|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı
: 2011/20
Karar Sayısı : 2013/41
Karar Günü : 7.3.2013
İPTAL DAVASINI AÇANLAR : Anamuhalefet Partisi (Cumhuriyet Halk Partisi) TBMM
Grubu adına Grup Başkanvekilleri Kemal ANADOL ile M. Akif HAMZAÇEBİ
İPTAL DAVASININ KONUSU : 11.12.2010 günlü, 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu Kanunu’nun;
1- 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
a- (h) bendinde yer alan “…geçici
yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta
görev yapan…” ibaresinin,
b- (l) bendinde yer alan “…geçici
yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta
görev yapan…” ibaresinin,
2- 3. maddesinin (4) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,
3- 14. maddesinin;
a- (2) numaralı fıkrasında yer alan “…Üçüncü Daire Başkanının gözetiminde…” ibaresinin,
b- (5) numaralı fıkrasının,
4- 17. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinin birinci
cümlesinin,
5- 25. maddesinin (1) numaralı fıkrasının,
6- 29. maddesinin (5) numaralı fıkrasının;
a- Birinci cümlesinde yer alan “…ancak
gündemin düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli işlerin ortaya çıkması
hâlinde…” ibaresinin,
b- İkinci cümlesinin,
7- 30. maddesinin (5) numaralı fıkrasının;
a- Birinci cümlesinde yer alan “…ancak
gündemin düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli işlerin ortaya çıkması
hâlinde…” ibaresinin,
b- İkinci cümlesinin,
8- 31. maddesinin (4) numaralı fıkrasının,
9- 36. maddesinin (10) numaralı fıkrasının,
10- 38. maddesinin;
a- (4) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin,
b- (10) numaralı fıkrasının,
11- Geçici 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının,
12- Geçici 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının,
13- 48. maddesinin (1) numaralı fıkrasının,
Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 6., 7., 9., 10.,
36., 37., 67., 140. ve 159. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek
iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL ve YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe
bölümü şöyledir:
“…
II. GEREKÇE
a)
11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
Kanununun 2 nci Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (h) ve (l) Bentlerinde
Yer Alan “… geçici yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum
veya kuruluşta görev yapan …” Sözcüklerinin Anayasaya Aykırılığı
6087
sayılı Yasanın 2 nci maddesinde, bu Yasanın uygulanmasında hangi
sözcüklerin neyi ifade edeceği belirtilmiş, diğer bir deyişle Yasanın
uygulanmasında tanımlar yapılmıştır. Tanımlar, Yasa içinde tekrarlardan ve
belirsizliklerden kaçınmak için önemlidir ve yasallık ilkesinin en önemli
unsurlarıdır. Bu nedenle tanımların dikkatle seçilmesi ve Anayasaya
uygunlukları konusunda gerekli özenin gösterilmesi gerekir. Bu özen
Anayasanın 2 nci maddesinde tanımlanan hukuk devletinin yaşama geçmesinin
gereğidir.
Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Anayasanın 159 uncu maddesinde yerini alan,
“mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı” esaslarına göre kurularak
görev yapan anayasal Kuruldur. Kurulun oluşumu Anayasada gösterilmiş,
“üyelerin seçimi, dairelerin oluşumu ve işbölümü, Kurulun ve Dairelerin
görevleri, toplantı ve karar yeter sayıları, çalışma usul ve esasları,
dairelerin karar ve işlemlerine karşı yapılacak itirazlar ve bunların
inceleme usulü ile Genel Sekreterliğin kuruluş ve görevlerinin” kanunla
düzenleneceği öngörülmüştür.
Yasa
koyucu, uygulama yasasını çıkarırken, Anayasaya ve özellikle de Anayasanın
konuyla ilgili özgün maddesine uymak zorundadır. Anayasa ile belirlenen bir
Kurulun üyelerinin, yasa ile genişletilmesi mümkün değildir.
159
uncu maddede, Kurul üyelerinin yedi asıl dört yedek üyesinin “birinci sınıf
olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı
hakim ve savcıları arasından adli yargı hakim ve savcılarınca”, üç asıl ve
iki yedek üyesinin “birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren
nitelikleri yitirmemiş idari yargı hakim ve savcıları arasından adli yargı
hakim ve savcılarınca” seçileceği belirtilmiştir.
Hakim
ve savcılar, adli ve idari yargıda yargılama faaliyetini yürüttükleri gibi
“… geçici yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum veya
kuruluşta” da görev yapabilmektedir. Anayasanın 159 uncu maddesinde bu
ayrıma yer verilmemiş, “adli yargı hakim ve savcıları” ile “idari yargı
hakim ve savcıları” sözcükleri kullanılmıştır. Herhangi bir nitelendirmeyle
belirtilmediği sürece, bu sözcüklerden fiilen hakimlik ve savcılık yapanlar
anlaşılır. Geçici yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum
veya kuruluşta çalışanlar, Anayasanın 140 ıncı maddesinin son fıkrasında da
özel olarak tanımlanmışlardır. 140 ıncı madde, “hakim ve savcı olup da
adalet hizmetindeki idari görevlerde çalışanlar” denilmek suretiyle fiilen hakimlik
ve savcılık yapanlardan ayrılmışlardır. Benzer ayrım 159 uncu maddenin
sondan bir önceki fıkrasında da yapılmış, “geçici ve sürekli olarak
çalıştırılacak hakim ve savcılar” sözcükleri kullanılmıştır.
Anayasada
benzer ayrımın Yargıtay ile ilgili154 üncü maddede ve Danıştay ile ilgili
155 inci maddelerde de yapıldığı, Bu yüksek yargı organlarına yapılacak üye
seçimlerinde, “adli yargı hakim ve savcıları” ile “idari yargı hakim ve
savcıları” sözcükleri yanında “bu
meslekten sayılanlar arasından” sözcükleri kullanılmıştır.
Bu
meslekten sayılanların, Anayasanın 140 ıncı maddesinin son fıkrasına göre,
“hakim ve savcılara tanınan her türlü haklardan yararlanma”ları özlük
hakları bakımından güvence olup, Yargıtay ve Danıştay üye seçiminde olduğu
gibi, Anayasa ile ayrıca nitelenmeyi gerektirmektedir. 140 ıncı maddenin
son fıkrasının amacını aşar şekilde yorumlanmaması gerekir. Nitekim,
Anayasa Mahkemesinin 27.04.1993 günlü, E.1992/37, K.1993/18 sayılı
kararında konu bu yönüyle vurgulamış, “Anayasanın 140 ıncı maddesinin
yazılışında, dava konusu kuralın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde
görüşülmesi sırasında da belirtildiği gibi bir anlatım bozukluğu
(zaafıtelif) vardır. Çünkü, kuralda amacı aşan bir ifade kullanılmıştır. Bu
nedenle de maddenin, amacına uygun yorumlanması gerekir” denilerek şu
açıklama yapılmıştır:
“Bu
düzenlemeden amaç, kendi muvafakatları ile yargı görevini bırakıp Bakanlık
merkez kuruluşunda idarî bir görev kabul eden hâkim ve savcıların hâkim
statüsünü korumaları, özlük hakları, özellikle malî hakları yönünden diğer
hâkim ve savcılarla aynı durumda olmaları ve bulundukları hâkim statüsü
gereği Anayasanın 139 uncu maddesine göre “Hâkimler ve savcılar
azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce
emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de
olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz”
biçimindeki güvencelerden yararlanmaya devam etmelerini sağlamaktır.”
Anayasanın
159 uncu maddesinde, “bu meslekten sayılanlar arasından” veya “geçici yetki
veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta” görev
yapanlardan gibi bir ayrım yapılmamıştır. 159 uncu maddede, “adli yargı
hakim ve savcıları” ile “idari yargı hakim ve savcıları” ifadeleri
kullanılmak suretiyle, adli ve idari yargıda görev yapan hakim ve
savcılarla sınırlı bir tanım yapılmıştır. Bu tanımın yasayla
genişletilmesi, hukuk devleti ilkesine ve 159 uncu maddeye aykırılık
oluşturur.
Uyum
Yasası çıkmadan önce Anayasanın geçici 19 uncu maddesine göre yapılan ilk
seçimlerde, uygulamanın genişletilerek yapılması, Anayasaya aykırılık
savını ortadan kaldırmaz. Anayasa Mahkemesi, uygulamanın Anayasa
aykırılığını değil, yasa kurallarının Anayasaya aykırılığını incelemekle
görevlidir.
Açıklanan
nedenlerle, 11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu Kanununun 2 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) ve (l)
bentlerinde yer alan “… geçici yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle
başka bir kurum veya kuruluşta görev yapan …” sözcükleri Anayasanın 2 nci
ve 159 uncu maddelerine aykırı olup iptalleri gerekmektedir.
b) 11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 3
üncü Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasının İkinci Tümcesinin Anayasaya
Aykırılığı
6087
sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Kanununun 3 üncü
maddesinde, Kurulun bağımsızlığı ve kuruluşu, Anayasanın 159 uncu maddesine
koşut olarak düzenlenmiştir.
Yirmiiki
asıl ve oniki yedek üyeden oluşan Kurulun, yirmi asıl ve oniki yedek üyesi,
Anayasada ve buna koşut olarak 6087 sayılı Yasada belirtilen niteliklere
göre seçimle gelecektir. İki asıl üye ise doğal üyedir. Bunlardan biri,
Kurul Başkanı olarak, Adalet Bakanı, diğeri ise Adalet Bakanlığı
Müsteşarıdır. Anayasada, seçimle gelen yirmi üye için oniki yedek üye
öngörüldüğü halde, doğal üyeler için yedek üye öngörülmemiştir.
Dava
konusu tümcede ise “Müsteşar bulunmadığı zaman kendisine vekâlet etmekte
olan”ın, Kurul toplantılarına katılması öngörülmüştür.
Anayasanın
159 uncu maddesinde, “Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı
Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir” denilmiş, bu iki doğal üye için yedek
üyelik öngörülmediği gibi, vekalet müessesesi de öngörülmemiştir. Kendine
özgü, nitelikleri ve koşulları Anayasa ile güvence altına alınmış ve yine
Anayasa uyarınca “mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına
göre” kurularak görev yapan Kurul üyelerinin, Anayasa da öngörülmediği
halde vekalet müessesesi ile görev yapması, bu üyenin ve vekalet edenin
yürütme organının içinde bir Bakanlığın kamu görevlisi olduğu da göz önünde
bulundurulduğunda Anayasaya uygun düşmez.
Anayasa
ile getirilen istisnanın yasayla genişletilmesi, Kurulun mahkemelerin
bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev yapması ilkesini
zedeler. Mahkemelerin bağımsızlığı ile hakimlerin
bağımsızlığı deyimleri eşanlamlı deyimlerdir. Çoğu kez biri diğerinin
yerine kullanılır. Hakimlerin bağımsızlığı, hakimlerin gerek yasama, gerek
yürütme karşısında bağımsız oldukları, her ne nedenle olursa olsun bu
organların hakimlere emir veremeyecekleri anlamına gelir. Hakimlerin
bağımsızlığının gerçekleşmesi, hakimlere kişisel güvencenin sağlanmasını da
gerektirir. Hakimlik güvencesi, yargılama görevinin her türlü baskıdan uzak
olarak yerine getirilmesi amacını güder. Hakimlik güvencesi, yargıya
sağlanmış bir ayrıcalık değildir; görevin gereğidir. Bunda da kamu yararı
vardır. Hakimlik güvencesi, hakimlerin bağımsızlığını korumaya hizmet eden
müesseselerden sadece biri ve fakat en önemlisidir.
Hakimlerin nesnel (objektif)
bağımsızlıklarına ilişkin güvenceler, mahkemeleri ve hakimleri görevleri
ile ilgili gelebilecek doğrudan etki ve baskılardan korur. Ancak,
hakimlere, bu görevleriyle ilgili doğrudan baskılar yanında; atanmaları,
yükseltilmeleri, görevden alınmaları, yerlerinin değiştirilmesi ve maaşları
gibi özlük haklarına ilişkin hususlarla dolaylı etki ve baskı da
yapılabilir. Böylece, hakimlerin görevleriyle ilgili nesnel
bağımsızlıkları, özlük haklarıyla ilgili kişisel bağımsızlıkları ile tamamlanarak,
hakimlerin bağımsızlıkları tam olarak sağlanmış olmaktadır. Bu, ilkelere
göre, HSYK’nin, “mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı” esaslarına
göre kurulup görev yapması, Anayasa ile öngörülürken iki temel amaç
güdülmüştür. Bunlardan biri, Kurulun, görev ve yetkilerinin özelliği
gereği, kendi yapısının “mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı”
esaslarına göre oluşması; ikincisi de hakimler ve savcılarla ilgili
özellikli ve önemli görev üstlenen Kurulun bu görevi yaparken hakim ve
savcıların bağımsızlığı ile güvencesini sarsmamasıdır. Bu nedenlerle
HSYK’nin anayasal güvence ile kurulması önem kazanmaktadır. Bu anayasal
güvencenin yasayla zedelenmesi kabul edilemez.
Anayasanın
6 ncı maddesinde, hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasadan almayan
bir Devlet yetkisini kullanamayacağı öngörülmüştür ve “yasama yetkisi” de
bu maddede belirtilen yetkidir. Yasama yetkisini kullanan TBMM de kaynağını
Anayasadan almayan Devlet yetkisi kullanamaz. Anayasa hükümleri, diğer
organ, kurum kuruluş ve kişiler gibi yasama organını da bağlayan temel
hukuk kurallarıdır.
Öte
yandan, Kurulun toplantı yeter sayısı da Anayasa da düzenlenmemiştir. Diğer
bir deyişle, Anayasada, doğal üyelerin Kurul toplantılarına katılamaması
halinde, Kurulun toplanamayacağına dair bir düzenleme de bulunmamaktadır.
159 uncu maddenin son fıkrasında, Kurulun toplantı ve karar yeter sayıları
“kanun”a bırakılmıştır. Müsteşarın bulunmadığı durumlarda Kurulun
toplanarak karar almasının engelleyen bir kural bulunmaktadır.
Yasama
organının, Anayasa ile oluşturulan bir Kurulun üyeleri için, Anayasa da
öngörülmediği halde vekalet müessesesi öngörmesi Anayasanın 6 ncı ve 159
uncu maddeleri karşısında kabul edilemez.
Açıklanan
nedenlerle, 11.12.2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 3 üncü
maddesinin (4) numaralı fıkrasının ikinci tümcesi Anayasanın 6 ncı ve 159 uncu maddelerine
aykırı olup, iptali gerekmektedir.
c) 11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 14
üncü Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “… Üçüncü Daire Başkanının
gözetiminde …” Sözcüklerinin Anayasaya Aykırılığı
6087
sayılı Yasanın 14 üncü maddesinde, HSYK müfettişlerinin oluşturduğu Teftiş
Kurulunun kuruluş ve görevleri düzenlenmiştir. Buna göre Teftiş Kurulu;
Teftiş Kurulu Başkanı, iki başkan yardımcısı ile yeteri kadar Kurul
başmüfettişi ve müfettişi ile bürolardan oluşacaktır. Kurul müfettişleri,
görevlerini yerine getirirken Teftiş Kurulu Başkanına; Teftiş Kurulu
Başkanı ise Kurula karşı sorumlu olacaktır. Ancak maddenin (2) numaralı
fıkrasında, Teftiş Kurulunun, Üçüncü Daire Başkanının gözetiminde Kurul
adına görev yapacağı belirtilmiştir.
Anayasanın
159 uncu maddesinde, HSYK’nin yirmiiki asıl üyeden oluşacağı belirtildikten
sonra, üç daire halinde çalışacağı belirtilmiştir. Maddenin son fıkrasında
da, dairelerin oluşum ve işbölümü, görevleri, çalışma usul ve esasları
“kanuna” bırakılmıştır. “Kurul müfettişleri”nin yapacağı işler ise 159 uncu
maddede özel olarak düzenlenmiştir. Diğer bir deyişle, Anayasa koyucu, HSYK
müfettişlerinin yapacağı işleri düzenlerken, HSYK’nin “mahkemelerin
bağımsızlığı ve hakimlik teminatı” esaslarına göre kurulup görev yapmasına
bağlı olarak, Kurul müfettişlerini de anayasal güvence altına almıştır. Bu
güvence iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Birincisi, Kurula bağlılık, Kurul
adına teftiş ve denetim görevi yapma, ikincisi de yapılacak teftiş ve
denetim görevini Anayasada sayma… Bu iki bağlantı, “mahkemelerin
bağımsızlığı ve hakimlik teminatı” esaslarının doğal sonucudur ve anayasal
güvencedir. Anayasal güvencenin yasayla değiştirilmesi olanaklı değildir.
Anayasa, kuşkusuz, Mahkemelerin
bağımsızlığı ve yargıç güvencesi kavramıyla kuralsız ve denetim dışı bir
statünün varlığını amaçlamış olamaz. Bir hukuk devletinde adaletin yerine
getirilmesi, temel hak ve özgürlüklerin korunması hiç kimsenin keyfine ya
da sağduyusuna bırakılamaz. Ancak, adaletin ve özgünlüklerin gereklerini
hukuksal ve kurumsal güvencelere bağlamak zorunludur. Bu güvence,
Anayasanın 159 uncu maddesiyle sağlanmış, “hakim ve savcıların görevlerini;
kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (hakimler için idarî
nitelikteki genelgeler) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme;
görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini,
hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma
ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri” Kurul
müfettişlerine bırakılmıştır. Anayasa, burada sadece, denetim, inceleme ve
soruşturma işlemlerinin başlamasıyla ilgili olarak görevlendirme yapmıştır.
Buna göre, Kurula bağlı müfettişlerin denetim işine başlayabilmesi, “ilgili
dairenin teklifi ve HSYK Başkanının oluru” ile mümkün olabilecektir. Bu ön
işlemler, diğer deyişle başlangıç işlemleri, müfettişlerin ilgili daire ya
da HSYK başkanı ile görev bağlantısı olduğu anlamına gelmez. Müfettişler,
Kurul müfettişi olarak görev yapacaklarından, Kurul içindeki dairelerden
birinin “gözetiminde” görev yapmaları Anayasaya uygun düşmez.
“Gözetim”,
eşgüdüm ve koordinasyondan ya da bilgilenmeden öte bir ilişki ve bağlantıyı
belirtmektedir, hiyerarşik ya da gözetim altındakinin üstünde bir ilişkiyi
ve bağımlılığı tanımlar. Gözetimi yapan kişi ya da daire, gözetimi
altındakilerin üzerinde yönlendirme ve denetim yetkisine sahip olur.
Anayasanın 159 uncu maddesine, Kurul müfettişleri için, HSYK dışında,
Bakan, Daire Başkanı, Kurul üyesi ya da Daireye bağımlılık ya da gözetim
öngörülmemiştir.
Açıklanan
nedenlerle, 11.12.2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu Kanununun 14 üncü maddesinin (2)
numaralı fıkrasında yer alan “… Üçüncü
Daire Başkanının gözetiminde …” sözcükleri Anayasanın 159 uncu maddesine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
d) 11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 14
üncü Maddesinin (5) Numaralı Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
6087
sayılı Yasanın 14 üncü maddesinde, Teftiş Kurulunun; Teftiş Kurulu Başkanı,
iki başkan yardımcısı ile yeteri kadar Kurul başmüfettişi ve müfettişi ile
bürolardan oluşacağı; Kurul müfettişlerinin, görevlerini yerine getirirken
Teftiş Kurulu Başkanına, Teftiş Kurulu Başkanının ise HSYK’ye karşı sorumlu
olduğu belirtildikten sonra, Teftiş Kurulunun görev ve yetkileri
sıralanmıştır. Buna göre;
a)
Adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarının görevlerini kanun, tüzük,
yönetmelik ve genelgelere (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere)
uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetlemek; görevlerinden dolayı veya
görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hâl ve eylemlerinin sıfat
ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırmak ve gerektiğinde
haklarında inceleme ve soruşturma işlemlerini yapmak.
b)
Görev alanına giren konularda, uygulamada ortaya çıkan mevzuat yetersizliği
ve aksaklıklar ile ilgili hususlarda gerekli inceleme ve araştırmaları
yaparak alınması gerekli kanunî ve idarî tedbirler konusunda Kurula teklifte
bulunmak.
c)
Kanun, tüzük ve yönetmeliklerde gösterilen veya Kurul tarafından verilen
benzeri görevleri yapmak.
Kurulun
görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Ancak, “Mahkemelerin bağımsızlığı
ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yapan” Teftiş Kurulu ve Kurul
müfettişlerinin, “çalışma yöntemleri ile denetim, araştırma, inceleme ve
soruşturmaların yapılmasına ilişkin usul ve esaslar” Yasada düzenlenmemiş,
14 üncü maddenin (5) numaralı fıkrası ile bu düzenleme “yönetmeliğe”
bırakılmıştır.
Anayasanın 140 ıncı maddesinde,
hakimlerin, “mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı” esaslarına
göre görev yapacakları belirtildikten sonra, “Hâkim ve
savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve
ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici
veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması
açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri
sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve
yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk
veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri
mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla
düzenlenir” denilmiş ve anayasal güvence yasal güvence ile tamamlanmıştır.
Anayasanın
7 nci maddesindeki “Yasama yetkisi
Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir. Bu yetki
devredilemez” kuralına göre, yasa koyucunun temel ilkeleri koymadan,
çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetki vermemesi, sınırsız, belirsiz bir alanı,
yönetimin düzenlemesine bırakmaması gerekir. Yasa ile yetkilendirme Anayasanın
öngördüğü biçimde yasa ile düzenleme anlamına gelmez. Yasa koyucu,
gerektiğinde sınırlarını belirlemek koşuluyla bazı konuların düzenlenmesini
idareye bırakabilir. Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkeleri
de 7 nci maddenin bu şekilde değerlendirilmesini ve uygulamaya geçilmesini
gerektirir.
HSYK müfettişlerinin, HSYK ile
statüer ilişkileri, 6087 sayılı Yasada belirlenen kadroları, nitelikleri ve
görevleri gözetildiğinde Anayasanın 140 ıncı ve 159 uncu maddeleri
kapsamında “mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı” esaslarına göre
görev yapacakları ve “çalışma
yöntemleri ile denetim, araştırma, inceleme ve soruşturmaların yapılmasına
ilişkin usul ve esaslar”ının da yasayla düzenlenmesi gerekeceği kuşkusuzdur.
14 üncü maddenin dava konusu (5) numaralı fıkrasında ise, yasayla
düzenlenmesi gereken bu konular yönetmeliğe bırakılmaktadır. Anayasanın 7
nci maddesi gereğince yasa koyucunun temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi
çizmeden yürütmeye yetki vermemesi, sınırsız, belirsiz bir alanı, yönetimin
düzenlemesine bırakmaması gerekir.
6087 sayılı Yasanın 15
inci, 16 ncı ve 17 nci maddeleri gereğince, müfettişlerinin atama
usullerinin, Teftiş Kurulu Başkan ve başkan yardımcılarının görev ve
yetkilerinin, Kurul müfettişlerinin görev ve yetkilerinin yasayla düzenlenmiş
olması karşısında, “çalışma
yöntemleri ile denetim, araştırma, inceleme ve soruşturmaların yapılmasına
ilişkin usul ve esaslar”ının yasayla düzenlenerek güvence altına alındığı,
sınırsız ve belirsiz alanı yönetimin düzenlemesine bırakmadığı söylenemez.
Açıklanan
nedenlerle, 11.12.2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 14 üncü
maddesinin (5) numaralı fıkrası Anayasanın 2 nci, 7 nci ve 140 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
e) 11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 17
nci Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinin Birinci Tümcesinin Anayasaya Aykırılığı
6087
sayılı Yasanın 17 nci maddesinde Kurul müfettişlerinin görev ve yetkileri
belirtilmiş, (2) numaralı fıkrada da Kurul müfettişleri bu görevlerini
yerine getirirken;
a)
Yapacakları araştırma, inceleme ve soruşturmalarda, lüzum gördükleri
kimseleri yeminle dinleyebilir, gerektiğinde istinabe yoluna başvurabilir,
sübut delilleri ile gereken bilgileri kamu kurum, kurul ve kuruluşlarından
doğrudan toplayabilir.
b)
Yapacakları inceleme ve soruşturmalarda bu Kanunda verilen yetkilere ilave
olarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa göre işlem
yapabilir; kanunlarda kendilerine ve Cumhuriyet savcısına, soruşturmanın
yürütülmesiyle ilgili tanınan tüm yetkileri kullanabilir. 5271 sayılı
Kanunda gecikmesinde sakınca bulunan hâllere ilişkin olmak üzere Cumhuriyet
savcısına tanınan yetkiler bu hükmün dışındadır.
denilmiştir.
(2)
numaralı fıkranın (b) bendinin birinci tümcesinde, müfettişlere,
yapacakları inceleme ve soruşturmalarda 6087 sayılı Kanunda verilen
yetkilere ek olarak;
(i)
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa göre işlem
yapabileceği,
(ii)
Cumhuriyet savcısına, soruşturmanın yürütülmesiyle ilgili tanınan tüm
yetkileri kullanabileceği belirtilmiştir. Böylece, Anayasanın 159 uncu
maddesiyle özel niteliklere sahip olan kurul müfettişleri, Anayasada
verilmeyen bir yetkiyle, 5271 sayılı CMK’ye göre işlem yapma ve Cumhuriyet
savcısına tanınan tüm yetkileri kullanma yetkisiyle donatılmıştır.
Anayasanın
159 uncu maddesinde kurul müfettişlerine verilen, denetleme, inceleme ve
soruşturma görevleriyle, CMK’ye göre işlem yapma ve Cumhuriyet savcısına
tanınan tüm yetkileri kullanmayı karıştırmamak gerekir. 159 uncu maddede
belirtilen denetleme, inceleme ve soruşturma tamamıyla idari nitelikli
olup, özelliği gereği “mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı”
esaslarına göre kendine özgü anayasal görev olarak ortaya çıkmıştır,
yargısal nitelikte değildir. CMK’ye göre yapılan işlemler ve Cumhuriyet
savcısına tanınan yetkiler ise yargısal niteliktedir. Müfettişlerin, hakim
ve savcılar arasından atanması, onların müfettişlikleri döneminde yargısal
nitelikli görev yapıp yetki kullanmalarını gerektirmez.
Anayasa Mahkemesinin de
birçok kararında belirttiği gibi, Anayasanın 2 nci maddesinde, Cumhuriyetin
nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak
ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
hukuk güvenliğini gerçekleştiren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde Anayasanın ve yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk
ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde
yasa koyucu, yasaların yalnız Anayasaya değil, evrensel hukuk ilkelerine de
uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür. “Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu
bir devlette, hukuk güvenliğinin sağlanması hukuk devleti ilkesinin olmazsa
olmaz koşuludur.”
Anayasanın,
Başlangıç’ında belirtilen kuvvetler ayrılığı ilkesi, 2 nci maddesinde
belirtilen hukuk devleti ilkeleriyle, 9 uncu maddesinde belirtilen yargı
yetkisi; Anayasanın 36 ncı maddesinde yerini bulan ve herhangi bir sınırlamaya
tabi kılınmayan “hak arama hürriyeti”nin yaşama geçmesinin ilkelerini
vermekte ve bu bağlantı, hakimlik ve savcılık mesleğinin güvence altına
alındığı 140 ıncı maddeyle tamamlanmaktadır. 36 ncı maddedeki hak arama
özgürlüğü, “iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı” ile bütünlük
içindedir. Bu üç hak bir arada kullanılmadıkça hak arama özgürlüğünden söz
edilemez. Anayasanın 37 nci maddesindeki “kanuni hakim güvencesi” de bu
yargısal bütünlükle birlikte anlam kazanır. Nasıl savunma hakkı,
yargılamanın olmazsa olmazı ise “iddia” da yargılamanın olmazsa olmazıdır
ve Anayasa da teminat altına alınan “savcılık” mesleği ve be mesleğin
çalışma usul ve esaslarını gösteren yasal düzenlemeye bağlı olarak yerine
getirilir. İddia hakkının, bu yargısal bütünlük dışına çıkarılarak,
Cumhuriyet savcısı dışında, idari nitelikte görev yapan müfettişler
tarafından yerine getirilmesi, hukuk güvenliğini sarsar ve Anayasanın
öngördüğü yargısal bütünlüğe uygun düşmez.
Bireyin insan olarak
varlığının korunmasını amaçlayan hukuk devletinde vatandaşların hukuk
güvenliğinin sağlanması zorunludur. Devlet açık ve belirgin hukuk
kurallarını yürürlüğe koyarak bunları uyguladığı zaman hukuk güvenliği
sağlanır. Yasalarda yapılan değişikliklerin toplumsal gerçeklerle uyumlu
olması ve adaletli kurallar içermesi gerekir.
İnsan
Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6 ncı maddesi ile birlikte değerlendirilmesi
gereken Anayasanın 36 ncı maddesinde tanınan hak arama özgürlüğü, İnsan
Hakları Avrupa Mahkemesini de belirttiği gibi, sadece mahkemedeki yargılama
sürecine uygulanmaz. Bu süreçten önceki ve sonraki aşamalarda da uygulanır.
İHAS’nin 6 ncı ve Anayasanın 36 ncı maddelerinin, yargılamayı bir bütün
olarak kapsadığı kesindir.
Dava
konusu tümce, hak arama özgürlüğü ve yargı yetkisi ile bütünlük içinde olan
Cumhuriyet savcısı yetkisini ve bu yetkinin usul ve esaslarını gösteren
yasaya göre yapılacak işlemleri, Anayasaya aykırı olarak idari işlem
yetkisi kullanan müfettişlere devretmektedir.
Kovuşturma
ve soruşturmada izlenen usul, ilgili yargıç ve savcıya sağlanan savunma
hakları, diğer bir deyişle “adil yargılanma hakkı”, sonucun da adil
olmasının güvencesidir. Usul bakımından yeterli güvencelerin olmaması,
anayasal teminat altında olan savcıların yetkilerinin idareye devri, yargı
üzerinde “baskı” yaratılmasına ve keyfi uygulamalara neden olabilir. Yasa
koyucunun bu önlemi alması, yeterli güvenceyi sağlaması, yargı bağımsızlığı
önündeki tehditleri ve her türlü baskıyı artırabilir. Savcının sorumluluğu
sonucu ortaya çıkan güvence ile müfettişin sorumluluğu sonucu ortaya çıkan
güvence yargı bağımsızlığı yönünde farklılık gösteriri. İnceleme ve
soruşturma geçirenlerin ya da geçirecek olanların bu tehdit ve baskıyı
hissetmemeleri gerekir. Anayasanın 159 uncu maddesinde, inceleme ve
soruşturma işlemlerinin, HSYK Başkanının, aynı zamanda Adalet Bakanının
“oluru”na bırakılması, Kurula bağlı müfettişler tarafından yapılacak
inceleme ve soruşturmayla, diğer deyişle idari işlemle, bağımsız savcılar
tarafından yapılacak işlemlerin ayrılmasını gerektirir. Müfettiş raporları
ile Cumhuriyet savcısı kararlarının hukuksal sonuçları fark göz önüne
alınmalıdır. Müfettişlerin Kurula bağlı olması nedeniyle, iddia makamının
aynı zamanda yargıç olması gibi bir durumla karşılaşılacaktır. Aksi halde
soruşturma geçirecek yargıcın hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı
ihlal edilmiş olur.
Birleşmiş
Milletler Yargı Bağımsızlığı Hakkında Temel İlkelerde de, “Bir yargıç
hakkında disiplin cezası gerektirecek bir itham veya şikayet, uygun bir
usul çerçevesinde, süratle ve adil bir şekilde çözümlenmelidir. Yargıç adil
yargılanma hakkına sahip olmalıdır” (İlke 17) denilmiştir.
Hukuk devletinin olmazsa olmaz koşulu
olan “bağımsız yargı”, yargının olmazsa olmaz koşulu olan
“sav-savunma-karar” üçgeninden oluşur ve bu bütünlükle anlam kazanır.
Adaletli bir yargılamanın varlığı, ancak iddia ve savunmanın etkin
katılımıyla sağlanabilir. İddianın önemi ve özelliği nedeniyle bu temel
öğenin Cumhuriyet savcılığı müessesesine bağlı kılınması, hukuk devletinin
ve adil yargılanma hakkının gereğidir.
Açıklanan
nedenlerle, 11.12.2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 17 nci
maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinin birinci tümcesi Anayasanın 2 nci, 9 uncu, 36 ncı, 37 nci
ve 140 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
f) 11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 25
inci Maddesinin Anayasaya Aykırılığı
6087
sayılı Yasanın 21 – 26 ncı maddelerinde, “adli ve idari yargı hakim ve
savcılarının” HSYK’ye üye seçimleri düzenlenmiştir. Seçimlerin yönetim ve
denetimi Yüksek Seçim Kuruluna bırakılmış, yapılacak seçimlerde, 298 sayılı
Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 17 nci
maddesi (siyasi parti temsilcileri) hükmü dışında, 6087 sayılı Yasaya
aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.
6087
sayılı Yasanın 25 inci maddesinde de, Propaganda yasağı getirilmiştir. Buna
göre, “Adaylar, kesin aday listesinin ilânından oy verme süresinin bitimine
kadar propaganda yapama”yacaklardır. Maddede, adayların neler yapabileceği
de üç bent halinde sıralanmıştır. Adaylar;
a)
Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde
özgeçmişlerini bu iş için tahsis edilmiş bir internet sitesinde
yayımlayabilecekler,
b)
Kendilerini tanıtan ve mesleki konularla ilgili düşüncelerini açıklayan
mektup, elektronik posta ve kısa mesaj gönderebilecekler,
c)
Kapalı yer toplantısı yapabileceklerdir.
Hangi
alanda, hangi amaçla yapılırsa yapılsın, seçim ile demokrasi ayrılmaz bir
bütündür. Seçme ve seçilme hakkı demokratik devlet
yönetiminin “olmazsa olmaz” koşullarındandır.
Anayasanın 2 nci maddesinde, Cumhuriyetin
nitelikleri arasında “demokratik hukuk devleti” sayılırken, “seçme, seçilme
ve siyasi faaliyette bulunma” haklarını düzenleyen 67 nci maddesinin
birinci fıkrasında “vatandaşların, yasada gösterilen şartlara uygun olarak
seçme ... hakkına sahip” olduğu; ikinci fıkrasında da seçimlerin “serbest,
eşit, gizli, tek dereceli, genel oy... esaslarına göre” yapılacağı hükme
bağlanmıştır. Anayasanın,
“Siyasi Haklar ve Ödevler” Bölümünde yer alan 67 nci maddesinde, “seçme ve
seçilme” hakları düzenlenerek anayasal güvence altına alınmıştır. 67 nci
maddede, seçme ve seçilme hakkının şartları kanuna bırakılmakla birlikte,
seçilecek adayların propaganda yapması konusunda herhangi bir sınırlama
getirilmemiştir. Öte yandan, 159 uncu maddede de böyle bir yasak ve sınırlamaya
yer verilmemiştir.
Anayasanın Geçici 19 uncu maddedeki
yasak, 5982 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün
içinde yapılacak ilk seçimlerde uygulanmış ve uygulanmakla hükmünü
tamamlamıştır. Anayasa koyucu, geçici maddede ilk seçimler için getirdiği
yasak ve sınırlamayı 159 uncu maddeye taşımayarak bu alandaki iradesini de
ortaya koymuş, yasak ve sınırlama getirmemiştir.
Seçime girenleri propaganda hakkından
yoksun bırakmak ve sınırlamak demokratik anlayışla bağdaşmaz.
Açıklanan
nedenlerle, 11.12.2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 25 inci maddesi Anayasanın 2 nci, 67 nci ve 159 uncu
maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
g) 11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 29
uncu Maddesinin (5) Numaralı Fıkrasının, Birinci Tümcesinde Yer Alan “… ancak gündemin düzenlenmesinden
sonra ivedi ve süreli işlerin ortaya çıkması hâlinde …” Bölümünün
ve İkinci Tümcesinin Anayasaya Aykırılığı
6087
sayılı Yasanın 29 uncu maddesinin (4) numaralı fıkrasında, Genel Kurul
toplantı gündemi, Başkan tarafından, Başkanvekilinin de görüşü alınmak
suretiyle, işin önemine, ivedi veya süreli oluşuna göre düzenleneceği,
gündemin, toplantının yapılacağı gün ve saati, Kurulda görüşülecek işleri
ve sırasını göstereceği, tamamlanmayan gündem maddelerinin bir sonraki
gündemde öncelikle görüşüleceği belirtilmiştir.
(5)
numaralı fıkrada ise gündemde değişiklik yapılmasının; ancak gündemin
düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli işlerin ortaya çıkması hâlinde
Başkan veya üyelerden birinin talebi üzerine Genel Kurul kararı ile
olacağı, ivedi ve süreli olmayan taleplerin bu suretle ele alınamayacağı
belirtilmiştir.
Anayasanın
159 uncu maddesinde, HSYK’nin yönetimi ve temsili Kurul Başkanına
verilmekle birlikte, asıl olarak “kurul sistemi” getirilmiştir. Gündem,
Kurulun çalışması için en temel belge ve programdır. Başkana ait yönetim ve
temsili Yasayla genişletmek, Başkanın Adalet Bakanı olduğu göz önünde
bulundurulduğunda, yönetim ve temsildeki her genişleme “mahkemelerin
bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre” çalışması gereken
Kurulun, Adalet Bakanının ve buna bağlı olarak “yürütme organı”nın güdümüne
girmesi, diğer bir deyişle “mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı
esasları”nın ihlali anlamına gelecektir.
Kurul
çalışmaları, “ortak irade kullanımı”nı gerektirir. Ortak irade
kullanımında, ortak iradenin çalışma programı olan gündemin de ortak irade
ile yapılması ya da hazırlanan gündemin değiştirilmesinde ortak iradenin
sınırlandırılmaması gerekir. Kurulun gündemine hakim olması demokratik
hukuk devleti gereğidir.
Öz
olarak gündem konusunda karar verme yetkisi Başkanın değil Kurulundur.
Kurula ait karar yetkisinin, hukuka aykırı olarak Başkan tarafından kullanılması
ve Kurulun gündem değiştirme hakkının sınırlandırılması, Kurulun karar
yetkilerinin sınırlandırılması sonucunu doğurur.
Açıklanan
nedenlerle, 11.12.2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 29 uncu
maddesinin (5) numaralı fıkrasının, birinci tümcesinde yer alan “… ancak gündemin düzenlenmesinden
sonra ivedi ve süreli işlerin ortaya çıkması hâlinde …” bölümü
ve ikinci tümcesi Anayasanın 2 nci ve 159
uncu maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
h) 11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 30
uncu Maddesinin (5) Numaralı Fıkrasının, Birinci Tümcesinde Yer Alan “… ancak gündemin düzenlenmesinden
sonra ivedi ve süreli işlerin ortaya çıkması hâlinde …” Bölümünün
ve İkinci Tümcesinin Anayasaya Aykırılığı
6087
sayılı Yasanın 30 uncu maddesinde Dairelerin gündeminin daire başkanı
tarafından, işin önemine, ivedi veya süreli oluşuna göre düzenleneceği,
gündemin, toplantının yapılacağı gün ve saati, dairede görüşülecek işleri ve
sırasını göstereceği, tamamlanmayan gündem maddelerinin bir sonraki
gündemde öncelikle görüşüleceği belirtilmiştir.
(5)
numaralı fıkrada ise gündemde değişiklik yapılmasının; ancak gündemin
düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli işlerin ortaya çıkması hâlinde daire
başkanı veya üyelerden birinin talebi üzerine daire kararı ile olacağı,
ivedi ve süreli olmayan taleplerin bu suretle ele alınamayacağı
belirtilmiştir.
Yukarıda
(g) sırasında açıklanan nedenlerle, 11.12.2010 tarihli ve 6087 sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 30
uncu maddesinin (5) numaralı fıkrasının, birinci tümcesinde yer alan “… ancak gündemin düzenlenmesinden
sonra ivedi ve süreli işlerin ortaya çıkması hâlinde …” bölümü
ve ikinci tümcesi Anayasanın 2 nci ve 159
uncu maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
i) 11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 31
inci Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
6087
sayılı Yasanın 31 inci maddesinde, Genel Kurulda ve dairelerde oylamayla
ilgili usuller açıklanmış, (4) numaralı fıkrasında ise Disiplin
işlemlerinde oyların dağılması hâlinde ilgilinin en fazla aleyhinde olan
oyun çoğunluk meydana gelinceye kadar kendisine en yakın olan oya ilave
edileceği belirtilmiştir.
Oylama iradesi, kurul
halinde çalışmada, çalışmaya katılan üyelerin kurul kararına yansımasıdır.
Kurul iradesi, üyelerin bireysel iradelerini buluşmasıyla oluşur. Bu
buluşmada, çoğunluk iradesi, ya salt çoğunluk ya da nitelikli çoğunluk
olarak ortaya çıkar. (4) numaralı fıkrada, disiplin işlemlerinde ilgilinin
“en fazla aleyhinde” olan oyun çoğunluk sağlanamaması halinde, bu oyların
kendisine en yakın olan oya ilavesi suretiyle çoğunluğun sağlanması
öngörülmüştür. Bu oy transferi, ilgilinin lehine gibi gözükse de, özünde oy
kullanan üyelerin gerçek iradelerini yasayla değiştirmek anlamına gelir.
Özgür oy iradesi, oylama sonucuna aynen yansımalıdır. Bu iradeyi yasayla
değiştirmek, oy hakkının özünü ve demokratik hukuk devletini zedeler.
Gizli ya da açık, oy ilkesi, oy
kullananın seçme hakkını hiçbir etki ya da baskı altında kalmaksızın özgür
iradesiyle kullanmasını sağlamak amacını taşır. Oy kullanılırken her türlü
çevre etkisinden uzaklaşılmalıdır.
Serbest oy ilkesi, oy kullananın el
atmaya, baskıya ve etkiye kapılmadan oyunu kullanmasıdır. Oy kullanmayı
etkileyecek, özgür iradeyi saptırabilecek her tür etkileme baskı sayılır.
Oy kullanacak üyeyi dolaylı da olsa, olumlu ya da olumsuz etkiye açık
tutacak her girişimin önlenmesi gerekir.
Oylamanın serbestliği ilkesi, oy
kullanan iradenin oyunu her türlü etkiden uzak ve gizlilik içinde
kullanmasının tam olarak güvence altına alınması halinde gerçekleşebilir.
Hukuk devletinin gereği budur.
Açıklanan
nedenlerle, 11.12.2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 31 inci
maddesinin (4) numaralı fıkrası Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
j) 11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 36
ncı Maddesinin (10) Numaralı Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
36
ncı maddede, HSYK’nin seçimle gelen üyelerinin, disiplin suçu oluşturan
eylemleri sebebiyle, haklarında yürütülecek disiplin soruşturması ve
kovuşturmasının, 6087 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Genel Kurul
tarafından yapılacağı belirtilmiş, Genel Kurul tarafından yapılacak
soruşturma ve kovuşturmanın usul ve esasları gösterilmiştir. HSYK’nin,
anayasal konumu ve özelliği göz önünde bulundurulduğunda, Kurul üyelerinin
kendine özgü soruşturma ve kovuşturma usulüne tabi tutulmaları olağandır.
Bu güvence, “mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı” esaslarına
göre kurularak görev yapan Kurulun, “anayasal güvencesi”nin niteliğine
uygundur.
Ancak,
36 ncı madenini (10) numaralı fıkrasında, “Kurulun seçimle gelen üyelerinin,
Kurul üyesi olmadan önceki eylemlerinden dolayı disiplin soruşturma veya
kovuşturmaları Kurul tarafından, bulunduğu aşamadan itibaren, bu Kanundaki
usul çerçevesinde, ilgililerin özel kanunlarındaki hükümleri esas alınmak
suretiyle karara bağlanır” hükmü getirilerek, Kurulun seçimle gelen
üyelerinin, Kurul üyesi olmadan önceki eylemlerinde dolayı disiplin
soruşturma ve kovuşturmaları da 6087 sayılı Kanundaki özel yönteme tabi
tutulmuştur.
Böyle
özel bir yöntem, Kurul üyeliği adaylığından Kurul üyeliği seçimine ve Kurul
üyeliğindeki çalışma sorumluluğuna kadar tüm süreçleri, sübjektif olarak
etkileyecek öneme ve etkiye sahiptir. Demokratik hukuk devleti, böylesine
sübjektif koruma ve üstünlükleri kabul etmez. Anayasa da, Kurul üyelerinin,
üyelikten önceki eylemlerinden dolayı özel bir koruma öngörmemiştir. Kaldı
ki, yargı bağımsızlığı, yasama, yürütme organları ve toplum karşısında her
türlü bağımsızlığı içerirken, yargının kendi içindeki bağımsızlıkla
birlikte, “sübjektif” bağımsızlığı da içerir. Sübjektif bağımsızlık
olmadan, yargı bağımsızlığından söz edilemez. Kurul üyesi, kendisini
üyelikten önceki eylemleri nedeniyle soruşturan ve kovuşturan ve aklama
durumunda olan diğer Kurul üyeleriyle birlikte çalışmak için, daha adaylığı
döneminde, sübjektif bağımsızlığı ihlal edici baskılar altında kalacak, bu
da Kurul üyeliğindeki pozisyonunu etkileyecektir. Kurul üyeliğini, önceki
eylemlerin özel soruşturma ve kovuşturma yeri olarak görmek bile
ayrımcılıktır ve hukuk devleti böyle bir ayrımcılığa da izin vermez. Kurul
üyeliği ile önceki eylem arasında bağlantı, yargı bağımsızlığı ve yargıya
güven ekseninde Kurul üyesinin davranışını etkileyecek nitelikte
olmamalıdır. Kurul üyeliği makamının kötüye kullanımına yol açabilecek her
tür kural ve davranış, yargı bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esasını
tehdit eder, bağımsızlık ve teminat üzerinde baskı yaratır.
Evrensel
yargı bağımsızlığı ilkeleri de bu doğrultuda kurallar içermektedir.
Bangolar Yargısal Davranış İlkelerinin Önsözünde, “modern demokratik bir toplumda,
yargının dürüstlüğü ve ahlaki otoritesi ve yargı sistemine toplumun güveni
azami derecede önemli” görülmüştür. Önceki eylemini Kurula taşıyan üye,
önyargıdan kurtulamaz ve bu durum diğer üyeleri de etkiler. Bu durumdan
asıl etkilenecekler ise, meslekleri Kurul kararına bağlı yargıç ve savcılar
olur. Kurul üyesinin önceki eyleminde aynı konumda olan yargıç ve savcının,
aynı durumda olduğu kişinin Kurul üyesi olması halinde elde edeceği güvence
karşısında, o Kurul üyesine güveni sarsılır.
Kurulun
iç işleyişindeki bağımsızlık, bu tür önceki eylem etkisiyle zedelenmemeli,
önceki eylem Kurulun iç işleyişine, yasayla da olsa taşınmamalıdır. Kurul
üyesi, diğer Kurul üyeleri ile kişisel ilişkilerinde, makul olarak bakıldığında,
taraflılık veya iltimas görüntüsü ya da şüphesi doğuracak durumlardan
kaçınmalı, yasa kuralları da bu görüntü ya da şüpheyi taşıyacak
düzenlemeleri içermemelidir. Yasa koyucunun bu tür zedelenmeye ya da anlam
kargaşasına yol açması, kaynağını Anayasadan almayan bir yetkiyi kullanarak
hukuk devletini ihlal etmesi anlamını taşır.
Açıklanan
nedenlerle, 11.12.2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 36 ncı
maddesinin (10) numaralı fıkrası Anayasanın 2 nci ve 6 ncı maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
k) 11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 38
inci Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasının Birinci Tümcesinin Anayasaya
Aykırılığı
6087
sayılı Yasanın 38 inci maddesinde HSYK’nin seçimle gelen üyelerinin adlî
suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma usulü düzenlenmiştir. Buna göre,
soruşturma ve kovuşturma izni işlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma
açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin belirlenmesi ise gösterilen
yetkili merciler tarafından bu Kanun hükümleri uyarınca yapılacaktır.
Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, üyeler arasından, gizli
oyla, üç kişilik bir soruşturma kurulu seçilecek, Soruşturma kuruluna, en
yüksek oyu alan, oyların eşitliği hâlinde ise yaşça büyük olan başkanlık edecektir.
38
inci maddenin (4) numaralı fıkrasının birinci tümcesinde ise, Soruşturma
kurulunun, 5271 sayılı Kanuna göre işlem yapacağı ve kanunların Cumhuriyet
savcısına tanıdığı bütün yetkileri kullanacağı belirtilmiştir.
Yukarıda
(e) bölümünde, 17 nci maddenin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinin birinci
tümcesinin Anayasaya aykırılığı bölümünde açıklanan nedenlerle, 11.12.2010
tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 38 inci maddesinin (4) numaralı fıkrasının birinci tümcesi
Anayasanın 2 nci, 9 uncu, 36
ncı, 37 nci ve 140 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
l) 11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 38
inci Maddesinin (10) Numaralı Fıkrasın Anayasaya Aykırılığı
6087
sayılı Yasanın 38 inci maddesinde HSYK üyelerinin seçimle gelen üyelerinin
adlî suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma usulü düzenlenmiş, (10)
numaralı fıkrada da, Kurulun seçimle gelen üyelerinin, Kurul üyesi olmadan
önceki suç teşkil eden eylemlerinden dolayı soruşturma yapılması ve
kovuşturma izni verilmesi işlemlerinin, bulunduğu aşamadan itibaren Genel
Kurul tarafından bu Kanun hükümlerine göre yürütüleceği belirtilmiştir.
Yukarıda,
(j) bölümünde, 36 ncı maddenin (10) numaralı fıkrasının Anayasaya
aykırılığında açıklanan nedenlerle, 11.12.2010 tarihli ve 6087 sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 38
inci maddesinin (10) numaralı fıkrası Anayasanın 2 nci ve 6 ncı maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
m) 11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun Geçici
2 nci Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
Geçici
2 nci maddenin (2) numaralı fıkrasında, “7/5/2010 tarihli ve 5982 sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunla değiştirilen Anayasanın 159 uncu maddesi uyarınca
oluşturulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun seçimle gelen
üyelerinden, 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamında
bulunanların, emeklilik hak ve yükümlülükleri; 2802 sayılı Kanunun geçici
16 ncı maddesi kapsamına giren Yargıtay daire başkanı esas alınarak tespit
olunur” denilmiştir.
HSYK’nin seçimle gelen üyelerinin
görev süresi dört yıldır. Doğal üye olan Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı
Müsteşarı dışındaki bu üyelik “süreli” görevdir. Süresi biten üyelerin
yeniden seçilme hakkına sahip olması bu durumu değiştirmez. Bu üyelerden,
5510 sayılı Yasanın geçici 4 üncü maddesi kapsamında, diğer anlatımla, 5434
sayılı Yasaya göre Emekli Sandığı kapsamında iştirakçi olanlar için, bu
süreli göreve rağmen, özel bir emeklilik hak ve yükümlülüğü getirilmiş,
emekliliğin “Yargıtay Daire Başkanı” esas alınarak tespit olunması
öngörülmüştür.
Kurul
üyeliğine;
a)
Yüksek mahkeme üyeliğinden seçilenlerden Kurul üyeliği sona erenler,
herhangi bir işleme gerek olmaksızın ve boş kadro şartı aranmaksızın,
geldikleri yüksek mahkeme üyeliği görevine geri dönecekler, boşalan ilk üye
kadrosu kendilerine tahsis olunacaktır.
b)
Adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılığından seçilenlerden;
1)
Sürenin tamamlanmasından önce Kurul üyeliği sona erenler Genel Kurul,
2)
Sürenin tamamlanması nedeniyle Kurul üyeliği sona erenler, kendilerinden
sonra oluşacak Genel Kurul,
tarafından,
müktesepleri dikkate alınarak, tercih ettikleri üç ayrı yerden birinde
uygun görülecek bir göreve atanacaklardır.
c)
Diğer kamu görevlerinden seçilenlerden, Kurul üyeliği sona erenler,
başvuruları üzerine, yetkili kurumları tarafından önceki görevlerine veya
kazanılmış hak aylık derecelerindeki başka bir göreve atanacaklardır.
Kurul üyeliğinin, 6087 sayılı Yasanın
28 inci maddesine göre, çeşitli nedenlerle dört yıllık süreden önce sona
ermesi de mümkündür.
Yasanın
34 üncü maddesine göre, Kurulun seçimle gelen üyeleri; görevleri süresince,
Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatta öngörülen tüm malî ve sosyal
haklardan yararlanacaklardır. Kurulun seçimle gelen üyelerinin, sosyal
güvenlik bakımından 31.05.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi kapsamındaki hak ve yükümlülükleri de, Yargıtay daire başkanı esas
alınarak tespit edilecektir. Bu üyeler, bu Kanunda belirtilenler dışında
kalan özlük işleri ve hakları bakımından Kurul üyeliği görevi süresince,
Yargıtay daire başkanı hakkındaki hükümlere tâbi olacaklardır.
Kurul
üyeliği süresince, Yargıtay daire başkanı hakkındaki hükümlere tabi tutulan
üyelerin, üyeliklerinin sona ermesine rağmen emekliliklerinde Yargıtay
daire başkanının esas alınması kendilerine özel ve ayrıcalıklı bir
emeklilik hakkı tanınmasıdır.
Söz
konusu üyelerin hukuksal durumları, sadece Kurul üyeliği süresince ve
geçici olarak değişmekte, üyeliğin sona ermesinden sonra da eski hukuksal
durumlarına uygun kadrolara atanmaktadırlar. Diğer deyişle, Kurul üyeliği,
tüm görev süresini kapsayan bir statü değildir.
Anayasanın
2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun,
insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda
adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı
durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı
sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun da uyması
gereken Anayasa ve temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan
devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasa koyucu, yalnız yasaların
Anayasaya değil, Anayasanın da evrensel hukuk ilkelerine uygun olmasını
sağlamakla yükümlüdür.
Hukukun
temel ilkeleri arasında yer alan eşitlik ilkesine Anayasanın 10 uncu
maddesinde yer verilmiştir. Buna göre, herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet
siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiç bir kişiye, aileye, zümreye veya
sınıfa imtiyaz tanınamaz devlet organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar. “Yasa önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı olanlar
için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında
aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık
tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi
yasaklanmıştır.
Eşitlik
temeline dayanan adil bir hukuk düzeni kurma hukuk devletinin en önemli
işlevlerinden biri olduğundan hukuksal eşitlik sağlanmadan hukuk devleti
ilkesinin gerçekleşemeyeceği açıktır.
Bu
durumda, HSYK üyelerine, üyeliklerinin sona erip, Yasada belirtilen şekilde
eski görevlerine dönüp emekli olduktan sonra bağlanacak emekli
aylıklarında, Yargıtay daire başkanı esas alınması, imtiyazlı durumdan
yararlanmaları sonucunu doğuracaktır.
Açıklanan
nedenlerle, 11.12.2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun geçici 2 nci
maddesinin (2) numaralı fıkrası Anayasanın 2 nci ve 10 uncu maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
n) 11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun Geçici
3 üncü Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
Geçici
3 üncü maddenin (1) numaralı fıkrasında, mülga 2461 sayılı Kanun ile
kurulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, haklarında meslekten çıkarma
cezası verilen hâkim ve savcıların, bu cezanın kaldırılması için idarî dava
açmadan önce, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış gün
içinde HSYK’ye başvurmaları gerekeceği belirtilmiştir.
Maddenin
devam eden fıkralarında ise cezanın kaldırılması için Genel Kurula yapılan
başvurular üzerine yapılacak iş ve işlemler sıralanmıştır. Buna göre, Genel
Kurul, usulüne uygun yapılan başvurular üzerine, dosya üzerinden yapacağı
inceleme sonunda, talep halinde, başvuranın bizzat veya vekili aracılığıyla
yazılı ya da sözlü savunmasını da almak suretiyle, başvurunun kabulüne veya
reddine karar verecektir.
Başvurunun
kabulü halinde;
a)
Önceki kararın kaldırılmasına,
b)
Hâkimlik ve savcılık mesleğine kabulde aranan niteliklerin kaybedilmemiş
olması şartıyla ilgilinin hâkimlik ve savcılık mesleğine tekrar atanmasına,
c)
Önceden verilmiş olan meslekten çıkarma cezasına konu eylem sebebiyle başka
bir disiplin cezası verilmesine gerek gördüğünde eyleme uyan disiplin
cezasına,
karar
verilecektir.
(4)
numaralı fıkraya göre, ikinci ve üçüncü fıkralar uyarınca verilen kararlara
karşı, Başkan veya ilgili, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel
Kuruldan yeniden inceleme talebinde bulunabilecektir. Yeniden inceleme
talebi üzerine verilen kararlar kesindir. (5) numaralı fıkrada, ikinci
fıkra uyarınca verilen başvurunun reddine ilişkin kesinleşen kararların
iptali talebiyle ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya başvurulabileceği,
bu davanın, acele işlerden sayılacağı, üçüncü fıkra uyarınca verilen
kararların yargı denetimi dışında olduğu belirtilmiştir.
Mülga
2461 sayılı Kanun ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca,
verilen meslekten çıkarma cezasının dayanağı, Anayasanın 159 uncu
maddesinin 5982 sayılı Yasa ile değiştirilmeden önceki şeklidir. Bu maddeye
göre, HSYK kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamayacaktır. Bu
hüküm, HSYK kararlarının kesinliğinin Anayasa ile tespitidir. Diğer bir
anlatımla, 159 uncu maddenin değişmeden önceki şekline göre HSYK kararları
kesindir. Anayasanın bu hükmü yasama organını da bağlar ve ancak
Anayasa değişikliğiyle bu bağlayıcılık ortadan kalkabilir.
159 uncu maddede 5982 sayılı Yasayla
yapılan değişiklik sonrası, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin
olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz”
denilmek suretiyle, “meslekten çıkarma cezasına” ilişkin değişiklik
yapılmıştır. Bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara
uygulanması hukuk devletinin gereğidir. Anayasada, bu değişikliğin, önceki
Anayasa maddesi kapsamında kalanlara uygulanacağına dair özel bir hüküm de
bulunmamaktadır.
Anayasa hükmü yasa ile
değiştirilemez, kaldırılamaz. 6087 sayılı Yasanın Geçici 3 üncü maddeyle
getirilen kural, Yasayla, önceki Anayasa maddesi kapsamındakileri yeni
hükmün kapsamına almaktadır. Bu, yasayla Anayasa değiştirme anlamındadır.
Anayasanın
2 nci maddesinde hukuk devleti tanımlanmış, 6 ncı maddesinde de, hiçbir
kimse veya organın kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisini
kullanamayacağı öngörülmüştür ve “yasama yetkisi” de bu maddede belirtilen
yetkidir. Yasama yetkisini kullanan TBMM de kaynağını Anayasadan almayan
Devlet yetkisi kullanamaz. Anayasa hükümleri, diğer organ, kurum kuruluş ve
kişiler gibi yasama organını da bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Açıklanan
nedenlerle, 11.12.2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun geçici 3 üncü
maddesinin (1) numaralı fıkrası Anayasanın 2 nci ve 6 ncı maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
o) 11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 48
inci Maddesinin Anayasaya Aykırılığı
“Yürütme” başlıklı 48 inci maddede,
“Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür” denilerek, anayasal bir
müessese olan HSYK’nin Yasasının yürütmesi, yürütme organı içindeki bir
Kurul olan Bakanlar Kurulu’na bırakılmıştır. Anayasa gereğince,
“mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı” esaslarına göre kurularak
görev yapan HSYK, yürütme organı” içinde bir kurul değildir. Kuruluşu,
Üyeleri, görev ve yetkileri Anayasa ile belirlenmiş anayasal bir kurumdur.
Anayasanın
159 uncu maddesinde, Adalet Bakanı ve Bakanlığıyla ilgili özel düzenlemeler
bulunmakla birlikte, bu istisnai durumlar, HSYK’nin anayasal niteliğini,
“mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı” esaslarına göre kurularak
görev yapma özelliğini değiştirmez.
Anayasanın
Başlangıç’ında ve maddelerinde, “kuvvetler ayrılığı” ilkesi benimsenmiş, 6
ncı maddesinde, Türk Milletinin egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara
göre, yetkili organlar eliyle kullanacağı, hiçbir kimse veya organın
kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı
belirtilmiştir. Anayasanın 8 inci maddesinde tanımlanan yürütme yetkisi ve
görevi, Anayasa ve Kanunlara uygun olarak kullanılacaktır. Yargı yetkisi
ise 9 uncu maddeye göre, Türk Milleti adına “bağımsız mahkemelerce”
kullanılacaktır. Bağımsız mahkemeler, Anayasanın yargı bölümünde
“mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı” esası şeklinde açılmış ve böylece
Anayasanın Başlangıç’ından 2 nci maddesine, 6 ncı ve 9 uncu maddelerinden
138 – 159 uncu maddelerine uzanan kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı
temel ilkesi ortaya çıkmıştır.
HSYK’de
bu ilke kapsamına ve buna bağlı olarak anayasal güvenceye alınmıştır.
Anayasa da HSYK’ye bu özgün nitelik verilirken, yürütme organının ve
Bakanlar Kurulunun görev ve yetkileri de gösterilmiştir. Bakanlar Kurulunun
görev ve yetkileri Anayasa ve bun uygun yasalarla sınırlıdır. Anayasada
Bakanlar Kuruluna, HSYK Kanununu yürütmek, daha yerinde anlatımla, HSYK’nin
kuruluş, görev ve yetkileriyle, işleyişiyle ilgili görev ve yetki üstlenmek
yetkisi verilmemiştir. Yasaların yürütülmesi, uygulama, yönetim ve
sorumluluktur. Nasıl, TBMM Genel Sekreterliği Teşkilat Kanununu Bakanlar
Kurulu yürütemezse HSYK Kanunun da Bakanlar Kurulu yürütemez. Görevlerini
yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken bağımsız olan, hiçbir organ,
makam, merci veya kişi tarafında emir ve talimat verilemeyen Kurulun
Kanununun Bakanlar Kurulu tarafından yürütülmesi hukuk devletiyle
bağdaşmaz.
Yürütme içindeki Bakanlar Kurulu,
görev ve yetkisini Türk Ulusu adına kullanmamakta, Anayasaya ve kanunlara
uygun olarak kullanıp yerine getirmektedir. Bakanlar Kurulunun görev, yetki
ve sorumluluk çerçevesi de Anayasa ve kanunlarla çizilmiştir. Bu çerçeve
içinde, bağımsız yargı organına ilişkin olan alan ve yetki de yine
Anayasada gösterilmiştir. Tıpkı yargı organları gibi HSYK’de, yürütme
organı içinde “idare” değildir. Ulus adına yetki kullanamayan bir organın,
mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kurularak
görev ve yetki üstlenen HSYK’nin Kanununu yürütmesi bağımsızlık ilkesini
zedeler.
Açıklanan
nedenlerle, 11.12.2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 48 inci maddesi Anayasanın Başlangıç’ı ile 2 nci, 6 ncı
ve 159 uncu maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
III. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
Hukuk devletine aykırı olan, temel
hak ve özgürlükleri ölçüsüzce sınırlandıran ve Anayasaya açıkça aykırı olan
bir düzenlemenin, uygulanması halinde, sonradan giderilmesi olanaksız
zararlara yol açacağı çok açıktır.
Öte yandan, anayasal düzenin en kısa
sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın da
gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde
sübjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü
ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı
bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından,
bu ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız
durum ve zararlara yol açacağında duraksama bulunmamaktadır.
HSYK Kanununun, Anayasanın
hükümlerine açıkça aykırılık taşıyan yukarıdaki kurallarının uygulamaya
geçmesi durumunda, evrensel hukuk ilkeleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve
hakimlik teminatı ilkeleri nedenleriyle telafisi imkansız zararlar
doğacaktır.
Bu zarar ve durumların doğmasını
önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan iptali istenen bölümlerin,
iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de durdurulması istenerek
Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
IV. SONUÇ VE İSTEM
11.12.2010 Tarihli ve 6087 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun;
a) 2
nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) ve (l) bentlerinde yer alan “…
geçici yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum veya
kuruluşta görev yapan …” sözcüklerinin, Anayasanın 2 nci ve 159 uncu maddelerine,
b) 3 üncü maddesinin (4)
numaralı fıkrasının, “Müsteşar
bulunmadığı zaman kendisine vekâlet etmekte olan, Kurul toplantılarına
katılır” şeklindeki ikinci tümcesinin, Anayasanın 6 ncı ve 159
uncu maddelerine,
c) 14 üncü maddesinin (2)
numaralı fıkrasının “… Üçüncü Daire Başkanının gözetiminde …” bölümünün,
Anayasanın 159 uncu maddesine,
d) 14 üncü maddesinin (5)
numaralı fıkrasının, Anayasanın 2 nci, 7 nci ve 140 ıncı maddelerine,
e) 17 nci maddesinin (2)
numaralı fıkrasının (b) bendinin birinci tümcesinin, Anayasanın 2 nci, 9
uncu, 36 ncı, 37 nci ve 140 ıncı maddelerine,
f) 25 inci maddesinin,
Anayasanın 2 nci, 67 nci ve 159 uncu maddelerine,
g) 29 uncu maddesinin (5) numaralı fıkrasının birinci
tümcesinin, “… ancak gündemin düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli
işlerin ortaya çıkması hâlinde …” bölümü ile ikinci tümcesinin, Anayasanın
2 nci ve 159 uncu maddelerine,
h) 30 uncu maddesinin (5) numaralı fıkrasının birinci
tümcesinin, “… ancak gündemin düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli
işlerin ortaya çıkması hâlinde …” bölümü ile ikinci tümcesinin, Anayasanın
2 nci ve 159 uncu maddelerine,
i)
31 inci maddesinin (4) numaralı fıkrasının, Anayasanın 2 nci maddesine,
j)
36 ncı maddesinin (10) numaralı fıkrasının, Anayasanın 2 nci ve 6 ncı
maddelerine,
k)
38 inci maddesinin (4) numaralı fıkrasının birinci tümcesinin, Anayasanın 2
nci, 9 uncu, 36 ncı, 37 nci ve 140 ıncı maddelerine,
l)
38 inci maddesinin (10) numaralı fıkrasının, Anayasanın 2 nci ve 6 ncı
maddelerine,
m)
Geçici 2 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının, Anayasanın 2 nci ve 10
uncu maddelerine,
n)
Geçici 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının, Anayasanın 2 nci ve 6 ncı
maddelerine,
o)
48 inci maddesinin, Anayasanın Başlangıç’ı ile 2 nci, 6 ncı ve 159 uncu
maddelerine,
aykırı olduklarından iptallerine,
Anayasaya açıkça aykırı olmaları ve uygulanmaları halinde giderilmesi güç
ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davası
sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine
ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
11.12.2010 günlü, 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu Kanunu’nun;
1- Dava konusu kuralları da içeren 2. maddesi şöyledir:
“Tanımlar
MADDE 2- (1) Bu
Kanunun uygulanmasında;
a)
Bakan: Adalet Bakanını,
b)
Bakanlık: Adalet Bakanlığını,
c)
Başkan: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanını,
ç)
Başkanvekili: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanvekilini,
d)
Daire: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun birinci, ikinci ve üçüncü dairelerinden
her birini,
e)
Daire başkanı: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun birinci, ikinci ve
üçüncü daire başkanlarından her birini,
f)
Genel Kurul: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunu,
g)
Genel Sekreter: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Sekreterini,
ğ)
Genel Sekreterlik: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Sekreterliğini,
h)
Hâkim: 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda
tanımlanan hâkim ile geçici yetki
veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta görev
yapan hâkimi,
ı)
Kurul: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu,
i)
Kurul müfettişi: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu
Başkanlığında görev yapan Başkan, başkan yardımcıları, başmüfettiş ve
müfettişleri,
j)
Kurulun seçimle gelen üyesi: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun, Adalet
Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı dışındaki asıl üyelerinden her birini,
k)
Kurul üyesi: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun asıl üyelerinden her
birini,
l)
Savcı: 2802 sayılı Kanunda tanımlanan savcı ile geçici yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum
veya kuruluşta görev yapan savcıyı,
m)
Teftiş Kurulu: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulunu,
n)
Teftiş Kurulu Başkanı: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu
Başkanını,
o)
Tetkik hâkimi: Kurulda görev yapan hâkim ve savcıları,
ifade
eder.”
2- Dava konusu kuralı da içeren 3. maddesi şöyledir:
“Kuruluş ve Kurulun bağımsızlığı
MADDE 3- (1)
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yirmiiki asıl ve oniki yedek üyeden
oluşur.
(2)
Kurul üç daire hâlinde çalışır.
(3)
Kurulun Başkanı, Bakandır.
(4)
Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir. Müsteşar bulunmadığı zaman kendisine vekâlet etmekte olan, Kurul
toplantılarına katılır.
(5)
Kurul; Bakan, Adalet Bakanlığı Müsteşarı, Cumhurbaşkanınca seçilecek dört
asıl, Yargıtaydan seçilecek üç asıl ve üç yedek, Danıştaydan seçilecek iki
asıl ve iki yedek, Türkiye Adalet Akademisinden seçilecek bir asıl ve bir
yedek, birinci sınıf olan adlî yargı hâkim ve savcıları arasından seçilecek
yedi asıl ve dört yedek ile birinci sınıf olan idarî yargı hâkim ve
savcıları arasından seçilecek üç asıl ve iki yedek üyeden oluşur.
(6)
Kurul, görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken
bağımsızdır. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Kurula emir ve talimat
veremez.
(7)
Kurul, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatı
esaslarını gözeterek adalet, tarafsızlık, doğruluk ve dürüstlük,
tutarlılık, eşitlik, ehliyet ve liyakat ilkeleri çerçevesinde görev yapar.”
3- Dava konusu kuralları da içeren 14. maddesi şöyledir:
“Teftiş Kurulunun oluşumu ve görevleri
MADDE 14- (1)
Teftiş Kurulu; Teftiş Kurulu Başkanı, iki başkan yardımcısı ile yeteri
kadar Kurul başmüfettişi ve müfettişi ile bürolardan oluşur.
(2)
Teftiş Kurulu, Üçüncü Daire
Başkanının gözetiminde Kurul adına görev yapar.
(3)
Kurul müfettişleri, görevlerini yerine getirirken Teftiş Kurulu Başkanına;
Teftiş Kurulu Başkanı ise Kurula karşı sorumludur.
(4)
Teftiş Kurulunun görev ve yetkileri şunlardır:
a) Adlî
ve idarî yargı hâkim ve savcılarının görevlerini kanun, tüzük, yönetmelik
ve genelgelere (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak
yapıp yapmadıklarını denetlemek; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında
suç işleyip işlemediklerini, hâl ve eylemlerinin sıfat ve görevleri
icaplarına uyup uymadığını araştırmak ve gerektiğinde haklarında inceleme
ve soruşturma işlemlerini yapmak.
b)
Görev alanına giren konularda, uygulamada ortaya çıkan mevzuat yetersizliği
ve aksaklıklar ile ilgili hususlarda gerekli inceleme ve araştırmaları
yaparak alınması gerekli kanunî ve idarî tedbirler konusunda Kurula teklifte
bulunmak.
c)
Kanun, tüzük ve yönetmeliklerde gösterilen veya Kurul tarafından verilen
benzeri görevleri yapmak.
(5) Mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik
teminatı esaslarına göre görev yapan Teftiş Kurulu ve Kurul müfettişlerinin
çalışma yöntemleri ile denetim, araştırma, inceleme ve soruşturmaların
yapılmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.”
4- Dava konusu kuralı da içeren 17. maddesi şöyledir:
“Kurul müfettişlerinin görev ve yetkileri
MADDE 17- (1)
Kurul müfettişlerinin görev ve yetkileri şunlardır:
a)
Hâkim ve savcıların görevlerini kanun, tüzük, yönetmelik ve genelgelere (hâkimler
için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını
denetlemek.
b)
Hâkim ve savcıların görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç
işleyip işlemediklerini, hâl ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına
uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma
yapmak.
(2)
Kurul müfettişleri bu görevlerini yerine getirirken;
a)
Yapacakları araştırma, inceleme ve soruşturmalarda, lüzum gördükleri
kimseleri yeminle dinleyebilir, gerektiğinde istinabe yoluna başvurabilir,
sübut delilleri ile gereken bilgileri kamu kurum, kurul ve kuruluşlarından
doğrudan toplayabilir.
b) Yapacakları inceleme ve soruşturmalarda
bu Kanunda verilen yetkilere ilave olarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanununa göre işlem yapabilir; kanunlarda kendilerine ve
Cumhuriyet savcısına, soruşturmanın yürütülmesiyle ilgili tanınan tüm
yetkileri kullanabilir. 5271 sayılı Kanunda gecikmesinde sakınca
bulunan hâllere ilişkin olmak üzere Cumhuriyet savcısına tanınan yetkiler
bu hükmün dışındadır.
(3)
Kurul müfettişlerince yapılacak denetim, araştırma, inceleme ve
soruşturmalarda ilgili kuruluş ve kişiler istenecek her türlü bilgi ve
belgeyi vermekle yükümlüdürler.
(4)
Kurul müfettişleri, denetimlerde, yargı yetkisine ve yargısal takdire giren
konulara karışamazlar, tavsiye ve telkinde bulunamazlar.”
5- Dava konusu kural olan 25. maddesi şöyledir:
“Propaganda yasağı
MADDE 25- (1) Adaylar, kesin aday listesinin
ilânından oy verme süresinin bitimine kadar propaganda yapamazlar. Ancak;
a) Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenen
usul ve esaslar çerçevesinde özgeçmişlerini bu iş için tahsis edilmiş bir
internet sitesinde yayımlayabilirler.
b) Kendilerini tanıtan ve mesleki konularla
ilgili düşüncelerini açıklayan mektup, elektronik posta ve kısa mesaj
gönderebilirler.
c) Kapalı yer toplantısı yapabilirler.”
6- Dava konusu kuralları da içeren 29. maddesi şöyledir:
“Genel Kurul toplantı ve karar yeter
sayısı
MADDE 29- (1)
Genel Kurul, her yılın ocak ayının onuncu işgünü kendiliğinden toplanarak,
yıllık olağan toplantı günlerini tespit eder.
(2)
Başkan, gereken hâllerde Genel Kurulu olağanüstü toplantıya çağırabilir.
Üye tam sayısının salt çoğunluğunun, görüşülecek konuyu da belirten yazılı
talebi üzerine Başkan, Genel Kurulu olağanüstü toplantıya çağırır.
(3)
Genel Kurul, en az onbeş üyeyle toplanır ve üye tamsayısının salt
çoğunluğuyla karar alır.
(4)
Genel Kurul toplantı gündemi, Başkan tarafından, Başkanvekilinin de görüşü
alınmak suretiyle, işin önemine, ivedi veya süreli oluşuna göre düzenlenir.
Gündem, toplantının yapılacağı gün ve saati, Kurulda görüşülecek işleri ve
sırasını gösterir. Tamamlanmayan gündem maddeleri bir sonraki gündemde
öncelikle görüşülür.
(5)
Gündemde değişiklik yapılması; ancak
gündemin düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli işlerin ortaya çıkması
hâlinde Başkan veya üyelerden birinin talebi üzerine Genel Kurul kararı
ile olur. İvedi ve süreli olmayan
talepler bu suretle ele alınamaz. Gündemdeki işlerden birinin
sırasından önce ya da sonra görüşülmesi, ertelenmesi veya gündemden
çıkarılması aynı usule tâbidir.”
7- Dava konusu kuralları da içeren 30. maddesi şöyledir:
“Dairelerin toplantı ve karar yeter
sayısı
MADDE 30- (1)
Daireler, daire başkanının çağrısı üzerine her yılın ocak ayında toplanarak
yıllık olağan toplantı günlerini tespit eder.
(2)
Daire başkanı, gereken hâllerde daireyi olağanüstü toplantıya çağırabilir.
Üye tam sayısının salt çoğunluğunun, görüşülecek konuyu da belirten yazılı
talebi üzerine daire başkanı, daireyi olağanüstü toplantıya çağırır.
(3)
Daireler, en az beş üyeyle toplanır ve üye tamsayısının salt çoğunluğuyla
karar alır.
(4)
Dairelerin toplantı gündemi, daire başkanı tarafından işin önemine, ivedi
veya süreli oluşuna göre düzenlenir. Gündem, toplantının yapılacağı gün ve
saati, görüşülecek işleri ve sırasını gösterir. Tamamlanmayan gündem
maddeleri bir sonraki gündemde öncelikle görüşülür.
(5)
Gündemde değişiklik yapılması; ancak
gündemin düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli işlerin ortaya çıkması
hâlinde daire başkanı veya üyelerden birinin talebi üzerine daire
kararı ile olur. İvedi ve süreli
olmayan talepler bu suretle ele alınamaz. Gündemdeki işlerden birinin
sırasından önce ya da sonra görüşülmesi, ertelenmesi veya gündemden
çıkarılması aynı usule tâbidir.”
8- Dava konusu kuralı
da içeren 31. maddesi şöyledir:
“Oylama
MADDE 31- (1)
Genel Kurulda ve dairelerde görüşmeler tamamlandıktan sonra oylamaya
geçilir. Aksine hüküm bulunmayan veya karar alınmayan durumlarda oylama
açık yapılır.
(2)
Genel Kurulun seçim işlerinde oylama gizli yapılır.
(3)
Önce usule ilişkin hususlar oylanır. Usul konusunda azınlıkta kalanlar esas
hakkında oylamaya katılmak zorundadır. Kurul veya daire başkanı yaş
itibarıyla en genç üyeden başlayarak oyları toplar ve en sonunda kendi
oyunu kullanır. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz.
(4) Disiplin işlemlerinde oyların dağılması
hâlinde ilgilinin en fazla aleyhinde olan oy çoğunluk meydana gelinceye
kadar kendisine en yakın olan oya ilave edilir.
(5) Oylamanın
sonucu oturum başkanı tarafından tespit edilir ve açıklanır.”
9- Dava konusu kuralı
da içeren 36. maddesi şöyledir:
“Üyelerin disiplin soruşturma ve
kovuşturması işlemleri
MADDE 36- (1)
Kurulun seçimle gelen üyelerinin, disiplin suçu oluşturan eylemleri
sebebiyle, haklarında yürütülecek disiplin soruşturması ve kovuşturması, bu
Kanun hükümleri uyarınca Genel Kurul tarafından yapılır.
(2)
Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerde,
Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından birine ön
inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini yaptıktan
sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir.
(3)
Başkan, ihbar veya şikâyeti doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra
Genel Kurula sunar. Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer
olmadığına ya da soruşturma açılmasına karar verilir. Soruşturma açılmasına
karar verilmesi hâlinde, üyeler arasından, gizli oyla, üç kişilik bir
soruşturma kurulu seçilir. Soruşturma kuruluna, en yüksek oyu alan, oyların
eşitliği hâlinde ise yaşça büyük olan başkanlık eder.
(4)
Soruşturma kurulu, konu ile ilgili bilgileri toplar ve sübut delillerini
tespit eder, lüzum gördüğü kimseleri yeminle dinler, ilgiliye isnat olunan
hâl ve hareketi bildirerek savunmasını alır. İlgili savunmasının istendiği
andan itibaren, bizzat veya vekili aracılığıyla soruşturma evrakını
incelemeye yetkilidir.
(5)
Soruşturma kurulu, yaptığı soruşturmayı, elde ettiği bilgi ve delilleri
gösteren ve bunlara göre disiplin cezası verilmesine yer olup olmadığı
hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor ve eklerini
Genel Kurula verir.
(6)
Soruşturma sonucu ilgiliye yazılı olarak bildirilir ve yedi günden az
olmamak üzere tayin edilen süre içinde Genel Kurul huzurunda kovuşturma
aşamasına ilişkin olarak, bizzat veya vekili aracılığıyla sözlü ya da
yazılı savunmasını vermeye davet edilir.
(7)
Genel Kurul, disiplin kovuşturması kapsamında, hazırlanmış olan disiplin
soruşturması dosyası ve raporunu inceler, ilgili yazılı savunma vermişse bu
savunmayı okur, sözlü savunma yapmak istemişse sözlü savunmasını dinler;
tüm evrak kapsamını gözönüne alarak;
a)
Gerekirse soruşturmanın genişletilmesine veya derinleştirilmesine,
b)
İsnat olunan hâl ve hareketi sabit görmezse dosyanın işlemden
kaldırılmasına,
c)
İsnat olunan hâl ve hareketi sabit görürse eyleme uyan disiplin cezasına,
karar
verir.
(8)
Ceza yönünden soruşturma veya kovuşturma başlatılmış olması, ayrıca
disiplin soruşturması yapılmasına ve disiplin cezası verilmesine engel
olmaz.
(9)
Disiplin soruşturmasını gerektiren eylemlerin işlenmesinden itibaren üç yıl
geçmişse disiplin soruşturması açılamaz. Disiplin cezasını gerektiren
eylemin işlendiği tarihten itibaren beş yıl geçmişse disiplin cezası
verilemez. Disiplin cezasını gerektiren eylem, aynı zamanda bir suç teşkil
eder ve bu suç için kanunda daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüş olur
ve ceza soruşturması veya kovuşturması da açılır ise, bu fıkrada belirtilen
süre yerine bu süreler uygulanır. Genel Kurulca kovuşturma sonucunun
beklenmesine karar verilenler hakkında ise, mahkeme kararının
kesinleşmesinden itibaren iki yıl geçmekle ceza verme yetkisi zamanaşımına
uğrar.
(10) Kurulun seçimle gelen üyelerinin, Kurul
üyesi olmadan önceki eylemlerinden dolayı disiplin soruşturma veya
kovuşturmaları Kurul tarafından, bulunduğu aşamadan itibaren, bu Kanundaki
usul çerçevesinde, ilgililerin özel kanunlarındaki hükümleri esas alınmak
suretiyle karara bağlanır.”
10- Dava konusu kuralları
da içeren 38. maddesi şöyledir:
“Üyelerin adlî suçlarıyla ilgili
soruşturma ve kovuşturma usulü
MADDE 38- (1)
Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyle ilgili suçları ile kişisel
suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni işlemleri Genel Kurul
tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin
belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanun hükümleri
uyarınca yapılır.
(2)
Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerde
Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından birine ön
inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini yaptıktan
sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir.
(3)
Başkan suç ihbar veya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra
Genel Kurula sunar. Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer
olmadığına ya da soruşturma açılmasına karar verilir. Soruşturma açılmasına
karar verilmesi hâlinde, üyeler arasından, gizli oyla, üç kişilik bir
soruşturma kurulu seçilir. Soruşturma kuruluna, en yüksek oyu alan, oyların
eşitliği hâlinde ise yaşça büyük olan başkanlık eder.
(4) Soruşturma kurulu, 5271 sayılı Kanuna
göre işlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün
yetkileri kullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken
hususlarda ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre
belirlenmiş bulunan kovuşturma mercilerine başvurur.
(5)
Soruşturma kurulu, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına
yer olup olmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak,
rapor ve eklerini Genel Kurula verir.
(6)
Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsa eksiklikleri tamamlattıktan
sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden
kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturma yapılmasına izin verir.
(7)
Kovuşturma yapılmasına ilişkin verilen iznin kesinleşmesi üzerine dosya;
a)
Görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesine,
b)
Kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kuruluna,
kamu
davası açılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.
(8)
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini düzenleyerek evrakı,
Yargıtayın görevli ceza dairesine verir. Yargıtayın görevli ceza dairesi
tarafından iddianamenin bir örneği 5271 sayılı Kanun hükümleri gereğince,
ilgiliye tebliğ olunur. Bu tebliğ üzerine ilgili, on gün içinde delil
toplanmasını ister veya kabul edilebilir istekte bulunursa bu husus göz
önünde tutulur ve gerekirse soruşturma daire tarafından derinleştirilir.
Yapılan bu işlemler sonucunda, kovuşturma açılmasına veya kovuşturma
açılmasına yer olmadığına dair karar verilir. Kovuşturma açılmasına dair
karar verilmesi durumunda evrak hemen bu Kanunda belirlenen kovuşturma
mercilerine gönderilir. Kovuşturma açılmasına yer olmadığına dair karara
karşı, kararı veren ceza dairesinin numara olarak kendisini izleyen ceza
dairesine; kararı son numaralı ceza dairesi vermişse birinci ceza dairesine
usulünce itiraz edilebilir.
(9)
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel
hükümlere göre yürütülür ve durum hemen Kurula bildirilir. Soruşturma
sonucunda dosya, düzenlenen fezleke ile birlikte Kurula gönderilir.
(10) Kurulun seçimle gelen üyelerinin, Kurul
üyesi olmadan önceki suç teşkil eden eylemlerinden dolayı soruşturma
yapılması ve kovuşturma izni verilmesi işlemleri, bulunduğu aşamadan
itibaren Genel Kurul tarafından bu Kanun hükümlerine göre yürütülür.”
11- Dava konusu kuralı
da içeren geçici 2. maddesi şöyledir:
“Mali ve sosyal haklar ile emeklilik
GEÇİCİ MADDE 2- (1) İlgili kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya
kadar, adalet müfettişlerine tanınan tüm malî ve sosyal haklardan Kurul
müfettişleri de faydalanır.
(2) 7/5/2010 tarihli ve 5982 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunla değiştirilen Anayasanın 159 uncu maddesi uyarınca oluşturulan
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun seçimle gelen üyelerinden, 5510
sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamında bulunanların, emeklilik hak
ve yükümlülükleri; 2802 sayılı Kanunun geçici 16 ncı maddesi kapsamına
giren Yargıtay daire başkanı esas alınarak tespit olunur.”
12- Dava konusu kuralı
da içeren geçici 3. maddesi şöyledir:
“Hakkında meslekten çıkarma kararı
verilmiş olanların durumu
GEÇİCİ MADDE 3- (1) 2461 sayılı
Kanun ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, haklarında
meslekten çıkarma cezası verilen hâkim ve savcıların, bu cezanın
kaldırılması için idarî dava açmadan önce, bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten itibaren altmış gün içinde Kurula başvurmaları gerekir.
(2)
Genel Kurul, usulüne uygun yapılan başvurular üzerine, dosya üzerinden
yapacağı inceleme sonunda, talep halinde, başvuranın bizzat veya vekili
aracılığıyla yazılı ya da sözlü savunmasını da almak suretiyle, başvurunun
kabulüne veya reddine karar verir.
(3)
Başvurunun kabulü halinde;
a)
Önceki kararın kaldırılmasına,
b)
Hâkimlik ve savcılık mesleğine kabulde aranan niteliklerin kaybedilmemiş
olması şartıyla ilgilinin hâkimlik ve savcılık mesleğine tekrar atanmasına,
c)
Önceden verilmiş olan meslekten çıkarma cezasına konu eylem sebebiyle başka
bir disiplin cezası verilmesine gerek gördüğünde eyleme uyan disiplin
cezasına,
karar
verir.
(4)
İkinci ve üçüncü fıkralar uyarınca verilen kararlara karşı, Başkan veya
ilgili, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kuruldan yeniden
inceleme talebinde bulunabilirler. Yeniden inceleme talebi üzerine verilen
kararlar kesindir.
(5)
İkinci fıkra uyarınca verilen başvurunun reddine ilişkin kesinleşen
kararların iptali talebiyle ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya
başvurulabilir. Bu dava, acele işlerden sayılır. Üçüncü fıkra uyarınca
verilen kararlar yargı denetimi dışındadır.”
13- Dava konusu kural
olan 48. maddesi şöyledir:
“Yürütme
MADDE 48- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar
Kurulu yürütür.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2.,
6., 7., 9., 10., 36., 37., 67., 140. ve 159. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Zehra
Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM,
Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın
katılımlarıyla;
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin
çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda;
Mahkeme’nin çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet
ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
3- Yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme
aşamasında karara bağlanmasına, Fettah OTO’nun “Yürürlüğün durdurulması isteminin öncelikle görüşülmesi”
gerektiği yolundaki karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
24.2.2011 gününde karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Metin EFE
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen yasa
kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun’un 2. Maddesinin (1)
Numaralı Fıkrasının (h) ve (l) Bentlerinde Yer Alan “…geçici yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum
veya kuruluşta görev yapan…” İbarelerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, hâkim ve savcıların adli ve
idari yargıda yargılama faaliyetlerini yürüttükleri gibi geçici yetki veya
herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta da görev
yapabildikleri, oysa Anayasa’nın 159. maddesinde böyle bir ayrıma yer
verilmediği, geçici yetki veya görevlendirmeyle başka bir kurum veya
kuruluşta çalışanların Anayasa’nın 140. maddesinde “hakim ve savcı olup da adalet hizmetindeki idari görevlerde
çalışanlar” denilmek suretiyle fiilen hâkimlik ve savcılık yapanlardan
ayrıldığı, Anayasa’nın 159. maddesinde, bu meslekten sayılanlar arasında
geçici yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle başka kurum veya kuruluşta
görev yapanlar gibi bir ayrım yapılmadığı ve dolayısıyla dava konusu
kurallarla Anayasa’nın 159. maddesinde yapılan sınırlı tanımın
genişletildiği belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2. ve 159. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216
sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43.
maddesine göre, ilgisi nedeniyle dava konusu kural Anayasa’nın 140. maddesi
yönünden de incelenmiştir.
2802 sayılı
Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 3.
maddesinde hâkim ile savcının 2802 sayılı Kanun uygulamasında kimleri
kapsadığı belirtilmiştir. Buna göre,
hâkimin; adli yargıda, mahkeme başkan ve üyelerini, hâkimleri, Yargıtay
tetkik hâkimleri ile Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili
kuruluşlarında idari görevlerde çalışan hâkimleri; idari yargıda, mahkeme
başkan ve üyelerini, hâkimleri, Danıştay tetkik hâkimleri ile Adalet Bakanlığı
merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında idari görevlerde çalışan hâkimleri;
savcının ise adli yargıda, il ve ilçe Cumhuriyet başsavcılarını, Cumhuriyet
başsavcı vekillerini, Cumhuriyet savcılarını, Yargıtay Cumhuriyet savcıları
ile Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında idari
görevlerde çalışan savcıları; idari yargıda, Danıştay savcıları ile Adalet
Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında idari görevlerde çalışan
savcıları kapsadığı ifade edilmiştir.
Kanun’un dava
konusu kuralları da içeren 2. maddesinde, Kanun’da geçen bazı kavramların
Kanun’un uygulanmasında ne anlama geldiği ifade edilmiştir. Buna göre,
anılan maddenin dava konusu kuralın yer aldığı (h) bendinde hâkimin, 2802
sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nda tanımlanan hâkim ile geçici yetki
veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta görev
yapan hâkimi; dava konusu kuralın yer aldığı (l) bendinde ise savcının,
2802 sayılı Kanun’da tanımlanan savcı ile geçici yetki veya herhangi bir
görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta görev yapan savcıyı ifade
ettiği belirtilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve
işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine
açık olan devlettir.
Anayasa’nın “Hakimlik ve Savcılık Mesleği” başlıklı 140. maddesinin beşinci
fıkrasında, “Hâkimler ve savcılar, kanunda belirtilenlerden başka, resmi ve özel
hiçbir görev alamazlar.” denilmiştir. Buna paralel olarak 2802 sayılı
Kanun’un 48. maddesinin dördüncü fıkrasında, hâkim ve savcıların,
kanunlarda belirlenenlerden başka, resmî ve özel hiçbir görev
alamayacakları kural altına alınmıştır. Bu bağlamda, bir hâkim veya
savcının geçici yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum
veya kuruluşta görevlendirilebilmesi için öncelikle hâkim veya savcının
görevlendirileceği kurum veya kuruluşun kanununda açıkça görevlendirme
yapılabileceğine dair bir düzenlemenin bulunması gerekmektedir.
Dolayısıyla, bir hâkim veya savcının görevlendirileceği kurum veya
kuruluşun kanununda görevlendirme yapılabileceğine dair bir düzenleme yoksa
hâkim veya savcının geçici yetki veya görevlendirme ile o kurum veya
kuruluşta görevlendirilebilmesi mümkün değildir. Bu şekilde geçici yetki
veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta
görevlendirilen hâkim veya savcının ise kadroları ile ilişikleri devam
etmekte ve hâkim ve savcı statüleri korunmaktadır. Nitekim, bu hâkim ve
savcıların özlük işlemleri 2802 sayılı Kanun’a göre yapılıp Anayasa’da
teminat altına alınan güvencelerden de yararlanmaktadırlar. Bu nedenle,
Anayasa’nın 140. maddesinin beşinci fıkrası gereğince ancak bir kanunun
açık hükmüne göre geçici yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir
kurum veya kuruluşta görevlendirilebilen hâkim ve savcının, 2802 sayılı
Kanun’da tanımlanan hâkim ve savcı tanımının içerisinde yer almadığı
söylenemez.
Diğer taraftan,
Anayasa’nın 140. maddesinin yedinci fıkrasında, “Hâkim ve savcı olup da adalet hizmetindeki idari görevlerde
çalışanlar, hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümlere tabidirler. Bunlar, hâkimler
ve savcılara ait esaslar dairesinde sınıflandırılır ve derecelendirilirler,
hâkimlere ve savcılara tanınan her türlü haklardan yararlanırlar.”
denilmiştir. Anılan fıkrada yer
alan “adalet hizmeti”
ibaresinden, yalnızca Adalet Bakanlığı nezdinde yürütülen adalet hizmetleri
kastedilmediği ve diğer kurum veya kuruluşlarda da kanunla belirlenmiş
alanlarda adalet hizmetinin sunulacağı açıktır. Dolayısıyla, adalet
hizmetinin gerektirdiği hallerde ve kanunun açıkça verdiği yetkiye
dayanarak geçici yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum
veya kuruluşta görevlendirilen hâkim ve savcının anılan Anayasa kuralı
karşısında hâkimlere ve savcılara tanınan her türlü haklardan da
yararlanacaklarında kuşku bulunmamaktadır.
Kanun’un dava
konusu kuralların da yer aldığı madde gerekçesinde ise konuyla ilgili
olarak, gereksiz tekrarlardan kaçınmak ve tereddütlere meydan vermemek
amacıyla Kanun’da sıkça kullanılan bazı kavramların ne anlama geldiğinin
açıklandığı belirtilmiştir. Buna göre, geçici yetki veya herhangi bir
görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta görevlendirilen hâkim ve
savcının, yukarıda belirtilen kanun ve Anayasa kuralları gözetildiğinde
hâkim ve savcı tanımı içerisinde yer aldıkları ve dava konusu kurallarla
Anayasa’ya aykırı olarak hâkim ve savcı tanımının genişletildiği
söylenemez.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa’nın 2. ve 140. maddelerine aykırı
değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Kuralların,
Anayasa’nın 159. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Bu görüşe Mehmet ERTEN katılmamıştır.
B- Kanun’un 3. Maddesinin (4)
Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun doğal
üyesi olduğu, Anayasa’da seçimle gelen üyeler için yedek üyelik sisteminin
öngörüldüğü hâlde doğal üyeler için yedek üye sisteminin veya vekâlet
müessesesinin öngörülmediği, dolayısıyla mahkemelerin bağımsızlığı ve
tarafsızlığı teminatına göre görev yapan Kurul üyelerinin Anayasa’da
öngörülmeyen şekilde vekâlet müessesesi ile görev yapmasının Anayasa’ya
uygun düşmediği, hiç kimsenin veya organın kaynağını Anayasa’dan almayan
bir devlet yetkisini kullanamayacağı, Anayasa’da öngörülmediği hâlde
Kurul’un doğal üyesi olan Müsteşar için yasama organınca vekâlet
müessesinin kabul edilemeyeceği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 6. ve
159. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un dava konusu kuralı da içeren
3. maddesinin (4) numaralı fıkrasında, Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nın
Kurulun tabii üyesi olduğu, Müsteşar’ın bulunmadığı zaman kendisine vekâlet
etmekte olanın Kurul toplantılarına katılacağı belirtilmiştir.
Kanun’un konuyla ilgili olarak madde
gerekçesinde, “Anayasanın 159 uncu
maddesinde, Müsteşarın üyeliğiyle ilgili hükümde, 5982 sayılı Kanunla bir
değişiklik yapılmamıştır. Yine 2461 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu Kanununun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasında da ‘Müsteşar
bulunmadığı zaman kendisine vekâlet etmekte olan Kurula katılır’ hükmü yer
almaktadır. Hukukun genel ilkesi gereğince vekil, asılın bütün yetkilerine
sahiptir. Bu bağlamda, asıl bulunmadığı zamanlarda, vekil, asıla ait bütün
hak ve yetkileri kullanacaktır. Bu ilkeye göre, Müsteşar görevi başında
bulunmadığı zaman ona vekâlet edenin, Müsteşarın yetkilerini kullanacağı ve
görevlerini yerine getireceği konusunda herhangi bir tereddüt
bulunmamaktadır. Bununla birlikte söz konusu hüküm, görevi başında bulunan
Müsteşara, Kurul toplantılarına kendisi katılmayarak yerine uygun göreceği
bir yardımcısının katılmasını sağlama imkânı tanımamaktadır. Bu durum,
sadece, Müsteşarın hastalık, yurt dışında olma, izin, rapor ve benzeri
sebeplerle görevi başında olmadığı hallerle sınırlıdır. Ayrıca benzer bir
düzenleme 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanununun 15 inci maddesinin
son fıkrasında da yer almaktadır. Söz konusu hüküm maddede yer almasa bile
yukarıda açıklanan gerekçelerle, uygulamanın aynı şekilde olması gerektiği
konusunda bir tereddüt bulunmamakla birlikte yürürlükteki 2461 sayılı
Kanunun 10 uncu maddesinde yer alan bu yöndeki hükmün, Tasarıda yer
almamasının farklı yorumların yapılmasına sebep olabileceği düşüncesiyle,
yürürlükteki hüküm Tasarıda tekrarlanmıştır.” denilmiştir.
Anayasa’nın “Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu” başlıklı 159. maddesinin üçüncü fıkrasının
ikinci cümlesinde, Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nın Kurulun tabii üyesi
olduğu belirtilmiştir.
Anayasa’nın 159. maddesinde, Adalet Bakanlığı
Müsteşarı’nın Kurulun tabii üyesi olduğu belirtilirken Müşteşar’ın, kişi
olarak değil makam olarak anlaşılması gerektiği açıktır. Müsteşarlık, idare
hukuku genel ilkeleri gereğince, “kamu
hizmetlerinin devamlılığı ilkesi”ne göre yürütülmesi gereken bir
görevdir. Dolayısıyla, müsteşarın görevi başında bulunmadığı durumlarda bu
makama, asaleten atama yapılıncaya ya da müsteşarın kanunen görevine
dönünceye kadar usulüne göre vekâlet edilebilir. Bu vekilin ise vekâlet
ettiği müsteşarlık görevinin yetki ve sınırları içinde kalmak kaydı ile
asılın tüm hak ve yetkilerine sahip olacağı açık olup bu husus vekâlet
kurumunun doğal bir sonucudur. Bu nedenle, vekil ya da asıl, hukuken bu
makamı kim temsil ediyorsa Kurul toplantılarına katılacak olan kişi, makamı
hukuken temsil eden kişidir. Kaldı ki, Anayasa’nın 159. maddesinde bu
durumu yasaklayan bir kural da bulunmamaktadır.
Diğer taraftan,
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrasında, Hakimler ve Savcılar Yüksek
Kurulunun, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre
görev yapacağı; Kanun’un “Kuruluş ve
Kurulun Bağımsızlığı” başlıklı 3. maddesinin (7) numaralı fıkrasında,
Kurulun, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatı
esaslarını gözeterek görev yapacağı belirtilmiştir. Söz konusu kurallar
gözetildiğinde asılın hak ve yetkilerine sahip
olan vekilin de bu teminatlara göre görev yapacağı açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 159. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Bu görüşe Osman
Alifeyyaz PAKSÜT katılmamıştır.
Kuralın,
Anayasa’nın 6. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
C- Kanun’un 14. Maddesinin (2)
Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…Üçüncü
Daire Başkanının gözetiminde…” İbaresinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Kurul müfettişlerinin yapacağı işlerin Anayasa’nın 159.
maddesinde özel olarak düzenlendiği, Kurulun mahkemelerin bağımsızlığı ve
hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulup görev yapmasına bağlı olarak
Kurul müfettişlerinin de anayasal teminat altına alındığı, bu teminatın
kanunla değiştirilmesinin olanaklı olmadığı, Anayasa’nın 159. maddesiyle
Kurul müfettişlerine verilen denetim, inceleme ve soruşturma yetkisinin
başlamasıyla ilgili olarak ilgili dairenin teklifi ve Kurul Başkanı’nın
oluru ile mümkün olması durumunun müfettişlerin ilgili daire ya da Kurul
Başkanı ile görev bağlantısı olduğu anlamına gelmeyeceği, gözetimin eşgüdüm
ya da bilgilendirmeden öte bir ilişkiyi ve bağımlılığı tanımladığı, gözetim
yapan kişi ya da dairenin gözetim altındakilerin üzerinde yönlendirme ve
denetim yetkisine sahip olacağı, Kurul müfettişleri için Anayasa’da Kurul
dışında Bakan, Daire Başkanı, Kurul üyesi ya da herhangi bir Daireye
bağımlılık ya da gözetimin öngörülmediği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın
159. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un
“Teftiş Kurulunun Oluşumu ve
Görevleri” başlıklı 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Teftiş
Kurulunun, Teftiş Kurulu Başkanı, iki başkan yardımcısı ile yeteri kadar
Kurul başmüfettişi ve müfettişi ile bürolardan oluşacağı; (3) numaralı
fıkrasında, Kurul müfettişlerinin, görevlerini yerine getirirken Teftiş
Kurulu Başkanı’na, Teftiş Kurulu Başkanı’nın ise Kurula karşı sorumlu
olduğu; dava konusu kuralın da yer aldığı (2) numaralı fıkrasında ise
Teftiş Kurulunun, Üçüncü Daire Başkanı’nın gözetiminde Kurul adına görev
yapacağı belirtilmiştir.
Anayasa’nın
159. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, “Hâkim
ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere
(hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp
yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç
işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına
uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma
işlemleri, ilgili dairenin teklifi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
Başkanının oluru ile Kurul müfettişlerine yaptırılır. Soruşturma ve
inceleme işlemleri, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha
kıdemli hâkim veya savcı eliyle de yaptırılabilir.” denilmiştir.
Kurula
bağlı olarak kurulan Teftiş Kurulunun da mahkemelerin bağımsızlığı ve
hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yapacağı açıktır. Nitekim, Kanun’un
14. maddesinin (5) numaralı fıkrasında, Teftiş Kurulu ile müfettişlerinin
mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev
yapacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla, Teftiş Kurulu ile müfettişlerinin,
müfettiş olarak kanaatlerinin etkilenmesi, yönlendirilmesi ya da
denetlenmesi söz konusu olamaz. Ancak, Teftiş Kurulunun verimli şekilde
işlemesi ya da kurum içi koordinasyonun sağlanması amacıyla alınması
gereken bir takım idari tedbirler için yetki verilmesinde mahkemelerin
bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yapan Teftiş Kurulu
ile müfettişlerinin bağımsızlıklarını ya da tarafsızlıklarını engelleyen
bir yön bulunmadığı gibi bu yetkilerin Teftiş Kurulu ile müfettişlerinin müfettiş
olarak kanaatlerinin etkilenmesi, yönlendirilmesi ya da denetlenmesi olarak
nitelendirilemez. Buna göre, dava konusu kuralla, Üçüncü Daire Başkanı’na
verilen gözetim yetkisinin, Teftiş Kurulunun verimli şekilde işlemesi
amacıyla alınması gereken bir takım idari tedbirler için verildiği açık
olduğundan kuralda, Anayasa’ya aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 159. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
D-
Kanun’un 14. Maddesinin (5) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Anayasa’nın 140. maddesinde, hâkim ve savcılar hakkında
disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle
ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlardan dolayı soruşturma
yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi hususunun mahkemelerin
bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceğinin
belirtildiği, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına
göre görev yapan Teftiş Kurulu ve Kurul müfettişlerinin çalışma yöntemleri
ile denetim, araştırma, inceleme ve soruşturmaların yapılmasına ilişkin
usul ve esasların da yönetmeliğe bırakılmaksızın kanunla düzenlenmesinin
gerektiği, Anayasa’nın 7. maddesi gereğince kanun koyucunun, temel ilkeleri
koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütme erkine yetki vermemesi gerektiği, dava
konusu kuralla sınırsız ve belirsiz bir alanın idarenin düzenlemesine
bırakıldığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 7. ve 140. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un
“Teftiş Kurulunun Oluşumu ve
Görevleri” başlıklı 14. maddesinin dava konusu (5) numaralı fıkrasında,
mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yapan
Teftiş Kurulu ve Kurul müfettişlerinin çalışma yöntemleri ile denetim,
araştırma, inceleme ve soruşturmaların yapılmasına ilişkin usul ve
esasların yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.
Anayasa’nın
7. maddesinde, yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu
ve bu yetkinin devredilemeyeceği öngörülmüştür. Buna göre, kanun ile
düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına, genel, sınırsız,
esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi, yasama
yetkisinin devri anlamına geleceğinden Anayasa'nın 7. maddesine aykırı
düşer. Ancak, kanunda temel esasların ve çerçevenin belirlenmesi koşuluyla,
uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye
bırakılması Anayasa'ya aykırılık oluşturmaz.
Kanun’un
“Kurulun Görevleri” başlıklı 4.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde, hâkim ve savcıların görevlerini alt
bentlerde belirtilen hâkim ve savcılar hariç olmak üzere; kanun, tüzük,
yönetmelik ve genelgelere (hâkimler için idari nitelikteki genelgelere)
uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetlemek; görevlerinden dolayı veya görevleri
sırasında suç işleyip işlemediklerini, hâl ve eylemlerinin sıfat ve
görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırmak ve gerektiğinde haklarında
inceleme ve soruşturma işlemlerini yürütmek, Kurulun görevleri arasında
sayılmıştır.
Kanun’un
“Başkanlık, Görev ve Yetkiler”
başlıklı 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (ç) bendinde, ilgili dairenin
teklifi üzerine, hâkim ve savcılar hakkında denetim, araştırma, inceleme ve
soruşturma işlemlerine olur verilmesi hususunun Kurul Başkanı’nın görev ve
yetkisinde olduğu belirtilmiştir.
Kanun’un
14. maddesinin (4) numaralı fıkrasının (a) bendinde, adli ve idari yargı
hâkim ve savcılarının görevlerini kanun, tüzük, yönetmelik ve genelgelere
(hâkimler için idari nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını
denetlemenin; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip
işlemediklerini, hâl ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup
uymadığını araştırmak ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma
işlemlerini yapmanın Teftiş Kurulunun; “Kurul
Müfettişlerinin Görev ve Yetkileri” başlıklı 17. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında ise hâkim ve savcıların görevlerini kanun, tüzük,
yönetmelik ve genelgelere uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetlemek ve
hâkim ve savcıların görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç
işleyip işlemediklerini, hâl ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına
uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma
yapmanın Kurul müfettişlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu kurala
bağlanmıştır.
Diğer
taraftan, anılan 17. maddenin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde, Kurul
müfettişlerinin görevlerini yerine getirirken yapacakları inceleme ve
soruşturmalarda Kanun’da verilen yetkilere ilave olarak 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu’na göre işlem yapabilecekleri; kanunlarda kendilerine ve
Cumhuriyet savcısına, soruşturmanın yürütülmesiyle ilgili tanınan tüm
yetkileri kullanabilecekleri belirtilmiş ancak, 5271 sayılı Kanun’da
gecikmesinde sakınca bulunan hâllere ilişkin olmak üzere Cumhuriyet
savcısına tanınan yetkilerin bu hükmün dışında olduğu öngörülmüştür.
Teftiş
Kurulu ile müfettişlerinin görev ve yetkileri Kanun’da açıkça
düzenlenmiştir. Dolayısıyla, Teftiş Kurulu ile müfettişlerinin çalışma
yöntemleri ile denetime ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenlenmesi
hususu, idari işleyişle ilgili olup teknik ayrıntıları içerdiği ve yasama
yetkisinin devri niteliğinde olmadığı açıktır.
Ayrıca,
Kanun’da belirtilen hâkim ve savcılar hakkında araştırma ve gerektiğinde
haklarında inceleme ve soruşturma yapılması usulü ile mahkemelerin
bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yapan Teftiş Kurulu
ve müfettişlerinin görev ve yetkileri de Kanun’da açıkça düzenlenmiş ve
güvence altına alınmıştır. Bu konudaki açık düzenlemeler karşısında, Teftiş
Kurulu ve Kurul müfettişleri tarafından yapılacak araştırma, inceleme ve
soruşturmaların yapılmasına ilişkin usul ve esasların yönetmelikle
düzenlenmesi hususu da teknik ayrıntıları içerdiği ve yasama yetkisinin
devri niteliğinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın,
Anayasa’nın 140. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
E- Kanun’un 17. Maddesinin (2) Numaralı
Fıkrasının (b) Bendinin Birinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Anayasa’nın 159. maddesinde Kurul müfettişlerine verilen
denetleme, inceleme ve soruşturma görevleriyle 5271 sayılı Kanun’a göre
işlem yapma ve Cumhuriyet savcısına tanınan tüm yetkileri kullanmanın
birbiriyle karıştırılmaması gerektiği, Anayasa’nın 159. maddesinde
belirtilen denetleme, inceleme ve soruşturma yetkisinin tamamıyla idari
nitelikte olup yargısal nitelikte olmadığı, Kurul müfettişlerinin hâkim ve
savcılar arasından atanıyor olmasının onların müfettişlikleri döneminde
yargısal nitelikli görev yapıp yetki kullanmalarını gerektirmeyeceği, dava
konusu kuralla, Cumhuriyet savcısı yetkisinin Anayasa’ya aykırı olarak
idari işlem yetkisi kullanan Kurul müfettişlerine devredildiği, Kurula
bağlı müfettişler tarafından yapılacak inceleme ve soruşturmayla bağımsız
Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacak işlemlerin birbirinden
ayrılmasının gerektiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 9., 36., 37.
ve 140. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216
sayılı
Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle dava konusu kural Anayasa’nın
159. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Kanun’un
“Kurul Müfettişlerinin Görev ve
Yetkileri” başlıklı 17. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, hâkim ve
savcıların görevlerini kanun, tüzük, yönetmelik ve genelgelere (hâkimler
için idari nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını
denetlemek ve hâkim ve savcıların görevlerinden dolayı veya görevleri
sırasında suç işleyip işlemediklerini, hâl ve eylemlerinin sıfat ve
görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında
inceleme ve soruşturma yapmanın, Kurul müfettişlerinin görev ve yetkileri
arasında olduğu kurala bağlanmıştır.
Maddenin
(2) numaralı fıkrasının dava konusu kuralın da yer aldığı (b) bendinde,
Kurul müfettişlerinin görevlerini yerine getirirken yapacakları inceleme ve
soruşturmalarda Kanun’da verilen yetkilere ilave olarak 5271 sayılı Kanun’a
göre işlem yapabilecekleri; kanunlarda kendilerine ve Cumhuriyet savcısına,
soruşturmanın yürütülmesiyle ilgili tanınan tüm yetkileri
kullanabilecekleri belirtilmiş ancak, 5271 sayılı Kanun’da gecikmesinde
sakınca bulunan hâllere ilişkin olmak üzere Cumhuriyet savcısına tanınan
yetkilerin bu hükmün dışında olduğu öngörülmüştür.
Anayasa’nın 2.
maddesinde belirtilen hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve hâkimlik
teminatını göz önünde bulunduran, kişi güvenliğini sağlayarak her alanda
adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu sürdüren devlettir.
Anayasa’nın 159.
maddesinin dokuzuncu fıkrasında, “Hâkim
ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere
(hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp
yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç
işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına
uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma
işlemleri, ilgili dairenin teklifi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
Başkanının oluru ile Kurul müfettişlerine yaptırılır. Soruşturma ve
inceleme işlemleri, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha
kıdemli hâkim veya savcı eliyle de yaptırılabilir.” denilmiştir.
Hâkim ve savcıların görevleri sırasında işledikleri
iddia edilen suçlar ile kişisel suçları yönünden genel hükümlerden farklı
soruşturma ve kovuşturma usulüne tabi tutulmaları, yargı bağımsızlığı ve
tarafsızlığı ile çelişmemektedir.
5271 sayılı Kanun’da veya diğer özel kanunlarda
Cumhuriyet savcılarına verilen yetkiler, Cumhuriyet savcılarının etkin bir
soruşturma yapabilmelerini sağlamak için verilmiştir. Kurul müfettişlerinin
de etkin ve teknik anlamda bir soruşturma yapabilmeleri, bu müfettişlerin
5271 sayılı Kanun’da Cumhuriyet savcılarına tanınan yetkileri kullanmalarına
bağlıdır. Bu yetkiler ise Anayasa’da yer alan hukuk devleti ve adil
yargılanma hakkı çerçevesinde suçun ve suçlunun belirlenmesi ve mahkeme
önüne çıkarılması amacıyla verilmiş yetkilerdir. Dolayısıyla, bu yetkilerin
teknik anlamda Cumhuriyet savcıları ile aynı görevi yapacak olan Kurul
müfettişlerine de verilmesi hususu, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan ve
adaletli bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan hukuk devleti ilkesi ile
çelişmediği gibi Anayasa’nın 159. maddesinin de bir gereğidir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın
2. ve 159. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 9., 36., 37. ve 140.
maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
F- Kanun’un 25. Maddesinin (1)
Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, hangi alanda ve ne amaçla
yapılırsa yapılsın, seçim ile demokrasinin ayrılmaz bir bütün olduğu, seçme
ve seçilme hakkının demokratik devlet yönetiminin “olmazsa olmaz“ koşullarından olduğu, Anayasa’nın hukuk devleti
ilkesinin düzenlendiği 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında “demokratik hukuk devleti”
sayılırken, seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını
düzenleyen 67. maddesinde seçme ve seçilme haklarının güvence altına
alındığı, 67. maddenin seçme ve seçilme hakkının şartlarını kanuna
bırakmakla birlikte, seçilecek adayların propaganda yapması konusunda
herhangi bir sınırlama getirilmediği, Anayasa’nın 159. maddesinde de böyle
bir yasak ve sınırlamaya yer verilmediği, Anayasa’nın geçici 19.
maddesindeki yasağın, 5982 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren otuz gün içinde yapılacak ilk seçimlere uygulandığı ve
uygulanmakla hükmünü tamamladığı, anayasa koyucunun, geçici maddede ilk
seçimler için getirdiği yasak ve sınırlamayı Anayasa’nın 159. maddesine
taşımayarak bu alandaki iradesini ortaya koyduğu, seçime girenleri
propaganda hakkından yoksun bırakmanın ve sınırlama getirmenin demokratik
anlayışla bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 67. ve 159.
maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un “Seçme
ve Seçilme Hakkı” başlıklı 21. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c)
bendinde, birinci sınıf olup birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren
nitelikleri yitirmemiş her hâkim ve savcının Kurul asıl ve yedek üyeliğine
seçilme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
Kanun’un dava konusu kural olan “Propaganda Yasağı” başlıklı 25.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise adayların, kesin aday listesinin
ilânından oy verme süresinin bitimine kadar propaganda yapamayacakları;
ancak, Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslar
çerçevesinde özgeçmişlerini bu iş için tahsis edilmiş bir internet
sitesinde yayımlayabilecekleri, kendilerini tanıtan ve mesleki konularla
ilgili düşüncelerini açıklayan mektup, elektronik posta ve kısa mesaj
gönderebilecekleri ve kapalı yer toplantısı yapabilecekleri belirtilmiştir.
Hâkim ve savcılara tanınan yetki ve teminat, bir
zümre ya da sınıf olarak imtiyaz tanımak anlamına gelmeyip, adalete en iyi
şekilde ulaşmak için verilmektedir. Bunun için de, hâkimin ve savcının
tarafsızlığını ve bağımsızlığını sağlayıcı mekanizmalar ya da güvenceler
geliştirilmiş ve adil karar vermeleri sağlanmak istenmiştir.
Hâkim ve savcılar, bulundukları konum ile yapmış
oldukları görevin niteliği gereği, diğer kamu görevlilerinden farklıdır.
Dolayısıyla, Kurul üyeliğine aday olan hâkim ve savcıların yapmış oldukları
görevin niteliği gereği bu kişilerin gruplaşmamaları ya da
siyasileşmemeleri için Kurula seçilme hakları engellenmeden yapacakları
propaganda hususunda bir takım düzenlemelere tabi tutulmaları doğaldır.
Zira, anılan kişilerin gruplaşma ya da siyasileşme ihtimalinin bile yargı
bağımsızlığı ve tarafsızlığını zedeleyeceği açıktır. Kaldı ki, dava konusu
kuralla, Kurula aday olan hâkim ve savcılara, Yüksek Seçim Kurulu
tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde özgeçmişlerini bu iş
için tahsis edilmiş bir internet sitesinde yayımlayabilmeleri, kendilerini
tanıtan ve mesleki konularla ilgili düşüncelerini açıklayan mektup,
elektronik posta ve kısa mesaj gönderebilmeleri, kapalı yer toplantısı
yapabilmeleri imkânları verilmiş ve böylece seçilme hakkı ile dava konusu
kuralla getirilen propaganda yasağı arasında adil bir denge korunarak
ölçülülük ilkesi de ihlal edilmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın
2. ve 159. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 67. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
G- Kanun’un 29. Maddesinin (5)
Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…ancak gündemin düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli işlerin
ortaya çıkması hâlinde…” İbaresi
ile İkinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 159. maddesinde,
Kurulun yönetimi ve temsilinin Kurul Başkanı’na verilmekle birlikte, asıl
olarak “kurul sistemi”
getirildiği, gündemin, Genel Kurulun çalışması için en temel belge ve program
olduğu, Başkan’a ait yönetim ve temsil yetkisinin kanunla
genişletilmesinin, Başkan’ın Adalet Bakanı olduğu gözetildiğinde, “mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik
teminatı esaslarına göre” çalışması gereken Kurulun, Adalet Bakanı’nın
ve buna bağlı olarak “yürütme
organının” güdümüne girmesi sonucunu doğurduğu, Kurul çalışmalarının
ortak irade kullanımını gerektirdiği, ortak irade kullanımında, ortak
iradenin çalışma programı olan gündemin de ortak irade ile yapılması ya da
hazırlanan gündemin değiştirilmesinde ortak iradenin sınırlandırılmamasının
gerektiği belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2. ve 159. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un “Genel
Kurul Toplantı ve Karar Yeter Sayısı” başlıklı 29. maddesinin (4)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinde, Genel Kurul toplantı gündeminin,
Başkan tarafından, Başkanvekilinin de görüşü alınmak suretiyle, işin
önemine, ivedi veya süreli oluşuna göre düzenleneceği; dava konusu
kuralların da yer aldığı (5) numaralı fıkrasında ise gündemde değişiklik
yapılmasının, ancak gündemin düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli işlerin
ortaya çıkması hâlinde Başkan veya üyelerden birinin talebi üzerine Genel
Kurul kararı ile olacağı, ivedi ve süreli olmayan taleplerin bu suretle ele
alınamayacağı, gündemdeki işlerden birinin sırasından önce ya da sonra
görüşülmesi, ertelenmesi veya gündemden çıkarılması hususunun aynı usule
tâbi olduğu belirtilmiştir.
Maddede sayılan tüm görev ve yetkiler, niteliği
itibariyle bir kurumun düzenli, verimli ve uyum içinde çalışması için, o
kurumu temsil eden ve başkanlık yapan kişilere tanınan, yapılan görevin
gereği olarak nitelendirilebilecek görev ve yetkilerdir.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, idari organ
niteliğini haizdir ve aldığı kararlar da yargı kararı olmayıp idari işlem
niteliğindedir. Dolayısıyla, Genel Kurulun gündeminin belirlenmesi de idari
nitelikte bir iş olup bu görevin Başkan tarafından yerine getirilmesi, dava
dilekçesinde ileri sürüldüğü gibi Anayasa ve Kanunla mahkemelerin bağımsızlığı
ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yapacağı teminat altına alınmış
olan Kurulun,
yürütme organının güdümüne girmesi ve Kurul iradesinin sınırlandırılması
sonucunu doğurmaz. Aksine bu kurallar, Kurulun uyum içerisinde hızlı ve
verimli çalışmasına katkı sağlar.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar
Anayasa’nın 2. ve 159. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin
reddi gerekir.
H- Kanun’un 30. Maddesinin (5)
Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…ancak gündemin düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli işlerin
ortaya çıkması hâlinde…” İbaresi
ile İkinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun’un 29. maddesinin (5)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ancak gündemin düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli işlerin
ortaya çıkması hâlinde…” ibaresi ile ikinci cümlesine ilişkin
belirtilen gerekçelerle kuralların, Anayasa’nın 2. ve 159. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un “Dairelerin
Toplantı ve Karar Yeter Sayısı” başlıklı 30. maddesinin (4) fıkrasının
birinci cümlesinde, dairelerin toplantı gündeminin, daire başkanı
tarafından işin önemine, ivedi veya süreli oluşuna göre düzenleneceği; dava
konusu kuralların da yer aldığı (5) numaralı fıkrasında ise gündemde
değişiklik yapılmasının ancak gündemin düzenlenmesinden sonra ivedi ve
süreli işlerin ortaya çıkması hâlinde daire başkanı veya üyelerden birinin
talebi üzerine daire kararı ile olacağı, ivedi ve süreli olmayan taleplerin
bu suretle ele alınamayacağı, gündemdeki işlerden birinin sırasından önce
ya da sonra görüşülmesi, ertelenmesi veya gündemden çıkarılması hususunun
aynı usule tâbi olduğu belirtilmiştir.
Kanun’un 29. maddesinin (5) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinde yer alan “…ancak
gündemin düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli işlerin ortaya çıkması
hâlinde…” ibaresi ile ikinci
cümlesine ilişkin gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar
Anayasa’nın 2. ve 159. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi
gerekir.
I- Kanun’un 31. Maddesinin (4)
Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, oylama iradesinin, kurul halinde
çalışmada, çalışmaya katılan üyelerin kararına yansıması olduğu, dava
konusu kural ile oy transferinin, ilgilinin lehine gibi gözükse de özünde
oy kullanan üyelerin gerçek iradelerinin kanunla değiştirildiği, özgür oy
iradesinin oylama sonucuna aynen yansıtılması gerektiği, bu iradeyi değiştirmenin
oy hakkının özünü ve demokratik hukuk devletini zedelediği, oylamanın
serbestliği ilkesi gereğince, oy kullanan iradenin oyunu her türlü etkiden
uzak ve gizlilik içinde kullanılmasının tam olarak güvence altına alınması
hâlinde gerçekleşebileceği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. maddesine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un “Genel Kurul Toplantı ve Karar Yeter
Sayısı” başlıklı 29. maddesinin (3) numaralı fıkrasında, Genel Kurulun,
en az onbeş üyeyle toplanıp üye tamsayısının salt çoğunluğuyla; Kanun’un “Dairelerin Toplantı ve Karar Yeter Sayısı” başlıklı 30.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında ise dairelerin, en az beş üyeyle
toplanıp üye tamsayısının salt çoğunluğuyla karar alacağı kurala
bağlanmıştır.
Kanun’un “Oylama”
başlıklı 31. maddesinin dava konusu kural olan (4) numaralı fıkrasında,
disiplin işlemlerinde oyların dağılması hâlinde ilgilinin en fazla
aleyhinde olan oyun çoğunluk meydana gelinceye kadar kendisine en yakın
olan oya ilave edileceği belirtilmiştir.
Anayasa’nın 159. maddesinin son fıkrasında, “Kurul üyelerinin seçimi, dairelerin
oluşumu ve işbölümü, Kurulun ve dairelerin görevleri, toplantı ve karar
yeter sayıları, çalışma usul ve esasları, dairelerin karar ve işlemlerine
karşı yapılacak itirazlar ve bunların incelenmesi usulü ile Genel
Sekreterliğin kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.” denilmiştir. Buna
göre, anayasa koyucu, Kurulun ve dairelerin toplantı ve karar yeter
sayısının belirlenmesi hususunu açıkça kanuna bıraktığı hâlde oyların
dağılması hâlinde kararın hangi yönde verileceğine ilişkin bir düzenlemeye
yer vermemiştir. Dolayısıyla, bu konuda kanunla bir düzenleme yapılmasının
gerekliliği açıktır.
Yasama yetkisinin asliliği ve genelliği ilkesi
gereğince kanun koyucu bu alandaki boşluğu dava konusu kural ile
düzenlemiştir. Anayasa’da düzenlenmemiş bir alanın kanun koyucunun
takdirine bırakıldığı, Anayasa’nın temel ilkeleri ile yasaklayıcı
hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla, bu konudaki tercihin kanun koyucunun
takdiri kapsamında kaldığı kabul edilmelidir.
Anayasa’da düzenlenmediği için uygulamada
belirsizliğe yol açacak bir alanın, öngörülebilir ve uygulanabilir şekilde
kanunla düzenlenmesi, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin
gereğidir. Bu nedenle, Anayasa’da yer verilmeyen disiplin işlemlerinde
oyların dağılması hâlinde ortaya çıkan belirsizliği kanun koyucunun kanunla
düzenlemesi hukuk devletine aykırılık oluşturmaz.
Diğer taraftan, mahkemelerin bağımsızlığı ve
hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yapan Kurul üyelerinin kendi
iradeleri ile oylarını kullanacakları açıktır. Zira kural, oylama sonucunda
meydana gelen sonuçla ilgili bir düzenleme olup Kurul üyesinin oyunu ne
şekilde kullanacağı ile ilgili bir düzenleme niteliğinde de değildir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın
2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
J- Kanun’un 36. Maddesinin (10)
Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kurulun, anayasal konumu ve
özelliği göz önünde bulundurulduğunda, Kurul üyelerinin kendine özgü
soruşturma ve kovuşturma usulüne tabi olmalarının olağan olduğu, bu
güvencenin, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre
kurularak görev yapan Kurulun, anayasal güvencesine uygun olduğu, Kurulun
seçimle gelen üyelerinin, Kurul üyesi olmadan önceki eylemlerinden dolayı
disiplin soruşturma ve kovuşturmalarının da Kanun’daki özel yönteme tabi
tutulduğu, böyle özel bir yöntemin, Kurul üyeliği adaylığından Kurul
üyeliği seçimine ve Kurul üyeliğindeki çalışma sorumluluğuna kadar tüm
süreçleri sübjektif olarak etkileyecek öneme ve etkiye sahip olduğu,
demokratik hukuk devletinin böylesine sübjektif koruma ve üstünlükleri
kabul etmeyeceği, Anayasa’da Kurul üyelerinin, üyelikten önceki
eylemlerinden dolayı özel bir koruma öngörmediği, Kurul üyesinin kendisini
üyelikten önceki eylemleri nedeniyle soruşturan, kovuşturan ve aklama
durumunda olan diğer Kurul üyeleriyle birlikte çalışacağı ve sübjektif
baskı altında kalacağı, Kurul üyeliği makamının kötüye kullanımına yol
açacak her tür kural ve davranışın, yargı bağımsızlığı ve hakimlik teminatı
esasını tehdit edeceği, önceki eylemi Kurula taşınan üyenin, önyargıdan
kurtulamayacağı ve diğer üyeleri de etkileyeceği, ayrıca bu durumdan asıl
etkilenenlerin Kurul kararına bağlı hâkim ve savcılar olduğu, Kurulun iç
işleyişindeki bağımsızlığın zedelenmemesinin gerektiği belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 2. ve 6. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un “Üyelerin
Disiplin Soruşturma ve Kovuşturması İşlemleri” başlıklı 36. maddesinin
dava konusu (10) numaralı fıkrasında, Kurulun seçimle gelen üyelerinin,
Kurul üyesi olmadan önceki eylemlerinden dolayı disiplin soruşturma veya
kovuşturmaları Kurul tarafından bulunduğu aşamadan itibaren, Kanun’daki
usul çerçevesinde, ilgililerin özel kanunlarındaki hükümler esas alınmak
suretiyle karara bağlanacağı belirtilmiştir.
Anayasa’nın 2.
maddesinde belirtilen hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve hâkimlik
teminatını göz önünde bulunduran, kişi güvenliğini sağlayarak her alanda
adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu sürdüren devlettir.
Dava konusu kuralın, mahkemelerin bağımsızlığı ve
hâkimlik teminatı esaslarına göre çalışacağı Anayasa ve Kanunla teminat
altına alınan Kurul üyelerinin anılan teminatlara uygun olarak görev
yapmaları için kabul edildiği açıktır.
Dolayısıyla, bu usulün tanınması, seçimle gelen Kurul üyelerine bir
zümre ya da sınıf olarak imtiyaz tanımak anlamına gelmeyip yapılan görevin
niteliğinden kaynaklanmaktadır. Buna göre, dava konusu kuralın hukuk
devleti ilkesi ile çelişen bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın
2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 6. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
K- Kanun’un 38. Maddesinin (4)
Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun’un 17. maddesinin (2)
numaralı fıkrasının (b) bendinin birinci cümlesine ilişkin gerekçelerle
kuralın, Anayasa’nın 2., 9. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kanun’un “Üyelerin
Adlî Suçlarıyla İlgili Soruşturma ve Kovuşturma Usulü” başlıklı 38. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Kurulun
seçimle gelen üyelerinin görevleriyle ilgili suçları ile kişisel suçları
hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni işlemlerinin Genel Kurul
tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin belirlenmesi
ise gösterilen yetkili merciler tarafından Kanun hükümleri uyarınca
yapılacağı; (2) numaralı fıkrasında, Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında
yapılan ihbar ve şikâyetlerde Başkan’ın, işi Genel Kurula götürmeden önce
daire başkanlarından birine ön inceleme yaptırabileceği ve görevlendirilen
bu daire başkanının, incelemesini yaptıktan sonra, durumu bir raporla
Başkan’a bildireceği; (3) numaralı fıkrasında, Başkan’ın suç ihbar veya
şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula
sunacağı, yapılan görüşme sonucunda, soruşturma açılmasına yer olmadığına
ya da soruşturma açılmasına karar verileceği, soruşturma açılmasına karar
verilmesi hâlinde, üyeler arasından, gizli oyla, üç kişilik bir soruşturma
kurulu seçileceği, soruşturma kuruluna, en yüksek oyu alan, oyların eşitliği
hâlinde ise yaşça büyük olanın başkanlık edeceği; dava konusu kuralın da
yer aldığı (4) numaralı fıkrasında ise soruşturma kurulunun, 5271 sayılı
Kanun’a göre işlem yapıp kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün
yetkileri kullanacağı ve soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken
hususlarda ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre
belirlenmiş bulunan kovuşturma mercilerine başvuracağı belirtilmiştir.
Kanun’un 17. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b)
bendinin birinci cümlesine ilişkin gerekçeler bu kural yönünden de
geçerlidir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın
2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 9. ve 36. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
L- Kanun’un 38. Maddesinin (10)
Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun’un 36. maddesinin (10)
numaralı fıkrasına ilişkin gerekçelerle kuralın, Anayasa’nın 2. ve 6.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un 38. maddesinin “Üyelerin Adlî Suçlarıyla İlgili Soruşturma ve Kovuşturma Usulü”
başlıklı 38. maddesinin (10) numaralı fıkrasında, Kurulun seçimle gelen
üyelerinin, Kurul üyesi olmadan önceki suç teşkil eden eylemlerinden dolayı
soruşturma yapılması ve kovuşturma izni verilmesi işlemlerinin, bulunduğu
aşamadan itibaren Genel Kurul tarafından Kanun hükümlerine göre
yürütüleceği belirtilmiştir.
Kanun’un 36. maddesinin (10) numaralı fıkrasına
ilişkin gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın
2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 6. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
M- Kanun’un Geçici 2. Maddesinin (2)
Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kurul üyeliği süresince, Yargıtay
daire başkanı hakkındaki hükümlere tabi tutulan üyelerin, üyeliklerinin
sona ermesine rağmen emekliliklerinde Yargıtay daire başkanının esas
alınması nedeniyle kendilerine özel ve ayrıcalıklı bir emeklilik hakkı
tanındığı, Kurul üyeliğinin tüm görev süresini kapsayan bir statü olmadığı,
Kurul üyelerinden üyelikleri sona erip Kanun’da belirtilen şekilde eski
görevlerine dönüp emekli olduktan sonra bağlanacak emekli aylıklarında,
Yargıtay daire başkanının esas alınmasının imtiyazlı durumdan
faydalanılması sonucunu ortaya çıkardığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın
2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un “Mali
ve Sosyal Haklar ile Emeklilik” başlıklı geçici 2. maddesinin dava
konusu (2) numaralı fıkrasında, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla
değiştirilen Anayasa’nın 159. maddesi uyarınca oluşturulan Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunun seçimle gelen üyelerinden, 5510 sayılı Kanun’un
geçici 4. maddesi kapsamında bulunanların, emeklilik hak ve
yükümlülüklerinin; 2802 sayılı Kanun’un geçici 16. maddesi kapsamına giren
Yargıtay daire başkanı esas alınarak tespit olunacağı belirtilmiştir.
5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesinde, 5434
sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’na ilişkin geçiş hükümleri
düzenlenmiş ve 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte, 5434 sayılı
Kanun’a göre iştirakçi olanlar hakkında sosyal sigortalar bakımından bu
Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam edileceği öngörülmüştür. Buna göre,
5510 sayılı Kanun’da aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde, 5510 sayılı
Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar ile
önceden 5434 sayılı Kanun’a tabi çalışmış olup da 5510 sayılı Kanun’un 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya
başlayanlar ve bunların dul ve yetimleri hakkında 5434 sayılı Kanun
hükümleri uygulanacaktır.
2802 sayılı Kanun’un geçici 16. maddesinde ise 5510
sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce sigortalı veya iştirakçi
olup 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamında sigortalı sayılanlardan, 2802 sayılı Kanun’un 103. maddesinde
unvanları belirtilen kişilerin emeklilik kesenek ve karşılıkları ile emekli
aylıkları ve ikramiyelerinin hesaplanmasında 5536 sayılı Kanun’un yürürlüğe
girdiği tarihten önceki bu hususlara dair hükümlerin uygulanmasına devam
olunacağı belirtilmiştir. Buna göre, ilk defa 5510 sayılı Kanun’un 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren 2802 sayılı
Kanun’un 103. maddesinde unvanları belirtilen kişiler kural kapsamında
değildir. Dolayısıyla 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 1.10.2008
tarihinden önce iştirakçi olan anılan kişilerin, emekli kesenek ve
karşılıkları ile emekli aylık ve ikramiyeleri hesaplanırken 5536 sayılı
Kanun’dan önceki mevzuat hükümleri uygulanacaktır.
Bu kurallara göre, 5982 sayılı Kanunla değiştirilen
Anayasa’nın 159. maddesi uyarınca oluşturulan Kurulun seçimle gelen
üyelerinin emeklilikle ilgili hak ve yükümlülüklerinin, Yargıtay daire
başkanı esas alınmak suretiyle tespit edileceği benimsenmiş ve dava konusu
kuralla, yapılan Anayasa değişikliğinden sonra oluşan Kurulun seçimle gelen
üyelerine de aynı haklar tanınmıştır. Zira, Kanun’un 34. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında, Kurulun seçimle gelen üyelerinin, görevleri süresince,
Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatta öngörülen tüm mali ve sosyal
haklardan yararlanacakları, sosyal güvenlik bakımından 5510 sayılı Kanun’un
4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki hak ve
yükümlülüklerinin, Yargıtay daire başkanı esas alınarak tespit edileceği
belirtilmiştir. Böylece, Kanun’un 34. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki
kuralla seçimle gelen Kurul üyelerine tanınan hak, 5982 sayılı Kanunla
değiştirilen Anayasa’nın 159. maddesi uyarınca oluşturulan Kurulun seçimle
gelen üyelerine de tanınmıştır.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, adli ve idari
yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici
yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte
kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme,
görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir
mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki
tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer
görevleri yerine getirir. Kurulun bu görevlerini yerine getirmesi için
Kurul üyelerinin bir takım hukuki, mali ve sosyal güvencelere sahip olması
gerektiği açıktır. Bu bağlamda, kanun koyucunun Kurul üyelerinin yaptığı
görevi gözeterek düzenleme yapması takdir yetkisi içindedir.
5982 sayılı Kanunla Anayasa’ya eklenen geçici 19.
maddesinin beşinci fıkrasında da “İlgili
kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar, Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kuruluna seçilen asıl üyeler, Yargıtay daire başkanı için ilgili
mevzuatında öngörülen tüm malî ve sosyal haklar ile emeklilik hakkından
aynen yararlanırlar.” denilmektedir. Dava konusu kuralın anayasa
koyucunun iradesiyle uyum içinde olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın
2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
N- Kanun’un Geçici 3. Maddesinin (1)
Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 159. maddesinde
yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara
uygulanmasının hukuk devletinin bir gereği olduğu, Anayasa’da, bu
değişikliğin önceki Anayasa maddesi kapsamında kalanlara uygulanacağına
dair özel bir hükmün bulunmadığı, Anayasa hükmünün kanun ile
değiştirilemeyeceği, dava konusu kuralla önceki Anayasa maddesi
kapsamındakilerin yeni getirilen Anayasa maddesi kapsamına alındığı ve
bunun da kanunla Anayasa maddesinin değiştirildiği anlamına geldiği, hiçbir
organın kaynağını Anayasa’dan almayan bir devlet yetkisini kullanamayacağı
belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 6. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
6216
sayılı
Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle dava konusu kural Anayasa’nın
159. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Kanun’un geçici 3.
maddesinin dava konusu (1) numaralı fıkrasında, 2461 sayılı Kanun ile
kurulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, haklarında meslekten çıkarma
cezası verilen hâkim ve savcıların, bu cezanın kaldırılması için idari dava
açmadan önce, 6087 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
altmış gün içinde Kurula başvurmaları gerektiği; (2) numaralı fıkrasında,
Genel Kurulun, usulüne uygun yapılan başvurular üzerine, dosya üzerinden
yapacağı inceleme sonunda, talep hâlinde, başvuranın bizzat veya vekili
aracılığıyla yazılı ya da sözlü savunmasını da almak suretiyle, başvurunun
kabulüne veya reddine karar vereceği; (3) numaralı fıkrasında, başvurunun
kabulü hâlinde, önceki kararın kaldırılmasına veya hâkimlik ve savcılık
mesleğine kabulde aranan niteliklerin kaybedilmemiş olması şartıyla
ilgilinin hâkimlik ve savcılık mesleğine tekrar atanmasına yahut önceden
verilmiş olan meslekten çıkarma cezasına konu eylem sebebiyle başka bir
disiplin cezası verilmesine gerek görüldüğünde eyleme uyan disiplin
cezasına karar verileceği; (4) numaralı fıkrasında (2) ve (3) numaralı
fıkralar uyarınca verilen kararlara karşı, Başkan veya ilgilinin, tebliğ
tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kuruldan yeniden inceleme
talebinde bulunabileceği ve yeniden inceleme talebi üzerine verilen
kararların kesin olduğu; (5) numaralı fıkra uyarınca verilen başvurunun
reddine ilişkin kesinleşen kararların iptali talebiyle ilk derece mahkemesi
olarak Danıştaya başvurulabileceği, bu davanın acele işlerden sayılacağı ve
(3) numaralı fıkra uyarınca verilen kararların yargı denetimi dışında
olduğu belirtilmiştir.
Anayasa’nın 159.
maddesinin onuncu fıkrasında, “Kurulun
meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı
yargı mercilerine başvurulamaz.” denilmiştir.
Kanun’un “Yeniden
İnceleme, İtiraz ve Yargı Yolu” başlıklı 33. maddesinin (5) numaralı
fıkrasında da Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına
ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği
belirtilmiştir. Buna göre, anayasa koyucu, yeni iradesi ile Anayasa’nın
159. maddesinde düzenleme yaparak Kurulun meslekten çıkarma cezasına
ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceğini
kabul etmiştir. Kanun koyucu da bu hususu uygulama kanunu olan 6087 sayılı
Kanun’da aynı şekilde düzenlemiştir. Dava konusu kuralla ise 2461 sayılı
Kanun ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, haklarında
meslekten çıkarma cezası verilen hâkim ve savcılar yönünden anayasa
koyucunun yeni iradesine uygun olarak lehe düzenleme yapılmış ve anılan
kişilerin Kurula yeniden başvurarak durumlarının bir kez daha incelenmesi
imkânı getirilmiştir. Böylece, Kurul, yapacağı inceleme ile yeni bir işlem tesis
etmekte ve yeni bir karar vermektedir. Kurulun, eski kararın doğru olduğuna
dair yeni bir karar vermesi durumunda ise kişilere dava açma hakkı
tanınmaktadır. Dolayısıyla, dava konusu kuralın, Anayasa’nın 159. maddesi
ile çelişen bir yönü bulunmadığı gibi lehe düzenleme olması nedeniyle hukuk
devleti ilkesine de aykırılık teşkil etmemektedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın
2. ve 159. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Bu görüşe Osman Alifeyyaz PAKSÜT katılmamıştır.
Kuralın, Anayasa’nın 6. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
O- Kanun’un 48. Maddesinin (1)
Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun’un yürütmesinin, yürütme
organı içinde yer alan Bakanlar Kuruluna bırakıldığı, oysa mahkemelerin
bağımsızlığı ve hâkimlik teminatına göre görev yapan Kurulun yürütme organı
içinde görev yapmadığı, Bakanlar Kuruluna Anayasa’da Hakimler ve Savcılar
Kanunu’nu yürütmek gibi bir yetki verilmediği, görevini yerine getirirken
ve yetkilerini kullanırken bağımsız olan, hiçbir makamdan, merciden veya
kişiden emir ve talimat almayan Kurul’un, davaya konu olan Kanun’un
Bakanlar Kurulu tarafından yürütülmesinin hukuk devleti ilkesiyle
bağdaşmadığı, bu Kanun’un mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatına göre
kurularak görev yapan ve yetki kullanan Kurul tarafından yürütülmemesinin
bağımsızlık ilkesini zedelediği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı
ile 2., 6. ve 159. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un dava konusu kural olan “Yürütme” başlıklı 48. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında, Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulunun yürüteceği
belirtilmiştir.
Anayasa’nın 109. maddesinde, Bakanlar Kurulunun,
Başbakan ve bakanlardan oluşacağı; 112. maddesinde ise Başbakan’ın,
Bakanlar Kurulunun başkanı olarak, bakanlıklar arasında işbirliğini
sağlayacağı ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözeteceği,
Bakanlar Kurulunun da bu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumlu olacağı
öngörülmüştür. Buna göre, Bakanlar Kurulu, siyasi sorumluluk gereği meydana
gelen aksaklıklar karşısında uygun gördüğü önlemleri almaya yetkilidir.
Buna göre, siyasi olarak kanunları yürütmekle sorumlu olan organın Bakanlar
Kurulu olması karşısında, Kurulun faaliyetleri ile ilgisi bulunmayan
kuralın yargı bağımsızlığını zedeleyen bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın
2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 6. ve 159.
maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
11.12.2010 günlü,
6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nun;
A- 2. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının;
1- (h) bendinde yer
alan “…geçici yetki veya herhangi bir
görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta görev yapan…”
ibaresine,
2- (l) bendinde yer
alan “…geçici yetki veya herhangi bir
görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta görev yapan…”
ibaresine,
B- 3. maddesinin (4) numaralı fıkrasının ikinci
cümlesine,
C- 14. maddesinin
(2) numaralı fıkrasında yer alan “…Üçüncü
Daire Başkanının gözetiminde…” ibaresi
ile (5) numaralı fıkrasına,
D- 17.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinin birinci cümlesine,
E- 25.
maddesinin (1) numaralı fıkrasına,
F- 29. maddesinin (5) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinde yer alan “…ancak gündemin düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli
işlerin ortaya çıkması hâlinde…” ibaresi ile ikinci cümlesine,
G- 30. maddesinin
(5) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ancak gündemin düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli işlerin
ortaya çıkması hâlinde…” ibaresi ile ikinci cümlesine,
H- 31. maddesinin (4) numaralı fıkrasına,
I- 36. maddesinin (10) numaralı fıkrasına,
J- 38. maddesinin
(4) numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile (10) numaralı fıkrasına,
K- Geçici 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasına,
L- Geçici 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasına,
M- 48. maddesinin (1) numaralı fıkrasına,
VI-
SONUÇ
11.12.2010 günlü,
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nun;
A- 2. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının;
1- (h) bendinde yer
alan “…geçici yetki veya herhangi bir
görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta görev yapan…”
ibaresinin,
2- (l) bendinde yer
alan “…geçici yetki veya herhangi bir
görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta görev yapan…”
ibaresinin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal
istemlerinin REDDİNE, Mehmet ERTEN’in
karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 3. maddesinin (4) numaralı fıkrasının ikinci
cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyu ve
OYÇOKLUĞUYLA,
C- 14. maddesinin;
1- (2) numaralı
fıkrasında yer alan “…Üçüncü Daire
Başkanının gözetiminde…” ibaresinin,
2- (5) numaralı
fıkrasının,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal
istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D- 17. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b)
bendinin birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E- 25.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F- 29. maddesinin (5) numaralı fıkrasının;
1- Birinci
cümlesinde yer alan “…ancak gündemin
düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli işlerin ortaya çıkması hâlinde…”
ibaresinin,
2- İkinci
cümlesinin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal
istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
G- 30. maddesinin
(5) numaralı fıkrasının;
1- Birinci
cümlesinde yer alan “…ancak gündemin
düzenlenmesinden sonra ivedi ve süreli işlerin ortaya çıkması hâlinde…”
ibaresinin,
2- İkinci
cümlesinin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal
istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
H- 31. maddesinin (4) numaralı fıkrasının
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
I- 36. maddesinin (10) numaralı fıkrasının
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
J- 38. maddesinin;
1- (4) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinin,
2- (10) numaralı
fıkrasının,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal
istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
K- Geçici 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
L- Geçici 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
M- 48. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
7.3.2013 gününde karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
11.12.2010 günlü, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu Kanunu’nun “Tanımlar”
başlıklı 2. maddesinin;
h) bendinde: “Hâkim: 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar
Kanununda tanımlanan hâkim ile geçici
yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta
görev yapan hâkimi,”,
l) bendinde :“Savcı: 2802 sayılı
Kanunda tanımlanan savcı ile geçici
yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta
görev yapan savcıyı,”,
hükümleri yer almaktadır.
Maddenin (h) ve (l) bentlerinde koyu renk
yazı ile gösterilen dava konusu kurallar, 2802 sayılı Kanun’da belirtilen
hâkim ve savcı tanımına ek tanım getirmektedir. Getirilen bu tanım
uyarınca, hâkim ve savcıların geçici
yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta
görev yapmaları halinde bile, hâkim ve savcı sıfatlarının devam edeceği,
onlar hakkındaki hükümlere tâbi olacakları ve hâkim ve savcılara tanınan
haklardan yararlanacakları anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın
“Hâkimlik ve savcılık mesleği”
başlıklı 140. maddesinin birinci fıkrasında “Hâkimler ve savcılar adlî ve idarî yargı hâkim ve savcıları olarak
görev yaparlar. Bu görevler meslekten hâkim ve savcılar eliyle yürütülür.”,
beşinci
fıkrasında “Hâkimler ve savcılar, kanunda
belirtilenlerden başka, resmî ve özel hiçbir görev alamazlar.”, son
fıkrasında da “Hâkim ve savcı olup da
adalet hizmetindeki idarî görevlerde çalışanlar, hâkimler ve savcılar
hakkındaki hükümlere tâbidirler. Bunlar, hâkimler ve savcılara ait esaslar
dairesinde sınıflandırılır ve derecelendirilirler, hâkimlere ve savcılara
tanınan her türlü haklardan yararlanırlar.” denilmektedir.
Anayasa, sadece adli ve idari yargı görevini
fiilen yapanların hâkim ve savcı mesleğinden sayılacaklarını, hâkim ve
savcıların bu görevleri devam ederken kanunda belirtilenlerden başka resmi
ve özel hiçbir görevi ek olarak alamayacaklarını, bunun tek istisnasının
hâkim ve savcı olup da adalet hizmetindeki idarî görevlerde çalışanlar olduğunu
ifade ederek kimlerin hâkimlik ve savcılık mesleğinden sayılmaları
gerektiğinin sınırlarını duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirtmekte ve
bu sınırlar dışındaki görevlendirmeleri hâkimlik ve savcılık mesleği
bakımından dikkate almamaktadır.
Hak arama hürriyetinin ve adil yargılamanın
temel güvencelerinden birini oluşturan hâkimlik ve savcılık mesleğinin
önemini gözeten anayasa koyucu, bu meslekleri özel olarak Anayasa’da
tanımlamak suretiyle kanuna bırakmamıştır.
Dava konusu kurallar ise hâkim ve savcı iken
geçici yetki veya herhangi bir görevlendirmeyle başka bir kurum veya
kuruluşta görev yapanları da yaptıkları görevin niteliği ne olursa olsun,
hâkimlik ve savcılık mesleğinin kapsamı içinde kabul etmekte, böylece
hâkimlik ve savcılık mesleğiyle ilgili Anayasa’da öngörülen kimlerin hâkim
ve savcı sayılmaları gerektiğine ilişkin tanımın sınırlarını genişletmekte
ve bu haliyle de Anayasa’nın 140. maddesine aykırılık oluşturmaktadır.
Açıklanan nedenle kuralların iptali gerekir.
Üye
Mehmet
ERTEN
KARŞIOY YAZISI
1. 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu Kanunu’nun 3. maddesinin (4) numaralı fıkrasının ikinci
cümlesinin Anayasa’ya aykırılığı:
(4) numaralı fıkranın birinci cümlesinde Adalet
Bakanlığı Müsteşarının Kurulun tabii üyesi olduğu belirtilmiş, ikinci cümlesinde ise “Müsteşar bulunmadığı zaman kendisine
vekalet etmekte olan, Kurul toplantılarına katılır” denilmiştir.
İptal istemi, fıkranın ikinci cümlesine, yani
müsteşarın tabii üyeliğinin müsteşara vekalet edenlere de teşmil edilmesine
ilişkindir.
Yargı bağımsızlığı yönünden esasen sağlıksız bir
düzenleme olan ancak Anayasa hükmü olması dolayısıyla iptali mümkün
bulunmayan Adalet bakanlığı müsteşarının tabii üyeliğini daha alt
seviyedeki Adalet Bakanlığı bürokratlarını da kapsayacak şekilde genişleten
kuralın aşağıdaki nedenlerle Anayasaya aykırı olduğu görüşündeyim.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HYK)
Anayasa’nın 159. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasında
Kurulun ne şekilde oluşacağı açıklanmış, dördüncü fıkrada seçimlerin
zamanı, beşinci fıkrada asıl ve yedek üyelerin sıralanması esasları
belirtilmiştir. Anayasa’nın bu düzenlemeleriyle Kurulun üyelikleri
duraksamaya veya yoruma yer vermeyecek şekilde saptanmış, kanun koyucuya
veya idareye, uygun gördükleri kişileri Kurul üyelerinden mazeretli
olanların yerine Kurul çalışmalarına gönderme yetkisi verilmemiştir. Buna
göre, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Anayasa tarafından şahsen belirlenmiş bir
üye olup, bunun yerine İdarece bir başkasının kurula gönderilmesi mümkün
değildir.
Üyeleri Anayasa ve kanunlarla açıkça belirlenen
kurul veya organlarda üyelerin bulunmadığı zaman yerine yine Anayasa veya
kanunda öngörülmemişse vekalet müessesesinin uygulanmaması kamu hukukunda
temel kuraldır. Buna göre, yüksek yargı organlarında, bağımsız veya özerk
üst kurullarda üyenin bulunmaması halinde yerine vekilini göndermesi
şeklinde bir uygulama söz konusu olamaz.
HSYK üyeliklerinde de İdare hukukunun vekalet
kurumuna ilişkin esaslarının geçerli olamayacağı açıktır. Bu durum HSYK’nın
başkanı olan Adalet Bakanı için de geçerlidir. Anayasanın 113. maddesine
göre bir Bakanın izinli veya özürlü olması halinde kendisine başka bir
Bakanın vekalet etmesi öngörülmüş ise de Anayasa koyucu aynı esasın HSYK
için geçerli olmasını uygun bulmamış, 159. maddenin yedinci fıkrasında
Kurulun Başkanı olan Adalet Bakanı’nın bulunmadığı durumlarda Kurula
başkanlık etmek üzere Daire Başkanlarından birinin Başkan vekili olarak
seçilmesi esası getirilmiştir. Aynı şekilde, özel bir yapısı bulunan ve
üyeleri bizzat Anayasa tarafından belirlenmiş olan Kurulda müsteşar yerine,
kendisine Bakanlıktaki bürokratik görevlerinde vekalet eden bir
yardımcısının görev yapması mümkün değildir. Anayasa’da Müsteşara vekalet
konusunda açık bir düzenleme bulunmaması, bu konuda yasa koyucuya takdir
hakkı verildiği anlamına gelmez. Zira anayasa ilke olarak HSYK’da yedek üyelik
kurumunu benimsemiştir. Kaldı ki Müsteşarın bazı toplantılara katılamaması,
görev yaptığı Dairenin çalışmalarını engellemeyecek veya karar almasını
etkilemeyecektir. Kural, HSYK’nın üyelerinden birinin belirlenmesinin
ötesinde, siyaset kurumunun bir parçası olan Adalet Bakanlığının Kurulda
daimi olarak mevcudiyetini sağlamayı amaçlamaktadır.
HSYK’da Adalet Bakanlığının daimi olarak temsilini
kurumsallaştırmakla, iptal istemine konu kuralın yargı bağımsızlığını daha
da zedelediği açıktır. Bu yönüyle hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı
ilkesine de aykırıdır.
Anayasa’nın 2. ve 159. maddelerine aykırı olan
kuralın iptali gerekir.
2. Geçici Madde 3’ün (1) numaralı
fıkrasının Anayasaya aykırılığı:
HSYK Kanunu’nun Geçici 3. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında 2461 sayılı Kanunla kurulan Hakimler ve Savcılar Yüksek
Kurulunca haklarında meslekten çıkarma cezası verilen hakim ve savcıların,
bu cezanın kaldırılması için idari dava açmadan önce, bu Kanun’un yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren altmış gün içinde Kurula başvurmaları gerektiği
belirtilmiştir.
Geçici Madde 3’ün (3) numaralı fıkrasına göre,
Kurul, başvurunun kabulü halinde ilgilinin hakimlik ve savcılık mesleğine
tekrar atanmasına karar verebileceği gibi, önceden verilmiş olan meslekten
çıkarma cezasına konu eylem sebebiyle başka bir disiplin cezası verilmesine
gerek gördüğünde eyleme uyan disiplin cezasına karar verebilecektir.
Maddenin (4) numaralı fıkrasına göre bu şekilde verilen farklı bir disiplin
cezasına karşı on gün içinde yeniden inceleme talebinde bulunulabilecek,
yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararlar kesin olacaktır. (5) numaralı fıkranın son cümlesinde,
üçüncü fıkra uyarınca verilen kararların yargı denetimi dışında olduğu
belirtilmiştir.
Anayasa’nın 159. maddesinin onuncu fıkrasında
Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına
karşı yargı mercilerine başvurulamayacağı öngörülmüştür. Buna göre, Kurulun
meslekten çıkarma kararlarına karşı idari yargıya başvurulabilecek, yargı
bu istem doğrultusunda karar verirse daha önceki meslekten çıkarma kararı
kaldırılabilecektir. İptali istenen kural ise Anayasa’nın yargıya verdiği
bir yetkiyi idari bir kurul olan ve görevleri Anayasa’nın 159. maddesinde
tahdidi olarak belirtilen HSYK’ya devretmektedir. Kural bu nedenle
Anayasa’nın 2. ve 159. maddelerine aykırıdır.
Daha önce verilip kesinleşmiş meslekten çıkarma
kararlarının idari bir tasarrufla ortadan kaldırılması Anayasada
öngörülmemiştir. Ancak Geçici Madde 3’ün (3) ve (5) numaralı fıkralarıyla
birlikte değerlendirildiğinde kuralla, başvuru halinde, daha önce verilmiş
ve uygulanmış olan meslekten çıkarma cezasına ilaveten, yeniden disiplin
kovuşturması yapılarak farklı bir disiplin cezası verilmesinin olanaklı
hale getirildiği görülmektedir. Aynı kişinin aynı eylemden dolayı ikinci
kez yargılanamayacağına (non bis in
idem) dair evrensel hukuk ilkelerine aykırı olan, daha önceki disiplin
cezasının zamanaşımına ilişkin hükümlerine bağlı kalınmaksızın yeniden
disiplin cezası verilmesini olanaklı hale getiren kural, Anayasa’nın 36.
maddesinde yer alan adil yargılanma hakkına da aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle kuralın iptali gerekir.
Üye
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
|