|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2011/139
Karar Sayısı : 2012/205
Karar Günü : 27.12.2012
İPTAL DAVASINI AÇANLAR
: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Emine Ülker TARHAN ve Muharrem
İNCE ile birlikte 116 milletvekili
İPTAL
DAVASININ KONUSU : 11.10.2011 günlü, 666 sayılı Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının
Düzenlenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin:
A- İlk ve esas incelemelerinde, 6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 59. ve 60. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ’ın reddine,
B- 1. maddesiyle 27.6.1989 günlü, 375
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen;
1- Ek Madde 10’un birinci fıkrasında yer
alan “Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreterliği, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği,”
ibaresinin,
2- Ek Madde 11’in,
3- Ek Madde 12’in,
C- 2. maddesiyle 375 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’ye eklenen;
1- Geçici Madde 10’un,
2- Geçici Madde 11’in,
3- Geçici Madde 14’ün,
4- Geçici Madde 15’in,
D- 5. maddesinin (b), (e) ve (j) fıkralarının,
E- Ek 12. maddesinin yürürlüğüne ilişkin
8. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin,
F- 5. maddesinin (b), (e) ve (j)
fıkralarının yürürlüğüne ilişkin 8. maddesinin birinci fırkasının (d)
bendinin,
Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 6., 7., 10., 55., 87. ve 91. maddelerine
aykırılıkları ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin
durdurulmasına,
karar verilmesi istemidir.
I- HÂKİMİN REDDİ, İPTAL ve YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“I.
HAKİMİN REDDİ TALEBİ
(….)
Kamuoyunda Wikileaks belgeleri olarak bilinen ve
bir internet sitesinde (http://www.wikileaks.ch/origin/186_18.html) yer
alan 03 ANKARA 4862 kodlu yazıda, “ 4. (C) Kapsamlı reformların önde
gelen savunucularından, Anayasa Mahkemesi Hakimi
Haşim Kılıç, 1 Ağustos tarihinde bize özel olarak CHP’nin mevcut
problemleri için kendini suçlaması gerektiğini aktarmıştır. CHP, muhalefet
etmek görüntüsünü vererek ya da çok çekişme yarattıktan sonra isteksizce
“her şeyi” – demokrasi yanlısı ortaya atılan tüm reformları -- kabul
ederek, kendisi için prensipsiz ve erişilemez bir imaj yaratmakta. CHP,
Hükümet doğru şeyi yapsa bile, sanki tek işinin AK Parti Hükümetinin
yaptığı her şeye muhalefet etmek gibi davranmak olduğunu söylemiştir. Bu da
seçmenleri kaçırıyor demiştir.” ifadeleri yer almaktadır.
Kamuoyuna
yansıyan ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç tarafından da
yalanlanmayan belgeye dayalı bilgilere göre, Sayın Başkanın Cumhuriyet Halk
Partisi hakkında Amerika Birleşik Devletlerinin Ankara Büyükelçiliği
yetkililerine olumsuz değer yargılarında bulunduğu anlaşılmış, bu konudaki
gizli görüşmenin kamuoyuna yansıması ile de Sayın Başkanın Cumhuriyet Halk
Partisinin tarafı olduğu bir davada tarafsız karar veremeyeceği izlenimi
doğmuştur.
Yasama
ve yürütme organlarının siyasi söylemlerinden ve bu organlarla uygun
olmayan ilişkilerden fiilen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle
görünmesi de gereken bir yüksek yargıcın, hem de yabancı bir ülkenin
Büyükelçiliğine iç siyasete ilişkin değerlendirmelerde bulunmasındaki tuhaf
ötesi gariplik bir yana, yasaları, yasa gücünde kararnameleri, TBMM
İçtüzüğünü, Anayasaya şekil ve esas bakımından; Anayasa değişikliklerini
ise şekil bakımından denetlemek ve bireysel başvuruları karara bağlamakla
Anayasal olarak görevli Anayasa Mahkemesinin bir üyesinin, TBMM’nin
çıkardığı yasaları, yasa gücünde kararnameleri, TBMM İçtüzüğünü ve Anayasa
değişikliklerini gerek gördüğü durumlarda Anayasa Mahkemesine taşımakla
Anayasal olarak yetkilendirilmiş Anamuhalefet
Partisi hakkında şikayetvari olumsuz görüş beyan
etmenin de ötesinde, hiç kimseyi yüceltmeyecek sözler söylemesi; yargıcın
bireysel bağımsızlığını koruyamadığını, karar vermek zorunda olduğu
ihtilafın taraflarından bağımsız kalamadığını, sadece bizatihi karar için
değil, aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerli olan
tarafsızlık ilkesiyle bağdaşmayan eylemler içinde bulunduğunu, mahkemede ve
mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk
mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar
içerisinde bulunmadığını; önüne gelme ihtimâli
olan davalar hakkında, yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açıkça
adilanelik vasfını makul ölçüler çerçevesinde
etkileyecek veya zayıflatacak yorumlarda bulunduğunu, hiçbir yoruma ihtiyaç
göstermeyecek açıklıkta ortaya koymaktadır.
Somut olayda, ekte yer
alan belgeler ve bu belgeler çerçevesinde kamuoyu önünde yapılan aleni
tartışma ve değerlendirmeler karşısında, Sayın Başkan Haşim Kılıç’ın derin
bir sessizliğe bürünerek, usulen yalanlama yoluna dahi gitmemiş olması,
kamuoyunda ABD Ankara Büyükelçiliğine Cumhuriyet Halk Partisini şikayet eder mahiyetteki sözleri söylediği ve olumsuz
değerlendirmelerde bulunduğu ve dolayısıyla davanın bir tarafıyla ilgili
gerçek bir önyargı veya tarafgirlik içerisinde olduğu şeklinde anlaşılmış
ve Sayın Haşim Kılıç’ın Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu işbu
davada bir yargıç tarafsızlığı ile karar veremeyeceğine ilişkin ciddi
kuşkuların yerleşmesine yol açmıştır.
25 Nisan 2011 tarihinde
Anayasa Mahkemesinin 49 ncu Kuruluş Günü
Töreninde yapılan açılış konuşmasındaki şu sözler de Sayın Haşim Kılıç’a
aittir:
“Anayasanın 175 inci
maddesinde Anayasa değişikliği için öngörülen nitelikli çoğunluk
anlayışının içinde, uzlaşmaya dönük örtülü bir yaklaşım olduğu
düşünülebilirse de, bu, çoğunluğu elde edenlerin azınlıkta kalan diğer
görüşleri ve farklılıkları yok sayma, dışlama ya da dayatma yolunu haklı
kılamaz. Ancak, nitelikli çoğunluk dışındaki görüş sahiplerinin de bu gücü
bloke etme, etkisizleştirme gibi davranış sergilemelerine de izin
verilemez. Doğal hukukla örtüşen evrensel değerler üzerinde geniş katılımlı
bir iradeyi oluşturmak zor değildir. Yeter ki demokrasinin müzakere
imkânlarından faydalanarak çözüm bulma iradesi samimiyetle ortaya
konulabilsin. Toplumun tanıklığında ortaya konulan bu samimi duruşlar,
çoğunlukçu, dayatmacı ve “ben yaptım oldu” noktasındaki düşünce
sahiplerinin haksızlığını açıkça ortaya koyacaktır. Siyaset kurumları,
geçmişte yaşanan fahiş hatalarla hesaplaşarak, sorunlara çözüm önerilerini
cesaretle sunabilmelidirler. Ümit ediyorum ki bu gayret, Anayasa
Mahkemesi’ne dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığını da ortadan
kaldıracaktır.”
Anayasa
Mahkemesinin Sayın Başkanı Haşim Kılıç’a göre, Anayasanın 175 inci
maddesinde aranan nitelikli çoğunluk, uzlaşmaya dönük açık bir kural değil,
sadece örtülü bir yaklaşım olarak düşünülebilir ve Anayasal olarak
yetkilendirilmiş Anamuhalefet partisinin, siyasal
iktidarın çoğunlukçu, dayatmacı ve “ben yaptım oldu” anlayışıyla çıkardığı
yasal düzenlemeleri, iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine götürmesi,
“Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığı”dır.
CHP’nin
Anayasa Mahkemesine dava açmasına ilişkin olarak kamuoyunda kahve sohbeti
düzeyinde sürdürülen güncel siyasi tartışmalar esnasında, sadece Anayasa
Mahkemesine iptal davası açma yetkisi bulunan Anamuhalefet
Partisini aşağılamayı ve toplum nezdinde itibarsızlaştırmayı değil, aynı
zamanda Başkanı olduğu Yüksek Mahkemenin demokratik sistem içindeki işlevi
ile Anayasal varlık nedenini de sorgulayan bu sözleri, herhangi bir siyaset
insanı değil, Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanı söyleyebilmiştir. Dahası
bu sözler, günümüz Türkiye’sinin kâbusu olduğu üzere, dostlar arasında
yapılan özel bir sohbetin ortam veya telefon dinlemesi suretiyle elde
edilmesi ve medyaya servisi yoluyla kamuoyuna yansımamış; yazılı ve görsel
tüm medyanın takip ettiği Yüksek Mahkemenin 49 ncu
Kuruluş Günü Töreninde -6223 sayılı Yetki Yasasının siyasal iktidarın
sayısal çoğunluğuna dayalı olarak kabul edildiği 06.04.2011 tarihinden 20
gün sonra 25.04.2011 tarihinde- yapılmıştır.
Demokratik siyasal
sistemlerde bir siyasi partinin muhatabı, diğer siyasi partilerdir. Bu
bağlamda, herhangi bir siyasi parti hakkında siyasi değerlendirme, eleştiri
ve suçlamaları yapacak olanların da halkın oylarına talip olan diğer siyasi
partiler olacağında kuşku yoktur. Anayasasında demokratik hukuk devleti ile
kuvvetler ayrılığı ilkelerini benimsemiş ve yargıç bağımsızlığı ile
tarafsızlığına yer vermiş bir ülkede, Anayasa Mahkemesi Başkanının herhangi
bir siyasi partiyi bırakınız suçlamayı, eleştirmesi dahi hiçbir şekilde
mümkün olamaz. Hele bu suçlamanın, Başkanı olduğu Mahkemenin
demokrasilerdeki işlevi ile varlık nedenini de yok sayarak Anayasa
Mahkemesine dava açmak gibi Anayasal bir hakkın kullanımı, muhalefet
görevinin bir parçası ve temel hak ve özgürlükler ile halkın çıkarlarını
korumanın gereği ile ilgili olması, açıklanabilir olmanın uzağındadır.
Anayasa
Mahkemesinin Sayın Başkanının amacı ve hedefi, “kör kör
parmağım gözüne” kadar açık ve herhangi bir yoruma ihtiyaç duymayacak kadar
belirgin bir şekilde Anamuhalefet Partisini,
“Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığı” ile
suçlaması; hukuksal konumu ve statüsü ile mesleki deneyimi göz önüne
alındığında, ancak, Anamuhalefet Partisine karşı
alt benliğe yerleşmiş katı önyargının, üst benliğin kontrol işlevini
parçalayarak açığa çıkacak derecede güçlü olmasıyla mümkün olabilir ve bu
durum tarafsızlığın yitirildiğinin en belirgin göstergesidir.
Öte yandan, Sayın Haşim
Kılıç Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildiği 1990 yılından bu yana, Bakanlar
Kuruluna KHK çıkarma yetkisi veren 9 adet yetki yasasının iptali
başvurularına üye ve başkan sıfatıyla katılmıştır.
Bu Yetki Yasaları ve
Anayasa Mahkemesi kararları ile Sayın Haşim Kılıç’ın kullandığı oylar
şöyledir:
1)
06.06.1991 günlü ve 3755 sayılı Yetki Kanununun iptali için Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin açtığı davada, AYM
12.12.1991 günlü ve E.1991/27, K.1991/50 sayılı Kararı ile 3755 sayılı
Yetki Yasasını, Anayasanın 91 inci ve 153 üncü maddelerine aykırı bulunarak
OYÇOKLUĞU ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ, karşıoy
kullanmıştır.
2)
24.06.1993 günlü 3911 sayılı Yetki Kanununun iptali için Anavatan
Partisinin açtığı davada, AYM 16.09.1993 tarihli ve E.1993/6, K.1993/28
sayılı Kararı ile 3911 sayılı Yetki Yasası, “verilen yetkinin belirsiz olduğu”,
“yetki yasasında bulunması gereken öğeleri içermediği”, “verilen yetkinin
önemli, ivedi ve zorunlu olup olmadığının tespitinin olanaksız olduğu”,
“yasama yetkisinin devri niteliğinde olduğu” gerekçeleriyle Anayasanın
Başlangıcı ile 2 nci ve 91 inci maddelerine aykırı
bularak OYBİRLİĞİ ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin
tamamına katılmıştır.
3)
18.05.1994 günlü ve 3990 sayılı Yetki Kanununun iptali için Anavatan
Partisinin açtığı davada, AYM 05.07.1994 tarihli ve K.1994/44-2 sayılı
Kararı ile 3990 sayılı Yetki Yasası, “verilen KHK çıkarma yetkisinin ivedi,
zorunlu ve önemli durumlara ilişkin olmadığı”, “yasama yetkisinin devri
niteliğinde olduğu”, “öngörülen amaç, konu ve kapsamın somut ve belirgin
nitelikte olmadığı” gerekçeleriyle Anayasanın 7 nci,
87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak
OYBİRLİĞİ ile İptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ, iptali yönünde oy kullanmakla
beraber, KHK çıkarma yetkisinin ivedi, zorunlu ve önemli durumlara ilişkin
olması gerektiği görüşüne katılmamıştır.
4)
31.05.1995 günlü ve 4109 sayılı Yetki Kanununun iptali için TBMM Üyeleri
Hasan KORKMAZCAN, Bülent ECEVİT ve 113 Milletvekilinin açtığı davada, AYM
04.07.1995 günlü ve E.1995/35, K.1995/26 sayılı Kararı ile 4109 sayılı
Yetki Yasasını, “erkler ayrılığı”, “demokratik hukuk devleti” “yasama
yetkisinin devredilemeyeceği” ilkelerine aykırı olduğu, “nerelerin il,
nerelerin ilçe olacağı konusunda belirsizlik yarattığı”, “kapsam ve
ilkelerinin belirsiz olduğu” gerekçeleriyle Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile
iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.
5)
08.06.1995 günlü ve 4113 sayılı Yetki Kanununun iptali için Anavatan
Partisinin açtığı davada, AYM 19.09.1995 tarihli ve E.1995/39, K.1995/45
sayılı Kararı ile 4113 sayılı Yetki Yasasını, “yetki yasasında, çıkarılacak
KHK’lerin konu, amaç, kapsam ve ilkelerinin belirgin ve somut biçimde
gösterilmemesi”, “yasama yetkisinin devrini doğurması” gerekçeleriyle
Anayasanın 2 nci, 7 nci,
87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bulunarak
OYBİRLİĞİ ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına
katılmıştır.
6)
31.08.1996 günlü ve 4183 sayılı Yetki Kanununun iptali için Sayın
Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL’in açtığı davada,
AYM 02.10.1996 günlü ve E.1996/61, K.1996/35 sayılı Kararı ile 4183 sayılı
Yetki Yasasını, “amaç, kapsam ve ilkelerin belirsiz olduğu”, “Bakanlar
Kurulu’na geniş kapsamlı KHK çıkarma yetkisi verildiği”, “yürütme organına,
TBMM’ne ait bulunan yasama yetkisini sınırsız biçimde kullanma olanağı ve
yürütmeye yasama karşısında üstünlük tanındığı” gerekçeleriyle, Anayasanın
2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile
iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.
7) 29.06.2000 günlü ve
4588 sayılı Yetki Kanununun iptali için Fazilet Partisinin açtığı davada,
AYM 05.10.2000 tarihli ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı Kararı ile 4588
sayılı Yetki Yasasını, “sınırlarının geniş ve belirsiz olması”, “yasama
yetkisinin yürütme organına devri anlamına gelmesi”, “verilen yetkinin
önemli, ivedi ve zorunlu durumları içerip içermediğinin tespitine imkan vermemesi” gerekçeleriyle Anayasanın
Başlangıç’ının dördüncü paragrafı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci
maddelerine aykırı bulunarak OYÇOKLUĞU ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ
iptali yönünde oy kullanmış ve iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.
8)
21.12.2000 günlü ve 4615 sayılı Yetki Kanununun iptali için Fazilet
Partisinin açtığı davada, AYM 20.03.2001 tarihli ve E.2001/9, K.2001/56
sayılı Kararı ile 4615 sayılı Yasanın 1 inci ve 2 nci
maddelerinde yer alan “idari” ibaresini, “idarî hak kavramının, memurların
ve diğer kamu görevlilerinin malî ve sosyal hakları dışında kalan tüm
haklarını ifade etmesi nedeniyle belirsizlik içermesi”, “idari haklara
ilişkin düzenlemelerin Anayasanın 91 inci maddesindeki yasak alan içinde
olması” “Malî ve sosyal haklar dışındaki idarî hak kavramı içinde
nitelenebilecek konuların önemli, zorunlu ve ivedi durumlar kapsamında
düşünülemeyeceği” gerekçeleriyle Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak oyçokluğu ile
iptal etmiş; Sayın Haşim Kılıç iptali yönünde oy kullanmış ve iptal
gerekçelerinin tamamına katılmıştır.
9)
06.04.2011 tarihli ve 6223 sayılı Yetki Kanununun iptali için Cumhuriyet
Halk Partisinin açtığı davada, AYM’nin 27.10.2011
tarihli ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı Kararı ile 14 üyenin oyunun 7’ye 7
çıkması nedeniyle iptal isteminin reddi yönünde oy kullanan Mahkeme Başkanı
Sayın Haşim KILIÇ’ın kullandığı oyun üstün
sayılmasından dolayı iptal istemi reddedilmiştir.
Her dosyanın kendi içinde
değerlendirilmesi gerekeceği kural olmakla birlikte, Sayın Haşim Kılıç’ın
Yetki Yasaları konusunda 1993 yılından bu yana istikrar kazanmış görüşünden
ve bu görüşlerindeki, “sınırlarının geniş ve belirsiz olması”, “yürütme
organına, TBMM’ne ait bulunan yasama yetkisini sınırsız biçimde kullanma
olanağı ve yürütmeye yasama karşısında üstünlük tanınması” “verilen
yetkinin önemli, ivedi ve zorunlu durumları içerip içermediğinin tespitine imkan vermemesi” gerekçelerinden dönerek iptal isteminin
reddi yönünde oy kullanması, kamuoyunda AKP’yi Anayasa Mahkemesi Başkanının
kurtarması şeklinde değerlendirilmiş ve bu değerlendirme Sayın Haşim
Kılıç’ın Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu davalarda yargıç
tarafsızlığı ile karar veremeyeceğine ilişkin yerleşen ciddi kuşkuları
pekiştirmiştir.
Yukarıda açıklanan
nedenlerle, 30.03.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 59 uncu maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (d) bendinde yer alan, Başkan ve üyelerin istişari
görüş ve düşüncesini ifade etmiş olduğu dava ve işlere bakamayacaklarına
ilişkin kural ile 60 ıncı maddesinin (1) numaralı
fıkrasındaki, “Başkan ve üyeler tarafsız hareket edemeyecekleri kanısını
haklı kılan hâllerin olduğu iddiası ile reddolunabilirler.” hükmüne
dayanarak Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç hakkında reddi hakim talebinde bulunuyoruz.
(….)
III.
GEREKÇELER
1)
666 Sayılı “Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının Düzenlenmesi Amacıyla Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Hükmünde Kararname”nin 1 inci Maddesiyle 27.06.1989 Tarihli ve 375 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameye Eklenen Ek 10 uncu Maddesinin Birinci
Fıkrasındaki, “Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Sekreterliği” İbareleri ile Ek 11 inci Maddesi ve Ek 12 nci Maddesinin; 2 nci
Maddesiyle 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Eklenen Geçici 10 uncu
Maddesi, Geçici 11 inci Maddesi, Geçici 14 üncü Maddesi ve Geçici 15 inci
Maddesi ile 5 inci Maddesinin (b), (e) ve (j) Fıkraları ile Ek 12 nci Maddesinin Yürürlüğüne İlişkin 8 inci Maddesinin
Birinci Fıkrasının (a) Bendi ve 5 inci Maddesinin (b), (e) ve (j)
Fıkralarının Yürürlüğüne İlişkin 8 inci Maddesinin Birinci Fıkrasının (d)
Bendinin Anayasaya Aykırılığı
Anayasanın
Başlangıcının dördüncü fıkrasında, “Kuvvetler ayırımının, Devlet organları
arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetkilerinin
kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği
olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;” belirtildikten
sonra 2 nci maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri
arasında “hukuk devleti” ilkesine yer verilmiş; 6 ncı
maddesinde, hiç kimse ve hiçbir organın kaynağını Anayasadan almayan bir
Devlet yetkisi kullanamayacağı; 7 nci maddesinde,
Yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet meclisine ait
olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği; 8 inci maddesinde, yürütme yetkisi
ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve
yasalara uygun olarak yerine getirileceği kuralları getirilmiş; 87 nci maddesinde, Bakanlar Kuruluna “belli konularda” KHK
çıkarma yetkisi verilmesi TBMM’nin görevleri arasında sayılmış; 91 inci
maddesinin ikinci fıkrasında ise, yetki kanununun, çıkarılacak kanun
hükmünde kararnamenin, amacını, kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve
süresi içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılmayacağını
göstereceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa
Mahkemesinin 05.10.2000 tarih ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı Kararında da
vurgulandığı üzere, Anayasanın 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerinin birlikte değerlendirilmesi
sonucunda, yasama yetkisinin genel ve asli bir yetki olması, TBMM’ye ait
bulunması ve devredilememesi karşısında KHK çıkarma yetkisinin kendine özgü
ve ayrık bir yetki olduğu anlaşılabilmektedir. Dolayısıyla
yetki yasalarının, yasama yetkisinin devri anlamına gelecek ya da bu
izlenimi doğuracak biçimde yaygınlaştırılıp genelleştirilmemesi gerekir.
KHK’ler ancak ivedilik gerektiren belli konularda, kısa süreli yetki
yasaları temel alınarak etkin önlemler ve zorunlu düzenlemeler için
yürürlüğe konulmak durumundadır.
Olağan dönem kanun
hükmünde kararnameleri, dayandıkları yetki yasasına ve Anayasaya uygun
olmak durumundadır. Olağan dönem kanun hükmünde kararnameleri ile yetki
yasaları arasında çok sıkı bir bağ vardır. Bir yetki yasasına dayanmayan
veya dayandığı yetki yasası iptal edilen ya da yetki yasasının amacı ve
ilkeleriyle örtüşmeyen veyahut da yetki yasasının kapsamı dışında bulunan
bir kanun hükmünde kararnamenin içerdiği kurallar, Anayasaya aykırılık
oluşturmasalar dahi Anayasaya uygunluklarından söz edilemez.
Dolayısıyla,
iptaline karar verilen bir yetki yasasına dayanılarak çıkarılan veya yetki
yasasının kapsamında olmayan KHK’lerin, Anayasanın, Başlangıç’ındaki “hiç
bir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve
bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı,” 2 nci maddesindeki “Hukuk devleti” ilkeleriyle 6 ncı maddesindeki “Hiç kimse veya organ kaynağını
Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.” kuralı, 7 nci maddesindeki “Yasama yetkisi Türk Milleti adına
Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”
buyruğu ile kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisine ilişkin 91 inci
maddesiyle bağdaştırılmaları olanaksızdır.
6223 sayılı Yetki
Yasasının “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesinin (1) numaralı
fıkrasının,
(a)
bendinde, “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden
belirlenerek;” denildikten sonra; (1)
numaralı alt bendinde, mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya
kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı,
ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine; (2) numaralı alt
bendinde, mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve
ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut, birleştirilen veya
yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak yeniden
düzenlenmesine; (3) numaralı alt bendinde, mevcut bakanlıklar ile
birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve
kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma
esaslarına;
(b)
bendinde ise, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar,
işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında
etkinliği artırmak üzere, bunların atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme,
terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve
esaslarına; “ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar
Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermektir.” gibi belirsiz
ve sınırsız ifadelere yer verilerek Yetki Yasasının amacı ortaya konmak
istenmiştir.
Söz konusu belirsizlik ve
sınırsızlığa rağmen, 6223 sayılı Yetki Yasasının “kamu personeli” açısından
amacı, kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere,
bunların atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden
alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına; “ilişkin konularda
düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname
çıkarma yetkisi vermektir.” Yetki Yasası bu haliyle dahi, kamu personelinin
mali ve sosyal haklarına ilişkin düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar
Kuruluna yetki verilmesi amacını taşımamaktadır.
Öte yandan, aynı maddenin
(2) numaralı fıkrasında ise, Yetki Yasasının kapsamına ilişkin olarak, “Bu
Kanuna göre çıkarılacak kanun hükmünde kararnameler;” denilip,
(a)
bendinde, “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden
belirlenmesine ilişkin olarak;” ifadesinden sonra, 19 alt bent halinde 19
yasa ve KHK sayılmış ve (20) numaralı alt bendinde, “Diğer kanun ve kanun
hükmünde kararnamelerin görev, yetki, merkez, taşra ve yurt dışında teşkilatlanma
esasları, kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve
ilgilerine ilişkin hükümlerinde, (…) yapılacak değişiklik ve yeni
düzenlemeleri kapsar.” denilerek adeta teşkilatlanmaya ilişkin tüm yasa ve
yasa gücünde kararnameler kapsama alınmak istenmiş;
(b)
bendinde ise, “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar,
işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil,
görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk
edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak;” denildikten sonra 6 alt bent
halinde 5 yasa ve 1 KHK sayılmış ve (7) numaralı alt bendinde ise, “Diğer
kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar, işçiler, sözleşmeli
personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirme,
seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve
esaslarına ilişkin hükümlerinde” ifadesiyle de neredeyse tüm kamu personeli
hakkında Bakanlar Kuruluna “atanma, nakil, görevlendirme, seçilme, terfi,
yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına”
ilişkin olarak her türlü düzenlemede bulunma yetkisi verilmesi
hedeflenmiştir.
Ancak, bu haliyle dahi
6223 sayılı Yetki Yasası, kamu personelinin mali ve sosyal haklarına
ilişkin düzenleme yapılmasını kapsamamaktadır.
Diğer
yandan, 6223 sayılı Yetki Yasasının İlkelerine ilişkin 2 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde,
“Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli
personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme,
seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve
esaslarına ilişkin olarak;” denilerek; kamu personelinin mali ve sosyal
hakları, Yetki Yasasının “ilkeleri” içinde de yer almamıştır.
06.04.2011 tarihli ve
6223 sayılı “Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde
Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev
ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu”nun
iptali için Cumhuriyet Halk Partisinin açtığı iptal davası sonucunda 6223
sayılı Yetki Yasası, AYM’nin 27.10.2011 günlü ve
E.2011/60, K.2011/147 sayılı Kararı ile 14 üyenin oyunun 7’ye 7 çıkması
nedeniyle, bu güne kadar istikrar kazanmış görüşünün aksine iptal isteminin
reddi yönünde oy kullanan ve bu Dava Dilekçesinin “Hakimin
Reddi Talebi” bölümünde belirtilen nedenlerle reddi hakim talebinde
bulunulan Mahkeme Başkanı Sayın Haşim KILIÇ’ın
kullandığı oydan dolayı iptal istemi OY ÇOKLUĞU ile reddedilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin
27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı (Başkanın oyundan dolayı
6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çoğunluk
sayılan) Kararında;
“… 6223 sayılı Kanunun
iki konuda Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi verdiği görülmektedir:
Bunlardan birincisi
özetle “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi”dir. Bu çerçevede gerekli görülmesi
halinde yeni bakanlıklar kurulması, var olan bakanlıkların birleştirilmesi,
bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesi
için KHK çıkarma yetkisi verilmiştir.
İkincisi ise “Kamu kurum
ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel
ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme,
terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına
ilişkin olarak değişiklikler ve yeni düzenlemeler” yapılması için KHK
çıkarma yetkisi verilmiştir.” denilmiştir.
Dolayısıyla, Anayasa
Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı Kararında ki
(Başkanın oyundan dolayı 6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1)
numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) görüşe göre de, kamu personelinin
mali ve sosyal haklarına ilişkin düzenleme yapılması, Yetki Yasasının
kapsamında değildir.
Bu bağlamda, Bakanlar
Kurulunun 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında olmayan, amacı ve
ilkeleriyle örtüşmeyen, kamu personelinin mali ve sosyal haklarına ilişkin
alanlarda kanun hükmünde kararname ile düzenlemeler yapması, Anayasanın
Başlangıcı ile 2 nci, 6 ncı,
7 nci, 87 nci ve 91
inci maddelerindeki kurallarla bağdaşmamaktadır.
Öte yandan,
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Teşkilatında kadrolu ve geçici görevli
çalışan kamu personelinin mali, sosyal ve diğer özlük hakları 17.08.1983
tarihli ve 2879 sayılı Kanunda düzenlenmiş ve söz konusu Yasadaki hükümler
666 sayılı KHK ile veya başka bir hukuksal düzenleme ile
değiştirilmemiştir. TBMM Genel Sekreterliği teşkilatında
çalışan kadrolu ve geçici görevli personelin mali, sosyal ve diğer özlük
hakları ise 13.10.1983 tarihli ve 2919 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Sekreterliği Teşkilat Kanununda düzenlenmiş ve anılan Kanunun
“Yürütme” başlıklı 19 uncu maddesinde ise, “Bu Kanunu Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı yürütür.” denilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı
Genel Sekreterliğinde istihdam edilen kamu personelinin mali, sosyal ve
diğer özlük haklarına ilişkin olarak 2879 sayılı Kanun ile anılan Kanuna
dayanılarak çıkarılan Kararnamedeki hükümler aynen durur ve değiştirilmemiş
iken, söz konusu personel hakkında 666 sayılı KHK ile düzenleme yapılması
hukuki belirsizlik yarattığından Anayasanın 2 nci
maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Yürütme yetkisinin
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanında olduğu 2919 sayılı Kanundaki
hükümlerin ve bu hükümlere dayanılarak çıkarılan Başkanlık Divanı
Kararlarındaki düzenlemelerin, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan KHK ile
geçersiz sayılarak personelin mali, sosyal ve özlük haklarına ilişkin
olarak KHK ile yeni kurallar getirilmesi de hukuk devleti ilkesine aykırılık
oluşturmaktadır.
|
TBMM İDARİ TEŞKİLATI
PERSONELİ
666 SAYILI KHK ÖNCESİ
VE KHK İLE GETİRİLEN MAAŞ KARŞILAŞTIRMASI
|
|
|
Kadro Unvanı
|
Mevcut Durum Net Maaş
|
666 Sayılı KHK’ya Göre Ödenecek Net Maaş*
|
Fark Tutarı
|
|
|
|
|
GENEL SEKRETER
|
6.800
|
6.400
|
-400
|
|
|
GENEL SEKRETER YRD.
|
6.290
|
5.770
|
-520
|
|
|
BAŞKAN
|
5.970
|
5.380
|
-590
|
|
|
BAŞKAN YRD.
|
5.670
|
5.110
|
-560
|
|
|
TBMM BAŞKAN MÜŞAVİRİ
|
5.030
|
5.110
|
-80
|
|
|
UZMAN-STENOGRAF (1.
DERECE)
|
5.250
|
3.730
|
-1.520
|
|
|
UZMAN-STENOGRAF (5.
DERECE)
|
4.650
|
3.070
|
-1.580
|
|
|
UZMAN-STENOGRAF YRD.
|
3.710
|
2.480
|
-1.230
|
|
|
MÜHENDİS-MİMAR (1.
DERECE)
|
3.510
|
2.970
|
-540
|
|
|
MÜHENDİS-MİMAR (5. DERECE)
|
3.450
|
2.500
|
-950
|
|
|
ŞEF (1. DERECE)
|
3.180
|
2.035
|
-1.145
|
|
|
ŞEF (5. DERECE)
|
2.560
|
1.590
|
-970
|
|
|
MEMUR (1. DERECE)
|
2.720
|
1.930
|
-790
|
|
|
MEMUR (4. DERECE)
|
2.630
|
1.690
|
-940
|
|
|
MEMUR (9. DERECE)
|
2.330
|
1.445
|
-885
|
|
|
|
|
|
|
|
|
* Not: Net rakamlar
yıllık ortalamadır ve +/- 50 TL civarında değişebilir.
|
|
|
666 sayılı KHK ile TBMM
Teşkilatı idari personeli hakkında yaratılan eşitsizlik ve adaletsizliğin
mali boyutu yukarıdaki Tabloda özetlenmiştir.
Buna
göre, 666 sayılı KHK’nin yürürlüğe girdiği tarihte TBMM İdari Teşkilatında
çalışan Genel Sekreter yaklaşık 6.800,00 TL maaş alır ve 15 Ocak 2012
tarihinden önce TBMM İdari Teşkilatı kadrolarında çalışan kamu görevlilerinden
herhangi birinin Genel Sekreterlik görevine atanması durumunda yine aynı
maaşı alacak iken, diğer kamu kurum ve kuruluşlarından naklen Genel
Sekreterlik görevine atanacak personele ise 6.400,00 TL ödenecektir. 666
sayılı KHK’nin yürürlüğe girdiği tarihte 9. Dereceli kadroda çalışan memur
2.330,00 TL maaş alırken, naklen veya ilk defa atanacak olan memur 1.445,00
TL maaş alacak; 2.330,00 TL maaş alan memura 1 nci
dereceli şef kadrosuna atandığında 3.180,00 TL maaş ödenecek iken; 1.445,00
TL alan memura ise 1 nci dereceli şef kadrosuna
atandığında 2.035,00 TL ödenecektir. Böylece aynı kadro
derecesinde bulunan ve aynı işi yapan şefler arasında, TBMM İdari
kadrolarında 15 Ocak 2012 tarihinden önce çalışmış olmaya ve olmamaya
dayalı olarak 1.145,00 TL tutarında eşitsizlik yaratılacaktır. Söz konusu
15 Ocak 2012 tarihine dayalı eşitsizlik, bütün kadro görev unvanları için
geçerlidir.
Aynı eşitsizlik ve
adaletsizlikler, ek 11 inci maddenin (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde
düzenlenenler için de geçerlidir.
Anayasanın
10 uncu maddesinde, kanun önünde eşitlik ilkesi düzenlenmiş ve son
fıkrasında, Devlet organları ile idari makamların bütün işlemlerinde kanun
önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorunda oldukları kuralına yer
verilirken; 55 inci maddesinde ise, Devletin çalışanların yaptıkları işe
uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan
yararlanmaları için gerekli önlemleri alacağından söz edilmiştir.
Aynı işi, aynı kurumda
aynı dereceli kadro görev unvanı ile yapan Devlet memurları arasında, yüzde
ellinin de üzerinde eşitsizlik ve adaletsizlikler yaratılması Anayasanın 10
uncu ve 55 inci maddelerine aykırıdır.
Parlamento, Fransızca “parler”, İtalyanca “parlare”
yani “konuşmak” mastarlarından türetilmiş bir sözcüktür ve “konuşulan yer”
anlamına gelmektedir. Demokrasilerde yasalar, uzun süreli
ve çok yönlü araştırma, inceleme ve değerlendirmelere dayalı olarak
ihtiyaçları ve çözüm yollarını tespitten sonra parlamentoların komisyon ve
alt komisyonları ile genel kurulunda konuşularak, tartışılarak ve ilgili
kurum ve kuruluşlar ile etkilenen toplumsal kesimlerin ve bunların
temsilcisi örgütlerin görüşleri alınıp üzerinde asgari mutabakat sağlanmaya
çalışılarak yasalaşmaktadır. Demokratik devletin ve çağdaş
demokrasinin özü budur.
Kamu personelinin mali,
sosyal ve diğer özlük haklarına ilişkin kurallar, üzerinde ayrıntılı
çalışmaları ve çok yönlü değerlendirmeleri gerektiren ciddi konulardır ve
Başbakanlıktaki bir grup uzmanın, tercihlerine göre şekillendirilemeyecek
derecede de önemlidir. Hepsinin kadro görev unvanı “uzman”
diye, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundaki veya Kamu İhale
Kurumundaki, ya da Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundaki veyahut da Rekabet
Kurumundaki, uzmanların mesleki statüleri, yaptıkları hizmetin kamu
yönetimi ve düzenindeki önemi, görev yapma şartları aynı olmadığı halde
aynıymış gibi mali haklarının “Başbakanlık Uzmanı”na endekslenmesi, yasa
önünde eşitlik
ilkesine
aykırılık oluşturur.
Anayasa Mahkemesi’nin pek
çok kararında vurgulandığı üzere, Anayasanın 10 uncu maddesindeki yasa önünde
eşitlik ilkesi, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulması anlamına
gelmemektedir. Anayasa ile eylemli değil “hukuki eşitlik”
amaçlanmaktadır. Anayasanın öngördüğü eşitlik ilkesinin çiğnenmemesi için,
aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumların ayrı kurallara bağlı
tutulması gerekmektedir. Başka bir anlatımla, kişisel durumları ve
nitelikleri özdeş olanlar arasında, konulan kurallarla değişik
uygulamaların yapılmaması gerekmektedir. Ancak, hukuki
statülerindeki farklılıklar, durumları ve konumlarındaki değişiklikler,
gördükleri görevlerdeki ayrılıklar, yürüttükleri hizmetin kamu yönetimi ve
kamu düzenindeki işlevindeki farklılıkların doğurduğu zorunluluklar
nedeniyle kamu yararı ya da başka haklı nedenlere dayanılarak yasalarla
farklı uygulamalar getirilmesi, kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı
olmadığı gibi bizatihi kanun önünde eşitlik ve ücrette adalet ilkesinin
gereğidir.
Kamu personelinin mali,
sosyal ve özlük haklarında eşitliği sağlamaya dönük düzenlemelerin, bu güne
kadar oluşmuş eşitsizliklerin nedenleri, niçinleri,
haklı-haksız gerekçeleri, zorunlu kılan sebepleri derinlemesine ve
ayrıntılı olarak irdelenip değerlendirilmeden, anlık bir karar ve üstün
körü bir çalışmayla üstesinden gelinemeyecek derecede önemli konular
olduğunda şüphe yoktur. Dolayısıyla kamu personelinin
mali, sosyal ve diğer özlük haklarını ve bu haklardaki haklı neden ve
gerekçeye dayanmayan farlılıkları ortadan kaldırarak kamu personeli
arasında ücret adaletini sağlamaya yönelik düzenlemelerin, her konunun her
yönü ve bütün boyutlarıyla tartışıldığı, siyasal tercihlere ve katılımcı
süreçlere açık yasama süreçleri içinde gerçekleştirilmesi gerekeceği her
türlü tartışmanın dışındadır.
Öte yandan, kamu
personelinin yasalarla elde etmiş olduğu kazanılmış mali ve sosyal hakları,
ek 12 nci madde ile yürürlükten kaldırılmakta;
geçici 10, geçici 11, geçici 14 üncü ve geçici 15 inci maddelerle mali
hakları dondurulmakta; 5 inci maddesinin (j) bendiyle ise mali haklarına
ilişkin yeni düzenleme yapılmaktadır.
Devlet memurluğu, statü
hukuku esasına dayanan nesnel ve genel kuralların olduğu alandır. Doğmuş
hakkı tanımak kazanılmış hakka saygı göstermektir. Sadece iç hukukta değil,
uluslararası hukukta da benimsenen “kazanılmış hakların korunması”, mevcut
hukuksal durumun, benimsenmiş yapının, edinilmiş statünün, elde edilmiş
mali ve sosyal hakların geçerliliğini sürdürmesini zorunlu kılar.
Kazanılmış bir hakkı ortadan kaldırmak, üstelik tek yanlı hukuki
düzenlemelerle kaldırmak hukuka güveni yıkar. Hukuk Devletinin en önemli unsuru
olan hukuk güvenliği, hukuk düzeni yanında, bütün devlet faaliyetlerinin az
çok öngörülebilir olmasını gerektirir. Hukuki güvenlik, sadece kişilerin
devlet faaliyetlerine güvenini değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuata
göre edinilmiş mali ve sosyal hakların süreceğine duyulan güveni de içerir.
Genel olarak halkın, özelde ise kamu çalışanlarının devlete olan güveninin
korunması, ancak hukuk güvenliğinin sağlanmasıyla mümkündür.
Kamu personelinin
hukuksal olarak edinilmiş mali ve sosyal haklarını tek taraflı olarak
ortadan kaldıran ve donduran düzenlemeler, Anayasanın 2 nci
maddesindeki hukuk devleti ilkesine bu yönden de aykırıdır.
Kaldı ki, yürürlükteki
yasalara göre edinilmiş mali ve sosyal haklar, kamu görevlileri açısından
mülkiyet hakkının kapsamı içindedir. Kamu görevlisi, statü hukukunun gereği
olarak bir sonraki ay veya ayları ya da yılları maaşının, şimdiki maaşından
az olmayacağı, Anayasasında hukuk devleti ilkesine yer vermiş ve bu ilkeye
değiştirilemezlik atfetmiş bir Devlette kazanılmış mali ve sosyal
haklarının elinden alınmayacağı haklı beklentisi içindedir.
Anayasanın 91 inci
maddesinin birinci fıkrasında, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci
bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü
bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin kanun hükmünde kararnamelerle
düzenlenemeyeceği kuralına yer verilmiştir.
Kamu görevlilerinin
Anayasanın ikinci kısmının ikinci bölümünün 35 inci maddesinde düzenlenen
mülkiyet hakkı kapsamında olan, mali ve sosyal haklarının kanun hükmünde
kararname ile düzenlenmesi, Anayasanın 91 inci maddesinin birinci
fıkrasındaki kurala, bu açıdan da aykırıdır.
Yukarıda
açıklandığı üzere, 666 sayılı Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının
Düzenlenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci maddesiyle
27.06.1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen ek 10
uncu maddesinin birinci fıkrasındaki, “Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği” ibareleri ile ek 11 inci
maddesi ve ek 12 nci maddesi; 2 nci maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye
eklenen geçici 10 uncu maddesi, geçici 11 inci maddesi, geçici 14 üncü
maddesi ve geçici 15 inci maddesi; 5 inci maddesinin (b), (e) ve (j)
fıkraları ile ek 12 nci maddesinin yürürlüğüne
ilişkin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 5 inci maddesinin
(b), (e) ve (j) fıkralarının yürürlüğüne ilişkin 8 inci maddesinin birinci
fıkrasının (d) bendi; Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci,
6 ncı, 7 nci, 10 uncu,
55 inci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı
olduklarından iptalleri gerekir.
IV.
YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin iptali istenen maddelerinde Devlet memurlarının mali ve sosyal
haklarına ilişkin düzenlemeler yapılarak Anayasaya aykırı bir şekilde
kazanılmış hakları ellerinden alınmıştır. 14.01.2012 tarihinden itibaren
ileride telafisi olmayan parasal zarar ve ziyanları olacaktır.
Öte yandan, Anayasal
düzenin hukuka aykırı kural ve düzenlemelerden en kısa sürede
arındırılması, hukuk devleti olmanın en önemli gerekleri arasında
sayılmaktadır. Anayasaya aykırılıkların sürdürülmesi, özenle korunması
gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyecektir. Hukukun üstünlüğünün
sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında
sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesi hukuk devleti yönünden
giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacaktır.
Bu zarar ve durumların
doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan ve iptali istenen
hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de
durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
V.
SONUÇ VE İSTEM
02.11.2011 tarihli ve
28103 (1. Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 11.10.2011 tarihli ve
666 sayılı “Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının Düzenlenmesi Amacıyla Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Hükmünde Kararname”nin;
I) İptal davasıyla ilgili
ilk ve esas incelemelerinde, 6216 sayılı Kanunun 59 uncu ve 60 ıncı maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim
Kılıç’ın reddine,
II)
1) 1 inci maddesiyle 27.06.1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye eklenen ek 10 uncu maddesinin birinci fıkrasındaki,
“Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Sekreterliği” ibareleri ile ek 11 inci maddesi ve ek 12 nci
maddesinin; 2 nci maddesiyle 375 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye eklenen geçici 10 uncu maddesi, geçici 11 inci
maddesi, geçici 14 üncü maddesi ve geçici 15 inci maddelerinin; 5 inci
maddesinin (b), (e) ve (j) fıkraları ile ek 12 nci
maddesinin yürürlüğüne ilişkin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendi ve 5 inci maddesinin (b), (e) ve (j) fıkralarının yürürlüğüne ilişkin
8 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, Anayasanın Başlangıcı ile 2
nci, 6 ncı, 7 nci, 10 uncu, 55 inci, 87 nci
ve 91 inci maddelerine;
aykırı
olduklarından iptallerine ve uygulanmaları halinde giderilmesi güç ya da
olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya
kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi
saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenen Kanun Hükmünde Kararname
Kuralları
1- KHK’nin 1. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye eklenen ve
iptali istenen ibareleri de içeren ek 10. madde şöyledir:
“EK MADDE 10- Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Sekreterliği, Başbakanlık ve bakanlıklar ile bunların bağlı ve
ilgili kuruluşları (Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ile 2659 sayılı
Kanunun 30 uncu maddesi ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 2 nci maddesi kapsamında bulunanlar hariç), sosyal
güvenlik kurumları, Yükseköğretim Kurulu, Üniversitelerarası Kurul ve
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının;
a) Merkez teşkilatlarında Mülki İdare
Amirliği Hizmetleri Sınıfına ait kadrolarda yer alanlar hariç olmak üzere
bu Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (II) sayılı Cetvelde yer alan unvanlı
kadrolarda bulunanlardan,
b) Taşra teşkilatlarına ait
kadrolarda bulunup, kadro unvanları ekli (II) sayılı Cetvelde yer
alanlardan,
c) Merkez teşkilatlarında; Dışişleri
Meslek Memuru ve Konsolosluk ve İhtisas Memurları, özel yarışma sınavı
sonucunda mesleğe yardımcı veya stajyer olarak alınıp belirli süreli
yetiştirme döneminden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda müfettiş,
uzman, denetçi, kontrolör, aktüer ve stenograf unvanlı kadrolara (mevzuatı
uyarınca sözkonusu kadrolara atananlar dahil) atananlar ve bunların yardımcı ve stajyerleri ile
iç denetçilerden ekli (III) sayılı Cetvelde yer alan unvanlı kadrolarda yer
alanlardan,
aylıklarını 657
sayılı Devlet Memurları Kanununa göre almakta olanlara anılan Cetvellerde
kadro unvanlarına karşılık gelen gösterge rakamlarının memur aylık
katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarlarda ücret ve tazminat
verilir. Bu ödemelere hak kazanılmasında ve bunların ödenmesinde aylıklara
ilişkin hükümler uygulanır. Ekli (II) ve (III) sayılı Cetvellerde
atandıkları kadro dereceleri esas alınarak belirlenen ücret ve tazminatlar,
657 sayılı Kanunun 45 inci maddesine göre atananlar ile haklarında aynı
Kanunun 67 nci maddesi uygulananlar için
kazanılmış hak aylık dereceleri dikkate alınarak ödenir. Tazminat damga
vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmaz.
Bu madde kapsamına giren personele;
bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci maddesinin (D) bendi, 2 nci, 28 inci ve ek 13 üncü maddeleri hariç olmak üzere
diğer maddelerinde öngörülen her türlü ödemeler ile ek 9 uncu maddesinin
üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen mevzuat hükümlerine göre yapılan
ödemeler, 657 sayılı Kanunda ödenmesi öngörülen aylık, ek gösterge, zam ve
tazminatlar ve makam tazminatı ile avukatlık vekalet
ücreti ve temsil tazminatı ödenmez.
Ekli (II) sayılı Cetvel kapsamında
yer alan kadrolara vekaleten atananlara vekalet
görevi nedeniyle birinci fıkrada belirtilen ödemeler yapılmaz. Ekli (II) ve
(III) sayılı Cetvellerde yer alan kadrolarda bulunan ve ekli (II) sayılı
Cetvel kapsamındaki başka kadrolara veya diğer kadrolara vekaleten
atanan personele, birinci fıkrada belirtilen ödemeler dikkate alınmaksızın,
657 sayılı Kanunun 86 ncı maddesi hükümleri
çerçevesinde ve 175 inci maddesine göre vekaleten atanılan kadrolar için
belirlenmiş olan aylık göstergeleri ve ek göstergeler esas alınarak vekalet
aylığı ve anılan Kanunun 152 nci maddesi uyarınca
yürürlüğe konulan Bakanlar Kurulu kararının vekalete ilişkin hükümleri
uyarınca işgal ettikleri kadrolar ve vekaleten atandıkları kadrolar için
belirlenmiş olan zam ve tazminatlarının toplam tutarı esas alınarak zam ve
tazminat farkı ödenir.
Diğer kanunların bu maddeye aykırı
hükümleri uygulanmaz.
Bu maddenin uygulamasına ilişkin
olarak ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye ve uygulamayı yönlendirmeye
Maliye Bakanlığı yetkilidir.”
2- KHK’nin 1. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye eklenen ve
iptali istenen ek 11. madde şöyledir:
“EK
MADDE 11- Bu maddenin yürürlüğe
girdiği tarihten sonra;
a)
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Sekreterliği kadro ve pozisyonlarına ilk defa veya yeniden atanacak
personel için uygulanacak ek gösterge ve makam tazminatları bu Kanun
Hükmünde Kararnameye ekli (IV) ve (V) sayılı Cetvellerde belirlenmiştir. Bunların zam ve tazminatları, hizmet sınıfı, kadro unvan ve
derecesi dikkate alınmak kaydıyla 657 sayılı Kanunun 152 nci maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu kararıyla aynı
hizmet sınıfındaki aynı veya benzer unvanlı kadrolar için belirlenen puan
ve oranlar aşılmamak suretiyle ilgisine göre Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreterliği ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı tarafından
belirlenir.
b) 5018 sayılı Kanuna ekli (III) sayılı Cetvelde
sayılan düzenleyici ve denetleyici kurumların kadro ve pozisyonlarına ilk
defa veya yeniden atanan kurul başkanı, kurul üyesi ve başkan yardımcısı
ile murakıp ve uzman unvanlı meslek personeline, ilgili mevzuatı uyarınca
ödenen her türlü maaş, aylık, ücret, ek ücret, prim, zam, tazminat,
ikramiye, fazla çalışma ücreti, kâr payı ve her ne ad altında olursa olsun
yapılan diğer ödemeler ile sosyal hak ve yardımlar kapsamında yapılan bütün
ayni ve nakdi ödemelerin bir aylık toplam net tutarı; kurul başkanı için
bakanlık müsteşarı, kurul üyesi için bakanlık müsteşar yardımcısı, başkan
yardımcısı için bakanlık genel müdürü, murakıp ve uzman unvanlı meslek
personeli için Başbakanlık uzmanlarına mevzuatında kadrosuna bağlı olarak
mali haklar ile sosyal hak ve yardımlar kapsamında yapılması öngörülen
ödemelerin bir aylık toplam net tutarını geçemez ve bunlar, emeklilik
hakları bakımından da emsali olarak belirlenen personel ile denk kabul edilir.
c) Türk Akreditasyon Kurumu Genel Sekreterliği,
Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü Başkanlığı, Küçük ve Orta Ölçekli
İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı, Türk Standardları Enstitüsü Başkanlığı, kalkınma ajansları
ve Mesleki Yeterlilik Kurumu kadro ve pozisyonlarına ilk defa veya yeniden
atanan genel müdür, genel sekreter, genel müdür yardımcısı ve genel
sekreter yardımcısı unvanlı personel ile uzman unvanlı meslek personeline,
ilgili mevzuatı uyarınca ödenen her türlü maaş, aylık, ücret, ek ücret,
prim, zam, tazminat, ikramiye, fazla çalışma ücreti, kâr payı ve her ne ad
altında olursa olsun yapılan diğer ödemeler ile sosyal hak ve yardımlar
kapsamında yapılan bütün ayni ve nakdi ödemelerin bir aylık toplam net
tutarı; genel müdür ve genel sekreterler için bakanlık genel müdürü, genel
müdür yardımcısı ve genel sekreter yardımcıları için bakanlık genel müdür
yardımcısı, uzman unvanlı meslek personeli için Başbakanlık uzmanlarına
mevzuatında kadrosuna bağlı olarak mali haklar ile sosyal hak ve yardımlar
kapsamında yapılması öngörülen ödemelerin bir aylık toplam net tutarını
geçemez.
ç) (b) ve (c) bentlerinde yer alan idarelerde
istihdam edilen personelden anılan bentlerde emsali belirlenmemiş olan
personele, ilgili mevzuatı uyarınca ödenen her türlü maaş, aylık, ücret, ek
ücret, prim, zam, tazminat, ikramiye, fazla çalışma ücreti, kâr payı ve her
ne ad altında olursa olsun yapılan diğer ödemeler ile sosyal hak ve
yardımlar kapsamında yapılan bütün ayni ve nakdi ödemelerin bir aylık
toplam net tutarı, ilgili kurumun önerisi Devlet Personel Başkanlığının
görüşü ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca
belirlenecek emsali Devlet memuruna ilgili mevzuatında kadrosuna bağlı
olarak mali haklar ile sosyal hak ve yardımlar kapsamında yapılması
öngörülen ödemelerin bir aylık toplam net tutarını geçemez. Emsal alınacak memur unvanlarının tespitinde, kadro
veya pozisyon unvanları ile ifa ettikleri görevler itibarıyla 657 sayılı
Kanuna göre girebilecekleri sınıflardaki aynı veya benzer görevlerin aynı
veya benzer kadro, unvan veya derecesi dikkate alınır.
d)
Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği kadro ve pozisyonlarına ilk defa
veya yeniden atanacak personelin zam ve tazminatları hakkında 657 sayılı
Kanunun 152 nci maddesi uyarınca yürürlüğe
konulan Bakanlar Kurulu kararı hükümleri uygulanır.
Diğer
mevzuatın bu maddeye aykırı hükümleri uygulanmaz.”
3- KHK’nin 1. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye eklenen ve
iptali istenen ek 12. madde şöyledir:
“EK
MADDE 12- 1) 14/1/2012
tarihinden geçerli olmak üzere;
a)
9/6/1930 tarihli ve 1700 sayılı Kanunun ek 5 inci
maddesinin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü cümleleri,
b)
4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Kanunun ek 13 üncü maddesinin
dördüncü fıkrasının (a) bendi, aynı fıkranın “Yetkilidir.” ibaresinden
sonra gelen birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü paragrafları ile altıncı
fıkrası,
c)
22/6/1965 tarihli ve 633 sayılı Kanunun ek 1 inci
maddesinin son fıkrası,
ç)
10/10/1984 tarihli ve 3056 sayılı Kanunun 31 inci
maddesi,
d)
9/1/1985 tarihli ve 3146 sayılı Kanunun 39 uncu
maddesinin yedinci fıkrası,
e)
9/12/1994 tarihli ve 4059 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin (e) bendinin sekizinci cümlesinde yer
alan “fazla çalışma ücreti,” ibaresi ile ek 1 inci maddesi,
f)
27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Kanunun 222 nci maddesi,
g)
16/4/2003 tarihli ve 4848 sayılı Kanunun 32 nci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları,
ğ)
25/6/2003 tarihli ve 4904 sayılı Kanunun 15 inci
maddesinin sekizinci ve dokuzuncu fıkraları,
h)
3/3/2004 tarihli ve 5102 sayılı Kanunun 5 inci
maddesi,
ı)
22/2/2005 tarihli ve 5302 sayılı Kanunun 28 inci
maddesinin birinci fıkrasında yer alan “başkanına 14000,” ibaresi ve 63
üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile aynı maddenin ikinci
fıkrası,
i)
10/11/2005 tarihli ve 5431 sayılı Kanunun 25 inci
maddesinin altıncı fıkrası,
j)
16/5/2006 tarihli ve 5502 sayılı Kanunun 28 inci
maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları,
k)
11/10/2006 tarihli ve 5549 sayılı Kanunun 25 inci
maddesinin ikinci fıkrasının (a), (b), (ç), (d) ve (e) bentleri ile üçüncü
fıkrası,
l)
20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin son fıkrası ile 72 nci
maddesinin birinci ve ikinci fıkraları,
m)
375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 2 nci
ve ek 3 üncü maddeleri,
n)
399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 25 inci maddesinin (a) fıkrasının
ikinci paragrafı ve aynı maddenin (b) fıkrası,
o)
635 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 32 nci
maddesi,
ö)
637 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 35 inci maddesinin dördüncü fıkrası,
p)
644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 3 üncü maddesinin altıncı
fıkrası,
r)
645 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 3 üncü maddesinin altıncı
fıkrası,
s)
652 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 42 nci
maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları,
ş)
655 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 39 uncu maddesi,
t)
663 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 28 inci maddesinin dördüncü
fıkrasında yer alan “, merkez ve taşra teşkilatında görev yapan diğer
personel için %200’ünü” ibaresi,
u)
Öğretmenler ile Milli Eğitim Bakanlığına bağlı örgün ve yaygın eğitim
kurumlarında öğretmen unvanlı kadrolarda görev yapan yöneticiler hariç;
Adalet Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile diğer kamu idarelerinde
görev yapan personele fiilen yapılmayan ders karşılığı ek ders ücreti
ödemelerine ilişkin hükümler,
ü)
İlgili mevzuatına göre yılın belirli aylarında personelin aylığı (ek
gösterge dahil) veya asgari ücret esas alınmak
suretiyle ödenmekte olan ikramiye ödemelerine ilişkin hükümler,
2)
31/12/2011 tarihinden geçerli olmak üzere;
a)
3/7/1939 tarihli ve 3659 sayılı Kanun,
b)
31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin ikinci fıkrası ile 71 inci maddesinin
son fıkrası,
c)
4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Kanunun ek 13 üncü
maddesinin dördüncü fıkrasının (b), (c) ve (d) bentleri ile aynı fıkrada
yer alan “Maliye Bakanı:” ve “Yetkilidir.” ibareleri,
ç)
22/6/1965 tarihli ve 633 sayılı Kanunun 13 üncü
maddesinin son fıkrasında yer alan “mesai saatleri dışında yaptırılacak
ilave çalışma ücreti ve” ibaresi,
d)
14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun 152 nci maddesinin “II- Tazminatlar” kısmının “C) Din Hizmetleri
Tazminatı” bölümünün (c) bendi ve aynı kısmın “G) Adalet Hizmetleri Tazminatı”
bölümünün birinci fıkrasının (c) bendi,
e)
27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Kanunun ek 17 nci maddesinin (C) fıkrası,
f)
19/6/1979 tarihli ve 2252 sayılı Kanunun 4 üncü
maddesinin ikinci fıkrası,
g)
4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin (c) fıkrasının
(2) numaralı bendinde yer alan
“(döner sermaye işletme müdürlüğü ve döner sermaye saymanlık
personeli dahil)” ibaresi,
ğ)
20/11/1981 tarihli ve 2560 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan
“yılda iki maaşı geçmemek üzere verilecek ikramiyelerin miktar ve zamanını
belirlemek,” ibaresi,
h)
9/7/1982 tarihli ve 2690 sayılı Kanunun ek
maddesi,
ı)
4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Kanunun 55 inci
maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları,
i)
17/8/1983 tarihli ve 2879 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin beşinci fıkrası,
altıncı fıkrasında yer alan “fazla çalışma için yapılan ödeme dahil,” ibaresi ile yedinci fıkrasında yer alan “fazla
çalışma ücreti ve” ibaresi,
j)
13/10/1983 tarihli ve 2919 sayılı Kanunun 10 uncu
ve ek 2 nci maddeleri,
k)
8/1/1986 tarihli ve 3254 sayılı Kanunun 32/D
maddesi,
l)
21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin son fıkrası ile geçici 9 uncu
maddesi,
m)
8/5/1991 tarihli ve 3717 sayılı Kanunun 2/A
maddesi,
n)
19/11/1992 tarihli ve 3843 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile üçüncü
fıkrasında yer alan “ücretleri ile personele ödenecek fazla çalışma”
ibaresi,
o)
24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin altıncı fıkrası,
ö)
25/4/2001 tarihli ve 4652 sayılı Kanunun 29 uncu
maddesinin beşinci fıkrası,
p) 25/6/2003
tarihli ve 4904 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin yedinci fıkrası,
r)
23/7/2003 tarihli ve 4954 sayılı Kanunun 37 nci maddesinin son fıkrası,
s)
19/11/2003 tarihli ve 5003 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları,
ş)
14/7/2004 tarihli ve 5217 sayılı Kanunun geçici 4
üncü maddesi,
t)
10/11/2005 tarihli ve 5429 sayılı Kanunun 45 inci
maddesinin son fıkrası,
u)
25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Kanunun 66 ncı maddesi,
ü)
16/5/2006 tarihli ve 5502 sayılı Kanunun 28 inci
maddesinin beşinci fıkrası,
v)
17/2/2010 tarihli ve 5952 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası,
y)
7/7/2010 tarihli ve 6004 sayılı Kanunun geçici 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrası,
z)
3/12/2010 tarihli ve 6085 sayılı Kanunun 63 üncü
maddesinin sekizinci fıkrası,
aa)
17/2/2011 tarihli ve 6114 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin sekizinci fıkrasının ikinci ve üçüncü
cümleleri,
bb)
320 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 44 üncü maddesinin ikinci fıkrası
ile 47 nci maddesinin ikinci fıkrası,
cc)
375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi,
çç)
547 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 20 nci ve
geçici 1 inci maddeleri,
dd)
659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasının
(a) bendinde yer alan “, hukuk biriminde görev yapan diğer personele %5’i”
ibaresi ile aynı fıkranın (b) bendinde yer alan “, diğerleri için (6.000)
gösterge” ibaresi,
3)
14/1/2012 tarihinden geçerli olmak üzere;
a)
22/6/1965 tarihli ve 633 sayılı Kanunun ek 1 inci
maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile aynı Kanunun eki (II) sayılı
Cetvel,
b)
14/4/1982 tarihli ve 2659 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin son fıkrası,
c)
9/7/1982 tarihli ve 2690 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları,
ç)
11/8/1983 tarihli ve 2876 sayılı Kanunun 97 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1)
numaralı alt bendinin birinci, ikinci ve üçüncü paragrafları,
d)
13/10/1983 tarihli ve 2919 sayılı Kanunun ek 1
inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları,
e)
2/3/1984 tarihli ve 2985 sayılı Kanunun ek 3 üncü
maddesinin dördüncü fıkrası ile beşinci fıkrasında yer alan “ve dördüncü”
ibaresi,
f)
10/10/1984 tarihli ve 3056 sayılı Kanunun 35 inci
maddesinin birinci fıkrasında yer alan “, Müsteşar Yardımcısı, Başbakan Başmüşaviri, Başbakan Müşaviri ve Başbakanlık
Müşavirleri, Teftiş Kurulu Başkanı, Bakanlar Kurulu Sekreteri, Hukuk
Müşaviri, Basın Müşaviri, Genel Müdür ve Genel Müdür Yardımcıları, Başkan
ve Yardımcıları, Daire Başkanı ve Yardımcıları ile Uzman, Daire Tabibi, Diş
Tabibi, konusuyla ilgili en az 4 yıllık yükseköğrenim görmüş olmak kaydıyla
çözümleyici ve programcı, Uzman ve Uzman Yardımcısı” ibaresi ile aynı
maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları,
g)
7/11/1985 tarihli ve 3238 sayılı Kanunun 8 inci
maddesinin ikinci fıkrası ile dördüncü fıkrasında yer alan “İkinci ve”
ibaresi,
ğ)
8/1/1986 tarihli ve 3254 sayılı Kanunun 32/B
maddesi,
h)
21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Kanunun ek 6 ncı maddesi,
ı) 24/11/1994
tarihli ve 4046 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin
ikinci fıkrası,
i)
9/12/1994 tarihli ve 4059 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin (e) bendinin birinci ve yedinci
cümleleri ile aynı Kanunun eki (I) sayılı Cetvel,
j) 5/4/2001 tarihli
ve 4636 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin beşinci fıkrası,
k)
6/11/2003 tarihli ve 5000 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi,
l)
10/11/2005 tarihli ve 5429 sayılı Kanunun 45 inci
maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile aynı Kanunun eki (III) sayılı
Cetvel,
m)
20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları ile aynı
Kanunun eki (III) sayılı Cetvel,
n)
17/2/2010 tarihli ve 5952 sayılı Kanunun 13 üncü
maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının birinci cümlesi ile dördüncü
fıkrası ile aynı Kanunun eki (2) sayılı Cetvel,
o)
24/3/2010 tarihli ve 5978 sayılı Kanunun 21 inci
maddesinin ikinci fıkrası ile aynı Kanunun eki (1) sayılı Cetvel,
ö)
25/11/2010 tarihli ve 6083 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları ile aynı
Kanunun eki (II) sayılı Cetvel,
p)
28/12/2010 tarihli ve 6093 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile
ikinci fıkrası ve aynı Kanunun eki (V) sayılı Cetvel,
r)
17/2/2011 tarihli ve 6114 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrası ile aynı Kanunun eki
(1) sayılı Cetvel,
s)
217 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 1 inci maddesi,
ş)
231 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 1 inci maddesi,
t)
367 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4 üncü maddesi,
u)
388 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 6 ncı
maddesinin birinci fıkrası,
ü)
633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 32 nci
maddesi ve geçici 9 uncu maddesinin sekizinci fıkrası ile aynı Kanun
Hükmünde Kararnamenin eki (II) sayılı Cetvel,
v)
634 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 38 inci maddesinin birinci, ikinci
ve üçüncü fıkraları ile aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (II) sayılı
Cetvel,
y)
637 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 35 inci maddesinin birinci, ikinci
ve üçüncü fıkraları, geçici 3 üncü maddesinin onuncu fıkrası ile aynı Kanun
Hükmünde Kararnamenin eki (II) sayılı Cetvel,
z)
641 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 37 nci
maddesinin birinci fıkrası ve geçici 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ile
aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (II) sayılı Cetvel,
aa)
642 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinin ikinci fıkrası ile
dördüncü fıkrasında yer alan “İkinci ve” ibaresi,
bb)
652 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 42 nci
maddesinin birinci fıkrası ile aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (II)
sayılı Cetvel,
cc)
656 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 16 ncı
maddesinin altıncı fıkrası ile aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (II)
sayılı Cetvel,
yürürlükten kaldırılmıştır.”
4- KHK’nin 2. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye eklenen ve iptali istenen
geçici 10. madde şöyledir:
“GEÇİCİ
MADDE 10- Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin;
a)
Ek 11 inci maddesi kapsamında yer alan kurumların kadro veya
pozisyonlarındaki mevcut personelin mali ve sosyal haklarına,
b)
Ek 12 nci maddesinde belirtilen hükümler uyarınca
yapılan ödemelere,
c)
Geçici 16 ncı maddesi kapsamında yer alan
personelin mali ve sosyal haklarına,
ilişkin
bu maddenin yayımı tarihinde mevcut karar, onay veya diğer mevzuatı
uyarınca yapılmış bulunan belirlemelerde herhangi bir değişiklik yapılamaz
ve yeni bir unsur eklenemez.”
5- KHK’nin 2. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye eklenen ve iptali istenen
geçici 11. madde şöyledir:
“GEÇİCİ
MADDE 11- Ek 12 nci maddenin birinci fıkrasıyla
14/1/2012 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılan hükümler ile 209 sayılı
Kanunun 5 inci maddesi ve 4458 sayılı Kanunun 221 inci maddesinin bu Kanun
Hükmünde Kararnameyle değiştirilmeden önceki hükümleri uyarınca yapılan
ödemelerden yararlananlara (Sağlık Bakanlığı taşra teşkilatı, Türkiye Halk
Sağlığı Kurumu Laboratuvarları ve Türkiye Kamu
Hastaneleri taşra teşkilatı personeli ile 4458 sayılı Kanunun bu Kanun
Hükmünde Kararnameyle değişik 221 inci maddesi ve 5502 sayılı Kanunun 28
inci maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında bulunanlar hariç), anılan
tarih itibarıyla sözkonusu hükümler uyarınca
hesaplanacak aylık net ödeme
(ikramiyelerin bir aya isabet eden tutarı dahil)
tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır); ek 9 uncu madde
uyarınca bulundukları kadro ve görev unvanları için ödenen aylık ek ödeme
net tutarından fazla olması halinde aradaki fark, herhangi bir vergi ve
kesintiye tabi tutulmaksızın ve bu fark giderilinceye kadar ayrıca tazminat
olarak ödenir. Bulundukları kadro veya pozisyon unvanlarında isteğe bağlı
olarak değişiklik olanlar ile kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara
fark tazminatı ödenmesine son verilir.”
6- KHK’nin 2. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye eklenen ve iptali istenen
geçici 14. madde şöyledir:
“GEÇİCİ MADDE 14- Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği ve Milli Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterliğine ait kadro veya pozisyonlarda bu maddenin yürürlüğe
girdiği tarihte istihdam edilen personelin mali ve sosyal hakları hakkında
bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerinin, geçici 10 uncu
madde hükümleri dikkate alınmak suretiyle anılan kurumlarda istihdam
edildikleri sürece uygulanmasına devam olunur.”
7- KHK’nin 2. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye eklenen ve iptali istenen
geçici 15. madde şöyledir:
“GEÇİCİ
MADDE 15- a) Ek 12 nci maddenin ikinci fıkrasıyla 31/12/2011
tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılan; 633 sayılı Kanunun 13 üncü
maddesinin son fıkrası, 6831 sayılı Kanunun 71 inci maddesinin son fıkrası,
213 sayılı Kanunun ek 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının (b), (c) ve
(d) bentleri, 3402 sayılı Kanunun geçici 9 uncu maddesi, 3717 sayılı
Kanunun 2/A maddesi, 3843 sayılı Kanunun 12 nci
maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 4904 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin
yedinci fıkrası, 5003 sayılı Kanunun 6 ncı
maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları, 5490 sayılı Kanunun 66 ncı maddesi, 5502 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin beşinci
fıkrası ve 6085 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin sekizinci fıkrasında yer
alan hükümlerin uygulanmasına 31/12/2012 tarihine kadar devam olunur. Bu
süre içinde 6831 sayılı Kanunun 71 inci maddesine göre Orman Genel
Müdürlüğü merkez teşkilatı personeli için öngörülen fazla çalışma ücretinin
yarısı ödenir. Ek 10 uncu madde kapsamında ödeme yapılanlara bu ödemeler
yapılmaz.
b)
Ek 12 nci maddenin ikinci fıkrasıyla 31/12/2011
tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılan 5952 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile 6114 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin sekizinci fıkrasının ikinci ve üçüncü
cümlelerinde yer alan hükümlerin, ek 12 nci
maddenin ikinci fıkrasının yürürlüğe girdiği tarihte anılan hükümler
uyarınca yapılan ödemelerden yararlanan personel bakımından uygulanmasına
31/12/2014 tarihine kadar devam olunur.”
8- KHK’nin 5. maddesinin iptali istenen (b) fıkrası şöyledir:
“b)
3/6/1938 tarihli ve 3423 sayılı Kanunun 1 inci
maddesinin ikinci fıkrasının sekizinci cümlesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
“Bu
fıkra kapsamında teşvik primi ve parça başı ücret ödenenlere ayrıca fazla
çalışma ücreti ödenmez.”
9- KHK’nin 5. maddesinin iptali istenen (e) fıkrası şöyledir:
“e)
21/12/1967 tarihli ve 969 sayılı Kanunun 3 üncü
maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesine “%80’i,” ibaresinden sonra
gelmek üzere “Bakanlık kadro ve pozisyonlarında çalışan personelden”
ibaresi eklenmiştir.”
10- KHK’nin 5. maddesinin iptali istenen (j) fıkrası şöyledir:
“j)
27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Kanunun 221 inci
maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve dördüncü
fıkrasının birinci cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.
“İlgililerden
tahsil edilecek fazla çalışma ücretlerinin miktarı ve tahsiline
ilişkin usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca belirlenir. Fazla çalışma ücreti
olarak yatırılan tutarlar, personelin fazla çalışma süresi, görev yapmış
olduğu yer, görevinin önem ve güçlüğü, sınıfı, kadro unvanı gibi hususlar
dikkate alınmak suretiyle belirlenecek usul ve esaslar dahilinde
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı taşra teşkilatına ait kadro ve pozisyonlarda
bulunanlardan ithalat ve ihracat, giriş ve çıkış işlemlerinin yapıldığı
gümrük idarelerinde gümrük işlemlerini yürüten memurlar (375 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname eki (II) sayılı Cetvel kapsamında yer alan kadrolarda
bulunanlar hariç) ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin
(B) fıkrasına göre çalışan sözleşmeli personele ödenmek üzere Ankara
Gümrük Muhasebe Birimi hesabına aktarılır. Sözkonusu
ödemeler, Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak aylık miktarı (36.500)
gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunacak tutarı
geçmemek üzere, Gümrük ve Ticaret Bakanı tarafından belirlenir. Bu fıkra
uyarınca personele her ay yapılacak fazla çalışma ücretinin net tutarı, 375
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi uyarınca kadro ve
görev unvanı veya pozisyon unvanı itibarıyla belirlenmiş olan ek ödemenin
net tutarından az olamaz. 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu
maddesi uyarınca Gümrük ve Ticaret Bakanlığı personeline yapılacak ödemeler
de Ankara Gümrük Muhasebe Birimine aktarılan tutarlardan karşılanır. Bu
madde uyarınca yapılan ödemelerden sonra yılsonu itibarıyla hesapta kalan
tutar, takip eden Ocak ayı sonuna kadar bütçeye gelir kaydedilir. Bu madde
kapsamında personele yapılması gereken ödemelerin Ankara Gümrük Muhasebe
Birimi hesabına aktarılan tutarı aşması halinde, aradaki fark Maliye
Bakanlığı tarafından personel giderlerini karşılama ödeneğinden Bakanlık
bütçesine bu amaçla aktarılacak ödenekten karşılanır.”
11- KHK’nin iptali istenen ibareleri de içeren 8. maddesi şöyledir:
“MADDE
8- Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin;
a) 1 inci maddesiyle 375 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye eklenen ek 12 nci madde,
2 nci maddesiyle aynı Kanun Hükmünde Kararnameye
eklenen geçici 10, geçici 20 ve geçici 21 inci maddeler, 3 üncü maddesi, 4 üncü
maddesiyle 657 sayılı Kanuna eklenen geçici 39 uncu maddenin birinci ve
üçüncü fıkraları, 5 inci maddesinin (ç) fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı
bentleri ile (k) fıkrası, 8 inci ve 9 uncu maddeleri yayımı,
b) 2 nci
maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen geçici 19 uncu
madde, 5 inci maddesinin (p)
fıkrası, 6 ncı ve 7 nci
maddeleri 15/11/2011,
c) 5 inci maddesinin (r) fıkrası 1/12/2011,
ç) 2 nci
maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen geçici 13 üncü
madde ile 5 inci maddesinin (g) fıkrası 31/12/2011,
d) 2 nci
maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen geçici 15 inci
madde ile 5 inci maddesinin (b), (e)
ve (j) fıkraları 1/1/2012,
e) Diğer hükümleri 15/1/2012,
tarihinde yürürlüğe
girer.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 6.,
7., 10., 55., 87. ve 91. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
1- Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Serruh
KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR,
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep
KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi
DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN’ın
katılımlarıyla 12.1.2012 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, öncelikle
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ hakkındaki reddi hâkim talebi
görüşülmüştür.
Dava dilekçesinde, Anayasa Mahkemesi Başkanı
Haşim KILIÇ’ın, kamuoyunda Wikileaks
belgeleri olarak bilinen ve bir internet sitesinde yer alan bilgilere göre,
2003 yılında ABD Büyükelçisine Cumhuriyet Halk Partisi aleyhinde bir takım
beyanlarda bulunduğu, 25.4.2011 tarihinde Anayasa Mahkemesinin 49. Kuruluş
Yıldönümü’nde yaptığı açılış konuşmasında “Ümit ediyorum ki bu gayret, Anayasa Mahkemesine dava açmak
suretiyle sorun çözme kolaycılığını da ortadan kaldıracaktır.”
ifadelerine yer verdiği, ayrıca 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun iptali
istemiyle açılan davada verilen kararda açıklanan görüşünün daha önceki kararlarda
yer alan görüşlerinden farklı olduğu, bu nedenlerle Cumhuriyet Halk
Partisinin tarafı olduğu davalarda tarafsız olarak karar veremeyeceği ileri
sürülerek 6216 sayılı Kanun’un 59. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d)
bendi ile 60. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca reddi talep
edilmiştir.
Hâkimin reddi kurumu, hâkimin bakacağı davada tarafsızlığını
sağlamaya yönelik olup temel bir hak olan adil yargılanma hakkıyla
ilişkilidir. Nitekim herkesin, kanuni ve tarafsız bir mahkeme önünde
yargılanma hakkı bulunmaktadır. Bu nedenle hukukumuzda, hâkimin tarafsız
kalamayacağı varsayılan veya tarafsızlığından kuşku duyulabilecek
durumlarda, hâkimin kendi mahkemesinin yetki ve görevine giren belli bir
davaya bakamayacağı veya reddedilebileceği kabul edilmiştir. Herkesin,
tarafı olduğu davada hâkimin reddi talebinde bulunmak hakkı var ise de
talebin incelenebilmesi için bazı usuli şartların
yerine getirilmesi gerekmektedir. Bu şartların gerçekleşmesi durumunda
talep içerik yönünden incelenebilecektir.
6216 sayılı Kanun’un 59. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d)
bendinde, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerinin, istişarî
görüş ve düşüncelerini ifade etmiş olduğu dava ve işlere bakamayacakları;
60. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve
üyelerinin tarafsız hareket edemeyecekleri kanısını haklı kılan hallerin
olduğu iddiası ile reddolunabileceği; (2) numaralı fıkrasında, bu takdirde,
Genel Kurul ya da bölümlerde ilgili üye katılmaksızın ret konusu hakkında
kesin karar verileceği; (5) numaralı fıkrasında ise ret talebinin kötü
niyetle yapıldığının anlaşılması ve esas yönünden kabul edilmemesi hâlinde,
talepte bulunanların her birine Mahkemece beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezası
verileceği kurala bağlanmıştır.
Dava dilekçesinde hâkimin reddi talebi yönünden dayanılan hususlardan
biri Wikileaks belgeleri olarak bilinen
belgelerde yer aldığı ileri sürülen bilgilerdir. Ancak, bu belgelerin
gerçekte var olup olmadığı kanıtlanamadığı gibi içerdiği bilgilerin doğru
olup olmadığı da ortaya konulabilmiş değildir. Aksine, belgelerde ismi
geçen birçok kişi gibi Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ tarafından da
kamuoyunun bilgisine sunuldukları ilk andan itibaren anılan belgelerde var
olduğu ileri sürülen bilgiler açıkça yalanlanmıştır. Ret
talebi yönünden dayanılan hususlardan biri olan açılış konuşmasındaki
sözler, Türk siyasal yaşamındaki uzlaşma kültürü eksikliğine ve temel
siyasal sorunların siyasi arenada çözümü yerine yargı kurumlarına havale
edilmesi eğilimine yönelik genel ve kişisel nitelikte bir eleştiri olup
somut bir davaya ilişkin herhangi bir görüş veya düşünce içermediği gibi
somut bir siyasi partiyi de hedef almamaktadır. Ret talebine dayanak
yapılan hususlardan biri olan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ’ın geçmişte kimi dava dosyalarında kullandığı
oylar, tamamen hâkimin yargısal görevine ilişkindir. Hâkimin geçmişte
verdiği kararlar ve kullandığı oyların ret sebebi olarak kabul
edilemeyeceği açıktır. Dolayısıyla, dava dilekçesinde hâkimin reddi nedeni
olarak ileri sürülen hususlar, Kanun’da düzenlenen davaya bakılması yasak
bir hâl veya ret sebebi olarak kabul edilemez.
Öte yandan, her hak gibi hâkimin reddini talep etme hakkının da
amacına uygun olarak kullanılması gerekir. Aksi halde hakkın kötüye
kullanılması söz konusu olur. Somut dava dosyasında,
varlığı ve içerdiği bilgilerin doğruluğu kanıtlanmamış aksine yalanlanmış
olan ve hukuken delil değeri bulunmayan bir takım bilgi ve belgelere, yine
ret sebebi olmadığı açık olan hâkimin önceki dava dosyalarında kullandığı
oylara dayanılarak ret talebinde bulunulmuş olması, hâkimin reddini talep
etme hakkının iyi niyetle ve amacına uygun olarak kullanılmadığını ortaya
koymaktadır. Buna göre, 6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5)
numaralı fıkrası gereğince ret talebinde bulunanlara takdiren
500 Türk Lirası disiplin para cezası uygulanmasına karar verilmesi
gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1- Hakimin reddi talebinin esastan REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
2- Talebin kötü niyetle yapıldığının KABULÜNE ve 6216 sayılı Kanun’un
60. maddesinin (5) numaralı fıkrası gereğince DİSİPLİN PARA CEZASI
UYGULANMASINA, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- Disiplin para cezasının talepte bulunan davacıya verilmesine, Serruh KALELİ, Burhan ÜSTÜN ile Nuri NECİPOĞLU’nun “Para
cezasının talepte bulunanların her birine verilmesi gerektiği”
yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
4- Para cezası miktarının 500 Türk Lirası olarak esas alınmasına,
OYBİRLİĞİYLE,
karar verilmiştir.
2- Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh
KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ,
Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi
DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın
katılımlarıyla 19.1.2012 günü yapılan ilk inceleme toplantısında ise
11.10.2011 günlü, 666 sayılı Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının
Düzenlenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin:
I) A- 1. maddesiyle 27.6.1989 günlü, 375 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’ye eklenen;
1- Ek
Madde 10’un birinci fıkrasında yer alan;
a- “Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreterliği,…” ibaresinin esasının
incelenmesine,
b- “…Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Sekreterliği,” ibaresi, 30.12.2011 günlü başvuru
tarihinden önce yürürlüğe giren 1.12.2011 günlü, 6253 sayılı Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun 41. maddesinin (7) numaralı fıkrasının (b) bendi ile
değiştirildiğinden, bu ibareye yönelik iptal isteminin başvuranın
yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
2- Ek
Madde 11’in;
a- (a) bendinde yer alan “…Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği…” ibaresi, 30.12.2011 günlü başvuru
tarihinden önce yürürlüğe giren 1.12.2011 günlü, 6253 sayılı Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun 41. maddesinin (7) numaralı fıkrasının (b) bendi ile
değiştirildiğinden, bu ibareye yönelik iptal isteminin başvuranın
yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
b- Kalan bölümünün esasının
incelenmesine,
3- Ek Madde 12’nin esasının incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE,
B- 2. maddesiyle 375 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen;
a- Geçici Madde 10’un, birinci fıkrasına, 30.12.2011 günlü başvuru
tarihinden önce yürürlüğe giren 1.12.2011 günlü, 6253 sayılı Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun 41. maddesinin (7) numaralı fıkrasının (c) bendi ile “belirlemelerde” ibaresinden sonra
gelmek üzere “(sözleşme ücreti
artışları hariç)” ibaresi eklendiğinden, bu maddeye yönelik iptal isteminin
başvuranın yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU’nun
karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Geçici Madde 11’in esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
c- Geçici Madde 14’e, 30.12.2011 günlü başvuru tarihinden önce
yürürlüğe giren 1.12.2011 günlü, 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun 41. maddesinin (7) numaralı
fıkrasının (ç) bendi ile ibare, cümle ve fıkralar eklendiğinden, bu maddeye
yönelik iptal isteminin başvuranın yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU’nun karşıoyu ve
OYÇOKLUĞUYLA,
d- Geçici Madde 15’in esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
C- 5. maddesinin (b), (e), (j) fıkralarının esasının incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE,
D- Ek 12. maddesinin yürürlüğüne ilişkin 8. maddesinin (a) bendinin
esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
E- 5. maddesinin (b), (e) ve
(j) fıkralarının yürürlüğüne ilişkin 8. maddesinin (d) bendinin esasının
incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
II) Esasının incelenmesine karar verilen madde, fıkra, bent, bölüm ve
ibarelerine ilişkin yürürlüğü durdurma istemlerinin esas inceleme
aşamasında karara bağlanmasına, OYBİRLİĞİYLE,
karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Başraportör Mustafa ÇAĞATAY tarafından hazırlanan işin
esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükmünde kararname kuralları,
dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun Hükmünde
Kararnamelerin Yargısal Denetimi Hakkında Genel Açıklama
Anayasa’nın 91. maddesinde düzenlenen
kanun hükmünde kararnameler, işlevsel yönden yasama işlemi niteliğinde
olduğundan yargısal denetimlerinin yapılması görev ve yetkisi Anayasa’nın
148. maddesi ile Anayasa Mahkemesine verilmiştir. Yargısal denetimde kanun
hükmünde kararnamenin, öncelikle yetki kanununa sonra da Anayasa’ya
uygunluğu sorunlarının çözümlenmesi gerekir. Her ne kadar, Anayasa’nın 148.
maddesinde kanun hükmünde kararnamelerin yetki kanunlarına uygunluğunun
denetlenmesinden değil, yalnızca Anayasa’ya biçim ve esas bakımlarından
uygunluğunun denetlenmesinden söz edilmekte ise de Anayasa’ya uygunluk
denetiminin içerisine öncelikle kanun hükmünde kararnamenin yetki kanununa
uygunluğunun denetimi de girer. Çünkü Anayasa’da, Bakanlar Kuruluna ancak
yetki kanununda belirtilen sınırlar içerisinde kanun hükmünde kararname
çıkarma yetkisi verilmesi öngörülmüştür. Yetkinin dışına çıkılması, kanun
hükmünde kararnameyi Anayasa’ya aykırı duruma getirir.
Dayanaklarını doğrudan doğruya
Anayasa’dan alan olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerinden farklı
olarak, olağan dönemlerdeki kanun hükmünde kararnamelerin bir yetki
kanununa dayanması zorunludur. Bu nedenle, kanun hükmünde kararnameler ile
dayandıkları yetki kanunu arasında çok sıkı bir bağ vardır. Kanun hükmünde
kararnamenin yetki kanunu ile olan bağı, kanun hükmünde kararnameyi aynen
ya da değiştirerek kabul eden kanun ile kesilir. Kanun hükmünde
kararnamenin Anayasa’ya uygun bir yetki kanununa dayanması, geçerliliğinin
ön koşuludur. Bir yetki kanununa dayanmadan çıkartılan veya dayandığı yetki
kanunu iptal edilen kanun hükmünde kararnamelerin içeriği Anayasa’ya
aykırılık oluşturmasa bile bunların Anayasa’ya uygunluğundan söz edilemez.
Kanun hükmünde kararnamelerin
Anayasa’ya uygunluk denetimi, kanunların denetiminden farklıdır. Anayasa’nın
11. maddesinde, “Kanunlar Anayasaya
aykırı olamaz.” denilmektedir. Bu nedenle kanunların denetiminde, onların
yalnızca Anayasa kurallarına uygun olup olmadıkları saptanır. Kanun
hükmünde kararnameler ise konu, amaç, kapsam ve ilkeleri yönünden hem
dayandıkları yetki kanununa hem de Anayasa’ya uygun olmak zorundadırlar.
Anayasa’da kimi konuların kanun
hükmünde kararnamelerle düzenlenmesi yasaklanmaktadır. Anayasa’nın 91.
maddesinin birinci fıkrasında “Sıkıyönetim
ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci
ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile
dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler...”in kanun hükmünde
kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kural gereğince,
Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Bakanlar Kurulu”na ancak kanun hükmünde
kararnameyle düzenlenmesi yasaklanmış alana girmeyen konularda kanun
hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir.
Anayasa’nın herhangi bir maddesinde
kanunla düzenleneceği öngörülen bir konunun, Anayasa’nın 91. maddesinin
birinci fıkrasının açıkça yasakladığı hükümler ile ilgili olmadıkça ya da Anayasa’nın
163. maddesinde olduğu gibi kanun hükmünde kararname çıkarılamayacağı
açıkça belirtilmedikçe kanun hükmünde kararname ile düzenlenmesi Anayasa’ya
aykırılık oluşturmaz.
Öte yandan, Anayasa’nın 91. maddesinin
ikinci fıkrası uyarınca, yetki kanununda, çıkarılacak kanun hükmünde
kararnamenin, süresi ile süresi içinde birden fazla kararname çıkarılıp
çıkarılamayacağının gösterilmesi gerekmektedir. TBMM İçtüzüğü’nün 90.
maddesinin ikinci fıkrasında da kanun hükmünde kararnamelerin diğer bir
kanun hükmünde kararname ile değiştirilebileceği veya yürürlükten
kaldırılabileceği belirtilmiştir. Dava konusu 666 sayılı
KHK’nin dayanağı olan 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun 2. maddesinin (2)
numaralı fıkrasında, Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı aylık
süre içinde Bakanlar Kurulunun birden fazla kanun hükmünde kararname
çıkarabileceği düzenlenmiş; dolayısıyla Bakanlar Kuruluna yetki süresi
içinde kalmak şartıyla, daha önce çıkarttığı kanun hükmünde kararnameyi,
çıkartacağı bir başka kanun hükmünde kararnameyle değiştirme veya
yürürlükten kaldırma yetkisi verilmiştir.
B- Kanun Hükmünde
Kararname’nin Dava Konusu Kurallarının 6223 Sayılı Yetki Kanunu Kapsamında
Olup Olmadığının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, KHK’nin dava konusu
kurallarıyla kamu personelinin mali ve sosyal haklarına ilişkin düzenlemeler
yapıldığı, oysa 6223 sayılı Yetki Kanunu’nda buna ilişkin bir düzenlemenin
bulunmadığı belirtilerek kuralların, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 6., 7., 87. ve 91.maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
1- KHK’nin 1. Maddesiyle
375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye Eklenen Ek 11. Maddenin Birinci
Fıkrasının (a) Bendinin Birinci Cümlesinde Yer Alan “Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ve…” ve “…Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği…” İbaresi İle İkinci Cümlesinde Yer Alan “…ilgisine göre Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ve…” İbaresi Dışında
Kalan Bölümü
KHK’nin 1. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye
eklenen ek 11. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin birinci cümlesinde yer alan “Cumhurbaşkanlığı
Genel Sekreterliği ve…” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…ilgisine göre Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreterliği ve…” ibaresinin bu bölümün (6) numaralı başlığı altında
belirtilen gerekçelerle iptal edilmesi ve
maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin birinci cümlesinde yer alan “…Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Sekreterliği…” ibaresinin ise ilk inceleme kararında başvuranın
yetkisizliği nedeniyle reddine karar verilmesi ve fıkranın söz konusu
ibareler dışında kalan bölümünde yer alan düzenlemelerin de hakkında
yetkisizlik kararı verilen “…Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği…” ibaresiyle bağlantılı olması
nedeniyle, fıkranın (a) bendinin hakkında yetkisizlik kararı verilen
ibareler dışında kalan bölümüne yönelik iptal isteminin başvuranın yetkisizliği
nedeniyle reddine karar vermek gerekir.
2- KHK’nin
1. Maddesiyle 375 Sayılı KHK’ye Eklenen Ek 11. Maddenin Birinci Fıkrasının
(b) Bendi
KHK’nin 1. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye
eklenen ek 11. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi, 12.1.2012 günlü, 6266
sayılı 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun’un 1. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendiyle
değiştirildiğinden, konusu kalmayan bu bende ilişkin iptal istemi hakkında
karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
3- KHK’nin 1. Maddesiyle
375 Sayılı KHK’ye Eklenen Ek 12. Maddenin (2) Numaralı Fıkrasının (j) Bendi
KHK’nin 1. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye
eklenen ek 12. maddenin (2) numaralı fıkrasının (j) bendi, 30.12.2011 günlü
başvuru tarihinden önce yürürlüğe giren 1.12.2011 günlü, 6253 sayılı
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun 42.
maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, bu bende yönelik iptal isteminin
başvuranın yetkisizliği nedeniyle reddine karar vermek gerekir.
4- KHK’nin 1. Maddesiyle
375 Sayılı KHK’ye Eklenen Ek 12. Maddenin (3) Numaralı Fıkrasının (d) Bendi
KHK’nin 1. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye
eklenen ek 12. maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi, 30.12.2011 günlü
başvuru tarihinden önce yürürlüğe giren 6253 sayılı Kanun’un 42. maddesiyle
yürürlükten kaldırıldığından, bu bende yönelik iptal isteminin başvuranın
yetkisizliği nedeniyle reddine karar vermek gerekir.
5- KHK’nin 1. Maddesiyle
375 Sayılı KHK’ye Eklenen Ek 12. Maddenin (3) Numaralı Fıkrasının (e) Bendi
KHK’nin 1. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye
eklenen ek 12. maddenin (3) numaralı fıkrasının (e) bendi, 6266 sayılı
Kanun’un 1. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendiyle yürürlükten
kaldırıldığından, konusu kalmayan bu bende ilişkin iptal istemi hakkında
karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
6- KHK’nin 1. Maddesiyle
375 Sayılı KHK’ye Eklenen Ek 10. Maddenin Birinci Fıkrasında Yer Alan “Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği,”
İbaresi ile Ek 11. Maddenin Birinci fıkrasının (a) Bendinin Birinci
Cümlesinde Yer alan “Cumhurbaşkanlığı
Genel Sekreterliği ve…” İbaresi ve İkinci Cümlesinde Yer Alan “…ilgisine göre Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreterliği ve…” İbaresi
KHK’nin 1. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye
eklenen ek 10. maddenin birinci fıkrasında yer alan “Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği,” ibaresiyle;
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinde görev yapan kamu personeline,
KHK’nin ekinde yer alan cetvellerde kadro unvanlarına karşılık gelen
gösterge rakamlarının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak
tutarlarda ücret ve tazminat verilmesi hükme bağlanmaktadır.
KHK’nin 1. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye
eklenen ek 11. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin birinci cümlesinde
yer alan “Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreterliği ve…” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…ilgisine göre Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreterliği ve…” ibaresiyle; Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği kadro
ve pozisyonlarına ilk defa veya yeniden atanacak personel için uygulanacak
ek gösterge ve makam tazminatları bu KHK’ye ekli (IV) ve (V) sayılı
Cetvellerde belirlenmiş ve bunların zam ve tazminatlarının, hizmet sınıfı,
kadro unvan ve derecesi dikkate alınmak kaydıyla 657 sayılı Kanun’un 152.
maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu kararıyla aynı hizmet sınıfındaki aynı
veya benzer unvanlı kadrolar için belirlenen puan ve oranlar aşılmamak
suretiyle Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından belirleneceği
kuralına yer verilmiştir.
Anayasa’nın 91. maddesinin üçüncü
fıkrası uyarınca, yetki kanununda çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin,
amacının, kapsamının, ilkelerinin, kullanma süresinin ve süresi içinde
birden fazla kanun hükmünde kararnamenin çıkarılıp çıkarılamayacağının
gösterilmesi gerekir. Buna göre bir kanun hükmünde kararnamenin Anayasa’ya
uygun olduğunun kabulü öncelikle konu, amaç, kapsam ve ilkeleri yönünden
dayandığı yetki kanununa uygun olmasına bağlıdır. Bu
bağlamda, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın “Sosyal
ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” başlıklı Üçüncü Bölümünde düzenlenen
haklar içinde kalan ve Anayasa’nın 91. maddesinde belirtilen kanun hükmünde
kararnameyle düzenlenemeyecek yasak alan içinde bulunmayan kamu
görevlilerinin mali ve sosyal haklarının 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun
kapsamında kalması durumunda, kanun hükmünde kararnameyle düzenlenmesinde
Anayasa’ya aykırı bir durumun olmayacağı açıktır.
6223 sayılı Yetki Kanunu’nun amacını
düzenleyen 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde, kapsamına
ilişkin düzenlemelerin yer aldığı aynı maddenin (2) numaralı fıkrasının (b)
bendi ile bu bendin (7) numaralı alt bendinde ve son olarak ilkeler ve
yetki süresine ilişkin hükümlerin yer aldığı 2. maddenin (1) numaralı
fıkrasının (b) bendinde, kamu personelinin “atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden
alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esasları”ndan söz edilmiş, ancak mali
haklara ilişkin bir ibareye yer verilmemiştir. Bununla birlikte, 6223 sayılı Yetki
Kanunu’nda öngörüldüğü üzere;
- Mevcut bakanlıkların birleştirilmesine
veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına,
- Mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili
kuruluşların mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde
hizmet birimi olarak yeniden düzenlenmesine,
- Mevcut bakanlıklar ile birleştirilen
veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine,
taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına,
ilişkin düzenlemeler söz konusu olduğunda,
mali haklara dair düzenlemelerin de yapılması mümkündür. Mevcut veya yeni
ihdas edilen ya da bir başka bakanlıkla birleştirilen bakanlıkların görev,
yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesiyle ilgili olmayan hususlar
Yetki Kanunu’nun kapsamında bulunmadığından, kanun hükmünde kararnameyle
doğrudan mali haklarda bir düzenleme yapılamaz. Bir başka
ifadeyle, 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun amaç, kapsam ve ilkeleri bakımından
kamu personelinin mali ve sosyal haklarına ilişkin olarak Bakanlar Kuruluna
doğrudan bir düzenleme yapma yetkisini vermediği, ancak mali ve sosyal
haklarla ilgili hükümlerin 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun amacı ve kapsamına
giren konularda yapılan düzenlemelerin doğal sonucu olması durumunda mümkün
olabileceği, 6223 sayılı Yetki Kanunu’nda öngörülen amaç, kapsam ve
ilkeleriyle bağlantılı olmaksızın sırf mali konularda bir düzenleme
yapılamayacağı açıktır.
İptali istenen kurallarla,
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinde çalışan kamu personelinin mali
haklarına ilişkin düzenlemeler yapılmaktadır. Bu kurallarda öngörülen mali
hükümlerin, mevcut veya yeni ihdas edilen ya da bir başka bakanlıkla
birleştirilen bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının
düzenlenmesiyle bağlantılı olmadığı açıktır. Açıklanan nedenlerle, iptali
istenen kurallar 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında bulunmadığından Anayasa’nın
91. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
7- KHK’nin 1. Maddesiyle
375 Sayılı KHK’ye Eklenen Ek 11. Maddenin Birinci Fıkrasının (c) ve
(ç) Bentleri
KHK’nin 1. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye
eklenen ek 11. maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde; Türk Akreditasyon
Kurumu Genel Sekreterliği, Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü Başkanlığı, Küçük
ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı,
Türk Standardları Enstitüsü Başkanlığı, kalkınma
ajansları ve Mesleki Yeterlilik Kurumu kadro ve pozisyonlarına ilk defa
veya yeniden atanan genel müdür, genel sekreter, genel müdür yardımcısı ve
genel sekreter yardımcısı unvanlı personel ile uzman unvanlı meslek
personeline yapılan bütün ayni ve nakdi ödemelerin bir aylık toplam net
tutarının; genel müdür ve genel sekreterler için bakanlık genel müdürü,
genel müdür yardımcısı ve genel sekreter yardımcıları için bakanlık genel
müdür yardımcısı, uzman unvanlı meslek personeli için Başbakanlık
uzmanlarına mevzuatında kadrosuna bağlı olarak mali haklar ile sosyal hak
ve yardımlar kapsamında yapılması öngörülen ödemelerin bir aylık toplam net
tutarını geçemeyeceği kuralına yer verilmiştir.
KHK’nin 1. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye
eklenen ek 11. maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde; (b) ve (c)
bentlerinde yer alan idarelerde istihdam edilen personelden anılan
bentlerde emsali belirlenmemiş olan personele, yapılan diğer ödemeler ile
sosyal hak ve yardımlar kapsamında yapılan bütün ayni ve nakdi ödemelerin
bir aylık toplam net tutarının, ilgili kurumun önerisi Devlet Personel
Başkanlığının görüşü ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar
Kurulunca belirlenecek emsali Devlet memuruna ilgili mevzuatında kadrosuna
bağlı olarak mali haklar ile sosyal hak ve yardımlar kapsamında yapılması
öngörülen ödemelerin bir aylık toplam net tutarını geçemeyeceği öngörülmüştür.
İptali istenen kurallarda öngörülen
mali hükümlerin, mevcut veya yeni ihdas edilen ya da bir başka bakanlıkla
birleştirilen bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının
düzenlenmesiyle bağlantılı olmadığı açıktır. Açıklanan nedenlerle, iptali
istenen kurallar 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında bulunmadığından
Anayasa’nın 91. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
8- KHK’nin 1. Maddesiyle
375 Sayılı KHK’ye Eklenen Ek 11. Maddenin Birinci Fıkrasının (d) Bendi
İptali istenen kuralda, Milli Güvenlik
Kurulu Genel Sekreterliği kadro ve pozisyonlarına ilk defa veya yeniden
atanacak personelin zam ve tazminatları hakkında 657 sayılı Kanun’un 152.
maddesi uyarınca yürürlüğe konulan Bakanlar Kurulu kararı hükümlerinin
uygulanacağı belirtilmiştir.
Kuralda öngörülen mali haklara ilişkin
hükmün, mevcut veya yeni ihdas edilen ya da bir başka bakanlıkla birleştirilen
bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesiyle
bağlantılı ve bunların zorunlu sonucu olmadığı, doğrudan mali haklara
ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğu açıktır. Açıklanan nedenlerle,
iptali istenen kural 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında bulunmadığından
Anayasa’nın 91. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
9- KHK’nin 1. Maddesiyle
375 Sayılı KHK’ye Eklenen Ek 11. Maddenin İkinci Fıkrası
İptali istenen kuralda, diğer mevzuatın
ek 11. maddeye aykırı hükümlerinin uygulanmayacağı hükmüne yer verilmiştir.
Kural, aynı maddede düzenlenen mali hakları
ilişkin hükümleri tamamlamaktadır. Dolayısıyla, mevcut veya yeni ihdas
edilen ya da bir başka bakanlıkla birleştirilen bakanlıkların görev, yetki,
teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesiyle bağlantılı ve bunların zorunlu
sonucu olmayan, doğrudan mali haklara ilişkin bir düzenleme niteliğindeki
kural da 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında değildir. İptali gerekir.
10- KHK’nin 1. Maddesiyle
375 Sayılı KHK’ye Eklenen Ek 12. Maddenin (1) Numaralı Fıkrası
İptali istenen kuralla, mevzuatta
değişik adlar adı altında kamu personeline yapılan tüm kurumsal ek ödemeler
ile genel ek ödemeler, 14.1.2012 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere,
yeni yapılan düzenlemelere paralel olarak yürürlükten kaldırılmaktadır.
Kuralda öngörülen mali haklara ilişkin
hükmün, mevcut veya yeni ihdas edilen ya da bir başka bakanlıkla birleştirilen
bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesiyle
bağlantılı ve bunların zorunlu sonucu olmadığı, doğrudan mali haklara
ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğu açıktır. Açıklanan nedenlerle,
iptali istenen kural 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında bulunmadığından
Anayasa’nın 91. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
11- KHK’nin 1. Maddesiyle
375 Sayılı KHK’ye Eklenen Ek 12. Maddenin (2) Numaralı Fıkrasının (j) Bendi
Dışında Kalan Bölümü
İptali istenen kuralla, kamu
personeline fazla çalışma ücreti veya ikramiye gibi değişik adlar altında
yapılan ödemeler ile 666 sayılı KHK veya daha önce yapılan bazı
düzenlemeler sonrası fiilen uygulama imkanı
kalmayan bazı mali hükümler, 31.12.2011 tarihinden, itibaren geçerli olmak
üzere, yeni yapılan düzenlemelere paralel olarak yürürlükten
kaldırılmaktadır.
Kuralda öngörülen mali haklara ilişkin
hükmün, mevcut veya yeni ihdas edilen ya da bir başka bakanlıkla birleştirilen
bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesiyle
bağlantılı ve bunların zorunlu sonucu olmadığı, doğrudan mali haklara
ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğu açıktır. Açıklanan nedenlerle,
iptali istenen kural 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında bulunmadığından
Anayasa’nın 91. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
12- KHK’nin
1. Maddesiyle 375 Sayılı KHK’ye Eklenen Ek 12. Maddenin (3) Numaralı
Fıkrasının (d) ve (e) Bentleri Dışında Kalan Bölümü
KHK’nin 1. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye
eklenen ek 12. maddenin (3) numaralı fıkrasının hakkında karar verilmesine
yer olmadığına karar verilen (d) ve (e) bentleri dışında kalan bölümünde
yer alan hükümlerle, bazı kamu idarelerinde uzman ve yönetici kadrolarda
bulunan personele daha fazla mali hak sağlanması amacıyla oluşturulan kadro
karşılığı sözleşmeli personel istihdamına imkân sağlayan düzenlemeler
14.1.2012 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmakta ve bu
tarihten sonra söz konusu mevzuat hükümleri kapsamında yeni kadro karşılığı
sözleşmeli personel istihdamı uygulanmasına son verilmektedir. Yapılan düzenlemenin zorunlu sonucu
olarak, bu personele ödenmesi gereken ücretleri düzenleyen mali hükümler de
yürürlükten kaldırılmaktadır.
İptali istenen kuralda, kapsamda
belirtilen kamu kurumlarında kadro karşılığı sözleşmeli personel istihdamı
uygulanmasına son verilmektedir. Kamu kurumlarında kadro karşılığı
sözleşmeli personel çalıştırılmasına ilişkin usul ve esasların, 6223 sayılı
Yetki Kanunu’nda öngörülen kamu personelinin “atanma” ve “görevlendirilmesi”
ile “bakanlıkların kadrolarının
düzenlenmesiyle” ilgili olduğu açıktır. Bu durumda, yapılan bu
düzenlemenin zorunlu sonucu olarak, bu personele ödenmesi gereken ücretleri
düzenleyen mali hükümlerin de yürürlükten kaldırılmasının 6223 sayılı Yetki
Kanunu’na aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, iptali istenen
kural 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun kapsamında kaldığından Anayasa’nın 91.
maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
13- KHK’nin 2. Maddesiyle
375 Sayılı KHK’ye Eklenen Geçici 11. ve 15. Maddeler
KHK’nin 2. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye
eklenen geçici 11. maddede; 375 sayılı KHK’nin ek 12. maddesinin birinci
fıkrasıyla 14.1.2012 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılması öngörülen
mevzuat hükümleri ile 4.1.1961 günlü, 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı
Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek
Döner Sermaye Hakkında Kanun’un 5. maddesi ve 27.10.1999 günlü, 4458 sayılı
Gümrük Kanunu’nun 221. maddesinin bu KHK’yle değiştirilmeden önceki
hükümleri uyarınca ödeme yapılan personelin hesaplanacak ek ödeme tutarının
14.1.2012 tarihi itibarıyla bu KHK ile getirilen ek ödeme tutarından yüksek
olması halinde aradaki farkın ayrıca tazminat olarak ilgililere ödenmesi
hususu düzenlenmektedir.
KHK’nin 2. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye
eklenen geçici 15. maddede ise 375 sayılı KHK’nin ek 12. maddesinin ikinci
fıkrasıyla yürürlükten kaldırılan bir takım ödemelerin bazı kamu
kurumlarında çalışan personel için belirli bir süre daha ödenmeye devam
olunması öngörülmektedir.
İptali istenen kurallarda öngörülen
mali haklara ilişkin hükümlerin, mevcut veya yeni ihdas edilen ya da bir
başka bakanlıkla birleştirilen bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve
kadrolarının düzenlenmesiyle bağlantılı ve bunların zorunlu sonucu
olmadığı, doğrudan mali haklara ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğu
açıktır. Açıklanan nedenlerle, iptali istenen kurallar 6223 sayılı Yetki
Kanunu kapsamında bulunmadığından Anayasa’nın 91. maddesine aykırıdır.
İptali gerekir.
14- KHK’nin 5. Maddesinin
(b), (e) ve (j) Fıkraları
KHK’nin 5. maddesinin (b) fıkrasıyla,
3.6.1938 günlü, 3423 sayılı Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Mesleki ve
Teknik Öğretim Okulları Döner Sermayesi Hakkında Kanun’un 1. maddesinin
ikinci fıkrasının sekizinci cümlesinde yapılan değişiklikle, Milli Eğitim
Bakanlığına bağlı mesleki ve teknik öğretim okullarında görev yapan
personele teşvik primi ve parça başı ücret ödenmesi durumunda, fazla
çalışma ücreti ödenmeyeceği kurala bağlanmıştır.
KHK’nin 5. maddesinin (e) fıkrasıyla,
21.12.1967 günlü, 969 sayılı Tarım ve Köyişleri
Bakanlığının Merkez ve Taşra Kuruluşlarına Döner Sermaye Verilmesi Hakkında
Kanun’un 3. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yapılan
değişikle, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı
olarak faaliyetlerini yürüten döner sermaye işletmelerinden elde edilen
kârdan ödenecek teşvik priminden yararlanacak olan personelin bakanlık
kadro ve pozisyonlarında çalışan personel statüsünde olması gerektiği hüküm
altına alınmıştır.
KHK’nin 5. maddesinin (j) fıkrasıyla,
27.10.1999 günlü, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 221. maddesinin üçüncü
fıkrasında yapılan değişiklikle, fazla çalışma ücretinin tamamının Gümrük
ve Ticaret Bakanlığı taşra teşkilatına ait kadro ve pozisyonlarda
bulunanlardan ithalat ve ihracat, giriş ve çıkış işlemlerinin yapıldığı
gümrük idarelerinde gümrük işlemlerini yürüten memurlar (375 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname eki (II) sayılı Cetvel kapsamında yer alan kadrolarda
bulunanlar hariç) ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinin
(B) fıkrasına göre çalışan sözleşmeli personele ödeneceği kurala
bağlanmaktadır.
İptali istenen kurallarda öngörülen
mali haklara ilişkin hükümlerin, mevcut veya yeni ihdas edilen ya da bir
başka bakanlıkla birleştirilen bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve
kadrolarının düzenlenmesiyle bağlantılı ve bunların zorunlu sonucu
olmadığı, doğrudan mali haklara ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğu
açıktır. Açıklanan nedenlerle, iptali istenen kurallar 6223 sayılı Yetki
Kanunu kapsamında bulunmadığından Anayasa’nın 91. maddesine aykırıdır.
İptali gerekir.
15- KHK’nin 8. Maddesinin
Birinci Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “1 inci maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen ek
12 nci madde,…”
İbaresi İle Aynı Maddenin (d) Bendinde Yer Alan “…ile 5 inci maddesinin (b), (e) ve (j) fıkraları…” İbaresi
KHK’nin 8. maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendinde yer alan “1
inci maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen ek 12 nci madde,…” ibaresinde,
KHK’nin 1. maddesiyle 375 sayılı
KHK’ye eklenen ek 12. maddenin KHK’nin yayımı tarihinde; aynı maddenin (d)
bendinde yer alan “…ile 5 inci
maddesinin (b), (e) ve (j) fıkraları…” ibaresinde ise KHK’nin 5.
maddesinin (b), (e) ve (j) fıkralarının 1.1.2012 tarihinde yürürlüğe
gireceği belirtilmektedir.
Dava konusu kurallarda mali hükümler
içeren KHK’nin ek. 12. maddesi ile 5. maddesinin (b), (e) ve (j) fıkralarının
yürürlüğünün düzenlendiği, dolayısıyla söz konusu kuralların da mali
haklara ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğu açıktır. Açıklanan
nedenlerle, KHK’nin ek 12. maddesinin
yürürlüğüne ilişkin 8. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “1 inci maddesiyle 375 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye eklenen ek 12 nci madde,…” ibaresi, ek 12. maddenin (1) numaralı fıkrası ve
(2) numaralı fıkrasının (j) bendi dışında kalan bölümü yönünden; KHK’nin 5.
maddesinin (b), (e) ve (j) fıkralarının yürürlüğüne ilişkin 8. maddesinin
birinci fırkasının (d) bendinde yer alan “…ile 5 inci maddesinin (b), (e) ve (j) fıkraları…” ibaresi, 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında bulunmadığından
Anayasa’nın 91. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
C- KHK’nin 1. Maddesiyle 375 Sayılı KHK’ye Eklenen Ek 12.
Maddenin (3) Numaralı Fıkrasının (d) ve (e) Bentleri Dışında Kalan
Bölümünün İçerik Yönünden İncelenmesi
Dava dilekçesinde, iptali istenen
kuralla kamu personelinin kanunlarla elde etmiş olduğu kazanılmış mali ve
sosyal haklarının yürürlükten kaldırıldığı, Devlet memurluğunun statü
hukuku esasına dayanan nesnel ve genel kuralları içeren bir alan olduğu, kazanılmış
hakların tek taraflı olarak kaldırılmasının Anayasa’nın 2. maddesine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenen kuralla, bazı kamu
idarelerinde görev yapan Devlet memurlarına farklı mali hakların sağlanması
amacıyla uygulanmakta olan kadro karşılığı sözleşmeli personel istihdamına
son verilmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan
hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden birisi kazanılmış haklara saygı
gösterilmesidir. Kazanılmış haklara saygı, hukuk güvenliği ilkesinin bir
sonucudur. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş
ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş
haktır. Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar ise bu
nitelikte değildir.
Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan “Memurların ve
diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri,
hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri
kanunla düzenlenir.” biçimindeki hüküm uyarınca, kamu görevlilerinin hangi
statüde çalıştırılacağı hususu kanun koyucunun takdir yetkisi
kapsamındadır. Anayasa’da kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği
açıkça belirtilen yasak alanlar hariç olmak kaydıyla, yasayla düzenlenmesi
gereken konularda kanun hükmünde kararname çıkarılmasına bir engel bulunmadığından,
kanun ile yetkili kılınan Bakanlar Kurulu da kanun hükmünde kararnameyle bu
konuda düzenleme yapabilir. Kamu görevlilerinin kazanılmış hakları, kanun
ya da kanun hükmünde kararname ile belirlenen istihdam türüne bağlı olarak
tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine
dönüşmüş haklardır. Bir başka ifadeyle, kamu personelinin statüsüne ilişkin
hususlar, kazanılmış hak kapsamında değerlendirilemez.
İptali istenilen kuralda kişilerin bulunduğu
statülerden doğan, tahakkuk etmiş ve kendileri yönünden kesinleşmiş ve
kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haklara yönelik bir düzenleme
öngörülmediğinden kazanılmış hakları ihlal eden bir müdahale söz konusu
değildir.
Kaldı ki, KHK ile 375 sayılı KHK’ye
eklenen geçici 12. maddeyle, dava konusu kuralla yürürlükten kaldırılan
hükümlere göre kadro karşılığı sözleşmeli statüde çalışan personelin her
türlü mali hakları muhafaza edilmiş ve ayrıca geçici 10. maddeyle yapılan
düzenlemeyle bu tarihte söz konusu mevzuat hükümleri kapsamında kadro
karşılığı sözleşmeli personel olarak istihdam edilen personelin, bu
tarihten sonra da aynı usul ve esaslar dâhilinde istihdam edilmesine imkân
sağlanmıştır.
Açıklanan nedenlerle, iptali istenen
kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU bu görüşe
katılmamıştır.
V- YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİ
11.10.2011 günlü, 666 sayılı Kamu
Görevlilerinin Mali Haklarının Düzenlenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde
Kararname’nin:
A) 1- 1. maddesiyle, 27.6.1989 günlü,
375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen;
a- Ek Madde 10’un birinci fıkrasında yer alan “Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği,”
ibaresine,
b- Ek Madde 11’in;
aa- Birinci fıkrasının (a) bendinin birinci cümlesinde yer
alan “Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreterliği ve…” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…ilgisine göre Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreterliği ve…” ibaresine,
bb- Birinci fıkrasının (c), (ç) ve (d) bentleri ile ikinci
fıkrasına,
2- 2. maddesiyle 375 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’ye eklenen Geçici Madde 11 ve Geçici Madde 15’e,
3- 5. maddesinin (b), (e) ve (j)
fıkralarına,
4- 1. maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen Ek Madde
12’nin yürürlüğüne ilişkin 8.
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “1 inci maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen ek
12 nci madde,…”
ibaresine,
5- 5. maddesinin (b), (e) ve (j)
fıkralarının yürürlüğüne ilişkin 8. maddesinin birinci fırkasının (d)
bendinde yer alan “…ile 5 inci
maddesinin (b), (e) ve (j) fıkraları…” ibaresine,
ilişkin iptal hükümlerinin yürürlüğe
girmesinin ertelenmesi nedeniyle, bu maddelerin, fıkraların ve ibarelerin
YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,
B) 1. maddesiyle 375 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’ye
eklenen Ek Madde 12’nin
(1) numaralı fıkrası ile (2)
numaralı fıkrasının (j) bendi dışında kalan bölümünün yürürlüğünün
durdurulması isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
C) 1. maddesiyle 375 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’ye
eklenen Ek Madde 12’nin
(3) numaralı fıkrasının (d) ve (e) bentleri dışında kalan
bölümüne yönelik iptal istemi,
27.12.2012 günlü, E.2011/139, K.2012/205 sayılı kararla reddedildiğinden,
bu bölüme ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,
D) 1. maddesiyle 375 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’ye eklenen, Ek Madde 11’in birinci fıkrasının (b) bendi
ile Ek Madde 12’nin (3) numaralı fıkrasının (e) bendi hakkında, 27.12.2012
günlü, E.2011/139, K.2012/205 sayılı kararla karar verilmesine yer
olmadığına karar verildiğinden, bu bentlere ilişkin yürürlüğün durdurulması
istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
27.12.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
VI- İPTAL HÜKMÜNÜN YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kanun,
kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da
bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte
yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün
yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî
Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez” denilmekte,
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural
tekrarlanmaktadır.
666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin, 1.
maddesiyle 375 sayılı
Kanun Hükmünde
Kararname’ye eklenen Ek Madde 12’nin (1) numaralı fıkrası ve (2) numaralı
fıkrasının iptal edilen hükümleri ile bunların yürürlüğüne ilişkin iptal
hükmü dışındaki diğer iptal hükümleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk
kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3)
numaralı fıkrası gereğince bu maddelere ilişkin iptal hükmünün, kararın
Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe
girmesi uygun görülmüştür.
VII- SONUÇ
11.10.2011 günlü, 666 sayılı Kamu
Görevlilerinin Mali Haklarının Düzenlenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde
Kararname’nin:
A- 1. maddesiyle, 27.6.1989 günlü, 375 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’ye
eklenen;
1- Ek Madde 10’un birinci fıkrasında yer alan “Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği,”
ibaresi, 6.4.2011 günlü, 6223 sayılı Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve
Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve
Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin
Konularda Yetki Kanunu kapsamında olmadığından, bu ibarenin Anayasa’ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- Ek Madde 11’in;
a-
Birinci fıkrasının (a) bendinin,
aa-
Birinci cümlesinde yer alan “Cumhurbaşkanlığı
Genel Sekreterliği ve…” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…ilgisine göre Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreterliği ve…” ibaresi, 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında olmadığından,
bu ibarelerin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
bb-
Birinci cümlesinde yer alan “…Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği…” ibaresinin ilk inceleme
kararında başvuranın yetkisizliği nedeniyle reddine karar verilmesi
nedeniyle, iptal edilen ibareler dışında kalan bölümüne yönelik iptal
isteminin de başvuranın yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- Birinci fıkrasının (b) bendi, 12.1.2012
günlü, 6266 sayılı 375 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun’un 1. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendiyle değiştirildiğinden,
konusu kalmayan bu bende ilişkin iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE
YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
c-
Birinci fıkrasının (c), (ç) ve (d) bentleri ile ikinci fıkrası, 6223 sayılı
Yetki Kanunu kapsamında olmadığından, bu fıkra ve bentlerin Anayasa’ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- Ek Madde 12’nin,
a- (1) numaralı fıkrası, 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında olmadığından,
bu fıkranın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- (2)
numaralı fıkrasının,
aa- (j) bendi, 30.12.2011 günlü başvuru tarihinden
önce yürürlüğe giren 1.12.2011 günlü, 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun 42. maddesiyle yürürlükten
kaldırıldığından, bu bende yönelik iptal isteminin başvuranın yetkisizliği
nedeniyle REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
bb-
Kalan bölümü, 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında olmadığından, bu bölümün
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
c- (3)
numaralı fıkrasının,
aa- (d)
bendi, 30.12.2011 günlü başvuru tarihinden önce yürürlüğe giren 6253 sayılı
Kanun’un 42. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, bu bende yönelik
iptal isteminin başvuranın yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
bb- (e)
bendi, 6266 sayılı Kanun’un 1. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendiyle
yürürlükten kaldırıldığından, konusu kalmayan bu bende ilişkin iptal istemi
hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
cc- Kalan bölümünün, 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun
kapsamı yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE, içeriği yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU’nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 2. maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’ye eklenen Geçici Madde 11 ve Geçici Madde 15, 6223 sayılı Yetki
Kanunu kapsamında olmadığından, bu maddelerin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve
İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 5. maddesinin (b), (e) ve (j) fıkraları, 6223
sayılı Yetki Kanunu kapsamında olmadığından, bu fıkraların Anayasa’ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D- 1. maddesiyle
375 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’ye eklenen Ek Madde 12’
nin
yürürlüğüne ilişkin 8.
maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendinde yer alan “1 inci
maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen ek 12 nci madde,…” ibaresi, 6223
sayılı Yetki Kanunu kapsamında olmadığından, bu ibarenin Ek Madde 12’nin
(1) numaralı fıkrası ve (2) numaralı
fıkrasının (j) bendi dışında kalan bölümü yönünden Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E- 5. maddesinin (b), (e) ve (j) fıkralarının
yürürlüğüne ilişkin 8. maddesinin birinci fırkasının (d) bendinde yer alan “…ile 5 inci maddesinin (b), (e) ve (j)
fıkraları…” ibaresi, 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında olmadığından,
bu ibarenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F- Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası
gereğince, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin, 1. maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen Ek Madde
12’nin (1) numaralı fıkrası ve (2) numaralı fıkrasının iptal edilen
hükümleri ile bunların yürürlüğüne ilişkin iptal hükmü dışındaki diğer
iptal hükümlerinin KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK
DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
27.12.2012 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|
|
|
|
|
KARŞIOY
(Reddi Hakim)
Mahkememize 2011/139 Esas sayısı ile T.B.M.M. üyesi
116 milletvekili tarafından açılan 11.10.2011 tarih ve 666 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’nin iptali davasın da Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ’ın reddi talebi yer almış ise de, dosyanın
12.1.2012 tarihli ilk incelemesinde hakimin reddi
talebi esastan reddedilmiş, talebin kötü niyetle yapıldığı oyçokluğu ile
kabul edilmiş ise de, bu gibi hallerde uygulanacak para cezasının talepte
bulunanlar dışında cezanın SOYUT bir niteleme ile sadece davacıya verilmesi
yönündeki çoğunluk görüşüne aşağıdaki nedenler ile katılınmamıştır.
Reddi hakim talebinin kötü
niyetle yapıldığının kabulü halinde, bu kasta yaptırım uygulanması hukuk
düzenince makul kabul görmeyen bir fiilin cezalandırılması isteminin
gereğidir. Nitekim hukukun temel ilkelerinden bakıldığında HMK’nun 42. maddesi hukuksuz eyleme meşruiyet
kazandırmamak için ceza öngörüsünde bulunmuş ve başvuruda bulunanlara
bunlar arasında nasıl bir hukuksal ilişki olduğuna bakmaksızın talepte bululanlar
yönünden her birinin cezalandırılması gerektiğini ifade etmiştir.
Nitekim genel usul hukuku hükümleri yanında özel
nitelik taşıyan 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrasında Anayasa
Mahkemesinde yapılacak hakimin reddi taleplerinin
kötü niyetle yapıldığının anlaşılması halinde BAŞVURUCULARIN HER BİRİNE
disiplin para cezası verileceği hükmü çok açıktır.
Davacılar; Anayasanın 150. maddesince siyasi parti
kimliklerine bakılmaksızın kendilerine iptal davası açma hakkı tanınan
meclis üye tamsayısının 1/5 oranındaki asgari 110 milletvekilidir. Açılan
davaların kabul görebilmesi için alt sınır 110 olup beklenmeyip üstünde
olması haline ilişkin bir sınırlama bulunmamaktadır. Nitekim Türkiye Büyük
Milet Meclisi tarafından imzalanarak tasdik edilen belge ile görülen bu
davayı açanların Meclis üyeleri oldukları teyit edilmiş ve görülen bu
davayı da asgari 116 kişinin bir araya gelerek açtığı anlaşılmıştır.
Bir an için dava açma için bir araya gelen iradenin
zorunlu bir birliktelik içinde oldukları kabul edilse bile bu beraberlik
açılmış davanın mahkemece kabulünün ön şartıdır. Örneğin değişik siyasi
gruplardan 140 kişinin bir araya gelmesi ile açılan bir davada dava açan
belgeye imza atanlardan 40 kişinin diğer talepler yanında reddi hakim talebinde bulunmamış veya bilahare feragat
olmaları halinde görülen davada dava, kalan 100 kişi davacı yönünden 110
kişilik dava açma şartını oluşturmadığı için açılmamış mı sayılacaktır? veya dava tüm diğer talepler yönünden düşmüş mü
olacaktır?
Dava açanların iradesi açılmış davanın kabul
şartından bağımsız nitelikte olup dava açanlar arasında ki hukuksal
ilişkiden kaynaklı bir zorunluluk değildir. Reddi hakim
talebinden çekilenler yönünden kötü niyet araştırması yapılamayacak ve para
cezası verilemeyecek olması – talepte bulunan ve bulunmayanlar arasında
nasıl bir hukuki tespit yapmayı gerektiriyorsa da dava açıp hakimin reddi
talebinde bulunanların bu yöndeki iradesi dava açma için bir araya gelme
zorunluluğunda bağımsız bir fikir –bir irade tezahürüdür.
Dava açanlar, açma yönünden gerekli biçimsel bir
zorunluluk, dava konusu talepler yönünden ise ihtiyari bir birliktelik
içindedirler. Davacılar arasında şekli bakımından mecburi dava arkadaşlığı
vardır.
Mecburi dava arkadaşlığında; dava konusu hukuki
ilişkide farklı davranmalarını önleyecek çok sıkı, iştirak halinde bir
ortaklık olup, dava arkadaşları aynı şekilde ve birlikte hareket etmek
zorundadırlar. İştirak halinde mülkiyet, adi ortaklık, miras şirketi gibi
veya ilgililer hakkında tek bir karar verilmesi zorunluluğunu doğuran
davalarda davacılar şekli bakımından mecbur dava arkadaşı durumundadırlar
ve dava konusu hak ile aralarında zorunlu ilişki vardır.
Özel yasasına tabii olan Anayasa Mahkemesine iptal
davası açma şeklinde izah edildiği anlamda dava açan asgari 110 kişinin
hukuk usulü nitelemesi ile mecburi dava arkadaşı oldukları
söylenemeyecektir. Aralarında şekli bakımından olan bu zorunlu birliktelik
nedeniyle dava açma şartı yerine getirildikten sonra dava açanlar yönünden
dava açmada asgari sayısal zorunluluk şartının altına düşmedikçe talep
konusu haklar yönünden bağımsız ihtiyari davranmalarının önüne geçecek
kısıtlayıcı bir hüküm mevzuatta yoktur.
Kaldı ki, davanın konusu, dava açanlar arası şahsa
bağlı sıkı bir medeni hukuk ilişkisinden değil Kamu hukukundan doğan ve
toplumun tümünü ilgilendiren bir yasa uygulamasının, demokratik toplum
öznelerinden Anayasal denetim talebine ilişkin olup bu yönüyle de mecburi
dava arkadaşlığı nitelemesinden ayrıldığı düşünülmektedir.
Aktif süje olan davanın konusu, toplumun tümünü
ilgilendiren içerik taşıdığından, pasif süje olan dava açanlar olup, dava
açmada birliktelik zorunluluğu içinde iseler de hak, yetki ve taleplerini hukuka uygun
sorumluluk bilinci dahilinde kullanmak
zorundadırlar, Aksine davranışın cezalandırılacağının öngörüldüğü hallerde
ceza vermenin sınırını adaletle şekillendirilmiş toplumsal yarar düşüncesi
oluşturur, ve cezaların önleme iyileştirme amaçları da göz önüne alınarak
adaletli bir ölçü içinde biçimlenir. Hedef cezanın yaratacağı korkutuculuk
ve caydırıcılıktan toplum adına yararlanma ilkesidir.
Ceza önlemi kimi suçlardan, niteliği, işleme
biçimi, Devlet için zarar alanı, SUÇTAN ZARAR GÖRENİN KİMLİĞİ vb nedenler
ile farklı düzenlemeler içerebilir.
|
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
I- İLK İNCELEME YÖNÜNDEN
11.10.2011 günlü 666
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin iptali istenilen Geçici 10. ve Geçici
14. maddelerine, iptal başvurusunun yapıldığı 30.12.2011 tarihinden önce
18.12.2011 günlü, 28146 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren
1.12.2011 günlü 6253 sayılı Kanun’la bazı ibare ve bölümler eklenmiştir.
Yapılan bu eklemelerin, dava konusu maddelerin tümünü etkilediği
gerekçesiyle söz konusu maddelere ilişkin iptal istemleri konusunda işin
esasına girilmesine gerek görülmeyerek yetkisizlik nedeniyle red kararı verilmiştir.
Anayasa
Mahkemesi’ne yapılan iptal başvurularının konusunu oluşturan kuralların,
tümüyle yasal değişikliğe uğramaları halinde iptal davalarının, doğrudan
soyut norm denetimine ilişkin oldukları da gözetildiğinde, bu başvurular hakkında
esastan karar verilmesinde, hukuki yarar bulunmamakta ise de yeni bir
düzenleme ile dava konusu kuralın bir bölümüne ilişkin olarak ekleme veya
değişiklik yapılması durumunda, kalan bölüm hakkında incelemenin sürdürülmesi
gerekir. Aksi halde, dava
konusu kurallarda daha sonraki yasal düzenlemelerle yapılacak en küçük
değişiklikler, o kuralların iptal davası yoluyla Anayasal denetiminin
engellenmesi sonucunu doğurur. Böyle bir sonucu Anayasa yargısının amacı ve
işleviyle bağdaştırmak olanaksızdır.
Açıklanan nedenlerle
666 sayılı KHK’nin Geçici 10. ve Geçici 14. maddelerinin 6253 sayılı Yasa
ile yapılan eklemeler dışında kalan bölümlerine ilişkin Anayasa’ya uygunluk
denetiminin yapılarak esas hakkında karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle
çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
II- ESAS İNCELEME YÖNÜNDEN
11.10.2011
günlü, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’nin
1. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye eklenen Ek Madde 12’nin üçüncü fıkrasının,
iptal istemi reddedilen kalan bölümünün, idarenin KHK’ler konusundaki
yetkisinin sınırlı olup, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle
bağdaşmayacak biçimde geniş bir düzenleme yetkisi kullanamayacağına ilişkin
E.2011/113, K.2012/108 sayılı karardaki karşıoy
gerekçesi doğrultusunda iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne
katılmıyorum.
KARŞIOY GEREKÇESİ
(Reddi Hakim)
6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı
fıkrasında ret talebinin “kötü niyetle yapıldığının anlaşılması”
ve “esas yönünden kabul edilmemesi” hâlinde, “disiplin
para cezası” verileceği öngörülmekte, (6) numaralı fıkrasında da
ret talebinin “açıkça” kötüye kullanıldığının tespiti aranmaktadır.
Söz konusu kurallar uyarınca disiplin para cezasına
hükmedilebilmesi için, ret talebinin kötü niyetle yapılması ve ret talebi olarak
gösterilen sebeplerin esastan kabul edilmemesi şartlarının birlikte
gerçekleşmesi gerekmektedir.
Bu şartlardan birinin gerçekleşmesi disiplin para
cezası verilebilmesi için yeterli olamayacağı gibi ret talebinin açıkça
kötüye kullanıldığının da tespit edilmesi gerekmektedir.
Davacı ret sebeplerini,
- Kamuoyunda “WikiLeaks Belgeleri” olarak bilinen belgelere göre,
2003 yılında ABD Büyükelçisine Cumhuriyet Halk Partisi aleyhinde bir takım
beyanlarda bulunduğu iddiası,
- “Ümit
ediyorum ki bu gayret, Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme
kolaycılığını da ortadan kaldıracaktır” biçimindeki 25 Nisan 2011
tarihli konuşma metninden yapılan alıntı,
ve
bunları pekiştiren
- 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun iptali başvurusunda
istikrar kazanmış görüşünden vazgeçerek iptal isteminin reddi yönünde
kullandığı oy,
olarak
gösterdikten sonra, bu sebeplerin Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarafı olduğu
davalarda, reddedilenin tarafsız davranamayacağına ilişkin kuşkulara neden
olduğunu ileri sürmüştür.
İleri sürülen bu iddia, 6216 sayılı Kanun’un 60.
maddesinin (1) numaralı fıkrası çerçevesinde incelenerek, söz konusu
sebeplerin tarafsız hareket edemeyeceği kanısını haklı kılan hâl kapsamında
olmadığı düşüncesiyle Davacının ret talebi esastan reddedilmiştir.
Ret talebinin esastan reddedilmiş olması, talebin
kötü niyetle yapıldığı anlamını taşımayacağı gibi salt reddedilme nedeniyle
disiplin para cezası verilemeyeceği de açıktır. Disiplin para cezası
verilebilmesi için kanunun tanıdığı bu hakkın açıkça kötüye kullanıldığının
(kötü niyetle yapıldığının) tespit
edilmesi gerekmektedir.
Ret talebinin, kimi internet sitelerinden elde
edilebilmesi mümkün olan ret sebeplerine dayanması, belirtilen ret
sebeplerinin içerikleri, ret talebinin sunuluş biçimi, anlatım düzeni ve
yargılama sürecindeki ileri sürülüş zamanı, Davacı tarafından açılan ve ret
taleplerini de içeren diğer iptal davalarının konuları arasındaki benzerlik
ve bu iptal başvurularındaki ret taleplerinin başvuru yönteminin ve ret
sebeplerinin ayırımsız aynı olması dikkatle incelendiğinde, ret talebi başvurusunun, kanunun
tanıdığı bir hakkın kanuni sınırlar içinde kullanıldığını ve yargılamanın
düzenli biçimde işleyişini önlemek ve kamu düzenini bozmak gibi bir amaç
taşımadığını, dolayısıyla da bu hakkın açıkça kötüye kullanılmadığını
göstermektedir.
Açıklanan nedenle Davacıya disiplin para cezası
verilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
KARŞIOY YAZISI
(Reddi Hakim)
İptal davasını açan Parti tarafından Başkan Haşim KILIÇ’ın reddi talebinin kötü niyetle yapıldığına ve
6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrası gereğince disiplin
para cezası uygulanmasına ilişkin çoğunluk kararına aşağıdaki nedenlerle
katılmıyorum:
6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrasında
“Ret talebinin kötü niyetle
yapıldığının anlaşılması ve esas yönünden kabul edilmemesi halinde, talepte
bulunanların her birine Mahkemece beşyüz Türk
Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin
para cezası verilir” denilmiş; (6) numaralı fıkrasında “Bu Kanun anlamında disiplin para
cezasından maksat, bireysel başvuru hakkını veya ret talebini açıkça kötüye kullandığı tespit
edilen başvurucular aleyhine verilen … para cezası” olduğu belirtilmiştir. Buna göre para
cezası verilebilmesi için öncelikle talebin esastan reddedilmesi gerekli
olmakla birlikte yeterli değildir. Talepte kötü niyet olup olmadığı talebin
yerinde olup olmadığı hususundan bağımsız olarak ayrıca incelenecek,
varlığı açıkça saptanmışsa kötü
niyete ilişkin para cezasına hükmedilebilecektir.
Reddi hakim talep etme
hakkı Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan hak arama hürriyetinin ve adil
yargılanma hakkının gereğince kullanılmasını güvence altına alan bir hukuk
müessesesidir. Temel hakların kötüye kullanılması gerekçesi, çoğu kez hakkın
özüne dokunacak nitelikte kısıtlayıcı düşüncelere yönelebildiğinden,
ihtiyatla kullanılmalı ve ancak açık, nesnel koşulların oluşması halinde
başvurulmalıdır. Bu nedenle reddi hakim talepleri
yönünden de kötü niyetin varlığı açık, somut ve nesnel delillere
dayanmalıdır. Talebin gerekçelerinin yetersiz olması, davacının daha önce
de benzeri nitelikte, kabul edilmeyen taleplerde bulunması, davacının
mahkemeye ve hakime karşı itimatsızlığının
bilinmesi, tek başına kötü niyetin kanıtlarını oluşturamazlar.
Olayda davacının reddi hakim
talebinde bulunmasının kendi açısından hassasiyet yaratan bazı beyan ve olgulara
dayandığı, bu bağlamda:
- Başkan Haşim KILIÇ’ın
aleni bir konuşmada kullandığı ifadeler siyaset alanına giren
eleştirilerdir. İyi işleyen demokrasilerde yüksek yargı başkanlarının
siyaset alanına yönelik, ifade özgürlüğü kapsamında da olsa, yorum veya
değerlendirme yapmaları olağan değildir. Öte yandan, Anayasa’nın 150.
maddesine göre iptal davası açma hakkı Cumhurbaşkanına, iktidar ve ana
muhalefet partisi Meclis gruplarına ve TBMM üye tamsayısının en az beşte
biri tutarındaki üyelere ait olup, bunlardan Cumhurbaşkanının dava açması
uygulamasına uzun süredir rastlanmadığı, iktidar partisinin dava açtığının
ise hiç görülmediği bilinmektedir. Bu durumda eleştirinin hedefinin ana
muhalefet olduğu açıktır.
- WIKILEAKS belgeleri her ne kadar hukuki bir
işleme veya karara esas alınabilecek nitelikte değillerse de bunlarda geçen
anlatımların davalı partide menfi yönde sübjektif kanaat veya kuşku uyandırmaya
elverişli oldukları
anlaşılmaktadır.
Başkan Haşim KILIÇ’ın derdest olan
davada tarafsız hareket edemeyeceği yönünde somut bir ret nedeni bulunmamakla
birlikte Sayın Başkan’dan kaynaklanan nedenlerle davacıda bir hassasiyet
doğmuş olduğu, dosyadaki evraktan anlaşılmaktadır. Bu nedenle olayda açıkça
kötü niyet bulunduğu söylenemez. Para cezasına hükmedilmemesi gerekir.
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
(Reddi Hakim)
6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrasında
red talebinin “kötü niyetle yapıldığının anlaşılması”
ve “esas yönünden kabul edilmemesi” halinde talepte bulunanların her birine
beşyüz Türk Lirasından beşbin
Türk Lirasına kadar “disiplin para cezası” verileceği düzenlenmiştir. Aynı
maddenin (6) numaralı fıkrasında ise, bu Kanun anlamında disiplin para
cezasının bireysel başvuru hakkını veya ret talebini “açıkça kötüye
kullandığı” tesbit edilen başvurucular aleyhine
verilen para cezası olduğu belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi disiplin para cezasına
hükmedilebilmesi için red talebinin kötü niyetle
yapılması (açıkça kötüye kullanılması) ve talebin esastan kabul edilmemesi
koşullarının birlikte bulunması gerekmektedir.
Bu durumda her somut olayda olayın özelliğine göre
“hakimin reddi talebinin kötü niyetle yapıldığı”
hususu mahkemece takdir edilecektir.
Davada, davacının hakimin
reddi talebinin reddedildiği açıktır. Ancak dosyanın incelenmesinden bu
talebin kötü niyetle yapıldığı konusunda herhangi bir belge ve bilgi
bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenle kararın “hakimin
reddi talebinin kötü niyetle yapıldığının kabulü ile talepte bulunanlar
hakkında disiplin para cezası uygulanması” yolundaki kısmına katılmıyorum.
|