11 Aralık 2007 SALI

Resmî Gazete

Sayı : 26727

YARGITAY KARARLARI

             Yargıtay 7. Hukuk Dairesinden:

             Esas No           :  2006/3141

             Karar No         :  2006/2882

             Mahkemesi      :   Devrek Kadastro Mahkemesi

             Tarihi               :   28/2/2003

             Numarası          :   2002/192-2003/2

             Davacı              :   Mehmet Bıyıklı

             Davalı               :   Tellioğlu Köyü Muhtarlığı

             Kadastro sırasında 139 ada 41 parsel sayılı 1491,83 m2 yüzölçümündeki taşınmaz mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edilmiştir. Davacı Mehmet Bıyıklı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak Tellioğlu Köyü Tüzel Kişiliğini hasım göstermek suretiyle dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine, dava konusu taşınmazın mera niteliğiyle sınırlandırılmasına ve özel siciline kaydına karar verilmiş, hüküm taraflarına 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Nizamnamesi uyarınca yöntemine uygun şekilde tebliğ edildiği halde yasal süresinde temyiz edilmeksizin 21.5.2003 tarihinde kesinleşmiştir.

             Daha sonra davacı tarafın 24.4.2006 günlü dilekçe ile dava dosyasının Adalet Bakanlığına gönderilmesi istemi ile yerel mahkemeye başvurması üzerine dava dosyasının T.C. Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğüne gönderildiği Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünce dava dosyasının Yargıtay C.Başsavcılığına gönderilmesi üzerine 12.6.2006 günlü dilekçe içeriğinden taraflarca temyiz edilmeksizin kesinleşen Devrek Kadastro Mahkemesinin 28.2.2003 gün 2002/192-2003/2 E.K. sayılı hükmünün yazılı emir yoluyla kanun yararına bozulmasının istendiği anlaşılmakla; dosya incelendi. Dava dosyasındaki belgeler okundu. Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü.

             Mahkemece davacı tarafın davada taraf koşulunu oluşturmadığı iddia ve savunmanın kıymetlendirilmesi yönünden yapılması muhtemel keşfin giderlerini mahkeme veznesine depo etmediği gerekçe gösterilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş isede de yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir.

             Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre kural olarak meraların çıplak mülkiyeti hazineye, intifaı ise bulunduğu köy ya da belde tüzel kişiliğine aittir. Hal böyle olunca davada hazinenin hasım olması zorunludur. Nevarki, dava çekişmeli taşınmazın bulunduğu köy tüzel kişiliği aleyhine açılmıştır. Yerleşik Yargıtay uygulamasında davada taraf koşulunun oluşturulmamış olması başlı başına bozma nedenidir.

             Kaldı ki, iddianın öne sürülüş biçimi davalı tarafın savunması duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgeler dava ve temyize konu taşınmazın tespit tutanağı içeriği dikkate alındığında uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için taşınmaz başında keşif yapılmasının zorunlu olduğu da kuşkusuzdur.

             Somut olayda 3402 sayılı Kadastro Kanununun 36. maddesinin uygulanabilmesi için dava dosyasının keşfe hazır hale getirilmiş olması gerekir. Az yukarıda vurgulandığı gibi davada taraf koşulunun yöntemine uygun şekilde oluşturulmadığı dikkate alındığında dava dosyasının keşfe hazır hale getirilmiş olduğundan söz edilmesine yasal olarak olanak yoktur.

             O halde mahkemece sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle dava dilekçesi ve duruşma günü 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Nizamnamesi uyarınca yöntemine uygun şekilde dava dışı hazineye tebliğ edilmeli, husumet yaygınlaştırılarak bu yolla davada taraf koşulu oluşturulmalı, hazine vekili yada temsilcisi yargılamaya geldiğinde kendisinden davaya karşı diyecekleri delilleri ayrı ayrı sorulup saptanmalı, göstereceği deliller toplanmalı, dava dosyası bu yolla keşfe hazır hale getirildikten sonra 3402 sayılı Kadastro Kanununun 36. maddesi hükmü uyarınca davada kanıtlama yükümlülüğünün davacı tarafa ait olduğu göz önüne alınarak işlem yapılmalı, keşif giderleri davacı tarafa verilen makul önel içerisinde mahkeme veznesine depo edildiği takdirde taşınmazda keşif yapılmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece bu olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz Yargıtay C. Başsavcılığının yazılı emir yoluyla hükmün bozulması istemi bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile yerel mahkeme hükmünün kanun yararına BOZULMASINA, kararın onaylı bir örneğinin C.Başsavcılığına, onaylı bir örneğinin de C.Başsavcılığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına, dava dosyasının ise yerel mahkemesine gönderilmesine 26.9.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

——• ——

             Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden:

             Esas No           :  2007/8860

             Karar No         :  2007/9468

             Davacı Engin Akdemir ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Şavşat Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 16.6.2006 günlü ve 2006/62-66 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.9.2007 gün ve Hukuk-181722 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

YARGITAY KARARI

             Dava, evliliğin devamı sırasında eşlerden birisi tarafından, nüfus kaydının düzeltilmesi istenilen küçüğe velayeten açılmış, mahkemece, diğer eşin katılması veya icazeti aranmadan davaya bakılıp kabulüne karar verilmiştir.

             Türk Medeni Kanununun 336 ncı maddesinde, (eşlerden herhangi birisine öncelik veya üstünlük tanınmadan) evlilik devam ettiği sürece ana ve babanın, velayeti birlikte kullanacağı öngörülmüş ve 342 nci maddesinde de anne ve babanın çocuğu velayetleri çerçevesinde temsil edecekleri ilkesi yine ayırım yapılmadan getirilmiştir.

             Emredici nitelikteki bu yasa kuralı evlilik birliği içerisinde velayetin kullanılması kapsamında ana ve baba tarafından çocuk adına açılacak tüm davalar yönünden de geçerlidir. Buna göre, asıl olan eşlerin birlikte dava açmaları ise de, bunlardan birisi tarafından açılacak davaya diğer eşin sonradan icazetini bildirip olumlu iradesini ortaya koyması ile velayetin birlikte kullanılması gerçekleşmiş olacağından yeterlidir. Diğer eşin katılımının veya rızasının sağlanamadığı davanın ise reddi gerekir.

             Bu bakımdan mahkemece davacıya, eşinin davaya katılmak ya da duruşmada hazır bulunmak suretiyle icazetini bildirmesi veya icazetini gösteren imzası noterden onaylı belge ibraz etmesi için mehil verilip, bunun sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eşlerden birisinin istemi yeterli bulunarak davanın esası hakkında hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir.

             Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 8.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

——• ——

             Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden:

             Esas No           :  2007/8865

             Karar No         :  2007/9473

             Davacı Mehmet Kasım Doğan ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Eleşkirt Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 26.5.2005 günlü ve 2005/44-217 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.9.2007 gün ve Hukuk-181724 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

YARGITAY KARARI

             Doğum tarihinin düzeltilmesine karar verilen davacı ile aynı anneden 11.11.1984 tarihinde doğup 1.6.1985 tarihinde öldüğü anlaşılan kardeşi Harika arasında düzeltilen doğum tarihine göre 1 ay 22 günlük bir zaman farkı bulunmaktadır. Bir kadının bu süre içerisinde iki kez doğum yapmasının tıbben mümkün olmadığı açık olup, hakim, nüfus kayıtlarında düzeltme yaparken bu kayıtların diğerleri ile çelişik olmamasına özen göstermeli, böyle bir sonucu doğuracak kararlar vermemelidir. Mahkemece bu husus dikkate alınmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

             Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığına gönderilmesine, 8.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.