27 Haziran 2009 CUMARTESİ

Resmî Gazete

Sayı : 27271

YARGITAY KARARLARI

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinden:

             Esas No           : 2008/15792

             Karar No        : 2009/5623

             Mahkemesi    : Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)

             Tarihi             : 21/2/2008

             Numarası       : 2007/408-2008/28

             Davacı             : Yapı Kredi Bankası A.Ş vekili avukat Gülhizar Aydın

             Davalı             : Mehmet Uğurlar vekili avukat Şeniz Uğurlar

             Taraflar arasındaki tüketici sorunları hakem heyeti kararına itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

             Davacı Banka, davalının imzalamış olduğu kredi kartı üyelik sözleşmesi gereğince Banka tarafından alınmakta olan yıllık 30,00 YTL kredi kartı üyelik ücreti ile ilgili olarak davalının Tüketici Sorunları Hakem Heyetine başvuruda bulunduğunu, 12/11/2007 tarihli kararla talebin kabul edildiğini, oysa ki 5464 sayılı yasada ve sözleşmede bu konuda özel düzenleme bulunduğunu ileri sürerek, Hakem Heyeti Kararının iptaline karar verilmesini istemiştir.

             Davalı, davanın reddini savunmuştur.

             Mahkemece, davanın reddine kesin olarak karar verilmiş; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 30/10/2008 tarih ve 2008/211074 sayılı tebliğnamesi ile HUMK'nun 427/6 maddesi uyarınca hükmün kanun yararına bozulmasını istemiştir.

             Karar tarihinde yürürlükte bulunan 13/12/2007 tarih ve 26729 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ikinci kısmının ikinci bölümünde, tüketici mahkemelerinde takip edilen davalar için 220,00 YTL vekalet ücretine hükmedileceği, müddeabihi 1.850,00 YTL'yi geçen işlerde ise tarifenin üçüncü kısmına göre vekalet ücretinin belirleneceği belirtilmiş olup, dava konusu olayda davada kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına 220,00 YTL  maktu ücreti vekalete hükmedilmesi gerekirken, yazılı şeklide 500,00 YTL ücreti vekalete hükmedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

             SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HUMK'nun 427/6. maddesine dayalı             olarak talep ettiği kanun yararına bozma isteğinin kabulü ile hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere BOZULMASINA, 27/4/2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—— • ——

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinden:

             Esas No            : 2008/15042

             Karar No          : 2009/5386

             Mahkemesi     : Dinar Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)

             Tarihi               : 13/12/2007

             Numarası         : 2007/204-2007/382

             Davacı              : Akbank A.Ş vekili avukat Ali Akdağ

             Davalı               : Yılmaz Karapınar vekili avukat N. Metehan Aydın

             Taraflar arasındaki satıcının Hakem Kurulu kararına itirazı davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Kanun yararına bozulması istenilmekle dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

             Davacı banka, kredi kartı kullanıcısı olan davalının Tüketici Sorunları Hakem Heyetine başvurusu üzerine, bankaca kredi kartı sözleşmesine göre hesabından kesilen yıllık 60 YTL üyelik ücretinin iadesine karar verildiğini, halbuki, bu ücretin alınacağının sözleşme ile kararlaştırıldığı gibi, ücretin verilen ticari hizmetin karşılığı olup, yasaya aykırı olmadığını ileri sürerek, Dinar Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı' nın 7/6/2007 tarih ve 2007/05 sayılı kararının iptalini istemiştir.

             Davalı davanın reddini savunmuştur.

             Mahkemece, taraflar arasında düzenlenen kredi kartı üyelik sözleşmesine göre, "kart üyelik ücretinin" hizmet karşılığı olduğu, tahsil edilen üyelik ücretinin yasal olduğu, gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş; miktar itibarı ile kesin olan hüküm Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına temyiz edilmiştir.

             Dava, davacı banka tarafından kredi kartı kullanıcısı olan davalıdan tahsil edilen kredi kartı üyelik ücretinin, davalı başvurusu üzerine davacı bankadan alınmasına dair Dinar Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararının iptaline ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, yasal düzenlemelere ve aralarındaki sözleşme hükümlerine göre bankanın kredi kartı kullanıcısından kullanım karşılığı yıllık ücret isteyip, isteyemeyeceği hususunda toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için bu konudaki yasal düzenlemeler ile tarafların arasındaki sözleşme hükümlerinin incelenmesi gerekir.

             5464 Sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları kanununun sözleşme şekli genel işlem şartları başlıklı 6. bölümdeki 24. maddesinin 1. fıkrası "Kart çıkaran kuruluşlar ile kart hamilleri arasındaki ilişkiler, bu kanun ve ilgili diğer mevzuat çerçevesinde en az oniki punto ve koyu siyah harflerle hazırlanacak yazılı sözleşme ile düzenlenir. Sözleşmenin bir örneği kart hamiline ve varsa kefile verilir. Sözleşme hükümleri ve kartın kullanımı hakkında kart hamiline ayrıntılı bilgi verilmesi zorunludur." hükmünü, aynı maddenin 4. fırkasının son cümlesi "Sözleşmede kart hamilinin haklarını zedeleyici ve kart çıkaran kuruluş lehine tek taraflı haksız şartlar sağlayan hükümlere yer verilemez." hükmünü getirmiştir.

             4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4822 Sayılı Kanunla değişik 6. maddesi ile sözleşmelerdeki haksız şart düzenlenmiş ve "Satıcı ve sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır. Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu her türlü sözleşmede yer alan haksız şartlar tüketici için bağlayıcı, değildir. Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir. Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden, standart sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu maddenin uygulanmasını engellemez. Bir satıcı veya sağlayıcı, bir standart şartın münferiden tartışıldığını ileri sürüyorsa, bunu ispat yükü ona aittir. 6/A, 6/B, 6/C, 7, 9, 9/A, 10, 10/A ve 11/A maddelerinde yazılı olarak düzenlenmesi öngörülen tüketici sözleşmeleri en az oniki punto ve koyu siyah harflerle düzenlenir ... " hükmü, yine 4077 Sayılı Kanunun değişik 6 ve 31 maddelerine dayanılarak hazırlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesinde "satıcı, sağlayıcı veya kredi veren tarafından tüketici ile akdedilen sözleşmede kullanılan haksız şartlar batıldır" hükmü getirilmiştir.

             Taraflar arasındaki 2/1/2002 tarihli sözleşmenin 14. maddesinde kart kullanıcısından kart kullanım ücretinin alınacağı belirtilmiştir.

             Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında 2/1/2002 tarihli sözleşme incelendiğinde; sözleşmenin davacı banka tarafından matbu, standart olarak hazırlanıp boş olan kısımların rakam, isim ve adresler yazılarak doldurulduğu, sözleşmenin on iki punto koyu siyah harflerle düzenlenmediği görülmektedir. Davacı, tüketici aleyhine olan ve tüketiciyi kart kullanımı ücreti adı altında bir külfete sokan sözleşme hükmünün tüketici ile ayrıca müzakere edilerek kararlaştırıldığını iddia ve ispat edememiştir. Böyle olunca sözleşmedeki kredi kartı üyelik ücreti alınacağına dair hükmün açıklanan yasa ve yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla davacı bankanın bu sözleşme hükmüne dayalı olarak kredi kartı kullanıcısı davalıdan ücret istemesi olanaklı değildir.

             Bu durumda yasaya uygun olan, Dinar Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararının iptali istemi ile açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yukarda açıklanan hususlar gözetilmeden davanın kabulü usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulması gerekir.

             SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet başsavcılığının HUMK'nun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin kabulü ile hükmün sonucuna etkili olmamak üzere BOZULMASINA, 20/4/2009 gönünde oybirliğiyle karar verildi.

—— • ——

Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden:

             Esas No           : 2009/1267

             Karar No        : 2009/5066

             Davacı Ümmü Cerit ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Nazilli 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 9/11/2006 günlü ve 2006/273-273 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26/1/2009 gün ve Hukuk-2009/007158 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulmasının istenmesi üzerine gereği düşünüldü.

YARGITAY KARARI

             Davacı vekili dava dilekçesinde davacı Ümmü Cerit'in 30/9/1991 olan doğum tarihinin yılının 1990 olarak düzeltilmesini istemiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.

             Dosya içerisindeki nüfus kayıt tablosu içeriğinden yaşının düzeltilmesi istenilen Ümmü Cerit'in kayden 30/9/1991 doğumlu olup, davanın açıldığı 26/10/2006 günü itibariyle ergin ve medeni hakları kullanmaya yetkili bulunmadığı ve kayden sağ olan anne ve babasının velayeti altında olduğu anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 336. maddesinde "Evlilik birliği devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar" hükmü mevcuttur. Emredici nitelikteki bu yasa kuralı, evlilik birliği içinde velayetin kullanılması kapsamında, ana ve baba tarafından çocuk adına açılacak tüm davalar yönünden de geçerlidir.

             Dosyaya ibraz edilen vekaletname incelendiğinde, adı geçen avukat, davacı Ümmü Cerit'in yasal temsilcileri tarafından tayin edilmemiştir.

             Mahkemece doğum tarihinin düzeltilmesi davası yönünden dava ehliyetine sahip olmayan küçüğün yasal temsilcileri olan anne ve babası tarafından temsil edilmesi gerektiği hususu dikkate alınmaksızın, davacı küçük tarafından verilen vekaletnameye dayanılarak açılan davanın esasına girilerek hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

             Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 11/5/2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—— • ——

Yargıtay 19. Hukuk Dairesinden:

             Esas No              : 2008/11178

             Karar No           : 2009/3591

             Mahkemesi       : İstanbul 5. Sulh Hukuk Mahkemesi

             Tarih                 : 17/7/2007

             Nosu                  : 1126-805

             Davacı                : Eskidji Müzayedecilik Tic. İth.ve İhr. A.Ş. vek. Av. Dilek Alaca

             Davalı                : Mehmet Erdoğan Akgüllü vek. Av. Adnan Çankaya

             Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

- KARAR -

             Dava, 5/4/2005 tarihli Gayrimenkul Teklif Toplama ve Şartnamesi uyarınca verilen tellallık hizmetinden kaynaklanan alacağın tahsili için girişilen icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.

             Davalı vekili, müvekkilinin ikametgahı ve sözleşmenin imzalandığı İzmir Mahkemelerinin yetkili olduğunu belirterek, yetki ilk itirazında bulunmuş, esas savunmasında da müvekkilinin davacı şirket tarafından yanlış bilgilendirildiğini, istemediği taşınmazın ihalesine girdiğini beyanla davanın reddini istemiştir.

             Mahkemece sözleşmede İstanbul Mahkemelerinin ve icra dairelerinin yetkisi kabul edildiğinden davalının icra takibindeki yetkiye itirazının reddine, benimsenen bilirkişi raporuna göre, şartname hükümleri uyarınca davalının sözleşmeden dönmesinin hukuken mümkün olmadığı gerekçesiyle itirazın iptaline, 735 YTL asıl alacağa, takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle takibin devamına, %40 inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş, hükmün davalı vekilince temyizi üzerine Dairemizce miktar yönünden kesinlik sınırı içinde kaldığından, davalının temyiz istemi reddedilmiş, davalı vekili kanun yararına temyiz yoluna başvurmuştur.

             Davalı vekilinin kanun yararına bozma talebi Adalet Bakanlığınca yerinde görülerek dava dosyası gereği yapılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30/10/2008 tarihli talep yazılarında belirtilen nedenlerle hükmün kanun yararına bozulması isteminde bulunulmuştur.

             HUMK.nun 187/2. maddesi uyarınca yetki itirazı ilk itirazlardan olup, aynı yasanın 190. maddesine göre hadiseler şeklinde esasa girişilmezden önce incelenip karara bağlanması gerekir. Bu konudaki kararın HUMK.nun 225. maddesi uyarınca her iki tarafa tefhim veya tebliği gerekir.

             Somut olayda davalının yetki itirazı konusunda bu şekilde bir inceleme yapılmamış, yetki itirazının yerinde bulunmadığı hususu esas hakkındaki hükmün gerekçesinde belirtilmiştir. Bu hal, savunma hakkının kısıtlanmasına yol açan esaslı bir usul hatasıdır.

             Kabulü göre de bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden ve ikinci bilirkişi raporuna itibar edilmesinin gerekçeleri de açıklanmadan, son raporun hükme esas alınmış olması isabetsizdir. Bu nedenlerle kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

             SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının HUMK.nun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere (HUMK.m.427/7) kanun yararına BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Resmî Gazete'de yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilmesine (HUMK.mad. 427/8) peşin harcın istek halinde iadesine, 27/4/2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.