğünde 399 sayılı KHK'ya göre kapsam dışı statüde çalışmakta iken ek
- 29 maddenin 1.fıkrası uyarınca hisse devrinin yapıldığı, 14/11/2005
tarihinden sonra, Türk Telekomünikasyon A.Ş tarafından Devlet Personel
Başkanlığı'na bildirildiği ve 30/4/2010 tarihinde Eskişehir Adliyesinde
göreve başladığı, bu süre içinde bulunduğu statü ve yaptığı görev itibari
ile kamu görevi yürüttüğü göz önünde bulundurulduğunda, 406 sayılı Yasanın
5398 sayılı Yasa ile değişik ek 29.maddesi uygulamasından doğan bu
uyuşmazlığın İdari Yargıda çözümlenmesi gerektiğinin açık olduğu; davanın
konusu dikkate alındığında 657 Sayılı Kanun ve 399 sayılı KHK hükümlerine
tabi çalışanların aylıklarına devletçe yapılan artış oranlarına ilişkin
olduğunun anlaşıldığı; davacının gerek önceki çalışmaları, gerekse şimdiki
çalışmasının 657 sayılı Kanun hükümlerine göre devam ettiği, söz konusu
Kanun hükümlerine göre çalışanların maaşlarının artışları ve diğer işlemlerin
devlet tarafından yapıldığı, davacının kamu görevlisi olduğu, davacının
maaşının tespitinde ve zam oranlarının belirlenmesinde Türk
Telekomünikasyon A.Ş nin herhangi bir yetkisinin bulunmadığı, işlemin
yapıldığı tarihte Türk Telekomünikasyon A.Ş'nin çoğunluk hissesinin
kaybedilmesi nedeni ile kamu kuruluşu niteliği taşımamasının bu gerçeği
ortadan kaldırmayacağı; sadece buna dayanarak yapılan işlemin idari bir
işlem olmadığını ileri sürmenin mümkün olmadığı; nitekim Danıştay
5.Dairesinin 17/07/2009 gün ve 2009/3113 esas 2009/4607 sayılı Kararında da
benzer nitelikteki uyuşmazlıkların idari yargıda çözümlenilmesi gerektiğinin
kabul edildiği; 5521 sayılı Yasanın 1.maddesinde İş Mahkemelerinin hangi
tür davalara bakacağının açıkça düzenlendiği, dolayısı ile 5521 Sayılı
Yasanın 1.maddesi ve belirtilen gerekçeler çerçevesinde yapılan işlemde
İdari Yargı'nın görevli olduğu gerekçesi ile dava dilekçesinin yargı yeri nedeniyle reddine karar vermiş, bu karar davacı
vekilince temyiz edilmiştir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 3.10.2011 gün ve E:2011/37487,
K:2011/34425 sayı ile, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.’nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari
dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan uyuşmazlığın, özel hukuk
hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varıldığı, saptanan bu durum karşısında maddi ve hukuki olgular
göz önünde tutulduğunda, mahkemece işin esasına girilmesi gerekirken dava
dilekçesinin yargı yolu yanlışlığı nedeni ile reddine karar verilmesinin
isabetsiz olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiş,
mahkemelerince bozma kararına uyulmuştur.
ESKİŞEHİR İŞ MAHKEMESİ: 24.1.2013 gün ve E:2012/56,
K:2013/79 sayı ile, Mahkemelerince Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olduğu;
taraflar arasındaki uyuşmazlığın, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek
II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu hissesi devredilen davalı
kurumda nakle tabi olarak çalışan davacının, davalının özelleştirmeden önce
tabi olduğu ve özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun
Ek. 29. Maddesi kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375
sayılı KHK.’un Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK.’un Ek II. cetvelinde yer
alan kurumlarda çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp
yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren
nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği
noktasında toplandığı; Mahkemelerince bozma ilamına uyulmuş ise de;
Yargıtay 9.H.D'nin 05/11/2012 tarih ve 2012/28269-2012/35987 E/K sayılı
kararında; Danıştay İdari Dava Daireleri’nin 07.04.2011 gün ve 2011/55-205
sayılı kararından sonra uyuşmazlığın adli yargı yerinde görüleceği
konusunda yeniden değerlendirme yapılması gerektiği, Danıştay İdari Dava
Daireleri’nin 07.04.2011 gün ve 2011/55-205 sayılı kararında; “yasal düzenleme
ile Türk Telekom A.Ş.'nin özelleştirilmesi sonucunda, işlevsel görevlerde
bulunan ve ikamesi kısa sürede imkansız personelin isteklerine bağlı olarak
makul bir süre kamu görevlerinden aylıksız izinli sayılarak özel hukuk
tüzel kişisinde çalışmalarına olanak sağlandığı, söz konusu personelin,
aylıksız izinli olarak geçen sürede kamu personeli statülerinin devam
ettiği, imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetini yürütmek hakkını elde
eden davalı şirkete, devir sonrasında yetişmiş personel yetersizliği
nedeniyle doğabilecek aksaklıkların önüne geçilebilmesi için, 406 sayılı
Yasa hükümleri ile tanınan ayrıcalıkların sonucu olarak da, bünyesinde
belli süre ile çalışmaya devam eden söz konusu personelin kamu kuramlarına
naklen atanmasının sağlanması amacıyla kimi görevler yüklendiği, 406 sayılı
Yasa hükümleri uyarınca davalı şirket tarafından, hak sahibi personelinin
Devlet Personel Başkanlığı'na bildirmesi, bildirim ile beraber personelin
nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere
memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi
gibi işlemler bulunduğu, bu işlemlerin idare hukuku alanında hukuki
sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki
statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin
kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari
işlem niteliğinde oldukları, davalı şirketin, Telekomünikasyon Kurumu ile
Türk Telekom arasında imzalanan “Telekomünikasyon Hizmetlerinin
Yürütülmesine İlişkin İmtiyaz Sözleşmesi” ile belli bir kamu hizmetini
yürütmek görev ve yetkisi ile donatıldığı, bu görev ve yetkiler dahilinde
bazı kamusal ayrıcalıkları ve yükümlülükleri bulunduğu, belirtilen statüsü
ve özel yasa hükümleri gereğince bazı kamusal ayrıcalıklara ve
yükümlülüklere sahip olması nedeniyle davalı şirketin, herhangi bir özel
hukuk tüzel kişisinden farklı bir hukuki statü içinde bulunduğu, bu
durumda, imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetini yürütmekle görevli ve
yetkili kılınması nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı
olarak kimi kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı
Yasa hükümleri ile, kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ile
ilgili olarak bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen
görevleri kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu
ve bu işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde
bulunduğunun belirtildiği, dairece de Danıştay idari Dava Dairelerinin
gerekçelerinin benimsendiğinin ifade olunması karşısında; HMK'nun 114/1-b
maddesi uyarınca yargı yolunun caiz olması dava şartı olduğundan ve
yargılamanın her aşamasında mahkemece resen dikkate alınması zorunlu
olduğundan, bozma ilamına uyulmuş olmasının bu konuda karşı taraf yönünden
usuli kazanılmış hak teşkil etmesi mümkün olmadığından; idari işleme
yönelik söz konusu uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği
kanaatine varılarak; davanın HMK.nun 114/1-b maddesi uyarınca "yargı
yolunun caiz olmaması" nedeniyle aynı yasanın 115/2. maddesi uyarınca
usulden reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle; davanın HMK'nın 114/1-b
maddesi uyarınca Yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle HMK'nın 115/2
maddesi uyarınca usulden karar vermiş, bu karar Yargıtay
9. Hukuk Dairesi’nin 10.6.2013 gün ve E:2013/6251, K:2013/17598 sayılı
kararı ile onanarak kesinleşmiştir.
Davacı vekili, adli ve idari yargı yerleri arasında
oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için başvuruda bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede
belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği
ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinde gerekli düzeltilmenin yapılması, noksan ödenen ek ödeme
ve enflasyon farkı tutarlarının hak ettiği tarihlerinden itibaren işlemiş
faizleriyle birlikte ödenmesi istemiyle yapılan 1.11.2010 tarihli
başvurunun zımnen reddine ilişkin Eskişehir İl Telekom Müdürlüğü işleminin
iptali ile maaş nakil ilmühaberinde gerekli düzeltilmenin yapılması, noksan
ödenen ek ödeme ve enflasyon farkı tutarlarının hak ettiği tarihlerinden
itibaren işlemiş faizleriyle birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin
devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk
Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan
hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar
ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak
kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı
personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır…”
denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel
hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş
mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere
ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmüne
yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 29.1.2000
tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004 tarihleri
arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde davalı kuruluşta çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı
tarafından; maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle 25.2.2011
tarihinde dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte davalı
mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin
olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava
bulunduğundan sözetmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk
hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle Eskişehir (1.) İş Mahkemesinin görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Eskişehir (1.) İş Mahkemesinin 24.1.2013
gün ve E:2012/56, K:2013/79 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1397
KARAR NO : 2013/1593
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu
kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında; idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava
bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk
hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.Y.
Vekili :
Av. Ö.C.
Davalı :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekili :
Av. H.G.
O L A Y : İl Telekom
Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen davacı 14.5.2006 tarihinde Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü
emrine atanmıştır.
Davacı vekili, müvekkilinin maaş nakil ilmühaberinde
gerekli düzeltilmenin yapılması, noksan ödenen ek ödeme tutarlarının hak
ettiği tarihlerinden itibaren işlemiş faizleriyle birlikte ödenmesi
istemiyle yaptığı 26.10.2010 tarihli başvurusunun zımnen reddine ilişkin
Eskişehir İl Telekom Müdürlüğü işleminin iptali ile maaş nakil ilmühaberinde
gerekli düzeltilmenin yapılması, noksan ödenen ek ödeme tutarlarının hak
ettiği tarihlerinden itibaren işlemiş faizleriyle birlikte ödenmesi
istemiyle 23.2.2011 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
ESKİŞEHİR 1. İDARE MAHKEMESİ: 7.3.2011 gün
ve E:2011/213, K:2011/237 sayı ile, Türk Telekomun, 406 sayılı Kanun ve
özel kanun hükümlerine tabi bir anonim şirket olduğu, bu kanun hükümleri
saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin
yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına
uygulanan mevzuatın Türk Telekom’a uygulanmayacağı hükmüne yer verilerek
Türk Telekom’a özgü farklı bir statü oluşturduğu, şirketin kamusal
niteliğinin ortadan kalktığı buna göre, iptali istenilen işlemin tesis
edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu
niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin olması karşısında, idari
yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek
olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve
çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın adli
yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, davanın görev
yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Eskişehir
İş Mahkemesi: 8.6.2011 gün ve E:2011/700, K:2011/805 sayı ile, dava konusu
talepler göz önüne alındığında, bu ödemelerin davacının Telekomda Kamu
görevini yürüttüğü döneme ilişkin olduğunun görüldüğü; Eskişehir İI Telekom
Müdürlüğünde 399 sayılı KHK'ya göre kapsam dışı statüde çalışmakta iken ek
- 29 maddenin 1.fıkrası uyarınca hisse devrinin yapıldığı, 14/11/2005
tarihinden sonra, Türk Telekomünikasyon A.Ş tarafından Devlet Personel
Başkanlığı'na bildirildiği ve 14/05/2006 tarihinde Eskişehir İl Milli
Eğitim Müdürlüğünde göreve başladığı, bu süre içinde bulunduğu statü ve
yaptığı görev itibari ile kamu görevi yürüttüğü göz önünde
bulundurulduğunda, 406 sayılı Yasanın 5398 sayılı Yasa ile değişik ek
29.maddesi uygulamasından doğan bu uyuşmazlığın İdari Yargıda çözümlenmesi
gerektiğinin açık olduğu; davanın konusu dikkate alındığında 657 Sayılı
Kanun ve 399 sayılı KHK hükümlerine tabi çalışanların aylıklarına devletçe
yapılan artış oranlarına ilişkin olduğunun anlaşıldığı; davacının gerek
önceki çalışmaları, gerekse şimdiki çalışmasının 657 sayılı Kanun
hükümlerine göre devam ettiği, söz konusu Kanun hükümlerine göre
çalışanların maaşlarının artışları ve diğer işlemlerin devlet tarafından
yapıldığı, davacının kamu görevlisi olduğu, davacının maaşının tespitinde
ve zam oranlarının belirlenmesinde Türk Telekomünikasyon A.Ş nin herhangi
bir yetkisinin bulunmadığı, işlemin yapıldığı tarihte Türk Telekomünikasyon
A.Ş'nin çoğunluk hissesinin kaybedilmesi nedeni ile kamu kuruluşu niteliği
taşımamasının bu gerçeği ortadan kaldırmayacağı; sadece buna dayanarak
yapılan işlemin idari bir işlem olmadığını ileri sürmenin mümkün olmadığı;
nitekim Danıştay 5.Dairesinin 17/07/2009 gün ve 2009/3113 esas 2009/4607
sayılı Kararında da benzer nitelikteki uyuşmazlıkların idari yargıda
çözümlenilmesi gerektiğinin kabul edildiği; 5521 sayılı Yasanın
1.maddesinde İş Mahkemelerinin hangi tür davalara bakacağının açıkça
düzenlendiği, dolayısı ile 5521 Sayılı Yasanın 1.maddesi ve belirtilen
gerekçeler çerçevesinde yapılan işlemde İdari Yargı'nın görevli olduğu
gerekçesi ile dava dilekçesinin yargı yeri nedeniyle
reddine karar vermiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi: 3.10.2011 gün ve
E:2011/37483, K:2011/34421 sayı ile, iptali istenilen işlemin tesis
edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında
açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan uyuşmazlığın,
özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli
olduğu sonucuna varıldığı, saptanan bu durum karşısında maddi ve hukuki
olgular göz önünde tutulduğunda, mahkemece işin esasına girilmesi gerekirken
dava dilekçesinin yargı yolu yanlışlığı nedeni ile reddine karar
verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar
vermiş, mahkemelerince bozma kararına uyulmuştur.
ESKİŞEHİR İŞ MAHKEMESİ: 24.1.2013 gün ve E:2012/45,
K:2013/81 sayı ile, Mahkemelerince Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olduğu;
taraflar arasındaki uyuşmazlığın, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek
II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu hissesi devredilen davalı
kurumda nakle tabi olarak çalışan davacının, davalının özelleştirmeden önce
tabi olduğu ve özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun
Ek. 29. Maddesi kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375
sayılı KHK.’un Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK.’un Ek II. cetvelinde yer
alan kurumlarda çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp
yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren
nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği
noktasında toplandığı; Mahkemelerince bozma ilamına uyulmuş ise de; Yargıtay
9.H.D'nin 05/11/2012 tarih ve 2012/28269-2012/35987 E/K sayılı kararında;
Danıştay İdari Dava Daireleri’nin 07.04.2011 gün ve 2011/55-205 sayılı
kararından sonra uyuşmazlığın adli yargı yerinde görüleceği konusunda
yeniden değerlendirme yapılması gerektiği, Danıştay İdari Dava
Daireleri’nin 07.04.2011 gün ve 2011/55-205 sayılı kararında; “yasal düzenleme
ile Türk Telekom A.Ş.'nin özelleştirilmesi sonucunda, işlevsel görevlerde
bulunan ve ikamesi kısa sürede imkansız personelin isteklerine bağlı olarak
makul bir süre kamu görevlerinden aylıksız izinli sayılarak özel hukuk
tüzel kişisinde çalışmalarına olanak sağlandığı, söz konusu personelin,
aylıksız izinli olarak geçen sürede kamu personeli statülerinin devam
ettiği, imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetini yürütmek hakkını elde
eden davalı şirkete, devir sonrasında yetişmiş personel yetersizliği
nedeniyle doğabilecek aksaklıkların önüne geçilebilmesi için, 406 sayılı
Yasa hükümleri ile tanınan ayrıcalıkların sonucu olarak da, bünyesinde
belli süre ile çalışmaya devam eden söz konusu personelin kamu kuramlarına
naklen atanmasının sağlanması amacıyla kimi görevler yüklendiği, 406 sayılı
Yasa hükümleri uyarınca davalı şirket tarafından, hak sahibi personelinin
Devlet Personel Başkanlığı'na bildirmesi, bildirim ile beraber personelin
nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere
memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi
gibi işlemler bulunduğu, bu işlemlerin idare hukuku alanında hukuki
sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki
statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin
kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari
işlem niteliğinde oldukları, davalı şirketin, Telekomünikasyon Kurumu ile
Türk Telekom arasında imzalanan “Telekomünikasyon Hizmetlerinin
Yürütülmesine İlişkin İmtiyaz Sözleşmesi” ile belli bir kamu hizmetini
yürütmek görev ve yetkisi ile donatıldığı, bu görev ve yetkiler dahilinde
bazı kamusal ayrıcalıkları ve yükümlülükleri bulunduğu, belirtilen statüsü
ve özel yasa hükümleri gereğince bazı kamusal ayrıcalıklara ve
yükümlülüklere sahip olması nedeniyle davalı şirketin, herhangi bir özel
hukuk tüzel kişisinden farklı bir hukuki statü içinde bulunduğu, bu durumda,
imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetini yürütmekle görevli ve yetkili
kılınması nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olarak kimi
kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı Yasa
hükümleri ile, kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ile ilgili
olarak bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri
kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu
işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğunun
belirtildiği, dairece de Danıştay idari Dava Dairelerinin gerekçelerinin
benimsendiğinin ifade olunması karşısında; HMK'nun 114/1-b maddesi uyarınca
yargı yolunun caiz olması dava şartı olduğundan ve yargılamanın her
aşamasında mahkemece resen dikkate alınması zorunlu olduğundan, bozma
ilamına uyulmuş olmasının bu konuda karşı taraf yönünden usuli kazanılmış
hak teşkil etmesi mümkün olmadığından; idari işleme yönelik söz konusu
uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği kanaatine varılarak;
davanın HMK.nun 114/1-b maddesi uyarınca "yargı yolunun caiz
olmaması" nedeniyle aynı yasanın 115/2. maddesi uyarınca usulden
reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle; davanın HMK'nın 114/1-b
maddesi uyarınca Yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle HMK'nın 115/2
maddesi uyarınca usulden karar vermiş, bu karar Yargıtay
9. Hukuk Dairesi’nin 10.6.2013 gün ve E:2013/6253, K:2013/17600 sayılı
karar ile onanarak kesinleşmiştir.
Davacı vekili, adli ve idari yargı yerleri arasında
oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için başvuruda bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede
belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği
ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinde gerekli düzeltilmenin yapılması, noksan ödenen ek ödeme
tutarlarının hak ettiği tarihlerinden itibaren işlemiş faizleriyle birlikte
ödenmesi istemiyle yapılan 26.10.2010 tarihli başvurunun zımnen reddine
ilişkin Eskişehir İl Telekom Müdürlüğü işleminin iptali ile maaş nakil
ilmühaberinde gerekli düzeltilmenin yapılması, noksan ödenen ek ödeme
tutarlarının hak ettiği tarihlerinden itibaren işlemiş faizleriyle birlikte
ödenmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde
çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün
aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom; telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev
sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten sonra, anılan (c)
bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa ile
eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı %50’nin altına
düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003 tarihinden önce de
olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı Yasa’nın Geçici 3. maddesi
ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK’nin ekindeki “B-Kamu
İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden
çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl
tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür
ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve
Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda
istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda
öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmüne yer verilmiş; bu
bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda;
“a) Personelin statüsü: (Ek ibare: 12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki
kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu
üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına
sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır.
(Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında
kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre
istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından
tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında
da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin
kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı
kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık
ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile
diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…” denilerek,
yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar
ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde davalı kuruluşta çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı
tarafından; maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle 23.2.2011
tarihinde dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği
taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde
adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle Eskişehir (1.) İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Eskişehir (1.)İş Mahkemesinin 24.1.2013
gün ve E:2012/45, K:2013/81 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1398
KARAR NO : 2013/1594
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle
başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve
alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : M.K.
Vekili : Av. Ö.C.
Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekili :
Av. H.G. & Av. G.E. (Adli Yargıda)
O L A Y
: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının Türk Telekom A.Ş.
Eskişehir İl Müdürlüğü emrinde sözleşmeli statüsünde teknisyen olarak
çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın
22. maddesine göre adının 24.06.2006 tarihinde Devlet Personel Başkanlığına
bildirildiğini, bunun üzerine 02.10.2006 tarihinden itibaren Sağlık
Bakanlığı Eskişehir İl Müdürlüğü Eskişehir Devlet Hastanesi’nde görev
yaptığını açıklayarak, maaş nakil ilmühaberinde gerekli düzeltmenin
yapılması, noksan ödenen ek ödeme ve enflasyon farkı tutarlarının doğuş
tarihlerinden itibaren işlemiş faiziyle birlikte ödenmesine yönelik yapmış
olduğu 26.10.2010 tarihli başvurusuna ilişkin Eskişehir İl Telekom
Müdürlüğü’nün zımnen reddine dair işlemin iptali ile maaş nakil ilmühaberlerinde
gerekli düzeltmenin yapılması, noksan ödenen ek ödeme ve enflasyon farkı
tutarlarının doğuş tarihlerinden itibaren işlemiş faizleriyle birlikte
davacıya ödenmesi istemiyle 23.02.2011 tarihinde idari yargıda dava
açmıştır.
ESKİŞEHİR
2. İDARE MAHKEMESİ: 28.02.2011 gün E:2011/197 K:2011/176 sayılı kararında
özetle; uyuşmazlıkta, davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan
Türk Telekomünikasyon Genel Müdürlüğü’nün olması karşısında, idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz
edilemeyeceğinden; uyuşmazlığın çözümünde, özel hukuk hükümlerine göre adli
yargının görevli olduğunu gerekçe göstererek davanın görev yönünden reddine
karar vermiş ve bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı
vekili, bu kez aynı istemle adli yargıda dava açmıştır.
ESKİŞEHİR
İŞ MAHKEMESİ: 08.06.2011 gün ve E:2011/709, K:2011/801 sayılı kararında
özetle; davacının kamu görevlisi olduğu, davacının maaşının tespitinde ve
zam oranlarının belirlenmesinde Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin herhangi bir
yetkisinin bulunmadığı, işlemin yapıldığı tarihte Türk Telekomünikasyon
A.Ş.’nin çoğunluk hissesinin kaybedilmesi nedeni ile kamu kuruluşu niteliği
taşımamasının sonucu değiştirmeyeceği, 5521 sayılı Yasa’nın 1. Maddesinde
belirtildiği üzere işçi ile işveren arasında doğan alacak davaları ile
sigortalılık ile SGK arasında sosyal güvenlikten kaynaklanan davalara
bakacağı düzenlendiğinden, yapılan işlemde idari yargının görevli olması
gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Görevsizlik
kararını davacı vekilince temyiz edilmiştir.
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ: 03.10.2011 gün ve E:2011/37482, K:2011/34420 sayılı
kararında özetle; iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı
mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.nin
olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava
bulunduğunun kabulü mümkün olmadığından, uyuşmazlığın, özel hukuk
hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu açıklanmak
suretiyle yerel mahkemenin görevsizliğe ilişkin kararı bozulmuştur.
Eskişehir
İş Mahkemesi bozma ilamına uyarak yargılamaya devam etmiştir.
ESKİŞEHİR
İŞ MAHKEMESİ: 24.01.2013 gün ve E:2012/50, K:2013/78 sayılı kararında
özetle; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 05.11.2012 gün ve E:2012/28269,
K:2012/35987 sayılı emsal kararında; Danıştay İdari Dava Daireleri’nin
07.04.2011 gün ve E:2011/55, K:2011/205 sayılı kararında açıklandığı üzere;
davalı şirketin, Telekomünikasyon Kurumu ile Türk Telekom arasında
imzalanan” Telekomünikasyon Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Sözleşmesi”
ile belli bir kamu hizmetini yürütmek görev ve yetkisi ile donatıldığı, bu
görev ve yetkiler dahilinde bazı kamusal ayrıcalıkları ve yükümlülüklere
sahip olması nedeniyle davalı şirketin, herhangi bir özel hukuk kişisinden
farklı olduğu bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli
olduğu gerekçe gösterilmek suretiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Görevsizlik
kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ : 10.06.2013 gün ve E:2013/6252, K:2013/17599 sayılı
kararı ile Eskişehir İş Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının onanmak
suretiyle kesinleşmiştir.
Dosya,
davacı vekilinin talebi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan
davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların
kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte olup, bu uyuşmazlığın giderilmesi
istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin,
uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce
şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde
ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14.
maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı
dosyasının davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren
Mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Mahkememize
gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve Eskişehir Devlet Hastanesine atanması nedeniyle yeni görevine
başlayan davacının maaş nakil ilmühaberinin, denge tazminatının, enflasyon
farkının ve aldığı ikramiyenin yansıtılmaması nedeniyle idareye yaptığı
başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi
ve ücretine yansıtılmayan ek ödemelerin denge tazminatını alacağının
davalıdan tahsiline ilişkindir.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde memur statüsünde görev
yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın
22. maddesine göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarına naklinin yapılması
için adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve Eskişehir Devlet
Hastanesi’nde görevine başlayan davacı tarafından, 5473 sayılı Yasa
uyarınca hak edilen ek ödemelerin ödenmesi ve maaş ilmühaberinin davacının
maaşına eklenmeyen ödemenin maaş nakil ilmühaberine eklenmesi, maaş nakil
ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve ödenmeyen ek ödemelerin ödenmesine
karar verilmesi istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik : 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma
ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında
çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak sayılmış
olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine
karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Eskişehir İş Mahkemesince
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Eskişehir İş
Mahkemesinin 08.06.2011 gün ve E:2011/709, K:2011/801 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1399
KARAR NO : 2013/1595
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Trafik kazası nedeniyle meydana gelen
maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle idare aleyhine açılan
davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Y.P.
Vekili :
Av. R.A.
Davalı :
Kırıkkale Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. D.D. ( Adli yargı)
Av.
E.K.Y. ( İdari Yargı)
O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;
08.05.2011 günü, İ.T. isimli şahsın kendisine ait 07...... plakalı araçla
seyir halinde iken; yolda davacı Y.P.’a çarparak ağır şekilde yaraladığını,
davacının maddi ve manevi tazminat talebi ile Kırıkkale 1. Asliye Hukuk
Mahkemesi’ne açtığı 2011/205 Esas sayılı dava dosyasına sunulan raporlarda,
kazanın oluşumunda davalı Kırıkkale Belediye Başkanlığı’nın 2/8 oranda
kusurlu bulunduğu tespit edildiğinden fazlaya dair talep ve dava hakları
saklı kalmak kaydı ile 100 TL maddi, 10.000TL manevi tazminatın kaza
tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle
09.05.2012 tarihinde adli yargıda dava açmıştır.
KIRIKKALE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 02.10.2012 gün
E:2012/176, K:2012/332 sayılı kararında özetle; davacının dava dilekçesi
ile davalı kurumun hizmet kusuruna dayalı açılan maddi ve manevi tazminat
davasının tam yargı davası şeklinde idare mahkemesinin görev alanı içerisine
girdiğinden bahisle yargı yolu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ve
bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Davacılar vekili bu kez aynı istemle 16.11.2012
tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
KIRIKKALE İDARE MAHKEMESİ: 14.02.2013 gün E:2012/609
K:2013/67 sayılı kararında özetle; uyuşmazlığın maddi hasarlı trafik
kazasının meydana geldiği yolun bakım ve onarım sorumluluğuna ilişkin
olması ve 2918 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanması suretiyle
çözümlenebilecek mahiyette olması nedeniyle, 2918 sayılı yasa hükümlerinin
uygulanmasıyla ilgili uyuşmazlığın görüm ve çözümünde aynı Yasa’nın 110.
Maddesi hükmü uyarınca adli yargı yerleri görevli olduğundan gerekçesiyle,
davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir.
Görevsizlik kararı; Kırıkkale Bölge İdare Mahkemesi’nin
25.04.2013 gün E:2013/211, K:2012/212 sayılı Düzelterek Onama kararının
ardından 09.07.2013 gün E:2013/530 K:2013/521 sayılı Karar Düzeltme
isteminin de reddine karar verilmesi üzerine kesinleşmiştir.
Dosya davacı vekilinin talebi üzerine Uyuşmazlık
Mahkemesine gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruluş
ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev
uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri
yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan
davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların
kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte olup, bu uyuşmazlığın giderilmesi
istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin,
uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce
şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde
ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca
yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında anılan
Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu,
idari yargı dosyasının davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik
kararını veren Mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle
Mahkememize gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan
görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, trafik kazası nedeniyle meydana gelen
maddi ve manevi zararın tazmini talebine ilişkindir.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının
Karayolları nda can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve
trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek
olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili
kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve
denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk,
çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun Karayolları
nda uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları
trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli
görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları
koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve
yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.
Öte
yandan 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde
“İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların
sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan
sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi
olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana
gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Motorlu
araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının
merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu
yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer
mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu
maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği
tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış
bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davaya neden olan kazanın, İsa
Taşkın’ın kullandığı 07 NLH 10 plakalı aracın 08.05.2011 tarihinde Kırıkkale
şehir merkezindeki Millet Caddesi’nden Sanayi Kavşağı yönüne seyir halinde
iken yaya olan davacıya çarparak ağır şekilde yaraladığı, bilirkişi
raporuna göre, kazanın meydana geldiği yol kesiminde davalı idarenin, 2918
sayılı Kanunun 10. Maddesinin 1. fıkrasının b bendinin 1 ve 2 numaralı alt
bentlerinde yer alan yükümlülükleri yerine getirmediği, yayaların
bilgilendirilmesi amacıyla trafik işaret ve levhası koymadığı, yayaların
karşıdan karşıya geçmelerini sağlamak için orta refüjü böldüğü, hatta orta
refüjden geçmeleri için levha astığı, böylece yayaları yanlış
yönlendirdiği, kazanın oluşumunda %20 oranında kusuru bulunduğu tespit
edildiğinden maddi ve manevi tazminat istemiyle önce adli ve sonrasında da
idari yargıda dava açılmıştır.
Belediye aleyhine idare mahkemesinde açılan başka
bir tazminat talepli tam yargı davasında, İdare Mahkemesi 2918 sayılı
Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin
Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemesinin bu iki cümlenin
iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 08.12.2011
gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı, 08.11.2012 gün ve E:2012/118,
K:2012/170 sayı ve 28.05.2013 gün ve E:2013/59, K: 2013/68 sayılı aynı
içerikli kararları ile; “2918 sayılı Karayolları
Trafik Kanunu’nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan
sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz
başvurusunda bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta
görevli ve yetkili mahkeme değildir.
Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği
nedeniyle reddi gerekir.” Kararına
varmıştır.
Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011
tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir
konuda İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki
kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayolları nda, can
ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini
ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun,
trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların
uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki
ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan
trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde
adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle
açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli
yargı yerinin görevine girdiğinden Kırıkkale 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kırıkkale 1.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 02.10.2012 gün E:2012/176, K:2012/332
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA 11.11.2013 gününde Üyelerden
Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU VE OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
AZLIK OYU
Davalı
Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu
meydana gelen kazada, davacının uğradığı maddi zararın tazmini istemi ile
Adli Yargı İlk Derece Mahkemesinde dava açılmış,
Yargılama
sonucunda "idarenin hizmet kusuruna dayalı açılan davaların tam yargı
davası niteliğinde bulunduğu, İdari Yargıda açılması gerektiği"
gerekçesi ile dava dilekçesi yargı yolu yönünden reddedilmiş,
Kararın
kesinleşmesi üzerine bu kez davacı vekili aynı istekle İdari Yargıda dava
ikame etmiş,
İdare
Mahkemesi de yargılama sonucunda "uyuşmazlığın 2918 Sayılı Yasa'nın
110. maddesi gereğince Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği" gerekçesi
ile yargı yolu yönünden davanın reddine, 2247 Sayılı Yasa'nın 19.maddesi
gereğince görevli yargı kolunun belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığı'na gönderilmesine karar vermiş,
Bu
kararın da kesinleşmesi üzerine dosya Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmiş,
Yüksek Mahkemece yapılan inceleme sonucunda "2918 Sayılı Yasa'nın
110.maddesi hükümleri gözetildiğinde davanın Adli Yargıda çözümlenmesi
gerektiği" düşüncesi ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik
kararının kaldırılmasına, Adli Yargının görevli olduğuna oyçokluğuyla kesin
olarak karar verilmiştir.
Sayın
çoğunluğun uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden düşüncesine iştirak
edilmesi mümkün değildir.
Zira;
Davada,
davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu
zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir.
2918
Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu
olduğu yolları, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak,
karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri
almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş,
TC
Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış,
2577
Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava
çeşitleri arasında" sayılmıştır.
Bu
durumda belediye sınırlan içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının
yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması
karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada
kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu
davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp
yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir
husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve
2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde
idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.
Sayın
çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda
Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı
KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.
11.01.2011
gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine
eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu
kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları
dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... "
hükmü getirilmiştir.
Sayın
çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında
kalmamaktadır.
Çünkü,
2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu
araçların isletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki
sorumluluğunu düzenlemektedir.
Yasa
hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk
davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların
işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki
sorumluluğuna ilişkin davalardır.
Yasa
değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen
zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm
ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli
Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere
sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği
zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına
uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.
Açıklanan
gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da
idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin
istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta
İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E
2011/11522, K 2012/5347 sayı, E.2011/10856 K.2013/670 sayı, vs.)
Somut
uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin
hizmet kusuruna dayanmasına,
2918
Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan
zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve
çözümünü düzenleme altına almasına,
Somut
uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,
Kamu
hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet
kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının
tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1 -b md. sayılan tam yargı davasında görüm
ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre,
Uyuşmazlıkta
Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1403
KARAR NO : 2013/1596
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesi
uyarınca başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin iptali
ile, geriye dönük eksik ödemelerinin tamamının yasal faiziyle birlikte
ödenmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
N.Y,
Vekili :
Av. Ö.C.
Davalı :
Türk Telekom A.Ş.
Vekili :
Av. H.G.
O L A Y : İl Telekom
Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen davacı 7.10.2009 tarihinde Sağlık Bakanlığı Eskişehir İl Sağlık
Müdürlüğü Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi emrine atanmıştır.
Davacı vekili maaş nakil ilmühaberinin iptali ve
düzeltilmesi ile eksik ödemelerin geriye dönük olarak tamamının yürütülecek
yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle yaptığı başvurunun zımnen reddi
üzerine idari yargı yerinde dava açmıştır.
ESKİŞEHİR 2. İDARE MAHKEMESİ: 28.2.2011 gün
ve E:2011/196, K:2011/175 sayı ile, davanın açıldığı tarihte davalı
mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin
olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava
bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk
hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle
davanın adli yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, davanın
görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Eskişehir İş Mahkemesi: 8.6.2011 gün ve E:2011/711,
K:2011/806 sayı ile, Uyuşmazlığın 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu
hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak
çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve
özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi
kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK.’un
Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK.’un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda
çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp
yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren
nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği
noktasında toplandığı, görülen davada HMK’nun 114/1-b maddesi gereğince yargı
yolunun caiz olmadığı ve davaya idare mahkemelerince bakılması gerektiği
gerekçesiyle dava dilekçesinin yargı yeri nedeniyle reddine karar vermiş,
bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 3.10.2011 gün ve E:2011/37480,
K:2011/34418 sayı ile, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.’nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varıldığı, saptanan bu durum karşısında maddi ve hukuki olgular
göz önünde tutulduğunda, mahkemece işin esasına girilmesi gerekirken dava dilekçesinin
yargı yolu yanlışlığı nedeni ile reddine karar verilmesinin isabetsiz
olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiş, mahkemelerince bozma
kararına uyulmuştur.
ESKİŞEHİR 1. İŞ MAHKEMESİ: 4.7.2013 gün ve E:2012/58,
K:2013/802 sayı ile, Dairece Danıştay İdari Dava
Dairelerinin gerekçelerinin benimsendiğinin ifade olunması karşısında;
HMK’nun 114/1-b maddesi uyarınca yargı yolunun caiz olması dava şartı
olduğundan ve yargılamanın her aşamasında mahkemece re’sen dikkate alınması
zorunlu olduğundan, bozma ilamına uyulmuş olmasının bu konuda karşı taraf
yönünden usuli kazanılmış hak teşkil etmesi mümkün olmadığından; İdari
işleme yönelik sözkonusu uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği
kanaatine varılarak; davanın HMK.nun 114/1-b maddesi uyarınca “yargı
yolunun caiz olmaması” nedeniyle aynı yasanın 115/2. maddesi uyarınca
usulden reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle yargı yolu nedeniyle
davanın reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili, idari ve adli yargı yerlerince verilen
görevsizlik kararları nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının
giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede
belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik
kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule
ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin iptali ile, geriye dönük eksik ödemelerinin tamamının
yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti
Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı
Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla
değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin
hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon
hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından
yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel kapsamında
kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile
kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin altına
düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde
çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı
Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve
sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil
ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği
taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde
adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle Eskişehir 1. İş Mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Eskişehir 1.İş Mahkemesinin 4.7.2013 gün ve E:2012/58,
K:2013/802 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde
OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1404
KARAR NO : 2013/1597
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesi
uyarınca başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin iptali
ile, geriye dönük eksik ödemelerinin tamamının yasal faiziyle birlikte
ödenmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.Z.A.
Vekili :
Av. Ö.C.
Davalı :
Türk Telekom A.Ş.
Vekili :
Av. H.G.
O L A Y : İl Telekom
Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen davacı 23.5.2006 tarihinde Sağlık Bakanlığı Eskişehir İl Sağlık
Müdürlüğü emrine atanmıştır.
Davacı vekili maaş nakil ilmühaberinin iptali ve
düzeltilmesi ile eksik ödemelerin geriye dönük olarak tamamının yürütülecek
yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle yaptığı başvurunun zımnen reddi
üzerine idari yargı yerinde dava açmıştır.
ESKİŞEHİR 1. İDARE MAHKEMESİ: 7.3.2011 gün
ve E:2011/214, K:2011/232 sayı ile, davanın açıldığı tarihte davalı
mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin
olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava
bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk
hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
gerekçesiyle davanın adli yargının görev alanına girdiği sonucuna
varıldığından, davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar
kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Eskişehir İş Mahkemesi: 8.6.2011 gün ve E:2011/699,
K:2011/798 sayı ile, Uyuşmazlığın 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu
hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak
çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve
özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi
kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK.’un
Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK.’un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda
çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp
yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren
nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği
noktasında toplandığı, görülen davada HMK’nun 114/1-b maddesi gereğince
yargı yolunun caiz olmadığı ve davaya idare mahkemelerince bakılması
gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin yargı yeri nedeniyle reddine karar
vermiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 3.10.2011 gün ve E:2011/37484,
K:2011/34422 sayı ile, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.’nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varıldığı, saptanan bu durum karşısında maddi ve hukuki olgular
göz önünde tutulduğunda, mahkemece işin esasına girilmesi gerekirken dava
dilekçesinin yargı yolu yanlışlığı nedeni ile reddine karar verilmesinin
isabetsiz olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiş,
mahkemelerince bozma kararına uyulmuştur.
ESKİŞEHİR 1,İŞ MAHKEMESİ: 24.1.2013 gün ve E:2012/46,
K:2013/71 sayı ile, Dairece Danıştay İdari Dava Dairelerinin gerekçelerinin
benimsendiğinin ifade olunması karşısında; HMK’nun 114/1-b maddesi uyarınca
yargı yolunun caiz olması dava şartı olduğundan ve yargılamanın her
aşamasında mahkemece re’sen dikkate alınması zorunlu olduğundan, bozma
ilamına uyulmuş olmasının bu konuda karşı taraf yönünden usuli kazanılmış hak
teşkil etmesi mümkün olmadığından; İdari işleme yönelik sözkonusu
uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği kanaatine
varılarak; davanın HMK.nun 114/1-b maddesi uyarınca “yargı yolunun caiz
olmaması” nedeniyle aynı yasanın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine
karar vermek gerektiği gerekçesiyle yargı yolu nedeniyle davanın reddine
karar vermiş, bu karar Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 10.6.2013 gün ve
E:2013/6254, K:2013/17601 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiştir.
Davacı vekili, adli ve idari yargı yerleri arasında
oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için başvuruda bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede
belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik
kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule
ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin iptali ile, geriye dönük eksik ödemelerinin tamamının
yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon
hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından
yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine
Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca, 14.11.2005
tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer
Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği
taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde
adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle Eskişehir 1. İş Mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Eskişehir 1.İş Mahkemesinin 24.1.2013
gün ve E:2012/46, K:2013/71 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1411
KARAR NO : 2013/1601
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Emekli Sandığı (Devredilen) iştirakçisi olan davacının, kalp rahatsızlığı
nedeniyle kalp damarlarına taktırdığı stentin bedelinin tarafına ödenmesi
istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : M.S.K.
Vekilleri
: Av. İ.H.D.
Davalı :
Kilis Valiliği
Vekilleri
: Av. Ş.D.
O L A Y
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Kilis ili, Nihat
Başoğlu İlköğretim okulunun müdürü olarak görev yaptığını, 1.8.2008
tarihinde kalp damarlarının tıkanması nedeniyle açık kalp ameliyatı
olduğunu, ancak damarlarının tekrar tıkanması üzerine 26.11.2009 tarihinde
ilaçlı stent takıldığını ve bu ilaçlı stent için ödenen 4.350,00 TL. nin
kendilerine iadesi istemiyle başvuruda bulunulmasına karşın davalı idarece
stent bedelinin ödenmeyeceği yolunda işlemler tesis edildiğini ileri
sürerek; stent bedelinin ödenmeyeceği yolunda tesis edilen işlemlerin
iptali ile 4.350,00 TL tutarındaki kalp stendi bedelinin dava tarihinden
itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tazmini istemiyle İdari Yargı
yerinde dava açmıştır.
GAZİANTEP
2.İDARE MAHKEMESİ; 31.5.2010 gün ve E: 2009/1294, K: 2010/565 sayı ile,
davacının tedavisinde kullanılan tıbbi malzeme bedeli olan 4.350,00 TL’nin
tarafına ödenmesi isteminin 5510 sayılı Yasanın kapsamında olduğu ve bu
yasa hükmü uyarınca uyuşmazlığın görüm ve çözümü Mahkemelerinin görev
alanına girmeyip adli yargı yerinin görev alanına girdiğinden, davanın
görev yönünden reddine hükmetmek gerektiği gerekçesiyle davanın görev
yönünden reddine karar vermiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiş, bu
karar Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi’nin 9.11.2010 gün ve E: 2010/1876, K:
2010/1779 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiştir.
Davacı
vekili bu kez aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Kilis
Asliye Hukuk Mahkemesi(İş Mahkemesi Sıfatıyla): 8.3.2012 gün ve E:2011/117,
K:2012/235 sayı ile, davanın esasını inceleyerek, davalı kurumca karşılanmayan
4.068,46 TL ilaçlı stent bedelinin dava tarihi olan 7.2.2011 tarihinden
itibaren yasal faiz oranı üzerinden davalıdan alınarak davacıya
verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermiş, bu karar davalı
idare vekilince temyiz edilmiştir.
Yargıtay
10. Hukuk Dairesi 12.10.2012 gün ve E:2012/13983, K:2012/18685 sayı ile, Emekli Sandığı iştirakçileri açısından görevli
mahkemenin belirlenmesinde, tedavinin başladığı tarih esas alınarak; pasif
sigortalılar için tedavisi 15.10.2008 tarihinden önce başlayan sigortalılar
ile bunların hak sahipleri yönünden idari yargının, tedavisi anılan
tarihten sonra başlayanlar yönünden adli yargının (iş mahkemelerinin)
görevli olduğu; aktif olarak
çalışmasına devam edenler yönünden ise,
sağlık sigortası açısından Sosyal Güvenlik Kurumu’na devir tarihlerine
göre, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan asker ve sivil personel ile
bunların bakmakla yükümlü oldukları kişilerden tedavisi 15.10.2010
tarihinden, diğer kamu görevlileri ile bunların bakmakla yükümlü oldukları
kişiler yönünden tedavisi 15.01.2010 tarihinden önce başlayan sigortalılar
ile bunların bakmakla yükümlü oldukları kişiler yönünden idari yargının,
tedavisi anılan devir tarihlerinden sonra başlayanlar yönünden adli
yargının (iş mahkemelerinin) görevli olduğu sonucuna varıldığı, somut olaya gelince; davacının, tedavi başlangıç tarihini de kapsar
şekilde halen memur olarak çalışmakta olduğu, tedavisinin 25.11.2009
tarihinde başladığı gözetilerek, davanın, görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmiş olmasının, usul
ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmasına karar vermiştir.
KİLİS
ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ(İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA) : 6.12.2012 gün ve
E:2012/999, K:2012/1096 sayı ile, tüm kayıt ve belgelerden Mahkemelerince
de usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 12.10.2012 gün
ve E:2012/13983, K:2012/18685 sayılı bozma ilamı ve tüm dosya kapsamı
itibariyle; davacının, tedavi başlangıç tarihini de kapsar şekilde halen memur
olarak çalışmakta olduğu, tedavisinin 25.11.2009 tarihinde başladığı, aktif
olarak çalışmasına devam edenler yönünden davaya bakmakla idari yargının
görevli olduğu belirlendiğinden Mahkemelerinin görevsizliğine karar vermek
gerektiği gerekçesiyle davanın görevsizlik nedeniyle reddine karar vermiş,
bu karar kesinleşmiştir.
Davacı
vekili, idari ve adli yargı yerlerince verilen görevsizlik kararları
nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle
başvuruda bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; idari ve adli yargı yerleri
arasında 2247 sayılı yasa’nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren
mahkemece, idari yargı dosyasının onaylı örneği de temin edilmek suretiyle
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacının kalp rahatsızlığı nedeniyle kalp damarlarına taktırdığı stent
bedelinin ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin Kilis
Defterdarlık Muhasebe Müdürlüğünün 10.12.2009 gün ve 1732 sayılı işleminin
iptali ile stent bedeli olan 4.350,00 TL’nin yasal faiziyle birlikte
tazmini istemiyle açılmıştır.
31.5.2006
tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine
göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar
(Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım
Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları),
devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı
İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik
ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı
emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir
sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır.5510 sayılı Kanunun iptali
amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111,
K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte,
bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu
hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu
görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c
maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen
17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler
yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle,
5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510
sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında
olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri
hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı
Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754
sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa
Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile
reddedilmiştir.
5510
sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin
uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde
görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa
Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla
(RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz
konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu
gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce
memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu
gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri
bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754
sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri
olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca,
bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı
Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak;
ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun
yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet
gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak
bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır.
5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla
çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla
5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca
memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar
yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler
idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda
da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir, Bu
bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani
sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde
bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman
mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan
uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa’ya
aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı
Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu
görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan
idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının
görevinin devam edeceği açıktır…”
Yukarıda
sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte
değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur
ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere
5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri
bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak,
bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak
çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun
hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun
değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı
dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.
Kaldı
ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa
Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı
esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın
çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.
Bu
durumda, 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi
sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli
sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta
olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe
hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve
yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya
devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun
2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep,
konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı
iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları
kapsamında bulunan, 5754 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce emekli
sandığı iştirakçisi olan ve ihtilaf tarihinde kamu görevlisi statüsünde
bulunan davacı tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünün idari yargı
yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Gaziantep 2. İdare
Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Gaziantep 2. İdare Mahkemesinin 31.5.2010 gün ve E:
2009/1294, K: 2010/565 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1414
KARAR NO : 2013/1602
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve
aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal
edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27/8. maddesi
hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar: 1- Z.A., 2- A.A.
Vekili : Av. Ç.D. (A.A.vekili)
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34...... plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca,sürücü belgesi sahibi davacı A.A.adına 30.8.2012 tarih ve
GN-702063 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı
düzenlenerek 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa
istinaden araç sahibi davacı Z.A.adına düzenlenen 30.8.2012 tarih ve
0195873 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile
trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacılar, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari
yargı yerinde dava açmışlardır.
İSTANBUL
8. İDARE MAHKEMESİ: 30.10.2012 gün ve E:2012/1613, K:2012/2102 sayıyla;
2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak
geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara
Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh
Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın
çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden
reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacılar, bu kez aynı istemle adli yargı yerine
itirazda bulunmuşlardır.
İSTANBUL A.4. SULH CEZA MAHKEMESİ: 2.4.2013 gün ve
D.İş:2013/115 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine
göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın
da verilmiş olması nedeniyle Uyuşmazlık Mahkemesi’nin benzer kararlarına da
dayanarak davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle
itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz
edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdari ve
adli yargı yerleri arasında, 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15.
maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı A.A.vekilinin istemi üzerine
son görevsizlik kararını veren Mahkemece, idari yargı dosyası da temin
edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gön-derildiği ve usule ilişkin
işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının
davacı A.A.yönünden esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı
açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1)
numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varmıştır.
Uyuşmazlığın,
motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına
gelince:
5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya
konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi
hususunun sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı
Kanun’un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için kara nakil
aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici
istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait
olmaktadır.
Buna göre, 2918 sayılı
Yasa’nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının
çözüm yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:
30.3.2005
tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına
ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
idari yargının görev alanına giren kararın (aracın
geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte
dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari
para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve
aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra
hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının
ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali
istemiyle açılan davanın çözümünde idari
yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, İstanbul 8.
İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının davacı A.A.yönünden
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 8.
İdare Mahkemesi’nin 30.10.2012 gün ve E:2012/1613, K:2012/2102 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ “davacı A.A.yönünden” KALDIRILMASINA, 11.11.2013
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1415
KARAR NO : 2013/1603
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET
:
Sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin zararının
idarece giderilmesi istemiyle açtığı rücuen tazminat davasının, ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : R. Sigorta A.Ş.
Vekili : Av. Y.E.D.
Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü
Vekili : Av. İ.K.A.
O L A Y : Davacı şirket vekili
dava dilekçesinde; davacı şirkete 31453706 sayılı birleşik tam kasko
poliçesi ile 01.12.2010-01.12.2011 tarihleri arasında sigortalı bulunan
Rize Ekspertiz Hizmetleri Limited şirketine ait 53........ plakalı aracın
28.12.2010 tarihinde Rize ilinden Artvin iline seyir halinde iken Borçka
İlçesine 7 km
mesafede tünel açma çalışması ve patlatma faaliyeti sebebiyle Jandarma
ekibince trafiğin durdurulmuş olması nedeniyle emir ve talimatlara uygun
olarak beklemekte iken patlama ile yukarıdan gelen kaya parçasının aracın
ön camından girerek ön göğüs kısmını parçaladığını, zararın davalı kurumun
gerekli ve nizami uyarı ve önlemleri almaması sebebiyle meydana geldiğini
belirterek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile araç sahibine
ödenen 3.889,00TL tazminatın ödeme tarihi olan 01.02.2011 tarihinden
itibaren işleyen avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle idari
yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 15.İDARE MAHKEMESİ:15.06.2011 gün ve
E:2011/1190, K:2011/1074 sayılı kararda özetle; davacı şirketçe sigorta
edilen aracın hasar görmesine neden olan olayın yol yapım çalışması
şeklinde yürütülen bir kamu hizmeti olduğu, bu nedenle 2577 sayılı Kanunun
36. Maddesi gereğince bu tür uyuşmazlıkların görüm ve çözümünde bayındırlık
hizmetinin yürütüldüğü yerde yargılama işlevini yapan İdare Mahkemesinin
yetkili olduğu açıklanmak suretiyle davanın 2577 sayılı Kanunun 15/1-a
maddesi uyarınca yetki yönünden reddine, dava dosyasının yetkili Rize İdare
Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir.
RİZE İDARE MAHKEMESİ: 30.09.2011 gün E:2011/663, K:2011/490 sayılı
kararda ; “…2576 sayılı yasanın 6.cı maddesinde "Vergi Mahkemeleri;
Genel
bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait, vergi, resim ve
harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalan ile tarifelere
ilişkin davaları,
(a)
bendindeki konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü
Hakkındaki Kanunun uygulamasına ilişkin davaları,
Diğer
kanunla verilen işleri,
çözümler"
hükmü yer almaktadır.
Aynı
yasanın 5’nci maddesinin 1’nci fıkrasında da İdare Mahkemelerinin, Vergi
Mahkemelerinin görevine giren davalar ile Danıştay da çözümlenecek olanlar
dışındaki iptal davaları ile tam yargı davalarını, tahkim yolu öngörülen
imtiyaz şartmaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu
hizmetlerinin birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı
taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar ve kanunlarla
verilen diğer işleri çözümleyeceği hükme bağlanmıştır.
Öte
yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dilekçeler
Üzerine İlk İnceleme" başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasında,
dilekçelerin a) Görev ve yetki, b) İdari merci tecavüzü, c) Ehliyet, d)
İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup
olmadığı, e) Süre aşımı, f) Husumet, g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup
olmadıkları yönlerinden sırasıyla inceleneceği, aynı Kanunun 6. fıkrasında,
"İlk İnceleme Üzerine Verilecek Kararlar" başlıklı 15. maddesinin
1. fıkrasının (a) bendinde ise, adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda
açılan davaların reddine karar verileceği hüküm altına alınmıştır.
6001
sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un
"Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (i) bendinde Karayolunun,
trafik akışına imkân sağlamak üzere kamunun yararlanmasına açık olan arazi
şeritleri, köprüler, tüneller, her türlü sanat yapıları, koruma yapıları ve
diğer alanları ifade ettiği hüküm altına alınmış olup, "Görev ve
Yetki" başlıklı 4. Maddesinin (b) bendinde ise, hazırlayacağı programlar
uyarınca Karayolları nı yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını
sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak,
onarmak, onarımını yaptırtmak, işletmek, işlettirmek Karayolları Genel
Müdürlüğü'nün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Karayolları Genel Müdürlüğü'nün
Görev ve Yetkileri" başlıklı 7. Maddenin (a) fıkrasında; yapım ve
bakımdan sorumlu olduğu Karayolları nda can ve mal güvenliği yönünden
gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmanın
Karayolları Genel Müdürlüğü'nün bu kanunla ilgili görev ve yetkileri
arasında sayılmıştır.
11.01.2011
gün ve 6099 sayılı Kanunun 14. Maddesi ile değişik 2918 sayılı Karayolları
Trafik Kanunu'nun "Görevli ve Yetkili Mahkeme" başlıklı 110.
maddesinde, işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan
araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan
doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği, zarar görenin kamu
görevlisi olmasının bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemeyeceği, hemzemin
geçitte meydana gelen tren-trafık kazalarında da bu Kanun hükümlerinin
uygulanacağı, motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin
davaların sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini
yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi
kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabileceği hüküm altına
alınmıştır.
Dava
dosyasının incelenmesinden; davacı şirketin kasko sigortalısı Rize
Ekspertiz Hizmetleri Ltd. Şti'ye ait 53 DF 211 plaka sayılı aracın
sürücüsünün Rize ilinden Artvin iline doğru trafikte seyir halinde iken
Artvin ili Borçka ilçesine 7
km mesafede davalı idarece yürütülen patlatmalı
tünel açma çalışması sırasında kaya parçasının aracın ön camına düşerek
araçta zarara neden olduğu, davacı şirket tarafından yapılan ekspertiz
sonucu sigortalısına hasar bedelinin ödendiği, bakılan davanın tünel açma
çalışması sırasında araçta meydana gelen maddi hasarın davalı idarenin
gerekli önlemleri almadığı, dolayısıyla hizmet kusuru bulunduğu ileri
sürülerek 3.889,00 TL tazminatın rücuen davalı idareden tahsiline karar
verilmesi istemiyle açıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda
anılan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nda yapılan değişiklikle, bu
kanundan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği hüküm altına
alınmış olup, 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun uyarınca KARAYOLU kapsamında sayılan tünellerin yapım
sorumluluğu ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca Karayolları
nın yapımı sırasında can ve mal güvenliğini temin için gereken önlemleri
alma görev ve yetkisi davalı Karayolları Genel Müdürlüğüne verilmiştir.
Bu
durumda, 2918 sayılı Kanunda davalı idareye yüklenen sorumluluktan
kaynaklandığı anlaşılan bakılan davanın görüm ve çözümü adli yargının görev
alanına girdiğinden davanın görev yönünden reddi gerektiği sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 14/3. ve 15/1-a.
madde hükümleri uyarınca davanın görev yönünden reddine…” denilmek
suretiyle verilen görevsizlik kararı Trabzon Bölge İdare Mahkemesi’nin
20.01.2012 gün ve E:2012/20, K:2012/23 sayılı kararı ile onanmış ve aynı
mahkemenin 04.05.2012 gün ve E:2012, K: 2012/267 sayılı karar düzeltme talebinin
reddine dair verilen karar üzerine kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu defa aynı istemle adli yargı yerinde
dava açmıştır.
ANKARA 3. ASLİYE HUKUK
MAHKEMESİ:
30.05.2013 gün ve E: 2013/ 157, K:2013/331 sayılı kararında ; “…Karayolları
nın yapımı, iyileştirilmesi, gerekli iyileştirmelerin yapılması,Karayolları
Genel Müdürlüğü’nün kamu hizmeti kapsamındaki görevleri arasında olup, bu
görevin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hizmet kusuru
niteliğindedir. ( Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 22/12/2011 tarih ve 2011/
15251Esas, 2011/13980 Karar)
Davalı Karayolları Genel Müdürlüğü bir kamu tüzel
kişiliği olup eylem ve işlemleri de kamusal nitelikte olan kamu hizmeti
kavramı içerisindedir. İstemin ileri sürülüş ve olayın gerçekleşme biçimine
göre davanın Karayolları Genel Müdürlüğü’ne yöneltilmesinin neden, bu
davalı tarafından bir plan çerçevesinde gerçekleştirilen işlemi sırasında
yeterince özen gösterilmemesi sonucu zarara neden olunduğu iddiasıdır. 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 2/1-b maddesi gereğince bu tür
istemlerin tam yargı davası olarak idari yargı yerinde açılacak davada
ileri sürülmesi gerekir. Görev konusu kamu düzenine ilişkin olup
mahkemelerce yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetilir.
Davalı Karayolları Genel Müdürlüğü’nün tünel açma
çalışması sırasında yapılan patlatma sebebiyle yola düşen kaya parçası ile
yolun bakım ve onarımına dayalı kusuruna dayalı ihtilafın çözümünde idari
yargı yeri görevli olduğundan yargı yolu bakımından görevsizlik nedeni ile
davanın usulden reddine” dair verilen karar temyiz edilmeksizin
kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri
arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu, dava dosyalarının 15.maddede belirtilen yönteme uygun
olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından adli ve idari yargı yerleri arasında
doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar
verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, sigortalı
aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın idarece
giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının
Karayolları nda can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve
trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek
olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili
kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini
ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri
ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun Karayolları nda uygulanacağı;
10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve
güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın, gerekli görülen kavşaklara ve
yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer
işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri
arasında olduğu belirtilmiştir.
Öte
yandan 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde
“İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların
sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk
davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu
fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen
tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Motorlu
araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının
merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu
yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer
mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin
birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce
idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara
uygulanmaz” denilmiştir.
Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi
sonucunda; 28.12.2010 günü Borçka ilçesine 7 km mesafede tünel açma
çalışması ve patlatma sebebiyle davacı şirkete sigortalı bulunan 53........
plakalı aracın ve diğer araçların jandarma ekiplerince durdurulduğu,
beklemekte iken patlama ile yukarıdan gelen kaya parçasının dava dışı
şirkete ait aracın ön camından girmesi ve ön göğüs kısmını parçalaması
sebebiyle hasar oluştuğu, davacı şirket tarafından 01.02.2011 tarihde
sigortalısına 3.889,00 TL tazminat ödeyen şirketin fazlaya ilişkin hakkı
saklı kalmak üzere 3.889,00 TL rücuen tazminatın 01.09.2011 tarihinden
itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemiyle davanın
açılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Belediye aleyhine idare mahkemesinde açılan başka
bir tazminat talepli tam yargı davasında, İdare Mahkemesi 2918 sayılı
Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin
Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemesinin bu iki cümlenin
iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 08.12.2011
gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı, 08.11.2012 gün ve E:2012/118,
K:2012/170 sayı ve 28.05.2013 gün
ve E:2013/59, K:2013/68 sayılı aynı içerikli kararları ile; “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110.
maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının
adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan
mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme
değildir.
Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği
nedeniyle reddi gerekir.” Kararına
varmıştır.
Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011
tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir
konuda İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki
kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayolları nda, can
ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini
ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun,
trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların
uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki
ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana
gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi
gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı
yerinin görevine girdiğinden Ankara
3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 3.
Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.05.2013 gün ve E:2013/ 157, K:2013/331 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde üyelerden Eyüp
Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davalı
İdarenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu meydana
gelen kazada, davacının uğradığı maddi zararın tazmini istemi ile İdari
Yargıda dava açılmış,
İdare
Mahkemesince yargılama sonucunda "uyuşmazlığın 2918 Sayılı Yasa'nın
110. maddesi gereğince Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği" gerekçesi
ile yargı yolu yönünden davanın reddine, karar verilmiş,
Kararın
kesinleşmesi üzerine bu kez davacı vekilince aynı istekle Adli Yargıda dava
ikame
edilmiş,
Adli
Yargıda yapılan yargılama sonucunda "İdarenin Hizmet Kusuruna dayalı
açılan davaların tam yargı davası niteliğinde bulunduğu, İdari yargıda
açılması gerektiği" gerekçesi ile dava dilekçesi yargı yolu yönünden
reddedilmiş,
Kararın
kesinleşmesi üzerine 2247 Sayılı Yasa'nın 19.maddesi gereğince görevli
yargı kolunun belirlenmesi için dosya Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı'na
gönderilmiş,
Yüksek
Mahkemece yapılan inceleme sonucunda "2918 Sayılı Yasa'nın 110.maddesi
hükümleri gözetildiğinde davanın Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği"
düşüncesi ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına,
Adli Yargının görevli olduğuna oyçokluğuyla kesin olarak karar verilmiştir.
Sayın
çoğunluğun uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden düşüncesine iştirak
edilmesi mümkün değildir.
Zira;
Davada, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve
korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği
iddia edilmektedir.
2918
Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve
Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden
gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın"
idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş,
6001
Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü’nün teşkilat ve görevleri hakkındaki
kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak,
yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım
altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve
işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş,
TC
Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış,
2577
Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava
çeşitleri arasında" sayılmıştır.
Bu
durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım,
bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin
amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini
yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan
uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun
olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin
sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman
idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı
davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.
Sayın
çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda
Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı
KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.
11.01.2011
gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine
eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu
kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları
dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... "
hükmü getirilmiştir.
Sayın
çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında
kalmamaktadır.
Çünkü,
2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu
araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki
sorumluluğunu düzenlemektedir.
Yasa
hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk
davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların
işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki
sorumluluğuna ilişkin davalardır.
Yasa
değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen
zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm
ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli
Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere
sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği
zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına
uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.
2918
sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet
gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit
etmektedir.
Açıklanan
gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da
idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin
istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta
İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E
2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.)
Somut
uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin
hizmet kusuruna dayanmasına,
2918
Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan
zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve
çözümünü düzenleme altına almasına,
Somut
uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,
Kamu
hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet
kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının
tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve
çözümünde idari Yargının görevli olmasına göre,
Uyuşmazlıkta
Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1421
KARAR NO : 2013/1609
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın idarece
giderilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : A. Sigorta A.Ş.
Vekili :
Av. G.G.
Davalı :
Üsküdar Belediye Başkanlığı
O L A Y : Davacı şirket
vekili, dava dilekçesinde, şirketleri tarafından kasko güvencesi altında
olan 34. M.
1601 plaka sayılı aracın 8.6.2012 günü Bağlarbaşından Üsküdar Merkez
istikametine seyir halinde iken, Selami Ali Efendi Caddesi üzerinde yolun
çökmesi sonucu aracın ön sol lastiğinin asfaltın altına girmesi ile
hasarlandığını ileri sürerek, davalı idari kuruluşun yol kusuru sebebi ile
meydana gelen hasara ilişkin davacı şirket tarafından sigortalısına
23.7.2012 tarihinde ödenen 3.078,30 TL hasar tazminatının ödeme tarihinden
itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle idari yargı
yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 2. İDARE MAHKEMESİ: 21.11.2012 gün ve
E:2012/2286, K:2012/2078 sayı ile, 2918 sayılı Karayolları Traf ik
Kanunu’nun 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunu’nun 14.
maddesi ile değişik 110. maddesinde, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları,
(işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların
sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil) adli yargıda görüleceği
hükmünün getirildiği, görev kuralları, kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunun, taraflar için bir müktesap hak oluşturmayacağı, yargı
mercilerince davanın her aşamasında re’sen incelenmesi gereken bir husus
olduğu ve geçmişe de etkili olacağının bilinen bir genel hukuk ilkesi
olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinde yapılan
bu değişikliğe göre, bu Kanundan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda
görüleceği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu
karar kesinleşmiştir.
Davacı şirket vekili bu kez aynı istem ile adli yargı
yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL A.17. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 5.3.2013 gün ve
E:2013/93, K:2013/75 sayı ile, davacıya sigortalı aracın asfaltın çökmesi sonucu
hasarlandığı nedeni ile Yargıtay 4 Hukuk Dairesinin 17.3.03 tarih 2012/690
E, 2003/3012 K ve Yargıtay 7 Hukuk Dairesinin 15.7.08 tarih ve 2008/1712 E
– 3170 K sayılı içtihatları da gözetilerek davalı belediyenin, kamu
hizmetinden doğan “asfaltın bakım ve onarım sorumluluğu” nedeni ile
açılacak davanın yargı yolu nedeniyle reddine karar vermiş, bu karar davacı
vekilince temyiz edilmiş, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 17.6.2013 gün ve
E:2013/8504, K:2013/9237 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.
Davacı şirket vekili idari ve adli yargı yerlerince
verilen görevsizlik kararları nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının
giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı
Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı
doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme
uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren
mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının görevli
olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın idarece
giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının
Karayolları nda can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve
trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek
olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili
kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve
denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk,
çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun Karayolları
nda uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları
trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın, gerekli
görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları
koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve
yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.
Öte
yandan 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde
“İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların
sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan
sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi
olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana
gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Motorlu
araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının
merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu
yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer
mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu
maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği
tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış
bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, dava dosyasında mevcut bilgi
ve belgelerin incelenmesi sonucunda; Şirkete sigortalı vasıtanın geçirdiği
trafik kazası neticesinde hasarlandığı, bahis konusu olay neticesinde
vasıtada 3.078,30 TL’lik hasarın meydana geldiği; tespit edilen hasar
bedelinin sigortalı vasıta sahibine ödendiği, ibraz edilen zabıt varakasına
göre olayın meydana gelişinde davalı idarenin yol kusurunun tespit
edildiği, meydana gelen hasar nedeniyle sigortalısına tazminat ödeyen şirketin
kusur nispetine göre avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemiyle
davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Belediye aleyhine idare mahkemesinde açılan başka
bir tazminat talepli tam yargı davasında, İdare Mahkemesi 2918 sayılı
Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin
Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemesinin bu iki cümlenin
iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 8.12.2011
gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı; 8.11.2012 gün ve E:2012/118, K:2012/170
sayılı ve 28.5.2013 gün ve E:2013/59, K:2013/68 sayılı aynı içerikli
kararları ile; “2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan
sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda
bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili
mahkeme değildir.
Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği
nedeniyle reddi gerekir.” kararına
varmıştır.
Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde
yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir konuda
İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları
gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayolları nda, can ve mal
güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini
ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun,
trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların
uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki
ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan
trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde
adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle
açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümünde
adli yargının görevli olduğu, İstanbul A.17. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle İstanbul A.17. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 5.3.2013 gün
ve E:2013/93, K:2013/75 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde Üyelerden Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU
ile karar verildi.
AZLIK OYU
Davalı
Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu
meydana gelen kazada, davacının uğradığı maddi zararın tazmini istemi ile
İdari Yargı da dava açılmış,
idare
Mahkemesince yargılama sonucunda "uyuşmazlığın 2918 Sayılı Yasa'nın
110. maddesi gereğince Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği" gerekçesi
ile yargı yolu yönünden davanın reddine karar verilmiş,
Kararın
kesinleşmesi üzerine bu kez davacı vekili aynı istekle Adli Yargıda dava
ikame etmiş,
Adli
Yargıda Yargılama sonucunda "idarenin hizmet kusuruna dayalı açılan
davaların tam yargı davası niteliğinde bulunduğu, idari Yargıda açılması
gerektiği" gerekçesi ile dava dilekçesi yargı yolu yönünden
reddedilmiş,
2247
Sayılı Yasa'nın 19.maddesi gereğince görevli yargı kolunun belirlenmesi
için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı'na gönderilmiş karar vermiş,
Yüksek
Mahkemece yapılan inceleme sonucunda "2918 Sayılı Yasa'nın 110.maddesi
hükümleri gözetildiğinde davanın Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği"
düşüncesi ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına,
Adli Yargının görevli olduğuna oyçokluğuyla kesin olarak karar verilmiştir.
Sayın
çoğunluğun uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden düşüncesine iştirak
edilmesi mümkün değildir.
Zira;
Davada,
davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu
zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir.
2918
Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu
olduğu yolları, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak,
karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri
almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş,
TC
Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış,
2577
Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava
çeşitleri arasında" sayılmıştır.
Bu
durumda belediye sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının
yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması
karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada
kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu
davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp
yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir
husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve
2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde
idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.
Sayın
çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda
Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı
KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.
11.01.2011
gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine
eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu
kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları
dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... "
hükmü getirilmiştir.
Sayın
çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan) yasa hükmü kapsamında
kalmamaktadır.
Çünkü,
2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu
araçların isletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki
sorumluluğunu düzenlemektedir.
Yasa
hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk
davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların
işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki
sorumluluğuna ilişkin davalardır.
Yasa
değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen
zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm
ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli
Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere
sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği
zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına
uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.
Açıklanan
gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da
idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin
istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta
İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E
2011/11522, K 2012/5347 sayı, E.2011/10856 K.2013/670 sayı, vs.)
Somut
uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin
hizmet kusuruna dayanmasına,
2918 Sayılı
Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan
dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü
düzenleme altına almasına,
Somut
uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,
Kamu
hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet
kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının
tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1 -b md. sayılan tam yargı davasında görüm
ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre,
Uyuşmazlıkta
Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1426
KARAR NO : 2013/1614
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Davacı kurum tarafından
düzenlenen, davalının da katılıp kazandığı ancak sonrasında tespit edilen
usulsüzlük nedeni ile feshedildiği anlaşılan ihale nedeni ile öngörülen
geçici teminat bedelinin gelir kaydedilmesi talebine yönelik davanın, özel
hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI yerinde görülmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : DSİ Genel Müdürlüğü
Vekili : Av. M.Ç.
Davalılar :
1.A. İnş.Tur. San. Ve Tic. Ltd. Şti., 2.C.Y., 3.Y.K.
O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
DSİ Genel Müdürlüğü’ne bağlı Isparta XVIII Bölge Müdürlüğü tarafından, “
Kapalı Teklif Usulü” ile ve “ birim fiyatları her biri için geçerli olmak
üzere işin tümüne indirim vermek” suretiyle ihale edilmesi öngörülen
125000.000.000 TL TL keşif bedelli “Afyon İhsaniye Ayazini Göleti ve Sulama
İnşaatı” işinin ihalesinin 18.07.2000 tarihinde yapıldığını; ihaleyi davalı
şirket A. İnş.Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti’nin aldığını; ancak, ihale
denetimi sırasında davalı şirketin yeterlilik alabilmek için vermiş olduğu
“iş bitirme belgesi” ile “geçici teminat mektubu” nun sahte olduğunun
anlaşıldığını ve bu sebeplerle ihalenin feshedildiğini; 2886 sayılı Devlet
İhale Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince ihalenin feshine sebebiyet
veren davalıdan teminat bedeli olan 33.750.000.000 TL’nin gelir
kaydedilmesi gerektiğini belirterek; 33.750.000.000 TL teminat bedelinin
ihale tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte
davalılardan alınarak davacıya verilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava
açmıştır.
Isparta 1. Asliye Hukuk Mahkemesi; 16.12.2002 gün ve
2001/585 Esas, 2002/564 Karar sayılı kararı ile; somut olayda ihalenin
gerçekleştiğini; ancak, henüz sözleşme imzalanmadan geçici teminatın irat
kaydedilmesinin talep edildiğini; bu nedenle davada idari yargının görevli
olduğunu belirterek; davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar
kesinleşmiştir.
Davacı bu kez aynı istemle adli yargı yerinde dava
açmıştır.
Antalya 1. İdare Mahkemesi; 24.03.2004 gün ve
2004/247 Esas, 2004/446 Karar sayılı kararı ile davanın, ihale eden
idarenin ihale işlemleri ile ilgili olmadığını, davalı gerçek kişilerden
alınacak geçici teminat bedelinin hazineye irat kaydedilmesi istemine
ilişkin olduğunu belirterek; yargı yolu uyuşmazlığı nedeni ile görev
yönünden davanın reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili; adli
ve idari yargı yerlerince verilen görevsizlik kararları nedeniyle oluşan
olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari
ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak
davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi
bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacı
tarafından “Afyon İhsaniye Ayazini Göleti ve Sulama İnşaatı” işinin
18.07.2000 tarihinde davalı şirkete ihale edilmesi sonrasında, davalı
şirketin gerekli başvuru şartlarını taşımadığının anlaşılması üzerine,
ihalenin feshi nedeni ile davalı şirket tarafından ödenmesi gereken
33750,000.000 TL geçici teminat bedelinin ihale tarihinden itibaren
işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi
istemi ile açılmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret
Kanununun 573.maddesinde; ''Limited
Şirket bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret
unvanı altında kurulur; esas sermayesi belirli olup, bu sermaye esas
sermaye paylarının toplamından oluşur.
Ortaklar, şirket borçlarından sorumlu
olmayıp, sadece taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını ödemekle ve şirket
sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerini yerine
getirmekle yükümlüdürler.
Limited şirket, kanunen yasak olmayan
her türlü ekonomik amaç ve konu için kurulabilir. '' denilmek suretiyle
limited şirketin tanımı yapılarak kuruluşu anlatılmıştır.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari
Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin
değişik 1 numaralı bendinde:
a)İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve
maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri
için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları,
b)İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)Tahkim
yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar
hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari
sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin
davalar, idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari
yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara
bakılabilir.
Buna göre, idare aleyhine
dava açılmayıp, davalı mevkiinde Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca
kurulmuş ve anılan yasa hükümleri uyarınca faaliyet gösteren ve bu kanuna
tabi olan, kamu kurumu niteliği taşımayan, özel hukuk hükümlerine tabi bir
özel şirket olan A. İnş.Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. adlı özel hukuk tüzel kişisi ile bu şirketin temsilcisi
konumunda yer alan 4721 sayılı TMK’nın birinci kitap, birinci kısım, birinci
bölümünde düzenlenen özel hukuk gerçek kişilerin bulunması karşısında, ortada idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.
Belirtilen
bu hususlara göre, davalı özel şirketin, davacı
kurum tarafından düzenlenen ve davalı tarafın usulsüzlük yapması nedeni ile
feshedilen ihale neden ile öngörülen geçici teminat bedelinin gelir kaydedilmesi
talebine yönelik davanın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve
çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, Isparta 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Isparta 1.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 16.12.2002 gün ve 2001/585 Esas, 2002/564 Karar
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1427
KARAR NO : 2013/1615
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
5754 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce, Emekli Sandığı
iştirakçisi olup isteği ile emekliye sevk edilen davacının, 22.09.1980-25.03.1983
tarihleri arasında Belediye Başkanı olarak görevlendirilmesinden dolayı,
makam ve görev tazminatından yararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun
reddine ilişkin işlemin iptali ile yoksun kalınan tazminat tutarının yasal
faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açtığı davanın;
İDARİ YARGI YERİNDE görüleceği hk.
K A R A R
Davacı : İ.K.
Vekili : Av. U.T.
Davalı : TC Sosyal Güvenlik Kurumu
Vekili : Av. S.K.
O L A Y : Davacı
vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, 22.09.1980-25.03.1983
tarihleri arasında Antalya İli, İbradı İlçesi Belediye Başkanı olarak görev
yaptığını; bu nedenle kendisine makam tazminatı ve görev tazminatı ödenmesi
istemiyle davalı idareye 02.03.2009 tarihinde başvurduğunu; başvurusunun,
idarenin 01.04.2009 tarih ve .../03-TAH-34.612.034.0 sayılı işlemi ile
reddedildiğini belirterek; 5434 sayılı Kanunun ek 68. maddesinde gereğince
hukuka aykırı olan işlemin iptali ile makam tazminatı ve buna bağlı olarak
görev tazminatının 01.01.2005 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi
ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle 17.02.2012 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
Ankara 14. İdare Mahkemesi; 19.07.2012 gün ve 2012/301 Esas, 2012/973 Karar
sayılı kararı ile; davacıya, makam ve görev tazminatının 5510 sayılı
Kanun’un geçici 4. Maddesi’ndeki koşulları taşıması durumunda ödenebileceğinin
düzenlendiğini; dolayısıyla uyuşmazlığın 5510 sayılı Kanun’un
uygulanmasından kaynaklandığını belirterek; davanın görev yönünden reddine
karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı
bu kez aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Ankara 15. İş Mahkemesi; 03.07.2013 gün ve 2012/686 Esas, 2013/482 Karar
sayılı kararı ile uyuşmazlığa konu dönem içersinde davacının statü hukukuna
tabi olarak çalıştığını, bu nedenle davaya idari yargı yerinde bakılması
gerektiğini belirterek; yargı yolu uyuşmazlığı nedeni ile görev yönünden
davanın reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı
vekili, adli ve idari yargı yerlerince verilen görevsizlik kararları
nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle
başvuruda bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari
ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak
davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi
bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
5434 sayılı Kanuna göre Emekli Sandığı iştirakçisi iken 15.06.1988
tarihinde isteği ile emekliye sevkedilen ve Sıkıyönetim Komutanlığı kararı
ile 22.09.1980-25.03.1983 tarihleri arasında Antalya ili, İbradı İlçesi
Belediye Başkanlığı görevine atanan davacı tarafından, makam ve görev
tazminatından yararlandırılması istemiyle yapılan başvurunun reddine
ilişkin işlemin iptali ile yoksun kalınan tazminat tutarının yasal faiziyle
birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
5434
sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’nun (5510 sayılı kanunun 106. maddesi ile
mülga edilen) Ek 68.maddesinde; “(Değişik madde: 24/11/1994 - 4049/7 md.)
(Değişik fıkra: 23/02/1995 - KHK -
547/13 md.) Makam tazminatı ile Yüksek Hakimlik ve temsil veya görev
tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde bulunanlardan, 10/10/1984
tarihli ve 3056 sayılı Kanunun 36 ncı maddesine göre istihdam edilenlere,
Başbakanlıkta da makam tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde en az 6
ay çalışmış olmaları kaydıyla bu tazminatlardan yüksek olanı esas alınarak
ödeme yapılır. (Ek cümle: 04/07/2001 - 631 S.KHK/1. md.) Makam veya yüksek
hakimlik tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde toplam en az iki yıl
bulunmadan veya bu görevlerde hiç bulunmadan emekliye ayrılanlara ise, en
az altı ay süreyle bulundukları en üst görevleri için belirlenen görev
tazminatı veya hizmet yılları itibarıyla belirlenen görev tazminatından
yüksek olanı ödenir. Bu halde de iki yıllık süreyi doldurma şartı aranır.
(Ek cümle: 12/02/2000 - 4505/3 md.) Ancak bu tazminatların ölenlerin dul ve
yetimlerine ödenmesinde iki yıl görev şartı aranmaz.
(...)
(Ek fıkra:07/12/2004 - 5272
S.K./86.mad) Sandıkça emekli aylığı bağlanan büyükşehir belediye
başkanlarına 7000, il belediye başkanlarına 6000, ilçe belediye
başkanlarına 3000, diğer belediye başkanlarına 1500 gösterge rakamı
üzerinden, bu Maddede belirtilen usul ve esaslar dahilinde makam tazminatı,
buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı ödenir. Bu tazminatlar
ilgililere ödendikçe iki ay içinde faturası karşılığında Hazineden tahsil
olunur. Birinci fıkrada öngörülen iki yıllık sürenin hesabında iştirâkçi
olup olmadıklarına bakılmaksızın belediye başkanı olarak geçen sürelerin
tamamı dikkate alınır.
(Ek fıkra: (12/02/2000 - 4505/3 md.)
Temsil ve görev tazminatları; yönetim ve denetim kurulu üyelikleri dahil
olmak üzere kamu kesiminde her ne suretle olursa olsun aylık veya ücret
alıp almadıklarına bakılmaksızın görev alanlara bu durumları devam ettiği
sürece ödenmez. Tazminattan yararlanırken, yararlanma şartlarını kaybedenler
en geç bir ay içinde durumu Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Genel
Müdürlüğüne bildirirler. Bu durumun ortaya çıktığı tarihi takip eden ay
başından itibaren tazminat ödenmesine son verilir. Zamanında bildirimde
bulunmayanlara ödenen tazminat kanuni faizi ile birlikte geri alınır.(...)
Bu tazminatlar, ölenlerin 5434 sayılı
Kanunun 67 nci maddesinde belirtilen aylığa müstehak dul ve yetimlerine 68
inci maddesindeki oranlar üzerinden ödenir.
Bu ödemeler, T.C. Emekli Sandığınca
ödenmesini müteakip iki ay içinde Genel Bütçeye giren kurumlardan
ayrılanlar için Hazineden, diğerleri için son kurumlarından faturası
karşılığında tahsil edilir.(...)” denilmiş; 1.1.2007 tarihinde; maddenin “Bu tazminatlar, ölenlerin 5434
sayılı Kanunun 67 nci maddesinde belirtilen aylığa müstehak dul ve
yetimlerine 68 inci maddesindeki oranlar üzerinden hesaplanır.” şeklindeki
beşinci fıkra metni ile “Bu ödemeler, T.C. Emekli Sandığınca ödenmesini
müteakip iki ay içinde Genel Bütçeye giren kurumlardan ayrılanlar için
Hazineden, diğerleri için son kurumlarından faturası karşılığında tahsil
edilir.” şeklindeki son fıkra metni yürürlükten kaldırılmıştır.
Diğer taraftan, 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasında;
“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 8/6/1949 tarihli ve 5434
sayılı Kanuna göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler
ve yardımlar ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine
göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan
hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan
şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5
ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve
yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanunun 32
nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe
devam edilir.” hükmüne, aynı
maddenin beşinci fıkrasında ise; “ Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının
bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan
ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar
ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan
hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu
maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate
alınır. (Ek
cümle: 16/06/2010-5797
S.K/10. md.) Ancak, Polis Akademisinde öğrenim
görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu öğrenimleri süresince
kesilmeksizin ödenmeye devam edilir.” hükmüne yer verilmiştir.
31.5.2006
tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine
göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar
(Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım
Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları),
devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı
İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik
ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı
emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir
sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır. 5510 sayılı Kanunun iptali
amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111,
K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte,
bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu
hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu
görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c
maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen
17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler
yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle,
5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510
sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında
olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri
hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı
Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754
sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa
Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile
reddedilmiştir.
5510
sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin
uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde
görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa
Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla
(RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz
konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu
gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce
memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu
gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri
bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754
sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri
olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca,
bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı
Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak;
ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun
yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet
gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak
bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır. 5754 sayılı
Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan
memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a
göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve
diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise
Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari
işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da
evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir… Bu
bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani
sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde
bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman
mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan
uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa’ya
aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı
Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu
görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan
idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının
görevinin devam edeceği açıktır…” Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin
ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı
Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak
çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine
tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun
hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe
girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya
başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun
hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun
değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı
dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.
Kaldı
ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa
Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı
esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın
çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.
Bu
durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla
çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla
5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve
ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak
kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve
yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya
devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun
2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep,
konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı
iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları
kapsamında bulunan, 5754 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce,
Emekli Sandığı iştirakçisi olup isteği ile emekliye sevk edilen davacının,
22.09.1980-25.03.1983 tarihleri arasında Belediye Başkanı olarak
görevlendirilmesinden dolayı, makam ve görev tazminatından
yararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin
iptali ile yoksun kalınan tazminat tutarının yasal faiziyle birlikte
ödenmesine karar verilmesi istemiyle açtığı davanın; 5434 sayılı Kanun
hükümleri dikkate alınarak çözüme kavuşturulacağı gözetildiğinde; idari
yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Ankara 14. İdare Mahkemesi’nin görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 14. İdare Mahkemesi’nin
19.07.2012 gün ve 2012/301 Esas, 2012/973 Karar sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1428
KARAR NO : 2013/1616
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Sağlık hizmetinin yürütülmesi sırasında meydana gelen maddi ve manevi
zararın tazmini istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
S.K.’a velayeten H.K.
Vekili : Av. R.K.
Davalı : Sağlık Bakanlığı
Vekilleri : Av. S.A.T. & Av. F.K.İ.
O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
müvekkilinin çocuğu S.K.’ın kalça çıkığı nedeni ile Av. Cengiz Gökçek
Devlet Hastanesi Ortopedi Doktoru C.E. tarafından ameliyat edildiğini;
ancak, bu ameliyat sırasında idrar torbasının yerine konulmaması nedeni ile
müvekkilinin çocuğunun idrar kaçırma problemi yaşadığını; bu durumunun
devam ettiğini ve çocuğun halen tedavi gördüğünü belirterek; yanlış tedavi
nedeni ile davacının uğradığı 10.000 TL manevi ve 20.000 TL maddi
tazminatın 08.06.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi istemiyle idari yargı
yerinde dava açmıştır.
Gaziantep 2.İdare Mahkemesi; 21.11.2011 gün ve
2011/1647 Esas, 2011/1290 Karar sayılı kararı ile; davanın, vücut
bütünlüğünün kısmen yitirilmesine ilişkin zararların tazminine ilişkin
olması nedeni ile 6100 sayılı HMK’nın 3. ve Geçici 1. Maddesi gereğince
davaya adli yargı yerinde bakılması gerektiğini belirterek; davanın görev
yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı bu kez aynı istemle adli yargı yerinde dava
açmıştır.
Gaziantep 1. Asliye Hukuk Mahkemesi: 07.03.2013 gün
ve 2012/670 Esas, 2013/106 Karar sayılı kararı ile, açılan davada, davalı
idarenin hizmet kusuruna dayanılması nedeni ile davaya idari yargı yerinde
bakılması gerektiğini belirterek; yargı yolu uyuşmazlığı nedeni ile görev
yönünden davanın reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili adli ve
idari yargı yerlerince verilen görevsizlik kararları nedeniyle oluşan
olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari
ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak
davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi
bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava; davacının
çocuğunun, Av. Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi’nde kalça çıkığı tedavisi
gördüğü sırada geçirdiği ameliyat sonrasında, idrar torbasının yerine
konulmaması sonucu yaşadığı idrar kaçırma problemi nedeni ile uğradığı
10.000 TL manevi ve 20.000 TL maddi zararın davalıdan alınarak 08.06.2004
tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya verilmesi
istemi ile açılmıştır.
Anayasa’nın
125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı
kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 3. maddesinde, her türlü idari eylem
ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut
bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı
maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk
mahkemelerinin bakacağı hükmüne, geçici 1. maddesinde ise, bu Kanunun yargı
yolu ve göreve ilişkin hükümlerinin, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki
tarihte açılmış olan davalarda uygulanmayacağı hükmüne yer verilmiş, bu
Kanunun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinin iptali amacıyla açılan davada, Anayasa Mahkemesi, 16.2.2012 tarih
ve E:2011/35, K:2012/23 sayılı kararıyla; dava konusu kuralla, sadece
kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi
zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini
konusunun kapsama alındığı ve bu tazminat davalarına bakma görevinin asliye
hukuk mahkemelerine verildiği; buna göre, aynı idari eylem ve işlemler ile
idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararların kapsama
alınmadığı; sorumluluk sebebi aynı olsa da bu zararların tazmini davalarının
idari yargıda görülmeye devam edeceği; bu durumda, idarenin aynı yapı
içinde aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli
yargıda görülmesinin yargılamanın bütünlüğünü bozacağı; ayrıca iki ayrı
yargı kolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, bu sorumluluğun
kapsamı, idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara
ulaşabileceği; esasen idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz
sorumluluk kavramlarının, kişilerin gördüğü zararların tazmininde
kullanılan ve kişilerin idare karşısında korunma kapsamını genişleten
kavramlar olduğu; idare hukukunda, idarenin hiçbir kusuru olmasa da sosyal
risk, terör eylemleri, fedakarlığın denkleştirilmesi gibi kusursuz
sorumluluğa ilişkin kavramlara dayanılarak kişilerin uğradığı zararların
tazmin edilmesinin mümkün olduğu; özel hukuk alanındaki kusursuz sorumluluk
hallerinin ise belirli konular için düzenlendiği ve sınırlı olduğu;
idarenin idare hukuku esaslarına dayanarak tesis ettiği tartışmasız bulunan
eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan
zararlara ilişkin davaların idari yargı yerlerinde görülmesi gerektiği; bu
nedenle, yukarıda belirtildiği gibi, aynı idari eylem, işlem veya
sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların
farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğunun
söylenemeyeceği gerekçesiyle iptaline karar vermiştir.
Davacı zararının, kamu
idaresi olan hastanelerde görev yapan sağlık çalışanlarının sağlık
hizmetini gereği gibi yürütmediğinden kaynaklandığını; dolayısıyla,
idarelerin doğan zarardan hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumluluğunun
bulunduğunu ileri sürmüştür.
Bu
duruma göre, hastanelerin kamu hizmetini yürüttüğü sırada kişiye verdiği
zararın tazmini istemiyle açılan bu davada, kamu hizmetinin yöntemine ve
hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka
nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanması
gerekmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre
yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin 1. fıkrasının (b)
bendi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı
yerleri görevlidir.
Açıklanan
nedenlerle davanın görüm ve çözümünün idari yargı yerinin görevine girdiği,
Gaziantep 2. İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gaziantep
2.İdare Mahkemesi’nin 21.11.2011 gün ve 2011/1647 Esas, 2011/1290 Karar
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1439
KARAR NO : 2013/1626
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan
davanın, 2918 ve 5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.Ö.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34...... plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca, sürücü belgesi sahibi Ö.A. adına 26.9.2012 tarih ve GN-598496
seri-sıra numaralı,araç sahibi davacı adına 26.9.2012 tarih ve GN-598497
seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek
ayrı ayrı 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanaklara
istinaden düzenlenen 26.9.2012 tarih ve 0206605 sayılı Araç Trafikten Men
Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına
alınmıştır.
Davacı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 8. İDARE MAHKEMESİ: 19.10.2012 gün ve
E:2012/1717, K:2012/1968 sayı ile; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde,
sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu
Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların
bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde
bakılacağının düzenlendiği açıklanarak, davanın çözümünün adli yargı yerine
ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş,
verilen karar kesinleşmiştir.
Bu kez, ayrı ayrı dilekçeler ile sürücü belgesi sahibi
Özcan Arat kendi adına verilen idari para cezasının iptali, davacı ise,
idari para cezalarının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine itirazda
bulunmuşlar, Mahkemece açılan davalar aynı esas numarasına kaydedilmiş ve
aynı esas üzerinden yürütülerek sonuçlandırılmıştır.
BÜYÜKÇEKMECE 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: 8.5.2013 gün ve
D.İş:2012/953 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine
göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın
da verilmiş olması nedeniyle ve Uyuşmazlık Mahkemesinin benzer kararlarına
dayanılarak davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle
itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz
edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının
‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması
idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar
hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar
‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu
davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin
Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir.
Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdari ve adli yargı yerleri arasında 2247
sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
öngörülen biçimde, davacı A.Ö. tarafından, aracın 60 gün süre
ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan dava
yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15.
maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren Mahkemece, önceki görevsizlik kararına ilişkin
dava dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne
gönderildiği ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacı adına kayıtlı aracın, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü
fıkrası uyarınca 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın
iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aynı maddi olaydan kaynaklanan aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ve para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin 2918
ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca, ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde
ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre
ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi;12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı
açılan davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1)
numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varmıştır.
Uyuşmazlığın
esasını oluşturan, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karara gelince:
13.10.1983
tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1.
maddesinde, ”Bu kanunun amacı, Karayolları nda, can ve mal güvenliği
yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm
konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; “Motorlu Araçlara Ait
Şartlar” başlığı altında düzenlenen beşinci kısım ikinci bölümünde yer alan
30.maddesinde araçların teknik şartlara uygunluğu,31.maddesinde araçlarda
bulundurulması zorunlu gereçler,32.maddesinde adres değiştirme ve araçlar
üzerindeki değişiklikleri bildirme, Ek 2. maddesinde araçların tescil
edildikleri amacın dışında kullanılması; altıncı kısım üçüncü bölümde
düzenlenen “Sürücülerin Uyacağı Diğer Kurallar” başlıklı 65.maddesinde
araçların yüklenmesi ile ilgili esaslar, uyulması gereken
kural-lar,uymayanlara verilecek cezalar ve araçların hangi koşullarda
trafikten men edileceklerine ilişkin hususlar ayrıntılı ve idarece tek
yanlı kurallar şeklinde belirlenmiş,79.maddesinde de, trafikten men edilen
araçlar ile ilgili işlemlerin usul ve esaslarının yönetmelikle
belirleneceği düzenlenmiştir.
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli
bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Kabahatler
Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
hükmü yer almış olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27.
maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya
tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine
başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna
göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümlerinin, Kanun’un 19. maddesinde sayılan yaptırımlar saklı
tutulmak kaydıyla, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda
ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
2918
sayılı Kanun’un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu
Kısım’a dahil 112. maddesinin ilk paragrafında da; sürücü belgelerinin
geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para
cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması
ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili
davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen
sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle araçların
belirli bir süre için trafikten men edilmelerine ilişkin uygulamalar,
trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutul- muş iken;12.7.1013
tarihli 6495 sayılı Kanun’un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin
birinci fıkrası“ Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik
tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü
belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir
”denilerek yeniden düzenlenmiştir.
Olayda;
davacının, tescil edildiği amacın dışında kullandığından bahisle aracının
60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemlerin ayrıntılı idari
kurallarla düzenlendiği, kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem
olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, aracın geçici olarak (
belirli bir süre için ) trafikten men edilmesi hususunun sulh ceza
mahkemelerinin görevine dahil edilmediği, aynı şekilde 5326 sayılı Kanun’un
19. maddesinde de, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli
bir süre için kara nakil aracının
trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde
sayıldığı hususu da dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli
olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 8. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 8.
İdare Mahkemesi’nin 19.10.2012 gün ve E:2012/1717, K:2012/1968 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1442
KARAR NO : 2013/1629
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan
davanın, 2918 ve 5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : O.Yapı İnş.Taah.San.ve
Tic.Ltd.Şti.
Vekilleri
: Av. Y.T., Av. T.Ş.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34...... plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca,sürücü belgesi sahibi B.B. adına 11.7.2012 tarih ve GN-700353
seri-sıra numaralı,araç sahibi davacı adına 11.7.2012 tarih ve GN-700354
seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek
ayrı ayrı 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanaklara
istinaden düzenlenen 11.7.2012 tarih ve 0178016 sayılı Araç Trafikten Men
Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına
alınmıştır.
Davacı vekili, 11.7.2012 tarih ve GN-700353 seri-sıra
numaralı idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men
edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde
dava açmıştır.
İSTANBUL
9. İDARE MAHKEMESİ: 10.10.2012 gün ve E:2012/1226, K:2012/1941 sayıyla;
2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak
geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara
Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh
Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın
çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden
reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı
vekilleri, bu kez 11.7.2012 tarih ve GN-700354 seri-sıra numaralı idari
para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
kararın iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuşlardır.
PENDİK 3.SULH CEZA MAHKEMESİ:11.1.2013 gün ve
D.İş:2012/1201,K:2012/1201 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8.
maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren
kararın da verilmiş olması nedeniyle Uyuşmazlık Mahkemesi’nin benzer
kararlarına da dayanarak davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş,yapılan itiraz
kesin olarak reddedilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
İdari ve
adli yargı yerleri arasında, 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın
iptal edilmesi istemiyle açılan dava yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı
doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak
davacı vekillerinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren
Mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık
Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacı adına kayıtlı aracın, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü
fıkrası uyarınca 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın
iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aynı maddi olaydan kaynaklanan aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ve para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin 2918
ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca, ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi;12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı
Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan
davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı
bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.
Uyuşmazlığın
esasını oluşturan, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karara gelince:
13.10.1983
tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1.
maddesinde, ”Bu kanunun amacı, Karayolları nda, can ve mal güvenliği
yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm
konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; “Motorlu Araçlara Ait
Şartlar” başlığı altında düzenlenen beşinci kısım ikinci bölümünde yer alan
30.maddesinde araçların teknik şartlara uygunluğu,31.maddesinde araçlarda
bulundurulması zorunlu gereçler,32.maddesinde adres değiştirme ve araçlar
üzerindeki değişiklikleri bildirme, Ek 2. maddesinde araçların tescil
edildikleri amacın dışında kullanılması; altıncı kısım üçüncü bölümde
düzenlenen “Sürücülerin Uyacağı Diğer Kurallar” başlıklı 65.maddesinde
araçların yüklenmesi ile ilgili esaslar, uyulması gereken
kural-lar,uymayanlara verilecek cezalar ve araçların hangi koşullarda
trafikten men edileceklerine ilişkin hususlar ayrıntılı ve idarece tek
yanlı kurallar şeklinde belirlenmiş,79.maddesinde de, trafikten men edilen
araçlar ile ilgili işlemlerin usul ve esaslarının yönetmelikle
belirleneceği düzenlenmiştir.
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli
bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Kabahatler
Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
hükmü yer almış olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27.
maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya
tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine
başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna
göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümlerinin, Kanun’un 19. maddesinde sayılan yaptırımlar saklı
tutulmak kaydıyla, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda
ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
2918
sayılı Kanun’un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu
Kısım’a dahil 112. maddesinin ilk paragrafında da; sürücü belgelerinin
geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para
cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması
ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili
davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen
sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle araçların belirli
bir süre için trafikten men edilmelerine ilişkin uygulamalar, trafik ve
sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutul- muş iken;12.7.1013 tarihli
6495 sayılı Kanun’un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin birinci
fıkrası“ Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil
kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü
belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir
”denilerek yeniden düzenlenmiştir.
Olayda;
davacının, tescil edildiği amacın dışında kullandığından bahisle aracının
60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemlerin ayrıntılı idari
kurallarla düzenlendiği, kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem
olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, aracın geçici olarak (
belirli bir süre için ) trafikten men edilmesi hususunun sulh ceza
mahkemelerinin görevine dahil edilmediği, aynı şekilde 5326 sayılı Kanun’un
19. maddesinde de, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli
bir süre için kara nakil aracının
trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde
sayıldığı hususu da dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli
olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 9. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 9.
İdare Mahkemesi’nin 10.10.2012 gün ve E:2012/1226, K:2012/1941 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1451
KARAR NO : 2013/1636
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında; idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
G.Ç.
Davalı :
Türk Telekominikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. R.S.
O L A Y :
Davalı Şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen davacı, 24.5.2010 tarihinde Adıyaman İl Kültür ve Turizm
Müdürlüğü emrine atanmıştır.
Davacı,
nakil sırasında ek ödemenin eksik bildirildiği ileri sürülerek yapılan
yanlışlığın düzeltilmesi isteminin, Türk Telekominikasyon A.Ş. Doğu II.
Bölge Müdürlüğü'nün 26.07.2010 tarih ve 6634 sayılı işlemi ile reddedildiğinden
bahisle 545,13 TL ek ödemenin eklenerek maaş nakil ilmühaberinin yeniden
düzenlenmek suretiyle yeni kurumuna gönderilmesi ve geçmişe dönük parasal
haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle
24.9.2010 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
ŞANLIURFA İDARE MAHKEMESİ:30.11.2010 gün ve
E:2010/1678, K: 2010/1984 sayı ile, özelleştirme kapsamında bulunan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı Hâzineye ait bulunan hisselerden %
55'inin, Bakanlar Kurulunun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı Kararı
uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile satıldığını; 2577
sayılı idari Yargılama Usulü Kanununa göre kural olarak, idari yargıda
ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara
bakılabileceği; dava konusu uyuşmazlıkta davalının özel hukuk tüzel kişisi
olması karşısında idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava
bulunduğundan söz etmenin olanaksız olduğu; gerek 4673 sayılı Yasanın
öngördüğü açık kural çerçevesinde Türk Telekomun hukuki konumu, gerekse Ek
22 nci maddesinde kapsamdışı personel yönünden içerdiği net düzenlemeler
dikkate alındığında, davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde iş
mevzuatına tabi Kapsam Dışı personel statüsünde çalışan, 406 sayılı
Kanun'un Ek 29 ve 4046 sayılı Kanun'un 22. Maddesi çerçevesinde 24.5.2010
tarihinde Adıyaman İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü emrine araştırmacı olarak
atanan davacı tarafından, nakil sırasında 545,13 TL ek ödemenin eksik
bildirildiği ve bu nedenle hak kaybına uğradığını ileri sürülerek yapılan
yanlışlığın düzeltilmesi istemli talebinin, Türk Telekominikasyon A.Ş.Doğu
II. Bölge Müdürlüğünün 26.07.2010 tarih ve 664 sayılı işlemi ile
reddedildiğinden bahisle 545,13 TL ek ödemenin eklenerek maaş nakil
ilmühaberinin yeniden düzenlenmek suretiyle yeni kurumuna gönderilmesi ve
geçmişe dönük parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar
verilmesi istemiyle açtığı davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve
çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı; nitekim,
Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 05.07.2010 tarih ve E:2010/56, K:2010/157 sayılı
kararının da bu yönde bulunduğu gerekçesiyle; 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 15/1-a maddesi uyarınca davanın görev yönünden reddine
karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
ADIYAMAN İŞ MAHKEMESİ:18.1.2013 gün ve E:2011/27,
K:2013/19 sayı ile, toplanan delillerden sonra dosyanın bilirkişi
incelemesi için Ankara'ya gönderildiği, 14.09.2012 havale tarihli bilirkişi
raporunda; maaş nakil formunda ek ödeme dahil D.P.B na bildirilmesi gereken
aylık net ücretin 2.563,88 TL, 01.01.2006 - 15.04.2010 dönemi talep
edilecek ek ödeme toplamının brüt 5.398,43 TL olduğunun bildirildiği;
yapılan yargılama sonucunda davacının davasının iki sözleşmesiyle çalışan
ve başka kamu kurumuna nakledilen işçilerin ücretini sözleşme gereği yapılmaması
nedeniyle nakledildiği kurumda eksik ücret almaya devam etmesi nedeniyle
ücretinin nakil tarihi itibariyle yeniden tespiti ile nakilden önce davalı
kurumca ödenmeyen nakilden sonra da çalıştığı kurumda eksik ödenmesine
neden olan ücret ve ek ödeme denge tazminatı ve ikramiye tutarlarının
işverenden tahsiline ilişkin alacak davası olduğu, her ne kadar daha
önceleri Yargıtay 9.HD tarafından bu tip davaların daha önceleri İş
Mahkemelerinde görüleceği belirtilmiş ise de, 2012 yılının son aylarında
yapılan içtihat değişikliği ile bu tip davaların Telekomun belli bir kamu
hizmetini yürütmek görev ve yetkisi ile donatılması, bu görev ve yetkileri
dahilinde bazı kamusal ayrıcalıkların ve yükümlülüklerinin bulunması
belirtilen statüsü ve özel yasa hükümleri gereğince bazı kamusal ayrıcalıklara
ve yükümlülüklere sahip olması nedeniyle, davalı şirketin herhangi bir özel
hukuk tüzel kişisinden farklı bir hukuki statü içinde bulunduğu, bu duruma
imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetini yürütmekle görevli ve yetkili
kılınması nedeniyle diğer özel hukuk ve tüzel kişilerinden farklı olarak
kimi kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan 406 sayılı yasa
hükümleri ile kamu kuramlarına nakil hattı bulunan personeli ile ilgili
bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin belirtilen görevleri
kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu
işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerinde çözümlenmesi
gerektiğinden bahisle yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle usulden davanın
reddine karar verilmesi gerektiği şeklinde bir çok kararının olduğu;
Yargıtay 9 HD’nin 2012/27092 esas, 2012/32357 karar nolu kararının da bu
şekilde olduğu, bu nedenle mahkemelerinin görevli olmadığı, idari yargının
görevli olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle; HMK nun 114/1-B maddesi gereğince
adli yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle HMK nun 115/2 maddesi gereğince
davanın usulden REDDİNE, Mahkemelerinin görevsizliğine karar vermiş; bu
karar Yargıtay 7.Hukuk Dairesinin 8.7.2013 gün ve E:2013/3441, K:
2013/12823 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını
veren mahkemece, ekinde idari yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; nakil
sırasında ek ödemenin eksik bildirildiği ileri sürülerek yapılan yanlışlığın
düzeltilmesi isteminin, Türk Telekominikasyon A.Ş. Doğu II. Bölge
Müdürlüğü'nün 26.07.2010 tarih ve 6634 sayılı işlemi ile reddedildiğinden
bahisle 545,13 TL ek ödemenin eklenerek maaş nakil ilmühaberinin yeniden
düzenlenmek suretiyle yeni kurumuna gönderilmesi ve geçmişe dönük parasal
haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle
açılmıştır.
1953
tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve
Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon
Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi
ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta
İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde
yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten
kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde
çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde
çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün
aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa
ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci
cümlesinde, “Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan
ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini,
31.12.2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel
olarak yürütür” denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine
12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak,
Türk Telekom’daki kamu payı %50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm
tekel hakları 31.12.2003 tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur”
denilmiş; 4502 sayılı Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon
A.Ş., 233 sayılı KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)”
bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek
öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde davalı Türk Telekom A.Ş.'nde
çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın
22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve
sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil
ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle 24.9.2010 tarihinde dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu
kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan
söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre
görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle, Adıyaman İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Adıyaman İş Mahkemesinin 18.1.2013 gün ve E:2011/27, K:2013/19 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1452
KARAR NO : 2013/1637
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan
davanın, 2918 ve 5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : E. Eğitim Kurumları A.Ş.
Vekilleri
: Av. T.B., Av. B.N.C.D., Av. Y.Z.T.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34...... plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca, sürücü belgesi sahibi Y.A. adına 11.10.2012 tarih ve GO-650664
seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek
1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden araç
sahibi davacı adına düzenlenen 11.10.2012 tarihli Araç Trafikten Men
Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına
alınmıştır.
Davacı vekilleri, aracın 60 gün süre ile trafikten men
edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde
dava açmışlardır.
İSTANBUL 6. İDARE MAHKEMESİ: 31.10.2012 gün ve E:2012/1904,
K:2012/2081 sayı ile; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü
belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki
suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı
yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının
düzenlendiği açıklanarak, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar
kesinleşmiştir.
Davacı vekilleri, bu kez, aynı istemle adli yargı yerine
itirazda bulunmuşlardır.
İSTANBUL A.4. SULH CEZA MAHKEMESİ: 27.5.2013 gün ve
D.İş:2013/420 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine
göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın
da verilmiş olması nedeniyle ve Uyuşmazlık Mahkemesinin benzer kararlarına
da dayanarak davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle
itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, yapılan itiraz İstanbul A.38.
Asliye Ceza Mahkemesi’nce kesin olarak reddedilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar
‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu
davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin
Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir.
Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı
Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15.
maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacı vekillerinin istemi üzerine
son görevsizlik kararını veren Mahkemece, önceki görevsizlik kararına ilişkin
dava dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık
Mahkemesi'ne gönderildiği ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacı adına kayıtlı aracın, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü
fıkrası uyarınca 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın
iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aynı maddi olaydan kaynaklanan aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ve para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin 2918
ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca, ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi;12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari
yaptırım
kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda
aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin
belirlenmesinde 5326
sayılı
Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan
davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı
bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.
Uyuşmazlığın
esasını oluşturan, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karara gelince:
13.10.1983
tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1.
maddesinde, ”Bu kanunun amacı, Karayolları nda, can ve mal güvenliği
yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm
konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; “Motorlu Araçlara Ait
Şartlar” başlığı altında düzenlenen beşinci kısım ikinci bölümünde yer alan
30.maddesinde araçların teknik şartlara uygunluğu,31.maddesinde araçlarda
bulundurulması zorunlu gereçler,32.maddesinde adres değiştirme ve araçlar
üzerindeki değişiklikleri bildirme,Ek 2.maddesinde araçların tescil
edildikleri amacın dışında kullanılması; altıncı kısım üçüncü bölümde
düzenlenen “Sürücülerin Uyacağı Diğer Kurallar” başlıklı 65.maddesinde
araçların yüklenmesi ile ilgili esaslar, uyulması gereken kurallar,
uymayanlara verilecek cezalar ve araçların hangi koşullarda trafikten men
edileceklerine ilişkin hususlar ayrıntılı ve idarece tek yanlı kurallar
şeklinde belirlenmiş,79.maddesinde de, trafikten men edilen araçlar ile
ilgili işlemlerin usul ve esaslarının yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli
bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat
veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Kabahatler
Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
hükmü yer almış olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27.
maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya
tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine
başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna
göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümlerinin, Kanun’un 19. maddesinde sayılan yaptırımlar saklı
tutulmak kaydıyla, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda
ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
2918
sayılı Kanun’un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu
Kısım’a dahil 112. maddesinin ilk paragrafında da; sürücü belgelerinin
geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para
cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması
ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili
davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen
sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle araçların
belirli bir süre için trafikten men edilmelerine ilişkin uygulamalar,
trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutul- muş iken;
12.7.1013 tarihli 6495 sayılı Kanun’un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile,
maddenin birinci fıkrası“ Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin
ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere,
sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar
verir ”denilerek yeniden düzenlenmiştir.
Olayda;
davacının, tescil edildiği amacın dışında kullandığından bahisle aracının
60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemlerin ayrıntılı idari
kurallarla düzenlendiği, kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem
olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, aracın geçici olarak (
belirli bir süre için ) trafikten men edilmesi hususunun sulh ceza
mahkemelerinin görevine dahil edilmediği, aynı şekilde 5326 sayılı Kanun’un
19. maddesinde de, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli
bir süre için kara nakil aracının
trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde
sayıldığı hususu da dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli
olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 6. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 6.
İdare Mahkemesi’nin 31.10.2012 gün ve E:2012/1904, K:2012/2081 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1453
KARAR NO : 2013/1638
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve
aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal
edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27/8. maddesi
hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : E.G.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34...... plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca, davacı adına 16.8.2012 tarih ve GL-659174 seri-sıra numaralı
Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.950,00 TL idari para
cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen 16.8.2012 tarih
ve 0191275 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile
trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı, verilen idari para cezası ile aracın 60 gün süre
ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari
yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
10. İDARE MAHKEMESİ: 2.11.2012 gün ve E:2012/1487, K:2012/2012 sayıyla;
2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak
geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara
Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh
Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın
çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden
reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez,aynı istemle adli yargı yerine itirazda
bulunmuştur.
BÜYÜKÇEKMECE 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: 26.6.2013 gün ve D.
İş:2013/161, K:2013/161 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8.
maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren
kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine
ait olduğu gerekçesiyle Uyuşmazlık Mahkemesinin benzer kararlarına da
dayanılarak itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar
itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
İdari ve
adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15.
maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek
suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı
açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1)
numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varmıştır.
Uyuşmazlığın,
motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına gelince:
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya
konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi
hususunun sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı
Kanun’un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için kara nakil
aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici
istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait
olmaktadır.
Buna göre, 2918 sayılı
Yasa’nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının
çözüm yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:
30.3.2005
tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. Maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına
ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
idari yargının görev alanına giren kararın (aracın
geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte
dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari
para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur.
Bu durumda,
Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve aynı
Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra hükmü
bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının ve aracın
60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli
olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 10. İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 10.
İdare Mahkemesi’nin 2.11.2012 gün ve E:2012/1487, K:2012/2012 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1454
KARAR NO : 2013/1639
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 20.01.1982- 30.03.1984
tarihleri arasında Belediye Başkanı olarak görevlendirilen davacının,
görevlendirmeden dolayı makam ve görev tazminatından yararlandırılması
istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile yoksun
kalınan kazanç tutarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi
istemiyle açtığı davanın; İDARİ YARGI YERİNDE görüleceği hk.
K A R A R
Davacı :
M.A.
Vekili :
Av. U.T.
Davalı :
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı - Ankara
Vekilleri
: Av. Ö.A. (İdari Yargıda)
Av. M.Y.
(Adli Yargıda)
O L A Y :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; “…Müvekkilim Kütahya ili Simav
İlçesinde Veteriner hekim olarak görev yapmakta iken,
Eskişehir-Afyon-Kütahya illeri Sıkıyönetim Komutanlığının istemi ile
20.01.1982 - 30.03.1984 yılları arasında Simav ilçesine atanmak suretiyle
Belediye Başkanlığı yapmıştır. 1982-1984 yılları arasında Belediye Başkanı
olarak görev yapması nedeniyle makam ve görev tazminatı ödenmesine dair
24.03.2009 tarihli dilekçemize davalı kurum tarafından 15.04.2009 tarih ve
B.07.l.EMS.0.10.03.01./37-485-016 sayılı yazısıyla Belediye Başkanlığı
görevine seçimle gelmeyip, Valilikçe atandığınızdan tarafınıza makam ve
görev tazminatı ödenmesine imkan bulunmamaktadır, denilmek suretiyle
talebimiz reddedilmiştir… Müvekkilimin mağduriyetinin giderilmesi ve iki
yıldan fazla belediye başkanlığı görevini yapmış olmasından dolayı belde
Belediye Başkanlarına ödenen makam ve buna bağlı olarak görev tazminatının,
01.01.2005 tarihinden bugüne kadar olan yasal haklarımızı alabilmemiz için
söz konusu işlemin iptalini dava etme zarureti hasıl olmuştur.’’ demek
suretiyle, davanın kabulü ile, davalı idarenin talebin reddine ilişkin
işleminin iptali ile, fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak şimdilik
1.000,00 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile, davacının
yasal hakkı olan makam tazminatı ve buna bağlı olarak görev tazminatının
01.01.2005 tarihinden bugüne kadar geriye dönük olarak ödenmesine karar
verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
Ankara
10.İdare Mahkemesi; 16.06.2009 gün ve E:2009/942,K:2009/1188 sayı ile
özetle, ‘’…Dosyanın incelenmesinden;20.01.1982–30.03.1984 tarihleri
arasında belediye başkanlığı yapan davacının 5510 sayılı Kanunun Geçici
4.Maddesi hükümlerinin kendisine de uygulanması istemiyle 24.03.2009
tarihinde davalı idareye başvurduğu, bu isteğinin 15.04.2009 tarih ve
37.485.016 sayılı işlemle reddi üzerine mahkememizde bakılmakta olan
davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bu
durumda, davacının 5510 sayılı Kanunun Geçici 4.maddesi hükümlerinin
kendisine de uygulanması isteminin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle
açılan davanın görüm ve çözümü 5510 sayılı Kanunun 101.maddesi hükmü
uyarınca iş mahkemesine ait olup, idari yargının görev alanı dışında
kalmaktadır.’’ demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş
olup, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay 11. Dairesi
13.06.2012 gün, E:2009/6733, K:2012/4317 sayılı kararı ile kararın
onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.
Davacı
vekili bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Ankara
15. İş Mahkemesi; 03.07.2013 gün, E:2012/687, K:2013/483 sayı ile özetle,
“…Her ne kadar davacı vekili dava dilekçesi ile müvekkilinin
20.01.1982-30.03.1984 yılları arasında belediye başkanı olarak görev
yaptığından dolayı makam tazminatı ve görev tazminatı talebinde bulunmuş
ise de; uyuşmazlık konusu dönem gözetildiğinde davacının statü hukukuna
tabi olarak çalıştığı, hizmet akdine dayalı olarak çalışmadığı, dolayısı
ile uyuşmazlık konusu hakkında mahkememiz açısından yargı yerinin caiz olmadığı
anlaşılmakla davanın usulden reddi cihetine gidilmiştir.’’ demek suretiyle
davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; idari ve adli yargı yerleri
arasında 2247 sayılı yasa’nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren
mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
20.01.1982 – 30.03.1984 tarihleri arasında Kütahya İli, Simav İlçesinde
Belediye Başkanı olarak görev yapan davacı tarafından, makam ve görev
tazminatından yararlandırılması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin
işlemin iptali ve bundan kaynaklanan zararın tazmini istemiyle açılmıştır.
5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun (5510 sayılı kanunun 106.
maddesi ile mülga edilen) Ek 68.maddesinde; “(Değişik madde:
24/11/1994 - 4049/7 md.)
(Değişik fıkra: 23/02/1995
- KHK - 547/13 md.) Makam tazminatı ile Yüksek Hakimlik ve temsil veya
görev tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde bulunanlardan, 10/10/1984
tarihli ve 3056 sayılı Kanunun 36 ncı maddesine göre istihdam edilenlere,
Başbakanlıkta da makam tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde en az 6
ay çalışmış olmaları kaydıyla bu tazminatlardan yüksek olanı esas alınarak
ödeme yapılır. (Ek cümle: 04/07/2001 - 631 S.KHK/1. md.) Makam veya yüksek
hakimlik tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde toplam en az iki yıl
bulunmadan veya bu görevlerde hiç bulunmadan emekliye ayrılanlara ise, en
az altı ay süreyle bulundukları en üst görevleri için belirlenen görev
tazminatı veya hizmet yılları itibarıyla belirlenen görev tazminatından
yüksek olanı ödenir. Bu halde de iki yıllık süreyi doldurma şartı aranır.
(Ek cümle: 12/02/2000 - 4505/3 md.) Ancak bu tazminatların ölenlerin dul ve
yetimlerine ödenmesinde iki yıl görev şartı aranmaz.
(...)
(Ek fıkra:07/12/2004 -
5272 S.K./86.mad) Sandıkça emekli aylığı bağlanan büyükşehir belediye
başkanlarına 7000, il belediye başkanlarına 6000, ilçe belediye
başkanlarına 3000, diğer belediye başkanlarına 1500 gösterge rakamı
üzerinden, bu Maddede belirtilen usul ve esaslar dahilinde makam tazminatı,
buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı ödenir. Bu tazminatlar
ilgililere ödendikçe iki ay içinde faturası karşılığında Hazineden tahsil
olunur. Birinci fıkrada öngörülen iki yıllık sürenin hesabında iştirâkçi
olup olmadıklarına bakılmaksızın belediye başkanı olarak geçen sürelerin
tamamı dikkate alınır.
(Ek fıkra: (12/02/2000 -
4505/3 md.) Temsil ve görev tazminatları; yönetim ve denetim kurulu
üyelikleri dahil olmak üzere kamu kesiminde her ne suretle olursa olsun
aylık veya ücret alıp almadıklarına bakılmaksızın görev alanlara bu
durumları devam ettiği sürece ödenmez. Tazminattan yararlanırken,
yararlanma şartlarını kaybedenler en geç bir ay içinde durumu Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne bildirirler. Bu durumun ortaya
çıktığı tarihi takip eden ay başından itibaren tazminat ödenmesine son
verilir. Zamanında bildirimde bulunmayanlara ödenen tazminat kanuni faizi
ile birlikte geri alınır.(...)
Bu tazminatlar, ölenlerin
5434 sayılı Kanunun 67 nci maddesinde belirtilen aylığa müstehak dul ve
yetimlerine 68 inci maddesindeki oranlar üzerinden ödenir.
Bu ödemeler, T.C. Emekli
Sandığınca ödenmesini müteakip iki ay içinde Genel Bütçeye giren
kurumlardan ayrılanlar için Hazineden, diğerleri için son kurumlarından
faturası karşılığında tahsil edilir.(...) denilmiş; 1.1.2007 tarihinde; maddenin “Bu tazminatlar, ölenlerin 5434
sayılı Kanunun 67 nci maddesinde belirtilen aylığa müstehak dul ve
yetimlerine 68 inci maddesindeki oranlar üzerinden hesaplanır.” şeklindeki
beşinci fıkra metni ile “Bu ödemeler, T.C. Emekli Sandığınca ödenmesini
müteakip iki ay içinde Genel Bütçeye giren kurumlardan ayrılanlar için
Hazineden, diğerleri için son kurumlarından faturası karşılığında tahsil
edilir.” şeklindeki son fıkra metni yürürlükten kaldırılmıştır.
Diğer taraftan, 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş
hükümleri” başlıklı Geçici
4. maddesinin birinci fıkrasında; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarih itibarıyla 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre; aylık,
tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 8/2/2006
tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte
olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı
Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların
ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi
olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve
diğer ödemeleri, bu Kanunun 32 nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları
haiz oldukları müddetçe devam edilir.” hükmüne, aynı maddenin beşinci fıkrasında ise; “ Bu madde kapsamına
girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi,
yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları,
diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine
göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun
hükümleri ayrıca dikkate alınır. (Ek cümle: 16/06/2010-5797 S.K/10. md.) Ancak, Polis
Akademisinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu
öğrenimleri süresince kesilmeksizin ödenmeye devam edilir.” hükmüne yer
verilmiştir.
31.5.2006
tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine
göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar
(Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım
Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları),
devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı
İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik
ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı
emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir
sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır.5510 sayılı Kanunun iptali
amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111,
K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte,
bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu
hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu
görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c
maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen
17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler
yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle,
5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510
sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında
olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri
hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı
Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754
sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa
Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile
reddedilmiştir.
5510
sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin
uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde
görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa
Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla
(RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı retle sonuçlandırmakla birlikte; söz
konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu
gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce
memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu
gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri
bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754
sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri
olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca,
bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı
Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak;
ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun
yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet
gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak
bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır.
5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla
çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla
5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve
ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak
kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve
yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara
ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya
devam edecektir, Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim
esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin
niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın
bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması
ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin
görevlendirilmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda
açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde
bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik
mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki
uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır…”
Yukarıda
sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte
değerlendirilmesinden,5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur
ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere
5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri
bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak,
bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak
çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu
Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı
Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı
dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.
Kaldı
ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa
Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı
esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın
çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.
Bu
durumda,5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla
çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla
5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve
ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak
kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve
yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya
devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun
2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep,
konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı
iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları
kapsamında bulunan, 5754 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce
emekli sandığı iştirakçisi olup kendi isteğiyle emekliye ayrılan davacının,
20.01.1982 -30.03.1984 tarihleri arasında Belediye Başkanı olarak
görevlendirilmesinden dolayı, makam ve görev tazminatından
yararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali
ile yoksun kalınan kazanç tutarının faizi ile birlikte ödenmesine karar
verilmesi istemiyle açtığı davanın görüm ve çözümünün idari yargı yerinde
görüleceği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Ankara 10. İdare Mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 10.
İdare Mahkemesinin 16.06.2009 gün ve E:2009/942, K:2009/1188 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1471
KARAR NO : 2013/1656
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan
davanın, 2918 ve 5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : F. Turizm İnş. Nakl. Gıda
San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34....... plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca, sürücü belgesi sahibi Şevket Eşer adına 24.9.2012 tarih ve
GO-163173 seri-sıra numaralı,araç sahibi davacı adına 24.9.2012 tarih ve
GO-163174 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları
düzenlenerek ayrı ayrı 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu
tutanaklara istinaden düzenlenen 24.9.2012 tarih ve 0205654 sayılı Araç
Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek
muhafaza altına alınmıştır.
Davacı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 9. İDARE MAHKEMESİ: 10.10.2012 gün ve
E:2012/1796, K:2012/1916 sayı ile; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde,
sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu
Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların
bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde
bakılacağının düzenlendiği açıklanarak, davanın çözümünün adli yargı yerine
ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş,
verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı ile Şevket Eşer, bu kez, davacı adına verilen
idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine itirazda
bulunmuşlardır.
İSTANBUL A.22. SULH CEZA MAHKEMESİ: 18.2.2013 gün ve
D.İş:2012/1105 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine
göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın
da verilmiş olması nedeniyle ve Uyuşmazlık Mahkemesinin benzer kararlarına
da dayanarak davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza
davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu
davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin
Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir.
Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdari ve adli yargı yerleri arasında 2247
sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
öngörülen biçimde, davacının aracın 60 gün süre ile trafikten
men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açtığı dava
yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15.
maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren Mahkemece, önceki görevsizlik kararına ilişkin
dava dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne
gönderildiği ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacı adına kayıtlı aracın, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü
fıkrası uyarınca 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın
iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aynı maddi olaydan kaynaklanan aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ve para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin 2918
ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca, ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi;12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı
açılan davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı
bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.
Uyuşmazlığın
esasını oluşturan, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karara gelince:
13.10.1983
tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1.
maddesinde, ”Bu kanunun amacı, Karayolları nda, can ve mal güvenliği
yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm
konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; “Motorlu Araçlara Ait
Şartlar” başlığı altında düzenlenen beşinci kısım ikinci bölümünde yer alan
30.maddesinde araçların teknik şartlara uygunluğu,31.maddesinde araçlarda
bulundurulması zorunlu gereçler,32.maddesinde adres değiştirme ve araçlar
üzerindeki değişiklikleri bildirme,Ek 2.maddesinde araçların tescil
edildikleri amacın dışında kullanılması; altıncı kısım üçüncü bölümde
düzenlenen “Sürücülerin Uyacağı Diğer Kurallar” başlıklı 65.maddesinde
araçların yüklenmesi ile ilgili esaslar, uyulması gereken kurallar,
uymayanlara verilecek cezalar ve araçların hangi koşullarda trafikten men
edileceklerine ilişkin hususlar ayrıntılı ve idarece tek yanlı kurallar
şeklinde belirlenmiş,79.maddesinde de, trafikten men edilen araçlar ile
ilgili işlemlerin usul ve esaslarının yönetmelikle belirleneceği
düzenlenmiştir.
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli
bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Kabahatler
Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
hükmü yer almış olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27.
maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya
tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine
başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna
göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümlerinin, Kanun’un 19. maddesinde sayılan yaptırımlar saklı
tutulmak kaydıyla, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise
uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
2918
sayılı Kanun’un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu
Kısım’a dahil 112. maddesinin ilk paragrafında da; sürücü belgelerinin
geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para
cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması
ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili
davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen
sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle araçların
belirli bir süre için trafikten men edilmelerine ilişkin uygulamalar,
trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutul- muş iken;
12.7.1013 tarihli 6495 sayılı Kanun’un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile,
maddenin birinci fıkrası“ Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin
ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere,
sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar
verir ”denilerek yeniden düzenlenmiştir.
Olayda;
davacının, tescil edildiği amacın dışında kullandığından bahisle aracının
60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemlerin ayrıntılı idari
kurallarla düzenlendiği, kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem
olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, aracın geçici olarak (
belirli bir süre için ) trafikten men edilmesi hususunun sulh ceza
mahkemelerinin görevine dahil edilmediği, aynı şekilde 5326 sayılı Kanun’un
19. maddesinde de, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli
bir süre için kara nakil aracının
trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde
sayıldığı hususu da dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli
olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 9. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 9.
İdare Mahkemesi’nin 10.10.2012 gün ve E:2012/1796, K:2012/1916 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1478
KARAR NO : 2013/1662
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Karayolları Taşıma Yönetmeliği Uyarınca
Düzenlenen İhlal Tespit Tutanağının usul ve yasaya aykırı olduğundan iptali
istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi
K A R A R
Davacı
: B.A.Tur. Tic. Öz. Sağlık Hiz. A.Ş.
Vekilleri : Av. A.A. & Av. F.T.
Davalı : T.C.İstanbul Valiliği Böl. Trafik Den. Şb.
Md.lüğü A.Yakası İstasyon Amirliği
O L A Y
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; “İstanbul İli Bölge Trafik
Denetleme Şube Müdürlüğü A.Yakası İstasyon Amirliği görevlilerince
03/12/2012 Günü saat 11.30 sıralarında Çamlıca Turnikeleri çıkışında
yapılan Trafik kontrolünde D2-İST.U-NET.D2.34.700 Nolu Yetki Belge Sahibi
müvekkil şirket B.A.Turizm Ticaret Özel Sağlık Hizmetleri ve Sanayi Anonim
Şirketi adına kayıtlı 34...... plakalı minibüse sözleşmesi olmadan yolcu
taşıdığı ileri sürülerek 4925 sayılı KARAYOLU Taşıma Kanunu Yönetmeliğinin
39/2 maddesinde belirtilen taşıma sözleşmesi olmadığı bahisle 271798 sicil
sayılı Polis Memuru O.D. ve 352671 sicil sayılı Polis Memuru F.K. tarafından
03/12/2012 Gün ve SERİ: UBAK-A,SIRA NO: 425318 nolu KARAYOLU TAŞIMA
YÖNETMELİĞİ UYARINCA DÜZENLENEN İHLAL TESPİT TUTANAĞI tanzim edilmiştir.
Ancak
ekte sunulan sözleşme metninin tetkikinden de anlaşılacağı üzere 34...... Plakalı
taşıt ve D2-İST.U-NET.D2.34.700 Nolu yetki Belge Sahibi B.A.TURİZM TİCARET
ÖZEL SAĞLIK HİZMETLERİ VE SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ ile B.BİREYSEL ÜRÜNLER
SATIŞ VE PAZARLAMA A.Ş. arasında 01/01/2012-31/12/2012 tarihleri arasında
geçerli olan iş bu sözleşmeyi akdetmişlerdir.
Sözleşme
olmasına rağmen haksız bir nedene dayanılarak tanzim edilen ekli KARAYOLU
TAŞIMA YÖNETMELİĞİ UYARINCA DÜZENLENEN İHLAL TESPİT TUTANAĞININ iptal
edilmesi yönünde karar verilmesi
arz olunur.” demek suretiyle, 34...... plakalı araç için tanzim
edilen SERİ: UBAK-A,SIRA NO: 425318 nolu, ihlal tespit tutanağının iptali
istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
İstanbul
A.12. Sulh Ceza Mahkemesi; 18.03.2013 gün ve 2013/115 D.İş sayılı kararında
özetle; “KARAYOLU taşıma yönetmeliği uyarınca düzenlenen ihlal tespit
tutanağının 5326 sayılı yasanın 16. maddesi kapsamında idari yaptırım
niteliği taşımaması, aynı yasanın 27/1 maddesinde idari para cezası ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin kararlara karşı Sulh Ceza
Mahkemelerine başvurulabileceği hususunun düzenlenmesi, aynı yasanın 27/8
maddesinde idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi
ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararlarında verilmiş
olması halinde idari yaptırım kararma ilişkin hukuka aykırılık iddialarının
bu işlemin iptali talebi ile birlikte idari yargı merciinde görüleceği
hususunun belirtilmesi, hususları dikkate alınarak mahkemenin görevsizliğine,
görevli idare mahkemesinde dava açmakta muhtariyetine” karar vermiş, iş bu
karara süresi içerisinde davacı vekili tarafından itiraz edilmiş
olup,İstanbul A.15. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/70 D.İş kararı ile bu
itirazın reddine karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir.
Davacı
vekili aynı istemle bu kez idari yargıda dava açmıştır.
İstanbul
2. İdare Mahkemesi; 06.06.2013 gün ve E:2013/1145, K:2013/1249 sayılı
kararı ile özetle; “4925 sayılı KARAYOLU Taşıma Kanunu'nun 72. maddesi
kapsamında düzenlenen davacı şirketin KARAYOLU Taşıma Yönetmeliğinin
39.maddesine uygun davranmadığı hususunun tespitine ilişkin 03.12.2012
tarihli tesbit tutanağına karşı açılan dava; 4925 sayılı Kanunda idari
yaptırımlarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir
hükme yer verilmemiş olması karşısında, göreve ilişkin genel ilkelere göre,
5326 sayılı Kabahatler Kanununun diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri
çerçevesinde incelenmesi gerekmektedir.
Görev
kuralları, kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunun, taraflar için
bir müktesep hak oluşturmayacağı, yargı mercilerince davanın her aşamasında
re'sen incelenmesi gereken bir husus olduğu ve geçmişe de etkili olacağı
bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
5326
sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3/a maddesinde, bu Kanunun idari yaptırım
kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda
aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı hükmü getirilmiş olup; buna
göre, Kabahatler Kanunu'nun, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağı; ancak diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi
halinde ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
Dosyanın
incelenmesinden; 4925 sayılı KARAYOLU Taşıma Kanunu uyarınca çıkarılan
KARAYOLU Taşıma Yönetmeliğinin 39 ve 72. maddeleri kapsamında uygulanan
idari yaptırım niteliğindeki işleme dayanak oluşturmak üzere düzenlenen
tutanağa karşı açılan dava; 5326 sayılı Kanun'un 16. maddesi kapsamında
olduğu, 4925 sayılı KARAYOLU Taşıma Kanunu'nda da bu tür yaptırımlara karşı
görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır.
Bu
durumda, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3. maddesinde belirtildiği
üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanması gerektiği ve
görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate
alınacağından, idari yaptırım niteliğindeki cezaya dayanak teşkil edecek
bir tutanağa karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, 5326 sayılı Kanun'un
27. maddesi uyarınca adli yargı merciinin (sulh ceza mahkemesinin) görevli
olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte
yandan, dava dilekçesinde daha önce aynı tutanağın iptali istemiyle
İstanbul A.12. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/115 sayılı esasına kayden açılan
davanın da görev yönünden reddine karar verildiği belirtilmekte olup, davacının
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi’nin Kuruluş ve işleyişi Hakkında Kanun
hükümleri uyarınca olumsuz görev uyuşmazlığı çıkarılabileceği kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, davanın 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden
reddine” karar vermiş ve karar bu şekilde kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü,
E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği…” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz
önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.maddesi uyarınca
yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı
yasa’nın 14.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari
yargı dosyasının, adli yargı dosyası ile birlikte son görevsizlik kararını
veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacı şirkete ait 34...... plakalı araca,
KARAYOLU Taşıma Yönetmeliği’nin 39.maddesine uygun davranmadığı hususunun
tespit edildiğinden bahisle, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik
Denetleme Şube Müdürlüğü'nce düzenlenen 03.12.2012 tarih ve UBAK-A SIRA
NO;425318 seri/sıra nolu ihlal tespit tutanağının iptali istemiyle
açılmıştır.
4925
sayılı KARAYOLU Taşıma
Kanunu’nun ‘’Amaç’’ başlıklı 1.maddesinde, ‘’ Bu Kanunun amacı; KARAYOLU
taşımalarını ülke ekonomisinin gerektirdiği şekilde düzenlemek, taşımada
düzeni ve güvenliği sağlamak, taşımacı, acente ve taşıma işleri
komisyoncuları ile nakliyat ambarı ve kargo işletmeciliği ve benzeri
hizmetlerin şartlarını belirlemek, taşıma işlerinde istihdam edilenlerin
niteliklerini, haklarını ve sorumluluklarını saptamak, KARAYOLU
taşımalarının, diğer taşıma sistemleri ile birlikte ve birbirlerini
tamamlayıcı olarak hizmet vermesini ve mevcut imkanların daha yararlı bir
şekilde kullanılmasını sağlamaktır. ‘’ hükmü yer almakta olup, ‘’Kapsam’’
başlıklı 2.maddesinde, ‘’ Bu Kanun kamuya açık KARAYOLUnda motorlu
taşıtlarla yapılan yolcu ve eşya taşımalarını, taşımacıları, taşıma
acentelerini, taşıma işleri komisyoncularını, nakliyat ambarı ve kargo
işletmecilerini, taşıma işlerinde çalışanlar ile taşımalarda yararlanılan
her türlü taşıt, araç, gereç, yapıları ve benzerlerini kapsar. Ancak, özel
otomobillerle ve bunların römorklarıyla yapılan taşımalar, genel ve katma
bütçeli dairelerle, il özel idareleri, belediyeler, üniversiteler ve kamu
iktisadi teşebbüslerine ait otomobillerle yapılan taşımalar, Türk Silahlı
Kuvvetlerine ait motorlu taşıt ve bunların römorkları ile yapılan
taşımalar, lastik tekerlekli traktörlerle çekilen römorklarla yapılan
taşımalar bu Kanun hükümlerine tabi değildir.İl sınırları içerisindeki
taşımalar ile yüz kilometreye kadar olan şehirlerarası taşımaların
düzenlenmesi il ve ilçe trafik komisyonları ile işbirliği yapılmak
suretiyle ilgili valiliklere, belediye sınırları içerisindeki şehiriçi
taşımalar belediyelere bu Kanuna göre düzenlenecek yönetmelik esasları
dahilinde bırakılabilir. Uluslararası anlaşmalar ile savaş hali,
sıkıyönetim, olağanüstü hal ve doğal afet durumlarında uygulanacak hükümler
saklıdır. ‘’ hükmü yer almaktadır.
Öte yandan; KARAYOLU Taşıma Yönetmeliği’nin ‘’
Taşıma Sözleşmesi ‘’ başlıklı 39.maddesinde;
‘’ (1)
Tarifesiz yolcu taşımalarında taşıma sözleşmesi yapılır.
(2)
Tarifesiz yolcu taşımalarında taşıma sözleşmesi yapılması zorunludur.
(3)
Taşıma sözleşmelerinde, akit tarafların adı, soyadı veya unvanları, kalkış
ve varış yeri, taşıma güzergahı, taşımanın yapılacağı gün/günler ve
saat/saatler, taşınacak yolcu sayısı, taşıma ücretinin belirtilmesi ve her
seferde taşınan yolcuların numaralandırılmış oturma yerlerine göre
düzenlenmiş yolcu isim listesinin bulunması zorunludur.
(4)
Yapılan taşıma sözleşmesine uygun fatura düzenlenmesi ve bir nüshasının
yapılacak denetimlerde ibraz edilmek üzere seyahat esnasında taşıt üzerinde
bulundurulması zorunludur.
(5)
Yolcular için ayrılmış oturma yerlerinin numaralandırılması zorunludur.
(6)
Yolcular için ayrılmış ve numaralandırılmış oturma yerlerinin dışında yolcu
taşınamaz. ‘’ hükümleri yer almakta olup, uyuşmazlığa konu olayda da,
39/2’nci maddede belirtilen taşıma sözleşmesi olmadığından bahisle iptali
istenilen İhlal Tespit Tutanağı tanzim edilmiştir.
Yönetmeliğin ‘’ İhlal ve İdari Para Cezası Karar
Tutanağı Düzenlenmesi ‘’ başlıklı 73.maddesinde;
(1)
Kanunda öngörülen ve bu Yönetmelikte belirtilen kusurları ve/veya ihlalleri
işleyenler hakkında, bu Yönetmeliğin 72 nci maddesinde belirtilen
görevliler tarafından idari para cezası ve/veya ihlal tespitine dair
tutanak düzenlenir.
(2)
Tutanaklar, para cezası gerektiren kusurlar için idari para cezası karar
tutanağı, uyarma gerektiren mevzuat ihlalleri için ihlal tespit tutanağı
olmak üzere iki şekilde düzenlenir.
(3)
Birden fazla kusurun bir arada işlenmesi halinde her kusur için ayrı idari
para cezası karar tutanağı düzenlenir.
(4)
Birden fazla mevzuat ihlalinin bir arada işlenmesi halinde her ihlal için
ayrı ihlal tespit tutanağı düzenlenir.
(5)
İdari para cezalarına ilişkin diğer hususlarda Maliye Bakanlığınca
yayımlanan mevzuat esas alınır. ‘’ denilmiş olup, söz konusu olayda da
iptali istenilen tutanak bu madde hükümlerine göre düzenlenmiştir.
Davaya
konu edilen olayda,4925 sayılı KARAYOLU Taşıma Kanunu uyarınca çıkarılan KARAYOLU
Taşıma Yönetmeliğinin 39 ve 72’nci maddeleri kapsamında uygulanan idari
yaptırım niteliğindeki işleme dayanak oluşturmak üzere düzenlenen tutanağın
iptali talep ediliyor olup,bu idari yaptırım niteliğindeki işlem de 5326
sayılı Kanun'un 16.maddesi kapsamında bir idari yaptırım mahiyetindedir.
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3.maddesinde; ‘’ Bu Kanunun;
a) İdarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda
aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer
genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi
yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. ’’ hükmü yer
almaktadır.
4925
sayılı Kanun’da görevli mahkeme gösterilmemiş olup, 5326 sayılı Kanun’un
27/1’nci maddesinde ise; ‘’ İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya
tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine
başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari
yaptırım kararı kesinleşir. ‘’ hükmü yer almaktadır. Bu durumda, 5326
sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3’üncü maddesinde belirtildiği üzere,idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanması gerektiği ve
görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate
alınacağından, idari yaptırım niteliğindeki cezaya dayanak teşkil edecek
bir tutanağa karşı açılan davanın da görüm ve çözümünde, 5326 sayılı
Kanun'un 27. maddesi uyarınca adli yargı merciinin görevli olduğu sonucuna
varılmıştır.
Bu
durumda, davacı vekili tarafından; Karayolları
Taşıma Yönetmeliği Uyarınca Düzenlenen İhlal Tespit Tutanağının usul ve
yasaya aykırı olduğundan bahisle iptali istemiyle açılan davanın
görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, İstanbul A.12.Sulh Ceza
Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul A.12.
Sulh Ceza Mahkemesinin 18.03.2013 gün ve 2013/115 D.İş sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1486
KARAR NO : 2013/1669
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve
aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal
edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27/8. maddesi
hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : G.Y.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34....... plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca, davacı adına 27.8.2012 tarih ve GN-038507 seri-sıra numaralı
Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.950,00 TL idari para
cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen 27.8.2012 tarih
ve 0194596 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile
trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari
yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
7. İDARE MAHKEMESİ: 2.11.2012 gün ve E:2012/1693, K:2012/1756 sayıyla; 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri
alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik
Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza
Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün
adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine
karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde itirazda
bulunmuştur.
BAKIRKÖY 8. SULH CEZA MAHKEMESİ: 14.1.2013 gün ve D.
İş:2013/13 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre
idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da
verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar
itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
İdari ve
adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15.
maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren Mahkemece, idari yargı yerince verilen
görevsizlik kararının kesinleşme şerhli onaylı örneği temin edilmek
suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça
belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı
açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1)
numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varmıştır.
Uyuşmazlığın,
motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına
gelince:
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya
konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi
hususunun sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı
Kanun’un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için kara nakil
aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici
istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait
olmaktadır.
Buna göre, 2918 sayılı
Yasa’nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının
çözüm yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:
30.3.2005
tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına
ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
idari yargının görev alanına giren kararın (aracın
geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte
dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari
para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve
aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra
hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının
ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali
istemiyle açılan davanın çözümünde idari
yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 7. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 7.
İdare Mahkemesi’nin 2.11.2012 gün ve E:2012/1693, K:2012/1756 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1488
KARAR NO : 2013/1671
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın 30. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve aracın
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan
davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27/8. maddesi hükümleri uyarınca İDARİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.A.
Davalı : Beylikdüzü İlçe Emn. Müd. Trf. Tescil Dent.
Büro Amirliği
O L A Y : Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan
denetimler sırasında 34...... plaka sayılı aracın teknik şartlara uygun
olmadığının tespit edildiğinden bahisle, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrası (b) bendi uyarınca, davacı adına
28.6.2012 tarih ve GM-0985066 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası
Karar Tutanağı düzenlenerek 154,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca
bu tutanağa istinaden düzenlenen 17.12.2012 tarih ve 0239890 sayılı Araç
Trafikten Men Tutanağı ile araç trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı,
idari para cezası ile aracın trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal
edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
1. İDARE MAHKEMESİ: 28.12.2012 gün ve E:2012/2298, K:2012/2445 sayıyla;
2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak
geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara
Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh
Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın
çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden
reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde itirazda
bulunmuştur.
BÜYÜKÇEKMECE 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: 26.6.2013 gün ve D.
İş:2013/160, K:2013/160 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8.
maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren
kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine
ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz
edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
İdari ve adli yargı yerleri arasında 2247
sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının
davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece, 15.
maddede belirtildiği şekilde, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava
dosyası da temin edilerek gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi
bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın 30. maddesinin birinci fıkrası (b) bendi uyarınca
verilen idari para cezası ile aracın trafikten men edilmesine ilişkin
tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun “Araçların teknik şartlara uygunluğu” başlığı
altında düzenlenen 30. maddesinde, “Araçların, esasları
yönetmelikte belirtilen şekilde ve tarzda teknik şartlara uygun durumda
bulundurulması zorunludur.
a) (Değişik : 21/5/1997 - 4262/4 md.) Servis
freni, lastikleri, dış ışık donanımından yakını ve uzağı gösteren ışıklar
ile park, fren ve dönüş ışıkları noksan, bozuk veya teknik şartlara aykırı
olan araçları kullanan sürücüler 1 800 000 lira para cezası,
b) (Değişik: 21/5/1997 - 4262/4 md.) Diğer
eksiklik ve bozuklukları bulunan araçlarla, görüşü engelleyecek veya bir
kaza halinde içindekiler için tehlikeli olabilecek süs aksesuar eşya ve
çıkıntıları olan araçları kullananlarla, KARAYOLUnu kullananlar için
tehlike yaratacak şekilde olan veya görüşü engelleyecek ve çevredekileri
rahatsız edecek derecede duman veya gürültü çıkaran araçları kullanan
sürücüler 3 600 000 lira para cezası,
İle
cezalandırılırlar.
Bu
maddenin (a) bendinde belirtilen eksiklik ve bozuklukları bulunan araçlar,
teknik şartlara uygun duruma getirilinceye kadar trafik zabıtasınca
trafikten men edilebilir. (b) bendindeki şartlara uymayan ve uyumsuzluğu
trafik emniyetini tehlikeye düşürmeyecek nitelikte olan araçların şartlara
uygun duruma getirilmesi ihtar olunur. İhtarda verilen süre için teknik
şartlara uygun duruma getirilmediğinin tespiti halinde araç trafik
zabıtasınca trafikten men edilir”
hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı
açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1)
numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varmıştır.
Uyuşmazlığın,
motorlu aracın trafikten men edilmesine ilişkin kısmına gelince:
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara,
deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aracın trafikten men edilmesine ilişkin karar, 2918 ve 5326
sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, kararın idari davaya konu
edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın trafikten men edilmesi hususunun
sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun’un
19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir
süre için kara nakil aracının trafikten
alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı ve
aracın süresiz trafikten
alıkonulmasına ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı dikkate alındığında;
aracın trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine
ait olmaktadır.
Buna göre, 2918 sayılı
Yasa’nın 30. maddesinin birinci fıkrası (b) bendi uyarınca verilen para
cezalarının çözüm yerinin adli yargı, aracın trafikten men edilmesine
ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:
30.3.2005
tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına
ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para
cezalarının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
idari yargının görev alanına giren kararın (aracın
trafikten men edilmesi) da
verildiği ve birlikte dava konusu
edildikleri anlaşıldığından; idari para cezasına
ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve
aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra
hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrası (b) bendi uyarınca verilen para
cezasının ve aracın trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali
istemiyle açılan davanın çözümünde idari
yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 1. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 1.
İdare Mahkemesi’nin 28.12.2012 gün ve E:2012/2298, K:2012/2445 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1489
KARAR NO : 2013/1672
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan
davanın, 2918 ve 5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : İ.Alüminyum San. Tic. ve
Paz. Ltd. Şti.
Vekili :
Av. E.A.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetimler sırasında
34........ plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit
edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3.
madde ve fıkrası uyarınca, sürücü belgesi sahibi H.A. adına 24.8.2012 tarih
ve GN-548900 seri-sıra numaralı, araç sahibi davacı adına 24.8.2012 tarih
ve GN-548901 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları
düzenlenerek ayrı ayrı 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu
tutanaklara istinaden düzenlenen 24.8.2012 tarih ve 0193423 sayılı Araç
Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek
muhafaza altına alınmıştır.
Davacı, sürücü belgesi sahibi H.A. adına 24.8.2012 tarih
ve GN-548900 sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı ile verilen
idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 5. İDARE MAHKEMESİ: 23.10.2012 gün ve
E:2012/1546, K:2012/2471 sayıyla; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde,
sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu
Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı
yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının
düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar
kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, davacı adına verilen idari para
cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın
iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.
BÜYÜKÇEKMECE 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: 13.3.2013 gün ve D.
İş:2012/1867 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine
göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın
da verilmiş olması nedeniyle ve Uyuşmazlık Mahkemesi’nin konu ile ilgili
benzer kararları da emsal gösterilerek, davanın çözümünün idari yargı
yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar
vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
İdari ve
adli yargı yerleri arasında aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılan dava yönünden 2247 sayılı
Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı
doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak
davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece,
idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne
gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği
ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacı adına kayıtlı aracın, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü
fıkrası uyarınca 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın
iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aynı maddi olaydan kaynaklanan aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ve para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin 2918
ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca, ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.
2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi;12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari
yaptırım
kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda
aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin
belirlenmesinde 5326
sayılı
Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan
davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı
bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.
Uyuşmazlığın
esasını oluşturan, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karara gelince:
13.10.1983
tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1.
maddesinde, ”Bu kanunun amacı, Karayolları nda, can ve mal güvenliği
yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm
konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; “Motorlu Araçlara Ait
Şartlar” başlığı altında düzenlenen beşinci kısım ikinci bölümünde yer alan
30.maddesinde araçların teknik şartlara uygunluğu, 31.maddesinde araçlarda
bulundurulması zorunlu gereçler, 32. maddesinde adres değiştirme ve araçlar
üzerindeki değişiklikleri bildirme, Ek 2.maddesinde araçların tescil
edildikleri amacın dışında kullanılması; altıncı kısım üçüncü bölümde
düzenlenen “Sürücülerin Uyacağı Diğer Kurallar” başlıklı 65.maddesinde
araçların yüklenmesi ile ilgili esaslar, uyulması gereken
kurallar,uymayanlara verilecek cezalar ve araçların hangi koşullarda
trafikten men edileceklerine ilişkin hususlar ayrıntılı ve idarece tek
yanlı kurallar şeklinde belirlenmiş,79.maddesinde de, trafikten men edilen
araçlar ile ilgili işlemlerin usul ve esaslarının yönetmelikle
belirleneceği düzenlenmiştir.
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli
bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Kabahatler
Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
hükmü yer almış olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27.
maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine
başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna
göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümlerinin, Kanun’un 19. maddesinde sayılan yaptırımlar saklı
tutulmak kaydıyla, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda
ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
2918
sayılı Kanun’un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu
Kısım’a dahil 112. maddesinin ilk paragrafında da; sürücü belgelerinin
geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para
cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması
ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili
davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen
sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle araçların
belirli bir süre için trafikten men edilmelerine ilişkin uygulamalar,
trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; 12.7.1013
tarihli 6495 sayılı Kanun’un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin
birinci fıkrası“ Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik
tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü
belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir
”denilerek yeniden düzenlenmiştir.
Olayda;
davacının, tescil edildiği amacın dışında kullandığından bahisle aracının
60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemlerin ayrıntılı idari
kurallarla düzenlendiği, kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem
olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, aracın geçici olarak (
belirli bir süre için ) trafikten men edilmesi hususunun sulh ceza
mahkemelerinin görevine dahil edilmediği, aynı şekilde 5326 sayılı Kanun’un
19. maddesinde de, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli
bir süre için kara nakil aracının
trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde
sayıldığı hususu da dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli
olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 5. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 5.
İdare Mahkemesi’nin 23.10.2012 gün ve E:2012/1546, K:2012/2471 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1491
KARAR NO : 2013/1674
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılan
davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : A.A.
Davalı : İçişleri Bakanlığı İstanbul Emn. Müd. A Blg.
Sivil Trf. Ekip. Amirliği
O L A Y : Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan
denetimler sırasında 34....... plaka sayılı aracın amaç dışı
kullanıldığının tespit edildiğinden bahisle, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, davacı adına 26.12.2012 tarih
ve GT-252946 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı
düzenlenerek 1.950,00 TL idari para cezası verilmiştir.
Davacı, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı
yerine itirazda bulunmuştur.
BAKIRKÖY 1. SULH CEZA MAHKEMESİ: 3.1.2013 gün ve D.
İş:2013/13, K:2013/13 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8.
maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren
kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine
ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş,
verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava
açmıştır.
İSTANBUL 4. İDARE MAHKEMESİ: 23.1.2013 gün ve E:2013/130,
K:2013/128 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’na göre, men tutanağının iptali istemiyle açılan bir dava
olmadığından ve 2918 sayılı Kanun uyarınca, idari para cezasına karşı
açılan davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın
görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği…” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz
önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve
idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15.
maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren Mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek
suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.
30.3.2005
gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 6.12.2006 gün ve 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, " (1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin
hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"; Kanunun “Başvuru yolu” başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında
ise "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin
idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden
itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu
süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı
kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır.
Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer Kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli
mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun
5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli
mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate
alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde,
anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı
yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Bakırköy 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen görevsizlik
kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bakırköy 1.
Sulh Ceza Mahkemesi’nin 3.1.2013 gün ve D. İş:2013/13, K:2013/13 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1493
KARAR NO : 2013/1676
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2548 sayılı Gemi Sağlık Resmi Kanunu’nun 6. maddesinin birinci fıkrası (b)
bendi uyarınca verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : A. Denizcilik ve Gemi
Kiralama Tic. Ltd. Şti.
Vekilleri
: Av. O.A., Av. Ç.V.
Davalı : Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel
Müdürlüğü
O L A Y : Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Sağlık
Genel Müdürlüğü’nce, davacı adına kayıtlı “NAHİDE-M” adlı geminin İstanbul
Boğazından transit geçişi sırasında teslim etmesi gereken evrakları
yetkililere teslim etmediğinden bahisle 2548 sayılı Gemi Sağlık Resmi
Kanunu’nun 6. maddesinin birinci fıkrası (b) bendi uyarınca davacıya
28.10.2012 tarih ve 5 sayılı kararla 28.042,00 TL idari para cezası
verilmiştir.
Davacı vekili, idari para cezasının iptali istemiyle
adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.
İSTANBUL 35. SULH CEZA MAHKEMESİ: 1.3.2013 gün ve D.
İş:2012/849 sayı ile; 2548 ve 5326 sayılı Kanunlar incelendiğinde kararın
idari tedbir niteliğinde olduğu bu nedenle itirazın sulh ceza mahkemesinde
incelenebilecek kararlardan olmaması nedeniyle davanın çözümünün idari
yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun reddine karar vermiş,
yapılan itiraz İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi’nce kesin olarak
reddedilmiştir.
Davacı vekili, bu kez, idari para cezasının iptali
istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 2. İDARE MAHKEMESİ: 10.5.2013 gün ve
E:2013/962, K:2013/1002 sayı ile, 2548
sayılı Kanun’da bu Kanun uyarınca verilen idari para cezalarına karşı
başvurulacak yargı yolu belirtilmediğinden 5326 sayılı Kanun uyarınca
davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev
yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği…” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz
önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve
idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15.
maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren Mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle
Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi
bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2548 sayılı Gemi Sağlık Resmi Kanunu’nun 6. maddesinin birinci fıkrası (b)
bendi uyarınca verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle
açılmıştır.
2548 sayılı Kanun’un, “Yasaklar ve ceza” başlığı altında düzenlenen
6. maddesinde, “Aşağıda
gösterilen davranışlarda bulunmak yasaktır.
a) Limandan sağlık
işlemi yaptırmadan hareket etmek.
b) (Değişik: 23/1/2008-5728/379 md.) Sağlık işlemlerini yaptırmak üzere
sağlık denetleme merkezleri önünde veya bu merkezlerin gösterdikleri yerde
durmamak, gemide sağlık tedbirlerini almamak, ilaç, tıbbi malzeme ve ilkyardım
personeli bulundurmamak, sağlık denetiminde gereken sağlık belge ve
sertifikalarını bulundurmamak ve süresinde yenilememek,
c) (Değişik: 19/10/1983-2928/4 md.)
Yabancı bir limandan gelen bir geminin, limanda sağlık denetimi yapılıp
serbest pratika almadan herhangi bir madde alıp veya insan indirip
bindirmesi.
d) Gerçeğe uymayan
sağlık bildirimi vermek.
e) (Değişik: 23/1/2008-5728/379 md.) Hastalıkların oluşumu ve
yayılmasına neden olan mikroorganizmalar ve vektörlerle ilgili önlemleri
almamak,
f) Bulaşık bir
limandan gelen gemilerin sağlık muayenesi bitip temiz pratika almadan
rıhtıma yanaşması ya da sağlık muayenesi sonunda temiz pratika alan ve
fakat bazı şartlar altında rıhtıma yanaşmasına izin verilen gemilerin
rıhtıma yanaştıktan sonra bu şartları yerine getirmemesi.
g) Bulaşık bir
geminin, sağlık muayenesi bitip temiz pratika almadan limana girmesi ya da
koruma yerine alınan bulaşık bir geminin, sağlık tedbirlerinin eksiksiz
yerine getirilmesine karşı engeller ve güçlükler çıkarması ve temiz pratika
almadan koruma yerinden hareket etmesi.
h) Gerektiğinde,
geminin, gündüzleri ön direğine sarı karantina bayrağı ve geceleri de üstte
kırmızı, altta beyaz fener bulundurmamak.
(Değişik ikinci fıkra: 23/1/2008-5728/379 md.) Bu
yasaklara aykırı hareket eden gemi kaptanlarına, 0-250 net ton arası
gemilerle ilgili olarak 1000 net tonluk geminin ödemesi gereken indirimsiz sağlık
resmi tutarında, 250 net tondan büyük gemilerle ilgili olarak, ödemeleri
gereken indirimsiz sağlık resminin dört katı tutarında idarî para cezası
verilir. Bu idarî para cezasına karar vermeye Hudut ve Sahiller Sağlık
Genel Müdürlüğü görevlileri yetkilidir” denilmektedir.
Olayda,
davanın, idari para cezasının kaldırılması istemiyle açıldığı; 2548 sayılı
Gemi Sağlık Resmi Kanunu’nda idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin
bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda:
diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı
dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde
belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde
belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005
tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel
görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı
yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde,
" (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin
hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2548 sayılı
Kanun’da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin
gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı
Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, İdari yaptırım
kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda
aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin
belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari
para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27.
maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik
kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 35.
Sulh Ceza Mahkemesi’nin 1.3.2013 gün ve D. İş:2012/849 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1494
KARAR NO : 2013/1677
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılan
davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Y.K.
Vekili :
Av. Ü.Ç., Av. Ö.E.
Davalı :
İçişleri Bakanlığı
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34...... plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca, sürücü belgesi sahibi K.A.adına 17.10.2012 tarih ve GO-145031
seri-sıra numaralı, araç sahibi davacı adına 17.10.2012 tarih ve GO-145032
seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek
sırasıyla ayrı ayrı 3.250,00 ve 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve
ayrıca bu tutanaklara istinaden düzenlenen 17.10.2012 tarih ve 0216068
sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men
edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı vekili, sürücü belgesi sahibi K.A.ile davacı
adına verilen idari para cezalarının iptal edilmesi istemiyle adli yargı
yerine ayrı ayrı dilekçeler ile itirazda bulunmuş, Mahkemece açılan
davaların birleştirilmesine ve davanın 2012/6765 sayılı esas üzerinden
yürütülmesine karar verilmiştir.
İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: 24.12.2012 gün ve D.İş
No:2012/6765, K:2012/6765 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8.
maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren
kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine
ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş,
verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
Davacı
vekili bu kez, Y.K. adına verilen idari para cezasının iptal edilmesi
istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
5. İDARE MAHKEMESİ: 22.5.2013 gün ve E:2013/669, K:2013/1169 sayıyla; 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri
alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik
Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza
Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün
adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine
karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
Adli ve
idari yargı yerleri arasında davacı Y.K.’in açtığı dava yönünden 2247
sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı
doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak
davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece,
adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne
gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği
ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.
30.3.2005
gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 6.12.2006 gün ve 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, " (1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"; Kanunun “Başvuru yolu” başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında
ise "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin
idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden
itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu
süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı
kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır.
Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer Kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme,
artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği
için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli
mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun
5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli
mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate
alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde,
anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı
yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 3.
Sulh Ceza Mahkemesi’nin 24.12.2012 gün ve D.İş No:2012/6765, K:2012/6765 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1500
KARAR NO : 2013/1682
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Gömeç Belediyesinde 25.9.1980-24.10.1980 tarihleri arasında atanmak
suretiyle belediye başkanı olarak görev yapan davacının, mülga 5434 sayılı
Kanunun ek 68 inci maddesi uyarınca makam ve görev tazminatı ödenmesi
istemiyle açtığı davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.A.Ö.
Vekili :
Av. U.T.
Davalı :
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
Vekilleri
: Av. N.K.
O L A Y :
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin Balıkesir İli,
Burhaniye İlçesi, Gömeç Belediyesinde 25.9.1980-24.10.1980 tarihleri
arasında atanmak suretiyle belediye başkanlığı yaptığını, davacının
belediye başkanı olarak görev yapmış olması nedeniyle mülga 5434 sayılı
Kanunun ek 68 inci maddesi uyarınca makam ve görev tazminatı ödenmesi
yönündeki 25.11.2011 tarihli dilekçelerine verilen cevapta,
“25.9.1980-24.10.1980 tarihleri arasında 2303 sayılı Kanun gereği belediye
başkanı olarak görevlendirildiğiniz süreçte, asıl memuriyetiniz uhdenizde
olmak üzere vekaleten yürütmüş olduğunuz belediye başkanlığı görevinden
dolayı, tarafınıza makam ve görev tazminatı ödenmesine imkan
bulunmamaktadır” denilerek, taleplerinin red edildiğini beyan ederek, davalı
kurumun haksız olarak uyguladığı işlemin iptaline ve davacının yasal hakkı
olan makam tazminatına bağlı görev tazminatının yasal faiziyle birlikte
davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava
açmıştır.
ANKARA 9. İDARE MAHKEMESİ: 27.11.2012 gün ve E:2012/259, K: 2012/1731 sayı
ile, 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi uyarınca, sosyal güvenlik
kanunlarına göre emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta olanlardan, 5434
sayılı Kanun'un bu kanunla yürürlükten kaldırılan 39. maddesine göre aylık
bağlanması şartlarına haiz olanlara, bu Kanunun yürürlük tarihinden
itibaren, bu kişilerden bu Kanunun yürürlük tarihi itibariyle 5434 sayılı
Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 39. maddesine göre aylık
bağlanması şartlarını haiz olmayanlara ise bu şartları haiz oldukları
tarihten itibaren 5434 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan ek 68.
maddesinde belirtilen şartlar da dikkate alınarak, emsali belediye
başkanının almakta olduğu makam tazminatı ve buna bağlı olarak temsil veya
görev tazminatı tutarı, almakta oldukları emeklilik veya yaşlılık
aylıklarına ilave edilmek suretiyle ödeneceği belirtilmiş olup, emekli
aylığı alan davacıya 5510 sayılı Kanunun geçici 4. maddesinin atıf yaptığı
5434 sayılı Kanunun 39 ve ek 68. maddelerinde belirtilen şartları taşıması
durumunda, makam tazminatı ve buna bağlı olarak temsil ve görev tazminatı
ödeneceğinin açık olduğu, bu durumda; davacıya, makam-görev tazminatının
5510 sayılı Kanunun Geçici 4. maddesindeki şartları taşıması durumunda
ödenebileceği, dolayısıyla uyuşmazlığın 5510 sayılı Kanun’dan kaynaklandığı
anlaşılmakla, aynı Kanunun 101. maddesi uyarınca uyuşmazlığın görüm ve
çözümünde adli yargı yerlerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı
gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, karar
kesinleşmiştir.
Davacı
vekili bu kez aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 1.İŞ MAHKEMESİ: 9.7.2013 gün ve E:2012/1410, K: 2013/492 sayı ile,
25.9.1980-24.10.1980 tarihleri arasında Balıkesir İli, Burhaniye İlçesi,
Gömeç Beldesinde vekaleten belediye başkanlığı görevi yapan davacının, bu
görevinden dolayı makam-görev tazminatına hak kazandığını iddia etmiş ve
davalı kurumun talebini belediye başkanlığı görevini vekaleten yürütmüş
olması nedeniyle reddine karar verilmiş ve davacı vekili kurumun bu
isteminin yerinde olmadığını, iptalini talep etmiş ise de 6100 sayılı HMK
nın 114/1-b maddesine göre yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle açılan
davanın usulden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı
vekili idari ve adli yargı yerlerince verilmiş olan görevsizlik kararları
nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle
başvuruda bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının aslı ile birlikte, idari
yargı dosyasının onaylı bir örneği ile birlikte 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını
veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği, ve usule ilişkin
işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
25.9.1980-24.10.1980 tarihleri arasında Jandarma Astsubay olan ve Balıkesir
İli, Burhaniye İlçesi Gömeç Beldesinde vekaleten belediye başkanlığı görevi
yapan davacının, bu belediye başkanlığı görevinden dolayı makam – görev
tazminatı ödenmesi istemiyle yaptığı başvurusunun reddine ilişkin
13.12.2011 gün ve 54.343.008 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kamu Görevlileri Emeklilik Daire Başkanlığı
işleminin iptali ile geriye dönük olarak tüm alacaklarının yasal faiziyle
birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun (5510 Sayılı Kanunun 106.
maddesi ile mülga edilen) Ek 68.maddesinde; “(Değişik madde:
24/11/1994 - 4049/7 md.)
(Değişik
fıkra: 23/02/1995 - KHK - 547/13 md.) Makam tazminatı ile Yüksek Hakimlik
ve temsil veya görev tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde
bulunanlardan, 10/10/1984 tarihli ve 3056 sayılı Kanunun 36 ncı maddesine
göre istihdam edilenlere, Başbakanlıkta da makam tazminatı ödenmesini
gerektiren görevlerde en az 6 ay çalışmış olmaları kaydıyla bu
tazminatlardan yüksek olanı esas alınarak ödeme yapılır. (Ek cümle:
04/07/2001 - 631 S.KHK/1. md.) Makam veya yüksek hakimlik tazminatı
ödenmesini gerektiren görevlerde toplam en az iki yıl bulunmadan veya bu
görevlerde hiç bulunmadan emekliye ayrılanlara ise, en az altı ay süreyle
bulundukları en üst görevleri için belirlenen görev tazminatı veya hizmet
yılları itibarıyla belirlenen görev tazminatından yüksek olanı ödenir. Bu
halde de iki yıllık süreyi doldurma şartı aranır. (Ek cümle: 12/02/2000 -
4505/3 md.) Ancak bu tazminatların ölenlerin dul ve yetimlerine ödenmesinde
iki yıl görev şartı aranmaz.
(...)
(Ek
fıkra:07/12/2004 - 5272 S.K./86.mad) Sandıkça emekli aylığı bağlanan
büyükşehir belediye başkanlarına 7000, il belediye başkanlarına 6000, ilçe
belediye başkanlarına 3000, diğer belediye başkanlarına 1500 gösterge rakamı
üzerinden, bu Maddede belirtilen usul ve esaslar dahilinde makam tazminatı,
buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı ödenir. Bu tazminatlar
ilgililere ödendikçe iki ay içinde faturası karşılığında Hazineden tahsil
olunur. Birinci fıkrada öngörülen iki yıllık sürenin hesabında iştirâkçi
olup olmadıklarına bakılmaksızın belediye başkanı olarak geçen sürelerin
tamamı dikkate alınır.
(Ek
fıkra: (12/02/2000 - 4505/3 md.) Temsil ve görev tazminatları; yönetim ve
denetim kurulu üyelikleri dahil olmak üzere kamu kesiminde her ne suretle
olursa olsun aylık veya ücret alıp almadıklarına bakılmaksızın görev alanlara
bu durumları devam ettiği sürece ödenmez. Tazminattan yararlanırken,
yararlanma şartlarını kaybedenler en geç bir ay içinde durumu Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne bildirirler. Bu durumun ortaya
çıktığı tarihi takip eden ay başından itibaren tazminat ödenmesine son
verilir. Zamanında bildirimde bulunmayanlara ödenen tazminat kanuni faizi
ile birlikte geri alınır.(...)
Bu
tazminatlar, ölenlerin 5434 sayılı Kanunun 67 nci maddesinde belirtilen
aylığa müstehak dul ve yetimlerine 68 inci maddesindeki oranlar üzerinden
ödenir.
Bu
ödemeler, T.C. Emekli Sandığınca ödenmesini müteakip iki ay içinde Genel
Bütçeye giren kurumlardan ayrılanlar için Hazineden, diğerleri için son
kurumlarından faturası karşılığında tahsil edilir.(...) denilmiş; 1.1.2007
tarihinde; maddenin “Bu
tazminatlar, ölenlerin 5434 sayılı Kanunun 67 nci maddesinde belirtilen
aylığa müstehak dul ve yetimlerine 68 inci maddesindeki oranlar üzerinden
hesaplanır.” şeklindeki beşinci fıkra metni ile “Bu ödemeler, T.C. Emekli
Sandığınca ödenmesini müteakip iki ay içinde Genel Bütçeye giren
kurumlardan ayrılanlar için Hazineden, diğerleri için son kurumlarından
faturası karşılığında tahsil edilir.” şeklindeki son fıkra metni
yürürlükten kaldırılmıştır.
Diğer
taraftan, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun
“5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş
hükümleri” başlıklı Geçici
4. maddesinin birinci fıkrasında; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarih itibarıyla 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre; aylık,
tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 8/2/2006
tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte
olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı
Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların
ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi
olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve
diğer ödemeleri, bu Kanunun 32 nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerindeki
şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir.” hükmüne, aynı maddenin beşinci fıkrasında ise;
“ Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması,
azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı,
ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik
ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil
5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin
uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. (Ek cümle: 16/06/2010-5797
S.K/10. md.) Ancak,
Polis Akademisinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu
öğrenimleri süresince kesilmeksizin ödenmeye devam edilir.” hükmüne yer
verilmiştir.
31.5.2006
tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine
göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar
(Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım
Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları),
devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı
İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik
ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı
emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir
sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır. 5510 sayılı Kanunun iptali
amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111,
K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte,
bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu
hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu
görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c
maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen
17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış
ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754
sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı
Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar
(memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri
hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı
Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754
sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi’nin
30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
5510
sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin
uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde
görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa
Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla
(RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz
konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu
gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce
memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu
gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri
bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754
sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri
olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca,
bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı
Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak;
ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun
yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet
gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak
bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır.
5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla
çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla
5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve
ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak
kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve
yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara
ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya
devam edecektir… Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim
esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin
niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın
bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması
ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin
görevlendirilmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda
açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde
bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik
mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda
idari yargının görevinin devam edeceği açıktır…” Yukarıda sözü edilen
mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte
değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur
ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere
5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri
bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak,
bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak
çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu
Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun
değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı
dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.
Kaldı
ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa
Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı
esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın
çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.
Bu
durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla
çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla
5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve
ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak
kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve
yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya
devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun
2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep,
konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı
iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları
kapsamında bulunan, 5754 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce,
Emekli Sandığı iştirakçisi olan davacının, 25.9.1980-24.10.1980 tarihleri
arasında Belediye Başkanı olarak görevlendirilmesinden dolayı, makam ve
görev tazminatından yararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine
ilişkin işlemin iptali ile yoksun kalınan tazminat tutarının yasal faiziyle
birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açtığı davanın; 5434 sayılı Kanun
hükümleri dikkate alınarak çözüme kavuşturulacağı gözetildiğinde; idari yargı yerinde görüleceği sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Ankara 9.İdare Mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ankara 9.İdare Mahkemesinin 27.11.2012 gün ve
E:2012/259, K: 2012/1731 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1504
KARAR NO : 2013/1684
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Nüfusa kayıtlı ve sağ görünen şahsın yabancı bir ülkede başka bir isim
altında vefat ettiğinin nüfus kayıtlarına işlenmesi istemi ile, mirasçı
sıfatına haiz davacı tarafından açılan davanın, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri
Kanunu’nun 36.maddesi gereğince ADLİ YARGI yerinde görülmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : J.A.
Vekili : Av. G.E.
İdari Yargıda Davalı : İzmir Valiliği
Adli Yargıda Davalı : İzmir Nüfus Müdürlüğü
Nüfus İdare Temsilcisi : G.K.
O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesine özetle;
müvekkilinin davada mirasçı sıfatına sahip olduğunu; ölü Z. mirasçısı
olarak sağ görülen E.D.’ın nüfus kaydında, “24.09.2008 tarihi itibari ile
5490 sayılı Kanun’un 33. Maddesi ve bu kanuna bağlı yönetmeliğin 69.
Maddesi gereğince ölüm araştırması gerçekleştirilinceye kadar kaydının
kapatıldığı”nın şerh düşüldüğünü; davacı tarafından, E.D.’ın Cape Town’da
29.04.1998 (hicri takvime göre 18.10.1909) tarihinde vefat ettiğine dair
tercüme evrakların sunularak, nüfus kaydına ölüm halinin tescil edilmesi
istemi ile Konak Nüfus Müdürlüğü’ne başvurulduğunu, ancak müvekkiline
verilen 14.06.2012 gün ve 23839 sayılı yazı ile ölüm kaydının
yapılamadığının bildirildiğini belirterek; E.D.’a ilişkin ölüm kaydının
idari yolla düşülmesine ilişkin talebin reddine dair kararın iptaline karar
verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İzmir 2. İdare Mahkemesi; 31.01.2013 gün ve
2012/1382 Esas, 2013/83 Karar sayılı kararı ile; davanın konusu ve sonucu
itibari ile nüfus kaydının düzeltilmesi isteminden kaynaklandığını ve bu
itibarla davanın 5490 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelik hükümleri
çerçevesinde adli yargı mercilerince çözümlenmesi gerektiğini belirterek;
davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı bu kez aynı nüfus kaydında sağ olarak
görülen E.D.’ın nüfus kaydının “ölü” olarak düzeltilmesine karar verilmesi
istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır.
İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi: 18.06.2013 gün ve
2013/176 Esas, 2013/359 Karar sayılı kararı ile, davacının E.D.’a ait ölüm
kaydının işlenmesine yönelik isteminin, idare tarafından reddedilmesi
üzerine bu işlemin iptali yolu ile ölüm kaydının işlenmesini sağlamak amacı
ile eldeki davayı açtığını; davacının davasının 1587 sayılı Kanun’un 46.
Maddesinde öngörülen nitelikte kayıt düzeltme davası olmadığını; idari
işlemin iptali istemine ilişkin dava olduğunu belirterek; görev yönünden
davanın reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekilinin,
adli ve idari yargı yerlerince verilen görevsizlik kararları nedeniyle
oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda
bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK İNCELEME: Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde
öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı
dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi
üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne
gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacı tarafından muris Eyven Duvenyaz’ın ölüm kaydının nüfusa
işlenmesi talebinin Konak Kaymakamlığı’nın 14.06.2012 gün ve 23839 sayılı
işlemi ile reddedilmesi üzerine, bu işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle
açılmıştır.
Olayda; davacının, E.D. isimli kişinin
mirasçısı olduğu; E.D.’ın Y.D. isimli kişi ile aynı kişi olduğunu ve Güney
Afrika’nın Cape Town kentinde 29.04.1998 günü vefat ettiğini iddia ettiği;
bu duruma ilişkin Güney Afrika Cumhuriyeti Nüfus Müdürlüğü’nden alınan 18.07.2007
gün ve B.5725381 sayılı belge ile birlikte nüfusa tescil için Konak Nüfus
Müdürlüğüne başvurduğu; Konak Nüfus Müdürlüğü’nün 14.06.2012 gün ve 23839
sayılı yazısı ile; “2006/11081 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik ‘in
70. Ve 71. Maddelerinde belirlenen şekilde Nüfus Müdürlüğü’ne ölenin
yakınları tarafından bir belge ibraz edilmemesi” gerekçe gösterilerek
davacının başvurusunun reddine karar verildiği; bunun üzerine
davacının, söz konusu kararın iptali istemi ile İzmir 2.İdare Mahkemesi’ne
dava açtığı; davanın görev yönünden reddine karar verilmesi üzerine bu kez,
İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde E.D.’ın nüfus kaydındaki “sağ”
ibaresinin “ ölü “ olarak düzeltilmesi istemi ile dava açtığı ve davasının
İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce; “davanın kayıt düzeltme davası
niteliğinde olmadığı, idari işlemin iptali niteliğinde olduğu, bu nedenle
davaya idari yargıda bakılması gerektiği” gerekçesi ile görev nedeni ile
reddine karar verildiği ve davacı vekili tarafından her iki yargı kolunda
verilen karşılıklı görevsizlik kararları nedeni ile görevli yargı yerinin
belirlenmesi için mahkememize başvurulduğu anlaşılmıştır.
5490
sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 14. Maddesinde; her mahalle veya köy için
ayrı aile kütüğü tutulacağı, aile kütüklerinde evlenme, boşanma, soybağının
kurulması veya reddi, ölüm, vatandaşlığın kazanılması veya kaybedilmesi
gibi kişisel durumda meydana gelen değişiklik veya yetkili makamlarca
yapılan düzeltmelere ait bilgilerin bulunacağı düzenlenmiştir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun
18.Maddesinde; “ Aile kütüklerine kişisel durumla ilgili yapılan her kayıt
ve açıklamanın Kanuna göre yetkili kılınmış görevlilerce, usulüne ve
örneğine uygun olarak düzenlenmiş belgelere dayandırılması zorunludur. /Dayanak
belgeleri aile kütüklerine işlendikten sonra imzalanıp onaylanarak bir
örneği arşivlenmek üzere Genel Müdürlüğe gönderilecek olan ilgili özel
kütüğe konulur.” denilmek sureti ile aile kütüklerinde yapılacak
değişiklikle ilgili kriterler düzenlenmiştir.
5490
sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 33.Maddesi’nde; “Ölmüş olduğu halde aile
kütüklerinde sağ görülenlere ait ölüm tutanakları, ölüm olayını gösterir
belge ile başvurulması halinde nüfus müdürlüklerince düzenlenir ve gerekli
işlem yapılır. Herhangi bir belge ibraz edilememesi durumunda ölüm
beyanının doğruluğu nüfus müdürlüklerince tahkik ettirildikten sonra
düzenlenecek ölüm tutanağı, mülkî idare amirinin emri ile işleme konulur.”
denilmek sureti ile ölüm olayının, buna ilişkin bilgi ve belge ile
yapılacak müracaat üzerine, nüfus müdürlüklerince aile kütüğüne
kaydedileceği belirtilmiştir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun
35.Maddesi’nde; “Kesinleşmiş
mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez ve
kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz.
Ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar
nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir./ Aile
kütüklerindeki din bilgisine ilişkin talepler, kişinin yazılı beyanına
uygun olarak tescil edilir, değiştirilir, boş bırakılır veya silinir.”
denilmek sureti ile aile kütüğünde yapılacak değişikliklerin ancak mahkeme
kararı ile yapılabileceği düzenlenmiştir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun
36/1-a. Maddesinde; “Nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davaları,
düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum
üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu
yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılır. Kayıt düzeltme davaları
nüfus müdürü veya görevlendireceği nüfus memuru huzuru ile görülür ve
karara bağlanır. “ denilmek sureti ile nüfus kütüklerinde yapılacak
değişiklik ve düzeltmelere ilişkin davaların Asliye Hukuk Mahkemesi’nde
görüleceği belirtilmiştir.
29/09/2006 tarih ve 2006/11081 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun
Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik ‘in 70. Maddesinde ; “
Yurt dışında bulundukları sırada ölen Türk vatandaşlarının ölüm olayı,
ilgili yerel makamlardan alınan belgenin dış temsilciliğe verilmesi suretiyle
bildirilir./ Yabancı makamların ölüm belgesine dayanılarak dış
temsilcilikçe ölüm tutanağı düzenlenir. Ölüm tutanağının açıklamalar
alanına "...............ce verilen ............... tarihli ve
......... sayılı belgeye dayanılarak düzenlenmiştir." şeklinde
açıklama yapılır. Bildirimi yapanın imzası ve varsa ölenin nüfus cüzdanı
alınır. /Ölüm tutanağına ölenin nüfus cüzdanı eklenerek aile kaydının
bulunduğu yerin nüfus müdürlüğüne gönderilir.” şeklindeki düzenleme ile yurt dışında ölüm halinde
izlenecek nüfus olayının aile kütüğüne işlenmesinden izlenecek usuli yolun
belirlendiği, aynı yönetmeliğin 71. Maddesinde; “ Yurt dışında Türk
vatandaşının ölümü herhangi bir nedenle dış temsilciliğe bildirilemediği
takdirde bu Yönetmeliğin 167 nci maddesinde belirtildiği şekilde tercüme ve
onay işlemi yapıldıktan sonra müracaat edilen nüfus müdürlüğünce ölüm
tutanağı düzenlenir.”denilmek sureti ile de yurt dışında meydana gelen ölüm
için Türkiye’de de belge düzenlenmesi ve bu belge ile nüfus olayının ile
kütüğüne işlenebilmesi olanağı getirilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden;
davacının, İzmir 2. İdare Mahkemesi’nden Konak Nüfus Müdürlüğü tarafından
tesis edilen 14.06.2012 gün ve 23839 sayılı işlemin iptalini istediği;
İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden ise, E.D.’ın nüfus kayıtlarında “sağ”
görünen kaydının “ölü” olarak düzeltilmesini istediği, her ne kadar davacı
vekilinin her iki yargı koluna sunduğu dilekçelerinin sonuç kısımlarında
yer alan talepler farklı ise de; dilekçelerin içeriği incelendiğinde davacının
dava açmaktaki amacının, nüfus kayıtlarında “sağ” görünen E.D.’ın, Y.D. ile
aynı kişi olduğunun ve Y.D.’ın 29.04.1998 tarihinde vefat ettiğinin aile
kütüğüne kaydedilmesine karar verilmesini sağlamak olduğu tespit
edilmiştir.
Mahkememizce, bu tespit ve belirtilen
yasal mevzuat çerçevesinde yapılan değerlendirme neticesinde; nüfus
kayıtlarının doğru şekilde tutulduğunun tespiti ve denetimi görevinin 5490
sayılı Kanun ‘un 36. Maddesi gereğince Asliye Hukuk Mahkemesi’ne verildiği, davacının E.D. isimli kişinin aslında Y.D.
olduğunu iddia ettiği ve bu kişinin “sağ” görünen kaydının “ölü” olarak
değiştirilmesini istediği, talebin niteliği gereğince aile kütüğünde mevcut
yanlış kaydın düzeltilmesi istemine ilişkin olduğu sonucuna varılmıştır.
Her ne
kadar, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 33.Maddesi’nde; “Ölmüş
olduğu halde aile kütüklerinde sağ görülenlere ait ölüm tutanakları, ölüm
olayını gösterir belge ile başvurulması halinde nüfus müdürlüklerince
düzenlenir ve gerekli işlem yapılır.” denilmiş ve 29/09/2006 tarih ve
2006/11081 sayılı Nüfus
Hizmetleri Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik‘in 70. ve 71.
Madde’lerinde “Yurt dışında Türk vatandaşının ölümü halinde
izlenecek usuli prosedür” düzenlenmiş ise de; dava konusu olayda basit bir
tescil işlemi söz konusu olmayıp, E.D.
isimli kişinin Y.D. ile aynı kişi olup olmadığı ve aynı kişi ise
sunulan belgelerin sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik‘in
70.ve 71. Maddeler’inde öngörülen şartları taşıyıp taşınmadığı hususlarının
araştırılmasını gerektirdiği; bu araştırma ve tespit
görevinin de 5490 sayılı Kanun’un 36. Maddesi gereğince Asliye Hukuk
Mahkemesi’ne verildiği anlaşıldığından; davanın, görüm ve çözümünün adli
yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 6.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 18.06.2013 gün ve 2013/176 Esas, 2013/359 Karar
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1506
KARAR NO : 2013/1686
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının, ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : A.Sigorta A.Ş.
Vekili : Av. M.A.
Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. G.T.
O L A Y
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, 34........ plakalı aracın davacı
şirkete sigortalı olduğunu, 29.08.2011 günü araç sürücüsünün Çankırı
İli’nden Yüklü İlçesi istikametine seyir halinde iken 18/03 yolunda, 13+600
km’de yol sattında gevşek malzeme ve virajdaki aşırı mucır nedeni ile
direksiyon hakimiyetini kaybederek yoldan çıktığını ve tek taraflı maddi
hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini; olay sonrası düzenlenen trafik
tespit tutanağında davalının, yolda gerekli bakım çalışmasını yapmaması,
yolun gözetimini yapmaması, yolda çalışma yaptıktan sonra mıcırı tam
temizlememesi, mıcır olduğuna dair uyarı levhası koymaması, aşırı mıcır
için önlem almaması nedenleri ile 1. derecede kusurlu olduğunun tespit
edildiğini; meydana gelen olay nedeni ile araç sahibine 33500,00 TL ödeme
yapıldığını; olayda araç sürücüsünün de 2/8 oranında kusurlu olması, araçta
16,500 TL hasar tespit edilmiş olması ve araç satımı sonucu 11,526,00
TL’nin bu bedelden indirilmiş olması dikkate alındığında meydana gelen olay
nedeni ile davalının hizmet kusurundan dolayı zararın 3730,50 TL’sinden
sorumlu olduğunu belirterek; 3750,50 TL’nin, davalıya bu bedel için başvuru
tarihi olan 09.04.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi istemi ile idari yargı
yerinde dava açmıştır.
Kastamonu
İdare Mahkemesi; 10.08.2012 gün ve 2012/674 Esas, 2012/731 Karar sayılı
ilamı ile, 2918 sayılı Yasa’nın 110. Maddesi gereğince davada adli yargı
mercilerinin görevli olduğunu belirterek; davanın görev yönünden reddine
karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı
bu kez aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Çankırı
1. Asliye Hukuk Mahkemesi; 18.02.2013 gün ve 2013/42 Esas, 2013/55 Karar
sayılı kararı ile, davanın davalının hizmet kusuruna dayalı tam yargı
davası niteliğinde olduğunu belirterek; davanın görev yönünden reddine
karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı
vekili ile davalı vekilinin adli ve idari yargı yerlerince verilen
görevsizlik kararları nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının
giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuşlardır.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari
ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak
davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi
bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın idarece
giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının
Karayolları nda can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve
trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek
olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili
kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve
denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk,
çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun Karayolları
nda uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları
trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın, gerekli
görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları
koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve
yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.
Öte
yandan 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde
“İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların
sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan
sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması,
bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen
tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Motorlu
araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının
merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu
yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer
mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu
maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten
önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan
davalara uygulanmaz” denilmiştir.
Dosyanın
incelenmesinden; davanın, 29.08.2011 meydana gelen tek taraflı maddi
hasarlı trafik kazasında; davalının, yolda gerekli bakım çalışmasını yapmaması,
yolun gözetimini yapmaması, yolda çalışma yaptıktan sonra mıcırı tam
temizlememesi, mıcır olduğuna dair uyarı levhası koymaması, aşırı mıcır
için önlem almaması nedenleri ile kusurlu olduğu iddia edilen davalıdan,
meydana gelen zararın tahsili istemiyle Kastamonu İdare Mahkemesi’nde
açıldığı; ancak, davanın görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmesi
üzerine aynı istem ile Çankırı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava
açıldığını; bu davanın da görev yönünden reddi üzerine, davacı vekili ile
davalı vekilinin görevli mahkemenin belirlenmesi istemi ile Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne başvurdukları anlaşılmıştır.
Belediye aleyhine idare mahkemelerinde açılan
tazminat talepli tam yargı davalarında, İdare Mahkemeleri 2918 sayılı
Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin
Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemelerinin bu iki
cümlenin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi
8.12.2011 gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı, 8.11.2012 gün ve E:2012/118,
K:2012/170 sayı ve 28.05.2013 gün
ve E:2013/59 K:2013/68 sayılı aynı içerikli kararları ile; “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110.
maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının
adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan
mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme
değildir. Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.”
kararına varmıştır.
Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde
yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir konuda
İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları
gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayolları nda, can ve mal
güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini
ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun,
trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların
uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki
ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan
trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde
adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle
açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden
Çankırı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde
ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Çankırı 1. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin 18.02.2013 gün ve 2013/42 Esas, 2013/55 Karar sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde üyelerden Eyüp
Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi
AZLIK OYU
Davalı
idarenin Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu meydana
gelen kazada, davacının uğradığı maddi zararın tazmini istemi ile Adli
Yargı İlk Derece Mahkemesinde dava açılmış,
Adli
Yargıda yapılan yargılama sonucunda da "idarenin Hizmet Kusuruna
dayalı açılan davaların tam yargı davası niteliğinde bulunduğu, İdari
yargıda açılması gerektiği" gerekçesi ile dava dilekçesi yargı yolu
yönünden reddedilmiş, İdare Mahkemesi yargılama sonucunda
"uyuşmazlığın 2918 Sayılı Yasa'nın 110. maddesi gereğince Adli Yargıda
çözümlenmesi gerektiği" gerekçesi ile yargı yolu yönünden davanın
reddine, karar verilmiş,
Kararın
kesinleşmesi üzerine bu kez davacı vekilince aynı istekle İdari Yargıda
dava ikame edilmiş,
İdare
Mahkemesince yargılama sonucunda "uyuşmazlığın 2918 Sayılı Yasa'nın
110. maddesi gereğince Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği" gerekçesi
ile yargı yolu yönünden davanın reddine, karar verilmiş,
Kararın
kesinleşmesi üzerine 2247 Sayılı Yasa'nın 19.maddesi gereğince görevli
yargı kolunun belirlenmesi için dosya Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı'na
gönderilmiş,
Yüksek
Mahkemece yapılan inceleme sonucunda "2918 Sayılı Yasa'nın 110.maddesi
hükümleri gözetildiğinde davanın Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği"
düşüncesi ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına,
Adli Yargının görevli olduğuna oyçokluğuyla kesin olarak karar verilmiştir.
Sayın
çoğunluğun uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden düşüncesine iştirak
edilmesi mümkün değildir.
Zira;
Davada, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün Karayolunun yapım, bakım ve
korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği
iddia edilmektedir.
2918
Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve
Bakımından sorumlu olduğu Karayolları nda can ve mal güvenliği yönünden
gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın"
İdarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş,
6001
Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki
kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca Karayolları nı
yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli
bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onanmını yaptırmak, işletmek
ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında
gösterilmiş,
TC
Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış,
2577
Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava
çeşitleri arasında" sayılmıştır.
Bu
durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım,
bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin
amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini
yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan
uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun
olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin
sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan
idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı
davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.
Sayın
çoğunluk, Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda
Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı
KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.
11.01.2011
gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine
eklenen 1 .fıkra ile "inleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu
kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları
dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... "
hükmü getirilmiştir.
Sayın
çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında
kalmamaktadır.
Çünkü,
2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu
araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki
sorumluluğunu düzenlemektedir.
Yasa
hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk
davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların
işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki
sorumluluğuna ilişkin davalardır.
Yasa
değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen
zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm
ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli
Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere
sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği
zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına
uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.
Nitekim
yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu
nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir.
Somut
uyuşmazlıkta davanın Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin
hizmet kusuruna dayanmasına,
2918
Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan
zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve
çözümünü düzenleme altına almasına,
Somut
uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,
Kamu
hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet
kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının
tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve
çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre,
Uyuşmazlıkta
Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
|
|
Azlık Oyu
Eyüp Sabri BAYDAR
|
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1519
KARAR NO : 2013/1697
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Davalı bankada servis görevlisi olarak görev
yapmaktayken, hakkında yapılan inceleme neticesinde zimmet suçu
işlediğinden bahisle Ziraat Bankası Genel Müdürlük onayına istinaden
sözleşmesi feshedilen davacının, İstanbul 8.Ağır Ceza Mahkemesi'nde zimmet
suçundan cezalandırılması istemiyle açılan davada verilen beraat kararı
sonrasında, fesih nedeniyle uğradığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle
açtığı davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.T.
Vekili :
Av. T.O.
Davalı :
T.C. Ziraat Bankası A.Ş.
Vekili :
Av. N.Ö. (Adli Yargıda)
O L A Y
: Davacı vekili dava dilekçesinde; ‘’Müvekkilim 19.12.1987 yılından beri
davalı bankada aralıksız hizmet vermekte ve bu zamana kadar hiçbir uyarı ve
kınama v.s ceza almamış bulunmamaktadır. Müvekkilim davalı bankada servis
görevlisi olarak çalışmaktayken 10.11.2006 tarihinde zimmetine para
geçirdiği gerekçesiyle iş akdi işveren tarafından haksız olarak
feshedilmiştir.
İş
akdinin feshine sebep olan olay şu şekilde cereyan etmiştir: 1.9.2006 günü
müvekkilim, E.K. ve İ.K.’a vasisi bulundukları K.K.’ın hesabına yatan
özürlü/malul maaşından bir ödeme yapmış ancak akşam kasasını kapattığında
bir miktar fazlası olduğunu fark etmiştir. Müvekkilim günün yoğun temposu
sebebiyle eksik ödeme yaptığını anlamış, ancak müşterinin geri dönüp
parasını isteyeceğini düşünerek ve meblağın küçük olması sebebiyle parayı
kasasında tutmuştur. Bu tarihlerde müvekkilimin babası Z.T. oldukça
rahatsızlanmış ve by-pass ameliyatı olması gerekmiş bundan dolayı
müvekkilimin de kafası dalgın olduğundan kasadaki bu fazlalığı üstlerine
haber vermeyi ihmal etmiştir. Bir kaç gün sonra müşteri gelip parasını
istediğinde müvekkilim müşterinin kimliğini tespit edip gerekli ödemeyi
kendisine yapmıştır. Müvekkilimin bu olayda zimmetine para geçirme
hususunda hiçbir kastı bulunmamaktadır. Sicil dosyası incelendiğinde
çalışma yaşamının düzgünlüğü anlaşılacaktır.
Bu olay
üzerine müvekkilim zimmetine para geçirme hususunda dava edilmiş ve
İSTANBUL 8.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2008/7 Esas Sayılı Dosyasının 06.03.08
tarihli kararıyla müvekkilimin eylemlerinde suç kastı bulunmadığı gerekçesiyle
BERAATİNE karar verilmiştir. Bu ise davalı banka tarafından yapılan feshin
haklı bir nedene dayanmadığının en büyük göstergesidir.
Tüm
bunların dışında müvekkilim fesih tarihinden bu yana işlemediği bir suç
sebebiyle haksız yere suçlanmış, yaklaşık iki yılı aşkın süredir yeni bir
iş bulamamış ve maddi bakımdan büyük kayıplara uğratılmıştır.’’ demek suretiyle
fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıkla 100 TL kıdem
tazminatı ve fesih tarihinden itibaren kıdem tazminatına en yüksek banka
reeskont faizi uygulanmasına, 100 TL İhbar tazminatı, 100 TL maddi tazminat
olmak üzere bu taleplerinize dava tarihinden itibaren yasal faizi
uygulanmasına karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Bakırköy
11. İş Mahkemesi; 08.02.2011 gün, E:2009/327, K:2011/57 sayı ile özetle,
‘’…Dosya içeriği, işyeri kayıtlarından, davacının 20.11.1987 tarihinden
itibaren davalı kurum ile akdettiği sözleşmelerle kaloriferci olarak
çalıştığı, 15.02.1990 tarihinde Emekli Sandığına kaloriferci olarak bildiriminin
yapıldığı görülmektedir. Temmuz 2001-Kasım 2006 dönemi maaş bordrolarında
da, davacının Emekli Sandığı'na tabi sözleşmeli personel olarak çalıştığı
görülmektedir. Davacı, ihbar, kıdem tazminatı ile maddi tazminat
alacaklarının ödetilmesini talep etmiştir. İş kanununa dayalı bir işçilik
hakkı talep edildiğinde çalışmaların İş kanununa tabi işçi sıfatı ile
geçirilmesi gerekir. Diğer bir deyişle işçi sıfatı olmayan veya işçi sıfatı
ile dahi olsa İş kanununa tabi olmaksızın geçirilen sürelere dayalı bir hak
talep edilebilmesi yasada istisnai bir düzenleme öngörülmedikçe mümkün
değildir. Davacının davalı işyerinde geçen çalışmalarının Emekli Sandığına
tabi olarak geçtiği saptanmakta olup, bu çalışması, iş sözleşmesine dayalı
olarak geçen çalışma olarak kabul edilemeyeceğinden ve davacı ile yapılan
sözleşmeler statü hukukuna göre idari sözleşme niteliğinde olduğundan, İş
kanunu hükümlerine tabi olmayan çalışmalar nedeniyle İş kanunu hükümlerine
göre kıdem ve ihbar tazminatı talep edilemeyeceği de yerleşik Yargıtay
uygulamasıdır. Davacı statü hukukuna tabi olup İş kanununa tabi işçi
niteliği taşımamaktadır. Özel hukuk sözleşmelerinde söz konusu olmayan bazı
üstün yetkilerin tanınması, idari sözleşmelerin en belirgin özelliğidir. Bu
hükümler, özel hukuku aşan şartlar olarak nitelendirilir. Bu durum idarenin
kamusal yetkisini kullanarak yaptığı sözleşmede, idareye üstünlük ve
otorite tanınması şeklinde kendini gösterir. İdareye üstünlük ve otorite
tanınması ona, gözetim ve denetim yapma, emir Verme ve ceza uygulama, sözleşmeyi
tek taraflı olarak değiştirme ve fesih etme, resen hareket etme gibi hak ve
yetkilerin verilmesi yolundaki sözleşme hükümleri ile belli olur. Dairenin
üstünlüğünün ve otoritesinin tanınması, yani sözleşmede idarenin tek
taraflı hareket yetkisinin kabul edilmesi ve sözleşmenin bir tarafını
oluşturan idarenin, diğer tarafa karşı kamu gücüne dayanan yetkiler
kullanabilmesi durumlarında sözleşmede özel hukuku aşan koşulların varlığı
kabul edilmelidir. İdari sözleşmeleri belirleyici bir başka kriter ise,
sözleşme konusunun kamu hizmeti olmasıdır. Sözleşme hükümleri dikkate
alındığında, taraflar arasında sözleşme ile eşit yükümlülükler
öngörülmediği belirgindir. Söz konusu sözleşmede özel hukuku aşan hükümler
bulunmaktadır. Anılan sözleşmeler, koşullan hukuki düzenlemelerle
belirlenmiş "tip sözleşmeler" niteliğinde görülmektedir. İdari
sözleşmeler "kamu kuruluşlarının, idare hukuku kurallarına dayanarak
yaptıkları sözleşmeler" olup, bu sözleşmeleri, yönetimin özel hukuk
kurallarına göre yaptığı sözleşmelerden ayırmak için, sözleşmenin konusunu
oluşturan ilişkiye bakmak gerekir. Özel hukuk sözleşmelerinde taraflar
arasında hukuksal eşitlik varken, idari sözleşmelerde, sözleşmenin
taraflarından biri olan idareye, kamu yararının temsilcisi ve sorumlusu olarak,
karşı tarafa göre bazı üstünlükler tanınmıştır. Özel sözleşmelerde
taraflar, yasaların öngördüğü sınırlar içinde, sözleşmenin konusunu,
amacını, biçimini, bağlantı kuracakları kişileri serbestçe seçebilirler.
Buna karşılık, idari sözleşmelerde, çerçevesini oluşturan yasal mevzuat
tarafların hareket serbestisini kısıtlamaktadır. Bu nedenledir ki; özel
hukuk sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar adli yargıda, idari
sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar ise idari yargıda giderilmektedir. Böyle
olunca davaya bakmaya idari yargı yeri görevli olur. Sözleşmeli personel
ise görevsizlik kararı vermek gerekir. Açıklanan nedenlerle, davada
mahkememiz görevli olmadığından, idari yargı görevli olduğundan, yargı yolu
yönünden mahkememizin görevsizliğine dava dilekçesinin görev yönünden
reddine karar verilmiştir.’’ demek suretiyle davanın görev yönünden reddine
karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.
Davacı
vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır.
İstanbul
8.İdare Mahkemesi; 29.05.2013 gün, E:2013/1081, K:2013/953 sayı ile özetle,
‘’…Dava dosyasının incelenmesinden; davacının, Ziraat Bankası A.Ş Esenler
şubesinde servis görevlisi olarak çalışmakta iken hakkında yapılan inceleme
neticesinde zimmet suçu işlediğinden bahisle 09.11.2006 gün 2564 sayılı Ziraat
Bankası Genel Müdürlük onayına istinaden 10.11.2006 tarihi itibariyle
sözleşmesinin fesh edildiği, İstanbul 8.Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan
davada verilen E:2008/7 K2008/11 sayılı beraat kararı uyarınca davacının
yeniden göreve başlatılması için Ziraat Bankası A.Ş III.Bölge Müdürlüğü'ne
yapılan başvurunun 26.04.2013 gün 2760 sayılı işlemle reddedildiği, bakılan
davanın ise bu işlemin iptali istemiyle açıldığı anlaşılmıştır.
İdari
yargı mercilerinde yargısal denetimi yapılarak çözümlenecek uyuşmazlıklarda
davaya konu işlemin idari bir işlem olup olmadığı hususunun diğer bir
deyişle idare hukuku kurallarına göre tesis edilen bir işlem olup olmadığının
ortaya konması gerekmektedir.
4603
sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim
Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunun geçici
1.maddesinin 3.bendinde; Bankalarda 31/12/2002 tarihinden sonra özel hukuk
hükümlerine tabi olmayan personel çalıştırılmayacağı, yeniden yapılandırma
sürecinde bankaların yönetim kurullarınca gerek özel hukuk hükümlerine göre
çalıştırılmak üzere kendisine sözleşme teklif edilen ancak özel hukuk
hükümlerine göre çalışmayı kabul etmeyen gerekse özel hukuk hükümlerine
göre çalışması uygun görülmeyip sözleşme imzalanmayan personelin, bankaların
yönetim kurullarınca Devlet Personel Başkanlığına bildirileceği hükme
bağlanmıştır.
Uyuşmazlığa
konu olayda ise davacının, Ziraat Bankası A.Ş Esenler şubesinde servis
görevlisi olarak çalışmakta iken sözleşmesinin fesh edildiği 10.11.2006
tarihi dikkate alındığında bu tarih itibariyle Ziraat Bankası A.Ş'de 4603
sayılı Kanun ile getirilen yeniden yapılandırma çalışmaları sonrasında
hizmet akdi imzalayarak İş Kanunu ve özel hukuk hükümlerine tabi olarak
görev yaptığı anlaşılmaktadır.
Buna
göre özel hukuk hükümleri çerçevesinde iş sözleşmesi ile çalışmakta olan
davacı tarafından, tekrar işe iade edilmesi amacıyla yapılan başvurunun
reddinden kaynaklanan uyuşmazlıkların adli yargı mercilerince çözümlenmesi
gerektiğinden bakılan davanın esasının Mahkememizce incelenmesi mümkün
bulunmamaktadır.’’ demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar
vermiş ve karar kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında
2247 sayılı yasa’nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren
mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Ziraat Bankası A.Ş. Esenler şubesinde servis görevlisi olarak çalışmakta
iken, hakkında yapılan inceleme neticesinde zimmet suçu işlediğinden
bahisle 09.11.2006 gün 2564 sayılı Ziraat Bankası Genel Müdürlük onayına
istinaden 10.11.2006 tarihi itibariyle sözleşmesi feshedilen davacının,
İstanbul 8.Ağır Ceza Mahkemesi'nde zimmet suçundan cezalandırılması
istemiyle açılan davada verilen beraat kararı sonrasında, fesih nedeniyle
uğradığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle açılmıştır.
4603 sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve
Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun’un 1. maddesinde,
“1.Bu
Kanunun amacı, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası
Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketinin (bankalar) çağdaş
bankacılığın ve uluslararası rekabetin gereklerine göre çalışmalarını ve
özelleştirmeye hazırlanmalarını sağlayacak şekilde yeniden
yapılandırılmaları ile hisse satışlarına ilişkin düzenlemelerin ve hisselerin
tamamına kadarının özel hukuk hükümlerine tabî gerçek ve tüzel kişilere
satışının gerçekleştirilmesidir.
2.Bankalar,
anonim şirket statüsündedirler. Bu Kanunda yer alan hükümler dışında 4389
sayılı Bankalar Kanunu ile genel hükümlere tabidirler.
3.Bankaların
çalışma konuları ve amaçları, merkezleri, sermaye miktarları, hisseleri,
genel kurulları, yönetim ve denetim organları, hesapları ve kârlarının
dağıtımı ile faaliyetlerine, devir, birleşme, fesih ve tasfiyelerine
ilişkin diğer esaslar, ana sözleşmelerinde gösterilir.
4.(Değişik:
20/6/2001-4684/1 md.) Bankaların yıllık faaliyetleri ile ilgili olarak
(2000 yılı faaliyetleri dahil) genel kurullarına sunacağı yıllık
bilançoları ile kâr ve zarar cetvellerinin; 4389 sayılı Bankalar Kanununun
13 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrasında belirtilen bağımsız denetim
kuruluşlarınca onaylanması şarttır.
5.233
sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 399
sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten
Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname, (…) 2886 sayılı Devlet İhale
Kanunu, 6245 sayılı Harcırah Kanunu ve 237 sayılı Taşıt Kanunu ile bunların
ek ve değişikliklerine ilişkin hükümler ile 4046 sayılı Özelleştirme
Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 13 üncü maddesi ve 6762
sayılı Türk Ticaret Kanununun 277 nci maddesi 2946 sayılı Kamu Konutları Kanunu,
195 sayılı Basın İlân Kurumu Teşkiline Dair Kanun ve 631 sayılı Memurlar ve
Diğer Kamu Görevlilerinin Malî ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler ile Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname bankalar hakkında uygulanmaz.”
3.
maddesinin 5. fıkrasında, “(Ek: 16/7/2004-5230/7 md.) Bankalarda 4857
sayılı İş Kanununa tâbi olarak çalışanlarla bankalar arasında çıkacak
ihtilaflarda iş mahkemeleri görevlidir.”
Geçici
1. maddesinde ise, “1. Bankaların ana sözleşmeleri bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ilk genel kurullarının
onayı ile yürürlüğe girer. Mevcut yönetim kurulu üyelerinin görevleri genel
kurullarca yenileri seçilinceye kadar devam eder. Bankaların tüm diğer
personeli bu Kanunla bulundukları kadro ve pozisyonlara atanmış sayılır.
2.Bankaların
bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte çalışan personelinden 5434 sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa göre emeklilik hakkını kazanmış
olanlara Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay, bu hakkı 2002
yılı sonuna kadar kazanacak olanlara da kazandıkları tarihten itibaren üç
ay içinde emeklilik başvurusunda bulunmaları halinde emekli ikramiyeleri %
30 fazlasıyla ödenir.Ancak, bu kapsamda emekli olan personel, emekli
oldukları tarihten itibaren üç yıl içinde bu bankalarda yeniden istihdam
edilemez.
3.(Değişik: 30/1/2002 - 4743/6 md.) Bankalarda
31.12.2002 tarihinden sonra özel hukuk hükümlerine tâbi olmayan personel
çalıştırılamaz. Yeniden yapılandırma sürecinde bankaların yönetim kurullarınca
gerek özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılmak üzere kendisine sözleşme
teklif edilen ancak özel hukuk hükümlerine göre çalışmayı kabul etmeyen
gerekse özel hukuk hükümlerine göre çalışması uygun görülmeyip sözleşme
imzalanmayan personel, bankaların yönetim kurullarınca Devlet Personel
Başkanlığına bildirilir.
Devlet
Personel Başkanlığı kendisine bildirilen personel listelerini en geç
kırkbeş gün içerisinde (özelleştirme kapsam ve/veya programındaki
kuruluşlar hariç) tespit edeceği kamu kurum ve kuruluşlarındaki boş kadro
ve pozisyonlara atanmalarını sağlamak üzere ilgili kurum veya kuruluşa
gönderir. İlgili kurum ve kuruluş bildirimin ulaştığı tarihten başlayarak
en geç beş iş günü içinde bu personelin atanmalarını yaparak atamalara
ilişkin bilgileri Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı ile ilgili
bankalara bildirir. Atama tarihi itibarıyla personelin bankalarla ilişiği
kesilmiş sayılır. Personelin atandığı kurumda fiilen göreve başlayacağı
tarihe kadar geçen sürede her türlü malî ve sosyal hakları bankalarca
karşılanmaya devam olunur. Bu fıkrada hüküm bulunmayan hallerde 24.11.1994
tarihli ve 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesi hükümleri uygulanır.
Ataması
yapılan personel hakkında bankalar tarafından yapılacak tebliğ işlemini
takiben 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 62 ve 63 üncü maddelerinin
uygulanmasından atamayı yapan kamu kurum veya kuruluşu sorumludur.
Ancak,
bu şekilde nakledilen personelden anılan madde uyarınca eski kadrolarına
ait hakları şahıslarına bağlı olarak saklı tutulanlar için bankacılık
tazminatı da şahıslarına bağlı bir hak teşkil etmez.
4046
sayılı Kanunun 22 nci maddesi kapsamında Özelleştirme Fonu tarafından
yapılması öngörülen ödemeler ilgili bankalar tarafından yapılır.
1.1.2002-31.12.2002
tarihleri arasında uygulanmak üzere bu madde uyarınca, bankalardan genel
bütçeli daireler ile katma bütçeli idarelere ve bunlara bağlı döner
sermayeli kuruluşlara, genel ve katma bütçelerin transfer tertiplerinden
yardım alan kuruluşlar ile sosyal güvenlik kuruluşlarına nakli yapılan
personelin aylık ve diğer özlük hakları karşılığı tutar, ilgili bankalarca
Maliye Bakanlığı Merkez Saymanlık hesabına yatırılır. Yatırılan bu tutar
bir taraftan bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir, diğer taraftan
Maliye Bakanlığı bütçesinde açılacak bir tertibe özel ödenek kaydedilir.
Özel ödenek kaydedilen tutarları kurum ve kuruluşların bütçelerinin ilgili
tertiplerine aktarmaya Maliye Bakanı yetkilidir. Nakli yapılan personelin
aylık ve diğer özlük hakları karşılığı tutar, aylık dönemler itibarıyla
ilgili bankalar ve Maliye Bakanlığınca müştereken tespit edilir ve bu
miktar en geç tespitin yapıldığı ay sonuna kadar bankalarca yukarıda
belirtilen hesaba yatırılır.” hükmüne yer verilmiştir.
Öte
yandan, 1475 sayılı İş Kanunu, 22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun
120. maddesi ile, -14. madde hariç- yürürlükten kaldırılmış; 4857 sayılı
Kanun’un geçici 1. maddesinde, “Diğer mevzuatta 1475
sayılı İş Kanununa yapılan atıflar bu Kanuna yapılmış sayılır” hükmüne
yer verilmiştir.
Dosyanın
incelenmesinden; davacının, Ziraat Bankası A.Ş Esenler şubesinde belirsiz
süreli hizmet sözleşmesi ile servis görevlisi olarak çalışmakta iken,
hakkında yapılan inceleme neticesinde zimmet suçu işlediğinden bahisle
09.11.2006 gün 2564 sayılı Ziraat Bankası Genel Müdürlük onayına istinaden
10.11.2006 tarihi itibariyle sözleşmesinin feshedildiği, İstanbul 8.Ağır
Ceza Mahkemesi'nde davacı hakkında zimmet suçunu işlediğinden bahisle
cezalandırılması istemiyle açılan davada davacının beraatine karar
verildiği anlaşılmıştır.
Olayda,
davalı bankanın 4603, 4684 ve 4743 sayılı kanunlar çerçevesinde tamamen
özel hukuk hükümlerine tabi kılındığı, gerek personel istihdamı ve gerekse
diğer işlemlerinde karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda hareket
eden sektördeki diğer özel bankalardan farkı olmayan tamamen Bankalar
Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre işletilen anonim şirket
niteliğini taşıdığı açıktır.
Diğer
yandan Anayasa Mahkemesi’nin 14.3.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan
25.6.2002 tarih, 2002/31 E., 2002/58 K. Kararında; “T.C. Ziraat Bankası ve
Türkiye Halk Bankası, 4603 sayılı Kanun ile kamu iktisadi teşebbüsü
kurallarına tabi iktisadi devlet teşekkülü statüsünden çıkarılarak özel
hukuk kurallarına bağlı anonim şirket konumuna geçirilmişlerdir. Başka bir
anlatımla belirtilen bankaların yürüttüğü hizmetler yasa ile kamu hizmeti
olmaktan çıkarılmıştır. Bu durumda, statüsü değiştirilen bankalar
tarafından yürütülen hizmeti, Anayasa’nın 128. maddesinde belirtilen genel
idare esaslarına göre yapılan asli ve sürekli bir kamu hizmeti ve burada
çalışan personeli de memur ya da diğer kamu görevlisi olarak nitelemek
olanaklı değildir.” şeklinde açıklama yapılmak suretiyle, iptal isteminin
reddine karar verilmiştir.
Bu
durumda, davalı banka tarafından yapılan iş ve işlemlerin kamusal hizmet
niteliği taşımadığı ve davacı ile yapılan belirsiz süreli hizmet
sözleşmesinin “sözleşmenin sona ermesi” başlığını taşıyan 4. maddesindeki
“1475 sayılı İş Kanunu’nun 16. ve 17. maddelerinde belirtilen hususların
ortaya çıkması halinde hizmet sözleşmesi ihbar önerilerine uyulmaksızın
derhal feshedilir.
Ayrıca,
1475 sayılı Kanun 16. ve 17. maddelerinde belirtilen hükümlerin dışında
Banka mevzuatında yer alan disiplin hükümleri saklıdır. Bu tür fesih
hallerinde, 1475 sayılı İş Kanunu’nun 13.maddesi hükümlerine uyulması
zorunludur. Ancak, taraflar ihbar önellerini/ihbar tazminatını personelin
diğer kamu kurum ve kuruluşları ile Banka’da geçmiş hizmetlerinin toplamı
üzerinden kullandırmayı/ödemeyi kabul ve taahhüt ederler.” düzenlemesi
gözetildiğinde, davacının belirsiz süreli hizmet sözleşmesinin feshedilmesi
üzerine zararının tazmini istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde adli
yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde
adli yargı yeri görevli olduğundan, Bakırköy 11.İş Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bakırköy 11.
İş Mahkemesinin 08.02.2011 gün, E:2009/327, K:2011/57 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1529
KARAR NO : 2013/1706
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunundan kaynaklanan sorumluluk davasının,
ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : S.Y.
Vekili : Av. V.V.
Davalı : Milli Savunma Bakanlığı
Vekili : Av. R.K.
O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
davacının oğlu B.Ç.’nun 25.11.2005 günü saat 18:00 sıralarında, Bursa İli
Soğukkuyu Mahallesi, Hürriyet Caddesi üzerinde, N.D.’un sevk ve
idaresindeki 16...... plakalı aracın çarpması neticesinde hayatını
kaybettiğini; müteveffanın askeri görevini ifa ettiği sırada olayın
yaşandığını; N.D.‘nun, taksirle ölüme neden olmak suçundan dolayı Bursa 14.
Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2005/121 Esas, 2006/281 Karar sayılı kararı ile
mahkumiyetine hükmedildiğini; olay öncesinde davacının eşinden boşanmış
olduğunu ve oğlu müteveffa B.Ç.’nun manevi desteği ile yaşamını
sürdürdüğünü; yaşanan ölüm olayı nedeni ile müvekkilinin manevi yönden
zarar gördüğünü belirterek; 25.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden
itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya
verilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır.
Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi; 05.04.2011 gün
ve 2006/313 Esas, 2011/93 Karar sayılı kararı ile; mahkemenin benzer
nitelikteki 2008/435 Esas sayılı dosyasının davalı vekilinin talebi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gittiğini ve Uyuşmazlık Mahkemesi’nce davalı
vekilinin görev itirazının reddine ilişkin, mahkemenin 07.04.2009 tarih ve
2008/435 Esas sayılı kararının kaldırılmasına kesin olarak karar
verildiğini, bu nedenle inceleme konusu davada da idari yargının görevli
olduğunu belirterek; davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar
kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı
yerinde dava açmıştır.
Ankara 4. İdare Mahkemesi; 09.12.2011 gün ve
2011/1308 Esas, 2011/1735 Karar sayılı kararı ile; 1602 sayılı Yasa
gereğince asker kişi hakkında, Muhabere Onbaşı görevini ifası sırasında
gerçekleşen olay nedeni ile talep edilen tazminat hakkında yargılama yapma
ve karar verme görevinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde olduğunu belirterek;
idari yargının görevli olduğuna hükmedildiği, bu nedenle söz konusu davada
görev yönünden davanın reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez de Ankara 4. İdare
Mahkemesi’nin görevsizlik kararı gerekçesine dayanarak Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nde aynı istemle dava açmıştır.
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 2. Dairesi;
28.11.2012 gün ve Gensek No:2012/2775, Esas No:2012/1093, Karar
No:2012/1102 numaralı kararı ile; davaya bakma görevinin, 2918 sayılı
Kanun’un 110. Maddesi gereğince adli yargıya ait olduğunu belirterek;
davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili
tarafından, adli ve idari ve askeri idari yargı yerlerince verilen
görevsizlik kararları nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının
giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; adli, idari ve askeri idari yargı yerleri arasında 2247
sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı
doğduğu, idari, adli, askeri idari yargı dosyalarının 15. maddede
belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik
kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule
ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül
YİĞİT’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi
Savcısı Halit ÜNKAZAN’ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki
sözlü ve yazılı açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının oğlu
Berkay Çeyrekbaşoğlu’nun, Bursa 1. Ordu Komutanlığı Marmara Güneyi Bağlı
Birlikler Muhabere Işt. Tk. K.lığı’nda askerlik görevini ifa ettiği sırada,
25.11.2005 günü saat 18:00 sularında akşam yemeği için subay- astsubay
lojmanları arasından geçen sivil trafiğin işlediği 50 m mesafedeki kışlaya
dönmek üzere yaya geçidinden geçerken, hızlı seyreden özel plakalı bir
aracın çarpması neticesi şehit olması nedeniyle davacının uğradığı manevi
zararının giderilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının
Karayolları nda can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve
trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek
olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili
kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve
denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk,
çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun Karayolları
nda uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları
trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın, gerekli
görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları
koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve
yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.
Öte
yandan 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde
“İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların
sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan
sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi
olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana
gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Motorlu
araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının
merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu
yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer
mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu
maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği
tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış
bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.
Dava
dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda; davacının oğlu
Berkay Çeyrekbaşoğlu’nun Bursa 1. Ordu Komutanlığı Marmara Güneyi Bağlı
Birlikler Muhabere Işt. Tk. K.lığı’nda askerlik görevini ifa ederken
25.11.2005 tarihinde akşam yemeği için subay-astsubay lojmanları arasından
geçen sivil trafiğin işlediği 50
m mesafedeki kışlaya dönmek üzere yaya geçidinden
geçerken, hızlı seyreden özel plakalı bir aracın çarpması sonucunda vefat
ettiği; davacı tarafından manevi tazminat istemi ile ilk olarak adli
yargıda dava açıldığı; davanın Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
05.04.2011 gün ve 2006/313 Esas, 2011/93 Karar sayılı kararı ile görev
yönünden reddine karar verildiği; davacının bu kez aynı talep ile idari
yargıda dava açtığı, açtığı davanın Ankara 4. İdare Mahkemesi’nin
09.12.2011 gün ve 2011/1308 Esas, 2011/1735 Karar sayılı kararı ile görev
yönünden reddedildiği; davacının, Ankara 4. İdare Mahkemesi’nin görevsizlik
kararı gerekçesini de dikkate alınarak bu kez askeri idari yargıda dava
açtığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 2. Dairesi’nin de 28.11.2012 gün ve
Gensek No:2012/2775, Esas No:2012/1093, Karar No:2012/1102 numaralı kararı
ile davanın görev yönünden reddine karar verdiği; her üç mahkeme kararının
da temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Belediye aleyhine idare mahkemelerinde açılan
tazminat talepli tam yargı davalarında, İdare Mahkemeleri 2918 sayılı
Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin
Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemelerinin bu iki
cümlenin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi
8.12.2011 gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı, 8.11.2012 gün ve E:2012/118,
K:2012/170 sayı ve 28.05.2013 gün
ve E:2013/59 K:2013/68 sayılı aynı içerikli kararları ile; “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110.
maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının
adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan mahkeme
ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme
değildir. Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.”
kararına varmıştır.
Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde
yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir konuda
İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları
gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayolları nda, can ve mal
güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren
tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili
kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve
denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları
ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası
nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının
görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın
da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli
yargı yerinin görevine girdiğinden Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 24.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 05.04.2011 gün ve 2006/313 Esas, 2011/93 Karar
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde Üyelerden
Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU VE OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
KARŞI OY
Davacıların kardeşi olan S.Ö.'in jandarma olarak
askerlik hizmetini ifası sırasında birliğinin sorumluluk sahasında bulunan
KARAYOLU’nda meydana gelen trafik kazasına müdahale esnasında başka bir
aracın çarpması sonucu vefat ettiği, iddiasıyla davacı kardeşlerinin
olaydan duydukları üzüntü ve elem nedeniyle manevi tazminatın davalı
idareden tahsili istemiyle İdari Yargıda dava açılmış,
İdare Mahkemesi yargılama sonucunda
"uyuşmazlığın 2918 Sayılı Yasa'nın 110. maddesi gereğince Adli Yargıda
çözümlenmesi gerektiği" gerekçesi ile yargı yolu yönünden davanın
reddine, karar vermiş,
Kararın kesinleşmesi üzerine bu kez davacı
vekilince aynı istekle Adli Yargıda dava ikame edilmiş.
Adli Yargıda yapılan yargılama sonucunda da
"6100 Sayılı HMK'nın 3. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal
edildiği, davanın İdarenin Hizmet Kusuruna dayalı olduğu, tam yargı davası
niteliğinde bulunduğu, İdari yargıda açılması gerektiği" gerekçesi ile
dava dilekçesinin yargı yolu yönünden reddine karar verilmiş,
Kararın kesinleşmesi üzerine 2247 Sayılı Yasa'nın
19.maddesi gereğince görevli yargı kolunun belirlenmesi için dosya
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı'na gönderilmiş,
Yüksek Mahkemece yapılan inceleme sonucunda
"2918 Sayılı Yasa'nın 110.maddesi hükümleri gözetildiğinde davanın
Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği" düşüncesi ile Asliye Hukuk
Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına, Adli Yargının görevli
olduğuna oyçokluğuyla kesin olarak karar verilmiştir.
Sayın çoğunluğun uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli
kabul eden düşüncesine iştirak edilmesi mümkün değildir.
Zira; Davada, davalı İçişleri Bakanlığının hizmet
kusuruna dayanılmaktadır.
Davalı İçişleri Bakanlığı murise çarpan ve ölümüne
neden olan aracın işleteni değildir.
TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi
eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala
bağlanmış,
2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam
yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır.
İdarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü
esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık
konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak
yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu
gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku
kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm
ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.
Sayın çoğunluk, İdarenin hizmet kusuruna dayalı
davada Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918
Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.
11.01.2011
gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine
eklenen 1 .fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu
kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları
dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... "
hükmü getirilmiştir.
Yasa
hükmünde de görüldüğü üzere 2918 sayılı KTK 110/1 maddesi motorlu araç
işletilmesinden doğan zararla ilgili açılan davada görevli mahkemeyi
belirlemiş olup, eldeki davada sayın çoğunluk aksine motorlu aracın işleten
veya sürücüsü aleyhine açılmış bir dava bulunmamaktadır.
Somut
uyuşmazlıkta davanın İçişleri Bakanlığının hizmet kusuruna dayanmasına,
2918 Sayılı
Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan
dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü
düzenleme altına almasına,
Somut
uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,
Kamu
hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet
kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının
tespitinde, 2577 Sayılı IYTJK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm
ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre,
Uyuşmazlıkta
Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
|
|
Azlık
Oyu
Eyüp Sabri BAYDAR
|
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1531
KARAR NO : 2013/1707
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesi
uyarınca başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin iptali
ile, geriye dönük eksik ödemelerinin tamamının yasal faiziyle birlikte
ödenmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.A.
Vekili :
Av. N.B.D.
Davalı :
Türk Telekom A.Ş.
Vekili :
Av. M.H.B.
O L A Y : İl Telekom
Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı başka kamu kurum ve
kuruluşlarına atanmak üzere 30.09.2010 tarihinde Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen davacı Sağlık Bakanlığı emrine atanmıştır.
Davacı vekili 22.12.2010 tarih ve 10910 sayılı müvekkil
maaş nakil ilmühaberinin iptali ile eksik ödemelerin geriye dönük olarak
tamamının yürütülecek yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
ANKARA 1. İŞ MAHKEMESİ: 25.12.2012 gün ve E:2012/1305,
K:2012/1389 sayı ile, Uyuşmazlığın 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu
hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak
çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve özelleştirme
ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi kapsamındaki
düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK.’un Ek 3 maddesi
ve 399 sayılı KHK.’un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda çalışan
sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp yararlanmayacağı,
nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren nakil maaş
ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği noktasında
toplandığı, davanın devamı sırasında YGHK’nin 26.12.2012 gün ve
2012/9-1518-1388 E-K sayılı içtihadı birleştirme kararı verildiği, görülen davada
HMK’nun 114/1-b maddesi gereğince yargı yolunun caiz olmadığı ve davaya
idare mahkemelerince bakılması gerektiği gerekçesiyle davanın usulden
reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde
dava açmıştır.
ANKARA 6. İDARE MAHKEMESİ: 23.5.2013 gün ve E:2013/739,
K:2013/991 sayı ile, 406 sayılı Kanunun değişik 1. maddesinin 9. fıkrasında
“Türk Telekomun, bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir anonim şirketi
olduğu, bu kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de
dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş
ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz” hükmüne yer
verilerek Türk Telekom’a özgü farklı bir statü oluşturduğu, aynı Kanunun
4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde de Türk Telekomdaki kamu payı
%50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine
atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve
en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartlarının aranacağı, bunların
dışında kalan personelin iş mevzuatı uyarınca istihdam edileceği ve iş
mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartların Yönetim
Kurulu tarafından tayin olunacağının hükme bağlandığı, ayrıca, Türk Telekomünikasyon
A.Ş.’nin özelleştirme kapsamında iken %55 oranındaki hissesinin blok olarak
satışı suretiyle özelleştirilmesi için 01.07.2005 tarihinde yapılan ihale
sonucunda 2005/9146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı doğrultusunda şirketin
%55 oranındaki hissesi satılarak 14.11.2005 tarihinde Oger firmasına
devredildiği, şirketin kamusal niteliğinin ortadan kalktığı buna göre,
iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı
mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin
olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava
bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine
göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle
davanın adli yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, davanın
görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili adli ve idari yargı yerlerince verilmiş
olan görevsizlik kararları nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının
giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını
veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin
işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin iptali ile, geriye dönük eksik ödemelerinin tamamının
yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş. 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında
sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir
genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi
ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen
kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında
bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı
uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin
kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmüne yer
verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için
100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı
ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin
verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam
Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun
31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe
konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği
taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde
adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle Ankara 1. İş Mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ankara 1. İş Mahkemesinin 25.12.2012 gün ve
E:2012/1305, K:2012/1389 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1535
KARAR NO : 2013/1710
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Tokat İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı olarak
görev yapmakta iken, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 11.03.1992 tarihinde
re’sen Tokat İl Milli Eğitim Müdür vekili olarak atanıp 05.01.1996 tarihine
kadar bu görevine devam eden davacının, 3000 olarak düzenlenmiş bulunan ek
göstergesinin 3600 olarak düzenlenmesi gerektiğinden bahisle yaptığı
başvurunun davalı kurum tarafından reddi üzerine, başvurunun reddine
ilişkin davalı kurum işleminin iptali ve bundan kaynaklanan zararın tazmini
istemiyle açtığı davanın; İDARİ YARGI YERİNDE görüleceği hk.
K A R A R
Davacı :
İ.G.
Davalı :
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı - Ankara
Vekilleri
: Av. D.U. & Av. M.B. & Av. C.Ö.
O L A Y
: Davacı dava dilekçesinde; “…Konya Kadınhanı ilçe Milli Eğitim Müdürü
olarak görev yapmakta iken 30.03.2004 tarihinde isteğim ile emekli oldum.
Tokat
Milli Eğitim Müdür Yardımcısı olarak görev yapmakta iken Milli Eğitim
Bakanlığı tarafından 11.03.1992 tarihinde re’sen Tokat İl Milli Eğitim
Müdür Vekili olarak atandım. İl Milli Eğitim Müdür Vekilliği görevim
05.01.1996 tarihine kadar kesintisiz devam etti.
İl Milli
Eğitim Müdürleri emekliye sevk edildiklerinde 3600 Ek gösterge üzerinden
sevk edilmektedirler. Ben emekli olurken 3000 ek gösterge üzerinden emekli
olmuş bulunmaktayım. Davalı kuruma müracaat ederek ek göstergemin 3600
olarak düzeltilme talebime “ İl Milli Eğitim Müdürlüğü görevine asaleten
atanmadığım ve bu görevi vekaleten yürüttüğümden ‘’ dolayı olumsuz cevap
verilmiştir. Kurumun bu işlemi anayasaya ve diğer kanunlara açıkça
aykırılık teşkil etmektedir.
İdarenin
ret işlemi Anayasamızda yer alan eşitlik ilkesine açıkça aykırılık teşkil
etmektedir. Vekil asilin tüm hak ve yetkilerine haizdir. Vekil olarak
yaptığım görevde asilin tüm yetkilerini kullandığım gibi asilin
yapabileceği tüm işlemleri (İl İdare Kurulu asil üyeliği, İl Milli Eğitim
Disiplin Kurulu Asil Üyeliği Disiplin Amirliği, her türlü tayin, nakil, ve
yer değiştirme komisyon başkanlığı, alım satımlarda komisyon başkanlığı, de
yapmış bulunmaktayım. ‘’ demek suretiyle davalı Sosyal Güvenlik Kurumu
Başkanlığı Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü’nün 10.10.2011 tarih ve
45.787.075 sayılı kararının iptali ve uğradığını belirttiği maddi
kayıplarının (maaş farkı vs.) işlem tarihinden itibaren hesaplanacak
faiziyle beraber tazminine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde
dava açmıştır.
Tokat
İdare Mahkemesi; 21.12.2011 gün ve E:2011/879, K:2011/895 sayı ile özetle,
‘’…2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14. maddesinin 3/a bendinde
dilekçelerin görev ve yetki yönünden inceleneceği, 15 maddesinin l/a
bendinde ise, 14. maddenin 3/a bendine göre adli ve askeri yargının görevli
olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği hüküm altına
alınmıştır.
Öte
yandan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun
Uyuşmazlıkların Çözüm Yeri başlıklı 101. maddesinde “Bu Kanunda aksine
hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili
ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür.” hükmü yer
almaktadır.
Dava
dosyasının incelenmesinden; Konya Kadınhanı İlçe Milli Eğitim Müdürü iken
emekli olan davacı tarafından, 11.03.1992 tarihinde Tokat İl Milli Eğitim
Müdürü vekili olarak görev yapmasından dolayı 3000 olan ek göstergesinin
3600 olarak düzeltilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin
10.10.2011 tarih ve 075 sayılı işlemin iptali istemiyle görülmekte olan
davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Olayda,
uyuşmazlığa konu işlemin 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin olduğu dikkate alındığında aynı
Kanunun 101. maddesindeki hüküm gereği iş bu davanın çözümü adli yargının
görev alanına girmektedir. ‘’ demek suretiyle davanın görev yönünden
reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.
Davacı
aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır.
Tokat İş
Mahkemesi; 09.04.2013 gün, E:2012/49, K:2013/127 sayı ile özetle, ‘’… Her
ne kadar Tokat İdare Mahkemesinin 2011/879 esas, 2011/895 sayılı kararı ile
dava konusu uyuşmazlığın 5510 Sayılı kanunun uygulanmasına ilişkin olduğu
dikkate alınarak aynı kanunun 101. maddesindeki hüküm gereği iş bu davanın
çözümünün adli yargının görev almana girdiği belirtilerek görev yönünden
reddine karar verilmiş ise de, dava konusu işlemin 5510 Sayılı Kanunun yürürlüğe
girdiği 01/10/2008 tarihinden önce yürürlükte bulunan 5434 Sayılı Kanunun
uygulanmasından kaynaklandığı anlaşılmakla taraflar arasındaki hukuki
uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli olduğu kanaatine varılmakla;
Davaya
bakmaya adli yargı yeri görevli olmayıp idari yargı yeri görevli olduğundan
dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddine karar verilerek aşağıdaki
yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. ‘’ demek suretiyle davanın görev yönünden
reddine karar vermiş olup, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine
Yargıtay 21.Hukuk Dairesi 20.06.2013 gün, E:2013/10148, K:2013/13050 sayı
ile mahkeme hükmünün onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; idari ve adli yargı yerleri
arasında 2247 sayılı yasa’nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren
mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Tokat İl Milli Eğitim Müdür yardımcısı olarak görev yapmakta iken, Milli
eğitim Bakanlığı tarafından 11.03.1992 tarihinde re’sen Tokat İl Milli
Eğitim Müdür vekili olarak atanıp 05.01.1996 tarihine kadar bu görevine
devam eden davacının, 3000 olarak düzenlenmiş bulunan ek göstergesinin 3600
olarak düzenlenmesi gerektiğinden bahisle yaptığı başvurunun davalı kurum
tarafından reddi üzerine, başvurunun reddine ilişkin davalı kurum işleminin
iptali ve bundan kaynaklanan zararın tazmini istemiyle açılmıştır.
31.5.2006
tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine
göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar
(Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım
Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları),
devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı
İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik
ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı
emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir
sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır.5510 sayılı Kanunun iptali
amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111,
K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte,
bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu
hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu
görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c
maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen
17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler
yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle,
5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510
sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında
olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri
hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı
Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754
sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa
Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E:2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile
reddedilmiştir.
5510
sayılı Kanunun 101 inci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin
uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde
görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa
Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E:2010/65, K:2011/169 sayılı kararıyla (RG.
25.1.2012, Sayı: 28184) davayı retle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu
kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye
dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve
diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434
sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından
da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı
Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak
çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu
Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun
değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf
halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun
yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet
gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak
bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır.
5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla
çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla
5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve
ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak
kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve
yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara
ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya
devam edecektir, Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim
esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin
niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın
bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması
ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin
görevlendirilmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda
açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde
bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik
mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki
uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır…”
Yukarıda
sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte
değerlendirilmesinden,5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur
ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar,daha önce olduğu üzere
5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri
bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak,
bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak
çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu
Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı
Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı
dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.
Kaldı
ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa
Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı
esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın
çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.
Bu
durumda,5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla
çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla
5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve
ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak
kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve
yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya
devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun
2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep,
konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı
iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları
kapsamında bulunan, 5754 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce
emekli sandığı iştirakçisi olan ve ihtilaf tarihinde kamu görevlisi
statüsünde bulunan davacı tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünün
idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Tokat İdare Mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Tokat İdare
Mahkemesinin 21.12.2011 gün ve E:2011/879, K:2011/895 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1555
KARAR NO : 2013/1720
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Davalı
TBMM Genel Sekreterliği nezdinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/C
maddesi gereğince sözleşmeli olarak çalışan davacının, 2005 yılı ve
sonrasından itibaren alamadığı mali haklarının davalıdan tahsili istemiyle
açtığı davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.Ç.
Vekili :
Av. H.H.A.
Davalı : TBMM Genel Sekreterliği
Milli Saraylar Daire Başkanlığı
Vekili :
Av. T.A.
O L A Y : Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle, müvekkilinin davalı kurum nezdinde 01.02.2002
tarihinde çalışmaya başladığını, 2005 yılına kadar ücretinin düzenli olarak
ödendiğini, 2005 yılından 2009 yılının 6. ayında emekli oluncaya kadar
davalı kurumda çalışmaya devam ettiğini; ancak, emekli olduğu tarihten
davanın açıldığı tarihe kadar davacıya yasal haklarının ödenmediğini; bu
nedenle davacının zarara uğradığını belirterek; fazlaya ilişkin hakları
saklı kalmak kaydı ile 9000,00 TL’nin iş aktinin sona ermesinden sonra
bankalarca uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan alınarak
davacıya verilmesi istemi ile idari yargı yerinde dava açmıştır.
İstanbul 5. İdare Mahkemesi: 11.08.2011 gün ve 2011/1568
Esas, 2011/1286 Karar sayılı kararı ile; davacının iş sonu tazminatının
yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemine ilişkin olan davanın,
5510 sayılı yasanın 101. Maddesi gereğince İş Mahkemesi’nde görülmesi
gerektiği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu
karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydı ile 2005 tarihinden beri alamadığı 700.00 TL iş sonu tazminatı
ve 300.00 TL ücret alacağının işten ayrılma tarihinden itibaren başlayacak
en yüksek faizi ile birlikte kendisine ödenmesi istemi ile adli yargı
yerinde dava açmıştır.
İstanbul 13. İş Mahkemesi: 16.04.2013 gün ve 2011/815
Esas, 2013/223 Karar sayılı kararı ile; davacının davalı kurumda 657 sayılı
Devlet Memurları Kanunu’na göre 4/C statüsünde çalıştığını, bu sebeple kamu
personeli statüsünde olduğunu ve davaya idari yargıda bakılması gerektiğini
belirterek; yargı yolu uyuşmazlığı nedeni ile görev yönünden davanın
reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari
ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak
davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi
bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davalı kurum nezdinde 657 sayılı Devlet Memurları
Kanun’unun 4/C maddesi gereğince sözleşmeli olarak çalışan davacının, 2005
yılı ve sonrasından itibaren alamadığı mali haklarının davalıdan tahsili
ile davacıya verilmesi istemi ile açılmıştır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun(DMK) 4. maddesinde “(Değişik:30/5/1974 - KHK-12;
Değiştirilerek kabul: 15/5/1975 - 1897/1 md.)
Kamu hizmetleri; memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve
işçiler eliyle gördürülür.
A) Memur:
Mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın, Devlet ve diğer kamu tüzel
kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu
hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler, bu Kanunun uygulanmasında memur
sayılır.
Yukarıdaki tanımlananlar dışındaki kurumlarda genel politika tespiti,
araştırma, planlama, programlama, yönetim ve denetim gibi işlerde görevli
ve yetkili olanlar da memur sayılır.
B) Sözleşmeli personel:
Kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında
yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve
işlerliği için şart olan, zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere
özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde,
Bakanlar Kurulunca belirlenen esas ve usuller çerçevesinde kurumun teklifi
ve Devlet Personel Başkanlığının görüşü üzerine Maliye Bakanlığınca
vizelenen pozisyonlarda, mali yılla sınırlı olarak sözleşme ile
çalıştırılmasına karar verilen ve işçi sayılmayan kamu hizmeti
görevlileridir.
(Mülga ikinci paragraf:
4/4/2007-5620/4 md.)
Ancak, yabancı uyrukluların; tarihi belge ve eski
harflerle yazılmış arşiv kayıtlarını değerlendirenlerin mütercimlerin;
tercümanların; Millî Eğitim Bakanlığında norm kadro sonucu ortaya çıkan
öğretmen ihtiyacının kadrolu öğretmen istihdamıyla kapatılamaması
hallerinde öğretmenlerin; dava adedinin azlığı nedeni ile kadrolu avukat
istihdamının gerekli olmadığı yerlerde avukatlarını, (....) kadrolu
istihdamın mümkün olamadığı hallerde tabip veya uzman tabiplerin; Adli Tıp
Müessesesi uzmanlarının; Devlet Konservatuvarları sanatçı öğretim
üyelerinin; İstanbul Belediyesi Konservatuvarı sanatçılarının; bu Kanuna tâbi kamu idarelerinde ve dış
kuruluşlarda belirli bazı hizmetlerde çalıştırılacak personelin de zorunlu
hallerde sözleşme ile istihdamları caizdir.
(Ek paragraf: 4/4/2007-5620/4
md.) Sözleşmeli
personel seçiminde uygulanacak sınav ile istisnaları, bunlara ödenebilecek
ücretlerin üst sınırları ile verilecek iş sonu tazminatı miktarı,
kullandırılacak izinler, pozisyon
unvan ve nitelikleri, sözleşme fesih halleri, pozisyonların iptali,
istihdamına dair hususlar ile sözleşme esas ve usulleri Devlet Personel
Başkanlığının görüşü ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar
Kurulunca belirlenir. (Ek cümle:
25/6/2009-5917/47 md.) Bu şekilde istihdam edilenler, hizmet sözleşmesi
esaslarına aykırı hareket etmesi nedeniyle kurumlarınca sözleşmelerinin
feshedilmesi veya sözleşme dönemi içerisinde Bakanlar Kurulu kararı ile
belirlenen istisnalar hariç sözleşmeyi tek taraflı feshetmeleri halinde,
fesih tarihinden itibaren bir yıl geçmedikçe kurumların sözleşmeli personel
pozisyonlarında istihdam edilemezler.
C)
Geçici personel:
Bir
yıldan az süreli veya mevsimlik hizmet olduğuna Devlet Personel Başkanlığı
ve Maliye Bakanlığının görüşlerine dayanılarak Bakanlar Kurulunca karar verilen
görevlerde ve belirtilen ücret ve adet sınırları içinde sözleşme ile
çalıştırılan ve işçi sayılmayan kimselerdir.
D) İşçiler:
(Değişik
birinci cümle: 4/4/2007-5620/4 md.) (A), (B) ve (C) fıkralarında belirtilenler
dışında kalan ve ilgili mevzuatı gereğince tahsis edilen sürekli
işçi kadrolarında belirsiz süreli iş sözleşmeleriyle çalıştırılan
sürekli işçiler ile mevsimlik veya kampanya işlerinde ya da orman
yangınıyla mücadele hizmetlerinde ilgili mevzuatına göre geçici
iş pozisyonlarında altı aydan az olmak üzere belirli süreli iş
sözleşmeleriyle çalıştırılan geçici işçilerdir. Bunlar
hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.” denilerek istihdam şekilleri belirtilmiş, aynı
Kanunun 5. maddesinde de dört istihdam şekli dışında personel
çalıştırılamayacağı hüküm altına alınmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği’nin
30.12.2004 onay tarihli ve 9816 sayılı yazısı ile “2004 yılında görev yapan
Merkez’de 505, Milli Saraylar Daire Başkanlığı’nda 497 olmak üzere toplam
1002 personelin 2005 yılının ilk yarısından azami 5 Ay 15 Gün’ü geçmemek
üzere belirlenmesi ve hizmet akitlerinin imzalanması hususlarında Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterine yetki verilmesine ” karar
verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, yukarıda sözü edilen
karara istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri Rauf Bozkurt
tarafından, davacı A.Ç.ile 03.01.2005 tarihli “Hizmet Akti Sözleşmesi”nin
imzalandığı ve sözleşmenin, 02.01.2006 tarihinde, 05.07.2006 tarihinde,
04.01.2007 tarihinde, 04.07.2007 tarihinde, 05.01.2009 tarihinde olmak
üzere 5 kez yenilendiği, davacının 15.07.2009 tarihinde isteği ile emekliye
ayrıldığı anlaşılmıştır.
Taraflar arasında imzalanan hizmet akti
sözleşmesinin 1. maddesinde yer verilen; “Hizmet Aktinde adı geçen Kurum
deyimi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’nı, ilgili deyimi ise 657 sayılı
Kanun’un 4/C fıkrasına göre çalıştırılan Ayşe Çer’i ifade eder” şeklindeki
düzenleme ile Ayşe Çer’in davalı kurum nezdinde 657 sayılı DMK kapsamında
4/C statüsünde çalıştırıldığı belirtilmiş; aynı sözleşmenin diğer
maddelerinde ise davacının görevine, ücretine, ücretinin ödenme zamanına,
ücretinin hangi tarihten itibaren ödeneceğine ve işe başlama tarihinin ne
olduğuna, çalışma saatlerine, izinlere, görevin sona ermesi veya işten
ayrılmaya, sözleşmenin feshi konularına ve sözleşme dönemine değinildiği
görülmektedir.
Olayda, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Sekreterliği Milli Saraylar Daire Başkanlığı’nın personel ihtiyacının
karşılanması amacı ile yine Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’nın
talimatları ve onayları doğrultusunda personel alınması yoluna gidildiği
açıktır.
Yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelerin ışığında,
davacının 30.12.2004 tarih ve 9816 sayılı personel istihdamı konulu,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı onayı kapsamında, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı adına hareket eden Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Sekreteri Rauf Bozkurt ile personel için düzenlenmiş olan geçici
hizmet sözleşmesi imzalandığı; davacı ile bu kapsamda 5 kez geçici hizmet
sözleşmesinin yenilendiği ve 15.07.2009 tarihinde davacının isteği ile
emekliye ayrılana kadar bu şekilde davalı kurumda çalışmaya devam ettiği
anlaşılmaktadır.
İdarenin, kamu görevlisi sayılan personeli ile
arasındaki ilişki, idare hukuku ilkelerine dayanan ve idare hukuku
ilkeleriyle düzenlenen bir kamu hukuku ilişkisidir. Her ne kadar geçici
hizmet sözleşmesinin dayanağı olarak bir kanundan söz edilmemekte ise de,
davacının 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunundan kaynaklanan hizmet akdine
istinaden çalıştırılmadığı gibi, sözleşme hükümlerinin İş Kanununa da tabi
olmadığı, davacının kamu hukuku kuralları çerçevesinde çalıştığının kabulü
gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, davacının davalı kurumda çalıştığı
dönem içinde 2005 yılından emekli oluncaya kadar yasal mali haklarını
düzenli olarak alamaması ve 15.07.2009 tarihinde sonra da durumun bu
şekilde devam etmesi nedeni ile alamadığı iş sonu ücreti ve ücret alacaklarının
tazmini isteminden doğan uyuşmazlığın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Yasasının 2/1-a maddesinde belirtilen idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar kapsamında idari yargı
yerinde çözümlenmesi gerektiği açıktır.
Açıklanan
nedenlerle İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 5.
İdare Mahkemesi’nin 11.08.2011 gün ve 2011/1568 Esas, 2011/1286 Karar
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1568
KARAR NO : 2013/1731
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle
başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve
alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : A.P.
Vekili : Av. Ö.C.
Davalı : Türk Telekom A.Ş.
Vekili : Av. H.G.
O L A Y
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin Eskişehir İl Telekom
Müdürlüğü’nde 399 sayılı KHK’ya tabi sözleşmeli statüsünde teknisyen
unvanıyla görev yapmakta iken, kurumun özelleştirilme kapsamına alınması
neticesinde, 406 sayılı yasanın Ek 29. maddesi ve atıfta bulunduğu 4046
sayılı Kanunun 22. maddesi kapsamında 23.02.2006 tarihinde adı, Devlet
Personel Başkanlığı’na bildirilen ve akabinde 17.04.2006 tarihinde TC
Maliye Bakanlığı Eskişehir Defterdarlığı’nda çalışmaya başlayan davacının,
maaş nakil ilmühaberinde gerekli düzeltmenin yapılması, noksan ödenen ek
ödeme tutarlarının faizleriyle birlikte kendisine ödenmesi istemiyle davalı
idareye başvurduğunu; başvurusunun, Eskişehir İl Telekom Müdürlüğü’nce
zımnen reddine karar verildiğini belirterek; bu işlemin iptali ile maaş
nakil ilmühaberinde gerekli düzeltmenin yapılmasına, noksan ödenen ek ödeme
tutarlarının hak ettiği tarihlerden itibaren işleyecek faizleriyle birlikte
tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
Eskişehir
2.İdare Mahkemesi; 04.03.2011 gün ve 2011/239 Esas, 2011/233 Karar sayılı
kararı ile iptali istenen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde
kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketinin
olduğunu, bu nedenle idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava
bulunduğundan söz etmenin mümkün olmadığını belirterek; davanın 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev
yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.
Davacı
bu kez aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Eskişehir
İş Mahkemesi : 24.01.2013 gün ve 2012/51 Esas, 2013/70 Karar sayılı kararı
ile; Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 07.04.2011 gün ve
2011/55-205 sayılı kararında “davalı Türk Telekom A.Ş.’nce adı Devlet
Personel Başkanlığı’na bildirilen personele ilişkin olarak düzenlenen maaş
nakil ilmuhaberinin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis
edilmiş birer idari işlem niteliğinde olduğunu” belirterek bu düzenlemelere
ilişkin davalarda idari yargının görevli olduğunu karara bağladığını,
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin konuya ilişkin içtihatlarının da benzer
nitelikte olduğunu, mahkemenin de, gerek Danıştay İdari Dava Daireleri
Genel Kurulu’nun gerekse Danıştay 9. Hukuk Dairesi’nin benzer nitelikteki
içtihatları doğrultusunda davaya idari yargıda bakılması gerektiği
kanaatinde olduğunu belirterek; yargı yolu uyuşmazlığı nedeni ile görev
yönünden davanın reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı
adli ve idari yargı yerlerince verilen görevsizlik kararları nedeniyle
oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda
bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede
belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik
kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule
ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Eskişehir İl Telekom Müdürlüğü’nde 399 sayılı KHK’ya tabi sözleşmeli
statüsünde teknisyen unvanıyla görev yapmakta iken, kurumun özelleştirilme
kapsamına alınması neticesinde, 406 sayılı yasanın Ek 29. maddesi ve atıfta
bulunduğu 4046 sayılı Kanunun 22. maddesi kapsamında adı, 23.02.2006
tarihinde Devlet Personel Başkanlığı’na bildirilen ve akabinde 17.04.2006
tarihinde TC Maliye Bakanlığı Eskişehir Defterdarlığı’nda göreve başlayan
davacının, maaş nakil ilmühaberinde gerekli düzeltilmenin yapılması, noksan
ödenen ek ödeme tutarlarının hak ettiği tarihlerinden itibaren işlemiş
faizleriyle birlikte ödenmesine yönelik yapmış olduğu başvurusunun,
Eskişehir İl Telekom Müdürlüğü’nce zımnen reddedilmesine ilişkin işlemin
iptali ile maaş nakil ilmühaberinde gerekli düzeltilmenin yapılmasına,
noksan ödenen ek ödeme tutarlarının hak ettiği tarihlerinden itibaren
işlemiş faizleriyle birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle
açılmıştır.
1953
tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve
Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon
Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi
ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta
İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde
yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000
tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa’nın 1.
maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk
hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin
kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom’a
uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin
2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır”
denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa’nın 1.
maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk
hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak
üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası
kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler aklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare: 12.5.2001-4673/6.
md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk
Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna
atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12
md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir.
İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim
Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin
ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının
aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu
tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki düzenleme,
Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek
suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde davalı kurum nezdinde
çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı
Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve
sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, yanlış
düzenlendiğini belirttiği maaş nakil ilmühaberinin iptali ve eksik
ödendiğini iddia ettiği ek ödemelerin yasal faizi ile birlikte tahsili
istemiyle dava açılmıştır.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı
Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin
olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava
bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk
hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde
adli yargı görevli olduğundan, Eskişehir İş Mahkemesi’nce verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Eskişehir İş
Mahkemesinin 24.01.2013 gün, 2012/51 Esas, 2013/70 Karar sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1594
KARAR NO : 2013/1743
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48/5 ve 44/1-b. maddeleri
uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : M.T.
Davalı : İstanbul Valiliği
O L A Y
: İstanbul Valiliği İstanbul Emniyet Müdürlüğü C Bölgesi Trafik Denetleme
Şube Müdürlüğü’nün 22.2.2013 gün ve GT-809477 seri-sıra sayılı Trafik İdari
Para Cezası Karar Tutanağı ile davacıya alkollü araç kullandığından ve
sürücü belgesini yanında bulundurmadığından bahisle 2918 sayılı Karayolları
Trafik Kanunu’nun 48/5 ve 44/1-b. maddeleri uyarınca 866,00 TL idari para
cezası verilmiştir.
Davacı,
idari para cezasının iptali istemiyle idari yargı
yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
4. İDARE MAHKEMESİ: 13.3.2013 gün ve E:2013/484, K:2013/563 sayı ile; 2918
sayılı Yasa’da davacıya verilen idari para cezasına karşı başvuru yolu
gösterilmediğinden, 5326 sayılı Kanun’un 3 ve 27. maddeleri uyarınca
davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev
yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez, aynı istemle adli yargı yerine itirazda
bulunmuştur.
İSTANBUL A.3. SULH CEZA MAHKEMESİ; 23.8.2013 gün ve
D.İş:2013/559 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin de
geri alınması kararı verildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının
görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün
idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş,
verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının
‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması
idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar
hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdari ve
adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15.
maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren Mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek
suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2918 sayılı Yasa’nın 48/5 ve 44/1-b. maddeleri
uyarınca verilen para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48.
maddesinin beşinci fıkrasında(Değişik:
8/1/2003 - 4785/3 md), “Yönetmelik ile belirtilen miktarların
üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği
tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü
belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında 265 300 000 lira para
cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri
alınır ve haklarında 332 600 000 lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler
Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca
çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme
eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri
süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri
beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis
cezası ile birlikte 532 600 000 lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca,
psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi
tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri
alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik
değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve
usuller yönetmelikte gösterilir” denilmekte iken, maddenin beşinci
fıkrası,“Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak
araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa
bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay
süreyle geri alınır.Hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak
kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak
uygulanır.Alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan
kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl
içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü
belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası
idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl
süreyle geri alınır.Sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak
geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin
bitiminde başlar ”şeklinde 24.5.2013 tarihli 6487 sayılı Kanun’un
19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, “Adres değişikliklerinin bildirilmesi ve
sürücü belgelerinin taşınması zorunluluğu” başlığı altında düzenlenen 44.
maddesinde ise, “Sürücü belgesi sahipleri:
a) İkamet adresi değişikliklerini belgeyi veren kuruluşa otuz gün
içinde bildirmek,
b) Araç kullanırken sürücü belgelerini yanlarını bulundurmak ve
yetkililerin her isteyişinde göstermek,
Zorundadırlar”
(Değişik : 21/5/1997 - 4262/4 md.) Bu madde
hükümlerine uymayan sürücüler, 3 600
000 lira para cezası ile cezalandırılırlar ” hükmü yer almaktadır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe
girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un
diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın
amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19.
maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde
“(1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır.” denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz
hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya
göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı
halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli
mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun
5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli
mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate
alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde,
anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı
yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul Anadolu 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik
kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul A.3.
Sulh Ceza Mahkemesi’nin 23.8.2013 gün ve D.İş:2013/559 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1597
KARAR NO : 2013/1745
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasına ilişkin
kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 3.maddesi ve aynı Kanun’un 27.maddesinin sekizinci fıkrası hükmü
bir arada değerlendirildiğinde İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı :
H.Turizm Org. ve Nak. İth. İhr. Ltd. Şti.
Vekili :
Av. T.Y.
Davalı : İstanbul Valiliği
O L A Y : Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan
denetimler sırasında 34....... plaka sayılı aracın amaç dışı
kullanıldığının tespit edildiğinden bahisle, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, sürücü belgesi sahibi Kelami
Solakoğlu adına 27.9.2012 tarih ve GO-046441 seri-sıra numaralı, araç
sahibi davacı adına 27.9.2012 tarih ve GO-046442 seri-sıra numaralı Trafik
İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek ayrı ayrı 1.950,00 TL
idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanaklara istinaden düzenlenen
27.9.2012 tarih ve 0206912 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60
gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı vekili, davacı adına verilen idari para cezasının
iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 10. İDARE MAHKEMESİ:1.11.2012 gün ve
E:2012/1908,K:2012/1914 sayı ile, 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri
alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik
Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza
Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün
adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine
karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, aynı istemle adli yargı yerine
itirazda bulunmuştur.
PENDİK 1. SULH CEZA MAHKEMESİ: 7.1.2013 gün ve D.
İş:2012/1024 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine
göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın
da verilmiş olması nedeniyle ve Uyuşmazlık Mahkemesi’nin benzer kararlarına
dayanılarak davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle
itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz
edilmeden kesinleşmiştir.
Davacı vekili, araç trafikten men tutanağının iptal
edilmesi istemiyle İstanbul 8. İdare Mahkemesi’ne dava açtıklarını ve bu
davanın da görev yönünden reddine karar verildiğini açıklayarak, İstanbul
10. İdare Mahkemesi ile Pendik 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen
görevsizlik kararları arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının
giderilmesi istemiyle dava dosyasının Mahkememize gönderilmesini talep
etmiştir. Dosyanın incelenmesinde, dosya içerisinde mevcut İstanbul 8.
İdare Mahkemesi’nin 22.10.2012 gün ve E:2012/1729, K:2012/2069 sayılı
onaylı karar suretinden, davacı tarafından İstanbul Valiliği aleyhine,araç
trafikten men tutanağının iptali istemiyle dava açıldığı ve davanın görev
yönünden reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine
ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri
arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında
kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği
sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…” açıkça belirtilmiştir.
Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdari ve adli yargı yerleri arasında 2247
sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
öngörülen biçimde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının
15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacı vekilinin istemi
üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece, önceki görevsizlik
kararına ilişkin dava dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık
Mahkemesi'ne gönderildiği ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Kanun’un Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda (116. maddedeki itiraz
yolu hariç) görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi;
12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten
önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli
mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış
olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının
görev alanında görmüştür.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19.
maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde
“(1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır” denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına
ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda
aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli
mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
aracın geçici olarak trafikten men edilmesi kararı da verildiği ve idari
yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşıldığından;
idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve
aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra
hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasına
karşı açılacak davanın çözümünde idari yargı
yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 10. İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, İstanbul 10.
İdare Mahkemesi’nin 1.11.2012 gün ve E:2012/1908,K:2012/1914 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1600
KARAR NO : 2013/1748
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan
davanın, 2918 ve 5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.Y.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34....... plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca, sürücü belgesi sahibi N.K. adına 26.9.2012 tarih ve GO-675115
seri-sıra numaralı, araç sahibi davacı adına 26.9.2012 tarih ve GO-675116
seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek
ayrı ayrı 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanaklara
istinaden araç sahibi davacı adına düzenlenen 26.9.2012 tarih ve 0206378
sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men
edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 3. İDARE MAHKEMESİ: 1.11.2012 gün ve
E:2012/1928, K:2012/2080 sayı ile; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü
belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki
suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı
yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının
düzenlendiği açıklanarak, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar
kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez, kendi adına verilen idari para cezası
ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal
edilmesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.
BÜYÜKÇEKMECE 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: 26.6.2013 gün ve
D.İş:2013/167 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine
göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın
da verilmiş olması nedeniyle ve Uyuşmazlık Mahkemesinin benzer kararlarına
dayanılarak davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle
itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz
edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar
‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu
davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin
Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir.
Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı
Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan dava yönünden olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme
uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren
Mahkemece, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin
edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve sonuçta
usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından,
görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar
verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacı adına kayıtlı aracın, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü
fıkrası uyarınca 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın
iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aynı maddi olaydan kaynaklanan aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ve para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin 2918
ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca, ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi;12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde
belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin
hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı
Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan
davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı
bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.
Uyuşmazlığın
esasını oluşturan, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karara gelince:
13.10.1983
tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1.
maddesinde, ”Bu kanunun amacı, Karayolları nda, can ve mal güvenliği
yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm
konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; “Motorlu Araçlara Ait
Şartlar” başlığı altında düzenlenen beşinci kısım ikinci bölümünde yer alan
30.maddesinde araçların teknik şartlara uygunluğu,31.maddesinde araçlarda
bulundurulması zorunlu gereçler,32.maddesinde adres değiştirme ve araçlar
üzerindeki değişiklikleri bildirme, Ek 2. maddesinde araçların tescil
edildikleri amacın dışında kullanılması; altıncı kısım üçüncü bölümde
düzenlenen “Sürücülerin Uyacağı Diğer Kurallar” başlıklı 65.maddesinde
araçların yüklenmesi ile ilgili esaslar, uyulması gereken
kural-lar,uymayanlara verilecek cezalar ve araçların hangi koşullarda
trafikten men edileceklerine ilişkin hususlar ayrıntılı ve idarece tek
yanlı kurallar şeklinde belirlenmiş,79.maddesinde de, trafikten men edilen
araçlar ile ilgili işlemlerin usul ve esaslarının yönetmelikle
belirleneceği düzenlenmiştir.
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli
bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Kabahatler
Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
hükmü yer almış olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27.
maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya
tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine
başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna
göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümlerinin, Kanun’un 19. maddesinde sayılan yaptırımlar saklı
tutulmak kaydıyla, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda
ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
2918
sayılı Kanun’un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu
Kısım’a dahil 112. maddesinin ilk paragrafında da; sürücü belgelerinin
geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para
cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması
ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren
suçlarla
ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki
verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle
araçların belirli bir süre için trafikten men edilmelerine ilişkin uygulamalar,
trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutul- muş iken;12.7.1013
tarihli 6495 sayılı Kanun’un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin
birinci fıkrası“ Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik
tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü
belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir
”denilerek yeniden düzenlenmiştir.
Olayda;
davacının, tescil edildiği amacın dışında kullandığından bahisle aracının
60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemlerin ayrıntılı idari
kurallarla düzenlendiği, kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem
olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, aracın geçici olarak (
belirli bir süre için ) trafikten men edilmesi hususunun sulh ceza
mahkemelerinin görevine dahil edilmediği, aynı şekilde 5326 sayılı Kanun’un
19. maddesinde de, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli
bir süre için kara nakil aracının
trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde
sayıldığı hususu da dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli
olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 3. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 3.
İdare Mahkemesi’nin 1.11.2012 gün ve E:2012/1928, K:2012/2080 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
IV-2247 SAYILI KANUNUN 19. MADDESİ
GEREĞİNCE VERİLEN KARARLAR
(BAŞVURU – İLK DERECE MAHKEME)
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/966
KARAR NO : 2013/1542
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve
aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal
edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27/8. maddesi
hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.E.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34........ plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca, davacı adına 7.9.2012 tarih ve GN-727109 seri-sıra numaralı
Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.950,00 TL idari para
cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen 7.9.2012 tarih
ve 0198644 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile
trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari
yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
3. İDARE MAHKEMESİ: 31.10.2012 gün ve E:2012/1576, K:2012/1936 sayıyla;
2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak
geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara
Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh
Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın
çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden
reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez aynı istemle adli yargı yerine itirazda
bulunmuştur.
BAKIRKÖY 1. SULH CEZA MAHKEMESİ: 8.1.2013 gün ve
D.İş:2012/2254, K:2012/2254 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun
27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına
giren kararın da verilmiş olması nedeniyle Uyuşmazlık Mahkemesi’nin benzer
kararlarına da dayanarak davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı ile ayrıca dosyanın görev uyuşmazlığının
çözümlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar vermiş,
verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada;
idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş
ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine
gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile
verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise
ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idare
mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de
görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz
görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürüle-bilecektir.
2- 2247
sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen
bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii
davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa,
gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin
karar vermesine değin erteler ” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya
bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde
her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini
davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme
ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren
yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden
doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte,
bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu
haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise
de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza
Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi
kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş
bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine
gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı
açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1)
numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varmıştır.
Uyuşmazlığın,
motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına
gelince:
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya
konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi
hususunun sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı
Kanun’un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için kara nakil
aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici
istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait
olmaktadır.
Buna göre, 2918 sayılı
Yasa’nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının
çözüm yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:
30.3.2005
tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına
ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
idari yargının görev alanına giren kararın (aracın
geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte
dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari
para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve
aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra
hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının
ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali
istemiyle açılan davanın çözümünde idari
yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Bakırköy 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce yapılan başvurunun 19.madde
kapsamında kabulü ile, İstanbul 3. İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik
kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın
çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bakırköy 1. Sulh Ceza
Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, İstanbul
3. İdare Mahkemesi’nin 31.10.2012 gün ve E:2012/1576, K:2012/1936 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/995
KARAR NO : 2013/1544
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve
aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal
edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27/8. maddesi
hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
R.O.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34........ plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca,
davacı adına Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek idari
para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden araç sahibi davacı
adına düzenlenen Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile
trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari
yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
8. İDARE MAHKEMESİ: 19.10.2012 gün ve E:2012/1830, K:2012/1958 sayıyla;
2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak
geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara
Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh
Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın
çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden
reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde itirazda
bulunmuştur.
BAKIRKÖY 5. SULH CEZA MAHKEMESİ: 5.12.2012 gün ve D.
İş:2012/2045 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine
göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın
da verilmiş olması nedeniyle Uyuşmazlık Mahkemesinin benzer kararlarına da
dayanılarak davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı ile görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine de karar vermiş, verilen karar
itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
Davacı, her iki yargı yerine de açtığı davalarda, Trafik
İdari Para Cezası Karar Tutanağı ile Araç Trafikten Men Tutanağını dava
dilekçesine eklememiş, adli ve idari yargı yerlerince yapılan yazışmalardan
bu tutanakların yerel mahkemelerce de getirtilmediği anlaşılmıştır.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada;
idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş
ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine
gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile
verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre,
idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı
yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde,
olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen
bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii
davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa,
gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin
karar vermesine değin erteler ” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya
bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde
her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini
davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda
çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı
veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el
çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte,
bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu
haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise
de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza
Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi
kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş
bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine
gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye
de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin
genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde
belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin
hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı
Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan
davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı
bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.
Uyuşmazlığın,
motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına
gelince:
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya
konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi
hususunun sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı
Kanun’un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için kara nakil
aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici
istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait
olmaktadır.
Buna göre, 2918 sayılı
Yasa’nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının
çözüm yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:
30.3.2005
tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde, " (1) Bu
Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına
ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
idari yargının görev alanına giren kararın (aracın
geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte
dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari
para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve
aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra
hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının
ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali
istemiyle açılan davanın çözümünde idari
yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Bakırköy 5. Sulh Ceza Mahkemesi’nce yapılan başvurunun 19.
madde kapsamında kabulü ile, İstanbul 8. İdare Mahkemesi’nce verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bakırköy 5.
Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ
ile, İstanbul 8. İdare Mahkemesi’nin 19.10.2012 gün ve E:2012/1830,
K:2012/1958 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1123
KARAR NO : 2013/1547
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
1608 sayılı Kanun uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan
itirazın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : S. Turz. İşl. İnş. Eğt. San.Tic Ltd. Şti.
Vekilleri : Av. M.Y., Av. S.Y.
Davalı : Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı
O L A Y : Gazi Mahallesi, Atatürk Orman Çiftliği
Hayvanat Bahçesi İçi No:83 Yenimahalle adresinde bulunan ve davacı
tarafından işletilen işyerinin,31.8.2012 tarihinde yapılan ilk kontrolde
tespit edilen eksikliklerin giderilmesi için verilen 15 günlük süre
sonunda, işyerinde yapılan ikinci incelemede, tespit edilen eksikliklerin
devam ettiği görüldüğünden ruhsatının iptal edildiği, 22.9.2012 günü
yapılan denetimde ise, 5216 sayılı Büyükşehir
Bele-diyesi Kanunu’nun 7.maddesinin (d) bendine aykırı olarak İşyeri Açma
ve Çalışma Ruhsatı olmadan faaliyet gösterdiğinin tespit edildiği, bu
nedenle, davacının Ankara Büyükşehir Belediye
Encümeni’nin 4.10.2012 gün ve 1754 sayılı kararı ile 1608 sayılı Yasa’nın
1. maddesi uyarınca 169 TL. idari para cezası ile cezalandırılmasına,
ayrıca işyerinin ruhsatsız faaliyet gösterdiğinin
görülmesi halinde mühürlenerek faaliyetten men edilmesine karar
verilmiştir.
Davacı vekili, idari para cezasının kaldırılması
istemiyle adli yargı yerine itirazda bulun-muştur.
ANKARA
13. SULH CEZA MAHKEMESİ; 14.1.2013 gün ve D. İş No: 2012/961 sayı ile, idari para cezasının, ruhsat iptali sonrası
verildiği, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari
para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş
olması nedeniyle itirazın görüm ve çözümünün idari yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş,
verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
Davacı vekili , bu kez
aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 13. İDARE MAHKEMESİ; 10.5.2013 gün ve E:
2013/687 sayı ile, davacıya 1608 sayılı
Yasa’nın 1. maddesi uyarınca idari para cezası verildiğinden ve bu Yasa’da
idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenleme
bulunmadığından, Kabahatler Kanunu’nun 3,16 ve 27. maddeleri uyarınca
davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19.maddesi
uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık
Mah-kemesine gönderilmesine, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar
verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun
bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden
2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’
ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,
askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı
başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
İdare
Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş
olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası da
temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule
ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 1608 sayılı Yasa’nın 1. maddesi uyarınca
verilen para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
Umuru
Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 (1924) Tarih ve
486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil 15.5.1930 tarih ve 1608
sayılı Kanun’un, 3.1.1940 tarih ve 3764 sayılı Kanun’la değişik 1.
maddesinde, “Belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun, nizam ve
talimatnamelerin verdiği vazife ve salahiyet dairesinde ittihaz ettikleri
kararlara muhalif hareket edenlerle belediye kanun ve nizam ve talimatnamelerinin
men veya emrettiği fiilleri işleyenlere veya yapmayanlara elli lira kadar
hafif para cezası tertibine ve üç günden onbeş güne kadar ticaret ve sanat
icrasından men’e ve Türk Ceza Kanununun 536,538,557,559 ve 577.
maddeleriyle 553. maddesinin birinci fıkrasında yazılı cezaları tayine
belediye encümenleri salahiyettardır. Şubelere ayrılan belediyelerde bu
cezaları encümen namına ve yerine şube müdürleri tayin ederler”; 5.7.1934
tarih ve 2575 sayılı Yasa ile değişik 5. maddesinin birinci fıkrasında,
“Ceza kararlarına tebliğ tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus
hakimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hakimliğine müracaatla şifahi veya
yazılı itiraz olunabilir. İtiraz şifahi ise bir zabıt tutularak muterize
imza ettirilir” denilmekte; 6. maddesinde de, itiraz üzerine tetkikatın
evrak üstünde yapılacağı, itirazlar varit ise hakimin ceza kararını iptal
ve para cezası alınmış ise belediyenin geri vermesine hükmedeceği, itiraz
varit görülmezse kararın tasdik olunacağı, itirazın otuz gün içinde
neticelendirilmesinin mecburi olduğu, Hakimin izahat almak üzere lüzum
görürse muterizi veya vekilini celbederek dinleyebileceği belirtilmekte ve
7. madde ile, yazılı emir ile bozma yolu saklı kalmak kaydıyla, itiraz
sonucunda hakim tarafından verilecek kararların kesin olduğuna ve temyiz
edilemeyeceğine işaret edilmekte iken Uyuşmazlık Mahkemesi, Yasada sözü
edilen “mahsus hakim” ibaresinden, sadece belediye işleriyle ilgili
cezalara yapılan itirazları çözümlemekle görevli olacak özel hakimlerin
amaçlandığı; ancak, mahsus hakimin bulunmadığı yerlerde sulh hakimliğine
başvurulacağının açıkça belirtilmiş olması karşısında, bu tür cezalara
karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine
girdiği sonucuna varmıştır.
1608
sayılı Yasa’nın, 8.2.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 23.1.2008 gün
ve 5728 sayılı Kanun’un 66. maddesi ile değişik 1. maddesinde, “Belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun,
nizam ve talimatnamelerin verdiği vazife ve salahiyet dairesinde ittihaz
ettikleri kararlara muhalif hareket edenlerle belediye kanun ve nizam ve
talimatnamelerinin men veya emrettiği fiilleri işleyenlere veya
yapmayanlara belediye encümenince Kabahatler Kanununun 32 nci maddesi
hükmüne göre idarî para cezası ve yasaklanan faaliyetin menine karar
verilir. Bu kararda ilgili kişiye bir süre de verilebilir.
Belediye encümeni kararında belli bir fiilin muayyen bir süre
zarfında yapılmasını da emredebilir. Emredilen fiilin ilgili kişi
tarafından yapılmaması hâlinde, masrafları yüzde yirmi zammı ile birlikte
tahsil edilmek üzere belediye tarafından yerine getirilir.
Bu madde hükümleri ilgili kanunda
ayrıca hüküm bulunmayan hâllerde uygulanır” denilmiş; 5728 sayılı Kanun’un
578. maddesinin (g) bendi ile, 15.5.1930 tarihli ve 1608 sayılı Kanun’un 3,
4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, ek 1 ve ek 2 nci maddeleri yürürlükten
kaldırılmıştır. 5728 sayılı
Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bu
haliyle, 1608 sayılı Yasa’da idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin
bir düzenleme yer almamaktadır.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin
görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate
alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen
koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari
yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak
itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu
nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna
karar verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiş; Yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme
yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu
düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; Yasama organı
tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son
olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde,
“ (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır” denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 1608 sayılı
Kanun’da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la
değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı
açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1)
numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Ankara 13.İdare Mahkemesi’nin başvurusunun kabulü ile Ankara
13.Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 13.
İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 13. Sulh Ceza
Mahkemesi’nin 14.1.2013 gün ve D. İş No: 2012/961 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1143
KARAR NO : 2013/1549
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında; idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
O.Y.
Vekili :
Av. B.Y.
Davalı :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekilleri
: Av. M.A.P., Av. Ş.K.
O L A Y : Davalı Şirkette
kapsam dışı personel olarak görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen davacı 4.1.2011 tarihinde 2010 tarihinde Orman
Genel Müdürlüğü emrine atanmıştır.
Davacı
vekili, mevzuat ve sözleşme gereği kamuda çalışan sözleşmeli personele
ödenen ek ödemelerin müvekkiline verilmemesi sebebi ile doğan alacağın
tahsili ile kamuya nakil aşamasında düzenlenen ve müvekkilinin aldığı
ücreti gösteren maaş nakil ilmühaberine bu ek ödemeler yansıtılmadığından,
bahse konu ek ödemelerin de maaş nakil ilmühaberine ilave edilmesi
suretiyle yeniden düzenlemesi istemiyle 15.8.2012 tarihinde adli yargı
yerinde dava açmıştır.
ANKARA
11. İŞ MAHKEMESİ: 20.2.2013 gün ve E: 2012/760, K: 2013/171 sayı ile,
uyuşmazlığın 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek.II cetvelinde yer
alan ve sözleşme sonucu hissesi devredilen davalı Kurumdan Tip 2 sözleşmesi
ile nakle tabi olarak çalışan davacının, davalının özelleştirmeden önce
tabi olduğu ve özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 Sayılı Kanunun
Ek 29. Maddesi kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375
sayılı KHK.nin Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK’nin Ek II cetvelinde yer alan
Kurumlarda çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp
yararlanamayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren
nakil maaş ihmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği
noktasında toplanmakta olduğu; normatif dayanakların, 406 Sayılı Kanunun Ek
29. Maddesi, 375 sayılı KHK. nin Ek 3. maddesi, 399 sayılı KHK nin Ek II
cetveli ve bu Kanun Hükmünde Kararnamelere dayanılarak çıkarılan 2006/1
sayılı tebliğ yanında, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri olduğu, yasal
düzenleme, sözleşmedeki hükümler dikkate alındığında, davalı Kurumda
özelleştirme öncesi kapsam dışı olarak çalışan ve 399 sayılı KHK
hükümlerine tabi olarak ücreti belirlenen davacının özelleştirme sonrasında
çalıştıktan sonra nakledildiği tarihe kadar kamuda aynı statüde çalışanlar
için getirilen özlük haklarından yararlandırılarak, nakil edildiklerinde
haklarının korunmasının amaçlanmış olduğu, kısaca kapsam dışı olarak kamuda
çalışmış gibi sayılmakta olduğu, 406 Sayılı Yasa hükümleri ile tanınan
ayrıcalıkların sonucu olarak bünyesinde belli süre ile çalışmaya devam eden
söz konusu personelin kamu kurumlarına naklen atanmasının sağlanması
amacıyla kimi görevler yüklendiği, davalı şirketin Telekomünikasyon Kurumu
ile Türk Telekom arasında imzalanan "Telekomünikasyon Hizmetlerinin
Yürütülmesine İlişkin İmtiyaz Sözleşmesi" ile belli bir kamu hizmetini
yürütmek görev ve yetkisi ile donatıldığı, bazı kamusal görevler yüklenen
davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında tesis ettikleri işlemlerin
idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden kaynaklanan
uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu, statü hukuku
hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personelin, özelleştirme sonrası
belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş
sözleşmesi kapsamında çalıştırılmakta, nakledildiğinde tekrar statü hukuku
kapsamına girdiği, davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı
şirkete davacının ücreti konusunda " artış oranının kamudaki memur
maaş artış oranında " olacağı yönünde hükümlülük getirdiği gibi 406
sayılı yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete hak sahibi personeli Devlet
Personel Başkanlığına bildirilmesi, bildirim ile beraber personelin
nakledileceği kamu kurumundan yararlanacağı parasal haklara esas olmak
üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelinin ilişiğinin
kesilmesi gibi işlemler yapıldığı, bu işlemlerin idare hukuku alanında
hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kuramdaki
statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin
kamu personeli hakkında ve idare hukuku tesis edilmiş birer idari işlem
niteliğinde olduğu, idari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı
yerinde değil idari yargı yerinde çözülmesi gerektiğinin anlaşıldığı
gerekçesiyle; davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden REDDİNE karar
vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez, aynı istemle İdari Yargı yerinde
dava açmıştır.
ANKARA 12. İDARE MAHKEMESİ:16.5.2013 gün ve E:2013/479
sayı ile, 406 sayılı Kanunun değişik 1. maddesinin 7. fıkrasında “Türk Telekom,
bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir anonim şirketi olduğu, bu kanun
hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil,
sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve
ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz” hükmüne yer
verilerek Türk Telekom’a özgü farklı bir statü oluşturduğu, aynı Kanunun
4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde de Türk Telekomdaki kamu payı
%50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine
atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve
en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartlarının aranacağı, bunların
dışında kalan personelin iş mevzuatı uyarınca istihdam edileceği ve iş
mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartların Yönetim
Kurulu tarafından tayin olunacağının hükme bağlandığı, ayrıca, Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’nin özelleştirme kapsamında iken %55 oranındaki
hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmesi için 01.07.2005
tarihinde yapılan ihale sonucunda 2005/9146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
doğrultusunda şirketin %55 oranındaki hissesi satılarak 14.11.2005
tarihinde Oger firmasına devredildiği, şirketin kamusal niteliğinin ortadan
kalktığı; dava dosyasının incelenmesinden; Türk Telekomünikasyon Anonim
Şirketinde kapsam dışı personel statüsünde müdür olarak görev yapmakta iken
4046 sayılı Kanunun 22. maddesi ile 406 sayılı Kanunun ek 29. maddesi
uyarınca Çevre ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü emrine araştırmacı
olarak atanarak 04.01.2011 tarihi itibariyle Kurumu ile ilişiği kesilen
davacının, denge tazminatı, enflasyon farkı ve ikramiyelerin maaş nakil
ilmühaberine yansıtılmadığından bahisle, anılan ödemelerin yansıtılarak
maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve yoksun kaldığı parasal
hakların ödenmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali
ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal hakların yasal faiziyle
birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle Ankara 11.İş Mahkemesinde
açılan davanın 20.02.2013 tarih ve E:2012/760, K:2013/171 sayılı kararla
davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görev yönünden
reddine karar verildiği, bu kararın kesinleşmesi üzerine, 01.04.2013
tarihinde kayda giren dilekçe ile Mahkemeleri nezdinde bakılan davanın
açıldığı; bu durumda; iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
Anonim Şirketinin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış
bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın,
özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli
bulunduğu sonucuna varıldığından, Mahkemelerinin görevsizliğine, 2247
sayılı Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu
konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine, karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre
başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosya aslının Mahkemece, ekinde iş
mahkemesinin kararının kesinleşme şerhli örneğinin de temin edilerek
Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay
Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; mevzuat
ve sözleşme gereği kamuda çalışan sözleşmeli personele ödenen ek ödemelerin
verilmemesi sebebi ile doğan alacağın tahsili ile kamuya nakil aşamasında
düzenlenen maaş nakil ilmühaberine bu ek ödemeler yansıtılmadığından, bahse
konu ek ödemelerin de maaş nakil ilmühaberine ilave edilmesi suretiyle
yeniden düzenlemesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu sürece
paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle 15.8.2012 tarihinde dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği
taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde
adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle Ankara 12. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Ankara 11.
İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Ankara 12. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile,
Ankara 11.İş Mahkemesinin 20.2.2013 gün ve E:2012/760, K:2013/171 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1149
KARAR NO : 2013/1550
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle
başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve
alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Y.Y.
Vekili : Av. B.Y.
Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekilleri
: Av. M.E. (Adli Yargıda)
O L A Y
: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;davalı kurumdan geçiş yaptığını
açıklayarak, davacının maaş nakil ilmühaberinin 4046 sayılı Yasa’nın 22.
Maddesi ve 406 sayılı Yasa’nın 29. Maddesine uygun düzenlenmemesi nedeniyle
yeniden tesbiti ile maaşına esas net ücretine söz konusu tespit
doğrultusunda zamların eklenerek davalı kurumda çalıştığı 07.04.2006
tarihine kadar hak ettiği ancak davacıya ödenmeyen, yıllar itibariyle
değişen ek ödeme ve denge tazminatlarının ve buna bağlı olarak değişen maaş
tutarına uygulanan ikramiye tutarları farkının fazlaya ilişkin tüm hakları
saklı kalmak kaydıyla şimdilik 40,00TL alacağın ödenmesi gereken
tarihlerden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte
ödenmesi istemiyle 31.03.2011 tarihinde adli yargıda dava açmıştır.
ANKARA
15. İŞ MAHKEMESİ: 14.02.2012 gün ve E:2011/343, K: 2012/239 sayılı kararı
ile davanın kabulüne karar vermiş, verilen karar davalı vekili tarafından
temyiz edilmiştir.
YARGITAY
9.HUKUK DAİRESİ: 27.04.2012 gün E:2012/15004 K: 2012/ 14860 sayılı bozma
ilamında “…davacı ile ilgili davalı işyerinde tüm bordrolar, ücret ve mali
haklarını ilişkin işverence alınan tüm işletmesel kararlar getirtilmeli,
davacının kapsam dışı nakle tabi olarak çalıştığı dönemde 406 sayılı
Kanunun Ek 29 ve sözleşmenin 7. maddeleri uyarınca aynı statüde kamuda
çalışan ve 399 sayılı KHK nun ek II. cetveline tabi çalışanlara uygulanan
artışlardan yararlandırılıp yararlandırılmadığı, artış yapılıp yapılmadığı,
yapılan artışın tebliğlerle getirilen artışların altında kalıp kalmadığı,
tebliğlere göre yapılacak artışları kapsayacak şekilde maaş nakil
ilmühaberinin düzenlenip düzenlenmediği, davacının fark alacağı olup
olmadığı konusunda uzman bilirkişiden rapor alınmalı ve sonucuna göre karar
verilmelidir.
Ayrıca
fark olduğu ve maaş nakil ilmühaberinin fark ücrete göre düzenlenmediği
tespit edildiği takdirde, maaş nakil ilmühaberinin gerçek ödenmesi gereken
ücrete göre düzenlenmesi gerektiğinden tespitine de karar verilmesi
gerekir. Eksik inceleme ile yazılı şekildi verilmesi hatalıdır.
Temyiz
olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA,..”
denilerek mahkemece verilen kabul kararı bozulmuştur.
Ankara
15. İş Mahkemesi bozma ilamına uyarak yargılama yapmıştır.
ANKARA
15. İŞ MAHKEMESİ: 26.03.2013 gün E: 2012/403, K: 2013/175 sayılı kararında
özetle; talep konusu uyuşmazlıkların kapsadığı dönem açısından davacının
memur olarak 657 sayılı Yasaya tabi olmak üzere çalıştığı ve statü hukukuna
tabi memur olması bakımından, uyuşmazlığın çözüm yerinin idari yargı yeri
olduğu gerekçesiyle, HMK 114/1-b maddesi göz önüne alınarak aynı yasanın
115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine karar vermiş ve verilen bu
karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Davacı
vekili bu kez aynı istemle 02.05.2013 tarihinde idari yargı yerinde dava
açmıştır.
ANKARA
13. İDARE MAHKEMESİ: 06.06.2013 gün 2013/695 sayı ile vermiş olduğu
gönderme kararında özetle; uyuşmazlıkta, davalı mevkiinde kamu kuruluşu
niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon Genel Müdürlüğü’nün olması
karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava
bulunduğundan söz edilemeyeceğinden; uyuşmazlığın çözümünde, özel hukuk
hükümlerine göre adli yargının görevli olduğunu gerekçe göstererek, 2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19.
Maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için
dosyanın Uyuşmazlık mahkemesine gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
karar verilinceye kadar davanın ertelenmesine karar vererek dosya
Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce anılan
Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda
bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
görülmediğinden esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirimi yapılan davacı tarafından, nakil sırasında düzenlenen maaş nakil
ilmühaberinde denge tazminatının, enflasyon farkının ve aldığı ikramiyenin
düzeltilmesine ve ücretine yansıtılmayan ek ödemelerinden denge tazminatını
alacağının davalıdan tahsiline ilişkindir.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146
sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin % 55
Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine
Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca, 14.11.2005
tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer
Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında
bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde memur statüsünde görev
yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın
22. maddesine göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarına naklinin yapılması
için adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve yeni görevine başlayan
davacı tarafından, 5473 sayılı Yasa uyarınca hak edilen ek ödemelerin
ödenmesi ve maaş ilmühaberinin davacının maaşına eklenmeyen ödemenin maaş
nakil ilmühaberine eklenmesi, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi
ve ödenmeyen ek ödemelerin ödenmesine karar verilmesi istemiyle dava
açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik : 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma
ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle Ankara 13. İdare Mahkemesi’nin başvurusunun kabulü ile Ankara
15. İş Mahkemesince verilen verilen görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Ankara 13. İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara
15. İş Mahkemesi’nin 26.03.2013 gün E: 2012/403, K: 2013/175 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1154
KARAR NO : 2013/1551
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu
kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında; idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava
bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk
hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
H.A.Y.
Vekili :
Av. B.Y.
Davalı :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekili :
Av. M.A.P.
O L A Y : Davalı Şirkette görev
yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasanın
22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı
16.8.2010 tarihinde 2010 tarihinde Vakıflar Genel Müdürlüğü emrine
atanmıştır.
Davacı
vekili, mevzuat ve sözleşme gereği kamuda çalışan sözleşmeli personele
ödenen ek ödemelerin müvekkiline verilmemesi sebebi ile doğan alacağın
tahsili ile kamuya nakil aşamasında düzenlenen ve müvekkilinin aldığı
ücreti gösteren maaş nakil ilmühaberine bu ek ödemeler yansıtılmadığından,
bahse konu ek ödemelerin de maaş nakil ilmühaberine ilave edilmesi
suretiyle yeniden düzenlemesi istemiyle 15.8.2012 tarihinde adli yargı
yerinde dava açmıştır.
ANKARA
11. İŞ MAHKEMESİ: 20.2.2013 gün ve E:2012/762, K:2013/173 sayı ile,
uyuşmazlığın 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek.II cetvelinde yer
alan ve sözleşme sonucu hissesi devredilen davalı Kurumdan Tip 2 sözleşmesi
ile nakle tabi olarak çalışan davacının, davalının özelleştirmeden önce
tabi olduğu ve özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 Sayılı Kanunun
Ek 29. Maddesi kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375
sayılı KHK.nin Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK’nin Ek II cetvelinde yer alan
Kurumlarda çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp
yararlanamayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren
nakil maaş ihmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği
noktasında toplanmakta olduğu; normatif dayanakların, 406 Sayılı Kanunun Ek
29. Maddesi, 375 sayılı KHK. nin Ek 3. maddesi, 399 sayılı KHK nin Ek II
cetveli ve bu Kanun Hükmünde Kararnamelere dayanılarak çıkarılan 2006/1
sayılı tebliğ yanında, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri olduğu, yasal
düzenleme, sözleşmedeki hükümler dikkate alındığında, davalı Kurumda
özelleştirme öncesi kapsam dışı olarak çalışan ve 399 sayılı KHK
hükümlerine tabi olarak ücreti belirlenen davacının özelleştirme sonrasında
çalıştıktan sonra nakledildiği tarihe kadar kamuda aynı statüde çalışanlar
için getirilen özlük haklarından yararlandırılarak, nakil edildiklerinde
haklarının korunmasının amaçlanmış olduğu, kısaca kapsam dışı olarak kamuda
çalışmış gibi sayılmakta olduğu, 406 Sayılı Yasa hükümleri ile tanınan
ayrıcalıkların sonucu olarak bünyesinde belli süre ile çalışmaya devam eden
söz konusu personelin kamu kurumlarına naklen atanmasının sağlanması
amacıyla kimi görevler yüklendiği, davalı şirketin Telekomünikasyon Kurumu
ile Türk Telekom arasında imzalanan "Telekomünikasyon Hizmetlerinin
Yürütülmesine İlişkin İmtiyaz Sözleşmesi" ile belli bir kamu hizmetini
yürütmek görev ve yetkisi ile donatıldığı, bazı kamusal görevler yüklenen
davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında tesis ettikleri işlemlerin
idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden kaynaklanan
uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu, statü hukuku
hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personelin, özelleştirme sonrası
belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş
sözleşmesi kapsamında çalıştırılmakta, nakledildiğinde tekrar statü hukuku
kapsamına girdiği, davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı
şirkete davacının ücreti konusunda " artış oranının kamudaki memur
maaş artış oranında " olacağı yönünde hükümlülük getirdiği gibi 406
sayılı yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete hak sahibi personeli Devlet
Personel Başkanlığına bildirilmesi, bildirim ile beraber personelin
nakledileceği kamu kurumundan yararlanacağı parasal haklara esas olmak
üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelinin ilişiğinin
kesilmesi gibi işlemler yapıldığı, bu işlemlerin idare hukuku alanında
hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kuramdaki
statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin
kamu personeli hakkında ve idare hukuku tesis edilmiş birer idari işlem
niteliğinde olduğu, idari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı
yerinde değil idari yargı yerinde çözülmesi gerektiğinin anlaşıldığı
gerekçesiyle; davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden REDDİNE karar
vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez, aynı istemle İdari Yargı yerinde
dava açmıştır.
ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ: 8.5.2013 gün ve E:2013/498
sayı ile, 406 sayılı Kanunun değişik 1. maddesinin 7. fıkrasında “Türk
Telekom, bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir anonim şirketi olduğu,
bu kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil,
sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve
ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz” hükmüne yer
verilerek Türk Telekom’a özgü farklı bir statü oluşturduğu, aynı Kanunun
4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde de Türk Telekomdaki kamu payı
%50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine
atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve
en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartlarının aranacağı, bunların
dışında kalan personelin iş mevzuatı uyarınca istihdam edileceği ve iş
mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartların Yönetim
Kurulu tarafından tayin olunacağının hükme bağlandığı, ayrıca, Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’nin özelleştirme kapsamında iken %55 oranındaki
hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmesi için 01.07.2005
tarihinde yapılan ihale sonucunda 2005/9146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
doğrultusunda şirketin %55 oranındaki hissesi satılarak 14.11.2005
tarihinde Oger firmasına devredildiği, şirketin kamusal niteliğinin ortadan
kalktığı buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın
açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında
açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan;
uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı
yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle, 2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi
uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesince
karar verilinceye kadar ertelenmesine, karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME:İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre
başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosya aslının Mahkemece, ekinde iş
mahkemesinin kararının kesinleşme şerhli örneğinin de temin edilerek
Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; mevzuat
ve sözleşme gereği kamuda çalışan sözleşmeli personele ödenen ek ödemelerin
verilmemesi sebebi ile doğan alacağın tahsili ile kamuya nakil aşamasında
düzenlenen maaş nakil ilmühaberine bu ek ödemeler yansıtılmadığından, bahse
konu ek ödemelerin de maaş nakil ilmühaberine ilave edilmesi suretiyle
yeniden düzenlemesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde
çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde
çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün
aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan 4502
sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22. maddenin
(a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl
tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür
ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve
Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam
edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen
hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri
uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam
edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar
Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmüne yer verilmiş; bu bent
hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; “a)
Personelin statüsü: (Ek ibare: 12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu
payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu
üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına
sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır.
(Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında
kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre
istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından
tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında
da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin
kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı
kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle 15.8.2012 tarihinde dava
açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği
taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde
adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle Ankara 5. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Ankara 11.
İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 5.
İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 11. İş Mahkemesinin
20.2.2013 gün ve E:2012/762, K:2013/173 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1310
KARAR NO : 2013/1567
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesi
uyarınca başka kuruma nakledilen davacının, özelleştirme tarihinden sonra
tesis edilen işlemin iptali istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.K.
Vekili :
Av. N.P.
Davalı :
Türk Telekom A.Ş.
Vekili :
Av. M.D.
O L A Y : İl Telekom
Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen davacı 16.8.2010 tarihinde Malatya Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü
emrine atanmıştır.
Davacı vekili maaş nakil ilmühaberinin iptali ve
düzeltilmesi ile eksik ödemelerin geriye dönük olarak tamamının yürütülecek
yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
MALATYA İDARE MAHKEMESİ: 16.3.2011 gün ve
E:2011/821, K:2011/698 sayı ile, 406 sayılı Kanunun değişik 1. maddesinin
7. fıkrasında Türk Telekomun, bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir
anonim şirketi olduğu, bu kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi
teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu
kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom’a
uygulanmayacağı hükmüne yer verilerek Türk Telekom’a özgü farklı bir statü
oluşturduğu, aynı Kanunun 4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde de
Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim
Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel
şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartlarının
aranacağı, bunların dışında kalan personelin iş mevzuatı uyarınca istihdam
edileceği ve iş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartların Yönetim Kurulu tarafından tayin olunacağının hükme bağlandığı,
ayrıca, Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin özelleştirme kapsamında iken %55
oranındaki hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmesi için
01.07.2005 tarihinde yapılan ihale sonucunda 2005/9146 sayılı Bakanlar
Kurulu Kararı doğrultusunda şirketin %55 oranındaki hissesi satılarak
14.11.2005 tarihinde Oger firmasına devredildiği, şirketin kamusal
niteliğinin ortadan kalktığı buna göre, iptali istenilen işlemin tesis
edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu
niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin olması karşısında, idari
yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek
olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve
çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın adli
yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, davanın görev
yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
MALATYA 2. İŞ MAHKEMESİ: 10.7.2013 gün ve E:2013/198
sayı ile, Uyuşmazlığın 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu
hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak
çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve
özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi
kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK.’un
Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK.’un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda
çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp
yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren
nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği
noktasında toplandığı, davanın devamı sırasında YGHK’nin 26.12.2012 gün ve
2012/9-1518-1388 E-K sayılı içtihadı birleştirme kararı verildiği, görülen
davada HMK’nun 114/1-b maddesi gereğince yargı yolunun caiz olmadığı ve
davaya idare mahkemelerince bakılması gerektiği gerekçesiyle görevli
merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Adli Yargı Mahkemesince, 2247
sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, adli yargı
dosyasının Mahkemece, ekinde idari yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin iptali ile, geriye dönük eksik ödemelerinin tamamının
yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin
(b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom
çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim
Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen
asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde
Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için
Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret,
harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali
ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…” denilerek, yasakoyucu
tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile
kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği
taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde
adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle Malatya 2. İş Mahkemesinin
başvurusunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Malatya 2. İş Mahkemesi’nin başvurusunun reddine,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1311
KARAR NO : 2013/1568
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesi
uyarınca başka kuruma nakledilen davacının, özelleştirme tarihinden sonra
tesis edilen işlemin iptali istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
E.Ç.
Vekili :
Av. N.P.
Davalı :
Türk Telekom A.Ş.
Vekili :
Av. M.D.
O L A Y : İl Telekom
Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen davacı 3.8.2010 tarihinde Malatya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
emrine atanmıştır.
Davacı vekili maaş nakil ilmühaberinin iptali ve
düzeltilmesi ile eksik ödemelerin geriye dönük olarak tamamının yürütülecek
yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
MALATYA İDARE MAHKEMESİ: 10.2.2011 gün ve
E:2011/267, K:2011/358 sayı ile, 406 sayılı Kanunun değişik 1. maddesinin
7. fıkrasında Türk Telekomun, bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir
anonim şirketi olduğu, bu kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi
teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu
kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom’a
uygulanmayacağı hükmüne yer verilerek Türk Telekom’a özgü farklı bir statü
oluşturduğu, aynı Kanunun 4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde de
Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom
Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme
genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme
şartlarının aranacağı, bunların dışında kalan personelin iş mevzuatı
uyarınca istihdam edileceği ve iş mevzuatına göre istihdam edilenlere
ilişkin kayıt ve şartların Yönetim Kurulu tarafından tayin olunacağının
hükme bağlandığı, ayrıca, Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin özelleştirme
kapsamında iken %55 oranındaki hissesinin blok olarak satışı suretiyle
özelleştirilmesi için 01.07.2005 tarihinde yapılan ihale sonucunda
2005/9146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı doğrultusunda şirketin %55
oranındaki hissesi satılarak 14.11.2005 tarihinde Oger firmasına devredildiği,
şirketin kamusal niteliğinin ortadan kalktığı buna göre, iptali istenilen
işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu
kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin olması karşısında,
idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz
etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm
ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın adli
yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, davanın görev
yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
MALATYA 2. İŞ MAHKEMESİ: 10.7.2013 gün ve E:2013/196
sayı ile, Uyuşmazlığın 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu
hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak
çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve
özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi
kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK.’un
Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK.’un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda
çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp
yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren
nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği
noktasında toplandığı, davanın devamı sırasında YGHK’nin 26.12.2012 gün ve
2012/9-1518-1388 E-K sayılı içtihadı birleştirme kararı verildiği, görülen
davada HMK’nun 114/1-b maddesi gereğince yargı yolunun caiz olmadığı ve
davaya idare mahkemelerince bakılması gerektiği gerekçesiyle görevli
merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Adli Yargı Mahkemesince, 2247
sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, adli yargı
dosyasının Mahkemece, ekinde idari yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin iptali ile, geriye dönük eksik ödemelerinin tamamının
yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece,
Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346
sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli ve 697
sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna
atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12
md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir.
İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim
Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin
ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının
aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu
tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği
taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde
adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle Malatya 2. İş Mahkemesinin
başvurusunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Malatya 2. İş Mahkemesi’nin başvurusunun reddine,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1312
KARAR NO : 2013/1569
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesi
uyarınca başka kuruma nakledilen davacının, özelleştirme tarihinden sonra
tesis edilen işlemin iptali istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.A.
Vekili :
Av. B.Y.
Davalı :
Türk Telekom A.Ş.
Vekili :
Av. M.E.
O L A Y : İl Telekom
Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen davacı 24.3.2010 tarihinde Ulaştırma Bakanlığı emrine
atanmıştır.
Davacı vekili maaş nakil ilmühaberinin iptali ve
düzeltilmesi ile eksik ödemelerin geriye dönük olarak tamamının yürütülecek
yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 6. İŞ MAHKEMESİ: 10.4.2013 gün ve E:2011/134,
K:2013/394 sayı ile, Uyuşmazlığın 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu
hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak
çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve
özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi
kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK.’un
Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK.’un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda
çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp
yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren
nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği
noktasında toplandığı, davanın devamı sırasında YGHK’nin 26.12.2012 gün ve
2012/9-1518-1388 E-K sayılı içtihadı birleştirme kararı verildiği, görülen
davada HMK’nun 114/1-b maddesi gereğince yargı yolunun caiz olmadığı ve
davaya idare mahkemelerince bakılması gerektiği gerekçesiyle davanın
usulden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde
dava açmıştır.
ANKARA 13. İDARE MAHKEMESİ: 11.7.2013 gün ve E:2013/774
sayı ile, 406 sayılı Kanunun değişik 1. maddesinin 9. fıkrasında “Türk
Telekomun, bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir anonim şirketi
olduğu, bu kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de
dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş
ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz” hükmüne yer
verilerek Türk Telekom’a özgü farklı bir statü oluşturduğu, aynı Kanunun
4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde de Türk Telekomdaki kamu payı
%50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine
atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve
en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartlarının aranacağı, bunların
dışında kalan personelin iş mevzuatı uyarınca istihdam edileceği ve iş
mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartların Yönetim
Kurulu tarafından tayin olunacağının hükme bağlandığı, ayrıca, Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’nin özelleştirme kapsamında iken %55 oranındaki
hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmesi için 01.07.2005
tarihinde yapılan ihale sonucunda 2005/9146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
doğrultusunda şirketin %55 oranındaki hissesi satılarak 14.11.2005
tarihinde Oger firmasına devredildiği, şirketin kamusal niteliğinin ortadan
kalktığı buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın
açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında
açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan;
uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı
yerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın adli yargının görev alanına
girdiği sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş
ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin
belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine, dosya
incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar
ertelenmesine, karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı
Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı
dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin iptali ile, geriye dönük eksik ödemelerinin tamamının
yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti
Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı
Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla
değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin
hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon
hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından
yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde
çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı
Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve
sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil
ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği
taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde
adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle Ankara 13. İdare Mahkemesinin
başvurusunun kabulü ile Ankara 6. İş Mahkemesinin görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ankara 13. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile
Ankara 6. İş Mahkemesinin 10.4.2013 gün ve E:2011/134, K:2013/394 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1314
KARAR NO : 2013/1571
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Aracının
yaptığı kaza nedeniyle davacının uğradığı zararın idarece giderilmesi
istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : M.B.Y.
Vekili :
Av. M.Ş.
Davalı :
Altındağ Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av. İ.G.
O L A Y : Davacı vekili, dava
dilekçesinde, müvekkilinin mülkiyetinde olan 37....... plaka sayılı aracın,
9.4.2011 tarihinde Ulucanlar Caddesinden Ses Sokak istikametine
gitmekteyken, davalı kurumun sorumlu olduğu logar kapağına çarparak
hasarlandığını; toplam 2.347,50 TL maddi hasar meydana geldiğini ileri
sürerek, fazlaya yönelik hakları saklı kalmak kaydıyla, maddi tazminatın
kaza tarihi olan 9.4.2011 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte
ödenmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 1. SULH HUKUK MAHKEMESİ: 12.7.2012 gün ve
E:2012/640, K:2012/1100 sayı ile, davanın, hizmet kusuru nedeniyle verilen
hasarın tazmini istemi ile açılmış bir tazminat davası olup, kamu hizmeti
görmekle yükümlü Belediye, kamu hizmeti sırasında verdiği zarardan dolayı
özel hukuk hükümlerine tabi olmadığından bu tür davalara bakmanın yargı
yolu bakımından İdari Yargının görevinde olduğu anlaşıldığından
mahkemelerinin görevsizliğine, dava dilekçesinin yargı yolu bakımından
reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle İdari yargı yerinde
dava açmıştır.
ANKARA 9. İDARE MAHKEMESİ: 16.5.2013 gün ve E:2012/1370
sayı ile, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110.
maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir konuda İdare Mahkemesi’nin
davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde,
bahsi geçen Kanun maddesinin Karayolları nda, can ve mal güvenliği yönünden
trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak
önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve
yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili
kuruluşları ve bunların görev ve yetki ve sorumlulukları ile, çalışma
usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak
sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu;
meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan davanın da adli yargı
yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle, 2247 sayılı
Yasa’nın 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: İdare mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın
19. maddesinde öngörülen durumun aksine, adli yargı kararının kesinleşme
durumu açıklığa kavuşturulmadan başvurulduğu görülmekte ise de; Başkanlık
yazısıyla, adli yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir
örneğinin Mahkemesinden istenildiği
ve sonuçta usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından,
adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının görevli
olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
aracının yaptığı kaza nedeniyle davacının uğradığı zararın idarece
giderilmesi isteminden ibarettir.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının
Karayolları nda can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve
trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek
olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili
kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve
denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk,
çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun Karayolları
nda uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları
trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın, gerekli görülen
kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve
yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri
arasında olduğu belirtilmiştir.
Öte
yandan 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde
“İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların
sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan
sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi
olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana
gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Motorlu
araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının
merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu
yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer
mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu
maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği
tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış
bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, dava dosyasında mevcut bilgi
ve belgelerin incelenmesi sonucunda; vasıtanın geçirdiği trafik kazası
neticesinde hasarlandığı, bahis konusu olay neticesinde vasıtada 2.347,50
TL’lik hasarın meydana geldiği; olayın meydana gelişinde davalı idarenin
yol kusurunun bulunduğu, meydana gelen hasar nedeniyle kusur nispetine göre
yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemiyle davanın açılmış olduğu
anlaşılmaktadır.
Belediye aleyhine idare mahkemesinde açılan başka
bir tazminat talepli tam yargı davasında, İdare Mahkemesi 2918 sayılı
Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin
Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemesinin bu iki cümlenin
iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 8.12.2011
gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı; 8.11.2012 gün ve E:2012/118, K:2012/170
sayılı ve 28.5.2013 gün ve E:2013/59, K:2013/68 sayılı aynı içerikli
kararları ile; “2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan
sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda
bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili
mahkeme değildir.
Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği
nedeniyle reddi gerekir.” kararına
varmıştır.
Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde
yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir konuda
İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları
gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayolları nda, can ve mal
güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren
tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili
kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve
denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları
ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası
nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının
görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın
da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Ankara 9. İdare Mahkemesinin
başvurusunun kabulü ile, Ankara 1. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ankara 9. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile,
Ankara 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 12.7.2012 gün ve E:2012/640, K:2012/1100
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde Üyelerden
Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU VE OY ÇOKLUĞU İLE karar verildi.
KARŞI OY
Davalı
Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu
meydana gelen kazada, davacının uğradığı maddi zararın tazmini istemi ile
Adli Yargı İlk Derece Mahkemesinde dava açılmış,
Yargılama
sonucunda "idarenin hizmet kusuruna dayalı açılan davaların tam yargı
davası niteliğinde bulunduğu, idari Yargıda açılması gerektiği"
gerekçesi ile dava dilekçesi yargı yolu yönünden reddedilmiş,
Kararın
kesinleşmesi üzerine bu kez davacı vekili aynı istekle İdari Yargıda dava
ikame etmiş,
İdare
Mahkemesi de yargılama sonucunda "uyuşmazlığın 2918 Sayılı Yasa'nın
110. maddesi gereğince Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği" gerekçesi
ile yargı yolu yönünden davanın reddine, 2247 Sayılı Yasa'nın 19.maddesi
gereğince görevli yargı kolunun belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığı'na gönderilmesine karar vermiş,
Bu
kararın da kesinleşmesi üzerine dosya Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmiş,
Yüksek Mahkemece yapılan inceleme sonucunda "2918 Sayılı Yasa'nın
110.maddesi hükümleri gözetildiğinde davanın Adli Yargıda çözümlenmesi
gerektiği" düşüncesi ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik
kararının kaldırılmasına, Adli Yargının görevli olduğuna oyçokluğuyla kesin
olarak karar verilmiştir.
Sayın
çoğunluğun uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden düşüncesine iştirak
edilmesi mümkün değildir.
Zira;
Davada,
davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu
zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir.
2918
Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu
olduğu yolları, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak,
karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri
almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş,
TC
Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış,
2577
Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava
çeşitleri arasında" sayılmıştır.
Bu
durumda belediye sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının
yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması
karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada
kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu
davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp
yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir
husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve
2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde
idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.
Sayın
çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda
Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı
KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.
11.01.2011
gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine
eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu
kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları
dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür..."
hükmü getirilmiştir.
Sayın
çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında
kalmamaktadır.
Çünkü,
2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu
araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki
sorumluluğunu düzenlemektedir.
Yasa
hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk
davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların
işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki
sorumluluğuna ilişkin davalardır.
Yasa
değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen
zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm
ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli
Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere
sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği
zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına
uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.
Açıklanan
gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da
idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı
kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta
İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E
2011/11522, K 2012/5347 sayı, E.2011/10856 K.2013/670 sayı, vs.)
Somut
uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin
hizmet kusuruna dayanmasına,
2918
Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan
zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve
çözümünü düzenleme altına almasına,
Somut
uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,
Kamu
hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet
kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının
tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve
çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre,
Uyuşmazlıkta
Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1371
KARAR NO : 2013/1574
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesi
uyarınca başka kuruma nakledilen davacının, özelleştirme tarihinden sonra
tesis edilen işlemin iptali istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
D.D.
Vekili :
Av. İ.H.G.
Davalı :
Türk Telekom A.Ş.
Vekili :
Av. Y.A.
O L A Y : İl Telekom
Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen davacı 11.7.2008 tarihinde Karayolları 16. Bölge Müdürlüğü
Etüd-proje baş mühendisliğine kontrol teknisyeni olarak atanmıştır.
Davacı vekili maaş nakil ilmühaberinin iptali ve
düzeltilmesi ile eksik ödemelerin geriye dönük olarak tamamının yürütülecek
yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
SİVAS İŞ MAHKEMESİ: 5.4.2013 gün ve E:2011/106,
K:2013/191 sayı ile, Uyuşmazlığın 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu
hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak
çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve
özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi
kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK.’un
Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK.’un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda
çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp
yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren
nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği
noktasında toplandığı gerekçesiyle davanın görev nedeniyle reddine karar
vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Bu kez davacı vekili aynı istemle İdari Yargı yerinde
dava açmıştır.
SİVAS İDARE MAHKEMESİ: 2.8.2013 gün ve E:2013/1338 sayı
ile, 406 sayılı Kanunun değişik 1. maddesinin 7. fıkrasında “Türk
Telekomun, bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir anonim şirketi
olduğu, bu kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de
dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş
ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz” hükmüne yer
verilerek Türk Telekom’a özgü farklı bir statü oluşturduğu, aynı Kanunun
4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde de Türk Telekomdaki kamu payı
%50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine
atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve
en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartlarının aranacağı, bunların
dışında kalan personelin iş mevzuatı uyarınca istihdam edileceği ve iş
mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartların Yönetim
Kurulu tarafından tayin olunacağının hükme bağlandığı, ayrıca, Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’nin özelleştirme kapsamında iken %55 oranındaki
hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmesi için 01.07.2005
tarihinde yapılan ihale sonucunda 2005/9146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
doğrultusunda şirketin %55 oranındaki hissesi satılarak 14.11.2005
tarihinde Oger firmasına devredildiği, şirketin kamusal niteliğinin ortadan
kalktığı buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın
açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında
açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan;
uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı
yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın adli
yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, 2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi
uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesince
karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı
Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı
dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin iptali ile, geriye dönük eksik ödemelerinin tamamının
yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği
taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde
adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle Sivas İdare Mahkemesinin
başvurusunun kabulü ile Sivas İş Mahkemesinin görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Sivas İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sivas
İş Mahkemesi 5.4.2013 gün ve E:2011/106, K:2013/191 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1372
KARAR NO : 2013/1575
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesi
uyarınca başka kuruma nakledilen davacının, özelleştirme tarihinden sonra
tesis edilen işlemin iptali istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.A.
Vekili :
Av. S.A.
Davalı :
Türk Telekom A.Ş.
Vekili :
Av. Y.A.
O L A Y : İl Telekom
Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen davacı 21.5.2008 tarihinde Sivas İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
emrine atanmıştır.
Davacı vekili maaş nakil ilmühaberinin iptali ve
düzeltilmesi ile eksik ödemelerin geriye dönük olarak tamamının yürütülecek
yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
SİVAS İŞ MAHKEMESİ: 5.4.2013 gün ve E:2012/157,
K:2013/196 sayı ile, Uyuşmazlığın 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu
hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak
çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve
özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi
kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK.’un
Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK.’un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda
çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp
yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren
nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği
noktasında toplandığı gerekçesiyle davanın görev nedeniyle reddine karar
vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Bu kez davacı vekili aynı istemle İdari Yargı yerinde
dava açmıştır.
SİVAS İDARE MAHKEMESİ: 2.8.2013 gün ve E:2013/1322 sayı
ile, 406 sayılı Kanunun değişik 1. maddesinin 7. fıkrasında “Türk
Telekomun, bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir anonim şirketi
olduğu, bu kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de
dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş
ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz” hükmüne yer
verilerek Türk Telekom’a özgü farklı bir statü oluşturduğu, aynı Kanunun
4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde de Türk Telekomdaki kamu payı
%50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine
atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve
en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartlarının aranacağı, bunların
dışında kalan personelin iş mevzuatı uyarınca istihdam edileceği ve iş
mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartların Yönetim
Kurulu tarafından tayin olunacağının hükme bağlandığı, ayrıca, Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’nin özelleştirme kapsamında iken %55 oranındaki
hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmesi için 01.07.2005
tarihinde yapılan ihale sonucunda 2005/9146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
doğrultusunda şirketin %55 oranındaki hissesi satılarak 14.11.2005
tarihinde Oger firmasına devredildiği, şirketin kamusal niteliğinin ortadan
kalktığı buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın
açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında
açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan;
uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı
yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın adli
yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, 2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi
uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesince
karar verilinceye kadar ertelenmesine, karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı
Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı
dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin iptali ile, geriye dönük eksik ödemelerinin tamamının
yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği
taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde
adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle Sivas İdare Mahkemesinin
başvurusunun kabulü ile Sivas İş Mahkemesinin görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Sivas İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sivas
İş Mahkemesinin 5.4.2013 gün ve E:2012/157, K:2013/196 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1373
KARAR NO : 2013/1576
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesi
uyarınca başka kuruma nakledilen davacının, özelleştirme tarihinden sonra
tesis edilen işlemin iptali istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.S.
Vekili :
Av. İ.H.G.
Davalı :
Türk Telekom A.Ş.
Vekili :
Av. Y.A.
O L A Y : İl Telekom
Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen davacı 21.7.2006 tarihinde Sivas Karayolları 16. Bölge Müdürlüğü
emrine atanmıştır.
Davacı vekili maaş nakil ilmühaberinin iptali ve
düzeltilmesi ile eksik ödemelerin geriye dönük olarak tamamının yürütülecek
yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
SİVAS İŞ MAHKEMESİ: 5.4.2013 gün ve E:2011/103,
K:2013/199 sayı ile, Uyuşmazlığın 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu
hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak
çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve
özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi
kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK.’un
Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK.’un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda
çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp
yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren
nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği
noktasında toplandığı gerekçesiyle davanın görev nedeniyle reddine karar
vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Bu kez davacı vekili aynı istemle İdari Yargı yerinde
dava açmıştır.
SİVAS İDARE MAHKEMESİ: 2.8.2013 gün ve E:2013/1343 sayı
ile, 406 sayılı Kanunun değişik 1. maddesinin 7. fıkrasında “Türk
Telekomun, bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir anonim şirketi
olduğu, bu kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de
dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş
ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz” hükmüne yer
verilerek Türk Telekom’a özgü farklı bir statü oluşturduğu, aynı Kanunun
4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde de Türk Telekomdaki kamu payı
%50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine
atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve
en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartlarının aranacağı, bunların
dışında kalan personelin iş mevzuatı uyarınca istihdam edileceği ve iş
mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartların Yönetim
Kurulu tarafından tayin olunacağının hükme bağlandığı, ayrıca, Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’nin özelleştirme kapsamında iken %55 oranındaki
hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmesi için 01.07.2005
tarihinde yapılan ihale sonucunda 2005/9146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
doğrultusunda şirketin %55 oranındaki hissesi satılarak 14.11.2005
tarihinde Oger firmasına devredildiği, şirketin kamusal niteliğinin ortadan
kalktığı buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın
açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında
açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan;
uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı
yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın adli
yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca
görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesince karar
verilinceye kadar ertelenmesine, karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı
Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı
dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin iptali ile, geriye dönük eksik ödemelerinin tamamının
yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun
önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen
kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında
bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı
uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin
kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmüne yer
verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği
taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde
adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle Sivas İdare Mahkemesinin
başvurusunun kabulü ile Sivas İş Mahkemesinin görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Sivas İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sivas
İş Mahkemesinin 5. .4.2013 gün ve E:2011/103, K:2013/199 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1379
KARAR NO : 2013/1581
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu
kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında; idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava
bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk
hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Y.K.
Vekili :
Av. N.P.
Davalı :
Türk Telekomünikasyon A.Ş. (İdari Yargıda)
(Adli
Yargıda)
Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekili :
Av. M.D.
(İhbar Edilen) Maliye Bakanlığı
Vekili :
Av. İ.T.
O L A Y :
İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen davacı, 27.8.2010 tarihinde Malatya İl Sağlık
Müdürlüğü emrine atanmıştır.
Davacı
12.10.2010 tarihli dilekçesiyle, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesini
istemiş; bu isteği zımnen reddedilmiştir.
Davacı vekili; maaş nakil bildiriminin iptaliyle ek
tazminat alacağının en son ulaştığı aylık 447 TL üzerinden ve dava açma
hakkının doğduğu tarihten itibaren ileriye yönelik olarak yasal faiziyle
birlikte davalıdan tahsiline, ek tazminat alacağı toplamı olan 11.663
TL’nin yasal faiziyle tazminine karar verilmesi istemiyle 31.1.2011
tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
MALATYA İDARE MAHKEMESİ: 9.2.2011 gün ve
E:2011/372, K:2011/391 sayı ile, özelleştirme kapsamında bulunan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden %
55'inin 14/11/2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile satılmış olduğu; bu
durumda; davalı idarenin özel hukuk tüzel kişisi olması karşısında, idari
yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan da söz
etmenin mümkün olmadığı, iş bu uyuşmazlığın görüm ve çözümünde görevli
mahkemelerin adli yargı mahkemeleri olduğu; nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesinin
07/06/2010 günlü ve E:2010/272, K:2010/129 sayılı kararının da bu yönde
olduğu gerekçesiyle; davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının
15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, bu
karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
MALATYA 2.İŞ MAHKEMESİ: 10.7.2013 gün ve E:2013/184
sayı ile, tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, kapsam
dışı nakle tabi personel ile ilgili olarak bazı kamusal görevler yüklenen
davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında tesis ettiği işlemlerin
idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden kaynaklanan
uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu, ancak davacı tarafından
daha önce idari yargıda açılan davanın görevsizlik kararı verilerek
kesinleştiği, Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un
yargı mercilerinin Uyuşmazlık Mahkemesine başvurmaları başlıklı 19.
maddesinin “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya
kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı
incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler.” hükmünü içerdiği anlaşıldığından, idari yargının
görevli olduğu kanaati ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne başvurulmasına karar vermek gerektiği gerekçesiyle,
Mahkemelerince Malatya İdare Mahkemesinin görevli olduğuna, görevli merciin
belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına, Uyuşmazlık
Mahkemesi karar sonucunun beklenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; İş Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre
başvuruda bulunulmuş olduğu, adli yargı dosyasının Mahkemece, ekinde idari
yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının
görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile
Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının görevli olduğu yolundaki
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvurunun zımnen
reddine ilişkin işlemin iptali ile, ek tazminat alacağının en son ulaştığı
aylık 447 TL üzerinden ve dava açma hakkının doğduğu tarihten itibaren
ileriye yönelik olarak yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, ek
tazminat alacağı toplamı olan 11.663 TL’nin yasal faiziyle tazminini
istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait bulunan
hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı
“Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin % 55 Oranındaki
Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair
Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli
Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer
Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406 sayılı
Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde
çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde davalı Türk Telekom A.Ş.'nde
çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın
22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve
sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil
ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yapılan başvurusunun zımnen reddine
ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu
kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan
sözetmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre
görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle, Malatya 2.İş Mahkemesinin başvurusunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Malatya 2.İş
Mahkemesinin 10.7.2013 gün ve E:2013/184, sayılı BAŞVURUSUNUN REDDİNE,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1381
KARAR NO : 2013/1583
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında; idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.T.
Vekili :
Av. N.P.
Davalı :
Türk Telekomünikasyon A.Ş. (İdari Yargıda)
Adli
Yargıda
Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekili :
Av. M.D.
(İhbar Edilen) Maliye Bakanlığı
Vekili :
Av. İ.T.
O L A Y :
İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen davacı, 27.8.2010 tarihinde Malatya İl Sağlık
Müdürlüğü emrine atanmıştır.
Davacı
12.10.2010 tarihli dilekçesiyle, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesini
istemiş; bu isteği zımnen reddedilmiştir.
Davacı
vekili; maaş nakil bildiriminin iptaliyle, ek tazminat alacağının en son
ulaştığı aylık 278.02 TL üzerinden ve dava açma hakkının doğduğu tarihten
itibaren ileriye yönelik olarak yasal faiziyle birlikte davalıdan
tahsiline, ek tazminat alacağı toplamı olan 8.761 TL’nin yasal faiziyle
tazminine karar verilmesi istemiyle 26.1.2011 tarihinde idari yargı yerinde
dava açmıştır.
MALATYA İDARE MAHKEMESİ: 17.2.2011 gün ve
E:2011/274, K:2011/420 sayı ile, özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55'inin 14/11/2005
tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile satılmış olduğu; bu durumda; davalı
idarenin özel hukuk tüzel kişisi olması karşısında, idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan da söz etmenin mümkün
olmadığı, iş bu uyuşmazlığın görüm ve çözümünde görevli mahkemelerin adli
yargı mahkemeleri olduğu; nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesinin 07/06/2010 günlü
ve E:2010/272, K:2010/129 sayılı kararının da bu yönde olduğu gerekçesiyle;
davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü
uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır. MALATYA
2.İŞ MAHKEMESİ:10.7.2013 gün ve E:2013/199 sayı ile, Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu'nun ESAS NO: 2012/9-1518 KARAR NO: 2012/1388 sayılı benzer
nitelikteki bir dosyada verdiği kararda,"...Hukuk Genel Kurulu'nda
yapılan görüşmeler sırasında 5473 sayılı Kanuna dayalı olarak denge tazminatından
kaynaklanan fark ücret alacağına ilişkin davalarda adli yargı
mahkemelerinin görevli olup olmadığı hususu ön sorun olarak
değerlendirilmiştir...O halde, imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetini
yürütmekle görevli ve yetkili kılınması nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel
kişilerinden farklı olarak kimi kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere
tabi olan, 406 sayılı Yasa hükümleri ile kamu kuramlarına nakil hakkı
bulunan diğer bir ifade ile kapsam dışı nakle tabi personeli ile ilgili
olarak bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri
kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu
işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu
kabul edilmelidir. / Somut uyuşmazlıkta özelleştirmeden önce statü hukuku
hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personel, özelleştirme sonrası
belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş
sözleşmesi kapsamında çalıştırılmakta, nakledildiğinde tekrar statü hukuku
kapsamına girmektedir. Davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde,
davalı şirkete davacının ücreti konusunda “artış oranının, kamudaki memur
maaş artış oranında" olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406
sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet
Personel Başkanlığına bildirmesi; bildirim ile beraber personelin
nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere
memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi; personelin ilişiğinin kesilmesi
gibi işlemler yaptırıldığı görülmektedir. Bu işlemlerin idare hukuku
alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri
kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu
işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş
birer idari işlem niteliğinde oldukları açık olup, idari işlemlerle ilgili
uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi
ve 5473 sayılı Kanundan kaynaklanan ek ödeme alacağının tahsili istemiyle,
anılan İdareye karşı açılan davalarda, idari yargı yerinin görevli olduğu
kabul edilmelidir. / Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun
07.04.2011 gün 2011/55, 2011/205 K. sayılı kararında da kamusal görevler
yüklenen davalı şirketin bu görevleri kapsamında 5473 sayılı Kanun gereği
tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden
kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğuna karar
verilmiştir. / Bu durumda mahkemece; somut uyuşmazlıkta idari yargı
mahkemelerinin görevli olduğunun kabulü ile bu doğrultuda karar verilmesi
gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile önceki kararda direnilmesi usul ve
yasaya aykırıdır..." gerekçesi ile idari yargının görevli olduğu
görüşünü benimsemiş olduğu; tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi
sonucunda, kapsam dışı nakle tabi personel ile ilgili olarak bazı kamusal
görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında tesis
ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden
kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu, ancak
davacı tarafından daha önce idari yargıda açılan davanın görevsizlik kararı
verilerek kesinleştiği, Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi
Hakkında Kanun'un Yargı merciilerinin uyuşmazlık mahkemesine başvurmaları
başlıklı 19. Maddesinin "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen
bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii
davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa,
gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin
karar vermesine değin erteler." hükmünü içerdiği anlaşıldığından,
idari yargının görevli olduğu kanaati ile görevli merciin belirtilmesi için
Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına karar verildiği gerekçesiyle;
görevli merciin belirtilmesi için UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ'NE başvurulmasına,
kesinleşen İdare Mahkemesi dosyası aslı ile birlikte mahkemeleri dosyasının
Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine ve Uyuşmazlık Mahkemesi karar
sonucunun beklenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; İş Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre
başvuruda bulunulmuş olduğu, adli yargı dosyasının Mahkemece, ekinde idari
yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının görevli
olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvurunun zımnen
reddine ilişkin işlemin iptali ile ek tazminat alacağının yasal faiziyle
birlikte tazminini istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146
sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin % 55
Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine
Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca, 14.11.2005
tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer
Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare: 12.5.2001-4673/6.
md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk
Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna
atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12
md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir.
İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim
Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci
paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık
ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından
tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği
açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 29.1.2000 tarihi
ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004 tarihleri arasında
geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin
genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde davalı Türk Telekom A.Ş.'nde
çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın
22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve
sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil
ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yapılan başvurusunun zımnen reddine
ilişkin işlemin iptali ile ek tazminat alacağının yasal faiziyle birlikte
tazminini istemiyle 26.1.2011 tarihinde dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle, Malatya 2.İş Mahkemesinin başvurusunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Malatya 2.İş
Mahkemesinin 10.7.2013 gün ve E:2013/199 sayılı BAŞVURUSUNUN REDDİNE,
11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1390
KARAR NO : 2013/1588
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında; idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.K.
Vekili :
Av. S.A.
Davalı :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekilleri
: Av. Y.A., Av. G.G.P.
O L A Y : İl Telekom
Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen davacı 29.3.2010 tarihinde Sivas İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
emrine atanmıştır.
Davacı vekili, müvekkilinin davalı kurum tarafından
bildirilen nakil ücretinin tam olarak hesaplanmasına ve maaş nakil
ilmühaberinin iptal edilerek yeniden düzenlenmesine, atandığı kurumda
göreve başladığı tarihe kadar hak etmiş olup kendisine ödenmeyen yıllar
itibariyle değişen oranlarda ek ödeme ve denge tazminatlarının fazlaya
ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 200,00 TL TL alacağın faizi
ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle 13.4.2012
tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.
SİVAS İŞ MAHKEMESİ: 5.4.2013 gün ve E:2012/158,
K:2013/195 sayı ile, Uyuşmazlığın 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu
hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak
çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve
özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi
kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK.’un
Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK.’un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda
çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp
yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren nakil
maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği noktasında
toplandığı; gerek yasal düzenleme ve gerekse sözleşmedeki
hükümler dikkate alındığında, davalı kurumda özelleştirme öncesi kapsam
dışı olarak çalışan ve 399 sayılı KHK hükümlerine tabi olarak ücreti
belirlenen davacının özelleştirme sonrası çalıştıktan sonra nakledildiği
tarihe kadar kamuda aynı statüde çalışanlar için getirilen özlük
haklarından yararlandırılarak, nakil edildiklerinde haklarının korunmasının
amaçlandığı; kısaca davacının kapsamdışı olarak kamuda çalışmış gibi
sayıldığı; Danıştay İdari Dava Daireleri'nin 07/04/2011 gün ve 2011/55-205
sayılı kararına göre uyuşmazlığın idari yargıda görülmesinin gerektiği;
özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki
personelin, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel
hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırıldığı,
nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girdiği; davacının iş
sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda
“artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında” olacağı yönünde
yükümlülük getirildiği gibi, 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı
şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel başkanlığına bildirmesi, bildirim
ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal
haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi,
personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığının görüldüğü; bu
işlemlerin idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili
personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal
haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve
idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde
oldukları; idari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde
değil, idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği; Yargıtay 9 Hukuk
Dairesinin 2012/13660 Esas 2012/20242 Karar sayılı içtihadının da bu yönde
olduğu gerekçesiyle; uyuşmazlığın İdari Yargının görevi dahilinde olması
nedeniyle HMK 114/1-b maddesi uyarınca HMK 115/2 maddesi uyarınca davanın reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Bu kez davacı vekili aynı istemle İdari Yargı yerinde
dava açmıştır.
SİVAS İDARE MAHKEMESİ: 2.8.2013 gün ve E:2013/1321 sayı
ile, özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı
hazineye ait bulunan hisselerden %55'inin, Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005
tarih ve 2005/9146 sayılı kararı ile 14.11.2005 tarihli Hisse Devir
Sözleşmesi ile satılmış olduğu; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete
ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceği; olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde, bu kuruluşta çalışmakta iken
406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine
göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu
emrine atanan davacı tarafından; Türk Telekom Anonim Şirketinde çalıştığı
dönemlerde 2006 yılından beri hak etmiş olduğu ek ödeme ve denge tazminatının
yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle dava açıldığı; buna göre,
davacının tazminat talep ettiği dönemde davalı mevkiinde kamu kuruluşu
niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari
yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek
olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve
çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı; nitekim;
Uyuşmazlık Mahkemesinin (Hukuk Bölümü) 08.04.2013 tarih ve 2013/82,
K:2013/502 sayılı kararının da bu doğrultuda olduğu gerekçesiyle; 2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19.
maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık
Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine, karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine
göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde
adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve
usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ücretinin tam olarak hesaplanmasına ve maaş nakil ilmühaberinin iptal
edilerek yeniden düzenlenmesine, atandığı kurumda göreve başladığı tarihe
kadar hak etmiş olup kendisine ödenmeyen, yıllar itibariyle değişen
oranlarda ek ödeme ve denge tazminatlarına ilişkin alacaklarının tahsiline
karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde
çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün
aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom; telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev
sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten sonra, anılan (c)
bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa ile
eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı %50’nin altına
düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003 tarihinden önce de
olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı Yasa’nın Geçici 3. maddesi
ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK’nin ekindeki “B-Kamu
İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden
çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl
tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür
ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve
Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda
istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda
öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmüne yer verilmiş; bu
bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda;
“a) Personelin statüsü: (Ek ibare: 12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki
kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu
üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına
sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır.
(Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında
kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre
istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından
tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında
da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin
kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı
kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık
ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile
diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…” denilerek,
yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar
ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde davalı şirkette çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı
tarafından; maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi, ödenmeyen alacaklarının
tahsili istemiyle13.4.2012 tarihinde dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle Sivas İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sivas İş
Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Sivas İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Sivas İş
Mahkemesinin 5.4.2013 gün ve E:2012/158, K:2013/195 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1391
KARAR NO : 2013/1589
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında; idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A.E.
Vekili :
Av. İ.H.G.
Davalı :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekilleri
: Av. Y.A., Av. G.G.P.
O L A Y : İl Telekom
Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen davacı 24.05.2006 tarihinde Karayolları 16. Bölge Müdürlüğü
Trafik Baş Mühendisliğine Elektronik Teknisyeni olarak atanmıştır.
Davacı vekili, müvekkilinin maaş nakil ilmühaberinin
mevzuata uygun düzenlenmemesinin tespiti ile maaşına esas olmak üzere
bildirilen net ücrete 2006 yılı Şef Teknisyen unvanları için belirlenen ek
ödemenin eklenerek yeniden düzenlenmesi ve kurumuna bildirilmesi ile davalı
kurumda çalışmış olduğu süreler içerisinde 2006 yılından beri hak etmiş
olup da kendisine ödenmeyen yıllar itibari ile değişen oranlarda ek ödeme
ve denge tazminatlarının fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak
koşulu ile 200 TL alacağın, ödenmesi gereken tarihten işleyecek faizi ile
birlikte hesaplanarak ödenmesine karar verilmesi istemiyle 1.3.2011
tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.
SİVAS İŞ MAHKEMESİ: 5.4.2013 gün ve E:2011/104,
K:2013/200 sayı ile, Uyuşmazlığın 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu
hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak
çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve
özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi
kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK.’un
Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK.’un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda
çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp yararlanmayacağı,
nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren nakil maaş
ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği noktasında
toplandığı; gerek yasal düzenleme ve gerekse sözleşmedeki
hükümler dikkate alındığında, davalı kurumda özelleştirme öncesi kapsam
dışı olarak çalışan ve 399 sayılı KHK hükümlerine tabi olarak ücreti
belirlenen davacının özelleştirme sonrası çalıştıktan sonra nakledildiği
tarihe kadar kamuda aynı statüde çalışanlar için getirilen özlük
haklarından yararlandırılarak, nakil edildiklerinde haklarının korunmasının
amaçlandığı; kısaca davacının kapsamdışı olarak kamuda çalışmış gibi
sayıldığı; Danıştay İdari Dava Daireleri'nin 07/04/2011 gün ve 2011/55-205
sayılı kararına göre uyuşmazlığın idari yargıda görülmesinin gerektiği;
özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki
personelin, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel
hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırıldığı,
nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girdiği; davacının iş
sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda
“artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında” olacağı yönünde
yükümlülük getirildiği gibi, 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete,
hak sahibi personeli Devlet Personel başkanlığına bildirmesi, bildirim ile
beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal
haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi,
personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığının görüldüğü; bu
işlemlerin idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili
personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal
haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve
idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde
oldukları; idari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde
değil, idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği; Yargıtay 9 Hukuk
Dairesinin 2012/13660 Esas 2012/20242 Karar sayılı içtihadının da bu yönde
olduğu gerekçesiyle; uyuşmazlığın İdari Yargının görevi dahilinde olması
nedeniyle HMK 114/1-b maddesi uyarınca HMK 115/2 maddesi uyarınca davanın reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Bu kez davacı vekili aynı istemle İdari Yargı yerinde
dava açmıştır.
SİVAS İDARE MAHKEMESİ: 2.8.2013 gün ve E:2013/1337 sayı
ile, özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı
hazineye ait bulunan hisselerden %55'inin, Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005
tarih ve 2005/9146 sayılı kararı ile 14.11.2005 tarihli Hisse Devir
Sözleşmesi ile satılmış olduğu; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete
ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceği; olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde, bu kuruluşta çalışmakta iken
406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine
göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu
emrine atanan davacı tarafından; Türk Telekom Anonim Şirketinde çalıştığı
dönemlerde 2006 yılından beri hak etmiş olduğu ek ödeme ve denge tazminatının
yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle dava açıldığı; buna göre,
davacının tazminat talep ettiği dönemde davalı mevkiinde kamu kuruluşu
niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari
yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek
olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve
çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı; nitekim;
Uyuşmazlık Mahkemesinin (Hukuk Bölümü) 08.04.2013 tarih ve 2013/82,
K:2013/502 sayılı kararının da bu doğrultuda olduğu gerekçesiyle; 2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19.
maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesince
karar verilinceye kadar ertelenmesine, karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine
göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde
adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve
usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay
Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; davalı
kurumda çalışmış olduğu süreler içerisinde, 2006 yılından beri hak etmiş
olup da kendisine ödenmeyen ek ödeme ve denge tazminatlarının faizi ile
birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca, 14.11.2005
tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer
Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde davalı şirkette çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı
tarafından; kendisine ödenmeyen ek ödeme ve denge tazminatlarının faizi ile
birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle 1.3.2011 tarihinde dava
açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle Sivas İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sivas İş
Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Sivas İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Sivas İş
Mahkemesinin 5.4.2013 gün ve E:2011/104, K:2013/200 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1392
KARAR NO : 2013/1590
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında; idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
S.A.
Vekili :
Av. İ.H.G.
Davalı :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekilleri
: Av. Y.A., Av. G.G.P.
O L A Y : İl Telekom
Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen davacı 24.03.2009 tarihinde Sivas İl Milli Eğitim Müdürlüğü
emrine atanmıştır.
Davacı vekili, müvekkilinin maaş nakil ilmühaberinin
mevzuata uygun düzenlenmemesinin tespiti ile maaşına esas olmak üzere
bildirilen net ücrete 2010 yılı Teknisyen unvanları için belirlenen ek
ödemenin eklenerek yeniden düzenlenmesi ve kurumuna bildirilmesi ile davalı
kurumda çalışmış olduğu süreler içerisinde 2006 yılından beri hak etmiş
olup da kendisine ödenmeyen yıllar itibari ile değişen oranlarda ek ödeme
ve denge tazminatlarının fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak
koşulu ile 200 TL alacağın, ödenmesi gereken tarihten işleyecek faizi ile
birlikte hesaplanarak ödenmesine karar verilmesi istemiyle 28.2.2011
tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.
SİVAS İŞ MAHKEMESİ: 5.4.2013 gün ve E:2011/98,
K:2013/201 sayı ile, Uyuşmazlığın 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu
hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak
çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve
özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi
kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK.’un
Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK.’un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda
çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp
yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren nakil
maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği noktasında
toplandığı; gerek yasal düzenleme ve gerekse sözleşmedeki
hükümler dikkate alındığında, davalı kurumda özelleştirme öncesi kapsam
dışı olarak çalışan ve 399 sayılı KHK hükümlerine tabi olarak ücreti
belirlenen davacının özelleştirme sonrası çalıştıktan sonra nakledildiği
tarihe kadar kamuda aynı statüde çalışanlar için getirilen özlük
haklarından yararlandırılarak, nakil edildiklerinde haklarının korunmasının
amaçlandığı; kısaca davacının kapsamdışı olarak kamuda çalışmış gibi
sayıldığı; Danıştay İdari Dava Daireleri'nin 07/04/2011 gün ve 2011/55-205
sayılı kararına göre uyuşmazlığın idari yargıda görülmesinin gerektiği;
özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki
personelin, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel
hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırıldığı,
nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girdiği; davacının iş
sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda
“artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında” olacağı yönünde
yükümlülük getirildiği gibi, 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı
şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel başkanlığına bildirmesi, bildirim
ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal
haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi,
personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığının görüldüğü; bu
işlemlerin idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili
personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal
haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve
idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde
oldukları; idari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde
değil, idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği; Yargıtay 9 Hukuk
Dairesinin 2012/13660 Esas 2012/20242 Karar sayılı içtihadının da bu yönde
olduğu gerekçesiyle; uyuşmazlığın İdari Yargının görevi dahilinde olması
nedeniyle HMK 114/1-b maddesi uyarınca HMK 115/2 maddesi uyarınca davanın reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Bu kez davacı vekili aynı istemle İdari Yargı yerinde
dava açmıştır.
SİVAS İDARE MAHKEMESİ: 2.8.2013 gün ve E:2013/1342 sayı
ile, özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı
hazineye ait bulunan hisselerden %55'inin, Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005
tarih ve 2005/9146 sayılı kararı ile 14.11.2005 tarihli Hisse Devir
Sözleşmesi ile satılmış olduğu; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete
ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceği; olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde, bu kuruluşta çalışmakta iken
406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine
göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu
emrine atanan davacı tarafından; Türk Telekom Anonim Şirketinde çalıştığı
dönemlerde 2006 yılından beri hak etmiş olduğu ek ödeme ve denge tazminatının
yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle dava açıldığı; buna göre,
davacının tazminat talep ettiği dönemde davalı mevkiinde kamu kuruluşu
niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari
yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek
olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve
çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı; nitekim;
Uyuşmazlık Mahkemesinin (Hukuk Bölümü) 08.04.2013 tarih ve 2013/82,
K:2013/502 sayılı kararının da bu doğrultuda olduğu gerekçesiyle; 2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19.
maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık
Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine, karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine
göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde
adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve
usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; davalı
kurumda çalışmış olduğu süreler içerisinde, 2006 yılından beri hak etmiş
olup da kendisine ödenmeyen ek ödeme ve denge tazminatlarının faizi ile
birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde davalı şirkette çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı
tarafından; kendisine ödenmeyen ek ödeme ve denge tazminatlarının faizi ile
birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle 28.2.2011 tarihinde dava
açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle Sivas İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sivas İş
Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Sivas İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Sivas İş
Mahkemesinin 5.4.2013 gün ve E:2011/98, K:2013/201 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1394
KARAR NO : 2013/1591
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında; idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
H.A.
Vekilleri
: Av. E.Y.-Av. H.B.
Davalı :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekili :
Av. K.S.
O L A Y : Davalı Şirkette
kapsam dışı sözleşmeli personel olarak görev yapmakta iken, 406 sayılı
Yasanın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı
Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı 11.2.2010 tarihli işlem ile
Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü emrine atanmıştır.
Davacı
vekili, müvekkilinin nakil bildirimine esas düzenlenen ücret hesabında,
eksik ücret bildirimi yapılmasına ilişkin işlemin iptali ile bu işlem
nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların faiziyle birlikte ödenmesine,
eski ve yeni kurumlarındaki parasal hakları arasındaki farkın ödenmesi
sırasında dikkate alınan eski görevinin parasal haklarının yer aldığı maaş
nakil belgesinin 5478 Sayılı Yasa Uyarınca 08/05/2006 Tarihli 2006/T-17
sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararı ile getirilen ek ödemeye yer
verilmeksizin düzenlenmesine ilişkin işlemin iptali ile bu işlem nedeniyle
yoksun kalınan parasal hakların faiziyle birlikte ödenmesine karar
verilmesi istemiyle 4.2.2011 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA
2.İŞ MAHKEMESİ: 26.3.2013 gün ve E:2011/165, K:2013/332 sayı ile, davanın,
davacının davalı işverenlikte çalışmakta iken iş akdinin işveren tarafından
fesih edildiği, fesih sonucunda 4046 sayılı kanunun 22. Madde hükmüne göre,
Devlet Personel Başkanlığına durumunun bildirilerek nakillerinin yapıldığı,
406. sayılı kanunun ek 29. maddesine göre, eksik işlem yapıldığı, Devlet
Personel Başkanlığının yazılarına göre, ücret artışının yapılmadığı
belirtilerek, eksil ödemelerin davalıdan yasal faizi ile tahsiline ilişkin
bulunduğu; Mahkemelerince, tarafların tüm delillerinin toplandığı, toplanan
deliller üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırıldığı; Yargıtay Hukuk Genel
Kurulunun, 26/12/2012 gün, 2012/9-1518 esas, 2012/1388 karar sayılı ilamına
göre, dava konusu işlemden kaynaklanan uyuşmazlıkların İdari Yargının
görevinde bulunduğu kararını vermiş olduğu; Hukuk Genel Kurul Kararlarının
kanun hükmünde olduğu, bu nedenle mahkemece uyulması zorunlu olduğu;
belirtilen Hukuk Genel Kuruluna göre, 6100 sayılı kanunun 115. madde
hükmüne göre davanın usulden reddine karar vermenin gerektiği gerekçesiyle;
HMK’nın 115/2 maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar vermiş; bu
karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez, aynı istemle İdari Yargı yerinde
dava açmıştır.
ANKARA 9.İDARE MAHKEMESİ: 14.6.2013 gün ve E:2013/699
sayı ile, Türk Telekomünikasyon A.Ş.'de mühendis olarak görev yapmakta iken
406 sayılı Kanunun Ek 29. maddesi ile 4046 sayılı Kanun'un 22. maddesi uyarınca
adı Devlet Personel Başkanlığı'na bildirilen davacı tarafından, nakle esas
ücret hesabında 406 sayılı Kanunun Ek 29. maddesine göre işlem yapılmayarak
eksik ücret bildirimi yapılmasına ilişkin işlemin iptali ile bu işlem
nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların faiziyle birlikte ödenmesine,
eski ve yeni kurumlarındaki parasal hakları arasındaki farkın ödenmesi
sırasında dikkate alınan eski görevinin parasal haklarının yer aldığı maaş
nakil belgesinin 5478 Sayılı Yasa Uyarınca 08/05/2006 Tarihli 2006/T-17
sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararı ile getirilen ek ödemeye yer
verilmeksizin düzenlenmesine ilişkin işlemin iptali ile bu işlem nedeniyle
yoksun kalınan parasal hakların faiziyle birlikte ödenmesine karar
verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı; 2577 sayılı Kanun'un 2.
maddesinde idari dava türlerinin sayılmış olduğu, kural olarak, idari
yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara
bakıldığı; buna göre; iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, uyuşmazlığın özel hukuk
hükümlerine göre görüm ve çözümünde adlı yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varıldığı; öte yandan, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin benzer
uyuşmazlıklarda emsal niteliğinde vermiş olduğu 03.10.2011 gün ve
E:2011/124, K:2011/193 sayılı ve 05.07.2010 tarih ve E:2010/56, K:2010/157,
kararlarında davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli kılındığı
gerekçesiyle; uyuşmazlığın görüm ve çözümü adli yargı merciilerinin görev
alanına girdiği sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi'nin
Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı
yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre
başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosya aslının Mahkemece, iş
mahkemesinin kararının kesinleşme şerhli örneğinin de temin edilerek
Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; nakle
esas ücret hesabında 406 sayılı Kanunun Ek 29. maddesine göre işlem
yapılmayarak eksik ücret bildirimi yapılmasına ilişkin işlemin iptali ile
bu işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların faiziyle birlikte
ödenmesine, eski ve yeni kurumlarındaki parasal hakları arasındaki farkın
ödenmesi sırasında dikkate alınan eski görevinin parasal haklarının yer
aldığı maaş nakil belgesinin 5478 Sayılı Yasa Uyarınca 08/05/2006 Tarihli
2006/T-17 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararı ile getirilen ek ödemeye yer
verilmeksizin düzenlenmesine ilişkin işlemin iptali ile bu işlem nedeniyle
yoksun kalınan parasal hakların faiziyle birlikte ödenmesine karar
verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146
sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin % 55
Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine
Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca, 14.11.2005
tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer
Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında
bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; eksik
hesaplama yapıldığından bahisle, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle
4.2.2011 tarihinde dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği
taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde
adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle Ankara 9. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Ankara 2.
İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Ankara 9. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile,
Ankara 2. İş Mahkemesinin 26.3.2013 gün ve E:2011/165, K:2013/332 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1408
KARAR NO : 2013/1599
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle
başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi
istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.P.
Vekili :
Av. B.Y.
Davalı :
Türk Telekom A.Ş.
Vekili :
Av. M.E.
O L A Y
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirket
nezdinde kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken, Türk Telekom A.Ş.’nin
14.11.2005 tarihinde özelleştirilmesinden sonra davalı şirket ile sözleşme
imzaladığını ve bu sözleşme dahilinde 06.04.2006 tarihine kadar davalı
şirket nezdinde çalışmaya devam ettiğini; davalı kurum tarafından, kamuya
nakil tarihine kadar Yüksek Planlama Kurulu Kararları gereğince
müvekkilinin maaşına yansıtılması gereken, 01.01.2006 ile 30.06.2006
tarihleri arası dönem için aylık 40,00 TL; 01.07.2006 ile 30.12.2006
tarihleri arası dönem için aylık 82,50 TL; 01.01.2007 ile 30.07.2007
tarihleri arası dönem için 85,19 TL; 01.07.2007 ile 31.12.2007 tarihleri
arası dönem için 87,67 TL; 2008 yılı ilk altı ayı için 111.46 TL, Temmuz
ayı için 133,82 TL ve sonraki yıllar için ise o yıla ait artış ile gösterge
rakamının memur unvanına göre belirlenen kat sayı ve memur aylıklarına
uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu belirlenecek tutarların davacının
maaşına yansıtılmadığını; ayrıca, davacının kamu kurumuna nakline esas
ilmuhaberinde bu ücretlere yer verilmediğini; davacının bu şekilde zarara
uğratıldığını belirterek; hatalı olarak düzenlenen maaş nakil ilmuhaberinin
yeniden düzenlenmesi ve eksik bildirim nedeni ile davacının uğradığı
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1000,00 TL zararın, ödenmesi
gereken tarihler itibari ile işleyecek en yüksek faizi ile birlikte
davalıdan alınarak davacıya verilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava
açmıştır.
Ankara
6.İş Mahkemesi: 10.04.2013 gün ve 2011/147 Esas, 2013/407 Karar sayılı
kararı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.12.2012 gün ve
2012/9-1518-1388 Esas-Karar sayılı kararında, eldeki dava dosyası ile aynı
içerikli başka bir dosyada idari yargının görevli olduğuna karar
verildiğini ve bu kararın mahkemeleri açısından bağlayıcı olduğunu, bu
nedenle eldeki davaya da idari yargıda bakılması gerektiğini belirterek;
davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı
vekili, bu kez hatalı olarak düzenlenen maaş nakil ilmuhaberinin iptal
edilerek dava konusu artış ve zamların eklenmesi sureti ile yeniden
düzenlenmesi; eksik bildirim nedeni ile davacının uğradığı zararların
tespiti ve ödenmesi gereken tarihler itibari ile işleyecek en yüksek faizi
ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi istemleri ile idari
yargı yerinde dava açmıştır.
Ankara
13. İdare Mahkemesi: 10.07.2013 gün ve 2013/776 sayılı ara kararı ile
işlemin tesisi edildiği tarihte davalı kurumun kamu kurumu niteliği
kalmadığını, bu nedenle davaya adli yargı mercilerince bakılması
gerektiğini belirterek; mahkemelerinin görevine
girmeyen ve adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilen bu davada,
görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın 2247 sayılı Kanun'un 19.
maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine, davanın Uyuşmazlık
Mahkemesi kararına kadar ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde
öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, her
iki yargı yerinde ortak işlem olan, “yer değiştirme sureti ile atamalara
ilişkin aylık bildiriminin hatalı olması nedeni ile iptali ve davacının almaktan mahrum kaldığı ek ücretlerin
tespiti ile kendisine ödenmesi” istemleri yönünden oluşan görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Türk Telekom A.Ş.'nde çalışmakta iken kurumun özelleştirilmesi nedeni ile
başka kuruma atanan davacının, hatalı düzenlenen maaş nakil ilmuhaberinin
iptali ve dava konusu işlem nedeni ile uğradığı tüm zararların yasal faizi
ile davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953
tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve
Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon
Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi
ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta
İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde
yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000
tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa’nın 1.
maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk
hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin
kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom’a
uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin
2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır”
denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa’nın 1.
maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk
hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak
üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası
kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu düzenlemeler
birlikte değerlendirildiğinde,
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar
“tekel” olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait
bulunan Türk Telekom’un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak
kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve
sermayesindeki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu
niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca, 14.11.2005
tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer
Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu sürece paralel
olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki düzenleme,
Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek
suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde davalı kurum nezdinde
çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı
Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığı’na bildirilen ve
sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş
nakil ilmühaberinin iptali ile almaktan mahrum kaldığı ek ödenekler nedeni
ile uğradığı zararın tazmini istemiyle Ankara İş Mahkemesi’ne dava
açıldığı; Ankara 6. İş Mahkemesi’nin 19.04.2013 gün ve 2011/147 Esas,
2013/407 Karar sayılı kararı ile davanın görev nedeni ile reddine karar
verdiği ve kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği; bunun üzerine
davacının aynı istemle Ankara 13. İdare Mahkemesi’nde dava açtığı, Ankara
13. İdare Mahkemesi’nce 2477 sayılı kanunun 19. Maddesi koşullarına uygun
olarak dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verildiği
anlaşılmaktadır. Mahkememizce yapılan değerlendirme neticesinde;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle, Ankara 13. İdare Mahkemesi’nin başvurusunun kabulü ile Ankara
6. İş Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara
13.İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 6.İş Mahkemesi’nin
10.04.2013 gün ve 2011/147 Esas, 2013/407 Karar sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1416
KARAR NO : 2013/1604
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının, ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
T.A.
Vekili :
Av. C.İ.
Davalı : 1-Karayolları Genel
Müdürlüğü
Vekili : Av. E.A.
2-Alpet Petrol İnş. Mak. San. Tic. Ltd. Ştd. ve
Altınbaşak İnş. Mak. Müh. San. Dış
Tic.Ltd.Şti. İş Ortaklığı ( Adli Yargıda)
O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;
06.04.2006 tarihinde Bingöl-Muş KARAYOLUnda meydana gelen maddi hasarlı
trafik kazası nedeniyle davacıya ait araçta maddi hasar meydana geldiğini,
kazanın yoldaki çalışmalarda Karayolları ile ilgili birimi ile yüklenici
firmaların ihmalinden, yetersiz işaretlemelerinden ve yola dökülen
taşlardan kaynaklandığının bilirkişi raporu ile tespit edildiğini
açıklayarak davalıların kusur oranları dikkate alınmak suretiyle 7.500 TL
maddi tazminatın kaza tarihi olan 06.07.2009 tarihinden itibaren işleyecek
yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsili istemiyle adli yargıda dava
açmıştır.
SOLHAN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 24.05.2011 gün ve E:
2010/78, K:2011/61 sayılı ilamı ile, davanın kabulüne, tarafların kusur
oranı dikkate alınarak 7.500 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan
06.07.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte
davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine; davacının
fazlaya ilişkin talebinin reddine karar vermiştir.
Davanın kabulüne ilişkin karar, davalılardan Karayolları
vekili tarafından temyiz edilmiştir.
YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ: 23.02.2012 gün ve E: 2011/7920,
K: 2012/2057 sayılı bozma ilamında özetle: davalı Karayolları Genel
Müdürlüğü hakkında hizmet kusuruna dayanılarak dava açılmış olmasına bu
davaya konu edilen zararın ödetilmesi için açılan davaya bakma görevinin
idari yargı yerinin ait bulunmasına, davanın tam yargı davası niteliği
taşımasına ve adli yargıda görülememesine göre davalı Karayolları Genel
müdürlüğü yönünden dava dilekçesinin yargı yolu nedeniyle reddine, diğer
davalı olarak gösterilen ve aleyhinde hüküm tesis olunan Alpet Petrol İnş.
Mak. San. Tic. Ltd.Ştd. ve Altınbaşak İnş. Mak. Müh. San. Dış Tic.Ltd.Şti.
İş Ortaklığı’nın tüzel kişiliği ve dolayısıyla taraf ehliyeti
bulunmadığından bu davalı yönünden de davanın bu nedenle reddi gerektiği
açıklanmak suretiyle temyiz talebi kabul edilerek hükmün bozulmasına karar
verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak karar verilmiştir.
SOLHAN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 13.11.2012 gün ve
E:2012/50, K: 2012/170 sayılı karar ile, davanın, davalı Karayolları Genel
Müdürlüğü yönünden yargı yolu caiz olmadığından reddine, diğer davalı
yönünden ise taraf ehliyeti bulunmadığından reddine karar vermiş ve bu
karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı gerekçe ile fazlaya ilişkin
haklarını saklı tutarak davalı Karayolları Genel Müdürlüğü’nün kazadaki
kusur oranı dikkate alınarak 9.000TL maddi tazminatın kaza tarihi olan
06.07.2009 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte
davalıdan tahsili istemiyle idari yargıda dava açmıştır.
ELAZIĞ 2. İDARE MAHKEMESİ: 04.04.2013 gün ve E: 2013/
216 sayılı gönderme kararında özetle; 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun 110 maddesine göre davanın görüm ve çözüm yerinin adli yargının
görevine girmesi ve aynı taleble Solhan Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan
davada da anılan mahkemece görevsizlik kararı verilmiş olması
nedeniyle,2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluşu ve İşleyişi hakkında
Kanunun 19. Maddesi hükmüne göre görevli merciin belirtilmesi için dava
dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ,
Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan
11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde
öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde adli yargının
görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile
Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Bingöl-Muş KARAYOLUnda yapılmakta olan yol
çalışmaları sırasında gerekli tedbirlerin alınmaması sonucu meydana gelen
trafik kazası nedeniyle davacının maddi zararının giderilmesine ilişkindir.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının
Karayolları nda can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve
trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek
olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili
kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve
denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk,
çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun Karayolları
nda uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları
trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli
görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları
koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve
yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.
Öte
yandan 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde
“İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların
sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan
sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi
olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana
gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Motorlu
araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının
merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu
yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer
mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu
maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği
tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış
bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.
Dava
dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda; Bingöl-Muş
KARAYOLUnda 06.04.2006 tarihinde KARAYOLUndaki çalışmalarda Karayolları ile
yüklenici firmaların ihmalinden dolayı maddi hasarlı trafik kazasının
meydana geldiği, kazanın ardından ilk önce adli yargıda bu davanın görev
nedeniyle reddedilmesi üzerine idari yargıda dava açıldığı görülmüştür.
Belediye aleyhine idare mahkemesinde açılan başka
bir tazminat talepli tam yargı davasında, İdare Mahkemesi 2918 sayılı
Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin
Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemesinin bu iki cümlenin
iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 08.12.2011
gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı, 08.11.2012 gün ve E:2012/118,
K:2012/170 sayı ve 28.05.2013 gün ve E:2013/59, K: 2013/68 sayılı aynı
içerikli kararları ile; “2918 sayılı Karayolları
Trafik Kanunu’nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan
sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz
başvurusunda bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta
görevli ve yetkili mahkeme değildir.
Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği
nedeniyle reddi gerekir.” Kararına
varmıştır.
Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011
tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir
konuda İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki
kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayolları nda, can
ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini
ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun,
trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların
uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki
ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan
trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde
adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle
açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden,
Elazığ 2. İdare Mahkemesi’nin talebinin kabulü ile Solhan Asliye Hukuk
Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Elazığ 2.
İdare Mahkemesi’nin TALEBİNİN KABULÜ ile, Solhan Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
13.11.2012 gün ve E:2012/50, K: 2012/170 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1419
KARAR NO : 2013/1607
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesi
uyarınca başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin iptali
ile, geriye dönük eksik ödemelerinin tamamının yasal faiziyle birlikte
ödenmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE
K A R A R
Davacı :
M.A.K.
Vekili :
Av. B.Y.
Davalı :
Türk Telekom A.Ş.
Vekili :
Av. M.E.
O L A Y : İl Telekom Müdürlüğünde
görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı
Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen
davacı 5.5.2010 tarihinde Sağlık Bakanlığı emrine atanmıştır.
Davacı vekili maaş nakil ilmühaberinin iptali ve
düzeltilmesi ile fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik
1.000,00 TL alacağın geriye dönük olarak tamamının yürütülecek yasal
faiziyle birlikte iadesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 6. İŞ MAHKEMESİ: 10.4.2013 gün ve E:2011/162,
K:2013/425 sayı ile, Uyuşmazlığın 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu
hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak
çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve
özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi
kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK.’un
Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK.’un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda
çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp
yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren
nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği
noktasında toplandığı, davanın devamı sırasında YGHK’nin 26.12.2012 gün ve 2012/9-1518-1388
E-K sayılı içtihadı birleştirme kararı verildiği, görülen davada HMK’nun
114/1-b maddesi gereğince yargı yolunun caiz olmadığı ve davaya idare
mahkemelerince bakılması gerektiği gerekçesiyle davanın usulden reddine
karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde
dava açmıştır.
ANKARA 12. İDARE MAHKEMESİ: 4.9.2013 gün ve E:2013/780
sayı ile, 406 sayılı Kanunun değişik 1. maddesinin 7. fıkrasında “Türk
Telekomun, bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir anonim şirketi
olduğu, bu kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de
dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş
ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz” hükmüne yer
verilerek Türk Telekom’a özgü farklı bir statü oluşturduğu, aynı Kanunun
4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde de Türk Telekomdaki kamu payı
%50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine
atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve
en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartlarının aranacağı, bunların
dışında kalan personelin iş mevzuatı uyarınca istihdam edileceği ve iş
mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartların Yönetim
Kurulu tarafından tayin olunacağının hükme bağlandığı, ayrıca, Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’nin özelleştirme kapsamında iken %55 oranındaki
hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmesi için 01.07.2005
tarihinde yapılan ihale sonucunda 2005/9146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
doğrultusunda şirketin %55 oranındaki hissesi satılarak 14.11.2005
tarihinde Oger firmasına devredildiği, şirketin kamusal niteliğinin ortadan
kalktığı buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın
açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında
açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan;
uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı
yerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın adli yargının görev alanına
girdiği sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş
ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin
belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine, dosya
incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar
ertelenmesine, karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı
Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı
dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin iptali ile, geriye dönük eksik ödemelerinin tamamının
yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası
kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK’nin
ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan kuruluşlar
listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini
31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli kılınan ve
çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel kapsamında
kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile
kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin altına
düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin
(b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom
çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim
Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş
nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği
taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı
yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde
adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle Ankara 12. İdare Mahkemesinin
başvurusunun kabulü ile Ankara 6. İş Mahkemesinin görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ankara 12. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile
Ankara 6. İş Mahkemesinin 10.4.2013 gün ve E:2011/162, K:2013/425 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1424
KARAR NO : 2013/1612
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı,
Gıda ve Yem Kanunu’nun 40. maddesinin birinci fıkrası (d) bendi uyarınca
verilen idari para cezasının iptali istemiyle açılan davanın, Kabahatler
Kanu-nu’nun 3 ve 27/8. maddesi hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Ö. Süt ve Tar.Ür.Nak.Gıda Mak.İnş.San.ve
Tic.A.Ş.
Vekili : Av. Ş.E.
Davalı : Aydın Valiliği İl Gıda Tarım Hayvancılık
Müdürlüğü
O L A Y : Aydın Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık
Müdürlüğü’nün 22.2.2012 tarih ve G-09-0967 onay/kayıt nolu kararı
ile,üretilen ürünün Mikrobiyolojik Kriterler Yönetmeliğine uygun
olmadığının tespit edildiğinden bahisle,davacı adına, 5996 sayılı Veteriner
Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 21.maddesinin beşinci
fıkrasına aykırılık nedeniyle aynı Kanun’un 40.maddesinin birinci fıkrası
(d) bendi uyarınca 11.875 TL. idari para cezası verilmiş, ayrıca 28.2.2012
tarih ve …..982-5414 sayılı karar ile para cezasına konu 09-01 parti nolu
Ö.yağlı beyaz peynir markalı ürünün toplatılmasına da karar verilmiştir.
Davacı vekili,idari para cezasının iptali istemiyle adli
yargı yerinde itirazda bulun-muştur.
NAZİLLİ 1. SULH CEZA MAHKEMESİ: 15.3.2013 gün ve Değ.
İş. No:2012/482 sayı ile, idari para cezası yanında ürünlerin toplatılması
kararı da verilmiş olduğundan Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesi uyarınca
davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun
reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, idari para cezası ile ürünün
toplatılmasına ilişkin kararın iptali istemiyle idari yargı yerinde dava
açmıştır.
AYDIN 1. İDARE MAHKEMESİ; 12.6.2013 gün ve E: 2013/677
sayı ile, 5996 sayılı Yasa’da idari yaptırımlara karşı kanun yoluna ilişkin
bir düzenlemeye yer verilmediği ve ürün toplatma kararının da 5326 sayılı
Kanun’un 19.maddesinde belirtilen saklı hükümler kapsamında bulunmadığı
nedeniyle, Kabahatler Kanunu uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine
ait olduğu gerekçesiyle görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı
Yasanın 19.maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına, dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve uyuşmazlığın incelenmesinin
Uyuşmazlık Mahkemesinin kararına kadar ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü,
E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması,
bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’
sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara
bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan
itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…”
açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde
yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi
gerektiği kuşkusuzdur.
Her ne kadar adli yargı yerince verilen kararın hüküm
fıkrasında “ mahkemenin görevsizliğine”, “davanın görev yönünden reddine”
şeklinde bir ibare yer almamakta ise de, karar gerekçesinde davanın idare
mahkemesinde görülmesi gerektiğinin açıkça belirtilmiş olması karşısında
verilen kararın görevsizlik kararı olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna
varılmıştır.
İdare
mahkemesince, 2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen biçimde
Mahkemenin dosya aslıyla birlikte, adli yargı dosyası da temin edilerek
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulduğu ve sonuçta usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, “idari para cezası” yönünden görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı,
Gıda ve Yem Kanunu’nun 40.maddesinin birinci fıkrası (d) bendi uyarınca
verilen 11.875 TL. idari para cezasının iptali istemiyle açılmıştır.
5996
sayılı “Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu”nun, “ Gıda
ve yem güvenirliliği şartları” başlığı altında düzenlenen 21. maddesinin
beşinci fıkrasında, “Gıda kodeksine aykırı gıda ve gıda ile temas eden
madde ve malzeme üretilemez, işleme tâbi tutulamaz ve piyasaya arz
edilemez” denilmekte; “Gıda ve yem ile ilgili yaptırımlar” başlığı altında
düzenlenen 40. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde ise, “21 inci
maddenin beşinci fıkrasına aykırı hareket edenlere onbin Türk Lirası idarî
para cezası verilir. Ürünlerin, insan sağlığı için risk oluşturması
durumunda ürünler masrafları sorumlusuna ait olmak üzere piyasadan
toplatılır ve mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. Aykırılık
sadece etiket bilgilerinden kaynaklanıyor ise idarî para cezası beşbin Türk
Lirası olarak uygulanır” hükmü yer almıştır.
Olayda,
idari para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 5996 sayılı
Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nda da idari para
cezası verilecek hususlar düzenlenmiş; ancak, idari para cezasına karşı
kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Öte
yandan; 30.3.2005 gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 6.12.2006 gün ve
5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, “ (1) Bu
Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır” denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına
ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde;
idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari
yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı,
Gıda ve Yem Kanunu’nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli
mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari
para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak ürünlerin
toplatılması kararı da verildiği
ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşıldığından; idari para
cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği kuşkusuzdur.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve
aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra
hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri,
Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu uyarınca
verilen para cezasına karşı açılacak davanın çözümünde idari yargı yerinin
görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Aydın 1. İdare Mahkemesi’nce yapılan başvurunun reddine karar
verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Aydın 1.
İdare Mahkemesi’nin 12.6.2013 gün ve E:2013/677 sayılı BAŞVURUSUNUN
REDDİNE, 11.11.2013 gününde Üye Nurdane TOPUZ’un KARŞIOYU ve OYÇOKLUĞU İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
KARŞI OY
Dava,
Aydın Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nün 22.2.2012 tarih
ve G-09-0967 onay/kayıt nolu kararı ile, üretilen ürünün Mikrobiyolojik
Kriterler Yönetmeliği'ne uygun olmadığının tespit edildiğinden bahisle,
davacı adına, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem
Kanunu’nun 21'inci maddesinin beşinci fıkrasına aykırılık nedeniyle aynı
Kanunun 40'ıncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca 11.875.-
TL idari para cezası verilmiş, ayrıca 28.2.2012 tarih ve ...982-5414 sayılı
karar ile para cezasına konu 09-01 parti nolu Önal yağlı beyaz peynir
markalı ürünün toplatılmasına da karar verilmesi üzerine idari para
cezasının iptali istemiyle açılmıştır.
5996
sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu'nun, 21
'inci maddesinin beşinci fıkrasında, gıda kodeksine aykırı gıda ve gıda ile
temas eden madde ve malzeme üretilemeyeceği, işleme tâbi tutulamayacağı ve
piyasaya arz edilemeyeceği belirtildikten sonra 40'ıncı maddesinin birinci
fıkrasının (d) bendinde, "21 inci maddenin beşinci fıkrasına aykırı
hareket edenlere onbin Türk Lirası İdarî para cezası verilir. Ürünlerin,
insan sağlığı için risk oluşturması durumunda ürünler masrafları
sorumlusuna ait olmak üzere piyasadan toplatılır ve mülkiyetinin kamuya
geçirilmesine karar verilir. Aykırılık sadece etiket bilgilerinden
kaynaklanıyor ise İdarî para cezası beşbin Türk Lirası olarak
uygulanır" hükmü yer almıştır.
5326
sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3'üncü maddesinde, "(1) Bu Kanunun; a)
İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri,
İdarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren
bütün fiiller hakkında, uygulanır" hükmü yer almış; 18'inci maddesinin
üçüncü fıkrasında, mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar
kesinleşinceye kadar ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından eşyaya
elkonulabileceği gibi; eşyanın, kişilerin muhafazasına da bırakılabileceği
açıklandıktan sonra 27'nci maddesinin birinci fıkrasında, İdarî para cezası
ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin İdarî yaptırım kararına karşı,
kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde,
sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği, bu süre içinde başvurunun
yapılmamış olması halinde İdarî yaptırım kararının kesinleşeceği; sekizinci
fıkrasında ise, İdarî yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı
kişi ile ilgili olarak İdarî yargının görev alanına giren kararların da
verilmiş olması halinde; İdarî yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık
iddialarının bu işlemin iptali talebiyle birlikte İdarî yargı merciinde
görüleceği belirtilmiştir.
Olayda,
idari para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 5996 sayılı
Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nda idari para
cezası verilecek hususlar düzenlenmiş; ancak, idari para cezasına karşı
kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu'nun 3'üncü ve 27'nci maddesinin birinci fıkrası
uyarınca görev uyuşmazlığına konu İdarî para cezasına itirazı karara
bağlama konusunda sulh ceza mahkemesi görevli bulunmaktadır.
Her ne
kadar, idari para cezasının yanısıra ürünün toplatılmasına da karar
verilmiş ise de; ürünün toplatılmasının, mülkiyetin kamuya geçirilmesi
amacıyla yapılmış olması, mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin İdarî
yaptırım kararlarına karşı açılacak davalarda ise sulh ceza mahkemesinin
görevli bulunması karşısında, Kabahatler Kanunu'nun 27'nci maddesinin
sekizinci fıkrasındaki "İdarî yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak İdarî yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması" koşulunun olayda gerçekleştiğinden söz
etmek mümkün değildir.
Bu
itibarla, idari para cezasına ilişkin uyuşmazlığın adli yargı yerinde
çözümlenmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1430
KARAR NO : 2013/1618
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında; idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
H.Y.
Vekili :
Av. S.A.
Davalı :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.
O L A Y :
İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen davacı 18.10.2010 tarihinde Sivas Cumhuriyet
Üniversitesi emrine atanmıştır.
Davacı vekili, müvekkilinin maaş nakil ilmühaberinin
mevzuata uygun düzenlenmemesinin tespiti ile maaşına esas olmak üzere
bildirilen net ücrete 2010 yılı Şef mühendis unvanları için belirlenen ek
ödemenin eklenerek yeniden düzenlenmesi ve kurumuna bildirilmesi ile davalı
kurumda çalışmış olduğu süreler içerisinde 2006 yılından beri hak etmiş
olup da kendisine ödenmeyen yıllar itibari ile değişen oranlarda ek ödeme
ve denge tazminatlarının fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak
koşulu ile 200 TL alacağın, ödenmesi gereken tarihten işleyecek faizi ile birlikte
hesaplanarak ödenmesine karar verilmesi istemiyle 4.3.2013 tarihinde adli
yargı yerinde dava açmıştır.
SİVAS İŞ MAHKEMESİ: 15.3.2013 gün ve E:2013/120,
K:2013/119 sayı ile, Uyuşmazlığın 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu
hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak
çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve
özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi
kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK.’un
Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK.’un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda
çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp
yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren
nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği
noktasında toplandığı; gerek yasal düzenleme ve gerekse
sözleşmedeki hükümler dikkate alındığında, davalı kurumda özelleştirme
öncesi kapsam dışı olarak çalışan ve 399 sayılı KHK hükümlerine tabi olarak
ücreti belirlenen davacının özelleştirme sonrası çalıştıktan sonra
nakledildiği tarihe kadar kamuda aynı statüde çalışanlar için getirilen
özlük haklarından yararlandırılarak, nakil edildiklerinde haklarının
korunmasının amaçlandığı; kısaca davacının kapsamdışı olarak kamuda
çalışmış gibi sayıldığı; Danıştay İdari Dava Daireleri'nin 07/04/2011 gün
ve 2011/55-205 sayılı kararına göre uyuşmazlığın idari yargıda görülmesinin
gerektiği; özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı
niteliğindeki personelin, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine
davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında
çalıştırıldığı, nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girdiği;
davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının
ücreti konusunda “artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında”
olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi, 406 sayılı Yasa hükümleri
uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel başkanlığına
bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda
yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi
düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığının
görüldüğü; bu işlemlerin idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve
ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal
haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve
idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları;
idari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari
yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği; Yargıtay 9 Hukuk Dairesinin
2012/13660 Esas 2012/20242 Karar sayılı içtihadının da bu yönde olduğu
gerekçesiyle; uyuşmazlığın İdari Yargının görevi dahilinde olması nedeniyle
HMK 114/1-b maddesi uyarınca HMK 115/2 maddesi uyarınca davanın reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Bu kez davacı vekili aynı istemle İdari Yargı yerinde
dava açmıştır.
SİVAS İDARE MAHKEMESİ: 2.8.2013 gün ve E:2013/1323 sayı
ile, özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı
hazineye ait bulunan hisselerden %55'inin, Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005
tarih ve 2005/9146 sayılı kararı ile 14.11.2005 tarihli Hisse Devir
Sözleşmesi ile satılmış olduğu; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete
ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceği; olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde, bu kuruluşta çalışmakta iken
406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine
göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu
emrine atanan davacı tarafından; Türk Telekom Anonim Şirketinde çalıştığı
dönemlerde 2006 yılından beri hak etmiş olduğu ek ödeme ve denge tazminatının
yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle dava açıldığı; buna göre,
davacının tazminat talep ettiği dönemde davalı mevkiinde kamu kuruluşu
niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari
yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek
olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve
çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı; nitekim;
Uyuşmazlık Mahkemesinin (Hukuk Bölümü) 08.04.2013 tarih ve 2013/82,
K:2013/502 sayılı kararının da bu doğrultuda olduğu gerekçesiyle; 2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19.
maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesince
karar verilinceye kadar ertelenmesine, karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre
başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli
yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; davalı
kurumda çalışmış olduğu süreler içerisinde, 2006 yılından beri hak etmiş
olup da kendisine ödenmeyen ek ödeme ve denge tazminatlarının faizi ile
birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin
(b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom
çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim
Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde davalı şirkette çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı
tarafından; kendisine ödenmeyen ek ödeme ve denge tazminatlarının faizi ile
birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle 4.3.2013 tarihinde dava
açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle Sivas İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sivas İş
Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Sivas İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Sivas İş
Mahkemesinin 15.3.2013 gün ve E:2013/120, K:2013/119 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1431
KARAR NO : 2013/1619
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan
Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında; idari yargı yetkisi
kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız
olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı :
V.A.
Vekilleri : Av. N.B.D., Av. Ö.A.- Av. K.Ç.L.
Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekili :
Av. M.H.B.
O L A Y
: İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29.
maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen davacı, 11.5.2010 tarihinde Adalet Bakanlığı emrine
atanmıştır.
Davacı
vekili, müvekkilinin maaş nakil ilmühaberinin, denge tazminatının,
enflasyon farkının ve aldığı ikramiyenin yansıtılmaması nedeniyle hukuka
aykırı düzenlendiğinin tespitine, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesine
ve ücretine yansıtılmayan ek ödemelerinden denge tazminatı alacağından
fazlaya dair hakkı saklı kalmak kaydıyla 2.000,00 TL’nin dava tarihinden
itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar
verilmesi istemiyle 18.3.2011 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.
Ankara 1. İş Mahkemesi, 15.5.2012 gün ve E:2011/285, K:2012/498 sayı ile,
davacının ve aynı konumdaki Türk Telekom personelinin, Yüksek Planlama
Kurulunun 5473 sayılı Yasa kapsamındaki (ilave tediye, ikramiye gibi) ek
ödemeden yararlanma hakkı bulunmayan personel için öngörülen ödemeden
yararlanma hakkı bulunmadığından açılan davanın reddine karar vermiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 1.10.2012 gün ve E:2012/27091, K:2012/32356 sayı
ile, “(…)Uyuşmazlık 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu
hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak
çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve özelleştirme
ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi kapsamındaki
düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK.’un Ek 3 maddesi
ve 399 sayılı KHK.’un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda çalışan
sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp yararlanmayacağı,
nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren nakil maaş
ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği noktasında
toplanmaktadır./Somut uyuşmazlıkta normatif dayanaklar 406 sayılı Kanunun
Ek. 29. maddesi, 375 sayılı KHK.’un Ek 3. maddesi, 399 sayılı KHK.’un Ek.
II cetveli ve bu kanun hükmünde kararnamelere dayanılarak çıkarılan 2006/1,
sayılı tebliğ yanında taraflar arasındaki sözleşme hükümleridir. / 406
sayılı Kanunun 29.Maddesinin 3.Fıkrasının birinci cümlesine göre “399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak sözleşmeli personel ve kapsam
dışı personel statüsünde çalışanlar hakkında, 4046 sayılı Kanunun 22 nci
maddesinin dördüncü ve beşinci fıkrası hükümlerinin uygulanmasında, Devlet
Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihteki unvanları esas alınarak
Yönetim Kurulunca 15.04.2004 tarihi itibarıyla bu unvana göre belirlenmiş
olan ücret ve diğer malî haklarına bu tarihten Devlet Personel Başkanlığına
bildirildikleri tarihteki kadro ve pozisyonlarına ilişkin olarak bildirim
tarihine kadar geçen süre içinde kamu görevlilerine yapılacak artış
O.ve/veya miktarları uygulanmak suretiyle bulunacak tutar dikkate alınır.
Kapsam dışı personelden Devlet Personel Başkanlığına bildirilenlerin
15.04.2004 tarihi itibarıyla unvanlarına göre ücretinin belirlenmemiş
olması durumunda, benzer görevlerde bulunanlar dikkate alınarak bu tarih
için ücret ve diğer malî hakları tespit etmeye Yönetim Kurulu yetkilidir”./
Davalı ile nakle tabi kapsam dışı personel arasından imzalanan TİP 2
sözleşmenin 7. Maddesindeki kurallara göre ise “Nakil hakkını saklı tutan
çalışanın ikramiye, yardım vs gibi mali ve özlük hakları için iş mevzuatına
tabi kapsam dışı personel esaslarında yer alan hükümler uygulanır (2.f). Ancak ücretlerde
yapılacak artış oranı, kamudaki memur maaş artış oranında olacaktır.(3.f) / Diğer taraftan
özelleştirme uygulamaları nedeni ile nakilleri düzenleyen 4046 sayılı
Özelleştirme Kanununun 22/5 maddesinde özelleştirme nedeniyle kamu kurum ve
kuruluşlarına nakledilen sözleşmeli ve iş kanunlarına tabi personelin
Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihteki kadro ve
pozisyonlarına göre almakta oldukları ücret yanında, bildirim tarihi
itibarı ile almakta oldukları ikramiye, ek ödeme gibi vs ek ödemelerin de
sabit bir değer olarak bildirileceği hükmünü içermektedir. / Gerek yasal
düzenleme ve gerekse sözleşmedeki hükümler dikkate alındığında, davalı
kurumda özelleştirme öncesi kapsam dışı olarak çalışan ve 399 sayılı KHK
hükümlerine tabi olarak ücreti belirlenen davacının özelleştirme sonrası
çalıştıktan sonra nakledildiği tarihe kadar kamuda aynı statüde çalışanlar
için getirilen özlük haklarından yararlandırılarak, nakil edildiklerinde
haklarının korunması amaçlanmıştır. Kısaca davacı kapsam dışı olarak kamuda
çalışmış gibi sayılmaktadır. / Dairemizce yukarda belirtilen kapsamda
bulunan nakle tabi işçilerle davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. arasındaki
uyuşmazlıklarda daha önce esasa yönelik kararlar vermiştir. Ancak Danıştay
İdari Dava Daireleri’nin 07.04.2011 gün ve 2011/55-205 sayılı kararından
sonra uyuşmazlığın adli yargı yerinde görüleceği konusunda yeniden değerlendirme
yapılması gerekmiştir. Anılan karara göre “yasal düzenleme ile Türk Telekom A.Ş.'nin özelleştirilmesi sonucunda,
işlevsel görevlerde bulunan ve ikamesi kısa sürede imkansız personelin
isteklerine bağlı olarak makul bir süre kamu görevlerinden aylıksız izinli
sayılarak özel hukuk tüzel kişisinde çalışmalarına olanak sağlandığı, söz
konusu personelin, aylıksız izinli olarak geçen sürede kamu personeli
statülerinin devam ettiği, imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetini
yürütmek hakkını elde eden davalı şirkete, devir sonrasında yetişmiş
personel yetersizliği nedeniyle doğabilecek aksaklıkların önüne
geçilebilmesi için, 406 sayılı Yasa hükümleri ile tanınan ayrıcalıkların
sonucu olarak da, bünyesinde belli süre ile çalışmaya devam eden söz konusu
personelin kamu kurumlarına naklen atanmasının sağlanması amacıyla kimi
görevler yüklendiği, 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirket
tarafından, hak sahibi personelinin Devlet Personel Başkanlığına
bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda
yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi
düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler bulunduğu, bu
işlemlerin idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili
personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal
haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve
idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde
oldukları, davalı şirketin, Telekomünikasyon Kurumu ile Türk Telekom arasında imzalanan “Telekomünikasyon
Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin imtiyaz Sözleşmesi” ile belli bir kamu
hizmetini yürütmek görev ve yetkisi ile donatıldığı, bu görev ve yetkiler
dahilinde bazı kamusal ayrıcalıkları ve yükümlülükleri bulunduğu, belirtilen
statüsü ve özel yasa hükümleri gereğince bazı kamusal ayrıcalıklara ve
yükümlülüklere sahip olması nedeniyle davalı şirketin, herhangi bir özel
hukuk tüzel kişisinden farklı bir hukuki statü içinde bulunduğu, bu
durumda, imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve
yetkili kılınması nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı
olarak kimi kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı
Yasa hükümleri ile, kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ile ilgili
olarak bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri
kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu
işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu”
kabul edilmiştir. / Danıştay İdari dava Dairelerinin gerekçeleri Dairemizce
benimsenmiştir. Gerçekten özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine
tabi davacı niteliğindeki personel, özelleştirme sonrası belirli bir
süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi
kapsamında çalıştırılmakta, nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına
girmektedir. Davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete
davacının ücreti konusunda “artış oranının, kamudaki memur maaş artış
oranında” olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Yasa
hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel
Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu
kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil
ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler
yaptırıldığı görülmektedir. Bu işlemlerin idare hukuku alanında hukuki
sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki
statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin
kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari
işlem niteliğinde oldukları açıktır. İdari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın
ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. Mahkemece davanın HMK.nun 114/1-b maddesi
uyarınca "yargı yolunun caiz olmaması" nedeniyle aynı yasanın
115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı
şekilde esasa girilerek davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.’’ demek
suretiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.
ANKARA 1. İŞ MAHKEMESİ: 25.12.2012 gün ve E:2012/1313, K:2012/1397 sayı
ile, bozma kararına uyarak HMK. 115/2 maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar
vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez maaş nakil ilmühaberinin, yeni
atandığı kuruma eksik bildirimine (denge tazminatı, enflasyon farkı ve
aldığı ikramiyenin yansıtılmaması nedeniyle) ilişkin davalı idarenin
11.5.2010 gün ve 10723 sayılı işleminin iptali ile mahrum kalınan
tutarların ödenmesine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava
açmıştır.
ANKARA 8. İDARE MAHKEMESİ: 9.5.2013 gün ve E:2013/141 sayı ile, Türk Telekom
A.Ş.'nin hisse devir (14.11.2005) tarihinde görev yapmakta iken 406 sayılı
Kanunun Ek 29. maddesi ile 4046 sayılı Kanun'un 22. maddesine göre diğer
kamu kurum ve kuruluşlarına naklinin yapılması için adı Devlet Personel
Başkanlığına bildirilen ve bir kamu kurumu emrine ataması yapılan davacı
tarafından, denge tazminatı, enflasyon farkı ve ikramiyelerinin maaş nakil
ilmühaberine yansıtılmaması nedeniyle eksik ödemelerin tazmini istemiyle
yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile bu işlem nedeniyle
yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar
verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı; 2577 sayılı Kanun'un 2.
maddesinde idari dava türleri sayılmış olup, kural olarak, idari yargıda
ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakıldığı;
buna göre; iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde
kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava
bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine
göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varıldığı; nitekim, benzer uyuşmazlıklarda Uyuşmazlık Mahkemesi'nin vermiş
olduğu 03.10.2011 gün ve E:2011/124, K:2011/193 sayılı ve 05.07.2010 tarih
ve E:2010/56, K:2010/157 kararlarda davanın görüm ve çözümünde adli
yargının görevli olduğuna hükmedildiği gerekçesiyle; uyuşmazlığın görüm ve
çözümü adli yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, 2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19.
maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dava dosyası ile
görevsizlik kararını veren Ankara 1. İş Mahkemesi'nin E:2012/1313 numaralı
dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve olumsuz görev
uyuşmazlığı hakkında bir karar verilinceye kadar dava dosyasının
incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine
göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde
adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve
usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; eksik
düzenlenen maaş nakil ilmühaberinin iptali ve mahrum kalınan tutarların
ödenmesi istemiyle açılmıştır.
1953
tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve
Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon
Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi
ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta
İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde
yeniden yapılandırılmıştır. 27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1.
maddesi ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada,
“Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim
şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri
ile ilgili mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet
Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen
gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile
belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk Telekomünikasyon
A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki düzenleme, Yönetim
Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle
yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde davalı Kuruluşta çalışmakta
iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22.
maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında
kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; eksik düzenlenen maaş nakil
ilmühaberinin iptali ve mahrum kalınan tutarların ödenmesi istemiyle
18.3.2011 tarihinde dava açılmıştır.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı
Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu
kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması
karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan
söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre
görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle, Ankara 8. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulüyle, Ankara 1.
İş Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Ankara 8. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile,
Ankara 1.İş Mahkemesinin 25.12.2012 gün ve E:2012/1313, K:2012/1397 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1438
KARAR NO : 2013/1625
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3 ve 34. maddeleri uyarınca verilen para
cezasının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve
27/8. maddesi hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı :
A.Ş.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y :
Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34........ plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının ve araç muayene süresinin
geçirildiğinin tespit edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun Ek 2/3 ve 34. maddeleri uyarınca, sürücü belgesi sahibi davacı
adına 26.11.2012 tarih ve GP-620077 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para
Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 2.022,00 TL idari para cezası verilmiş
ve ayrıca bu tutanağa istinaden araç sahibi M.Ş. adına düzenlenen 26.11.2012
tarih ve 0231695 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre
ile tra-fikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari
yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
9. İDARE MAHKEMESİ: 6.12.2012 gün ve E:2012/2250, K:2012/2538 sayıyla; 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri
alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik
Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza
Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün
adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine
karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez aynı istemle adli yargı yerine itirazda
bulunmuştur.
GAZİOSMANPAŞA 1. SULH CEZA MAHKEMESİ: 22.3.2013 gün ve
D.İş:2013/27, K:2013/27 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8.
maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren
kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine
ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş,
verilen karar kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte
olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza
davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu
davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin
Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir.
Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada;
idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş
ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine
gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile
verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre,
idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı
yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde,
olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen
bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii
davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa,
gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin
karar vermesine değin erteler ” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya
bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde
her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini
davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda
çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı
veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden
doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, görevsizlik kararı verildikten sonra, bununla
yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için dava dosyası re’sen
Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir.
Bu haliyle,
her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın
taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza Mahkemesince
re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında
olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev
uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek
Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası ile 34.maddesi uyarınca
verilen idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men
edilmesine ilişkin tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Araçların tescil edildikleri amacın
dışında kullanılması” başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden izin veya
ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan
kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin
sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak,
fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş
kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile
trafikten men edilir”, 34. maddesinde ise, “Trafiğe çıkarılacak motorlu
araçların teknik şartlara uyup uymadığı ekonomik yapıları da, dikkate
alınmak suretiyle belirli zamanlarda muayene edilerek tespit edilir.
……
Muayene
süresi geçirilen veya sahip değiştirme hali hariç, özel muayene
yaptırılması zorunlu olduğu halde yaptırılmamış araçları kullanan sürücüler,
1 800 000 lira para cezası ile cezalandırılırlar.
(Ek fıkra : 16/7/2004 –
5228/44 md.) Bu araçlar trafikten men edilir ve en yakın muayene
istasyonuna gönderilirler” hükmü yer
almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı
açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1)
numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varmıştır.
Uyuşmazlığın,
motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına
gelince:
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya
konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi
hususunun sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı
Kanun’un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için kara nakil
aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar
içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile trafikten
men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait
olmaktadır.
Buna göre, 2918 sayılı
Yasa’nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının çözüm
yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:
30.3.2005
tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına
ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda
aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli
mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
idari yargının görev alanına giren kararın (aracın
geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte
dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari
para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur.
Bu durumda,
Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve aynı
Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra hükmü
bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası ve 34. maddesi uyarınca verilen para
cezasının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
kararın iptali istemiyle açılan davanın
çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Gaziosmanpaşa 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce yapılan başvurunun
19.madde kapsamında kabulü ile, İstanbul 9. İdare Mahkemesi’nce verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gaziosmanpaşa
1. Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ
ile, İstanbul 9. İdare Mahkemesi’nin 6.12.2012 gün ve E:2012/2250,
K:2012/2538 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1440
KARAR NO : 2013/1627
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
4857 sayılı İş Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
H. Tem. Hiz. Taah. Yem. Yön. Dan. Rek. Cen.
Bil.Hiz.İnş.Mad.Nak.San.Tic.Ltd. Şti.
Vekili : Av. M.T.K.
Davalı :
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Antalya Bölge Müdürlüğü
O L A Y
: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Antalya Bölge Müdürlüğü’nün 26.4.2011 gün ve
…. 660/6876 sayılı işlemi ile, davacı
şirkette çalışan G.Ç. isimli işçinin 2010 yılında dokuz ay 2011 yılında bir
ay olmak üzere ücretlerinin eksik ödendiğinden bahisle, 4857 sayılı İş
Kanunu’nun 32.maddesine aykırılık nedeniyle, aynı Kanun’un 108.maddesine
dayanılarak 102/a maddesi uyarınca davacı adına 1.149,00 TL idari para
cezası verilmiştir.
Davacı
vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANTALYA 5. SULH CEZA MAHKEMESİ:27.5.2013 gün ve D.İş No:
2011/502 sayı ile, 5510 sayılı Kanun’un 102.maddesinde belirtildiği üzere,
Kurumca itirazı reddedilenlerin idari para cezalarına karşı idare mahkemesine
itiraz edebilecekleri gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar
itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde
dava açmıştır.
ANTALYA 3. İDARE MAHKEMESİ:18.7.2013 gün ve E: 2013/869
sayı ile, Kabahatler Kanunu’na göre, 4857 sayılı Kanun’da idari para cezalarına
itiraz konusunda görevli mah-keme gösterilmediğinden davanın çözümünün adli
yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin
Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesi uyarınca görevli yargı
yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin
incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi’nin karar vermesine değin ertelenmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği…” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz
önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdari
yargı yerince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş
olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da
temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule
ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
4857 sayılı Kanun’un 32. maddesine aykırılık nedeniyle verilen idari para
ceza-sının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
4857
sayılı İş Kanunu’nun, “Ücret ve ücretin ödenmesi” başlığı altında
düzenlenen 32. maddesinde, “Genel anlamda ücret bir kimseye bir iş
karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile
ödenen tutardır.
(Değişik
ikinci fıkra : 17/4/2008-5754/85 md.) Ücret, prim, ikramiye ve bu
nitelikteki her çeşit istihkak kural olarak, Türk parası ile işyerinde veya
özel olarak açılan bir banka hesabına ödenir. Ücret, prim, ikramiye ve bu
nitelikteki her çeşit istihkak, yabancı para olarak kararlaştırılmış ise ödeme
günündeki R.ice göre Türk parası ile ödeme yapılabilir. Çalıştırılan
işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının
özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi hususunda;
tabi olduğu vergi mükellefiyeti türü, işletme büyüklüğü, çalıştırdığı işçi
sayısı, işyerinin bulunduğu il ve benzeri gibi unsurları dikkate alarak
işverenleri veya üçüncü kişileri zorunlu tutmaya, banka hesabına
yatırılacak ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının,
brüt ya da kanuni kesintiler düşüldükten sonra kalan net miktar üzerinden
olup olmayacağını belirlemeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye
Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığından sorumlu Devlet Bakanlığı müştereken
yetkilidir. Çalıştırdığı işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki
her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla ödeme
zorunluluğuna tabi tutulan işverenler veya üçüncü kişiler, işçilerinin
ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarını özel olarak
açılan banka hesapları dışında ödeyemezler.
(Ek
fıkra : 17/4/2008-5754/85 md.) İşçinin ücret, prim, ikramiye ve bu
nitelikteki her çeşit istihkakının özel olarak açılan banka hesaplarına
yatırılmak suretiyle ödenmesine ilişkin diğer usûl ve esaslar anılan
bakanlıklarca müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Emre
muharrer senetle (bono ile), kuponla veya yurtta geçerli parayı temsil
ettiği iddia olunan bir senetle veya diğer herhangi bir şekilde ücret
ödemesi yapılamaz.
Ücret en
geç ayda bir ödenir. İş sözleşmeleri veya toplu iş sözleşmeleri ile ödeme
süresi bir haftaya kadar indirilebilir.
İş
sözleşmelerinin sona ermesinde, işçinin ücreti ile sözleşme ve Kanundan
doğan para ile ölçülmesi mümkün menfaatlerinin tam olarak ödenmesi
zorunludur.
Meyhane
ve benzeri eğlence yerleri ve perakende mal satan dükkan ve mağazalarda,
buralarda çalışanlar hariç, ücret ödemesi yapılamaz.
Ücret
alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıldır”, “Ücret ile ilgili hükümlere
aykırılık” başlığı altında düzenlenen 102. maddesinde, “ Bu Kanunun;
(a) 32
nci maddesinde belirtilen ücret ile işçinin bu Kanundan veya toplu iş
sözleşmesinden veya iş sözleşmesinden doğan ücret ödemelerini süresi içinde
kasden ödemeyen veya eksik ödeyen, 39 uncu maddesinde belirtilen komisyonun
belirlediği asgari ücreti işçiye ödemeyen veya noksan ödeyen, ücret, prim,
ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını zorunlu tutulduğu halde
özel olarak açılan banka hesabına ödemeyen işveren, işveren vekili ve
üçüncü kişiye bu durumda olan her işçi ve her ay için yüzyirmibeş Türk
Lirası idari para cezası verilir” denilmiş,108. maddesinin 2. fıkrasında,
bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili
idare mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüşken, 8.2.2008 gün ve 26781
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 23.1.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun’un
578. maddesinin öö bendi ile, 22.5.2003 tarihli ve 4857 sayılı Kanun’un 108
inci maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış; anılan madde
15.5.2008 tarihli 5763 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle, “Bu Kanunda
öngörülen idari para cezaları, 101 ve 106 ncı maddelerdeki idari para
cezaları hariç, gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı Bölge Müdürünce verilir. 101 ve 106 ıncı maddeler kapsamındaki
idari para cezaları ise doğrudan Türkiye İş Kurumu İl Müdürü tarafından
verilir ve genel esaslara göre tahsil edilir. 106 ncı maddeye göre
verilecek idari para cezası için, 4904 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin (h)
bendindeki tutar esas alınır” şeklinde değiştirilmiş; madde hükmü 26.5.2008
tarihinde yürürlüğe girmiş; son olarak maddenin ikinci cümlesi, 25.2.2011
tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun’un 79. maddesiyle “101 inci ve
106 ncı maddeler kapsamındaki idari para cezaları ise doğrudan Türkiye İş
Kurumu il müdürü tarafından; birden fazla ilde işyerleri bulunan
işverenlere uygulanacak idari para cezası ise işyerlerinin merkezinin
bulunduğu yerdeki Türkiye İş Kurumu il müdürünce verilir ve genel esaslara
göre tahsil edilir” şeklinde değiştirilmiştir.
4857 sayılı
İş Kanunu’nda idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenleme
yer almamaktadır.
Öte
yandan; 30.3.2005 gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 6.12.2006 gün ve
5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, “ (1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır”; Kanunun “Başvuru yolu” başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında
ise, “İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari
yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren
en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre
içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı
kesinleşir” düzenlemeleri yer almıştır.
Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının, 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4857 sayılı
İş Kanunu’nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin
gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacak olması nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde
5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı
açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1)
numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin
görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Antalya 3. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile,
Antalya 5. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 3.
İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Antalya 5. Sulh Ceza
Mahkemesi’nin 27.5.2013 gün ve D.İş No: 2011/502 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1443
KARAR NO : 2013/1630
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılan
davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
E.Ü.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34........ plaka sayılı
aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle; 2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca,
davacı adına 23.2.2013 tarih ve GR-223565 seri-sıra numaralı Trafik İdari
Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 2.102,00 TL idari para cezası
verilmiştir.
Davacı, idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle
idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
3. İDARE MAHKEMESİ: 6.3.2013 gün ve E:2013/521, K:2013/451 sayıyla; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesinde idari para cezalarına karşı
Sulh Ceza Mahkemelerine itiraz edilebileceği düzenlenmiş olduğundan,
davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev
yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez aynı istemle adli yargı yerine itirazda
bulunmuştur.
İSTANBUL A.6. SULH CEZA MAHKEMESİ: 9.4.2013 gün ve D.
İş:2013/275 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre
idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da
verilmiş olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesinin benzer kararlarına da
dayanılarak davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı ile görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine de karar vermiş, verilen karar
itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada;
idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş
ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine
gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile
verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre,
idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı
yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde,
olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen
bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii
davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa,
gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin
karar vermesine değin erteler ” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya
bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde
her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini
davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda
çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı
veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el
çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte,
bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu
haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de,
davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza
Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi
kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş
bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine
gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.
30.3.2005
gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 6.12.2006 gün ve 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, " (1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin
kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır"; Kanunun “Başvuru yolu” başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında
ise "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari
yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren
en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre
içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı
kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır.
Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer Kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli
mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun
5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli
mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate
alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde,
anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı
yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul A.6. Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında
görülen başvurusunun reddi ile ayrıca aynı Mahkemece verilen görevsizlik
kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul A.6.
Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile,
aynı Mahkemece verilen 9.4.2013 gün ve D. İş:2013/275 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1455
KARAR NO : 2013/1640
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve
aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal
edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27/8. maddesi
hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.K.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34........ plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca, sürücü belgesi sahibi F.K. adına 28.9.2012 tarih ve GN-598816
seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek
1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden
düzenlenen 28.9.2012 tarih ve 0207233 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı
ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari
yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
10. İDARE MAHKEMESİ: 1.11.2012 gün ve E:2012/1749, K:2012/1971 sayıyla;
2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak
geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara
Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh
Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın
çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden
reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı ile sürücü belgesi sahibi F.K., bu kez aynı
istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuşlardır.
BÜYÜKÇEKMECE 1. SULH CEZA MAHKEMESİ: 23.5.2013 gün ve D.
İş:2012/2129 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine
göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın
da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait
olduğu gerekçesiyle Uyuşmazlık Mahkemesinin benzer kararlarına da
dayanılarak itirazın görev yönünden reddine ve görevli yargı yerinin
belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine de karar
vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından,
bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere,davacı M.K.tarafından açılan dava yönünden
tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli
yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir
görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı
inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar
bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre,
idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı
yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde,
olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen
bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii
davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa,
gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin
karar vermesine değin erteler ” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya
bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde
her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini
davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda
çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı
veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el
çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte,
bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu
haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise
de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza
Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi
kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş
bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine
gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı
açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1)
numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varmıştır.
Uyuşmazlığın,
motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına
gelince:
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya
konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi
hususunun sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı
Kanun’un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için kara nakil
aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici
istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait
olmaktadır.
Buna göre, 2918 sayılı
Yasa’nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının
çözüm yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:
30.3.2005
tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. Maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına
ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
idari yargının görev alanına giren kararın (aracın
geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte
dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari
para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve
aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra
hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının
ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali
istemiyle açılan davanın çözümünde idari
yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Büyükçekmece 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce yapılan başvurunun
19.madde kapsamında kabulü ile, İstanbul 10. İdare Mahkemesi’nce verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Büyükçekmece
1. Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ
ile, İstanbul 10. İdare Mahkemesi’nin 1.11.2012 gün ve E:2012/1749,
K:2012/1971 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1467
KARAR NO : 2013/1652
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve
aracın 15 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal
edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27/8. maddesi
hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Ş.G.
Davalı :
Hayrabolu Kaymakamlığı
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 59...... plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2. maddesi uyarınca, davacı
adına 25.9.2012 tarih ve FZ-372613 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para
Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 650,00 TL idari para cezası verilmiş ve
ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen 25.9.2012 tarih ve 000743 sayılı
Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 15 gün süre ile trafikten men edilerek
muhafaza altına alınmıştır.
Davacı, idari para cezası ile aracın 15 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari
yargı yerinde dava açmıştır.
TEKİRDAĞ
İDARE MAHKEMESİ: 3.10.2012 gün ve E:2012/1223, K:2012/1168 sayıyla; 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri
alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik
Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza
Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün
adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine
karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez aynı istemle adli yargı yerine itirazda
bulunmuştur.
HAYRABOLU SULH CEZA MAHKEMESİ: 25.4.2013 gün ve
D.İş:2012/118, K:2012/118 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8.
maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren
kararın da verilmiş olması nedeniyle Uyuşmazlık Mahkemesi’nin benzer
kararlarına da dayanarak davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı ile ayrıca dosyanın görev uyuşmazlığının
çözümlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar vermiş,
verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada;
idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş
ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine
gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile
verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise
ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idare
mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de
görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz
görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen
bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii
davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa,
gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin
karar vermesine değin erteler ” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya
bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde
her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini
davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda
çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı
veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el
çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte,
bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu
haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise
de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza
Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi
kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş
bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine
gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile
aracın 15 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın iptal
edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesinde,
“Araçlarını motorlu araç tescil ve trafik belgesinde gösterilen
maksadın dışında kullananlar ile sürülmesine izin veren araç sahipleri 14
400 000 lira para cezası ile cezalandırırlar.
Ayrıca,
araç onbeş gün süre ile trafikten men edilir ” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı
Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan
davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı
bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.
Uyuşmazlığın,
motorlu aracın 15 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına
gelince:
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aracın onbeş gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin karar,
2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya konu
edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi
hususunun sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı
Kanun’un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için kara nakil
aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici
istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın onbeş gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait
olmaktadır.
Buna göre, 2918 sayılı
Yasa’nın Ek 2. maddesi uyarınca verilen para cezasının çözüm yerinin adli
yargı, aracın 15 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemin
çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:
30.3.2005
tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. Maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu
işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala
bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin
amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
idari yargının görev alanına giren kararın (aracın
geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte
dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari
para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve
aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra
hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun Ek 2. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve aracın 15 gün
süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli
olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Hayrabolu Sulh Ceza Mahkemesi’nce yapılan başvurunun 19.madde
kapsamında kabulü ile, Tekirdağ İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik
kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Hayrabolu
Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ
ile, Tekirdağ İdare Mahkemesi’nin 3.10.2012 gün ve E:2012/1223, K:2012/1168
sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1484
KARAR NO : 2013/1668
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Karayolunda (köprüde)
meydana gelen trafik kazası sonucunda oluşan zararın tazmini istemiyle açılan
davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
M.M.
Vekili :
Av. M.K.
Davalı :
Adli Yargıda; 1- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. S.A.
2-
N.İnşaat ve Sanayi A.Ş.
Vekili :
Av. V.A.Y.
İdari
Yargıda;
Devlet
Su İşleri Genel Müdürlüğü
O L A Y : Davacı vekili, dava
dilekçesinde özetle; müvekkilinin eşi ve çocuğu ile birlikte 7.8.2008
tarihinde Seydişehir ilçesi Kuran köyünden görev yeri olan Afyon iline
gitmek için yola çıktığını ve Kuran köyüne 3 kilometre
uzaktaki kanal üzerindeki köprüden geçerken köprü demirlerinden birinin
yerinden çıkarak müvekkilinin kullanmış olduğu aracın arka kısmına
saplanarak egzozu ve arka tamponu yerinden çıkardığını ve demirin uç
kısmının aracın arka kısmından dışarıya çıktığını, bu olayın müvekkilinin
ve ailesinin üzerlerinde telafisi olmayan bir iz bıraktığını, yıllar geçse
de müvekkilinin baba ocağına gelip giderken sürekli bu kötü olayla karşı
karşıya kalacağını ve acı çekeceğini belirterek fazlaya ilişkin hakları
saklı kalmak kaydıyla 1.500,00 TL maddi ve 4.500,00 TL manevi tazminat
olmak üzere toplam 6.000,00 TL tazminatın kanuni faizi ile birlikte
davalılardan alınmasına karar verilmesi istemiyle N.İnşaat ve Sanayi A.Ş.
ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne karşı adli yargı yerinde dava
açmıştır.
SEYDIŞEHIR SULH HUKUK MAHKEMESI: 5.12.2011 gün ve
E:2009/358, K:2011/748 sayı ile, dava dilekçesi,davalı
N.İnşaat San. AŞ ve davalı DSİ Genel Müdürlüğü vekili beyanları, gelen yazı
cevapları, tanık beyanları, yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporu ile
tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davaya konu kazanın
07/08/2008 tarihinde gerçekleştiği; davalı N.İnşaat vekili tarafından
dosyaya sunulan belgelere göre verilen köprü yapım işinin bitirilme
tarihinin 04/11/2007 tarihi olduğu dosya arasına sunulan kısmi teslim
tutanağına göre de 13/04/2007 tarihinde kısmi olarak inşaatın tamamlanan
bölümlerine ilişkin, geçici kabulün yapılabileceğinin belirtildiği; buna
göre Kuran Köyü köprüsü yıkımı yerine çelik köprü yapılması ve ayak
mesnetlerinin yapımı işinin kısmi olarak kabulünün yapıldığının
anlaşıldığı; kazanın ilgili idare tarafından kabulü yapılan köprü üzerinde
olduğu; yine Kaymakamlık makamı tarafından mahkemelerine hitaben yazılan
23/02/2010 tarihli yazıya göre de söz konusu köprü üzerindeki bakım ve
onarım sorumluluğunun DSİ 4. Bölge Müdürlüğü'ne ait olduğunun bildirildiği
anlaşıldığından; davalı N.İnşaatın idare ile yapılan sözleşme gereği kazanın
geçekleştiği köprü üzerinde kendisine idarece verilen işi yaparak kaza
tarihinden önce idareye teslim ettiği; kaza tarihi itibari ile de söz
konusu köprünün bakım ve onarım sorumluluğunun DSİ 4. Bölge üzerinde
olduğu; bu tarihte ilgili idarenin söz konusu köprünün trafiğe açık
tutulması köprü üzerinde trafiğe, trafik akışına engel durumların bertaraf
edilmesi gibi yükümlülüklerini yerine getirmeye DSI'nin sorumlu olduğu;
davalı DSI'ye verilen bu sorumluluğun yasa ile kendisine verilmiş bir
görevden kaynaklandığı; idarenin işi kusurlu yürüterek söz konusu zarara
sebebiyet verildiği gerekçesiyle, davalı N.İnşaat yönünden açılan davanın
husumet yönünden; davalı DSİ yönünden açılan davanın da davalı idarenin
hizmet kusuru nedeni ile mahkemelerinin görevsizliğine karar vermiş, bu
karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne karşı dava açmıştır.
KONYA 1. İDARE MAHKEMESİ: 29.8.2013 gün ve E:2013/997
sayı ile, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 110. maddesinden söz
ederek, Karayolları nda oluşan trafik kazaları nedeniyle açılacak
sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu;
KARAYOLUnda (köprüde) meydana gelen trafik kazası sonucunda oluşan zararın
tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi
gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle, 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca
görevli merciinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı
Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı
dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının görevli
olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacının 7.8.2008 tarihinde Seydişehir’den Afyonkarahisar’a gitmekte iken
davalı idarenin sorumluluğundaki sulama kanalı üzerindeki köprüden aracıyla
geçtiği esnada köprü demirlerinden birinin yerinden çıkması sonucunda
aracında meydana geldiği ileri sürülen 1.500,00 TL maddi ve 4.500,00 TL
manevi olmak üzere toplam 6.000,00 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte
ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının
Karayolları nda can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve
trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek
olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili
kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve
denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk,
çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun Karayolları nda
uygulanacağı belirtilmiş, 3. maddesinde KARAYOLU trafik için kamunun
yararlanmasına açık olan arazi şeridi, köprüler ve alanlar olarak
tanımlanmıştır.
Öte
yandan 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde
“İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların
sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan
sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi
olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana
gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Motorlu
araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının
merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu
yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer
mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu
maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği
tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış
bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, 7.8.2008 tarihinde
Seydişehir’den Afyonkarahisar’a gitmekte iken sulama kanalı üzerindeki
köprüden aracıyla geçtiği esnada köprü demirlerinden birinin yerinden
çıkması sonucunda davacının aracında meydana geldiği ileri sürülen 1.500,00
TL maddi zararın ve 4.500,00 TL manevi zararın faiziyle birlikte tazminine
karar verilmesi istemiyle davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Belediye aleyhine idare mahkemesinde açılan başka
bir tazminat talepli tam yargı davasında, İdare Mahkemesi 2918 sayılı
Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin
Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemesinin bu iki cümlenin
iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 8.12.2011
gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı; 8.11.2012 gün ve E:2012/118, K:2012/170
sayılı ve 28.5.2013 gün ve E:2013/59, K:2013/68 sayılı aynı içerikli
kararları ile; “2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan
sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda
bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili
mahkeme değildir.
Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği
nedeniyle reddi gerekir.” kararına
varmıştır.
Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde
yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir konuda İdare
Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları
gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayolları nda, can ve mal
güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini
ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun,
trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların
uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki
ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan
trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde
adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle
açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle Konya 1. İdare Mahkemesinin
başvurusunun kabulü ile, Seydişehir Sulh Hukuk Mahkemesinin görevsizlik
kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Konya 1. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile, Seydişehir
Sulh Hukuk Mahkemesinin 5.12.2011 gün ve E:2009/358, K:2011/748 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde Üyelerden Eyüp
Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU ile karar verildi.
KARŞI OY
Davalı
idarenin kanal üzerindeki köprünün yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali
sonucu meydana gelen kazada, davacının uğradığı maddi zararın tazmini
istemi ile Adli Yargıda dava açılmış,
Adli
Yargıda yapılan yargılama sonucunda "idarenin Hizmet Kusuruna dayalı
açılan davaların tam yargı davası niteliğinde bulunduğu, İdari yargıda
açılması gerektiği" gerekçesi ile dava dilekçesi yargı yolu yönünden
reddedilmiş,
Kararın
kesinleşmesi üzerine bu kez davacı vekilince aynı istekle Adli Yargıda dava
ikame edilmiş,
İdare
Mahkemesince yargılama sonucunda "uyuşmazlığın 2918 Sayılı Yasa'nın
110. maddesi gereğince Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği" gerekçesi
ile yargı yolu yönünden davanın reddine, karar verilmiş,
Kararın
kesinleşmesi üzerine 2247 Sayılı Yasa'nın 19.maddesi gereğince görevli
yargı kolunun belirlenmesi için dosya Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı'na
gönderilmiş,
Yüksek
Mahkemece yapılan inceleme sonucunda "2918 Sayılı Yasa'nın 110.maddesi
hükümleri gözetildiğinde davanın Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği"
düşüncesi ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına,
Adli Yargının görevli olduğuna oyçokluğuyla kesin olarak karar verilmiştir.
Sayın
çoğunluğun uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden düşüncesine iştirak
edilmesi mümkün değildir.
Zira;
Davada, davalı İdarenin kanal üzerindeki köprünün yapım, bakım ve
korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği
iddia edilmektedir.
6200
Sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki
Kanunun 2./A Md. "Taşkın sular ve sellere karşı koruyucu tesislere
meydana getirme, 2/f maddesinde akarsularda ıslahat yapma ve icap bedenleri
seyrü sefere elverişli hale getirme" Genel Müdürlüğün görev ve
yetkileri arasında gösterilmiş,
TC
Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış,
2577
Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava
çeşitleri arasında" sayılmıştır.
Bu
durumda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki kanalın
yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin
amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini
yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan
uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun
olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin
sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan
idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı
davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.
Sayın
çoğunluk, kanalın yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda
Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı
KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.
11.01.2011
gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine
eklenen 1.fıkra ile "inleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu
kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları
dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür..."
hükmü getirilmiştir.
Sayın
çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında
kalmamaktadır.
Çünkü,
2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu
araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki
sorumluluğunu düzenlemektedir.
Yasa
hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk
davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların
işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki
sorumluluğuna ilişkin davalardır.
Yasa
değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen
zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm
ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından idari ve Adli
Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere
sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği
zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına
uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.
2918
sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet
gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit
etmektedir.
Açıklanan
gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da
idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin
istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta
İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E
2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.)
Somut
uyuşmazlıkta davanın kanalın yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet
kusuruna dayanmasına,
2918 Sayılı
Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan
dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü
düzenleme altına almasına,
Somut
uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,
Kamu
hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet
kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının
tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve
çözümünde idari Yargının görevli olmasına göre,
Uyuşmazlıkta
Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1487
KARAR NO : 2013/1670
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 2918
sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve aracın
60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi
istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27/8. maddesi
hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
P. Turizm Nak. Otom. Seyahat İth. İhr. San. Tic. Ltd. Şti.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34....... plaka
sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca, sürücü belgesi sahibi Ş.M. adına 25.11.2012 tarih ve GP-617574
sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.950,00
TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden araç sahibi
davacı adına düzenlenen 25.11.2012 tarih ve 0231232 sayılı Araç Trafikten
Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza
altına alınmıştır.
Davacı, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari
yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
5. İDARE MAHKEMESİ: 30.11.2012 gün ve E:2012/2315, K:2012/2755 sayıyla;
2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak
geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara
Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh
Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın
çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden
reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde itirazda
bulunmuşlardır.
BÜYÜKÇEKMECE 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: 13.3.2013 gün ve D.
İş:2012/2159, K:2012/2159 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8.
maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren
kararın da verilmiş olması nedeniyle ve Uyuşmazlık Mahkemesi’nin benzer
kararlarına dayanılarak davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine ve görevli yargı yerinin belirlenmesi
için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş, verilen
karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada;
idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş
ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine
gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile
verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre,
idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı
yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde,
olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen
bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii
davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa,
gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin
karar vermesine değin erteler ” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya
bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde
her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini
davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda
çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı
veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el
çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte,
bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu
haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise
de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza
Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi
kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş
bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine
gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari para
cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı
açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1)
numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varmıştır.
Uyuşmazlığın,
motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına
gelince:
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat
veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya
konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi
hususunun sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı
Kanun’un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için kara nakil
aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici
istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait
olmaktadır.
Buna göre, 2918 sayılı
Yasa’nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının
çözüm yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:
30.3.2005
tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde, " (1) Bu
Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin
kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır"
denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına
ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev kuralları
kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
idari yargının görev alanına giren kararın (aracın
geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte
dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari
para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve
aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra
hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının
ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali
istemiyle açılan davanın çözümünde idari
yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Büyükçekmece 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce yapılan başvurunun
19.madde kapsamında kabulü ile, İstanbul 5. İdare Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Büyükçekmece
2. Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ
ile, İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin 30.11.2012 gün ve E:2012/2315,
K:2012/2755 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1490
KARAR NO : 2013/1673
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca aracın 60 gün süre ile trafikten
men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın,
2918 ve 5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
G.K.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetimler sırasında
34........ plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığı ve trafik
işaretlerine uymayarak kırmızı ışıkta geçtiğinin tespit edildiğinden
bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. ve 47/1-b madde
ve fıkraları uyarınca, sürücü belgesi sahibi Y.K. adına 7.8.2012 tarih ve
GN-598075 seri-sıra numaralı, araç sahibi davacı adına 7.8.2012 tarih ve
GN-598076 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları
düzenlenerek sırasıyla ayrı ayrı 2104,00 ve 1.950,00 TL idari para cezası
verilmiş ve ayrıca bu tutanaklara istinaden düzenlenen 7.8.2012 tarih ve
0187476 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile
trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı, sürücü belgesi sahibi Yakup Kaya adına verilen
idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
2. İDARE MAHKEMESİ: 22.10.2012 gün ve E:2012/1546, K:2012/1847 sayıyla;
2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak
geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara
Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh
Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın
çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden
reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez kendi adına düzenlenen idari para cezası
ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali
istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.
BÜYÜKÇEKMECE 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: 8.5.2013 gün ve D.
İş:2012/2181 sayıyla; 2918 ve 5326 sayılı Yasa’nın ilgili maddeleri ile
sonuç olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari
para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş
olması nedeniyle ve Uyuşmazlık Mahkemesi’nin konu ile ilgili benzer
kararları da emsal gösterilerek, davanın çözümünün idari yargı yerine ait
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı ile ayrıca dosyanın görev
uyuşmazlığının çözümlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de
karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte
olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza
davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu
davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin
Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir.
Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin kararın iptali istemiyle açılan dava yönünden tarafları, konusu ve
sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu
gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta
olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip
olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması
gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre,
idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı
yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde,
olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen
bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii
davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa,
gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin
karar vermesine değin erteler ” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya
bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde
her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini
davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda
çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı
veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el
çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla
yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu
haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise
de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza
Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi
kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş
bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine
gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacı
adına kayıtlı aracın, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası
uyarınca 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın iptal
edilmesi istemiyle açılmıştır.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aynı maddi olaydan kaynaklanan aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ve para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin 2918
ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca, ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.
2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun “Araçların tescil
edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı altında düzenlenen
Ek 2. maddesi, üçüncü fıkrasında, “(Ek
fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden izin veya ruhsat
almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan
kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin
sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak,
fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş
kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile
trafikten men edilir”; “Trafik işaretlerine uyma” başlığı
altında düzenlenen 47. maddesinde, “Karayolları ndan
faydalananlar aşağıdaki sıralamaya göre;
a)
Trafiği düzenleme ve denetimle görevli trafik zabıtası veya özel kıyafetli
veya işaret taşıyan diğer yetkili kişilerin
uyarı
ve işaretlerine,
b)
Trafik ışıklarına,
c)
Trafik işaret levhaları, cihazları ve yer işaretlemeleri ile belirtilen
veya gösterilen hususlara,
d)
Trafik güvenliği ve düzeni ile ilgili olan ve yönetmelikte gösterilen diğer
kural,yasak, zorunluluk veya yükümlülüklere,
Uymak zorundadırlar.
(Değişik:
21/5/1997 - 4262/4 md.) Trafik zabıtası veya diğer yetkililerin dur
işaretlerine, ışıklı trafik işaretlerinden kırmızı renkli olanına veya
sesli işaretlere uymayan sürücüler, 3 600 000 lira, diğer trafik
işaretlerine uymayan sürücüler, 1 800 000 lira para cezası ile
cezalandırılırlar ” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi;12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda
da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari
yaptırım
kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda
aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin
belirlenmesinde 5326
sayılı
Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan
davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi
uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.
Uyuşmazlığın
esasını oluşturan, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karara gelince:
13.10.1983
tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde,
”Bu kanunun amacı, Karayolları nda, can ve mal güvenliği yönünden trafik
düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak
önlemleri belirlemektir” denilmiş; “Motorlu Araçlara Ait Şartlar” başlığı
altında düzenlenen beşinci kısım ikinci bölümünde yer alan 30.maddesinde
araçların teknik şartlara uygunluğu,31.maddesinde araçlarda bulundurulması
zorunlu gereçler,32.maddesinde adres değiştirme ve araçlar üzerindeki
değişiklikleri bildirme, Ek 2.maddesinde araçların tescil edildikleri
amacın dışında kullanılması; altıncı kısım üçüncü bölümde düzenlenen “Sürücülerin
Uyacağı Diğer Kurallar” başlıklı 65.maddesinde araçların yüklenmesi ile
ilgili esaslar, uyulması gereken kural-lar,uymayanlara verilecek cezalar ve
araçların hangi koşullarda trafikten men edileceklerine ilişkin hususlar
ayrıntılı ve idarece tek yanlı kurallar şeklinde belirlenmiş,79.maddesinde
de, trafikten men edilen araçlar ile ilgili işlemlerin usul ve esaslarının
yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.
5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli
bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Kabahatler
Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
hükmü yer almış olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27.
maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya
tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine
başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna
göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümlerinin, Kanun’un 19. maddesinde sayılan yaptırımlar saklı
tutulmak kaydıyla, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda
ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
2918
sayılı Kanun’un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu
Kısım’a dahil 112. maddesinin ilk paragrafında da; sürücü belgelerinin
geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını
veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali
veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara
trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh
ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle araçların belirli
bir süre için trafikten men edilmelerine ilişkin uygulamalar, trafik ve
sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutul- muş iken; 12.7.1013 tarihli
6495 sayılı Kanun’un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin birinci
fıkrası“ Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil
kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü
belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir
”denilerek yeniden düzenlenmiştir.
Olayda;
davacının, tescil edildiği amacın dışında kullandığından bahisle aracının
60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemlerin ayrıntılı idari
kurallarla düzenlendiği, kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem
olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, aracın geçici olarak (
belirli bir süre için ) trafikten men edilmesi hususunun sulh ceza
mahkemelerinin
görevine dahil edilmediği, aynı şekilde 5326 sayılı Kanun’un 19. maddesinde
de, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için kara nakil aracının trafikten
alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı hususu
da dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin kararın iptali istemiyle açılan
davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Büyükçekmece 2. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan başvurunun 19.
madde kapsamında kabulü ile, İstanbul 2. İdare Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Büyükçekmece
2. Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ
ile, İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nin 22.10.2012 gün ve E:2012/1546,
K:2012/1847 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1492
KARAR NO : 2013/1675
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 2918
sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasına ilişkin
kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 3.maddesi ve aynı Kanun’un 27.maddesinin sekizinci fıkrası hükmü
bir arada değerlendirildiğinde İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı :
İ.D.
Davalı : İstanbul Valiliği
O L A Y : Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan
denetimler sırasında 34..... plaka sayılı aracın amaç dışı kullanıldığının
tespit edildiğinden bahisle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek
2/3. madde ve fıkrası uyarınca, davacı adına 2.10.2012 tarih ve GN-965154
seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek
1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden
düzenlenen 2.10.2012 tarih ve 0208896 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı
ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı, idari para cezası ile araç trafikten men
tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 3. İDARE MAHKEMESİ: 1.11.2012 gün ve
E:2012/1887, K:2012/2071 sayı ile, 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri
alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik
Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza
Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün
adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine
karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez, idari para cezasının iptali istemiyle
adli yargı yerine itirazda bulun-muştur.
İSTANBUL A.6. SULH CEZA MAHKEMESİ: 6.3.2013 gün ve D.
İş:2013/251 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine
göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın
da verilmiş olması nedeniyle ve Uyuşmazlık Mahkemesi’nin benzer kararlarına
dayanılarak davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı ile ayrıca dosyanın görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için
Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar vermiş, verilen karar itiraz
edilmeden kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek
davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, idari para cezasının iptali istemiyle açılan
dava yönünden tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı
yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve
kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine
gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile
verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre,
idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı
yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde,
olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen
bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii
davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa,
gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin
karar vermesine değin erteler ” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya
bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde
her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın
taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme
ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren
yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden
doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte,
bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu
haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise
de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza
Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi
kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş
bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine
gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Kanun’un Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda (116. maddedeki itiraz
yolu hariç) görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer
verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı Kanun’un 20.maddesi ile yapılan
değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara
hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir
atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre
idari yargının görev alanında görmüştür.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19.
maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde
“(1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır” denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına
ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde
görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
aracın geçici olarak trafikten men edilmesi kararı da verildiği ve idari
yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşıldığından;
idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve aynı
Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra hükmü
bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasına karşı
açılacak davanın çözümünde idari yargı
yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul A.6. Sulh Ceza Mahkemesi’nce yapılan başvurunun
19.madde kapsamında kabulü ile, İstanbul 3. İdare Mahkemesi’nce verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın
çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul A.6. Sulh
Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile,
İstanbul 3. İdare Mahkemesi’nin 1.11.2012 gün ve E:2012/1887, K:2012/2071 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1505
KARAR NO : 2013/1685
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Emekli Sandığı iştirakçisi olarak Aile Hekimi sıfatı ile çalışmaya başlayan
davacının, serbest diş hekimine yaptırdığı diş tedavisine ait fatura
bedelinin ödenmeyen kısmının ödenmesi istemiyle açtığı davanın, İDARİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : H.N.
Vekili : Av. S.U.
Adli Yargıda Davalılar : 1-Samsun
Valiliği
2-Sağlık Bakanlığı
Vekili : Av. F.K.
3-Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
Vekili : Av. M.Ö.A.
İdari Yargıda Davalı : Samsun İl
Sağlık Müdürlüğü
O L A Y
: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Türk-İş Aile
Sağlığı Merkezi’nde görevli aile hekimi olarak çalıştığını, davacının
kızının diş tedavisi için Samsun Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’ne başvuru
yaptıklarını; ancak, 90 gün içinde tedavi yapılmasının mümkün olmadığının
bildirilmesi üzerine, davacının kızı İ., N.İ.’ın diş tedavisinin özel diş
hekimine yaptırıldığını; bu tedavi nedeni ile Tedavi Yardımına İlişkin
Uygulama Tebliği’nin 8.2.8. maddesi ve yine aynı Tebliğin 7. numaralı
ekinde belirtilen tedavi ücretinin ödendiğini; bu ücretin 2733,35 TL’lik
kısmının davacı tarafından karşılandığını; Tebliğ’de yer alan “hastaları
diş hastalıklarının tedavisinde özel sağlık kuruluşlarına sevk
edilmeyeceği; ancak, doğan fiyat farkını ödemeyi kabul eden hastaların özel
sağlık kuruluşlarına sevk edilebileceği” şeklindeki düzenlemenin sağlık
hizmeti ihtiyacının ertelenemeyeceği ilkesi ile bağdaşmadığını; 657 sayılı
Devlet Memurları Kanunu’nun 208. maddesinde, devlet memurlarının tedavi
giderlerinin ödenmesi konusunda tedaviye resmi tabip raporu ile lüzum
gösterilmesi gerektiğinin açıkça belirtildiğini ve başka bir koşulun öngörülmediğini;
sonuç olarak resmi kurumların yeterli organizasyonu kuramamaları nedeni ile
davacının vermek zorunda kaldığı sağlık hizmeti ücretinin, davalıya
ödenmesi gerektiğini belirterek; 2733,35 TL’nin davacıya ödenmemesine
ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi istemi ile idari yargı yerinde
dava açmıştır.
Samsun
1. İdare Mahkemesi; 20.09.2010 gün ve 2009/786 Esas, 2010/1013 Karar sayılı
kararı ile 5510 sayılı Yasa’nın 101. maddesinde 5510 sayılı kanunun
uygulanması ile ilgili uyuşmazlıkların İş Mahkemesi’nde görüleceğinin
düzenlenmesi nedeni ile davaya adli yargıda bakılması gerektiğini
belirterek; davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar
kesinleşmiştir.
Davacı
vekili bu kez, davacının kızı İpek N.Nibat’ın diş tedavisi nedeni ile
fazladan ödemek zorunda kaldığı 2733,75 TL’nin dava tarihinden itibaren
işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemi ile adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Samsun 3.
İş Mahkemesi; 30.7.2013 gün ve 2011/815 sayılı ara kararı ile; davacının
kızı için yapılan tedavi giderinin tazmini istemi ile açılan davada,
tedavinin yapıldığı tarih itibari ile 5434 sayılı Yasa’nın uygulanması gerektiğini;
bu nedenle davada idari yargı mercilerinin görevli olduğunu belirterek, mahkemelerinin görevine girmeyen ve adli yargı yerince
de görevsizlik kararı verilen bu davada, görevli yargı yerinin belirlenmesi
için dosyanın 2247 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmesine, davanın Uyuşmazlık Mahkemesi kararına kadar
ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde
öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, her
iki yargı yerinde ortak işlem olan, “davacının fazladan ödediği 2733,75 TL
tedavi giderinin tazmini” talebi yönünden oluşan görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Emekli Sandığı’na (Devredilen) tabi olan davacının, serbest diş hekimine
yaptırdığı diş tedavisine ait 3476,58 TL tutarındaki fatura bedelinin
ödenmesi istemiyle yaptığı başvuru sonucu, davalı idarece tarifeye göre yapılan
742.00 TL ödemenin dışında ödenmeyen ve tarifeyi aşan kısmı olan 2733,75
TL’nin işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
Dosyanın
incelenmesinden Emekli Sandığı (Devredilen) tabii olan davacının; diş
tedavisinin hastanelerinde 90 gün içinde yapılamayacağından bahisle Samsun
Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi reçetesi ile serbest diş hekimine sevk
edildiği; bu sevke istinaden davacıya serbest diş hekimince diş tedavisi
uygulanarak, 20.12.2008 tarihli, 3476,58 TL miktarlı serbest meslek makbuzu
düzenlendiği; davacının, tedavi bedelinin ödenmesini istediği; ancak
İdarece, davacıya ödeme emrine istinaden 742.00 TL ödendiği; bunun üzerine
davacı vekili tarafından, müvekkiline yapılan 742.00 TL ödemenin dışında
kendisine ödenmeyen ve tarifeyi aşan kısmı olan 2733,75 TL’nin, dava
tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tarafına ödenmesi
istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.
31.5.2006
tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine
göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar
(Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım
Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları),
devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı
İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik
ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı
emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir
sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır. 5510 sayılı Kanunun iptali
amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111,
K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte,
bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu
hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu
görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c
maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen
17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler
yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle,
5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510
sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında
olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri
hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı
Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754
sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa
Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile
reddedilmiştir.
5510
sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin
uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde
görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa
Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla
(RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz
konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu
gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce
memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu
gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri
bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754
sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri
olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca,
bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı
Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak;
ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun
yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet
gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak
bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır.
5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla
çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla
5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve
ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak
kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve
yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara
ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya
devam edecektir… Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim
esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin
niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın
bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması
ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin
görevlendirilmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda
açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde
bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik
mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki
uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır…”
Yukarıda
sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte
değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur
ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere
5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri
bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak,
bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak
çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu
Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı
Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı
dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.
Kaldı
ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa
Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı
esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın
çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.
Bu
durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla
çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla
5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve
ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak
kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve
yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya
devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun
2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep,
konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı
iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları
kapsamında bulunan, halen aile hekimi olarak çalışmakta olan davacı tarafından
açılan davanın, görüm ve çözümünün idari yargı yerinde görüleceği sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Samsun 1. İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Samsun 1.
İdare Mahkemesi’nin 20.09.2010 gün ve 2009/786 Esas, 2010/1013 Karar sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1521
KARAR NO : 2013/1699
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka
kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve
alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
E.D.
Vekilleri
: Av. B.Y.& Av. A.Ö.Ö.
Davalı :
Türk Telekomünikasyon AŞ.
Vekili :
Av. M.E.
O L A Y
: Davacı vekili dilekçesinde müvekkilinin davalı kurumda kapsam dışı
personel olarak çalıştığını, kurumun özelleştirilmesi sonrasında özel hukuk
hükümlerine tabi anonim şirket statüsü kazanan davalı şirket ile kamuya
nakil hakkını saklı tutmak kaydı ile iş sözleşmesi imzaladığını, 406 S.Y Ek
29.Maddesi ve ilgili mevzuat ile taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesi
gereği kamu kurumuna nakil olduğu 30.09.2010 tarihine kadar davalı şirket
bünyesinde çalışmış ve davacının aylık ücretinin davalı şirketçe ödenmiş
olduğunu, ancak bu ücretin eksik ödendiğini belirterek, davacının maaş
nakil bildiriminin 4046 sayılı yasanın 22.maddesi ve 406 sayılı yasanın ek
29.maddesine uygun düzenlenmemiş olması nedeniyle, dava konusu artış ve
zamların eklenerek düzenleme tarihinden itibaren yeniden tespitine, ayrıca
davacının,işveren davalı kurumda çalıştığı sürelerde hak ettiği ancak
kendisine ödenmeyen ve davalı kurumun hatalı maaş nakil bildirimi nedeniyle
davacının halen çalıştığı kurumda eksik maaş almasına sebep olduğu
tutarların, yıllar itibariyle değişen ek ödem ve denge tazminatlarının ve
buna bağlı olarak değişen maaş tutarına uygulanan ikramiye tutarları
farkının fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik
1.000,00 TL alacağın faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle
adli yargı yerinde dava açmıştır.
Ankara 6
.İş Mahkemesi: 10.04.2013 gün, E:2011/133, K:2013/393 sayı ile özetle;
“...Dava 399 sayılı KHK'nın ek 2
cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu hissesi devredilen davalı
T.T.A.Ş'de Tip 2 sözleşme ile nakle tabi olarak çalışan davacının davalının
özelleştirmeden önce tabi olduğu ve özelleştirme ile bazı hükümleri değişen
406 S.Y'in Ek 29 Maddesi kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm
sebebi ile 375 Sayılı KHK'in Ek 3 Maddesi ve 399 Sayılı KHK'nin Ek 2
cetvelinde yer alan kuramlarda çalışan sözleşmeli personele yapılan
artışlardan yararlanıp yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer
aldığı maaş nakil ilmühaberinin buna göre düzenlenip düzenlenmediği
noktasında toplanmaktadır.
Davanın
devamı sırasında YHGK'nun 26/012/2012 tarih 2012/9-1518-1388 E-K sayılı
içtihadı birleştirme kararı verilmiş olup, verilen kararın içeriğinin
mahkememizdeki dava ile aynı içerikte olduğu HGK kararlarının bağlayıcı
özelliği nedeni ile mahkememizdeki davanın HMK 114/1-b Maddesi gereğince
yargı yolunun caiz olmadığı, davaya idare mahkemesince bakılması gerektiği,
Danıştay İdari Dava Kurulu Dairelerinin saplamasına göre de; 5473 S.Y
gereği test edilen işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu belirlenmesi
sonucu Yüksek Yargı Mahkemeleri arasındaki çelişki giderilmiş ve davaya
idare mahkemesince bakılacağı sabit olmuştur.
Açıklanan
nedenlerle, HMK 114/1-b maddesi gereğince yargı yolunu caiz olmaması nedeni
ile HMK. 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine.” demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar
kesinleşmiştir.
Davacı
vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır.
Ankara
9. İdare Mahkemesi: 18.06.2013 gün, E:2013/863 sayı ile özetle;
“...1953
tarih ve 6145 sayılı Yasa ile Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon
İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu'nun
10.06.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasayla değiştirilen 1.maddesi ile, posta
ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel
Müdürlüğünce (P.İ) telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon
Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş."deki tamamı Hâzineye ait
bulunan hisselerden % 55'i, Bakanlar Kurulunun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146
sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin % 55
Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine
Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar'ı uyarınca, 14.11.2005
tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne
satılmıştır.
406
sayılı Yasanın ek 29.maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek
22.maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri
uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile
22.1.1990 tarihli ve 300 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak
kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı
personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu
personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve
hisse devir tarihinden nakil için Devlet Personel Başkanlığına
bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri,
cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk
Telekom tarafından karşılanır...” denilerek, yasa koyucu tarafından Türk
Telekom'da 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi
olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel
kamu personeli sayılmıştır.
Bu
durumda, davalının özel hukuk tüzel kişisi olması karşısında, uyuşmazlığın
görüm ve çözümü adli yargının görevinde bulunmaktadır..” demek suretiyle
davanın adli yargının görev alanına girdiğinden bahisle 2247 sayılı Kanunun
15. ve 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında
2247 sayılı yasa’nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı
doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece,
adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davalı şirkette
görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı
Yasa'nın 22.maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen,
sonrasında Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü emrine atanan davacı
tarafından,yanlış düzenlendiğini iddia ettiği maaş nakil ilmühaberinin
yeniden düzenlenmesi ve bu sebeple uğradığı iddia olunan zararın tazmini
istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145
sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi
kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994
tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf
tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce
(P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim
Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve
4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine
eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk
hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin
kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom’a
uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin
2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır”
denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa’nın 1.
maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk
hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak
üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası
kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır.16.7.1965 tarihli ve
697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom
hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde
çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün
aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı Yasa’nın
Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK’nin
ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan kuruluşlar
listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden
sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk Telekom
A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000 tarihi
itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki
İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl
tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür
ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve
Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda
istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda
öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmüne yer verilmiş; bu
bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda;
“a) Personelin statüsü: (Ek ibare: 12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki
kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu
üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına
sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır.
(Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında
kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre
istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından
tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında
da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin
kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı
kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki düzenleme,
Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek
suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin
(a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık
ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile
diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…” denilerek,
yasa koyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde
çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde çalışmakta iken,406 sayılı
Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı
Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu
emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yeniden
düzenlenmesi ve yanlış düzenlenmesi sebebiyle uğranıldığı iddia olunan
zararın tazmini istemiyle dava açılmıştır.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı
Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:
“a) (Değişik: 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c) (Değişik:
18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde
adli yargı görevli olduğundan Ankara 9. İdare Mahkemesince yapılan
başvurunun kabulü ile, Ankara 6. İş Mahkemesinin görevsizlik kararının
kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 9.
İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Ankara 6. İş Mahkemesinin
10.04.2013 gün, E:2011/133, K:2013/393 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1522
KARAR NO : 2013/1700
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Davacıların çocuklarının İlköğretim okulunun
bahçesinde bulunan kaydırakta oynarken, kaydırağın boşluğuna sağ el serçe
parmağını sıkışması, bu sıkışma neticesinde serçe parmağının kopması ve
parmağın yerine dikilememesinden dolayı uğranıldığı ileri sürülen
100.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi zararın faiziyle birlikte
ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar : M.A.’a velayeten; 1- S.A., 2- M.A.
Vekili : Av. A.Ş.
Davalı : Milli Eğitim Bakanlığı
Vekili : Av. İ.S.K. (Adli Yargıda)
O L A Y :
Davacı vekili dava dilekçesinde; “Müvekkillerimin oğlu M.A. 27.03.2011
tarihinde evlerine 50
metre mesafedeki davalıya bağlı Samsun ili Alaçam
ilçesi Göçkün Köyü Şehit Selçuk DEMİR İlköğretim Okulu bahçesinde bulunan
kaydırakta yanında dedesi olduğu halde oynarken kaydırağın zemin kısmında
mevcut muhtemelen çürümeden kaynaklı 132 cm uzunluğunda ve 1 cm genişliğindeki
boşluğa sağ el serçe parmağının sıkışmış ve parmak kopmuştur. Tüm
müdahalelere rağmen parmak yerine dikelemediğinden serçe parmağını kaybetmiştir.
Olayın
gerçekleşmesinde bakanlığın hizmet kusuru vardır. Okul bahçesindeki oyun
parkında bulunan kaydırak sadece eğitim saatleri içinde okul öğrencilerinin
kullanımı için değil haftanın her günü ve günün her saatinde köyde bulunan
tüm çocukların kullanıma açıktır. Bu amaçla da oyun parkının oluşturulduğu
aşikardır. Hafta sonu okul bahçesinin kapısının kilitlenmemesi, bahçe
etrafının izinsiz girişe engel olacak şekilde düzenlenmemesi bunun en açık
göstergesidir.
Milli
Eğitim Bakanlığının oyun parkını standartlara uygun çocuklara zarar
vermeyecek nitelikte ve şekilde oyun araçları ile donatması gerekir.
Çocukların bedensel zarar görmesini engelleyecek her türlü tedbirin alınmış
ve altyapının oluşturulmuş olması gerekmektedir. Bu şartlara haiz olmayan oyun
araçlarından oluşan bir parkın oluşumuna izin verilmemesi gerekirdi.
Okul
bahçesindeki kaydıraktaki çocukların oyun oynarken onlara zarar vermesi
kesin nitelikteki arızayı okul idaresinin olaydan çok önce bildiği ve
gördüğü kendi ifadelerinden anlaşılmaktadır. Kaydıraktaki arıza bilinip
tespiti yapıldığı halde çocukların oynarken zarar görmesini engelleyecek
şekilde tamiratının yapılmaması, tamirinin mümkün olmaması veya zor ve
masraflı olması halinde ise kullanımdan kaldırılarak ya da kullanılmasını engelleyecek
şekilde tedbir alınmaması ağır bir hizmet kusurudur. Burada idarenin
kusursuz sorumluluğunu da aşacak şekilde ihmale dayalı kusurlu
sorumluluğunun olduğu şüphe götürmez bir gerçekliktir.
Kaydıraktaki
arızanın muhtara bildirilmesi ve olayın hafta sonu meydana gelmiş olması bu
kusuru ve ayıbı örtmez ortadan kaldırmaz.
Olay
neticesi hem müvekkillerim hem de küçük M. ağır bir manevi bunalıma uğramış
elem ve keder içinde kalmışlardır. Menfi yönde psikolojik rahatsızlık
meydana gelmiştir. Bu durum halen de devam etmekte ve ömürlerinin sonuna
kadar da belki azalarak da olsa devam edeceği muhakkaktır.
Özellikle
de yaşamı yeni tanımaya başlayan küçük M. için bu durum daha ağır manevi
hasarlara sebebiyet verecektir. Bir parmağının eksik olması onun hem arkadaşları
içinde hem okul ortamında hem de toplumdaki psikolojik ve sosyolojik
davranışlarına olumsuz etki yapacaktır. Ruhsal gelişimini sağlıklı şekilde
sürdürmesini ve tamamlamasını engelleyecektir. Manevi bir baskı altında
kalacaktır. Evlenme, askerlik gibi insan hayatının en önemli vakalarında
problemler sıkıntılar yaşayabilecektir.
Küçük M.
için ilerideki yaşamındaki iş ve meslek hayatında maddi kayıplar yaşamasına
da sebebiyet verecektir. İş ve mesleğinin niteliğine ve özelliğine göre
sürekli veya geçici iş görememezlik kaybı yaşayacaktır. Bir parmağının
eksik olması sebebiyle ayrıntılı nitelik arayan ya da beden tamlığı öngören
işlere veya mesleklere müracaat edemeyecek, yönelemeyecektir. Kısacası
fiziksel ve ruhsal olarak hayatının bundan sonraki kısmını tüm uzuvları tam
bir insan gibi yaşayamayacaktır.
Tüm bu
nedenlerle ağır hizmet kusuru sebebiyle müvekkillerimin ve küçük çocukları
M.’in uğramış ve uğrayacak oldukları manevi \e maddi zararlar için bu
zararları tamamen telafi etmesi mümkün olmamakla birlikte Anayasamızın
125/7 ve 129/5 maddeleri uyarınca 100.000,00TL maddi ve 50.000,00TL manevi
tazminatın tarafımıza ödenmesi talebi ile iş bu davayı açma zarureti hasıl
olmuştur.
Taleplerimiz
konusunda davalı idareye yaptığımız idari başvuru süresi içinde
cevaplanmadığından reddedilmiştir.’’ demek suretiyle 100.000,00 TL maddi,
50.000,00 TL manevi tazminatın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydıyla faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle
idari yargı yerinde dava açmıştır.
Samsun
1. İdare Mahkemesi:17.01.2012 gün, E:2011/1832, K:2012/37 sayı ile; ‘’…6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 3. maddesinde; her türlü idari eylem ve
işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut
bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı
maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk
mahkemelerinin bakacağı" kuralına yer verilmiştir.
Dava
dosyasının incelenmesinden, davacıların oğlu M.A.'ın Gökçün Köyü Şehit
Selçuk Demir ilköğretim Okulunun bahçesinde bulunan kaydırakta oynarken,
kaydırağın boşluğuna sağ el serçe parmağını sıkıştırdığı, bu sıkışma
neticesinde serçe parmağının koptuğu parmağın yerine dikilmemesinden dolayı
uğranıldığı iddia edilen 100.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi zararın
olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar
verilmesi istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İlköğretim
okulunun bahçesinde bulunan kaydırakta oynarken kaydırağın boşluğuna sağ el
serçe parmağının sıkıştırması neticesinde serçe parmağının kopması ve
parmağın yerine dikilmemesinden kaynaklanan olayda, davacılar çocuğunun
vücut bütünlüğünü yitirmesinden kaynaklandığı açık olan iş bu uyuşmazlığın
çözümünde yukarıda anılan 6100 sayılı Kanun uyarınca Asliye Hukuk
Mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.’’ demek suretiyle
davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili aynı istemle bu kez adli yargı yerinde
dava açmıştır.
Alaçam
Asliye Hukuk Mahkemesi: 04/06/2012 gün, E:2012/54, K:2012/433 sayı ile
davanın 6100 sayılı Kanun'un 119/2. maddesi gereğince Açılmamış Sayılmasına
karar verilmiş olup, bu karara karşı yapılan temyiz başvuru üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 28/11/2012 gün, E: 2012/15930, K:2012/18121
sayılı ile Anayasa Mahkemesi’nin 16/02/2012 tarih ve 2011/35 esas, 2012/23
sayılı karar ile 6100 sayılı HMK'nun 3.maddesini iptal etmesi nedeniyle
davaya bakma görevinin idare mahkemelerine ait olduğunu, görev hususunun
yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınması gereken ve davanın
açılmamış sayılması kararına nazaran öncelikle ele alınması gereken bir
husus olduğundan, belirtilen şekilde karar verilmesinin doğru olmadığını
belirterek hükmün bozulmasına karar vermiştir.
Alaçam
Asliye Hukuk Mahkemesi: Yargıtay bozma ilamına uyarak yapılan yargılama
neticesinde, 02.05.2013 gün, E:2013/127, K:2013/148 sayı ile özetle;
‘’…Anayasa Mahkemesinin 16/02/2012 tarih, 2011/35 esas-2012/23 karar sayılı
kararı ile 6100 sayılı HMK’nun 3.maddesini iptal etmesi sebebiyle açılan
davaya bakma görevi idare mahkemesine ait olduğundan, mahkememizce
görevsizlik nedeniyle davanın reddine karar vermek gerekmiş…’’ demek
suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar
kesinleşmiştir.
Davacılar
vekili bu aşamadan sonra 25.06.2013 havale tarihli dilekçe ile yeniden
Samsun İdare Mahkemesine müracaata bulunmuş olup dilekçesinde,
‘’Müvekkillerimin oğlu M.A. 27.03.2011 tarihinde evlerine 50 metre mesafedeki
davalıya bağlı Samsun ili Alaçam ilçesi Göçkün Köyü Şehit Selçuk DEMİR
İlköğretim Okulu bahçesinde bulunan kaydırakta yanında dedesi olduğu halde
oynarken kaydırağın zemin kısmında mevcut muhtemelen çürümeden kaynaklı 132 cm uzunluğunda ve 1 cm genişliğindeki
boşluğa sağ el serçe parmağının sıkışmış ve parmak kopmuştur. Tüm
müdahalelere rağmen parmak yerine dikelemediğinden serçe parmağını
kaybetmiştir.
Olayın
gerçekleşmesinde bakanlığın hizmet kusuru vardır. Okul bahçesindeki oyun
parkında bulunan kaydırak sadece eğitim saatleri içinde okul öğrencilerinin
kullanımı için değil haftanın her günü ve günün her saatinde köyde bulunan
tüm çocukların kullanıma açıktır. Bu amaçla da oyun parkının oluşturulduğu
aşikardır. Hafta sonu okul bahçesinin kapısının kilitlenmemesi, bahçe
etrafının izinsiz girişe engel olacak şekilde düzenlenmemesi bunun en açık
göstergesidir.
Milli
Eğitim Bakanlığının oyun parkını standartlara uygun çocuklara zarar
vermeyecek nitelikte ve şekilde oyun araçları ile donatması gerekir.
Çocukların bedensel zarar görmesini engelleyecek her türlü tedbirin alınmış
ve altyapının oluşturulmuş olması gerekmektedir. Bu şartlara haiz olmayan
oyun araçlarından oluşan bir parkın oluşumuna izin verilmemesi gerekirdi.
Okul
bahçesindeki kaydıraktaki çocukların oyun oynarken onlara zarar vermesi
kesin nitelikteki arızayı okul idaresinin olaydan çok önce bildiği ve
gördüğü kendi ifadelerinden anlaşılmaktadır. Kaydıraktaki arıza bilinip
tespiti yapıldığı halde çocukların oynarken zarar görmesini engelleyecek
şekilde tamiratının yapılmaması, tamirinin mümkün olmaması veya zor ve
masraflı olması halinde ise kullanımdan kaldırılarak yada kullanılmasını
engelleyecek şekilde tedbir alınmaması ağır bir hizmet kusurudur. Burada
idarenin kusursuz sorumluluğunu da aşacak şekilde ihmale dayalı kusurlu
sorumluluğunun olduğu şüphe götürmez bir gerçekliktir.
Kaydıraktaki
arızanın muhtara bildirilmesi ve olayın hafta sonu meydana gelmiş olması bu
kusuru ve ayıbı örtmez ortadan kaldırmaz.
Olay
neticesi hem müvekkillerim hem de küçük Mert ağır bir manevi bunalıma
uğramış elem ve keder içinde kalmışlardır. Menfi yönde psikolojik
rahatsızlık meydana gelmiştir. Bu durum halen de devam etmekte ve
ömürlerinin sonuna kadar da belki azalarak da olsa devam edeceği
muhakkaktır.
Özellikle
de yaşamı yeni tanımaya başlayan küçük M. için bu durum daha ağır manevi
hasarlara sebebiyet verecektir. Bir parmağının eksik olması onun hem
arkadaşları içinde hem okul ortamında hem de toplumdaki psikolojik ve
sosyolojik davranışlarına olumsuz etki yapacaktır. Ruhsal gelişimini
sağlıklı şekilde sürdürmesini ve tamamlamasını engelleyecektir. Manevi bir
baskı altında kalacaktır. Evlenme, askerlik gibi insan hayatının en önemli
vakalarında problemler sıkıntılar yaşayabilecektir.
Küçük M.
için ilerideki yaşamındaki iş ve meslek hayatında maddi kayıplar yaşamasına
da sebebiyet verecektir. İş ve mesleğinin niteliğine ve özelliğine göre
sürekli veya geçici iş görememezlik kaybı yaşayacaktır. Bir parmağının
eksik olması sebebiyle ayrıntılı nitelik arayan ya da beden tamlığı öngören
işlere veya mesleklere müracaat edemeyecek, yönelemeyecektir. Kısacası
fiziksel ve ruhsal olarak hayatının bundan sonraki kısmını tüm uzuvları tam
bir insan gibi yaşayamayacaktır.
Tüm bu
nedenlerle ağır hizmet kusuru sebebiyle müvekkillerimin ve küçük çocukları
M. in uğramış ve uğrayacak oldukları manevi \e maddi zararlar için bu
zararları tamamen telafi etmesi mümkün olmamakla birlikte Anayasamızın
125/7 ve 129/5 maddeleri uyarınca 100.000,00TL maddi ve 50.000,00TL manevi
tazminatın tarafımıza ödenmesi talebi ile iş bu davayı açma zarureti hasıl
olmuştur.
Taleplerimiz
konusunda davalı idareye yaptığımız idari başvuru süresi içinde
cevaplanmadığından reddedilmiştir.
Yukarıda
izahı yapılan talebimizle ilgi Samsun 1. İdare Mahkemesinde açmış olduğumuz
dava Samsun 1. İdare Mahkemesinin ekte sunulu 2011/ 1832 E -2012/37 K
sayılı kararı ile görevsizlik nedeniyle reddedilmiş olup karar
kesinleşmiştir.
Alaçam
Asliye Hukuk Mahkemesinde açmış olduğumuz dava ise ekte sunulu
2013/127E-148K ve 02.05.2013 tarihli karar ile 6100 sayılı yasanın
3.maddesinin 1.fıkrası Anayasa Mahkemesinin 2011/35 Esas sayılı ve
16.02.2012 tarihli kararı ile Anayasaya aykırı bulunarak iptal edildiğinden
görevsizlik nedeni ile reddedilmiş olup karar 07.06.2013 tarihinde
kesinleşmiştir.’’ demek suretiyle 100.000,00 TL maddi,50.000,00 TL manevi
tazminatın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla faizi ile birlikte
davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava
açmıştır.
Davacılar
vekilinin bu başvurusuna istinaden, Samsun 1.İdare Mahkemesi; 02.08.2013
gün, E:2013/822 sayı ile özetle; ‘’… 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin
Kuruluşu ve İşleyişi Hakkında Kanunun 14. maddesinde, "Olumsuz görev
uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri
yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan
davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların
kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi,
ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca
ileri sürülebilir."; 15. maddesinde, "Olumsuz görev
uyuşmazlıklarında dava dosyaları, son görevsizlik kararını veren yargı
merciince, bu kararın kesinleşmesinden sonra, ceza davalarında doğrudan
doğruya diğer davalarda ise taraflardan birinin istemi üzerine, ilk
görevsizlik kararını veren yargı merciine ait dava dosyası da temin
edilerek Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir ve görevli yargı merciinin
belirlenmesi istenir."; 16. maddesinde, "Uyuşmazlık Mahkemesi,
olumsuz görev uyuşmazlığı ile ilgili dosyaların ilk incelemesi sırasında ve
gerekli gördüğü hallerde ilgili Başsavcıların görüşünü de alarak, görevli
yargı merciini belirten kararını verir."; 18. maddesinde,
"Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulduğu resmi yazı ile kendisine
bildirilen yargı mercii, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar
verilinceye kadar davanın görülmesini geri bırakır. Bu takdirde zamanaşımı
süreleriyle öbür kanuni veya hakim tarafından verilen süreler, işin yeniden
incelenmesine başlanacağı güne kadar durur. Şu kadar ki, Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurulduğunu bildiren yazının alındığı günden başlamak üzere
altı ay içinde bu Mahkemenin kararı gelmezse yargı mercii davayı görmeye
devam eder. Ancak, esas hakkında son kararı vermeden Uyuşmazlık
Mahkemesinin kararı gelirse yargı mercii bu karara uymak zorundadır.
Uyuşmazlık çıkarılacağı bildirilerek yargı merciinden davaya bakmanın
ertelenmesi istenemez. (Ek fıkra: 23/07/2008-5791 S.K./8.mad) 12, 13 ve 17
nci maddelerde yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına
rastlarsa bu süreler, çalışmaya ara vermenin sona erdiği günü izleyen
tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır."; 19. maddesinde,
"Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya
kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı
incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii
davada^görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa,
gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin
karar vermesine değin erteler. (Değişik fıkra: 21/01/1982 - 2592/6
md.;Değişik fıkra: 23/07/2008-5791 S.K./9.mad) Yargı merciince, önceki
görevsizlik kararma ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli
başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilir." hükümlerine yer verilmektedir.
2576
sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin
Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanununun 5. maddesinde, "1. (Değişik
bent: 24/02/1988 - 3410/1 md.) idare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin
görevine giren davalarla ilk derecede Danıştay’da çözümlenecek olanlar
dışındaki: a) İptal davalarını, b) Tam yargı davalarını, c) (Değişik alt
bent: 08/06/2000 - 4577/2. md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında
çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları, d) Diğer kanunlarla verilen işleri,
çözümler. 2. Özel Kanunlarda Danıştay’ın görevli olduğu belirtilen ve idari
Yargılama Usulü Kanunu ile idare mahkemelerinin görevli kılınmış bulunduğu
davaları çözümler." hükümlerine yer verilmektedir.
Mahkememizce
görev ret kararı verilen 17.01.2012 tarihi itibariyle yürürlükte olan ve
Anayasa Mahkemesi'nin 16.02.2012 tarih,2011/35 esas, 2012/23 karar sayılı
ilamı ile iptal edilen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun
3.maddesinde, "Her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu
olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen
yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararların
tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemeleri bakar. İdarenin
sorumluluğu dışında kalan sebeplerden doğan aynı tür zararların tazminine
ilişkin davalarda dahi bu hüküm uygulanır. 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı
İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri saklıdır." hükümlerine yer
verilmektedir.
Dava
dosyasının incelenmesinden; davacıların oğlu M.A.'ın Göçkün Köyü Şehit
Selçuk Demir İlköğretim Okulunun bahçesinde bulunan kaydırakta oynarken,
kaydırağın boşluğuna sağ el serçe parmağını sıkıştırdığı, bu sıkışma
neticesinde serçe parmağının koptuğu ve parmağın yerine dikilememesinden
dolayı uğranıldığı ileri sürülen 100.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi
zararın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte
ödenmesine karar verilmesi istemiyle Mahkememizin 2011/1832 esasına kayden
açılan davada, davacıların çocuğunun vücut bütünlüğünü yitirmesinden
kaynaklandığı açık olan iş bu uyuşmazlığın çözümünde yukarıda anılan 6100
sayılı Kanun uyarınca Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna
varılarak davanın görev yönünden reddine karar verildiği; anılan karar
sonrasında davacılar tarafından Alaçam Asliye Hukuk Mahkemesi'nde 2013/127
esasına kayden dava açıldığı, anılan Mahkemece dosya üzerinde yapılan
inceleme neticesince, 04/06/2012 tarih 2012/54 esas, 2012/433 karar sayılı
ilamı ile açılan davanın 6100 sayılı Kanunun 119/2. maddesi gereğince
açılmamış sayılmasına karar verildiği, davacılar vekili tarafından anılan
mahkeme kararının temyizi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 28/11/2012
tarih, 2012/15930 esas, 2012/18121 karar sayılı ilamı ile Mahkeme kararının
"Anayasa Mahkemesinin 16/02/2012 tarih, 2011/35 esas, 2012/23 sayılı
kararı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 3. maddesini iptal
etmesi nedeniyle davaya bakma görevinin idare mahkemelerine ait olduğu,
görev hususunun yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gereken
ve davanın açılmamış sayılması kararına nazaran öncelikle ele alınması
gereken bir husus olduğu belirtilerek, davacılar tarafından açılan davanın
idari yargıda görülmesi gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı verildiği
ve 07.06.2013 tarihinde verilen hükmün kesinleşmesinden sonra, 25.06.2013
tarihinde 100.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi
olan 27.03.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte
tazmini istemiyle görülmekte olan iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık
konusu olayda; davacıların küçük çocuğunun kaydıraktan kayarken sağ el
serçe parmağını kaydırağa sıkıştırmak suretiyle parmağın kopması ve kopan
parmağın yerine dikilememesi sebebiyle Mahkememizin 2011/1832 esasına
kayden açılan davanın açılış tarihi itibariyle yürürlükte olan yasa
hükümleri nazara alınarak davanın görev yönünden reddine karar verilmesi
sonrasında, adli yargıda açılan dava devam etmekte iken karara dayanak
alınan 6100 sayılı Kanunun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesi'nin 16.02.2012
tarih, 2011/35 esas, 2012/23 karar sayılı ilamı ile iptal edilmesi
sonrasında, anılan Mahkemece idari yargının görevli olduğu belirtilerek
görevsizlik kararı verilmek suretiyle olumsuz görev uyuşmazlığı
çıkarılabilecekken çıkarılmadığı, bu itibarla Mahkememiz tarafından daha önce
görevsiz olunduğu yönünde karar verilmesi sebebiyle halen Mahkememiz
tarafından verilen kararın hukuk aleminde geçerli olduğu, görev noktasında
çıkan uyuşmazlığın ancak Uyuşmazlık Mahkemesi kararı ile
neticelendirilebileceği görüldüğünden, yukarıda alıntılanan 2247 sayılı
Kanun uyarınca görev hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu
durumda; dava konusu tazminat talebinden kaynaklanan uyuşmazlığın her ne
kadar idari yargının görev alanında olduğu görülmekte ise de, Mahkememizin
2011/1832 esas sayılı dosyasında verilen davanın görev yönünden reddi
kararının hukuk aleminde varlığını sürdürmesi sebebiyle, adli yargı
tarafından verilen görevsizlik kararı sonrasında görev konusunun Uyuşmazlık
Mahkemesi tarafından belirlenmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle; görülmekte olan uyuşmazlıkla ilgili olarak görevsizlik kararı
veren Mahkememiz kararı sonrasında, adli yargı mahkemesince de görevsizlik
kararı verildiği görüldüğünden, Mahkememizin ilk verdiği görevsizlik kararı
sebebiyle iş bu aşamada görevsizliğine, görevli yargı merciinin tespiti
açısından 2247 sayılı Kanunun 19. maddesi uyarınca dava dosyasının
Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine’’ karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve
sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli
olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı
bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı
yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir
değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1-2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz
görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya
askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı
olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri
kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.
Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın
taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri
sürülebilir” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik
kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu
kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak;
hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak
davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.
2-2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari,
askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik
kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya
incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin
görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin
belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin
incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.”
hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce
görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli
bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir.
Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva
etmesi gerekir.
Yasa koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz
görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş
olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme
nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile,
daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen
yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma
olanağını tanımıştır.
Olayda, dava öncelikle idari yargı yerinde açılmış,
burada Samsun 1.İdare Mahkemesi 17.01.2012 gün, E:2011/1832, K:2012/37
sayılı ilamı ile davaya bakmakla adli yargı yerinin görevli olduğundan
bahisle görevsizlik kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiş olup,
sonrasında aynı istemle adli yargı yerinde açılan davada Alaçam Asliye Hukuk
Mahkemesi 02.05.2013 gün, E:2013/127, K:2013/148 sayılı kararı ile davaya
bakmakla idari yargı yerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı
vermiş ve bu karar da kesinleşmiştir. Yukarıda belirtilen yasal
düzenlemeler çerçevesinde bu aşamadan sonra davanın taraflarınca 2247
sayılı Kanun’un 14.maddesi kapsamında bu şekilde meydana gelen olumsuz
görev uyuşmazlığının çözümünün ileri sürülmesi gerekiyorken, davacı vekili
tarafından yeniden idari yargı yerine dava açmak suretiyle müracatta
bulunulmuş ve bu müracaata istinaden Samsun 1.İdare Mahkemesi 02.08.2013
gün, E:2013/822 sayı ile 2247 sayılı Kanun’un 19.maddesi uyarınca
Uyuşmazlık Mahkemesine başvuru yoluna gitmiştir.
Bu haliyle, her ne kadar Samsun 1.İdare Mahkemesi’nce
re’sen yapılan başvuru, davanın taraflarınca yapılmamış olup, böylelikle
2247 sayılı Kanun’da öngörülen yönteme uygun değilse de, neticeten idari ve
adli yargı yerleri arasında görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşılmakla,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme
kavuşturulması gerek dava ekonomisine, gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin
kuruluş amacına uygun olacağından başvurunun 2247 sayılı Kanun’un
19.maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay
Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacıların oğlu Mert Atay'ın Göçkün Köyü Şehit Selçuk Demir İlköğretim
Okulunun bahçesinde bulunan kaydırakta oynarken, kaydırağın boşluğuna sağ
el serçe parmağını sıkışması, bu sıkışma neticesinde serçe parmağının
kopması ve parmağın yerine dikilememesinden dolayı uğranıldığı ileri
sürülen 100.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi zararın faiziyle
birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın
125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır
6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 3. maddesinde, her türlü idari eylem
ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut
bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı
maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk
mahkemelerinin bakacağı hükmüne, geçici 1. maddesinde ise, bu Kanunun yargı
yolu ve göreve ilişkin hükümlerinin, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki
tarihte açılmış olan davalarda uygulanmayacağı hükmüne yer verilmiş, bu
Kanunun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinin iptali amacıyla açılan davada, Anayasa Mahkemesi, 16.2.2012
tarih ve E:2011/35, K:2012/23 sayılı kararıyla; dava konusu kuralla, sadece
kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi
zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini
konusunun kapsama alındığı ve bu tazminat davalarına bakma görevinin asliye
hukuk mahkemelerine verildiği; buna göre, aynı idari eylem ve işlemler ile
idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararların kapsama
alınmadığı; sorumluluk sebebi aynı olsa da bu zararların tazmini
davalarının idari yargıda görülmeye devam edeceği; bu durumda, idarenin
aynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün
adli yargıda görülmesinin yargılamanın bütünlüğünü bozacağı; ayrıca iki
ayrı yargı kolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, bu sorumluluğun
kapsamı, idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara
ulaşabileceği; esasen idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz
sorumluluk kavramlarının, kişilerin gördüğü zararların tazmininde
kullanılan ve kişilerin idare karşısında korunma kapsamını genişleten
kavramlar olduğu; idare hukukunda, idarenin hiçbir kusuru olmasa da sosyal
risk, terör eylemleri, fedakarlığın denkleştirilmesi gibi kusursuz
sorumluluğa ilişkin kavramlara dayanılarak kişilerin uğradığı zararların
tazmin edilmesinin mümkün olduğu; özel hukuk alanındaki kusursuz sorumluluk
hallerinin ise belirli konular için düzenlendiği ve sınırlı olduğu;
idarenin idare hukuku esaslarına dayanarak tesis ettiği tartışmasız bulunan
eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan
zararlara ilişkin davaların idari yargı yerlerinde görülmesi gerektiği; bu
nedenle, yukarıda belirtildiği gibi, aynı idari eylem, işlem veya
sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların
farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğunun
söylenemeyeceği gerekçesiyle iptaline karar vermiştir.
İdarenin
yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak, kişilere
verdiği zararların tazmini istemiyle, idari eylem ve işlemlerden dolayı
kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak davaların görüm ve
çözümünün, iptal ve tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan
idari yargı yerine ait olduğu yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş
bulunmaktadır.
· Dava dosyasının incelenmesinden;
davacıların oğlu Mert Atay'ın Göçkün Köyü Şehit Selçuk Demir İlköğretim
Okulunun bahçesinde bulunan kaydırakta oynarken, kaydırağın boşluğuna sağ
el serçe parmağını sıkıştırdığı, bu sıkışma neticesinde serçe parmağının
koptuğu ve parmağın yerine dikilememesinden dolayı uğranıldığı ileri
sürülen 100.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi zararın olay tarihinden
itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi
istemiyle uyuşmazlığa konu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
· Kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka
uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde
işletilip işletilmediğinin; hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin
sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde “idari dava türleri” arasında
sayılan “idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından
açılacak tam yargı davası” kapsamında, idari yargı yerlerince yapılacağı
açıktır.
Belirtilen durum karşısında, davanın görüm ve
çözümü idari yargı yerinin görevine girdiğinden, Samsun 1.İdare
Mahkemesi’nce yapılan başvurunun reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Samsun
1.İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 11.11.2013 gününde OY
BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1523
KARAR NO : 2013/1701
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, Antalya İli Merkez
İlçesi Dağbeli Belediye Başkanlığına atanıp, 1981-1984 yılları arasında
atama yoluyla asaleten belediye başkanlığı görevini yerine getiren
davacının, bu görevi sebebiyle makam ve görev tazminatı ödenmesi istemiyle
davalı kuruma yaptığı başvurunun reddi üzerine, makam, görev, temsil
tazminatı olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik
5.000,00 TL’nin faizi ile birlikte davalı kurumdan tahsili istemiyle açtığı
davanın; İDARİ YARGI YERİNDE görüleceği hk.
K A R A R
Davacı :
A.K.
Vekili :
Av. A.F.
Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu İl
Müdürlüğü - Ankara
Vekili :
Av. G.Z. (İdari Yargıda)
O L A Y :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının emekli bucak müdürüyken,
12.09.1980 Askeri Yönetimi döneminde Antalya Valiliğince, Antalya İli
Merkez İlçesi Dağbeli Belediye Başkanlığına atandığını, 1981-1984 yılları
arasında atama yoluyla asaleten belediye başkanlığı görevini yerine
getirdiğini, bu görevi sebebiyle makam ve görev tazminatı ödenmesi
istemiyle davalı kuruma yaptığı başvurunun reddedildiğini belirterek,
makam, görev, temsil tazminatı ödenmesi taleplerinin kuruma ilk müracaat
tarihi esas alınarak kabulüne, fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak
üzere şimdilik 5.000,00 TL tazminatın davalı kurumdan tahsiline karar
verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Antalya
4. İş Mahkemesi; 24.09.2010 gün, E:2010/574, K:2010/390 sayı ile özetle,
‘’…5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun
101.maddesinde bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde bu kanun
hükümlerinin uygulanması ile ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların İş
Mahkemelerinde görüleceği hükmü getirilmiştir.
Uyuşmazlık
davacının konumu ve ait olduğu dönem gözetildiğinde 5510 Sayılı Yasanın
uygulanmasından değil Belediye Kanunu ve Emekli Sandığı Kanunu Hükümlerinin
uygulanmasından doğmaktadır.
Öte
yandan aksine hüküm getiren 5510 Sayılı Yasanın geçici 4.maddesi hükmü de
gözetildiğinde uyuşmazlığın mahkememizde görülmesinde bu yönü ile de imkan
bulunmamaktadır.
Bu
nedenlerle yargı yönü bakımından dava dilekçesinin reddine ilişkin
aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir.’’ demek suretiyle davanın görev
yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.
Davacı
vekili bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.
Antalya
8. İdare Mahkemesi; 22.03.2011 gün, E:2011/556, K:2011/278 sayı ile özetle,
‘’…2577 sayılı yasa hükümleri uyarınca, görevsiz yargı merciinde açılan
davalarda verilen görevsizlik kararının kesinleşmesini takip eden (30) gün
içinde idari yargı mercilerinde dava açılması gerekmekte olup, Mahkememizin
23.12.2010 tarih ve Esas No:2010/2927, Karar No:2010/2369 sayılı Dilekçe
Ret kararı üzerine yenilenen dava dilekçesi ekinde yer alan Antalya 4. İş
Mahkemesinin kesinleşme şerhli ilamından, anılan kararın temyiz
edilmeksizin 20.10.2010 tarihinde kesinleştiği, bakılan davanın ise, bu
tarihten itibaren (30) günlük dava açma süresi geçirildikten sonra
24.11.2010 tarihinde açıldığı anlaşılmakla, süreaşımı nedeniyle
uyuşmazlığın esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15/1-b maddesi
uyarınca, davanın süre aşımı yönünden reddine…’’ karar vermiş olup, bu
kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay 11. Dairesi 25.09.2012 gün,
E:2011/6831, K:2012/5634 sayı ile özetle, ‘’… Dosyanın incelenmesinden;
davacı tarafından, belediye başkanlarına ödenen makam ve görev
tazminatından yararlandırılma istemiyle yapılan 2.7.2007, 12.10.2008 ve son
olarak 5.7.2010 tarihli başvuruların reddedilmesi nedeniyle Antalya 4. İş
Mahkemesinde açılan davanın görev yönünden reddi üzerine, bakılmakta olan
davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Bu
durumda, davacının başvurusundan önce, 1.10.2008 tarihi itibarıyla 5434
sayılı Kanunun hükümlerinin yürürlükten kalktığı ve anılan tarihten
itibaren 5510 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinin yürürlüğe girdiği ve
anılan Kanun'un 101. maddesinde bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili
ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceğinin kurala
bağlandığı göz önüne alındığında; 5510 sayılı Kanunun uygulanmasından
kaynaklanan uyuşmazlığın görüm ve çözüm yerinin adli yargı olduğu
anlaşılmaktadır.’’ demek suretiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.
Ankara
8. İdare Mahkemesi; 09.05.2013 gün, E:2013/170 sayı ile, ‘’…5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 101. maddesinde;
"Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin
uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde
görülür.", kuralına, aynı Kanunun Geçici maddesinin 11. fıkrasında da
; "Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce, seçimler neticesinde belediye
başkanı olarak görev yapmış olup, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434
sayılı Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ek 68 inci maddesine göre
makam tazminatı ve buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı ödenenler
hariç olmak üzere, sosyal güvenlik kanunlarına göre emeklilik veya yaşlılık
aylığı almakta olanlardan; 5434 sayılı Kanunun bu Kanunla yürürlükten
kaldırılan 39 uncu maddesine göre aylık bağlanması şartlarını haiz
olanlara, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren; bu kişilerden, bu
Kanunun yürürlük tarihi itibarıyla 5434 sayılı Kanunun bu Kanunla yürürlükten
kaldırılan 39 uncu maddesine göre aylık bağlanması şartlarını haiz
olmayanlara ise, bu şartları haiz oldukları tarihten itibaren, 5434 sayılı
Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ek 68 inci maddesinde belirtilen
şartlar da dikkate alınarak, emsali belediye başkanının almakta olduğu
makam tazminatı ve buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı tutarı,
almakta oldukları emeklilik veya yaşlılık aylıklarına ilâve edilmek
suretiyle ödenir. Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce seçimler neticesinde
belediye başkanı olarak görev yapmış olup, bu Kanuna göre sigortalı iken
yaşlılık aylığı bağlananlardan; 5434 sayılı Kanunun bu Kanunla yürürlükten
kaldırılan 39 uncu maddesine göre aylık bağlanması şartlarını haiz
olanlara, bu Kanunun geçici 2 nci ve geçici 4 üncü maddeleri hükümleri de
dikkate alınarak, bu fıkrada belirtilen şartlar dahilinde söz konusu
tazminatlar aylıklarına ilâve edilmek suretiyle ödenir. Bu Kanunun yürürlük
tarihinden önce seçimler neticesinde belediye başkanı olarak görev yapmış olanlardan
ölenlerin, bu Kanunun 32 nci maddesinde belirtilen şartlara sahip olmaları
halinde, 5434 sayılı Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ek 68 inci
maddesinde belirtilen şartlar da dikkate alınarak, hak sahiplerine, bu
Kanunun 34 üncü, geçici 1 inci, geçici 2 nci ve geçici 4 üncü maddeleri
hükümlerine göre söz konusu tazminatlar, bu Kanunun yürürlük tarihinden
önce ölenler için bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren; bu Kanunun
yürürlük tarihinden sonra ölenler için ise ölüm tarihinden itibaren ölüm
aylıklarına eklenmek suretiyle ödenir. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önce seçimler neticesinde belediye başkanı olarak görev yapmış
olanlardan; malûllük aylığı almakta olanlar ile malûllük aylığına hak
kazanacaklar, 5434 sayılı Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 39 uncu
maddesinde belirtilen aylık bağlamaya ilişkin şartlar dikkate alınmaksızın,
yukarıda belirtilen tazminat haklarından yararlandırılır. Bu fıkR.a göre
tazminat tutarları ödendikçe Hâzineden tahsil edilir." kuralına yer
verilmiştir.
Yukarıda
anılan düzenlemeler uyarınca 5510 sayılı Kanun'un uygulanmasından kaynaklı
uyuşmazlıkların görüm ve çözümünde genel yetkili Mahkeme İş Mahkemeleri
olarak belirlenmiştir.
Dava
dosyasının incelenmesinden, Antalya ili Merkez ilçesi, Dağbeli Belediye
Başkanı olarak görev yapmış olan davacının, makam, görev ve temsil
tazminatlarının hakediş tarihi itibariyle ödenmesi talebinin reddine
ilişkin 19.07.2010 günlü, 24.868.010 sayılı işlemin iptali istemiyle ilk
olarak 21.09.2010 tarihinde Antalya 4. İş Mahkemesinde açılan davanın,
anılan Mahkemenin 24.09.2010 günlü, Esas No:2010/574, Karar No:2010/390
sayılı kararıyla “Görev” yönünden reddi üzerine, 24.11.2010 tarihinde
bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Dosyadaki
bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden, davacının başvurusundan önce,
1.10.2008 tarihi itibarıyla 5434 sayılı Kanun hükümlerinin yürürlükten
kalktığı ve anılan tarihten itibaren 5510 sayılı Kanunun ilgili
hükümlerinin yürürlüğe girdiği, anılan Kanun'un 101. maddesinde de bu Kanun
hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş
mahkemelerinde görüleceğinin kurala bağlandığı göz önüne alındığında; 5510
sayılı Kanunun uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde
adli yargı yerlerinin (iş mahkemelerinin) görevli olduğu sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle adli yargının görev alanına giren davanın 2577 sayılı Yasanın
14/3-a ve 15/1-a maddeleri uyarınca görev yönünden reddi gerektiğinden,
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun
19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine’’ karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247
sayılı yasa’nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu,
idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı
dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve
usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
emekli bucak müdürüyken, 12.09.1980 Askeri Yönetimi döneminde Antalya
Valiliğince, Antalya İli Merkez İlçesi Dağbeli Belediye Başkanlığına
atanıp, 1981-1984 yılları arasında atama yoluyla asaleten belediye
başkanlığı görevini yerine getiren davacının, bu görevi sebebiyle makam ve
görev tazminatı ödenmesi istemiyle davalı kuruma yaptığı başvurunun reddi
üzerine, makam, görev, temsil tazminatı olarak fazlaya ilişkin hakları
saklı kalmak üzere şimdilik 5.000,00 TL’nin faizi ile birlikte davalı
kurumdan tahsili istemiyle açılmıştır.
5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun (5510 sayılı kanunun 106.
maddesi ile mülga edilen) Ek 68.maddesinde; “(Değişik madde:
24/11/1994 - 4049/7 md.)
(Değişik fıkra: 23/02/1995
- KHK - 547/13 md.) Makam tazminatı ile Yüksek Hakimlik ve temsil veya
görev tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde bulunanlardan, 10/10/1984
tarihli ve 3056 sayılı Kanunun 36 ncı maddesine göre istihdam edilenlere, Başbakanlıkta
da makam tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde en az 6 ay çalışmış
olmaları kaydıyla bu tazminatlardan yüksek olanı esas alınarak ödeme
yapılır. (Ek cümle: 04/07/2001 - 631 S.KHK/1. md.) Makam veya yüksek
hakimlik tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde toplam en az iki yıl
bulunmadan veya bu görevlerde hiç bulunmadan emekliye ayrılanlara ise, en
az altı ay süreyle bulundukları en üst görevleri için belirlenen görev
tazminatı veya hizmet yılları itibarıyla belirlenen görev tazminatından
yüksek olanı ödenir. Bu halde de iki yıllık süreyi doldurma şartı aranır.
(Ek cümle: 12/02/2000 - 4505/3 md.) Ancak bu tazminatların ölenlerin dul ve
yetimlerine ödenmesinde iki yıl görev şartı aranmaz.
(...)
(Ek fıkra:07/12/2004 -
5272 S.K./86.mad) Sandıkça emekli aylığı bağlanan büyükşehir belediye
başkanlarına 7000, il belediye başkanlarına 6000, ilçe belediye
başkanlarına 3000, diğer belediye başkanlarına 1500 gösterge rakamı
üzerinden, bu Maddede belirtilen usul ve esaslar dahilinde makam tazminatı,
buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı ödenir. Bu tazminatlar
ilgililere ödendikçe iki ay içinde faturası karşılığında Hazineden tahsil
olunur. Birinci fıkrada öngörülen iki yıllık sürenin hesabında iştirâkçi
olup olmadıklarına bakılmaksızın belediye başkanı olarak geçen sürelerin
tamamı dikkate alınır.
(Ek fıkra: (12/02/2000 -
4505/3 md.) Temsil ve görev tazminatları; yönetim ve denetim kurulu
üyelikleri dahil olmak üzere kamu kesiminde her ne suretle olursa olsun
aylık veya ücret alıp almadıklarına bakılmaksızın görev alanlara bu
durumları devam ettiği sürece ödenmez. Tazminattan yararlanırken,
yararlanma şartlarını kaybedenler en geç bir ay içinde durumu Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne bildirirler. Bu durumun ortaya
çıktığı tarihi takip eden ay başından itibaren tazminat ödenmesine son
verilir. Zamanında bildirimde bulunmayanlara ödenen tazminat kanuni faizi
ile birlikte geri alınır.(...) Bu tazminatlar, ölenlerin 5434 sayılı
Kanunun 67 nci maddesinde belirtilen aylığa müstehak dul ve yetimlerine 68
inci maddesindeki oranlar üzerinden ödenir.
Bu ödemeler, T.C. Emekli
Sandığınca ödenmesini müteakip iki ay içinde Genel Bütçeye giren
kurumlardan ayrılanlar için Hazineden, diğerleri için son kurumlarından
faturası karşılığında tahsil edilir.(...) denilmiş; 1.1.2007 tarihinde; maddenin “Bu tazminatlar, ölenlerin 5434
sayılı Kanunun 67 nci maddesinde belirtilen aylığa müstehak dul ve
yetimlerine 68 inci maddesindeki oranlar üzerinden hesaplanır.” şeklindeki
beşinci fıkra metni ile “Bu ödemeler, T.C. Emekli Sandığınca ödenmesini
müteakip iki ay içinde Genel Bütçeye giren kurumlardan ayrılanlar için
Hazineden, diğerleri için son kurumlarından faturası karşılığında tahsil
edilir.” şeklindeki son fıkra metni yürürlükten kaldırılmıştır.
Diğer taraftan, 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş
hükümleri” başlıklı Geçici
4. maddesinin birinci fıkrasında; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarih itibarıyla 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre; aylık,
tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 8/2/2006
tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte
olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı
Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe
bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet
süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların,
aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanunun 32 nci, 34 üncü ve 37 nci
maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir.” hükmüne, aynı maddenin beşinci fıkrasında ise;
“ Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması,
azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı,
ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik
ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil
5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin
uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. (Ek cümle: 16/06/2010-5797
S.K/10. md.) Ancak,
Polis Akademisinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu
öğrenimleri süresince kesilmeksizin ödenmeye devam edilir.” hükmüne yer
verilmiştir.
31.5.2006
tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine
göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar
(Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım
Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları),
devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı
İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik
ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı
emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir
sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır.5510 sayılı Kanunun iptali
amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111,
K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte,
bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu
hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu
görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c
maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen
17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler
yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle,
5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510
sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında
olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri
hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı
Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754
sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa
Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
5510
sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin
uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde
görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa
Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla
(RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı retle sonuçlandırmakla birlikte; söz
konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu
gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce
memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu
gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri
bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754
sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri
olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca,
bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı
Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak;
ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun
yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet
gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem
sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli
bulunmaktadır. 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi
sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli
sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar
ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak
kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve
yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara
ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya
devam edecektir, Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim
esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin
niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın
bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması
ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin
görevlendirilmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda
açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde
bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik
mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki
uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır…”
Yukarıda
sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte
değerlendirilmesinden,5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur
ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere
5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri
bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak,
bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak
çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu
Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı
Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı
dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.
Kaldı
ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa
Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı
esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın
çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.
Bu
durumda, 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi
sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli
sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta
olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe
hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve
yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya
devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun
2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep,
konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı
iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları
kapsamında bulunan, 5754 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce
emekli sandığı emeklisi statüsünde olan ve ihtilaf tarihinde kamu görevlisi
statüsünde bulunan davacı tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünün
idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Ankara 8. İdare Mahkemesince
yapılan başvurunun reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 8.
İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 11.11.2013 gününde OY
BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1534
KARAR NO : 2013/1709
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle
başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi
istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
H.A.
Vekili :
Av. B.Y.
Davalı :
Türk Telekom A.Ş.
Vekili :
Av. M.E.
O L A Y
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı kurumda çalışmakta iken
kurumun özelleştirilmesinden sonra başka kuruma geçiş yapan davacının maaş
nakil ilmühaberinin 4046 sayılı yasanın 22. Maddesi ve 406 sayılı yasanın
Ek 29. Maddesine uygun düzenlenmemesi nedeniyle yeniden tespiti ile maaşına
esas net ücretine söz konusu tespit doğrultusunda zamların eklenerek davalı
kurumda çalıştığı 30.03.2010 tarihine kadar hak ettiği ancak kendisine
ödenmeyen, ek ödeme ve denge tazminatlarının ve buna bağlı olarak değişen
maaş tutarına uygulanan ikramiye tutarları farkının fazlaya ilişkin hakları
saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 1.000,00 TL’sinin, alacağın ödenmesi
gereken tarihlerden itibaren başlayacak faizi ile birlikte tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Ankara
6. İş Mahkemesi: 10.04.2013 gün ve 2011/148 Esas, 2013/408 Karar sayılı
kararı ile, YHGK’nun 26.12.2012 gün ve 2012/9-1518-1388 E-K sayılı içtihadı
birleştirme kararı ile benzer bir dosyada idari yargı yerinin görevli
olduğuna karar verildiğini, bu kararın mahkeme açısından bağlayıcı
nitelikte olduğunu belirterek; davanın görev yönünden reddine karar vermiş;
verilen karar taraflarca temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Davacı
vekili, bu kez, hatalı düzenlenen maaş nakil ilmuhaberinin iptali ile
davacının davalı kurumda çalıştığı süre boyunca almaya hak kazandığı ancak
alamadığı ek ücretler nedeni ile uğradığı zararın tespitine ve ödenmesi
gereken tarihlerden itibaren işleyecek en yüksek faizi ile birlikte davalı
idareden alınarak davacıya verilmesi idari yargı yerinde dava açmıştır.
Ankara
9. İdare Mahkemesi: 18.06.2013 gün ve 2013/864 sayılı ara kararı ile;
davalı kurumun kamu kurumu niteliği kalmadığını, bu nedenle davada adli
yargı mercilerinin görevli olduğunu, mahkemelerinin
görevine girmeyen ve adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilen bu
davada, görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın 2247 sayılı
Kanun'un 19. maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine,
davanın Uyuşmazlık Mahkemesi kararına kadar ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp
Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve
Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde
öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, her
iki yargı yerinde ortak işlem olan, “yer değiştirme sureti ile atamalara
ilişkin aylık bildiriminin hatalı olması nedeni ile iptali ve davacının almaktan mahrum kaldığı ek ücretlerin
tespiti ile kendisine ödenmesi” istemleri yönünden oluşan görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Türk
Telekom A.Ş.'nde çalışmakta iken kurumun özelleştirilmesi nedeni ile başka
kuruma atanan davacının, hatalı düzenlenen maaş nakil ilmuhaberinin iptali
ve dava konusu işlem nedeni ile uğradığı tüm zararların ödenmesi gereken
tarihten itibaren işleyecek en yüksek faizi ile davalıdan tahsiline karar
verilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda
kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987
tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır.
16.7.1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle
sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin
yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29.
maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik
birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının
yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin
(a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen
aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu düzenlemeler
birlikte değerlendirildiğinde,
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar
“tekel” olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait
bulunan Türk Telekom’un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak
kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve
sermayesindeki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu
niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca, 14.11.2005
tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer
Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu sürece paralel
olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu
yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim
Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı
ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu
personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan
personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam
edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur”
hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare: 12.5.2001-4673/6.
md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk
Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna
atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12
md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir.
İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim
Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin
ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının
aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu
tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği
açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 29.1.2000 tarihi
ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004 tarihleri arasında
geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin
genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde davalı kurumda çalışmakta
iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22.
maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığı’na bildirilen ve sonrasında
başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil
ilmühaberinin iptali ile almaktan mahrum kaldığı ek ödenekler nedeni ile
uğradığı zararın tazmini istemiyle Ankara 6. İş Mahkemesi’ne dava açıldığı;
Ankara 6. İş Mahkemesi’nin 10.04.2013 gün ve 2011/148 Esas, 2013/408 Karar
sayılı kararı ile davanın görev nedeni ile reddine karar verdiği ve kararın
temyiz edilmeksizin kesinleştiği; bunun üzerine davacının aynı istemle
idare mahkemesinde dava açtığı, Ankara 9. İdare Mahkemesi’nce 2477 sayılı
kanunun 19. Maddesi koşullarına uygun olarak dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkememizce
yapılan değerlendirme neticesinde;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari
dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk
hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Belirtilen
nedenlerle, Ankara 9. İdare Mahkemesi’nin başvurusunun kabulü ile Ankara 6.
İş Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 9.İdare
Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 6. İş Mahkemesi’nin 10.04.2013
gün ve 2011/148 Esas, 2013/408 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1561
KARAR NO : 2013/1724
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun
özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil
ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle
açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : A.E.İ.
Vekili : Av. B.Y.- A.Ö.Ö.
Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekilleri
: Av. A.D.Y. ( Adli Yargıda)
Av. Ş.K.
(İdari Yargıda)
O L A Y
: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı kurumdan geçiş yapan
davacının maaş nakil ilmühaberinin 4046 sayılı Yasa’nın 22. Maddesi ve 406
sayılı Yasa’nın ek 29 maddesine uygun düzenlenmemesi nedeniyle yeniden
tesbiti ile maaşına esas net ücretine söz konusu tespit doğrultusunda
zamların eklenerek davalı kurumda çalıştığı 15.04.2008 tarihine kadar hak
ettiği ancak kendisine ödenmeyen, yıllar itibariyle değişen ek ödeme ve
denge tazminatlarının ve buna bağlı olarak değişen maaş tutarına uygulanan
ikramiye tutarları farkının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile
şimdilik 700,00TL nin alacağın ödenmesi gereken tarihlerden itibaren
işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ilavesi ile birlikte davalı
kurumdan tahsili istemiyle 14.02.2011 tarihinde adli yargıda dava açılmış,
13.10.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile alacak miktarı 1.484,66 TL
arttırılmıştır.
ANKARA
2. İŞ MAHKEMESİ: 09.04.2013 gün E: 2011/277 K:2013/427 sayı ile
uyuşmazlığın idari yargının görevi dahilinde olduğunu gerekçesiyle davanın
usulden reddine karar vermiş ve verilen bu kararı temyiz edilmeksizin
kesinleşmiştir.
Davacı
vekili bu kez aynı istemle 16.05.2013 tarihinde idari yargıda dava
açmıştır.
ANKARA
12. İDARE MAHKEMESİ : 01.10.2013 gün E: 2013/779 sayı ile vermiş olduğu gönderme
kararında özetle; uyuşmazlıkta, davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği
taşımayan Türk Telekomünikasyon Genel Müdürlüğü’nün olması karşısında,
idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz
edilemeyeceğinden; uyuşmazlığın çözümünde, özel hukuk hükümlerine göre adli
yargının görevli olduğunu gerekçe göstererek, 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. Maddesi hükümleri
uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık
mahkemesine gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilinceye
kadar davanın ertelenmesine karar vererek dosya Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce anılan
Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda
bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
görülmediğinden esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilmesi nedeniyle yeni görevine başlayan davacının, maaş nakil
ilmühaberinin düzeltilmesi ve ücretine yansıtılmayan ek ödemelerin ve denge
tazminatını alacağının davalıdan tahsiline ilişkindir.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda
kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987
tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır.
16.7.1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle
sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin
yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29.
maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik
birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde
ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a)
bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen
aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli
personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden
yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003
tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı
Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı
KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu
yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon
alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim
görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun
önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen
kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında
bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı
uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin
kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmüne yer
verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan
değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare:
12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye
kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet
memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık
yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle:
16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı
maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk
Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan
Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde memur statüsünde görev
yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın
22. maddesine göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarına naklinin yapılması
için adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi nedeniyle yeni görevine
başlayan davacı tarafından, 5473 sayılı Yasa uyarınca hak edilen ek
ödemelerin ödenmesi ve maaş ilmühaberinin davacının maaşına eklenmeyen
ödemenin maaş nakil ilmühaberine eklenmesi, maaş nakil ilmühaberinin
yeniden düzenlenmesi ve ödenmeyen ek ödemelerin ödenmesine karar verilmesi
istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c) (Değişik:
18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle Ankara 12. İdare Mahkemesi’nin
başvurusunun kabulü ile Ankara 2. İş Mahkemesince verilen görevsizlik
kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Ankara 12. İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara
2. İş Mahkemesi’nin 09.04.2013 gün E: 2011/277 K:2013/427 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1562
KARAR NO : 2013/1725
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Davacıların murisinin aracı ile Afyonkarahisar
istikametinden Konya istikametine seyir halinde iken karşı yönden gelen
araçla çarpışması sonucunda meydana gelen ölümlü, yaralanmalı ve maddi
hasarlı trafik kazasının oluşumunda yolun ve dolayısıyla davalı idarenin
kusuru olduğu iddiasıyla 7.500,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi
tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte
davalı idareden tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davanın, ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: 1- A.K. (Kendi adına asaleten)
2- B.K.
(Kızı adına velayeten)
3- D.K.
Vekilleri
: Av. B.K. & Av. M.G.
Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü
Vekili :
Av. G.H. (Adli Yargıda)
O L A Y
: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 02.07.2007 tarihinde
müvekkillerinin murisi I.K.'in RE…… plaka sayılı hususi aracı ile
Afyonkarahisar istikametinden Konya istikametine seyir halinde iken
herhangi bir trafik levhasının ve yer çizgilerinin bulunmadığı mıcırla
kaplı zeminde aracını kaydırarak karşı yönden gelen 03…… plakalı araçla
çarpışması sonucu ölümlü, yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana
geldiğini, kaza sonucu müvekkillerinin murisi İ.K. ve 11 yaşındaki R.K.'in
vefat ettiklerini, Karayolları Genel Müdürlüğünün üzerine düşen sorumluluk
gereği Karayolları nı trafiğe uygun hale getirmesi, aksi halde yolun yapım
halinde olduğunu bildirerek yolu kapatması gerekirken hiçbir uyarı levhası
koymamış olduğunu, dolayısıyla hizmet kusuru nedeniyle kazaya sebebiyet
verdiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile
toplam 7.500,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi tazminatın faizi ile
birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava
açmıştır.
Antalya
1. Asliye Hukuk Mahkemesi; 11.04.2013 gün ve E:2013/188, K:2013/140 sayı
ile özetle; “…6577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2.maddesine göre;
idari işlem ve eylemlerden dolayı hakları muhtel olanların ilgili İdare
aleyhine idari yargı yerinde iptal ve tam yargı davaları açabilecekleri
hüküm altına alınmıştır. HMK'nun 114/1-b.maddesine göre, yargı yolunun caiz
olması dava şartı olup, HMK'nun 115.maddesi gereğince dava şartlarının kamu
düzenine ilişkin bulunması nedeniyle davanın her aşamasında re'sen
araştırılması ve dikkate alınması zorunludur.
Hal böyle olunca; davacıların davalı Karayolları Genel
Müdürlüğü aleyhine açtıkları davanın idari yargının görev alanında kaldığı
anlaşıldığından dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddine.’’ demek
suretiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmiş ve bu karar temyiz
edilmeksizin kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde
dava açmıştır.
Antalya
3. İdare Mahkemesi; 27.06.2013 gün ve E:2013/770, K:2013/623 sayı ile
özetle; “…2577 sayılı Kanun'un 36.maddesinde; "İdari sözleşmelerden
doğanlar dışında kalan tam yargı davalarında yetkili mahkeme, sırasıyla; a-
Zararı doğuran uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili, b- Zarar, bayındırlık ve
ulaştırma gibi bir hizmetten veya idarenin herhangi bir eyleminden doğmuş
ise, hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer, c- Diğer hallerde
davacının ikametgahının bulunduğu yer idare mahkemesidir." kuralına
yer verilmiştir.
Dava
dosyasının incelenmesinden, kazanın 02.07.2009 günü saat 20.40 sularında
Afyonkarahisar-Konya KARAYOLU 11+200 km'sinde bulunan Devlet Parkı
karşısında meydana geldiği ve yukarıda adı geçen kanun hükmü uyarınca
davanın görümü ve çözümünün, zararının ulaştırma hizmetinin görüldüğü yer
olan Afyon idare Mahkemesi'nin yetkisinde olduğu davanın yetki yönünden
reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, 2577 sayılı Kanunun 15/1-a maddesi uyarınca davanın yetki
yönünden reddine, dava dosyasının yetkili Afyon İdare Mahkemesi'ne
gönderilmesine” karar vermiştir.
Afyonkarahisar
İdare Mahkemesi : 31.07.2013 gün ve E:2013/494 sayı ile özetle, “…2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 110'uncu maddesinde aynen, ''İşleteni
veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet
verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk
davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu
fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen
tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Motorlu
araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının
merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu
yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer
mahkemesinde de açılabilir." hükmüne yer verilmiştir.
Aynı
Kanunun "Amaç" başlığı altında düzenlenen 1 inci maddesinde
aynen, "Bu Kanunun amacı, Karayolları nda, can ve mal güvenliği
yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm
konularda alınacak önlemleri belirlemektir." hükmü yer almaktadır.
Sadece bu madde hükmü dahi Karayolları nda meydana gelen trafik kazaları
sonucunda, tarafların kişiliğine (kamu tüzel kişisi-gerçek kişi-özel hukuk
tüzel kişisi) bakılmaksızın sorumluluklarının belirlenmesinde bu Kanun
hükümlerinin esas alınacağını ortaya koymaktadır.
Bunun
dışında, anılan Kanun'un 7 nci maddesinde, "Karayolları Genel
Müdürlüğünün bu Kanımla ilgili görev ve yetkileri şunlardır :
Yapım ve
bakımdan sorumlu olduğu Karayolları nda can ve mal güvenliği yönünden
gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak,
Tüm
Karayolları ndaki işaretleme standartlarım tespit etmek, yayınlamak ve
kontrol etmek,
(Mülga
bend: 17/10/1996 - 4199/47 md.)d) Trafik ve araç tekniğine ait görüş
bildirmek, KARAYOLU güvenliğini ilgilendiren konulardaki projeleri
incelemek ve onaylamak,
Yapım ve
bakımından sorumlu olduğu Karayolları nda, İçişleri Bakanlığının uygun
görüşü alınmak suretiyle, yönetmelikte belirlenen hız sınırlarının üstünde
veya altında hız sınırları belirlemek ve işaretlemek,
Trafik
kazalarının oluş nedenlerine göre verileri hazırlamak ve Karayolları nda,
gerekli önleyici teknik tedbirleri almak, (Ek ibare: 25/06/2010-6001
S.K./34.mad.) veya aldırmak,
Yapım ve
bakımından sorumlu olduğu Karayolları nda trafik güvenliğini ilgilendiren
kavşak, durak yeri, aydınlatma, yol dışı park yerleri ve benzeri tesisleri
yapmak, yaptırmak veya diğer kuruluşlarca hazırlanan projeleri tetkik ve
uygun olanları tasdik etmek,
Yetkili
birimlerce veya trafik zabıtasınca tespit edilen trafik kaza analizi
sonucu, altyapı ve yolun fiziki yapısı ile işaretlemeye dayalı kaza
sebepleri göz önünde bulundurularak önerilen gerekli önlemleri almak, (Ek
ibare: 25/06/2010-6001 S.K./34.mad.) veya aldırmak,
(Mülga
bent: 10/05/2006 - 5495/4 md.)
(Değişik
bent: 17/10/1996-4199/5 md.) (Ek ibare: 25/06/2010-6001 S.K./34.mad.)
Trafik zabıtasının görev ve yetkileri saklı kalmak üzere, bu Kanunun 13,14,16,17,18,47/a
ve 65 inci maddeleri hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında suç veya
ceza tutanağı düzenlemek: 47 nci maddenin (b), (c) ve (d) bentlerinde
belirtilen kural ihlallerinin tespiti halinde, durumu bir tutanakla
belirlemek ve gerekli işlemin yapılması için en yakın trafik kuruluşuna
teslim etmek,
Bu
Kanunla ve bu Kanuna göre çıkarılmış olan yönetmeliklerle verilen diğer
görevleri yapmaktır." hükmü yer almış, 8, 9 ve 10 ncu maddelerinde,
ilgili Bakanlıkların ve Belediye Trafik Birimlerinin Görev ve Yetkileri
düzenlenmiş, Kanun'un daha birçok maddesinde Karayolları nda uyulması
gereken kurallar ve sorumluluğa ilişkin hususlara yer verilerek, ayrıntılı
düzenlemeler yapılmıştır.
Diğer
yandan bazı yargı mercileri tarafından hizmet kusuru iddiasından
kaynaklandığı gerekçesiyle bu türden uyuşmazlıklarda idari yargı yerlerinin
görevli olduğuna yönelik kararlar verildiği bilinmekte olup, uyuşmazlığın
çözümüne yönelik özel kanunda görevli yargı yerinin belirtilmediği
durumlarda hizmet kusuru iddiasından kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde
idari yargı yerlerinin görevli olduğu tarafımızca da benimsenmektedir.
Ancak bakılan uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak Kanun 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu olup, Kanun'un 110'uncu maddesinde, bu Kanundan doğan
sorumluluk davalarının, adli yargıda görüleceği belirtildikten sonra, zarar
görenin kamu görevlisi olmasının da bu fıkra hükmünün uygulanmasını
önlemeyeceği vurgulanmak suretiyle zikredilen Kanundan doğan her türlü
davanın her halükârda adli yargıda görüleceği açık bir şekilde
belirtilmiştir.Aynı şekilde maddenin ikinci fıkrasında, motorlu araç
kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davaların, sigortacının
merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu
yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer
mahkemesinde de açılabileceği belirtilerek yetkili yargı yeri de
belirtilmiştir. Dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110. maddesinin yürürlüğe
girdiği 19/01/2011 tarihinden sonra açılacak davalarda, uyuşmazlıklar
hizmet kusurundan kaynaklansa dahi görevli yargı yerinin adli yargı
mahkemeleri olduğu sonucuna varılmıştır.
Buna
göre, davacıların murisi İhsan KESER'in 02/07/2007 tarihinde aracı ile
Afyonkarahisar istikametinden Konya istikametine seyir halinde iken yaptığı
kazanın oluşumunda yoldaki çalışmayla ilgili yeterince işaretleme
yapılmaması ve yolun ulaşıma kapatılmaması gibi sebeplerle davalı idarenin
de kusuru olduğu iddiasının incelenmesinde ve varsa sorumluğun tespitinde
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu hükümleri uygulanacağından ve 2918
sayılı Kanunda da, bu Kanundan doğan sorumluluk davalarının, adli yargıda
görüleceği açık bir şekilde belirtildiğinden uyuşmazlığın görüm ve
çözümünde adli yargı yeri görevlidir.” demek suretiyle hangi mahkemenin
görevli olduğunun belirtilmesi için 2247 sayılı Kanun'un 19. maddesi
uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Kanundan
kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247
sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu,
idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı
dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve
usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacıların murisi İ.K.’in 02.07.2007 tarihinde RE….. plakalı aracı ile
Afyonkarahisar istikametinden Konya istikametine seyir halinde iken karşı
yönden gelen 03….. plakalı araçla çarpışması sonucunda meydana gelen
ölümlü, yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazasının oluşumunda yolun ve
dolayısıyla davalı idarenin kusuru olduğu iddiasıyla toplam 7.500,00 TL
maddi ve 30.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek
yasal faizi ile birlikte davalı idareden tazminine karar verilmesi
istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının
Karayolları nda can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve
trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek
olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili
kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve
denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma
usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun Karayolları nda
uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları
trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli
görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları
koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve
yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.
Öte
yandan 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde
“İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların
sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan
sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi
olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana
gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Motorlu
araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının
merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu
yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer
mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu
maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten
önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan
davalara uygulanmaz” denilmiştir.
Belediye
aleyhine idare mahkemesinde açılan başka bir tazminat talepli tam yargı
davasında, İdare Mahkemesi 2918 sayılı Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının
birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış,
İdare Mahkemesinin bu iki cümlenin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu
inceleyen Anayasa Mahkemesi 08.12.2011 gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı,
08.11.2012 gün ve E:2012/118, K:2012/170 sayı ve 28.05.2013 gün ve
E:2013/59, K:2013/68 sayılı aynı içerikli kararları ile; “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110.
maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının
adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan
mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme
değildir.
Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddi
gerekir.” Kararına varmıştır.
Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011
tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir
konuda İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki
kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayolları nda, can
ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini
ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun,
trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların
uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki
ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana
gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde
çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı
yerinin görevine girdiğinden Antalya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya
1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.04.2013 gün ve E:2013/188, K:2013/140 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde Üye Eyüp Sabri
BAYDAR’ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davalı
idarenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu meydana
gelen kazada, davacının uğradığı maddi zararın tazmini istemi ile Adli
Yargı İlk Derece Mahkemesinde dava açılmış,
Adli
Yargıda yapılan yargılama sonucunda "İdarenin Hizmet Kusuruna dayalı
açılan davaların tam yargı davası niteliğinde bulunduğu, İdari yargıda
açılması gerektiği" gerekçesi ile dava dilekçesi yargı yolu yönünden
reddedilmiş,
Kararın
kesinleşmesi üzerine bu kez davacı vekilince aynı istekle İdari Yargıda
dava ikame edilmiş,
İdare
Mahkemesince yargılama sonucunda "uyuşmazlığın 2918 Sayılı Yasa'nın
110. maddesi gereğince Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği" gerekçesi
ile yargı yolu yönünden davanın reddine, karar verilmiş,
Kararın
kesinleşmesi üzerine 2247 Sayılı Yasa'nın 19.maddesi gereğince görevli
yargı kolunun belirlenmesi için dosya Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı'na
gönderilmiş,
Yüksek
Mahkemece yapılan inceleme sonucunda "2918 Sayılı Yasa'nın 110.maddesi
hükümleri gözetildiğinde davanın Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği"
düşüncesi ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının
kaldırılmasına, Adli Yargının görevli olduğuna oyçokluğuyla kesin olarak
karar verilmiştir.
Sayın
çoğunluğun uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden düşüncesine iştirak
edilmesi mümkün değildir.
Zira;
Davada, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve
korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği
iddia edilmektedir.
2918
Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve
Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden
gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve
aldırmanın" İdarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret
edilmiş,
6001
Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki
kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak,
yaptırmak, emniyetle kullanılmalarım sağlayacak şekilde sürekli bakım
altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve
işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş,
TC Anayasası'nın
125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı
ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış,
2577
Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava
çeşitleri arasında" sayılmıştır.
Bu
durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım,
bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin
amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü
esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık
konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak
yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu
gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku
kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm
ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.
Sayın
çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda
Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı
KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.
11.01.2011
gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine
eklenen 1 .fıkra ile "inleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kurulukları
olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu
kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür..." hükmü
getirilmiştir.
Sayın
çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında
kalmamaktadır.
Çünkü,
2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu
araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki
sorumluluğunu düzenlemektedir.
Yasa
hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk
davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların
işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki
sorumluluğuna ilişkin davalardır.
Yasa
değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen
zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm
ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli
Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere
sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği
zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına
uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.
2918
sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet
gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit
etmektedir.
Açıklanan
gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da
idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin
istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da
uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10.
Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı,
vs.)
Somut
uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin
hizmet kusuruna dayanmasına,
2918
Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan
zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve
çözümünü düzenleme altına almasına,
Somut
uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,
Kamu
hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet
kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının
tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve
çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre,
Uyuşmazlıkta
Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1563
KARAR NO : 2013/1726
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle
başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve
alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Ö.S.
Vekili : Av. N.S.
Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekili :
Av. K.K.
İhbar
Olunan: Maliye Bakanlığı ( Adli Yargıda)
Vekili :
Av. S.H.
O L A Y
: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Konya İl Telekom Müdürlüğü’nde
kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken 4046 sayılı Yasa’nın 22.
Maddesi uyarınca Konya Çevre ve Orman İl Müdürlüğü’ne atanan davacının maaş
nakil ilmühaberinin 4046 sayılı Yasa’nın 22. Maddesi ve 406 sayılı Yasa’nın
ek 29 ve 9. Maddelerine uygun düzenlenmemesinin tesbiti ile maaşına esas
olmak üzere bildirilen net ücrete belirlenen ek ödemenin eklenerek yeniden
düzenlenmesi ve kuruma bildirilmesi ile davalı kurumda çalışmış olduğu
süreler içinde mahrum bırakıldığı denge tazminatı ve ek ödemelerden
1.500,00TL nin faiziyle birlikte tahsili ile denge tazminatları ve ödemeler
dikkate alınmadan tanzim edilen “yer değiştirme suretiyle atamalarda aylık
bildirim” cetvelinin Devlet Personel Başkanlığına bildirildiği tarih
itibariyle yeniden tesbiti ve atandığı kuruma gönderilmesine karar
verilmesi istemiyle 10.06.2011 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.
KONYA 2.
İŞ MAHKEMESİ: 16.07.2013 gün E: 2011/619 K:2013/531 sayı ile uyuşmazlığın
idari yargının görevi dahilinde olduğunu gerekçesiyle davanın usulden
reddine karar vermiş ve verilen bu kararı temyiz edilmeksizin
kesinleşmiştir.
Davacı
vekili bu kez,aynı gerekçe ile davalı kurumca düzenlenen yer değiştirme
suretiyle atamalarda aylık bildirim tablosunun (maaş nakil ilmühaberinin)
iptali ile 355,59 TL ek ödemenin ilave edilmek suretiyle Devlet Personel
Başkanlığı’na bildirim tarihindeki net ücretin 3.694,79 TL olarak yeniden düzenlenmesi
istemiyle 06.09.2013 tarihinde idari yargıda dava açmıştır.
KONYA 1.
İDARE MAHKEMESİ : 19.09.2013 gün E: 2013/1154 sayı ile vermiş olduğu
gönderme kararında özetle; uyuşmazlıkta, davalı mevkiinde kamu kuruluşu
niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon Genel Müdürlüğü’nün olması
karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava
bulunduğundan söz edilemeyeceğinden; uyuşmazlığın çözümünde, özel hukuk
hükümlerine göre adli yargının görevli olduğunu gerekçe göstererek, 2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19.
Maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için
dosyanın Uyuşmazlık mahkemesine gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
karar verilinceye kadar davanın ertelenmesine karar vererek dosya
Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce anılan
Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda
bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
görülmediğinden esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile
4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve Konya Çevre ve Orman İl Müdürlüğü’ne atanması nedeniyle yeni
görevine başlayan davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve
ücretine yansıtılmayan ek ödemelerin ve denge tazminatını alacağının
davalıdan tahsiline ilişkindir.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda
kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987
tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır.
16.7.1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle
sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin
yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29.
maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik
birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının
yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin
(a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom; telekomünikasyon
şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva
eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev
sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten sonra, anılan (c)
bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa ile
eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı %50’nin altına
düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003 tarihinden önce de
olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı Yasa’nın Geçici 3. maddesi
ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK’nin ekindeki “B-Kamu
İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden
çıkarılmıştır.
Bu
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri
üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu
tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu
yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22.
maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl
tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür
ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve
Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda
istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda
öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmüne yer verilmiş; bu
bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda;
“a) Personelin statüsü: (Ek ibare: 12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki
kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu
üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına
sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır.
(Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında
kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre
istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından
tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında
da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin
kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı
kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık
ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile
diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…” denilerek,
yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar
ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda,
davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde memur statüsünde görev
yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın
22. maddesine göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarına naklinin yapılması
için adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve Konya Çevre ve Orman İl
Müdürlüğü’nde görevine başlayan davacı tarafından, 5473 sayılı Yasa
uyarınca hak edilen ek ödemelerin ödenmesi ve maaş ilmühaberinin davacının
maaşına eklenmeyen ödemenin maaş nakil ilmühaberine eklenmesi, maaş nakil
ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve ödenmeyen ek ödemelerin ödenmesine
karar verilmesi istemiyle dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava
Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1
numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle Konya 1. İdare Mahkemesi’nin
başvurusunun kabulü ile Konya 2. İş Mahkemesince verilen görevsizlik
kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Konya 1. İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Konya 2.
İş Mahkemesi’nin 16.07.2013 gün E: 2011/619 K:2013/531 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1567
KARAR NO : 2013/1730
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun
özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil
ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini
istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
V.Y.
Vekili :
Av. N.S.
Davalı :
Türk Telekomünikasyon AŞ.
Vekili :
Av. K.K.
Dahili
Davalı : Maliye Bakanlığı
Vekili :
Av. A.I. ( Adli Yargıda )
O L A Y :
Davacı vekili 10.06.2011 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; davacının
Konya İI Telekom Müdürlüğünde kapsam dışı personel statüsünde teknik
hizmetler sınıfında şef mühendis unvanı ile görev yapmakta iken 4046 sayılı
Yasanın 22. maddesi uyarınca adının Devlet Personel Başkanlığına
bildirildiğini ve 25.01.2011 tarihinde Telekom İl Müdürlüğünden ayrılarak
Karayolları 3. Bölge Müdürlüğünde göreve başladığını, nakil sırasında
düzenlenen maaş nakil ilmühaberinde yapılması gereken ek ödemelerin ilave
edilmediğinin, maaş nakil ilmühaberinin 4046 sayılı Yasanın 22. maddesi ve
406 sayılı Yasanın ek 29 ve 9. maddelerine uygun düzenlenmediğinin tespiti
üzerine eksikliklerin giderilmesi için davalı idareye başvurulduğunu, ancak
başvuruya yanıt alınmadığını belirterek, davacının davalı kurumda çalıştığı
süre içinde denge tazminatı ve ek ödemelerden mahrum bırakıldığı 1.5000
TL”nin faizi ile birlikte tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava
açmıştır.
Konya 2
.İş Mahkemesi: 16.07.2013 gün, E:2011/613, K:2013/528 sayı ile özetle;
“...özelleştirmeden önce statü
hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personel özelleştirme sonrası
belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş
sözleşmesi kapsamında çalıştırılmakta, nakledildiğinde tekrar statü hukuku
kapsamına girmektedir.
Davacının
iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti
konusunda "artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında"
alacağı yönünde yükümlülük getirdiği gibi 406 sayılı Yasa hükümleri
uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına
bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda
yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi
düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı
görülmektedir. Bu işlemlerin idare hukuku alanında hukuki sonuçlar
doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini,
özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu
personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idare işlem
niteliğinde oldukları açık olup, idari işlemler ilgili uyuşmazlığın ise
adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi ve 5473 sayılı
Kanundan kaynaklanan ek ödeme alacağının tahsil istemiyle, anılan idareye
karşı açılan davalarda, idari yargı yerinin görevli olduğu kabul
edilmelidir.
Tüm bu
nedenlerle somut uyuşmazlıkta idari yargı mahkemelerinin görevli olduğu
vicdani sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.” demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar
kesinleşmiştir.
Davacı
vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır.
Konya 1.
İdare Mahkemesi: 19.09.2013 gün, E:2013/1149 sayı ile özetle;
“...1953
tarihli ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve
Telefon İşletmesi kurulmuş, 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon
Kanunu'nun 10.06.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasayla değiştirilen 1. maddesi
ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta
İşletmesi Genel Müdürlüğünce, telekomünikasyon hizmetleri ise "Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketi" tarafından yürütülecek şekilde
yeniden yapılandırılmıştır.
406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu'nun, 27.01.2000 tarih ve 4502 sayılı
Yasa'nın 1. maddesi ile eklenip 12.05.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa'nın 1.
maddesi ile değiştirilmiş 1. maddesinin dokuzuncu fıkrasında; "Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu
Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil,
sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve
ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom'a uygulanmaz. Sermayesinin
yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli
güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde
telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların
hükümleri saklıdır." hükmü yer almaktadır. 406 sayılı Yasa'nın 4502
sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (e) bendinin birinci alt bendinin
birinci cümlesinde; Türk Telekomun, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden
sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi
çerçevesinde tekel olarak yürüteceği belirtildikten sonra, anılan (e)
bendinin birinci alt bendinde 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen
üçüncü cümlesinde; Türk Telekom'daki kamu payının %50'nin altına düşmesi
halinde, Türk Telekom'un tüm tekel haklarının 31.12.2003 tarihinden önce de
olsa ortadan kalkmış olacağı hükmüne yer verilmiştir. 4502 sayılı Yasa'nın
Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK.'nin
ekindeki "B-Kamu iktisadi Kuruluşları (KİK)" bölümünde yer alan
kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Türk
Telekom A.Ş.; 4502 sayılı Yasa'nın, 29.01.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.01.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış olmakla birlikte,
14.11.2005 tarihine kadar hisselerinin tamamı kamuya ait bulunan kendine
özgü statüye sahip olan kamu kuruluşu niteliğinde bulunmaktaydı. Ancak
özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı
Hâzineye ait bulunan hisselerden %55'i. Bakanlar Kurulunun 25.7.2005 tarih
ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk
Telekom)'nin %55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai
Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar'"ı
uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile Ojer
Telekomünikasyon A.Ş.' ye satılmış bulunduğundan Türk Telekom A.Ş 'nin kamu
kuruluşu niteliği bu tarih itibariyle son bulmuştur.
O halde;
14.11.2005 tarihi itibariyle kamu kurumu olmayan tamamen özel hukuk
hükümlerine tabi bir şirket olan Türk Telekom A.Ş.'nin anılan tarihten
sonra tesis ettiği işlemlerin idari işlem olarak görülmesi mümkün olmadığı
gibi, davacının kamu personeli olup olmaması da söz konusu işleme idari
nitelik kazandırmayacaktır.
Dava
dosyasının ve Konya 2. İş Mahkemesi'nin E:2011/613, K:2013/528 sayılı
kararının birlikte incelenmesinden; davacı tarafından Konya 2. İş Mahkemesi'nin
E:2011/613 sayılı dosyasında açılan davada uyuşmazlığın görüm ve çözümünün
idari yargı mahkemelerine ait olduğu gerekçesiyle 16.07.2013 tarih ve
2013/528 sayılı karar ile davanın usulden reddine karar verildiği, anılan
kararın 25.07.2013 tarihinde kesinleşmesi üzerine bakılmakta olan davanın.
05.09.2013 tarihinde (2577 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca kararın
kesinleşmesini izleyen 30 gün içinde açılması gereken davanın son günü adli
tatile denk geldiğinden anılan Kanun'un 8/3. maddesi uyarınca süresi
içerisinde) açıldığı anlaşılmaktadır.
Bu
durumda; davacı tarafından, nakil sırasında davalı kurumca bildirilen
maaşının eksik hesaplandığı ve bildirildiği ileri sürülerek, yeni kurumuna
atanırken düzenlenen 25.01.2011 tarihli maaş nakil ilmühaberinin, Türk
Telekomdaki kamu hisselerinin %55'inin devrinden sonra düzenlendiği
anlaşıldığından, idari işlem olarak görülmesi mümkün olmayan bu işlemin
iptali ve 355,59-TL ek ödeme ilave edilmek suretiyle Devlet Personel
Başkanlığı'na bildirim tarihindeki net ücretinin 4.136,04-TL olarak yeniden
düzenlenmesine karar verilmesi istemiyle açılan bu davada idari yargı
mahkemeleri değil, adli yargı mahkemeleri görevli bulunmaktadır.” demek
suretiyle davanın adli yargının görev alanına girdiğinden bahisle 2247
sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün
Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane
TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan
11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı yasa’nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev
uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren
mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay
Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davalı şirkette
görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı
Yasa'nın 22.maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında
Karayolları 3. Bölge Müdürlüğü’ne mühendis olarak atanan davacı tarafından,
yanlış düzenlendiğini iddia ettiği maaş nakil ilmühaberinin yeniden
düzenlenmesi ve bu sebeple uğradığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle
açılmıştır.
1953 tarih ve 6145
sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi
kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994
tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf
tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce
(P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim
Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden
yapılandırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan
mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda
kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987
tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır.16.7.1965
tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim
ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine
ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün
ve 5398 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk
Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi
durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli
görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde
çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün
aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.
Öte
yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c)
bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten
sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673
sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı
%50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003 tarihinden
önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı Yasa’nın Geçici 3.
maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK’nin ekindeki
“B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan kuruluşlar
listesinden çıkarılmıştır.
Bu düzenlemeler
birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden
sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler
ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin
altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır.
Özelleştirme
kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait
bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve
2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.
Bu
sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:
Türk
Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000
tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı
dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme
kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde
sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu
yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılan
4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22. maddenin
(a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl
tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür
ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve
Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda
istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda
öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca
istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve
şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmüne yer verilmiş; bu
bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda;
“a) Personelin statüsü: (Ek ibare: 12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki
kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu
üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına
sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır.
(Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında
kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre
istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından
tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında
da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin
kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı
kurala bağlanmıştır.
406
sayılı Yasa’nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel
Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve
24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı
için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür
Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı
Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki
düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul
edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.
Kanunla,
Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları
kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki
verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004
tarihleri arasında geçerli olmuştur.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu
hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.
406
sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la
değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu
payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci
maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca
belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990
tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya
sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu
görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen
süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden
nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki
aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı
ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…”
denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel
statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.
Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005)
tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046
sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına
bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı
tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve yanlış
düzenlenmesi sebebiyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle
dava açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari
Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin
değişik 1 numaralı bendinde:
“a) (Değişik: 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları,
c)
(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak
sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel
kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna
göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte
davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon
A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir
idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel
hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde
adli yargı görevli olduğundan Konya 1. İdare Mahkemesince yapılan
başvurunun kabulü ile, Konya 2. İş Mahkemesinin görevsizlik kararının
kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 1. İdare
Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Konya 2. İş Mahkemesinin
16.07.2013 gün, E:2011/613, K:2013/528 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1596
KARAR NO : 2013/1744
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan
davanın, 2918 ve 5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
H.O.
Davalı :
İstanbul Valiliği
O L A Y
: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetimler sırasında 34…….
plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden
bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası
uyarınca, davacı adına 23.10.2012 tarih ve GO-623266 seri-sıra numaralı
Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.950,00 TL idari para
cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen 23.10.2012 tarih
ve 0218730 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile
trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine
ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
10. İDARE MAHKEMESİ: 1.11.2012 gün ve E:2012/1963, K:2012/1938 sayıyla;
2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak
geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik
Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza
Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün
adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine
karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez, idari para cezası ile aracın 60 gün süre
ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle adli yargı
yerine itirazda bulunmuştur.
BAKIRKÖY 8. SULH CEZA MAHKEMESİ: 23.8.2013 gün ve D.
İş:2012/2285 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine
göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın
da verilmiş olması nedeniyle, davanın çözümünün idari yargı yerine ait
olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine ve ayrıca dosyanın
görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilmesine de karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden
kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun
uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, aracın 60 gün süre ile trafikten men
edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan dava yönünden tarafları,
konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin
görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı
bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı
yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir
değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre,
idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı
yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde,
olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen
bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii
davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa,
gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin
karar vermesine değin erteler ” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya
bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde
her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini
davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda
çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı
veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el
çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte,
bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu
haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise
de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza
Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi
kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş
bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine
gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacı adına kayıtlı aracın, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü
fıkrası uyarınca 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın
iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.
Uyuşmazlığın
çözümü için, aynı maddi olaydan kaynaklanan aracın 60 gün süre ile
trafikten men edilmesine ve para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin 2918
ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca, ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini
açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi;12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı
Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye
de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin
genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde
belirtildiği üzere, idari
yaptırım
kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda
aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin
belirlenmesinde 5326
sayılı
Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan
davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı
bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.
Uyuşmazlığın
esasını oluşturan, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin
karara gelince:
13.10.1983
tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1.
maddesinde, ”Bu kanunun amacı, Karayolları nda, can ve mal güvenliği
yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm
konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; “Motorlu Araçlara Ait
Şartlar” başlığı altında düzenlenen beşinci kısım ikinci bölümünde yer alan
30.maddesinde araçların teknik şartlara uygunluğu, 31.maddesinde araçlarda
bulundurulması zorunlu gereçler,32.maddesinde adres değiştirme ve araçlar
üzerindeki değişiklikleri bildirme, Ek 2.maddesinde araçların tescil
edildikleri amacın dışında kullanılması; altıncı kısım üçüncü bölümde
düzenlenen “Sürücülerin Uyacağı Diğer Kurallar” başlıklı 65.maddesinde
araçların yüklenmesi ile ilgili esaslar, uyulması gereken
kural-lar,uymayanlara verilecek cezalar ve araçların hangi koşullarda
trafikten men edileceklerine ilişkin hususlar ayrıntılı ve idarece tek
yanlı kurallar şeklinde belirlenmiş,79.maddesinde de, trafikten men edilen
araçlar ile ilgili işlemlerin usul ve esaslarının yönetmelikle
belirleneceği düzenlenmiştir.
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19.
maddesinde, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli
bir süre için;
a) Bir
meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b)
İşyerinin kapatılması,
c)
Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi
yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.
Kabahatler
Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3 üncü maddesini değiştiren
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır"
hükmü yer almış olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27.
maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya
tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine
başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna
göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümlerinin, Kanun’un 19. maddesinde sayılan yaptırımlar saklı
tutulmak kaydıyla, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda
ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
2918
sayılı Kanun’un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu
Kısım’a dahil 112. maddesinin ilk paragrafında da; sürücü belgelerinin
geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para
cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması
ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili
davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen
sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle araçların
belirli bir süre için trafikten men edilmelerine ilişkin uygulamalar,
trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutul- muş iken;
12.7.1013 tarihli 6495 sayılı Kanun’un 20.maddesiyle yapılan değişiklik
ile, maddenin birinci fıkrası“ Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan
görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç
olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza
mahkemeleri karar verir ”denilerek yeniden düzenlenmiştir.
Olayda;
davacının, tescil edildiği amacın dışında kullandığından bahisle aracının
60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemlerin ayrıntılı idari
kurallarla düzenlendiği, kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem
olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, aracın geçici olarak (
belirli bir süre için ) trafikten men edilmesi hususunun sulh ceza
mahkemelerinin görevine dahil edilmediği, aynı şekilde 5326 sayılı Kanun’un
19. maddesinde de, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli
bir süre için kara nakil aracının
trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde
sayıldığı hususu da dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile
trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli
olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Bakırköy 8. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan başvurunun 19. madde
kapsamında kabulü ile, İstanbul 10. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik
kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bakırköy 8.
Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ
ile, İstanbul 10. İdare Mahkemesi’nin 1.11.2012 gün ve E:2012/1963,
K:2012/1938 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1598
KARAR NO : 2013/1746
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :
2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasına ilişkin
kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 3.maddesi ve aynı Kanun’un 27.maddesinin sekizinci fıkrası hükmü
bir arada değerlendirildiğinde İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı :
N.Y.
Davalı
: İstanbul Valiliği
O L A Y : Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan
denetimler sırasında 34…..... plaka sayılı aracın amaç dışı kullanıldığının
tespit edildiğinden bahisle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek
2/3. madde ve fıkrası uyarınca, davacı adına 18.8.2012 tarih ve GN-937867
seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek
1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden
düzenlenen 18.8.2012 tarih ve 0191830 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı
ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.
Davacı, idari para cezası ile araç trafikten men
tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 3. İDARE MAHKEMESİ:31.10.2012 gün ve
E:2012/1474,K:2012/2044 sayı ile, 2918
sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması
hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik
Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza
Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün
adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine
karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez, idari para cezasının iptali istemiyle
adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.
İSTANBUL A.30. SULH CEZA MAHKEMESİ: 3.5.2013 gün ve D.
İş:2013/275 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine
göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın
da verilmiş olması nedeniyle ve Uyuşmazlık Mahkemesi’nin benzer kararlarına
dayanılarak davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle
itirazın görev yönünden reddine ve görevli merciin belirlenmesi için
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine de karar vermiş, yapılan
itiraz İstanbul A.25. Asliye Ceza Mahkemesi’nce kesin olarak
reddedilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği…” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz
önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, idari para cezasının iptali istemiyle açılan
dava yönünden tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı
yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve
kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine
gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile
verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre,
idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı
yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde,
olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen
bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii
davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa,
gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler ” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma
görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde
her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini
davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda
çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı
veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el
çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte,
bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu
haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise
de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza
Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi
kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş
bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine
gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet
BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli
olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
2918 sayılı Kanun’un Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari
para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı
altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü
fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden
izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı
yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve
işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç
kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü
halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün
süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda (116. maddedeki itiraz
yolu hariç) görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer
verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı Kanun’un 20.maddesi ile yapılan
değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara
hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir
atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre
idari yargının görev alanında görmüştür.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19.
maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde
“(1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında,
uygulanır” denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada
ise; idari yaptırım kararının verildiği
işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına
giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına
ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği
kurala bağlanmış, bu maddenin
gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm
getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem
kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren
kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin
hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için
bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen
görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk
ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının
5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden
biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına
itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
aracın geçici olarak trafikten men edilmesi kararı da verildiği ve idari
yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşıldığından;
idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği
kuşkusuzdur.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve
aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra
hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasına
karşı açılacak davanın çözümünde idari
yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul A.30. Sulh Ceza Mahkemesi’nce yapılan başvurunun
19.madde kapsamında kabulü ile, İstanbul 3. İdare Mahkemesi’nce verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul
A.30. Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN
KABULÜ ile, İstanbul 3. İdare Mahkemesi’nin 31.10.2012 gün ve
E:2012/1474,K:2012/2044 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
V-2247 SAYILI KANUNUN 20. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN
KARARLAR
(BAŞVURU – TEMYİZ MERCİİ)
Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2013/1539
KARAR NO : 2013/1711
KARAR TR : 11.11.2013
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Davacı şirket adına kayıtlı olan gayrimenkulün tapu kaydının, açılan dava sonucu,
mera vasfına haiz olduğu gerekçesiyle, iptali ile mera olarak
sınırlandırılmasına karar verilmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen
zararın tazmini istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Y. Hafriyat Madencilik İnş.
Tic. ve San. Ltd. Şti.
Vekilleri : Av. S.P. & Av. S.Ş.
Davalı :
Maliye Hazinesi
Vekili :
Av.Z.U. (Adli Yargıda)
Temsilcisi:
M.D. (İdari Yargıda)
O L A Y :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin dava dışı M.E.’den
19.12.2004 tarihinde Bursa İnegöl Kulaca köyü 102 ada h23d17b pafta 125
parselde bulunan gayrimenkulü 20.500 TL bedel ile satın aldığını, Metin
Eren’in ise söz konusu gayrimenkulü ihale yoluyla davalı idareden
edindiğini, davalı hazinenin ise bu gayrimenkulü 21.05.2002 tarihinde
yapılan kadastro işlemleri akabinde ham toprak niteliği ile maliye hazinesi
adına tescil edilmesi neticesinde edindiğini, davacı şirketin edindiği bu
arazi üzerinde bulunan kalker madenini çıkarmak ve işlemek amacı ile ilgili
kurumlara başvuruda bulunup ruhsat alarak yatırım yaptığını, davacı
şirketin yatırımlarını bitirmesini takiben Kulaca Köyü tarafından İnegöl 1.
Asliye Hukuk Mahkemesine tapu iptal ve tescil davası açıldığını, bu dava
neticesinde gayrimenkulün mera kaydı ile hazineye adına tesciline karar
verildiğini, böylece davacı şirketin uhdesinden çıktığını, bu aşamadan
sonra davacının arazi üzerinde yaptığı tesisin götürebileceği kısımlarını
başka bir yere götürdüğünü, sabit yatırımların ise eski arazi üzerinde
kaldığını, dava açılma işleminde verilen tedbir kararı sebebiyle de davacı
şirketin çalışamadığını ve böylece davacı şirketin zarara uğradığını
belirterek, uğranılan zarara karşılık olarak taşınmazın bedeli olan 20.500
TL, yatırım bedeli olarak 1.000 TL, leasing aracılığı ile kullanılmasından
kaynaklanan faiz gideri olan 1.000 TL, çalışmadığı süreler içerisinde
mahrum kalınan kar bedeli olan 1.000 TL nin faizi ile birlikte dava dışı
M.E. ve davalı Maliye Hazinesinden tahsili istemiyle adli yargı yerinde
dava açmıştır.
İnegöl
1. Asliye Hukuk Mahkemesi; 25.05.2009 gün, E:2007/155, K:2009/273 sayı ile
özetle, M.E. açısından davanın husumet nedeniyle reddine, davalı Maliye
Hazinesi açısından ise, açılan tazminat ve alacak davasının idari yargının
görev alanına girdiğinden bahisle görev yönünden reddine karar vermiş ve
karar kesinleşmiştir.
Davacı
vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı
Maliye Hazinesi Temsilcisi sunduğu cevap dilekçesinde özetle görev
itirazında bulunmuş olup, Bursa 3. İdare Mahkemesi 31.12.2009 gün,
E:2009/889 sayı ile özetle, ‘’…Olayda, davalı idarece oluştuğu öne sürülen
zararın tapu sicilinin tutulmasından kaynaklandığı ve Medeni Kanunun 1007.
Maddesi uyarınca tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zararın adli
yargı merciilerinde dava konusu edilebileceği öne sürülmekte ise, davacı
vekili tarafından Mahkememizin 2009/678 sayılı dosyasında açılan davada
verilen 15.09.2009 günlü kararda ;"Dava dilekçesinde, mera vasfı olan
taşınmazın ham toprak olarak kadastro çalışmalarının yapılarak Hazine adına
tescil edilmesi Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün hizmet kusuru, Hazine
adına tescil edilen bu taşınmazın gerekli araştırma ve incelemeyi yapmadan
üçüncü kişilere satılması ise Maliye Hazinesinin hizmet kusuru olarak ifade
edilmekte ise de, hasım gösterilen her iki idarenin hizmet kusuru olarak
gösterilen işlem ya da eylemleri arasında maddi ve hukuki yönden bağlılık
bulunmadığı gibi görev yönünden reddedilen İnegöl Asliye Hukuk Mahkemesinde
sadece Maliye Hazinesinin davalı olarak gösterildiği dikkate alındığında
2577 sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca her iki idareye karşı ayrı ayrı
dava açılması gerektiği sonucuna varılmaktadır." denilerek dava
dilekçesinin 2577 sayılı Kanunun 5/1. Fıkrasına uygun olmadığından reddine
karar verildiği, bu karar üzerine davacının Tapu ve Kadastro Müdürlüğü
aleyhine davasını yenilemeyip sadece Hazine adına tescil edilen taşınmazın
gerekli araştırma ve incelemeyi yapmadan üçüncü kişilere satılmasında
Maliye Hazinesinin hizmet kusura bulunduğundan bahisle bakılmakta olan
davayı yenilediği anlaşılmakta olup, davacı vekilince öne sürülen sebeplere
göre, davacı şirket tarafından satın alınan taşınmazın üçüncü kişilere
satılması sürecinde hizmet kusuru veya başka nedenle idarelerin sorumluluğu
bulunup bulunmadığının saptanmasını gerekmektedir. Bu hususların saptanması
ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın
2/1-b. maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde
idari yargı yerleri görevlidir.
Bu
durumda, Bursa ili, İnegöl ilçesi, Kulaca Köyü, 102 ada, 125 parselde
bulunan taşınmazın Maliye Hazinesinin gerekli incelemeyi yapmadan
gayrimenkulü üçüncü kişilere satmasından kaynaklanan hizmet kusuru sonucu
oluşan 700,000 TL zararın tazmini istemiyle açılan davada, kamu hizmetinin
yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, varsa zararın
meydana gelmesinde hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu
bulunup bulunmadığının İdare Hukuku ilkelerine göre saptanması
gerekeceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesinde sayılan tam yargı
davası kapsamında bulunan davanın görüm ve çözümünde idari yargı
yerlerinin, dolayısıyla Mahkememizin görevli bulunduğu sonucuna
varılmaktadır. ‘’ demek suretiyle davalı idarenin görev itirazının reddine
karar vermiştir.
Bursa 3.
İdare Mahkemesi: Yargılamanın devamında, 10.06.2010 gün ve E:2009/889,
K:2010/520 sayı ile özetle; ‘’…Dava, Bursa ili, İnegöl ilçesi, Kulaca Köyü,
102 ada, 125 parselde bulunan taşınmazın Maliye Hazinesinin gerekli
incelemeyi yapmadan üçüncü kişilere satılmasından kaynaklanan hizmet kusuru
sonucu oluşan zararın görevsizlik kararına konu İnegöl 1. Asliye Hukuk
Mahkemesinde açılan davanın tarihi olan 23.03.2007 tarihinden işletilecek
yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasanın
125. maddesinin son fıkrasında, "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden
doğan zararı ödemekle yükümlüdür." hükmü yer almıştır.
Kamu
hizmetlerinin yürütülmesi sırasında bireylerin uğradığı özel ve olağandışı
zararların, o kamu hizmetini yürüten idare tarafından tazmini gerektiği
idare hukukunun bilinen ilkelerindendir. İdarenin belirtilen hukuki
sorumluluğu, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olma niteliğinin doğal
sonucudur.
Hizmet
kusuru; idarenin yapmakla yükümlü olduğu bir kamu hizmetinin kuruluşunda,
teşkilatın yapısında, personelde ya da işleyişinde gereken emir, direktif
ve talimatların verilmemesi, gözetim ve denetiminin yapılmaması, hizmete
yönelik araçların yetersiz, elverişsiz, kötü olması, gereken tedbirlerin
alınmaması, geç hareket edilmesi veya hiç faaliyette bulunulması sonucu
oluşan bir takım aksaklık, aykırılık, bozukluk, özensizlik, eksiklik,
sakatlıktır. Bu halde, idare, Anayasanın 125. maddesinin son fıkrası hükmü
uyarınca hizmetten faydalanan ya da hizmete yabancı kişilerin uğradığı
zararları tazmin etmek zorundadır.
İdarenin
hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için ise, ortada bir zararın varlığı;
zararı doğuran işlem veya eylemin idareye yüklenebilir olması ve zararla
idari işlem veya eylem arasında nedensellik bağının bulunması gerektiği
kuşkusuzdur.
Buna
karşılık, ortada tazmini gereken zararın bulunmaması, zararın zarar gören
kişinin kendisinin veya üçüncü kişinin eyleminden doğması, zararın mücbir
sebeplerden ileri gelmesi, zararla idari faaliyet arasında nedensellik
bağının olmaması ve idare hukukuna özgü tazmin nedenlerinin bulunmaması
halinde idarenin tazmin sorumluluğu ortadan kalkar.
Dava
dosyası ve eki belgelerin incelenmesinden," Bursa ili, İnegöl ilçesi,
Kulaca Köyü, 102 ada, 125 parselde bulunan taşınmazın 21.05.2002 tarihinde
yapılan kadastro çalışmaları sonucu ham toprak olarak Maliye adına tescil
edildiği, 12.7.2004 tarihinde İnegöl Kaymakamlığı tarafından ihaleye
çıkarılan taşınmazın 20.500,00 TL bedelle Metin Eren isimli şahsa satılarak
23.7.2004 tarihinde tapuda ferağ işlemi yapıldığı, Maliye Hazinesi
tarafından M.E. isimli şahsa satılan taşınmazın 19.12.2004 tarihinde davacı
şirket tarafından satın alındığı, kalker çıkarmak ve üretmek amacıyla
taşınmaz üzerinde davacı şirket tarafından yatırım yapıldığı, Kulaca Köyü
tarafından açılan davada söz konusu gayrimenkulün mera kaydı ile Hazine
adına tesciline karar verildiği ve bu kararın kesinleşmesi üzerine
taşınmazın davacı şirketin uhdesinden çıktığı, bu hukuki süreç sonunda
uğranılan zararın tazmini amacıyla İnegöl 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin
2007/155 sayılı dosyasında M.E. ile Maliye Hazinesi husumetiyle tazminat
davası açıldığı, anılan Mahkemenin 25.05.2009 gün ve E:2007/155, K:2009/273
sayılı kararı ile "M.E. hakkında açılan davanın husumet nedeniyle,
Maliye Hâzinesine karşı açılan davanın ise görev yönünden reddine"
karar verildiği, bu kararın kesinleşmesi üzerine Hazine adına tescil edilen
bu taşınmazın gerekli araştırma ve incelemeyi yapmadan üçüncü kişilere
satılmasında Maliye Hâzinesinin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle
bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
178
sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin değişik 13.maddesinin (a) fıkrasında; "Hazinenin özel
mülkiyetinde ve Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmaz malların
yönetimine ilişkin hizmetleri, gerektiğinde diğer kamu kurum ve kuruluşları
ile işbirliği yaparak yürütmek, 5177 sayılı Kanunun 36.maddesi ile değişik
(b) fıkrasında ise; "Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazların
satışı, kiR.a verilmesi, trampası ve üzerinde sınırlı ayni hak tesisi,
Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kiralanması ve bu yerler
için gerekli görülen hallerde kullanma izni verilmesi işlemlerini
yapmak," Maliye Bakanlığının görevleri arasında sayılmıştır.
Dava
dilekçesinde Maliye Hazinesinin gerekli incelemeyi yapmadan gayrimenkulü
üçüncü kişilere satmasından kaynaklanan hizmet, kusurundan bahisle tazminat
talep edilmekte ise de; uyuşmazlığa konu olayda, zararın Maliye Hazinesi
tarafından taşınmazın satılması işleminden değil üçüncü şahıstan satın
alınan taşınmazın açılan bir dava sonucu yeniden mera olarak tescil
edilmesinden kaynaklandığı anlaşılmakta olup, kadastro çalışmaları sonucu
Maliye adına tescil edilen taşınmazın mera vasfında olup olmadığını inceleme
yükümlülüğü bulunmayan ve kendi adına tescil edilen bir taşınmazın açılacak
bir dava sonucunda mera olarak tescil edilebileceğini öngörmesi beklenmeyen
davalı idarenin mevzuatın verdiği yetki uyarınca ihaleye çıkarak taşınmazı
satmasında hizmet kusurundan bahsetme olanağı bulunmadığı gibi, davacı
şirket tarafından taşınmazın Maliyeden değil üçüncü şahıstan satın alındığı
göz önünde bulundurulduğunda, davacı şirketin uhdesine geçtikten sonra
yargı kararı ile mera vasfı kazanarak davacı şirketin mülkiyetinden çıkması
sonucu oluştuğu öne sürülen zarardan idare hukukuna özgü tazmin nedenleri
bulunmadığından davalı idarenin sorumlu tutulmasına hukuken olanak
bulunmamaktadır.” demek suretiyle davanın reddine karar vermiştir.
Bu
karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine, Danıştay 13.Dairesi
03.07.2013 gün, E:2013/1297 sayı ile özetle,“…Dava, Maliye Hazinesinin gerekli incelemeyi yapmadan
gayrimenkulü üçüncü kişilere satmasından kaynaklanan hizmet kusuru sonucu
oluşan zararın; mera vasfında olan araziyi gerekli araştırma yapmadan ham
toprak olarak iktisap edip üçüncü kişilere satan Maliyenin hizmet kusuru
bulunduğu ileri sürülerek görevsizlik kararına konu İnegöl 1. Asliye Hukuk
Mahkemesinde açılan davanın tarihi olan 23.03.2007 tarihinden işletilecek
yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmış, İdare
Mahkemesi'nce; Bursa ili, İnegöl ilçesi, Kulaca Köyü, 102 ada, 125 parselde
bulunan taşınmazın 21.05.2002 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sonucu
ham toprak olarak Maliye adına tescil edildiği, 12.07.2004 tarihinde İnegöl
Kaymakamlığı tarafından ihaleye çıkarılan taşınmazın 20.500,00 TL bedelle
Metin Eren isimli şahsa satılarak 23.07.2004 tarihinde tapuda ferağ işlemi
yapıldığı, Maliye Hazinesi tarafından M.E. isimli şahsa satılan taşınmazın
19.12.2004 tarihinde davacı şirket tarafından satın alındığı, kalker
çıkarmak ve üretmek amacıyla taşınmaz üzerinde davacı şirket tarafından
yatırım yapıldığı, Kulaca Köyü Tüzel Kişiliği tarafından "mera tapu
iptali tescil" davasında İnegöl 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin
22.09.2006 tarih ve E:2005/257, K:2006/312 sayılı kararı ile söz konusu
taşınmaza ilişkin tapu kaydının iptali ile taşınmazın mera kaydı ile Hazine
adına tesciline karar verildiği ve bu kararın kesinleşmesi üzerine
taşınmazın davacı şirketin uhdesinden çıktığı, bu hukuki süreç sonunda
uğranılan zararın tazmini amacıyla İnegöl 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin
2007/155 sayılı dosyasında M.E. ile Maliye Hazinesi husumetiyle tazminat
davası açıldığı, anılan Mahkemenin 25.05.2009 gün ve E:2007/155, K.2009/273
sayılı kararı ile "M.E. hakkında açılan davanın husumet nedeniyle,
Maliye Hazinesine karşı açılan davanın ise görev yönünden reddine"
karar verildiği, bu kararın kesinleşmesi üzerine Hazine adına tescil edilen
bu taşınmazın gerekli araştırma ve incelemeyi yapmadan üçüncü kişilere
satılmasında Maliye Hazinesinin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle
bakılmakta olan davanın açıldığı, uyuşmazlığa konu olayda, zararın Maliye
Hazinesi tarafından taşınmazın satılması işleminden değil, üçüncü şahıstan
satın alınan taşınmazın açılan bir dava sonucu yeniden mera olarak tescil
edilmesinden kaynaklandığı, kadastro çalışmaları sonucu Maliye adına tescil
edilen taşınmazın mera vasfında olup olmadığını inceleme yükümlülüğü
bulunmayan ve kendi adına tescil edilen bir taşınmazın açılacak bir dava
sonucunda mera olarak tescil edilebileceğini öngörmesi beklenmeyen davalı
idarenin mevzuatın verdiği yetki uyarınca ihaleye çıkarak taşınmazı
satmasında hizmet kusurundan bahsetme olanağı bulunmadığı, davacı şirket tarafından
taşınmazın Maliyeden değil, üçüncü şahıstan satın alındığı göz önünde
bulundurulduğunda, davacı şirketin uhdesine geçtikten sonra yargı kararı
ile mera vasfı kazanarak davacı şirketin mülkiyetinden çıkması sonucu
oluştuğu öne sürülen zarardan idare hukukuna özgü tazmin nedenleri
olmadığı, davalı idarenin sorumlu tutulmasına hukuken olanak bulunmadığı
gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı şirket
tarafından temyiz edilmiştir.
2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un
"Temyiz İncelemesi Yapan Yargı Mercilerinin Uyuşmazlık Mahkemesine
Başvurmaları" başlıklı 20. maddesinde "Daha önce Uyuşmazlık
Mahkemesince yargı mercii belirtilmemiş olan bir davada temyiz incelemesi
yapan yüksek mahkeme, davanın, davaya bakan mahkemenin görevi dışında
olduğu kanısına varırsa, incelediği kararı bozacak yerde, incelemeyi
eteleyerek yargı merciinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurmaya karar verebilir." kuralına yer verilmiştir.
Davacı
şirketin taşınmaz satın alma işlemlerinin tapu siciline güven ilkesi
dahilinde gerçekleştiği, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile
taşınmazın mera kaydı ile Hazine adına tesciline ilişkin mahkeme kararının
kesinleştiği 2006 yılına kadar da taşınmazların kendilerine ait olduğu
güveni ile hareket ettikleri, davacı şirketin adına olan tapu kayıtlarının
iptal edilmesi nedeniyle zarara uğradıkları açık bulunmaktadır.
Bu
aşamada, kadastro işlemlerinden doğan zararın, tapu sicilinin tutulmasından
kaynaklanan zarar kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği
hususunun açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
4721
sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Sorumluluk" kenar başlığını
taşıyan 1007. maddesi; "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün
zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulanan
görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu
sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür." hükmünü içermektedir.
Davaya
konu somut olayda, yapılan kadastro işlemine süresi içinde Hazine adına
itiraz etmekle yükümlü olan görevlilerin üzerlerine düşen görevlerini
yapmadıkları, tapu işlemleri kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak
birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu
aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün
oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK'nun 1007. maddesi
kapsamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir.
Burada
Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Kusursuz sorumluluk, tapu
siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi
ya da yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü
sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe
aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür. Bu
itibarla, kadastro görevlilerinin dayanaksız ya da gerçek hukuksal duruma
uymayan kayıtlar düzenlemelerini ve taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar
yapmalarını da aynı kapsamda düşünmek gerekir.
Bu
itibarla, dava konusu zararın tapu kadastro işlemlerinin gereği gibi yerine
getirilmemesinden kaynakladığı, Devletin kusursuz sorumluluğundan
kaynaklanan bir zararın oluştuğu ve bu zararın tazmininin Devletten
istenebileceği, kadastro uygulamasından kaynaklanan sorumluluğun da 4721
sayılı Kanun'un 1007.maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu
nedenle bu davanın adli yargıda çözümlenmesi gerektiği sonucuna
varılmıştır.’’ demek suretiyle 2247
sayılı Kanunun 20.maddesi gereğince görevli yargı yerinin belirlenmesi için
Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık
YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla
yapılan 11.11.2013 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, Danıştay 13.Dairesi’nce, adli ve
idari yargı yerleri arasında meydana gelen görev uyuşmazlığının çözümü
açısından 2247 sayılı Yasa’nın 20.maddesinde öngörülen şekilde Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy
birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil
KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali
GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacı şirket adına kayıtlı olan
gayrimenkulün tapu kaydının, açılan dava sonucu, mera vasfına haiz olduğu
gerekçesiyle, iptali ile mera olarak sınırlandırılmasına karar verilmesi
nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılmıştır.
Olayda,
davacı şirketin taşınmaz satın alma işlemlerinin tapu siciline güven ilkesi
dahilinde gerçekleştiği, dava konusu gayrimenkulün tapu kaydının iptali ile
mera olarak sınırlandırılmasına ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği 2006
yılına kadar da gayrimenkulün kendisine ait olduğu güveni ile hareket
ettiği açıktır.
4721
sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Sorumluluk" kenar başlığını
taşıyan 1007. maddesi; "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün
zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulanan
görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu
sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür." hükmünü içermektedir.
Dosyanın incelenmesinden, Bursa İnegöl Kulaca köyü 102
ada h23dl7b pafta 125 parselde bulunan gayrimenkulü kapsayan alanda yapılan
kadastro çalışması sonucu, gayrimenkulün 21.05.2002 tarihinde ham toprak
niteliği ile maliye hazinesi adına tespit edildiği ve yapılan bu tespit
sonucu aynı nitelikle tapuya tescil edildiği, sonrasında hazine tarafından
yapılan satış işlemi ile gayrimenkulün M.E.’e satıldığı, bu şahıs
tarafından da bir süre sonra söz konusu gayrimenkulün davacı şirkete
satıldığı, bu aşamadan sonra Kuluca Köyü Tüzel Kişiliği tarafından davacı
şirket aleyhine açılan davada İnegöl 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
22.09.2006 gün, E:2005/257, K:2006/312 sayılı kararı ile gayrimenkulün tapu
kaydının iptali ile mera olarak sınırlandırılmasına karar verildiği, bu kararın
temyizi üzerine Yargıtay 14.Hukuk Dairesi’nin 29.01.2007 gün, E:2006/13660,
K:2007/629 sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar verildiği ve kararın bu
şekilde kesinleştiği, bu karar üzerine de davacı tarafından tapu iptalinden
kaynaklı olduğu ileri sürülen maddi zararın tazminine karar verilmesi
istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, dava konusu zararın tapu kadastro
işlemlerinin gereği gibi yerine getirilmemesinden kaynakladığı, Devletin
kusursuz sorumluluğundan kaynaklanan bir zararın oluştuğu ve bu zararın
tazmininin Devletten istenebileceği, kadastro uygulamasından kaynaklanan
sorumluluğun da 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi kapsamında
değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle bu davanın adli yargıda
çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay 13.Dairesi’nin
başvurusunun kabulü ile, İnegöl 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin davalı Maliye
Hazinesi bakımından vermiş olduğu görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay 13.
Dairesi’sinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, İnegöl 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin
davalı Maliye Hazinesi bakımından vermiş olduğu 25.05.2009 gün, E:2007/155,
K:2009/273 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.11.2013 gününde
OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
|