|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2013/5
Karar Sayısı : 2013/46
Karar Günü : 20.3.2013
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
106. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinin Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine aykırılığı ileri
sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Sanık hakkında silahla tehdit suçundan açılan kamu
davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan
Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Sanık ...
hakkında tehdit suçundan yürütülen yargılamada verilen ara kararı uyarınca
sanığın suçu sabit olduğu taktirde uygulanması gereken TCK’nun 106/2-a
maddesi aynı Yasanın 86/2, 3-e maddesi ile karşılaştırıldığında Anayasaya
aykırı olduğu düşüncesi ile Yüksek Mahkemenizde itiraz yoluna gidilmesine
karar verilmiştir.
Beyoğlu
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 26/07/2011 tarihli iddianamesi ile sanık
hakkında çıkan tartışmada müştekileri bıçakla saldırmak suretiyle tehdit
suçunu işlediği gerekçesi ile TCK 106/1, 2-a, 53, 54/4 maddeleri uyarınca
cezalandırılması için mahkememizde kamu davası açılmıştır.
Sanığın
silahla tehdit suçu sabit olduğu taktirde uygulanması gereken TCK 106/2-a
maddesi uyarınca 2 yıldan 5 yıla
kadar hapis cezası tayin edilmesi gerekmektedir. Sanık
müştekiyi silahla basit bir tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde
yaralamış olsa idi TCK 86/2, 3-e maddesi uyarınca
6 aydan 1 yıl 6 aya kadar hapis veya adli para cezası tayin edilmesi
gerekmektedir. Özetlemek gerekirse elinde silahla birini yaralayan kişiye
az ceza, yaralayacağım diyen kişiye çok ceza tayini gerekmektedir. Bu
cezalar suç ve ceza dengesini bozduğu, tehdit suçu aleyhine adaletsiz olduğu kanaatine
varılmıştır. Çünkü; olacak olan (TCK
106/2-a) olmuş olan (TCK 86/2, 3-e) den daha vahimdir demek sanığın yoğun
kast ile işleyip amacına ulaştığında az ceza, işlemeyi düşündüğü suçtan
belki de işlemeyeceği (kastı sadece korkutmak olabilir) halde çok ceza
tayin edilmesi adalet ve eşitlik kavramına aykırı düşmektedir. Normal olanı
bunun tersi olandır yani “yapacağım” diyene az, “yapana” çok ceza
verilmelidir. (zaten silah 6136
sayili yasa’ya aykiri ise ayrıca cezalandırılacağı unutulmamalıdır.)
Her ne kadar
tehdit suçunun konusu öldürmek, öldürmeye teşebbüs etmek ya da nitelikli
şekilde yaralamak olduğu taktirde cezanın basit yaralamaya göre ağır olması
kabul edilebilir ise de, sanık hafif derecede yaralamak ya da sadece
korkutmak kastı ile tehdit suçunu işlediği taktirde bunun telafisi mümkün
görülmemektedir.
Diğer
yandan silahı çekip “vuracağım-kulağım keseceğim-öldüreceğim” diyen biri
ciddi ise zaten dediğini yapar. Yapmayan ciddi değildir, amacı
korkutmaktır. Dediğini yapana 86/2 madde ile ceza olarak adli para cezasi
yeterli görülürken tehdit edene 2-5 yıl hapis cezası hukuken kabul
edilemez.
Yaralamaya
teşebbüs halinde 35. madde ile ceza indirimi olduğu halde tehdit suçu
istisna dışında teşebbüse elverişli olmadığından ceza indirimi de
yapılamamaktadır.
Her iki
suçun da konusu olan kavramlardan yaralama suçu 17. maddede “Kişinin
dokunulmazlığı maddi ve manevi varlığı” başlığı ile, tehdit suçu 19.
maddede “Kişi hürriyeti ve güvenliği” başlığı ile Anayasamızda koruma
altına alınmış TCK’nun da yaralama suçu “vücut dokunulmazlığına karşı
suçlar” madde 86, 87 ile, tehdit suçu “hürriyete karşı suçlar” başlığı
altında madde 106 ile düzenlenmiştir.
Sonuç : Bu
açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde yaralama ve tehdit suçları,
muhatabı kişi olması nedeniyle Anayasamızın güvence altına alındığı ve
TCK’nun da suç olarak düzenlendiği gözönüne alındığında elinde silah ile
kişiyi (basit bir tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde) yaraladığında az
ceza; elinde silahla kişiyi “Seni bıçaklayacağım - kulağını keseceğim –
vuracağım” diyerek korkuttuğunda çok ceza tayin edilmesi suç ve ceza
dengesini bozduğu adalet ve eşitlik kavramlarına aykırı olduğu gerekçesi
ile TCK 106/2-a maddesi uygulandığı taktirde sanığa fazla ceza tayin
edileceği dikkate alınarak Anayasamızın 152. maddesi uyarınca bu hükmün
iptali için dosyanın onaylı sureti gönderilmiş olmakla yürütülen yargılama
sonunda verilecek olan kararın mahkememize gönderilmesi bilgilerinize
sunulur.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa
Kuralı
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
itiraz konusu kuralı da içeren 106. maddesi şöyledir:
“Madde
106- (1) Bir
başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel
dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit
eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük
edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti
üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(2) Tehdidin;
a) Silahla,
b)
Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla
veya özel işaretlerle,
c)
Birden fazla kişi tarafından birlikte,
d) Var
olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten
yararlanılarak,
İşlenmesi
halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3)
Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar
verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim
KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet
ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN,
Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN’ın katılımlarıyla
31.1.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ayşegül ATALAY tarafından hazırlanan işin
esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı,
dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, silahla bir kişinin
basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmasında az ceza,
itiraz konusu kural uyarınca silahla tehdit suçu sonucunda ise çok ceza
tayin edilmesinin suç ve ceza dengesini adalet ve eşitlik yönünden bozduğu
belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2.
ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un 106.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında; bir başkasını, kendisinin veya
yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı
gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişinin altı aydan iki yıla kadar
hapis, malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir
kötülük edeceğinden bahisle tehdit eden kişinin ise mağdurun şikâyeti üzerine altı aya kadar hapis veya adli
para cezası ile cezalandırılacağı öngörülmüştür. İtiraz konusu kuralın da
bulunduğu anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında ise tehdit suçunun
nitelikli halleri sayılarak tehdidin; silahla, kişinin kendisini
tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel
işaretlerle, birden fazla kişi tarafından birlikte, var olan veya var
sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak
işlenmesi hâlinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına
hükmolunacağı belirtilmiştir. Böylece
anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında suçun temel
şekli bakımından ikili bir ayrım yapılarak yaşam, vücut ve cinsel
dokunulmazlığa yönelik tehditlerle, malvarlığı ve diğer değerlere yönelik
tehditler, yaptırım ve muhakeme şartları bakımından farklı olarak ele
alınmış olmasına karşın suçun nitelikli hâllerinin sayıldığı (2) numaralı
fıkrasında böyle bir ayrım yapılmamıştır.
Anayasa’nın 2.
maddesinde düzenlenen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık olan devlettir.
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik
tedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun temel ilkeleri ile
Anayasa’nın konuya ilişkin kurallarına aykırı olmamak kaydıyla, ülkenin
sosyal, kültürel yapısı, ahlaki değerleri ve ekonomik hayatın
gereksinimleri göz önüne alınarak saptanacak ceza politikasına göre
belirlenir. Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi
eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile
karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul
edilebileceği konularında takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, bu
yetkisini kullanırken suç ve ceza arasındaki adil dengenin korunmasını da
dikkate almak zorundadır. Ancak suçun
sadece failin hareketini esas alarak ve hareket için öngörülen ceza
miktarlarını kıyaslayarak suç ve ceza arasında adil denge bulunup
bulunmadığı konusunda bir karar vermek sorunu tek yönlü ya da eksik olarak
ele almak anlamına gelir. Suç ve ceza arasında adalete uygun bir oranın
bulunup bulunmadığının saptanmasında herhangi bir suç için konulmuş ceza
ile yapılacak bir kıyaslamanın değil, o suçun toplum yaşamında yarattığı
etkinin dikkate alınması gerekir. Cezanın belirlenmesinde suçtan zarar
görenin kişiliği ve ona verilen zararın azlığı veya çokluğu da etkilidir.
Kanun koyucu, değişik eylemler için değişik cezalar yanında, daha hafif bir
eylem için daha ağır bir cezayı da uygun görebilir.
Kanun’un 106.
maddesinin gerekçesinde, tehdit suçunda kişilerin
huzur ve sükûnu ile karar verme ve hareket etme hürriyeti korunarak
kişilerde güvensizlik duygusunun meydana gelmesinin engellendiği, suçun
daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâllerinde tehdidin kapsadığı
korkutma gücünün ağırlığı ve yoğunluğu nedeniyle mağdurda ciddi kaygılar
meydana geldiği ve suçun silahla işlenmesi hâlinde meydana gelen korkunun
çok daha yoğun ve kolay olacağı belirtilmiştir. Buna göre
kanun koyucunun, takdir yetkisine dayanarak ve kuralla korunmak istenen
hukuki yararı, suçun niteliğini, meydana gelen neticeyi de dikkate alarak
düzenlediği itiraz konusu kuralda hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön
bulunmamaktadır.
Başvuran Mahkeme,
silahla basit yaralama suçunda verilen ceza ile silahla tehdit suçuna verilen
cezayı karşılaştırarak, bu hususun suç ve ceza dengesini bozduğunu ileri
sürmüş ise de, itiraz konusu kural uyarınca silahla tehdit suçunun
işlenmesi hâlinde verilecek cezayı belirlemek kanun koyucunun takdirinde
olup, ceza miktarının Kanun’da belirtilen yaralama suçu ile
karşılaştırılarak değerlendirmede bulunulması anayasal denetime esas
oluşturmaz.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu
kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 10. maddesi ile ilgisi
görülmemiştir.
VI-
SONUÇ
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
106. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE,
20.3.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|