Esas Sayısı :
2006/158 Karar Sayısı : 2008/150 Karar Günü : 24.9.2008 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri Kemal Anadol, Haluk Koç ile birlikte 147 Milletvekili (Esas
Sayısı: 2006/152) İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara Asliye 12. Hukuk Mahkemesi (Esas Sayısı:
2006/158) DAVA ve İTİRAZIN KONUSU: 19.9.2006 günlü, 5543 sayılı İskân Kanunu’nun, geçici
1. maddesinin (5) numaralı fıkrasının “…
yatırdıkları bedel, yatırıldıkları tarihten itibaren
işleyecek kanuni faizi ile birlikte kendilerine ödenir. Görülmekte olan
davalar da bu hükme göre sonuçlandırılır” bölümünün Anayasa’nın 2., 10., 11. ve 36. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve
“Görülmekte olan davalar da bu hükme
göre sonuçlandırılır” tümcesinin yürürlüğünün durdurulması istemidir. I- İPTAL DAVASI VE YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İLE İTİRAZ BAŞVURUSUNUN GEREKÇELERİ A- İptal ve Yürürlüğün Durdurulması
İsteminin Gerekçe Bölümü Şöyledir: “III. GEREKÇE
19.09.2006 tarih ve 5543 sayılı İskân Kanununun Geçici Madde 1’in Beşinci Fıkrasının İkinci Cümlesinin
Anayasaya Aykırılığı Bulgaristan hükümetinin uyguladığı
asimilasyon politikası nedeniyle, 1989 yılında zorunlu göçe tabi tutulan
300.000 soydaşımızdan isteyenlerin iskânı için Yüksek Planlama Kurulunun
27.11.1990 tarih ve 90 T./103 sayılı Kararı ile isteyen göçmenlere yönelik
olarak konut inşası için görevlendirilen Devlet Bakanlığınca duyurular
yapılmış; Emlak Bankası şubesine 1991 yılının parası ile 2.500.000.- TL.
peşinat yatırılması
istenilmiştir. 44.452 göçmen kişi 1991 yılında konut projesine dahil olarak talep edilen söz konusu meblağı yatırmışlardır.
Başvuranlardan ancak 23.495 göçmene, çeşitli illerde inşa edilen evleri
teslim edilmiş; geri kalan diğer başvuruculara ise, finansman sağlanamadığı
gerekçesi ile evleri verilmemiştir. Bunun üzerine ev verilmeyen ve
yatırdıkları avanslar da iade edilmeyenler tarafından, projeleri yürüten ve
adına avansların yatırıldığı Devlet Bakanlığı’na (Başbakanlık) karşı müteaddit
alacak davaları açılmış ve yatırılan avansın 1991 yılındaki alım gücü değerinde
bir tazminatın ödenmesi istenilmiştir. Açılan bu davalar, Yargıtay’ın
incelemesinden de geçmiş ve Yargıtay 13. Hukuk Dairesi bir örneği ilişikte
sunulan 29.06.2004 tarih ve E.2004/561. K.2004/10180 sayılı kararında özetle,
“…hukuken geçersiz sözleşmeler hukuken haksız iktisap kuralları uyarınca
tasfiye edilir iken denkleştirici adalet ilkesinin hiçbir zaman gözardı edilemeyeceği, ilgili Devlet Bakanlığının Göçmen
Derneklerine gönderdiği 30.03.1998 tarihli yazısı kapsamı, 10.03.2000 ve
07.02.2001 tarihli Resmi Gazetelerde yayımlanan 245 ve 250 sayılı Milli Emlak
Genel Tebliğleri ile birlikte değerlendirildiğinde iadeye karar verilirken
satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım
gücüne ulaştırılması ve o şekilde iadeye karar verilmesinin uygun olacağını”
hükme bağlamıştır. Mahkemelerin Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin bu kararına
uyarak yaptırdıkları bilirkişi incelemesi sonucunda verilen raporda, 1991
yılında ödenen 2.500.000 TL.nın
dava tarihi itibariyle 1.696,90.- YTL ya ulaşmış olduğu tespit edilmiştir. Açılan davalar bu aşamada iken, iptali
istenen ibareyi de içeren 19.09.2006 tarih ve 5543 sayılı İskân Kanununun
geçici madde 1’in beşinci fıkrasının ilk cümlesinde “Bulgaristan'dan zorunlu
göçe tâbi tutulup, Türkiye'ye gelerek yerleşmek isteyen Türk soylu kişilere
yaptırılan konutlardan almak üzere müracaat ederek para yatıranlardan konut
sahibi olamayanların, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl
içerisinde müracaat etmeleri halinde yatırdıkları bedel, yatırıldıkları
tarihten itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte kendilerine ödenir”
denildikten sonra iptali istenen ikinci cümlesinde “Görülmekte olan davalar
da bu hükme göre sonuçlandırılır” hükmüne yer verilmiştir. İptali istenen bu hükme göre yapılan hesaplamalara göre,
1991 yılında ödenen 2.500.000 TL.nın
dava tarihi itibariyle ulaştığı meblağ en fazla 16 – 17 YTL dir. Görüldüğü üzere iptali istenen kurala göre
hesaplanan miktar, yukarıda açıklanan Yargıtay kararı uyarınca denkleştirici
adalet ilkesine göre hesaplanan miktarın ancak 1/100’ ü kadardır. Böyle bir
sonucun adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşır bir yönünün bulunmadığı
açıktır. Anayasa Mahkemesinin 18.10.2003 tarih ve
E.2003/67, K.2003/88 sayılı Kararında “Anayasanın 2 nci
maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve
işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini gerçekleştiren, Anayasaya aykırı
durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan,
yargı denetimine açık, yasaların üstünde Anayasanın ve yasakoyucunun
da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasakoyucu, yasaların yalnız Anayasaya değil, evrensel
hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.“ denilmiş ve yine
Anayasa Mahkemesinin bu kararında “Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir
devlette, hukuk güvenliğinin sağlanması hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz
koşuludur.” görüşüne yer verilmiştir. Bireyin insan olarak varlığının korunmasını amaçlayan
hukuk devletinde vatandaşların hukuk güvenliğinin sağlanması zorunludur.
Devlet açık ve belirgin hukuk kurallarını yürürlüğe koyarak bunları
uyguladığı zaman hukuk güvenliği sağlanır. Yasalarda yapılan değişikliklerin
toplumsal gerçeklerle uyumlu olması ve adaletli kurallar içermesi gerekir. İptali istenen kural, adaletli bir kural olmadığından ve
hukuk güvenliğini de zedelediğinden Anayasanın 2 nci
maddesinde ifade edilen “hukuk devleti” ilkesine ters düştüğü açıktır. Öte yandan yapılan bu düzenleme, geçmiş ve o anda mevcut
hukuk kurallarına göre sonuçlandırılması gereken hukuki durumları etkileyen
bir düzenlemedir. Yasalar kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirdiği kimi ayrıksı
durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve
eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Geçmiş, yeni çıkarılan bir yasanın
etki olanı dışında kalır. Sonradan yürürlüğe giren yasaların geçmiş ve kesin
nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun genel
ilkelerindendir. Anayasa Mahkemesinin 29.12.2004 tarih ve E.2002/39,
K.2004/125 sayılı kararında da belirtildiği üzere, “Hukuk
Devleti ilkesinin öğeleri arasında yasaların kamu yararına dayanması,
kuralların herkes için konulması, kamu düzeninin kurulması ve korunması
amacına yönelik bu kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerinin de gözönünde tutulması gerekliliği” bulunmaktadır. İptali
istenen kural ile, Anayasa Mahkemesinin bu kararında
açıklanan ölçülerin hiç biri gözetilmediğinden böyle bir düzenleme bu yönden
de Anayasanın 2 nci maddesine aykırı düşmektedir. Diğer taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir
kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci
maddesine de aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf.
225). Açıklanan nedenlerle 19.09.2006
tarih ve 5543 sayılı İskân Kanununun geçici madde
1’in beşinci fıkrasının ikinci cümlesi, Anayasanın 2 nci
ve 11 inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir. IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ 19.09.2006 tarih ve 5543 sayılı İskân Kanununun geçici madde 1’in beşinci fıkrasının ikinci cümlesi,
hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleri ile hukuk
güvenliğini zedeleyici sonuçlara yol açarak toplumsal kararlılığı ve hukuksal
güvenceyi ortadan kaldırdığı için, sonradan giderilmesi güç ya da olanaksız
durum ve zararlar doğabileceğinden iptal davası sonuçlanıncaya kadar
yürürlüğünün durdurulması istemi ile Anayasa Mahkemesine iptal davası
açılmıştır. Arz ve izah olunan nedenlerle, iptali istenen kurallar hakkında
yürürlüklerinin durdurulması da istenerek iptal davası açılmıştır. V. SONUÇ VE İSTEM Yukarıda açıklanan gerekçelerle 19.09.2006 tarih ve 5543 sayılı İskân
Kanununun geçici madde 1’in beşinci fıkrasının
ikinci cümlesinin, Anayasanın 2 nci ve 11 inci
maddelerine aykırı olduğundan iptaline ve iptal davası sonuçlanıncaya
kadar yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı
ile arz ederiz.” B- İtiraz Yoluna Başvuran
Mahkeme’nin Gerekçesi Şöyledir: “GEREKÇE: Aşağıda açıklanan konulardan dolayı 5543
sayılı Yasa’nın Geçici Madde 1’in 5. fıkrasında yer alan “...yatırdıkları bedel, yatırdıkları
tarihten itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte kendilerine ödenir. Görülmekte olan davalar da bu hükme göre sonuçlandırılır” düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı
bulunduğu yolundaki iddia ile dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek,
sınırlandırılan ve bu paragraf içinde yazılan hükümlerin öncelikle adil
yargılanma hakkına, eşitlik ilkesine ve genel olarak da hukuk devleti
ilkelerine ilişkin Anayasa kurallarına aykırı olduğu değerlendirilerek
Anayasa Mahkemesi’ne itiraz başvurusu yapılmasına karar verilmiş bulunulmaktadır. Uzun süredir yargı
kararlarına konu olmuş şekli ile zaman zaman da
Türk Lirası’nın değerinde meydana gelen ani değer kayıpları, realitede
yaşandığından alacak borç ilişkilerinde; bir tarafta kalmış olan ve aktin konusunu oluşturan değerin geri alınması
konusundaki davalarda denkleştirici adalet adı altında bir ilke geliştirilerek,
bu ilkeye uygun olarak karşı tarafta kalan ve aktin
konusunu oluşturan değerin iade edilmesi için açılan davalarda yasal
düzenlemeye paralel olarak, eş bir anlatımla faizle karşılanması mümkün
olmayan ve faizi aşan bir değer kaybının söz konusu olduğu durumlarda, tediye
günündeki değerin çekişme konusu yapılarak, yargı önüne taşındığı tarihe
kadar geçen süreçte paranın alım gücündeki düşme saptanarak ve özellikle
uygulamada altın fiyatlarındaki yükseliş, döviz fiyatlarındaki artış, işçi
ücretleri ve memur maaş katsayısındaki yükselmeler ile toptan eşya fiyat
endeksi ve tüketici fiyat endeksleri birlikte değerlendirilip artış oranları
hamur edilerek sonuçta ortaya çıkan değerin alım gücündeki eksilme yüzdesi
olarak kabul edilmesi suretiyle faizle karşılanamamış olan zararın tazmini
yolunda verilen kararlarla denkleştirici adaletin uygulaması yapılmakta ve
hukuki ilişkinin diğer tarafında haksız olarak kalmış bedelin, geçen sürede
uğradığı değer kaybı telafi edilmeye çalışılarak adalet temin edilmektedir.
Bu açıklamadan anlaşılacağı üzere; herhangi bir değerin haksız olarak veya
akde aykırılık sureti ile karşı tarafta kalmasını takiben bu değerin
istirdadı için açılan davalarda otomatik olarak ve yasa gereği, geçen sürenin
karşılığında hiçbir merasime hacet kalmaksızın ancak bazı çekişmelerde
temerrüt durumu kanıtlanmak kaydı ile geçen dönem için faize hükmedilmesi
zorunludur. Nitekim
paranın veya bir hakkın haksız yere ya da akde aykırılık sonucu karşı tarafta
kalmasının karşılığı faiz ile karşılanmaktadır. Ancak enflasyonist dönemlerde
hakkın yada paranın karşı tarafta haksız yere yada
akde aykırılık sebebi ile sözleşmenin diğer tarafında kalmasının karşılığı
çoğu zaman faiz ile karşılanamayan zararların doğmasına sebep olmaktadır. Hal böyle olunca;
eldeki davada 1990’lı yılların başında tediye edilen, dava konusu değerlerin
tediye tarihinden itibaren geçen on yılı aşkın süre içinde paranın alım
gücünde yaşanan düşüşlerin ötesinde ekonomik krizler döneminde ayrıca paranın
değerinin bir kat daha düşmüş olması karşısında, faiz ile karşılanamayan
zararın mevcut olduğu uygulamada yargı kararlarına konu olmuş şekli ile sabit
bulunduğundan bu çekişmenin çözümü için getirilen yasal düzenlemenin özellikle;
“yatırdıkları bedel, yatırdıkları tarihten itibaren işleyecek kanuni faizi
ile birlikte ödenir” düzenlemesi adalet anlayışına ve hukuk düzenine uygun
bulunmamaktadır. Diğer yandan, hak arama hürriyetinin
yansıması olarak, hak sahiplerinin çekişme konusu olayları yargı önüne taşıdığı
ve “dava” olarak mahkemelere çekişmeyi intikal ettirdiği tarihte yürürlükte
olan yasal düzenlemeler, bu çekişmenin yargılama sürecinin devam ettiği
dönemde yürürlükte bulunmaları halinde çekişmenin çözümünde kullanılacağı aşikar olmakla birlikte, çekişmenin çözümünde başlangıçta
davanın açıldığı tarihte yürürlükte olup da, daha sonra yargılama sürecinin
devamı sırasında çekişmeyi çözecek kuralın herhangi bir sebeple yürürlükten
kaldırılması veya değiştirilmesi halinde dahi, çekişmenin yargı önüne
götürüldüğü tarihte yürürlükte bulunulduğu gözetilerek çözümleyici kural
yargılama sürecinin devam ettiği sırada hukuk sisteminden çıkarılsa bile, hak
arayan kişinin lehine olması kaydı ile eldeki çekişmeye bu kural uygulanmak
sureti ile çözüm oluşturulmaktadır. Hukuk sistemindeki kalıplaşmış ifade
tarzı ile; her dava yargı önüne götürüldüğü günde
yürürlükte olan kural ile çözümlenir, kuralı uyarınca davalar sonuçlandırılır. Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen
düzenlemenin, “Görülmekte olan davalar da bu hükme göre sonuçlandırılır” düzenlemesi
de yukarıda belirtilen temel hukuk prensiplerine, adil yargılanma hakkına,
eşitlik ilkesine ve genel olarak da hukuk devleti ilkelerine uygun olmayan
düzenleme içermektedir. Açıklanan şekli ile itiraz başvurusuna
konu edilen düzenlemenin yürürlüğe girmesinden önce yargı önüne taşınmış
çekişmede hak sahibi olan davacı tarafın, haklarını yargı önüne götürdüğü
gündeki kurallara göre çözümlenmesini engelleyen ve sadece yasal faiz
hakkının bulunduğunu ortaya koyan, eldeki davaların da bu kural ile çözüme
kavuşturulmasını belirleyen yasal düzenleme, Anayasa’ya uygun bulunmamaktadır. Hak arayan kişinin dava
açtığı tarihte olmayan, davanın devam ettiği sırada aleyhine olarak yapılan
bir düzenleme ile daha az ekonomik değer elde etmesine sebep olacak şekilde,
sadece yasal faiz ile yetinmesini zorunlu kılan, faizi aşan zararının
tazminini engelleyen yasal düzenlemenin eldeki davaya uygulanması halinde
adalete olan güven ve sonuçta da hukuka olan saygı sarsılacaktır. Bir çekişmenin
taraflarından birinin, yasa çıkarma yetkisi ile donatılmış Devlet olması
halinde, Devlet aleyhine açılan davalarda Devlet’in bu davanın devamı
sırasında kendi sorumluluğunu eksiltecek, hatta bertaraf edecek yasal düzenleme
yapması, hukuk devleti ilkesine uygun bir tasarruf olmadığı gibi, yasa
çıkarma yetkisi olmayan kişilerin arasında benzer mahiyette olarak tezahür
eden yargı çekişmelerinin çözümünde yürürlükte olan diğer kuralların aksine,
sadece ve sadece İskân Kanunu düzenlemesi adı altında Bulgaristan göçmenleri
için farklı bir uygulama ile çözüm oluşturulması da eşitlik ilkesine ters
düşmektedir. Yasanın bütünü incelendiğinde; zamanında 2510 sayılı Yasa
hükümleri uyarınca hak sahibi olan veya anılan Yasa uyarınca göçmen sayılan
ama Bulgaristan göçmeni olmayan kişiler için yapılan düzenlemeler mevcut
olduğu halde, göçmenlerden Bulgaristan göçmeni olarak adlandırılan kesim için
yukarıda sözü edilen düzenlemenin yapılarak farklı bir uygulamanın temin
edilmeye çalışılmış olması; normların, Anayasa’ya ve Anayasa’daki haklardan
herkesin eşit olarak haklardan istifade etmesi ilkelerine ters düşmektedir. Ceza uygulamasında,
nasıl ki bir eylemin işlenmesi tarihinde yürürlükte olan kurallar
çerçevesinde suç sayılması ve o suç için öngörülen ceza miktarının daha sonra
yargılama sürecinde daha fazla bir müeyyide ile cezalandırılmış olması
halinde; eylem tarihindeki hukukun ancak zanlıya tatbik edilmesi zorunlu ise,
hukuk uygulamasında da bir çekişmenin yargı önüne götürüldüğü günde
yürürlükte olan kuralların hak arayan kişiye tatbik edilmesi kaçınılmaz olup,
hak arayan kişinin aleyhine olacak düzenlemeler adil yargılanma yönünden
hukuk ihlali oluşturmaktadır. Türk Anayasa yargısı uygulamalarında;
hukuk normlarının (ceza müeyyidesi içermeyen kurallar) adil yargılanma ilkesi
ile yorumlanıp değerlendirilmesine ait doğrudan uygulama örneği elde
edilememiş olmakla birlikte, bir davada özel bir şahıs ile Devlet arasındaki
ilişkiler ile ilgili bir durum söz konusu olduğunda, daha sorunsal bir alan
oluştuğu, AİHM bu hak ve hükümlülüklerden bir çoğunu
medeni haklar kapsamında tanıyarak, planlamaya ilişkin davaların, mülkiyet
hakkını doğrudan etkileyen aşamaları ve ayrıca faydalanma durumunu etkileyen
daha genel kapsamlı (Oerlamans/Hollanda 27 Kasım
1991, De Goffre de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6.
maddesindeki düzenlemenin; “...hukuktaki gelişmeler... ve
muamelelerin eşitliği ilkesi uyarınca 6. madde (1)’in günümüzde sosyal yardım
dahil olmak üzere sosyal sigortanın tüm alanlarına uygulanacağı görüşünü
benimsemek gerekir” hükmü ile Schuler-Zgraggen/İsviçre davasında verdiği kararda, muamelelerin
eşitliği prensibini her ne kadar sosyal yardım dahil olmak üzere sosyal
sigortanın tüm alanlarında uygulanacağını dile getirmiş ise de eldeki davada
da muamelelerin eşitliğinde göçmenler arasında sosyal yardım yönünden
sağlanacak konutlarda, farklı uygulamaların yapılmasını, takiben bir de
itiraz başvurusuna konu edilen norm ile kişilerin 6. madde hükmü karşısında
farklı uygulamalara tabi kılınmaya kalkışılması, iç hukuk kurallarından sayılan
üst hukuk normlarına da aykırılık teşkil etmektedir. Philis/Yunanistan-27 Ağustos 1991
tarihli karar ve davada; “6. maddedeki garanti, sözleşmeler, idari yargılamalar veya ceza yargılamalarından
doğan zararlara ilişkin kamu idaresi aleyhine açılan davaları kapsar” düzenlemesi
de, Strazburg Mahkemesi’nin kararları arasında yer
almakta olup, özellikle sözleşmelerin kapsamı nedeni ile kamu idaresi
aleyhine açılan davalarda da 6. maddenin değerlendirilmesi gerektiği
vurgulanmaktadır. Bütün bu açıklamalardan
dolayı, itiraz başvurusuna konu edilen normun denkleştirici adalet ilkesini
görmezlikten gelmeye zorlayan yasal düzenleme olması, göçmenler arasında
konut alanlar ile alamamış olan hak sahipleri arasında farklı uygulama fiili
durum nedeni ile mevcut olduğu halde göçmen olduğu halde konut alamayanlar
arasında sözü edilen Yasa’nın yürürlüğe girmesinden önce hak arayıp davası
sonuçlanmış olan kişiler ile davası devam eden kişiler arasında farklı
uygulama ve farklı karar çıkması sonucunu doğuracak şekilde eşitlik ilkesine
aykırı sonuçlar doğurması, genel olarak da tüm Anayasa’ya aykırılıklarda
olduğu gibi hukuk devleti ilkelerinin çiğnenmesi sonucunu doğuracak normun
hem Anayasa’nın, hem de evrensel hukuk ilkelerinin ihlalini teşkil eden,
hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir devlette hukuk güvenliğini sarsacak
nitelikteki sonucu itibarı ile ve Anayasa’ya aykırılığı iddia edilen norm,
Anayasa’nın herkesin davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkı ile adil
yargılanma hakkına sahip olduğunu belirleyen Anayasa’nın 36. maddesine,
devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik
ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır ilkesinin düzenlendiği
Anayasa’nın 10. maddesine ve sonuç olarak da devletin şekli ile ilgili
ilkelerin yer aldığı hukuk devleti ilkesinin vurgulandığı Anayasa’nın 2.
maddesine aykırı bulunduğu kanaati mahkememizde oluştuğundan, sınırlandırması
yapılarak itiraz başvurusuna konu edilen, 5543 sayılı Yasa’nın Geçici Madde
1’in, 5 numaralı fıkrasının “... yatırdıkları bedel, yatırdıkları tarihten itibaren
işleyecek kanuni faizi ile birlikte kendilerine ödenir. Görülmekte olan davalarda
bu hükme göre sonuçlandırılır.” düzenlemesinin, belirtilen sebepler ile
Anayasa’ya aykırı olduğu görüşü ile 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş
ve Yargılama Usulü Hakkındaki Yasa’nın 28. maddesinin düzenlediği hükümler
uyarınca Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunulmasına karar
verilmesi gerekmiştir. Davacılar vekilleri
Anayasa’ya aykırılık iddiası ile birlikte itiraz başvurusunda bulunulmasını
talep ettikleri istemlerinde, ayrıca yürütmenin durdurulmasını istemişler ise
de; talebin ve talebin konusunu oluşturan hukuki müessesenin Yasama Organının
düzenlediği bir norm olması nedeni ile bir an için, idari işlem ve eylem mevcut
gibi düşünülerek yürütmenin durdurulması talebi de mahkemeye bildirilmiş ise
de, tartışılan hukuki müessesenin Anayasa’ya aykırılık iddiası olmasına, bu
tür çekişmelerde yürütmenin değil, yürürlüğü durdurmanın ancak talep
edilebileceğine nazaran, talep edilen hususun, yürürlüğü durdurma istemi
olarak mahkememizce değerlendirilmesi yapılmış olmakla birlikte itiraz başvurusuna
ilişkin Yasal düzenlemede, eş bir anlatımla 2949 sayılı Yasa’nın hükümleri
içerisinde itiraz başvurusunda bulunan yargı merciinin elindeki çekişmeyi
Anayasa Mahkemesince karar verilmesi aşamasına kadar belirli bir süre
bekleteceği yolunda yasal kural bulunduğundan, itiraz başvurusunda bulunan
yargı merciinin ayrıca yürütmeyi durdurma istemini itiraz başvurusuna
ekleyemeyeceği değerlendirilerek, belirtilen sürede talebin yerinde olmadığı
değerlendirilerek Mahkememizce yürürlüğü durdurma isteminin ise reddine karar
verilmesi gerekmiş ve aşağıda yazılı olduğu biçimde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Ayrıntıları yukarıda gerekçede açıklandığı üzere; 1- Davacılar vekilinin Anayasa’ya
aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına Mahkememizce varılarak, gerekçede
açıklandığı üzere 19.09.2006 tarihli, 5543 sayılı İskân Kanunu’nun Geçici 1.
maddesinin, 5 numaralı bendindeki; “...yatırdıkları
bedel yatırdıkları tarihten itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte
kendilerine ödenir. Görülmekte olan davalar da bu hükme göre sonuçlandırılır”
düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı olduğu görüşü ile 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulü Hakkındaki Yasa’nın 28. maddesinin
düzenlediği hükümler uyarınca, hukuk devleti, eşitlik ve iddia hakkı ile adil
yargılanma ilkelerine aykırı bulunması nedeni ile Anayasa Mahkemesine İTİRAZ BAŞVURUSUNDA BULUNULMASINA, 2- Anayasa’ya aykırılık iddiasında
bulunan davacı tarafın aynı zamanda yürütmeyi durdurma isteminde bulunduğu
hususu da değerlendirilerek, bu talebin 2949 sayılı Yasa’nın hükümleri
içerisinde (5 ay süre ile) yapılan itiraz başvurusunun sonucunun beklenmesi
söz konusu olduğundan, Yasal yürürlüğü durdurma durumu mevcut bulunmakla,
yerinde olmayan yürütmeyi durdurma (yürürlüğü durdurma) talebinin
Mahkememizce yapılan itiraz başvurusuna DAHİL EDİLMEMESİNE, bu talebin Mahkememizce REDDİNE, 3- Gerekçeli kararın yazılmasını takiben
dava dilekçelerinin, sulh hukuk mahkemesi görevsizlik kararlarının, mahkememizden
verilen birleştirme kararlarının, davada her bir davacının davaya dayanak
yaptığı ödeme belgesi veya banka dekontlarının,
davacı tarafın Anayasa’ya aykırılık iddiasını ileri sürdüğü dilekçesinin ve
bu oturumda düzenlenen zaptın onaylı suretlerinin kalem çalışanları
tarafından çoğaltılıp onaylanarak, Anayasa’ya aykırılık iddiası konusundaki
gerekçeli kararın aslı eklenmek sureti ile tekemmül ettirilecek itiraz
başvurusuna ilişkin dosyanın Anayasa Mahkemesi Başkanlığına ulaştırma
konusundaki gerekli ulaştırma gideri beş gün içerisinde karşılandığında
oluşturulan dosyanın Anayasa Mahkemesi Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE, 4- İtiraz başvurusunun Anayasa Mahkemesi
Genel Sekreterliğine ulaşmasından itibaren 5 ay süre ile Anayasa Mahkemesince
verilecek kararın BEKLENMESİNE, Dair, 16.11.2006 tarihli oturumda davacı
vekili ile davalı vekillerin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup
usulen anlatıldı.” II- YASA METİNLERİ A- Dava ve İtiraz Konusu Yasa Kuralı 19.9.2006 günlü,
5543 sayılı İskân Kanunu’nun dava ve itiraz konusu
kuralı da içeren geçici 1. maddesi şöyledir: “GEÇİCİ MADDE 1- (1) Başbakan,
Bulgaristan’dan zorunlu göçe tâbi tutulup, Türkiye’ye gelerek yerleşmek isteyen
Türk soylu kişilerle ilgili olarak bu Kanun çerçevesinde yapılacak işlemler
ile alınacak kararların genel koordinasyonu ve bu kişiler için yapılan
veya yapılacak konutların proje, yapım, kontrol ve hak sahibi seçimi, tahsis
ve dağıtımı, kişiler adına temlik ve tapuda tescili ile borçlandırma
konularında Toplu Konut İdaresi Başkanını görevlendirebilir. (2) Bu Kanun
uyarınca hak sahibine tahsis edilmiş olan konutun, takyit süresi içerisinde;
işyeri, ticarethane ve sair biçimde amacı dışında kullanılması ya da satış
vaadi şerhi konulması, devredilmesi, satılması veya terhin edilmesi hallerinden
birinin ya da birkaçının valiliklerce tespit edilmesi üzerine ya da konut
bedelinin geri ödenmesine ilişkin borçlanma taksitlerinin yatırılmamış olması
gibi hallerde, söz konusu taşınmazın, aynı durumdaki göçmenlerin hizmetinde
kullanılmak maksadıyla tapu kaydının iptali ile Toplu Konut İdaresi
Başkanlığı adına tescili Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından mahkemeden
istenir. Mahkemece tapu kaydının iptaline ve Toplu Konut İdaresi Başkanlığı
adına tesciline karar
verilen konutlar, Toplu Konut İdaresi Başkanlığının talebi
üzerine, bu kanun ve 4/12/1984 tarihli
ve 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan
Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun çerçevesinde valiliklerce tahliye
edilir. (3) Mahkeme kararı ile taşınmaz
malların geri alınması halinde, evvelce ödenen taksitler veya yapılan zaruri
ve faydalı giderlerle, taşınmaz maldan elde edilen intifaın
bedelleri karşılıklı olarak hesap edilir, değerlerdeki fazlalıklar taraflarca
iade edilir. Bu işlemlerden doğan bakiye alacaklar, Toplu Konut İdaresi
Başkanlığınca genel hükümlere göre takip ve tahsil olunur. (4) Bu madde kapsamında açılacak
dava ve takiplerde Toplu Konut İdaresi Başkanlığı her türlü vergi, resim ve
harçtan muaftır. (5) Bulgaristan’dan zorunlu göçe
tâbi tutulup, Türkiye’ye gelerek yerleşmek isteyen Türk soylu kişilere
yaptırılan konutlardan almak üzere müracaat ederek para yatıranlardan konut
sahibi olamayanların, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl
içerisinde müracaat etmeleri halinde yatırdıkları bedel, yatırıldıkları
tarihten itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte kendilerine ödenir.
Görülmekte olan davalar da bu hükme göre sonuçlandırılır. Süresi
içerisinde müracaat etmeyen soydaşların yatırmış oldukları bedel, göçmen
konutları hesabına gelir kaydedilerek toplanmış bulunan paralar bu şekilde
tasfiye edilir. Bu fıkra hükümlerini uygulamaya ilişkin gerekli düzenlemeleri
yapmaya Toplu Konut İdaresi Başkanlığı yetkilidir.” B- Dayanılan Anayasa Kuralları Dava dilekçesinde ve başvuru kararında Anayasa’nın 2., 10., 11. ve 36.
maddelerine dayanılmıştır. III- İLK İNCELEME Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince,
yapılan ilk inceleme toplantılarında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından
işin esasının incelenmesine karar verilmiştir. IV- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI KARARI E.2005/152 sayılı iptal davasının ilk inceleme
sürecinde, 19.9.2006 günlü, 5543 sayılı İskân Kanunu’nun
geçici 1. maddesinin (5) numaralı fıkrasının ikinci tümcesinin, Anayasa’ya
aykırılığı konusunda güçlü belirtiler bulunduğu ve uygulanması halinde
sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların doğabileceği
gözetilerek ESAS HAKKINDA KARAR VERİLİNCEYE KADAR YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA,
23.11.2006 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. V- ESASIN
İNCELENMESİ Dava dilekçesi, başvuru kararı ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, iptali istenilen yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları
ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü: A-
Birleştirme Kararı İptal davası ile itiraz başvurusu arasındaki hukuki
irtibat nedeniyle, E.2006/152 sayılı dava dosyasının, E.2006/158 sayılı dava
dosyası ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin
E.2006/158 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir. B- Yasa’nın Geçici 1.
Maddesinin (5) Numaralı Fıkrasının “… yatırdıkları
bedel, yatırıldıkları tarihten itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte
kendilerine ödenir” Bölümünün İncelenmesi Başvuru kararında, Türk Lirasında meydana gelen ani
değer kayıpları nedeniyle alacak borç ilişkilerinde bir tarafta kalmış olan
değerin geri alınması için davalarda denkleştirici adalet ilkesinin
geliştirildiği, bunun için paranın alım gücündeki düşmenin çeşitli
değerlendirme yöntemleri hamur edilerek ortaya çıkan değerin alım gücündeki
eksilme yüzdesi olarak kabul edildiği, böylece faizle karşılanamamış olan
zararın tazmini yolunda verilen kararlarla denkleştirici adaletin uygulanarak
uğranan değer kaybının giderilmeye çalışıldığı, fiyat artışlarının bulunduğu
dönemlerde çoğu zaman faiz ile karşılanamayan zararların doğduğu, bu
zararların varlığının yargı kararlarına konu olduğu, bu nedenlerle itiraz
konusu kuralla getirilen yasal faiziyle birlikte ödemeye ilişkin düzenlemenin
adalet anlayışı ve hukuk düzenine uymadığından Anayasa’nın 2. maddesine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 5543 sayılı Yasa’nın geçici 1. maddesi, Bulgaristan’dan zorunlu göçe
tâbi tutulup, Türkiye’ye gelerek yerleşmek isteyen Türk soylu kişilerin
iskânıyla ilgili düzenlemeler içermektedir. Bulgaristan’dan zorunlu göçe tâbi
tutulanların yerleşim konusu, 1989 yılında gündeme gelmiş ve 16.6.1989 günlü,
3583 sayılı ve 27.5.1992 günlü, 3805 sayılı Yasalarla bu konuda düzenlemeler
yapılmıştır. Ayrıca 27.11.1990 günlü, 90/T-103 sayılı Yüksek Planlama Kurulu
kararıyla Devlet Bakanlığı emrinde Göçmen Konutları Koordinatörlüğü kurulmuştur.
Göçmen konutları eşgüdümüyle görevli Devlet Bakanlığı tarafından yapılan
duyuruyla, söz konusu göçmenlere verilecek konutlar için göçmen evleri
projesi kapsamında belirtilen banka hesabına 1991 yılı için en az 2.500.000.-
Lira peşinat yatırmaları istenmiştir. Göçe tâbi tutulanlardan, konut
projesine dahil olarak paralarını görevli bankaya
yatıranların yüzde 52’sine çeşitli illerde yaptırılan konutları teslim
edilebilmiş, peşinat yatıran diğer göçmenlere ise konut verilememiştir. Konut
alamayanların bir kısmı yatırdıkları peşinatları geri almış, bir kısmına ise
arsa tahsis edilmiştir. Parasını geri alamayanların birçoğu taahhüt edilen
konutlarının teslim edilmediği savıyla konut bedelinden doğan munzam zararın
tazmini amacıyla alacak davası açmışlardır. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın
bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin geri
verilmesinde “denkleştirici adalet ilkesinin” uygulanması yargı kararlarıyla
içtihat haline getirilmiştir. Açılan davalar devam ederken, 26.9.2006 günlü, 5543
sayılı Yasa yürürlüğe girmiş ve bu Yasa’nın geçici 1. maddesinin (5) numaralı
fıkrasıyla, konut almak için para yatıranlardan konut sahibi olamayanların,
bir yıl içinde müracaat etmeleri halinde yatırdıkları bedelin, yatırıldığı
tarihten itibaren işleyecek “kanuni faizi” ile birlikte kendilerine ödeneceği,
görülmekte olan davaların da bu hükme göre sonuçlandırılacağı öngörülmüştür. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan sosyal hukuk
devleti, insan haklarına dayanan, kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde
yaşamalarını güvence altına alan, kişi hak ve özgürlükleriyle kamu yararı
arasında adil bir denge kurabilen, milli gelirin adalete uygun biçimde
dağıtılması için gereken önlemleri alan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak
sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir. Hukuk güvenliği ilkesi, hukuk devletinde uyulması
zorunlu teme ilkelerden birini oluşturur. Çağdaş devlet anlayışı sosyal hukuk
devletinin tüm kurum ve kurallarıyla Anayasa’nın özüne ve ruhuna uygun
biçimde kurularak işletilmesini, bu yolla bireylerin refah, huzur ve
mutluluğunun sağlanmasını gerekli kılar. 1991 yılında konut edinmek amacıyla yatırılan paralar geri verilirken,
iptal konusu kuralın yürürlüğe girdiği tarihe kadar yargı kararlarıyla
denkleştirici adalet ilkesi uygulanıp, bu tarihten sonra geriye dönük olarak
itiraz konusu kuralla yasal faizin uygulanması hukuk güvenliği ilkesiyle
bağdaşmaz. Yatırılan paralara geçmişten geçerli
olarak yasal faiz uygulanması, paralarını aynı tarihte yatıran hak
sahiplerinden yargıya başvurarak davası sonuçlanmış olanlarla davası yasanın
yürürlüğe girdiği tarihte sonuçlanmamış olanlar ve çeşitli nedenlerle dava
açamamış olanlar arasında adil olmayan farklılık doğmasına yol açar. Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine
aykırıdır. İptali gerekir. C- Yasa’nın Geçici 1.
Maddesinin (5) Numaralı Fıkrasının İkinci Tümcesinin İncelenmesi Dava dilekçesi ve başvuru kararında, mahkemelerdeki alacak davalarının, konut için yatırılan paraların
1991 yılındaki alım gücü değerinde geri ödenmesi amacıyla açıldığı,
Yargıtay’ın da, paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne
ulaştırılması yönünde kararlarının bulunduğu, açılan davalar sürerken
yatırılan paralara yasal faizin uygulanması ve görülmekte olan davaların da
bu hükme göre sonuçlandırılması yönünde hüküm getirildiği, bu hükme göre hesaplanan
miktar ile denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplanan miktar arasında çok
fazla fark olduğu, böyle bir sonucun adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle
bağdaşır yönünün bulunmadığı, hak sahibinin hakkını yargı önüne götürdüğü
gündeki kurala göre çözümlenmesinin engellendiği ve sadece yasal faiz hakkı
tanınarak daha az ekonomik değer elde etmesine sebep olunduğu, bireyin insan
olarak varlığının korunmasını amaçlayan hukuk devletinde vatandaşların hukuk
güvenliğinin sağlanmasının zorunlu olduğu, görülmekte olan davaya etki
yapılarak adalete olan güvenin sarsıldığı, davası sonuçlanmış olan kişilerle
davası devam eden kişiler yönünden farklı uygulamalar yapılarak adil
yargılama yönünden hukuk ihlali oluşturulduğu, kuralın geçmişteki kurallara
göre sonuçlandırılması gereken hukuksal durumları etkilediği, geçmişin, kimi
ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yeni çıkarılan bir yasanın etki alanı
dışında kaldığı, bu nedenlerle kuralın Anayasa’nın 2.,
10. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Dava konusu kuralla, Bulgaristan’dan zorunlu göçe
tabi tutulan kişilerden, konut sahibi yapma taahhüdüyle 1991 yılında peşinat
olarak tahsil edilen ve konut verilemediği için geri ödenmesine karar verilen
paraların, “yatırıldıkları tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte” kendilerine ödenmesi şeklindeki hükmün, mahkemelerde görülmekte
olan davalara da uygulanacağı, görülmekte olan davaların da bu hükme göre
sonuçlandırılacağı öngörülmüştür. Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk
Devleti olduğu, 36. maddesinde de herkesin, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve
savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Sonradan
yürürlüğe giren yasaların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal
durumlara etkili olmaması hukuk Devletinin gereğidir. Devletin tarafı
olduğu ve devam etmekte olan bir yargılamada, kendi lehine bazı sonuçlar
sağlayacak ve geriye yürüyecek biçimde yasa çıkarması yoluyla yapılan
müdahale hak arama özgürlüğünü ve adalet duygusunu zedeler. Öte yandan, Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesi ile
eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı,
aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını
sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık
tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi
yasaklanmıştır. Durum ve konumlardaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar
aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın
öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz. Nitelikleri ve durumları özdeş olanlar
için yasalarla değişik kurallar konulamaz. Dava konusu kuralla hak sahipleri tarafından yatırılan
paralara geçmişten geçerli olarak yasal faiz uygulanması, paralarını aynı
tarihte yatıran hak sahiplerinden yargıya başvurarak davası sonuçlanmış
olanlarla kendilerinden kaynaklanmayan nedenlerle davası yasanın yürürlüğe
girdiği tarihte sonuçlanmamış olanlar arasındaki eşitlik ilkesini zedeler. Açıklanan nedenlerle dava konusu kural Anayasa’nın 2.,
10. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. VI- İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 29. maddesinin ikinci fıkrasında, yasanın belirli
kurallarının iptali, diğer kimi kuralarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu
doğuruyorsa, bunların da Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilebileceği
öngörülmektedir. 26.9.2006 günlü, 5543 sayılı Yasa’nın geçici 1. maddesinin (5) sayılı
fıkrasında yer alan “… yatırdıkları bedel, yatırıldıkları
tarihten itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte kendilerine
ödenir. Görülmekte olan davalar da bu
hükme göre sonuçlandırılır” bölümünün iptali nedeniyle aynı fıkranın kalan
bölümünün uygulama olanağı kalmadığından, 2949 sayılı Yasa’nın 29. maddesinin
ikinci fıkrası uyarınca iptali gerekir. VII- İPTAL KARARI NEDENİYLE YÜRÜRLÜĞÜ
DURDURMA İSTEMİNİN İNCELENMESİ 19.9.2006 günlü, 5543 sayılı İskân
Kanunu’nun geçici 1. maddesinin (5) numaralı fıkrası, 24.9.2008 günlü,
E.2006/158, K. 2008/150 sayılı kararla iptal edildiğinden, bu fıkranın
uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve
zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmi
Gazete’de yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA, 24.9.2008
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. VIII- SONUÇ 19.9.2006 günlü, 5543 sayılı İskân
Kanunu’nun geçici 1. maddesinin (5) numaralı fıkrasının; A- “…yatırdıkları bedel,
yatırıldıkları tarihten itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte kendilerine
ödenir. Görülmekte olan davalar da bu hükme göre sonuçlandırılır.” bölümünün
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, B- İptal edilen bölümü nedeniyle uygulanma
olanağı kalmayan kalan bölümünün de 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinin ikinci fıkrası
gereğince İPTALİNE, 24.9.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
|||||||||||||||||