21 Ekim 2009 ÇARŞAMBA

Resmî Gazete

Sayı : 27383

YARGITAY KARARLARI

Yargıtay 7. Hukuk Dairesinden:

             Esas No         : 2006/1722

             Karar No       : 2006/1926

             Mahkemesi  : Gölköy Asliye Hukuk Mahkemesi

             Tarihi            : 22/2/2005 (Ek Karar)

             Numarası      : 2003/23-2004/39

             Davacı           : Burhan Şıhmanoğlu vd

             Davalı            : Arif Namlı vd

             Müdahil        :         

YARGITAY İLAMI

             Taraflar arasında, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesi hükmüne dayalı kesinleşen kadastroya karşı açılan davanın yapılan yargılaması sonunda, yerel mahkemece oluşturulan 26/2/2004 gün 2003/23-2004/39 E.K sayılı davanın reddi doğrultusundaki hükmün, davacı tarafça temyizi üzerine dairece 13/7/2004 günlü 2004/2093-2710 E.K sayılı bozma kararının sevk edildiği yerel mahkemece ilgililere daire bozma kararı tebliğ edilmeksizin yerel mahkemece oluşturulan 22/2/2005 gün ve 2003/23-2004/39 E.K. sayılı “davacıların temyizden vazgeçilmiş sayılmasına” ilişkin  hükmün Adalet Bakanlığının yazılı emri ve Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığının “28/4/2006 gün ve Hukuk-2006/70220 sayılı” yazılarıyla kanun yararına temyiz edilerek sözü edilen yerel mahkeme hükmünün bozulması istenilmiş olmakla; tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:

             Kural olarak, genel mahkemede açılan davaların hükme bağlanması ve hükmün tarafların tümü, ya da bir bölümü tarafından temyizi üzerine gerekli temyiz posta masraflarının hesaplanarak ilgilisine yöntemine uygun şekilde, mahkeme veznesine depo ettirilmesi zorunludur. Sözü edilen posta masraflarına dava dosyasının temyize gidiş geliş ve Yargıtay ilamının taraflara tebliğ masraflarının da kapsadığı kuşkusuzdur.

             Saptanan bu olgu yerel mahkemenin, yasal görevlerindendir. Somut olayda az yukarıda tarih ve sayısı belirtilen daire bozma ilamının ilgililere tebliğ edilmediği, tebliğ masraflarının ilgilisinden alınmadığı saptanmıştır. Daire bozma kararı taraflara tebliğ edilmediğine göre olağan kanun yollarından sayılan karar düzeltme istemine ilişkin süreçte başlamamıştır.

             Açıklanan bu olgular dikkate alındığında somut olayda usulün 434/son ve 432 maddeleri hükmünün uygulama olanağı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle Yargıtay C. Başsavcılığının 28/4/2006 gün 2006/70220 sayılı yazılı emir yoluyla yerel mahkemece oluşturulan “davacıların temyizden vazgeçmiş sayılmasına” ilişkin yerel mahkeme kararının bozulması doğrultusundaki istemlerinin kabulü ile, yerel mahkemesince oluşturulan 22/2/2005 günlü 2003/23-2004/39 E.K sayılı hükmün KANUN YARARINA BOZULMASINA, ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 13/6/2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

—— • ——

Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden:

             Esas No         : 2001/703

             Karar No       : 2001/1340

YARGITAY İLAMI

             Davacı Şaban Çetin ile davalı Nüfus Müdürlüğü aralarındaki dava hakkında Osmancık Asliye HukukMahkemesince verilen 6/7/2000 günlü ve 2000/188-185 sayılı kararın temyiz edilmemekle kesinleşmesi ve yürürlükteki kanuna aykırı olduğu iddiasıyla C. Başsavcılığının 18/1/2001 gün ve Hukuk 184442 sayılı yazılarıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulmasının istenmesi üzerine gereği düşünüldü:

YARGITAY KARARI

             Nüfus Kanununun 46. maddesi hükmüne göre, nüfus kayıtlarının düzeltilmesine (ad ve soyadı değişikliği davaları dahil) ilişkin davalarda Cumhuriyet Savcısı ile nüfus başmemuru veya memurunun bulunması ve kararın onların önünde verilmesi zorunludur.

             Mahkemenin oluşumuna ilişkin bu yasa hükmü dikkate alınmadan nüfus idaresi temsilcisi yokluğunda yargılama yapılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

             Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle C. Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK’nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın C. Başsavcılğına gönderilmesine, 19/2/2001 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—— • ——

Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden:

             Esas No         : 2001/704

             Karar No       : 2001/1341

YARGITAY İLAMI

             Davacı Serhan Şahin ile davalı Nüfus Müdürlüğü aralarındaki dava hakkında Diyarbakır 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 30/5/2000 günlü ve 2000/268-399 sayılı kararın temyiz edilmemekle kesinleşmesi ve yürürlükteki kanuna aykırı olduğu iddiasıyla C.Başsavcılığının 8/1/2000 gün ve Hukuk 179522 sayılı yazılarıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulmasının istenmesi üzerine gereği düşünüldü:

YARGITAY KARARI

             Davacı Serhan Şahin’in 1/8/1981 olan doğum tarihi 1/8/1984 olarak düzeltilmiş ise de; adı geçen kişi nüfusa 29/6/1982 tarihinde tescil edilmiştir. Bir şahsın doğmadan nüfusa tescili söz konusu olamayacağından, bu şekilde düzeltme, nüfus kayıtlarında çelişki meydana getirmektedir.

             Hakim, nüfus kayıtlarında düzeltma yapılmasına karar verirken, bu kayıtlar arasında çelişki meydana getirmemek ve hayatın olağan akışına ters düşecek durumlara yol açmamaya özen göstermek zorunda olup, bu hususa uyulmaması usul ve kanuna aykırıdır.

             Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle C. Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK’nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın C. Başsavcılğına gönderilmesine, 19/2/2001 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—— • ——

Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden:

             Esas No     : 2004/12150

             Karar No  : 2005/1146

YARGITAY İLAMI

             Mahkemesi               :  İzmir 5. İcra Mahkemesi

             Tarih                          :  19/8/2003

             No                               :  618-724

             Davacı (3. Kişi)         :  Yüksel Alman vek. Av. Yılmaz Yaman

             Davalılar (Alacaklı) : 1 – Millî Eğitim Vakfı İzmir Şubesi vek. Av. Bülent Kaptan

             (Borçlu)                      :  2 – Gökçe Savcıer

             Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda Yerel Mahkemece verilen kararın kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığı’nın yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmesi üzerine Tetkik Hakimi B. Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

KARAR

             Davacı 3. kişi tarafından İİK.’nun 96 v.d. maddelerine dayalı olarak istihkak davası açıldığı, mahkemece davanın kabulü ile birlikte davacı yararına İİK.’nun 97/15. maddesi gereğince %40 oranında tazminata karar verildiği, davalı alacaklının temyiz talebinin ise hükmün kesin olduğundan bahisle Dairemizce red edildiği anlaşılmaktadır.

             İİK.’nun 97/15. maddesi gereğince 3. kişi yararına tazminata hükmolunması için, 3. kişinin davasının kabulü yanında, olayda istihkak iddiasına karşı itiraz eden alacaklı ya da borçlunun kötü niyetinin gerçekleşmesi zorunlu olup ayrıca 3. kişinin tazminat talebinde bulunmasına gerek yoktur. Buradaki kötü niyetten maksat haciz sırasında mahcuzun davacıya ait olduğu alacaklı tarafından bilindiği halde, alacaklının haciz uygulanmasını icra memurundan istemesidir. Kural olarak alacaklı, 3. kişi ile borçlu arasındaki işlemlere yabancı sayıldığından istihkak iddiasına itirazı olağan kabul edilir.

             Somut olayda, borçlunun haciz yapılan adreste oturduğu aynı binada yapılan soruşturma ile belirlenerek haciz tutanağına geçirildiği gibi, haciz mahallinde borçluya ait evlilik cüzdanı, makbuzlar v.s. evrak bulunmuş olup, mahcuzların davacı 3. kişinin mülkiyetinde olduğu ancak delillerin toplanmasından sonra saptanabilmiştir. Böyle bir ortamda alacaklının İİK.’nun 97/a maddesine göre istihkak iddiasının ispat edilmesini istemesi ve beklemesi yasal ve doğal hakkıdır. Öyleyse davalı alacaklının kötü niyet tazminatıyla sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırıdır.

             Kabul ve uygulamaya göre de; İİK.’nun 97/15. maddesinde %15’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmolunacağı düzenlenmiş olup mahkemece yasal gerekçeleri yazılmadan alt sınırdan ayrılınarak %40 oranında tazminata karar verilmesi de isabetsizdir.

             SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.’nun 427/6. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA, 15/2/2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—— • ——

          Yargıtay 21. Hukuk Dairesinden:

             Esas No     : 2004/12150

             Karar No  : 2005/1146

YARGITAY İLAMI

             Mahkemesi               :  İzmir 5. İcra Mahkemesi

             Tarih                          :  19/8/2003

             No                               :  618-724

             Davacı (3. Kişi)         :  Yüksel Alman vek. Av. Yılmaz Yaman

             Davalılar (Alacaklı) : 1 – Millî Eğitim Vakfı İzmir Şubesi vek. Av. Bülent Kaptan

             (Borçlu)                      :  2 – Gökçe Savcıer

             Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda Yerel Mahkemece verilen kararın kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığı’nın yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmesi üzerine Tetkik Hakimi B. Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

KARAR

             Davacı 3. kişi tarafından İİK.’nun 96 v.d. maddelerine dayalı olarak istihkak davası açıldığı, mahkemece davanın kabulü ile birlikte davacı yararına İİK.’nun 97/15. maddesi gereğince %40 oranında tazminata karar verildiği, davalı alacaklının temyiz talebinin ise hükmün kesin olduğundan bahisle Dairemizce red edildiği anlaşılmaktadır.

             İİK.’nun 97/15. maddesi gereğince 3. kişi yararına tazminata hükmolunması için, 3. kişinin davasının kabulü yanında, olayda istihkak iddiasına karşı itiraz eden alacaklı ya da borçlunun kötü niyetinin gerçekleşmesi zorunlu olup ayrıca 3. kişinin tazminat talebinde bulunmasına gerek yoktur. Buradaki kötü niyetten maksat haciz sırasında mahcuzun davacıya ait olduğu alacaklı tarafından bilindiği halde, alacaklının haciz uygulanmasını icra memurundan istemesidir. Kural olarak alacaklı, 3. kişi ile borçlu arasındaki işlemlere yabancı sayıldığından istihkak iddiasına itirazı olağan kabul edilir.

             Somut olayda, borçlunun haciz yapılan adreste oturduğu aynı binada yapılan soruşturma ile belirlenerek haciz tutanağına geçirildiği gibi, haciz mahallinde borçluya ait evlilik cüzdanı, makbuzlar v.s. evrak bulunmuş olup, mahcuzların davacı 3. kişinin mülkiyetinde olduğu ancak delillerin toplanmasından sonra saptanabilmiştir. Böyle bir ortamda alacaklının İİK.’nun 97/a maddesine göre istihkak iddiasının ispat edilmesini istemesi ve beklemesi yasal ve doğal hakkıdır. Öyleyse davalı alacaklının kötü niyet tazminatıyla sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırıdır.

             Kabul ve uygulamaya göre de; İİK.’nun 97/15. maddesinde %15’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmolunacağı düzenlenmiş olup mahkemece yasal gerekçeleri yazılmadan alt sınırdan ayrılınarak %40 oranında tazminata karar verilmesi de isabetsizdir.

             SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.’nun 427/6. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA, 15/2/2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.