11 Aralık 2014 PERŞEMBE

Resmî Gazete

Sayı : 29202 (Mükerrer)

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

I-2247 SAYILI KANUN’UN 14. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI) KARARLAR

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

1-ESAS NO              : 2014/27

KARAR NO            : 2014/27

KARAR TR             : 17.11.2014

(Ceza Bölümü)

ÖZET : Asker kişi sanık hakkında, “edimin ifasına fesat karıştırma suçuna iştirak etmek" suçuna uygun eylemleri nedeniyle açılan kamu davasının, suçun askeri suç olmaması, asker kişiye karşı veya askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işlendiğinin de ileri sürülmemesi nedeniyle ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : K.H.

Sanık          : M.I.

O L A Y    : 5. Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığınca, 2.6.2006 – 4.4.2007 tarihleri arasında, 5’inci P.Eğt.Tug.Komutanlığı tarafından sözleşmesi yapılan ve S. Yemek A.Ş. tarafından yeri­ne getirilen hazır yemek hizmeti kapsamında, Tugay Komutanlığına getirilen yiyecek maddelerinin firmada görevli bazı şahıslar tarafından usulsüz yollarla kullanılmadan kışla dışına çıkartıldığı bilgi­sinin alınması üzerine yürütülen so­ruşturmada, sivil kişiler açısından “edimin ifasına fesat karıştırma” suçunun işlendiği kanaatine varılarak görevsizlik kararı verildiği, sivil kişiler hakkında Sivas Cumhuriyet Başsavcılığında soruşturmanın yürütüldüğü ve halen bu dosyanın soruşturma aşamasında bulunduğu belirtilerek, asker kişiler hakkında yürütülen soruşturmada ise, tespit edilen tanık ifadelerinde, erzak deposundan erzakların alımı esnasında, ustabaşının, nöbetçi astsubayın ve kontrol teşkilatında görevli asker kişi­lerin bulunduğu, tartım ve sayımın bu aşamada yapıldığı, ancak daha sonra araca yüklenen erzakın mutfak kısmına getirildiğinde nöbetçi astsubaylarının oyalanarak erzakın bir kısmının yeniden araca yüklendiği ve erzakın tekrar depoya götürüldüğü, nöbetçi astsubayların görevlerini yerine getirdikle­ri, ancak ustabaşı olarak görev yapan C.D.’in nöbetçi astsubayı meşgul ettiği, bu sırada da erzakın bir kısmının kaçırıldığının beyan edildiği, özellikle aynı Komutanlık emrinde görevli sanık Lv. Kd. Bçvş. M.I.’nın nöbet tuttuğu günlerde erzakların daha rahat götürüldüğü, “yanı başında malzeme götürülmesine rağmen hiç sesini çıkarmadığı”nın ifade edildiği, diğer asker kişilerin olayda görevlerini ihmal ettiklerine dair şüpheden uzak somut delillere ulaşı­lamadığı, olayın gerçekleşme şekli dikkate alındığında kontrol görevi tam olarak yerine getirilse dahi erzaklarda eksilmenin söz konusu olabileceğinin anlaşıldığı, ancak, sanık Lv.Kd.Bçvş. M.I.’nın, şirkette görevli sivil kişiler ile birlikte erzakların mutfaktan çıkarılması sırasında işbirliği yaptığı, erzakların eksiltilmesine göz yumduğu ve bu suretle sivil kişilerin suçuna iştirak ettiği ileri sürülerek, görevsizlik kararı ile soruşturma dosyasından sanık ile ilgili kısmın ayrılarak, olay yeri itibari ile soruşturma yapmaya yetkili ve görevli olan Sivas Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi üzerine;

Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 5.3.2012 gün ve E:2012/819, K:2012/296 sayılı iddianamesiyle; daha önce askeri savcılıkça haklarında görevsizlik kararı verilerek kendilerine gönderilen soruşturma dosyasında, sivil kişi sanıklar S. Yemek Gıda Tekstil Medikal Petrol İnşaat Turizm Ltd Şti.'nin sahibi ve yetkilisi N.K., şirkette depo kontrol sorumlusu, depo yardımcısı, aşçı ve aşçı yardımcısı olmak üzere çeşitli kademelerde görev yapmakta olan M.D., C.D., Ş.Ç., Y.M.Ö., S.K., N.Y. ve A.Y. hakkında; 5. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı tarafından yapılan hazır yemek ihalesini kazanıp, kazandıkları ihale gereğince ifa etmeleri gereken edimlerini eksik ifa etmek suretiyle edimin ifasına fesat karıştırmak suçunu işledikleri iddiasıyla kamu davası açtıklarını belirterek, aynı konuyla ilgili olarak bu kez sanık M.I. hakkında verilen görevsizlik kararı ile gönderilen dosyada ise, sanık Lv. Kd. Bşçvş. M.I.'nın, nöbetçi olduğu günlerde erzakın diğer sanıklar tarafından araca yeniden yüklenerek geri götürülmesine hiç bir müdahalede bulunmadığı gibi, bu duruma göz yumduğu, bu şekilde sivil kişi sanıklarla iştirak halinde ihale sonucu teslimi gereken yiyecek malzemesinin eksik ifası eylemine katıldığı, netice olarak eylem ve saik birliği içerisinde edimin ifasına fesat karıştırdığı ileri sürülerek, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 236/1,2-b, 37/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.

SİVAS 3. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 13.3.2012 gün ve E:2012/129, K:2012/188 sayıyla; asker kişi sanığa yüklenen eylemin, görev yaptığı birlikte nöbet tuttuğu dönemlerde yemekhane ihalesini alan S. Yemek A.Ş. görevlilerince, yemeklerin tedariki sırasında bir kısım erzakların mutfak kısmından çıkarılmasına göz yumduğu şeklinde olup, sanığın söz konusu erzakların çıkartılmasına iştirak ettiği yönünde herhangi bir iddianın bulunmadığı, bu durumda eylemin, askeri birlik içerisinde gerçekleşmiş olduğu göz önüne alındığında, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 144. maddesi kapsamında bulunduğu açıklanarak, yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle Sivas Ağır Ceza Mahkemesine itiraz yolu açık olmak üzere görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, 5. Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

5. PİYADE EĞİTİM TUGAY KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 27.11.2012 gün ve E:2012/385, K:2012/181 sayıyla; sanığa yüklenen eylemin, gerçekleşen bir edimin eksik teslimine göz yummak suretiyle eyleme iştirak etmek olup, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 236. maddesinde düzenlenen daha özel bir düzenleme olan, edimin ifasına fesat karıştırma suçu olduğu, böylece Askeri Ceza Kanunu’nun 144. maddesinde belirtildiği üzere bir ihmalinin değil, Türk Ceza Kanunu’nun 236. maddesinde düzenlenen edimin ifasına fesat karıştırma suçuna doğrudan iştirak ettiğinin ileri sürüldüğü açıklanarak, 353 sayılı Kanun’un 12. maddesi uyarınca eylemi sivil kişilerle işlemiş olması ve suçun askeri suç olmaması nedeniyle, sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir.

Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 1.4.2014 gün ve E:2014/13, K:2014/13 sayılı karar ile adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleşmeden dava dosyası Mahkememize gönderildiğinden, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, dosyadaki eksiklik giderilip, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleştirilerek dava dosyası, kendisine gelmekle, 5. Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesince, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN, Mehmet AVCIOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın adli yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Eser Cihat POYRAZ’ın davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Anayasanın “askeri yargı” yı düzenleyen 145 nci maddesinde asker kişilerin “askeri mahallerde” işledikleri suçlara bakmanın askeri mahkemelerin görevinde olduğu belirtilmişken; 12.9.2010 tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilip, 23.9.2010 gün ve 27708 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa’nın 15. maddesi ile yapılan değişiklik ile maddenin birinci fıkrasında, “Askeri yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz” denilmek suretiyle “askeri mahallerde” unsuru madde metninden çıkarılmıştır.

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin “….askeri mahallerde….” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin 26.6.2012 tarih ve 28335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15.3.2012 gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın “Müşterek Suçlar” başlığı altında düzenlenen 12. maddesinde "Askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suç ise sanıkların yargılanmaları askeri mahkemelere; eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suç ise adliye mahkemelerine aittir" denilerek, Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suçun müştereken işlenmesi halinde sanıkların yargılamalarının adliye mahkemelerinde yapılacağı hükme bağlanmış iken, madde Anayasa Mahkemesi’nin 20.9.2012 gün ve E:2011/80, K:2012/122 sayılı kararı ile iptal edilmiş,1.6.2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince iddianamenin kabulünden hemen sonra verilen görevsizlik kararında, sanığın söz konusu erzakların çıkartılmasına iştirak ettiği yönünde herhangi bir iddianın bulunmadığı, bu durumda eylemin, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 144. maddesi kapsamında kaldığı açıklanarak sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de;

Dosyanın incelenmesinde, iddianamede sanığın sivil kişi sanıklarla iştirak halinde ihale sonucu teslimi gereken yiyecek malzemesinin eksik ifası eylemine katıldığı, netice olarak eylem ve saik birliği içerisinde edimin ifasına fesat karıştırdığının ileri sürüldüğü, askeri yargı yerince verilen görevsizlik kararında ise, sanık hakkında açılan davanın sanığın bir ihmalinin değil, Türk Ceza Kanunu’nun 236. maddesinde düzenlenen edimin ifasına fesat karıştırma suçuna doğrudan iştirak ettiğinin ileri sürülerek açıldığı belirtilerek, yargılama sonucunda da sanığın, eyleme iştirak etme kastıyla göz yummak suretiyle katıldığı kanaatine varıldığı açıklanarak , yüklenen eylemin sivil kişiler ile birlikte edimin ifasına fesat karıştırma suçunu oluşturabileceğinin değerlendirildiği gözetildiğinde, 5. Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararı hukuka uygun bulunmuştur.

Bu durumda, asker kişi sanığa yüklenen eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen “edimin ifasına fesat karıştırma suçuna iştirak etmek” suçu kapsamında kaldığı, Askeri Ceza Kanunu’nda bu eyleme ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle “askeri suç” olmadığı kuşkusuzdur.

Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesinde yer alan “askeri mahal” kavramının Anayasa’da yapılan yeni düzenleme ile kaldırıldığı ve Anayasa Mahkemesi’nin bahsedilen kararı ile Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline de karar verildiği anlaşıldığından, artık asker kişilerin askeri mahalde işledikleri askeri suç olmayan bu tür suçlara ait davaların askeri yargı yerinde görülmeyeceği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, askeri suç olmayan, asker kişiye karşı veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlendiği de ileri sürülmeyen eylem nedeniyle sanık hakkında açılan davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Sivas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Sivas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 13.3.2012 gün ve E:2012/129, K:2012/188 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 17.11.2014 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

2-ESAS NO              : 2014/28

KARAR NO            : 2014/28

KARAR TR             : 17.11.2014

(Ceza Bölümü)

ÖZET : 1- Asker kişi sanık hakkında “asta müessir fiil” suçuna uygun ve askeri suç olduğu anlaşılan eylemi nedeniyle açılan kamu davasının, sanık yargılama aşamasında terhis edilmiş olsa dahi, 353 sayılı Yasa’nın 9. maddesi hükmü uyarınca ASKERİ YARGI yerinde;

2- Asker kişi sanıklar hakkında askeri suç olmayan, askeri suça bağlı bulunmayan “kasten yaralama” suçu nedeniyle açılan kamu davasının, sanıkların yargılama aşamasında terhis edilerek askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle ADLİ YARGI yerinde görül-mesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı                       : K.H.

Müşteki sanıklar        : 1- B.Y., 2- F.K.

Sanık                         : E.C.M.

O L A Y    : 8. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığının 7.6.2013 gün ve E:2013/214, K:2013/35 sayılı kararı ile, Elazığ Merkez Komutanlığı Kabul ve Toplama Merkezi Komutanlığı emrinde görevli mağdur sanıklar P.Er B.Y.ile P.Er F.K.’in, birbirlerine yönelik eylemlerinin kasten yaralama suçunu oluşturduğu anlaşılmışsa da mağdur sanıkların terhis edilmiş oldukları, bu sebeple asker kişi sıfatlarını kaybettikleri, mağdur sanıklara yüklenen suçun askeri bir suç olmadığı, askeri bir suça bağlı olmadığı, mağdur sanıklar arasında ast-üst ilişkisinin bulunmadığı açıklanarak, 353 sayılı Kanun’un 9. maddesi uyarınca askeri savcılığın görevsizliğine, soruşturma dosyasının gereğinin takdir ve ifası için Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi üzerine;

Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığının 19.11.2013 gün ve E:2013/4454,K:2013/1761 sayılı iddianamesiyle, 14.9.2012 günü, müşteki sanıklar P.Er B.Y.ve P.Er F.K.'in, Kabul Toplama Merkezi Komutanlığı gazinosu çıkışında tartıştıkları sırada müşteki sanık F.K.'in ele geçirilemeyen sopa ile müşteki sanık B.Y.’ın kafasına vurmak suretiyle B.Y.’ı basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı ve kendi odasının bulunduğu koğuşa girdiği, müşteki sanık B.Y.’ın da durumu aynı Komutanlık emrinde görevli sanık P.Onb.E.C.M.'na anlatarak birlikte müşteki sanık F.K.'in bulunduğu koğuşa gittikleri, tarafların birbirleri ile sözlü münakaşa ettikleri, bu sırada sanık E.C.M.'nun müşteki sanık F.K.'i ele geçirilemeyen sopa ile sağ diz ve sol ayak bileğine vurmak suretiyle yaraladığı, müşteki sanık B.Y.’ın ise, F.K.'in kendisine çektiği falçatayı F.'in elinden alarak ensesine yaklaşık 7 cm'lik kesi atmak suretiyle basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde F.K.'i yaraladığı ileri sürülerek, müşteki sanıklar ile sanığın eylemlerine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 86/3-e ve 53/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.

ELAZIĞ 1. SULH CEZA MAHKEMESİ:11.12.2013 gün ve E:2013/700, K:2013/781 sayıyla; dosya içerisinde bulunan bilgi ve belgelerden olay tarihinde sanık E.C.M.'nun piyade onbaşı olduğu ve müşteki sanık F.K.'in üstü konumunda bulunduğu, bu nedenle sanık E.C.M.'nun müşteki sanık F.K.'e yönelik eyleminin 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 117.maddesinde düzenlenen asta müessir fiil suçunu oluşturduğu, bu suçun sırf askeri suç olup, 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesine göre askeri mahkemelerde görülmesi gereken davalardan olduğu, müşteki sanık B.Y.’a yüklenen eylemin de sanık E.C.M. ile birlikte müşteki sanık F.K.'i yaralamak olduğundan, sanık E.C.M.'nun fiiline iştirak niteliğinde olduğu ve aynı Yasalar kapsamında kalıp askeri mahkemede görülmesi gerektiği, müşteki sanık F.K.'e yüklenen eylemin ise Türk Ceza Kanunu’nun 86/2. maddesi kapsamında kaldığı, ancak eylemlerin birlikte işlenmesi ve olayda karşılıklılık bulunması nedeniyle 353 sayılı Kanun’un 12.maddesi uyarınca davanın bütün halinde askeri mahkemede görülmesi gerektiği açıklanarak yargılamanın askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, 8. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesine gönderilmiştir.

8.KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 25.3.2014 gün ve E:2014/232, K:2014/173 sayıyla; haklarında soruşturma emri verilen B.Y.ve F.K.’in aynı rütbede oldukları, olay tarihinde önce F.K.ile B.Y.arasında çıkan tartışma sonunda tarafların birbirlerini yaraladıkları, diğer sanık E.C.M.’nun daha sonra olaya iştirak ettiği, bu nedenle de B.Y.’ın eyleminin asta müessir fiile iştirak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, B.Y. ve F.K.’in birbirlerine karşı gerçekleştirdikleri eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesi kapsamında kasten yaralama suçuna vücut verdiği, E.C.M. hakkında herhangi bir soruşturma emri olmadığı için askeri savcılıkça buna ilişkin bir soruşturma yapılmadığı, bu nedenle Elazığ 1. Sulh Ceza Mahkemesinin kararında belirtildiği şekilde E.C.M.’nun eyleminin “asta müessir fiil” suçunu oluşturduğu ve B.Y.’ın eyleminin ise buna iştirak niteliğinde olduğu şeklinde bir durumun kabul edilemeyeceği, bu durumda B.Y.ile F.K.’in birbirlerine karşı işledikleri eylemlerin kasten yaralama suçuna vücut verdiği, kasten yaralama suçunun da Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş olması, askeri bir suça bağlı olmaması ve sanıkların terhis edilmeleriyle askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi nedeniyle atılı suçlardan sanıkları yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, 8. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN, Mehmet AVCIOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, sanık E.C.M. hakkında açılan kamu davasının çözümünde askeri yargı yerinin görevli olduğu, müşteki sanıklar P.Er B.Y.ve P.Er F.K.hakkında açılan kamu davasının çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Eser Cihat POYRAZ’ın, sanık E.C.M. hakkında açılan kamu davasının çözümünün askeri yargı yerinin görev alanına girdiği, müşteki sanıklar P.Er B.Y.ve P.Er F.K.hakkında açılan kamu davasının çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Anayasanın “askeri yargı” yı düzenleyen 145 nci maddesinde asker kişilerin “askeri mahallerde” işledikleri suçlara bakmanın askeri mahkemelerin görevinde olduğu belirtilmişken; 12.9.2010 tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilip, 23.9.2010 gün ve 27708 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa’nın 15. maddesi ile yapılan değişiklik ile maddenin birinci fıkrasında, “Askeri yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz” denilmek suretiyle “askeri mahallerde” unsuru madde metninden çıkarılmıştır.

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin “….askeri mahallerde….” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin 26.6.2012 tarih ve 28335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15.3.2012 gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Öte yandan, 353 sayılı Yasa’nın “Müşterek Suçlar” başlığı altında düzenlenen 12. maddesinde "Askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suç ise sanıkların yargılanmaları askeri mahkemelere; eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suç ise adliye mahkemelerine aittir" denilerek, Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suçun müştereken işlenmesi halinde sanıkların yargılamalarının askeri mahkemelerde yapılacağı hükme bağlanmış iken, madde Anayasa Mahkemesi’nin 20.9.2012 gün ve E:2011/80, K:2012/122 sayılı kararı ile iptal edilmiş,1.6.2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun “Maduna müessir fiiller yapanların cezası” başlıklı 117. maddesinde, “Madununu kasten itip kakan, döven veya sair suretlerle cismen eza verecek veya sıhhatini bozacak hallerde bulunan veyahut tazip maksadiyle madunun hizmetini lüzumsuz yere güçleştiren veya onun diğer askerler tarafından tazip edilmesine veya suimuamelde bulunulmasına müsamaha eden amir veya mafevk iki seneye kadar hapsolunur.” hükmü yer almaktadır.

Sanıklardan B.Y.’ın 6.12.2012, F.K.'in 27.5.2013 ve E.C.M.'nun 8.12.2012 günü terhis edildikleri de dosya içinde mevcut Elazığ Merkez Komutanlığı Kabul ve Toplama Merkezi Komutanlığının 15.3.2013 gün ve KTM:86506152-1560-304-13 sayılı yazısı ve ekli belgelerden anlaşılmaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, askeri yargı yerince verilen görevsizlik kararında, sanık E.C.M. hakkında herhangi bir soruşturma emri olmadığı için askeri savcılıkça buna ilişkin bir soruşturma yapılmadığı, bu nedenle Elazığ 1. Sulh Ceza Mahkemesinin kararında belirtildiği şekilde E.C.M.’nun eyleminin “asta müessir fiil” suçunu oluşturduğu ve B.Y.’ın eyleminin ise buna iştirak niteliğinde olduğu şeklinde bir durumun kabul edilemeyeceği gerekçesine yer verilmiş ise de;

İddianamenin incelenmesinden, sanık E.C.M. hakkında müşteki sanık F.K.'i ele geçirilemeyen sopa ile sağ diz ve sol ayak bileğine vurmak suretiyle yaraladığı ileri sürülerek “kasten yaralama” suçu nedeniyle Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı’nca kamu davası açıldığı, dosya içinde bulunan bilgi ve belgelerden olay tarihinde sanığın piyade onbaşı, müşteki sanık F.K.'in ise piyade er statüsünde olduğunun anlaşıldığı, bu durumda sanık E.C.M.’na yüklenen eylemin “asta müessir fiil” suçunu oluşturabileceği gözetildiğinde, sanığa yüklenen 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nda düzenlenen “asta müessir fiil” suçuna uygun ve askeri suç olduğu anlaşılan eylemi nedeniyle açılan kamu davasının, sanık yargılama aşamasında terhis edilmiş olsa dahi, 353 sayılı Yasa’nın 9. maddesi hükmü uyarınca askeri yargı yerinde görülmesinin gerektiği;

Adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, müşteki sanık B.Y.’a yüklenen eylemin, sanık E.C.M. ile birlikte müşteki sanık F.K.'i yaralamak olduğundan sanık E.C.M.'nun fiiline iştirak niteliğinde olduğu ve aynı Yasalar kapsamında kalıp askeri mahkemede görülmesi gerektiği, müşteki sanık F.K.'e yüklenen eylemin ise, Türk Ceza Kanunu’nun 86/2. maddesi kapsamında kaldığı ancak eylemlerin birlikte işlenmesi ve olayda karşılıklılık bulunması nedeniyle 353 sayılı Kanun’un 12. maddesi uyarınca davanın bütün halinde askeri mahkemede görülmesi gerektiği gerekçesine yer verilmiş ise de;

Sanık E.C.M.’nun sopa ile sağ diz ve sol ayak bileğine vurmak suretiyle, müşteki sanık B.Y.’ın ise, F.K.'in kendisine çektiği falçatayı F.'in elinden alarak ensesine kesi atmak suretiyle, müşteki sanık F. K,'i yaraladıkları ileri sürülerek bu sanıklar hakkında ayrı ayrı gerçekleştirdikleri ileri sürülen eylemler nedeniyle kamu davası açıldığı, yüklenen eylemlerin birbirinden bağımsız ayrı eylemler olduğu, bu nedenle işlendiği ileri sürülen suçların 353 sayılı Kanun’un 12. maddesi kapsamında bulunmadığı, aksi durumda dahi, maddenin Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiş olması nedeniyle zaten uygulanma imkanının bulunmadığı, bu durumda, müşteki sanık F.K.'in ele geçirilemeyen sopa ile müşteki sanık B.Y.’ın kafasına vurmak suretiyle B.Y.’ı yaraladığı, müşteki sanık B.Y.’ın F.'in elinden aldığı falçata ile ensesine kesi atmak suretiyle müşteki sanık F.K.'i yaraladığı şeklinde gerçekleştiği ileri sürülen eylemlerin, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlendiği, Askeri Ceza Kanunu’nda bu suçlara ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle “askeri suç” olmadıkları açık olup, yargılama aşamasında terhis edilmiş olan sanıklar hakkında bu suçlar nedeniyle açılan kamu davasının, 353 sayılı Yasa’nın 9 ve 17. maddeleri hükmü uyarınca adli yargı yerinde görülmesinin gerektiği kuşkusuzdur.

353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevinin değişmeyeceği, ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması durumunda, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş bulunduğundan;

Sanık E.C.M. hakkında açılan kamu davasında, 353 sayılı Yasa’nın 9. maddesi uyarınca davanın askeri yargı yerinde görülmesi gerektiğinden 8.Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının bu sanık ile ilgili kısmının;

Müşteki sanıklar P.Er B.Y.ve P.Er F.K.hakkında açılan kamu davasında, 353 sayılı Yasa’nın 9 ve 17. maddeleri uyarınca davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden Elazığ 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının, bu sanıklar hakkında verilen kısmının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: 1- Sanık E.C.M. hakkında açılan kamu davasının çözümünde ASKERİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle 8.Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin 25.3.2014 gün ve E:2014/232, K:2014/173 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ bu sanık ile ilgili kısmının;

2- Müşteki sanıklar P.Er B.Y.ve P.Er F.K.hakkında açılan kamu davasının çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Elazığ 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 11.12.2013 gün ve E:2013/700, K:2013/781 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ, bu sanıklar ile ilgili kısmının KALDIRILMASINA, 17.11.2014 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

I-2247 SAYILI KANUN’UN 27. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

1-ESAS NO              : 2014/823

KARAR NO            : 2014/956

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen, kararların kesin veya kesinleşmiş olması koşulunu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

 

Davacı        : E.A.

Vekili         : Av. K.K.

Davalı        : Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, ( Hatay Tapu ve Kadastro Bölge Müd. İzafeten)

Vekili : Av. Haz. Av. Ö.L.

O L A Y    : 1999 yılında Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Hatay Bölge Müdürlüğünde “Genel Bütçe Geçici İşçi” statüsünde göreve başlayan; 11/10/2007-17/04/2008 tarihinde “Daimi-Vasıfsız İşçi” olarak yine Hatay Bölge Müdürlüğünde; Askerlik Hizmetinden sonra ise; 20/07/2009 tarihinden 22/11/2013 tarihine kadar Mezitli Tapu Müdürlüğü’nde görev yapmış olan davacı; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Teftiş Kurulu Başkanlığının 29/08/2013 tarih ve 32917/12 sayılı İnceleme Raporuna istinaden ve 24.9.2013/1600 kayıt tarih no.lu; 29.9.2013 Olur tarihli davalı İdare işlemiyle Adana/Tufanbeyli Tapu Müdürlüğüne yine “Daimi-Vasıfsız İşçi” olarak naklen atanmıştır.

Davacı vekili, müvekkilinin eski görev yerine iadesi istemiyle 19.11.2013 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

MERSİN 4.İŞ MAHKEMESİ:31.1.2014 gün ve E:2013/278, K:2014/30 sayı ile, dosya içerisindeki tüm belge bilgi ve beyanlar birlikte değerlendirildiğinde; Davacının Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Hatay Bölge Müdürlüğünde geçici işçi statüsünde 6.2.1999 tarihinde işe başladığı, daha sonra kadrolu işçi statüsüne geçtiği, Bakanlık Teftiş Kurulu raporuna dayanılarak Adana ili Tufanbeyli ilçesi Tapu Müdürlüğüne görevlendirildiği, çalıştığı kurumun Genel Bütçeye tabi kamu kurumu olduğu, davacının işe alınması ve çalışma koşullarının düzenlenmesinin statü hukuku çerçevesinde yapıldığı, davanın çözümünün idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle; 6100 HMK’nın 114/1.-b, 115/2 maddeleri uyarınca, çözümü idari yargıya ait olan davanın usulden reddine karar vermiştir.

İdare Mahkemesi dosyası içerisinde bulunan belgelere göre, bu kararın kesinleşme durumu anlaşılamadığından; Mahkememizce 1.9.2014 tarih ve E:2014/823 sayılı yazı ile, kararın kesinleşme durumu sorulmuş; gelen 4.9.2014 tarih ve E:2013/278 sayılı yazıda; “...2013/278 esas, 2014/30 sayılı karar dosyamız karar tebliği edilmediğinden henüz kesinleşmemiş olup…” denilmiştir. Dolayısıyla, anılan kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.

Davacı vekili bu kez, davalı Kurumun 24.09.2013 tarih ve 1600 kayıt numaralı Atama, Yer Değiştirme, Yük­selme Başlıklı yazısı ile, müvekkilinin Mersin/Mezitli Tapu İl Müdürlüğündeki görev yerinin değiştirilmesi ile ilgili işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

MERSİN 1.İDARE MAHKEMESİ:8.5.2014 gün ve E:2014/296, K:2014/412 sayı ile, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesinin 1. fıkrasında; "İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işverenveya işverenvekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzumu görülen yerlerde İş Mahkemeleri kurulur." hükmünün yer aldığı; dava dosyasının incelenmesinden, Mersin İli Mezitli Tapu Müdürlüğünde daimi işçi olarak görev yapmakta olan davacının, Adana İli Tufanbeyli Tapu Müdürlüğüne naklen atanmasına dair 24.09.2011 tarih ve 1600 sayılı işlemin iptal edilmesi istemiyle görülmekte olan davanın açıldığının anlaşıldığı; olayda, İş Mahkemeleri Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işverenler arasında iş hukukuna ait her türlü uyuşmazlığın çözüm yerinin iş mahkemeleri olduğunu belirten yasa hükmü karşısında, kamu görevlisi olmayan ve İş Kanununa göre işçi sayılan davacı ile işverenarasında çıkan uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargıya ait olduğu gerekçesiyle; davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş; Mahkememizce sorulması üzerine, İdare Mahkemesince gönderilen 8.9.2014 tarih ve E:2014/296 sayılı yazı ve eki belgelere göre, anılan kararın 24.6.2014 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

Davacı vekili tarafından, adli ve idari yargı yerleri arasında oluştuğu ileri sürülen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için başvuruda bulunmuş; İdare Mahkemesince, idari yargı ile adli yargı dosyalarının suretleri, talep doğrultusunda Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Davacı vekilinin istemi üzerine, Mahkememize gönderilen adli ve idari yargıya ait dava dosyalarının örneklerinin incelenmesinden ve Mahkememizce sorulması üzerine; İdari yargı kararının kesinleştiği; buna karşılık, Mersin 4.İş Mahkemesinin 31.1.2014 gün ve E:2013/278, K:2014/30 sayılı kararının tebliğ edilmemesi nedeniyle kesinleşmediği anlaşılmıştır.

Bu durumda, görev uyuşmazlığına konu edilen kararlardan, Mersin 4.İş Mahkemesi kararı kesinleşmediğinden, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşullar gerçekleşmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

2-ESAS NO              : 2014/897

KARAR NO            : 2014/965

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Danıştay’ca verilmiş göreve ilişkin bir kararın mevcut olmaması ve sadece usule ilişkin bir dilekçe reddi kararının mevcudiyeti karşısında; 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen; “adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmelerine” ilişkin koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk

K A R A R

Davacı        : B.U.

Vekilleri     : Av. M.S.Ö. & Av. S.Ç.

Davalı        : 1- Türkiye Jokey Kulubü Derneği

Vekilleri     : Av. A.Y. & Av. B.K.

2-Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı

Vekilleri     : Ö.A. (Hukuk Müşaviri)       (Adli Yargıda)

Av. K.K.    (İdari Yargıda)

O L A Y    : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının 19.12.2011 tarihinde Şanlıurfa yarışlarında 5’li Ganyan oynayarak kazandığını; bu ganyanın 4. ayağında 12 numaralı atın birinci gelmesine göre sonuçların açıklandığını; daha sonra ilgili kurumca 12 numaralı atın dopingli olduğunun tespit edilmesi üzerine 4 numaralı atın birinci ilan edildiğini; davacının da 4 numaralı ata oynaması nedeniyle 5’li ganyan ikramiyesi olan 308.000TL’nin tarafına ödenmesi için Eskişehir 3. Noterliği’nin 22.06.2012 tarih 07091 yevmiye numaralı ihtarname gönderildiğini; ikramiyenin ödenmesi için davalı kuruma 28.06.2012 tarihinde yapılan tebligata rağmen ödeme yapılmadığı gibi herhangi bir cevapta verilmediğini; yaptıkları araştırma sonucu ikramiyenin At Yarışları Müşterek Bahisler Yönetmeliği’nin 4. maddesinin (i) bendinin ikinci cümlesine göre ödeme yapılmadığını öğrendiklerini; ancak yönetmeliğin bu cümlesinin hukukun temel ilkeleri, insan hakları, Anayasa ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle; 19.12.2011 tarihinde yapılan Şanlıurfa yarışlarında kazanılan 5’li Ganyan Kuponu ikramiyesinin ödenmesi için 28.06.2012 tarihli idareye yapılan başvuru işleminin reddine ilişkin işlemin iptaline, bu işlemin dayanağı olan At Yarışları Müşterek Bahisler Yönetmeliği’nin 4. madde (i) bendinin “ koşu gününden sonra herhangi bir nedenle koşu neticelerinin değiştirilmiş olması, müşterek bahis yönünden koşu gününde ilan edilen koşu neticelerini ve parasal sonuçları değiştirmez ve bu hususta bir hak talebinde bulunulamaz” olan ikinci cümlesinin iptaline, davalıların 19.12.2011 tarihli Şanlıurfa yarışlarında 5’li Ganyan Yarışı ikramiyesi tutarı olan 308.000TL nin başvuru tarihi olan 28.06.2012 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tazmini ile davacıya ödenmesi istemiyle Danıştay’a başvurmuştur.

DANIŞTAY 10. DAİRE: 29.04.2013 gün ve E:2012/7838 K:2013/3794 sayılı kararında “…davanın; hak edildiği ileri sürülen ikramiyenin ödenmesi istemli başvurunun zımnen reddine ilişkin Türkiye Jokey Kulübü Derneği işleminin iptaline yönelik kısmı; davacının müşterek bahse ilişkin kupon bedelini ödemesi ve yarış müessesesi olan Türkiye Jokey Kulübü Derneği’nin müşterek bahsi kabul etmesi suretiyle akdedilmiş bir özel hukuk sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlık niteliğinde bulunmakta iken; dava konusu düzenleyici işleme ( 19.04.2011 tarih ve 27910 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “ At Yarışları Müşterek Bahisler Yönetmeliği”nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendinin 2. cümlesine) yönelik bölümü, idari uyuşmazlık niteliği taşımaktadır.

Dolayısıyla, davanın, düzenleyici işlemin iptaline ilişkin kısmı Dairemiz görevinde bulunmakla birlikte; zımni ret işleminin iptali ilişkin kısmı; adli yargının görevine girmektedir.

Bu itibarla, davacı tarafından, “At Yarışları Müşterek Bahisler Yönetmeliği”nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendinin 2. cümlesinin iptali istemiyle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına karşı Danıştay’da ayrı dilekçeyle; başvurunun zımnen reddine ilişkin Türkiye Jokey Kulübü Derneği işleminin iptali istemiyle adli yargıda ayrı dilekçeyle dava açılması gerekmektedir.

Buna göre, farklı yargı düzenlerinin görevinde bulunan dava konusu işlemler arasında hukuki yönden bağlılık bulunmadığında, dava dilekçesi, 2577 sayılı yasanın 5. maddesine uygun düzenlenmemiş olup; davanın, yukarıda belirtilen şekilde yenilenen dilekçelerle ait olduğu yargı yerleri nezdinde açılması gerekmektedir…” şeklindeki gerekçe ile, 2577 sayılı Yasa’nın 15/1-d maddesi uyarınca bu kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde 5. maddeye uygun şekilde yeniden düzenlenecek dilekçeyle, gerekli harç ve posta gideri için yeterli tutar yatırılmak suretiyle dava açmakta serbest olmak üzere dava dilekçesinin reddine karar vermiştir.

Davacı vekili, bunun üzerine yönetmeliğin iptali için Danıştay’a yeni bir dilekçe ile başvurmuştur. At Yarışları Müşterek Bahisler Yönetmeliği”nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendinin 2. cümlesinin iptali için açılan dava Danıştay 10. Dairesi’nin E:2013/5341 sayılı dosyasında devam etmektedir.

Davacı vekili diğer taraftan; 19.12.2011 tarihinde oynanan Şanlıurfa yarışlarında kazanılan 5’li Ganyan ikramiye tutarı 308.000 TL nin başvuru tarihi olan 28.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalılar Türkiye Jokey Kulübü Derneği ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan müştereken ve müteselsilen tahsiliyle davacıya ödenmesi istemiyle adli yargıda dava açmıştır.

BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ: 22.04.2014 gün ve E:2013/395 K:2014/109 sayılı kararında “…Davacı At Yarışları müşterek bahisler Yönetmeliği madde 4/1 fıkra/i bendi gereğince yapılan ödemelerin bu madde hukuka aykırı olup iptali için dava açıldığından, bu nedenle ikramiye alacağı talep etmiş olup, yarış ve yarış sonuçları Gıda tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Yüksek Komiserler Kurulu tarafından seçilen komiserler kurulu tarafından yürütülmekte olup, bu kurulun kararlarına karşı İYUK gereği idari yargı görevlidir…” gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermiş ve verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir

Davacı vekili, idari ve adli yargı yerlerince verilen kararlar nedeniyle doğan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi isteminde bulunması üzerine dosya Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Olayda; idari yargıda; At Yarışları Müşterek Bahisler Yönetmeliği’nin 4. madde (i) bendinin 2. cümlesinin hukukun temel ilkeleri, insan hakları, Anayasa ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali, davacının bu yönetmelik nedeniyle 9.12.2011 tarihinde yapılan Şanlıurfa yarışlarında kazanılan 5’li Ganyan Kuponu ikramiyesinin ödenmesi için 28.06.2012 tarihli idareye yapılan başvuru işleminin reddine ilişkin işlemin iptali ile 19.12.2011 tarihli Şanlıurfa yarışlarında 5’li Ganyan Yarışı ikramiyesi tutarı olan 308.000TL nin yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsili istemiyle dava açtığı; adli yargıda ise aynı gerekçe ile yine aynı davalılara karşı 19.12.2011 tarihli Şanlıurfa yarışlarında 5’li Ganyan Yarışı ikramiyesi tutarı olan 308.000TL nin yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ettiği görülmekle her iki yargı kolunda açılan davaların; tarafları, sebebi ve alacak talebi yönünden konusunun aynı olduğu anlaşılmaktadır.

Adli yargıda yapılan yargılama sonucu görevsizlik kararı verilmiş ve kesinleşmiş ise de; idari yargıdaki uyuşmazlıkta, düzenleyici işlemin iptaline ilişkin kısmının Danıştay’ın görevine girmekle birlikte zımni red işleminin adli yargının görevine girdiğinden ayrı dilekçelerle yönetmeliğin iptali için Danıştay’a, başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali için adli yargıda ayrı dilekçelerle dava açılması gerektiği gerekçesiyle 2577 sayılı kanunun 15/1-d maddesi uyarınca bu kararın bildirim tarihinden itibaren (30) otuz gün içinde aynı Kanun'un 5. maddesine uygun biçimde düzenlenecek iki örnek dilekçe ile her işlem için ayrı ayrı dava açılmak üzere dilekçenin reddine karar verilmiş olduğundan, ortada olumsuz görev uyuşmazlığı doğmasına neden olacak şekilde idari yargı yerince göreve ilişkin olarak verilmiş bir karar bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşuları taşımayan başvurunun, anılan Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşuları taşımayan başvurunun, anılan Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

3-ESAS NO              : 2014/902

KARAR NO            : 2014/967

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının, davanın idareye karşı açılması gerektiğine ilişkin olması ve idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı mahiyetini taşımaması karşısında; 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen; “ adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmelerine” ilişkin koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Y.T.

Vekili         : Av. H.A.

Davalı        : M.T.K.

O L A Y    : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;davacının Venezulla/Karakas Büyükelçiliğinde güvenlik ataşesi koruma amiri olarak görevli olduğu sırada, aynı yerin Büyükelçisi olan davalı M.T.K.’ın hakaret ve küfürleri nedeniyle kişilik haklarına ağır saldırıya maruz kaldığı iddiası ile, uğramış olduğu 50.000TL manevi zararın davalı M.T.K,’dan tahsili istemiyle adli yargıda dava açmıştır.

ANKARA 18. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 07.11.2013 gün ve E:2013/486 K:2013/657 sayılı kararında özetle; davanın, kamu görevlisi olan davalının bu görevini yaparken ve yetkilerini kullanırken, işlediği iddia edilen kusurlarından kaynaklanan tazminat davası olduğunu bu nedenle davanın, davalının bağlı olduğu idare aleyhine açılması gerektiği gerekçesiyle HMK.nun 114/1-d, 115/1 ve 2. maddeleri gereği davanın husumet nedeniyle reddine karar vermiştir.

Davanın husumet nedeniyle reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ: 17.03.2014 gün ve E:2014/2417 K:2014/4504 sayılı kararında özetle; dosyadaki yazılar ve kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere göre yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanmasına karar vermiş ve bu kararın ardından yerel mahkemenin hükmü kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez aynı istemle yine Muhsin Tuğrul Kılıçaslan aleyhine idari yargıda dava açmıştır.

ANKARA 1. İDARE MAHKEMESİ: 24.04.2014 gün ve E:2014/762 K:2014/592 sayılı kararında özetle; davacının tazminat isteminin, idare personelinin hizmet kusuru teşkil eden işlem ve eylemlerine değil de personelin görev kusurundan ayrılabilir nitelikteki kasıtlı ve husumet besleyerek hareket ettiği işlem ve eylemlerine dayandırılması nedeniyle idare mahkemesinin görev alanına girmediği, adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş ve verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Anayasa’nın 158. Maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili olduğu belirtilmiş; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1. Maddesinde, “ Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ela görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir…”, 14.maddesinde,“Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” denilmiştir. Aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Olayda, adli ve idari yargı yerlerinde, Venezulla/Karakas Büyükelçiliği’nde güvenlik ataşesi koruma amiri olarak görev yapan davacının, aynı yerde Büyükelçi olarak görev yapan davalının hakaret ve küfürleri nedeniyle kişilik haklarına ağır saldırıya maruz kalması sonucunda uğramış olduğu manevi zararın tahsili amacıyla açıldığı anlaşılmaktadır.

Dosyalar üzerinde yapılan inceleme neticesinde; görev uyuşmazlığına konu Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 07.11.2013 gün ve E:2013/486 K:2013/657 sayılı kararında “ Davanın, HMK.nun 114/1-d, 115/1 ve 2. md.leri gereği husumetten reddine” karar verildiği ve verilen bu kararın Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 17.03.2014 gün ve E:2014/2417 K:2014/4504 sayılı onama kararı ile kesinleştiği; bu kararın ardından açılan dava sonucu Ankara 1. İdare Mahkemesi’nin 24.04.2014 gün ve E:2014/762 K.2014/592 sayılı kararında ise “ davanın 2577 sayıl İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine” karar verildiği anlaşılmaktadır.

Görüldüğü üzere, Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı, davanın idareye karşı açılması gerektiğine ilişkin bulunduğu, “yargı yolunu değiştiren ve idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı niteliğinde olmadığından”, adli ve idari yargı yerleri arasında, 2247 sayılı yasanın aradığı biçimde görev uyuşmazlığı oluştuğundan söz etmek mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

4-ESAS NO              : 2014/989

KARAR NO            : 2014/1033

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Asliye Hukuk Mahkemesince verilen karar idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı mahiyetinde olmadığından; 2247 sayılı Yasa’nın 19.maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : I.D.Ö.

Vekili         : Av. S.U. (İdari Yargıda)

Davalı        : Nüfus Müdürlüğü - ARTVİN

O L A Y    : Davacı dava dilekçesinde özetle; Artvin İli,Beşağıl köyünde 1985 yılında doğduğunu, doğumunun evde gerçekleştiğini, bu nedenle doğum kaydının bulunmadığını, ailesinin isteği üzerine kendisinden önce dünyaya gelen ve hayatını kaybeden 1981 yılı doğumlu ablası Işılay Özer’in nüfus kaydını kullandığını, ablasına ilişkin ölüm kaydı bulunmadığından nüfusta ablası adına yapılan kaydın kendisine aitmiş gibi göründüğünü, nüfus kaydındaki yaşı ile gerçek yaşı arasındaki farktan dolayı sorunlar yaşadığını belirterek, nüfus kaydında 1981 olan doğum tarihinin gerçek doğum tarihi olan 1985 olarak düzeltilmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Artvin Asliye Hukuk Mahkemesi: 15.10.2010 gün ve E:2010/313,K:2010/275 sayılı kararında özetle; ‘’ … davada doğum tarihinin düzeltilmesini isteyen Işılay Derya Özer’in nüfusa kayıt edilmediği, bugüne dek, kendisinden önce doğmuş olan 23.11.1981 doğum tarihli kardeşinin ölmesine karşın, kaydının düşülmediği anlaşılan aynı addaki kardeşi Işılay’ın kaydını kullandığı ileri sürüldüğüne göre bu istek dikkate alındığında, doğum ve ölüm olaylarının nüfus kütüğüne geçirilmesinin, nüfus idaresine verilmiş idari bir görev olduğu gözetilerek dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.” demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır.

Rize İdare Mahkemesi: 03.06.2011 gün ve E:2011/111, K:2011/299 sayı ile özetle; “Nüfus kayıtlarındaki düzeltmelerin, Medeni Kanun’un 38. maddesinde yer alan hakim kararı ile mümkün olacağı kuralı gereğince, bu konudaki uyuşmazlıkların adli yargı yerinde açılacak davalarla çözümü mümkündür.” demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir.

İş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay 10. Daire 04.03.2014 gün ve E:2011/10011, K:2014/1363 sayılı ilamı ile özetle; “2247 Sayılı Yasa’nın 19. maddesi uyarınca uyuşmazlığı çözmekle Artvin Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu sonucuna ulaşılması halinde,görevli mahkemenin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulması gerekirken, davanın görev yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, temyize konu İdare Mahkemesi kararı 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanuna aykırı bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile Rize İdare Mahkemesinin kararının bozulmasına, görevli merciin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi için dosyanın anılan mahkemeye gönderilmesine.” demek suretiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.

Rize İdare Mahkemesi: Danıştay’ın bozma ilamına uyduktan sonra, 15.09.2014 gün ve E:2014/547 sayı ile davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğini belirterek, 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, başvurunun reddi yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Artvin İli, Beşağıl köyünde 1985 yılında doğduğunu ve doğum kaydı olmadığını belirten davacının,ailesinin isteği üzerine kendisinden önce dünyaya gelen ve hayatını kaybeden 1981 yılı doğumlu ablası Işılay Özer’in nüfus kaydını kullandığı, ablasına ilişkin ölüm kaydı bulunmadığından nüfusta ablası adına yapılan kaydın kendisine aitmiş gibi göründüğü, nüfus kaydındaki yaşı ile gerçek yaşı arasındaki farktan dolayı sorunlar yaşadığı iddiası ile, nüfus kaydında 1981 olan doğum tarihinin gerçek doğum tarihi olan 1985 olarak düzeltilmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 158. maddesinde,Uyuşmazlık Mahkemesi’nin adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili olduğu belirtilmiş; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, “Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir…” hükmü, Yargı Mercilerinin Uyuşmazlık Mahkemesine Başvurmaları başlıklı 19.maddesinde; ‘’ Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.

Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir. ‘’ denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Adli yargı yerinde dava açıldığı esnada yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 7. maddesinde,diğer bir mahkeme yahut idari makam veya yargı merciinin görevine giren bir dava veya iş kendisine arz olunan mahkemenin, duruşma yapmadan görevsizlik kararı verebileceği gibi davanın her safhasında kendiliğinden görevli olmadığına da karar vereceği hükmü yer almış; bu Kanunu yürürlükten kaldıran 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun, ‘’Asliye hukuk mahkemelerinin görevi” başlıklı 2.maddesinde, “ (1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.

(2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.” hükmüne yer verilmiştir.

Artvin Asliye Hukuk Mahkemesince, davada doğum tarihinin düzeltilmesini isteyen davacının nüfusa kayıt edilmediği, bugüne dek, kendisinden önce doğmuş olan 23.11.1981 doğum tarihli kardeşinin ölmesine karşın, kaydının düşülmediği anlaşılan aynı addaki kardeşinin kaydını kullandığı ileri sürüldüğünden, bu istek dikkate alındığında, doğum ve ölüm olaylarının nüfus kütüğüne geçirilmesinin, nüfus idaresine verilmiş idari bir görev olduğu gözetilerek dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir.

Görüldüğü üzere, Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı, idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı niteliğinde olmadığından, adli ve idari yargı yerleri arasında görev uyuşmazlığı oluştuğundan söz etmek mümkün değildir.

Bu durumda, olayda, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşullar gerçekleşmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

 

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

5-ESAS NO              : 2014/997

KARAR NO            : 2014/1041

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 1-Hukuk uyuşmazlıklarında, adli yargı yerince görevsizlik kararı verildikten sonra, dava dosyası gönderilmekle idari yargı yerinde dava açılmış sayılmayacağı;

2- 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : A.İ.

Davalı        : Sultandağı Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliği

O L A Y    : Afyonkarahisar, Sultandağı Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğinin 25.5.2014 gün ve HB-631728 seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı ile davacıya birinci kez alkollü araç kullanmaktan dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48/5. maddesi uyarınca 727,00TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir.

Davacı, idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.

ÇAY SULH CEZA MAHKEMESİ: 19.6.2014 gün ve D.İş:2014/169 sayı ile, Uyuşmaz-lık Mahkemesinin benzer kararlarını emsal göstererek sürücü belgesinin geçici olarak geri alınması işlemlerine karşı yapılan itirazların çözümlenmesinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı ile dava dosyasının Afyonkarahisar İdare Mahkemesine gönderilmesine de karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.

Dava dosyası Çay Sulh Ceza Mahkemesi'nin 17.9.2014 gün ve D.İş:2014/169 sayılı yazısı ile Afyonkarahisar İdare Mahkemesine gönderilmiştir.

AFYONKARAHİSAR İDARE MAHKEMESİ: 24.9.2014 gün ve E:2014/903 sayı ile, 2918 sayılı Kanun’da 12.7.2013 gün ve 6495 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle yapılan değişiklik nedeniyle, bu Kanun uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesinin geri alınması işlemlerine karşı başvuru yolu gösterilmediğinden olayda idari yargı yerinin görev alanına giren bir davanın bulunmadığı, davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi’nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir”, 19.maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.

(Değişik ikinci fıkra: 23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir” denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.

Öte yandan; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler” başlıklı 20.maddesinin 1.fıkrasında; “ (1) Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.” hükmüne yer verilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 'İdari davaların açılması' başlıklı 3. maddesinde; idari davaların, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılması öngörülmüş; aynı Kanunun 9. maddesinde; çözümlenmesi Danıştay’ın idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemelerde dava açılabileceği hükme bağlanmış; Yasanın “İlk inceleme üzerine verilecek karar” başlıklı 15.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde; “ 1. (Değişik bent: 05/04/1990 - 3622/6 md.) Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin; a) 3/a bendine göre adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine; idari yargının görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine, (…) karar verilir” denilmiştir.

Dosyanın, 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca incelenmesinden:

Hukuk uyuşmazlıklarında, görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi, ancak aynı yargı düzeni içinde yer alan mahkemeler arasında olanaklı olup; bu hususa ilişkin 6100 sayılı H.M.K’nın 20. (1086 sayılı H.U.M.K.’nun 27.) maddesiyle 2577 sayılı İ.Y.U.K.’ nun 15. maddesinin 1. fıkrası (a) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “görev” kuralları, aynı yargı düzeni içindeki mahkemelerin işbölümü esasına ilişkin düzenlemelerdir. Oysa yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda, görevli olduğundan bahisle farklı bir yargı düzeninde yer alan mahkemeye dava dosyasının gönderilebilmesine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamaktadır.

Göreve ilişkin kararın, işbölümü esasına göre veya yargı yolu bakımından verilmiş olması farklı sonuçlar doğurmaktadır. Şöyle ki; işbölümü esasına göre verilen görevsizlik kararı sonucu dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi durumunda, dava başvuru tarihi itibariyle görevli mahkemede açılmış sayılmaktadır. Yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda ise, görevli olduğu işaret edilen yargı yerine, bu yargı yerinin uyguladığı usul kurallarına uygun olarak yeniden dava açılması zorunlu bulunmaktadır.

Olayda, idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadan, Çay Sulh Ceza Mahkemesi'nce görevsizlik kararı ile dava dosyasının Afyonkarahisar İdare Mahkemesine gönderilmesine de karar verilmiş, 17.9.2014 gün ve D.İş:2014/169 sayılı yazı ekinde dava dosyası Afyonkarahisar İdare Mahkemesine gönderilmiş ve idari yargı yerince, kendisine gelen adli yargı yerine ait dava dosyası üzerinden inceleme yapılarak Uyuşmazlık Mahkemesine başvuruda bulunulmuş olup, yukarıda yapılan açıklamalara göre, İ.Y.U.K.’nun 3 ve 9. maddelerinde öngörülen şekilde usulüne uygun olarak idari yargı yerine açılmış bir dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre, adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı merciince, davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, dava dosyalarının gerekçeli başvuru kararı ile birlikte görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi ve elindeki işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin ertelenmesine karar verilmesi gerek-mektedir. Ancak, başvuru koşullarının incelenebilmesi için öncelikle, yargı yerinde usulüne göre açılmış bir dava bulunması gerektiği tartışmasızdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesinin 14.10.2008 tarihli Mesutoğlu –Türkiye kararında (Başvuru No: 36533/04); asliye hukuk mahkemesine açılan tazminat davasında bu mahkemece davanın görev yönünden reddine, başvuranların kararın kesinleşmesinden itibaren 10 gün içinde dava açmaları halinde dava dosyasının yetkili idare mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, davacıların öngörülen sürede başvurmaları üzerine yine bu mahkemece dava dosyasının ilgili idare mahkemesine gönderildiği, İdare Mahkemesince de mahkemelerine İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre davacılar tarafından açılan bir davanın mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddedildiği, temyiz edilen bu kararın Danıştay’ca onandığı, davacıların adil yargılanma haklarının ihlali iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM’ne) başvurdukları, AİHM 2. Dairesince yapılan incelemede ise davanın somutunda İdari Yargılama Usulü Kanununun 9 uncu maddesinin uygulamasının çok katı biçimde ve aşırı şekilci gerçekleşmesi nedeniyle, başvuranların mahkemeye erişim haklarının ve dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6/1 nci maddesinin ihlal edildiği sonucuna varıldığı görülmektedir. Mahkememizce konuya ilişkin idari yargı içtihatları üzerinde yapılan araştırmada; Danıştay 6. Dairesi uygulamasında AİHM’nin temas edilen kararına işaretle, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararı sonrası davacının 30 günlük süre içerisinde başvurarak dosyanın görevli idare mahkemesine gönderilmesini talep etmesi halinde, Asliye Hukuk Mahkemesine yaptığı başvuru tarihinin görevli İdare Mahkemesine başvurma tarihi olarak kabulü gerektiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır. (Dnş. 6. D.nin 27.9.2012 tarih ve E.2012/4525, K.2012/4622 sayılı kararı.) Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 31.5.2007 tarih ve E.2006/4713,K.2007/1302 sayılı kararında ise “… ilgililerin süresi içinde adli yargı yerine verdikleri ve dosyanın idari yargı merciine gönderilmesi istemini içeren dilekçelerin ‘dilekçe reddi’ kararı verilerek dava dilekçesi durumuna getirilmek suretiyle işin esasının incelenmesine geçilmesi hukuken olanaklı ise de, adli yargı yerinin kendiliğinden dava dosyasını idari yargı yerine göndermesi halinde, dosya mahkemenin esasına kaydedilerek davanın incelenmesine geçilemeyecektir. Davada davacının yazılı bir istemi olmaksızın doğrudan idari yargı merciine dosyanın 2577 sayılı Yasanın 9/1. maddesi hükmü karşısında esasa kaydedilmeyerek veya esasa hataen kaydedilmiş ise dosya kaydının kapatılarak mahkemesine iadesi gerekmektedir…” denilmektedir.

Davanın somutunda, Çay Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararı, re’sen Afyonkarahisar İdare Mahkemesine gönderilmiş; ancak bu mahkemece usulü yönden bir karar (dilekçe reddi) verilmeyip, davada görevsiz olduğu düşüncesiyle görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvuru kararı verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 3. ve 9. maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde bizzat dava açma, davacıların uymak zorunda olduğu emredici bir hüküm olduğu gibi, 492 sayılı Harçlar Kanununun ilgili hükümleri ve tarifeleri gereğince böyle bir davanın harca tabi olduğu izahtan varestedir. İlgili mevzuatında gerekli değişiklik yapılmadığı sürece, bu yasal yükümlülüklerin ihmali ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin anılan kararının Mahkememizce doğrudan uygulanması suretiyle, benzer bütün davaların bu şekilde sonuçlandırılması mümkün görülmemiştir.

Bu durumda, ortada idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşullar gerçekleş-memiştir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ    : 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 17.11.2014 gününde Üyeler Eyüp Sabri BAYDAR ve Nurdane TOPUZ’un KARŞIOYLARI ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, “Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir" ve 27. maddesinde, “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder" denilmiştir.

Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. maddesinin birinci fıkrasında(Değişik: 10/6/1994-4001/2 md.), “İdari davalar, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılır" ve 9. maddesinin birinci fıkrasında(Değişik: 5/4/1990 - 3622/2 md.), “Çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir” hükmü yer almıştır.

Olayda, adli yargı yerince idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek dava dosyası idari yargı yerine gönderilmiş ve bu yargı yerince, adli yargı yerine ait dava dosyası üzerinde inceleme yapılarak davada adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Yasa'nın 19. maddesi uyarınca görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiş olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3 ve 9. maddelerinde öngörülen şekilde usulüne uygun olarak idari yargı yerinde açılmış bir dava bulunduğundan sözetmek mümkün değildir.

Durum böyle olmakla birlikte, İdari Yargılama Usulü Kanunu'na göre yapılan usule aykırılığın 2247 sayılı Kanunun 27. maddesi kapsamında incelenemeyeceği, bu hususun Uyuşmazlık Mahkemesi’nin görev ve yetkisi dışında kaldığı, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının varlığı kabul edilerek çözüme kavuşturulmasının dava ekonomisine ve Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun düşeceği, bu nedenle görev uyuşmazlığının esası incelenerek görevli yargı yerinin belirlenmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.

 

                                     Üye                                                                             Üye

                     Eyüp Sabri BAYDAR                                                  Nurdane TOPUZ

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

6-ESAS NO              : 2014/1008

KARAR NO            : 2014/1048

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kesinleşmediği anlaşıldığından; 2247 sayılı Yasa’nın 19.maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar    : 1- G.İ., 2- R.İ., 3- E.İ., 4- Kendi adına asaleten çocuğu Z.İ.’a velayeten annesi H.İ.,

5- K.İ., 6- Y.P. (İ.), 7- M.İ.

Vekili         : Av. O.A.

Davalılar    : 1- Karayolları Genel Müdürlüğü

Vekili         : Av. İ.K.A.

2- Muş İl Özel İdaresi

Vekilleri     : Av. İ.A. & Av. A.Ö.

O L A Y    : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin murisi K.İ.’ın 29/08/2011 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazası neticesinde hayatını kaybettiğini, K.İ.’ın ölümüne yol açan kazanın, yolun bakım ve onarımının yapılmamış olmasından, asfalt yolun mucur ve toprakla yama yapılmış olmasından, ayrıca yolda uyarıcı herhangi bir işaret veya levhanın bulunmamasından kaynaklandığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.000,00 TL maddi, 170.000,00 TL de manevi olmak üzere toplam 172.000,00 TL tazminat bedelinin davalı idarelerden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesi: 03.09.2012 gün ve E:2012/247, K:2012/179 sayılı kararı ile özetle; davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğini belirterek, davanın görev yönünden reddine karar vermiş ancak karar kesinleşmemiştir.

Davacılar vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır.

Van 3. İdare Mahkemesi: 25.09.2014 gün ve E:2013/1411 sayılı kararı ile özetle; 2918 sayılı Kanun ile davalı idareye yüklenen sorumluluktan kaynaklanan davanın adli yargı yerinde görüleceğinden bahisle,2247 sayılı Kanun’un 19.maddesi gereğince görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, başvurunun reddi yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19.maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. Yargı merciince,önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir.” denilmiş; Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.

Anılan düzenlemelere göre, 19.madde kapsamında kendisine gelen bir davayı inceleyen yargı yerinin Uyuşmazlık Mahkemesine başvurabilmesi için, önceki görevsizlik kararının kesin veya kesinleşmiş olduğunu gözetmesi ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nin karar vermesine değin ertelemesi gerekmektedir.

Olayda, Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilmiş olan görevsizlik kararı kesinleşmeden Van 3. İdare Mahkemesi’ne başvurulduğu anlaşılmakla, ortada adli yargı yerine ait kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 19.maddesinde öngörülen kararın kesin veya kesinleşmiş olması koşulu gerçekleşmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

7-ESAS NO              : 2014/1018

KARAR NO            : 2014/1057

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Asliye Hukuk Mahkemesi görevsizlik kararının kesinleşmediğinin anlaşılması karşısında; 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen; koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar    : 1-G.İ.2-R.İ. 3-Kendi Adına Asaleten Çocukları B.İ., B.İ., S.İ.’a velayeten anneleri S.İ.

4-Kendi adına asaleten çocuğu Z.İ.adına velayeten annesi H.İ.5-K.İ.6-Y.P.7-M.İ.8-E.İ

Vekili         : Av. O.A.

Davalılar    : 1-Muş Valiliği İl Özel İdare Genel Müdürlüğü

2- Karayolları Genel Müdürlüğü

O L A Y    : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacıların murisi R.İ.’ın 29.08.2011 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazası neticesinde hayatını kaybettiğini, R.İ.’ın ölümüne yol açan kazanın sebebi olarak kazanın gerçekleştiği yolun bakım ve onarımının yapılmamış olmasının, asfalt yolun mıcır ve torakla yama yapılmış olmasının ve yolda uyarıca herhangi bir işaret veya levha bulunmamasının tespit edildiğini; Muş Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2012/179 Esas sayılı dosyasında ilgili idarenin ihmal ve hizmet kusuru sebebiyle kazanın oluşumunda kusurlu olduğunun belirlendiğini açıklayarak Muş Valiliği İl Özel İdaresi ile Karayolları Genel Müdürlüğü’nün aleyhine maddi ve manevi tazminat davası istemi ile adli yargıda dava açmıştır.

MALAZGİRT ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 03.09.2012 gün ve E:2012/245, K:2012/182 sayılı kararında; “…6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 3 maddesinde yer alan "Her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kışının ol umun e bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemeleri bakar " hükmü Anayasa Mahkemesi’nin 16/02/2012 tarihli ve 2011/35 Esas ile 2012/23 Kararı sayılı ilamıyla iptal edilmiştir Anayasa Mahkemesi 3 maddenin iptali sonrasında erteleme yönünde bir karar almadığından iptal kararı derhal yürürlüğe girmiştir

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2 maddesinin l fıkrasının b bendine göre, “idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” idari dava türleri arasında sayılmıştır. Tazminat talebi içeren bu davalarda görevli yargı yolu idari yargı olmakla birlikte, bu davalara idare mahkemeleri bakmakla görevlidir Bunun yanında, Anayasanın 125 maddesinin birinci fıkrasında, "idarenin her turlu eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır”. 155 maddesinin birinci fıkrasında ise "Danıştay, idari mahkemelerce verilen kanunun başka bir idari yargı merciine bakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunda gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar" hükmü yer almaktadır.

Anayasa Mahkemesi'nin 16/02/2012 tarihli ve 2011/35 Esas de 2012/23 Karar sayılı iptal kararının gerekçesinde, idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kavramlarının kişilerin gördüğü zararlasın tazmininde kullanılan ve kişilerin idare karşısında korunma kapsamım genişleten kavramlar olduğu, idare hukukunda, idarenin hiçbir kusuru olmasa da sosyal risk, terör eylemleri, fedakârlığın denkleştirilmesi gibi kusursuz sorumluluğa ilişkin kavramlara dayanılarak kişilerin uğradığı zararların tanzim edilmesinin mümkün olduğu, özel hukuk alanındaki kusursuz sorumluluk hallerinin ise belirli konular için düzenlenmiş olup sınırlı olduğu, idarenin idare hukuku esaslarına dayanarak ak tesis ettiği tartışmasız bulunan eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlara ilişkin davaların idari yargı yerlerinde görülmesinin gerektiği, bu nedenle aynı idari eylem, işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yaran ve haklı neden olduğu söylenemeyeceğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 3.maddesi hükmü iptal edilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 maddesinde dava şartları sayılmış ve madde 114/I-b'de yargı yolunun caiz olması dr/a şartı olarak kabul edilmiştir. 115 maddede ise. Mahkemenin dava şartlarının mevcut olup olmadığını dar,'anın her aşamasında kendiliğinden araştıracağı belirtilmiştir 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 3 maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğinden ve davalı idareler aleyhine mahkememize açılan bu dava ıhma] ve hizmet kusuruna dayalı maddi ve manevi tazminat istemim içeren tam yargı davası niteliğinde olduğundan yargı yolu olarak idari yargı görevli olmakla birlikte, idari eylem neticesinde ortaya çıkan zararın giderilmesi için açılacak davalara idare mahkemeleri bakmakla görevlendirilmiştir.

Dosya kapsamı İncelenmekle, dava dilekçesi ekinde adı yardım talebi hususunda herhangi bir belge sunulmadığı gibi davarım vekille açıldığı göz emine alındığında adlı yardım talebinin reddine, usul ekonomisi gereğince ve davanın sürüncemede bırakılmaması amacıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun 114/I-b ve 115 maddeleri gereğince yağı yolunun caiz olmaması sebebiyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine tensiben karar vermek gerekmiştir…” şeklindeki gerekçe ile Uyuşmazlığın idari yargının görev alanı kapsamında kaldığı anlaşıldığından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar vermiştir.

Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

VAN 1. İDARE MAHKEMESİ:26.02.2014 gün ve E:2013/1747 sayılı gönderme kararında ; “…2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi’nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un yargı mercilerinin “Uyuşmazlık Mahkemesine Başvurmaları” başlıklı 19. maddesinde, "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.

Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir" hükmüne yer verilmiştir.

2576 sayılı Kanunun İdare Mahkemelerinin Görevleri başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasında, idare Mahkemelerinin, Vergi Mahkemelerinin görevine giren davalar ile ilk derece Danıştay'da çözümlenecek olanlar dışındaki iptal davaları ile tam yargı davalarını, tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinin birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar ve diğer kanunlarla verilen işleri çözümleyeceği hükme bağlanmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14. maddesinin 3/a bendinde; dava dilekçelerinin görev ve yetki yönünden ilk incelemeye tabi tutulacağı; aynı Kanununun 15 nci maddesinin l/a bendinde ise; adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların görev yönünden reddine karar verileceği belirtilmiştir.

Öte yandan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu, "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulanmasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ve diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 101. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.

Öte yandan 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir"; Geçici 21. maddesinde de "Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği uygulanmaz" hükümleri yer almaktadır.

Belediye aleyhine idare mahkemesinde açılan başka bir tazminat talepli tam yargı davasında İdare Mahkemesi 2918 sayılı Yasanın 110. maddesinin 1. fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemesinin bu iki cümlenin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 08.12.2011 gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı, 08.11.2012 gün ve E:2012/118, K:2012/170 sayı ve 28.05.2013 gün ve E:2013/59, 2013/68 sayılı aynı içerikli kararları ile; "2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun'dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan mahkeme ise idari mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme değildir.

Başvurunun Mahkeme'nin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir" kararına varmıştır.

Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir konuda İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları,şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev ve yetki sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.” değerlendirmesinde bulunularak davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Antalya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiştir.

Dava dilekçesinin incelenmesinden, davacıların murisi olan R.İ.'ın 29/08/2011 tarihinde meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybetmiş olduğu, bunun üzerine murislerinin adli yargıda tazminat davası açtığı, açılan bu davanın Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesi'nce idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle görev yönünden reddedilmesi üzerine davacılar tarafından bu kez Mahkememizde davalı idareler tarafından kazanın gerçekleştiği yolun bakım ve onanırımın yapılmadığı, asfalt yolun mıcır ve toprakla yama yapıldığı halde yolda uyarıcı işaret ve levha bulunmadığı iddiaları ileri sürülerek tazminat istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmakta olup, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere uyuşmazlığın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevlidir.

Nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 11/11/2013 tarih ve 2013/1562 Esas, 2013/1725 sayılı kararı da bu yöndedir...” şeklindeki gerekçe ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesinde “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.

(Değişik ikinci fıkra: 23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir.” hükme bağlanmış, aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.

İdare Mahkemesince, Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilen idari yargı dosyası içerisinde Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevsizlik kararı bulunmakta ise de, bu kararın kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamadığından Başkanlığımızın 07.07.2014 gün ve 2014/860 sayılı yazısı ile, Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 03.09.2012 gün ve E:2012/245, K:2012/182 sayılı görevsizlik kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneği istenilmiş; bunun üzerine anılan mahkemece istenilen dosyanın, Hukuk Muhakemeleri Kanunun Yönetmeliği’nin 58/1 maddesi gereğince tararlar gerekçeli kararın tebliğini talep etmediğinden dosyanın henüz tebliğe çıkmadığından kesinleştirilemediği belirtilmiştir.

Olayda, Van 1.İdare Mahkemesince, görevli merciin belirlenmesi için Mahkememize başvurulmasına karşın, Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevsizlik kararı henüz tebliğ edilmemiş olduğundan ortada adli yargı yerine ait kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen “kesin ve kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine” koşulu geçekleşmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan Van 1. İdare Mahkemesinin başvurusunun aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan Van 1. İdare Mahkemesinin 26.02.2014 gün ve E:2013/1747 sayılı başvurusunun aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

8-ESAS NO              : 2014/1028

KARAR NO            : 2014/1062

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Vergi Mahkemesince verilen kararın bir görevsizlik kararı olmayıp, davanın esasına ilişkin temyizden geçmiş bir red kararı mahiyetinde bulunması karşısında; 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : İ.G.

Vekilleri     : Av. T.Ö. & Av. S.A.

Davalı        : Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı

O L A Y    : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, 52…... plakalı taşıt nedeniyle adına tesis ettirilen motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyet kaydının, Fatsa Trafik Tescil Bürosunca adına kayıt ve tescil ettirilen taşıta ait 03.12.1987 tarih ve 330504 sayılı trafik tescil müracaat ve işlem formundaki imzanın kendisine ait olmadığı iddiasıyla, hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek silinmesi istemiyle yaptığı başvurusunun reddine ilişkin Maliye Bakanlığı’nın 16.07.2008 tarih ve 71694 sayılı işleminin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Ordu Vergi Mahkemesi: 16.12.2009 gün ve E:2009/313, K:2009/1010 sayılı kararı ile özetle; “...Bakılan uyuşmazlıkta; motorlu taşıtlar vergisi yükümlüsünün ilgili kuruluşta adına kayıt ve tescil ile başlayacağı açık olduğundan, dava konusu olayda 52 DE 702 plakalı taşıtın 03.12.1987 tarih ve 330504 sayılı trafik tescil müracaat ve işlem formundaki bilgilere göre Fatsa Trafik Tescil Bürosu tarafından davacı adına trafik ve tescil kaydının yapıldığı ve bunun üzerine motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyetinin başlatıldığı, taşıtın davacı üzerinde görüldüğü, taşıtın herhangi bir alış-satış işlemine de konu edilmediği ve ayrıca davacının 03.12.1987 tarih ve 330504 sayılı trafik tescil müracaat ve işlem formunda belirtilen imzanın kendisine ait olmadığı yönündeki iddiasını ise, buna dair 29.12.2008 tarihli şikayetine ilişkin olarak 2009/580 sayılı hazırlık kaydında Fatsa Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma neticesinde açılacak kamu davası sonucu alınacak mahkeme kararına binaen kanıtlayabileceği hususları dikkate alındığında, mevcut durum itibariyle davacının başvurusunun reddine ilişkin Maliye Bakanlığı işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davacının 52……. plakalı taşıt nedeniyle adına tesis edilen motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyet kaydının silinmesi istemiyle yaptığı başvurusunun reddine ilişkin 16.07.2008 tarih ve 71694 sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddine… ” demek suretiyle davanın esastan reddine karar vermiştir.

İş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay Yedinci Dairesi 29.05.2014 gün ve E:2010/4180, K:2014/3012 sayılı ilamı ile özetle temyiz isteminin reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili 13.01.2011 tarihli dava dilekçesinde özetle; 03/12/2007 tarihinde düzenlenen trafik tescil belgesinde sahte imza ve belgelerin kullanılarak 52……. plaka sayılı aracın, davacı İ.G. adına tescil edildiğini, Fatsa Vergi Dairesince 17/11/2004 tarihli ödeme emrinin 15/04/2008 tarihinde davacıya tebliğ edilmesi üzerine, davacının söz konusu sahte tescil olayından haberdar olduğunu, davacının Fatsa Vergi Dairesi yetkililerine yapılan sahte işlemin iptali hususunda müracaatta bulunduğunu, Fatsa Vergi Dairesince 25/04/2008 tarih ve 8464 sayılı yazısı ile davacının talebinin reddedildiğini, bu kez 29/05/2008 tarih ve 1876 sayılı dilekçesi ile Maliye Bakanlığına başvuruda bulunduğunu, Bakanlıkça da 16/07/3008 tarih ve 71694 sayılı yazısı başvurunun reddedildiğini, sonrasında Ordu Vergi Mahkemesine başvuruda bulunarak idari işlemin iptali istemiyle dava açtığını, Ordu Vergi Mahkemesi’nce taleplerinin reddedildiği, cezai mahiyeti ile ilgili olarak sahtecilik suçundan Fatsa Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunulduğunu, trafik tescil belgesinin üzerindeki imza ve yazıların davacıya veya davacı tarafından yetkilendirilmiş herhangi bir şahsa ait olmadığını, bu nedenlerle Fatsa Trafik Tescil Şube Müdürlüğü ve Fatsa Vergi Dairesi Başkanlığı uhdesinde bulunan 52……. plaka sayılı araca ait tüm dosya ve belgeler üzerinde bulunan imza ve yazı asıllarının davacıya ait olup olmadığı hususunda karşılaştırma yapılması ve bu hususta tespit yapılmasına karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Fatsa Sulh Hukuk Mahkemesi: 30.05.2012 gün ve E:2011/54, K:2012/443 sayılı kararı ile özetle; davacının talep konusunun dava mahiyetinde olmadığını, HMK’nun 400. maddesi kapsamında delil tespiti talep edilecek hususların belirli olduğunu belirterek, bu kapsamda delil tespiti mahiyetinde dava açılamayacağından bahisle davanın reddine karar vermiştir.

İş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 4.Hukuk Dairesi 06.05.2013 gün ve E:2013/5920, K:2013/8123 sayılı ilamı ile özetle; “ …davalı, bir kamu tüzel kişiliği olup, kural olarak işlem ve eylemleri kamusal nitelik taşır. Somut olayda davalının tesis ettiği idari işlemin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüş ve bu nedenle talepte bulunulmuştur. Görevin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hizmet kusuru niteliğindedir. İdare’nin tesis ettiği bir işlemin iptaline ilişkin veya bu sonucu doğuracak davaların; İdari Yargılama Usulü Yasasının 2/1-b maddesi gereğince İdare’ye karşı idari yargı yerinde açılması gerekir. Görev sorunu, açıkça veya hiç ileri sürülmese de kendiliğinden (re’sen) dikkate alınır. Mahkemece yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi yerine işin esasının çözümlenmesi usul ve yasaya mutlak aykırılık oluşturmaktadır.” demek suretiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.

Fatsa Sulh Hukuk Mahkemesi; Yargıtay’ın bozma ilamına uyulduktan sonra 18.09.2013 gün ve E:2013/438, K:2013/785 sayılı kararı ile özetle; Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda yargı yolunun caiz olmaması sebebiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, iş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 4.Hukuk Dairesi 31.03.2014 gün ve E:2014/3840, K:2014/5406 sayılı ilamı ile özetle hükmün onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili tarafından, idari ve adli yargı yerleri arasında oluştuğu ileri sürülen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için başvuruda bulunmuş; bunun üzerine Fatsa Sulh Hukuk Mahkemesince idari yargı dosyası da temin edilerek Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, başvurunun reddi yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Bu bağlamda, dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde, Fatsa Trafik Tescil Bürosunca davacı adına kayıt ve tescil ettirilen 52 DE 702 plakalı taşıta ait 03.12.1987 tarih ve 330504 sayılı trafik tescil müracaat ve işlem formundaki imzanın kendisine ait olmadığı iddiasıyla hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açıldığı, Ordu Vergi Mahkemesi’nin 16.12.2009 gün ve E:2009/313, K:2009/1010 sayılı kararında davanın esastan reddine karar verildiği, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay Yedinci Dairesi’nce hükmün onanmasına karar verildiği ve hükmün kesinleştiği, buna karşın Fatsa Trafik Tescil Şube Müdürlüğü ve Fatsa Vergi Dairesi Başkanlığı uhdesinde bulunan 52 DE 702 plaka sayılı araca ait tüm dosya ve belgeler üzerinde bulunan imza ve yazı asıllarının davacıya ait olup olmadığı hususunda karşılaştırma yapılması ve bu hususta tespit yapılmasına karar verilmesi istemiyle adli yargıda açılan davada Fatsa Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 18.09.2013 gün ve E:2013/438, K:2013/785 sayılı kararında davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle görev yönünden reddine karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği anlaşılmıştır.

Dolayısıyla adli yargı merciince verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı varken, idari yargı merciince verilmiş bir görevsizlik kararı bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşuları taşımayan başvurunun, anılan Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

II-2247 SAYILI KANUN’UN 10. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (OLUMLU GÖREV UYUŞMAZLIĞI ÇIKARMA) KARARLAR

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

1-ESAS NO              : 2014/628

KARAR NO            : 2014/942

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının 2981 sayılı Yasa kapsamında tapu tahsis belgesi bulunduğu ve bu belgenin T.ıdığı hak sahipliği nedeniyle hazine adına kayıtlı taşınmazın davacı adına tescili, olmadığı takdirde taşınmazın bedelinin ödenmesi istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : K.S.

Vekili         : Av. D.Ö.

Davalı        : Gebze Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. T.D.

O L A Y    : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı Gebze Belediyesi tarafından 321 ada 91 parselin 400 m² lik kısmı ile üzerindeki binanın davacıya satılarak bedelin ödenmesinin ardından tapu tahsis belgesinin verildiğini, dava konusu taşınmazın vergilerinin ödendiğini, elektrik bağlantılarının yapılarak tahsis tarihinden itibaren kullanımının devam ettiğini açıklayarak dava konusu taşınmaz ve binanın davacı adına tesciline, bu talebin kabul edilmemesi halinde dava konusu taşınmazın bugünkü değerinin davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak taşınmaz için 8.000,00 TL ; bina için 2.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle adli yargıda dava açılmıştır.

Davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde verilen cevap dilekçesinde özetle; davanın dayanağını oluşturan tapu tahsis belgesinin idari bir işlem sonucu verildiğini belirterek davada idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görev itirazında bulunulmuştur.

Gebze 2.Asliye Hukuk Mahkemesi: 26.12.2012 gün ve E:2012/323, K:2012/661 sayı ile, Uyuşmazlık Mahkemesinin 05.11.2012 tarih ve 2012/140 Esas, 2012/223 Karar sayılı kararına göre 2981 sayılı yasa gereğince düzenlenen Tapu Tahsis Belgesine dayalı bu nev’i davalara bakma görevinin İdari Yargı alanına girdiği anlaşıldığından ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararları Anayasa gereği bağlayıcı olup usule ilişkin görev kuralı her aşamada re’sen gözetilmesi gereken derhal etkiye sahip olduğundan sonuç itibariyle davanın İdari Yargı görev alanı içinde kaldığının kabul edilmesi gerektiği değerlendirildiğinden davanın dava şartı eksikliğine bağlı olarak usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın İdari Yargı görev alanı kapsamında olduğuna ve mahkemelerinin görevsizliğine, davanın görev alanı yönünden usulden reddine karar vermiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Yargıtay 14.Hukuk Dairesi: 13.6.2013 gün ve E:2013/7547, K:2013/9000 sayı ile, davacı, hak sahibi H.A.Ş. adına düzenlenen 27.7.1987 tarihli tapu tahsis belgesine istinaden, hak sahibi ile yapılan ve bedeli ödenen 17.1.1994 tarihli sözleşmeye dayanarak tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminata karar verilmesini istemiş olup, idari bir işlem ve kararın iptali istenmediğinden bu tür uyuşmazlıkların adli yargıda çözümlenmesi gerektiği, Mahkemece taraf delilleri değerlendirilerek davanın esası hakkında dairelerinin ilkeleri doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken idari yargının görevli olduğundan bahisle davanın reddinin doğru görülmediği, bu nedenle kararın bozulması gerektiği gerekçesiyle, temyiz itirazlarının kabulü ile kararın bozulmasına karar vermiştir.

GEBZE 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 24.12.2013 gün ve E:2013/488 sayı ile, uyulan bozma ilamı gereği Mahkemelerinin görevli olduğuna, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI: 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun tespit ve değerlendirme işlemleri başlıklı 8. maddesinde tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14.maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların dahil olduğu hükme bağlandığını; aynı Yasanın 10. maddesinde, bu Kanun hükümlerine göre, hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapıların, 12. madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yerin hak sahibine tahsis edileceği ve bu tahsisin yapıldığının tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verileceği; tapu tahsis belgesinin, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil edeceği, hak sahibi olmadığı halde tapu verilen kişilerin tapularının resen iptal edileceği; yine aynı Yasanın 13. Maddesinin 1. fıkrası (b) bendinde; hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde ıslah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edileceği; gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinden başka bir arsa veya hisse verileceği; aynı maddenin 2. fıkrasında da, bulundukları yerde korunamayan gecekondu sahiplerinden hak sahibi sıfatı taşıyanlara, bir gecekondu önleme veya ıslah bölgesinde veya yakın bölgelerde yapılmış ıslah imar planı içinde meydana gelen boş imar parsellerinin müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esasına göre verileceği hükme bağlanmış; 14. maddesinde ise bu kanun hükümlerinden yararlanamayacak olan yapılar ayrıntılı olarak düzenlendiği; anılan yasa hükümlerine göre, idarenin, hak sahibi olduğu sapT.an kişilere tapu vermek, şartları taşımayanların tapularını resen iptal etmek konusundaki yetkisi idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanılmakta ve bu yolla kurulan mülkiyet de Medeni Kanun hükümleri dışında idari bir işlemin icrası niteliğini taşıdığını; olayda, davalı belediyeye ait taşınmaz üzerinde davacı tarafından yapılan gecekondu için 2981 sayılı Yasadan yararlanmak amacıyla yapılan başvurunun kabul edilerek davacıya tapu tahsis belgesi verildiği, gecekondunun bulunduğu arsanın bedelinin davacı tarafından ödendiği, yapı ve taşınmazın adına tescilinin, bu mümkün olmazsa bedelinin tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşıldığı; davalı idare tarafından ise, bölgede imar planı ve parselasyon işlemi yapılmadığından davacının tapu tahsis belgesine dayalı olarak bir hak ileri süremeyeceği, ayrıca tapu tahsis belgesine esas gecekondunun 60m2 olduğu, davacının bu ebatT. fazla inşaat yapması durumunda yine hak sahibi olamayacağı, yerinde bunun tespit edilmesi gerektiği, arsa bedelinin de valiliğe ödendiği ileri sürüldüğü; bu durumda, davacının dava açmaktaki asıl amacı, taşınmazın Medeni Kanun hükümleri uyarınca adına tescilini sağlamak değil, 2981 sayılı Yasa'da öngörülen hak sahipliği hükümleri uyarınca tapu tahsis belgesine dayalı olarak taşınmazın tescilinin gerçekleştirilmesi, bu mümkün olmazsa zararının tazmini olduğundan, davacının talebinin 2981 sayılı Yasada öngörülen hak sahipliği esaslarına uygun olup olmadığının belirlenmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasanın 13.maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: Yapılan tespit ve değerlendirme sonucunda öngörülen koşullara uygunluğu sapT.an ilgililere arsa veya hisse tahsis etmek ve bunlar adına tapuya tescil ettirmek, koşulları taşımayanların istemlerini ise reddetmek yetkisine sahip olan idarenin söz konusu uygulama işlemlerinin, kamu gücüne dayalı, re’sen ve tek yanlı nitelik taşıdığı, Anayasa’nın 125.maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b.maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı, Uyuşmazlık davalı idarenin kamu gücünü kullanarak re’sen ve tek taraflı olarak tesis ettiği idari nitelikteki işlemlerinden kaynaklandığından, bu işlemlere ilişkin denetimin idare hukuk kurallarına göre idari yargı yerinde yapılması gerektiği, bu nedenle Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasa’nın 10.maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Gebze 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/488 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yönünde düşünce bildirmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı’nca davalı Gebze Belediye Başkanlığı bakımından 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, tapu tahsis belgesine dayanılarak 321 ada 91 parselin 400m² lik kısmının tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili, bu talebin kabul edilmemesi halinde taşınmaz bedelinin tahsili istemiyle terditli olarak açılmıştır.

Uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun, imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bütün yapılar hakkında uygulanacak işlemleri düzenlemek ve bu işlemlere dair müracaat, tespit, değerlendirme, uygulama ve duyuru esaslarını ve ilgili diğer hususları belirlemek amacını taşımakta olup, valilik veya belediyelerce yetki ve sorumluluk alanlarında ıslah imar düzenlemeleri yapılmak suretiyle, yeniden gecekondu yapılmasının önlenmesi için temin edilecek arsaların ve muhafazası mümkün görülen gecekonduların Yasa’da öngörülen usul ve esaslara göre hak sahipliği belirlenen kişilere verilmesine olanak sağlamıştır.

Nitekim, anılan Yasa’nın “Tapu Verme” başlıklı 3290 sayılı Yasa ile değişik 10. maddesinin (a) bendi, “Bu Kanun hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine “Tapu Tahsis Belgesi” verilir. Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eder. (Ek: 18/5/1987-3366/4 md.) Ancak ıslah imar planı veya kadastro planları ile belirlenen alanlarda tapu tahsis belgesi yerine hak sahiplerine doğrudan tapuları verilebilir” denilmektedir.

Buna göre, Yasa’da öngörülen usul ve koşullara uygunluğu sapT.anlara hak sahipliği ölçütüne dayalı olarak arsa veya hisse tahsis edilmekte ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra da, yapılmış olan tahsis esas alınarak idarece hak sahiplerine tapu verilmektedir.

2981 sayılı Yasa hükümlerine göre, idarenin hak sahiplerine "tapu vermek" ya da 10. maddesinin b bendinde belirtildiği gibi hak sahibi olmadıkları anlaşı­lanlara verilmiş olan "tapuları resen iptal etmek" şeklindeki bu yetkilerini idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanması ve ayrıca bu şekilde kurulan mülkiyet, Medeni Kanun hükümleri dışında ve özel bir kanun hükmü gereğince idari tescile dayandığı gibi tapuya yapılan tescilin de, bu idari işlemin icrası niteliğinde olması karşısında, uyuşmazlığın sözü edilen uygu­lama işlemlerinin dayanağı olan yasal düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gere­keceği açıktır.

Davacı vekili dava dilekçesinde, 2981 sayılı yasanın aradığı tüm koşulların oluştuğunu, buna karşın tapu verilmesi gerektiği halde verilmediğini belirterek, davacıya tahsis edilen yerin tapusunun verilmesi için söz konusu yerin belediye adına olan tapu kaydının iptali ve davacı adına tescili, bunun mümkün olmaması halinde ise taşınmazın bedelinin ödenmesine karar verilmesi istemiyle terditli olarak açtığını belirtmiştir.

Bu duruma göre, davacının taşınmaz üzerindeki iddiası, gayrimenkul mülkiyetinin iktisap yollarına ilişkin Medeni Kanun hükümlerine değil, 2981 sayılı Yasa’da öngörülen hak sahipliği esasına dayandığı, hak sahipliğinin tespiti ve geri alınmasının idari usul ve esaslar çerçevesinde belirlendiği göz önüne alındığında, uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı Yasa’ya dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davasının görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nca yapılan başvurunun kabulü ile, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Gebze 2.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.12.2013 gün ve E:2013/488 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

2-ESAS NO              : 2014/650

KARAR NO            : 2014/943

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının 2981 sayılı Yasa kapsamında tapu tahsis belgesi bulunduğu ve bu belgenin T.ıdığı hak sahipliği nedeniyle hazine adına kayıtlı taşınmazın davacı adına tescili istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : A.Ç.

Vekili         : Av. C.Ü.

Davalı        : Gebze Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. M.T.

O L A Y    : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı Gebze Belediyesi tarafından 3119 ada 6 parselin (eski 321 ada 68 parsel) 400 m² lik kısmı ile üzerindeki binanın davacıya satılarak bedelin ödenmesinin ardından tapu tahsis belgesinin verildiğini, dava konusu taşınmazın vergilerinin ödendiğini, elektrik bağlantılarının yapılarak tahsis tarihinden itibaren kullanımının devam ettiğini açıklayarak dava konusu taşınmaz ve binanın davacı adına tesciline karar verilmesi istemiyle adli yargıda dava açmıştır.

Davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilince süresi içerisinde verilen cevap dilekçesinde özetle; davanın dayanağını oluşturan tapu tahsis belgesinin idari bir işlem sonucu verildiğini belirterek davada idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görev itirazında bulunulmuştur.

GEBZE 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 13.1.2014 gün ve E:2013/110 sayı ile, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI: 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun tespit ve değerlendirme işlemleri başlıklı 8. maddesinde tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14.maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların dahil olduğu hükme bağlandığını; aynı Yasanın 10. maddesinde, bu Kanun hükümlerine göre, hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapıların, 12. madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yerin hak sahibine tahsis edileceği ve bu tahsisin yapıldığının tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verileceği; tapu tahsis belgesinin, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil edeceği, hak sahibi olmadığı halde tapu verilen kişilerin tapularının resen iptal edileceği; yine aynı Yasanın 13. Maddesinin 1. fıkrası (b) bendinde; hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde ıslah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edileceği; gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinden başka bir arsa veya hisse verileceği; aynı maddenin 2. fıkrasında da, bulundukları yerde korunamayan gecekondu sahiplerinden hak sahibi sıfatı taşıyanlara, bir gecekondu önleme veya ıslah bölgesinde veya yakın bölgelerde yapılmış ıslah imar planı içinde meydana gelen boş imar parsellerinin müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esasına göre verileceği hükme bağlanmış; 14. maddesinde ise bu kanun hükümlerinden yararlanamayacak olan yapılar ayrıntılı olarak düzenlendiği; anılan yasa hükümlerine göre, idarenin, hak sahibi olduğu sapT.an kişilere tapu vermek, şartları taşımayanların tapularını resen iptal etmek konusundaki yetkisi idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanılmakta ve bu yolla kurulan mülkiyet de Medeni Kanun hükümleri dışında idari bir işlemin icrası niteliğini taşıdığını; olayda, davalı belediyeye ait taşınmaz üzerinde davacı tarafından yapılan gecekondu için 2981 sayılı Yasadan yararlanmak amacıyla yapılan başvurunun kabul edilerek davacıya tapu tahsis belgesi verildiği, gecekondunun bulunduğu arsanın bedelinin davacı tarafından ödendiği, yapı ve taşınmazın adına tescilinin, bu mümkün olmazsa bedelinin tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşıldığı; davalı idare tarafından ise, bölgede imar planı ve parselasyon işlemi yapılmadığından davacının tapu tahsis belgesine dayalı olarak bir hak ileri süremeyeceği, ayrıca tapu tahsis belgesine esas gecekondunun 60m2 olduğu, davacının bu ebatT. fazla inşaat yapması durumunda yine hak sahibi olamayacağı, yerinde bunun tespit edilmesi gerektiği, arsa bedelinin de valiliğe ödendiği ileri sürüldüğü; bu durumda, davacının dava açmaktaki asıl amacı, taşınmazın Medeni Kanun hükümleri uyarınca adına tescilini sağlamak değil, 2981 sayılı Yasa'da öngörülen hak sahipliği hükümleri uyarınca tapu tahsis belgesine dayalı olarak taşınmazın tescilinin gerçekleştirilmesi, bu mümkün olmazsa zararının tazmini olduğundan, davacının talebinin 2981 sayılı Yasada öngörülen hak sahipliği esaslarına uygun olup olmadığının belirlenmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasanın 13.maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: Yapılan tespit ve değerlendirme sonucunda öngörülen koşullara uygunluğu sapT.an ilgililere arsa veya hisse tahsis etmek ve bunlar adına tapuya tescil ettirmek, koşulları taşımayanların istemlerini ise reddetmek yetkisine sahip olan idarenin söz konusu uygulama işlemlerinin, kamu gücüne dayalı, re’sen ve tek yanlı nitelik taşıdığı, Anayasa’nın 125.maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b.maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı, Uyuşmazlık davalı idarenin kamu gücünü kullanarak re’sen ve tek taraflı olarak tesis ettiği idari nitelikteki işlemlerinden kaynaklandığından, bu işlemlere ilişkin denetimin idare hukuk kurallarına göre idari yargı yerinde yapılması gerektiği, bu nedenle Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasa’nın 10.maddesi gereğince yapmış olduğu başvurusunun kabulü ile Gebze 5.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/110 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yönünde düşünce bildirmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı’nca davalı Gebze Belediye Başkanlığı bakımından 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, tapu tahsis belgesine dayanılarak 3119 ada 6 parselin ( eski 321 ada 68 parsel) 400m² lik kısmının tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili istemiyle açılmıştır.

Uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun, imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bütün yapılar hakkında uygulanacak işlemleri düzenlemek ve bu işlemlere dair müracaat, tespit, değerlendirme, uygulama ve duyuru esaslarını ve ilgili diğer hususları belirlemek amacını taşımakta olup, valilik veya belediyelerce yetki ve sorumluluk alanlarında ıslah imar düzenlemeleri yapılmak suretiyle, yeniden gecekondu yapılmasının önlenmesi için temin edilecek arsaların ve muhafazası mümkün görülen gecekonduların Yasa’da öngörülen usul ve esaslara göre hak sahipliği belirlenen kişilere verilmesine olanak sağlamıştır.

Nitekim, anılan Yasa’nın “Tapu Verme” başlıklı 3290 sayılı Yasa ile değişik 10. maddesinin (a) bendi, “Bu Kanun hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine “Tapu Tahsis Belgesi” verilir. Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eder. (Ek: 18/5/1987-3366/4 md.) Ancak ıslah imar planı veya kadastro planları ile belirlenen alanlarda tapu tahsis belgesi yerine hak sahiplerine doğrudan tapuları verilebilir” denilmektedir.

Buna göre, Yasa’da öngörülen usul ve koşullara uygunluğu sapT.anlara hak sahipliği ölçütüne dayalı olarak arsa veya hisse tahsis edilmekte ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra da, yapılmış olan tahsis esas alınarak idarece hak sahiplerine tapu verilmektedir.

2981 sayılı Yasa hükümlerine göre, idarenin hak sahiplerine "tapu vermek" ya da 10. maddesinin b bendinde belirtildiği gibi hak sahibi olmadıkları anlaşı­lanlara verilmiş olan "tapuları resen iptal etmek" şeklindeki bu yetkilerini idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanması ve ayrıca bu şekilde kurulan mülkiyet, Medeni Kanun hükümleri dışında ve özel bir kanun hükmü gereğince idari tescile dayandığı gibi tapuya yapılan tescilin de, bu idari işlemin icrası niteliğinde olması karşısında, uyuşmazlığın sözü edilen uygu­lama işlemlerinin dayanağı olan yasal düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gere­keceği açıktır.

Davacı vekili dava dilekçesinde, 2981 sayılı yasanın aradığı tüm koşulların oluştuğunu, buna karşın tapu verilmesi gerektiği halde verilmediğini belirterek, davacıya tahsis edilen yerin tapusunun verilmesi için söz konusu yerin belediye adına olan tapu kaydının iptali ve davacı adına tescili istemiyle açtığını belirtmiştir.

Bu duruma göre, davacının taşınmaz üzerindeki iddiası, gayrimenkul mülkiyetinin iktisap yollarına ilişkin Medeni Kanun hükümlerine değil, 2981 sayılı Yasa’da öngörülen hak sahipliği esasına dayandığı, hak sahipliğinin tespiti ve geri alınmasının idari usul ve esaslar çerçevesinde belirlendiği göz önüne alındığında, uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı Yasa’ya dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davasının görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nca yapılan başvurunun kabulü ile, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Gebze 5.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.1.2014 gün ve E:2013/110 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

3-ESAS NO              : 2014/655

KARAR NO            : 2014/944

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının 2981 sayılı Yasa kapsamında tapu tahsis belgesi bulunduğu ve bu belgenin T.ıdığı hak sahipliği nedeniyle davalı belediye adına kayıtlı taşınmazın davacı adına tescili istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : M.Ç.

Vekili         : Av. C.Ü.

Davalı        : Gebze Belediye Başkanlığı

Vekilleri     : Av. M.T. & Av. T.D. & Av. K.T.

O L A Y    : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, Kocaeli İli, Gebze İlçesi, Mustafa Paşa Mahallesi 83 pafta, 321 ada 91 parsel sayılı ve 2336312 m² miktarlı taşınmaz üzerinde tek katlı yığma konut inşa ederek ikamet etmekte iken, 24.02.1984 tarihinde yürürlüğe giren 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun gereğince tapu veya tapu tahsis belgesi almak için gerekli başvurularda bulunduğunu ve kendisine tapu tahsis belgesinin verildiğini, tapu tahsis belgesinde de belirtildiği üzere davacının müracaat masrafını ve taşınmaz vergilerini de ödediğini, davaya konu taşınmazın daha sonra imar uygulamasına tabi tutularak Gebze, Mustafa Paşa Mahallesi 3139 ada, 176,00 m² miktarlı 6 parsel sayılı taşınmaz olarak sınırlandırıldığını, davacının tasarrufundaki taşınmaz kısmının davacı adına tahsis edildiğini, tahsis edilen taşınmaza davalı belediyece sayısız imar uygulaması yapıldığını, buna rağmen taşınmazın tapusunun davacıya verilmesi gerekirken herhangi bir tapunun verilmediğini belirterek, davaya konu taşınmazın üçüncü kişilere devir ve satışının önlenmesi amacıyla, taşınmaz kaydına ihtiyati tedbir konulmasına, taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açılmıştır.

Davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.

Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesi: 13.01.2014 gün ve E:2013/113 sayı ile, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı: 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun tespit ve değerlendirme işlemleri başlıklı 8.maddesinde tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14.maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların dahil olduğu hükme bağlandığını;aynı Yasanın 10. maddesinde, bu Kanun hükümlerine göre, hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapıların,12.madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yerin hak sahibine tahsis edileceği ve bu tahsisin yapıldığının tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verileceği;yukarıda yer alan mevzuat hükümlerinde yer alan taşınmazlarda bulunan gecekonduların nasıl tespit edileceği, tespit sonrasında ne tür işlemlerin yapılacağı, hak sahiplerince alınan tapu tahsis belgesinin sonradan tapuya dönüştürüleceğinin öngörüldüğünü, yasa hükmünde ifade edilen “tapu vermek” şeklinde bu yetki idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanıldığını, bu duruma göre davacının taşınmaz üzerindeki iddiası, gayrimenkul mülkiyetinin iktisap yollarına ilişkin Medeni Kanun hükümlerine değil,2981 sayılı Yasa’da öngörülen hak sahipliği esasına dayandığını,hak sahipliğinin tespiti ve geri alınmasının idari usul ve esaslar çerçevesinde belirlendiği göz önüne alındığından 2981 sayılı Yasa’ya dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevine girdiği gerekçesiyle;2247 sayılı Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça 2247 sayılı Yasanın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; 2981 sayılı "imar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı işlemler ve 6785 sayılı imar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşaatı devam etmekte olan tüm yapılar hakkında uygulanacak işlemleri düzenlemek ve bu işlemlere dair başvuru, tespit, değerlendirme, uygulama esasların belirlemek amacını taşımakta olup, valilik veya belediyelerce yetki ve sorumluluk alanlarında ıslah imar düzenlemeleri yapılmak suretiyle, yeniden gecekondu yapılmasının önlenmesi için temin edilecek arsaların ve korunması mümkün görülen gecekonduların Yasa’da öngörülen usul ve esaslara uygun olarak hak sahibi olduğu belirlenen kişilere verilmesine olanak sağlamıştır. Bu Yasa’nın 8. maddesinde, imar mevzuatına aykırı yapılarla gecekondular için tespit işlemleri yapılacağı, bu tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile Hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa ve arazilerdeki inşaatına Kanunun 14 üncü maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların dahil olduğu; 9.maddesinin (b) fıkrasında, arsa bedelinin ilgili kuruluşa peşin veya engeç 4 yıl içinde oniki eşit taksitle, bu Kanun hükümlerince çıkarılacak Yönetmelikte belirtilen esaslara göre ödeneceği; 10. maddesinin (a) fıkrasında, Tapu tahsis belgesinin, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil edeceği hususları düzenlenmiştir.

Anılan Mevzuat uyarınca yapılan tespit ve değerlendirme sonucunda, öngörülen koşullara uygunluğu sapT.an ilgililere arsa veya hisse tahsis etmek ve bunlar adına tapuya tescil ettirmek, koşulları taşımayanların istemlerini ise reddetmek yetkisine sahip olan idarenin söz konusu uygulama işlemleri, kamu gücüne dayalı, re’sen ve tek yanlı nitelik taşımaktadır.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan T.ı yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Uyuşmazlık, davalı idarenin kamu gücünü kullanarak res’en ve tek taraflı olarak tesis ettiği idari nitelikteki işlemlerinden kaynaklandığından, bu işlemlere ilişkin denetimin idare hukuku kurallarına göre idari yargı yerinde yapılması gerektiğini belirterek, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasa'nın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/113 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane Topuz, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı’nca 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 08.05.1987 tarih 1710 yevmiye nolu tapu tahsis belgesine dayanılarak 83 pafta, 321 ada, 91 parselin tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili istemiyle açılmıştır.

Uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun,imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bütün yapılar hakkında uygulanacak işlemleri düzenlemek ve bu işlemlere dair müracaat, tespit, değerlendirme, uygulama ve duyuru esaslarını ve ilgili diğer hususları belirlemek amacını taşımakta olup, valilik veya belediyelerce yetki ve sorumluluk alanlarında ıslah imar düzenlemeleri yapılmak suretiyle, yeniden gecekondu yapılmasının önlenmesi için temin edilecek arsaların ve muhafazası mümkün görülen gecekonduların Yasa’da öngörülen usul ve esaslara göre hak sahipliği belirlenen kişilere verilmesine olanak sağlamıştır.

Nitekim, anılan Yasa’nın “Tapu Verme” başlıklı 3290 sayılı Yasa ile değişik 10. maddesinin (a) bendi, “Bu Kanun hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine “Tapu Tahsis Belgesi” verilir. Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eder. (Ek: 18/5/1987-3366/4 md.) Ancak ıslah imar planı veya kadastro planları ile belirlenen alanlarda tapu tahsis belgesi yerine hak sahiplerine doğrudan tapuları verilebilir” denilmektedir.

Buna göre, Yasa’da öngörülen usul ve koşullara uygunluğu sapT.anlara hak sahipliği ölçütüne dayalı olarak arsa veya hisse tahsis edilmekte ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra da, yapılmış olan tahsis esas alınarak idarece hak sahiplerine tapu verilmektedir.

2981 sayılı Yasa hükümlerine göre, idarenin hak sahiplerine "tapu vermek" ya da 10. maddesinin b bendinde belirtildiği gibi hak sahibi olmadıkları anlaşı­lanlara verilmiş olan "tapuları resen iptal etmek" şeklindeki bu yetkilerini idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanması ve ayrıca bu şekilde kurulan mülkiyet, Medeni Kanun hükümleri dışında ve özel bir kanun hükmü gereğince idari tescile dayandığı gibi tapuya yapılan tescilin de, bu idari işlemin icrası niteliğinde olması karşısında, uyuşmazlığın sözü edilen uygu­lama işlemlerinin dayanağı olan yasal düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gere­keceği açıktır.

Davacı vekili dava dilekçesinde, 2981 sayılı yasanın aradığı tüm koşulların oluştuğunu, buna karşın tapu verilmesi gerektiği halde verilmediğini belirterek, davacıya tahsis edilen yerin tapusunun verilmesi için söz konusu yerin davacı adına tescili istemiyle söz konusu davayı açtığını belirtmiştir.

Bu duruma göre, davacının taşınmaz üzerindeki iddiası, gayrimenkul mülkiyetinin iktisap yollarına ilişkin Medeni Kanun hükümlerine değil, 2981 sayılı Yasa’da öngörülen hak sahipliği esasına dayandığı, hak sahipliğinin tespiti ve geri alınmasının idari usul ve esaslar çerçevesinde belirlendiği göz önüne alındığında, uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı Yasa’ya dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davasının görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nca yapılan başvurunun kabulü ile, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Gebze 5.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 13.01.2014 gün ve E:2013/113 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

4-ESAS NO              : 2014/659

KARAR NO            : 2014/945

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının taşınmazı üzerinde konulan kısıtlamanın (hukuki el atmanın) yol açtığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın imar planından kaynaklanan tazminat davaları kapsamında İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar    : 1- S.A., 2- S.B.K., 3- M.B.

Vekilleri     : Av. V.B. & Av. H.Y.

Davalı        : SulT.gazi Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. Av. Ç.A.

O L A Y    : Davacı vekili; dava dilekçesinde özetle, davacıların tapunun eski kayıt bilgileri itibari ile, 14 pafta, 258 ve 266 parsellerde hisse sahibi olduklarını; yapılan imar uygulamaları sonucu davacıların hisselerinden DOP payı kesilerek kalan hisselerine karşılık başka parsellerden hisse verilerek kalan hisseleri ise herhangi bir kamulaştırma işlemi, noter tebligatı yapılmaksızın yola terk edildiğini; davacı S.B.K.’e imar sonucu verilen 2106 ada 7 parseldeki hissenin H.B.’a verildiğini belirterek; davacılara ait taşınmazlara yapılan el atmanın tesbitine, bedelsiz olarak yola terk edilen, 3. kişilere devredilen ya da sebepsizce sahifesi kapatılarak el konulan taşınmazlara ilişkin el koyma bedeli olarak takdir edilecek 8.000 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı idareden tahsili istemiyle adli yargıda dava açılmıştır.

Davalı vekili; cevap dilekçesinde özetle, idarelerin İmar Kanunu ve 2981 sayılı Kanun çerçevesinde gerçekleştirdikleri yola terk, bedelsiz terkin gibi faaliyetlerinin idari işlem, bu Kanuna dayanarak işlem tesis etmelerinin de yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem olarak ifade edildiğini, 2577 sayılı İdari yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesine göre açılan davanın öncelikle dava şartı noksanlığı olan görevsizlik nedeniyle reddine aksi halde davanın husumet ve esastan reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

GAZİOSMANPAŞA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 11.04.2013 gün ve E:2012/194 sayılı kararı ile “…Kamulaştırmasız el atma davaları Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararı doğrultusunda Adli Yargı görevine girdiğinden ve İçtihadı Birleştirme mahkemeler dahil herkesi bağlayacağından davalı vekilinin görev itirazının reddine” karar vermiştir.

Davalı SulT.gazi Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdikleri dilekçeleri üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; “… 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun'un 3290 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile değişik 10. maddesinin (b) bendinde, "Üzerinde imar mevzuatına aykırı olarak toplu binalar inşa edilmiş hisseli veya özel parselasyona dayalı arsa veya arazilerde, kişilerin hisse miktarları ve fiili kullanma durumları dikkate alınarak valilik veya belediyelerin talebi üzerine: 1. Henüz kadastrosu yapılmamış yerlerde, kadastro müdürlüklerince bu Kanunda belirtilen mülkiyet tespitine dair hükümler de uygulanarak, 2. Kadastrosu veya tapulaması tamamlanmış yerlerde ise bu Kanunla verilen yetkiler kadastro müdürlüklerince kullanılarak, Islah imar planlarının yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın: onayların alınmasına ve ilanların yapılmasına (askı ilanları hariç), komisyonların kurulmasına lüzum kalmaksızın 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri veya 766 sayılı Tapulama Kanunu hükümlerine göre hak sahipleri tespit veya yeniden tayin edilerek adlarına tescil edilir. Bu tespit sırasında özel parselasyon planında görülen veya hisseli satışlar sonucu fiilen oluşan yol, meydan, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha vs hizmetlere ayrılan yerler ile bunlara ilişkin hisseler bedelsiz olarak resen tapudan terkin; okul, ibadet yeri ve benzer kamu hizmetlerine ayrılan yerler ise, bedelsiz olarak ilgili idareler adına tespit ve tescil edilir....”;

…(c) bendinde, "İmar mevzuatına aykırı bina yapılmış, hisseli arsa ve araziler veya özel parselasyona dayalı arazilerde, imar adası veya parseli olabilecek büyüklükteki alanlarda, binalı veya binasız arsa ve arazileri birbirleriyle, yol fazlalarıyla veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerle birleştirmeye bunları yeniden ada ve parsellere ayırmaya, yapıları yeniden doğan imar ada veya parseli içinde kalanları yapı sahiplerine, yapı olmayanları diğer hisse sahiplerine müstakil veya hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre vermeye, bunlar adına tescil ettirmeye ve tescil işlemi dışında kalanların hisselerini 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa göre tespit edilecek bedeli peşin ödenmek veya parsel sahipleri aleyhine kanuni ipotek tesis edilerek, tapu sicilinden terkin ettirmeye belediye veya valilikler resen yetkilidir..." hükümleri yer almıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1 -b maddesinde, "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden, davacıların paydaşı olduğu, İstanbul İli, SulT.gazi İlçesi, 4 pafta, 258 ve 266 parsel sayılı taşınmazların bulunduğu alanda yapılan imar uygulaması sonucu davacıların payının bir kısmına karşılık imar parsellerinden pay verildiği, paylarının bir kısmının bedele dönüştürüldüğü, bir kısım paylarının ise yolda kalması nedeniyle terkin edildiği, davacılar tarafından bedel ödenmeksizin yola terk edilmek suretiyle taşınmazlara el atıldığından bahisle kamulaştırmasız el atma nedeniyle anılan taşınmaz bedelinin tahsili istemiyle dava açıldığı, davalı idare tarafından ise, bölgede özel parselasyon planı bulunduğundan, özel parselasyon planında görülen ve fiilen yol olarak ayrılmış olan yerler için 2981 sayılı Yasa uyarınca davacıların hak talep edebilmelerine olanak bulunmadığının öne sürüldüğü ve davacıların da taşınmazların bedele dönüştürülen kısmı yönünden belirlenen bedelin arttırılması isteminin bulunmadığı anlaşılmakla, uyuşmazlığın, davacıların paydaşı olduğu taşınmazlara ilişkin olarak yapılmış olan özel parselasyon planı ve buna göre davalı idarece 2981 sayılı yasa uyarınca yapılan uygulama sonucunda yola terk edilen ve bir kısmı da bedele dönüştürülen taşınmazların bedelinin ödenmemesinden kaynaklandığı sonucuna varılmıştır.

Bu durumda, idarece kamu gücü kullanılarak, tek yanlı biçimde yapılan uygulama sonucunda uğranılan zararın tazminine ilişkin bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında imar mevzuatı hükümleri çerçevesinde idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir…” gerekçesiyle 2247 sayılı Yasa’nın 10’ uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık mahkemesine gönderilmesine, durumun Mahkemesine bildirilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27.maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı SulT.gazi Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunmaları üzerine Danıştay Başsavcısı'nca 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacıların hissedar oldukları taşınmazlardaki hisselerinin bir kısmının kamulaştırma işlemi yapılmaksızın imar uygulaması sonucu bedelsiz olarak yola terk edilmesi nedeniyle, taşınmazlara yapılan el atmanın tesbiti ile, el konulan taşınmazlara ilişkin el koyma bedeli olan 8.000TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsili istemiyle açılmıştır.

2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun’un, 3290 sayılı Yasa ile değişik 10. maddesinin(b) bendinde, "Üzerinde imar mevzuatına aykırı olarak toplu binalar inşa edilmiş hisseli veya özel parselasyona dayalı arsa veya arazilerde, kişilerin hisse miktarları ve fiili kullanma durumları dikkate alınarak valilik veya belediyelerin talebi üzerine: 1. Henüz kadastrosu yapılmamış yerlerde, kadastro müdürlüklerince bu Kanunda belirtilen mülkiyet tespitine dair hükümler de uygulanarak, 2. Kadastrosu veya tapulaması tamamlanmış yerlerde ise bu Kanunla verilen yetkiler kadastro müdürlüklerince kullanılarak, Islah imar planlarının yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın: onayların alınmasına ve ilanların yapılmasına (askı ilanları hariç), komisyonların kurulmasına lüzum kalmaksızın 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri veya 766 sayılı Tapulama Kanunu hükümlerine göre hak sahipleri tespit veya yeniden tayin edilerek adlarına tescil edilir. Bu tespit sırasında özel parselasyon planında görülen veya hisseli satışlar sonucu fiilen oluşan yol, meydan, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha vs hizmetlere ayrılan yerler ile bunlara ilişkin hisseler bedelsiz olarak resen tapudan terkin; okul, ibadet yeri ve benzer kamu hizmetlerine ayrılan yerler ise, bedelsiz olarak ilgili idareler adına tespit ve tescil edilir....”;

(c) bendinde “ İmar mevzuatına aykırı bina yapılmış, hisseli arsa ve araziler veya özel parselasyona dayalı arazilerde, imar adası veya parseli olabilecek büyüklükteki alanlarda, binalı veya binasız arsa ve arazileri birbirleriyle, yol fazlalarıyla veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerle birleştirmeye bunları yeniden ada ve parsellere ayırmaya, yapılara yeniden doğan imar ada veya parseli içinde kalanları yapı sahiplerine, yapı olmayanları diğer hisse sahiplerine müstakil veya hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre vermeye, bunlar adına tescil ettirmeye ve tescil işlemi dışında kalanların hisselerini 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa göre tespit edilecek bedeli peşin ödenmek veya parsel sahipleri aleyhine kanuni ipotek tesis edilerek, tapu sicilinden terkin ettirmeye belediye veya valilikler resen yetkilidir. Belediye veya valiliklerin talebi halinde bu yetkiler kadastro müdürlüklerince de kullanılır.

Bu gibi arazilerde hisse sahiplerinin malik olduğu hisse üzerindeki temliki tasarruflar ve bunlarla ilgili takyitler 11/6/1945 tarih ve 4753, 19/7/1943 tarih ve 4486 sayılı Kanunlar, 775 sayılı Gecekondu Kanunundaki hükümler dahil, uygulamayı durdurmaz. Bu gibi işlemlerde takyitler hisse sahibine isabet edecek müstakil parsele aynen nakledilir ve yapılan işlem Medeni Kanunun 927 nci maddesine göre hak sahibine bildirilir. Islah imar planı ile düzenlemeye tabi tutulan arsa ve arazilerin yeni sahiplerine verilmesinde valilik veya belediyelerce arsa ve arazilerin durumuna göre düzenleme ortaklık payı alınabilir.

Bu gibi yerlere ait yapılmış olan özel parselasyon planı, ıslah imar planı olabilecek nitelikte olduğu belediye veya valiliklerce uygun görüldüğü takdirde aynen kabul edilerek tescil edilir.

Üzerinde yapılanma bulunan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler valiliğin talebi üzerine, belediye veya özel idareler adına resen tapuya tescil edilir. Islah imar planlarında genel bütçeye dahil dairelerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere ayrılan veya ayrılacak olan veya bir kamu hizmeti için lüzumlu görülen arsa veya araziler eski sahibi kamu idarelerine veya o işe tahsil edilmek üzere hazineye aynı şartlarla geri verilir.

Islah imar planı yapılmış ve yapılacak bölgelerde bu Kanun kapsamına giren ve tapu tahsis belgesi verilen hazine arsa ve arazileri, iktisap tarihine bakılmaksızın aynı amaçta kullanılmak üzere ilgili belediyelere devredilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; davacıların hissedar oldukları İstanbul İli, SulT.gazi İlçesi, 258 ve 266 sayılı parsellerin bulunduğu bölgede 1986 yılında Gaziosmanpaşa (şu anda SulT.gazi Belediyesi olmuştur) Belediyesi’nin 2981/3290 sayılı yasaya göre yaptığı imar uygulaması sonucunda davacıların hisselerinin DOP düşüldükten sonra kalan payları için kısmen başka parsellerden hisse verildiği, bir kısım yerlerinin ise bedele çevrilirken bir kısmının bedelsiz yola terk edildiği, davacılar tarafından bedel ödenmeksizin yola terk edilmek suretiyle taşınmazlara el atıldığı ileri sürülerek taşınmazlara yapılan el atmanın tesbiti ile, el konulan taşınmazların bedellerinin davalı idareden tahsili istemiyle açıldığı anlaşılmaktadır.

Her ne kadar, davacı vekili dava dilekçesindeki açıklamalarında ve yargılama oturumlarındaki beyanlarında dava konusu yerlerin yol olması nedeniyle el konulduğunu ileri sürmüşse de; dosya arasında bulunan Harita Kadastro Mühendisi Selahattin Elalmış’ın 13.10.2014 tarihli raporunda, imar uygulamasının 1986 da yapıldığı, o tarihte yola terk edilen hisselerin fiilen yol olarak kullanılıp kullanılmadığının bilinemeyeceği, dosyada bulunan özel parselasyona ait özel çaplarda, bu parsellerin içinden yollar geçirildiği, yolların esas alınarak mevcut yapılaşmanın oluşturulduğu ve ana hatlarıyla bu oluşumlara göre imar planı ve akabinde imar uygulamasının yapıldığının belirtilmesi karşısında; davanın, davalı idare tarafından tesis edilen yola terk işleminin, bedel ödenmeden ve kamulaştırma işlemi yapılmadan tesis edilmesi nedeni ile, hukuka aykırı olduğu iddiasına dayandığı; bu nedenle davaya haksız fiil hükümlerine göre adli yargıda bakılmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Belirtilen duruma göre, davacıların Revizyon Uygulama Planında yolda kalan ve 2981 sayılı Yasa’nın 10/c maddesi uyarınca bedele dönüştürülen taşınmazının bedelinin tahsili isteminden kaynaklanmakta olan uyuşmazlığın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde yer alan " İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı SulT.gazi Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 11.04.2013 gün ve 2012/194 sayılı reddine dair verilen kararının kaldırılması gerekmiştir.

 

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı SulT.gazi Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 11.04.2013 gün ve 2012/194 sayılı reddine dair verilen KARARININ KALDIRILMASINA, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

5-ESAS NO              : 2014/701

KARAR NO            : 2014/947

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Gecekonduda ikamet etmekte olan davacıya davalı belediye tarafından 2981 sayılı yasa uyarınca, Encümen kararı ile 132/625 m² arsa tahsis edilmesi ve arsa bedelinin yatırılmasının istenilmesi üzerine, davacının yükümlülüklerini yerine getirmesi sonrasında, 16.09.1997 tarihinde taşınmazın hisseli tapusunun davacı adına tescil edilmiş olması ve bu bölgenin yapılaşmaya ve inşaat izni verilmesine müsait olduğunun belirtilmiş olmasına karşın, davacının bu yerde oturmak üzere bina inşaatı yapılması için müracaat ettiğinde, inşaat izni verilmesinin uygun olmadığı gerekçesi ile taleplerinin reddedilmesi işleminin, 2981 sayılı Yasa’ya dayalı re’sen ve tek yanlı olarak tesis edilen bir idari tasarruf mahiyetinde bulunması karşısında; bu nedenle uğradığını öne sürdüğü zararın tazmini istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : E.K.

Vekilleri     : Av. S.A. & Av. H.D.

Davalı        : Çankaya Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. Z.Ö.

O L A Y    : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Ankara İli, Çankaya İlçesi, Dikmen, İlker 756 parsel üzerinde bulunan Mürsel Uluç Mahallesi …..Sokak No:… adresindeki gecekondusunda uzun yıllar oturduğunu, daha sonra davacıya Çankaya Belediye Başkanlığı tarafından tebliğ edilen yazı ile 2981 sayılı yasa uyarınca kendisine 01.05.1997 tarih ve 2005 sayılı Encümen kararı ile 27236 ada 10 nolu 132/625 m² arsa tahsis edildiği ve arsa bedeli olan 297.680.698 TL’nin yatırılmasının istendiğini, davacının 4 ay içerisinde gecekondusunu da yıkarak yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davacıya 16.09.1997 tarihinde Ankara İli, Çankaya İlçesi, Malazgirt Mahallesi 27236 ada, 10 parsel nolu taşınmazın 132/625 hisse olarak tapusunun tescil edildiğini, 29.09.2000 tarihli, Çankaya Belediye Başkanlığı İmar Müdürlüğünce onaylı Malazgirt Mahallesi 27191 den 27251 adalar arası plan notlarına göre bu bölgenin yapılaşmaya ve inşaat izni verilmesine müsait olduğunun belirtildiğini, ancak davacının bu yerde oturmak üzere bina inşaatı yapılması için müracaat ettiğinde, inşaat izni verilmesinin uygun olmadığı gerekçesi ile taleplerinin bugüne kadar reddedildiğini, davacının tapulu taşınmazına inşaat yapamadığı için mecburen yıllardır kirada oturmak zorunda kaldığını ve zarara uğradığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.

Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi: 11.02.2014 gün ve E:2013/301 sayı ile, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; “...2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun 3290 sayılı Kanun ile değişik 13. maddesinin (b) bendinde, Hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde, ıslah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edileceği, gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde başka bir arsa veya hisse verileceği, tahsis edilen arsa veya hissenin bedelinin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa göre tespit edileceği, 14 üncü maddenin a, b, c, d, e, g, h ve i bentleri kapsamında kalmaları nedeniyle, bulundukları yerde korunamayan gecekondu sahiplerinden hak sahibi sıfatı taşıyanlarına, bir gecekondu önleme veya ıslah bölgesinde veya yakın bölgelerde yapılmış ıslah imar planlan içinde meydana gelen boş imar parsellerinin müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esasına göre verileceği, bu gibi hallerde gecekondu sahibine ayrıca enkaz bedelinin bu Kanunla kurulan fondan belediye veya valilikçe ödeneceği hükme bağlanmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, davacıya ait gecekondunun bulunduğu taşınmazın ıslah imar planında yol ve park alanında kalması nedeniyle bulunduğu yerde korunamadığından, davacıya gecekondusuna karşılık enkaz bedelinin arsa bedelinden düşülmesinden sonra 27236 ada, 10 sayılı parselden pay verildiği, anılan taşınmazın planda 4 katlı konut alanı olarak belirlenmiş olmasına karşın bölgenin Çaldağ Askeri Güvenlik Bölgesinde kalması nedeniyle, Hava Kuvvetleri Komutanlığının yazısı üzerine imar planında değişiklik yapılarak bölgenin 2 katlı konut alanı olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafından, uyuşmazlığa konu taşınmazda inşaat yapmak amacıyla yapılan başvuruların, bölgede inşaat izni verilmesinin uygun olmadığı gerekçesiyle reddedildiği, ayrıca Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava ile askeri alanda kalan taşınmazların tapularının iptali ile Hazine adına tescilin istenildiğinden bahisle, davalı idarenin ayıplı mal teslimi nedeniyle zarara uğranıldığı öne sürülmekte, davalı idare tarafından ise, 2981 sayılı Yasanın 13/b maddesi uyarınca davacıya paylı tahsis edilen imar parselinin 2 katlı konut yapılabilecek alanda kaldığı, davacı tarafından inşaat ruhsatı almak üzere herhangi bir başvuru yapılmadığı gibi Hazine tarafından açılmış olan davanın reddine karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği, davacının başvurusu halinde taşınmaz için inşaat ruhsatı verilebileceği öne sürülmektedir.

Dava, davalı idarece ayıplı mal teslimi yapıldığından bahisle uğranıldığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılmışsa da, oluştuğu öne sürülen zararın özel hukuka dayalı bir satış işleminden değil, 2981 sayılı Yasaya dayanılarak yapılan tahsis işleminden kaynaklanması nedeniyle, uyuşmazlığın çözümü 2981 sayılı Yasaya dayanılarak gerçekleştirilen işlemlerin hukukilik denetiminin yapılmasına bağlıdır. Anılan işlemlerin ise, idarenin imar uygulaması kapsamında re'sen ve tek yanlı tesis ettiği idari işlem niteliği taşıdığında kuşku bulunmamaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Bu durumda, 2981 sayılı Kanun gereğince tesis edilen idari nitelikteki uygulama işlemlerinden doğduğu anlaşılan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.” demek suretiyle 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı: “...Davacı, Ankara ili, Çankaya İlçesi, Dikmen, İlker 756 parsel üzerinde bulunan Mürsel Uluç Mah. …..Sok. No:…. adresindeki gecekondusunun 2981 sayılı yasa kapsamında yapılan düzenlemeler sonucu, Çankaya Belediye Başkanlığı tarafından tebliğ edilen 22.05.1997 tarih ve 1018-3592 sayılı yazı, 01.05.1997 tarih ve 2005 sayılı Encümen kararı ile 27236 ada 10 No lu 132/625 m2 arsanın tahsis edildiğini ve arsa bedeli olan 297.680.698 TL' yi ödemesi sonucu, 16.09.1997 tarihinde Ankara İli, Çankaya İlçesi, Malazgirt Mah. 27236 ada 10 parsel No' lu taşınmazın 132/625 hisse olarak tapusu tescil edildiğini, 29.09.2000 tarihli Çankaya Belediye Başkanlığı İmar Müdürlüğünce onaylı Malazgirt Mah. 27191- den 27251 adalar arası plan notlarına göre bu bölgenin yapılaşmaya ve inşaat izni verilmesine müsait olduğu belirtilmesine rağmen, bu yerde oturmak üzere bina inşaatı yapılması için müracaat ettiğinde, inşaat izni verilmesinin uygun olmadığı gerekçesi ile talepleri bugüne kadar reddedilmesi sonucu doğan zararının tazminini talep etmektedir.

Dosya içerine göre ise, davacıya tahsis edilip tapuda tescili yapılan alanın askeri güvenlik alanında kalması sonucu plan notlarına uygun inşaat izninin verilmesinde sorun yaşandığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafından, Çankaya Belediye Başkanlığının ayıplı yer teslimi nedeni ile konut hakkından ve kira gelirinden mahrum kalındığı iddia edilmektedir.

Dava konusu uyuşmazlıkta, 2981 sayılı gecekondu mevzuatından kaynaklanmakta olup, Anılan Mevzuat uyarınca yapılan tespit ve değerlendirme sonucunda, öngörülen koşullara uygunluğu sapT.an ilgililere arsa veya hisse tahsis etmek ve bunlar adına tapuya tescil ettirmek, koşulları taşımayanların istemlerini ise reddetmek yetkisine sahip olan idarenin söz konusu uygulama işlemleri, kamu gücüne dayalı, re’sen ve tek yanlı nitelik taşımaktadır. 2981 sayılı yasa uyarınca tapu tahsis belgesine dayanan davanın, 2577 sayılı Kanun’un 2/1-b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği düşünülmektedir.” demiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane Topuz, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı açısından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Ankara İli, Çankaya İlçesi, Dikmen, İlker 756 parsel üzerinde bulunan Mürsel Uluç Mahallesi …..Sokak No:…. adresindeki gecekonduda ikamet etmekte olan davacıya Çankaya Belediye Başkanlığı tarafından 2981 sayılı yasa uyarınca, 01.05.1997 tarih ve 2005 sayılı Encümen kararı ile 27236 ada 10 nolu 132/625 m² arsa tahsis edilmesi ve arsa bedeli olan 297.680.698 TL’nin yatırılmasının istenilmesi üzerine, davacının yükümlülüklerini yerine getirmesi sonrasında, 16.09.1997 tarihinde Ankara İli, Çankaya İlçesi, Malazgirt Mahallesi 27236 ada, 10 parsel nolu taşınmazın 132/625 hisse olarak tapusunun davacı adına tescil edilmiş olması ve 29.09.2000 tarihli, Çankaya Belediye Başkanlığı İmar Müdürlüğünce onaylı Malazgirt Mahallesi 27191 den 27251 adalar arası plan notlarına göre bu bölgenin yapılaşmaya ve inşaat izni verilmesine müsait olduğunun belirtilmiş olmasına karşın, davacının bu yerde oturmak üzere bina inşaatı yapılması için müracaat ettiğinde, inşaat izni verilmesinin uygun olmadığı gerekçesi ile taleplerinin bugüne kadar reddedildiği, böylece davacının tapulu taşınmazına inşaat yapamadığı iddiasıyla kirada oturmak zorunda kalarak zarara uğradığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Dosya kapsamında yer alan Çankaya Belediye Başkanlığı’nın, davacı E.K.’a hitaben yazmış olduğu 01.05.1997 gün, 1018-3592 sayılı yazısında özetle, 01.05.1997 gün ve 2005 sayılı Encümen kararına istinaden, 2981 sayılı Yasa uyarınca 27236 ada 10 parsel sayılı 132/625 m2 taşınmazın davacıya tahsis edildiği, arsa bedelinin 297.680.698 TL olduğu, tapu işlemlerine başlanabilmesi için 2981 sayılı Yasa uyarınca yazının tebliğinden itibaren gecekondunun yıkılarak 4 ay içerisinde arsa bedelinin tamamı veya ilk yasal taksidinin yatırılması gerektiği belirtilmiştir.

Çankaya Belediye Başkanlığı Emlak ve İstimlak Müdürlüğü’nün 11.01.2010 günlü yazısında özetle, Çankaya İlçesi İlker Mahallesinde mülkiyeti Çankaya Belediyesine ait olan 27236 ada, 10 nolu parselden 132/625 m2 hissenin, yerinde korunamayan gecekondusu için 2981/3290/3366 sayılı Yasanın 13/b maddesi gereği hak sahibi olan E.K.’a tahsis edildiği ve imar tapusu verildiği belirtilmiştir.

2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun 3290 sayılı Kanun ile değişik 13. maddesinin (b) bendinde, Hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde, ıslah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edileceği, gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde başka bir arsa veya hisse verileceği, tahsis edilen arsa veya hissenin bedelinin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa göre tespit edileceği, 14 üncü maddenin a, b, c, d, e, g, h ve i bentleri kapsamında kalmaları nedeniyle, bulundukları yerde korunamayan gecekondu sahiplerinden hak sahibi sıfatı taşıyanlarına, bir gecekondu önleme veya ıslah bölgesinde veya yakın bölgelerde yapılmış ıslah imar planlan içinde meydana gelen boş imar parsellerinin müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esasına göre verileceği, bu gibi hallerde gecekondu sahibine ayrıca enkaz bedelinin bu Kanunla kurulan fondan belediye veya valilikçe ödeneceği hükme bağlanmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, davacıya ait gecekondunun bulunduğu taşınmazın ıslah imar planında yol ve park alanında kalması nedeniyle bulunduğu yerde korunamadığından, davacıya gecekondusuna karşılık enkaz bedelinin arsa bedelinden düşülmesinden sonra kalan miktarın ödenmesi karşılığında 27236 ada, 10 sayılı parselden pay verildiği, anılan taşınmazın planda 4 katlı konut alanı olarak belirlenmiş olmasına karşın bölgenin Askeri Güvenlik Bölgesinde kalması nedeniyle, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın yazısı üzerine imar planında değişiklik yapılarak bölgenin 2 katlı konut alanı olarak belirlendiği, buna karşın davacı tarafından uyuşmazlığa konu taşınmazda inşaat yapmak amacıyla yapılan başvuruların, bölgede inşaat izni verilmesinin uygun olmadığı gerekçesiyle reddedildiği belirtilerek, davacının tapulu taşınmazına inşaat yapamadığı için kirada oturmak zorunda kalmasından kaynaklandığını iddia ettiği zararın tazmini istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Davaya konu işlem, 2981 sayılı Yasaya dayanılarak yapılan tahsis işleminden kaynaklanması nedeniyle, uyuşmazlığın çözümü 2981 sayılı Yasaya dayanılarak gerçekleştirilen işlemlerin hukukilik denetiminin yapılmasına bağlıdır. Anılan işlemlerin ise, idarenin imar uygulaması kapsamında re'sen ve tek yanlı tesis ettiği idari işlem niteliği taşıdığında kuşku bulunmamaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Bu durumda, 2981 sayılı Kanun gereğince tesis edilen idari nitelikteki uygulama işlemlerinden doğduğu anlaşılan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 17.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 11.02.2014 gün ve E:2013/301 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

6-ESAS NO              : 2014/706

KARAR NO            : 2014/948

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacı ile davalı Belediye arasında Kentsel Dönüşüm Projesi çerçevesinde imzalanan arsa karşılığı kat yapımı sözleşmesinde; arsa üzerinde bulunan gecekonduya takdir edilen bedelin, 5216 ve 5395 sayılı Belediyeler Kanununa dayanılarak çıkarılan Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin Yeni Mamak Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı Uygulama Esaslarına İlişkin 26.10.2009 tarih 2432 sayılı kararına aykırı olarak eksik kıymet biçildiği ve takdir edilen bedelin tamamının ödenmemesi nedeniyle, eksik tesis bedelinin ödenmesi istemine ilişkin olarak açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : F.E.

Vekili : Av. E.Y.

Davalı        : Mamak Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. L.D.

O L A Y    : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı Belediye arasında 7.1.2013 tarihinde Yeni Mamak Kentsel Dönüşüm Projesi çerçevesinde davacıya ait Ankara İli Mamak İlçesi Altıağaç Mahallesi, 37362 ada, 1 parsel üzerinde bulunan meskene aşınma payları düşülerek 29.560,00 TL tesis bedeli takdir edildiğini, bunun 2.956.00 TL’lik kısmının ödeneceği taahhüt edilerek davalı idare ile arsa karşılığı kat yapımı sözleşmesi yapılarak davalı idareye tesisin devredildiğini, ancak davalı idarenin hakkaniyete ve kanuna aykırı olarak enkaz bedelini ödemeyi taahhüt ettiğini, bu değerin Bayındırlık Bakanlığı’nın her yıl yayınladığı tebliğden aşağı olduğunu belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile eksik tesis bedelinden bakiye kalan 100,00TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsili istemiyle adli yargıda dava açmış, 18.2.2014 tarihli ön inceleme oturumunda “ kıymet takdir komisyonunun analiz raporu ile sapT.an yapı bedelinin ödenmesi yerine enkaz bedelinin ödenmesi nedeniyle ödenmeyen yapı bedeline” ilişkin olarak dava açtıklarını, 27.02.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile alacak miktarını 26.611,00 TL olduğunu bildirmiştir.

Davalı vekili süresi içerisinde görev itirazında bulunmuştur.

ANKARA 26. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 18.2.2014 gün ve 2013/295 esas sayılı kararı ile görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI: “… Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye Büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya Büyükşehir belediyeleri yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.

Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır.

Uygulama ve öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak T.ımlanmaktadır.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi, bakım ve onarımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan İdari Yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Bu bilgiler karşısında; idari bir işlem olan ve uygulanması ile ilgili uyuşmazlıkların İdari yargının görevinde olduğu açık olan Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesi kapsamında kalan davacıya ait taşınmaz için idari sözleşme niteliğinde olan davalı idare ile davacı arasında düzenlenen konut sözleşmesinin uygulanmasından kaynaklanan davanın yukarıda anılan Yasa hükmü gereğince İdari Yargı yerinde görülmesi gerekmektedir. …” gerekçesiyle 2247 Sayılı Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: “…Davacı, konut sözleşmesi imzalandıkT. sonra, sözleşme kapsamında konut hakkı için kendisine düşen ödeme miktarının hesabında dikkate alınan, A 729/5 Analiz nolu, "Mamak Belediye Başkanlığı Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Mahalleleri Kentsel Yenileme Projesi Kıymet Takdir Raporu" nda belirlenen gecekondu niteliğindeki yapının tesis ve enkaz bedelinin; Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin Yeni Mamak Kentsel Dönüşüm Gelişim Proje Alanı Uygulama esaslarına ilişkin 26/10/2009 gün ve 2432 sayılı kararındaki esaslara ve hakkaniyete uygun yapılmaması nedeniyle eksik ödenen tesisi ve enkaz bedelinin faizi ile ödenmesini dava etmektedir.

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun kentsel dönüşüm ve gelişim alanına ilişkin 73. maddesinde: “ Belediye, kentin gelişimine uygun olarak eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek; konut alanları, sanayi ve ticaret alanları, teknoloji parkları ve sosyal donatılar oluşturmak, deprem riskine karşı tedbirler almak veya kentin tarihî ve kültürel dokusunu korumak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine konu olacak alanlar, meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararı ile ilân edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili resim ve harçların dörtte biri alınır.

Bir yerin kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilân edilebilmesi için; o yerin belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması ve en az ellibin metrekare olması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan mülk sahipleri tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.” hükmü yer almaktadır.

Anayasa'nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğR.anlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Uyuşmazlık, davalı idarenin 5393 sayılı Yasa’nın 73. maddesinde yer alan düzenleme gereğince hazırladığı Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesinin uygulanması sırasında sözleşme öncesi, gecekondu önleme alanında bulunan davacıya ait gecekondu vasfındaki yapının tesisi ve enkaz bedelinin Belediye Meclis kararı doğrultusunda takdir edilmesine ilişkin işlemden kaynaklanmaktadır.

Davalı idarenin yetkili organının kamu gücünü kullanarak, res’en ve tek taraflı olarak tesis ettiği işlem nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zarardan kaynaklandığından; söz konusu zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı Kanun’un 2/1-b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir…” şeklinde düşünce bildirmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı ile davalı Belediye arasında Kentsel Dönüşüm Projesi çerçevesinde imzalanan arsa karşılığı kat yapımı sözleşmesinde; arsa üzerinde bulunan gecekonduya takdir edilen bedelin, 5216 ve 5395 sayılı Belediyeler Kanununa dayanılarak çıkarılan Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin Yeni Mamak Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı Uygulama Esaslarına İlişkin 26.10.2009 tarih 2432 sayılı kararına aykırı olarak eksik kıymet biçildiği ve takdir edilen bedelin tamamının ödenmemesi nedeniyle, eksik tesis bedelinin ödenmesi istemiyle açılmıştır.

03.07.2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı” başlıklı 73. maddesinde; “(Değişik: 17/6/2010–5998/1 md.) Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca bu yönde karar alınması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.

Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.

Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır. (İptal ikinci , üçüncü, dördüncü cümleler: Anayasa Mahkemesi’nin 18/10/2012 tarihli ve E.: 2010/82, K.:2012/159 sayılı Kararı ile)

Belediye, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında bulunan taşınmazların kamulaştırılması sırasında veraset ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem yapmaya yetkilidir.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisinin, il ve ilçelerde belediye meclislerinin salt çoğunluk ile alacağı karar ile masrafların tamamı veya bir kısmı belediye bütçesinden karşılanmak kaydıyla kentin uygun görülen alanlarında bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre Tanzimi çalışmaları yapılabilir. Cephe değişikliği yapılacak binalarda telif hakkı sahibi proje müelliflerine talep etmeleri hâlinde, değiştirilecek cephe veya cephelerin beher metrekaresi için bir günlük net asgari ücret tutarını geçmemek üzere telif hakkı ödenir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi hâlinde, büyükşehir belediyesi içindeki ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde bu fıkrada belirtilen iş ve işlemleri yapabilir.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre Tanzimi çalışmaları için yapılması gereken iş, işlem ve yetkilendirmeler, kat maliklerinin arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karara göre yapılır.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Büyükşehir belediyelerince, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen alanlar ile 5366 sayılı Kanuna göre yenileme alanı ilan edilen alanlarda veya bu Kanunun 75 inci maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaları hâlinde, büyükşehir belediye meclisi kararı ile, yıkılan ibadethane ve yurtların yerine veya ihtiyaç duyulan yerlerde ibadethane ve yurt inşa edilebilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamındaki işler, kamu idareleriyle 75 inci madde çerçevesinde ortak hizmet projeleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

Bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut İdaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.” hükmü yer almış; bu Kanunun işaret ettiği 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu'nun " İskan sahalarının tespiti, kamulaştırma ve kadastro " başlıklı 4. maddesinde; " (Değişik: 5/5/2004 – 5162/2 md.)

(Değişik birinci fıkra: 24/7/2008-5793/7 md.) Başkanlık, gecekondu dönüşüm projesi uygulayacağı alanlarda veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde veya valiliklerce toplu konut iskan sahası olarak belirlenen alanlarda çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde her tür ve ölçekteki planlar ile imar planlarını yapmaya, yaptırmaya ve tadil etmeye yetkilidir. Bu planlar; büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il ve ilçe belediye sınırları ile mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri tarafından, beldelerde ve diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanır. Belediyeler ve valilik tarafından üç ay içerisinde onaylanmayan planlar Başkanlık tarafından re’sen onaylanır. Belediyeler, valilik veya Başkanlık tarafından onaylanan bu planlar; askı, ilan ve itiraza dair kararlar da dahil olmak üzere 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerine göre belediyeler ve ilgili kamu kurumları tarafından yapılacak tüm işlemler Başkanlık tarafından re’sen yapılmak suretiyle yürürlüğe konur.

Başkanlık kanundaki görevleri çerçevesinde gerçek ve tüzel kişilere ait arazi ve arsaları ve bunların içerisinde veya üzerinde bulunan her türlü eklenti ve yapıları kamulaştırmaya yetkilidir. Başkanlık tarafından yapılacak kamulaştırmalar, 4.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki iskân projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlı kamulaştırma sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.

Dosya kapsamında yapılan incelemede; davacının hissedar olduğu parselin Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi mahallelerinin Kentsel Yenileme alanında kaldığı, Belediye ile TOKİ arasında 14.08.2012 tarihinde imzalanan protokol çerçevesinde 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, 775 sayılı Gecekondu Kanunu,5393 sayılı Belediye Kanunu ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunun ile 3194 sayılı İmar Kanunun hükümleri çerçevesinde Belediye Meclisinin kararı ile uygulama yönetmeliğinin hazırlandığını, 04.09.2012 tarihinde Belediye Encümeninin aldığı kararın ardından 06.09.2012 tarihinde Kaymakamlıkça kamu yararı kararı alındığı, Belediye ile TOKİ arasında imzalanan protokol gereği Toplu Konut İdaresince bahse konu alanın 775 sayılı Gecekondu önleme bölgesi ilan edildiği, Kentsel Yenileme ve Gecekondu dönüşüm alanı olarak ilan edilen alanda bulunan hak sahibi ile sözleşme imzalandığı ve davacı tarafından dava açılması nedeniyle sözleşmenin feshedildiğinin davacıya bildirildiği anlaşılmıştır.

Davacı vekili tarafından, müvekkilinin taşınmazının, Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi alanında kaldığı, idarece taşınmaz üzerinde bulunan meskene takdir edilen tesis bedelinin eksik hesaplandığı iddia edilerek alacak davası açıldığı; Danıştay Başsavcısı tarafından, davanın, 2981 sayılı Yasa ve Kentsel Dönüşüm ve Gelişim alanlarına ilişkin mevzuat hükümleri uyarınca çözümlenmesi gerekçesiyle olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı görülmüştür.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi, bakım ve onarımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Anayasanın 125'inci maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Bu durumda; davalı Mamak Belediye Başkanlığı ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı arasında 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, 775 sayılı Gecekondu Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri çerçevesinde "Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi"ne ilişkin olarak hazırlanan protokolün imzalandığı, Mamak Belediye Meclisince Uygulama Yönetmeliğinin hazırlandığı, protokol gereği anılan bölgenin Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca 775 sayılı Kanun uyarınca Gecekondu Önleme Bölgesi olarak ilan edildiği, bölgede kamulaştırma yapılabilmesi amacıyla Mamak Belediye Encümeni kararı ile kamu yararı kararı alınarak Kaymakamlıkça onaylandığı, davacı ile arsa ve tesis karşılığı konut sözleşmesi imzalandığı, sözleşme gereği davacının yapısı için hesaplanan enkaz bedelinin davacıya tahsis edilen konuta isabet eden paya karşılık gelen miktardan düşüldükten sonra davacının ödemesi gereken miktarın belirlendiği, bu arada 19.3.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla proje alanında kalan taşınmazların Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildiği, anılan protokol gereği kamulaştırma işlemlerinin davalı Mamak Belediyesince yürütüldüğü, dava konusu taşınmazın söz konusu proje kapsamında kaldığı ve kamulaştırılmasına karar verildiği; dava konusu uyuşmazlığın, davacının yapısına karşılık kıymet takdir komisyonu raporu ile sapT.an bedelin eksik takdir edildiği ve takdir edilen bedelin de tamamının ödenmemesi nedeniyle bakiye kalan miktardan kaynaklandığı dikkate alındığında; davanın, 2577 sayılı Kanun'un 2/1-b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir.

Belirtilen nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 18.2.2014 gün ve E:2013/295 sayılı kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.2.2014 gün ve 2013/295 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

7-ESAS NO              : 2014/753

KARAR NO            : 2014/950

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacı şirket ile davalı Belediye Başkanlığı arasında akdedilen hizmet sözleşmelerinin uygulanması sırasında, sözleşme kapsamında satın alınan hizmetin bedeli olarak işçi alacakları için ödenen tutardan, davalı idare tarafından, 5510 sayılı yasanın 81. maddesinin ''ı'' bendinin birinci cümlesinde yer alan “Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalıları çalıştıran özel sektör işverenlerinin, bu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden, işverenhissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutar Hazinece karşılanır.'' hükmü uyarınca, davacı şirketin hakediş ödemesi sırasında beş puanlık kesinti yapılmasından kaynaklanan haksız prim kesintisi ile KDV kesintisi miktarının davalı idareden tahsili istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : E. Nakliyat Gıda İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti.

Vekili : Av. M.T.K.

Davalı        : Kepez Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. F.K.Ö.

O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalı Kepez Belediye Başkanlığı bünyesinde; 2007/147041 ihale kayıt nolu 25.04.2008 imza tarihli ve 145 kişi ile 12 ay süreli Kepez Belediyesi Genel Hizmet Alımı; 2008/2099550 ihale kayıt nolu 30.12.2008 imza tarihli ve 200 Kişi ile 2 Ay süreli Kepez Belediyesi Genel Hizmet Alımı; 2009/17550 ihale kayıt nolu 25.02.2009 imza tarihli ve 200 Kişi ile 5 Ay süreli Kepez Belediyesi Genel Hizmet Alımı, 2010 / 524646 ihale kayıt nolu 14.12.2010 imza tarihli ve 280 Kişi ile 12 Ay süreli Kepez Belediyesi Personele Dayalı Hizmet Alımı ihalelerini alarak söz konusu hizmetleri eksiksiz şekilde ifa ettiğini, sözleşmeler gereği yüklendiği edimlerini eksiksiz olarak yerine getirdiğini, ancak İhaleler aşamasında davalı Belediye tarafından davacı şirketin Ekim 2008 - Şubat 2011 tarihleri arasındaki hak edişlerinden haksız şekilde %5'lik Sigorta Prim Kesintisi yapıldığını, bu kesintilere gerekçe olarak 5510 sayılı yasanın 81.md.(I) bendi gereğince SGK işverenpriminin %5 eksik ödenmesine (Hâzinece karşılanacağına) ilişkin düzenlemeden Kamu İhale Genel Tebliği gereğince vekil edenin yararlanamayacağı kuralının gösterildiğini, bu şekilde ihaleler süresince davacının hak edişlerinden toplam 115.953,90 TL haksız prim kesintisi yapıldığını, yine davalı Belediye tarafından yapılan prim kesintilerine ek olarak, bu defa 5510 sayılı yasadan doğan indirim nedeni ile yapılan prim kesintilerinin KDV'si adı altında davalı idare tarafından müvekkilin 2009 yılı 5 nolu hak edişinden 2009 yılı 6. ve 7.aylan için 3.865,33 TL ve 2008 yılı 10-11-12.ayları ile 2009 yılı 1-2-3-4-5. ayları için 11.427,70 TL olmak üzere toplam 15.293,03 TL tutarında da KDV kesintisi yapıldığını, bir diğer anlatımla, davalı Belediye yapmış olduğu haksız prim kesintilerinin KDV'sinin de davacının hak edişlerinden kesildiğini, bu kesintilerin haksız, yersiz ve mesnetsiz olduğunu, davacının 5510 sayılı yasanın dava konusu ile ilgili 81 - (I) maddesinde aranan şartları eksiksiz şekilde yerine getirmiş olduğunu, buna karşın hak edişlerinin haksız şekilde eksik ödenmesi 5510 sayılı yasanın 81.maddesinin ruhuna ve lafzına aykırı olduğunu, kanun koyucunun belirtilen yasal düzenlemeyi yapmaktaki amacının, ekonomik kriz ortamında özel sektör işverenlerine destek olmak ve esas itibari ile istihdamı artırmak olduğunu, Yasama Organının kriz ortamında işvereni güçlü kılmak ve bir nebze destek olmak amacı ile söz konusu düzenlemeyi yaptığını, bu desteğin de çalışanların SGK priminin işverenhissesinin %5 daha az ödenmesi şeklinde gerçekleştirildiğini, Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü'nün 28.04.2008 tarih ve 1854 sayılı yazısında, bahsi geçen yasa maddesinin gerekçesi ve amacıyla ilgili olarak “Bu nedenle, istihdamı ve verimliliği artırmak ve böylelikle ekonomik ve sosyal kalkınmayı gerçekleştirmek ülkemiz dahil tüm dünya ülkelerinin birinci hedefi haline gelmiştir./ İşsizliğin önlenmesinin en temel çözüm yolu, hiç kuşkusuz istihdam kapasitesini artıracak yatırımların çoğalması, yeni iş alanlarının yaratılması, iş piyasasının esnekleştirilmesi ve aktif istihdam politikalarının uygulanmasıdır./işverenler üzerindeki mali yüklerin hafifletilmesi ve dolayısıyla istihdamın artırılması amacıyla, SSK işverenhissesine isabet eden beş puanlık prim tutarının Hazine tarafından karşılanması öngörülmüştür./Tasarı ile; zorunlu istihdam yüklerinin hafifletilmesi, nitelikli işgücü ihtiyacının karşılanması, istihdamın teşvik edilmesi, işgücü maliyetlerinin düşürülmesi, kayıt dışı istihdamın azaltılması hedeflenmiştir." denilmek sureti ile açıklamalar doğrultusunda kriz ortamında işvereni desteklemek amacı güttüğünü açıkça ortaya koyduğunu, mevcut düzenlemeye karşın, davalı kurumu tarafından davacının hak edişlerinden işverenin yararlanacağı ve Hazine tarafından karşılanacak olan prim miktarı oranında kesinti yapılması ile kanun pratikte uygulanamaz hale geldiğini, davacıdan yapılan %5 puanlık bu haksız kesintinin davacıya iade edilmediği gibi davacı nam ve hesabına SGK’ya da yatırılmadığını, bu şekilde davalı Belediye Başkanlığı’nın sebepsiz zenginleştiğini,

Davalı tarafından yapılan kesintilerin dayanağı olarak gösterilen Kamu İhale Genel Tebliğinde "5510 sayılı Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 81. Maddesi (I) bendinde, özel sektör işverenlerinin primlerinden, işverenhissesinin 5 puanlık kısmına isabet eden tutar hâzinece karşılanacaktır" denildiğini, aynı tebliğin bir diğer bendinde ise, "506 sayılı kanun gereği işverennamına hâzinece yapılan ödemeler, idare tarafından yüklenicinin hak edişlerinden kesilecektir" denildiğini, dava dosyası kapsamında bahsedilen hak ediş kesintilerinin de 506 sayılı kanuna dayandırıldığını, ancak tebliğin yürürlülük tarihinde 506 sayılı kanun yürürlükte olmadığını, sigortaya ilişkin olarak yürürlükte olan kanunun 5510 sayılı kanun olduğunu ve kesintinin dayanağı olan ve yürürlükte olmayan 506 sayılı kanuna göre hak edişlerden kesinti yapılmasının açıkça kanuna aykırılık teşkil ettiğini,

Ayrıca gerek 5510 sayılı kanuna göre, gerek 6111 sayılı kanuna göre ve gerekse de 2011/45 ve 2008/93 sayılı genelgeler çerçevesinde, prim desteği kesintisinin yalnızca özel sektörce yapılabileceğinin, devlet kurumlarınca kesinti yapılamayacağının açıkça hüküm altına alındığını, nitekim 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 81.maddesinin 1. Fıkrasının (I) bendinde, "Bu fıkra hükümleri Kamu idareleri işyerleri ile bu kanuna göre sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz" denilmek sureti ile kamu kurumlarının bu 5 puanlık kesintiden yararlanmalarının mümkün olmadığının, yararlanması gereken kişilerin özel sektör işverenleri olduğunun ortaya konulduğunu, yine 13.02.2011 tarihli 6111 sayılı Bazı Alacakların Yapılandırılmasına İlişkin Düzenlenen Kanunun 38.maddesinde de bu hususun açıkça düzenlendiğini,

Ayrıca 2011/45 sayı ve 07.06.2011 tarihli 6111 sayılı Kanunla yapılan sigorta prim desteği düzenlemeleri hakkında ki genelge ile 13.11.2008 tarihli 2008/93 sayılı işverenhissesinden 5 Puanlık indirim hakkındaki genelgede de yer aldığı üzere, belediyelerin 5 puanlık prim desteğinden yararlanamayacağı, bu sebeple kesinti yapamayacakları, yasa kapsamına giren işverenlerin yalnızca özel sektör işverenleri olduğu hususlarının açıkça düzenlendiğini,

Söz konusu kesintilerin, kamu ihale kurumunun genel tebliğine göre yapılmakta olduğunu, ancak söz konusu hususları düzenleme yetkisi kamu ihale kurumuna ait olmadığını, söz konusu düzenlemelerin 5510 sayılı kanunun 81.maddesinin (ı) bendinde de belirtildiği üzere, Maliye Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı tarafından yapılabileceğini, düzenleme yetkisi bulunmayan bir kurum tarafından yayınlanan genelge doğrultusunda hak edişlerden 5 puanlık kesinti yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek; davacının hak edişlerinden yapılan 115.953,90 TL haksız prim kesintisi ile 15.293,03 TL KDV kesintisi olmak üzere toplam 131.246,93 TL haksız kesintinin her bir kesinti tarihinden işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemi ile adli yargıda dava açmıştır.

Davalı Kepez Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.

Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi; 12.03.2014 gün ve 2013/352 Esas sayılı kararı ile davalı Kepez Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Kepez Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; 06.05.2014 gün ve 2014/137 sayılı yazısında aynen: “Davacı şirketin hak edişlerinden yapılan 115.953,90 TL prim kesintisi ve 15.293,03 TL KDV kesintisinin her bir kesinti tarihinden işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalı idareden tahsili istemiyle adli yargıda açılan davada, davalı idare tarafından davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuş ve itirazın reddi üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istenilmiş olmakla gereği düşünüldü.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin (a) bendinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, (c) bendinde ise, tahkim yolu öngörülen imtiyaz/şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri arasında sayılmıştır.

4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nda sayılan işlerle ilgili olarak yapılan ihalelerde, tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re'sen ve tek yanlı olarak tesis ettiği ihale işlerinin yargısal denetimi, idare hukuku kuralları çerçevesinde idari yargı yerlerinin görevinde olup, ancak ihale safhası tamamlanıp taraflar arasında sözleşme imzalandıkT. sonra tarafların iradeleri ile ortaya çıkan ve sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümü ise adli yargının görevine girmektedir. Sözleşme imzalandıkT. sonra tesis edilse bile, sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanmayan, sözleşmeden doğan bir hak veya alacağın takibi niteliği taşımayan, idarenin kamu gücüne dayanarak ve tek yanlı olarak tesis ettiği idari işlemlerin iptali istemiyle açılan davaların da idari yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerekmektedir.

İhale aşamasında, yükleniciye ait sigorta priminin beş puanlık kısmı 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesi uyarınca Hazine tarafından karşılanmış olmasına rağmen davacıya fazla ödeme yapıldığından bahisle hak edişten kesinti yapılmasından kaynaklanan uyuşmazlığın; taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümlerine aykırı olarak davacıya fazla ödeme yapıldığından bahisle hak edişten kesinti yapılması söz konusu olmadığından, tarafların sözleşmeden doğan alacak ve borç ilişkisinden kaynaklanan bir ihtilaf olarak nitelendirilmesine olanak bulunmamaktadır.

Bu itibarla; davacı şirket tarafından, hak edişlerinden yapılan 115.953,90 TL prim kesintisi ve 15.293,03 TL KDV kesintisinin her bir kesinti tarihinden işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalı idareden tahsili istemiyle açılan dava konusu uyuşmazlığın görüm ve çözümü, idari yargının görev alanında bulunmaktadır.” demek suretiyle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Dava dosyası, 2247 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca görüşü alınmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı: 31.10.2014 gün ve 2014/312863 esas sayılı yazısında aynen; “Davacı E.Nakliyat Gıda İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından, Kepez Belediye Başkanlığı Başkanlığı aleyhine Antalya 4. Hukuk Mahkemesi’nde açılan ve haksız sebepsiz hakediş kesintisi nedeniyle tazminat davasında, davalı idare tarafından görev itirazında bulunulması sonucunda, Danıştay Başsavcılığı tarafından 2247 sayılı Kanun’un 10. maddesi gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması nedeniyle, Uyuşmazlık mahkemesi Başkanlığı tarafından görüş ve düşünce için gönderilen 2014/753 esas sayılı dosya incelendi:

Davacı Şirketin, davalı idarenin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 19. maddesine dayanarak açtığı, 2007 ile 2010 yılları arasındaki genel hizmet alımı ihalelerini kazanarak, davalı idare ile çeşitli tarihlerde sözleşmeler imzaladığı, ancak sözleşme kapsamında yapılan işte çalıştırılan işçiler bakımından ödenen hakedişlerden 5510 sayılı yasanın 81. maddesi gereğince iadesi gereken ve özel sektör işverenlerinin işverenhissesine düşen sigorta primlerinin beş puanlık kısmına isabet eden tutarın toplamda 115.953,901 TL sinin ve bu pirim kesintilerinin KDV olarakta toplam 15.293,03 TL nin kesinti yapılması sonucu ödenmemesi nedeniyle, sözleşme şartlarına ve 5510 sayılı yasaya aykırı olarak yapılan kesintilerin faizi ile birlikte tazmini istemi ile dava açıldığı anlaşılmaktadır.

Davaya konu uyuşmazlığın, davalı idare ile akdedilen hizmet sözleşmesinin uygulanması sırasında, sözleşme kapsamında satın alman hizmetin bedeli olarak işçi alacak bedeli olarak ödenen tutarda, 5510 sayılı yasanın 81. Maddesinin "ı" bendinin birinci cümlesinde yer alan "Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalıları çalıştıran özel sektör işverenlerinin, bu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden, işverenhissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutar Hâzinece karşılanır." hükmü uyarınca, davalı idarenin hakediş ödemesi sırasında beş puanlık kesinti yaparak ödeme yapmasından kaynaklanan bir sorundan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. 5510 sayılı Yasanın uygulanmasından kaynaklanan kesinti miktarı üzerinden de ayrıca KDV ilavesi yapılarak kesintinin yapıldığı anlaşılmaktadır.

Davacı iddiasına göre, 5510 sayılı Yasanın 81/"ı" bendine göre prim ödemelerinde beş puanlık hazine katkısı, şirket lehine destekleyici bir hüküm olduğu halde buna yanlış anlam verenidarenin, hakedişler üzerinden yaptığı kesintinin haksız bulunması ve yapılan kesintinin faizi ile birlikte ödenmesi gerekmektedir.

Açıklanan dava konusu ve uyuşmazlığın, ihale sonrası sözleşmenin uygulanması kapsamında hakedişlerin eksik ödendiği iddiasından kaynaklandığı, 5510 sayılı Yasa kapsamında işverene hazine teşviki olarak getirilen yüzde beş pirim iadesi nedeniyle yapılan kesintide, KDV'ninde kesinti yapılan pirim hesabında dikkate alınmış olması karşısında, KDV iadesine ilişkin kısmında, 5510 sayılı Yasa ve sözleşmeye farklı yorum katılması nedeniyle yapılan uygulama nedeniyle, ayrı yargı düzeni içinde ele alınamayacağı düşünüleceğinden, bu hali ile görevli mahkemenin adli yargı yeri olduğu; 5510 sayılı Yasanın 101. Maddesinin "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür." Hükmü uyarınca da anılan davalara adli yargı yerinde bakılması gerekmekle, Danıştay Başsavcılığının başvurusunun reddi gerektiği düşünülmektedir” şeklindeki düşüncesi ile davaya adli yargıda bakılması gerektiğini belirtmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT ’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Kepez Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Kepez Belediye Başkanlığı açısından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül Yiğit’in, davanın Ekim 2008 - Şubat 2011 tarihleri arasındaki hak edişlerinden haksız şekilde %5'lik Sigorta Prim Kesintisi yapılması nedeni ile davacının hak edişinden haksız olarak alınan 115.953,90 TL haksız prim kesintisinin iadesi talebine ilişkin kısmı yönünden adli yargının, davanın yapılan prim kesintilerinin KDV'si adı altında davalı idare tarafından davacının 2009 yılı 5 nolu hak edişinden kesilen toplam 15.293,03 TL tutarındaki KDV kesintisinin iadesi talebi yönünden idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı şirketin davalı Kepez Belediye Başkanlığı bünyesinde; 2007/147041 ihale kayıt nolu 25.04.2008 imza tarihli ve 145 kişi ile 12 ay süreli Kepez Belediyesi Genel Hizmet Alımı; 2008/2099550 ihale kayıt nolu 30.12.2008 imza tarihli ve 200 Kişi ile 2 Ay süreli Kepez Belediyesi Genel Hizmet Alımı; 2009/17550 ihale kayıt nolu 25.02.2009 imza tarihli ve 200 Kişi ile 5 Ay süreli Kepez Belediyesi Genel Hizmet Alımı, 2010 / 524646 ihale kayıt nolu 14.12.2010 imza tarihli ve 280 Kişi ile 12 Ay süreli Kepez Belediyesi Personele Dayalı Hizmet Alımı ihalelerini alarak söz konusu hizmetleri eksiksiz şekilde ifa etmiş olmasına ve sözleşmeler gereği yüklendiği edimlerini eksiksiz olarak yerine getirmiş olmasına rağmen İhaleler aşamasında davalı Belediye tarafından davacı şirketin Ekim 2008 - Şubat 2011 tarihleri arasındaki hak edişlerinden haksız şekilde %5'lik Sigorta Prim Kesintisi yapılması, yine davalı Belediye tarafından yapılan prim kesintilerine ek olarak, bu defa 5510 sayılı yasadan doğan indirim nedeni ile yapılan prim kesintilerinin KDV'si adı altında davalı idare tarafından davacının 2009 yılı 5 nolu hak edişinden 2009 yılı 6. ve 7.aylar için 3.865,33 TL ve 2008 yılı 10-11-12.ayları ile 2009 yılı 1-2-3-4-5. ayları için 11.427,70 TL olmak üzere toplam 15.293,03 TL tutarında da KDV kesintisi yapılması nedenleri ile haksız olarak kendisinden tahsil edilen toplam 131.246,93 TL haksız kesintinin her bir kesinti tarihinden işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemi ile adli yargıda dava açmıştır.

Görüldüğü üzere davacının mahkemeden iki talebi bulunmaktadır. Bunlar; Ekim 2008 - Şubat 2011 tarihleri arasındaki hak edişlerinden haksız şekilde %5'lik Sigorta Prim Kesintisi yapılması nedeni ile davacının hak edişinden haksız olarak alınan 115.953,90 TL haksız prim kesintisinin iadesi, ikincisi ise yapılan prim kesintilerinin KDV'si adı altında davalı idare tarafından davacının 2009 yılı 5 nolu hak edişinden kesilen toplam 15.293,03 TL tutarındaki KDV kesintisinin iadesi talebidir. Her iki istem farklı alt başlıklar altında ayrıntılı şekilde ele alınacaktır.

a) Ekim 2008 - Şubat 2011 tarihleri arasındaki hak edişlerinden haksız şekilde %5'lik Sigorta Prim Kesintisi yapılması nedeni ile davacının hak edişinden haksız olarak alınan 115.953,90 TL haksız prim kesintisinin iadesi talebi yönünden:

04.01.2002 tarih ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun ''Amaç'' başlıklı 1.maddesinde; ''Bu Kanunun amacı, kamu hukukuna tabi olan veya kamunun denetimi altında bulunan veyahut kamu kaynağı kullanan kamu kurum ve kuruluşlarının yapacakları ihalelerde uygulanacak esas ve usulleri belirlemektir.'' denilmiştir.

“Kapsam” başlıklı 2. maddesinde de; “Aşağıda belirtilen idarelerin kullanımında bulunan her türlü kaynakT. karşılanan mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinin ihaleleri bu Kanun hükümlerine göre yürütülür:

a) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile bunlara bağlı; döner sermayeli kuruluşlar, birlikler (meslekî kuruluş şeklinde faaliyet gösterenler ile bunların üst kuruluşları hariç), tüzel kişiler,

b) Kamu iktisadi kuruluşları ile iktisadi devlet teşekküllerinden oluşan kamu iktisadi teşebbüsleri,

c) Sosyal güvenlik kuruluşları, fonlar, özel kanunlarla kurulmuş ve kendilerine kamu görevi verilmiş tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar (mesleki kuruluşlar ve vakıf yüksek öğretim kurumları hariç) ile bağımsız bütçeli kuruluşlar,

d) (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilenlerin doğrudan veya dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulundukları her çeşit kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketler,

e) 4603 sayılı Kanun kapsamındaki bankalar ile bu bankaların doğrudan veya dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulundukları şirketlerin yapım ihaleleri

Ancak, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve bu Fonun hisselerine kısmen ya da tamamen sahip olduğu bankalar, 4603 sayılı Kanun kapsamındaki bankalar ve bu bankaların doğrudan veya dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulundukları şirketler ( (e) bendinde belirtilen yapım ihaleleri hariç) 4603 sayılı Kanun kapsamındaki bankaların 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa tabi gayrimenkul yatırım ortaklıkları ile enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektörlerinde faaliyet göstE.teşebbüs, işletme ve şirketler bu Kanun kapsamı dışındadır.'' denilmiştir.

05.01.2002 tarih ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun ''Kapsam'' başlıklı 2. maddesinde; ''Bu Kanun, Kamu İhale Kanununa tabi kurum ve kuruluşlar tarafından söz konusu Kanun hükümlerine göre yapılan ihaleler sonucunda düzenlenen sözleşmeleri kapsar.'' denilmiş, ''İlkeler'' başlıklı 4.maddenin 3.fıkrasında; ''...Bu Kanun kapsamında yapılan kamu sözleşmelerinin tarafları, sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir. İhale dokümanı ve sözleşme hükümlerinde bu prensibe aykırı maddelere yer verilemez. Kanunun yorum ve uygulanmasında bu prensip göz önünde bulundurulur.'' denilmiştir.

Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde; davacı şirketin davalı Kepez Belediye Başkanlığı bünyesinde; 2007/147041 ihale kayıt nolu 25.04.2008 imza tarihli ve 145 ile 12 ay süreli Kepez Belediyesi Genel Hizmet Alımı işini, 2008/2099550 ihale kayıt nolu 30.12.2008 imza tarihli ve 200 Kişi ile 2 Ay süreli Kepez Belediyesi Genel Hizmet Alımı işini; 2009/17550 ihale kayıt nolu 25.02.2009 imza tarihli ve 200 Kişi ile 5 Ay süreli Kepez Belediyesi Genel Hizmet Alımı işini, 2010 / 524646 ihale kayıt nolu 14.12.2010 imza tarihli ve 280 Kişi ile 12 Ay süreli Kepez Belediyesi Personele Dayalı Hizmet Alımı işini ihalelerini aldığı ve her iş için ayrı olmak üzere bila tarihli hizmet alımlarında tip sözleşmeyi imzaladığı anlaşılmıştır.

Davacının ihaleye girerken aldığı idari şartnamenin “Anlaşmazlıkların Çözümü” başlıklı 53.maddesinde; “Sözleşmenin imzalanarak yürürlüğe girmesine kadar olan süreçte doğacak ihtilaflar, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 54 üncü ve devam eden maddelerinde yer alan inceleme talebinde bulunulmasına ilişkin kurallar saklı kalmak üzere idari yargıda dava konusu edilebilecektir. Sözleşmenin uygulanmasından doğabilecek ihtilaflarda ise işin sözleşmesinde yer alan konuya ilişkin hükümler uygulanacak'' denilmiştir. Bila tarihli hizmet alımlarında tip sözleşmelerinde ise, uyuşmazlıkların çözümünde Antalya Mahkemeleri ile icra dairelerinin görevli olacağının belirtildiği görülmüştür.

Ayrıca, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 101.maddesinde, ‘’ Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür.’’ hükmü yer almaktadır.

Belirtilen yasal düzenlemeler çerçevesinde, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ile 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nun kamu hukukunu ilgilendiren yasalar olması nedeniyle, sözleşme aşamasına kadar yasaya dayanılarak idarece alınan karar ve yapılan işlemlerin iptali istemiyle açılan davaların idarî yargı yerinde, sözleşme yapıldıktan sonra sözleşme hükümlerinin uygulanması nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkların ise sözleşme ve özel hukuk hükümlerine göre adlî yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.

Dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgeler incelendiğinde;

Olayda da, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 19.maddesi ve 21. maddesi uyarınca yapılan 01.01.2008- 31.12.2011 arasını kapsar şekilde 4 ihalenin davacı şirket üzerinde kaldığı, taraflar arasında bila tarihli hizmet alımlarında tip sözleşmesinin imzalandığı ve bu sözleşmenin yürütülmesi aşamasında, davacı şirketin hak edişlerinden malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primlerinden işverenhissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutara karşılık gelen miktarda kesinti yapıldığı ve kesintinin iadesi istemiyle davanın açıldığı anlaşılmakla, taraflar arasında sözleşme imzalanmış olduğundan, bu aşamadan sonra sözleşme hükümlerinin uygulanması nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkta davanın, özel hukuk hükümlerine göre adlî yargı yerinde görülmesi gerekmektedir. Ayrıca, 5510 sayılı Kanun’un 101’ inci maddesinin açık hükmü de gözetilerek, kamu görevlisi olmayanların ‘’sigorta primi‘’ ile ilgili olan uyuşmazlığın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca davacının 2007/147041 ihale kayıt nolu 25.04.2008 imza tarihli ve 145 ile 12 ay süreli Kepez Belediyesi Genel Hizmet Alımı işi faaliyet dönemi ve sözleşme tarihi itibari ile henüz 5510 sayılı Yasa’nın 108. maddesi kapsamında aynı yasanın 81. maddesi yürürlükte değil ise de; hak edişlerden kesinti yapıldığı belirtilen işlemlerin 2008 yılı Ekim ayı ile 2011 şubat ayı tarihleri arasında kaldığı ve bu dönem itibari ile 5510 sayılı Yasa’nın 108. maddesi gereğince aynı Kanun’un 81. maddesinin yürürlükte olduğu anlaşıldığından, dosya kapsamında dava konusu edilen tüm dönemlere ilişkin hak edişlerin hukuka aykırı şekilde kesintiye uğraması nedeni ile uğranılan zararın tazmini istemi ile açılan davanın adli yargıda görülmesi gerektiği saptanmıştır..

b) Yapılan prim kesintilerinin KDV'si adı altında davalı idare tarafından davacının 2009 yılı 5 nolu hak edişinden kesilen toplam 15.293,03 TL tutarındaki KDV kesintisinin iadesi talebi yönünden;

Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı Kepez Belediye Başkanlığı’nın prim kesintilerine ek olarak, bu prim kesintilerinin KDV’si niteliğinde olarak davacının 2009 yılı 5 nolu hak edişinden 2009 yılı 6. ve 7.ayları için 3.865,33 TL ve 2008 yılı 10-11-12.ayları ile 2009 yılı 1-2-3-4-5. ayları için 11.427,70 TL olmak üzere toplam 15.293,03 TL tutarında da KDV kesintisi yapılmasına ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğu gerekçesi ile bu meblağın kendisine iadesine karar verilmesini talep etmiştir.

25.10.1984 tarih ve 3095 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun ‘Vergisinin Konusunu Teşkil Eden İşlemler’ başlıklı 1. maddesinde “Türkiye'de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisine tabidir

1. Ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler,

2. Her türlü mal ve hizmet ithalatı

3. Diğer faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetler

a) Posta, telefon, telgraf, teleks ve bunlara benzer hizmetler ile radyo ve televizyon hizmetleri,

b) (Değişik bend: 14/03/2007-5602 S.K./10.mad) Her türlü şans ve talih oyunlarının tertiplenmesi ve oynanması

c) Profesyonel sanatçıların yer aldığı gösteriler ve konserler ile profesyonel sporcuların katıldığı sportif faaliyetler, maçlar, yarışlar ve yarışmalar tertiplenmesi, gösterilmesi,

d) (Değişik bent: 29/06/2001 - 4706 S.K./8. md.;Değişik bent: 16/06/2009-5904 S.K./8.mad) Müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışlar ile 10/2/2005 tarihli ve 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanununa göre düzenlenen ürün senetlerinin, senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara teslimi,

e) Boru hattı ile hampetrol, gaz ve bunların ürünlerinin taşınmaları

f) Gelir Vergisi Kanununun 70 inci maddesinde belirtilen mal ve hakların kiralanması işlemleri,

g) Genel ve katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine, belediyeler ve köyler ile bunların teşkil ettikleri birliklere, üniversitelere, dernek ve vakıflara, her türlü mesleki kuruluşlara ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan veya işletilen müesseseler ile döner sermayeli kuruluşların veya bunlara ait veya tabi diğer müesseselerin ticari, sınai, zirai ve mesleki nitelikteki teslim ve hizmetleri

h) Rekabet eşitsizliğini gidermek maksadıyla isteğe bağlı mükellefiyetler suretiyle vergilendirilecek teslim ve hizmetler.

Ticari, sınai, zirai faaliyet ile serbest meslek faaliyetinin devamlılığı, kapsamı ve niteliği Gelir Vergisi Kanunu hükümlerine göre; Gelir Vergisi Kanununda açıklık bulunmadığı hallerde, Türk Ticaret Kanunu ve diğer ilgili mevzuat hükümlerine göre tayin ve tespit edilir.

Bu faaliyetlerin kanunların veya resmi makamların gösterdiği gerek üzerine yapılması, bunları yapanların hukuki statü ve kişilikleri, Türk tabiyetinde bulunup bulunmamaları, ikametgah veya işyerlerinin yahut kanuni merkez veya iş merkezlerinin Türkiye'de olup olmaması işlemlerin mahiyetini değiştirmez ve vergilendirmeye mani teşkil etmez.

İthalatın kamu sektörü, özel sektör veya herhangi bir gerçek veya tüzelkişi tarafından yapılması veya herhangi bir şekil ve surette gerçekleştirilmesi, özellik taşıması vergilendirmeye tesir etmez.” şeklindeki düzenleme ile katma değer vergisinin kapsamı belirlenmiş,

5.10.1984 tarih ve 3095 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun ‘Mükellef’ başlıklı 8. maddesinde; “ 1-Katma Değer Vergisinin Mükellefi:

a) Mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde bu işleri yapanlar,

b) İthalatta mal ve hizmet ithal edenler,

c) Transit taşımalarda gümrük veya geçiş işlemine muhatap olanlar,

d) PTT İşletme Genel Müdürlüğü ve radyo ve televizyon kurumları,

e) (Değişik bend: 14/03/2007-5602 S.K./10.mad) Her türlü şans ve talih oyunlarını tertip edenler,

f) (Mülga bend: 14/03/2007-5602 S.K./11.mad),

g) 1 inci maddenin 3 üncü fıkrasının (c) bendine giren hallerde bunları tertipleyenler veya gösterenler,

h) Gelir Vergisi Kanununun 70 inci maddesinde belirtilen mal ve hakları kiR.a verenler,

ı) İsteğe bağlı mükellefiyette talepte bulunanlardır.

2. (Değişik bent: 03/06/1986 - 3297/2 md.) Vergiye tabi bir işlem sözkonusu olmadığı veya katma değer vergisini fatura veya benzeri vesikalarda göstermeye hakkı bulunmadığı halde; düzenlediği bu tür vesikalarda katma değer vergisi gösterenler, bu vergiyi ödemekle mükelleftirler. Bu husus kanuna göre borçlu oldukları vergi tutarından daha yüksek bir meblağı göstE.mükellefler için de geçerlidir. (Değişik cümle: 25/12/2003 - 5035 S.K./6. md.) Bu gibi sebeplerle fazla ödenen vergiler, Maliye Bakanlığının belirleyeceği usul ve esaslara göre ilgililere iade edilir.” şeklindeki düzenleme ile de katma değer vergisi mükellefleri sayılmıştır.

Davaya konu katma değer vergisi isteminin, yukarıda irdelenen mevzuat çerçevesinde hangi işlemler ile tahsil edildiği konusunda bilgi verilmesi amacı ile Davalı Belediye Başkanlığı’na müzekkere yazılmış, Kepez Belediye Başkanlığı’ndan gelen 27.06.2014 gün ve 711.19079 sayılı yazı cevabında, davaya konu kesintinin, 2008 yılı Mali denetimini yapan Sayıştay Başdenetçisi Salim Demirel’in Sayıştay Raporunda belirtildiğini, raporda açıkça belirtildiği üzere %5 puanlık kesintilerin yasal dayanakları ile çıkan bedellerin KDV’sinin de kesilmesi gerektiğinin bu raporda açıkça ortaya konulduğunu belirttiği görülmüştür.

Söz konusu denetim raporu incelendiğinde; 5510 sayılı Kanun’un 81. maddesinin ‘ı’ bendine değindikten sonra, “Ayrıca Kamu İhale Tebliğinin "Personel Çalıştırılmasına Dayalı Hizmet Alımlarında Teklif Fiyata Dahil Olacak Masraflar" başlıklı bölümünde de:

"(Ek: 25/10/2008 - 27035 R.G. / 4 md.) 15/05/2008 tarihli ve 5763 sayılı Kanunun 24 üncü maddesi ile 31/05/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Genel Sağlık Sigortası Kanununun 81 inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen (ı) bendinde; özel sektör işverenlerinin, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden, işverenhissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutarın Hazinece karşılanacağı hüküm altına alınmıştır.

İhale dokümanında personel sayısının belirlendiği ve haftalık çalışma saatlerinin tamamının idare için kullanıldığı tüm hizmet alımı ihalelerinde, teklifler Hazine tarafından karşılanacak olan işverensigorta primi tutarı dikkate alınmadan, işverenpayları üzerinden hesaplanarak sunulacak ve değerlendirilecektir. Bu çerçevede, fiyat farkı hesaplanması öngörülen ihalelerde sözleşmenin yürütülmesi aşamasında, yüklenicinin yukarıda anılan Kanun hükmü uyarınca prim teşvikinden yararlanması halinde 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa Göre İhalesi Yapılacak Olan Hizmet Alımlarına İlişkin Fiyat Farkı Hesabında Uygulanacak Esasların 8 inci maddesinde yer alan. *"b) İhale (son teklif verme) tarihi itibarıyla işverentarafından karşılanacak olan sosyal sigorta primi ve işsizlik sigortası primine ilişkin toplam tutarda: asgari ücret değişikliği veya sigorta primi alt sınır değişikliği ile prim oranları değişikliği gibi sebeplerle meydana gelecek fark.

.........506 sayılı Kanun gereğince işverennam ve hesabına Hazinece yapılacak olan ödemeler de dikkate alınmak sureliyle bu Esasların 7 nci maddesi uygulanmaksızın ödenir veya kesilir.'' hükmü gereğince. Hazine tarafından karşılanan prim tutarı, idare taralından yüklenicinin hakedişinden kesilecektir." açıklamalarına yer verilmiştir.

Yukarıdaki ver verilen hüküm ve aşılamalardan anlaşılacağı üzere, sosyal sigorta primlerinin artması halinde fiyat farkı ödenecek, aksi durumda fiyat farkı kesintisine gidilecektir. 01/10/2008 tarihinden sonra yürürlüğe giren düzenlemeye göre ise malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalan primlerinden, işverenhissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutar Hazinece karşılanmaya başlanılmıştır. Dolayısıyla Fiyat farkı kararnamesinin 8 inci maddesi esaslarına göre yapılacak fiyat farkı ödemelerinde Hazinece karşılanan tutarların dikkate alınması ve hakediş ödemelerinden düşülmesi gerekir. Aksi halde aynı prim tutarının hem bütçeden hem de Hazinece ödenmesi yolu açılmış olur.

Sonuç olarak, söz konusu hizmet alım işinde 01/10/2008 tarihinden itibaren malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta primlerinden işverenhissesinin beş puanlık kısmı hazine tarafından karşılanmasına rağmen fiyat farkı hesabında bu düşüşün dikkate alınmayarak ödeme yapılması sonucu toplam 25.887,31 -YTL kamu zararına sebep olunması nedenlerinin açıklanması” gerektiğini belirtmiş ve oluşan kamu zararı miktarını aşağıdaki tabloda belirtildiği şekilde ortaya koymuştur.

Ödeme Emri No

Ayı

5510 Sayılı Kanundan Doğan İndirim

KDV'IiTutar

11381

Ekim

7.314,98

8.631,67

l 2890

Kasım

7.311,72

8.627,82

13942

Aralık

7.311,72

8.627,82

TOPLAM 25.887,31-YTL

Bu rapor üzerine, davalı Kepez Belediye Başkanlığı tarafından, davacının 2009 yılı 5 nolu hak edişinden 2009 yılı 6. ve 7.aylan için 3.865,33 TL ve 2008 yılı 10-11-12.ayları ile 2009 yılı 1-2-3-4-5. ayları için 11.427,70 TL olmak üzere toplam 15.293,03 TL tutarında KDV kesintisi yapıldığı anlaşılmıştır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Kanunun Şümulü” başlıklı 1. maddesinde, bu kanun hükümlerinin ikinci maddede yazılı olanlar dışında, genel bütçeye giren vergi, resim ve harçlar ile il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim ve harçlar hakkında uygulanacağı belirtilmiş,

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Vergi Davalarının Konusu” başlıklı 378. maddesinde, “Vergi mahkemesinde dava açabilmek için verginin tarh edilmesi, cezanın kesilmesi, tadilat ve takdir komisyonları kararlarının tebliğ edilmiş olması; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapılmış ve ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması lazımdır.

Mükellefler beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamazlar. Bu Kanunun vergi hatalarına ait hükümleri mahfuzdur.” denilerek hak edişten kesinti yapılmak sureti ile tahsil edilen vergiler hakkında açılacak davaların da vergi davası kapsamında sayılması gerektiği belirtilmiş,

2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun "Vergi Mahkemelerinin Görevleri" başlıklı 6. maddesinde, Vergi Mahkemelerinin genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalarla, bu konularla ilgili olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları ve diğer kanunlarla verilen işleri çözümleyeceği hükmüne yer verilmiştir.

Ancak, davaya konu Katma Değer Vergisi kesintisinin temelindeki işleme bakıldığında, 5510 sayılı Kanun’un 81.maddesinin (ı) bendi gereğince tesis edildiği görülecektir. Buradan hareketle, davalı kurum tarafından tesis edilen ek prim kesintisi yapılmasına ilişkin işlemin hukuka uygunluğu ya da aykırılığının tespitine bağlı olarak, kesilen katma değer vergisi alınacak ya da alınmayacaktır. Sonuç olarak, katma değer vergisinin hukuka uygunluğuna ilişkin denetim, katma değer vergisini doğuran, temeldeki ek prim kesintisi yapılmasına ilişkin işlemin hukuka uygunluğuna bağlıdır ve her iki işlemin hukuka uygunluğunun tek bir yargı kolu eli ile yerine getirilmesi; ileride ortaya çıkabilecek bir hüküm uyuşmazlığının önüne geçilmesi ve usul ekonomisinin sağlanması açılarından yargılamanın en az masrafla en kısa sürede bitirilmesi yönlerinden daha uygun olacaktır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, he ne kadar 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 2576 sayılı Bölge Adliye Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun uyarınca, vergi uyuşmazlıklarından kaynaklanan ihtilafların vergi mahkemelerinde görülmesi gerekiyor ise de; vergi tahakkukuna neden olan temeldeki ek prim kesintisi işleminin, 5510 sayılı Yasa’nın 81. Maddesinden doğması ve 5510 sayılı Kanun’un 101. Maddesi gereğince temeldeki işlem konusunda adli yargı mahkemelerinin görevli kılınması nedenleri ile, temel işleme bağlı katma değer vergisi tahakkuk işleminin, gerek usul ekonomisinin sağlanması gerekse ileride ortaya çıkabilecek hüküm uyuşmazlığının önüne geçilebilmesi açısından, adli yargıda görülmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcılığı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

8-ESAS NO              : 2014/796

KARAR NO            : 2014/953

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının taşınmazına, imar planında “Altıağaç - Karaağaç - Hüseyingazi Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi" alanında kaldığı, dava konusu taşınmaza ilişkin yürütülen kamulaştırma işlemleri sırasında davacı ile davalı idarenin uzlaşamadıkları, dava konusu taşınmaza bu şekilde kamulaştırmasız el atıldığı ve davacının bu nedenle zarar gördüğü belirtilmek sureti ile taşınmaz ve üzerindeki ağaçların bedeli olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesi istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : T.U.

Vekili         : Av. U.T.

Davalılar    : 1-Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. Ö.Ö.

2-Mamak Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. F.E.

O L A Y    : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Ankara ili, Mamak ilçesi, Hüseyingazi Mahallesi, 39838 ada, 2 parselin 208/4175 (83,20 m²) hissesi Mamak Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi mahalleleri Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi kapsamında kaldığını, davacının imar parselli arsası üzerinde Altıağaç Mahallesi, ……sokak No:….. Mamak kapı numaralı mesken olarak kullandığı tesisi, muhtelif cins ve yaşta ağaçları bulunduğunu, tesisin elektrik su ve emlak vergisi aboneliklerinin mevcut olduğunu, davacının bu evi enkaz satışı yolu ile üç ortaklı olarak aldığını, dolayısı ile yapı bedeli üzerinde 1/3 oranında hak sahibi olduğunu, Kamulaştırma Yasası’nın 10. ve 27. Maddeleri çerçevesinde bir işlem yapılmadığını; kentsel dönüşüm alanına giren davacının taşınmazı ile ilgili olarak uzlaşma ve dolayısıyla daire karşılığı sözleşme yapma niyetleri olmadığını; bu durumda 5393 sayılı Yasa’nın 73. maddesinin 8. fıkrasına göre davacının kamulaştırmasız el atma nedeniyle dava açma hakkı doğduğunu belirterek; davacının hissedar olduğu 39838 ada 2 parselin 208/4175 hissesindeki mesken vasıflı tesis için 10.000.00 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin haklarının da saklı tutularak kamulaştırma bedeli karşılığında taşınmazın davalılara devri istemiyle adli yargıda dava açmıştır.

Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde görev itirazında bulunmuştur.

Davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde ve 09.05.2014 tarihli duruşmada görev itirazında bulunmuştur.

Davacı vekili cevap dilekçelerine itirazını içerir 06.02.2014 tarihli dilekçesinde; dava konusu taşınmaza fiili el atmanın olmadığı iddiasının doğru olmadığını, acele el koyma kararından çok önce kamu yararı alındığını; hak sahipleri ile anlaşmaların 2012 tarihinde imzalanmaya başlanması ile anlaşma yapılanların evlerinin yıkıldığını; böylece anlaşma yapmak istemeyen hak sahiplerinin yaşam koşullarının 2012 tarihinde itibaren ağırlaştığından fiili el atma koşullarının oluştuğunu açıklamıştır.

ANKARA 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 09.05.2014 gün ve E:2013/518 sayı ile, davanın kamulaştırmasız el atma davası olması nedeniyle, davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdikleri dilekçeleri üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; “… 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı" başlıklı 73. maddesinde; ‘’Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca bu yönde karar alınması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.

Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.

Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır.

Belediye, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında bulunan taşınmazların kamulaştırılması sırasında veraset ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem yapmaya yetkilidir.

Büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisinin, il ve ilçelerde belediye meclislerinin salt çoğunluk ile alacağı karar ile masrafların tamamı veya bir kısmı belediye bütçesinden karşılanmak kaydıyla kentin uygun görülen alanlarında bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre Tanzimi çalışmaları yapılabilir. Cephe değişikliği yapılacak binalarda telif hakkı sahibi proje müelliflerine talep etmeleri hâlinde, değiştirilecek cephe veya cephelerin beher metrekaresi için bir günlük net asgari ücret tutarını geçmemek üzere telif hakkı ödenir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi hâlinde, büyükşehir belediyesi içindeki ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde bu fıkrada belirtilen iş ve işlemleri yapabilir.

Bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre Tanzimi çalışmaları için yapılması gereken iş, işlem ve yetkilendirmeler, kat maliklerinin arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karara göre yapılır.

Büyükşehir belediyelerince, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen alanlar ile 5366 sayılı Kanuna göre yenileme alanı ilan edilen alanlarda veya bu Kanunun 75 inci maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaları hâlinde, büyükşehir belediye meclisi kararı ile, yıkılan ibadethane ve yurtların yerine veya ihtiyaç duyulan yerlerde ibadethane ve yurt inşa edilebilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamındaki işler, kamu idareleriyle 75 inci madde çerçevesinde ortak hizmet projeleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

Bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut İdaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.” hükmü yer almaktadır.

2985 sayılı Toplu Konut Kanunu'nun "İskan Sahalarının Tespiti, Kamulaştırma Ve Kadastro" başlıklı 4. maddesinde; "Başkanlık, gecekondu dönüşüm projesi uygulayacağı alanlarda veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde veya valiliklerce toplu konut iskan sahası olarak belirlenen alanlarda çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde her tür ve ölçekteki planlar ile imar planlarını yapmaya, yaptırmaya ve tadil etmeye yetkilidir. Bu planlar; büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il ve ilçe belediye sınırları ile mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri tarafından, beldelerde ve diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanır. Belediyeler ve valilik tarafından üç ay içerisinde onaylanmayan planlar Başkanlık tarafından re'sen onaylanır. Belediyeler, valilik veya Başkanlık tarafından onaylanan bu planlar; askı, ilan ve itiraza dair kararlar da dahil olmak üzere 3194 sayılı imar Kanunu hükümlerine göre belediyeler ve ilgili kamu kurumlan tarafından yapılacak tüm işlemler Başkanlık tarafından re'sen yapılmak suretiyle yürürlüğe konur.

Başkanlık kanundaki görevleri çerçevesinde gerçek ve tüzel kişilere ait arazi ve arsaları ve bunların içerisinde veya üzerinde bulunan her türlü eklenti ve yapıları kamulaştırmaya yetkilidir. Başkanlık tarafından yapılacak kamulaştırmalar, 4.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki iskân projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlı kamulaştırma sayılır." hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; davacının hissedarı olduğu taşınmazın bulunduğu yerde davalılardan Mamak Belediyesi ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı arasında 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, 775 sayılı Gecekondu Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri çerçevesinde "Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi"ne ilişkin olarak hazırlanan 14.08.2012 tarihli protokolün imzalandığı, protokol gereği anılan bölgenin Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca 775 sayılı Kanun uyarınca Gecekondu Önleme Bölgesi olarak ilan edildiği, 19.3.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla proje alanında kalan taşınmazların Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildiği, anılan protokol gereği kamulaştırma işlemlerinin davalı Mamak Belediyesince yürütüldüğü, dava konusu taşınmazın söz konusu proje kapsamında kaldığı ve kamulaştırma işlemlerinin devam ettiği; dava dilekçesinde, Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi alanında kalan taşınmaza kamulaştırılmasız el atıldığından bahisle 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve taşınmazın mülkiyetinin davalıya devrinin istenildiği anlaşılmıştır.

Uygulama ve öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak T.ımlanmaktadır.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi, bakım ve onarımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Bu bilgiler karşısında; davanın, davacının taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 sayılı kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesindeki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşılmıştır.

Dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku yoktur. Ancak bu sonuç ya da sonuçlar, bir idari işlem olan Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesindeki taşınmaza yönelik belirlemeden, bu projede öngörülen acele kamulaştırma işlemlerinin zamanında yapılmamasından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı Mamak Belediyesi ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından söz konusu proje gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizlik şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklanmaktadır.

Bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde oluşturdukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, davanın, davacıya ait taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.

Nitekim, 11.06.2013 günlü, 28674 sayılı Resim Gazete’de yayımlanan 6487 sayılı Kanun’un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6’ncı maddesinde değişiklik yapan 21’inci maddesinde “ Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir” hükmüne yer verilmek suretiyle “ hukuki el atma” olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünün İdari yargı yerinin görevli olduğu öngörülmüş bulunmaktadır…” şeklindeki gerekçe ile 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalılardan Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca, davanın, davacıya ait taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin kısmı ve anılan davalı İdare yönünden 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının taşınmazına, imar planında “Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi" alanında kaldığı, dava konusu taşınmaza ilişkin yürütülen kamulaştırma işlemleri sırasında davacı ile davalı idarenin uzlaşamadıkları, dava konusu taşınmaza bu şekilde kamulaştırmasız el atıldığı ve davacının bu nedenle zarar gördüğü belirtilmek sureti ile taşınmaz ve üzerindeki ağaçların bedeli olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesi istemiyle açılmıştır.

03.07.2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı” başlıklı 73. maddesinde; “(Değişik: 17/6/2010–5998/1 md.) Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca bu yönde karar alınması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.

Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.

Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır. (İptal ikinci , üçüncü, dördüncü cümleler: Anayasa Mahkemesi’nin 18/10/2012 tarihli ve E.: 2010/82, K.:2012/159 sayılı Kararı ile)

Belediye, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında bulunan taşınmazların kamulaştırılması sırasında veraset ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem yapmaya yetkilidir.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisinin, il ve ilçelerde belediye meclislerinin salt çoğunluk ile alacağı karar ile masrafların tamamı veya bir kısmı belediye bütçesinden karşılanmak kaydıyla kentin uygun görülen alanlarında bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre Tanzimi çalışmaları yapılabilir. Cephe değişikliği yapılacak binalarda telif hakkı sahibi proje müelliflerine talep etmeleri hâlinde, değiştirilecek cephe veya cephelerin beher metrekaresi için bir günlük net asgari ücret tutarını geçmemek üzere telif hakkı ödenir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi hâlinde, büyükşehir belediyesi içindeki ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde bu fıkrada belirtilen iş ve işlemleri yapabilir.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre Tanzimi çalışmaları için yapılması gereken iş, işlem ve yetkilendirmeler, kat maliklerinin arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karara göre yapılır.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Büyükşehir belediyelerince, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen alanlar ile 5366 sayılı Kanuna göre yenileme alanı ilan edilen alanlarda veya bu Kanunun 75 inci maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaları hâlinde, büyükşehir belediye meclisi kararı ile, yıkılan ibadethane ve yurtların yerine veya ihtiyaç duyulan yerlerde ibadethane ve yurt inşa edilebilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamındaki işler, kamu idareleriyle 75 inci madde çerçevesinde ortak hizmet projeleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

Bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut İdaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.” hükmü yer almış; bu Kanunun işaret ettiği 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu'nun " İskan sahalarının tespiti, kamulaştırma ve kadastro " başlıklı 4. maddesinde; " (Değişik: 5/5/2004 – 5162/2 md.)

(Değişik birinci fıkra: 24/7/2008-5793/7 md.) Başkanlık, gecekondu dönüşüm projesi uygulayacağı alanlarda veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde veya valiliklerce toplu konut iskan sahası olarak belirlenen alanlarda çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde her tür ve ölçekteki planlar ile imar planlarını yapmaya, yaptırmaya ve tadil etmeye yetkilidir. Bu planlar; büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il ve ilçe belediye sınırları ile mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri tarafından, beldelerde ve diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanır. Belediyeler ve valilik tarafından üç ay içerisinde onaylanmayan planlar Başkanlık tarafından re’sen onaylanır. Belediyeler, valilik veya Başkanlık tarafından onaylanan bu planlar; askı, ilan ve itiraza dair kararlar da dahil olmak üzere 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerine göre belediyeler ve ilgili kamu kurumları tarafından yapılacak tüm işlemler Başkanlık tarafından re’sen yapılmak suretiyle yürürlüğe konur.

Başkanlık kanundaki görevleri çerçevesinde gerçek ve tüzel kişilere ait arazi ve arsaları ve bunların içerisinde veya üzerinde bulunan her türlü eklenti ve yapıları kamulaştırmaya yetkilidir. Başkanlık tarafından yapılacak kamulaştırmalar, 4.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki iskân projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlı kamulaştırma sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.

Dosya kapsamında yapılan incelemede; Mamak Belediyesi, davacının hissedar olduğu 39838 ada 2 parselin Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Mahallelerinin Kentsel Yenileme alanında kaldığı, Belediye ile TOKİ arasında 14.08.2012 tarihinde imzalanan protokol çerçevesinde 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, 775 sayılı Gecekondu Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunun ile 3194 sayılı İmar Kanunun hükümleri çerçevesinde Belediye Meclisinin kararı ile uygulama yönetmeliğinin hazırlandığını, 04.09.2012 tarihinde Belediye Encümeninin aldığı kararın ardından 06.09.2012 tarihinde Kaymakamlıkça kamu yararı kararı alındığı, Belediye ile TOKİ arasında imzalanan protokol gereği Toplu Konut İdaresince bahse konu alanın 775 sayılı Gecekondu önleme bölgesi ilan edildiği, Kentsel Yenileme ve Gecekondu dönüşüm alanı olarak ilan edilen alanda bulunan hak sahibi T.U. ile Mamak Belediyesi uzlaşma komisyonunda uzlaşma sağlanılıp sözleşme imzalanmadığından tapuda kayıtlı hisse ile ilgili olarak herhangi bir işlem yapılmadığı gibi taşınmaza fiilen el atılmadığı da anlaşılmıştır.

Davacı vekili tarafından, müvekkilinin taşınmazının, Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi alanında kaldığı, taşınmaza kamulaştırılmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve taşınmazın mülkiyetinin davalılara devri istemiyle dava açılmış; Danıştay Başsavcısı tarafından, davanın, davacıya ait taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı görülmüştür.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi, bakım ve onarımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Anayasanın 125'inci maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Bu durumda; davalılardan Mamak Belediyesi ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı arasında 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, 775 sayılı Gecekondu Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri çerçevesinde "Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi"ne ilişkin olarak hazırlanan 14.08.2012 tarihli protokolün imzalandığı, protokol gereği anılan bölgenin Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca 775 sayılı Kanun uyarınca Gecekondu Önleme Bölgesi olarak ilan edildiği, 19.3.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla proje alanında kalan taşınmazların Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildiği, anılan protokol gereği kamulaştırma işlemlerinin davalı Mamak Belediyesince yürütüldüğü, dava konusu taşınmazın söz konusu proje kapsamında kaldığı ve kamulaştırma işlemlerinin devam ettiği; dava konusu uyuşmazlığın da, idarelerin yetkili organlarının kamu gücünü kullanarak, res'en ve tek taraflı olarak tesis ettiği işlem/veya işlemler nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zarardan kaynaklandığı; davacı vekili tarafından da, bu işlemlerden doğan zararın tazmininin istenildiği gözetildiğinde; davanın, 2577 sayılı Kanun'un 2/1-b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir

Belirtilen nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmaz ve ağaçların bedellerinin tazminat olarak ödenmesi istemine ilişkin kısmı yönünden başvurusunun kabulü ile davalılardan Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 09.05.2014 gün ve E:2013/518 sayılı kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmaz ve ağaçların bedellerinin tazminat olarak ödenmesi istemine ilişkin kısmı yönünden BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 09.05.2014 gün ve E:2013/518 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

9-ESAS NO              : 2014/801

KARAR NO            : 2014/955

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının maliki bulunduğu parsel üzerindeki mesken, eklentiler ve ağaçlarının, Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi kapsamında kaldığından bahisle; söz konusu tesis ve ağaçlara karşılık, kamulaştırmasız el atma tazminatı ödenmesi istemiyle açtığı davanın, taşınmaza hali hazırda fiilen el atılmadığı gözetildiğinde, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : H.Ü.

Vekili         : Av. F.T.

Davalılar    : 1-Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. M.U.

2-Mamak Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. S.B.

O L A Y    : Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin maliki bulunduğu, Ankara İli, Mamak İlçesi, Altıağaç Mh. 39813 ada 1 parselin 49/2061 m² hissesinin, Mamak Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Mahalleleri Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi kapsamında kaldığını; müvekkilinin imar parselli arsası üzerinde, mesken olarak kullandığı tesisi, muhtelif cins ve yaşta ağaçlarının bulunduğunu; 5393 Sayılı Belediye Kanununun 73.maddesine dayalı olarak Büyükşehir Belediyesi tarafından kentsel dönüşüm alanı olarak ilan edilen bölgedeki kamulaştırma ve imar işlemlerinin, Büyükşehir Belediyesi ile Mamak Belediyesi tarafından ortaklaşa yürütülmekte olduğunu; Belediye Encümeninin 04.09.2012 tarih ve 1564/1847 sayılı kararı ile Kaymakamlık Makamınca kamu yararı kararı alınmasına karar verildiğini ve 06.09.2012 tarih ve 2031207868 sayılı yazı ile Kaymakamlık Makamınca kamu yararı kararı alınmış olduğunu; anılan kararlar çerçevesinde kentsel dönüşüm alanına giren taşınmaz ile ilgili olarak uzlaşma ve dolayısı ile daire karşılığı sözleşme yapma niyetlerinin bulunmadığını; buna karşın aradan geçen zaman içerisinde, Kamulaştırma Yasasının 10. ve 27.maddeleri çerçevesinde bir işlem de yapılmadığını; tarafların uzlaşma sağlayamadığını, süreklilik arz eden fiili durum sebebiyle kamulaştırmasız el atmanın unsurlarının oluştuğunu; 5393 Sayılı Yasanın 73/8.fıkrasında yer alan, “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilirler” hükmü doğrultusunda müvekkilinin dava açma hakkının doğduğunu ifade ederek; fazlaya ilişkin hak ve alacakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik; Ankara İli, Mamak İlçesi Altıağaç Mh. 39813 Ada 1 parseldeki arsa vasfındaki taşınmaz, arsa üzerindeki mesken vasıflı tesis, eklentiler ve ağaçlar için 10.000,00 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline; kamulaştırma bedeli karşılığında, taşınmaz mülkiyetinin davalılara devrine karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı İdarelerin vekilleri süresi içerisinde, davanın idari yargının görev alanına girdiğini öne sürerek görev itirazında bulunmuşlardır.

ANKARA 14.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 16.4.2014 gün ve E:2013/508 sayı ile; görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekillerinin süresi içinde verilen dilekçeler ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunmaları üzerine dilekçeler, dava dosyasının onaylı örneği ile birlikte Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; aynen, “5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı” başlıklı 73. maddesinde; "Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca bu yönde karar alınması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.

Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.

Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır.

Belediye, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında bulunan taşınmazların kamulaştırılması sırasında veraset ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem yapmaya yetkilidir.

Büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisinin, il ve ilçelerde belediye meclislerinin salt çoğunluk ile alacağı karar ile masrafların tamamı veya bir kısmı belediye bütçesinden karşılanmak kaydıyla kentin uygun görülen alanlarında bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre Tanzimi çalışmaları yapılabilir. Cephe değişikliği yapılacak binalarda telif hakkı sahibi proje müelliflerine talep etmeleri hâlinde, değiştirilecek cephe veya cephelerin beher metrekaresi için bir günlük net asgari ücret tutarını geçmemek üzere telif hakkı ödenir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi hâlinde, büyükşehir belediyesi içindeki ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde bu fıkrada belirtilen iş ve işlemleri yapabilir.

Bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre Tanzimi çalışmaIarı için yapılması gereken iş, işlem ve yetkilendirmeler, kat maliklerinin arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karara göre yapılır.

Büyükşehir belediyelerince, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen alanlar ile 5366 sayılı Kanuna göre yenileme alanı ilan edilen alanlarda veya bu Kanunun 75 inci maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaları hâlinde, büyükşehir belediye meclisi kararı ile, yıkılan ibadethane ve yurtların yerine veya ihtiyaç duyulan yerlerde ibadethane ve yurt inşa edilebilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamındaki işler, kamu idareleriyle 75 inci madde çerçevesinde ortak hizmet projeleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

Bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut İdaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.” hükmü yer almaktadır.

2985 sayılı Toplu Konut Kanunu'nun "İskan Sahalarının Tespiti, Kamulaştırma Ve Kadastro" başlıklı 4. maddesinde; "Başkanlık, gecekondu dönüşüm projesi uygulayacağı alanlarda veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde veya valiliklerce toplu konut iskan sahası olarak belirlenen alanlarda çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde her tür ve ölçekteki planlar ile imar planlarını yapmaya, yaptırmaya ve tadil etmeye yetkilidir. Bu planlar; büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il ve ilçe belediye sınırları ile mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri tarafından, beldelerde ve diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanır. Belediyeler ve valilik tarafından üç ay içerisinde onaylanmayan planlar Başkanlık tarafından re'sen onaylanır. Belediyeler, valilik veya Başkanlık tarafından onaylanan bu planlar; askı, ilan ve itiraza dair kararlar da dahil olmak üzere 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerine göre belediyeler ve ilgili kamu kurumlan tarafından yapılacak tüm işlemler Başkanlık tarafından re'sen yapılmak suretiyle yürürlüğe konur.

Başkanlık kanundaki görevleri çerçevesinde gerçek ve tüzel kişilere ait arazi ve arsaları ve bunların içerisinde veya üzerinde bulunan her türlü eklenti ve yapıları kamulaştırmaya yetkilidir. Başkanlık tarafından yapılacak kamulaştırmalar, 4.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki iskân projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlı kamulaştırma sayılır." hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; davacının hissedarı olduğu taşınmazın bulunduğu yerde davalılardan Mamak Belediyesi ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı arasında 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, 775 sayılı Gecekondu Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri çerçevesinde "Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi"ne ilişkin olarak hazırlanan 14.08.2012 tarihli protokolün imzalandığı, protokol gereği anılan bölgenin Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca 775 sayılı Kanun uyarınca Gecekondu Önleme Bölgesi olarak ilan edildiği, 19.3.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla proje alanında kalan taşınmazların Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildiği, anılan protokol gereği kamulaştırma işlemlerinin davalı Mamak Belediyesince yürütüldüğü, dava konusu taşınmazın söz konusu proje kapsamında kaldığı ve kamulaştırma işlemlerinin devam ettiği; dava dilekçesinde, Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi alanında kalan taşınmaza kamulaştırılmasız el atıldığından bahisle 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve taşınmazın mülkiyetinin davalı idarelere devrinin istenildiği anlaşılmıştır.

Uygulama ve öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak T.ımlanmaktadır.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi, bakım ve onarımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan İdari Yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Bu bilgiler karşısında; davanın, davacının taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 sayılı kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi kapsamında kalması sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşılmıştır.

Dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku yoktur. Ancak bu sonuç ya da sonuçların, bir idari işlem olan Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesindeki taşınmaza yönelik belirlemeden, bu projede öngörülen acele kamulaştırma işlemlerinin zamanında yapılmamasından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı Mamak Belediyesi ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından söz konusu proje gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizlik şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklanmaktadır.

Bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde oluşturdukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin Adli Yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, davanın, davacının hissedarı olduğu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince İdari Yargı yerinde görülmesi gerekmektedir

Nitekim, 11.06.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 21'inci maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş bulunmaktadır.” demek suretiyle, davanın, davacının hissedarı olduğu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin kısmı yönünden 2247 sayılı Kanun'un 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Davalı İdarelerin vekillerinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptıkları görev itirazlarının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde Mamak Belediye Başkanlığına başvuruda bulunulması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca, davanın, davacıya ait taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin kısmı ve davalı Mamak Belediye Başkanlığı yönünden 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının maliki bulunduğu parsel üzerindeki mesken, eklentiler ve ağaçlarının, Mamak Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Mahalleleri Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi kapsamında kaldığından bahisle; söz konusu tesis ve ağaçlara karşılık, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000,00 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının faiziyle birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

03.07.2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı” başlıklı 73. maddesinde;

“(Değişik: 17/6/2010-5998/1 md.)

Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca bu yönde karar alınması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.

Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.

Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır. (İptal ikinci , üçüncü, dördüncü cümleler: Anayasa Mahkemesi’nin 18/10/2012 tarihli ve E.: 2010/82, K.:2012/159 sayılı Kararı ile)

Belediye, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında bulunan taşınmazların kamulaştırılması sırasında veraset ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem yapmaya yetkilidir.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisinin, il ve ilçelerde belediye meclislerinin salt çoğunluk ile alacağı karar ile masrafların tamamı veya bir kısmı belediye bütçesinden karşılanmak kaydıyla kentin uygun görülen alanlarında bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre Tanzimi çalışmaları yapılabilir. Cephe değişikliği yapılacak binalarda telif hakkı sahibi proje müelliflerine talep etmeleri hâlinde, değiştirilecek cephe veya cephelerin beher metrekaresi için bir günlük net asgari ücret tutarını geçmemek üzere telif hakkı ödenir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi hâlinde, büyükşehir belediyesi içindeki ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde bu fıkrada belirtilen iş ve işlemleri yapabilir.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre Tanzimi çalışmaları için yapılması gereken iş, işlem ve yetkilendirmeler, kat maliklerinin arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karara göre yapılır.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Büyükşehir belediyelerince, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen alanlar ile 5366 sayılı Kanuna göre yenileme alanı ilan edilen alanlarda veya bu Kanunun 75 inci maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaları hâlinde, büyükşehir belediye meclisi kararı ile, yıkılan ibadethane ve yurtların yerine veya ihtiyaç duyulan yerlerde ibadethane ve yurt inşa edilebilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamındaki işler, kamu idareleriyle 75 inci madde çerçevesinde ortak hizmet projeleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

Bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut İdaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.” hükmü yer almış; bu Kanunun işaret ettiği 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu'nun " İskan sahalarının tespiti, kamulaştırma ve kadastro " başlıklı 4. maddesinde; " (Değişik: 5/5/2004 – 5162/2 md.)

(Değişik birinci fıkra: 24/7/2008-5793/7 md.) Başkanlık, gecekondu dönüşüm projesi uygulayacağı alanlarda veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde veya valiliklerce toplu konut iskan sahası olarak belirlenen alanlarda çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde her tür ve ölçekteki planlar ile imar planlarını yapmaya, yaptırmaya ve tadil etmeye yetkilidir. Bu planlar; büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il ve ilçe belediye sınırları ile mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri tarafından, beldelerde ve diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanır. Belediyeler ve valilik tarafından üç ay içerisinde onaylanmayan planlar Başkanlık tarafından re’sen onaylanır. Belediyeler, valilik veya Başkanlık tarafından onaylanan bu planlar; askı, ilan ve itiraza dair kararlar da dahil olmak üzere 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerine göre belediyeler ve ilgili kamu kurumları tarafından yapılacak tüm işlemler Başkanlık tarafından re’sen yapılmak suretiyle yürürlüğe konur.

Başkanlık kanundaki görevleri çerçevesinde gerçek ve tüzel kişilere ait arazi ve arsaları ve bunların içerisinde veya üzerinde bulunan her türlü eklenti ve yapıları kamulaştırmaya yetkilidir. Başkanlık tarafından yapılacak kamulaştırmalar, 4.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki iskân projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlı kamulaştırma sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.

Uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak dava dosyasında bulunan cevap dilekçelerinde; Belediyelerinin sınırlarında bulunan Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi mahallelerinde, imarlaşmanın çeşitli sebeplerle gerçekleşmemesi ve mevcut yapılaşmanın sağlıklı olamaması nedeniyle Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi uygulanmasına karar verilmiş olduğu; davacının hissedarı olduğu gecekondunun da Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi kapsamında kaldığı; Belediyeleri ve T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı arasında, 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, 775 sayılı Gecekondu Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri çerçevesinde Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi mahalleleri Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesine ilişkin olarak hazırlanan 14/08/2012 tarihli protokolün imzalandığı ve Belediye Meclisinin kararıyla Uygulama Yönetmeliği hazırlandığı; Protokol gereği bu bölgenin T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca 775 sayılı Kanun uyarınca Gecekondu Önleme Bölgesi olarak ilan edildiği; bu doğrultuda, anılan bölgede kamulaştırma yapılabilmesi için Belediye Encümeninin 04/09/2012 tarihli ve 1564/1847 sayılı kararıyla kamu yararı kararı alınmış olduğu, bu kararın Kaymakamlık Makamının 06/09/2012 tarihli kararıyla onaylandığı; 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27nci maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun 11/02/2013 tarihli kararı ile anılan bölgede bulunan taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verilmiş olduğu, 19/03/2013 tarihli ve 28592 sayılı Resmi Gazetede yayımlandığı; Kamulaştırma Kanununun 7nci ve devamı maddelerinde kadastro geçmiş ve henüz kadastrosu yapılmamış yerlerde kamulaştırılacak taşınmazın sınırlarının ve mülkiyetinin kime ait olduğunun tespitinin yapılacağına ilişkin hususların düzenlendiği; Kamulaştırmayı yapan idarenin, kamu yararı kararı verdikten ve taşınmazla sahibini tespit ettikten sonra tapu siciline şerh verilmesini taşınmaz malın kayıtlı bulunduğu tapu idaresine bildireceği; bildirim tarihinden itibaren tapu idaresinin, taşınmaz malın maliki değiştiği takdirde, mülkiyette veya mülkiyetten gayri ayni haklarda ortaya çıkacak değişiklikleri kamulaştırmayı yapan idareye bildirmek zorunda olduğu; konulan bu şerhin, taşınmazın tasarrufuna engel olacak nitelikte bir şerh olmadığı; Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm alanı olarak ilan edilen alanda bulunan hak sahipleri ile sözleşmeler imzalanmaya başlanıldığından şahısları uzlaşmaya davet etmek için tebligatlar gönderildiği, Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm alanında kalan gecekondu sahipleri ile uzlaşma görüşmelerinin devam ettiği; dava konusu gecekondu ve taşınmazın da Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm alanında kalmakta olduğu ancak, söz konusu taşınmazın mülkiyeti ve tasarruf yetkisi halen davacının uhdesinde bulunduğundan, davacının tasarruf yetkisinin kısıtlanmamış olduğu, mülkiyetle ilgili de herhangi bir kısıtlamanın söz konusu olmadığı; dava konusu taşınmaza İdarelerinin herhangi bir hukuki ya da fiili el atmasının söz konusu olmadığı savunulmuştur.

Davacı vekili dilekçelerinde, anlaşma yapan hak sahiplerinin gecekondularının yıkılması, yollarda hafriyat başlaması, mahalledeki Harman Yolu İlköğretim Okulu, marketler ve kahvehanelerin kapatılmasının fiili el atma olduğunu; Dikmen Vadisi projesi sebebi ile ortaya çıkan içtihatlar doğrultusunda, mahallede yaşam olanağının ortadan kalkmış olmasının fiili el atma sayıldığının açık olduğu; nitekim yaşam koşullarının ortadan kalkması sebebi ile müvekkilinin, evinde yaşayamaz hale geldiğini; 19.03.2013 tarih ve 28592 Sayılı Resmi Gazetede ilan edilen acele kamulaştırma kararına rağmen, anlaşma yapmaya zorlamak için davalı tarafça acele kamulaştırma kararı doğrultusunda bir işlem yapılmadığının da açık olduğunu; davalı vekilinin, fiili el atma bulunmadığına ilişkin beyanlarının yerinde olmadığını iddia etmiştir.

Mahkemelerince yapılan keşif sonucu hazırlanan bilirkişi raporunda, yapılan keşif, büro ve arazi çalışması neticesinde; Dava konusu olan Mamak İlçesi Altıağaç Mahallesi 39813 Ada 1 parselin içinde kalan ve davaya konu olan gecekondu özelliğindeki ve muhtesatların etrafındaki çoğu yapının yıkıldığı bazı gecekonduların enkazının kaldırıldığı, bazılarını ise kaldırılmadığı bazı evlerin terk edildiği bazı yolların kullanılmaz durumda olduğu ve bu bölgenin harap ve kullanılmaz durumda bulunduğu, belediye hizmetlerinin yapılamadığı ve yıkılmayan gecekondularda da çağdaş yaşam şartlarının ortadan kalktığı, çok az komşu olabilecek birkaç evin kaldığı, yakın çevresinde herhangi bir imarlı yapının bulunmadığı bildirilmiş, keşif sırasında davacıya ait bina ve eklerinin mevcut olduğu, halen ikamet edildiği, davacının taşınmazına fiilen el atılmadığı, taşınmazın yakın çevresinde bulunan bir çok yapının yıkıldığı, bazı yapıların enkazının kaldırıldığı, yıkımı yapılan bazı yapıların enkazının zeminde mevcut olup kaldırılmadığı görülmüş, davaya konu taşınmazın yakın çevresinde yeni yapılaşma (bina/yapı) gözlenmemiş, konut kullanımlı yıkımı yapılan bir çok yapının yanı sıra davaya konu taşınmaza çok yakın mesafede olan ve yıkılmış bulunan bir yapının Harmanyolu İ.Ö.O olduğu tespit edilmiştir.

Somut olay ve bilirkişi raporlarının birlikte irdelenmesinden; dava konusu taşınmaz üzerinde pek çok hissedara ait çeşitli yapılar bulunduğu, bunlardan bir kısmının yıkıldığı ancak davacıya ait mesken vasıflı tesis, eklentiler ve ağaçların hali hazırda yerinde durduğu tespit edilmekle, davacının taşınmazına fiilen el atılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Davacı vekili tarafından, müvekkilinin taşınmazının, Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi alanında kaldığı, taşınmaza kamulaştırılmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000,00 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve taşınmazın mülkiyetinin davalılara devri istemiyle dava açılmış; Danıştay Başsavcısı tarafından, davanın, davacıya ait taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle 10.000,00 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı görülmüştür.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi, bakım ve onarımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Anayasanın 125'inci maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Bu durumda; davalılardan Mamak Belediyesi ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı arasında 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, 775 sayılı Gecekondu Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri çerçevesinde "Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi"ne ilişkin olarak hazırlanan 14.08.2012 tarihli protokolün imzalandığı, protokol gereği anılan bölgenin Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca 775 sayılı Kanun uyarınca Gecekondu Önleme Bölgesi olarak ilan edildiği, 19.3.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla proje alanında kalan taşınmazların Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildiği, anılan protokol gereği kamulaştırma işlemlerinin davalı Mamak Belediyesince yürütüldüğü, dava konusu taşınmazın söz konusu proje kapsamında kaldığı ve kamulaştırma işlemlerinin devam ettiği; dava konusu uyuşmazlığın da, idarelerin yetkili organlarının kamu gücünü kullanarak, res'en ve tek taraflı olarak tesis ettiği işlem/veya işlemler nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zarardan kaynaklandığı; davacı vekili tarafından da, bu işlemlerden doğan zararın tazmininin istenildiği gözetildiğinde; davanın, 2577 sayılı Kanun'un 2/1-b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir.

Belirtilen nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekillerinin görev itirazlarının Ankara 14.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın, tazminata ilişkin kısım yönünden kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.4.2014 gün ve E:2013/508 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

10-ESAS NO            : 2014/873

KARAR NO            : 2014/958

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacı Belediye Başkanlığı tarafından, davalı Genel Müdürlüğü’nün işletmesinde olan Gönen Barajı ve tesislerinden yararlanılarak temin edilen içme suyu karşılığı,tesis giderlerine katılma payı olarak 2004-2012 yıllarına ait tahakkuk ettirilen ve 6183 sayılı AATHUK kapsamında tahsili talep edilen katılım payına ilişkin ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Bandırma Belediye Başkanlığı

Vekilleri     : Av. F.A. & Av. C.D.

Davalı        : Orman ve Su İşleri Bak. izafeten DSİ Genel Md.lüğü 25.Bölge Md.lüğü - Balıkesir

Vekili         : Av. E.H.B.

O L A Y    : Davacı vekili dava dilekçesinde; “Davalı kurum tarafından düzenlenen 27/02/2013 tarih 2013/37 dosya no’lu ödeme emrinin;

2004 dönemi 1.710,95-TL borç ve 171,09-TL Gecikme zammı

2005 dönemi 1.514,80-TL borç ve 151,48-TL Gecikme zammı

2006 dönemi 1.690,27-TL borç ve 169,03-TL Gecikme zammı

2007 dönemi 892,65-TL borç ve 89,27-TL Gecikme zammı

2008 dönemi 1.871,63-TL borç ve 187,16-TL Gecikme zammı

2009 dönemi 5.275,37-TL borç ve 151,48-TL Gecikme zammı

2010 dönemi 2.173,89-TL borç ve 217,39-TL Gecikme zammı

2011 dönemi 2.137,27-TL borç ve 213,73-TL Gecikme zammı

2012 dönemi              231,12-TL Gecikme zammı

Toplam: 17.266,83-TL borç ve 1.581,75-TL gecikme zammından ibaret kısmının iptali talep ve davasıdır.

Ödeme Emri Tebliğ T: 06/03/2013 Açıklamalar       :

Ödeme emri şekil yönünden bariz biçimde hukuka aykırıdır. Alacağın türü olarak takipli alacak denilmiş vadesi yalnızca yıl olarak belirtilmiştir. Dava konusu alacağın tarafımızdan ödenmesi gereken bir bedel olduğu kanaatinde olsak bile gelen ödeme emrinden tarafımızdan hangi alacağın istenmekte olduğunun, vadenin hangi tarihten başladığının, hangi oranda gecikme zammı uygulandığının anlaşılması mümkün değildir. Ancak davalı kurumla yapılan önceki yazışmalar ve istenen bedellerin tetkikinden aşağıda anlatacağımız süreçte yaşanan gelişmeler neticesinde söz konusu ödeme emrinin gönderildiği tahmin edilmektedir.

Zamanaşımı: 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanununun 102. maddesi uyarınca 2004, 2005, 2006, 2007, 2008 dönemlerine ait alacaklar zamanaşımına uğramıştır. Bu dönemlere ilişkin alacakların öncelikle zamanaşımı defimiz üzerine iptali ve terkini gerekir.

Davalı kurum, Bandırma içme suyunun temin edildiği Gönen Barajı ve tesislerinin bakım ve onarım masraflarının faydalananlardan tahsili usul ve esaslarını düzenleyen sözleşme kapsamında geçmiş yıllara ait bakım ve onarım masraflarını tahakkuk ettirerek tahsili için 6183 sayılı yasa uyarınca ödeme emri göndermiştir. Öncelikle konuya ilişkin protokol sözleşme 09/12/2011 tarihinde imzalanmıştır. Sözleşmede geçmiş yıllara ilişkin bakım ve onarım masraflarının tahakkuk ve tahsili ile ilgili hiçbir düzenleme bulunmamaktadır.

Aynı ödeme emrine konu olan 2011 dönemi borcu olan 2.137,27-TL 26/07/2012 tarihinde ödenmiştir, ödeme emri ile takibe alman bu kalemin ödeme (itfa) nedeniyle iptali gerekir.

Ayrıca takip konusu edilen ve 2012 dönemine ait bedel olan 2.311,13-TL anapara borcu (Gönderilen keşif bedeli evrakında hu rakam 2.330,48-TL’dir.) dava konusu edilmemiş olup, ödeme işlemlerine başlanmıştır. Ancak bu kalem borç için istenen 231,12-TL gecikme zammını kabul etmiyoruz. Çünkü davalı kurum kendisi tarafından yapılması gereken keşif bildirimlerini zamanında yapmamıştır. Bu nedenle 2012 dönemi alacağı için belirlenen gecikme zammı alacağı dava konusu edilmiştir.

Sözleşmede ödemelerin vadesi 6.2 maddesinde belirlenmiş durumdadır, buna göre 1. keşif bedeli ve 2. keşif bedellerinin tespit olunacağı, 1. keşif bedelinin önceki yılın kasım ayı sonuna kadar taraflara bildirileceği ve bu tutarın ait olduğu yılın Ocak ayı sonuna kadar ödeneceği kararlaştırılmıştır. Buna karşın davalı kurum tarafından tarafımıza herhangi bir bildirimde bulunulmamıştır. İlk olarak 05/02/2013 tarihinde tarafımıza ulaşan B.23.l.DSİ.1.25.17.00-167.05-59503 sayılı yazı ile sehven yapılmamış olan tahakkuk ve tahsilat cetvellerinin yazı ekinde gönderildiği bildirilmiştir. Bahse konu bildirim ilk kez bu tarihte yapılmıştır. Vadesi tayin edilmemiş amme alacaklarında vade, bildirim tarihinden itibaren 30 gündür. Görüldüğü üzere davalı kurum sözleşme gereği kendisine düşen bildirimi ancak 05/02/2013 tarihinde tarafımıza ulaşan yazısı ile yapmış, bu yazıda da dava konusu olan ve 2004 yılından başlayarak bugüne kadar gelen tüm dönemlerin gecikme zamları ile birlikte tahakkuk ettirerek ödenmesini talep etmiştir. Bu yazıya müvekkil Belediye Başkanlığı Mali Hizmetler Müdürlüğü tarafından verilen cevapta 2004-2010 yıllarına ait işletme masraflarının ödenmesinin mümkün olmadığı, 26/07/2012 tarihinde 2.137,27-TL tutarlı 2011 dönemine ait tutarın ödendiği 2012 yılı bedelinin ödeneceği bildirilmiştir.

Aksi kanaatle faiz talep edilebileceği kabul edilse bile tüm dönemlere % 10 tutarında bir gecikme zammı eklenmiştir. Sözleşmenin 6.6. maddesinde bu hususta 6183 sayılı yasaya atıf yapılmış olup, bu yasa gereğince gecikme zammı oranı halen aylık %1,40 olup, ödeme emrinde belirlenen tutara nasıl bir hesapla ulaşıldığı tarafımızdan anlaşılamamıştır.

Sonuç ve İstem: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı kurum tarafından düzenlenen 27/02/2013 tarih 2013/37 dosya no’lu ödeme emrinin; zamanaşımı defimiz de dikkate alınarak, 2004 dönemi 1.710,95-TL borç ve 171,09-TL Gecikme zammı, 2005 dönemi 1.514,80-TL borç ve 151,48-TL Gecikme zammı, 2006 dönemi 1.690,27-TL borç ve 169,03- TL Gecikme zammı, 2007 dönemi 892,65-TL borç ve 89,27-TL Gecikme zammı, 2008 dönemi 1.871,63-TL borç ve 187,16-TL Gecikme zammı, 2009 dönemi 5.275,37-TL borç ve 151,48-TL Gecikme zammı, 2010 dönemi 2.173,89-TL borç ve 217,39-TL Gecikme zammı, 2011 dönemi 2.137,27-TL borç ve 213,73-TL Gecikme zammı, 2012 dönemi 231,12-TL Gecikme zammı olmak üzere toplam 17.266,83-TL borç ve 1.581,75-TL gecikme zammından ibaret kısmının iptaline karar verilmesi talep edilmektedir.” demek suretiyle idari yargıda dava açmıştır.

Balıkesir Vergi Mahkemesi; 04.04.2013 gün ve E:2013/256, K:2013/325 sayı ile özetle; “dava konusu ödeme emrinin Vergi Mahkemesi görevine giren vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümler ile bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin bulunmadığı, idare mahkemesinin görevine giren sözleşmeden doğan bakım onarım masraflarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a maddesi hükmü uyarınca davanın görev yönünden reddine, dosyanın görevli ve yetkili Balıkesir İdare Mahkemesine gönderilmesine” şeklinde karar vermiş, dosya re’sen Balıkesir İdare Mahkemesine gönderilmiştir.

Davalı DSİ Genel Müdürlüğü vekili süresi içinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.

Balıkesir İdare Mahkemesi: 08.11.2013 gün ve E:2013/657 sayı ile özetle; davaya konu edilen ödeme emrinin idarenin üstün kamu gücüne dayalı ve tek taraflı irade beyanı ile tesis edilmiş olduğu dikkate alındığında söz konusu işlemin iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde idari yargı görevli olduğundan bahisle davalı idare vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı DSİ Genel Müdürlüğü vekilince süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı: Davacı Belediye Başkanlığı tarafından, davalı Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü işletmesinde olan Gönen Barajı ve tesislerinden yararlanılarak temin edilen içme suyu karşılığı, tesis giderlerine katılma payı olarak DSİ Genel Müdürlüğünce, 2004 - 2012 yıllarına ait tahakkuk ettirilen ve 6183 sayılı AATHUK kapsamında tahsili talep edilen katılım payına ilişkin işlemin iptali istemi ile açılan davada, davalı idare tarafından görev itirazında bulunulmuş, itirazın Balıkesir İdare Mahkemesinin 20/11/2013 güve 2013/657 sayılı kararı ile reddi üzerine de, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından süresi içinde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasını talep ettiği anlaşılmıştır.

Davalı DSİ sorumluluğunda bulunan, Yenice-Gönen Barajı Çanakkale'nin rezervuar alanı Yenice İlçesinde ve baraj gövdesi Balıkesir ilinin Gönen ilçesinde olmak üzere DSİ tarafından inşa edilmiştir. Baraj Gönen İlçesine yönelik olarak güney Marmara bölgesine su temin etmektedir. Gönen barajının amaç hisseleri %50 sulama, %16 İçme-Kullanma suyu temini, %30 enerji ve %4 taşkın kontrolü olarak tespit edilmiş ve 6200 sayılı kanunun ilgili hükümleri uyarınca bu konuda 12.5.1997 tarihli TC Başbakanlık Oluru alınmış, %16 İçme-Kullanma suyu Bandırma Belediyesi ihtiyaçlarına ayrılmıştır.

Davacı Belediye ile Davalı idare arasında suyun temini usulüne ilişkin çıkan anlaşmazlık sonucunda, taraflar arasında acil su ihtiyacının karşılanması amacıyla, 28/11/2000 tarihinde 10 maddeden ibaret bir protokol imzalanmış, 09/12/2013 tarihinde ise, davalı DSİ Genel Müdürlüğü 25. Bölge Müdürlüğü ve davacı Bandırma Belediye Başkanlığının yanında Gönen Ovası Sulama Birliği ve Gönen HES Üretim A.Ş. Aralarında 9 maddeden ibaret, Gönen Baraj ve tesislerinin işletme, bakım ve yararlanma koşul ve katılım paylarını düzenleyen bir sözleşme imzalanarak yürürlüğe konulmuştur.

Davanın konusu ise, taraflar arasında imzalanan sözleşme statüsünde bulunan anılan protokol ve sözleşme hükümleri sonucu, davacının içme ve kullanma suyu ihtiyacı için barajdan çektiği suyun karşılığında 2004 ile 2013 yılları arasında tahakkuk ettirilen katılım payının tahsiline ilişkin bulunmaktadır.

6200 sayılı DSİ'nin Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 1. Maddesi 1. Fıkrasına göre DSİ'nin kuruluş amaç ve görevi "Bu Kanunun amacı; yerüstü ve yeraltı sularının zararlarını önlemek ve/veya bunlardan çeşitli yönlerden faydalanmak maksadıyla bu Kanun ve ilgili diğer mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek ve yetkileri kullanmak üzere; Orman ve Su İşleri Bakanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğine sahip, merkezi Ankara'da bulunan özel bütçeli bir kuruluş olan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemektir." şeklinde tarif edilmiş, 2. Maddesinde, özel ve kamu kurumlarına su temin ve diğer işler görevleri arasında sayılmıştır. 6200 sayılı Yasanın 23. Maddesinin b bendinde ise, Dl'nin 2. Maddede sayılan görevlerini, " Tesisler ortaklıklar tarafından meydana getirilecek ise bu takdirde tesis masrafları ortaklar arasındaki sözleşme hükümlerine göre sağlanır." hükmü ile sözleşmeler akdederek yerine getireceği hüküm altına alınmış bulunmaktadır.

Davaya konu su temininden kaynaklanan alacağın da taraflar arasında serbest irade ile yapılan protokol ve sözleşmeden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Davalı idarenin alacağının takibine ilişkin 6183 sayılı AATUHK hükümlerini uygulamak istediği anlaşılmakta ise de, bu uygulamanın yerinde olup olmadığı davanın çözülmesi gereken sorunlarından biri bulunmaktadır. 6183 sayılı AATUHK'nun 1. maddesi ise " Devlete, vilayet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi aslı, gecikme zammı, faiz gibi fer'ı amme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisapT. doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu kanun hükümleri tatbik olunur.’’ hükmü karşısında akitten doğan bu alacakların 6183 sayılı kanun kapsamı çerçevesinde haciz ve, cebri icra uygulaması bakımından da amme alacağı kapsamı dışında olduğu görülmektedir.

Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri ve dosya kapsamındaki olaya göre, olayda idarece kamu gücüne dayalı, re'sen ve tek yanlı olarak tesis edilmiş bir işlem veya alacağın idari usullerle (kamu alacağının tahsili hakkındaki 6183 sayılı A.A.T.U.H.K. gibi) tahsil edilmesi söz konusu olmayıp, taraflar arasındaki su ve tesis kullanım hakkına ilişkin taraflar arasındaki sözleşmenin uygulanmasından doğan davanın, özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinin görevli bulunduğunu belirterek, 2247 sayılı Kanun'un 10 ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısının da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

Danıştay Başsavcısı: 2004-2012 yılları arası döneme ilişkin DSİ Yenice-Gönen Barajı HES tesislerine işletme katılım bedellerinin takip ve tahsili amacıyla adlarına düzenlenen 27/02/2013 gün ve 2013/37 sayılı ödeme emrinin, 2012 yılına ilişkin kısmının sadece gecikme faizi bölümünün, diğer dönemlere yönelik kısmının ise tamamının iptali istemiyle Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü' ne karşı açılan davada, davalı idarece görev itirazında bulunulmuş, itirazın reddi üzerine de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmakla işin gereği düşünüldü:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin 1. fıkrasında; İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları idari dava türleri olarak belirtilmiştir.

Kamu kurum ve kuruluşlarının kendilerine ilgili mevzuatla verilen görevi yaparken, kamu kudretini kullanmak suretiyle tek yanlı olarak tesis ettikleri icrai işlemler veya eylemlerden doğan uyuşmazlıkların idari yargı merciince çözümlenmesi gerekmektedir.

Olayda, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Yasası kapsamında, kamu hizmetinin yerine getirilmesi için kamu gücü kullanılarak oluşturduğu tek yanlı işlem niteliğinde bir işlem dava konusu edilmiş olduğundan, buna ilişkin uyuşmazlığın da idare mahkemesince çözümlenmesi gerektiği açıktır.

Öte yandan, dava konusu bedelin 6183 sayılı Yasa kapsamında tahsil edilip edilmeyeceği konusunu belirleme yetkisi de idari yargı yerlerine aittir. ‘’ demek suretiyle 2247 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın olumlu görev uyuşmazlığı çıkarma isteminin reddi ile uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargının olduğuna karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane Topuz, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinden 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı DSİ Genel Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. ve 13. maddelerinde öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Bandırma Belediye Başkanlığı tarafından, davalı Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü’nün işletmesinde olan Gönen Barajı ve tesislerinden yararlanılarak temin edilen içme suyu karşılığı,tesis giderlerine katılma payı olarak DSİ Genel Müdürlüğünce, 2004-2012 yıllarına ait tahakkuk ettirilen ve 6183 sayılı AATHUK kapsamında tahsili talep edilen katılım payına ilişkin işlemin iptali istemi ile açılmıştır.

Dosya kapsamında yer alan, DSİ Genel Müdürlüğü adına DSİ 25. Bölge Müdürlüğü İle T.C. Gönen Ovası Sulama Birliği, Gönen HES Elektrik Üretim A.Ş. ve T.C. Bandırma Belediye Başkanlığı Arasında Düzenlenen Yenice-Gönen Barajı Ortak Tesisleri İle İlgili Ek Sözleşmesinin;

“Sözleşmenin Amacı” konulu 1.maddesinde; DSİ tarafından inşa edilmiş tesislerin, işletme-bakım ve onaranlarının uygulama projelerine ve DSİ Bakım Onarım Talimatlarına ve yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre, sağlıklı ve tam olarak sorunsuz bir şekilde yapılmasıdır.

“Sözleşmenin Kapsamı” konulu 2. maddesinde; Bu sözleşme,faydalananlar arasında suyun zaman ve miktar yönünden dağıtımının düzenlenmesi ve ortak tesislere (Baraj, dip savak, dolu savak, drenaj galerileri, yardımcı donanımlar ve bunlarla ilgili elektro-mekanik teçhizat dolu savak boşaltım kanal sol sahil yamaç şevlerindeki shotcrete’ler vb.) yapılacak işletme-bakım ve onarım masraflarının oranlarının düzenlenmesi, ödemenin nasıl yapılacağı ve mahsuplaşma ilkeler, işletme esasları, ortak tesislerin koruma ve güvenliğinin sağlanması esaslarını kapsamaktadır.

“Sözleşmenin Dayanağı ve Taraflar” konulu 3. maddesinde; Bu sözleşmenin dayanağı; 6200, 3096. 6172 ve 5393 sayılı yasalar, yönetmelikler ilgili mevzuat ve sözleşmeler ile bu mevzuata dayanarak, taraflar arasında imzalanan anlaşma ve sözleşmelerdir. (HES tesisi ile yapılan su kullanımı hakkı ve işletme esaslarına ilişkin anlaşma, Bandırma Belediyesine geçici ve acil durumlarda kullanılmak üzere su verilmesi amacıyla hazırlanan protokol, Gönen Ovası Sulama Birliği ile yapılan devir sözleşmesi vb). Bu ek sözleşme metninde, DSİ olarak anılan DSİ Genel Müdürlüğü adına DSİ 25.BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ, Şirket olarak anılan GÖNEN HES ELEKTRİK ÜRETİM A.Ş. ve Su Kullanıcı Örgütler olarak anılan T.C. GÖNEN OVASI SULAMA BİRLİĞİ ile T.C. BANDIRMA BELEDİYE BAŞKANLIĞI arasında imzalanmıştır.

“Sözleşmenin Konusu” konulu 4. maddesinde; DSİ tarafından inşa edilmiş tesisin, işletme-bakım ve onarımının yapılması ve bedelinin ödenmesine ilişkin olarak DSİ’nin koordinatörlüğünde söz konusu işlerin kimin tarafından yapılacağı, hisseye düşen miktar ve ödemenin nasıl yapılacağı, söz konusu işin kesin hesabının uygulama yılı sonuna kadar tamamlanarak nasıl mahsuplaşacağı ilkelerini kapsar.

“Ortak Tesislerin İşletme-Bakım Masrafları” konulu 6. maddesinde;

6.1 Ortak tesislerde her yılın Ekim ayı içerisinde, bir sonraki yıl için yapılacak
işletme, bakım,onarım ve yenileme işlerinin ve bu işlerin programlamasının tespiti maksadıyla, DSİ, Şirket ve Su Kullanıcı Örgütlerin elemanlarından oluşturulacak komisyonla tesis muayenesi yapılarak, mevcut durum ve yapılacak işlere ilişkin DSİ’ce tesis muayene raporu veya tesis muayene föyü Tanzim edilir. Muayene tarihi on beş (15) gün öncesinden DSİ tarafından Şirkete ve Su Kullanıcı Örgütlere yazılı olarak bildirilir. Tesis muayenesinde Şirket ve Su Kullanıcı Örgütlerden en az yetkili birer eleman bulunur.

6.2 DSİ taralından işletilen ortak tesislerde, DSİ'ce yapılacak, işletme, bakım, onarım ve yenileme masraflarına ilişkin faydalananların hisselerine düşen ve tahakkuk edilen miktarı, aşağıda belirtilen şartlarla faydalananlar tarafından ilgili ilin Kurumlar Saymanlık Müdürlüğü’ne ödenir. Dekontları DSİ’nin ilgili birimlerine iletilir.

a) Tesislerde işletme, bakım, onarım ve yenileme için gerekli masraflar, ait olduğu yıldan önceki yılın Kasım ayı sonuna kadar (Personel, enerji, aydınlatma, araç, gereç, malzeme vb) I. keşif tutarı olarak DSİ tarafından Şirket ile Su Kullanıcı Örgütlere bildirilecek ve tahakkuk ettirilen bu miktar, Şirket ve Su Kullanıcı Örgütler tarafından en geç ait olduğu yılın Ocak ayı sonuna kadar Balıkesir Kurumlar Saymanlık Müdürlüğü’ne ödenerek, Dekontları DSİ’nin ilgili birimlerine iletilir.

b) Her yılın kesin hesabı, II.keşif tutarı olarak ait olduğu yılın sonuna kadar DSİ tarafından Şirkete ve Su Kullanıcı Örgütlere bildirilecektir. I. keşif tutarının II. keşif tutarından fazla olması halinde aradaki fark bir sonraki yıl yapılacak olan I. keşif tutarından mahsup edilir. II. keşif tutarının I. keşif tutarından fazla olması halinde ise; aradaki fark, II. keşif tutarının Şirkete ve Su Kullanıcı Örgütlere bildirildiği tarihten itibaren otuz (30) gün içerisinde Şirket ve Su Kullanıcı Örgütler tarafından Balıkesir Kurumlar Saymanlık Müdürlüğü’ne ödenerek, Dekontları DSİ’nin ilgili birimlerine iletilir.

Su Kullanıcı Örgütleri, DSİ tarafından bildirilen II. keşif tutarının kendi hisselerine düşen bölümünü, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 17.01.2008 tarihli Olur’larına göre izleyen yılın Nisan ayı içinde Balıkesir Kurumlar Saymanlık Müdürlüğü’ne ödeyeceklerdir.

6.3. Ortak tesislere yapılması öngörülen bakım onarım veya yenileme işleri, Şirket veya Su Kullanıcı Örgütleri tarafından yapılacaksa, bu durumda ortak tesislerin bakım, onarım ve yenileme işleri, DSİ’nin uygun görüşü alınmak kaydıyla ve hizmet hisselerine göre Şirket veya Su Kullanıcı Örgütleri tarafından yapılabilir. Ortak tesislerde, Şirketçe ve Su Kullanıcı Örgütlerince yapılacak işletme, bakım-onarım ve yenileme işlerine ilişkin, detaylı proje, metraj ve keşif bedelleri DSİ'nin onayına sunulacaktır. DSİ, önerilen işletme, bakım ve onarım işleriyle ilgili görüşünü en geç 30 gün içinde Şirket’e ve Su Kullanıcı Örgütlerine bildirilecektir. İşi yapacak taraf onaylı kabul görmüş I. Keşif tutarını diğer kurumlara bildirir. Hissesine düşen tutarın tamamı, diğer kurumlar tarafından en geç ait olduğu yılın Ocak ayı sonuna kadar ilgili Balıkesir Kurumlar Saymanlık Müdürlüğü’ne yatırılır.

İş bitiminden sonra, kesin hesap çıkarılır ve II. keşif tutarı olarak taraflara 30 gün içerisinde bildirilir ve bildirimden sonra 30 günlük süre içerisinde mahsuplaşma işlemi tamamlanır. Her yılın kesin hesabı II. keşif tutarı olarak, ait olduğu yılın sonuna kadar çıkarılmak zorundadır. İşin bitimini müteakip, bildirimini takip eden 30 gün içerisinde, hissesine düşen miktardan, geri kalan tutarı ödemekle yükümlüdür.

6.4. Şirket ve Su Kullanıcı Örgütleri tarafından yapılacak işletme, bakım-onarım ve yenileme işlerinin, DSİ’ce onaylanan projelere ve uygulama yöntemlerine uygun olarak yapılıp yapılmadığı, DSİ tarafından kontrol edilecektir. DSİ bu konularda, değişiklik yapma hakkına sahiptir.

6.5. Ortak tesislerle ilgili olarak işletme-bakım ve onarım işlerinin Şirket ve Su Kullanıcı Örgütler tarafından yapılamayacak olduğu durumlarda DSİ gerekli bakım-onarım ve işletme çalışmalarını yapar. Bu durumda taraflar yapılacak işin hisselerine düşen I.keşif tutarının tamamını kendilerine bildirimi müteakip (bu süre I. keşif cetvellerinin onayından sonra 30 günlük süreyi geçemez) 30 gün içinde Balıkesir Kurumlar Saymanlık Müdürlüğü’ne yatırmakla yükümlüdür.

6.6. Şirket ve Su Kullanıcı Örgütleri ortak tesislerden kendi hissesine düşen yatırım, işletme ve bakım-onarım giderlerinden, hisselerine düşen bedeli zamanında ödemedikleri takdirde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun Hükümlerine göre bu alacaklar tahsil edilir.” hükümlerine yer verilmiştir.

T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Balıkesir 25. Bölge Müdürlüğü’nün Bandırma Belediye Başkanlığı aleyhine düzenlemiş olduğu 27.02.2013 gün ve 2013/37 takip numaralı ödeme emrinde;

2004 dönemi 1.710,95-TL borç ve 171,09-TL Gecikme zammı

2005 dönemi 1.514,80-TL borç ve 151,48-TL Gecikme zammı

2006 dönemi 1.690,27-TL borç ve 169,03-TL Gecikme zammı

2007 dönemi 892,65-TL borç ve 89,27-TL Gecikme zammı

2008 dönemi 1.871,63-TL borç ve 187,16-TL Gecikme zammı

2009 dönemi 5.275,37-TL borç ve 527,38-TL Gecikme zammı

2010 dönemi 2.173,89-TL borç ve 217,39-TL Gecikme zammı

2011 dönemi 2.137,27-TL borç ve 213,73-TL Gecikme zammı

2012 dönemi 2.311,13-TL borç ve 231,12-TL Gecikme zammı öngörülmüş olup, ayrıca söz konusu ödeme emrinin içeriğinde,bu ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde, borcun DSİ 25. Bölge Muhasebe Müdürlüğüne veya bunlar adına tahsile yetkili olanlara ödenmesi veya borcu karşılayacak değerde mal bildiriminde bulunulması, haciz kabil malı yoksa bildirilmesinin gerektiği belirtilmiştir.

6200 sayılı DSİ'nin Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 1. Maddesinin 1.Fıkrasında DSİ'nin kuruluş amaç ve görevi " Bu Kanunun amacı; yerüstü ve yeraltı sularının zararlarını önlemek ve/veya bunlardan çeşitli yönlerden faydalanmak maksadıyla bu Kanun ve ilgili diğer mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek ve yetkileri kullanmak üzere; Orman ve Su İşleri Bakanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğine sahip, merkezi Ankara'da bulunan özel bütçeli bir kuruluş olan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemektir. " şeklinde tarif edilmiş, 2.maddesinde Vazife ve Salahiyetleri düzenlenmiş olup, 23. maddesinin b bendinde ise, " Tesisler ortaklıklar tarafından meydana getirilecek ise bu takdirde tesis masrafları ortaklar arasındaki sözleşme hükümlerine göre sağlanır. " hükmü yer almakta olup, DSİ Genel Müdürlüğü adına DSİ 25. Bölge Müdürlüğü İle T.C. Gönen Ovası Sulama Birliği, Gönen HES Elektrik Üretim A.Ş. ve T.C. Bandırma Belediye Başkanlığı Arasında Düzenlenen Yenice-Gönen Barajı Ortak Tesisleri İle İlgili Sözleşme ve Ek Sözleşme de bu amaçla yapılmıştır.

Taraflar arasında akdedilen ek sözleşmenin 6.6. maddesinde; ‘’ Şirket ve Su Kullanıcı Örgütleri ortak tesislerden kendi hissesine düşen yatırım, işletme ve bakım-onarım giderlerinden, hisselerine düşen bedeli zamanında ödemedikleri takdirde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun Hükümlerine göre bu alacaklar tahsil edilir. ‘’ hükmü yer almakta olup, davaya konu edilen ödeme emri bu hüküm uyarınca 6183 sayılı AATHUK uyarınca Tanzim edilmiştir.

21.07.1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Hakkında Kanun’un ‘’Kanunun Şümulü’’ başlıklı 1. maddesinde; “ Devlete, vilayet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i amme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisapT. doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu kanun hükümleri tatbik olunur. ” hükmü,

‘’ Ödeme Emri ’’ başlıklı 55. maddesinde; “’Amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumu bir "Ödeme emri" ile tebliğ olunur.

Ödeme emrinde borcun asıl ve ferilerinin mahiyet ve miktarları nereye ödeneceği, müddetinde ödemediği veya mal bildiriminde bulunmadığı takdirde borcun cebren tahsil ve borçlunun mal bildiriminde bulununcaya kadar üç ayı geçmemek üzere hapis ile tazyik olunacağı, gerçeğe aykırı bildirimde bulunduğu takdirde hapis ile cezalandırılacağı kayıtlı bulunur. Ayrıca, borçlunun 114 üncü maddedeki vazifeleri ve bu vazifeleri yerine getirmediği takdirde hakkında tatbik edilecek olan ceza bu ödeme emrinde kendisine bildirilir.

Belediye hududu dışındaki köylerde bulunan borçlulara ödeme emirleri muhtarlıkça tebliğ olunur. Ödeme emirlerinin muhtarlığa tevdii tarihinden itibaren 15 gün içinde tebligat yapılmadığı takdirde ödeme emirleri tebliğ edilmemiş olan borçluların isimleri ödeme emri hüküm ve mahiyetindeki bir "ödeme cetveline" alınarak borçlular borçlarını ödemeye ve mal bildiriminde bulunmaya çağırılırlar. Ödeme cetveli köy ihtiyar kurulu kapısına bir örneği de köyde herkesin görebileceği umumi bir mahalle 10 gün müddetle asılmak suretiyle tebliğ olunur ve cetvelin asıldığı Köy muhtarlığınca münadi vasıtasıyla ilan olunur. Cetvel asılırken ve indirilirken keyfiyet muhtarlıkça zabıt varakasıyla tespit edilir. Cebren tahsil ve takip ödeme emrinin tebliği veya ödeme cetvelinin indirilmesi tarihinde başlamış olur.

Borcunu vadesinde ödemeyenlere ait malları elinde bulunduran üçüncü şahıslardan bu malları 7 gün içinde bildirmeleri istenir.’’ hükümleri yer almaktadır.

Davada, uyuşmazlığa konu edilen ödeme emri DSİ Genel Müdürlüğü adına DSİ 25. Bölge Müdürlüğü İle T.C. Gönen Ovası Sulama Birliği, Gönen HES Elektrik Üretim A.Ş. ve T.C. Bandırma Belediye Başkanlığı Arasında 09.12.2011 tarihinde akdedilen Yenice-Gönen Barajı Ortak Tesisleri İle İlgili Ek Sözleşmesinin hükümlerine dayanmakla birlikte bu sözleşmenin kaynağı ise sözleşmenin 3.maddesinde belirtildiği üzere Yasa’dır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, ortada taraflar arasında serbest irade ile yapılan bir protokol (sözleşme) sözkonusu olduğu, 6183 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca akitten doğan bir kamu alacağının bu kanun kapsamı dışında olduğu, dolayısıyla davada özel hukuk hükümlerinin uygulanması gerektiği ve adli yargının ihtilafta görevli olduğu öne sürülmüş ise de, bu görüşe katılmaya imkan görülmemiştir. Gerçekten, 6183 Sayılı Kanunun 1.maddesinde kamu idarelerinin akitten doğan alacaklarının bu kanun kapsamı dışında olduğu ifade edilmekle beraber; aynı maddede düzenlenen kamu idarelerinin “amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları”nın bu kanun kapsamına dahil olduğu hükmü karşısında, öncelikle davacı ile davalı arasında imzalanan sözleşmenin hukuki mahiyetinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Davalı DSİ’nin içme ve kullanma suyu temini konusundaki görevinin bir kamu hizmeti olduğu açık olduğu gibi; sözkonusu Yenice-Gönen Barajı Ortak Tesisleri ile ilgili Ek Sözleşmenin tarafları (DSİ+Gönen Ovası Sulama Birliği+Gönen HES Elektrik Üretim A.Ş.+Bandırma Belediye Başkanlığı) gözetildiğinde, ortada bir özel hukuk sözleşmesinin değil, bir idari sözleşmenin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki su ve elektrik gibi belde sakinlerinin temel ihtiyaçlarının karşılanması faaliyetinin 5393 sayılı Belediye Kanunu ile Belediyelere bir kamu hizmeti olarak yüklenmesi karşısında, yine özel hukuka tabi bir sözleşmenin varlığından söz edilemez. Şu halde, davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin 6183 sayılı Kanun kapsamında olduğu kabul edilmeli ve bu sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan tasarrufun (ödeme emrinin) idari yargının denetimine tabi olduğu sonucuna varılmalıdır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin 1. fıkrasında; İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları idari dava türleri olarak belirtilmiş olup, bununla birlikte kamu kurum ve kuruluşlarının kendilerine ilgili mevzuatla verilen görevi yaparken, kamu kudretini kullanmak suretiyle tek yanlı olarak tesis ettikleri icrai işlemler veya eylemlerden doğan uyuşmazlıkların idari yargı merciince çözümlenmesi gerekmektedir.

Olayda, kamu kurumu niteliğini haiz bir kuruluş olan DSİ’nin dayanağını Yasa’dan almış idari mahiyette bir sözleşme hükmünün icrası kapsamında, kamu hizmetinin yerine getirilmesi için kamu gücü kullanılarak oluşturduğu tek yanlı işlem niteliğinde olan ödeme emri dava konusu edilmiş olduğundan, buna ilişkin uyuşmazlığın da idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Orman ve Su İşleri Bakanlığına izafeten DSİ Genel Müdürlüğü 25.Bölge Müdürlüğü vekilinin görev itirazının Balıkesir İdare Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

11-ESAS NO            : 2014/898

KARAR NO            : 2014/966

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar    : 1- A.Y., 2- S.K.Y., 3- Ö.Y., 4- U.Y., 5- Ş.Y.

Vekili         : Av. A.S.

Davalı        : Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü

Vekili         : Av. A.Ü.

O L A Y    : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların murisi M.Y.’ın Kayseri Kadastro Müdürlüğü’nde Kontrol Memuru olarak görev yaptığı sırada aynı yerde çalışan E.S. ile Kadastro Müdürlüğü tarafından görevlendirildiklerini, 28.05.2013 tarihinde işin yüklenicisi K. Haritacılık Ltd.Ştd.’ne ait araçla göreve gönderildikleri ve bu görev dönüşünde E.S.’in kullandığı araçla tek taraflı yapılan kaza sonucu M.Y.’ın vefat ettiğini; meydana gelen kazanın idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını belirtilerek; 7.000,00TL maddi ve 340.000,00TL manevi zararın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargıda dava açmıştır.

Davalı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. Maddesi uyarınca davanın adli yargıda görülmesi gerektiğini ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.

KAYSERİ 1. İDARE MAHKEMESİ: 03.04.2014 gün, E:2014/30 sayı ile verdiği görevlilik kararında “… Anayasanın 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.

İdare kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

Uyuşmazlık konusu olayda, davacıların murisinin yüklenici firmaya ait bir araçla görev için başka bir yere gittikten sonra asıl görev yerine dönüşünde trafik kazası geçirip vefat ettiği dikkate alındığında söz konusu kazanın ve ölüm olayının bir kamu hizmetinin ifası sırasında ve görevin neden ve etkisiyle meydana geldiğinin kabulünün gerekmesi nedeniyle iş bu uyuşmazlığın çözümünde idarenin hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluk hallerine yönelik kuralların uygulanması gerektiği sonucuna varılmış olup bu gerekçeyle de uyuşmazlığın görüm ve çözümünde idari yargının görevli olduğu sonucuna varılmıştır…” denilmek suretiyle

davalı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI: “…2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85. maddesinin değişik birinci fıkrasının, "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar" hükmünü ve değişik beşinci fıkrasının, "İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur" hükmünü taşımaktadır. 2918 sayılı Yasanın 106 maddesinde ise, "Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır" hükmüne yer verilmektedir.

Ayrıca, 2918 sayılı Yasanın (Değişik: 11/1/2011-6099/14 md.) “Görevli ve Yetkili Mahkeme” başlığını taşıyan 110. maddesinde, “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafık kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. / Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir” hükmü bulunmaktadır.

2918 sayılı Yasanın 110. Maddesinde yapılan değişiklikle, Karayollarında meydana gelen trafik kazalarından doğan sorumluluk davalarına, araç işleteni kamu kuruluşu olsa dahi adli yargı yerinde bakılması gerektiği anlaşılmaktadır…” şeklindeki gerekçe ile 2247 sayılı Kanun'un 10. maddesi gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca 10.maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Kayseri Kadastro Müdürlüğü’nde Kontrol Memuru olarak görev yapan davacıların murisi Mehmet Yamak’ın 28.05.2013 tarihinde görev dönüşü sırasında yüklenici firmaya ait olan araçla geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetmesinden dolayı uğranılan maddi ve manevi zararın yasal faizinin tazmini istemiyle açılmıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun, trafik kazalarına ilişkin yedinci kısmını izleyen hukuki sorumluluk ve sigorta hakkındaki sekizinci kısmının, “ İşleten ve Araç İşleticisinin Bağlı Olduğu Teşebbüs Sahibinin Hukuki Sorumluluğu” başlıklı birinci bölümünde aynı başlıkla yer alan 85. maddesi, değişik birinci fıkrasında “ Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.” ve değişik beşinci fıkrasında “İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.” hükümlerini taşımakta; bu bölümün sonunda yer alan, 90. maddesinde. “ Maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında Borçlar Kanununun haksız fillere ilişkin hükümleri uygulanır.” denilmekte; aynı kısmın “Özel Durumlar” başlıklı üçüncü bölümünde Devlete ve kamu kuruluşlarına ait araçların durumunu düzenleyen değişik 106. maddesi ise, “ Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır.” hükmüne yer verilmektedir.

Anılan hükümlerin incelenmesinden,106.maddede sayılan kamu kurum ve kuruluşlarının, sahip oldukları motorlu araçların sebep olduğu zararlardan dolayı idare hukuku kurallarına değil, bu Yasa’da düzenlenen “ işleten ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğu” çerçevesinde Borçlar Kanunu’nun haksız fiillere ilişkin hükümlerine tabi kılındığı; bu suretle 2918 sayılı Yasa’da, motorlu aracın işletilmesinden doğan zararların tazmini konusunda, motorlu aracın sahibinin özel ya da kamu tüzel kişisi olması bakımından bir farklılık gözetilmeyerek işaret edilen kamu kurum ve kuruluşlarının da özel hukuk tüzel kişileri gibi aynı esaslara göre sorumlu olduklarının kabul edildiği anlaşılmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, Kayseri Kadastro Müdürlüğü’nde görevli olan Mehmet Yamak’ın görev dönüşü yüklenici firmaya ait araçla geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybettiği, Mehmet Yamak’ın yakınları tarafından, davalı idarenin kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini amacıyla görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda sözü edilen Kanun hükümlerine ek olarak, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun Karayollarında uygulanacağı belirtilmiş, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.

2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: “… Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da Tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” (Any. Mah.nin 26.12.2013 tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G. 27.3.2014, Sayı: 28954, s.136-147.)

Anayasa’nın 158 inci maddesinin son fıkrasında “ Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısiyle 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun’dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa’nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir.

Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Kayseri 1.İdare Mahkemesinin 03.04.2014 gün ve 2014/30 sayılı görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Kayseri 1.İdare Mahkemesinin 03.04.2014 gün ve 2014/30 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 17.11.2014 gününde üye Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Kayseri Kadastro Müdürlüğü emrinde kontrol memuru olarak görev yapmakta iken 28.05.2013 tarihinde, işin yüklenicisi dava dışı şirkete ait araçla görev dönüşünde gerçekleşen kazada vefat eden Mehmet Yamak’ın mirasçıları tarafından davalı idare aleyhine hizmet kusuruna dayalı olarak maddi ve manevi tazminat davası açılmıştır.

Davalı idarenin yargı yolu itirazının idari yargıca red edilmesi üzerine davalı idare vekilince İdari Yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda verdiği dilekçe üzerine dosyanın gönderildiği Yüksek Mahkemece yapılan inceleme sonucu “Uyuşmazlığın 2918 sayılı yasadan kaynaklandığı, 2918 sayılı yasanın 110. maddesi gereğince uyuşmazlığın çözümünün Adli Yargının görev alanında bulunduğu” gerekçesiyle Adli Yargının görevli olduğuna oy çokluğu ile karar verilmiştir.

Sayın çoğunluğun, uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşüne katılamıyorum.

T.C. Anayasanın 125/ son maddesinde “ İdarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu” kurala bağlanmış,

2577 sayılı İ.Y.U.K. 2/1-b maddesinde de “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları İdari dava çeşitleri arasında” sayılmıştır.

Somut uyuşmazlıkta, davalı idarenin gerekli ve yeterli tedbirleri almadığı iddiasına dayalı olarak tam yargı davası açılmıştır.

Oluş, dava dilekçesindeki nitelendirme ve açıklanan yasal düzenlemeler karşısında asker kişiyi ilgilendiren, askeri hizmete işleyiş ve yürütülmesindeki varsa kusurun belirleneceği dava İdari Yargının görev alanında kalmaktadır.

Sayın çoğunluk, Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.

11.01.2011 gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür..." hükmü getirilmiştir.

Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır.

Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir.

Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır.

Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.

2918 sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir.

Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir.

Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, İdare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.)

Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- İdari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, İdari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444)

Keza, Sayın çoğunluğun kararı dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kolları arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir.

Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.)

2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,

Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,

Hizmetin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre,

Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.

 

Karşı Oy

Eyüp Sabri BAYDAR

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

12-ESAS NO            : 2014/934

KARAR NO            : 2014/978

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İcra müdürlüğünce yapılan ihale sonucu davacı bankaca alınan araca ilişkin olarak Vergi Dairesince tahsil edilen katma değer vergisi ve damga vergisinin iadesine karar verilmesi istemiyle açılan davanın; davacı Bankanın İcra Müdürlüğü işlemlerine karşı herhangi bir itirazda bulunmaması ve talep edilen vergi tutarlarını Vergi Dairesine yatırması nedeniyle, artık bir vergi alacağına itiraz mahiyetini taşıması karşısında, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : T.C. Ziraat Bankası A.Ş.

Vekili : Av. O.K.

Davalı        : Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı (Gölbaşı Vergi Dairesi Müdürlüğü)

Vekili         : Av. F.B.Y.

O L A Y    : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Gölbaşı İcra Müdürlüğü’nün 2012/1230 Tal.E.sayılı icra dosyası ile satışa çıkartılan aracı alacağına mahsuben aldığını, aracın devri esnasında 9.540,00 TL KDV ve 301.57 TL damga vergisinin icra dairesi tarafından hesaplandığını ve vergi dairesine ödendiğini, müvekkil bankanın katma değer vergisinden ve damga vergisinden muaf olduğunu belirterek, vergi dairesine ödenmiş olan 9.540,00 TL KDV ve 301,57 TL damga vergisinin iadesine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı vekili 28.08.2013 tarihli cevap dilekçesi ile; görev itirazında bulunmuştur.

Ankara 6.Vergi Mahkemesi; 28.01.2014 gün ve 2013/1380 Esas sayılı kararı ile; Olayda, davalı idare vekili tarafından, her ne kadar dava konusu vergilerin icra müdürlüğünün tesis ettiği bir işlemden kaynaklandığı belirtilerek Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 11.3.2013 tarih ve E:2012/182, K:2013/321 sayılı kararına atıfta bulunmak suretiyle davanın görev yönünden reddi gerektiği iddia edilmiş ise de; söz konusu Uyuşmazlık Mahkemesi kararında, ihtilaf konusu işlemin, ihale neticesi yapılan taşınmaz satışı nedeniyle katma değer vergisi ve ihale damga pulu bedelinin alınmamasına karar verilmesi istemiyle icra müdürlüğüne yapılan başvurunun reddine ilişkin işlem olması ve ilk derece mahkemesince, bu başvurunun 2004 sayılı icra ve iflas Kanunu'nun 16.maddesi uyarınca yapılan şikayet olarak değerlendirilmesi nedeniyle adli yargı yerinin görevli olduğu değerlendirmesi yapılmıştır. Oysa ki, Mahkememiz esasına kayıtlı iş bu dosyada, icra müdürlüğü işleminin değil, vergi dairesince tahsil edilen ve vergi mahkemesinin görevine giren katma değer vergisi ve damga vergisinin iadesine ilişkin olması ve vergi mahkemesinin görevine giren bir verginin iadesi istemiyle açılmış bir davada da, ancak vergi mahkemesince inceleme yapılıp karar verilebileceğinden, davalı idarenin görev itirazının reddi gerektiği” şeklindeki gerekçesiyle davalı idarenin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı vekilinin, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı: 23.06.2014 tarih ve 2014/193592 Karar sayılı kararında aynen “2004 sayılı icra ve İflas Kanunu'nun 16. maddesinde "Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabileceği" hükmü; anılan Kanun'un 17. maddesinde de "şikayet icra mahkemesince kabul edilirse şikayet olunan muamele ya bozulur, yahut düzeltilir", hükmü, 4. maddesinde de; "İcra ve iflas dairelerinin muamelelerine karşı yapılan şikayetlerle itirazların incelemesi icra mahkemesi hakimi yahut kanun gereğince bu görev kendisine verilmiş olan hakim tarafından yapılır." hükmünün yer aldığı; uyuşmazlığa neden olan işlem, davacı bankadan icra ihalesi sonucunda satış değeri üzerinden KDV ve damga vergisi alınması işlemi olup, bu işlemin İcra Müdürlüğü tarafından tesis edilmiş olduğu; dolayısıyla, söz konusu harcın tahsiline ilişkin icra Müdürlüğü işleminin kanununa aykırı olduğunun ileri sürülmesi halinde, şikayet üzerine İcra Mahkemesinin, söz konusu icra dosyası üzerinde inceleme yaparak İcra Müdürlüğünün işleminin kanununa uygun olup olmadığı hususunda karar vereceği; aksi halde, başvuru harcı ve karar harcı gibi yargılama sırasında alınan harçlara ilişkin olarak adli mahkemelerce verilen kararların da yasaya uygun olup olmadığı hususunda denetimin vergi mahkemelerince yapılacağı şeklinde bir durumun ortaya çıkmasının söz konusu olacaktır. adli yargılamanın bir parçasını oluşturan uyuşmazlığın İcra Müdürlüğünün tesis ettiği bir işlemden kaynaklanması nedeniyle bu işlemin yasaya uygun olup olmadığı hususunun adli yargı içinde çözümlenmesi gerektiği” şeklindeki açıklamaları ile 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT ’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:

Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, davalı Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı bakımından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Gölbaşı İcra Müdürlüğü’nün 2012/1230 Tal.E.sayılı icra dosyası ile satışa çıkartılan aracı alacağına mahsuben alan davacının, aracın devri esnasında vergi dairesine ödemiş olduğu 9.540,00 TL Katma Değer Vergisi ve 301,57 TL damga vergisinin davalı tarafından iadesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Dava dilekçesi incelendiğinde, davacı vekilinin davaya konu satışa ilişkin olarak, katma değer vergisi ve damga vergisi alındığını, davacı Ziraat Bankası’nın kamu kurumu olması nedeni ile vergiden muaf olduğunu, bu nedenle gerçekleştirilen vergi, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin hukuka aykırı olduğunu iddia ederek, icra baskısı altında ödenen paranın, davacı kuruma iadesine karar verilmesini istemektedir.

Görevli yargı yerinin belirlenmesi açısından öncelikli olarak, iadesi istenilen damga vergisi ve katma değer vergisinin niteliğinin ortaya konulması gerekmektedir.

a) Katma Değer Vergisi Yönünden:

25.10.1984 tarih ve 3095 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun ‘Verginin Konusunu Teşkil Eden İşlemler’ başlıklı 1. maddesinde “Türkiye'de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisine tabidir:

1. Ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler,

2. Her türlü mal ve hizmet ithalatı

3. Diğer faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetler

a) Posta, telefon, telgraf, teleks ve bunlara benzer hizmetler ile radyo ve televizyon hizmetleri,

b) (Değişik bend: 14/03/2007-5602 S.K./10.mad) Her türlü şans ve talih oyunlarının tertiplenmesi ve oynanması

c) Profesyonel sanatçıların yer aldığı gösteriler ve konserler ile profesyonel sporcuların katıldığı sportif faaliyetler, maçlar, yarışlar ve yarışmalar tertiplenmesi, gösterilmesi,

d) (Değişik bent: 29/06/2001 - 4706 S.K./8. md.;Değişik bent: 16/06/2009-5904 S.K./8.mad) Müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışlar ile 10/2/2005 tarihli ve 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanununa göre düzenlenen ürün senetlerinin, senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara teslimi,

e) Boru hattı ile hampetrol, gaz ve bunların ürünlerinin taşınmaları

f) Gelir Vergisi Kanununun 70 inci maddesinde belirtilen mal ve hakların kiralanması işlemleri,

g) Genel ve katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine, belediyeler ve köyler ile bunların teşkil ettikleri birliklere, üniversitelere, dernek ve vakıflara, her türlü mesleki kuruluşlara ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan veya işletilen müesseseler ile döner sermayeli kuruluşların veya bunlara ait veya tabi diğer müesseselerin ticari, sınai, zirai ve mesleki nitelikteki teslim ve hizmetleri

h) Rekabet eşitsizliğini gidermek maksadıyla isteğe bağlı mükellefiyetler suretiyle vergilendirilecek teslim ve hizmetler.

Ticari, sınai, zirai faaliyet ile serbest meslek faaliyetinin devamlılığı, kapsamı ve niteliği Gelir Vergisi Kanunu hükümlerine göre; Gelir Vergisi Kanununda açıklık bulunmadığı hallerde, Türk Ticaret Kanunu ve diğer ilgili mevzuat hükümlerine göre tayin ve tespit edilir.

Bu faaliyetlerin kanunların veya resmi makamların gösterdiği gerek üzerine yapılması, bunları yapanların hukuki statü ve kişilikleri, Türk tabiyetinde bulunup bulunmamaları, ikametgah veya işyerlerinin yahut kanuni merkez veya iş merkezlerinin Türkiye'de olup olmaması işlemlerin mahiyetini değiştirmez ve vergilendirmeye mani teşkil etmez.

İthalatın kamu sektörü, özel sektör veya herhangi bir gerçek veya tüzelkişi tarafından yapılması veya herhangi bir şekil ve surette gerçekleştirilmesi, özellik taşıması vergilendirmeye tesir etmez.” şeklindeki düzenleme ile katma değer vergisinin kapsamı belirlenmiş, davaya konu satış işleminin de katma değer vergisine tabi olduğu düzenlenmiştir.

5.10.1984 tarih ve 3095 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun ‘Mükellef’ başlıklı 8. maddesinde; “ 1-Katma Değer Vergisinin Mükellefi:

a) Mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde bu işleri yapanlar,

b) İthalatta mal ve hizmet ithal edenler,

c) Transit taşımalarda gümrük veya geçiş işlemine muhatap olanlar,

d) PTT İşletme Genel Müdürlüğü ve radyo ve televizyon kurumları,

e) (Değişik bend: 14/03/2007-5602 S.K./10.mad) Her türlü şans ve talih oyunlarını tertip edenler,

f) (Mülga bend: 14/03/2007-5602 S.K./11.mad),

g) 1 inci maddenin 3 üncü fıkrasının (c) bendine giren hallerde bunları tertipleyenler veya gösterenler,

h) Gelir Vergisi Kanununun 70 inci maddesinde belirtilen mal ve hakları kiR.a verenler,

ı) İsteğe bağlı mükellefiyette talepte bulunanlardır.

2. (Değişik bent: 03/06/1986 - 3297/2 md.) Vergiye tabi bir işlem sözkonusu olmadığı veya katma değer vergisini fatura veya benzeri vesikalarda göstermeye hakkı bulunmadığı halde; düzenlediği bu tür vesikalarda katma değer vergisi gösterenler, bu vergiyi ödemekle mükelleftirler. Bu husus kanuna göre borçlu oldukları vergi tutarından daha yüksek bir meblağı göstE.mükellefler için de geçerlidir. (Değişik cümle: 25/12/2003 - 5035 S.K./6. md.) Bu gibi sebeplerle fazla ödenen vergiler, Maliye Bakanlığının belirleyeceği usul ve esaslara göre ilgililere iade edilir.” şeklindeki düzenleme ile de katma değer vergisi mükellefleri sayılmıştır.

Aynı Kanunun, ‘Sosyal ve Askeri Amaçlı İstisnalarla Diğer İstisnalar’ başlıklı 6. Bölümünün, 17. Maddesinin, 4. Fıkrasının ‘r’ bendinde; “Kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimleri” vergi istisnaları arasında gösterilmiştir.

Davacı vekili dava dilekçesinde, davacı kurumun niteliği gereği, 3095 sayılı Kanun ile belirlenen vergi istisnaları arasında yer aldığını ve bu nedenle kendisinden tahsil edilen vergiden muaf olduğunu belirterek, tahsil edilen katma değer vergisinin iadesini istemiştir. Bu nedenle, uyuşmazlığa konu ihtilafın çözümlenmesi için, 3095 sayılı Kanun gereğince tahsil edilen verginin mahiyetinin incelenmesi ve davacının iddia ettiği gibi, bu vergiden muaf olup olmadığını ortaya konulması gerekmektedir. Bu noktada, söz konusu incelemenin hangi mahkeme eli ile yapılması gerektiğine ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesi ve görevli yargı yerinin bu mevzuat çerçevesinde belirlenmesi yerinde olacaktır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Kanunun Şümulü” başlıklı 1. maddesinde, bu kanun hükümlerinin ikinci maddede yazılı olanlar dışında, genel bütçeye giren vergi, resim ve harçlar ile il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim ve harçlar hakkında uygulanacağı belirtilmiş,

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Vergi Davalarının Konusu” başlıklı 378.. maddesinde, “Vergi mahkemesinde dava açabilmek için verginin tarh edilmesi, cezanın kesilmesi, tadilat ve takdir komisyonları kararlarının tebliğ edilmiş olması; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapılmış ve ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması lazımdır.

Mükellefler beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamazlar. Bu Kanunun vergi hatalarına ait hükümleri mahfuzdur.” denilerek hak edişten kesinti yapılmak sureti ile tahsil edilen vergiler hakkında açılacak davaların da vergi davası kapsamında sayılması gerektiği belirtilmiş,

2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun "Vergi Mahkemelerinin Görevleri" başlıklı 6. maddesinde, Vergi Mahkemelerinin genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalarla, bu konularla ilgili olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları ve diğer kanunlarla verilen işleri çözümleyeceği hükmüne yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere, davacının 3095 sayılı Kanunun 1,8 ve 17. Maddeleri gereğince, davacının katma değer vergisi mükellefi olup olmadığı, mükellef ise yapılan satış işlemi itibari ile kanunda düzenlenen istisnalardan yararlanıp yararlanamayacağı ya da vergiden muaf kabul edilip edilmeyeceği konularında, inceleme yapma görevi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun maddeleri uyarınca Vergi Mahkemesi’ne verildiğinden, davacının katma değer vergisine ilişkin talebi yönünden görevli yargı yerinin idari yargı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

b) Damga Vergisi Yönünden:

01.07.1964 tarih ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun ‘Mükellef’ başlıklı 3. maddesinde; “Damga Vergisinin mükellefi kağıtları imza edenlerdir.

Resmi dairelerle kişiler arasındaki işlemlere ait kağıtların Damga Vergisini kişiler öder.

Yabancı memleketlerle Türkiye'deki yabancı elçilik ve konsolosluklarda düzenlenen kağıtların vergisini, Türkiye'de bu kağıtları resmi dairelere ibraz eden, üzerlerinde devir veya ciro işlemleri yapanlar veya herhangi bir suretle hükümlerinden faydalananlar öderler. Ancak bunlardan ticari veya mütedavil kağıt mahiyetinde bulunanların vergisini, bunları en evvel saT. veya kabul veya başka suretle kullanan kişiler öderler.” denilmek sureti ile damga vergisi mükellefleri belirlenmiş ve damga vergisinin asıl mükellefi belgeyi düzenleyen olmakla birlikte, resmi dairelerle yapılan işlemlerde verginin mükellefi olarak kişiler gösterilmiştir

01.07.1964 tarih ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun ‘Makbuz Karşılığı Ödemelerde Ödemenin Zamanı’ başlıklı 22. maddesinde(Değişik madde: 30/12/2004 - 5281 S.K./3.mad) Makbuz karşılığı ödemelerde Damga Vergisi;

a) Maliye Bakanlığınca belirlenen mükellefler, kurum ve kuruluşlar tarafından bir ay içinde düzenlenen kağıtların vergisi, ertesi ayın yirminci günü akşamına kadar vergi dairesine bir beyanname ile bildirilir ve yirmi altıncı günü akşamına kadar ödenir.

b) (a) bendi dışındaki hallerde, kâğıdın düzenlendiği tarihi izleyen onbeş gün içinde vergi dairesine bir beyanname ile bildirilir ve aynı süre içinde ödenir.

Maliye Bakanlığı, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esasları belirlemeye, lüzum göreceği işlemlere ilişkin kâğıtlara ait verginin yukarıdaki sürelere bağlı kalmaksızın ve beyanname aranmaksızın kâğıdın düzenlenmesinden önce veya noterlerce işleme tâbi tutulması sırasında ödenmesi zorunluluğunu getirmeye, vergiyi işlem anında ilgili kamu kurum veya kuruluşuna makbuz karşılığı ödettirmeye yetkilidir.” şeklindeki düzenleme ile de damga vergisi beyannamesini vermekle yükümlü kişiler ve verme zamanına ilişkin sürelere yer verilmiştir. Maddenin a bendinde Maliye Bakanlığı’nca vergi mükellefi olarak belirlenen kişilerden, b fıkrasında ise Maliye Bakanlığı tarafından belirlenenler dışında kalan kişiler yönünden düzenleme yapılmıştır.

488 sayılı Kanun’un Damga Vergisinden istisnaları düzenleyen 2 numaralı tablosunun ‘ Ticari ve Medeni İşlerle İlgili Kağıtlar ‘ başlıklı IV bölümünün 35 numaralı alt başlığında; “5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (12) numaralı bendi kapsamındaki işlemler nedeniyle düzenlenen kâğıtlar” vergi istisnası kabul edilmiştir.

5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 21/6/2006 tarih ve 26205 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 36. Maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır, ancak 5520 sayılı Kanun’un Geçici 1. Maddesinin 5. Fıkrasındaki; “(Diğer kanunlarla 5422 sayılı Kanuna yapılmış olan atıflar, ilgili olduğu maddeler itibarıyla bu Kanuna yapılmış sayılır.” Hükmü gereğince, 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nda 5422 sayılı Kanun’a yapılan atıf, 21.06.2006 tarihi itibari ile 5520 sayılı Kanun’a yapılmış gibi işlem görecektir.

21/6/2006 tarih ve 26205 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun ‘ İstisnalar’ başlıklı 5/1-f bendinde; “ Bankalara borçları nedeniyle kanunî takibe alınmış veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna borçlu durumda olan kurumlar ile bunların kefillerinin ve ipotek verenlerin sahip oldukları taşınmazlar, iştirak hisseleri, kurucu senetleri ve intifa senetleri ile rüçhan haklarının, bu borçlara karşılık bankalara veya bu Fona devrinden sağlanan hasılatın bu borçların tasfiyesinde kullanılan kısmına isabet eden kazançların tamamı ile bankaların bu şekilde elde ettikleri söz konusu kıymetlerin satışından doğan kazançların %75'lik kısmı.” şeklindeki düzenleme ile, takibe konu banka borcu tahsili kapsamında yürütülen işlemlerin, damga vergisinden muaf olduğu düzenlenmiştir. Dosya kapsamında incelenen açık artırma tutanağında da, takip dosyası kapsamında icra takibini Ziraat Bankası’nın başlattığı ve dava dışı şirketin bankaya olan borcundan dolayı,şirkete ait aracın satışını istediği görülmektedir.

Davacı vekili dava dilekçesinde, davacı kurumun niteliği gereği, 5520 sayılı Kanun ile belirlenen vergi istisnaları arasında yer aldığını ve bu nedenle kendisinden tahsil edilen vergiden muaf olduğunu belirterek, tahsil edilen katma değer vergisinin iadesini istemiştir. Bu nedenle, uyuşmazlığa konu ihtilafın çözümlenmesi için, 488 sayılı Kanun gereğince tahsil edilen verginin mahiyetinin incelenmesi ve davacının iddia ettiği gibi, bu vergiden muaf olup olmadığını ortaya konulması gerekmektedir. Bu noktada, söz konusu incelemenin hangi mahkeme eli ile yapılması gerektiğine ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesi ve görevli yargı yerinin bu mevzuat çerçevesinde belirlenmesi yerinde olacaktır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Kanunun Şümulü” başlıklı 1. maddesinde, bu kanun hükümlerinin ikinci maddede yazılı olanlar dışında, genel bütçeye giren vergi, resim ve harçlar ile il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim ve harçlar hakkında uygulanacağı belirtilmiş,

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Vergi Davalarının Konusu” başlıklı 378.. maddesinde, “Vergi mahkemesinde dava açabilmek için verginin tarh edilmesi, cezanın kesilmesi, tadilat ve takdir komisyonları kararlarının tebliğ edilmiş olması; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapılmış ve ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması lazımdır.

Mükellefler beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamazlar. Bu Kanunun vergi hatalarına ait hükümleri mahfuzdur.” denilerek hak edişten kesinti yapılmak sureti ile tahsil edilen vergiler hakkında açılacak davaların da vergi davası kapsamında sayılması gerektiği belirtilmiş,

2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun "Vergi Mahkemelerinin Görevleri" başlıklı 6. maddesinde, Vergi Mahkemelerinin genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalarla, bu konularla ilgili olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları ve diğer kanunlarla verilen işleri çözümleyeceği hükmüne yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere, davacının 488 sayılı Kanunun 3,22. Maddeleri ve ek 2 numaralı tablosu gereğince, damga vergisi mükellefi olup olmadığı, mükellef ise yapılan satış işlemi itibari ile 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ve 5422 sayılı Kanun’u yürürlükten kaldıran 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nda düzenlenen istisnalardan yararlanıp yararlanamayacağı ya da vergiden muaf kabul edilip edilmeyeceği konularında, inceleme yapma görevi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun maddeleri uyarınca Vergi Mahkemesi’ne verildiğinden; davacının katma değer vergisi ile damga vergisine ilişkin talepleri yönünden görevli yargı yerinin idari yargı (Vergi Mahkemesi) olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE,17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

13-ESAS NO            : 2014/951

KARAR NO            : 2014/995

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının, davaya konu bulunan 33.800 m² lik deniz alanının, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından davacıya kiralanması sonrasında, davalı İl Özel İdaresi’nin 18.12.2013 tarih ve 52921961-000-36173 sayılı yazı ile 16.12.2013-14.12.2014 tarihleri arasındaki bir yıllık döneme ilişkin olarak, sözleşmeye istinaden tahsil edilen 3.601,62-TL. tutarındaki Katma Değer Vergisinin iptaline karar verilmesi istemiyle açtığı davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : Ö. Balık Ürünleri ve Malz. Paz. Tic. Ltd. Şti

Vekili : Av. S.A. & Av. M.Y. & Av. S.Y.

Davalılar    : 1.İzmir İl Özel İdaresi

Vekili         : Av. E.D.

2. İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı Kemeraltı Vergi Dairesi Müdürlüğü

O L A Y    : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İzmir İli, Urla İlçesi, Sığacık Körfezi Mevkiinde devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan 33.800 m2 lik deniz alanının, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından davacıya 16.12.2013 tarihli sözleşme ile kiralandığını; 6111 sayılı kanunun geçici 12. Maddesine göre, kiralamadan elde edilen gelirlerin il özel idarelerine ait olduğundan bahisle, İzmir İl Özel İdaresi tarafından davacıya gönderilen 18.12.2013 tarihli ve 52921961-000-36173 sayılı yazı ile 16.12.2013-14.12.2014 tarihleri arasındaki bir yıllık süreye ilişkin 20.009-TL. kira bedeli ile bu bedel üzerinden hesaplanan 3.601,62-TL. tutarındaki KDV'nin il özel idaresi banka hesabına yatırılmasının istendiğini, davacı şirket tarafından da istenen KDV ekli dekontun 18.12.2013 tarihinde İzmir İl Özel İdaresinin banka hesabına yatırıldığını, İzmir İl Özel İdaresi’nin Kemeraltı Vergi Dairesi Müdürlüğü’ne bağlı olduğunu, İzmir İl Özel İdaresi tahsil ettiği KDV tutarını bu vergi dairesine ödemek durumda olduğundan davalı olarak Kemeraltı Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün de gösterildiğini;

Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan gayrimenkul niteliğindeki deniz yüzeyi kiralaması işleminden KDV alınmak istenmesinin hukuka aykırı olduğunu; su alanı olarak deniz yüzeylerinin, "ağ kafeslerde su ürünleri yetiştiricilik tesisi yapılmak üzere" kiralanması işleminin katma değer vergisinin konusuna girmediğini; davaya konu su alanının 6111 sayılı Kanun’un 12. maddesi gereğince davacıya kiralandığını ve taraflar arasında bu kapsamda sözleşme imzalandığını, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1. maddesinde Verginin Konusunu Teşkil Eden İşlemlerin ayrıca ve açıkça düzenlendiğini; deniz yüzeyi kiralama işleminin, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın devamlılık arz eden Ticari veya Sınai bir faaliyeti kapsamında yapılması nedeni ile KDV'ye tabi olmadığını, Gelir Vergisi Kanunu'nun 70 inci maddesinde vergiye tabi sermaye iradlarının belirtildiğini; deniz yüzeyi kiralamasının 70. maddede sayılan işlemlerden olmaması sebebiyle de tahsil edilen KDV’nin ‘Vergilerin Yasallığı İlkesi’ne aykırı olduğunu; 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 70. maddesinde, deniz yüzeyinin kiR.a verilmesinden hiç bir suretle bahsedilmediğini; ayrıca deniz yüzeyi kiralamasının maddede belirtilen kiralama işlemleri ile de benzerliğinin bulunmadığını; bu nedenle vergi hukukunda kaim ilke olan kıyas yasağına aykırı olarak bu maddenin dava konusu olaya uygulanmasının hukuka aykırı olacağını; uyuşmazlık konusu olayda, deniz yüzeyi kiralamasında, genel ve katma bütçeli idarelere ve il özel idaresine ait ya da tabi bir müessesenin ticari sınai, zirai veya mesleki nitelikteki teslim veya hizmetinden söz edilemeyeceğinden, işlemin KDV'nin konusuna girmediğini; II Nolu KDV Genel Tebliği’nde “Katma Değer Vergisi Kanununun 1 inci maddesinin 3 üncü fıkrasının (g) bendinde sayılan; genel bütçeye dahil idareler, katma bütçeye dahil idareler, belediyeler ve köyler ile bunların teşkil ettikleri birlikler, üniversiteler, dernek ve vakıflar ile her türlü mesleki kuruluşların kuruluş amaçlarına uygun teslim ve hizmetleri Katma Değer Vergisi Kanunu kapsamına girmediğinden vergiye tabi olmayacaktır.

Öte yandan yukarıda sayılan kuruluşlara ait veya tabi olan veya bunlar tarafından kurulan ve işletilen müesseseler ile döner sermayeli kuruluşlar iktisadi işletme olarak mütalaa edilecek, bunların ticari, sınai, zirai ve mesleki faaliyetleri vergiye tabi olacaktır.” denildiğini, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki deniz yüzeylerinin (su alanlarının) Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'na 1380 sayılı su ürünleri kanunu ile verilen görev kapsamında anılan Bakanlık tarafından, Bakanlığın kuruluş amacını uygun şekilde üreticilere kiR.a verilmesi işleminin II nolu KDV Genel Tebliği nedeni ile KDV'ye tabi olmadığını;

Ayrıca kiralamaya konu deniz yüzeylerinin, genel ve katma bütçeli idarelerin ya da İzmir İl Özel İdaresi'nin aktifinde bulunmadığını, bu nedenle başlı başına bir iktisadi işletmeye konu olamayacağını, Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 16.06.1994 tarih ve E.1992/4, K.1994/2 sayılı kararında "İnsanların ihtiyaçlarını doğrudan doğruya veya dolayısıyla karşılamak amacıyla işleyen ve işletilen her iktisadi birime işletme, gelir sağlamak amacıyla yapılan bütün işlere ise iktisadi faaliyet denilmektedir. İktisadi işletme ise gelir sağlamak amacıyla emek ve sermayenin bağımsız bir organizasyon teşkil edecek şekilde birleşmesi ve faaliyete geçmesi şeklinde T.ımlanmaktadır.” denilmek sureti ile iktisadi işletmenin T.ımlandığını, deniz yüzeyinin niteliği gereği başlı başına bir iktisadi işletme oluşturmayacağını; 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 17/4-d maddesinde: "İktisadi isletmelere dahil olmayan gayrimenkullerin kiralanması işlemlerinin katma değer vergisinden müstesna olduğu" nun belirtildiğini ve deniz yüzeyinin kiR.a verilmesinden elde edilen iratların bu yönden de KDV'den müstesna olduğunu;

Ayrıca yine, Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü'nün 08.10.2008 tarih ve 52200 sayılı genel yazılarında özetle :"5776 sayılı kanunla yapılan değişikliğe Hazinece yapılan gayrimenkul teslimleri ile irtifak hakkı tesisi işlemleri yanında, 07.06.2008 tarihinden itibaren Hazinece yapılan gayrimenkul kiralamaları, kullanma izni verilmesi işlemleri ve ön izin verilmesi işlemlerinin istisna kapsamına alındığı, buna göre hazinenin özel mülkiyetinde olan veya devletin hüküm ve tasarrufu altındaki gayrimenkuller üzerinde 07.06.2008 tarihinden itibaren tesis edilen kiralama işlemlerinin tamamının KDV' den İSTİSNA OLDUĞU..." nun belirtildiğini, bu yönden de davacıdan KDV talep edilmesinin mümkün olmadığını belirtilerek; İzmir İl Özel İdaresi tarafından davacıya gönderilen 18.12.2013 tarihli ve 52921961-000-36173 sayılı yazı ile 16.12.2013-14.12.2014 tarihleri arasındaki bir yıllık süreye ilişkin kira bedeli üzerinden hesaplanan ve tahsil edilen 3.601,62-TL. tutarındaki Katma Değer Vergisinin İPTALİNE, karar verilmesi istemi ile vergi mahkemesinde dava açmıştır.

Davalı İzmir İl Özel İdaresi vekili tarafından süresi içerisinde verilen cevap dilekçesinde aynen:“Davacı şirket ile Tarım Bakanlığı arasında yapılan kiralama sözleşmesinde, açıkça KDV'nin, kiracıya ait olduğu özel şartı var ise ve kiracı tarafından KDV hariç şekilde kira bedeli idareye ödenmiş ise geri kalan bedelin tahsili için idarenin kiracıya sözleşme ile kararlaştırılan bu madde doğrultusunda tahsilat talep etmesi son derece doğal olup, borçlu olmadığını iddia eden davacı tarafın genel mahkemede, borçT. kurtulma, istirdat veya menfi tespit davası türünden davalar açması yoluyla, idareye ödemesi gereken, kira bedelinin tespitini sağlaması mümkün iken, idaremizce sanki Vergi Dairesi imiş gibi KDV tahakkuku veya ödeme emrinin iptali davası gibi bir davayı Vergi Mahkemesinde ikame etmesi hukuka ve usule aykırı olup, diğer yönlerden de davacının dava dilekçesinde yer alan iddialar tamamen mesnetsiz olup reddini talep ediyoruz.” şeklindeki gerekçesi ile görev itirazında bulunulmuştur.

İzmir 1. Vergi Mahkemesi: 25.02.2014 gün ve 2013/2612 Esas sayılı kararında aynen; “ idare, idare hukuku alanında kamu gücüne dayalı olarak re-sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu işlemlere, hukuk alanında yeni durumlar oluşturmasıyla idari işlem kimliği kazandırmakta ve kural olarak bu işlemler özel yasal düzenlemeler dışında, idari yargı denetimine tabi bulunmaktadır. Bu işlemlerden vergilendirme ilgili olan tarh tahakkuk ve tahsil işlemleri ile vergi hukuku kapsamında muafiyet, istisna ve indirim hükümlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar anılan yukarıda anılan hükümle idari yargının bir kolu olan vergi mahkemelerinin görüm ve çözümüne girmektedir.

Olayda, davalı idarece uyuşmazlığın; sözleşmeden doğan ve sözleşmenin tarafları arasında ihtilâf yaraT. katma değer vergisinin kiR.a dahil mi. hariç mi olduğu ve kiracıdan tahsil edilip edilemeyeceği ile ilgili olduğu, uyuşmazlığın Vergi Mahkemelerinin yetki alanını ilgilendiren bir konu olmayıp, genel mahkemelerde açılması gerektiği iddia edilmiş ise de; davalı idarenin kamu gücüne dayalı tek taraflı olarak sözleşme ücreti üzerinden katma değer vergisi istemine ilişkin işlem. Vergi Mahkemelerinin görev alanına girdiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.” şeklindeki gerekçesi ile görev itirazının reddine karar vermiştir.

İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nin; 02.01.2014 gün ve 2013/2612 sayılı ara kararı ile; “Davanın doğru hasım olan İzmir II Özel İdaresi husumetiyle incelenmesine, İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı’nın (Kemeraltı Vergi Dairesi Müdürlüğü) hasım mevkiinden çıkarılmasına, dava dilekçesinin 2577 sayılı idari Yargılama Usulü kanununun 15. maddesinin (c) fıkrası gereğince gerçek hasım olarak tespit edilen İzmir II Özel İdaresi’ne bu kararımızla birlikte tebliğ edilmek suretiyle tekemmül ettirilmesine ve kararın bir örneğinin davacıya tebliğine, 02 01 2014 tarihinde karar verildi.” denilmek sureti ile hasmın düzeltilmesine ve davalı mevkiinde İzmir İl Özel İdaresi’ne yer verilmek sureti ile davanın devamına karar verilmiştir

Davalı İzmir İl Özel İdaresi vekilinin adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; 09.07.2014 gün ve 2014/194283 sayılı yazısında aynen; “Davacı tarafından davalı idare aleyhine açılan tam yargı davasında, davalı idare görev itirazında bulunmuş, bu itirazın reddedilmesi üzerine davalı idare tarafından olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması talebinde bulunulması nedeniyle dosyanın Başsavcılığımıza gönderildiği anlaşılmıştır.

Davacı Ö. Balık Ürün ve Mal. Gıda Paz.San. ve Tic. Ltd. Şti.ne, İzmir İli, Urla ilçesi, Sığacık Körfezi Mevkiinde devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan 33 800 m2'lık deniz alanı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından, Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca, 01/06/2011 gün ve 27951 sayılı RG de yayımlanan "Su Ürünleri Yetiştiriciliği Yatırımlarında İhtiyaç Duyulan Su Ve Su Alanları İle Deniz Ve İç Sulardaki Su Ürünleri istihsal Hakkının KiR.a Verilmesi Hakkında Yönetmelik" in 9. Maddesi uyarınca, 16/12/2013 tarihli sözleşme ile kiralanmıştır. 6111 sayılı kanunun geçici 12. Maddesine göre, kiralamadan elde edilen gelirlerin il özel idarelerine ait olduğundan bahisle, İzmir İl Özel İdaresi tarafından 18/12/2013 tarihli ve 52921961-000-36173 sayılı yazı ile (EK-1 ' 16/12/2013-14/12/2014 tarihleri arasındaki bir yıllık süreye ilişkin 20.009,00 TL kıra bedel" ile bu bedel üzerinden hesaplanan 3.601.62-TL tutarındaki KDV'nin il özel idaresi banka hesabına yatırılması istenmiş, davacı tarafından KDV bedeli yatırıldıkT. sonra, kira sözleşmesine göre KDV bedelinden sorumlu tutulamayacağı iddiası ile KDV bedelinin yatırılmasına ilişkin işlemin iptali istemi ile idare mahkemesinde açılan davada, davalı idarenin görev itirazının reddi üzerine, davalı idare vekili tarafından adli yargı lehine görev uyuşmazlığı çıkarılması talep edilmiştir.

Anılan Yönetmeliğin "Suyun ve su ürünleri üretim yerlerinin projeye dayalı olarak kiR.a verilmesi" başlığı altında " Madde 9 (I) Deniz ve iç sularda veya bu yerlerden su alınarak yapılacak su ürünleri üretim tesislerinde veya bu alanları ıslah etmek suretiyle projeye davalı olarak yapılacak su ürünleri yetiştiriciliği yatırımlarında ihtiyaç duyulan su ve su ürünleri üretim yerleri Bakanlıkça veya il müdürlüğünce onaylanan projesine istinaden, il müdürlüğünce belirlenen bedel ve süre üzerinden komisyon marifetiyle kiR.a verilir.

(2) Projenin onayını müteakip otuz gün içerisinde müteşebbis tarafından kiralama işleminin yapılması esastır. Bu süre içerisinde kiralamanın yapılmaması durumunda proje Bakanlık veya il müdürlüğünce iptal edilir.

(3) Projeye dayalı kiralama işlemlerinde, 7 nci maddenin altıncı fıkrası hariç diğer fıkra hükümleri aranmaz.

(4) Projeye dayalı kiralamalarda kira süresi sona E.işletmeler için yeniden kiralama taleplerinde, il müdürlüğünce su ve su ürünleri üretim yeri yeniden birinci fıkra hükümlerine göre kiR.a verilir.

(5) Kira süresi sona E.ve yeniden kiralama talebinde bulunan tesis sahiplerinin, mevcut proje yatırımlarının uygulanması durumunda, kiracı adına önceden Bakanlıkça veya il müdürlüğünce onaylı projesi yeterli görülür. Ancak, projede değişiklik yapılması halinde, kira sözleşmesi düzenlenmeden önce, kiracı tarafından hazırlatılacak projenin Bakanlıkça veya il müdürlüğünce yeniden onaylanması gerekir." şekli ile su ürünleri üretimi amaçlı su yüzeylerinin kiralanması esaslarını düzenlemiştir.

Yönetmeliğin 12. Maddesi ise, “Kira bedelinin ödeme yeri, tesisin bulunduğu ilin il özel idaresidir,” hükmü ile kira bedelinin davalı tarafından tahsiline yetki vermektedir. Davaya konu olayda, taraflar arasında düzenlenmiş bulunan kira sözleşmesinde belirlenen kira alacağı üzerinden tahsil edilip Vergi dairesine yatırılacak KDV’sinden kimin sorumlu tutulacağı, dolayısı ile sözleşmenin yorumundan kaynaklandığı açıktır.

Kamu tüzel kişiliklerinin kamu hizmetinin işleyişi amacıyla 2886 ve 4734 sayılı ihale mevzuatına dayanarak yaptıkları ihale işlemlerinde, ihale aşamasında kalan ve idarenin tek taraflı kamu gücü kullanarak düzenleyici ve belirleyici işlemlerinin, idari işlem niteliğinde olduğu ve 2577 sayılı İYUHK 2-1-a maddesi kapsamında idari yargıya konu olacağı kuşkusuzdur. Ancak davaya konu olayda, ihale aşaması tamamlanmış ve taraflara karşılıklı hak ve yükümlülükler yükleyen kira sözleşmesi imzalanmıştır.

Borçlar Kanunu’nun 299. maddesine göre, kira sözleşmesi, kiR.a verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.

Borçlar Kanunu'nun kira sözleşmelerinde, tarafların hak ve yükümlülüklerini düzenleyen 301. maddesi hükmü "KiR.a veren, kiralananı kararlaştırılan tarihte, sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür. Bu hüküm, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı aleyhine değiştirilemez; diğer kira sözleşmelerinde ise, kiracı aleyhine genel işlem koşulları yoluyla bu hükme aykırı düzenleme yapılamaz." şeklindeki düzenlemesi, davaya konu olayda taraflar arasındaki soruna ilişkin düzenleme getirmektedir.

Davaya konu olayda, ihale aşaması tamamlandıktan sonra sözleşme koşullarının yerine getirilmesi sırasında yaşanan sorundan kaynaklanan davanın, taraflar arasında düzenlenen kira sözleşmesi ve olayda uygulama yeri bulunan. Borçlar Kanunu hükümleri dikkate alınarak özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözülmesi gerekmektedir.” şeklindeki gerekçesi ile 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT ’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:

Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı İzmir İl Özel İdaresi vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca, davalı İzmir İl Özel İdaresi bakımından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 33.800 m² lik deniz alanının, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından davacıya 16.12.2013 tarihli sözleşme ile kiralanması sonrasında, davalı İl Özel İdaresi’nin 18.12.2013 tarihli ve 52921961-000-36173 sayılı yazı ile davacıdan istenilen 16.12.2013-14.12.2014 tarihleri arasındaki bir yıllık süreye ilişkin kira bedeli üzerinden hesaplanan ve tahsil edilen 3.601,62-TL. tutarındaki Katma Değer Vergisinin iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde; davacı ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü arasında 16.12.2013 tarihli su ve su alanları için kira sözleşmesinin imzalandığı, bu sözleşme ile davaya konu İzmir İli Urla İlçesi Sığacık Körfezi’nde bulunan 33,80 dekar deniz alanının davacı şirkete su ürünleri yetiştiriciliği tesisi kurulmak üzere 14 yıl 8 ay ve 26 gün süre ile ve ilk yıl 20.009,00 TL bedelle kiralandığı, İzmir İl Özel İdaresi Mali İşler ve Strateji Daire Başkanlığı’nın 18.12.2013 gün ve 36173 sayılı yazısı ile davacıya kira sözleşmesine ilişkin ödeme planının gönderildiği, ödeme planı gereğince 16.12.2013-15.12.2014 dönemine ilişkin toplam kira bedelinin 20.009,00 TL, ödenecek KDV miktarının ise 3601,00 TL olarak belirtildiği, davacının da söz konusu KDV talebinin hukuka aykırı olması nedeni ile iptali gerektiğinden bahisle İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nde dava açtığı, davalı İl Özel İdaresi vekilinin, davanın görev yönünden reddi ile adli yargıda görülmesi gerektiği yönündeki itirazı üzerine İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nin görevlilik kararı vererek itirazı reddettiği, bunun üzerine davalı vekili tarafından 2247 sayılı Kanun’un 10. Maddesi gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması talebinde bulunduğu ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, talebe ilişkin olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması kararı üzerine dosyanın Mahkememize geldiği anlaşılmıştır.

Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden de anlaşılacağı üzere, dava konusu olayda, Mahkememizden neticelendirilmesi istenilen görev uyuşmazlığının temelinde, kira sözleşmesinden kaynaklanan KDV borcundan sorumluluk davasının hangi yargı yerinde görülmesi gerektiği meselesi bulunmaktadır. Bu anlamda görevli mahkemenin belirlenmesi için, taraflar arasında imzalanan sözleşme ve talep konusu KDV alacağının hukuki niteliği ile mevzuatsal düzenlemelerdeki yeri üzerine durulması gerekmektedir.

A) Taraflar arasında imzalanan sözleşme:

Taraflar arasında imzalanan 16.12.2013 tarihli su ve su alanları için kira sözleşmesinin 11. maddesinde; “Sözleşmeye ait, bütün vergi, resim ve harçlarla, sözleşme giderleri kiracıya aittir” denilmek sureti ile sözleşmeden doğan vergi borcundan davacı şirketin sorumlu olduğu düzenlenmiştir.

Aynı sözleşmenin ‘Uygulanacak Hükümler’ başlıklı 16. maddesinde; “Kiracı, 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu ile 6111 sayılı Kanun, bu kanunlara bağlı olarak çıkarılmış yönetmelik ve genelgeler ile yürürlükteki genel mevzuat hükümleri ilke bu mevzuatta yapılacak değişikliklere uymak zorundadır.” denilmek sureti ile sözleşmenin uygulanmasında 1380 sayılı Kanun ve 6111 sayılı Kanun’un öncelikli dikkate alınacağı belirtilmiş, sonrasında aynı sözleşmenin ‘ İhtilafların Çözüm Yeri’ başlıklı 18. maddesinde; “ihtilafların çözüm yeri İzmir icra daireleri ve mahkemeleridir” denilerek uyuşmazlıkların çözümlenmesinde İzmir Mahkemelerinin yer yönünden yetkili olacağı belirtilmiş, görev yönünde ise bir belirleme yapılmamıştır. Bu nedenle sözleşmede belirtildiği üzere öncelikli olarak uygulanması kararlaştırılan 1380 sayılı Kanun ve 6111 sayılı Kanun’da yapılan düzenlemeleri incelemek yerine olacaktır.

B)1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu:

1380 sayılı Su ürünleri Kanunu’nun 1. maddesinde; “Bu Kanun su ürünlerinin korunması, istihsali ve kontrolüne dair hususları ihtiva eder.” denilerek, kanunun su ürünü korunması, üretimi ve kontrolüne esas işlemlerde 3180 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacak belirtildikten sonra, aynı kanunun ‘Muhakeme Usulü’ başlıklı 32. maddesinde; “ Bu Kanunda yer alan mahkemece yerine getirilecek görevler zaruret görülmeyen hallerde sulh ceza mahkemelerince onbeş gün içerisinde evrak üzerinden inceleme yapılarak karara bağlanır.” denilmek sureti ile kanunun uygulanmasından kaynaklanan ihtilaflarda Sulh Ceza Mahkemesi’nin görevli olacağı düzenlenmiştir. Yine aynı Kanunun Ek 3. maddesinde ; “ İdari para cezalarına karşı cezanın tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idare tarafından verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinden inceleme yapılarak karara bağlanır. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.” denilmek sureti ile kanun kapsamında verilecek idari para cezalarına ilişkin olarak idari yargıda dava açılması gerektiği belirtilmiştir. Görüldüğü üzere 1380 sayılı Kanun ile su ürünü yetiştiriciliğinde esas alınması gereken usul ve esaslar belirlenmiş ve bu esaslara aykırı hareket edilmesi durumunda genel görevli mahkemenin sulh ceza mahkemesi olacağı, idari para cezalarına ilişkin itirazlara ise idari yargıda bakılacağı ayrıca ve açıkça düzenlenmiştir. Oysa dava konusu olayı incelediğimizde, taraflar arasındaki ihtilafın su ürünlerinin yetiştirilmesi, korunması ya da kontrolünden kaynaklanan bir ihtilaf olmadığı, taraflar arasında imzalanan sözleşmede belirtilen kira bedelinden kaynaklanan KDV’nin kimin tarafından ödenmesi gerektiği sorunundan kaynaklanan bir ihtilaf olduğu, bu nedenle 1380 sayılı Kanun’da mahkemelerin görevine ilişkin belirlemelerin dosyamız yönünden dikkate alınmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

C) 6111 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun:

6111 sayılı Kanun ise, 5510,4857, 5411 sayılı Kanunlar başta olmak üzere bir çok kanunda değişiklik yapan genel nitelikteki bir düzenleme olup, dava konusu olay itibari ile inceleme konusu yapılması gereken ‘Maliye Bakanlığına, Gümrük Müsteşarlığına, İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Bağlı Tahsil Dairelerince Takip Edilen Amme Alacakları ile Belediyelerin ve Büyükşehir Belediyeleri Su ve Kanalizasyon İdarelerinin Bazı Alacaklarına İlişkin Hükümler’ başlıklı 2. Kısmının ‘Tahsilatın Hızlandırılmasına İlişkin Hükümler’ başlıklı 1. Bölümünün, ‘Katma Değer Vergisinde Artırımı’ başlıklı 7. Maddesinde; “(1) Katma değer vergisi mükelleflerinin, her bir vergilendirme dönemine ilişkin olarak verdikleri (ihtirazi kayıtla verilenler dâhil) beyannamelerindeki hesaplanan katma değer vergisinin yıllık toplamı üzerinden 2006 yılı için % 3, 2007 yılı için % 2,5, 2008 yılı için % 2 ve 2009 yılı için % 1,5 oranına göre belirlenecek katma değer vergisini, vergi artırımı olarak bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın sonuna kadar beyan etmeleri halinde, bu mükellefler nezdinde söz konusu vergiyi ödemeyi kabul ettikleri yıllara ait vergilendirme dönemleri ile ilgili olarak katma değer vergisi incelemesi ve tarhiyatı yapılmaz. 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 11 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ve geçici 17 nci maddesine göre tecil-terkin uygulamasından faydalanan mükelleflerde artırıma esas tutarın belirlenmesinde, tecil edilen vergiler hesaplanan vergiden düşülür.

(2) Bir aylık vergilendirme dönemine tabi olan katma değer vergisi mükelleflerince, artırımda bulunulmak istenilen yıl içindeki vergilendirme dönemleri ile ilgili olarak;

a) Verilmesi gereken katma değer vergisi beyannamelerinden, en az üç döneme ait beyannamenin verilmiş olması halinde, bu yıla ait dönemlerden verilmiş olan beyannamelerdeki hesaplanan katma değer vergisi tutarlarının ortalaması bir yıla iblağ edilerek, artırıma esas olmak üzere yıllık hesaplanan katma değer vergisi tutarı bulunur ve bu tutar üzerinden birinci fıkrada belirtilen oranlara göre artırım tutarı hesaplanır.

b) Hiç beyanname verilmemiş ya da bir veya iki döneme ilişkin beyanname verilmiş olması halinde, ilgili yıl için gelir veya kurumlar vergisi matrah artırımında bulunulmuş olması şartıyla, artırılan matrah üzerinden % 18 oranında katma değer vergisi artırımında bulunmak suretiyle bu maddeden yararlanılır. Bu durumda olan adi ortaklık, kollektif ve adi komandit ortaklıklarda ortakların tamamının gelir veya kurumlar vergisi yönünden matrah artırımında bulunmaları şarttır.

c) İlgili takvim yılı içindeki işlemlerin tamamının istisnalar kapsamındaki teslim ve hizmetlerden oluşması veya diğer nedenlerle hesaplanan katma değer vergisi bulunmaması ile tecil-terkin uygulaması kapsamındaki teslimlerden oluşması halinde, ilgili yıl için gelir veya kurumlar vergisi matrah artırımında bulunulmuş olması şartıyla artırılan matrah üzerinden % 18 oranında katma değer vergisi artırımında bulunmak suretiyle bu maddeden yararlanılır. Şu kadar ki, ilgili takvim yılı içinde yukarıdaki işlemlerin yanı sıra vergiye tabi işlemlerin de mevcudiyeti nedeniyle hesaplanan vergisi çıkan mükelleflerin bu madde hükmüne göre ödemeleri gereken katma değer vergisi tutarı, yukarıda belirtildiği şekilde hesaplanacak % 18 oranındaki katma değer vergisi tutarından aşağı olamaz. Bu kapsama giren mükellefler, gelir veya kurumlar vergisi için matrah artırımında bulunmamaları halinde bu madde hükmünden yararlanamaz.

(3) Vergilendirme dönemi üç aylık olan katma değer vergisi mükelleflerinin, yıllık asgari artırım tutarı, hiç beyanname vermemiş olmaları halinde ikinci fıkranın (b) bendinde belirtilen esaslar çerçevesinde, en az bir dönem için beyanname vermiş olmaları halinde ise aynı fıkranın (a) bendinde belirtilen esaslar çerçevesinde belirlenir.

(4) Katma değer vergisi mükelleflerinin, artırıma esas alınan ilgili yılın vergilendirme dönemlerinin tamamı için artırımda bulunmaları zorunludur. Şu kadar ki, mükelleflerin artırımda bulunmak istedikleri yıl içinde işe başlamaları ya da işi bırakmaları halinde, faaliyette bulunulan vergilendirme dönemleri için bu maddede belirtilen esaslar çerçevesinde artırımda bulunulur.

(5) Mükelleflerin artırımda bulunmak istedikleri yıl içindeki vergilendirme dönemlerine ilişkin olarak bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce yapılıp kesinleşen tarhiyatlar, ilgili dönem beyanı ile birlikte dikkate alınır.

(6) Artırım talebinde bulunulan yılları izleyen dönemlerde yapılacak vergi incelemelerine ilişkin olarak artırım talebinde bulunulan dönemler için, sonraki dönemlere devreden katma değer vergisi yönünden ve artırım talebinde bulunulan dönemler için ihraç kaydıyla teslimlerden veya iade hakkı doğuran işlemlerden doğan terkin ve iade işlemleri ile ilgili inceleme ve tarhiyat hakkı saklıdır. Sonraki dönemlere devreden katma değer vergisi yönünden yapılan incelemelerde artırım talebinde bulunulan dönemler için tarhiyat önerilemez.

(7) Bu madde hükmüne göre ödenen katma değer vergisi, gelir veya kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde gider veya maliyet unsuru olarak nazara alınmaz, ödenmesi gereken katma değer vergilerinden indirilmez veya herhangi bir şekilde iade konusu yapılmaz. “ denilmek sureti ile, Katma Değer Vergisinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yeniden düzenlenmiştir.Görüldüğü üzere maddede, katma değer vergisinin uygulanması sırasında karşılaşılabilecek sorunlarda görevli bir yargı yeri belirtilmemiştir.

Ancak yine aynı Kanun’un aynı bölümünde yer alan ‘Kesinleşmemiş veya dava safhasında bulunan amme alacakları’ başlıklı 3. maddesinin 2. fıkrasında; “Bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla bölge idare mahkemeleri veya Danıştay nezdinde ilgisine göre itiraz veya temyiz süreleri geçmemiş ya da itiraz veya temyiz yoluna başvurulmuş ya da karar düzeltme talep süresi geçmemiş veya karar düzeltme yoluna başvurulmuş olan ikmalen, resen veya idarece yapılmış vergi tarhiyatları ile gümrük vergilerine ilişkin tahakkuklarda, bu maddeye göre ödenecek alacak asıllarının tespitinde, bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla tarhiyatın/tahakkukun bulunduğu en son safhadaki tutar esas alınır. Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce verilmiş en son kararın;

a) Terkine ilişkin karar olması halinde, ilk tarhiyata/tahakkuka esas alınan vergilerin/gümrük vergilerinin % 20'si ile bu tutara ilişkin faiz, gecikme faizi ve gecikme zammı yerine bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar TEFE/ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın; bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde tamamen ödenmesi şartıyla, verginin/gümrük vergilerinin kalan % 80'inin, faiz, gecikme faizi, gecikme zammı ve alacak aslına bağlı olarak kesilen vergi cezaları/idari para cezaları ile bu cezalara bağlı gecikme zamlarının tamamının,

b) Tasdik veya tadilen tasdike ilişkin karar olması halinde, tasdik edilen vergilerin/gümrük vergilerinin tamamı ile bu tutara ilişkin faiz, gecikme faizi ve gecikme zammı yerine bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar TEFE/ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın; bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde tamamen ödenmesi şartıyla, faiz, gecikme faizi, gecikme zammı ve alacak aslına bağlı olarak kesilen vergi cezaları/idari para cezaları ile bu cezalara bağlı gecikme zamlarının tamamının, tahsilinden vazgeçilir. Ancak, verilen en son kararın bozma kararı olması halinde birinci fıkra hükmü, kısmen onama kısmen bozma kararı olması halinde ise onanan kısım için bu fıkranın (b) bendi, bozulan kısım için birinci fıkra hükmü uygulanır.” denildikten sonra aynı maddenin 10. fıkrasında “ Bu madde hükmünden yararlanılması için madde kapsamına giren alacaklara karşı dava açılmaması, açılmış davalardan vazgeçilmesi ve kanun yollarına başvurulmaması şarttır.” hükmüne yer verildiği, bu şekilde 6111 sayılı Kanun uyarınca yapılan düzenlemelerden yararlanma şartlarının düzenlendiği görülmektedir. Maddede bahsedilen bölge idare mahkemelerinde ya da Danıştay’da görülmekte olan davalara ilişkin belirleme göreve ilişkin bir belirleme olmayıp, katma değer vergisini de kapsar şekilde yeniden düzenlenen vergi tarh ve tahakkukuna ilişkin yeni esaslara ilişkin bir belirlemedir. Buradan hareketle 6111 sayılı Kanunda da, davaya konu katma değer vergisinden kaynaklanan ihtilafın çözümünde hangi yargı yerinin görevli olduğuna dair bir belirlemeye yer verilmediği tespit edilmiş olmaktadır. Sonuç olarak görevli mahkemenin belirlenmesinde, davaya konu alacağın( katma değer vergisi alacağı) niteliği gereğince uygulanması gereken mevzuatsal düzenlemelere değinilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

D) ‘Katma Değer Vergisi Alacağı’nın niteliği:

Katma Değer vergisi; Bir mal veya hizmetin üretim veya ithalinden tüketiciye kadar her el değiştirme aşamasında yalnızca o aşamanın “katma değer”i üzerinden alınan işlem (harcama) vergisidir. Bir malın alış fiyatı ile satış fiyatı arasındaki fark “katma değer” demektir. (Ozansoy, Ahmet; Vergi Hukuku Ders Notları, 2012-2013 yılı, s:4) Katma Değer Vergisinin konusu ve kapsamı 3065 sayılı Katma Değer vergisi Kanunu’nda düzenlenmiştir.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde hangi işlemlerin katma değer vergisine tabi olacağı düzenlenmiştir. Buna göre;

“ 1. Ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler,

2. Her türlü mal ve hizmet ithalatı

3. Diğer faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetler:

a) Posta, telefon, telgraf, teleks ve bunlara benzer hizmetler ile radyo ve televizyon hizmetleri,

b) (Değişik: 14/3/2007-5602/10 md.) Her türlü şans ve talih oyunlarının tertiplenmesi ve oynanması,

c) Profesyonel sanatçıların yer aldığı gösteriler ve konserler ile profesyonel sporcuların katıldığı sportif faaliyetler, maçlar, yarışlar ve yarışmalar tertiplenmesi, gösterilmesi,

d) (Değişik: 16/6/2009-5904/8 md.) Müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışlar ile 10/2/2005 tarihli ve 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanununa göre düzenlenen ürün senetlerinin, senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara teslimi

e) Boru hattı ile hampetrol, gaz ve bunların ürünlerinin taşınmaları,

f) Gelir Vergisi Kanununun 70 inci maddesinde belirtilen mal ve hakların kiralanması işlemleri,

g) Genel ve katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine, belediyeler ve köyler ile bunların teşkil ettikleri birliklere, üniversitelere, dernek ve vakıflara, her türlü mesleki kuruluşlara ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan veya işletilen müesseseler ile döner sermayeli kuruluşların veya bunlara ait veya tabi diğer müesseselerin ticari, sınai, zirai ve mesleki nitelikteki teslim ve hizmetleri,

h) Rekabet eşitsizliğini gidermek maksadıyla isteğe bağlı mükellefiyetler suretiyle vergilendirilecek teslim ve hizmetler.” katma değer vergisine tabidir. Görüldüğü üzere, Gelir Vergisi Kanunu’nun 70. Maddesinde belirtilen mal ve hizmetlerin kiralanması da katma değer vergisine tabi işlemler arasında yer almaktadır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 70. maddesinde; “Aşağıda yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyedleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiR.a verilmesinden elde edilen iratlar gayrimenkul sermaye iradıdır:

1. Arazi, bina (Döşeli olarak kiR.a verilenlerde döşeme için alınan kira bedelleri dahildir.), maden suları, menba suları, madenler, taş ocakları, kum ve çakıl istihsal yerleri, tuğla ve kiremit harmanları, tuzlalar ve bunların mütemmim cüzileri ve teferruatı;

2. Voli mahalleri ve dalyanlar;

3. Gayrimenkullerin, ayrı olarak kiR.a verilen, mütemmim cüzileri ve teferruatı ile bilümum tesisatı, demirbaş eşyası ve döşemeleri;

4. Gayrimenkul olarak tescil edilen haklar;

5. (Değişik: 4/12/1985 - 3239/55 md.) Arama, işletme ve imtiyaz hakları ve ruhsatları, ihtira beratı (İhtira beratının mucitleri veya kanuni mirasçıları tarafından kiralanmasından doğan kazançlar, serbest meslek kazancıdır.), alameti farika, marka, ticaret unvanı, her türlü teknik resim, desen, model, plan ile sinema ve televizyon filmleri, ses ve görüntü bantları, sanayi ve ticaret ve bilim alanlarında elde edilmiş bir tecrübeye ait bilgilerle gizli bir formül veya bir imalat usulü üzerindeki kullanma hakkı veya kullanma imtiyazı gibi haklar (Bu hakların kullanılması için gerekli malzeme ve teçhizat bedelleri de gayrimenkul sermaye iradı sayılır.);

6. (Değişik: 19/2/1963 - 202/35 md.) Telif hakları (Bu hakların, müellifleri veya bunların kanuni mirasçıları tarafından kiralanmasından doğan kazançlar, serbest meslek kazancıdır.);

7. (Değişik: 19/2/1963 - 202/35 md.) Gemi ve gemi payları (Motorlu olup olmadıklarına ve tonilatolarına bakılmaz) ile bilümum motorlu tahmil ve tahliye vasıtaları;

8. (Değişik: 4/12/1985 - 3239/55 md.) Motorlu nakil ve cer vasıtaları, her türlü motorlu araç, makine ve tesisat ile bunların eklentileri.

(Değişik: 4/12/1985 - 3239/55 md.) Yukarıda yazılı mallar ve haklar ticari veya zirai bir işletmeye dahil bulunduğu takdirde bunların iratları ticari veya zirai kazancın tespitine müteallik hükümlere göre hesaplanır.

(Değişik: 4/12/1985 - 3239/55 md.) Tüccarlara ait olsa dahi, işletmeye dahil bulunmayan gayrimenkullerle haklar hakkında bu bölümdeki hükümler uygulanır.

(Değişik: 24/12/1980 - 2361/49 md.) Vakfın gelirinden hizmet karşılığı olmayarak alnan hisseler ile zirai faaliyete bilfiil iştirak etmeksizin sadece üründen pay alan arazi sahiplerinin gelirleri bu kanunun uygulanmasında gayrimenkul sermaye iradı addolunur.” şeklindeki düzenleme ile katma değer vergisine tabi gelirler belirtilmiştir. Dava konusu uyuşmazlık yönünden kanun maddesi incelendiğinde, davalı tarafından katma değer vergisi uygulamasında 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 70 maddesinin 2. fıkrasının dikkate alındığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacı vekili tarafından, deniz yüzeyinin dalyan ve voliden farklı olduğu ve bu nedenle katma değer vergisi kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı iddia edilmiş ve davalı tarafından söz konusu kiralamanı deniz yüzeyinin istihsalı hakkında ilişkin olup, 3095 sayılı Kanun’un 1/3-f bendi kapsamında hak kiralaması kapsamında katma değer vergisine tabi olduğu savunulmuş ise de;söz konusu iddia davanın esasına ilişkin olup, Mahkememizce sadece görevli yargı yerinin belirlenmesi amacı ile sınırlı söz konusu incelemede, bahsi geçen iddia yönünden bir değerlendirme yapılması mümkün değildir Söz konusu değerlendirmenin dosya kapsamında görevli olduğu belirlenecek mahkemece yapılması gerekecektir.

Buradan hareketle idarenin katma değer vergisi uygulamasına konu işleminin 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu 1. maddesinin 3/f bendindeki yollaması ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 70 maddesinin 2. Bendine dayandığı sonucuna ulaşılmıştır.

E) Sonuç:

Sonuç olarak, davaya konu işlem, katma değer vergisi tahakkuku ve tahsiline ilişkin işlemdir. Davacı söz konusu tahakkuk ve tahsilin hukuka aykırı olduğunu iddia ederken, davalı tarafından söz konusu işlemlerin 3065 sayılı Katma değer vergisi kanunu, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve 2886 sayılı Kanu ihale kanunu’na uygun yapıldığını savunularak davanının reddini istenmektedir. Bu başlık altındaki tüm açıklamalardan, davaya konu işlemin vergi hukuku mevzuatı çerçevesinde gerçekleştirilen, idarenin tek taraflı ve kamu gücüne dayalı idari işlemi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Nitekim Vergi; devletin ya da devletin yetkilendirdiği kamu tüzel kişilerinin kamu harcamalarını karşılamak üzere yasalar çerçevesinde gerçek ve tüzel kişilerin ödeme gücü üzerinden zora dayanarak ve karşılıksız olarak aldığı parasal değerlerdir.(Ozansoy, Ahmet; Vergi Hukuku Ders Notları 2012-2013 yılı)

Her ne kadar davalı vekili tarafından, taraflar arasında imzalanan 16.12.2013 tarihli su ve su alanları için kira sözleşmesinin 11. maddesindeki; “Sözleşmeye ait, bütün vergi, resim ve harçlarla, sözleşme giderleri kiracıya aittir” şeklindeki düzenleme nedeni ile, uyuşmazlığın sözleşmeden kaynaklandığını ve bu nedenle davanın menfi tespit ya da istirdat talebi ile adli yargı yerinde görülmesi gerektiği iddia edilmiş ise de; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 8. maddesinde, sözleşme ile vergi sorumluluğu ve mükellefiyetinin düzenlenemeyeceği açıkça belirtilmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun ‘Mükellef ve Vergi Sorumlusu’ başlıklı 8. maddesinin 3. fıkrasında “ Vergi kanunlarıyla kabul edilen haller müstesna olmak üzere, mükellefiyete veya vergi sorumluluğuna müteallik özel mukaveleler vergi dairelerini bağlamaz.” denilmek sureti ile, vergi mükellefiyeti ve sorumluluğunun sözleşme ile değiştirilemeyeceği, ancak özel kanunlarla durumun düzenlendiği hallerin istisna olduğu belirtilmiştir. Kanunun lafzından hareketle, vergilerin kanuniliği ilkesi de dikkate alınarak, taraflar arasında imzalanan sözleşme ve bu sözleşmede yer alan vergiye ilişkin düzenlemelerin, davaya konu işlemin tek taraflı, kamu gücüne dayalı bir idari işlem olduğu sonucunu değiştirmediği ve kiracının vergiler konusundaki mükellefiyetine vurgu yapan, hatırlatıcı bir kayıt mahiyetinde olduğu kanaatine ulaşılmıştır.

Nitekim 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 377. maddesinde de; “Mükellefler ve kendilerine vergi cezası kesilenler, tarh edilen vergilere ve kesilen cezalara karşı vergi mahkemesinde dava açabilirler.” şeklindeki düzenleme ile de, vergi uygulamalarına ilişkin davaların vergi mahkemelerinin görevine girdiği ayrıca ve açıkça hükme bağlanmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Hakkında Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasında; “İdari dava türleri şunlardır:

a) (İptal: Ana.Mah.nin 21/9/1995 tarih ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/2000 - 4577/5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

c) (Değişik: 18/12/1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.” şeklindeki düzenleme ile idari işlemlere karşı açılacak iptal davalarında idari yargının görevli olacağı düzenlenmiş;

2576 Sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri Ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu Ve Görevleri Hakkında Kanun’un Vergi Mahkemelerinin görevini düzenleyen 6. maddesinde; “Vergi mahkemeleri:

a) Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları,

b) (a) bendindeki konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları,

c) Diğer kanunlarla verilen işleri,

Çözümler.” denilmek sureti ile il özel idareleri tarafından yapılan vergi işlemlerinin vergi mahkemeleri eli ile inceleneceğini açıkça ve ayrıca düzenlenmiştir.

Tüm bu yasal mevzuat ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacı ile davalı arasında, deniz alanının kiralanması işine ilişkin olarak imzalanan sözleşme nedeni ile, davalı İl Özel İdaresi’nce davacıya sözleşme bedeli üzerinden katma değer vergisi uygulamasında ilişkin işlemin iptali istemi ile açılan davaya, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, 3065 sayılı Katma Değer vergisi Kanunu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde vergi mahkemesinde bakılması gerektiği kanaatine ulaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

14-ESAS NO            : 2014/984

KARAR NO            : 2014/1028

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Tapuda kayıtlı olan taşınmazların, imar uygulaması neticesinde fazladan yola terkin edildiği ifade edilen 541,28 m2 lik kısmının dava tarihindeki değerinin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : Y.Y.

Vekili : Av. M.Y.

Davalı        : Esenler Belediye Başkanlığı

Vekili         : S.B.

O L A Y    : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İstanbul İli, Esenler İlçesi, 7 pafta, 243 ve 247 parsel sayılı taşınmazın davacının murisi A.Y. adına kayıtlı olduğunu, A.Y.’ın 28.11.1985 tarihinde vefat ettiğini, geriye mirasçı olarak davacı Y.Y. ile eşi K.Y.’ın kaldığını, davacının eşi K.Y.’ın da 17.10.1991 tarihinde vefatı ile geriye mirasçı olarak davacı Y.Y.’ın kaldığını, bahse konu taşınmazların tamamının resen ifraz edildiğini, ifraz neticesinde taşınmazlarının tamamının yola terkin edildiğini ve bu ifrazın 15.07.1988 tarihinde tapuya tescil edildiğini, yola terkin edilirken gerek davacının murisi A.Y.’ın, gerekse de davacının yazılı ve sözlü muvafakatlerinin alınmadığını, ayrıca yazılı veya sözlü olarak da herhangi bir bildirimde de bulunulmadığını, söz konusu taşınmazların bedelsiz olarak yola terkin edildiğini ve herhangi bir bedel ödenmediğini, düzenleme ortaklık payı adı altında taşınmazın tamamının yola terk edildiğini, taşınmazın maliki olan A.Y.’ın 28.11.1985 tarihinde vefat ettiğini, dolayısıyla 15.07.1988 tarihinde yapılan imar çalışması esnasında hayatta olmadığından yola bedelsiz terke muvafakat etmesinin mümkün olmadığını, A.Y.’ın mirasçıları olan müvekkilinin de %50’yi aşan DOP kesintisine de muvafakat etmediğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla imar uygulaması neticesinde yola terk edilen 902,14 m² lik taşınmazların yola terk edilen 541,28 m² lik kısmının dava tarihindeki değeri olan 12.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Esenler Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle görev itirazında bulunmuştur.

Bakırköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi: 10.06.2014 gün ve E:2012/514 sayı ile, davalı Esenler Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Esenler Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; “Uygulama ve öğretide, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler idari işlem olarak T.ımlanmaktadır.

2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun’un 3290 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile değişik 10. maddesinin (b) bendinde, “Üzerinde imar mevzuatına aykırı olarak toplu binalar inşa edilmiş hisseli veya özel parselasyona dayalı arsa veya arazilerde, kişilerin hisse miktarları ve fiili kullanma durumları dikkate alınarak valilik veya belediyelerin talebi üzerine:

1. Henüz kadastrosu yapılmamış yerlerde, kadastro müdürlüklerince bu Kanunda belirtilen mülkiyet tespitine dair hükümler de uygulanarak,

2. Kadastrosu veya tapulaması tamamlanmış yerlerde ise bu Kanunla verilen yetkiler kadastro müdürlüklerince kullanılarak,

Islah imar planlarının yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın: onayların alınmasına ve ilanların yapılmasına (askı ilanları hariç), komisyonların kurulmasına lüzum kalmaksızın 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri veya 766 sayılı Tapulama Kanunu hükümlerine göre hak sahipleri tespit veya yeniden tayin edilerek adlarına tescil edilir.

Bu tespit sırasında özel parselasyon planında görülen veya hisseli satışlar sonucu fiilen oluşan yol, meydan, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha vs hizmetlere ayrılan yerler ile bunlara ilişkin hisseler bedelsiz olarak resen tapudan terkin; okul, ibadet yeri ve benzer kamu hizmetlerine ayrılan yerler ise, bedelsiz olarak ilgili idareler adına tespit ve tescil edilir. hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, davacının murisinin İstanbul İli, Esenler İlçesi, 7 pafta, 243 ve 247 parsel sayılı taşınmazlarda tapulama suretiyle malik olduğu, taşınmazların bulunduğu alanda özel ifraz sonucu oluşan parsellerin yola terk edilecek kısımları hariç tutularak çeşitli tarihlerde satıldığı, dolayısıyla davacının murisine sadece yol hisselerinin kaldığı, 1988 yılında Bakırköy Belediyesince 2981/3290 sayılı Yasanın 10/b maddesi uyarınca yapılan uygulama sonucunda, davacının murisinin paylarının tamamının yol hissesi olması nedeniyle 2942 sayılı Kanunun 35. maddesine göre terkin edildiği anlaşılmaktadır.

Bakılan dava, murise ait paya denk gelen alandan düzenleme ortaklık payı düşüldükten sonra kalan miktar için bedel takdir edilmesi gerektiği ileri sürülerek, kamulaştırmasız el atma nedeniyle anılan taşınmaz bedelinin tahsili istemiyle açılmışsa da, uyuşmazlık, özel ifraz ve 2981/3290 sayılı yasalara göre yapılan uygulama sonucu yola terk edilen taşınmaz bedelinin ödenmemesinden kaynaklandığından, davanın konusu, idarece kamu gücü kullanılarak tek yanlı biçimde davacının payının yola terk ettirilmesi işlemi ile anılan yasa uyarınca yapılan uygulamadan kaynaklanan zararın tazminine ilişkin bulunması nedeniyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2.maddesinin 1/b bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" niteliğini taşımaktadır.

Bu durumda, idarece kamu gücü kullanılarak, tek yanlı biçimde yapılan uygulama sonucunda uğranılan zararın tazminine ilişkin bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında imar mevzuatı hükümleri çerçevesinde idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.” demek suretiyle 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane Topuz, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Esenler Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Esenler Belediye Başkanlığı açısından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava,İstanbul İli, Esenler İlçesi, 7 pafta, 243 ve 247 parsellerde kayıtlı olan taşınmazların, imar uygulaması neticesinde fazladan yola terkin edildiği ifade edilen 541,28 m2 lik kısmının dava tarihindeki değeri olan 12.000 TL nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakati aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almaktadır.

Dosya kapsamında yer alan 01.06.1988 gün, 4089 sayılı Bakırköy Belediye Encümen kararında, davaya konu taşınmazların da yer aldığı bir kısım taşınmazların ilk satıcıları uhdesinde bulunan özel ifraz yollarının 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 35.maddesi gereğince tapudan terkinine karar verildiği, davacı tarafından bu işlemden kaynaklandığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle uyuşmazlığa konu davanın açıldığı anlaşılmıştır.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun İmar Mevzuatı Uygulanan veya Özel Parselasyon Yapılan Yerler başlıklı 35.maddesinde; ’’ İmar mevzuatı gereğince düzenlemeye tabi tutulan parsellerden düzenleme ortaklık payı karşılığı olarak bir defaya mahsus alınan yol,yeşil saha ve bunun gibi kamu hizmet ve tesislerine ayrılan yerlerle, özel parselasyon sonunda malikinin muvafakati ile kamu hizmet ve tesisleri için ayrılmış bulunan yerler için eski malikleri tarafından mülkiyet iddiasında bulunulamaz ve karşılığı istenemez.’’ hükmü yer almaktadır.

Kanun’un Dava Hakkı başlıklı 14.maddesinde; ‘’ Kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10 uncu madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde,kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabilir. ‘’ hükmü yer almakta olup, davaya konu edilen husus davalı idare tarafından alınan encümen kararına istinaden yapılan bir kamulaştırma işlemi olmakla, söz konusu uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözülmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Esenler Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin, Bakırköy 1.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUNUN KABULÜ ile, davalı Esenler Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Bakırköy 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.06.2014 gün ve E:2012/514 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

15-ESAS NO            : 2014/1024

KARAR NO            : 2014/1059

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının maliki bulunduğu parsel üzerindeki mesken, eklentiler ve ağaçlarının, Mamak Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Mahalleleri Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi kapsamında kaldığından bahisle; söz konusu tesis ve ağaçlara karşılık, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000,00 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının faiziyle birlikte tahsili istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar    : İ.P.varisleri; 1- F.P., 2- E.P., 3- K.P., 4- Y.P., 5- E.P.

Vekili         : Av. F.T.

Davalılar    : 1-Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. Ö.Ö.

2-Mamak Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. F.E.

O L A Y    : Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin maliki bulunduğu, Ankara İli, Mamak İlçesi, Altıağaç Mh. 39792 ada 1 parselin 25400/730200 (254 m2) m² hissesinin, Mamak Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Mahalleleri Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi kapsamında kaldığını; müvekkilinin imar parselli arsası üzerinde, mesken olarak kullandığı tesisi, muhtelif cins ve yaşta ağaçlarının bulunduğunu; 5393 Sayılı Belediye Kanununun 73.maddesine dayalı olarak Büyükşehir Belediyesi tarafından kentsel dönüşüm alanı olarak ilan edilen bölgedeki kamulaştırma ve imar işlemlerinin, Büyükşehir Belediyesi ile Mamak Belediyesi tarafından ortaklaşa yürütülmekte olduğunu; Belediye Encümeninin 04.09.2012 tarih ve 1564/1847 sayılı kararı ile Kaymakamlık Makamınca kamu yararı kararı alınmasına karar verildiğini ve 06.09.2012 tarih ve 2031207868 sayılı yazı ile Kaymakamlık Makamınca kamu yararı kararı alınmış olduğunu; anılan kararlar çerçevesinde kentsel dönüşüm alanına giren taşınmaz ile ilgili olarak uzlaşma ve dolayısı ile daire karşılığı sözleşme yapma niyetlerinin bulunmadığını; buna karşın aradan geçen zaman içerisinde, Kamulaştırma Yasasının 10. ve 27.maddeleri çerçevesinde bir işlem de yapılmadığını; tarafların uzlaşma sağlayamadığını, süreklilik arz eden fiili durum sebebiyle kamulaştırmasız el atmanın unsurlarının oluştuğunu; 5393 Sayılı Yasanın 73/8.fıkrasında yer alan, “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilirler” hükmü doğrultusunda müvekkilinin dava açma hakkının doğduğunu ifade ederek; fazlaya ilişkin hak ve alacakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik; Ankara İli, Mamak İlçesi Altıağaç Mh. 39792 Ada 1 parseldeki arsa vasfındaki taşınmaz, arsa üzerindeki mesken vasıflı tesis, eklentiler ve ağaçlar için 10.000,00 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline; kamulaştırma bedeli karşılığında, taşınmaz mülkiyetinin davalılara devrine karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı İdarelerin vekilleri süresi içerisinde, davanın idari yargının görev alanına girdiğini öne sürerek görev itirazında bulunmuşlardır.

ANKARA 7.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 17.6.2014 gün ve E:2013/510 sayı ile; görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekillerinin süresi içinde verilen dilekçeler ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunmaları üzerine dilekçeler, dava dosyasının onaylı örneği ile birlikte Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; aynen, “5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı” başlıklı 73. maddesinde; "Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca bu yönde karar alınması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.

Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.

Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır.

Belediye, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında bulunan taşınmazların kamulaştırılması sırasında veraset ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem yapmaya yetkilidir.

Büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisinin, il ve ilçelerde belediye meclislerinin salt çoğunluk ile alacağı karar ile masrafların tamamı veya bir kısmı belediye bütçesinden karşılanmak kaydıyla kentin uygun görülen alanlarında bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre Tanzimi çalışmaları yapılabilir. Cephe değişikliği yapılacak binalarda telif hakkı sahibi proje müelliflerine talep etmeleri hâlinde, değiştirilecek cephe veya cephelerin beher metrekaresi için bir günlük net asgari ücret tutarını geçmemek üzere telif hakkı ödenir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi hâlinde, büyükşehir belediyesi içindeki ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde bu fıkrada belirtilen iş ve işlemleri yapabilir.

Bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre Tanzimi çalışmaIarı için yapılması gereken iş, işlem ve yetkilendirmeler, kat maliklerinin arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karara göre yapılır.

Büyükşehir belediyelerince, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen alanlar ile 5366 sayılı Kanuna göre yenileme alanı ilan edilen alanlarda veya bu Kanunun 75 inci maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaları hâlinde, büyükşehir belediye meclisi kararı ile, yıkılan ibadethane ve yurtların yerine veya ihtiyaç duyulan yerlerde ibadethane ve yurt inşa edilebilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamındaki işler, kamu idareleriyle 75 inci madde çerçevesinde ortak hizmet projeleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

Bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut İdaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.” hükmü yer almaktadır.

2985 sayılı Toplu Konut Kanunu'nun "İskan Sahalarının Tespiti, Kamulaştırma Ve Kadastro" başlıklı 4. maddesinde; "Başkanlık, gecekondu dönüşüm projesi uygulayacağı alanlarda veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde veya valiliklerce toplu konut iskan sahası olarak belirlenen alanlarda çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde her tür ve ölçekteki planlar ile imar planlarını yapmaya, yaptırmaya ve tadil etmeye yetkilidir. Bu planlar; büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il ve ilçe belediye sınırları ile mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri tarafından, beldelerde ve diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanır. Belediyeler ve valilik tarafından üç ay içerisinde onaylanmayan planlar Başkanlık tarafından re'sen onaylanır. Belediyeler, valilik veya Başkanlık tarafından onaylanan bu planlar; askı, ilan ve itiraza dair kararlar da dahil olmak üzere 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerine göre belediyeler ve ilgili kamu kurumlan tarafından yapılacak tüm işlemler Başkanlık tarafından re'sen yapılmak suretiyle yürürlüğe konur.

Başkanlık kanundaki görevleri çerçevesinde gerçek ve tüzel kişilere ait arazi ve arsaları ve bunların içerisinde veya üzerinde bulunan her türlü eklenti ve yapıları kamulaştırmaya yetkilidir. Başkanlık tarafından yapılacak kamulaştırmalar, 4.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki iskân projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlı kamulaştırma sayılır." hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; davacının hissedarı olduğu taşınmazın bulunduğu yerde davalılardan Mamak Belediyesi ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı arasında 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, 775 sayılı Gecekondu Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri çerçevesinde "Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi"ne ilişkin olarak hazırlanan 14.08.2012 tarihli protokolün imzalandığı, protokol gereği anılan bölgenin Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca 775 sayılı Kanun uyarınca Gecekondu Önleme Bölgesi olarak ilan edildiği, 19.3.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla proje alanında kalan taşınmazların Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildiği, anılan protokol gereği kamulaştırma işlemlerinin davalı Mamak Belediyesince yürütüldüğü, dava konusu taşınmazın söz konusu proje kapsamında kaldığı ve kamulaştırma işlemlerinin devam ettiği; dava dilekçesinde, Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi alanında kalan taşınmaza kamulaştırılmasız el atıldığından bahisle 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve taşınmazın mülkiyetinin davalı idarelere devrinin istenildiği anlaşılmıştır.

Uygulama ve öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak T.ımlanmaktadır.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi, bakım ve onarımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan İdari Yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Bu bilgiler karşısında; davanın, davacının taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 sayılı kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi kapsamında kalması sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşılmıştır.

Dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku yoktur. Ancak bu sonuç ya da sonuçların, bir idari işlem olan Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesindeki taşınmaza yönelik belirlemeden, bu projede öngörülen acele kamulaştırma işlemlerinin zamanında yapılmamasından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı Mamak Belediyesi ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından söz konusu proje gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizlik şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklanmaktadır.

Bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde oluşturdukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin Adli Yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, davanın, davacının hissedarı olduğu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince İdari Yargı yerinde görülmesi gerekmektedir

Nitekim, 11.06.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ıncı maddesinde değişiklik yapan 21'inci maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş bulunmaktadır.” demek suretiyle, davanın, davacının hissedarı olduğu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin kısmı yönünden 2247 sayılı Kanun'un 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Davalı İdarelerin vekillerinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptıkları görev itirazlarının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde Mamak Belediye Başkanlığınca başvuruda bulunulması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca, davanın, davacıya ait taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle 10.000,00 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin kısmı ve davalı Mamak Belediye Başkanlığı yönünden 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının maliki bulunduğu parsel üzerindeki mesken, eklentiler ve ağaçlarının, Mamak Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Mahalleleri Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi kapsamında kaldığından bahisle; söz konusu tesis ve ağaçlara karşılık, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000,00 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının faiziyle birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

03.07.2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı” başlıklı 73. maddesinde;

“(Değişik: 17/6/2010-5998/1 md.)

Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca bu yönde karar alınması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.

Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.

Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır. (İptal ikinci , üçüncü, dördüncü cümleler: Anayasa Mahkemesi’nin 18/10/2012 tarihli ve E.: 2010/82, K.:2012/159 sayılı Kararı ile)

Belediye, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında bulunan taşınmazların kamulaştırılması sırasında veraset ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem yapmaya yetkilidir.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisinin, il ve ilçelerde belediye meclislerinin salt çoğunluk ile alacağı karar ile masrafların tamamı veya bir kısmı belediye bütçesinden karşılanmak kaydıyla kentin uygun görülen alanlarında bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre Tanzimi çalışmaları yapılabilir. Cephe değişikliği yapılacak binalarda telif hakkı sahibi proje müelliflerine talep etmeleri hâlinde, değiştirilecek cephe veya cephelerin beher metrekaresi için bir günlük net asgari ücret tutarını geçmemek üzere telif hakkı ödenir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi hâlinde, büyükşehir belediyesi içindeki ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde bu fıkrada belirtilen iş ve işlemleri yapabilir.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre Tanzimi çalışmaları için yapılması gereken iş, işlem ve yetkilendirmeler, kat maliklerinin arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karara göre yapılır.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Büyükşehir belediyelerince, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen alanlar ile 5366 sayılı Kanuna göre yenileme alanı ilan edilen alanlarda veya bu Kanunun 75 inci maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaları hâlinde, büyükşehir belediye meclisi kararı ile, yıkılan ibadethane ve yurtların yerine veya ihtiyaç duyulan yerlerde ibadethane ve yurt inşa edilebilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamındaki işler, kamu idareleriyle 75 inci madde çerçevesinde ortak hizmet projeleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

Bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut İdaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.” hükmü yer almış; bu Kanunun işaret ettiği 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu'nun " İskan sahalarının tespiti, kamulaştırma ve kadastro " başlıklı 4. maddesinde; " (Değişik: 5/5/2004 – 5162/2 md.)

(Değişik birinci fıkra: 24/7/2008-5793/7 md.) Başkanlık, gecekondu dönüşüm projesi uygulayacağı alanlarda veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde veya valiliklerce toplu konut iskan sahası olarak belirlenen alanlarda çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde her tür ve ölçekteki planlar ile imar planlarını yapmaya, yaptırmaya ve tadil etmeye yetkilidir. Bu planlar; büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il ve ilçe belediye sınırları ile mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri tarafından, beldelerde ve diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanır. Belediyeler ve valilik tarafından üç ay içerisinde onaylanmayan planlar Başkanlık tarafından re’sen onaylanır. Belediyeler, valilik veya Başkanlık tarafından onaylanan bu planlar; askı, ilan ve itiraza dair kararlar da dahil olmak üzere 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerine göre belediyeler ve ilgili kamu kurumları tarafından yapılacak tüm işlemler Başkanlık tarafından re’sen yapılmak suretiyle yürürlüğe konur.

Başkanlık kanundaki görevleri çerçevesinde gerçek ve tüzel kişilere ait arazi ve arsaları ve bunların içerisinde veya üzerinde bulunan her türlü eklenti ve yapıları kamulaştırmaya yetkilidir. Başkanlık tarafından yapılacak kamulaştırmalar, 4.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki iskân projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlı kamulaştırma sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.

Uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak dava dosyasında bulunan cevap dilekçelerinde; Belediyelerinin sınırlarında bulunan Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi mahallelerinde, imarlaşmanın çeşitli sebeplerle gerçekleşmemesi ve mevcut yapılaşmanın sağlıklı olamaması nedeniyle Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi uygulanmasına karar verilmiş olduğu; davacının hissedarı olduğu gecekondunun da Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi kapsamında kaldığı; Belediyeleri ve T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı arasında, 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, 775 sayılı Gecekondu Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri çerçevesinde Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi mahalleleri Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesine ilişkin olarak hazırlanan 14/08/2012 tarihli protokolün imzalandığı ve Belediye Meclisinin kararıyla Uygulama Yönetmeliği hazırlandığı; Protokol gereği bu bölgenin T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca 775 sayılı Kanun uyarınca Gecekondu Önleme Bölgesi olarak ilan edildiği; bu doğrultuda, anılan bölgede kamulaştırma yapılabilmesi için Belediye Encümeninin 04/09/2012 tarihli ve 1564/1847 sayılı kararıyla kamu yararı kararı alınmış olduğu, bu kararın Kaymakamlık Makamının 06/09/2012 tarihli kararıyla onaylandığı; 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27nci maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun 11/02/2013 tarihli kararı ile anılan bölgede bulunan taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verilmiş olduğu, 19/03/2013 tarihli ve 28592 sayılı Resmi Gazetede yayımlandığı; Kamulaştırma Kanununun 7nci ve devamı maddelerinde kadastro geçmiş ve henüz kadastrosu yapılmamış yerlerde kamulaştırılacak taşınmazın sınırlarının ve mülkiyetinin kime ait olduğunun tespitinin yapılacağına ilişkin hususların düzenlendiği; Kamulaştırmayı yapan idarenin, kamu yararı kararı verdikten ve taşınmazla sahibini tespit ettikten sonra tapu siciline şerh verilmesini taşınmaz malın kayıtlı bulunduğu tapu idaresine bildireceği; bildirim tarihinden itibaren tapu idaresinin, taşınmaz malın maliki değiştiği takdirde, mülkiyette veya mülkiyetten gayri ayni haklarda ortaya çıkacak değişiklikleri kamulaştırmayı yapan idareye bildirmek zorunda olduğu; konulan bu şerhin, taşınmazın tasarrufuna engel olacak nitelikte bir şerh olmadığı; Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm alanı olarak ilan edilen alanda bulunan hak sahipleri ile sözleşmeler imzalanmaya başlanıldığından şahısları uzlaşmaya davet etmek için tebligatlar gönderildiği, Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm alanında kalan gecekondu sahipleri ile uzlaşma görüşmelerinin devam ettiği; dava konusu gecekondu ve taşınmazın da Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm alanında kalmakta olduğu ancak, söz konusu taşınmazın mülkiyeti ve tasarruf yetkisi halen davacının uhdesinde bulunduğundan, davacının tasarruf yetkisinin kısıtlanmamış olduğu, mülkiyetle ilgili de herhangi bir kısıtlamanın söz konusu olmadığı; dava konusu taşınmaza İdarelerinin herhangi bir hukuki ya da fiili el atmasının söz konusu olmadığı savunulmuştur.

Davacı vekili dilekçelerinde, anlaşma yapan hak sahiplerinin gecekondularının yıkılması, yollarda hafriyat başlaması, mahalledeki İlköğretim Okulu, marketler ve kahvehanelerin kapatılmasının fiili el atma olduğunu; Dikmen Vadisi projesi sebebi ile ortaya çıkan içtihatlar doğrultusunda, mahallede yaşam olanağının ortadan kalkmış olmasının fiili el atma sayıldığının açık olduğu; nitekim yaşam koşullarının ortadan kalkması sebebi ile müvekkilinin, evinde yaşayamaz hale geldiğini; 19.03.2013 tarih ve 28592 Sayılı Resmi Gazetede ilan edilen acele kamulaştırma kararına rağmen, anlaşma yapmaya zorlamak için davalı tarafça acele kamulaştırma kararı doğrultusunda bir işlem yapılmadığının da açık olduğunu; davalı vekilinin, fiili el atma bulunmadığına ilişkin beyanlarının yerinde olmadığını iddia etmiştir.

Mahkemelerince yapılan keşif sonucu hazırlanan bilirkişi raporunda, yapılan keşif, büro ve arazi çalışması neticesinde; Dava konusu olan Mamak İlçesi Altıağaç Mahallesi 39792 Ada 1 parselin ( imar sonucu kapanmasıyla 39792 ada 2 parsele taşındığı ) içinde kalan ve davaya konu olan gecekondu özelliğindeki ve muhtesatların etrafındaki çoğu yapının yıkıldığı bazı gecekonduların enkazının kaldırıldığı, bazılarını ise kaldırılmadığı bazı evlerin terk edildiği bazı yolların kullanılmaz durumda olduğu ve bu bölgenin harap ve kullanılmaz durumda bulunduğu, belediye hizmetlerinin yapılamadığı ve yıkılmayan gecekondularda da çağdaş yaşam şartlarının ortadan kalktığı, çok az komşu olabilecek birkaç evin kaldığı, yakın çevresinde herhangi bir imarlı yapının bulunmadığı bildirilmiş, keşif sırasında davacıya ait bina ve eklerinin mevcut olduğu, halen ikamet edildiği, davacının taşınmazına fiilen el atılmadığı, taşınmazın yakın çevresinde bulunan bir çok yapının yıkıldığı, bazı yapıların enkazının kaldırıldığı, yıkımı yapılan bazı yapıların enkazının zeminde mevcut olup kaldırılmadığı görülmüş, davaya konu taşınmazın yakın çevresinde yeni yapılaşma (bina/yapı) gözlenmemiş, konut kullanımlı yıkımı yapılan bir çok yapının yanı sıra davaya konu taşınmaza çok yakın mesafede olan ve yıkılmış bulunan bir yapının olduğu tespit edilmiştir.

Somut olay ve bilirkişi raporlarının birlikte irdelenmesinden; dava konusu taşınmaz üzerinde pek çok hissedara ait çeşitli yapılar bulunduğu, bunlardan bir kısmının yıkıldığı ancak davacıya ait mesken vasıflı tesis, eklentiler ve ağaçların hali hazırda yerinde durduğu tespit edilmekle, davacının taşınmazına fiilen el atılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Davacı vekili tarafından, müvekkilinin taşınmazının, Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi alanında kaldığı, taşınmaza kamulaştırılmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000,00 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve taşınmazın mülkiyetinin davalılara devri istemiyle dava açılmış; Danıştay Başsavcısı tarafından, davanın, davacıya ait taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle 10.000,00 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı görülmüştür.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi, bakım ve onarımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Anayasanın 125'inci maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Bu durumda; davalılardan Mamak Belediyesi ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı arasında 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, 775 sayılı Gecekondu Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri çerçevesinde "Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi"ne ilişkin olarak hazırlanan 14.08.2012 tarihli protokolün imzalandığı, protokol gereği anılan bölgenin Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca 775 sayılı Kanun uyarınca Gecekondu Önleme Bölgesi olarak ilan edildiği, 19.3.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla proje alanında kalan taşınmazların Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildiği, anılan protokol gereği kamulaştırma işlemlerinin davalı Mamak Belediyesince yürütüldüğü, dava konusu taşınmazın söz konusu proje kapsamında kaldığı ve kamulaştırma işlemlerinin devam ettiği; dava konusu uyuşmazlığın da, idarelerin yetkili organlarının kamu gücünü kullanarak, res'en ve tek taraflı olarak tesis ettiği işlem/veya işlemler nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zarardan kaynaklandığı; davacı vekili tarafından da, bu işlemlerden doğan zararın tazmininin istenildiği gözetildiğinde; davanın, 2577 sayılı Kanun'un 2/1-b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir.

Belirtilen nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 7.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın, tazminata ilişkin kısım yönünden kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.6.2014 gün ve E:2013/510 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

16-ESAS NO            : 2014/1026

KARAR NO            : 2014/1061

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının, 2981 sayılı Yasada öngörülen hak sahipliği esaslarına dayanan ve tapu tahsis belgesine dayalı olarak taşınmazın tescilinin gerçekleştirilmesi, bu mümkün olmazsa taşınmaz ve bina bedelinin ödenmesi istemiyle açtığı davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : N.Ü.

Vekilleri     : Av. A.A. & Av. E.Y.

Davalı        : İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. E.A.

O L A Y    : Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının İstanbul İli, Gaziosmanpaşa İlçesi, Küçükköy mevkii, tapunun 1/3/3714/1 pafta, 4022 ada, 4 parsel sayılı 115 m² arsayı, uzun süredir elinde bulundurduğunu ve bu arsa üzerinde yine uzun süredir meskeninin bulunduğunu, 1980’li yıllardan sonra yasal düzenlemeler ile gecekondu sahiplerine belli şartlarda zilyedinde bulunan arsayı kendi adına tescil ettirme hakkı verildiğini, bu yasal düzenlemelerin sonucu olarak yapılacak tescil işleminin ilk düzenlemesi olan tapu tahsis belgesinin davacıya verildiğini, ilgili idarenin bila tarihli imar uygulaması ile davacı müvekkili adına 1997 tarihinde tapu çıkartıldığını, daha sonra iş bu tapu kaydının terkin edilerek davalı idare adına tescil edildiğini, ancak halihazırda tapuda arsanın maliki olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesinin göründüğünü, davacı müvekkilin yıllardır zilyedinde bulunan ve daha sonra tapu tahsis belgesi çıkarttığı arsasının vergisini davacının ödediğini, davalı belediye adına tescil edilen arsanın ihale yolu ile satışının yapılacağını, bu yöndeki çalışmaların sona yaklaştığını, bu durumun davacının mağduriyetine sebebiyet verebileceğini, davacının mağdur olmaması için dava sonuna kadar söz konusu arsa üzerine tedbir konulmasını talep ettiklerini belirterek, davalı idare adına olan tapunun iptali ile davacı N.Ü.adına tesciline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle görev itirazında bulunmuştur.

Gaziosmanpaşa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi; 03.06.2014 gün ve E:2013/185 sayı ile davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; “2981 sayılı Kanunun 8'inci maddesinde, imar mevzuatına aykırı yapılarla gecekondular için tespit işlemlerinin yapılacağı, bu tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile Hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14 üncü maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların dahil olduğu belirtilmiş; 10'uncu maddesinin (a) bendinde ise, " Bu Kanun hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verilir. Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eder. Ancak Islah imar planı veya kadastro planları ile belirlenen alanlarda tapu tahsis belgesi yerine hak sahiplerine doğrudan tapuları verilebilir. " hükmüne yer verilmiştir.

Yukarıda yer alan mevzuat hükümlerinde anılan Kanun kapsamında yer alan taşınmazlarda bulunan gecekonduların nasıl tespit edileceği, tespit sonrasında ne tür işlemler yapılacağı açıklanmış; hak sahiplerince alınan tapu tahsis belgesinin sonradan tapuya dönüştürüleceği öngörülmüş; Yasa hükmünde ifade edilen, " tapu vermek" şeklindeki bu yetki idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden; davacının, üzerinde gecekondusunun bulunduğu taşınmaz için 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun ile 2981 sayılı Kanunun bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında 3290 sayılı Kanun uyarınca tapu tahsis belgesi verilmesine karşın, davalı idare adına yapılan tapu kaydının iptalinin ve adına tescil edilmesinin sağlanması istemiyle davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, davacının taşınmaz üzerindeki iddiası, gayrimenkul mülkiyetinin iktisap yollarına ilişkin Medeni Kanun hükümlerine değil, 2981 sayılı Yasa’da öngörülen hak sahipliği esasına dayandığı; hak sahipliğinin tespiti ve geri alınmasının idari usul ve esaslar çerçevesinde belirlendiği göz önüne alındığında, 2981 sayılı Yasa’ya dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davasının görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girmektedir.” demek suretiyle, 2247 sayılı Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane Topuz, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı’nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacıya İstanbul İli, Gaziosmanpaşa İlçesi, Küçükköy mevkii, tapunun 1/3/3714/1 pafta, 4022 ada, 4 parsel sayılı 115 m²lik arsanın tapu tahsis belgesi verilmesine karşın, davalı idare adına yapılan tapu kaydının iptalinin ve söz konusu arsanın davacı adına tescil edilmesinin sağlanması istemiyle açılmıştır.

2981 sayılı “İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun”un “Tespit ve değerlendirme işlemleri” başlıklı 8. maddesinde; tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14.maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların dahil olduğu hükme bağlanmış; aynı Kanunun 10. maddesinde; bu Kanun hükümlerine göre, hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapıların, 12. madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yerin hak sahibine tahsis edileceği ve bu tahsisin yapıldığının tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verileceği; tapu tahsis belgesinin, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil edeceği, hak sahibi olmadığı halde tapu verilen kişilerin tapularının resen iptal edileceği belirtilmiş; Kanunun 13. Maddesinin 1. fıkrası (b) bendinde; hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde ıslah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edileceği; gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinden başka bir arsa veya hisse verileceği; aynı maddenin 2. fıkrasında da, bulundukları yerde korunamayan gecekondu sahiplerinden hak sahibi sıfatı taşıyanlara, bir gecekondu önleme veya ıslah bölgesinde veya yakın bölgelerde yapılmış ıslah imar planı içinde meydana gelen boş imar parsellerinin müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esasına göre verileceği hükmüne yer verilmiş; 14. maddesinde ise, bu Kanun hükümlerinden yararlanamayacak olan yapılar ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Bu hükümlerle, 2981 sayılı Yasa kapsamında yer alan taşınmazlarda bulunan gecekonduların nasıl tespit edileceği, tespit sonrasında ne tür işlemler yapılacağı açıklanmış; hak sahiplerince alınan tapu tahsis belgesinin sonradan tapuya dönüştürüleceği öngörülmüş; Yasa hükmünde ifade edilen, " tapu vermek" şeklindeki bu yetki idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanılmıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden; davaya konu İstanbul İli, Gaziosmanpaşa İlçesi, Küçükköy mevkii, 4022 ada, 4 parsel sayılı, 115 m² yüzölçümlü taşınmazın 15.08.1997 tarihli imar uygulaması neticesinde davalı idare adına tescil edildiği, davacının ise tapu tahsis belgesine istinaden taşınmazın adına tescilini talep ettiği anlaşılmıştır.

Dolayısıyla, davacının taşınmaz üzerindeki temel iddiasının, gayrimenkul mülkiyetinin iktisap yollarına ilişkin Medeni Kanun hükümlerine değil, 2981 sayılı Yasa'da öngörülen hak sahipliği esasına dayandığı; hak sahipliğinin tespitinin ise idari usul ve esaslar çerçevesinde belirlendiği açıktır.

Bu durumda, 2981 sayılı Yasa'da öngörülen hak sahipliği hükümleri uyarınca tapu tahsis belgesine dayalı olarak taşınmaz ile anılan taşınmaz üzerindeki meskenin tescilinin gerçekleştirilmesi yönündeki davacının isteminin, 2981 sayılı Yasada öngörülen hak sahipliği esaslarına uygun olup olmadığının belirlenmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde, idari yargı yerlerinin görevli bulunduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı'nca yapılan başvurunun kabulü ile davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Gaziosmanpaşa 3.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Gaziosmanpaşa 3.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 03.06.2014 gün ve E:2013/185 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

17-ESAS NO            : 2014/1029

KARAR NO            : 2014/1063

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : E. Sigorta A.Ş.

Vekili         : Av. E.U.

Davalı        : Çankaya Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. Z.Ö.

O L A Y    : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından sigortası yapılan, sigorta işleteni S.B.Y. olan 06........ plaka sayılı aracın 09.05.2012 tarihinde, saat 21:30’da sürücü T.A.Y. sevk ve idaresindeyken Arif Nihat Asya Sok. No:…. Oran-Çankaya önünden asfaltta var olan yükseklikten dolayı oluşan çıkıntıya aracının alt tarafının sürtmesi sonucu tek taraflı maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, söz konusu kazanın oluşumunda yolun bakım ve onarımından sorumlu kuruluş olan davalı belediyenin asli kusurlu olduğunu, meydana gelen kaza neticesinde sigortalı araçtaki 905,00 TL’lik hasarın davacı şirket tarafından sigortalıya ödendiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 678,75 TL tazminatın, ihtar tebellüğ tarihi olan 06.03.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.

İstanbul Anadolu 24.Asliye Hukuk Mahkemesi: 29.04.2014 gün, E:2013/939 sayı ile özetle davalı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı: ‘’… Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." kuralına yer verilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları "idari dava türleri" arasında sayılmıştır.

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14. Maddesinde, “Belediye, mahalli müşterek nitelikte olmak şartıyla; a) İmar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel altyapı; coğrafi ve kent bilgi sistemleri; çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık; zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans; şehir içi trafik... hizmetlerini yapar veya yaptırır” kuralı yer almaktadır.

Yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden, davanın kamu idaresinin yasayla kendisine verilmiş bulunan görevi hiç yapmamasından ve/veya eksik yada kusurlu yapmasından kaynaklanan ve hizmet kusuru nedeniyle doğan zararların karşılanmasından kaynaklandığı, bu haliyle hizmet kusuru nedeniyle doğduğu anlaşılmakta olduğundan uyuşmazlığın çözüm yerinin idari yargı yeri olduğu açıktır” demek suretiyle 2247 sayılı Kanun'un 10. maddesi gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane Topuz, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 2247 sayılı Yasa’nın 10.maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI’nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı şirket tarafından sigortası yapılan 06........ plaka sayılı aracın 09.05.2012 tarihinde asfaltta var olan yükseklikten dolayı oluşan çıkıntıya aracının alt tarafının sürtmesi sonucu tek taraflı meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası nedeniyle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 678,75 TL tazminatın, ihtar tebellüğ tarihi olan 06.03.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun Karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.

Öte yandan 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.

2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: “… Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da Tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” (Any. Mah.nin 26.12.2013 tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G. 27.3.2014, Sayı: 28954, s.136-147.)

Anayasa’nın 158 inci maddesinin son fıkrasında “ Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı,yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun’dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa’nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir.

Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 17.11.2014 gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir.

2918 Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş,

TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış,

2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davalar, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır.

Bu durumda belediye sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.

11.01.2011 gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir.

Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır.

Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir.

Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır.

Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organlar arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.

2918 sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir.

Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir.

Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.)

Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444)

Keza, Sayın çoğunluğun kararı dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kolları arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir.

Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.)

Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına,

2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,

Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,

Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1 -b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre,

Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.

 

Üye

Eyüp Sabri BAYDAR

—— • ——

III-2247 SAYILI KANUN’UN 14. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI) KARARLAR

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

1-ESAS NO              : 2014/531

KARAR NO            : 2014/941

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Ziraat Bankasına devredilen T.Emlak Bankasında Şube Müdürü olarak görev yapmaktayken almış olduğu disiplin cezası nedeniyle görevine son verilen davacının, açıkta geçen sürelere ilişkin kesenek ve kurum karşılıklarının 5510 sayılı Yasaya 6353 sayılı Kanunla eklenen Geçici 44.madde gereğince Sosyal Güvenlik Kurumundan tahsil edilerek hizmetine eklenmesi istemi ile açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : O.B.

Davalılar    : 1- Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı

Vekili         : Av. Y.Ö.

2- Ziraat Bankası A.Ş.

Vekili         : Av. M.S.Y.

O L A Y    : Davacı dava dilekçesinde, daha önce T.Emlak Bankası A.Ş. Karaköy Şubesinde şube müdürü olarak çalıştığı dönemde bazı firmaların kredilerinin vadelerinde geri ödenmemesinden dolayı açılan soruşturma sonucunda Banka Yüksek Disiplin Kurulu ve Banka Yönetim Kurulu Kararı ile “görevden çıkarma cezası” ile cezalandırıldığını ve alınan kararın 29.8.2001 tarihinde kendisine tebliğ edildiğini, bunun sonucunda 4684 sayılı yasa ile tasfiyeye alınan Emlak Bankasından Ziraat Bankasına aktarıldığını ve hakkında verilmiş olan disiplin cezası nedeniyle Ziraat Bankasından ilişiğinin kesildiğini, bu işlemin iptali istemiyle İstanbul 3.İdare Mahkemesinde dava açtığını ve davanın aleyhine sonuçlandığını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 15.8.2012 tarihinde başvuru yaptığını, başvurunun halen inceleme aşamasında olduğunu, 5510 sayılı Yasanın geçici 44. maddesi hükmünden faydalanabilmek için T.C.Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü Sigortalı Hizmet Daire Başkanlığı’na primlerinin ödenmesi için başvuruda bulunduğunu, ancak Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 7.12.2012 tarihinde gönderilen yazı ile talebinin reddedildiğini ileri sürerek, Ziraat Bankasından ayrıldığı, 29.8.2001 – 22.6.2006 tarihleri arasında yatırılmayan sigorta primlerinin ve kurum karşılıklarının hesaplanarak yatırılması talebinin reddine ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü Sigortalı Tescil ve Hizmet Daire Başkanlığının 7.12.2012 gün ve 58.313.353 sayılı işleminin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 2.İDARE MAHKEMESİ:14.2.2013 gün ve E:2013/127, K:2013/246 sayı ile, davacı tarafından yapılan talep 5510 sayılı Kanunun ilgili maddeleri uyarınca değerlendirildiğinden ve ilgili Kanunda da idari para cezaları dışında idare mahkemelerinin yetkisine ilişkin bir hüküm bulunmadığı ve geçici maddelerde de bu husus düzenlenmediğinden, dava konusu işlemin anılan bu taleplerin incelenmesi ve değerlendirilmesinin yukarıda bahsi geçen mevzuatın uygulamasından doğduğu ve bu uyuşmazlıkların da iş mahkemesinin görev alanında bulunduğundan, mahkemelerinin görevsiz olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

Davacı bu kez aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 20.İŞ MAHKEMESİ:5.11.2013 gün ve E:2013/185, K:2013/116 sayı ile, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam edeceği Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 24.12.2012 gün ve 2012/532 E-2012/429 K sayılı içtihadı gereği olduğundan, toplanan deliller, yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre; davanın usulden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

Davacı, idari ve adli yargı yerlerince verilmiş olan görevsizlik kararları nedeniyle oluştuğunu öne sürdüğü olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 17.11.2014 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, T.Emlak Bankası İstanbul Karaköy Şubesi Müdürü olarak görev yapmaktayken almış olduğu disiplin cezası nedeniyle görevine 29.8.2001 tarihinde son verilen davacının açıkta geçen 29.8.2001- 22.6.2006 tarihlerine ait kesenek ve kurum karşılıklarının 5510 sayılı Yasaya 6353 sayılı Kanunla eklenen Geçici 44.madde gereğince Sosyal Güvenlik Kurumundan tahsil edilerek hizmetine eklenmesi istemiyle açılmıştır.

15/11/2000 gün ve 4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, “1. Bu Kanunun amacı, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketinin (bankalar) çağdaş bankacılığın ve uluslararası rekabetin gereklerine göre çalışmalarını ve özelleştirmeye hazırlanmalarını sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılmaları ile hisse satışlarına ilişkin düzenlemelerin ve hisselerin tamamına kadarının özel hukuk hükümlerine tabî gerçek ve tüzel kişilere satışının gerçekleştirilmesidir.

2. Bankalar, anonim şirket statüsündedirler. Bu Kanunda yer alan hükümler dışında 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile genel hükümlere tabidirler…”; 2. maddesinin üçüncü fıkrasında, “3. Bankaların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte mevcut personeli hakkında aylık, özlük ve emeklilikleri yönünden tabi oldukları mevzuatın uygulanmasına devam olunur. Bunlardan uygun görülenler istekleri halinde, emeklilik statüleri devam etmek üzere özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılabilir. 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile ilgileri devam eden personelin özel hukuk hükümlerine göre çalışacakları süreler kazanılmış hak aylıklarında değerlendirilir ve emeklilik işlemlerinde söz konusu Kanunun ek 48 inci maddesinin (b) fıkrası ile ek 68 inci maddesi hükümleri uygulanır. Bu kadro ve pozisyonlar emeklilik, istifa, ölüm ve sair nedenlerle boşaldıkları takdirde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. (Değişik beşinci cümle: 18/4/2007-5626/1 md.) Özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılacak personelin sayısı, unvanı, ücret ve sair mali hakları bankaların genel kurullarınca tespit olunur. (Değişik altıncı cümle: 18/4/2007-5626/1 md.) Genel kurullar, bu yetkilerini yönetim kurullarına devredebilir. (Ek yedinci cümle: 18/4/2007-5626/1 md.) Personel istihdamına ilişkin diğer hususlarda yönetim kurulları yetkilidir”; 3. maddesinin beşinci fıkrasında, “5. (Ek: 16/7/2004-5230/7 md.) Bankalarda 4857 sayılı İş Kanununa tâbi olarak çalışanlarla bankalar arasında çıkacak ihtilaflarda iş mahkemeleri görevlidir”; geçici 1. maddesinin birinci fıkrasında, “1. Bankaların ana sözleşmeleri bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ilk genel kurullarının onayı ile yürürlüğe girer. Mevcut yönetim kurulu üyelerinin görevleri genel kurullarca yenileri seçilinceye kadar devam eder. Bankaların tüm diğer personeli bu Kanunla bulundukları kadro ve pozisyonlara aT.mış sayılır”; üçüncü fıkrasında “3. (Değişik : 30/1/2002 - 4743/6 md.) Bankalarda 31.12.2002 tarihinden sonra özel hukuk hükümlerine tâbi olmayan personel çalıştırılamaz. Yeniden yapılandırma sürecinde bankaların yönetim kurullarınca gerek özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılmak üzere kendisine sözleşme teklif edilen ancak özel hukuk hükümlerine göre çalışmayı kabul etmeyen gerekse özel hukuk hükümlerine göre çalışması uygun görülmeyip sözleşme imzalanmayan personel, bankaların yönetim kurullarınca Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.

Devlet Personel Başkanlığı kendisine bildirilen personel listelerini en geç kırkbeş gün içerisinde (özelleştirme kapsam ve/veya programındaki kuruluşlar hariç) tespit edeceği kamu kurum ve kuruluşlarındaki boş kadro ve pozisyonlara aT.malarını sağlamak üzere ilgili kurum veya kuruluşa gönderir. İlgili kurum ve kuruluş bildirimin ulaştığı tarihten başlayarak en geç beş iş günü içinde bu personelin aT.malarını yaparak atamalara ilişkin bilgileri Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı ile ilgili bankalara bildirir. Atama tarihi itibarıyla personelin bankalarla ilişiği kesilmiş sayılır. Personelin aT.dığı kurumda fiilen göreve başlayacağı tarihe kadar geçen sürede her türlü malî ve sosyal hakları bankalarca karşılanmaya devam olunur. Bu fıkrada hüküm bulunmayan hallerde 24.11.1994 tarihli ve 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesi hükümleri uygulanır.

Ataması yapılan personel hakkında bankalar tarafından yapılacak tebliğ işlemini takiben 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 62 ve 63 üncü maddelerinin uygulanmasından atamayı yapan kamu kurum veya kuruluşu sorumludur…”; geçici 6. maddesinde(Ek: 30/1/2002-4743/6 md.), “…25.11.2000 tarihinde bu bankalarda çalışan personelden özel hukuk hükümlerine geçirilenlerin hizmet sözleşmelerinin 31.12.2003 tarihine kadar, bankaların disiplin yönetmelikleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla 1475 sayılı İş Kanununun 17 nci maddesi dışında kalan sebeplerle bankalar tarafından feshedilmesi halinde söz konusu personel hakkında bu Kanunun geçici 1 inci maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca işlem tesis edilmek üzere Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Bu kapsamda olan personele sözleşmenin feshi nedeniyle ihbar ve kıdem tazminatı ödenmez. Bankaların kurduğu, kuracağı ve iştirak ettiği veya edeceği bilgi sistemleri ve/veya alternatif dağıtım kanalları amaçlı şirketlere bu bankalardan geçen ve T. C. Emekli Sandığı ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesi uyarınca kurulan Türkiye Emlâk Bankası Anonim Şirketi Emekli ve Yardım Sandığı Vakfı ile irtibatları devam eden personelden isteyenlerin anılan sosyal güvenlik kurumları ile irtibatları devam eder. Bu fıkra hükümleri bu personel hakkında da uygulanır.

(Ek fıkra: 1/8/2003-4971/24 md.) Ancak başka kamu kurum kuruluşlarına atanmak üzere 31.12.2003 tarihine kadar bildirilecek olanlar, özel hukuk hükümlerine tâbi statüye geçmeden önceki son kadro veya pozisyonu ile bildirilir. Bu şekilde nakledilenler hakkında 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin beş ve altıncı fıkralarının uygulanmasında, özel hukuk hükümlerine geçmeden önceki son kadro ve pozisyonlarına ait malî hakları esas alınır. Bu fıkranın uygulanmasında özel hukuk hükümlerine göre yapılan ödemeler hiçbir şekilde dikkate alınmaz. Özel hukuk hükümlerine tâbi olarak geçen süreler hakkında 4046 sayılı Kanunun geçici 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır.

(Ek fıkra: 16/7/2004-5230/7 md.) 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tâbi olmakla birlikte halen bankalarda çalışmakta olup başka kurumlara nakli sağlanamayan personel, bu Kanunun geçici 1 inci maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca işlem tesis edilmek üzere Devlet Personel Başkanlığına bildirilir”; 4. maddesinde, “Bu Kanun, bankalar hakkında sermayelerindeki kamu payı % 50`nin altına düşünceye kadar uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer” hükmü yer almıştır.     

Öte yandan; 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesinde, “a) Teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda hizmetler memurlar, sözleşmeli personel ve işçiler eliyle gördürülür. b) (Değişik : 5/2/1992 - 3771/1 md.) Teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda, devlet tarafından tahsis edilen kamu sermayesinin karlı, verimli ve ekonominin kurallarına uygun bir şekilde kullanılmasında bulunduğu teşkilat, hiyerarşik kademe ve görev unvanı itibariyle kuruluşunun karlılık ve verimliliğini doğrudan doğruya etkileyebilecek karar alma, alınan kararları uygulatma ve uygulamayı denetleme yetkisi verilmiş asli ve sürekli görevler genel idare esaslarına göre yürütülür. Teşebbüs ve bağlı ortaklıkların genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken asli ve sürekli görevleri; genel müdür, genel müdür yardımcısı, teftiş kurulu başkanı, kurul ve daire başkanları, müessese, bölge, fabrika, işletme ve şube müdürleri, müfettiş ve müfettiş yardımcıları ile ekli 1 sayılı cetvelde kadro unvanları gösterilen diğer personel eliyle gördürülür. Bunlar hakkında bu Kanun Hükmünde Kararnamede belirtilen hükümler dışında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümleri uygulanır.

c) (b) bendi dışında kalan sözleşmeli personel, teşebbüs ve bağlı ortaklıkların genel idare esasları dışında yürüttükleri hizmetlerinde bu Kanun Hükmünde Kararnamede belirtilen hukuki esaslar çerçevesinde akdedilecek bir sözleşme ile çalıştırılan ve işçi statüsünde olmayan personeldir. (Bunlar bu Kanun Hükmünde Kararnamede sözleşmeli personel olarak geçecektir.) Sözleşmeli personel işin niteliğine göre yılın veya günün belirli sürelerini kapsamak üzere kısmi zamanlı da istihdam edilebilir.

d) Memurlar ve sözleşmeli personel toplu iş sözleşmeleri kapsamına alınamaz ve bunlara toplu iş sözleşmeleriyle veya toplu iş sözleşmeleri emsal alınarak hiçbir ayni ve nakdi menfaat sağlanamaz.

e) İşçiler bu Kanun Hükmünde Kararnameye tabi değildir” denilmiştir.

Öte yandan, 1475 sayılı İş Kanunu, 22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 120. maddesi ile, -14. madde hariç- yürürlükten kaldırılmış, 4857 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde “Diğer mevzuatta 1475 sayılı İş Kanununa yapılan atıflar bu Kanuna yapılmış sayılır” hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, Davacının Emlak Bankasında şube müdürü olarak görev yapmaktayken, bankanın 4684 sayılı Yasa uyarınca Ziraat Bankasına aktarılması üzerine, Ziraat Bankası şube müdürü olarak çalışmaya devam ettiği sırada T.Emlak Bankası A.Ş. Karaköy şubesinde şube müdürü iken yaptığı işlemlerden dolayı hakkında soruşturma açıldığı; 6.6.2001 gün ve 5/1, 27/1 sayılı Yüksek Disiplin Kurulu ve 8.6.2001 gün ve 21 sayılı Banka Yönetim Kurulu kararları ile Personel Yönetmeliğinin 120/1-s maddesi uyarınca “Görevden Çıkarma Cezası” ile cezalandırıldığı, 29.8.2001 tarihinde Ziraat Bankası ile ilişiğinin kesildiği; Davacının görevden çıkarma cezasının iptali istemiyle İstanbul 3.İdare Mahkemesinde dava açtığı; açılan bu davanın Mahkemelerinin 25.12.2003 gün ve E:2001/1136, K:2003/1464 sayılı kararıyla reddedildiği; kararın davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Danıştay 12.Dairesinin 21.3.2006 gün ve E:2004/4150, K:2006/1020 sayılı kararı ile onandığı, kararın düzeltilmesi isteminin ise yine aynı Dairenin 24.3.2010 gün ve E:2006/4849, K:2008/1812 sayılı kararı ile reddedildiği, davacı tarafından yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunulduğu ancak bu isteminin de İstanbul 3.İdare Mahkemesinin 21.5.2010 gün ve E:2010/241, K:2010/784 sayılı kararıyla reddedildiği ve bu kararın yine Danıştay 12.Dairesinin 8.3.2012 gün ve E:2010/5926, K:2012/1410 sayılı kararıyla onandığı; davacının 5.7.2006 tarihli 5525 Sayılı Af Kanunundan yararlanarak göreve dönmek istediği ancak davalı idarenin 3.8.2006 tarihli işlemiyle bu isteminin de reddedildiği anlaşılmış; davacı 5510 sayılı Yasanın Geçici 44.maddesi hükmü uyarınca açıkta geçen 29.8.2001 – 22.6.2006 tarihlerine ait kesenek ve kurum karşılıklarının hizmetine eklenmesi istemiyle iş bu davayı açmıştır.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasasının 101. maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların İş Mahkemelerinde görüleceği; 104. maddesinde, (Değişik fıkra:17.04.2008-5754 S.K./62.mad) Bu Kanunla yürürlükten kaldırılmayan hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı ve 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlara yapılan atıflar ile ilgili mevzuatında emeklilik, malûllük, vazife malûllüğü ve sosyal sigorta haklarına, yardımlarına ve yükümlülüklerine, iştirakçiliğe ve sigortalılığa, dul, yetim ve hak sahipliği şartlarına, emekli ikramiyesine, ek ödemelere, sağlık hizmetleri veya tedavi bedellerinin ödenmesine ilişkin yapılan atıflar bu Kanunun ilgili maddelerine yapılmış sayılır.

27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununda kadrosuzluk tazminatının ödenmesine ilişkin T.C. Emekli Sandığına yapılmış olan atıf ile diğer kanunlarda T.C. Emekli Sandığına, Sosyal Sigortalar Kurumuna, Bağ-Kur'a yapılmış atıflar Kuruma yapılmış sayılır.

Geçici 4. maddenin 4 ve 5.fıkrasında; “Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.

Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, topT. ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.” .

Yine aynı Geçici Maddenin son fıkrasında ise;

Personel mevzuatına göre almış oldukları disiplin cezası sonucu 23/4/1999 tarihi ile 14/2/2005 tarihleri arasında memuriyetleri sona erenlerden, 22/6/2006 tarihli ve 5525 sayılı Kanun uyarınca haklarında verilmiş disiplin cezaları bütün sonuçları ile ortadan kaldırılanların, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren (Değişik ibare:13.02.2011 - 6111 S.K./47.mad) 30/6/2011 tarihine kadar Kuruma müracaatları halinde, görevlerinden ayrıldıkları tarih ile göreve başladıkları tarih arasındaki prim veya kesenek ödenmemiş süreleri, istekleri halinde, görevlerinden ayrıldıkları derece ve kademelerine prim veya kesenek ödenmemiş veya borçlanmak istedikleri sürenin her üç yılına bir derece ve her yılına bir kademe verilmek ve öğrenim durumları itibariyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesindeki yükselebilecekleri dereceleri geçmemek üzere tespit edilecek derece, kademe ve ek göstergeleri ile emekli keseneğine esas aylığın hesabına ait tüm unsurların toplamının müracaat tarihinde yürürlükte olan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarlar esas alınarak, yine o tarihteki kesenek ve karşılık oranları borçlandırılmak suretiyle hizmetten sayılır. Bundan doğacak borç tutarının tamamı borcun tebliğ edildiği tarihten itibaren (Değişik ibare:13.02.2011 - 6111 S.K./47.mad) 31/12/2014 tarihine kadar kendileri tarafından eşit taksitlerle veya defaten ödenir.”

Aynı Yasanın Geçici 44.maddesinde “23/4/1999 ile 14/2/2005 tarihleri arasında tabi oldukları personel mevzuatına göre almış oldukları disiplin cezası sonucu memuriyetleri sona erip, 22/6/2006 tarihli ve 5525 sayılı Kanun uyarınca haklarında verilmiş disiplin cezaları bütün sonuçları ile ortadan kaldırılanların bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren 3 ay içinde Kuruma müracaat etmeleri halinde ve yaş haddine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla; memuriyetlerinin sona erdiği tarih ile 22/6/2006 tarihi arasındaki dönem içinde uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak sigorta primi ödenmemiş veya emekli keseneği yatırılmamış sürelerine ilişkin kesenek ve kurum karşılığı toplamları, görevden ayrıldıkları tarihteki derece ve kademelerine hizmet olarak sayılacak sürenin her üç yılına bir derece ve her yılına bir kademe verilmek ve öğrenim durumları itibarıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesindeki yükselebilecekleri dereceleri geçmemek üzere tespit edilecek derece ve kademeleriyle başvuru tarihinde uygulanmakta olan katsayılar esas alınarak belirlenecek emekli keseneğine esas aylık tutarları üzerinden Kurum tarafından hesaplanarak halen çalıştıkları veya kamu görevlisi olarak en son çalışmış oldukları kamu idarelerine bildirilir ve söz konusu tutarlar bu idareler tarafından üç ay içerisinde Kuruma defaten ödenir.

Haklarında verilmiş disiplin cezaları bütün sonuçları ile 5525 sayılı Kanun uyarınca ortadan kaldırılmış olanlardan memuriyetten çıkarılmış oldukları kuruma yeniden atanmak üzere başvuranların, bu başvurularının ilgili kurumların kayıtlarına geçtiği tarihten başlayarak bu kurumlarda yapılan ilk atamalarının kendilerine tebliği tarihine kadar olan dönem içerisindeki uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak sigorta primi ödenmemiş veya emekli keseneği yatırılmamış süreleri hakkında ise, birinci fıkra uyarınca yapılmış olan derece yükselmesi ve kademe ilerlemeleri saklı kalmak kaydıyla, yukarıdaki fıkra hükümleri çerçevesinde işlem yapılır. Ancak, bu fıkra kapsamına girenlerden ataması bu maddenin yürürlük tarihinden önce yapılmış olanların bu fıkra hükümlerinden yararlanabilmesi için, bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren altı ay içerisinde, bu maddenin yürürlük tarihinden önce atama talebinde bulunduğu halde atama işlemleri bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra tamamlanacakların ise, atamalarını izleyen altı ay içerisinde Kuruma başvuruda bulunmaları zorunludur.

Bu madde uyarınca ilgililer adına kesenek ve kurum karşılığı ödenmiş olması; birinci fıkrada belirtilen dönem içerisinde ödenmiş olan emeklilik veya malullük aylıkları ya da dul ve yetim aylıkları için kendilerine borç çıkarılmasını, emekli ikramiyesi farkı ve geriye dönük olarak aylık farkı ödenmesini gerektirmez.” hükmüne yer verilmiştir.

31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır. 5510 sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754 sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

5510 sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet göstE.ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır. 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir… Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır…” Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.

Kaldı ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.

Olayda, davalı bankanın 4603, 4684 ve 4743 sayılı kanunlar çerçevesinde tamamen özel hukuk hükümlerine tabi kılındığı, gerek personel istihdamı ve gerekse diğer işlemlerinde karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda hareket eden sektördeki diğer özel bankalardan farkı olmayan tamamen Bankalar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre işletilen anonim şirket niteliğini taşıdığı ve dahi Anayasa Mahkemesi’nin 14.3.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 25.6.2002 tarih, 2002/31 E., 2002/58 K. Kararında; “T.C. Ziraat Bankası ve Türkiye Halk Bankası, 4603 sayılı Kanun ile kamu iktisadi teşebbüsü kurallarına tabi iktisadi devlet teşekkülü statüsünden çıkarılarak özel hukuk kurallarına bağlı anonim şirket konumuna geçirilmişlerdir. Başka bir anlatımla belirtilen bankaların yürüttüğü hizmetler yasa ile kamu hizmeti olmakT. çıkarılmıştır. Bu durumda, statüsü değiştirilen bankalar tarafından yürütülen hizmeti, Anayasa’nın 128. maddesinde belirtilen genel idare esaslarına göre yapılan asli ve sürekli bir kamu hizmeti ve burada çalışan personeli de memur ya da diğer kamu görevlisi olarak nitelemek olanaklı değildir.” şeklinde açıklama yapılmak suretiyle, iptal isteminin reddine karar verildiği görülmekte ise de,

Başkanlığımızca 12.5.2014 tarihli müzekkere ile T.C. Ziraat Bankası İnsan Kaynakları Bölüm Başkanlığından,

a) Davacıya 4603 sayılı Yasanın Geçici 1/3. maddesi uyarınca özel hukuk hükümlerine tabi olarak çalışması için sözleşme imzalamasının teklif edilip edilmediği,

b) Teklif edildi ise tarihi,

c) Davacıya bu teklif yapıldıysa davacının, kurumda özel hukuk hükümlerine tabi olarak çalışmayı kabul edip etmediği,

d) Davacı sözleşmeyi imzalamayı kabul etti ise, sözleşmenin onaylı bir örneğinin gönderilmesi,

e) Davacı özel hukuk hükümlerine göre çalışmayı uygun görmeyip, sözleşmeyi imzalamadı ise, bu hususun Devlet Personel Başkanlığına bildirilip bildirilmediği,

f) Bildirilmiş ise Devlet Personel Başkanlığına hangi tarihte bildirildiği,

g) Davacının Devlet Personel Başkanlığınca hangi kamu kurumunda görevlendirildiği, hususlarında en kısa sürede Mahkememize bilgi verilmesi rica olunmuş. Ziraat Bankası İnsan Kaynakları Bölüm Başkanlığının 21.5.2014 gün ve 20987/412 sayılı cevabi yazısıyla “…. O.B., T.Emlak Bankası A.Ş. İstanbul 2. Bölge Başmüdürlüğünde Şube Müdürü unvanı ile görev yapmakta iken, T.Emlak Bankası A.Ş.’nin bankamıza devredilmesi nedeniyle, naklen bankamıza ataması yapılmıştır. Ancak adı geçenin , Mülga Emlak Bankası Karaköy Şubesinde görev yaptığı dönemde gerçekleştirmiş olduğu fiillerinden dolayı, Yüksek Disiplin Kurulu’nun 6.6.2001-5/1 ve Yönetim Kurulu’nun 8.6.2001-21 sayılı kararları gereğince Personel Yönetmeliği’nin 120/1-s maddesi gereğince Görevden Çıkarma Cezası ile cezalandırılmasına karar verilerek bankamızla ilişiği kesilmiştir.Dolayısıyla adı geçene Özel Hukuk Hükümlerine tabi olarak çalışması için sözleşme teklif edilmemiştir…” şeklinde bilgi verilmiş olduğu; Başkanlığımızca 18.9.2014 günlü müzekkere ile davacı O.B.’dan da teyit amaçlı aynı bilgiler istenilmiş, Davacının 22.9.2014 günlü cevabi yazısıyla,

“…. 1. Banka ‘dan ilişiğim kesilerek ayrıldığım 29.8.2001 tarihine kadar 4603 sayılı yasanın geçici 1/3. maddesi uyarınca özel hukuk hükümlerine tabi olarak çalışmam için tarafıma teklif edilen veya sunulan herhangi bir sözleşme bulunmamaktadır.

2.Tarafıma gönderilen yazınızda (b), (c), (d), (e) şıklarındaki sorular, (a) şıkkına bağlı olduğundan, verilecek herhangi bir yanıt bulunmamaktadır.

3.Devlet Personel Dairesi Başkanlığı’nca hakkımda 4603 sayılı yasa kapsamında yapılan herhangi bir işlem bulunmadığı gibi, adı geçen Kurumca başka bir Kamu Kurumunda görevlendirilmem söz konusu değildir.

4.Durumu Sayın Yüksek Mahkemenizin bilgi ve takdirlerinize arz ederim…” denilmiş olduğu açıklığa kavuşturulmuştur.

4603 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce davalı kurumda Emekli Sandığına tabi personel olarak görev yapan davacının, hakkında tesis edilen tüm işlemlere yönelik olarak açtığı davaların idari yargı yerinde sonuçlanıp kesinleştiği ve 4603 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra da özel hukuk hükümlerine tabi olarak çalışması için tarafına herhangi bir teklif götürülmediği, ayrıca sözleşme imzalamadığı, ayrıca davacının 5510 sayılı Yasanın Geçici 44. maddesinin kendisine uygulanması istemiyle yaptığı başvuru sonucunda Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin “ İdari işlem ” ve “ İdari eylem ” niteliğini korumaya devam edeceği dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan ve yukarıda sözüedilen ilgili kanunların yürürlüğe girdiği tarihten önce işe başlamış ve ayrılmış olan davacı tarafından açılan davanın idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle Ankara 2.İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 2.İdare Mahkemesi’nin 14.2.2013 gün ve E:2013/127, K:2013/246 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 17.11.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

2-ESAS NO              : 2014/755

KARAR NO            : 2014/951

KARAR TR             : 17.11.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacı tarafından daha sonra kapatılan Belediyenin hizmet binasının, elektrik fenni sorumluluk hizmet işi ile orta gerilim ve trafo iş ve işlemlerini yaptığından bahisle, bu hizmetlerin bedeli olarak düzenlenen faturanın tahsili amacıyla yapılan başvurunun reddi üzerine; fatura bedelinin ticari faiziyle birlikte tahsili istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı         : E.Teknik Genel Elektirik Makine Nakliye Gıda ve İnşaat Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti.

Vekili         : Av. H.K.

Davalı        : Tuzla Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. M.A.              (Adli Yargıda)

O L A Y    : Davacı vekili,dava dilekçesinde özetle;davacı şirketin Akfırat Belediye Başkanlığının 1125 parsel sayılı taşınmazında yapılan Belediye Hizmet Binasının inşası sırasında elektrik fenni sorumluluk hizmet işini, orta gerilim ve trafo iş ve işlemlerini yaptığını; bu hizmet bedeline ilişkin olarak 355798 sayı 24.02.2009 tarihli fatura düzenlendiğini; faturanın aynı tarihte Akfırat Belediye Başkanlığı’na ibraz edildiğini; Akfırat Belediyesi’nin hukuki varlığının sona ermesi nedeniyle davalı Tuzla Belediye Başkanlığı’nın, Akfırat Belediye Başkanlığı’nın hukuki halefi olduğunu; söz konusu fatura bedelinin ödenmesi istemiyle Tuzla Belediyesi’ne yapılan başvurunun sonuçsuz kaldığını belirterek; davacı şirketin belediyeye yaptığı hizmet bedelinin davacı şirketin Tuzla Belediyesi’ne yazılı olarak başvurduğu 17.03.2010 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle adli yargıda dava açmıştır.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 1 ve 2. Maddeleri gereğince, idare eylem ve işlemlerden mütevellid hukuki ihtilafların halli noktasında İdare Mahkemelerinin vazifeli ve selahiyetli olduğunu, Akfırat İlk Kademe Belediyesinin hukuki mevcudiyetini 29 Mart 2009 tarihine kadar devam ettirdiğini, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 2. Maddesinde belirtilen idarelerden olan Belediyelerin kullanımında bulunan her türlü kaynakT. karşılanan mal ve hizmet alımları ile yapım işlerini 4734 sayılı Kanun hükümlerine göre yürütmeye mecbur ve mükellef olduğunu açıklayarak davanın hem görev hem de esastan reddini istemiştir.

TUZLA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 08.07.2010 gün ve E:2010/217 K:2010/468 sayılı kararında ; “ …Yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından davalı aleyhine tazminat davası açılmış ise de, açılan dava mahkememizin görev alanına girmeyip İdare Mahkemesinin görevine girdiğinden…” şeklinde gerekçe göstererek davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Dava dosyası Tuzla 1. Asliye Hukuk Mahkemesince idari yargıya gönderilmiştir.

İSTANBUL 8. İDARE MAHKEMESİ: 14.10.2010 gün ve E:2010/2077 K:2010/1582 sayılı kararında özetle; dava dosyasında idare mahkemesine yazılmış bir dilekçe olmadığı ve dava konusu işlemin tarih ve sayısı veya tam yargı davası ise miktarı belirtilmeden dava konusu edilemeyeceği gerekçesiyle İdari Yargılama Usulü Kanununun 3.maddesine uygunluk bulunmadığından dava dilekçesinin reddine karar vermiştir.

Davacı şirket vekili, bu kez Akfırat Belediyesi, elektrik fenni sorumluluk orta gerilim ve trafo iş ve işlemlerini yaptığından bahisle bu hizmetlerin bedeli olarak düzenledikleri 24.02.2009 tarihli faturaların tahsili amacıyla yaptıkları başvurunun reddi nedeniyle fatura bedeli olan 32.096,00 TL nin yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle idari yargıda dava açmıştır.

İSTANBUL 8. İDARE MAHKEMESİ: 08.03.2012 gün ve E:2011/55 K:2012/610 sayılı kararında özetle; bakılmakta olan davada dava konusu edilen tazminat alacağının İstanbul 7. İdare Mahkemesi’nin E:2010/1545 K:2011/177 sayılı davada da dava konusu edildiği, görevsizliğe ilişkin kararın temyiz edildiği ve henüz kesinleşmediği açıklanarak davanın derdestlik nedeniyle reddine karar vermiş ve verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Dosyaların incelenmesinden İstanbul 8. İdare Mahkemesi’nin kararında açıklandığı gibi davacı vekilinin, Akfırat Belediyesi, elektrik fenni sorumluluk orta gerilim ve trafo iş ve işlemlerini yaptığından bahisle bu hizmetlerin bedeli olarak düzenledikleri 24.02.2009 tarihli faturaların tahsili amacıyla yaptıkları başvurunun reddi nedeniyle fatura bedeli olan 32.096,00 TL nin yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle 25.08.2010 tarihinde idari yargıda dava açtığı anlaşılmıştır.

İSTANBUL 7. İDARE MAHKEMESİ: 14.02.2011 gün ve E:2010/1545 K:2011/177 sayılı kararında “…2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 5. maddesinin 1. fıkrasında, idare mahkemelerinin, vergi mahkemelerinin görevlerine giren davalarla ilk derecede Danıştay’da çözümlenecek olanlar dışındaki:

a) İptal        davalarını,

b) Tam       yargı davalarını,

c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi ipin yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları,