Yargıtay Kararları

        Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

          Esas                : 2004/15122

          Karar              : 2005/953

             İncelenen Kararın

             Mahkemesi             :  Küçükçekmece l.A.H.

             Tarihi                      :  6.6.2002

             Numarası                :  2002/394 - 2002/644

             Davacı                    :  Nuray İmamoğlu

             Davalı                     :  Kamil Demir ve Nüfus Müdürlüğü

             Dava Türü              :  Nüfus Kaydının Silinmesi

             Temyiz Eden          :  Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

             Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

             Davacı vekilinin, 15.3.2002 tarihinde Kamil Demir ve Nüfus Müdürlüğü aleyhine açtığı davada, Refika ile Mehmet Avni Menzilcioğlu'nun evlilik dışı ilişkisinden doğan ve daha sonra annesinin Kamil Demir ile evlenmesi üzerine onun nüfusuna kaydedilen davacının babasının Kamil Demir olmadığına ve kayıttaki baba adının silinmesine karar verilmesini istediği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

             4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 293. maddesi uyarınca eşler, evlilik dışında doğmuş olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra, yerleşim yerlerindeki veya evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus memuruna bildirmek zorundadırlar.

             Aynı Kanunun "itiraz ve iptal" başlığını taşıyan 294. maddesinin 1. fıkrasında ana ve babanın yasal mirasçılarının, çocuk ve Cumhuriyet Savcısının sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulmasına itiraz edebilecekleri; üçüncü fıkrasında da tanımanın iptaline ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağı belirtilmektedir.

             Anılan Kanunun "Tanıma ve Babalık Hükmü" başlıklı üçüncü ayırımında yer alan 300. maddesinde "çocuğun dava hakkı, ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşer" hükmü mevcuttur.

             İncelenen dosyada mevcut olan nüfus kaydından davacının 1965 doğumlu olduğu, ergin olduğu tarihe göre davanın yasal süre içerisinde açılmadığı anlaşılmaktadır.

             Mahkemece resen gözetilecek olan bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

             SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 31.01.2005

—— • ——

        Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

          Esas                : 2004/15804

          Karar              : 2005/1735

             İncelenen Kararın

             Mahkemesi             :  Elazığ l.A.H.

             Tarihi                      :  22.09.2003

             Numarası                :  2003/416 - 2003/611

             Davacı                    :  Sultan Nalioğlu

             Davalı                     :  Hüsnü Şeker

             Dava Türü              :  Babalık

             Temyiz Eden          :  Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

             Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

             Dava niteliği itibarıyla babalığın tesbitine ilişkindir.

             4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 301. maddesinin son fıkrasında yer alan "Babalık davası Cumhuriyet Savcısına ve Hazineye; dava ana tarafından açılmışsa kayyıma, kayyım tarafından açılmışsa anaya ihbar edilir" hükmü uyarınca ana tarafından açılan davanın kayyıma ihbar edilmemesi, küçüğün kayyımı yok ise, kayyım atanmadan davanın sonuçlandırılması usul ve yasaya aykırıdır.

             Diğer taraftan babalık davası kamu düzeni ile ilgili olduğundan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 95/2. maddesi hükmüne göre davalının davayı kabul etmesi hukuki sonuç doğurmamaktadır. Mahkemece taraflardan delillerin sorulup toplanması, kan ve genetik bulgular yönünden kendiliğinden inceleme yapılması gerekirken bu hususunda gözardı edilmesi doğru bulunmamıştır.

             SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 10.02.2005

—— • ——

          Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

          Esas                : 2004/15802

          Karar              : 2005/1935

             İncelenen Kararın

             Mahkemesi             :  Bozkır S.H

             Tarihi                      :  12.11.2003

             Numarası                :  2003/168 - 2003/219

             Davacı                    :  Mehmet Yıldız

             Davalı                     :  Ayşe Yıldız

             Dava Türü              :  Vasi Tayini

             Temyiz Eden          :  Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

             Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

             Dosyada mevcut nüfus kaydından, vesayet altına alınması istenen Ayşe Yıldız'ın babası Mehmet'in 15.05.2003 tarihinde öldüğü, annesi Fatma'nın ise sağ olduğu görülmektedir. Ayrıca duruşmada dinlenen Mehmet Tokgöz'ün yeminli beyanından Ayşe Yıldız'ın tüm bakım ve gözetiminin annesi tarafından yerine getirildiği anlaşılmaktadır.

             4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 415. maddesine göre haklı sebepler engel olmadıkça, vasiliğe vesayet altına alınacak kişinin ana veya babasının gösterdiği kimse atanır. Yine aynı Kanunun 419. maddesinde ise kısıtlanan ergin çocukların kural olarak vesayet altına alınmayıp velayet altında bırakılacağı hükmü  yer almaktadır.

             Mahkemece vesayet altına alınmak istenen ergin Ayşe'nin bakım ve gözetimini yapan annesi Fatma Yıldız'ın ifadesine başvurularak, öncelikle annenin velayeti altına alınması kuralı bulunduğundan vasi olarak davacının atanması konusunda haklı sebeplerin olup olmadığının değerlendirilmesi, anne dışında bir kişinin vasi olarak atanmasına gerek görülmesi halinde, annenin davacıyı vasi olarak göstermesi durumunda davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

             Kabule göre ise;

             Sözü edilen Kanunun 335. maddesi hükmü uyarınca velayet hakkı, münhasıran anne ve babaya tanınan bir hak olup, evlat edinme hali hariç, anne ve baba dışında hiç kimseye tevdi olunamayacağından davacının kısıtlanan ergine vasi olarak atanması gerekirken velayeti altına konulması da usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

             Ayrıca, anılan hükmün gerekçe kısmında, davanın vasi tayini davası olduğu belirtilmiş ise de kısa kararın ve gerekçeli kararın hüküm kısmında Ayşe Yıldız'ın kısıtlanarak davacının velayeti altına alınmasına karar verildiği anlaşılmış olup, gerekçenin hüküm fıkrası ile çelişecek şekilde yazılması doğru bulunmamıştır.

             SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 14.02.2005

—— • ——

          Yargıtay 13. Hukuk Dairesinden:

          Esas                : 2005/1212

          Karar              : 2005/2040

             Mahkemesi             :  Midyat Asliye Hukuk Mahkemesi

                                               (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)

             Tarihi                      :  7.5.2004

             No                          :  2-9

             Davacı                    :  Türk Telekominikasyon A.Ş.

             Davalı                     :  Hulusi Tahir İlgenli

             Davacı Türk Telekominikasyon A.Ş. ile davalı Hulusi Tahir İlgenli arasındaki davada Tüketici Mahkemesi sıfatı ile Midyat Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşen kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Cumhuriyet Başsavcılığının 01.02.2005 gün ve Hukuk 1155 sayılı yazısı ile kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

KARAR

 

             Şikayetçi Hulusi Tahir İlgenli Midyat Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığına verdiği dilekçesinde; 2003 yılı Ağustos dönemine ait telefon faturasında şehiriçi görüşmeleri kalemi ile ilgili olarak gösterilen 45.640.000 Lira ile çeşitli borçlar kalemi ile ilgili olarak talep edilen 1.800.000 Liranın haksız ve yersiz olduğunu ileri sürerek, mecburen ödenen bu bedellerin iadesini istemiştir.

             Mardin İl Telekom Müdürlüğü cevabında, 1.800.000 Lira ile ilgili tahakkukun maddi hataya dayalı olduğunu, şehir içi görüşme bedeline yönelik itirazın ise yersiz olduğunu savunmuştur.

             Tüketici Sorunları Hakem Heyetince, şehir içi görüşme bedeline yönelik itiraz ve talebin kabulüne ilişkin verilen karara karşı Türk Telekominikasyon A.Ş. tarafından Tüketici Mahkemesinde itiraz edilmiştir. İtiraz dilekçesini Değişik İşler esasına kaydeden mahkemece dosya üzerinden yapılan inceleme ile itiraz ve dava sonuçlandırılmıştır.

             23.5.1956 gün ve 8/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi,  HUMK.nun 73. maddesinde, kanunun gösterdiği istisnalar haricinde hakimin her iki tarafı istima veyahut iddia ve müdafaalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremeyeceği kabul edilmiştir. Dava, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 22. maddesine dayalı olarak Tüketici Sorunları Hakem Heyeti tarafından verilen karar Tüketici Mahkemesi nezdinde yapılan itiraza ilişkin olup, anılan yasanın 23. maddesinde Tüketici Mahkemelerinde görülecek davaların Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun Yedinci Babı, Dördüncü Faslı hükümlerine göre yürütüleceği belirtilmiş ve dosya üzerinde karar vermek hususunda mahkemeye taktir hakkı tanınmamıştır.

             Gerçekte mahkemeye sunulan bir dava dilekçesi üzerine oturum günü belirlendikten sonra dava dilekçesi ve oturum günü taraflara tebliğ edilir. (HUMK.m.195 ve 375.) Bu işlemlerin yerine getirilmesi sırasında HUMK.nun 195, 207, 208, 210 maddeleri hükümlerine uygun davranmaya özen gösterilir. Ancak, mahkemece, işin aciliyeti olduğu kanaatine varılırsa, dava dilekçesi davalıya en seri şekilde ulaştırılırken, davaya karşı tüm delillerini sunması da istenmelidir. Somut olayda dava dilekçesinin mahkeme memuru aracılığı ile aleyhine itiraz edilen tüketiciye tebliğine karar verilmiş olup, bu ara kararının yerine getirildiği anlaşılmakta ise de, tarafların delil sunma ve savunma hakları kısıtlandığı için yukarıda anılan usul kurallarına uyulduğunun söylenmesi mümkün değildir. Dava açılması ile usul yasasındaki yerine getirilmesi zorunlu usul kurallarına uyulmadan evrak üzerinde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

             SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile, temyiz edilen hükmün HUMK.nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kararın kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 11.2.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—— • ——

        Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden:

          Esas         : 2004/10305

          Karar       : 2005/732

             Davacı Mehmet Kılıç ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Darende Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 12.11.2002 günlü ve 2002/158-260 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Cumhuriyet Başsavcılığının 7.12.2004 gün ve Hukuk 214265 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

YARGITAY KARARI

             Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

             Nüfus Kanununun 46. maddesi hükmüne göre, nüfus kayıtlarının düzeltilmesine (ad ve soyadı değişikliği davaları dahil) ilişkin davalarda Cumhuriyet Savcısı ile Nüfus Müdürü veya Memurunun bulunması ve kararın onların önünde verilmesi zorunludur.

             Mahkemenin oluşumuna ilişkin bu yasa hükmü dikkate alınmadan Nüfus İdaresi Temsilcisinin yokluğunda yargılama yapılarak hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.

             Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 14.02.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—— • ——

        Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden:

          Esas         : 2004/10307

          Karar       : 2005/733

             Davacı Lütfi Güven ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Darende Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 24.12.2002 günlü ve 2002/183-289 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Cumhuriyet Başsavcılığının 7.12.2004 gün ve Hukuk 214263 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

YARGITAY KARARI

             Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

             Nüfus Kanununun 46. maddesi hükmüne göre, nüfus kayıtlarının düzeltilmesine (ad ve soyadı değişikliği davaları dahil) ilişkin davalarda Cumhuriyet Savcısı ile Nüfus Müdürü veya Memurunun bulunması ve kararın onların önünde verilmesi zorunludur.

             Mahkemenin oluşumuna ilişkin bu yasa hükmü dikkate alınmadan Nüfus İdaresi Temsilcisinin yokluğunda yargılama yapılarak hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.

             Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın  Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 14.02.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—— • ——

        Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden:

          Esas         : 2004/10304

          Karar       : 2005/742

             Davacı Mustafa Yıldırım ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Darende Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 24.12.2002 günlü ve 2002/185-293 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Cumhuriyet Başsavcılığının 8.12.2004 gün ve Hukuk 2004/206420 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

YARGITAY KARARI

             Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

             Nüfus Kanununun 46. maddesi hükmüne göre, nüfus kayıtlarının düzeltilmesine (ad ve soyadı değişikliği davaları dahil) ilişkin davalarda Cumhuriyet Savcısı ile Nüfus Müdürü veya Memurunun bulunması ve kararın onların önünde verilmesi zorunludur.

             Mahkemenin oluşumuna ilişkin bu yasa hükmü dikkate alınmadan Nüfus İdaresi Temsilcisinin yokluğunda yargılama yapılarak hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.

             Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 14.02.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.