|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı :
2005/16
Karar
Günü : 8.10.2009
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN: Danıştay İdari
Dava Daireleri Genel Kurulu İTİRAZIN
KONUSU: 22.6.1965 günlü, 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığının
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’a 4415 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle
eklenen Ek Madde 3’ün birinci fıkrasının üçüncü tümcesi ile ikinci
fıkrasının, Anayasa’nın Başlangıç’ı
ile 2., 42., 138. ve 174. maddelerine
aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemidir.
I- OLAY
Yaz Kur’an
kurslarının haftalık süresini üç günden beş güne çıkaran Yönetmelik
değişikliğinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay
Sekizinci Dairesi’nde açılan davada verilen red
kararı üzerine davacı tarafından yapılan temyiz başvurusunda, itiraz konusu
kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Danıştay İdari Dava
Daireleri Genel Kurulu, iptali ve yürürlüğünün durdurulması için
başvurmuştur.
II-
İTİRAZ VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“… Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’an Kursları ile Öğrenci Yurt ve Pansiyonları
Yönetmeliğinin iptali istenilen “Yaz kursları” başlıklı 32 nci maddesinin birinci fıkrasında, kursların
ilköğretimin 5 inci sınıfını tamamlayan öğrencilere yönelik olduğuna ve bu
kursların süresine yer verilmektedir. Bu düzenlemenin dayanağını 22.7.1999
günlü, 4415 sayılı Kanunla 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanuna eklenen 3. ek madde oluşturmaktadır. Anılan
maddede, “İlk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu din kültürü ve
ahlak bilgisi dersleri dışında, Kur’an-ı Kerim ve
mealini öğrenmek, hafızlık yapmak ve dini bilgiler almak isteyenlerden
ilköğretimi bitirenler için, Diyanet İşleri Başkanlığı’nca Kur’an kursları açılır. Bu kurslardaki din eğitim ve
öğretimi kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin
talebine bağlıdır. Ayrıca ilköğretimin 5 inci sınıfını bitirenler için tatillerde
ve Milli Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetiminde yaz Kur’an
kursları açılır.
Kur’an kurslarının açılış, eğitim-öğretim ve
denetimleri ile bu kurslarda okuyan öğrencilerin barındığı yurt veya
pansiyonların açılış ve çalışmalarına dair hususlar yönetmelikle
düzenlenir” hükmü yer almaktadır. Anayasa Mahkemesinin bazı kararlarında da
belirtildiği üzere, uygulanacak yasa kuralı davanın değişik evrelerinde
ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da
olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 633 sayılı Yasanın
ek 3. maddesinin son cümlesinde yer alan ve ilköğretimin 5 inci sınıfını
bitiren öğrenciler için Kur’an kurslarının
açılmasına, eğitim-öğretimine ilişkin hususların yönetmelikle
düzenlenmesine ilişkin kural, uyuşmazlığın sona erdirilmesinde olumlu ya da
olumsuz katkı sağlayacak niteliktedir. Belirtilen kuralın Anayasaya
uygunluk denetimi sonucunda verilecek karar, ilköğretimin 5 inci sınıfını
bitiren öğrenciler için açılacak Kur’an kurslarının
süresini düzenleyen dava konusu Yönetmelik değişikliğini doğrudan doğruya
etkileyecek niteliktedir. Danıştay Sekizinci Dairesince dava konusu
Yönetmelik değişikliğinin iptali istemiyle açılan bu davada verilen
16.4.2002 günlü, E:2000/4940, K:2002/2317 sayılı kararda da, anılan Yasa
kuralı dayanak alınmak suretiyle uyuşmazlık çözümlenmiştir.
Bu durumda, Yasanın ek 3. maddesinde
yer alan “Ayrıca İlköğretimin 5 inci sınıfını bitirenler için tatillerde ve
Milli Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetiminde yaz Kur’an
kursları açılır. Kur’an kurslarının açılış,
eğitim-öğretim ve denetimleri ile bu kurslarda okuyan öğrencilerin
barındığı yurt veya pansiyonların açılış ve çalışmalarına dair hususlar
yönetmelikle düzenlenir.” kuralı, uyuşmazlıkta uygulanacak kural
niteliğinde bulunmaktadır.
Anayasanın Başlangıç bölümünde Atatürk
ilkelerine ve inkılâplarına bağlılık vurgulanmış, 2. maddesinde laiklik
ilkesi Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılmıştır. Anayasa Mahkemesinin
birçok kararında belirtildiği üzere, Atatürk ilkelerinin en önemlisi
laikliktir. Çağdaşlaşmayı hızlandıran ve Türk Devriminin kaynağı olan
laiklik ilkesi, toplumun akıl ve bilim dışı düşüncelerden ve yargılardan
uzak kalmasını, toplumda karşılıklı saygı, hoşgörünün egemen olmasını
sağlayarak, ulusal birliğin korunmasını ve devamını amaçlar. Özellikle
eğitim-öğretim alanında laikliğe bağlılık ve saygı, ulusun geleceği
açısından büyük önem taşımaktadır.
Anayasanın 42.
maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında, eğitim ve öğretimin, Atatürk
ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına
göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı, bu esaslara aykırı
eğitim ve öğretim yerleri açılamayacağı, eğitim ve öğretim hürriyetinin,
Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmayacağı belirtildikten sonra,
beşinci fıkrada, ilköğretimin kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunlu
ve devlet okullarında parasız olduğu kuralına yer verilmiştir.
Anayasanın 42. maddesindeki
düzenlemeyle, laiklik ilkesine uygun eğitim ve öğretim öngörülmüş, kapsamlı
ve nitelikli öğretim programlarıyla toplumu çağdaş uygarlık düzeyine
ulaştırmak amaçlanmıştır. Türk milli eğitiminin genel amacı, Türk
Milletinin tüm bireylerini, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve Anayasada
anlatımını bulan Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, Anayasanın başlangıcında
belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve
bunları yaşamında uygulayan vatandaşlar olarak yetiştirmektir.
Devletin eğitim ve öğretimdeki gözetim
ve denetim görevi, laiklik ilkesine aykırı etkinlik ve öğretim yapılmasına
izin verilmemesi görevini de kapsamaktadır.
Örgün veya yaygın, her türlü eğitim ve
öğretimin Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve
eğitim esaslarına göre yapılması Anayasanın gereğidir. Kişinin kendisinden
başlayarak, yaşadığı toplumu ve doğayı değiştirip geliştirmesi yönünde
yapılan etkinliklerin tümünü içerecek nitelikteki geniş bir anlamı olan
eğitim, bir ülkenin bugününü olduğu kadar, geleceğini de çok yakından
ilgilendirmekte ve etkilemektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin,
Cumhuriyetin ve toplumun aydınlık geleceği için, çağdaş bilim ve eğitimin
gereği olan laik eğitimi, temel eğitim yıllarında kesintisiz olarak ve bir
bütünlük içinde gerçekleştirmesi Anayasanın Başlangıç bölümünde, 2. ve 42.
maddelerinde belirtilen ilke ve esasların gereğidir.
Bu eğitim yıllarında, çocukların
bilimsel veriler ışığında yetişerek çağdaş eğitimlerini tamamlamaları,
onların gelecekte laik Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve
sorumluluklarını bilen ve bunları yaşamında uygulayan yurttaşlar olmalarını
sağlayacaktır.
Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşabilmek
pozitif bilimleri yeterince öğrenmiş, neden-sonuç ilişkisini kurabilen,
özgür düşünebilen, tartışan, beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımından dengeli
ve sağlıklı bireylerin yetişmesiyle gerçekleşebilir.
Anayasanın 174. maddesinde, Anayasanın
hiçbir hükmünün Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarma ve
Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğini koruma amacını güden, aralarında
Öğretim Birliği Yasasının da bulunduğu, maddede sayılan devrim yasalarının
Anayasanın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan
hükümlerinin, Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamayacağı ve
yorumlanamayacağı belirtilmiştir.
174. maddenin gerekçesinde ise,
“Atatürk inkılâplarının Atatürk’ün amaç olarak gösterdiği Batı uygarlık düzeyine
varıştaki önemleri tartışılmayacak kadar açıktır. Türk Milleti bu
inkılâpların bilincine varmış ve onlarla ilgili değerlendirmelerini
etrafında toplandığı fikirler nüvesine katmıştır.
Ancak zaman zaman
Atatürk inkılâplarının anlamını kavrayamayanların belirttikleri
görüldüğünden, inkılâpları Anayasanın himayesine alan 1961 Anayasasındaki
hükmün yeni Anayasada korunması yerinde görülmüştür.” denilerek devrim yasalarının
önemi vurgulanmıştır.
Anayasanın 174.
maddesinde yer verilen 3 Mart 1924 günlü, 430 sayılı Öğretim Birliği Yasası
ile Türkiye’deki tüm okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmış, Şeriye ve Evkaf Bakanlığı ile vakıflarca yönetilen
medreseler ve dini eğitim veren okullar kapatılmış, diyanet uzmanları
yetiştirmek üzere ilahiyat fakültesi, imam ve hatip gibi din hizmetlerini
yürüteceklerin yetiştirilmesi amacıyla okullar açılması için Milli Eğitim
Bakanlığına görev ve yetki verilmiştir.
Öğretim Birliği Yasasının gerekçesinde
de belirtildiği üzere, öğretim birliği ilkesi, bilimsel nitelikteki bir eğitim
sistemiyle çağdaş uygarlık amacına ulaşmayı öngörmektedir. İkili öğretim,
yani bir yanda akla ve bilime, öte yanda dinsel öğretiye dayalı öğretim toplumda
ikiliğe yol açacak, karmaşa yaratacaktır. Bu ise, duygu, düşünce ve
dayanışma birliğinin yok olmasına neden olur. Ülkemizde, Öğretim Birliği
Yasası, duygu, düşünce ve dayanışma birliğini sağlamış, laik eğitim ve
öğretime dayanak olmuştur. Öğretim birliği ilkesinin tüm gerekleriyle
uygulanması, Cumhuriyetin ve toplumun geleceği için zorunludur.
Öte yandan, öğretim birliği ilkesinin
uygulanması ve korunması, Cumhuriyetin niteliklerinin değiştirilemeyeceği,
değiştirilmesinin teklif edilemeyeceği şeklindeki Anayasanın 4. maddesi ile
güvence altına alınan kuralının da gereğidir. Dolayısıyla, bu ilkeye
aykırılık oluşturacak düzenlemelerin Anayasa ile bağdaşmayacağı açıktır.
Nitekim, ilköğretim kurumlarında sekiz yıllık
kesintisiz zorunlu temel eğitimi öngören 16.8.1997 günlü, 4306 sayılı Yasa
da toplumun ve ülkenin gerçekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda gelişen ve
değişen dünya şartlarına uygun çağdaş ve demokratik bir eğitim ortamı
içinde çocuklarımızın yetiştirilmesi amacıyla çıkarılmış olup, Yasanın uygulanmasıyla
çağdaş bilim ve eğitimin gereği olan laik eğitim, temel eğitim yıllarında
kesintisiz olarak ve bir bütünlük içinde gerçekleştirilmektedir. Anılan Yasanın iptali istemiyle açılan dava, Anayasa
Mahkemesinin 16.9.1998 günlü, E:1997/62, K:1998/52 sayılı kararıyla
reddedilmiş olup, anılan kararda, temel eğitimin, kişinin yaşama, maddi ve
manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının yaşama geçirilmesini,
kendisine, ailesine ve topluma karşı ödev ve sorumluluklarının bilincinde
akıl ve bilgiyi esas alan çağın gerektirdiği özelliklere sahip olarak
yetişebilmesini sağlayacağı, çocuğun zihinsel gelişimini sağlayarak
yeteneklerinin ortaya çıkmasını kolaylaştıracağı, böylece ana babanın
çocuğa vereceği mesleki ve dini terbiye için sağlıklı bir temel oluşturacağı,
zorunlu kesintisiz sekiz yıllık temel eğitimle ilgili düzenlemenin
Anayasanın 42. maddesinin yaşama geçirilmesine yönelik olduğu
belirtilmiştir.
Bu açıdan, Anayasaya
uygunluğu Anayasa Mahkemesince de belirlenen sekiz yıllık kesintisiz
zorunlu temel eğitimi öngören Yasadan sonra çıkarılan 633 sayılı Yasanın ek
3. maddesinde yer alan ve uyuşmazlıkta uygulanacak kural niteliğinde
bulunan düzenleme, temel eğitim yıllarında çağdaş bilim ve eğitimin gereği
olan laik eğitimi kesintisiz olarak ve bir bütünlük içinde tamamlamamış
çocuklara dinsel eğitim verilmesini öngörmekte olup, bu durumun ise,
yukarıda anılan Anayasa kurallarına aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Anayasanın 138. maddesinin son
fıkrasında, Yasama ve yürütme organları ile idarenin, mahkeme kararlarına
uymak zorunda olduğu, bu organlar ve idarenin, mahkeme kararlarını hiç bir
surette değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktirmeyeceği
kurala bağlanmıştır.
Anayasanın bu kuralı uyarınca, Yasama
ve yürütme organları ile idarenin, mahkeme kararlarına uymak zorunda
olduğu, Yasama Organının yapacağı düzenlemelerde daha önce aynı konuda
verilen yargı kararlarını etkisiz kılacak biçimde yasa çıkarmama
yükümlülüğünün bulunduğu açıktır. Mahkeme kararının yürütmenin durdurulmasına
veya davanın esasına ilişkin olması ise, karara uyma yükümlülüğü yönünden
bir fark oluşturmamaktadır.
Olayda, 20.8.1997
günlü, 23086 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’an Kursları Yönetmeliğinin Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin iptali ve yürütülmesinin
durdurulması istemiyle açılan dava sonucunda; Danıştay Sekizinci Dairesinin
27.1.1998 günlü, E:1997/5098 sayılı kararıyla, ilköğretimin 5. sınıfını
bitiren çocukların hafta sonları ve yaz aylarında Diyanet İşleri
Başkanlığının açtığı Kur’an kurslarına kanuni
temsilcilerinin isteği ile katılabileceği yolundaki yönetmelik
değişikliğinde, T.C. Anayasasına, Milli Eğitim Temel Kanununa ve Eğitimde
Birlik Yasasına uyarlık bulunmadığı gerekçeli olarak belirtilmek suretiyle
dava konusu Yönetmeliğin ilgili maddelerinin yürütülmesinin durdurulmasına
karar verilmiştir.
Anılan yürütmenin durdurulması kararına
karşı, davalı Başbakanlık ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılan
itiraz ise, Danıştay idari Dava Daireleri Genel Kurulunun 27.3.1998 günlü,
YD. İtiraz No:1998/144 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Diğer yandan,
Danıştay Sekizinci Dairesi davanın esasına ilişkin olarak da 23.2.2000
günlü, E:1997/5098, K:2000/1736 sayılı kararıyla Yönetmeliğin ilgili
maddelerinin iptaline karar vermiş ve bu karar temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
Bununla birlikte, Danıştay Sekizinci
Dairesinin ve Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun verdiği kararlara
uyulması gerekirken, Danıştay’ın hukuka aykırı bulduğu kurallar, bu defa
Yasa ile düzenlenerek Anayasanın 138. maddesi ihlal edilmiştir.
Belirtilen hukuksal duruma göre, temel
eğitim yıllarında çağdaş bilim ve eğitimin gereği olan laik eğitimi kesintisiz
olarak ve bir bütünlük içinde tamamlamamış çocuklara dinsel eğitim
verilmesine ilişkin düzenlemenin Anayasanın Başlangıç bölümü ile 2, 42, 138
ve 174. maddelerine aykırı olduğu kanısına varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle
ve bir davaya bakmakta olan mahkemenin, o dava sebebiyle uygulanacak bir
kanunun Anayasaya aykırı olduğu kanısına götüren görüşünü açıklayan kararı
ile Anayasa Mahkemesine başvurması gerektiğini düzenleyen 2949 sayılı
Kanunun 28. maddesinin 2. fıkrası gereğince, 22.7.1999 günlü, 4415 sayılı
Kanunla 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında
Kanuna eklenen 3. ek maddede yer alan “Ayrıca ilköğretimin 5 inci sınıfını
bitirenler için tatillerde ve Milli Eğitim Bakanlığının denetim ve
gözetiminde yaz Kur’an Kursları açılır. Kur’an kurslarının açılış, eğitim-öğretim ve denetimleri
ile bu kurslarda okuyan öğrencilerin barındığı yurt veya pansiyonların
açılış ve çalışmalarına dair hususlar yönetmelikle düzenlenir.” kuralının
Anayasanın Başlangıç bölümüne, 2, 42, 138 ve 174. maddelerine aykırı olduğu
kanısına ulaşılması nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, bu
kuralın Anayasaya aykırılığı ve uygulanması durumunda giderilmesi güç veya
olanaksız zararlar doğurabileceği gözetilerek esas hakkında karar
verilinceye kadar yürürlüğünün durdurulmasına, dosyada bulunan belgelerin
onaylı bir örneğinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine, 30.12.2004 günü oyçokluğu ile karar
verildi.”
III- YASA
METİNLERİ
A- İtiraz
Konusu Yasa Kuralı
22.6.1965
günlü, 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun’a 4415 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle eklenen ve itiraz
konusu kuralları içeren Ek Madde 3 şöyledir:
“İlk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu
din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri dışında, Kur’anı-Kerim
ve mealini öğrenmek, hafızlık yapmak ve dini bilgiler almak isteyenlerden
ilköğretimi bitirenler için, Diyanet İşleri başkanlığınca Kur’an kursları açılır. Bu kurslardaki din eğitim ve
öğretimi kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin
talebine bağlıdır. Ayrıca
ilköğretimin 5 inci sınıfını bitirenler için tatillerde ve Milli Eğitim
Bakanlığının denetim ve gözetiminde yaz Kur’an
kursları açılır.
Kur’an
kurslarının açılış, eğitim-öğretim ve denetimleri ile bu kurslarda okuyan
öğrencilerin barındığı yurt veya pansiyonların açılış ve çalışmalarına dair
hususlar yönetmelikle düzenlenir.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru
kararında, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 42.,
138. ve 174. maddelerine dayanılmış, 24. maddesi ilgili görülmüştür.
IV- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
gereğince, Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN,
Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT, A.Necmi ÖZLER ve
Serdar ÖZGÜLDÜR’ün katılımlarıyla 22.2.2005
gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin
bu konudaki raporun hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına,
oybirliğiyle karar verilmiştir.
V - ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa
kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru
kararında, Danıştay’ın hukuka aykırı bularak iptal ettiği kuralların Yasa
ile düzenlendiği, temel eğitim yıllarında laik eğitimi kesintisiz olarak ve
bir bütünlük içerisinde tamamlamamış çocuklara dinsel eğitim verilmesinin
öngörüldüğü, bu nedenlerle düzenlemenin Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 42., 138. ve 174.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz
yoluna başvuran Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu Anayasa’ya
aykırılık gerekçesini Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2.,
42., 138. ve 174. maddelerine
dayandırmış ise de, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinde Anayasa Mahkemesi’nin kanunların,
kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün
Anayasa’ya aykırılığı hususunda ilgililer tarafından ileri sürülen
gerekçelere dayanmak zorunda olmadığı ve taleple bağlı kalmak kaydıyla
başka gerekçe ile de Anayasa’ya aykırılık incelemesi yapabileceğinden,
itiraz konusu kural belirtilen maddelerle birlikte Anayasa’nın 24. maddesi
yönünden de incelenmiştir.
Anayasa’nın
Başlangıç’ında lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının
Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı, 2. maddesinde Türkiye
Cumhuriyeti’nin başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik,
laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu, 24. maddesinde herkesin din ve
vicdan özgürlüğüne sahip olduğu, 42. maddesinde eğitim ve öğretimin Atatürk ilke ve inkılapları
doğrultusunda çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre Devletin gözetim ve
denetimi altında yapılacağı, 138. maddesinde yasama ve yürütme
organları ile idarenin Mahkeme kararlarına uymak zorunda oldukları, bu
organların ve idarenin Mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremeyeceği
ve yerine getirilmesini geciktiremeyeceği öngörülmüş, 174. maddesinde de
eğitim ve öğretim birliği esasını getiren Tevhidi Tedrisat Kanunu’nun da
korunması gereken inkılap yasalarından olduğu belirtilmiş ve bu kuralların
Anayasa’ya aykırı olduğu şekilde anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağı
vurgulanmıştır.
Buna
göre, ülkemizde eğitim ve öğretim birliği esası geçerlidir. Anayasa’nın 42.
maddesi genel olarak eğitim ve öğrenim hakkını düzenlerken, 24. maddesi din
ve ahlak eğitim ve öğretimini düzenlemiştir. Anayasa bu düzenlemeleriyle,
eğitim ve öğretimin Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim
ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılmasını
öngörmüştür.
Milli Eğitim
Bakanlığı’nın gözetim ve denetiminde faaliyet gösterecek yaz Kur’an Kurslarını açacak olan Diyanet İşleri
Başkanlığı, Başbakanlığa bağlı Anayasal bir kuruluştur. Anayasa’nın 136.
maddesinde, genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın,
laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında
kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda
gösterilen görevleri yerine getireceği belirtilmiştir. 633 sayılı Diyanet
İşleri Başkanlığı’nın Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 1. maddesinde
de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevleri “İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili
işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini
yönetmek” olarak düzenlenmiştir.
Din eğitiminde
büyüklerden farklı olarak küçüklerin gelişim psikolojileri büyük önem
taşır. Dini kavramların bazılarının soyut olması, küçüklerin din eğitiminde
zihinsel gelişim basamaklarının dikkate alınmasını zorunlu kılar. İtiraz
konusu kural, küçüklerin zihinsel gelişim basamaklarına uygun olarak somut
kavramlar döneminden çıkarak soyut kavramları da anlama olgunluğuna
eriştiği düşünülen beşinci sınıfı bitirenler için, zorunlu temel
eğitimlerini de aksatmayacak şekilde sadece okulların yaz tatilinde Milli
Eğitim Bakanlığı’nın gözetim ve denetiminde yaz Kur’an
kurslarının açılmasını öngörmektedir.
Buna göre, ilköğretimin beşinci sınıfını bitirenler
için, okulların tatil olduğu dönemde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nca açılıp,
Milli Eğitim Bakanlığı’nın gözetim ve denetiminde yürütülecek ve katılımın
kişilerin kendi isteği, küçüklerin ise kanuni temsilcilerinin talebine
bağlı olduğu yaz Kur’an kurslarının, sekiz yıllık
zorunlu ve kesintisiz laik eğitim ve öğretim faaliyetini engellemesinin sözkonusu olmadığı açıktır.
Öte yandan yasakoyucunun
Anayasa’ya aykırı olmamak koşuluyla düzenleme yapması yasama yetkisi içinde
bulunduğundan, mahkeme kararlarına konu olmuş alanlarda da bu yetki
geçerlidir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural,
Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 24., 42., 138. ve
174. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Cafer ŞAT ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe
katılmamışlardır.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN İNCELENMESİ
22.6.1965 günlü, 633 sayılı Diyanet İşleri
Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’a 4415 sayılı Yasa’nın 1.
maddesiyle eklenen Ek Madde 3’ün birinci fıkrasının üçüncü tümcesi ile
ikinci fıkrasına,
Yönelik
iptal istemleri, 8.10.2009 günlü, E:2005/16, K:2009/139 sayılı kararla
reddedildiğinden, bu fıkra ve tümceye ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMİNİN REDDİNE, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.
VII- SONUÇ
22.6.1965 günlü, 633 sayılı Diyanet
İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’a 22.7.1999 günlü,
4415 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle eklenen Ek Madde 3’ün;
1- Birinci fıkrasının üçüncü
tümcesinin,
2- İkinci fıkrasının,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE, Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Cafer ŞAT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 8.10.2009 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mustafa YILDIRIM
|
Üye
Cafer ŞAT
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun’a 22.7.1999 günlü, 4415 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle
eklenen Ek Madde 3’ün ilk fıkrasında “ilk ve ortaöğretim kurumlarında
okutulan zorunlu din kültürü ve ahlâk bilgisi dersleri dışında, Kur’an-ı Kerim ve mealini öğrenmek, hafızlık yapmak ve
dini bilgiler almak isteyenlerden ilköğretimi bitirenler için, Diyanet
İşleri Başkanlığınca Kur’an kursları açılır. Bu kurslardaki din eğitim ve öğretimi kişilerin
kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin talebine bağlıdır.
Ayrıca ilköğretim 5 inci sınıfını bitirenler için tatillerde ve Millî
Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetiminde yaz Kur’an
kursları açılır.” İkinci fıkrasında da “Kur’an kurslarının açılış, eğitim-öğretim ve
denetimleri ile bu kurslarda okuyan öğrencilerin barındığı yurt veya
pansiyonların açılış ve çalışmalarına dair hususlar yönetmelikle
düzenlenir” denilmiş, itiraz yoluna başvuran Danıştay İdari Dava Daireleri
Kurulu tarafından bu maddenin birinci fıkrasının son tümcesi ile ikinci
fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmiştir.
İtiraz konusu kuralın yer aldığı 4415 sayılı
Yasa’nın Anayasal dayanağını oluşturan Diyanet İşleri Başkanlığı’na ilişkin
düzenleme 1961 Anayasası’nın 154. maddesinde “Genel idare içinde yer alan
Diyanet İşleri Başkanlığı, özel kanununda gösterilen görevleri yerine
getirir” biçiminde yer almış, 1982 Anayasası’nın konuya ilişkin 136. maddesinde
ise daha ayrıntılı olarak düzenlenerek, genel idare içinde yer alan Diyanet
İşleri Başkanlığı’nın, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve
düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç
edinerek özel kanununda gösterilen görevleri yerine getireceği
belirtilmiştir. İki kural
karşılaştırıldığında, 1961 Anayasası’ndan farklı olarak 1982 Anayasası’nda,
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lâiklik ilkesi doğrultusunda görevlerini
yerine getirmesine ve her türlü siyasi görüş ve düşüncenin dışında
kalmasına vurgu yapıldığı görülmektedir. Lâiklik ilkesini benimseyen bir
devletin tüm kurum ve kuruluşlarının bu ilke doğrultusunda görevlerini
yerine getirmelerinin Anayasal bir zorunluluk olmasına karşın, Diyanet
İşleri Başkanlığı’na ilişkin düzenlemede bu ilkenin bir kez daha altının
çizilmesi, Kurum uygulamaları açısından lâiklik ilkesinin taşıdığı yaşamsal
önemi göstermektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen lâik devletin,
en önemli özelliklerinden biri hiç kuşkusuz yasa kurallarının dini gerekler
gözetilerek ya da herhangi bir dine ayrıcalık tanıyacak biçimde
düzenlenmemesi, başka bir anlatımla devletin bütün din ve inançlara eşit
uzaklıkta olmasıdır. Buna göre, itiraz konusu kuralla sadece İslâm Dininin
öğretilmesine yönelik kurslar açılmasına izin verilmesinin, farklı dinlere
mensup vatandaşlar arasında ayırıma yol açarak lâiklik ilkesini
zedeleyeceği açıktır. Ayrıca, Anayasa’nın 10. maddesi uyarınca, herkes,
dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve
benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğundan
farklı dinlere mensup vatandaşlara da aynı olanakların sağlanması eşitlik
ilkesinin de gereğidir. Toplumun büyük çoğunluğunun İslâm dinine mensup
olması da yapılan ayrımcılığın nedeni olamaz. Çağdaş demokrasiler
çoğunlukçu değil çoğulcu rejimlerdir. Anayasa’nın tanıdığı haklardan
yararlanmada vatandaşlar arasında çoğunluğu oluşturup oluşturmamalarına
göre ayırım yapılamaz.
Öte yandan, Anayasa’nın dördüncü fıkrasında “din
eğitim ve öğretimi ancak kişilerin kendi isteğine kanuni temsilcisinin
talebine bağlıdır” denilerek ana babanın çocuğa dini eğitim verme hakkına
din ve vicdan özgürlüğü kapsamında yer verilmiş ise de bu hak mutlak
olmayıp Anayasa’nın 41. maddesindeki çocukların korunmasını devlete, görev
olarak yükleyen kuralla birlikte değerlendirilmesi gereken bir haktır. Çocukların korunmasının, çağdaş dünyada anayasaları
aşıp evrensel kurallar haline dönüşmesi, konunun uluslararası boyutunu da
ortaya koymaktadır. Din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili olarak Çocuk Hakları
Sözleşmesi’nin 14. maddesinde, “Taraf Devletler çocuğun düşünce, vicdan ve
din özgürlükleri hakkına saygı gösterirler” denilmektedir. Ancak, çocuğun
din ve vicdan özgürlüğüne saygı gösterilmesinin bunun bilincine varmasıyla
olanaklı hale gelebileceği de bir gerçektir. Bu durum, belli bir yaşa ve
olgunluğa erişmeden çocuğun din ve vicdan özgürlüğünü etkileyecek bir
baskının yapılmamasını da zorunlu kılar. Anayasa
Mahkemesi’nin ilköğretim kurumlarında sekiz yıllık kesintisiz zorunlu temel
eğitimi öngören 16.8.1997 günlü 4306 sayılı Yasa’ya ilişkin kararında,
temel eğitimin, kişinin yaşama maddi ve manevi varlığını koruma ve
geliştirme hakkının yaşama geçirilmesini, kendisine ailesine ve topluma
karşı ödev ve sorumluluklarının bilincinde akıl ve bilgiyi esas alan çağın
gerektirdiği özelliklere sahip olarak yetişebilmesini ve çocuğun zihinsel
gelişimini sağlayarak yeteneklerinin ortaya çıkmasını kolaylaştıracağı,
böylece ana babanın çocuğa vereceği mesleki ve dini terbiye için sağlıklı
bir temel oluşturacağı görüşüne yer verilmiştir. Bu
değerlendirmelerin ailenin dini terbiye verme hakkı ile çocuğun korunması
olgusunu dengeleyen bir anlayışı yansıttığı açıktır.
Anayasa’nın 42. maddesinin üçüncü fıkrasında, eğitim
ve öğretimin, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim
ve eğitim esaslarına göre Devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı,
bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamayacağı hükme
bağlanmıştır. Bir eğitim türü olan din eğitim ve öğretiminin de aynı
anayasal ilkeler çerçevesinde verilmesi zorunlu olduğundan bu ilkelere
koşut olarak yapılacak eğitimin de idarenin takdir ve tercihine
bırakılmayarak ilkelerinin, çerçevesinin, gözetim ve denetimiyle ilgili
esasların yasada gösterilmesi gerekir.
Ulusun geleceğini oluşturan çocukların her konudaki
eğitiminin aklın ve bilimin öncülüğünde yapılması, bunun esaslarının
objektif olarak belirlenmesi, Devlete Anayasa’nın 5. maddesi ile verilen
insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlama yükümlülüğünün de doğal bir sonucudur.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralların
Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne
katılmıyoruz.
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Cafer ŞAT
|
KARŞI OY
İtiraz konusu kurallar,
devlet okullarının kapalı olduğu yaz tatili döneminde Milli Eğitim
Bakanlığı’nın denetim ve gözetimi altında, ilköğretimin 5. sınıfını bitiren
öğrenciler için yaz Kur’an kursları açılmasına ve
bu kursların açılış, eğitim - öğretim ve denetimleri ile öğrencilerin
barınacağı yurt veya pansiyonların açılış ve çalışmalarının yönetmelikle
düzenlenmesine ilişkin konuları içermektedir.
Yaz Kur’an kursları ile
verilmek istenen eğitimin ayrımcılığa neden olduğuna ilişkin Fulya Kantarcıoğlu’nun “karşıoy gerekçesi”nde belirttiği düşünceye katılıyorum.
Ayrıca; Anayasa’nın “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddesinin
eğitim esaslarının belirlendiği üçüncü fıkrasında, “Eğitim ve öğretim
Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına
göre Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı
eğitim ve öğretim yerleri açılamaz” denilmiş;
Gerekçesinde de öğrenim hakkının fert yönünden bir
hak, Devlet yönünden ise başta gelen ödevlerden olduğu, eğitim ve öğretimin
Devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı, eğitim ve öğretim
özgürlüğünün hiçbir şekilde Anayasanın temel felsefesine ve ilkelerine
aykırı davranmanın bahanesi olamayacağı, Devletin, bu özgürlüğün kullanılmasında
Atatürk ilkelerine çağdaş bilim ve eğitim esaslarına uyulmasını gözeteceği
hususları yer almıştır.
Anayasa’nın 24.
maddesinde de “... din
ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din
Kültürü ve Ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu
dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitimi ve öğretimi ancak
kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine
bağlıdır...” denilmiştir.
Buna göre, Anayasa’da öngörülen eğitim ve
öğretim tanımı içinde yer aldığı konusunda kuşku bulunmayan din eğitimi ve öğretiminin de (yaz Kur’an
kurslarının da) Atatürk
İlkeleri ve inkılâpları
doğrultusunda ve yine Anayasa’da çağdaş bilim ve eğitim olarak ifade edilen
öğretim birliği ilkesine uygun olmak üzere Devletin denetim ve gözetimini sağlayan İlk ve
orta öğretim kurumlarının bağlı olduğu Milli Eğitim Bakanlığının doğrudan
denetim ve gözetimi altında yapılacağı, bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yeri
açılamayacağı anlaşılmaktadır.
Gerçekten de Tevhid-i
Tedrisat Kanunu’nda, Ülkemizdeki eğitim ve öğretimin, eğitim ve öğretim
birliği esasına göre gerçekleştirileceği, dini nitelikteki eğitim ve
öğretim dahil tüm eğitim ve öğretim
faaliyetlerinin sadece Milli Eğitim Bakanlığı’nca yerine getirileceği kabul
edilmiş, din hizmetlerinin yerine getirilmesi için
de elaman yetiştirilmek üzere ayrı okullar ve İlahiyat Fakülteleri
açılabileceği öngörülerek, Anayasa’da belirtilen çağdaş bilim
ve eğitimin nasıl olması gerektiği açıklanmıştır.
Milli
Eğitim Temel Kanunu’nda öngörülen eğitim ve öğretim ile de Türk
vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak, millî
birlik ve bütünlük içinde iktisadî, sosyal ve kültürel kalkınmayı
desteklemek ve hızlandırmak, nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın
yaratıcı ve seçkin bir ortağı yapmak hedef seçilerek, çağdaş bilim
ve eğitim esasları çerçevesinde yapılacak eğitim ile elde edileceği ifade
edilmiştir.
Bu durumda, İlköğretimin 5. sınıfını bitiren öğrenciler için
tatillerde ve Milli Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetiminde Diyanet İşleri Başkanlığı’nca açılacak yaz Kur’an
kurslarında verilecek din eğitimi ve öğretiminin de Anayasa’da öngörülen
ilkeler doğrultusunda verilmesi gerekir. Bunun
gerçekleşebilmesi için de Devletin
denetim ve gözetimini sağlayan İlk ve orta öğretim kurumlarının bağlı
olduğu Milli Eğitimi Bakanlığı’nın bu kurslar üzerindeki denettim ve
gözetim yetkisinin niteliğinin, koşullarının ve ne şekilde yapılacağının
söz konusu kursların Diyanet
İşleri Başkanlığı’nca açılacağı, söz konusu eğitim ve öğretimin bu kurum
ile birlikte gerçekleştirileceği de gözetilerek Anayasa’da
belirtilen ilkelere uygun olarak kanununda açıkça gösterilmesi gerekir. Bu
hususlara kanunda yer verilmemesi, Devletin denetim ve gözetim yetkisini
zayıflatacak, bunun sonucunda da Anayasa’da ilkeleri belirtilen eğitim ve
öğretim birliğinden ayrılarak farklı bir eğitim sisteminin oluşması,
toplumun ayrışması, aralarındaki düşünce ve dayanışmanın bozulması
kaçınılmaz olacaktır.
Anayasa’nın öğretim
ve eğitime verdiği özel önem gereğince bu konuda belirlediği ilkelerin
tamamının ödünsüz olarak uygulanması gerekir. Bunun için de uygulamaya
yönelik kanunların sözü edilen ilkelere uygun biçimde ve açıklıkta
düzenlenmesi, çağdaş bilim ve eğitim ile korunmak istenen toplumun
geleceği için zorunludur.
Bu nedenle kurallar,
Anayasa’nın 24. ve 42. maddelerine aykırıdır.
İptalleri gerekir.
Üye
Mehmet
ERTEN
KARŞIOY
GEREKÇESİ
22.06.1965
günlü, 633 sayılı Diyanet İşleri
Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’a 22.07.1999 günlü, 4415
sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle eklenen Ek Madde 3’ün birinci fıkrasının
üçüncü tümcesinde “Ayrıca
ilköğretim’in 5 inci sınıfını bitirenler için tatillerde ve Milli Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetiminde yaz Kur’an kursları açılır.” ikinci fıkrasında “Kur’an kurslarının açılış, eğitim-öğretim ve
denetimleri ile bu kurslarda okuyan öğrencilerin barındığı yurt ve
pansiyonların açılış ve çalışmalarına dair hususlar yönetmelikle
düzenlenir.” hükümlerinin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali
istenilmektedir.
Anayasa’nın 42. maddesinin üçüncü fıkrasında,
“Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri
ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre,
Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve
öğretim yerleri açılamaz.”, dördüncü fıkrasında “Eğitim ve öğretim
hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.” beşinci
fıkrasında, “İlköğretim kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve
Devlet okullarında parasızdır.” denilmektedir.
Bu düzenlemelerden, milli eğitimin amacının Türk
milletinin bütün bireylerinin Atatürk ilke ve inkılâplarına ve Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, Anayasanın Başlangıç Bölümünde belirtilen temel
ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye
Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları yaşamında
uygulayan vatandaşlar olarak yetiştirmek olduğu anlaşılmaktadır. Bunun
sonucunda bilimsel veriler ışığında, çağdaş eğitimle pozitif bilimleri
yeterince öğrenerek, neden sonuç ilişkisini kurabilen, özgür düşünerek
sorgulayan beden, zihin, ahlâk ve ruh ve duygu bakımından dengeli ve
sağlıklı bireylerin yetişmesi hedeflenmiştir.
Nitekim 16.08.1997 günlü 4306 sayılı Yasa ile
ilköğretim kurumlarında sekiz yıllık kesintisiz zorunlu temel eğitim
öngörülmüştür. Bu yasanın iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi’nin
16.09.1998 günlü E: 1997/562, K: 1998/52 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Bu kararın gerekçesinde; temel eğitimin, kişinin yaşama, maddi ve manevi varlığını
koruma ve geliştirme hakkının, kendisine ailesine ve topluma karşı ödev ve
sorumluluklarının bilincinde akıl ve bilgiyi esas alan çağın gerektirdiği
özelliklere sahip olarak yetişebilmesini sağlayacağı, çocuğun zihinsel
gelişimini sağlayarak yeteneklerinin ortaya çıkmasını kolaylaştıracağı,
böylece ana babanın çocuğa vereceği mesleki ve dini terbiye için sağlıklı
bir temel oluşturacağı belirtilmiştir.
Anayasa’nın 24. maddesinin dördüncü fıkrasında “Din
ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında
yapılır. Din kültürü ve ahlak
öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında
yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi
isteğine, küçüklerinde kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.” hükmü yer
almış olup, madde hükmü ile kanuni temsilcilere küçüklere din eğitimi
verilmesi konusunda talep etme hakkı verilmekle birlikte, bunun çocukların
din ve vicdan özgürlüğü ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği açık
bulunmaktadır.
Kaldı ki, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları
Sözleşmesi’nin 14. maddesinde; “Taraf Devletler çocuğun düşünce, vicdan ve
din özgürlükleri hakkına saygı gösterirler.” denilmektedir. Çocuğun din ve
vicdan özgürlüğü, bunun bilincine varacak ruh ve beden gelişimini
tamamladığı belli bir yaş ve olgunluğa erişmesi ile mümkündür. Bu ise
18.08.1997 gün ve 4306 sayılı Yasa’da öngörülen sekiz yıllık kesintisiz
zorunlu eğitimin bitirilmesi sonucunda alınan ilköğretim diploması ile
mümkün olacaktır.
Anayasa’nın 174. maddesinde, Anayasa’nın hiçbir
hükmünün Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye
Cumhuriyetinin laiklik niteliğini koruma amacını güden, aralarında Tevhidi
Tedrisat Yasası’nın da bulunduğu maddede sayılan inkılâp kanunlarının
halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin
Anayasa’ya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağı
belirtilmektedir. Tevhidi Tedrisat Yasası’nın 4. maddesi ile devlete din
eğitimi ve öğretimi görev olarak verilmemiş, yalnız halkın dini gereksinmelerinin
karşılanabilmesi için bu alanda hizmet verecek kamu görevlilerinin yetiştirilmesine
yönelik mesleki eğitim verecek okulların açılması öngörülmüştür. Uygulamada
ilköğretimin bitirilmesinden sonra gidilen imam hatip liseleri ve daha sonra ilahiyat fakülteleri ile bu eğitim
gerçekleştirilmektedir.
Netice olarak; din kültürü ve ahlâk derslerinin
sekiz yıllık temel eğitim süresince zorunlu olarak verildiği göz önünde
tutulduğunda; henüz çağdaş bilim ve eğitimin gereği olan laik eğitimini
kesintisiz olarak bitirmek suretiyle,
beden, zihin, duygu bakımından gelişimini tamamlamamış ilkokul 5
inci sınıf öğrencileri için yaz aylarında kur’an
kursu açılmasına ve bu kurslardaki öğrenciler için
yurt ve pansiyon açılmasına ilişkin düzenleme Anayasa’nın 2., 24., 42., 174. maddelerine aykırıdır.
Açıklanan nedenle 633 sayılı Yasaya, 4415 sayılı Yasa ile eklenen Ek Madde 3’ ün birinci fıkrasının
üçüncü tümcesi ile ikinci fıkrasının iptali gerektiği oyu ile çoğunluk
kararına katılmıyorum.
Üye
Zehra
Ayla PERKTAŞ
|