26 Temmuz 2014 CUMARTESİ

Resmî Gazete

Sayı : 29072 (Mükerrer)

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

I- 2247 SAYILI KANUN’UN 27. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

1-ESAS NO : 2014/20

KARAR NO : 2014/20

KARAR TR : 14.07.2014

(Ceza Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, (Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararı kesinleşmediğinden) aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : K.H.

Mağdurlar: 1- E.Ç., 2- T.A., 3- E.V., 4- Y.O.

Sanık : K.T.

O L A Y : İzmir Deniz Er Eğitim Tabur Komutanlığı emrinde görevli sanık Dz.P.Üçvş. K.T.’un, 2002 yılı Ekim ayı içerisinde, birlik dahilinde cep telefonu bulundurmayı yasaklayan tebliğ mahiyetli sözlü duyurudan sonra, emir doğrultusunda telefonunu kendisine teslim eden mağdur Dz.Mhf.Çvş. Y.O.’ın, bir süre sonra ailesine göndermek için cep telefonunu istediğinde, cep telefonunu bir müddet kullandığını ve tahrip ettiğini söyleyerek iade etmediği, hazır kıt’a nöbetçi astsubayı olarak görevli olduğu bir tarihte, mağdur Dz.Hiz.Er T.A.’ın üstünü arayarak bulduğu bir adet E. A-1018 model cep telefonu hakkında suç dosyası düzenlemesi gerekirken bu hususu mağdur T.A.’ı korkutmak için kullandığı ve yasal işlem yapmamasının karşılığında ele geçirdiği cep telefonunun kendisinde kalmasını istemesi üzerine, cep telefonu bulundurmanın yasak olduğunu bilen ve hakkında cezai takibat yapılmasından korkan mağdurun telefonunu sanığa verdiği, daha sonra sanığın cep telefonunu eşine verdiğini öğrendiği ve geri alamadığı, sanığın nöbetçi astsubayı olarak görevli olduğu bir başka tarihte, mağdur Dz. Er E.V.’nın şarjörünü yere düşürdüğünü ve şarjör metalinin zarar gördüğünü adı geçen askerin kendisine müracaatı neticesi öğrendiği ve 15.000.000.TL karşılığında yeni şarjör alabileceğini aksi halde durumu askeri mahkemeye intikal ettireceğini söyleyerek para talep ettiği, kapıldığı korku ve tedirginliğin etkisiyle sanığa talep ettiği parayı teslim eden mağdurun bir müddet sonra sanığın vaatte bulunduğu şarjörü bulamadığını söylemesi üzerine, parasını geri istediği ancak sanığın parayı iade etmediği, sanığın aynı yıl Aralık ayı içersinde, 2002/4 dönem 18 aylık ve 2002/3 dönem 8 aylık celp erlerinin birliğe katılışı sırasında üzerlerinde bulunan ve kıt’a içerisine sokulması yasak olup Dz. Atğm. E.A.tarafından alınarak kendisine teslim edilen 8 adet muhtelif cep telefonunu, Celp Büro’ya vermesi gerekirken, içlerinden mağdur Dz.Er E.Ç.’a ait Nokia 3310 marka bir adet telefonu 95.000.000. TL bedelle satarak parasını mal edindiği, böylece sanığın emniyeti suiistimal, irtikap ve zimmet suçlarını işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 510, 522, 209/1, 219/1,3 ve son., 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 131/1 ( az vahim hal). maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 5.6.2003 gün ve E:2003/136, K:2003/278 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

GÜNEY DENİZ SAHA KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 14.9.2006 gün ve E:2006/97, K:2006/555 sayıyla; mağdurlar Dz.Mhf.Çvş. Y.O. ile Dz. Er E.V.’ya karşı işlendiği ileri sürülen “emniyeti suiistimal” suçu nedeniyle sanık hakkında açılan kamu davasında, sanığın Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesildiği 14.3.2003 tarihinden itibaren askeri mahkemenin yargılama görevinin sona erdiği, ayrıca eylemin, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 503. maddesinde düzenlenen “dolandırıcılık” suçunu oluşturma ihtimalinin de bulunduğu, ancak sanığın eyleminin sübutu halinde eylemin hangi suçu oluşturacağının takdiri ve bu hususta karar verme yetkisinin sanık hakkında yargılama yapmaya görevli olan mahkemeye ait olduğu, sanığın eylemi ister “emniyeti suiistimal” suçunu, ister “dolandırıcılık” suçunu oluştursun, her iki suçun da askeri suç olmadığı gibi askeri suça bağlı bir suç da olmadığı ve sanığın Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesildiği, bu nedenle askeri mahkemenin yargılama görevinin sona erdiği, sanığa yüklenen “ikna sureti ile irtikap” suçunun da askeri suç olmadığı gibi askeri suça bağlı bir suç olmadığı, bu nedenle bu suç nedeniyle sanığı yargılama görevinin de adli yargı yerine ait olduğu, sanığa yüklenen “zimmet” suçunun ise, Dz.Er E.Ç.’a ait telefonun satıldığı kişiden alınarak birlikten başka bir birliğe dağıtım olması sebebi ile birlikten ayrılışı sırasında E.Ç.’a teslim edildiğinin anlaşılması, sanığın söz konusu cep telefonlarını kendisine görev sebebi ile değil, mesainin bitmiş olması nedeni ile sabah kendisinden alınmak üzere emaneten teslim edildiğini beyan etmesi ve dosya kapsamından sanığın celp işlemlerinde teslim alınan malzemeleri teslim alması gibi bir görevinin bulunduğuna dair aleyhte herhangi bir delil de bulunmadığı anlaşıldığından, sanığın bu telefonların kendisine emaneten bırakıldığı yönündeki beyanı dikkate alındığında bu eylem ile oluşabilecek suçun zimmet suçunu değil, telefonları emanet eden Atğm. E.A.’ın inancını kötüye kullanarak emanet aldığı bu telefonlardan E.Ç.’a ait telefonu İ.Ç. isimli sivil şahısa satmak sureti ile gerçekleşen eyleminin “emniyeti suiistimal” suçunu oluşturabileceği kanaatine varılarak, sonuçta sanığı tüm bu suçlardan yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası İzmir 3. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

İzmir 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nce, “irtikap” suçu nedeniyle açılan kamu davasında sanığı yargılama görevinin ağır ceza mahkemesine ait olduğu, iddianamede “ zimmet” suçu olarak nitelendirilen eylemin ise zimmet suçunu oluşturup oluşturmayacağının takdirinin de suçun yargılamasında görevli mahkeme olan ağır ceza mahkemesine ait olduğu, “emniyeti suiistimal” suçu nedeniyle açılan kamu davasının da hukuki ve fiili irtibat nedeniyle ağır ceza mahkemesinde görülmesi gerektiği sonucuna varılarak görevsizlik kararı verilmiş, dava dosyasının gönderildiği İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, sanığın mağdurlar Y.O. ile E.Ç.’a yönelen eylemlerinin süregelen basit zimmet suçu niteliğinde olduğu gerekçesiyle bu eylemler nedeniyle, lehine olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 247/1. maddesi uyarınca, mağdur T.A.’a yönelik ikna sureti ile irtikap suçundan eylemine uyan, lehine bulunduğu anlaşılan aynı Kanun’un 250/2. maddesi uyarınca, mağdur E.V.’ya yönelik ikna sureti ile irtikap suçundan eylemine uyan, lehine bulunduğu anlaşılan aynı Kanun’un 250/2. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiş, kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 1.7.2013 gün ve E:2012/9252, K:2013/7333 sayılı kararı ile, suç tarihinde asker kişi olan sanığın, mağdurlar Y.O., E.Ç.ve E.V.tarafından kendisine tevdi ve emanet edilmiş olan cep telefonlarını onlara iade etmemek ve şarjör almak amacıyla E.V.’dan aldığı parayı geri vermemek şeklinde gerçekleşen eylemlerinin 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 131/1. maddesinde düzenlenen zimmet suçunu oluşturabileceği, bu nedenle belirtilen suçun 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesi gereğince asker kişi tarafından askerlik hizmetinin yürütülmesi sırasında işlenen askeri nitelikte bir suç olduğu, bu nedenle yargılamanın askeri mahkemelere ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi yerine, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulmasının Kanuna aykırı olduğu belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

İZMİR 4. AĞIR CEZA MAHKEMESİ: 28.11.2013 gün ve E:2013/362, K:2013/388 sayıyla; bozma ilamında yazılı hususları tekrar ederek, İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz yolu açık olmak üzere görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası aynı Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN, Mehmet AVCIOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 14.07.2014 günlü toplantısında, Raportör-Hâkim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Hüseyin KORKUSUZ’un, başvurunun reddine ilişkin sözlü ve yazılı açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosyanın incelenmesinde, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının itiraz yolu açık olmak üzere verildiği anlaşılmıştır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesi ikinci fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” denilmiş, 223. maddesinin onuncu fıkrasında, “Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır” düzenlemesi yer almış, 232. maddesinin altıncı fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükmüne yer verilmiştir.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un “Olumsuz görev uyuşmazlığı” başlığı altında düzenlenen 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir” denilmektedir.

Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı Yasa’nın 1 ve 14. maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dışında ayrıca, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları kuşkusuzdur. Böylece, başvuracağı kanun yolu, süresi, mercii yasaya uygun olarak gösterilmeyen kararın kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur. Bu nedenle, sanığa yukarıda açıklanan haklarını belirtir nitelikte tebligat yapılarak temyiz süresinin beklenmesi, görevsizlik kararı kesinleştikten sonra dosyanın Mahkememize gönderilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 14.07.2014 günü OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

2-ESAS NO : 2014/21

KARAR NO : 2014/21

KARAR TR : 14.07.2014

(Ceza Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, (Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararı kesinleşmediğinden) aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : K.H.

Sanık : A.Ç.

O L A Y : Diyarbakır/Ergani J. Asyş. Komd. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık J.Ulş.Er.

A.Ç.’ın, 6.10.2010 tarihinden itibaren 15 gün süreyle izne gönderildiği, talebi üzerine 21.10.2010 tarihinden itibaren 20 gün izin ve 4 gün yol süresi verilmek suretiyle izninin 14.11.2010 tarihine kadar uzatıldığı, 14.11.2010 günü, sanığın 12.11.2010 tarihinden itibaren kendisine 20 gün istirahat verildiğine ilişkin, Ahlat Devlet Hastanesinden verildiği anlaşılan belgeyi faks yoluyla birliğine gönderdiği, 2.1.2011 tarihinde birliğine katılmasının ardından hakkında izin tecavüzü suçundan yapılan soruşturma sırasında, 12.11.2010 tarihinde Ahlat Devlet Hastanesine müracaat ettiği, ancak bu hastane tarafından sanığa14.11.2010 tarihinden itibaren 20 gün istirahat verilmediği, birliğine faks yoluyla gönderdiği belgenin sahte olduğunun anlaşıldığından bahisle, sanık hakkında “resmi belgede sahtecilik” suçundan soruşturma ve kovuşturma yapmanın adli yargı yerinin görevine girdiği gerekçesiyle, 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca gerekli değerlendirme ve yasal işlemin yapılabilmesi için konu ile ilgili belgelerin gönderildiği Ahlat Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 9.6.2011 gün ve E:2011/212, K:2011/111 sayılı iddianamesiyle, sanığın 2010 yılı Ekim ayı içerisinde askerlik görevini yaptığı sırada izin alarak memleketi Ahlat'a geldiği, 14.11.2010 günü, evinde kendi bilgisayarında bahsedilen raporu düzenlediği, rapor altındaki isimleri yazılı doktorları daha önceden tanıdığı, diploma numaralarını ve sicil numaralarını kendisinin uydurup doktor isimleri altındaki imzaları kendisinin attığı, düzenlediği raporu faks yoluyla birliğine gönderdiği, böylece “resmi belgede sahtecilik” suçunu işlediği ileri sürülerek, sanığın eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204/1.maddesi uyarınca;

7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 25.4.2011 gün ve E:2011/490, K:2011/165 sayılı iddianamesiyle de, sanığın, kendisine verilen izin süresinin sona ermesi nedeniyle, 13.11.2010 günü saat 24.00’a kadar birliğine katılması gerekir­ken, 2.1.2011 günü saat 22.00'da birliğine katıldığı, böylece 14.11.2010 - 02.01.2011 tarihleri arasında “izin tecavüzü” suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 66/1-b. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle ayrı ayrı kamu davası açılmıştır.

AHLAT ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 14.2.2013 gün ve E:2011/139, K:2013/116 sayı ile; Ahlat Cumhuriyet Başsavcılığı’nca açılan kamu davasında, sanığa yüklenen eylemin “askerlikten kurtulmak için hile yapmak” suçunu oluşturduğu, sahte evrak kullanmasının belirtilen suçun unsuru olduğu, dolayısıyla sanığın yargılamasının 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 81. maddesine göre yapılması gerektiği ve eylemini gerçekleştirdiği sırada fiilen asker olduğundan, 353 sayılı Kanun uyarınca yargılamanın askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle Bitlis Ağır Ceza Mahkemesine itiraz yolu açık olmak üzere görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesine gönderilmiştir.

7. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 31.7.2013 gün ve E:2013/2091, K:2013/635 sayıyla; sanığın Ahlat Devlet Hastanesinden verilmiş gibi bir rapor düzenleyerek birliğine fakslamasındaki amacının, Mahkemelerinin 2013/2077 esasına kayıtlı sanık hakkındaki derdest dava dosyasından 14.11.2010-02.01.2011 tarihleri arasında işlediği iddia olunan “izin tecavüzü” suçunu örtbas etmek, bu suçu gizlemek ve bu suçun işlendiğinin öğrenilmesini engellemek olduğunun anlaşıldığı, dolayısıyla sanığın eyleminin “askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçunu” oluşturmayıp, Türk Ceza Kanununda düzenlenen “resmi belgede sahtecilik” suçunu oluşturduğu açıklanarak, bu suçun da askeri bir suç veya askeri suça bağlı bir suç olmadığı, asker kişiye karşı veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak da işlenmediği, bu nedenle sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca sanık hakkında açılan kamu davasında, 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesince, 16.5.2011 gün ve E:2011/663, K:2011/260 sayılı karar ile, sanığın 14.11.2010-02.01.2011 tarihleri arasında temadi eden izin tecavüzü suçunu işlediği sübuta erdiğinden, eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 66/1-b maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verildiği, kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 4. Dairesinin 7.5.2013 gün ve E:2013/768, K:2013/761 sayılı kararı ile, mahkûmiyet hükmünün noksan soruşturma yönünden bozulmasına karar verildiği anlaşılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN, Mehmet AVCIOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 14.07.2014 günlü toplantısında, Raportör-Hâkim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Hüseyin KORKUSUZ’un, başvurunun reddine ilişkin sözlü ve yazılı açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosyanın incelenmesinde, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının itiraz yolu açık olmak üzere verildiği anlaşılmıştır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesi ikinci fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” denilmiş, 223. maddesinin onuncu fıkrasında, “Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır” düzenlemesi yer almış, 232. maddesinin altıncı fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükmüne yer verilmiştir.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un “Olumsuz görev uyuşmazlığı” başlığı altında düzenlenen 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir” denilmektedir.

Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı Yasa’nın 1 ve 14. maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dışında ayrıca, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları kuşkusuzdur. Böylece, başvuracağı kanun yolu, süresi, mercii yasaya uygun olarak gösterilmeyen kararın kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur. Bu nedenle, sanığa yukarıda açıklanan haklarını belirtir nitelikte tebligat yapılarak temyiz süresinin beklenmesi, görevsizlik kararı kesinleştikten sonra dosyanın Mahkememize gönderilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Ahlat Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 14.07.2014 günü OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

3-ESAS NO : 2014/22

KARAR NO : 2014/22

KARAR TR : 14.07.2014

(Ceza Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, (Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararı kesinleşmediğinden) aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : K.H.

Sanık : 1- M.G., 2- M.Ş., 3- S.K.

O L A Y : 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığının 13.7.2012 gün ve E:2012/788, K:2012/52 sayılı kararı ile, Ağrı Merkez İlçe Jandarma Cezaevi Karakol Komutanlığı emrinde görevli sanıklardan Uzm. J. V Kd. Çvş. M.G.’ün nöbetçi astsubay olduğu 22.5.2012 günü, 18.00 - 24.00 saatleri arasında tel içi hazır kıta görevlisi olarak görevli sanık J. Er M.Ş.ile 19.00 - 21.00 saatleri arasında 5 no’lu kule nöbetçisi olarak görevli sanık J. Onb. S.K.ile birlikte cezaevi içerisinde güvenlik tedbirleri sebebiyle yasaklanan yerde mangal yaptığı, sanıklar M.Ş.ile S.K.’nun nöbetçi olduklarını bildiği halde nöbetlerine gitmeleri konusunda herhangi bir müdahalede bulunmadığı, bu suretle görevini ihmal ettiği, diğer sanıkların da nöbetçi oldukları halde nöbete gitmedikleri bu suretle “emre itaatsizlikte ısrar etmek” suçunu işlediklerinden bahisle haklarında soruşturmanın başlatıldığı belirtilerek, 2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Kanunu uyarınca sanıklara yüklenen eylemlerin sanıkların mülki görevi esnasında işlendiği, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korumalarını yapmanın , jandarmanın mülki görevleri arasında olduğu, bu görev esnasında işlendiği ileri sürülen suçlar nedeni ile sanıkların adli yargı yerinde yargılanmaları gerektiği, Uyuşmazlık Mahkemesinin kararlarının da bu yönde olduğu açıklanarak, sanıklar hakkında “görevi kötüye kullanmak” suçu nedeniyle yürütülen soruşturmada görevsizlik kararı verilerek soruşturma dosyasının Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiş,

Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, olay sırasında sanıkların Ağrı M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun dış güvenliğinde görevli oldukları ancak nöbet hizmetlerinin mülki bir görev olmayıp askeri bir görev olduğu, sanıklara yüklenen eylemlerin “emre itaatsizlikte ısrar” suçuna vücut vereceği ve bu suçun da ancak askeri şahıslarca işlenebilen ve Askeri Ceza Kanununda düzenlenen bir eylem olduğu, diğer yasalarda bu eylemlere yönelik herhangi bir düzenleme bulunmadığı açıklanarak görevsizlik kararı ile gereğinin takdir ve ifası için soruşturma dosyasının Ağrı 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığına gönderilmesine karar verilmesi üzerine;

12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığının 28.2.2013 gün ve E:2013/436, K:2013/85 sayılı iddianamesiyle, olay günü saat 19:30 sıralarında sanıklar ile cezaevinde görevli diğer askerlerin kendi aralarında 5’er TL toplayarak mangal yaptıkları, sanıklar M.Ş.ile S.K.’nun nöbetçi olmalarına rağmen nöbetlerine gitmeyip mangala katıldıkları, sanık M.G.’ün her iki sanığa da nöbetleri olduğunu bildiği halde müdahale etmediği ve bu duruma göz yumduğu, böylece sanıklar M.Ş.ile S.K.’nun “emre itaatsizlikte ısrar etmek”, sanık M.G.’ün “görevi kötüye kullanmak” suçunu işledikleri ileri sürülerek, sanıklar M.Ş.ile S.K.’nun eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 87/1 (1. cümle) maddesi, sanık M.G.’ün eylemine uyan aynı Kanun’un 144. maddesi yollamasıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257/1. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.

12. MEKANİZE PİYADE TUGAY KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 6.3.2013 gün ve E:2013/779, K:2013/36 sayıyla; sanıklara yüklenen eylemlerin, jandarmanın mülki görevlerinden olan ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korumalarının yapıldığı sırada işlendiği ileri sürüldüğünden, Uyuşmazlık Mahkemesi kararları da gözetilerek, jandarma personelinin ancak askeri hizmete ilişkin eylemlerinden dolayı askeri yargıya tabi bulundukları açıklanarak, her ne kadar sanıklar M.Ş.ile S.K.hakkında “emre itaatsizlikte ısrar etmek” suçu nedeniyle cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmış ise de, yüklenen eylemlerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257/2. maddesinde düzenlenen “görevi ihmal” suçunu oluşturduğu belirtilerek, sanıklara yüklenen “görevi kötüye kullanmak” ve “görevi ihmal” suçlarının askeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması, atılı suçların sanıkların mülki görevleri sırasında işlendiği, mülki görev sırasında işlenen suçlar bakımından sanıkları yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası Ağrı 2. Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

AĞRI 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: 10.3.2014 gün ve E:2013/191, K:2014/149 sayıyla; sanık M.G. hakkında “görevi kötüye kullanma” suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığını belirterek, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korumasını sağlamakla yükümlü olan jandarmanın tüm eylem ve işlemlerinin mülki görev kapsamında olmadığı, nöbet hizmetlerinin mülki bir görev olmayıp askeri bir görev olduğu, bu anlamda sanıklar M.Ş.ve S.K.'nun eylemlerinin “emre itaatsizlikte ısrar etmek” suçunu oluşturabileceği, diğer sanık M.G.'ün eyleminin de diğer sanıkların eylemleri ile bağlantılı olduğu Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 12.maddesinde yer alan düzenleme uyarınca sanıkların yargılamalarının bir bütün halinde askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN, Mehmet AVCIOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 14.07.2014 günlü toplantısında, Raportör-Hâkim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Hüseyin KORKUSUZ’un, başvurunun reddine ilişkin sözlü ve yazılı açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosyanın incelenmesinde, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının sanıklar M.Ş. ile S.K.'ya tebliğ edilmediği anlaşılmıştır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesi ikinci fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” denilmiş, 223. maddesinin onuncu fıkrasında, “Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır” düzenlemesi yer almış, 232. maddesinin altıncı fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükmüne yer verilmiştir.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un “Olumsuz görev uyuşmazlığı” başlığı altında düzenlenen 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir” denilmektedir.

Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı Yasa’nın 1 ve 14. maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dışında ayrıca, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları kuşkusuzdur. Böylece, sanıklara tebliğ edilmeyen, başvurabileceği kanun yolu, süresi, mercii yasaya uygun olarak sanıklara bildirilmeyen kararın kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur. Bu nedenle, sanıklar M.Ş. ile S.K.'ya, yukarıda açıklanan haklarını belirtir nitelikte tebligat yapılarak temyiz süresinin beklenmesi, görevsizlik kararı kesinleştikten sonra dosyanın Mahkememize gönderilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Ağrı 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 14.07.2014 günü OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

I- 2247 SAYILI KANUN’UN 24. VE 27. MADDELERİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

1-ESAS NO : 2013/1515

KARAR NO : 2014/712

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İdari yargı yerinde bakılan davanın konusunu, yapılan ihalenin iptali isteminin oluşturması; adli yargı yerinde bakılan davanın konusunu ise bir işçinin açtığı kıdem tazminatı ve yıllık ücretli izin alacaklarının ödenmesi istemi olması karşısında, 2247 sayılı yasa’nın 24. maddesinde hüküm uyuşmazlığının varlığı için öngörülen “dava konusunun ve sebebinin aynı olması” ve “hakkın yerine getirilmesinin imkânsız bulunması” koşullarını taşımayan başvurunun reddi gerektiği hk.

K A R A R

Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesini İsteyen : Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü

Vekili : Av. Ö.Ö.K.

Karşı Taraf : TES-İŞ (Türkiye Enerji, Su ve Gaz İşçileri) Sendikası Gn Bşk.

Vekili : Av. M.R.A.

I - Tes-İş (Türkiye Enerji, Su ve Gaz İşçileri) Sendikası Genel Başkanlığı vekili dava dilekçesinde, davalı Elektrik Üretim A.Ş.’ye bağlı Seyitömer Termik Santrali İşletme Müdürlüğüne ait Dış Tesisler Mekanik Atölye, Elektrik Bakım, Ölçü kontrol, Oto Bakım servislerindeki onarım işlerine ait Yıllık Hizmet Alımı Yolu ile 101 kişi teminine ilişkin 19- TSE/06056 dosya numaralı ihaleyi, Tünta Gıda İnşaat Taahhüt Ticaret Limited Şirketi ve İlker Temizlik Hizmetleri Ortak Girişiminin kazandığını; ihale işleminin sebep, konu ve maksat yönleriyle hukuka aykırı olduğunu; İş Kanununa göre geçerli bir alt işverenlik ilişkisinin yardımcı işlerde veya teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde kurulabileceğini; bunların dışında asıl işin bölünerek alt işverenlere verilemeyeceğini, ihale konusu alt işverene devredilen işin ise yardımcı işlerden olmadığı gibi teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren iş de olmadığını; bu güne kadar bu hizmetlerin davalı tarafından yürütüldüğünü ileri sürerek, TSE/06056 dosya numaralı ihale işleminin iptali istemiyle Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EUAŞ)’a karşı 31.10.2006 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü vekili davaya cevap dilekçesinde, ihale mevzuatında ihalenin hangi hallerde ve hangi usulle iptalinin talep edilebileceğinin açıkça belirtildiği, işbu dava konusu olan ihalenin ise iptali için gerekli şartların oluşmadığını; İş Kanunu hükümlerine dayanarak ihalenin iptalini talep etmenin hukuki mesnetten yoksun olduğunu, ihalenin iptalini talep eden sendikanın bu davada taraf ehliyetinin dahi bulunmadığını ileri sürerek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

ANKARA 12. İDARE MAHKEMESİ : 28.2.2008 gün ve E: 2006/2398, K: 2008/141 sayı ile, “...Dava dosyasının incelenmesinden; Elektrik Üretim Anonim Şirketine bağlı Seyitömer Termik Santralı İşletme Müdürlüğü'nün ihtiyacı olan makine mühendisi, makine teknikeri, kaynak uzmanı, makine montajcı ustası, usta yardımcısı, makine teknikeri, elektronikçi, pnömatikçi, kimyacı, tornacı, frezeci, vergelci, radyalci, tesviyeci, motorcu, oto elektrikçisi, yağcı, lastikçi, usta ve usta yardımcıları ile mühendis ve kalifiye işçilerin temini için Elektrik Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğünce 20.7.2006 tarihinde açık ihale usulü ile, Seyitömer Termik Santralı İşletme Müdürlüğüne ait Dış Tesisler, Mekanik Atölye, Elektrik Bakım, Ölçü Kontrol, Oto Bakım Servislerindeki Onarım İşleri İçin Yıllık toplam 101 Kişilik Hizmet Alımı İhalesi'nin 13 firmanın katılımı ile yapıldığı, yaklaşık maliyeti 1.162.406,00 YTL olan ihalede 10 firmanın teklifinin geçerli kabul edilerek, 1.142.419,24 YTL tutarındaki Tünta Gıda İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ve İlker Temizlik Hizmetler Ortak Girişiminin teklifinin ekonomik açıdan en avantajlı teklif, 1.163.850,00 YTL tutarındaki EGEM İnşaat Taşımacılık Temizlik Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'nin teklifinin ise ekonomik açıdan en avantajlı ikinci teklif olarak belirlendiği, 8.9.2006 tarihli ihale komisyonu kararı ile hizmet alım işinin adı geçen Ortak Girişime ihale edilerek 18.9.2006 tarihinde sözleşme imzalandığı, Elektrik Üretim A.Ş.'de çalışan işçilerin üye olduğu ve bu işçiler adına toplu iş sözleşmesi imzalama hak ve yetkisine sahip olan Türkiye Enerji, Su ve Gaz İşçileri Sendikası Genel Başkanlığı tarafından, ihaleye çıkarılan işin, Kuruluşun asli faaliyeti kapsamında olduğu, yardımcı işlerden ve teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren işlerden olmadığından 4857 sayılı Kanunun 2. maddesinin 6 ve 7. fıkraları uyarınca bölünerek alt işverene devredilemeyeceği, alt işverenlik sözleşmesinin muvazalı olduğu iddialarıyla ihalenin iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.

Kamusal hizmet ifa eden ve anonim şirket statüsünde olan davalı idarenin, yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine uygun olarak kârlılık, verimlilik ve kamu yararı ilkeleri doğrultusunda hareket edebileceği ve ihtiyaç duyduğu hizmet alımlarını, ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanması ile rekabetin, saydamlığın, eşit muamelenin, güvenirliğin, gizliliğin, kamuoyu denetiminin ve kaynakların verimli kullanılmasının sağlanması ilkelerine uygun olarak yapacağı ihalelerle gerçekleştirebileceğinin açık olduğu, Uyuşmazlık konusu ihalede temin edilen işçilerin alanlarında uzman kişiler olduğu, onüç , firmanın katılımı ile gerçekleştirilen ihalenin, ihale usul ve esaslarına aykırı olarak yapıldığına dair herhangi bir iddia ileri sürülmediği gibi bu yönde dosyaya herhangi bir bilgi ve belgede sunulmadığı, öte yandan, 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesinde, elektrik üretimindeki yardımcı işlerin ve teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren işlerin bölünerek alt işverene devredilebileceğinin 'hükme bağlandığı, bu durumda; Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü Satın Alma ve İhale Yönetmeliğine uygun olarak, Seyitömer Termik Santrali İşletme Müdürlüğü'ne ait Dış Tesisler Mekanik Atölye, Elektrik Bakım, Ölçü Kontrol, Oto Bakım Servislerindeki onarım işleri için Yıllık Hizmet Alımı Yolu ile 101 kişi teminine yönelik olarak 20.7.2006 tarihinde açık ihale usulü ile yapılan 19-TSE/06056 dosya numaralı ihaleye ilişkin ihale işlemlerinde hukuka aykırılık görülmediği, açıklanan nedenlerle; davanın reddine...” karar vermiştir.

Davacı Tes-İş Sendikası Genel Başkanlığı vekilince, davalının yaptığı ihale işleminin, Kanuna karşı hile ve muvazaa ile işçi çalıştırarak işçi maliyetlerini düşürmek amacına yönelik olduğu; ihale işleminde kamu yararı amacı güdülmediği; davalı kurum ile taşeronlar arasında İş Kanunu’nun aradığı şekilde asıl işveren – alt işveren ilişkisinin kurula bilmesi şartlarının oluşmadığı; davalı tarafından yapılan ihale işleminin İş Kanunu’nun 2. maddesine açıkça aykırı olduğu önesürülerek kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmiştir.

Danıştay 13. Daire Başkanlığı 11.6.2012 gün ve E: 2008/11259, K: 2012/1636 sayı ile, “…29.06.2001 tarih ve 24447 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan EÜAŞ'nin Anastatüsü'nün 3. maddesinde, EÜAŞ'nin tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir iktisadi devlet teşekkülü olduğu; 4. maddesinde, elektrik üretimi ile ilgili faaliyetleri verimlilik ve kârlılık ilkelerine göre bünyesinde gerçekleştirmek üzere, Türkiye Elekrik Anonim Şirketi ve ilgili mevzuat gereğince Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü bünyesindeki ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından devir alınması kararlaştırılan üretim tesislerini devralmak, devir sözleşmeleri ile özel sektöre devri yapılmamış üretim tesislerini kendisi ve/veya bağlı ortaklıkları vasıtasıyla işletmek veya işlettirmek, gerektiğinde sistemden çıkarmak, özel sektör üretim yatırımları dikkate alınmak suretiyle, Enerji Payasası Düzenleme Kurulu (Kurul) onaylı üretim kapasite projeksiyonu çerçevesinde, kamu tarafından kurulması öngörülen yeni üretim tesislerini kurmak, kiralamak, işletme veya işlettirmek, özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişilere işletme hakkı devri yapılmış veya yapılacak tesis ve işletmelerinin ve bunlara yapılacak ilave ve idame yatırımlarının mülkiyetini muhafaza etmek, ilgili mevzuat çerçevesinde özelleştirilmesine karar verilen tesislerin veya iştirak hisselerinin Kurul'da öngörülen şartlarla devrini yapmak faaliyet konuları arasında sayıldıktan sonra, EÜAŞ'nin bu amaç ve faaliyetlerini doğrudan doğruya, merkez ve taşra birimleri (müessese, bölge, bağlı ortaklık, iştirak, İşletme ve diğer birimleri) veya üçüncü şahıslar eliyle yerine getirebileceği belirtilmiştir.

Bu durumda, elektrik üretimi konusunda faaliyette bulunan ve kamu tüzel kişiliğine sahip bulunan davalı idare tarafından asıl iş niteliğinde olmayan ihale konusu hizmetin, özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzel kişilere yaptırılması mümkün görüldüğünden ve dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddine yönelik İdare Mahkemesi kararı sonucu itibarıyla yerinde görülmüştür.

Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddi yolundaki temyize konu Ankara 12. İdare Mahkemesi'nin 28.02.2008 tarih ve E:2006/2398, K:2008/141 sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, temyiz istemi yerinde görülmeyerek anılan Mahkeme kararının belirtilen gerekçeyle onanmasına…” karar vermiş, davacı vekilince bu kararın düzeltilmesi istemiyle başvuruda bulunulması üzerine Danıştay 13. Daire Başkanlığınca 28.3.2013 gün E:2012/3715, K:2013/891 sayı ile kararın düzeltilmesi istemi reddedilmiş, bu karar kesinleşmiştir.

II – İ.G.vekili dava dilekçesinde özetle; ’'davacının, davalıya ait işyerinde faaliyet gösteren ve

davalı şirketten ihale yoluyla iş alan şirketlerin görünüşte işçisi olarak EÜAŞ’a bağlı Tunçbilek Termik Santrali işletmesi bünyesinde 20.08.1996 tarihi itibariyle iş başı yaptığını; işbaşı yaptığı tarihten fazılasız olarak çalışmaya devam ederek 06.03.2008 tarihinde emekliliğe hak kazanarak işten ayrıldığını; davalı şirketin davacının da görünüşte işçisi olarak gösterildiği şirketlerle kurduğu akitlerin 4857 sayılı Kanunun 2 md sine aykırı muvazaalı alt işverenlik ve iş akitleri olduğunu; hemen hemen her yıl davacının da işçisi olarak gösterildiği şirketlerin değiştiğini; muhtemelen AKM Mühendislik ve Müş. Ltd. Şti. işçisi olarak başladığı çalışmalarına davacının hatırlamakta güçlük çektiği Evtaş Elektrik Üretim ve Dağıtım A.Ş, izoterm, Akdeniz İnş Elektrik ve Temizlik Ltd. Şti. Sur İnş. v.s gibi şirketlerin işçisi gösterilerek çalışmalarına devam ettirildiğini; iş alan şirketlerin sürekli değiştiğini fakat davacının aralıksız çalışmalarının süregeldiğini; ilk işe girdiği günlerde “sıcak gazcı “ olarak iş başı yapan davacının sıcak kömür kazanlarında yaklaşık 5 ay kadar hizmet verdiğini; bilahare inşaat servisinde görevlendirildiğini; inşaat servislerinde kalebodur,sıva ve her türlü inşaat işlerinin yapımında 6 yılı aşkın bir süre çalışan davacıdan vardiyalı çalışması istendiğini; vardiyalı çalıştıkları esnada sıcak gazlara bakan kazanlardaki crufları bantlara indirmekle görevlendirilen davacıya 5. ve 4. grup termik santrali kazanları emanet olunduğunu; 2 yıl kadar süren bu çalışma sonrasında santral bünyesinde kazanları 0 -metre tabir edilen alanda çalıştırdığını; çelik bant gözlemciliği, sıcak gazlara bakmak v.s görevlerini yerine getirdiğini, davalı termik santrali bünyesinde son derece teknik ve önemli mekanlarda ve davalının asli işlerinde fasılasız olarak hizmet vererek emekliliğine hak kazandığını, davacının çalıştığı dönemde amiri emir ve talimat verenin davalı işyerinin kadrolu personeli olduğunu; icra ettikleri işin yürürümü sırasında lüzum eden her türlü ekipman ve malzemeyi yine EÜAŞ’ın temin ettiğini; davacının EÜAŞ’ın personeli ile birlikte termik santralin asli ve sürekli işlerinin yerine getirilmesinde çalıştırıldığını; İş Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri gereği taşeron işçisi olarak gözüken davacının hak ettiği her türlü ücret dava konusu alacaklarından ve sair alacaklarından davalı işverenin sorumlu olduğunu; uzun yıllardır davalı kurum bünyesinde çalışan davacının çalıştığı süreçte hak kazandığı yıllık ücretli izin ve kıdem tazminatını alamadığı ve kendisine yasal hak edişlerinin ödenmediğini iddia ederek, neticede fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL kıdem tazminatının davacının emeklilik (06.03.2008) tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte, yine kullandırılmayan yıllık izin ücretinin ise şimdilik 250,00 TL sinin yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ederek, EÜAŞ Genel Müdürlüğüne karşı adli yargı yerinde 18.5.2009 tarihinde dava açmış, dava aşamasında İzoterm A.Ş., Sur İnş. Tur. Ltd. Şti, Harvati Kardeşler Ltd. Şti. Ortak Girişimi, Evtaş Elektrik Üretim ve Dağıtım A.Ş, AKM Müh. Müş. Ltd.Şti., Akdeniz İnş Elektrik ve Temizlik Ltd. Şti.’ne de dava ihbar edilmiştir.

Davalı Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü vekili cevap ve ihbar dilekçesinde özetle; belirttiği şirketlere davanın ihbar edilmesini,davacının ayrı bir işverenin işçisi olduğunu anahtar teslim işini alan firmalar ile aralarında asıl işveren-alt işveren ilişkinin bulunmadığını müteaahhit firmalar ile yapılan sözleşmeler gereği kendilerinin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını açılan davanın kötü niyetli olduğunu davayla ilgili olarak ise; yetki, görev, husumet, derdestlik, kesin hüküm, hukuki yarar yokluğu, hak düşürücü süre ve zamanaşımından dolayı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

TAVŞANLI 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA): 24.6.2010 gün ve E: 2010/234, K: 2010/291 sayı ile, “... Mahallinde Sakarya Unv. İktisadi ve İdari Bilimler Fak.İş ve Sosyal Güvenlik Hukuk Anabilim Dalı Öğretim görevlileri Prof.Dr.E.A., Yrd.Doç.Dr. T.Y., Yrd.Doç.Dr.O.S.’dan oluşan heyetle birlikte keşif icra edilmiş keşifte davacının çalıştığını iddia ettiği servisler bilirkişi heyetiyle birlikte dolaşılmış orada çalışan gerek EÜAŞ gerekse taşeron firma işçileriyle görüşülmüş bilirkişi heyetinin işçilere soru sorması temin edilmiş ve bilirkişilere gerekli notlar aldırılmıştır.

Bilirkişi kurulu ayrıntılı teknik ve hukuksal mevzuata Yargıtay kararlarını ve öğretideki bilimsel makaleleri de nazara alarak verdiği raporunda; davacının 20.08.1996 yılında davalı EÜAŞ’a bağlı Tunçbilek İşletme Müdürlüğünde sözde bir taşeron işçisi olarak işe başladığı fakat kendilerini seçen ,denetleyen ve talimatlar veren ve puantajlarını tutanın hep davalı EÜAŞ yetkilileri olduğu temizlik işçisi denmesine rağmen davalının ihtiyaç duyulan her biriminde, bilhassa asıl işin bir bölümü olduğu tartışmasız gözüken 0 metre denilen yerde ve işte bile çalıştırıldığı işe alınırken ve işin devamında ihaleyi alan sözde taşeronu hemen hiç görmedikleri ve bilmedikleri, sadece ihaleyi alan firma değişirken kendilerinin işten atılma tehdidiyle boş ibranameler alındığı, bunun hemen o günlerde yaşanan canlı bir örneğini de halen orada çalışan bir işçinin ağlayarak yaptığı samimi anlatım ve sunduğu ibranamelerden heyet olarak açıkça ve üzülerek gördüğümüzü dosyada mevcut ihale sözleşmesi örnekleri ile teknik şartnamenin tetkikinde de taraflar arasında alt işverenlik kurulmak istendiğini ve fakat normalde bağımsız işverene ait olan hemen tüm işveren yetkililerinin asıl işveren EÜAŞ de toplandığını ve onun tarafından kullanıldığını, temizlik işçisi gösterilerek taşeron işçisi diye tanıtılan davacının, davalının diğer her türlü işi gibi asıl işinin değişik bölümlerinde bile çalıştırıldığını, halen ilgili alanlarda yine emir-talimat ve puantaj tutma hususunun davalı elemanların ve icra edildiğini ihaleyi alan firmalar sürekli değiştiği halde davacının hep aynı şekilde ve aynı yerde çalıştırıldığını, tüm bunlardan sonra heyetimiz somut olaydaki ihaleyle iş alıp işçilere yaptırma hususunun alt işverenlik görüntüsü altında aslında davalıya işçi temininden ibaret bulunduğunu ve bu muvazaalı alt işverenlik görüntüsünün davalının kamu işvereni olmasının kendisine hiçbir ayrıcalık vermeyip yasa gereği İş Kanunu 2/6,7 davacı işçinin baştan beri davalının işçisi sayılması gerektiğini müşahade etmiş ve hukuken bu yönde kanaat tesis etmiş bulunmaktadır. Nitekim asıl işin bir bölümünün ancak işyerine ve işletmeye ait gerekler ile teknolojik uzmanlık koşulunun birlikte gerçekleşmesi halinde alt işverene verileceğini keza alt işyerinin işçilerinin aynı işte birlikte çalışmayacağını öngören yasal düzenlemeler (iş Kanun 2/6-7, AİY 3,10,11,12 vd) ile konuya ait öğreti ve Yargıtay uygulamaları zaten bu yöndedir. Aynı davalıya karşı açılıp sonuçlanmış davalarda Yargıtay da haklı olarak muvazaayı ve işçinin baştan beri davalı EÜAŞ işçisi sayılacağını istikrarlı biçimde kabul etmektedir. 9. H.D 28.05.2009-19250/14811, 19.11.2008; 32553/31395, 05.06.2006 -12621/16261; 09.11.2005 -30958/35533 ) ... Olaydaki alt işverenliğin muvazaalı ve geçersiz ve davacının baştan beri asıl işveren olan EÜAŞ işçisi olarak işlem göreceği kanaatindeyiz... şeklinde rapor verilerek işçilik alacakları hesaplanmıştır.

Mahkememizin 2009-70 Esas - 350 E-K sayılı ilamında davalı vekili tarafından husumet itirazında da bulunulmuş ise de, davacısı H.F. olan davalıya karşı açtığı ve Mahkememizde görülmüş olan 2005/174 Esas,2006/102 Karar sayılı dosyada yargılaması yapılan işe iade davası neticesinde, bu dosyada toplanan tüm deliller ve tanık beyanlarından, davacısının EÜAŞ’den hizmet alımı yapan değişik firmalarda çalıştığı, taşeron firma bilinen alt işveren firmalar değişse de çalışmasına aynen devam ettiği, davacı H.F.’nin hizmet içi eğitim verilerek davalıya ait asıl işi yapan işçilerle birlikte asıl işte çalıştırıldığı, yani asıl EÜAŞ işçileriyle aynı işi yaptıkları, çalışma talimatını vardiya ustabaşının verdiği, işe gelmeyen olduğunda veya ihtiyaç duyulduğunda da görevlendirme yapıldığı, temizlik işçilerinin puantajlarının da EÜAŞ’de çalışan ustabaşı tarafından tutulduğu, izinerini dahi ustabaşından aldıkları, taşeron şirketler nezdinde ve SSK kayıtlarında işe giriş çıkışları yapılsa da davacının çalışmalarının düzenli ve sürekli oluşu nedeniyle belirsiz süreli iş akdiyle çalışmaktayken işine haksız olarak son verildiği kanaatiyle davacısı H.F.’nin işe iadesine karar verildiği ve bu kararın Yargıtay 9.H.D.nin 2006/12621 Esas, 2006/16261 karar no’lu ilamıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. Yine bu davacı tarafından açılan kıdem ihbar tazminatı yıllık ücretli izinlere ilişkin davada aynı olgu olarak EÜAŞ ile taşeron firmalar arasında muvazaalı sözleşmelerin yapıldığı kabul edilerek onanan dosyada nazara alınarak davacısı H.F.’nin davasının kabulüne karar verilmiştir. Bu dava dosyasında delil olarak nazara alınan diğer bir husus Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Müfettişi Sabahattin Şen tarafından hazırlanan TES İş Sendikasının başvurusu üzerine hazırlanan resmi raporda incelenen dört işyerinde (EÜAŞ-Termik dahil) alt işverenlik sözleşmelerinin İş Yasasının 2. maddesine aykırı ve muvazaalı olduğu alt işverenin yaptıkları asıl işin işçi temini olduğu sonucuna varıldığı rapor edilmiştir. Teftişe konu edilen tarihlerde yapılan ihaleler ve çalışma süresi bu dosyada delildir. 4857 sayılı İş Kanununun 92. maddesine göre iş müfettişleri tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir.

Davacının yukarıda belirtilen dosyalarda değinildiği üzere EÜAŞ bünyesinde değişik hazırlanan tek tip sözleşmeler ile ihaleyi alan firmalar değişse dahi çalışmaları kesintisiz devam ettiğinden, bu firmalar ile alt işverenlik sözleşmelerinin İş Yasası’nın 2. maddesine aykırı ve muvazaalı olduğu alt işverenin yaptıkları asıl işin işçi temini olduğu sonucuna varıldığına kanaat eden 4857 sayılı yasanın 92 md sine göre de delil olan müfettiş görüşü ve bu olguları kabul ederek kesin hüküm haline gelmiş aynı tarihlerde yapılan çalışma süresi ve ihaleleri muvazaa kabul eden mahkememizin 2005/174 Esas, 2006/102 ve 2006/359 - 2007/326 E-K ilamları yine mahkememizin 2006/156 E - 2007/327 K sayılı ilamın Yargıtay 9.H.D since verilen 2007/32553-31394 E-K sayılı 19.11.2008 tarihli ilam ile mahkememizin 2004/158-2005/88 Karar sayılı ilamın Yargıtay 9.H.D since kararın kaldırılarak feshin geçersizliğine ve işçinin işine iadesine karar verilen Yargıtay 9.H.D sinin 2005730958-35533 E-K sayılı ilamında kabul edilen davacının davalı işverenin asıl işçisi sayılması gerektiğine ve amacın asıl işverene işçi temini olduğuna dair karar nazara alınarak davalı EÜAŞ’ın sorumluluğuna karar verilmiştir, denilerek gerekçe kurulduğu anlaşılmıştır.

Bilirkişi heyetinin düzenlediği raporda iş akdinin fesih tarihi olan 16.03.2008 tarihi itibarıyla uygulanmakta olan aylık brüt ücret esas alınarak hesaplama yapıldığı belirtilmiş ve neticede asgari ücrete göre davacının net 6981,13 TL. kıdem tazminatı, 3.204,24 TL yıllık ücretli izin alacağının bulunduğuna dair görüş bildirdiği görülmüştür.

Bilirkişi raporundan sonra aynı davacı tarafça aynı davalı aleyhine, rapor da gözetilerek ek dava açıldığı anlaşılmış, Mahkememizin 305 - 254 E-K no’lu dosyası ile bu dosya arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğundan dosyamızla birleştirilmesine karar verilmiştir.

Toplanan deliller ile dinlenen tanık beyanları çerçevesinde, davacı kağıt üzerinde değişik taşeron firmalar emrinde çalışıyor gözükse bile, gerçekte firmalar değişmesine rağmen sürekli ve kesintisiz olarak davalı EÜAŞ bünyesinde çalıştığı anlaşıldığından ve iş akdinin 16.03.2008 tarihinde emeklilik nedeniyle sona erdiği kanaatine varılarak, 1475 sayılı İş Kanununun 14.maddesi ile 4857 S.Y.’nın 17. maddesi gereğince kıdem tazminatına hak kazandığı anlaşılmıştır.

Yine dosyada davacıya yıllık ücretli izin kullandırıldığına dair, izin defteri vs.belge bulunmadığı gibi, tanıkların da davacının ücretli izin kullanmadığına ilişkin beyanları dikkate alınarak, 1475 sayılı İş Kanunu’nun 49.maddesi ile 4857.sayılı İş Kanunu’nun 53.maddesi gereğince,raporda da belirtildiği üzere davacının yıllık ücretli izin alacağı olduğu anlaşılmıştır.

Mahkememizce yapılan yargılama,tanık beyanları,davacının işyeri ve SSK Sicil dosyaları, bilirkişi heyetinin muvazaa olgusuna ilişkin tespiti gereği asıl işveren EÜAŞ kabul edilerek Mahkememizin 2009-70 Esas sayılı dosyada bahsedilen “Mahkememiz 2005/174- 2006/102 ve 2006/359-2007/326 E-K ilam bu ilamın onandığı Yargıtay 9.H.D since verilen 2007/32553-31394 E-K sayılı 19.11.2008 tarihli kararı ile mahkememizin 2004/158- 2005/88 K.sayılı ilamın temyiz sonucu kararının ortadan kaldırılarak feshin geçersizliğine ve işçinin işine iadesine karar verilen Yargıtay 9.H.D nin 2005730958-35533 E-K ilamı 4857 sayılı Yasanın 92 md si gereğince delil olarak kabul edilen müfettiş raporu şeklindeki değerlendirmeler nazara alınarak işçi alacaklarının da faizler dikkate alınarak asıl ve ek davanın kabulüne dair karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Yargıtay 9.H.D.nin 2008/27312 -2008/25476 davacı fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kısmi dava açmış daha sonra aynı taleplere ilişkin olarak açtığı ek dava ile birleştirilmiştir. Ilk davanın kısmi dava olması ve birleşen ek davadaki taleplerin aynı olması karşısında AAUT’nin 9.maddesinde sözü edilen "başka bir davanın" birleştirilmesinden söz edilemez. Buna göre davacı yararına kabul edilen toplam miktar üzerinden tek vekalet ücretine hükmetmek gerekirken iki ayrı vekalet ücretine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir, şeklindeki ilamı gereğince tek bir ücreti vekalete hükmedilmiştir.

HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle;

A- ASIL DAVA DOSYASI YÖNÜNDEN DAVANIN KABULÜ ile;

1 -) 1.000,00 TL net kıdem tazminatı alacağının iş akdinin fesih tarihi olan 06/03/2008 tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduata uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,

2 -) 250,00 TL brüt yıllık ücretli izin alacağının dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,

3 -) Alınan harcın mahsubu ile eksik kalan; 57,35 TL.harcın davalıdan tahsiline,

4 -) Davacı tarafça yapılan toplam: 2.407,50 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,

B-BİRLEŞEN DAVA DOSYASI YÖNÜNDEN DAVANIN KABULÜ ile;

1 -) 5.981,00 TL net kıdem tazminatı alacağının iş akdinin fesih tarihi olan 06/03/2008 tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduata uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,

2 -) 2954 TL brüt yıllık ücretli izin alacağının bakiye dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp, davacıya verilmesine,

3 -) Alınan harcın mahsubu ile eksik kalan; 398,03 TL harcın davalıdan tahsiline,

4 -) Davacının yaptığı toplam 152,60.TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,

5 -) Davalı tarafça yapılan yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına,

C -) ihbar edilen şirketler yönünden aleyhe veya lehe karar ittihazına yer olmadığına,

D -) Karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT’ne göre 1.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan, alınıp davacıya verilmesine…” karar vermiştir.

Davalı Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü vekilince, husumet itirazının Yerel mahkemece dikkate alınmadığı, reddedildiği, oysa ki belirtildiği üzere davacı tarafın teşekkül çalışanı olmayıp Teşekkülden ihale yoluyla iş alan şirket işçisi olduğu, yerel mahkemenin temyize konu gerekçeli kararında Teşekkülden 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na göre ihale yoluyla iş aldığı ve davacı işçinin çalışmış olduğu dava dışı diğer firmalar arasındaki ilişkinin mesnetsiz ve hukuka aykırı bir şekilde muvaazalı olduğu ve asıl işverenin Teşekkül olduğu, Teşekkül yapılan Hizmet Alım İhalelerinin 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu ve EÜAŞ İhale Yönetmeliğine göre yapıldığı, yapılan ihalelerin hem Kamu İhale Kurumu hem de İdari Yargı denetimine tabi olduğu öne sürülerek, kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi : 6.6.2011 gün ve E: 2010/46376, K: 2011/16607 sayı ile, temyiz itirazlarının reddi ile, usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNDEN İSTEK:

Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü vekili, Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmek üzere, “... Müvekkil Teşekkül kamu kurumu olup, asıl işi elektik üretmektir. Teşekkül asıl işi niteliğinde olmayan ihale konusu hizmetleri Ana Statüsünde belirtilen faaliyetlerini yürütebilmek için 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve 30.9.2003 tarih 25245 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü Satın Alma ve İhale Yönetmeliği’ne göre ihaleye çıkıp mal ve hizmet alımlarını özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzel kişilerden temin etmektedir. Ankara 12. İdare Mahkemesinin 2006/2398.-2008/141. Sayılı ilamında yapılan sözleşmelerde hukuka aykırılık bulunmamıştır. Ancak Tavşanlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (İş mahkemesi Sıfatı ile) E:2010/234, K:2010/291 sayılı ilamında yapılan sözleşmelerin muvazaalı olduğuna karar vermiş ve Teşekkül bünyesinde ihale ile iş alan firma işçileri Teşekkülün işçileri gibi değerlendirilmiştir. Buna istinaden TES-İŞ Sendikası Başkanlığı tarafından Tavşanlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (İş mahkemesi Sıfatı İle) ve Kütahya İş mahkemesinde Teşekkül aleyhine açılmış derdest dosyalar bulunmakta olup bunların kabulü halinde kamu kurumu olan Teşekkül için maddi olarak telafisi imkansız sonuçlara yol açacaktır.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız nedenlerle Ankara 12. İdare Mahkemesi’nin 28.02.2008 tarih 2006/2398E.-2008/141K. Sayılı kesinleşen ilamı ile Tavşanlı 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi’nin 24.06.2010 tarih E:2010/234, K:2010/291 sayılı kesinleşen ilamları arasındaki özellikle muvazaa ile ilgili hüküm uyuşmazlığının giderilmesi için merciinize başvurma zorunluluğu hasıl olmuştur...” gerekçesiyle, mahkemelerce verilen kararlar arasındaki hüküm uyuşmazlığının giderilmesi isteminde bulunmuştur.

Başkanlıkça 2247 sayılı Yasa’nın 24 ve 16. maddelerine göre ilgili Başsavcıların yazılı düşünceleri istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI : “ Davacı Türkiye Enerji Su ve Gaz İşçileri Sendikası tarafından; Seyitömer Termik Santrali İşletme Müdürlüğüne ait Dış Tesisler, Mekanik Atölye, Elektrik Bakım, Ölçü Kontrol, Oto Bakım Servislerindeki onarım işleri için yıllık hizmet alımı yoluyla 101 kişinin teminine yönelik olarak 20.7.2006 tarihinde açık ihale usulü ile yapılan ihaleye ilişkin işlemlerin iptali istemiyle davalı Elektrik Üretim Anonim Şirketine karşı açılan davanın reddi yolunda verilen ve Danıştay 13. Dairesinin 11.6.2012 gün ve E:2008/11259, K:2012/1636 sayılı kararı ile onanan, karar düzeltme istemi de reddedilmek suretiyle kesinleşen Ankara 12. İdare Mahkemesinin 28.2.2008 gün ve E:2006/2398, K:2008/141 sayılı kararı ile Tunçbilek Termik Santralinde çalışan davacı İ.G.tarafından işçi ile işveren ilişkisinden kaynaklanan alacağının tazmini amacıyla davalı Elektrik Üretim Anonim Şirketi aleyhine açılan dava sonucunda Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 6.6.2011 gün ve E:2010/46376, K:2011/16607 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Tavşanlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 24.6.2010 gün ve E:2010/234, K:2010/291 sayılı kararı arasında davalı Elektrik Üretim Anonim Şirketi vekili tarafından oluştuğu ileri sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesinin istenilmesi üzerine konu ile ilgili olarak Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı'nca Başsavcılığımızdan yazılı düşünce istenilmiş olmakla dosya incelendi.

Adli ve idari yargı kararları arasında oluştuğu ileri sürülen hüküm uyuşmazlığının çözümü için öncelikle hüküm uyuşmazlığının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekir.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 2592 sayılı Kanun ile değişik 24. maddesinin 1. fıkrasında, “1 inci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.” hükmü yer almaktadır.

Anılan hükme göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için;

a) Uyuşmazlık yaratan hükümlerin adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,

b) Konu, dava sebebi ve taraflardan en az birinin aynı olması,

c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması

d) Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,

e) Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması, koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.

Hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen kararların incelenmesinden, ortada adli ve idari yargı yerlerince verilmiş ve yasa yollarına başvurularak kesinleşmiş kararların olduğu, her iki kararda da davaların esasının hükme bağlandığı ve Elektrik Üretim Anonim Şirketi yönünden de taraflardan en az birinin aynı olduğu anlaşılmıştır.

Her iki yargı yerinde açılan davalar konu yönünden incelendiğinde;

İdari yargı yerinde, Elektrik Üretim Anonim Şirketinde çalışan işçilerin üye olduğu Türkiye Eneıji Su ve Gaz işçileri Sendikası tarafından Seyitömer Termik Santrali işletme Müdürlüğüne ait Dış Tesisler, Mekanik Atölye, Elektrik Bakım, Ölçü Kontrol, Oto Bakım Servislerindeki onarım işleri için yıllık hizmet alımı yoluyla 101 kişi teminine yönelik olarak 20.7.2006 tarihinde açık ihale usulü ile yapılan ihale işlemlerinin iptali istemiyle Elektrik Üretim Anonim Şirketine karşı açılan davanın Ankara 12. İdare Mahkemesinin 28.2.2008 gün ve E:2006/2398, K:2008/141 sayılı kararı ile reddedildiği,

Adli yargı yerinde, Elektrik Üretim Anonim Şirketine bağlı Tunçbilek Termik Santrali işletmesi bünyesinde çalışan İ.G.tarafından işçi ile işveren ilişkisinden kaynaklanan alacağın tahsiline karar verilmesi amacıyla açılan dava sonucunda davacının farklı taşeron firmalar emrinde çalışmışsa da, bu firmalar değişmesine karşın sürekli ve kesintisiz olarak davalı Elektrik Üretim Anonim Şirketi bünyesinde çalıştığı, bu firmalar ile yapılan alt işverenlik sözleşmelerinin muvazaalı olduğu ve iş akdi emeklilik nedeniyle son verilen davacının kıdem tazminatına hak kazandığı gerekçesiyle Tavşanlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 24.6.2010 gün ve E:2010/234, K:2010/291 sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.

Davalı Elektrik Üretim Anonim Şirketi vekili tarafından; ihaleye çıkanlan iş davalı kuruluşun asli faaliyetlerinden olduğu, yardımcı işlerden ve teknolojik sebepleri uzmanlık gerektiren işlerden olmadığı, bölünerek alt işverene devredilemeyeceği ve işverenlik sözleşmelerinin muvazaalı olduğu iddiasıyla hizmet alımı yoluyla 101 kişinin teminine yönelik ihalenin iptali istemiyle TES-İŞ Sendikası tarafından açılan davanın, asıl iş niteliğinde olmayan ihale konusu hizmetin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek ve tüzel kişilere yaptırılmasının mümkün olduğu gerekçesiyle idari yargı yerinde reddedildiği, buna karşın adli yargıda açılan davada, Elektrik Üretim Anonim Şirketi bünyesinde ihale suretiyle iş alan taşeron firma işçisinin teşekkül işçisi gibi değerlendirildiği ve yapılan sözleşmelerin muvazaalı olduğuna karar verildiği, bu nedenle iş mahkemelerinde derdest olan alacak davaları nedeniyle kamu kurumu olan idarenin maddi olarak imkansız zararlarına neden olacağı ileri sürülmüştür. Olayda, asıl iş niteliğinde olmayan ihale konusu hizmetin, özel hukuk sözleşmeleriyle gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılabileceğine ilişkin idari yargı kararının ayrı, ihale konusu hizmete ilişkin bu özel hukuk sözleşmelerinin muvazaalı olduğu ve ihale suretiyle işi üstlenen taşeron firma işçilerinin teşekkül işçisi gibi kabul edilmesi uyuşmazlığın hizmet alımı yoluyla işçi teminine ilişkin ihale işlemlerinin iptali isteminden kaynaklandığı, adli yargı yerindeki dava konusunun ise, ihale suretiyle işi üstlenen taşeron firmada çalışmış işçi alacağının tahsili talebine ilişkin olduğu açıktır.

Dolayısıyla davaların aynı konu ve sebebe dayanmaması, farklı hukuki nedenlere dayalı olarak uyuşmazlık çıkarılması, yargısal denetiminin de farklı Kanun hükümleri çerçevesinde yapılarak çözüme varılması karşısında, konusu ve hukuki sebepleri farklı olan adli ve idari yargı kararları arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin olanaksız olduğundan ve hüküm uyuşmazlığının bulunduğundan söz edilemez.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, Ankara 12. İdare Mahkemesinin 28.2.2008 gün ve E:2006/2398, K:2008/141 sayılı kararı ile Tavşanlı l.Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 24.6.2010 gün ve E:2010/234, K2010/291 sayılı kararı arasında hüküm uyuşmazlığı bulunmadığından başvurunun reddine karar verilmesi gerekeceği düşünülmektedir.” şeklinde yazılı düşünce vermiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI : “Davacı Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü (EÜAŞ) tarafından Seyitömer Termik Santrali İşletme Müdürlüğüne ait Dış Tesisler, Mekanik Atölye, Elektrik Bakım, Ölçü Kontrol, Oto Bakım Servislerindeki onarım işleri için yıllık hizmet alımı yoluyla 101 kişinin teminine yönelik olarak 20.7.2006 tarihinde açık ihale usulü ile yapılan ihalenin iptali istemiyle davalı Elektrik Üretim Anonim Şirketine karşı açılan dava, Ankara 12. İdare Mahkemesinin 28.2.2008 gün ve E:2006/2398, K:2008/141 sayılı kararı ile reddedilmiş ve Danıştay 13. Dairesinin 11.6.2012 gün ve E:2008/11259, K:2012/1636 sayılı kararı ile onanıp, karar düzeltme istemi de reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 06/06/2011 gün ve E:2010/46376, K:2011/16607 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Tavşanlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 24.6.2010 gün ve E:2010/234, K:2010/291 sayılı kararı ile ise, Tunçbilek Termik Santralinde çalışan davacı İ.G.tarafından işçi ile işveren ilişkisinden kaynaklanan alacağının tazmini amacıyla asıl işveren sıfatı ile davalı Elektrik Üretim Anonim Şirketi aleyhine açılan dava sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm Uyuşmazlığı iddiasının Usulden incelenmesi;

2247 sayılı Kanun’un 24. maddesinde belirtilen hüküm uyuşmazlığının oluşabilmesi için, yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması gerekmektedir.

Adli ve idari yargı yerlerinde verilmiş olan ve hüküm uyuşmazlığına konu edilen kararların incelenmesinden, ortada adli ve idari yargı yerlerince verilmiş ve yasa yollarına başvurularak kesinleşmiş kararların olduğu, adli ve idari yargı yerlerinde verilmiş her iki kararda da davaların esasının hükme bağlandığı ve Elektrik Üretim Anonim Şirketi yönünden de taraflardan en az birinin aynı olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak; davaların konu bakımından incelenmesinde; Adli yargı yerinde iş mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde açılan davada, EÜAŞ bünyesindeki bir işletmede, taşeron işçi olarak çalışan İ.G.tarafından işçi ile işveren ilişkisinden kaynaklanan alacağın tahsiline karar verilmesi amacıyla asıl işveren sıfatıyla davalı Elektrik Üretim Anonim Şirketine yöneltilen davada, işverenin taşeron firma ile anlaşarak işçi çalıştırmak suretiyle oluşturduğu muvazalı işlemle, iş akdi emeklilik nedeniyle sona ermesi sonucu davacının kıdem tazminatına hak kazandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

İdari yargı yerinde açılan davada ise; davalı Elektrik Üretim Anonim Şirketi vekili tarafından; ihaleye çıkarılan işin davalı kurumun asli faaliyetlerinden olduğu, yardımcı işlerden ve teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren işlerden olmadığı, bölünerek alt işverene devredilemeyeceği ve alt işverenlik sözleşmelerinin muvazaalı olduğu iddiasıyla hizmet alımı yoluyla 101 kişinin teminine yönelik ihalenin iptali talep edilmiş, ancak davanın reddine karar verilerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.

İncelenen kararlardan, idari yargı yerinde kesinleşen karar ile, EÜAŞ adına Seyitömer Termik Santrali İşletme Müdürlüğüne ait Dış Tesisler, Mekanik Atölye, Elektrik Bakım, Ölçü Kontrol, Oto Bakım Servislerindeki onarım işleri için yıllık hizmet alımı ihalesinin iptali davasının reddi söz konusu iken; adli yargı yerinde ise, bu ihale kapsamında taşeron firmada işçi olarak çalışan işçinin kıdem tazminatının dava edildiği anlaşılmaktadır.

Yukarıda açıklanan, hüküm uyuşmazlığına konu davaların, farklı konu ve sebeplere dayandıkları, farklı hukuki nedenle, hukuki neden ve konu kapsamında yetkili ve görevli mahkemelerinde açılıp sonuçlandırılan bu davalar sonucu verilen kararlarında çelişik olmadıkları gibi, aralarındaki çelişki nedeniyle bir hakkın yerine getirilmesine engel nitelikte olmadıkları anlaşıldığından, hüküm uyuşmazlığı bulunmadığı anlaşılmaktadır.

SONUÇ; Ankara 12. İdare Mahkemesinin 28/02/2008 gün ve 2006/2398 E, 2008/141 K sayılı kararı ile Tavşanlı 1. Asliye Hukuk (İş Mahkemesi sıfatıyla) Mahkemesinin 24/06/2010 gün ve 2010/234 E, 2010/291 K sayılı kararı nedeniyle oluştuğu ileri sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesi talebinin reddi gerektiği düşünülmektedir.” yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali OĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT‘un katılımlarıyla yapılan 14.07.2014 günlü toplantısında: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un “Mahkemenin görevi” başlığını taşıyan 1. maddesinde, “Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir” denilmiş; 24. maddesinde(Değişik birinci fıkra: 21/1/1982-2592/7 md.) ise, 1 nci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığının kabul edileceği belirtilmiştir.

Anılan hükme göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için:

a) Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,

b) Konu, dava sebebi ve taraflardan en az birinin aynı olması,

c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması,

d) Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,

e) Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.

Hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen adli ve idari yargı kararlarının incelenmesinden ortada adli ve idari yargı yerlerince verilmiş ve kesinleşmiş kararlar bulunduğu, kararlarda da işin esasının hükme bağlandığı davaların taraflarının en az birinin (Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü) aynı olduğu anlaşılmaktadır.

Konu ve dava sebebinin aynı olup olmadığının incelenmesinde;

Türkiye Enerji, Su ve Gaz İşçileri Sendikası Genel Başkanlığı vekilince, Elektrik Üretim Anonim Şirketine bağlı Seyitömer Termik Santrali İşletme Müdürlüğü'ne ait Dış Tesisler Mekanik Atölye, Elektrik Bakım, Ölçü Kontrol, Oto Bakım Servislerindeki onarım işleri için Yıllık Hizmet Alımı Yolu ile 101 kişi teminine yönelik olarak 20.7.2006 tarihinde açık ihale usulü ile yapılan 19-TSE/06056 dosya numaralı ihaleye ilişkin ihale işlemlerinin iptali istemiyle Elektrik Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğüne karşı idari yargıda açılan davada, Ankara 12. İdare Mahkemesinin E: 2006/2398 sayılı dosyasında, kamusal hizmet ifa eden ve anonim şirket statüsünde olan davalı idarenin, yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine uygun olarak kârlılık, verimlilik ve kamu yararı ilkeleri doğrultusunda hareket edebileceği ve ihtiyaç duyduğu hizmet alımlarını, ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanması ile rekabetin, saydamlığın, eşit muamelenin, güvenirliğin, gizliliğin, kamuoyu denetiminin ve kaynakların verimli kullanılmasının sağlanması ilkelerine uygun olarak yapacağı ihalelerle gerçekleştirebileceğinin açık olduğu, Uyuşmazlık konusu ihalede temin edilen işçilerin alanlarında uzman kişiler olduğu, onüç firmanın katılımı ile gerçekleştirilen ihalenin, ihale usul ve esaslarına aykırı olarak yapıldığına dair herhangi bir iddia ileri sürülmediği gibi bu yönde dosyaya herhangi bir bilgi ve belgede sunulmadığı, öte yandan, 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesinde, elektrik üretimindeki yardımcı işlerin ve teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren işlerin bölünerek alt işverene devredilebileceğinin hükme bağlandığı, bu durumda; Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü Satın Alma ve İhale Yönetmeliğine uygun olarak, Seyitömer Termik Santrali İşletme Müdürlüğü'ne ait Dış Tesisler Mekanik Atölye, Elektrik Bakım, Ölçü Kontrol, Oto Bakım Servislerindeki onarım işleri için Yıllık Hizmet Alımı Yolu ile 101 kişi teminine yönelik olarak 20.7.2006 tarihinde açık ihale usulü ile yapılan 19-TSE/06056 dosya numaralı ihaleye ilişkin ihale işlemlerinde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar Danıştay 13. Dairesinin E: 2008/11259 sayılı kararıyla elektrik üretimi konusunda faaliyette bulunan ve kamu tüzel kişiliğine sahip bulunan davalı idare tarafından asıl iş niteliğinde olmayan ihale konusu hizmetin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzel kişilere yaptırılması mümkün görüldüğünden ve dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddine yönelik idare mahkemesi kararının sonucu itibariyle yerinde görüldüğü gerekçesiyle onanmış, diğer taraftan, İ.G.vekilince müvekkilinin, Elektrik Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğünde 20.8.1996 tarihinden itibaren işçi olarak çalıştığı ve emekliliği hak ettiği 6.3.2008 tarihine kadar fasılasız olarak çalışmaya devam ettiği nedeniyle bakiye hakları saklı kalmak kaydıyla kıdem tazminatı ile, yıllık ücretli izin alacakların yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle adli yargı yerinde açılan davada, Tavşanlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) E: 2010/234 sayılı dosyasında mahkemelerince yapılan yargılama, tanık beyanları, davacının işyeri ve SSK sicil dosyaları, bilirkişi heyetinin muvazaa olgusuna ilişkin tespiti gereği asıl işveren EÜAŞ kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmiş, bu karar Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E: 2010/46376 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, İdari Yargı yerinde bakılan davanın konusunu yapılan ihalenin iptali istemi oluştururken, adli yargı yerinde bakılan davanın konusunu ise; kıdem tazminatı ve yıllık ücretli izin alacaklarının ödenmesi isteminin oluşturduğu; dolayısıyla aynı konu ve sebebe dayanmayan söz konusu adli ve idari yargı kararları arasında hüküm uyuşmazlığı bulunduğu sonucuna ulaşılamayacağı anlaşılmıştır.

Öte yandan; idari yargı yerindeki davaya konu ihalenin iptali isteminin reddine ilişkin karar, adli yargı yerinde açılan maddi alacakların ödenmesi istemine ilişkin davanın kabulüne ilişkin kararın uygulanmasına engel teşkil etmediğinden, kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması koşulunun da gerçekleşmediği açıktır.

Açıklanan nedenlerle 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen konu ve dava sebebinin aynı olması ile hakkın yerine getirilmesinin imkansız bulunması koşullarını taşımayan başvurunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen “konu ve dava sebebinin aynı olması”, “hakkın yerine getirilmesinin imkansız bulunması” koşullarını taşımayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 14.07.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

2-ESAS NO : 2014/630

KARAR NO : 2014/729

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İdari yargı yerinin adli yargının görevli olduğundan bahisle; askeri idari yargı yerinin ise idari yargının görevli olduğundan bahisle görev yönünden red kararları vermesi karşısında, bu iki yargı yeri arasında olumsuz görev uyuşmazlığı doğmadığından; 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : M.B.Ö.

Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı

Vekili : Av. T.K.

O L A Y : Davacı dava dilekçesinde aynen; “Milli Savunma Bakanlığı’na 23.03.2011 tarihinde, 6191 sayılı kanun hükümlerinden yararlanmak için başvurdum. Başvurumda başka kamu kuruluşlarına atanmak istemediğimi, dolayısıyle 6191 sayılı kanunla 926 sayılı TSK Personel Kanuna eklenen Geçici Madde 32, c fıkrasına göre emeklilik talebinde bulundum.(Kanunun amacı hak sahiplerine emeklilik hakkı ve özlük haklarını kazandırmaktır) Başvurum 29.09.2011 tarihinde Milli Savunma Bakanı tarafından kabul edilmiş, kanun hükümlerinin uygulanmasına yönelik işlemlerin Kara Kuvvetleri Komutanlığınca yapılacağı belirtilmiştir. Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Personel İşlemleri Dairesi, Emekli ve Arşiv Şubeden gelen yazı ile SGK işlemlerine esas olmak üzere " hizmet olarak alınması istenilen sürelere ilişkin formu" doldurdum. Formla birlikte SGK Başkanlığı’na hitaben dilekçemi ve KKK lığı Personel Başkanlığı’na emeklilik talep dilekçemi gönderdim.6191 Sayılı Yasa ve SGK Genelge 2011/38 madde 3.1'de Kanun kapsamından yararlanacakların başvurularını 22/3/2011 tarihinden itibaren MSB 'ye yapacaklarını, madde 3.3'de TSK 'dan ilişiğimin kesildiği 27.04.1982 tarih ile kanunun yürürlük tarihi olan 22.03.2011 arasındaki dönem içinde uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak sigorta primi ödenmemiş ..sürelerime ilişkin kesenek ve kurum karşılıklarının Bakanlıkça defaaten ödeneceği, madde 3.3.1'de TSK'dan ilişiğimin kesildiği 27.04.1982 tarihten itibaren intibakımın yapılarak uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak prim ödemeksizin geçen sürelerimi ilişkin kesenek ve kurum karşılıkları tutarı hesaplanırken emsalim subay sınıf,rütbe ve kıdemi ile derece kademe ,ek gösterge tutarlarının dikkate alınacağı, MSB 'na başvuruda bulunduğum tarihteki katsayı ve emekli keseneğine esas aylığın hesabına ait unsurların dikkate alınacağı, uzun vadeli sigorta kollarına prim ödenen şifrelerdeki eksik kalan süreler için hesaplanacak emeklilik keseneği ve karşılıkları tutarlarının orantı yapılarak kuvvet komutanlığınca hesap edileceği ve ödeneceği belirtilmiştir.

Dikkat edilirse üç ayrı durumdan bahsedildiğini; a- Uzun vadeli sigorta koluna tabi olarak sigorta primi ödenmemiş süreler b- Uzun vadeli sigorta koluna tabi olmadan sigorta primi ödenmemiş süreler c-uzun vadeli sigorta kollarına prim ödenen sürelerdeki eksik kalan süreler olarak ayrı ayrı tanımlandığı çok açık şekilde görülecektir.

Ödenmemiş prim borçlarının Milli Savunma Bakanlığı tarafından ödenmesini beklerken, SGK Sigortalı Tescil ve Hizmet Dairesince dosyam bekletilmiş, Kurum Hukuk Müşavirliğinden bir Avukat tarafından verilen bir rapor dayanak yapılmış ve aylar geçtikten sonra bahse konu Bağ-kur prim borçlarımın tarafımdan ödenmesi gerektiği bildirilmiş olması hasebiyle yasaya aykırı olarak bu miktar prim tarafımdan kurumunuza ödenmiştir, tarafımdan ödenen 01.10.2008-15.06.2012 tarihleri arasındaki dönem prim miktarı haksız ve mesnetsizdir. yasa ve kurumunuzca çıkarılan kendi genelgenize aykırıdır. Zira Kurumunuzca verilen raporda işbu Bağ-kur prim borçlarının 22.03.2011 tarihine kadar ödenmesi gerektiği belirtilmiş iken bağlı bulunduğum Şişli SGM merkezi yönetimi bu daire kararını hiç umursamamış, dikkate almamış ve 15.06.2012 tarihine kadar handen prim almıştır, hem de gecikme faizleri ile birlikte. Yine yasa gereği Sayın Milli Savunma Bakanımızca 6191 sayılı yasa gereğince başvurum kabul edilmiş (22.09.2011)ve 01.10.2011 tarihi itibarıyla da emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre emekliliğimi kazanmış olduğum halde,01.10.2011 tarihinde Emeklilik tahsis işlemimin tamamlanması ve emekli aylığı bağlanması gerekirken Emeklilik işlemlerim kurumunuzca 10 aydan fazla bir süre bekletilmiş ve sonuçta da hem fazladan tarafıma Bağkur primleri ödetilmiş ve hem de 10 aylık emekli aylığım kesilmiş ve ödenmemiştir.

Bu durumun Kurumunuz Başkanlığı’nca titiz bir inceleme ile yeniden ele alınmasını ve yasa hükümlerine uygun bir idari işlem ile mağduriyetimin giderileceğine inancım tamdır.Hukuka aykırı ve eşitlik ilkesine aykırı oluşan bu işlemin düzeltilmesini saygılarımla arz ve talep ediyorum. “şeklindeki açıklamaları ile 6191 Sayılı Yasa ve 20 Mayıs 2011 tarihli Genelge 2011/38'de açıkça yazılmasına rağmen uygulamada maddi kayıplara ve 10 aylık gecikmeye uğratıldığını belirterek; Milli Savunma Bakanlığı’nca ödenmesi gereken uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak sigorta prim ödenmemiş sürelerine ilişkin kesenek tutarı olarak kendisinin ödediği 14123,00 TL’nin kendisine iadesi ve gecikme nedeni ile alamadığı 10 aylık emekli ücretinin kendisine ödenmesine karar verilmesi istemi ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde dava açmıştır

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesi; 24.01.2013 gün ve 2012/4568 Gensek, 2013/132 Esas, 2013/78 Karar sayılı kararı ile; 6191 sayılı Kanun kapsamında aylığın geç bağlanmasına ilişkin istemin ayrı, ödenen Bağkur prim borçlarının iadesine ilişkin olarak ayrı dava açılması gerektiğini belirterek; dava dilekçesinin reddine karar vermiştir.

Bunun üzerine davacı vekilinin 26.03.2013 kayıt tarihli yeni dava dilekçesinde özetle; müvekkilinden yasa ve hukuka aykırı şekilde Bağkur prim borcu talep edilmesi ve ödettirilmesine ilişkin işlemin iptali istemi için ayrı dilekçe düzenlenerek tekrar dava açılmıştır.(Bu esnada davacı vekili, dilekçe red kararındaki gerekçeyi dikkate alarak 6191 sayılı Kanuna göre bağlanan emekli aylığının 01.10.2011 tarihinde bağlanmamasına ilişkin işlemin iptali istemi ile de ayrı dava açmış, bu dava Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 3. Dairesi’nin 2013/577 esasına kaydedilmiş ve aynı Daire’nin 2013/1040 Gensek, 2014/750 Karar sayılı kararı ile kabul edilerek bahse konu işlem iptal edilmiştir.)

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesi; 09.05.2013 gün ve 2013/1020 Gensek, 2013/575 Esas, 2013/683 Karar sayılı kararı ile; “1602 sayılı Kanunun değişik 20'nci maddesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinde bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, Astsubay askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erlerle sivil memurlar asker kişi sayılmakta, davacının hizmetten ayrılmış uzman erbaş olması nedeniyle askeri kişi olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

Görevli yargı yemin belirlenmesi yönünden idari işlemim ‘askeri hizmete ilişkin’ olup olmadığının tespiti için, işlemin konusuna bakılması gerekmektedir.

Eğer idari işlemin tesisinde, asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural gerek ve gelenekleri göz önünde tutularak değerlendirilmiş ise, bu idari işlemin askeri nitelikli olduğu kabul edilmelidir. Bu halde işlem askeri olmayan makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.

Açıklanan bu mevzuat hükümlerine göre dava konusu uyuşmazlık incelendiğinde; davacının TSK'dan ilişiğinin kesilmiş olduğu dönemde Bağkur tescili yapılmıştır. Bu döneme ilişkin olarak Bağkur pirim borcu kaydı çıkarılarak dayalıya ödettirilmesine ilişkin işlemin askeri hizmete ilişkin bir yönünün bulunmadığı, dava konusu edilen işlemin askeri kişiye ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem niteliğini taşımadığını, dava konusu uyuşmazlığın genel idari yargıda çözümlenmesi gerektiği” şeklindeki gerekçesi ile davanın görev yönünden reddine kesin olarak karar vermiştir.

Bunun üzerine davacı vekili tarafından (yenileme dilekçesi ile birlikte Av. H.D.’a vekalet verilmiştir) davalı idarenin davacıdan hukuka aykırı şekilde Bağkur Prim borcu talep etmesi ve ödettirilmesi işleminin iptaline karar verilmesi istemi ile idari yargıda dava açmıştır.

Ankara 11.İdare Mahkemesi: 28.06.2013 gün ve 2013/958 Esas, 2013/1037 Karar sayılı kararı ile 5510 sayılı Kanun’un 101. maddesi gereğince davada adli yargı mercilerinin görevli olduğunu belirterek; davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından itiraz edilmiş, Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nin 11.02.2014 gün ve 2013/31118 Esas, 2014/3229 Karar sayılı kararı ile; davacı vekilinin itirazının reddine karar verilmiş, verilen karar davacı vekiline 10.04.2014, davalı vekiline 10.04.2014 günü tebliğ edilmiş, yasal süresi içinde karar düzeltme yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir.

Davacı tarafından, askeri idari yargı ve idari yargı yerleri arasında oluştuğu ileri sürülen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için başvuruda bulunulmuş; İdare Mahkemesi’nce, idari yargı ile askeri idari yargı dosyalarının asılları, talep doğrultusunda Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU , Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 14.7.2014 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile AYİM Savcısı Halit ÜNKAZAN’ın başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi’nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesinde, “ Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Açılan bir davada bir yargı merciinin görevsizlik kararı vermesinden sonra görevli olduğu işaret edilen yargı merciine bu davanın intikali üzerine, bu yargı merciince de görevsizlik kararı verilerek daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinin görevli olduğuna işaret edilmesi halinde doğan olumsuz görev uyuşmazlığı nedeniyle tarafları, sebebi ve konusu aynı olan bir davaya bakacak mahkeme bulunmadığından, anılan Yasa’nın 14. maddesine göre yapılacak başvuru üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi’nce görevli yargı merci belirtilmek suretiyle davanın esasının incelenebilmesi olanaklı hale gelecektir.

Dosyanın incelenmesinden; davacının Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde açtığı davanın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesi’nin 09.05.2013 gün ve 2013/1020 Gensek, 2013/575 Esas, 2013/683 Karar sayılı kararı ile davada idari yargı yeri görevli olduğu gerekçesi ile reddedildiği, bunun üzerine idari yargıda açılan davanın ise Ankara 11.İdare Mahkemesi’nin 28.06.2013 gün ve 2013/958 Esas, 2013/1037 Karar sayılı kararı ile davada adli yargı mercilerinin görevli olduğu gerekçesi ile reddedildiği ve bu suretle dava konusu olayda 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtildiği şekilde mahkemeler arasında oluşan bir görev uyuşmazlığının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Olayda, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesi tarafından verilen görevsizlik kararında Genel İdari Yargının görevli olduğuna işaret edilmesi üzerine kendine intikal eden davada Ankara 11. İdare Mahkemesi, 5510 sayılı Yasa’nın 101. maddesi gereğince davada İş Mahkemelerinin görevli olması nedeni ile, davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle verdiği görevsizlik kararında, üçüncü bir yargı merciine işaret etmiş olup; davacı tarafından, söz konusu kararlar nedeniyle doğduğu ileri sürülen görev uyuşmazlığının giderilmesi istenilmiştir.

Oysa, Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin görevli olduğuna işaret ettiği adli yargı yerine açılmış bir dava ve bu dava sonucunda daha önce görevsizlik kararları veren yargı mercilerinin görevli olduğu yolunda verilmiş bir görevsizlik kararı olmadığına göre, olayda davaya bakacak bir mahkeme kalmadığından söz edilemez. Başka bir ifadeyle, davacının, Ankara 11. İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerinde borçlu olmadığının tespiti istemiyle dava açması gerekmektedir.

Bu durumda, Askeri İdari Yargı yerince işaret edilen genel idari yargı yeri tarafından, davada üçüncü bir yargı mercii olan adli yargı yerinin görevli olduğuna işaret edilerek görevsizlik kararı verilmiş olması karşısında, olayda 2247 sayılı Yasa’nın 14.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğundan söz etmek olanaksızdır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14.maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 14.7.2014 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

3-ESAS NO : 2014/684

KARAR NO : 2014/743

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının oluşmadığı ve 19. maddesinde belirtilen koşulların da bulunmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : Hendek Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. A.K.A.

Davalı : Sakarya Valiliği (İdari Yargı)

Sakarya Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü (Adli Yargı)

O L A Y : Sakarya Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün “faaliyetten men” konulu 22.01.2013 gün ve 22182566/491 sayılı işlemi ile, 17.12.2011 tarih ve 28145 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, Gıda İşletmelerinin Kayıt ve Onay İşlemlerine Dair Yönetmelik hükümleri uyarınca, 31.12.2012 tarihine kadar alınması gereken onay belgesinin alınmadığı, ya da 31.12.2012 tarihine kadar onay belgesi alamayacak durumda olan gıda işletmecisinin modernizasyonuna dair planlar ile modernizasyonun hangi tarihte ve hangi aşamalardan sonra tamamlanacağına dair bilgileri yetkili mercie sunması gerektiği yolundaki hükmü uyarınca, işletmesinin modernizasyonuna dair planlar ile modernizasyonun hangi tarihte ve hangi aşamalardan sonra tamamlanacağına dair bilgilerle birlikte Müdürlüğe de başvurulmadığı için işletmesine ait çalışma izin belgesi ve çalışma izni ile gıda sicili belgesinin geçerliliğini yitirdiği, kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren 7 gün içinde mezbahada kullanılan et damgalarının ve çalışma izin belgelerinin İlçe Müdürlüklerine teslim etmelerinin gerektiği, aksi halde yapılacak denetimde faaliyette bulunulduğunun tespit edilmesi halinde, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 41.maddesinin (b) bendinde belirtilen 30.maddenin birinci fıkrasında yer alan, Bakanlıktan onay alması gereken işletmelerden, onay almadan üretim yapanlara 12.810 TL. para cezası verilerek faaliyetlerinin durdurulacağı, ürünlerine el konularak mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verileceği hükmü uyarınca, haklarında yasal işlem uygulanacağı davacıya bildirilmiş;

4.2.2013 ve 5.2.2013 tarihlerinde Hendek Belediye Mezbahasında kesim yapıldığı anlaşıldığından, Sakarya Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün 14.03.2013 gün ve 22182566 sayılı işlemi ile, 5996 sayılı Kanun’un 30. maddesinin birinci fıkrasına aykırı faaliyette bulunulduğundan bahisle, aynı Kanun’un 41. maddesinin (b) bendi uyarınca davacı adına 12.801 TL idari para cezası verilmiştir.

Sakarya Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün “faaliyetten men” konulu

11.02.2013 gün ve 22182566/900 sayılı işlemi ile, 5996 sayılı Kanun ile, 17.12.2011 tarih ve 28145 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Gıda İşletmelerinin Kayıt ve Onay İşlemlerine Dair Yönetmelik hükümleri uyarınca, Müdürlüğe yapılan başvuru ekinde yer alan planların, yapılan incelemeler sırasında mevcut mezbahaya ait eski planlar olduğunun, modernizasyon planı olmadığının anlaşılması üzerine, başvurunun Yönetmelik kapsamında incelenerek faaliyetinin durdurulmasına karar verildiği davacıya bildirilmiş;

17.5.2013 günü, ilgili işyerinde yapılan denetim sırasında, 5996 sayılı Kanun’un 30. maddesinin birinci fıkrasına aykırı hareket ettiğinin tespit edildiğinden bahisle, aynı Kanun’un 41. maddesinin (b) bendi uyarınca aynı Müdürlüğün 07.06.2013 gün ve 2013/54/H/002/3503 sayılı işlemi ile davacıya 12.801 TL idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, 14.03.2013 gün ve 22182566 sayılı idari yaptırım kararı ile verilen idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.

HENDEK SULH CEZA MAHKEMESİ: 24.2.2014 gün ve D.İş No:2013/348 sayı ile, davalının 22.01.2013 gün ve 22182566/491 sayılı işlemi ile, işletmesine ait çalışma izin belgesi ve çalışma izni ile gıda sicili belgesinin geçerliliğini yitirdiği, kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren 7 gün içinde mezbahada kullanılan et damgalarının ve çalışma izin belgelerinin İlçe Müdürlüklerine teslim etmelerinin gerektiği, aksi halde yapılacak denetimde faaliyette bulunulduğunun tespit edilmesi halinde, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 41.maddesinin (b) bendinde belirtilen 30.maddenin birinci fıkrasında yer alan, Bakanlıktan onay alması gereken işletmelerden, onay almadan üretim yapanlara 12.810 TL. para cezası verileceğinin davacıya bildirildiği, daha sonra da davacı hakkında 14.03.2013 gün ve 22182566 sayılı idari yaptırım kararı düzenlendiği, 22.01.2013 gün ve 22182566/491 sayılı işlem ile ilgili olarak Sakarya 2. İdare Mahkemesinde de dava açıldığı anlaşıldığından, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesi uyarınca davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, yapılan itiraz Hendek Asliye Ceza Mahkemesi’nce kesin olarak reddedilmiştir.

Davacı vekili, bu kez, 07.06.2013 gün ve 2013/54/H/002/3503 sayılı idari yaptırım kararı ile verilen idari para cezasının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

SAKARYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 8.5.2014 gün ve E:2014/490 sayı ile, 5996 sayılı Yasa’da idari yaptırımlara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği ve idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren herhangi bir kararın da verilmemiş olması nedeniyle 5326 sayılı Kanun’un 27/1.maddesi uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19.maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına ve Uyuşmazlık Mahkeme-since bir karar verilinceye kadar davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 14.7.2014 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir”, 19.maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. (Değişik ikinci fıkra: 23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir” denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, davacının, davalı Sakarya Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün 14.03.2013 gün ve 22182566 sayılı işlemi ile, 5996 sayılı Kanun’un 30. maddesinin birinci fıkrasına aykırı faaliyette bulunduğundan bahisle, aynı Kanun’un 41. maddesinin (b) bendi uyarınca, adına verilen 12.801 TL idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunduğu, Hendek Sulh Ceza Mahkemesince davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği ve yapılan itirazın Hendek Asliye Ceza Mahkemesince kesin olarak reddedilmesiyle görevsizlik kararının kesinleştiği, bu işlem ile ilgili olarak davacının idari yargı yerine dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi, idari yargı yerince davacı hakkında bu işlem ile ilgili olarak verilmiş bir görevsizlik kararı olmadığı gibi Mahkememize resen yapılan bir başvurunun da bulunmadığı, davacının davalı Sakarya Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün 07.06.2013 gün ve 2013/54/H/002/3503 sayılı idari yaptırım kararı ile hakkında verilen idari para cezasının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açtığı, Sakarya 2. idare Mahkemesince davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19.maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesine başvu-rulmasına karar verilerek dosyanın Mahkememize gönderildiği, bu işlem ile ilgili olarak davacının adli yargı yerine dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi, adli yargı yerince davacı hakkında verilmiş bir görevsizlik kararı olmadığı gibi Mahkememize resen yapılan bir başvurunun da bulunmadığı, ancak Sakarya 2. idare Mahkemesince, Hendek Sulh Ceza Mahkemesi ile aralarında bahsedilen kararlar yönünden görev uyuşmazlığı meydana geldiğinden bahisle Mahkememize başvurulduğu anlaşılmıştır.

Bu durumda, adli ve idari yargı yerlerince, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş iki ayrı görevsizlik kararı bulunmadığından 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı oluşmadığı gibi, 19. maddede belirtilen koşulların da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının oluşmadığı ve 19. maddesinde belirtilen koşulların da bulunmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 14.7.2014 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

4-ESAS NO : 2014/714

KARAR NO : 2014/770

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Giderilmesi istenilen uyuşmazlığa konu edilen kararlar, aynı yargı düzenine dahil mahkemelere ait olduğundan, 2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : Maliye Hazinesi

Vekili : Av. M.C.

Davalı : Esenyurt Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. Z.İ.

O L A Y : Davacı İdare vekili, dava dilekçesinde özetle, İstanbul İli, Esenyurt Merkez Mahallesi F.21.D Pafta, 2757 ada, 11 parsel sayılı arsa vasfındaki 390.09 m2’lik taşınmazın 84/390 hissesinin imar uygulaması ile Maliye Hazinesi adına tescil olunduğunu; söz konusu taşınmazdaki Hazine hissesinin 17.6.2008 gün ve 2008/713 sayılı Encümen Kararı uyarınca imar uygulamasına tabi tutularak bedele dönüştürüldüğünü; Maliye Hazinesi hissesine isabet eden 84.02 m2’lik taşınmazın m2’nin 1,00 TL den bedele dönüştürüldüğünü; ayrıca Esenyurt Belediye Başkanlığının 17.6.2008 gün ve 2008/713 sayılı Encümen Kararının ve bu karar uyarınca yapılan imar uygulamasının iptali için idari yargı yerinde dava açıldığını ve davanın henüz sonuçlanmadığını; dava konusu taşınmazın 2008 yılı Emlak Vergi değerinin m2’sinin 53,82 TL olmakla beraber rayiç m2’sinin 500,00 TL olduğunu; bu durumda dava konusu taşınmazın m2’sinin 1,00 TL üzerinden bedele dönüştürülmesinin önemli ölçüde hazine zararına yol açtığını ileri sürerek, Esenyurt Belediye Başkanlığının 17.6.2008 gün ve 2008/713 sayılı Encümen Kararı uyarınca 3194 sayılı Kanunun 18. maddesine ve 2981 sayılı Kanunun 10/b-c maddesine ve 3290/3366 sayılı Kanunlarla değişik Ek 1. maddesine istinaden yapılan imar uygulaması sonucu hazine hissesine takdir edilen bedelin günün emsal rayiç bedeli altında olduğundan hazinenin hak ve menfaatlerinin korunması için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2942 sayılı Kanunun 14. maddesine göre söz konusu taşınmaz malın bedele dönüştürülme tarihi itibariyle birim m2 sinin 500,00 TL’den 84.02 m2’lik hazine hissesinin tamamı için 84,02 TL bedelin 41.925,98 TL tezyidi ile 42.010,00 TL’ye yükseltilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

BÜYÜKÇEKMECE 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ : 4.6.2009 gün ve E:2009/286, K:2009/657 sayı ile, davacı vekilinin iddia ve beyanları, davalı vekilinin cevap ve beyanları ve tüm dosya kapsamından; dava davalı belediyece davacı hazineye ait taşınmazın bulunduğu bölgede yapılan imar uygulaması sebebi ile bedele dönüştürülen kısım için takdir edilen şuyulandırma bedelinin tahsiline ilişkin olup taşınmazın aynına ilişkin bir davanın söz konusu olmadığı; 3533 sayılı Umumi Mülhak ve Hususi Bütçelerle idare edilen daireler ve belediyelerle sermayesinin tamamı devlete veya belediyeye veya hususi idarelere ait daire ve müesseseler arasındaki ihtilafların tahkim yolu ile o taşınmazın bulunduğu yerin yüksek dereceli hukuk mahkemesi başkanı veya hakimi tarafından hakem sıfatı ile çözümleneceğinin belirtildiği; buna göre uyuşmazlığın niteliği ve tarafların sıfatına göre davaya bakma görevinin hakem sıfatıyla en yüksek dereceli hukuk mahkemesi hakimine ait olduğu Büyükçekmece adliyesinde en yüksek dereceli hukuk mahkemesi hakiminin ise 2. Asliye Hukuk mahkemesi hakimi olduğundan dava dilekçesinin mahkemelerinin görevsizliği nedeniyle reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine, mahkemelerinin görevsizliğine, süresinde ve talep halinde dosyanın görevli hakem mahkemesi olan Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

Davacı Maliye Hazinesi vekili, davanın kararda belirtildiği üzere hakem sıfatı ile görülmek üzere Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesini talep etmiştir.

Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, Mahkemelerine tevzi edilen dava dilekçesini Mahkemelerinin E: 2011/4 Hakem sayılı esasına kaydını yapmıştır.

Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi: 17.5.2012 gün ve E: 2011/4 Hakem, K: 2012/5 sayı ile, bilirkişi heyeti marifeti ile yapılan kesif sonucu bedel tespiti yaptırılan Esenyurt Merkez Mahallesinde kain 2757 ada, 11 parsel sayılı gayrimenkulün bedelinin 38.649,20 TL olarak tespit ve tayini ile dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar vermiştir.

Bu karar davalı idare vekilince temyiz edilmiş olmasına karşın aynı Mahkeme 25.10.2013 gün ve E:2011/4 hakem,K:2012/5 sayı ile, itiraz üzerine mahkemelerinin kararı kesinleşmemiş olduğundan ve görev hususu yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerektiğinden, mahkemelerince görevsizlik kararının verilmesi gerektiği; ancak Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin E: 2009/286, K: 2009/657 sayılı kararı ile kıdemli hakimlik tarafından davaya bakılması gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş olduğundan, bu nedenlerle mahkemeler arasında olumsuz görev uyuşmazlığı çıktığı gerekçesiyle 3533 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde belirtilen kuruluşlardan olan taraflar açısından 3.7.2003 tarihinde kabul edilip 19.7.2003 gününde yürürlüğe gören 4916 sayılı Yasa’nın 24. maddesi ile 3533 sayılı Yasa’nın 4. maddesi değiştirilerek taşınmazın aynı ile ilgili ihtilafların maddenin kapsamı dışına çıkarıldığı ve bu çekişmelerin genel mahkemelerde çözüme kavuşturulacağı hükme bağlanmış olduğundan taşınmazın aynına ilişkin olarak verilen taşınmazların bedelinin tahsili davasının genel mahkemelerde bakılması gerektiği gerekçesiyle mahkemelerinin görevsizliğine, Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli bulunduğunun tespitine, HMK’nun 20. maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık surede görevli mahkemeye gönderilmesi için mahkemelerine başvurulmaması halinde davanın açılmamış sayılacağının ihtarına, yargılama giderlerinin görevli mahkemede gözetilmesine, mahkemeler arasında olumsuz görev uyuşmazlığı çıktığından görev uyuşmazlığı nedeniyle dosyanın Yargıtay’ın ilgili dairesine gönderilmesi yolunda ek karar vermiştir.

31.10.2013 günlü Uyap Uygulamaları Düzeltme Talep Formu ile Dosya No : 2011/4 (Hakem Dava Dosyası)

“Açıklama: Mahkememizin 2011/4 Hakem Dava dosyasına Görevsizlik verilmekle tevzi bürosuna gönderildiğinde diğer dosyalar iade edildiğinden dosyanın esas dava dosyası olarak diğer Asliye Hukuk Mahkemelerine tevzi edilmesi gerekmekte olup, yardım masası ile yapılan görüşmede hakem dava dosyasının esas dosyası olarak güncellenmesi gerekmekte olduğu bildirilmiştir.

Bu sebeple ;

Talep: Mahkememizin 2011/4 Hakem dava dosya numarasının mahkememizin 2013/935 esas sıra numarasına güncellenerek dosya türünün esas olarak güncellenmesi talep ve rica olunur.” denilmiş;

9.12.2013 günlü Uyap Uygulamaları Düzeltme Talep Formu ile Dosya No : 2013/935 (Hukuk Dava Dosyası)

“Açıklama: Mahkememizin Hakem dosyası iken esas dosyasına Bilgi İşlem Daire Başkanlığınca talebimiz üzerine kaydı yapılan görevsizlik kararı verilerek Asliye Hukuk Mahkemelerine Tevzi edilmesi gereken dosyalarımız kararlı olarak gözükmesi sebebiyle tekrar gönderme işlemi yapılamamakla dosya durumu güncellenememektedir. Bu sebeple

Talep: Mahkememiz 2013/935 – 936 – 934 – 937 – 933 esas numaraları dosyaların tekrar görevsizlik verilebilmesi ve doğru mahkemelere tevzi edilebilmesi açısından gerekçeli kararların silinmesi rica ve talep olunur.” denilmiş;

Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 20.12.2013 gün ve 2013/937 - 936 – 935 - 934 – 933 esas sayılı Tutanakla ;

“Davacı MALİYE HAZÎNESİ ile Davalı ESENYURT BELEDİYE BAŞKANLIĞI arasında mahkememizde görülmekte olan Kamulaştırma (Bedel Tespiti Ve Tescil) davaları Hakem sıfatı ile görülmekte iken mahkememizce genel mahkemelerin bakması gerekmesi nedeni ile görevsizlik kararı verilmiş ancak söz konusu görevsizlik kararının UYAP üzerinden genel mahkemelere tevzisine sistem elvermemiş olmakla, genel mahkemenin esasından esas numarası aldırılarak yeniden aynı karar sistemin genel mahkemelere tevzisi için talep edilmiş olduğundan yeniden 20/12/2013 tarihi itibari ile karar yazılmış olup, tutanak imza altına alındı.” denilmiştir.

Yukarıda anlatıla gelen tüm bu işlemler sonucunda Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesince aşağıdaki karara hükmedilmiştir.

BÜYÜKÇEKMECE 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: : Dosya esas, karar numarasını güncelleyerek, 20.12.2013 gün ve E:2013/935, K:2013/1051 sayı ile, itiraz üzerine mahkemelerinin kararı kesinleşmemiş olduğundan ve görev hususunun yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerektiğinden, mahkemelerince görevsizlik kararının verilmesi gerektiği; ancak Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin E: 2009/286, K: 2009/657 sayılı kararı ile kıdemli hakimlik tarafından davaya bakılması gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş olduğundan, bu nedenlerle mahkemeler arasında olumsuz görev uyuşmazlığı çıktığı gerekçesiyle 3533 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde belirtilen kuruluşlardan olan taraflar açısından 3.7.2003 tarihinde kabul edilip 19.7.2003 gününde yürürlüğe giren 4916 sayılı Yasa’nın 24. maddesi ile 3533 sayılı Yasa’nın 4. maddesi değiştirilerek taşınmazın aynı ile ilgili ihtilafların maddenin kapsamı dışına çıkarıldığı ve bu çekişmelerin genel mahkemelerde çözüme kavuşturulacağı hükme bağlanmış olduğundan taşınmazın aynına ilişkin olarak verilen taşınmazların bedelinin tahsili davasının genel mahkemelerde bakılması gerektiğinden mahkemelerinin görevsizliğine, Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli bulunduğunun tespitine, HMK’nun 20. maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık surede görevli mahkemeye gönderilmesi için mahkemelerine başvurulmaması halinde davanın açılmamış sayılacağının ihtarına, yargılama giderlerinin görevli mahkemede gözetilmesine, mahkemeler arasında olumsuz görev uyuşmazlığı çıktığından görev uyuşmazlığı nedeniyle dosyanın Yargıtay’ın ilgili dairesine gönderilmesine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

Davacı idare vekilinin 15.5.2014 günü Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi kayıtlarına giren Uyuşmazlık Mahkemesine hitaplı dilekçesi ile, Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen E:2009/286 sayılı görevsizlik kararı ile Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen E:2013/935 sayılı görevsizlik kararı arasında doğduğu ileri sürülen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi talep edilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali OĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT‘un katılımlarıyla yapılan 14.07.2014 günlü toplantısında: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un “Mahkemenin Görevi” başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrasına göre, Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu Kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir.

Buna göre, Uyuşmazlık Mahkemesi; adli, idari ve askeri yargı düzenlerinden en az ikisine dahil yargı yerlerince verilen kararlar arasında doğan görev ve hüküm uyuşmazlıklarını çözmekle yetkili ve görevlidir.

Olayda, giderilmesi istenen uyuşmazlığa konu edilen Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı aynı yargı düzenine dahil yargı yerlerine ait olup, bu uyuşmazlığın çözümü 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 22 nci ve 23 üncü maddeleri uyarınca Yargıtay’ın görevine girdiğinden, ortada 2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde Uyuşmazlık Mahkemesi’nce çözümlenmesi öngörülen bir görev uyuşmazlığı bulunmamaktadır.

Belirtilen nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesine uygun bulunmayan başvurunun, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 14.07.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

II- 2247 SAYILI KANUN’UN 10. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN

(OLUMLU GÖREV UYUŞMAZLIĞI ÇIKARMA) KARARLAR

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

1-ESAS NO : 2014/115

KARAR NO : 2014/714

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İdarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazmini istemiyle açılan davada, davanın haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE, çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar : 1.A.Ç., 2.Ü.Ç., 3.A.Ç., 4.M.H.

Vekilleri : Av. A.A. & Av. E.Y.

Davalılar : 1.İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av.Ö.A.

2.Bağcılar Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. C.Ç.B.

O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin Bağcılar ilçesi 9 pafta 574 parsel sayılı taşınmazın hisseli malikleri olduklarını, davalı idarelerin taşınmazın 67 m² sini yol ve kaldırım olarak kullanmakta olduklarını, 2253 m² sinin de park olarak imara kapatıp ayırmış ve uzun yıllardır bu şekilde bekletmekte olduklarını, davalı idarelerin bu uygulamasının davacıların mağduriyetine ve hak ihlaline sebep olduğunu, Yargıtay kararları gereğince fiilen el atılan kısmın yanında kamu hizmetine ayrılmış imara kapalı olan kısımların da bedelinin ödenmesi gerektiğini, yol olarak kullanılan 67 m² ve park olarak ayrılan 2253 m² olmak üzere 2320 m² lik kısmın bedelinin kendilerine ödenmesi gerektiğini belirterek, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 100,000 TL alacaklarının dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Bağcılar Belediye Başkanlığı vekili süresi içinde verdiği cevap dilekçesi ile; görev itirazında bulunmuştur.

Bakırköy 1.Asliye Hukuk Mahkemesi: 11.09.2013 tarih ve 2013/112 Esas nolu kararı ile; davalı Bağcılar Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Bağcılar Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; 12.12.2013 tarih ve 2013/1679 Esas sayılı yazısında aynen: “İdari usul ve esaslar dışında idarece bir ayni hakka müdahalede bulunulması, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atılması halinde meydana gelen zararın tazmini davalarının, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Bu nedenle davanın, davacıların taşınmazının 67 m2 lik kısmına el atılmasından dolayı tazminat talebine yönelik kısmının görüm ve çözümü adli yargı görev alanına girdiğinden, davalı idarenin görev uyuşmazlığı çıkarılması isteminin bu bölüme yönelik kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.

İstemin diğer kısmına gelince; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku yoktur. Ancak bu sonuç ya da sonuçlar, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklanmaktadır.

İdari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılan yasa hükümlerinin gereğidir.

Bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, davanın bu kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.

Nitekim, 11.06.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 21'inci maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğu öngörülmüş bulunmaktadır” şeklindeki gerekçesi ile, davanın dava konusu taşınmazın kamulaştırma yapılmaksızın fiilen el atıldığı öne sürülen 67 m² lik kısmı yönünden, davalı idarenin görev uyuşmazlığı çıkarılması isteminin reddine, davanın, davacıların taşınmazının imar planında park alanı olarak ayrılan kısmının bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden ise, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU , Mehmet AKBULUT ’un katılımlarıyla yapılan 14.7.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Bağcılar Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Bağcılar Belediye Başkanlığı açısından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün dava konusu taşınmazın imar planında park alanında kalan kısmı ile sınırlı olarak davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacıların hisseli şekilde maliki oldukları taşınmazın davalı idareler tarafından, 67 m² sinin yol ve kaldırım olarak, 2253 m² sinin de park olarak imara kapatılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle; dava konusu taşınmazın, yol olarak kullanılan 67 m² ve park olarak ayrılan 2253 m² olmak üzere 2320 m² lik kısmın bedelinin kendilerine ödenmesi gerektiğini belirterek, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 100,000 TL alacaklarının dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi istemi ile açılmıştır.

Mahkememizce yapılan inceleme neticesinde; davalı Bağcılar Belediye Başkanlığı Plan ve Proje Müdürlüğü’nün 15.04.2013 tarih ve 202391 sayılı yazısında; dava konusu parselde herhangi bir imar uygulaması yapılmamış olup, D.O.P. kesilmediğinin, dava konusu taşınmazın kısmen park alanında kalmakta olduğunun, yola terkinin mevcut olduğunun belirtildiği görülmüştür.

Fen Bilirkişisi A.T.’a ait 14.01.2014 tarih ve 2013/112 Esas sayılı raporda; dava konusu taşınmazın 48.02 m² lik alanının Bağcılar caddesi üzerinde kaldırım ve yol olarak fiilen el atılmış olduğunun, 2239.71 m² lik alanın imar planlarında park olarak ayrılmış olduğunun, keşif mahallinde yapılan tespitlere göre dava konusu parseldeki park alanı olarak ayrılan kısma fiilen el atılmamış olduğunun bildirildiği, İnşaat Mühendisi Kerim Çoban, Emlak Bilirkişi Kemal Tecimen, Fen Bilirkişisi A.T.’a ait 29.01.2014 tarih ve 2013/112 Esas sayılı bilirkişi raporunda, dava konusu parselde park alanı olarak ayrılan kısma fiilen el atılmamış olduğunun tespit edilmiş olduğunun, imar planlarında park olarak ayrılan kısmın Bağcılar Belediye Başkanlığı sorumluluk alanı içerisinde kalmakta olduğunun bildirildiği görülmüştür.

Hal böyle iken dava konusu taşınmazın 2239.71 m² lik alanının imar planlarında “Park” alanı olarak ayrıldığı ve dava konusu taşınmazın 48.02 m² lik kısmının Bağcılar caddesi üzerinde kaldırım ve yol yapılmak suretiyle fiilen el atıldığı anlaşılmaktadır.

Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazlardan bir tanesine fiilen el atılması karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.

Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanunu’na uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.

Ayrıca her ne kadar Danıştay Başsavcılığı’nın olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılmasına ilişkin 12.12.2013 gün ve 2013/1679 sayılı yazısında, davalı Bağcılar Belediye Başkanlığı’nın görev uyuşmazlığı çıkartılması talebi yönünden değerlendirme yapılırken taşınmazın yolda kalan 67 m² lik kısmı(bilirkişi raporuna göre 48 m2) yönü ile talebi reddetmiş ve her ne kadar 14.01.2014 tarihli bilirkişi raporunda da park olarak ayrılan alana fiilen el atılmadığı belirtilmiş ise de; dava konusu taşınmaza ilişkin yargılamanın tek bir yargı kolu içerisinde görülmesinde, gerek karar birliği gerekse usul ekonomisi yönünden fayda olduğu, esasen davaya konu taşınmazın görev itirazında bulunan Bağcılar Belediye Başkanlığı’nın imar sahasında ve yetkisinde olduğu gerçeği birlikte değerlendirildiğinde, Danıştay Başsavcılığı’nın bu konudaki görüşüne katılmak mümkün olmamıştır.

Mahkemece, tüm dosya kapsamı ile taşınmazın bir bütün olarak değerlendirilmesi, taşınmazın gerek fiilen gerekse hukuken el atılan kısımları yönünden davalıların sorumluluklarının ve tazminat yükümlülüklerinin belirlenmesi ancak dosyanın ve parselin bir bütün halinde ele alınması ile mümkün olacağı anlaşılmakla; bu taşınmaz bakımından el atmadan doğan zararın tazminine yönelik olan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 14.7.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

2-ESAS NO : 2014/242

KARAR NO : 2014/715

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacıların kök murislerinin hissedar oldukları taşınmazların 1988 yılında mezarlık alanı olarak kamulaştırılmasının ardından, hükmen Belediye adına tescil edilen taşınmazların, kamulaştırma işlemleri ile adli yargıdaki yargılama sırasında yapılan tebligat işlemlerinin usulsüz olduğu gerekçesiyle kamulaştırma işlemlerinin henüz kesinleşmediği iddiası ile, kamulaştırmasız el atma nedeniyle dava konusu taşınmazların davacıların hissesine düşen bedelin tahsili ile bu hisselerin davalı idareler adına tescili istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar: 1- G.C. (T.), 2- İ.C., 3- F.B.E., 4- N.C.

Vekili : Av. Y.Y.

Davalılar : 1- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. V.Ş.

2- Büyükçekmece Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. S.A.

3- Karayolları Genel Müdürlüğü

Vekili : Av. H.K.

O L A Y : Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle; davacıların kök murislerinin hissedar olduğu Büyükçekmece İlçesi, Devebağırtan Mevkii 406, 407,408 ve 409 parsel sayılı taşınmazların 1988 tarihinde Büyükçekmece Belediyesi tarafından mezarlık alanı olarak kamulaştırıldığını, kamulaştırma işlemlerinin ardından taşınmazların hükmen Belediye adına tescil edildiğini, yapılan kamulaştırma işlemleri ve hükmen tescil davası sırasında taşınmazların hissedarları olan davacıların murislerinin ölü olmasından dolayı, sağ olan mirasçılara tebligat yapılması gerektiği halde tüm işlem ve davalarda tapu malikleri ölü olduğundan ilanen tebligat yapıldığını, bu durumun açıkça Kanuna aykırı olduğun, davacıların 5999 sayılı Kanun ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na eklenen 6. Madde ile 6111 sayılı Kanunun Geçici 6. Maddesi uyarınca uzlaşma iradelerinin olmadığı yönünde davalı kuruma başvurduklarını, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümleri uyarınca dava konusu taşınmazların usulüne uygun kamulaştırılmadığı gibi yapılan kamulaştırma işlemlerinin de usulüne uygun olmadığından kesinleşmediğini belirterek; davacıların kök murisleri “Manav K.”, “K.oğlu R.Ç.”, “A. oğlu R.” ‘in hissedar oldukları 406, 407, 408 ve 409 parsel sayılı taşınmazlardan davacıların hisselerine düşen kısım için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 5.000,00TL kamulaştırmasız el atma bedelinin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan alınarak davacılara ödenmesi, ilgili parsellerden davacıların kök murisleri adına olan tapu kayıtlarının terkini ile davalı kurumlar adına tesciline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalılardan Büyükçekmece Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.

Büyükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi: 18.11.2013 gün ve E:2013/353 sayı ile, davalı Büyükçekmece Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Büyükçekmece Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI: ‘’…İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, davanın, taşınmaz için şimdilik 5.000 TL tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ‘’ karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: ‘’…Belediye yönetimlerinin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı alanında halledilmesi gerektiği tartışmasızdır.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun “Dava hakkı” başlığını taşıyan 14. Maddesinde (Değişik: 24/4/2001 - 4650/7 md.) ise, “Kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10 uncu madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabilir...” hükmü yer almaktadır.

Açıklanan olayda, açılan davanın, kamulaştırılan taşınmazların bedelin arttırılması istemine ilişkin olduğu gözetildiğinde, ihtilafın görüm ve çözümünün, 2942 sayılı Yasa'nın 14. maddesi kapsamına göre adli yargı yerine ait olduğu ve açılan davanın adli yargı yerinde görüm ve çözümü gerekmekle Danıştay Başsavcılığının başvurusunun reddi gerektiği düşünülmektedir.” şeklinde yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane Topuz, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 14.7.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Büyükçekmece Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Büyükçekmece Belediye Başkanlığı açısından, davanın, taşınmaz için şimdilik 5.000 TL tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, 10.maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacıların kök murislerinin hissedar oldukları taşınmazların 1988 yılında mezarlık alanı olarak kamulaştırılmasının ardından, hükmen Belediye adına tescil edilen taşınmazların, kamulaştırma işlemleri ile adli yargıda yapılan yargılama sırasında yapılan tebligat işlemlerin usulsüz olduğu gerekçesiyle kamulaştırma işlemlerinin henüz kesinleşmediği iddiası ile, kamulaştırmasız el atma nedeniyle dava konusu taşınmazların davacıların hissesine düşen bedelin tahsili ile bu hisselerin davalı idareler adına tescili istemiyle açılmıştır.

Dosya kapsamında yapılan incelemede; dava konusu 406,407,408 ve 409 parsel sayılı taşınmazlar 1967 yılında yapılan kadastro sırasında tapu ve vergi kayıtlarına istinaden tarla vasfı ile davacıların murislerinin de aralarında bulunduğu kişiler adına tespit edilmiş; Büyükçekmece Kadastro Mahkemesi’ne kadastro tespitlerine karşı açılan dava sonunda Büyükçekmece Kadastro Mahkemesi 22.07.1009 gün ve E:1992/34 K:1997/17 sayılı kararı ile, davanın feragat nedeniyle reddine karar vermiş ve verilen karar 17.06.1998 tarihinde kesinleşmiştir.

Dava konusu taşınmazlar hakkında kadastro işlemleri devam ederken 1988 yılında Büyükçekmece Belediyesi’nce taşınmazlar mezarlık alanı olarak kamulaştırılmış ve taşınmazların hükmen tescili için açılan davalar sonucu tüm taşınmazlar Büyükçekmece Belediyesi adına tescil edilmiştir.

Davacılar vekili yapılan kamulaştırma ve tescil ilamının Kamulaştırma Kanunu’na aykırı olarak gerçekleştirildiği iddiası ile geçerli olmadığından kamulaştırmanın kesinleşmediğini, dolayısıyla davalının dava konusu taşınmazlara kamulaştırmasız el attığını ileri sürmektedir.

Kamulaştırma işlemlerinin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 6830 sayılı İstimlak Kanununun “Katileşen İstimlaklerde İdare Adına Tescil’’ başlıklı 17. Maddesinde; ‘’İstimlak olunan gayrimenkulün takdir edilen kıymetine, kanuni müddet içinde mahkemeye müracaat ile itiraz edilmediği ve tapu dairesinde rıza ile ferağ muamelesi yaptırılmadığı hallerde takdir edilen kıymetin tamamı milli bankalardan birisine ve bulunmayan yerlerde malsandığına yatırılarak makbuzun alakadar evrak suretleri ile birlikte mahkemeye tevdii edilir. Mahkeme iki tarafı derhal davet ederek, gelmeseler dahi gıyaplarında evrakı tetkik ederek istimlak usulü dairesinde tekemmül etmiş ise o gayrimenkulün lehine istimlak yapılan idare adına tesciline tapu dairesine tezkere ile bildirir.

İstimlak edilen gayrimenkul tahsis edildiği amme hizmeti itibariyle sicile kaydı lazım gelmeyen bir gayrimenkule tahavvül ettikte talep vukuunda sicil kaydının terkinine karar verilir.‘’ hükmü düzenlemiş,

6830 sayılı Kanunu yürürlükten kaldıran 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunun mülga 17. Maddesinde; “ Tebliğ edilen kamulaştırma işlemine karşı idari ve adli yargıya başvurulmadığı veya bu konuda açılan davaların kesin olarak sonuçlandığı ancak taşınmaz mal sahibinin ferağ vermediği hallerde,takdir edilen ve artırılan bedelin tamamı milli bankalardan birine yatırılarak makbuzu ilgili belge örnekleriyle birlikte mahkemeye verilir. Mahkeme iki tarafı derhal davet ederek, gelmemeleri halinde gıyaplarında, belgeleri inceleyerek, kamulaştırma usulüne uygun şekilde tamamlanmış ise, taşınmaz malın kamulaştırma yapan idare adına tesciline karar verir ve tapu dairesine bildirir.

Kamulaştırması yapılan taşınmaz mal tahsis edildiği kamu hizmeti itibariyle sicile kaydı gerekmeyen bir niteliğe dönüşmüş ise, istek halinde sicil kaydının terkinine karar verilir.

Bu tescil ve terkin işlemi sırasında mal sahiplerinin bu taşınmaz mal nedeniyle vergi ilişkisi aranmaz. Ancak, ilgili tapu dairesi durumu vergi dairesine bildirir.

Bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen hallerde yapılacak kamulaştırmalarda yatırılacak miktar, ödenecek ilk taksit bedelidir.’’ hükmü düzenlenmişken, tapulu taşınmazların kamulaştırılması halinde yapılacak tescil işlemleri hakkında 2942 sayılı Kanundaki bu düzenleme 24.04.2001 tarih 4650 sayılı Kanunun 21. Maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.

2942 sayılı Kanunun “Yetki ve Görevli Mahkeme ve Yargılama Usulü’’ başlıklı 37. Maddesinde ise; “Bu Kanundan doğan tüm anlaşmazlıkların adli yargıda çözümlenmesi gerekenleri, taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemelerinde basit yargılama usulü ile görülür. “ hükmü yer almakta, ve böylece Kamulaştırma Kanun’undan kaynaklanan davaların adli yargı yerinde görüleceği hükme bağlanmış olmaktadır. Somut olayda davacılar,tapulu taşınmazlarının Kamulaştırılması ve tescil işlemleri hakkında yapılan tebligatların Kamulaştırma Kanununda belirtilen usullere aykırı olarak yapıldığı gerekçesi ile kamulaştırma işlemlerinin tamamlanmadığını iddia ederek, davalı belediyenin taşınmazlar üzerindeki tasarrufunun yasal dayanaktan yoksun olduğunu iddia ettiklerinden, yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler de nazara alındığında 2942 sayılı Kanun’un 37.maddesi gereğine davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davada adli yargı yeri görevli olup, Büyükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görev itirazının reddi kararında hukuka aykırılık görülmediğinden Danıştay Başsavcısının başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Büyükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görev itirazının reddi kararında hukuka aykırılık görülmediğinden, Danıştay Başsavcısının BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 14.7.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

3-ESAS NO : 2014/254

KARAR NO : 2014/716

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Taşınmazın imar planında İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliğince İSKİ tarafından belirlenen Ömerli Baraj Gölü Uzun Mesafeli Koruma alanında bırakıldığından bahisle açılan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : E.T.

Vekili : Av. H.T.

Davalı : İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü

Vekili : Av. M.A.

O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin İstanbul İli, Arnavutköy, İmrahor, 436 Parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, dava konusu taşınmazın imar planında “Dere Mutlak Koruma Alanı”nda kaldığını, dava konusu taşınmaza fiilen el atıldığını; davacının mülkiyet hakkının ve tasarrufunun önlendiğini, bu nedenle zarar gördüğünü belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline ve dava konusu taşınmazın mülkiyet hakkının davalı idareye devredilmesine karar verilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü vekili 29.04.2013 ve 02.07.2013 tarihli cevap dilekçelerinde özetle görev itirazında bulunmuştur.

Gaziosmanpaşa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi; 01.11.2013 gün ve 2013/175 Esas sayılı kararı ile görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü vekilinin idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; davalı idarenin 2560 sayılı İSKİ Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ve bu Kanun uyarınca çıkarılan Yönetmelikle getirilen kısıtlamaları, 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından, dava dilekçesinde, Yargıtay içtihatlarında mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamaların fiili el atma olmadan da kamulaştırmasız el atma olarak nitelendirildiği ileri sürülmek suretiyle, İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliği gereği imar planlarında su havzasında ve mutlak koruma alanında bırakılan, tasarruf hakkı kullanılamayacak şekilde kısıtlanan taşınmazının bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiği; davalı idarenin yazı ve savunma dilekçelerinden de, söz konusu taşınmazın anılan Yönetmelik gereği su havzası ve mutlak koruma alanında bulunduğunun anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacının taşınmazının, Yönetmelik gereği su havzasında kabul edilip, mutlak koruma alanına alınması sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.12.2010 günlü kararında mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı; ancak; bu sonuç ya da sonuçların, yukarıda da söylenildiği üzere, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliği gereği su havzasında kabul edilip, mutlak koruma alanına alınması sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamaları içeren idari işlemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğunu; bu bakımdan; hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken imkan bulunmadığı; dolayısıyla; davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU , Mehmet AKBULUT ’un katılımlarıyla yapılan 14.7.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü bakımından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ve Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının maliki olduğu taşınmaza, imar planında “Dere Mutlak Koruma Alanı”nda kaldığı belirtilmek suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın imar planında “Dere Mutlak Koruma Alanı”nda kalan kısmı bakımından fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsili istemiyle açılmıştır.

Her ne kadar, davacı vekili tarafından dava konusu taşınmaza fiilen el atıldığı, dava konusu taşınmaza ilişkin hava fotoğraflarından davalının sorumluluğundaki dere yatağına bir kısmının davacının taşınmazından geçtiği belirtilmiş ise de, söz konusu iddianın arazinin tapografik özelliğinden kaynaklı bir durumu olduğu ve Mahkemesince yapılan keşif sonrası alınan Fen Bilirkişisi Selahattin Elalmış’a ait 16.12.2013 tarihli raporda taşınmazın boş vaziyette olduğunun belirtildiği, rapora ekli kroki ve fotoğraftan da bu durumun net bir şekilde anlaşıldığı; ayrıca İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 22.05.2014 tarih ve 255034 sayılı yazısı ile dava konusu taşınmazın Alibeyköy Barajı Uzun mesafe koruma alanında, kısmen ise dere ıslah ve işletme bandı içerisinde kalmakta olup, parsellerin dere ıslah ve işletme bandı içerisinde kalan kısımlarının imar planlarında ayrılmasına müteakip kamulaştırma işlemlerine başlanılacağının, dava konusu parsele İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından fiilen el atılmadığının bildirildiği görülmekle, dava konusu taşınmaza fiilen el atılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Dava dosyasında bulunan, Arnavutköy Belediye Başkanlığı’nın 22.04.2013 tarihli yazı cevabında, dava konusu parselin Arnavutköy Merkez ve Çevresi Revizyon Nazım İmar Planı’nda ve Arnavutköy Merkez ve Çevresi Uygulama İmar Planı’nda dere mutlak koruma alanında kaldığının bildirildiği, 16.12.2013 tarihli Fen Bilirkişisi Selahattin Elalmış’a ait bilirkişi raporunda da; dava konusu taşınmazın Arnavutköy ilçesi İmrahor Mahallesi Sanayi Caddesi ve Ulubatlıhasan Caddesi arasında Kocaman Deresine cepheli boş vaziyette, etrafında muhtelif kat ve cinste yapılar ve seraların bulunduğu, Belediye hizmetlerinden yol olarak istifade edilen bir yerde bulunduğunun bildirildiği, dosyada dava konusu taşınmazın kamulaştırılmasına ilişkin belge ve raporun mevcut olmadığı; İSKİ Genel Müdürlüğü’nün 22.05.2014 gün ve 255034 sayılı yazı cevabında dava konusu taşınmaza ilişkin herhangi bir kamulaştırma işlemine başlanılmadığının belirtildiği görülmüştür.

Olayda, davacı vekili tarafından, dava dilekçesinde, İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliği gereği imar planlarında, dere mutlak koruma alanında bırakılarak, tasarruf hakkı kullanılamayacak şekilde kısıtlanan davacının maliki olduğu taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiği; mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak, bu sonuç ya da sonuçların, bir idari işlem olan Yönetmelik ve imar planlarından başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin Yönetmelik gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı anlaşılmıştır.

Belirtilen duruma göre, davaya konu taşınmazın İSKİ İçme Suyu Havzaları Koruma ve Kontrol Yönetmeliği gereğince ve bu yönetmeliğe uygun olarak belediyece düzenlenen imar planlarında dere mutlak koruma alanında kalmış olduğu, taşınmaza davalı idarelerce fiilen el atılmadığı anlaşılmakla, Yönetmelik, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, başvurusunun kabulü ile davalı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü vekilinin görev itirazının Gaziosmanpaşa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın tazminata ilişkin kısım yönünden kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN, Gaziosmanpaşa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 01.11.2013 gün ve 2013/175 Esas sayılı KARARININ TAZMİNATA İLİŞKİN KISIM YÖNÜNDEN KALDIRILMASINA, 14.7.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

4-ESAS NO : 2014/481

KARAR NO : 2014/718

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Taşınmazın tapu kaydının davacılar üzerinde olmasına karşın, mahkeme kararları neticesinde mera olarak sınırlandırılması ve hazine adına tescilinin yapılması nedeniyle, taşınmazların bedelinin davacılara ödenmesi gerektiği iddiasına dayanılarak açılan davanın, daha önce adli yargıda açılıp kesinleşen tapu iptali ve tescil davalarıyla da ilişkilendirildiği gözetildiğinde tapu kaydının iptal edilmesi dolayısıyla uğranıldığı ileri sürülen zararların tazmini istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar : H.Ö. Mirasçılarından;1-F.Y., 2-E.Ö., 3-H.E.,4-C.D., 5- A.A., 6- N.Ö.,7- M.Ö.,8- O.Ö.

M.A.Ç. Mirasçılarından; 9- E.Y.,10- E.Ç.,11- N.(G.) Ç.,12- M.A.Ç.,13- H.Y.,14- S.Z.

15- M.E.Ç.,16- S.Y.,17- M.S.,18- H.A.,19- M.Ç.,20- A.T.,21- Y.Ç.,22- Ş.Ç.,23- P.K.,

24-A.Ç.,25-Y.Ç.,26-E.Ç.,27-M.A.Ç.,28-M.Ç.,29-M.A.A.,30-Z.Ç.,31-M.A.Ç.

32-B.G.,33- E.A., 34- A.G.

İ.D. Mirasçılarından;35-N.A.,36-F.K.,37-H.D., 38-G.Y.,39-E.Ç.,40-N.Y.,41-C.T.,

42-K.K., 43-F.K.,44-İ.K.,45-İ.D.46- N.Y.,47-S.D.,48-A.D.

R.Ö.Mirasçılarından; 49-A.Ö.,50-R.D.,51-N.Ö.,52-S.D.,53-H.Ö.,54- N.Ö.

M.Ö.MİRASÇILARINDAN;55-Naci Özkan56-Rabia Yavaş

N.U.Mirasçılarından; 57-S.U., 58-H.P., 59-N.A., 60-N.U., 61-H.U., 62-S.A., 63-S.U.,

64-C.A.,65-M.A.,66- A.E.,67-Y.Ü.,68- M.A.

A.C.Mirasçılarından; 69- F.C., 70- H.C.

Vekili : Av. G.Ö.

Davalı : T.C. Maliye Bakanlığı’na İzafeten İzmir Defterdarlığı Milli Emlak Dairesi Başkanlığı

Vekili : Av. G.U.K.

O L A Y : Davacılar vekili, dava dilekçesinde müvekkillerinin kendilerine miras yoluyla intikal etmiş olan İzmir İli, Aliağa İlçesi, Çoraklar Köyü 18a-4.1.c paftasında, parsel 1 ve 18-a4-11-d paftasında yer alan taşınmazların malikleri olduğunu; bu taşınmazların müvekkillerinin miras bırakanı Nasuh Çulha’nın Eylül 1329 tarih 112-113 sıra nolu tapusunun sınırları içerisinde olduğunu ve bu durumun 27.2.1971 tarihli Menemen Tapulama Komisyonu kararı ile tespit edildiğini; ancak Menemen Tapulama Mahkemesinin 20.12.1984 gün ve E:1984/8, K:1984/39 sayılı kararı ve Aliağa Asliye Hukuk Mahkemesinin E: 1985/293, K: 2000/2913 sayılı kararları ile bu arazilerin Çoraklar Köyü Merası olduğu gerekçesi ile tapularının iptal edildiğini ve Çoraklar Köyü Merası olarak tesciline karar verildiğini; bu kararın Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 15.11.2001 gün ve K: 2001/12325 sayılı kararı ile onandığını; daha sonra mera olduğu tescil edilmiş olan arazilerin önemli bir bölümünün Aliağa Organize Sanayi Bölgesine tahsis edildiğini ileri sürerek; müvekkilleri lehine, geçerliliği bilirkişilerce tespit edilmiş, kadastro komisyonunca kabul edilmiş resmi tapu kayıtları mevcutken arazi üzerindeki mülkiyet hakkına, hiçbir bedel ödenmeden son verildiği, kamulaştırma bedeli ödenmeden tapularının iptal edilerek, kamu arazisi haline getirildiği, Çoraklar köyüne mera olarak tahsis edildiği nedeniyle kamulaştırmasız el konulup, kamu hizmetine tahsis olunan 1.150.000 metrekarelik arazinin 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümlerine göre bedelinin tazmin edilmesi istemiyle İzmir Defterdarlığına yaptıkları 17.4.2013 günlü başvurularının, dilekçeye konu somut olayda, söz konusu taşınmazın ise kadim mera olduğu, durumun mahkeme kararıyla ortaya konulduğu, bu nedenle talep sahibi kişiler adına herhangi bir mülkiyetin oluşmadığı, esasen söz konusu taşınmazın niteliği itibariyle kamu malı olduğu nedeniyle kamulaştırmasız el atma olgusundan bahsetmenin mümkün olmadığı; bu bağlamda kamu malı niteliğinde ve özel mülkiyete konu edilmeyen kadim mera olduğu anlaşılan taşınmazın 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa 5999 sayılı Kanunla eklenen geçici 6. maddesi kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı nedeniyle reddine ilişkin İzmir Valiliği Defterdarlık Milli Emlak Dairesi Başkanlığı’nın 20.6.2013 gün ve 26854 sayılı işleminin iptali ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 230.000.000,00 TL Kamulaştırmasız el atma bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekili verdiği dilekçede özetle, davanın 2942 sayılı Kamulaştırma Yasası’nın 37. maddesi uyarınca ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinde açılması gerektiğini ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.

İZMİR 5. İDARE MAHKEMESİ : 27.11.2013 gün ve E: 2013/811 sayı ile, davacıların mirasbırakanı üzerine kayıtlı iken , Aliağa Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:1985/293 K:2000/2913 sayılı kararıyla kadim mera olarak özel tescile kaydedilen taşınmazın, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanuna 5999 sayılı Kanunla eklenen geçici 6. madde kapsamında değerlendirilerek bedelinin tazmini istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali amacıyla açıldığı anlaşılan davanın, söz konusu işlemin, Kamulaştırma Kanununa dayanılarak tesis edilen bir işlem olmaması karşısında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle, davalı idarenin görev itirazının reddine, uyuşmazlığın görülmesi ve çözümlenmesinde Mahkemelerinin görevli olduğuna karar vermiştir.

Davalı vekilinin adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: Davacılar vekilinin, davacılara miras yolu ile kalan ve Osmanlı dönemine ait eski tapuya dayalı taşınmazlarının, kadastro çalışması sırasında kendileri adına tespit görmesine karşılık, kadastro tespitine karşı açılan dava sonucu, kadim mera olduğunun belirlenerek hazine adına tescilinin yapıldığı, sonrasında ise taşınmazın bir kısmının organize sanayi alanı olarak ayrıldığı, bu nedenle uğradığı zararın tazmin edilmesi gerektiğinden bahisle, kamulaştırmasız el atma temeline dayanarak tam yargı davası açtığı, Medeni Kanun'un 1007. maddesinde "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür." hükmüne yer verildiği, dava konusu olayda, davacı tarafından taşınmazın kesinleşmiş mahkeme kararı ile mülkiyetinden çıkmasının sorumluluğunun devlete ait olduğu, bu nedenle uğranılan zararın devletçe karşılanması gerektiği ileri sürülmüş ise de, taşınmazın mahkeme kararı üzerine tescilinin iptal edildiği, bu kararın ise yargısal bir nitelik taşıdığı için idari bir işlem veya eylem olarak kabul edilemeyeceği, öte yandan davalı idarenin taşınmazın tescilinin iptaline ilişkin herhangi bir işleminin de bulunmadığı, belirtilen duruma göre, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ilamı sonucu olarak tapu kaydının iptal edilmesi dolayısıyla uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davada; tapu sicilinin tutulmasından doğan zarar nedeniyle devletin özel hukuk ilkeleri gereğince sorumluluğunu düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesinde yer alan düzenleme uyarınca davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu, bu nedenle 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine karar vermiştir.

Mahkememizce, 2247 sayılı Yasanın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI : Uyuşmazlığın davacıların murisleri adına kadastro tescili yapılan taşınmazların kadim mera olması nedeniyle tespit dışı bırakılması gerekirken tescilinin hatalı olarak yapıldığından bahisle açılan dava sonucunda mahkeme kararı ile tescilin iptal edilmesi nedeniyle ortaya çıktığı, buna göre davanın idarenin herhangi bir işlem ya da eyleminden dolayı davacıların uğradığı zararın tazmini için değil, davacıların murisleri adına kadastro tescili yapılan taşınmazın kadim mera olduğu gerekçesiyle açılan tapu iptali ve tescil davaları sonunda kaydın iptaline karar verilmesi nedeniyle mülkiyet haklarından mahrum kalmalarından kaynaklandığı ve Kadastro Kanunu’nun 22. maddesinde yer alan, ikinci kadastro tespiti yapılamayacağı ve yapılmış ise yok hükmünde olacağı yolundaki kuralın ihlal edilerek kesin hüküm varken aynı konuda ikinci bir yargı kararı verilemeyeceği, yargı kararıyla kendi adlarına olan tapu kayıtlarının iptal edilerek Çoraklar Köyüne mera olarak tahsis edilmesinin hukuka aykırı olduğu iddialarına dayanarak açıldığı anlaşıldığından, bu davanın görüm ve çözümünün, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre adli yargının görevine girdiği sonucuna varıldığı nedeniyle, 2247 sayılı Kanunun 13’üncü maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabulünün uygun olacağı yolunda görüş bildirmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali OĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT‘un katılımlarıyla yapılan 14.07.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, İzmir İli, Aliağa İlçesi, Çoraklar Köyü sınırları içerisinde bulunan toplam 1.150.000,00 m2 yüzölçümlü taşınmazın mülkiyetinin davacıların mirasbırakanı N.Ç.’ya ait iken kamulaştırmasız el atılmak suretiyle kamu hizmetine tahsis edildiği ileri sürülerek, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6. madde kapsamında fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 230.000.000,00 TL arazi bedelinin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tazmin edilmesi istemiyle açılmıştır.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6. maddesinde, “Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer işlemler bu madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak işlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır...” hükmüne yer verilmiş;

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 705. maddesinde de, “Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.

Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.” hükmüne,

Aynı Kanunun 716. Maddesinde; “Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukukî sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması hâlinde hâkimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir.

Bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebrî icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir.

Bir taşınmazın mülkiyetinde eşler arasındaki mal rejimi dolayısıyla meydana gelen değişiklikler, eşlerden birinin istemiyle tapu kütüğüne doğrudan tescil olunur.” hükmüne,

Aynı Kanunun Tapu Sicili ile ilgili hususların gösterildiği bölüme ilişkin 997.maddesinde; “Taşınmazlar üzerindeki hakları göstermek üzere tapu sicili tutulur.

Tapu sicili, tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye defteri ve belgeler ile plânlardan oluşur.

Sicilin örneği, nasıl tutulacağı ve yardımcı siciller tüzükle belirlenir.”hükmüne,

“Sorumluluk” başlıklı 1007.maddesinde; “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.

Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.

Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.” hükmüne;

Tescilin koşullarının gösterildiği 1013.maddesinde ise; “ Tescil, tasarrufa konu olan taşınmaz malikinin yazılı beyanı üzerine yapılır.

Edinen kimse, kanun hükmüne, kesinleşmiş mahkeme kararına veya buna eşdeğer bir belgeye dayanıyorsa, bu beyana gerek yoktur.

Bir aynî hakkı tescilden önce kazanan kimse, gerekli belgeleri ibraz ederek tescili isteyebilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Yine aynı kanunun 1027. Maddesinde; “İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir.

Düzeltme, eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılması biçiminde de olabilir.

Tapu memuru, basit yazı yanlışlıklarını, tüzük kuralları uyarınca re'sen düzeltir.” hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, tazminat talebine konu taşınmazın, Eylül 1329 tarih ve 112-113 sıra numarasıyla N.Ç.’ ya ait olduğu; söz konusu taşınmazın bölgede yapılan kadastro çalışmaları esnasında kadastro komisyonunun 27/02/1971 tarihli kararı ile N.Ç. mirasçıları adına tespit gördüğü, ancak komisyon kararı aleyhine açılan dava neticesinde; Menemen Tapulama Mahkemesinin 20/12/1984 tarih ve 1984/8 Esas, 1984/39 Karar sayılı ilamı ile tespitin iptal edilerek kadim mera olduğu anlaşılan yerin tescil harici bırakılmasına karar verildiği; N.Ç. mirasçıları tarafından Hazine aleyhine açılan tescil davası neticesinde ise; Aliağa Asliye Hukuk Mahkemesinin 1985/293 Esas, 2000/2913 Karar sayılı ilamı ile itirazın reddedilerek söz konusu yerin kadim mera olarak özel tescile kaydedilmesine hükmedildiği ve anılan hükmün Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15/11/2001 tarih, 2001/11473 Esas. 2001/12325 Karar sayılı ilamı ile kesinleştiği anlaşılmıştır.

Olayda, davacılara miras yolu ile kalan ve Osmanlı dönemine ait eski tapuya dayalı taşınmazların kadastro çalışması sırasında kendileri adına tespit görmesine karşılık, kadastro tespitine karşı açılan dava sonucu, kadim mera olduğunun belirlenmesi ile hazine adına tescilinin yapıldığı, sonrasında ise; taşınmazın bir kısmının organize sanayi alanı olarak ayrıldığı iddiasıyla davacıların uğradığı zararın tazmin edilmesi gerektiğinden bahisle kamulaştırmasız el atma temeline dayanılarak tam yargı davası açılmış ise de, taşınmazın davacıların adına olan tapularının mahkeme kararı üzerine tescilinin iptal edildiği, yargısal nitelikteki bu karar dolayısıyla Asliye Hukuk Mahkemesinin ilamı sonucu olarak tapu kaydının iptal edilmesi dolayısıyla uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle davanın açıldığının kabulü gerektiği açıktır.

Buna göre uyuşmazlığın, taşınmazın tapu kaydının davacılar üzerinde olmasına karşın, mahkeme kararları neticesinde mera olarak sınırlanmış olması nedeniyle tescili yapılan taşınmazların bedelinin kendilerine ödenmesi gerektiği iddiasına dayandığı ve açılan davanın daha önce adli yargı yerinde açılıp kesinleşen tapu iptali ve tescil davasıyla ilişkilendirildiği gözetildiğinde, davanın görüm ve çözümünün, Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca adli yargının görevine girdiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile İzmir 5. İdare Mahkemesince verilen 27.11.2013 gün ve E: 2013/811 sayılı görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile İzmir 5. İdare Mahkemesince verilen 27.11.2013 gün ve E: 2013/811 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 14.07.2014 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

5-ESAS NO : 2014/510

KARAR NO : 2014/720

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Ankara İli, Çankaya İlçesi, Dikmen Mahallesi 27018 ada, 1 parsel sayılı davalı belediye adına kayıtlı bulunan taşınmazın davacı idareye bedelsiz devredilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : Ankara İl Özel İdaresi

Vekili : Av. D.O.İ.

Davalı : Çankaya Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. B.C.

O L A Y : Davacı idare vekili dava dilekçesinde özetle; Ankara İli, Çankaya İlçesi, Dikmen Mahallesinde bulunan 27018 ada, 1 parsel sayılı 10.592,00 m2 alanlı arsanın Çankaya Belediye Başkanlığı adına kayıtlı olduğunu ve imar planıyla “Eğitim Tesisleri Alanı” olarak ayrıldığını; Çankaya İlçesinde engelli çocukların eğitim göreceği özel eğitime yönelik temel eğitim okulu yapılması konusunda Valilik oluru bulunduğunu; bu konuda Çankaya Belediye Başkanlığına yapılan yazılı başvuru ile anılan arsanın Ankara İl Özel İdaresi adına bedelsiz devrinin talep edildiğini, ancak davalı Belediye tarafından, taşınmazın 2886 sayılı Yasa uyarınca “ihale edilme suretiyle satışının yapılacağı”nın bildirildiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla söz konusu arsanın 222 sayılı Yasadan kaynaklı kamu hizmetini yerine getirebilmek üzere müvekkili idareye bedelsiz devrine ve satışının önlenmesi için kaydına ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekili verdiği dilekçede özetle, kamu hizmetine dayanılarak tesis edilen işlemlerin kamu hukukuna dayandığı, bu işlemlerden doğan uyuşmazlıkların da idari yargı düzeninde görülmesi gerektiğini ileri sürerek, görev itirazında bulunmuştur.

ANKARA 25. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 26.11.2013 gün ve E:2013/301 sayı ile, davanın niteliği itibariyle mahkemelerinin görev alanında kaldığı anlaşıldığından yargı yolu itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı vekilinin idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosya örneği Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI: Gerek uygulamada, gerekse öğreti’de, idari işlemin tanımının, idarenin kamu hizmetinin yürütümü amacıyla ve tek yanlı irade açıklamasıyla tesis etmiş olduğu kesin ve yürütülmesi gerekli işlemler olarak yapıldığı; bu tanıma göre, idari yargı yerlerinde iptal davasına konu edilecek hukuksal işlemlerin; öncelikle, kamu idaresinin işlemi olması, kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla tesis edilmiş bulunması, kamu idaresinin tek yanlı irade açıklamasının ürünü olması ve nihayet kesin ve icrai (yürütülmesinin gerekli) olmasının zorunlu olduğu; bu durumda; davanın konusunun, davalı idarece tek yanlı irade ile yapılan uygulama işlemleri sonucunda sözkonusu taşınmazın 222 sayılı Yasa’nın 62 ve 65. maddeleri uyarınca bedelsiz olarak Ankara II Özel idaresi adına devredilip devredilemeyeceği hususundan kaynaklanmakta olup, bu haliyle uyuşmazlığın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamına girdiği, bu bakımdan; kamu hizmetinin en iyi şekilde yerine getirilmesi amacıyla sözkonusu taşınmazın davacı idare adına devrinin yapılıp yapılmayacağına ilişkin bulunan davanın, İdari Yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği; bu nedenle, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine, durumun Ankara Yirmibeşinci Asliye Hukuk Mahkemesi'ne bildirilmesine, kesin olarak karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasanın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun 62 ve 65. maddeleri ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile ilgili Yönetmelik maddelerinden söz ederek, dava konusu taşınmazın ilgili mevzuat uyarınca kamu yararı amacıyla değerlendirilmek üzere bedelsiz tahsisinin diğer bir kamu kurumu olan davalı Çankaya

Belediyesi tarafından reddine dair işlemin davaya konu edildiği, davalı Çankaya belediyesince tesis edilen işlemin, 222 sayılı ve 5018 sayılı Yasalara aykırılığı ileri sürülerek, usulsüz ve kamu yararına aykırılığı gerekçe gösterilmekle, davalı idarenin tek taraflı ve kamu gücü kullanarak tesis ettiği işlemin idari nitelikte bulunduğu ve 2577 sayılı İYUHK 2/1-a maddesi kapsamında idari yargı yerinde incelenmesi gerektiği; diğer taraftan dava konusu ihtiyati tedbir talebinin de, idari yargı yerinde yürütmeyi durdurma talebine konu olabileceği değerlendirildiğinden, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/301 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yönünde yazılı görüş bildirmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT‘un katılımlarıyla yapılan 14.07.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Ankara İli, Çankaya İlçesi, Dikmen Mahallesi 27018 ada, 1 parsel sayılı davalı belediye adına kayıtlı bulunan taşınmazın davacı idareye bedelsiz devredilmesi istemiyle açılmıştır.

222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun 62. maddesinde, “İlköğretim okuluna tahsis edilmek üzere komisyonca seçilen Devlete, özel idarelere, belediyelere veya köy tüzel kişiliğine ait arazinin, miktar ve yerini gösteren birer tutanak tanzim edilerek valilik yolu ile ve arazinin aidiyetine göre Maliye Bakanlığının veya diğer idarelerin yetkili mercilerine gönderilir. Bu makamların tasdiki ile bu arazi parasız okula tahsis olunur. Okula gelir sağlamak maksadıyla seçilen topraklar, 50 dekardan fazla olamaz.” hükmüne, 65. maddesinde ise; “Okullar için tahsis, satın alma veya kamulaştırma yoluyla sağlanan topraklarla bu topraklar üzerinde yapılacak bina veya tesisler, bulundukları yerlere göre köy veya özel idareler adına tapuya tescil edilir. Bunların ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olan okul binaları ile tesislerinin daimi bakım ve onarım giderleri, bulundukları yerlere göre özel idare veya köy bütçelerinden karşılanır.” hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; mülkiyeti Çankaya Belediye Başkanlığı adına kayıtlı olan ve imar planında "Eğitim Tesisleri Alanı" olarak ayrılan ihtilaflı taşınmaz için, Çankaya İlçesinde engelli çocukların eğitim göreceği özel eğitime yönelik temel eğitim okulu yapılması amacıyla Çankaya Belediye Başkanlığı'na başvuruda bulunularak taşınmazın 222 sayılı Yasa'nın 62 ve 65. maddeleri uyarınca devrinin istenildiği, anılan başvurunun Belediye Başkanlığı'nın 30.04.2013 tarih ve 1365 sayılı yazısıyla parselin mülkiyetinin belediyeye ait olduğundan bahisle ihale yoluyla satışa çıkarılacağının, devrine ihtiyaç duyulması halinde 2942 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında başvuruda bulunulması gerekliliğinin belirtilmesi suretiyle reddedilmesine karşın, 06.05.2013 tarihli Valilik Oluru alınarak 14.05.2013 tarihli yazı ile yapılan başvuruda; sözkonusu taşınmazın yeniden 222 sayılı Yasa kapsamında devrinin istenildiği, bu başvurunun da 03.06.2013 tarih ve 1856 sayılı Belediye Başkanlığı işlemi ile taşınmazın satışının 2886 sayılı Yasa uyarınca yapılacağı gerekçesiyle reddedilmesi üzerine, sözkonusu taşınmazın 222 sayılı Yasa'dan kaynaklı kamu hizmetini yerine getirebilmek üzere Ankara İl Özel İdaresi'ne bedelsiz devrine ve satışının önlenmesi için kaydına ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesi istemiyle iş bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.

İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, idarenin Kamu Hukuku alanlarına giren faaliyetlerinin hukuka uygunluğu ile ilgilidir. Bunun yanında idari işlemler bir idari makam tarafından, bir kamu hizmeti yürütülmesi amacıyla İdare Hukukunun kendisine tanıdığı kamu gücünü kullanarak ve tek yanlı iradeyle yapılan kesin ve yürütülmesi zorunlu her türlü işlemlerdir.

Olayda, davanın konusu davalı idarece tek yanlı irade ile yapılan uygulama işlemleri sonucunda, söz konusu taşınmazın 222 sayılı Yasanın 62 ve 65. maddeleri uyarınca bedelsiz olarak Ankara İl Özel İdaresi adına devredilip devredilemeyeceği hususundan kaynaklanmakta olup, bu haliyle uyuşmazlığın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrası kapsamına girdiği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünün idari yargı yerine ait olduğu dolayısıyla, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 26.11.2013 gün ve E:2013/301 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA, 14.07.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

6-ESAS NO : 2014/512

KARAR NO : 2014/721

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının, inşaatın bitiminden sonra bir daire satın aldığı binaya ilişkin olarak; davalı idarenin, inşaat ve yapı kullanma izni verilmesi aşamalarında İmar Kanunu uyarınca yerine getirilmesi gereken denetim ve yaptırım uygulama görevini de içeren hizmetini hukuka uygun yürütmediği iddiasıyla açtığı davanın; idarenin hizmet kusuru esasına göre veya başka bir nedenle sorumlu bulunup bulunmadığı kapsamında İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : N.O.B.

Vekilleri : Av. H.K., Av. D.A.

Davalılar : 1-Ö. İnş.Gıda.Tur.Pet.Ltd.Şti., 2- H.H.Ö., 3-Mamak Belediye Başkanlığı

Vekili : Av.Ç.E.

4-A.Yapı Denetim Ltd.Şti

5-B.K. Ltd.Şti.

O L A Y : Davacı vekili, Ankara ili, Mamak ilçesi, Tuzluçayır Mahallesi 600.cadde 603 sokak, 2 numarada kain, 36946 ada 2 nolu parsel üzerine, kat karşılığı inşaat sözleşmesinde arsa sahipleri olarak E.Ü. ve H.H.Ö.’in satış vaadinde bulunanlar olarak yer aldığını, vaadi kabul edenin ise Ö. İnş. Gıda. Tur. Pet. Ltd. Şti.nin yapı müteahhidi olarak yer aldığını; . sözleşmeye göre E.Ü.ye 1.kat 4.daire, H.H.Ö.’e zemin kattan çıkacak dükkanların verileceğini, diğer bölümlerin müteahhide kalacağını; sonraki süreçte H.H.Ö.’in; müteahhit ve yapı sahibi sıfatıyla E.Ü.ye kalan bölümler dışındaki tüm bağımsız bölümlerin sahibi olduğunu; bu bilgiler ışığında, davalılardan H.H.’in yapı sahibi/arsa sahibi olarak, Ö. İnş. Gida.Tur. Pet. Ltd. Şti’nin yapı müteahhidi olarak, A. yapı denetim şirketinin proje uygulama denetçisi olarak onayladığı 12.07.2005 tasdik tarihli mimari projeye, 11.082005 tasdik tarihli sıhhi tesisat uygulama projesine ve atık su projesi ve 12.07.005 tasdik tarihli yangın tahliye projesine, B.K. Ltd Şirketinin ise 02.06.2005 tasdik tarihli elektrik tesisatı Ön Projesine uygun olmadığını; projelerde belirtilen birçok koşulu taşımadığını; binaya ait esaslı bütün unsurlar bakımından çok ciddi eksiklikler taşıdığını, bütün bu eksik, ayıplı, kusurlu ve projeye uygun olmayan inşaat durumlarının, binada iskan eden kişilerin hayati güvenliğini ve sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini, binanın kullanımını ve mülkiyet hakkını zorlaştırdığını, hatta imkansız hale getirmiş olması nedeniyle ve üstelik bu kadar eksikliğe rağmen yapı teknik özelliklerinin beyan usulüne dayalı olarak eksiksiz gibi beyan edilmiş olması nedeniyle de 19,10.2007 tarihinde davalıların, inşa ettikleri bina için yapı kullanım izni almış olduğunu; müvekkili N.O.B.’ın iskanı alınmış bulunan binanın 10 numaralı bağımsız bölümünü 28.12.2007 tarihinde davalılardan arsa sahibi/yapı sahibi bulunan H.H.Ö.’den satın almış olduğunu; davaya konu edilen eksikliklerin onaylı projelerine uygun hale getirilmesi, bunun mümkün olmaması halinde ise eksik, ayıplı ve kusurlu imalatların projelerine uygun hale getirilmesi için şimdilik: 10.000 TL belirsiz alacağın, yapı müteahhit Ö. Ltd.Şti ve arsa sahibi-yapı sahibi H.H.Ö.’den müştereken ve müteselsilen tahsili, diğer davalılardan ise eksik, ayıplı ve kusurlu imalatları oranında tahsili için eldeki davanın açılmasının zorunlu olduğunu belirttikten sonra; otopark, sıhhi tesisat, atık su tesisatı, yangın tesisatı, elektrik tesisatı ile ilgili noksanlıklara yer vermiş; davalıların binaya ait onaylı; imar, yangın, atık su /sıhhi tesisat ve elektrik projelerinde belirtilen özelliklerin tam olarak yapılması; aykırı, ayıplı ve kusurlu imalatların yıkımlarının yapılarak projelere ve kullanıma uygun hale getirmesi, bunun mümkün olmaması halinde ise bu aykırı, ayıplı ve kusurlu imalatların projelerine uygun hale getirilmesinin tespiti ve bedelinin tayini uzman bilirkişiler aracılığı ile belirlenebileceğinden, şimdilik 10.000 TL.lik belirsiz alacağın müteahhit Ö. İnş.Gıda.Tur.Pet.Ltd.Şti ve H.H.Ö.’den müştereken ve müteselsilen tahsili, diğer davalılardan ise eksik, ayıplı ve kusurlu imalatları oranında tahsili için eldeki davanın açılmasının zorunlu olduğunu bir kez daha ifade ettikten sonra; dava dilekçesinin devamında, MAMAK BELEDİYESİ AÇISINDAN; ayrıca 16.5.2012 tarihli dilekçe ile davalı Belediyeye başvurulduğunu, binadaki noksan ve ayıplı işler, özellikle iskanı verilmiş olmasına rağmen projelere aykırı işler nedeniyle yapı müteahhidi Davalı Ö. Ltd Şti. ile Şirket Sahibi/Arsa Sahibi diğer Davalı H.H. Ö.’den şikayet olunduğunu; yapı denetim yetkililerinin, denetimlerini sadece taşıyıcı kolon ve otopark ile sınırlı tuttuğunu, Mamak Belediyesince 10.9.2012 tarihli, 001984 sayılı zabıtname tutulduğunu, Belediye Encümenince 2.10.2012 tarihli 1702 karar no.lu kararın verildiğini; bu zabıtnamede ve kararda görüleceği üzere, dilekçeleri ve dava dilekçelerinde konu ettikleri otopark taşıyıcı kolon eksikliğinin var olduğunun teyit edildiğini, kararda; 1-2.bodrum katın onaylı projelere göre M aksından sonraki bölümün 26.23x3.00=78.69m2 alanının mimari projede gösterilen taşıyıcı kolonlardan birinin eksik yapıldığı; 2-2.bodrum kat döşemesinin onaylı projesine göre uygun yapılmadığı, projede gösterilen %8 eğimin bulunmadığı; 3-1.bodrum kattaki otopark giriş döşemesinin projesine uygun olmadığı, döşeme eğimlerine uyulmadığı; 4-binanın 1.ve 2.bodrum katlarında yer alan otoparklara giriş rampasının ve eğiminin projesine göre yapılmadığı, rampa altının otopark olmasına rağmen binanın 3.00m yan çekmesinde hafriyatın alınmadığı ve rampanın tabi zemine oturtulmuş olduğu; 5-temel üst kotunun projesine uymadığı yaklaşık 50cm yukarıdan inşa edildiği; 6-komşu parsel sınırına yapılan istinat duvarının yerine inşa edilmediği, 30 cm parsel içerisine çekilmesi nedeniyle otopark rampasının bulunduğu cephede 3.00m olması gerekirken 2.70 m olduğu bu nedenle araç giriş çıkışlarının zorlanmasına yol açtığı; hususlarının tespit edilmiş olduğunu; tüm noksan, ayıplı ve projeye aykırı işlerin bir kısmının yetkili denetim ekiplerince tespit olunduğunu, nihayet belediyece gerek yapı müteahhidine gerekse de yapı denetim şirketine ayrı ayrı idari para cezası verilmiş bulunduğunu; ancak davalı belediyenin; iskan öncesi mevcut projeye aykırı eksik ve ayıplı işleri denetlemek ve bu denetim sonucunda yapı için yapı kullanma izin belgesi yani iskan belgesi düzenlemek yükümlülüğünde olduğunu, aslen mevcut zabıtname ve encümen kararı ile tüm davalılar ile birlikte kendi sorumluluğunu da ihlal ettiğini zımnen kabul etmiş bulunduğunu; bu nedenle de iskan denetim zorunluluğu nedeniyle huzurdaki davanın Mamak Belediyesine de yöneltilmiş olduğunu ifade ederek, sonuç itibariyle; Davalılardan Ö. İnş.Gıda.Tur.Pet.Ltd.Şti veya şirket sahibi/arsa sahibi diğer davalı H.H.Ö.’in adına kayıtlı olması halinde Ankara ili Mamak ilçesi Tuzluçayır Mahallesi 600.cadde 603 sokak, 2 numarada kain, 36946 ada 2 nolu parseldeki 11, 12 ve 13 nolu bağımsız bölümlerin üzerine 3.kişilere devir ve temlikinin önlenmesi bakımından ihtiyati tedbir kararı verilmesi; davalıların binaya ait onaylı; imar, yangın, atık su /sıhhî tesisat ve elektrik projelerinde belirtilen koşulların tam olarak sağlanması, aykırı, ayıplı ve kusurlu inşaatların yıkımlarının yapılarak projelere ve kullanıma uygun hale getirmesi, bunun mümkün olmaması halinde ise; aykırı, ayıplı ve kusurlu imalatların yıkımlarının yapılarak yeniden ilgili projesine uygun hale getirilmesi uzman bilirkişi tarafından değerlendirileceği için, şimdilik 10.000 TL belirsiz alacağın müteahhit Ö. İnş.Gıda.Tur.Pet.Ltd.Şti ve H.H.Ö.’den müştereken ve müteselsilen tahsiline, diğer davalılardan ise eksik, ayıplı ve kusurlu imalatları oranında tahsiline; bu miktara da davalıların bağımsız bölümü teslim ettiği tarih olan satın alma tarihinden itibaren, reeskont faiz yürütülmesine; eksik yapı nedeniyle oluşmuş ve oluşacak her türlü maddi zarar, ziyan ve hayati tehlikeye bırakılmanın yarattığı manevi tazminat hakkının saklı tutulmasına karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalılardan Mamak Belediye Başkanlığı vekili, süresi içerisinde görev itirazında bulunmuştur.

ANKARA 24.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ;21.11.2013 gün ve E:2012/651 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde de, tam yargı davalarının, idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar olarak tanımlandığı; 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32. maddesinde; "Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce (...) tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur. / Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshası da muhtara bırakılır. / Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister. / Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir. / Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir." hükmüne yer verilmiş olduğu; dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmazda yapılmak istenilen bina için 02.09.2005 tarihinde inşaat ruhsatı alındığı, bu ruhsata dayanılarak yapılan bina için davalı idarece 19.10.2007 tarihinde yapı kullanma izin belgesinin verildiği, davacının binanın 10 numaralı bağımsız bölümünü 28.12.2007 tarihinde satın aldıktan sonra binada projesine aykırılıklar bulunduğundan bahisle davalı idareye yaptığı başvuru üzerine davalı idarece projesine aykırı olduğu saptanan hususlara ilişkin yapı tatil tutanağının düzenlendiği ve bu aykırılıklar nedeniyle yapının müteahhidine ve yapı denetim şirketine imar para cezası verildiği, davacı tarafından, davalı idare yönünden, inşaatı denetim yükümlülüğünü zamanında ve gereği gibi yerine getirmediğinden bahisle oluşan zararın tazmini istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığının anlaşıldığı; olayda, davacının inşaatın bitiminden sonra bir daire aldığı binanın, inşaat ve yapı kullanma izni verilmesi aşamalarında davalı idarece İmar Kanunu uyarınca yerine getirilmesi gereken denetim ve yaptırım uygulama görevini de içeren hizmetinin hukuka uygun yürütülüp yürütülmediğinin, dolayısıyla hizmet kusuru esasına göre veya başka bir nedenle sorumlu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin idare hukuku ilkelerine göre saptanmasının gerektiği; bu durumda, davanın, davalı Mamak Belediye Başkanlığı aleyhine açılan kısmının, 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinin 1-b bendi hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, davanın davalı Mamak Belediye Başkanlığına yönelik kısmı yönünden 2247 sayılı Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Davacının, Mamak ilçesi Tuzluçayır mahallesi, 36946 ada, 2 parseldeki binada daire satın aldığını, davalılardan Mamak Belediyesi tarafından yapılan denetimler sonucu yapıya, inşaat izni ve ruhsatı verilerek, iskan ruhsatı verildiği halde, binanın, sıhhi tesisat, otopark alanı, elektrik tesisatı gibi pek çok alanda eksiklikleri barındırdığını, proje ve ruhsata aykırı imalatlar bulunduğunu, bundan dolayı zarara uğradığını, bu zararın oluşumunda, davalı belediyenin denetim görevini gereği gibi yerine getirmemesinin de etkili olduğunu iddia ederek, davalı idareye karşıda müteselsil sorumlu olduğu iddiası ile tazminat davası açmış olduğu; davalı Mamak Belediye Başkanlığına atfedilen sorumluluğun, davalı idarenin, yapı inşaat ve iskan ruhsatı verdiği sırada inşaatın fenni usullere göre yapılıp yapılmadığına dair denetim ve gözetim görevini yerine getirme konusunda kusurlu davrandığı noktasında toplandığı; davanın, idarenin hizmet kusuruna dayalı olarak, davalı idarenin sorumluluğuna ilişkin bölümünün, 2577 sayılı İYUK'nun 2/1-b maddesi uyarınca idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinin düşünüldüğü; bu nedenle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/651 esas sayılı görevlilik kararının davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı bakımından kaldırılmasına karar verilmesinin gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 14.7.2014 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, Davalılardan Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan idare yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacının davalılardan H.H.Ö.den satın aldığı Mamak İlçesi, Tuzluçayır Mahallesi, imarın 36946 ada 2 numaralı parselinde bulunan 10 numaralı daireye ilişkin olarak; binanın yapı kullanma izin belgesinin bulunduğunu, ancak binanın mimari projesine uygun olarak yapılmadığı iddia edilerek, binanın mimari projesine uygun hale getirilmesi, uygun hale getirilemiyorsa ayıplı imalatlar sebebiyle uğranılan zararın miktarının tespit edilerek ödenmesi istemiyle bütün davalılara karşı açılmış; ancak, ilgili Başsavcı tarafından davalılardan Mamak Belediye Başkanlığı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmıştır.

4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanunun 1. maddesinde, Kanunun amacının; can ve mal güvenliğini teminen, imar plânına, fen, sanat ve sağlık kurallarına, standartlara uygun kaliteli yapı yapılması için proje ve yapı denetimini sağlamak ve yapı denetimine ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu belirtilmiş; 2. maddesinde, yapı denetim kuruluşları ve görevlerinin neler olduğuna yer verilmiş; 3.maddesinde, Kanunun uygulanmasında, yapı denetim kuruluşlarının imar mevzuatı uyarınca öngörülen fennî mesuliyeti ilgili idareye karşı üstlenecekleri hususuna yer verilmiş; 12.maddesinde, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanacağı hükmü yer almıştır.

Öte yandan; 3194 sayılı İmar Kanununun Dördüncü Bölümünde “Yapı ve Yapı ile İlgili Esaslar”a yer verilmiş; “Yapı” başlıklı 20.maddesinde, “ Yapı:

a) Kuruluş veya kişilerce kendilerine ait tapusu bulunan arazi, arsa veya parsellerde,

b) Kuruluş veya kişilerce, kendisine ait tapusu bulunmamakla beraber kamu kurum ve kuruluşlarının vermiş oldukları tahsis veya irtifak hakkı tesis belgeleri ile,

İmar planı, yönetmelik, ruhsat ve eklerine uygun olarak yapılabilir.” hükmüne ; “Yapı ruhsatiyesi” başlıklı 21. maddesinde; “ Bu Kanunun kapsamına giren bütün yapılar için 26 ncı maddede belirtilen istisna dışında belediye veya valiliklerden (....) yapı ruhsatiyesi alınması mecburidir.

Ruhsat alınmış yapılarda herhangi bir değişiklik yapılması da yeniden ruhsat alınmasına bağlıdır. Bu durumda; bağımsız bölümlerin brüt alanı artmıyorsa ve nitelik değişmiyorsa ruhsat, hiçbir vergi, resim ve harca tabi olmaz.

Ancak; derz, iç ve dış sıva, boya, badana, oluk, dere, doğrama, döşeme ve tavan kaplamaları, elektrik ve sıhhi tesisat tamirleri ile çatı onarımı ve kiremit aktarılması ve yönetmeliğe uygun olarak mahallin hususiyetine göre belediyelerce hazırlanacak imar yönetmeliklerinde belirtilecek taşıyıcı unsuru etkilemeyen diğer tadilatlar ve tamiratlar ruhsata tabi değildir.

Belediyeler veya valilikler mahallin ve çevrenin özelliklerine göre yapılar arasında uyum sağlamak, güzel bir görünüm elde etmek amacıyla dış cephe boya ve kaplamaları ile çatının malzemesini ve rengini tayin etmeye yetkilidir. Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olan yapılar da bu hükme tabidir.”hükmüne; “Ruhsat alma şartları” başlıklı 22.maddesinde; “Yapı ruhsatiyesi almak için belediye, valilik (....) bürolarına yapı sahipleri veya kanuni vekillerince dilekçe ile müracaat edilir. Dilekçeye sadece tapu (istisnai hallerde tapu senedi yerine geçecek belge), mimari proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları, röperli veya yoksa, ebatlı kroki eklenmesi gereklidir.

Belediyeler veya valiliklerce (....) ruhsat ve ekleri incelenerek eksik ve yanlış bulunmuyorsa müracaat tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir.

Eksik veya yanlış olduğu takdirde; müracaat tarihinden itibaren onbeş gün içinde müracaatçıya ilgili bütün eksik ve yanlışları yazı ile bildirilir. Eksik ve yanlışlar giderildikten sonra yapılacak müracaattan itibaren en geç onbeş gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir.” hükmüne; “Müelliflik, fenni mesuliyet, şantiye şefliği, yapı müteahhitliği ve kayıtlar” başlıklı 28.maddesinde; “ (Değişik: 9/12/2009-5940/1 md.)

Bu Kanun kapsamındaki mimarlık, mühendislik ve planlama hizmetine ilişkin harita, plan, etüt, proje ve eklerinin düzenlenmesi ve bunların yerine getirilmesinin; uygulamada bulunulacak alanın, yerleşme merkezinin ve yapının sınıfına, özelliğine ve büyüklük derecesine göre, uzmanlık alanlarına uygun olarak 38 inci maddede belirtilen meslek mensuplarına yaptırılması mecburidir. Müellifler ve uygulamada bulunan meslek mensupları, işlerini bu Kanuna ve ilgili diğer mevzuata uygun olarak gerçekleştirmekten sorumludur.

Yapıda inşaat ve tesisat işleri ile kullanılan malzemelerin kamu adına denetimine ilişkin fenni mesuliyet, ruhsat eki etüt ve projelerin gerektirdiği uzmanlığı haiz meslek mensupları tarafından ayrı ayrı üstlenilmek zorundadır. Fenni mesul mimar ve mühendisler uzmanlık alanlarına göre; yapının, tesisatı ve malzemeleri ile birlikte, bu Kanuna, ilgili diğer mevzuata, uygulama imar planına, ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere, standartlara ve teknik şartnamelere uygun olarak inşa edilmesini denetlemekle görevlidir. Yapı sahibine ve idareye karşı sorumlu olan fenni mesuller, uzmanlık alanına uygun olarak yapıda yetki belgesi olmayan usta çalıştırılması veya şantiye şefi bulundurulmaksızın yapım işinin sürdürülmesi veya yapının mevzuata aykırı yapılması veya istifaları halinde, bu durumları altı iş günü içinde ilgili idareye yazılı olarak bildirmek zorundadır. Aksi takdirde, fenni mesuller kanuni mesuliyetten kurtulamaz. Bildirim üzerine, en geç üç iş günü içinde 32 nci maddeye göre işlem yapılır.

Fenni mesulün istifası veya ölümü halinde, başka bir meslek mensubu fenni mesuliyeti üstlenmedikçe yapının devamına izin verilmez. Fenni mesulün istifası halinde, istifa tarihinden önce yapılan işlere dair sorumluluğu devam eder. Yeni atanan fenni mesul, daha önce yapılan işlerin denetlenmesinden ve eksiklik ve hata var ise giderilmesini sağlamaktan ve bildirimde bulunmaktan da sorumludur. Tespit edilen bu eksiklik ve hatalar giderilmedikçe inşaatın devamına izin verilmez.

Fenni mesuller, Bakanlık tarafından çıkarılan yönetmelikte belirlenen sınıf, özellik ve büyüklüğe sahip bulunan yapıların denetimi faaliyetine yardımcı olmak üzere, 38 inci maddeye göre uygun nitelikte ve sayıda fen adamı istihdam etmek mecburiyetindedir.

Fenni mesuller, uzmanlık alanlarına göre yapım işlerinin denetimine ilişkin ayrıntılı bütün belgeler ile mimarlık ve mühendislik hizmetleri raporunu idareye vermek ve yapı kullanma izin belgesini imzalamak mecburiyetindedir. Yapıya ilişkin bilgiler, ilgili idarece, etüt ve proje müelliflerinin, fenni mesullerin, yapı müteahhitlerinin ve şantiye şefi mimar veya mühendisin üyesi bulunduğu meslek odasına, üyelik kayıtlarına işlenmek üzere bildirilir.

Fenni mesuller, mesuliyet üstlendikleri yapı ile alakalı olarak yapı müteahhitliği, şantiye şefliği, taşeronluk ve malzeme satıcılığı yapamaz. Yapı sahibi, yapısının fenni mesuliyetini üstlenemez.

27 nci madde kapsamındaki yapılar ile entegre tesis niteliğinde olmayan ruhsata tabi tarım ve hayvancılık yapılarına ait 22 nci maddede yer alan etüt ve projeler, il özel idarelerince veya Bakanlığın taşra teşkilatınca hazırlanabilir. Bu tarım ve hayvancılık yapılarına dair fenni mesuliyet, il özel idaresinin veya Bakanlığın taşra teşkilatının mimar ve mühendisleri tarafından üstlenilebilir.

Yapı müteahhidi ve şantiye şefi; yapıyı, tesisatı ve malzemeleriyle birlikte bu Kanuna, ilgili diğer mevzuata, uygulama imar planına, ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere, standartlara ve teknik şartnamelere uygun olarak inşa etmek, neden olduğu mevzuata aykırılığı gidermek mecburiyetindedir. Yapı müteahhidi ve şantiye şefi, ilgili fenni mesullerin denetimi olmaksızın inşaat ve tesisatlarına ilişkin yapım işlerini sürdüremez, inşaat ve tesisat işlerinde yetki belgesi olmayan usta çalıştıramaz.

Bakanlıktan veya Bakanlıkça yetkilendirilmiş idareden yetki belgesi almaksızın, inşaat ve tesisat dahil yapım işlerinin müteahhitliği üstlenilemez. Yetki belgeleri geçici veya daimi olarak düzenlenebilir. Gerçek kişilere ve özel hukuk tüzel kişilerine yapı inşa eden müteahhitlerin kayıtları, her yapı için ayrı ayrı tutulur. Bu kayıtların birer nüshası, ilgili yapı müteahhidinin yetki belgelendirmesi işlemlerinde değerlendirilmek üzere Bakanlığa gönderilir. Müteahhitlere yetki belgesi verilmesi işlemleri, bu kayıtlar da değerlendirilerek Bakanlıkça yürütülür.

Fenni mesullerce denetime ilişkin mimarlık ve mühendislik raporları hazırlanan, yapı sahibi, fenni mesuller ve ilgili idare elemanlarının birlikte düzenlediği tespit tutanağı ile tamamlandığı belirlenen, ancak, yapı müteahhidinin yapım işlerinden doğan vergi ve sigorta primi borçlarının ve diğer sorumluluklarının gereğinin yerine getirilmemesi sebebiyle yapı kullanma izin belgesi verilmesi işlemleri tamamlanamayan yapılar için, yapının müteahhidi olmayan yapı sahibinin talebi üzerine, ilgili idarece durum tespit edilerek yapı kullanma izin belgesi verilir. Bu belgenin bir örneği, ilgili kurumlara ve ilgililerin kayıtlarına işlenmek ve değerlendirilmek üzere ilgili meslek odalarına ve Bakanlığa gönderilir.

Yapı sahibi, ruhsat süresi dolmamış olan bir yapının etüt ve proje müellifliği, yapı müteahhitliği ve şantiye şefliği görevlerinden herhangi birini üstlenmemiş ise bütün sorumluluk, ilgisine göre etüt ve proje müelliflerine, yapı müteahhidine, şantiye şefine ve ilgili fenni mesullere aittir.” hükmüne; “Yapı kullanma izni” başlıklı 30.maddesinde; “ Yapı tamamen bittiği takdirde tamamının, kısmen kullanılması mümkün kısımları tamamlandığı takdirde bu kısımlarının kullanılabilmesi için inşaat ruhsatını veren belediye, valilik (...) bürolarından; 27 nci maddeye göre ruhsata tabi olmayan yapıların tamamen veya kısmen kullanılabilmesi için ise ilgili belediye ve valilikten izin alınması mecburidir. Mal sahibinin müracaatı üzerine, yapının ruhsat ve eklerine uygun olduğu ve kullanılmasında fen bakımından mahzur görülmediğinin tespiti gerekir.

Belediyeler, valilikler (...) mal sahiplerinin müracaatlarını en geç otuz gün içinde neticelendirmek mecburiyetindedir. Aksi halde bu müddetin sonunda yapının tamamının veya biten kısmının kullanılmasına izin verilmiş sayılır.(...)

Bu maddeye göre verilen izin yapı sahibini kanuna, ruhsat ve eklerine riayetsizlikten doğacak mesuliyetten kurtarmayacağı gibi her türlü vergi, resim ve harç ödeme mükellefiyetinden de kurtarmaz.” Hükmüne; “Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapılar” başlıklı 32.maddesinde ise; “ Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce (...) tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.

Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshasıda muhtara bırakılır.

Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.

Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir.

Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir.” Hükmüne yer verilmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinden; dava konusu edilen bina için 02.09.2005 tarihinde inşaat ruhsatı alındığı, bu ruhsata dayanılarak yapılan bina için davalı idarece 19.10.2007 tarihinde yapı kullanma izin belgesinin verildiği, davacının binanın 10 numaralı bağımsız bölümünü 28.12.2007 tarihinde satın aldıktan sonra binada projesine aykırılıklar bulunduğundan bahisle davalı idareye yaptığı başvuru üzerine davalı idarece projesine aykırı olduğu saptanan hususlara ilişkin yapı tatil tutanağının düzenlendiği ve bu aykırılıklar nedeniyle yapının müteahhidine ve yapı denetim şirketine imar para cezası verildiği, davacı tarafından, davalı idare yönünden, inşaatı denetim yükümlülüğünü zamanında ve gereği gibi yerine getirmediğinden bahisle oluşan zararın tazmini istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanununda, yapı denetim kuruluşlarının imar mevzuatı uyarınca öngörülen sorumluluklarını idareye karşı üstlenecekleri hususunun yanında; 3194 sayılı İmar Kanunu uyarınca, yapılara ilişkin ilgili idarenin sorumlulukları, görev ve yetkilerini kapsamında tesis ettiği işlemlerin, kamu gücüne dayalı olarak, tek yanlı ve re'sen tesis edilen idari işlemler niteliğinde bulunduğu tartışmasızdır. İdari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini istemiyle açılan davaların ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılan yasa hükümlerinin gereğidir.

Somut olayda davacının; inşaatın bitiminden sonra bir daire satın aldığı binaya ilişkin olarak; davalı idarenin, inşaat ve yapı kullanma izni verilmesi aşamalarında İmar Kanunu uyarınca yerine getirilmesi gereken denetim ve yaptırım uygulama görevini de içeren hizmetini hukuka uygun yürütmediğini iddia ettiği; dolayısıyla idarenin bu olayda, hizmet kusuru esasına göre veya başka bir nedenle sorumlu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin idare hukuku ilkelerine göre saptanmasının gerektiği açıktır.

Bu durumda; -davalılardan Mamak Belediyesi yönünden- imar mevzuatı uyarınca kamu gücü kullanılarak, tek yanlı irade ile yapılan işlemler nedeniyle oluşan zararın tazminine ilişkin uyuşmazlığın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında ve imar mevzuatı hükümleri çerçevesinde İdari Yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Belirtilen nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Davalılardan Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Ankara 24.Asliye Hukuk Mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 24.Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.11.2013 gün ve E:2012/651 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 14.7.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

7-ESAS NO : 2014/517

KARAR NO : 2014/722

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Ankara Büyükşehir Belediyesi Alt Yapı Koordinasyon Merkezi Müeyyideler Yönetmeliğinin 5. maddesi uyarınca verilen para cezasına karşı açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : Türk Telekomünikasyon A.Ş.

Vekili : Av. E.Ç.Ç.

Davalı : Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. Ö.E.

O L A Y: Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Fen İşleri Dairesi Başkanlığı Alt Yapı Koordinasyon Merkezi (Aykome) Şube Müdürlüğünce, davacı Türk Telekomünikasyon A.Ş. adına düzenlenen 9.5.2013 gün ve …-2080-7749 sayılı işlem ile, Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, Varlık Mahallesi, Beypazarı ve Eşref Bitlis caddesinde, ruhsatsız kazı yapılarak 880,00 m. asfalt ve 10,00 m. andezit kaldırımın tahrip edildiğinin tespit edildiği, Aykome Yönetmeliğinin 5. maddesi gereğince belirlenen ceza bedelinin 184.275,00 TL olduğu, anılan para cezasının 30 gün içinde ödenmesi ve çalışma yapılan alan için ruhsat alınması gerektiği, aksi halde yasal yollara başvurulacağının bildirilmesi üzerine, davacı Türk Telekomünikasyon A.Ş., söz konusu çalışmanın Ankara Valiliği İl Özel İdaresi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi arasında imzalanan protokol ile “Kent Güvenlik Yöntem Sistemi Projesi” (KGYS) kapsamında usulüne uygun olarak yapıldığından bahisle işleme itiraz etmiş, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Fen İşleri Dairesi Başkanlığı Alt Yapı Koordinasyon Merkezi (Aykome) Şube Müdürlüğü, 26.6.2013 gün ve …-3683-11009 sayılı işlem ile, söz konusu protokolde de, Aykome Altyapı Tesisi Açım Ruhsatı alınması gerektiğinin açıkça belirtildiği, çalışmanın ruhsatsız olarak yapılmasından kaynaklı cezai işlemin iptalinin uygun görülmediği ve cezai bedelin yasal süre içinde ödenmesi gerektiğini davacıya bildirmiştir.

Davacı vekilinin, Aykome Yönetmeliğinin 4 ve 5. maddeleri ile para cezasının iptaline, yapmış olduğu ruhsat başvurusunun kabulüne karar verilmesi istemiyle idari yargıda dava açması üzerine, Ankara 10. İdare Mahkemesi, dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun hükümlerine aykırı olarak düzenlendiği gerekçesiyle reddine karar vermiş, bu kez davacı vekili, Aykome Yönetmeliğinin 4 ve 5. maddeleri ile para cezasının iptali istemiyle idari yargı yerinde yeniden dava açmıştır.

Davalı vekili süresi içinde, idari para cezasının iptali istemiyle açılan dava yönünden görev itirazında bulunmuştur.

ANKARA 10. İDARE MAHKEMESİ: 29.11.2013 gün ve E:2013/1510 sayı ile, 2577 sayılı Kanun uyarınca, idari yargıda idari işlemlerin iptali istemiyle açılacak iptal davaları tek başına ikame edileceği gibi ayrıca bir düzenleyici işleme dayalı olarak tesis edilen bir idari işlemin söz konusu olması halinde her iki işleme karşı tek dilekçe ile dava açılabileceğinin hükme bağlandığı, olayda davacı tarafından iptali istenen düzenleyici işlem niteliğindeki yönetmelik hükümleri ile bu kapsamda tesis edilen ve birel işlem mahiyetinde olduğu anlaşılan idari para cezasına ilişkin işleme karşı idari yargıda dava açılabileceği belirtilerek, davalı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; davaya konu idari para cezasının, Aykome Yönetmeliğinin 4 ve 5. maddeleri uyarınca verildiği, Yönetmeliğin 2. maddesine göre, bu Yönetmeliğin, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 8. maddesi, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14. maddesi ve 15. maddesinin (b) bendi, 18. maddesinin (f) bendi, 34. maddesinin (e) bendi, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 97. maddesine dayanılarak hazırlandığının anlaşıldığı, 5326 sayılı Yasanın 27. maddesinde ise "(1) İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir." hükmünün bulunduğu, buna göre, Aykome Yönetmeliği uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümüne ilişkin ilgili yasalarda hüküm bulunmaması ve Uyuşmazlık Mahkemesinin 6.7.2009 gün ve E:2008/205,K:2009/170 sayılı emsal kararı nedeniyle, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27. maddelerine göre adli yargının görevli olduğunu belirterek, 2247 sayılı Kanun'un 10 ve 13. maddeleri gereğince, davanın idari para cezasına ilişkin bölümü bakımından olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesi uyarınca Danıştay Başsavcısının da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Aykome Müeyyideler Yönetmeliği uyarınca verilecek para cezalarına karşı yapılacak itirazda, görevli yargı yerini belirleyen hükme, gerek yönetmelikte, gerekse dayanak alınan ilgili yasalarda yer verilmemesi nedeniyle, itirazın çözümünde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27. maddelerine göre adli yargı yerinin görevli olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesinin 6.7.2009 gün ve E:2008/205, K:2009/170 sayılı kararının da bu doğrultuda bulunduğu nedenleriyle, davanın idari para cezasına ilişkin kısmı yönünden, 2247 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 14.7.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasa’nın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddesinde belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10.maddesinde öngörülen biçimde davanın idari para cezasına ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Aykome Yönetmeliğinin 5. maddesi uyarınca verilen para cezasının iptali istemiyle açılmıştır.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Alt Yapı Koordinasyon Merkezi Müeyyideler Yönetme-liğinin “Amaç ve Kapsam” başlığı altında düzenlenen 1. maddesinde, “Bu Yönetmeliğin amacı ve kapsamı; Ankara Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde Alt Yapı Koordinasyon Merkezinin sorumluluğunda olan yerlerde, Alt Yapı Koordinasyon Merkezi Alt Yapı Tesisleri Ruhsat İşlemleri ve Zemin Açımı Uygulama Yönetmeliğinin esaslarına ve ruhsat şartlarına uygun olmayan ruhsatlı çalışmalar ile bildirimsiz ve ruhsatsız kazı çalışmalarını engelleyerek alt ve üstyapıyı korumaktır.”, “Dayanak” başlıklı 2. maddesinde, Bu Yönetmelik 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 8. maddesi, 5393 sayılı Belediye kanununun 14. Maddesi,15.maddesinin b bendi, 18. Maddesinin f bendi, 34. Maddesinin e bendi, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 97. Maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.” denilmiş;

“Cezalı Zemin Tahrip Ücreti” başlıklı 4. maddesinde, “(1) Ruhsatsız veya ruhsat şartlarına aykırı kazı yapılması halinde, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisince her yıl belirlenen zemin tahrip ücretlerinin % 40 fazlası cezalı zemin tahrip ücreti olarak uygulanacaktır.

(2) Ödeme bildiriminden itibaren 30 gün içerisinde ruhsatlı çalışmalar için cezalı bedel, ruhsatsız ve bildirimsiz çalışmalar için cezalı bedel ile alt yapı tesisi açım ruhsatı bedeli ilgilisinden tahsil edilir.”, “Ruhsatsız Kazı” başlıklı 5.maddesinde, “ (1) AYKOME Şube Müdürlüğü’nce kazı sezonunda ruhsatsız çalışmanın tespiti halinde çalışma yapılan mevcut zeminin yürürlükteki cezai bedeli kadar, Modifiye asfalt olan yerlerde çalışma yapılması halinde ise çalışma yapılan mevcut zeminin yürürlükteki cezai bedelinin 2 (iki) katı kadar cezai bedel tahsil edilir. Ayrıca alt yapı açım tesisi ruhsatlandırılması da yapılır.

(2) AYKOME Şube Müdürlüğü’nce kazı sezonu dışında ruhsatsız çalışmanın tespiti halinde çalışma yapılan mevcut zeminin yürürlükteki cezai bedelinin 1,5 (bir buçuk) katı kadar, Modifiye asfalt olan yerlerde çalışma yapılması halinde ise çalışma yapılan mevcut zeminin yürürlükteki cezai bedelinin 4 (dört) katı kadar cezai bedel tahsil edilir. Ayrıca alt yapı tesisi açım ruhsatlandırılması da yapılır.

(3) Zemin kaplaması yapılırken AYKOME Şube Müdürlüğü’ne bildirim yapılarak ön ruhsatlandırma yapılabilir. Başkanlığımızdan alınan ön ruhsat için, 10 (on) iş günü içerisinde Alt yapı Tesisi Açım Ruhsatı alınır. 10 (on) iş günü içerisinde Alt yapı Tesisi Açım Ruhsatı alınmadan gerçekleştirilen çalışmalar, ruhsatsız olarak değerlendirilir ve AYKOME Müeyyideler Yönetmeliği’nin ilgili maddeleri çerçevesinde işlem yapılır.” hükümleri yer almıştır.

Yönetmeliğin dayanağını oluşturan Yasalardan, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun “Alt Yapı Hizmetleri” başlıklı 8. maddesinde, “Büyükşehir içindeki alt yapı hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesi amacıyla büyükşehir belediye başkanı ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında, yönetmelikle belirlenecek kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşların temsilcilerinin katılacağı alt yapı koordinasyon merkezi kurulur. Büyükşehir ilçe belediye başkanları kendi belediyesini ilgilendiren konuların görüşülmesinde koordinasyon merkezlerine üye olarak katılırlar. Alt yapı koordinasyon merkezi toplantılarına ayrıca gündemdeki konularla ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının (oda üst kuruluşu bulunan yerlerde üst kuruluşun) temsilcileri de davet edilerek görüşleri alınır.

Alt yapı koordinasyon merkezi, kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlar tarafından büyükşehir içinde yapılacak alt yapı yatırımları için kalkınma plânı ve yıllık programlara uygun olarak yapılacak taslak programları birleştirerek kesin program hâline getirir. Bu amaçla, kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlar alt yapı koordinasyon merkezinin isteyeceği coğrafî bilgi sistemleri dâhil her türlü bilgi ve belgeyi vermek zorundadırlar. Kesin programlarda birden fazla kamu kurum ve kuruluşu tarafından aynı anda yapılması gerekenler ortak programa alınır. Ortak programa alınan alt yapı hizmetleri için belediye ve diğer bütün kamu kurum ve kuruluşlarının bütçelerine konulan ödenekler, alt yapı koordinasyon merkezi bünyesinde oluşturulacak alt yapı yatırım hesabına aktarılır.

Ortak programa alınan hizmetler için kamu kurum ve kuruluş bütçelerinde yeterli ödeneğin bulunmadığının bildirilmesi durumunda, büyükşehir belediyesi veya ilgisine göre bağlı kuruluş bütçelerinden bu hizmetler için kaynak ayrılabilir. Kamu kurum ve kuruluşları alt yapı ortak yatırım hizmetleri için harcanan miktarda ödeneği, yeniden değerleme oranını da dikkate alarak ertesi yıl bütçesinde ayırır. Ayrılan bu ödenek belediye veya ilgili bağlı kuruluşunun hesabına aktarılır. Bu bedel ödenmeden ilgili kamu kurum veya kuruluşu, büyükşehir belediyesi sınırlarında yeni bir yatırım yapamaz.

Ortak programa alınmayan yatırımlar için bakanlıklar, ilgili belediye ve diğer kamu kurum ve kuruluşları alt yapı koordinasyon merkezi tarafından belirlenen programa göre harcamalarını kendi bütçelerinden yaparlar.

Koordinasyon merkezleri tarafından alınan ortak yatırım ve toplu taşımayla ilgili kararlar, belediye ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcıdır.

Alt yapı koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcileri, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. İçişleri Bakanlığı, çıkarılacak bu yönetmeliğin, alt yapı yatırım hesabının kullanılması ve ödenek tahsisi ve aktarmasına ilişkin kısımları hakkında, Maliye Bakanlığı ve Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarlığının görüşünü alır.” hükmüne yer verilmiş, diğer daya-nak olarak gösterilen 5393 sayılı Belediye Kanununun, “Belediyenin görev ve sorumlulukları” başlıklı 14. maddesinde, “Belediye mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla; a) İmar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapı; coğrafî ve kent bilgi sistemleri; çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık; zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans; şehir içi trafik; defin ve mezarlıklar; ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar; konut; kültür ve sanat, turizm ve tanıtım, gençlik ve spor; sosyal hizmet ve yardım, nikâh, meslek ve beceri kazandırma; ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi hizmetlerini yapar veya yaptırır. Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100.000’in üzerindeki belediyeler, kadınlar ve çocuklar için konukevleri açmak zorundadır. Diğer belediyeler de mali durumları ve hizmet önceliklerini değerlendirerek kadınlar ve çocuklar için konukevleri açabilirler.” denilmiş, 15. maddesinin (b) bendinde “Kanunların belediyeye verdiği yetki çerçevesinde yönetmelik çıkarmak, belediye yasakları koymak ve uygulamak, kanunlarda belirtilen cezaları vermek.” Belediyenin yetkileri ve imtiyazları arasında, 18.maddesinin (f) bendinde, “Kanunlarda vergi, resim, harç ve katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı hizmetler için uygulanacak ücret tarifesini belirlemek. ” Belediye meclisinin görev ve yetkileri arasında , 34. maddesinin (e) bendinde, “Kanunlarda öngörülen cezaları vermek.” Belediye encümeninin görev ve yetkileri arasında

sayılmıştır.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 97. maddesinde ise, “Belediyeler bu Kanunda harç veya katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı olarak ifa edecekleri her türlü hizmet için belediye meclislerince düzenlenecek tarifelere göre ücret almaya yetkilidir. Belediye'ye tekel olarak verilmiş işler kendi özel hükümlerine tabidir.” denilmiştir.

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun ilgili maddelerine göre hazırlanan, Ankara Büyükşehir Belediyesi Alt Yapı Koordinasyon Merkezi Müeyyideler Yönetmeliği uyarınca verilecek para cezalarına karşı yapılacak itiraz konusunda görevli yargı yerini belirleyen bir hükme, gerek Yönetmelikte gerekse anılan Kanunlarda yer verilmemiştir.

Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı Kanun’un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde, “(1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır.” denilmiş; Kanunun “Başvuru yolu” başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, “idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mah-kemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir ” düzenlemeleri yer almıştır.

Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer Kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun ilgili maddelerine dayanılarak hazırlanan, Ankara Büyükşehir Belediyesi Alt Yapı Koordinasyon Merkezi Müeyyideler Yönetmeliği ve anılan Kanunlarda görevli yargı yeri hususunda hüküm bulunmadığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin, Ankara 10. İdare Mahkemesince verilen görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Ankara 10. İdare Mahkemesinin 29.11.2013 gün ve E:2013/1510 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 14.7.2014 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

8-ESAS NO : 2014/545

KARAR NO : 2014/723

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İdarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : L.K.

Vekili : Av. B.T.Y.

Davalı : Altındağ Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. N.I.K.

O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Ankara İli, Altındağ İlçesi, Başpınar Mahallesi, 1170 Sokak, 6,8, ve 8/A kapı numaralı davacının tapulu taşınmazı üzerinde bulunan bina ve müştemilatının, Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında yapılan imar uygulaması sonucu davalı idare adına kayıtlı parselde kaldığını, davalı idarenin binanın bedelini ödemeden 04.12.2012 tarihinde yıktırdığını, davacının binanın enkazını da alamadığını belirterek; 1.000,00TL nin haksız fiil tarihi olan 04.12.2012 tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemiyle adli yargıda dava açmış, 04.12.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile alacak miktarının 91.655,70 TL olduğunu belirtmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; imar planında kentsel dönüşüm projesi alanında kalan gecekondunun yıkılması nedeniyle doğan zararın tazmini talebi ile açılan davanın idare mahkemelerinde görülmesi gerektiğini ileri sürülerek görev itirazında bulunmuştur.

ANKARA 13. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 11.02.2014 gün ve E:2013/3 sayı ile, davalı tarafın görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolundaki süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI: “…5393 sayılı Belediye Kanunu'nun "Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı" başlıklı 73. maddesinde; Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyelerinin yetkili olduğu, Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyelerinin kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini uygulayabileceği, Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyelerinin yetkili olduğu, kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolunun esas olduğu, kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında haklarının verileceği, 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedellerinin verileceği veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabileceği, Belediyenin, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkili olduğu hükmü yer almıştır.

Uygulama ve öğretide, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre, idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları, kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri, bu projeler uyarınca tesis edilen imar uygulamaları, konut tahsisi ve satışı, kamulaştırma, arsa payı tahsisi gibi bireysel işlemler, "idari işlem"; bu imar planı ve projeler uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizlikleri de, idari eylem niteliği taşımaktadır.

Dosyanın incelenmesinden; Altındağ İlçesi, Başpınar Mahallesi, 1170 sokak, 6,8 ve 8/A kapı numaralı davacıya ait yapı, müştemilat ve ağaçların bulunduğu taşınmazın yer aldığı bölgede 2981 sayılı Yasa uyarınca yapılan parselasyon işlemi sonucunda davacının payına karşılık başka bir parselden pay verildiği, davacıya ait yapı ve müştemilatın bulunduğu taşınmazın kentsel dönüşüm projesi uygulanacak alanda kalması nedeniyle de yıktırılması üzerine, davacı tarafından, binanın bedelinin ödenmediğinden bahisle, tazminat istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Olayda, davacıya ait yapıların bulunduğu taşınmazdaki davacının payına karşılık 2981 sayılı Yasa uyarınca davacıya başka bir parselden pay tahsis edildikten sonra, yapıya yönelik olarak herhangi bir bedel ödenmeksizin 5393 sayılı Yasa hükmü uyarınca kentsel dönüşüm projesi kapsamında kalan yapının yıktırılması nedeniyle uğranıldığı öne sürülen zarar, davalı idarenin Kentsel Dönüşüm Projesinin uygulanması sırasında kamu gücüne dayanılarak, re'sen ve tek yanlı şekilde tesis ettiği işlemlerden kaynaklanmaktadır. Davacı tarafından, Ankara 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/466 Değişik İş sayılı dosyasında yaptırılan tespit sonucu bilirkişi raporu ile yıktırılan bina ve ağaç için tespit edilen bedelin bir kısmı dava konusu edilmişse de, ortada davalı idarece 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında tesis edilmiş bir işlem bulunmaması nedeniyle, uyuşmazlık bedel artırım davası niteliğinde bulunmamaktadır.

Bu durumda; davacıya ait yapıların Ankara Altındağ Ulubey-Solfasol-Karacakaya Gecekondu Önleme Bölgesi Başpınar Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında kalması nedeniyle yıktırılması sonucunda tazminat istenilmesine ilişkin bulunan davanın, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerekmektedir…” şeklindeki gerekçe ile, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. Maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’ndan yazılı düşünce istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: “…Dava dosyasının incelenmesi sonucunda; davacının mülkiyetinde bulunan taşınmazların bulunduğu bölgede, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 17/06/2010-5998 S.K/l.mad ile değişik 73. maddesi uyarınca gecekondu alanlarında kentsel dönüşüm kararı alınarak, imar mevzuatı uyarında yenilenen imar planları sonucu, davacının kentsel dönüşüm alanında kalan taşınmazlarına karşılık başka ada ve parselden yer tahsis edilerek, boşaltılan taşınmazların kentsel dönüşün plan ve projelerinin uygulanması kapsamında yıkıldığı, davacı tarafından bu yıkıma ilişkin taşınmaz enkaz bedeli talep ettiği anlaşılmaktadır.

Dava konusu uyuşmazlıkta, idarenin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında bir işleminin bulunmaması karşısında, davanın anılan Kanun’un 14. maddesinde işaret edilen bedel artırma davası niteliğinde olduğunun yada kabulüne olanak bulunmamaktadır.

Anayasa'nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1 -b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davaları idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Uyuşmazlık konusu işlem, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı Kanun’un 2/1-b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği düşünülmektedir…” gerekçesi ile, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/3 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği şeklinde yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 14.07.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacıya ait parselde bulunan yapılarının, Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında imar planı değişikliği ile İmar planında toplu konut alanında kalması nedeniyle, davalı idarece hissesine karşılık başka bir imar parselinden karşılanmak üzere yer verilmekle birlikte, kamulaştırma yapmadan ve herhangi bir bedel ödenmeksizin binalarının yıktırıldığından bahisle, uğranılan zararın faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

03.07.2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı” başlıklı 73. maddesinde; “(Değişik: 17/6/2010-5998/1 md.) Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca bu yönde karar alınması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.

Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.

Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır. (İptal ikinci , üçüncü, dördüncü cümleler: Anayasa Mahkemesi’nin 18/10/2012 tarihli ve E.: 2010/82, K.:2012/159 sayılı Kararı ile)

Belediye, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında bulunan taşınmazların kamulaştırılması sırasında veraset ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem yapmaya yetkilidir.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisinin, il ve ilçelerde belediye meclislerinin salt çoğunluk ile alacağı karar ile masrafların tamamı veya bir kısmı belediye bütçesinden karşılanmak kaydıyla kentin uygun görülen alanlarında bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları yapılabilir. Cephe değişikliği yapılacak binalarda telif hakkı sahibi proje müelliflerine talep etmeleri hâlinde, değiştirilecek cephe veya cephelerin beher metrekaresi için bir günlük net asgari ücret tutarını geçmemek üzere telif hakkı ödenir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi hâlinde, büyükşehir belediyesi içindeki ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde bu fıkrada belirtilen iş ve işlemleri yapabilir.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları için yapılması gereken iş, işlem ve yetkilendirmeler, kat maliklerinin arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karara göre yapılır.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Büyükşehir belediyelerince, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen alanlar ile 5366 sayılı Kanuna göre yenileme alanı ilan edilen alanlarda veya bu Kanunun 75 inci maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaları hâlinde, büyükşehir belediye meclisi kararı ile, yıkılan ibadethane ve yurtların yerine veya ihtiyaç duyulan yerlerde ibadethane ve yurt inşa edilebilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamındaki işler, kamu idareleriyle 75 inci madde çerçevesinde ortak hizmet projeleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

Bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut İdaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.” hükmü yer almış; bu Kanunun işaret ettiği 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu'nun " İskan sahalarının tespiti, kamulaştırma ve kadastro " başlıklı 4. maddesinde; " (Değişik: 5/5/2004 – 5162/2 md.)

(Değişik birinci fıkra: 24/7/2008-5793/7 md.) Başkanlık, gecekondu dönüşüm projesi uygulayacağı alanlarda veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde veya valiliklerce toplu konut iskan sahası olarak belirlenen alanlarda çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde her tür ve ölçekteki planlar ile imar planlarını yapmaya, yaptırmaya ve tadil etmeye yetkilidir. Bu planlar; büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il ve ilçe belediye sınırları ile mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri tarafından, beldelerde ve diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanır. Belediyeler ve valilik tarafından üç ay içerisinde onaylanmayan planlar Başkanlık tarafından re’sen onaylanır. Belediyeler, valilik veya Başkanlık tarafından onaylanan bu planlar; askı, ilan ve itiraza dair kararlar da dahil olmak üzere 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerine göre belediyeler ve ilgili kamu kurumları tarafından yapılacak tüm işlemler Başkanlık tarafından re’sen yapılmak suretiyle yürürlüğe konur.

Başkanlık kanundaki görevleri çerçevesinde gerçek ve tüzel kişilere ait arazi ve arsaları ve bunların içerisinde veya üzerinde bulunan her türlü eklenti ve yapıları kamulaştırmaya yetkilidir. Başkanlık tarafından yapılacak kamulaştırmalar, 4.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki iskân projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlı kamulaştırma sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.

Öte yandan; 3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü yer almıştır.

Dava dosyanın incelenmesinden; dava konusu yerin Ulubey- Solfasol- Karacakaya Gecekondu Önleme Bölgesi, Başpınar Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında toplu konut alanında kaldığı; yapılan parselasyon çalışmaları sonucu davacının 20152 ada 7 parseldeki mevcut hissesine karşılık 24040 ada 18 parselde hisse verildiği, davacıya ait bina ve eklentilerin ise belediyeye ait 23954 ada 1 sayılı parselde kaldığı, söz konusu bina için 2981 sayılı Yasa uyarınca başvuru yapılmakla birlikte gerekli işlemler tamamlanmadığından ruhsat alınmadığı; davalı idare tarafından dava konusu edilen bina ve eklentilerin, kaçak yapı olduğu iddiası ile herhangi bir kamulaştırma işlemi yapmadan kentsel dönüşüm planı uygulaması nedeniyle yıktırıldığı; bakılan davanın da, yıkılan bina ve eklentilerin tazmini istemiyle açıldığı anlaşılmaktadır.

Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmaza fiilen el atılması karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, suyolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.

Bu durumda, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 14.07.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

9-ESAS NO : 2014/547

KARAR NO : 2014/724

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının taşınmazı üzerinde konulan kısıtlamanın (hukuki el atmanın) yol açtığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın imar planından kaynaklanan tazminat davaları kapsamında, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : S.K.

Vekili : Av. A.D.

Davalı : Eyüp Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. Z.B.

O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkilinin İstanbul İli, Eyüp İlçesi, Fethi Çelebi Mahallesi, 245DV4C pafta, 1010 ada, 13 parsel ile, İstanbul İli, Eyüp İlçesi, Fethi Çelebi Mahallesi, Kırımı Mescit Sokak, 14 pafta, 112 ada, 30 parselde kayıtlı 200/2024 ve 85/2040 paylı taşınmazların maliki olduğunu, taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 20.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Eyüp Belediye Başkanlığı vekili verdiği dilekçede özetle, taşınmaza fiilen el atılmadığını, imar planına dayalı olarak açılan tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğunu ileri sürerek, görev itirazında bulunmuştur.

İSTANBUL 19. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 5.11.2013 gün ve E:2012/808 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı vekili idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve 13. maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinin 1. fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, nitekim, 11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6487 sayılı Kanun’un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6’ncı maddesinde değişiklik yapan 21’inci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir.” Hükmüne yer verilmek suretiyle “hukuki el atma” olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörüldüğü, bu nedenle 2247 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT‘un katılımlarıyla yapılan 14.07.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacının maliki olduğu taşınmazlara, kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 20.000,00 TL’nin davalı idareden tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa konu taşınmaza idarece fiilen el atıldığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiği, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, dosya kapsamında yapılan incelemede, Mahkemesine dava konusu taşınmazlarla ilgili olarak keşif yapılıp yapılmadığı, yapıldı ise, yapılan keşif sonucu hazırlanan bilirkişi raporunun gönderilmesinin istenildiği ancak, 16.4.2014 tarihli cevabi yazıda keşif yapılmadığının ve bilirkişi raporunun bulunmadığının belirtildiği; Mahkememizin 21.4.2014 günlü yazısı ile, İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesi hakimliğinden, davalı idarece dava konusu taşınmaza fiilen el atıldığı iddiasının yer aldığı, buna göre bahse konu taşınmaza fiilen el atılıp atılmadığı ve taşınmaza tesis yapılıp yapılmadığı hususlarının tarafların da bilgisine başvurulmak suretiyle konuya ilişkin bilgi ve belgelerin en kısa sürede gönderilmesi rica olunmuş, Eyüp Belediye Başkanlığı Emlak ve İstimlak Müdürlüğünün Hukuk İşleri Müdürlüğüne gönderdiği 25.12.2012 gün ve 7681 sayılı yazıda, İmar parsellerinin maliklerine müstakil ve hisseli olarak 3194 sayılı Yasanın 18. maddesine ve yönetmelik hükümlerine göre verildiği, davacıya da bu hükümler uyarınca verildiği, ayrıca davacı tarafından 81 m2’ye el konulduğu iddia edilmekteysede DOP kesintisinden sonra 0,39 m2 fazla yer verildiği; davacının yerine el konulmasının söz konusu olmadığı belirtilmiş; ayrıca davalı idare vekilinin 21.5.2014 günlü cevabi yazısında da dava konusu taşınmaza fiilen yada başka bir suretle el atılmasının söz konusu olmadığı, iddiayı ispat külfetinin davacıya ait olduğu belirtilmiştir.

Her ne kadar davacı vekilinin Mahkememize hitaplı 21.5.2014 günlü dilekçesinde, dava konusu taşınmaz üzerinde davalı Belediye tarafından parselasyon işlemleri yapıldığı, taşınmaz üzerinde yapılan bu işlemler sonucunda 285 m2 büyüklüğündeki taşınmazın 204 m2’ye düşürüldüğü ve 81 m2 lik kısma davalı belediye tarafından kamulaştırma yapılmaksızın el konulduğu, fiili olarak el atılan kısımlara belediye tarafından yol, park gibi kamusal alanlar yapıldığı ileri sürülmekteyse de, taşınmaza bir fiili müdahalenin söz konusu olmadığı dosya içeriğinden yorum yoluyla anlaşılmaktadır.

Belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Eyüp Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Eyüp Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 5.11.2013 gün ve E:2012/808 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA, 14.07.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

10-ESAS NO : 2014/568

KARAR NO : 2014/725

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacılara ait İstanbul İli, Pendik İlçesi, Kurtköy Mahallesi, Mezarlık arkası mevkiinde bulunan 7574 ada, 6 parsel sayılı taşınmazın imar uygulaması ile, 591/2400 orana isabet eden bölümünün Hazine adına tapuya tescil edilmesi sonucu ecrimisil tahakkuk ettirilerek, 14.1.2009 günlü ödeme emri düzenlenmesi dolayısıyla, itiraz süresinin geçirilmesi nedeniyle davacıların borcu olmadığının tespiti ile, yargılama sırasında ödenen bedelin davalıdan istirdatına karar verilmesi istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği

K A R A R

Davacılar :1-G.S.2-B.S.3-O.S.

Vekili : Av. S.B.Y.

Davalılar : 1- İstanbul Defterdarlığı Anadolu Yakası Milli Emlak Dairesi Başkanlığı

2- Maliye Bakanlığına izafeten Pendik Vergi Dairesi Müdürlüğü

Vekili : Av. S.B.

O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde, İstanbul İli, Pendik İlçesi, Kurtköy Mahallesi Mezarlık arkası mevkiinde bulunan, eski 5 pafta, 594 parselin 11.7.2008 tarih, 13 528 yevmiye no ile yeni 7574 ada 1 parsel sayılı taşınmaz olduğunu; Pendik Belediye Başkanlığının 6.2.2003 tarih ve 128 sayılı encümen kararı ile imar uygulaması sonucu davacılara ait taşınmazın 591/2400 hissesinin Maliye Hazinesine, 1808/2400 hissesinin davacılar adına tescil edildiğini; Davalı idare aleyhine İstanbul 4.İdare Mahkemesinin E:2008/1482 esas sayılı dosyasında imar uygulaması ve 1/1000 ölçekli planın davacı parseli yönünden iptaline karar verildiğini ve bu kararın Danıştay 6.Dairesince onandığını; Maliye hazinesinin imar uygulaması sonucu mülkiyet iddiası ile hissesine isabet eden ecrimisil bedelini davacılardan talep ettiğini; nitekim 8.3.2006/11.7.2008 dönemine ilişkin ecrimisil istemine karşı ve de, 11.7.2008/5.2.2009 dönemine ilişkin ecrimisil istemine karşı İstanbul 4.İdare Mahkemesinin sırasıyla E:2010/380, E:2012/393 esas sayılı dosyalarında davalar açıldığını ve ecrimisil istemlerinin iptaline karar verildiğini; davalı idarenin iş bu davadaki ecrimisil istemine ilişkin ecrimisil ihbarnamesinin taraflarına ulaşmadığını, ancak bu davadaki ödeme emri ile davalının ecrimisil istemini öğrendiklerini; Vergi Mahkemesine itiraz süresinin kaçırıldığını dolayısıyla davalı idareye borçlu olunmadığının tespiti için iş bu davayı açtıklarını; açıklanan emsal yargı kararları ile imar uygulamasına karşı çıkılıp idarenin işleminin iptal edildiği parseller bazında Maliye Hazinesinin hissedarlık iddiası ile ecrimisil talep edemeyeceğinin sübut bulduğunu; görülen davada da davacıların parselinde maliye hazinesinin hissedarlık durumunun yargı kararı ile iptal edilmekle, davaya konu ecrimisilin istenemez olduğunun tartışmasız olduğunu ileri sürerek, Pendik Vergi Dairesi Müdürlüğünün 14.1.2009 gün ve 2009/011301500006 nolu ödeme emri ile müvekkillerinden talep edilen 11.268,06 TL alacak sebebiyle borçlu olmadıklarının tespiti ile, yargılama sırasında ödenen bedelin davalıdan istirdatına karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açılmıştır.

Davalı Hazineye izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili verdiği dilekçede, açılan davada işbölümü, yetkisizlik ve görevsizlik itirazında bulunmuştur.

İSTANBUL 18.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 4.10.2013 gün ve E:2013/304 sayı ile, davanın niteliği gereği Mahkemelerinin görevli olduğu anlaşıldığından süresinde yapılan yargı yolu itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı vekilinin idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine dosya Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI : Pendik Vergi Dairesi Müdürlüğünün 14.1.2009 gün ve 2009/011301500006 nolu ödeme emri ile kendilerinden talep edilen 11.268,06 TL ecrimisil bedeli, idarenin kamu kudretini kullanmak suretiyle tek yanlı olarak tesis ettikleri icrai işlemler niteliğinde olduğundan, uyuşmazlığın idari yargı merciince çözümlenmesi gerektiği, bu nedenle, 2247 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Mahkememizce, 2247 sayılı Yasanın 13.maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI : Uyuşmazlık konusu işlemler dava dosyasında açıkça belirlenmemiş olsa bile, davalı idarenin 2886 sayılı İhale Yasasının 75. Maddesine dayanarak, kamu gücünü kullanarak ve tek taraflı olarak tesis ettiği idari işlemler niteliğinde olduğundan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25/02/2004 gün, 2004/1-120 E, 2004/96 K sayılı Kararında (2886 sayılı ihale mevzuatının 75. Maddesi uyarınca haksız işgalde bulunanlardan ecrimisil talebine dair işlemler ise..) belirtildiği gibi, idarenin kamu gücünü kullanarak tek yönlü tesis ettiği idari nitelikteki işlemlerden olmakla, bu işleme karşı yapılan itirazların idari yargı yerinde görüm ve çözümü gerektiği, bu nedenle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/304 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda görüş bildirmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT‘un katılımlarıyla yapılan 14.07.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı Hazineye izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, İstanbul İli, Pendik İlçesi, Kurtköy Mahallesi, Mezarlık arkası mevkiinde bulunan 7574 ada, 6 parsel sayılı taşınmazın imar uygulaması ile, 591/2400 orana isabet eden bölümünün Hazine adına tapuya tescil edilmesi nedeniyle ecrimisil tahakkuk ettirilerek, 14.1.2009 günlü ödeme emri düzenlenmesi sonucu, itiraz süresinin geçirilmesi dolayısıyla davacıların borcu olmadığının tespiti ile, yargılama sırasında ödenen bedelin davalıdan istirdatına karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Görev uyuşmazlığının çözümü için öncelikle, tespit davasının hukukumuzdaki yerinin incelenmesi gerekli bulunmaktadır.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhkameleri Kanunu’nda (Mülga) tespit davasını düzenleyen açık ve genel bir hükme yer verilmemekteyse de, doktrinde ve yerleşik yargısal içtihatlarla, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının saptanması için tespit davası açılabileceği kabul edilmiş; tespit davasının esasının incelenebilmesi için de, genel dava koşullarının yanı sıra, dava konusunun bir hukuki ilişki olması ve bu hukuki ilişkinin var olup olmadığının öncelikle saptanmasında hukuki yarar bulunması koşulları aranmış; buna göre, özel hukuk alanını ilgilendiren bir hukuki ilişkinin saptanması için adli yargı yerinde müstakil olarak bir tespit davası açılabilmesi kabul edilmiş iken; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 106.maddesinde ”Tespit davası”na, 107.maddesinde ise “Belirsiz alacak ve tespit davası”na yer verilmiştir.

Anılan maddelere bakıldığında; “Tespit davası/ Madde 106- (1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir.

(2)Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır.

(3)Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.”

“Belirsiz alacak ve tespit davası/ Madde 107- (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

(2)Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.

(3)Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.” denilmiştir.

Buna karşılık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “ İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında, idari dava türleri: iptal, tam yargı ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmış olup, tespit davası şeklinde bir dava türüne idari yargıda yer verilmemiştir. Anılan Yasanın “İdari Davalarda Delillerin Tespiti” başlıklı 58/1. maddesi “Taraflar, idari dava açtıktan sonra bu davalara ilişkin delillerin tespitini ancak davaya bakan Danıştay, idare ve vergi mahkemelerinden isteyebilir.” hükmünü taşımakta olup, idari yargıda, ancak açılmış bir idari dava ile ilgili bulunan “delillerin tespiti”nin istenilmesine olanak bulunmaktadır. Buna göre, idari dava türleri arasında sayılmayan tespit davasının, yorum yoluyla idari yargının görevine müstakil bir dava olarak dahil edilmesine hukuken olanak bulunmadığından, idari yargı yerinde, idare hukuku alanını ilgilendiren bir hukuki ilişkinin varlığının ancak açılmış bulunan bir idari davaya bağlı olarak delil tespiti kapsamında saptanabileceği açıktır.

Belirtilen yasal durum karşısında, tespit davasına konu olabilecek hukuki ilişkinin özel hukuk alanını ilgilendirmesi gerektiği ve bir eda davasının öncüsü durumunda olan tespit davasının adli yargı yerinin görevine girdiği ortaya çıkmaktadır. Ancak, adli yargıda açılacak bir eda davasında hiçbir zaman kullanılmayacağının, buna karşılık idari bir işlem tesisi istemiyle bir idari makama veya idari yargıda açılacak bir davada idare mahkemesine ibraz edilmek ve bu makam veya mahkemeyi hukuken- bağlayacak nitelikte belge elde etmek amacıyla açıldığının anlaşılması halinde tespit davası adli yargıda görülemeyecek ve görev yönünden reddi gerekecektir. Bu durumdaki tespit davasının idare hukuku kurallarına göre çözümlenmesi gerekmekteyse de, müstakil bir dava olarak açılması halinde idari yargı yerince, idari yargıda böyle bir dava türü olmadığı ve ancak bir idari dava açıldıktan sonra bu davaya ilişkin delil tespiti kapsamında incelenebileceği noktasından reddedilmesi uygun olacaktır.

Davanın somutunda, davacı tarafından, aleyhine çıkarılan ecrimisil ihbarnamesinin kendi hakkında sonuç doğurmasının engellenmesinin amaçlandığı; ancak bunun için yapılması gereken işin ecrimisil ihbarnamesinin iptalinin sağlanması olduğu; bu nedenle, davacının tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmadığı gözetildiğinde, işbu davanın iptal davasının konusunu oluşturduğu açıktır.

Dosyanın incelenmesinden, İstanbul İli, Pendik İlçesi, Kurtköy Mahallesi, Mezarlık Arkası Mevkii, eski 5 pafta, 594 parsel; yeni 7574 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın 11/07/2008 tarih, 13528 yevmiye ile 7574 ada, 6 parsel olduğunu, imar uygulaması sonucu ise davacılara ait taşınmazın 591/2400 oranda hissesinin Maliye Hâzinesine; 1808/2400 hissesinin davacılar adına tescil edildiği, Maliye Hâzinesinin imar uygulaması sonucu mülkiyet iddiası ile hissesine isabet eden ecrimisil bedelini davacılardan talep ettiği, ecrimisil ihbarnamesine itiraz süresinin geçirilmesi nedeniyle ödeme emrine ihtirazi kayıtla uyularak 11.268,06 TL ecrimisil bedeli yatırıldıktan sonra, İstanbul 4. İdare Mahkemesinin 2008/1482 esas sayılı dosyası ile imar uygulaması ve 1/1000 ölçekli planın davacı parseli yönünden iptaline karar verilmesi nedeniyle, davacılar vekili tarafından, davalı idareye borçlu olmadıklarının tespiti ile ödenen bedelin davalıdan istirdatına karar verilmesinin istenildiği anlaşılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü kanununun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2’nci maddesinde idari dava türleri sayılmış olup,

a) (İptal: Ana.Mah.nin 21/9/1995 tarih ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/2000 - 4577/5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

c) (Değişik: 18/12/1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar., 14’üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (g) bendinde, dilekçelerin 3 ve 5’inci maddelere uygun olup olmadığı yönlerinden inceleneceği öngörülmüş;15’inci maddesinin birinci fıkrasında Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3’üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14’üncü maddenin; 3’üncü fıkrasının (g) bendinde yazılı halde otuzgün içinde 3 ve 5’inci maddelere uygun şekilde yeniden düzenlenmek veya noksanları tamamlanmak yahut (c) bendinde yazılı hallerde, ehliyetli olan şahsın avukat olmayan vekili tarafından dava açılmış ise otuzgün içinde bizzat veya bir avukat vasıtasıyla dava açılmak üzere dilekçelerin reddine karar verileceği kuralına yer verilmiştir.

2886 sayılı Devlet İhale Kanununun “ Ecrimisil ve Tahliye” başlıklı 75. Maddesinde; “Devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz malları ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile idare ve temsil ettiği mazbut vakıflara ait taşınmaz malların gerçek ve tüzelkişilerce işgali üzerine, fuzuli şagilden, bu Kanunun 9 uncu maddesindeki yerlerden sorulmak suretiyle, idareden taşınmaz ve değerleme konusunda işin ehli veya uzmanı üç kişiden oluşan komisyonca tespit tarihinden geriye doğru beş yılı geçmemek üzere tespit ve takdir edilecek ecrimisil istenir. Ecrimisil talep edilebilmesi için, Hâzinenin işgalden dolayı bir zarara uğramış olması gerekmez ve fuzuli şagilin kusuru aranmaz.

(Ek cümle: 23/07/2010-6009 S.K/24.md.) Ecrimisile itiraz edilmemesi halinde yüzde yirmi, peşin ödenmesi halinde ise ayrıca yüzde onbeş indirim uygulanır. Ecrimisil fuzuli şagil tarafından rızaen ödenmez ise, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur...” şeklindeki düzenleme ile Hâzineye ait taşınmazlardaki fuzuli şagillerden alınacak ecrimisil ve tahliyeye ilişkin usul açıklanmıştır.

Bu durumda, imar uygulaması sonucu Hazine adına tapuda kayıt gören taşınmazın bu tarihten sona imar uygulaması öncesi maliki olan davacılar tarafından haksız işgal edildiği nedeni ile istenilen ecrimisil bedeli için gönderilen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın, davalı idarelerin kamu gücü kullanmak suretiyle, tek yanlı irade açıklamalarıyla tesis ettikleri idari işlemlerden kaynaklanan bir dava mahiyetinde bulunması itibariyle 2577 sayılı Kanunun 2/a maddesinde belirtilen “idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ilhlal edilenler tarafından açılan iptal davaları “ kapsamında idari yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde idari yargı görevli olmakla, Danıştay Başsavcısının başvurusunun kabulü ile davalı hazine vekilinin görev itirazının, İstanbul 18.Asliye Hukuk mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı hazine vekilinin GÖREV İTİRAZININ, İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 4.10.2013 gün ve E:2013/304 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA, 14.07.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

11-ESAS NO : 2014/621

KARAR NO : 2014/728

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı arasında düzenlenen protokoller çerçevesinde muhtaç aileler için yapılan konutların dağıtımı görevi kendisine verilen Sakarya Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Mütevelli Heyeti’nin sosyal konutların kura çekimine katılmaya hak kazananların tespitine ilişkin Mütevelli Heyeti kararı ile devamındaki kura işleminin iptali istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : E.B.

Davalı : Sakarya Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Başkanlığı

O L A Y : Davacı dava dilekçesinde özetle; deprem mağduru olduğunu; 17 Ağustos 1999 depreminden sonra prefabrikte ikamet ettiğini; % 74 oranında özürlü olduğunun Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 16.05.2013 gün ve 1122 sayılı sağlık raporu ile belirlendiğini; Toplu Konut İdaresi ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü işbirliğiyle Adapazarı/Sakarya Korucuk Mahallesi’nde 402 konut yapıldığını; ilgili yasal düzenlemelere göre hak sahibi olması gerekirken kura listesine alınmadığını; Sakarya Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Başkanlığı’nın konutların dağıtımı için 13 Ağustos 2013 tarihinde yaptığı kuranın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek; konut alma kurası, konut belirleme kurası, engelli kurası ile konut çekilişinin iptali istemiyle idari yargıda dava açmıştır.

Davalı Vakıf temsilcisi cevap dilekçesinde özetle; dava konusu iş ve işlemlerin Sakarya Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından yürütüldüğünü; vakfın özel hukuk tüzel kişisi olması nedeniyle davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görev itirazında bulunmuştur.

SAKARYA 2. İDARE MAHKEMESİ : 19.12.2013 gün ve E.2013/1027 sayılı kararında “….3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunun 7.maddesinde; Bu Kanunun amacına uygun faaliyet ve çalışmalar yapmak ve ihtiyaç sahibi vatandaşlara nakdî ve aynî yardımda bulunmak üzere her il ve ilçede sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları kurulur.

Mülkî idare amirleri vakfın tabii başkanı olup, illerde belediye başkanı, defterdar, il millî eğitim müdürü, il sağlık müdürü, il tarım müdürü, il sosyal hizmetler ve çocuk esirgeme kurumu müdürü ve il müftüsü; ilçelerde belediye başkanı, mal müdürü, ilçe millî eğitim müdürü, Sağlık Bakanlığının ilçe üst görevlisi, varsa ilçe tarım müdürü ve ilçe müftüsü vakfın mütevelli heyetini oluşturur. Ayrıca her faaliyet dönemi için, il dahilindeki köy ve mahalle muhtarlarının valinin çağrısı üzerine yapacağı toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kendi aralarından seçecekleri birer muhtar üye ile ilde kurulan ve bu Kanunda belirtilen amaçlara yönelik faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerinin kendi aralarından seçecekleri iki temsilci ve hayırsever vatandaşlar arasından il genel meclisinin seçeceği iki kişi; ilçe dahilindeki köy ve mahalle muhtarlarının kaymakamın çağrısı üzerine yapacağı toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile kendi aralarından seçecekleri birer üye ile ilçede kurulu ve bu Kanunda belirtilen amaçlara yönelik faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerinin kendi aralarından seçecekleri bir temsilci ve hayırsever vatandaşlar arasından il genel meclisinin seçeceği iki kişi mütevelli heyetinde görev alırlar. İl veya ilçede bu Kanunda belirtilen amaçlara yönelik faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşu olmaması halinde, hayırsever vatandaşlar arasından II genel meclisinin seçeceği üçüncü bir kişi daha mütevelli heyetinde görev yapar.

Vakıf senetleri mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından Medeni Kanundaki hükümlere göre tescil ettirilir." kuralına yer verilmiştir.

Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 2.maddesinde; "idari dava türleri, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı acılan iptal davaları; idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları; kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi ipin yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı açılan davalar olarak sayılmış; idari yargının idari eylem, ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimini yapmakla görevli olduğu kurala bağlanmıştır.

İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri ipin menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarının; idari dava türlerinden biri olduğu idare hukukunun bilinen ilkelerindendir.

İdare, idare hukuku alanında kamu gücüne dayalı olarak re-sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu işlemlere, hukuk alanında yeni durumlar oluşturmasıyla idari işlem kimliği kazandırmakta ve kural olarak bu işlemler özel yasal düzenlemeler dışında, idari yargı denetimine tabi bulunmaktadır.

Bu haliyle, yukarıya alıntılanan mevzuat hükmüne göre, davalı Sakarya Sosyal Yardımlaşma Ve Dayanışma Vakfı'nın mütevelli heyetinin kamu tüzel kişiliği temsilcilerinden oluştuğu ve tüzel kişiliğe haiz olduğu açık olup, dava konusu işlemin kamu gücüne dayanarak, tek yanlı biçimde ve re'sen gerçekleştirilen bir idari işlem niteliğinde olması nedeniyle söz konusu işleme karşı açılan davanın idare hukuku esaslarına göre idari yargının görev alanına girdiği sonucuna varılmıştır.

Bu duruma göre, konusu ve niteliği yukarıda belirtilen işbu dava, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin (a) bendinde belirtilen iptal davası niteliğinde olduğundan, davalı idarenin bakılan davanın adli yargıda çözümlenmesi gerektiğini ileri sürerek yaptığı görev itirazı yerinde görülmemiştir…” denilerek davalı idarenin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı idarenin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: “…Davanın konusunun, davalı Sakarya Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'nda TOKI tarafından dağıtım görevi kendisine verilen sosyal konutların kura çekimine katılmaya hak kazananların tespitine ilişkin mütevelli heyeti kararı ile devamındaki kura işleminin iptali amacını taşıdığı anlaşılmaktadır.

29.5.1986 tarih ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu ile muhtaç durumda bulunanlara yardım etmek, sosyal adaleti pekiştirici tedbirler alarak gelir dağılımının adilane bir şekilde tevzi edilmesini sağlamak, sosyal dayanışma ve yardımlaşmayı teşvik etmek amacıyla Başbakanlığa bağlı ve T.C. Merkez Bankası nezdinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu kurulmuş olup, Yasanın 7. maddesi Vakıf başlığı altında, “Mülki idare amirleri vakfın tabii başkanı olup, illerde belediye başkanı, defterdar, il milli eğitim müdürü, il sağlık müdürü, il tarım müdürü, il sosyal hizmetler ve çocuk esirgeme kurumu müdürü ve il müftüsü; ilçelerde belediye başkanı, mal müdürü, ilçe milli eğitim müdürü, Sağlık Bakanlığının ilçe üst görevlisi, varsa ilçe tarım müdürü ve ilçe müftüsü vakfın mütevelli heyetini oluşturur. Ayrıca her faaliyet dönemi için, il dahilindeki köy ve mahalle muhtarlarının valinin çağrısı üzerine yapacağı toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kendi aralarından seçecekleri birer muhtar üye ile ilde kurulan ve bu Kanunda belirtilen amaçlara yönelik faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerinin kendi aralarından seçecekleri iki temsilci ve hayırsever vatandaşlar arasından il genel meclisinin seçeceği iki kişi; ilçe dahilindeki köy ve mahalle muhtarlarının kaymakamın çağrısı üzerine yapacağı toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile kendi aralarından seçecekleri birer üye ile ilçede kurulu ve bu Kanunda belirtilen amaçlara yönelik faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerinin kendi aralarından seçecekleri bir temsilci ve hayırsever vatandaşlar arasından il genel meclisinin seçeceği iki kişi mütevelli heyetinde görev alırlar. II veya ilçede bu Kanunda belirtilen amaçlara yönelik faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşu olmaması halinde, hayırsever vatandaşlar arasından il genel meclisinin seçeceği üçüncü bir kişi daha mütevelli heyetinde görev yapar. /Vakıf senetleri mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından Medeni Kanundaki hükümlere göre tescil ettirilir” hükümleri ile, Fonun amaçlarını gerçekleştirmek için Medeni Kanun hükümlerine tabi olarak 3294 sayılı Yasaya göre Vakıf şeklinde teşkilatlanacağı kuralına yer verilmiştir.

Yasa ile ortaya konan amaçların gerçekleştirilmesi görevinin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Kurulu’na verildiği, Vakfın amaçları doğrultusunda Medeni Kanun hükümlerine göre kurulup, tescili sağlanarak, 3294 sayılı Yasada hüküm olmayan durumlarda, Medeni Kanun ve 5737 sayılı Vakıflar Kanununa tabi olacağı tartışmasızdır. 5737 sayılı Vakıflar Yasasının 4. Maddesine göre özel hukuk tüzel kişiliğine sahip vakıfların icra organı olarak görev yapan mütevelli heyetlerinin kararlarından etkilenen tarafların açacakları davalarında, Medeni Kanun hükümlerine göre, adli yargı yerinde görülmesi gerektiği…” gerekçesiyle 2247 sayılı kanunun 10 ve 13 maddeleri gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın gereği için Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI: “…2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin 1. fıkrasında; İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları idari dava türleri olarak belirtilmiştir.

Kamu kurum ve kuruluşlarının kendilerine ilgili mevzuatla verilen görevi yaparken, kamu kudretini kullanmak suretiyle tek yanlı olarak tesis ettikleri icrai işlemler veya eylemlerden doğan uyuşmazlıkların idari yargı merciince çözümlenmesi gerekmektedir.

3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununun 7. maddesinde "Bu Kanunun amacına uygun faaliyet ve çalışmalar yapmak ve ihtiyaç sahibi vatandaşlara nakdî ve aynî yardımda bulunmak üzere her il ve ilçede sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları kurulur.

Mülkî idare amirleri vakfın tabii başkanı olup, illerde belediye başkanı, defterdar, il millî eğitim müdürü, il sağlık müdürü, il tarım müdürü, il sosyal hizmetler ve çocuk esirgeme kurumu müdürü ve il müftüsü; ilçelerde belediye başkanı, mal müdürü, ilçe millî eğitim müdürü, Sağlık Bakanlığının ilçe üst görevlisi, varsa ilçe tarım müdürü ve ilçe müftüsü vakfın mütevelli heyetini oluşturur. Ayrıca her faaliyet dönemi için, il dahilindeki köy ve mahalle muhtarlarının valinin çağrısı üzerine yapacağı toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kendi aralarından seçecekleri birer muhtar üye ile ilde kurulan ve bu Kanunda belirtilen amaçlara yönelik faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerinin kendi aralarından seçecekleri iki temsilci ve hayırsever vatandaşlar arasından il genel meclisinin seçeceği iki kişi; ilçe dahilindeki köy ve mahalle muhtarlarının kaymakamın çağrısı üzerine yapacağı toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile kendi aralarından seçecekleri birer üye ile ilçede kurulu ve bu Kanunda belirtilen amaçlara yönelik faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerinin kendi aralarından seçecekleri bir temsilci ve hayırsever vatandaşlar arasından il genel meclisinin seçeceği iki kişi mütevelli heyetinde görev alırlar. II veya ilçede bu Kanunda belirtilen amaçlara yönelik faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşu olmaması halinde, hayırsever vatandaşlar arasından il genel meclisinin seçeceği üçüncü bir kişi daha mütevelli heyetinde görev yapar.

Vakıf senetleri mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından Medeni Kanundaki hükümlere göre tescil ettirilir." hükmü yer almıştır.

Anılan Yasa hükmü uyarınca Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının tüzel kişiliğe sahip olarak kamu tüzel kişileri temsilcilerinden oluşan bir mütevelli heyetinin bulunduğu açıktır. Öte yandan, dava konusu işlem, kamu hizmetinin yerine getirilmesi için kamu gücü kullanılarak oluşturduğu tek yanlı işlem niteliğinde olduğundan, buna ilişkin uyuşmazlığın da idare mahkemesince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır…” şeklindeki gerekçe ile, 2247 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının olumlu görev uyuşmazlığı çıkarma isteminin reddi ile uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargının olduğuna karar verilmesi gerektiği şeklinde düşünce bildirmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 14.07.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı arasında imzalan protokoller sonucu Adapazarı/Sakarya Korucuk Mahallesi’nde yapılan konutların, Sakarya Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından yapılan kura ve dağıtım işlemlerinin usul ve yasalara aykırı olduğu iddiası ile iptaline ilişkindir.

Dosya kapsamında yapılan incelemede; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü ile T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) arasında 15.04.2009 tarihinde imzalanan Protokol ile muhtaç aileler için, uygulamaya konulan "Sosyal Konut Projesi" kapsamındaki çalışmalar 23.01.2012 tarihinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile TOKİ arasında imzalanan "Konut Yapım EK Protokolü" ile devam edilmiş ve Sakarya ili Korucuk Mahallesinde toplam 402 Sosyal Konut yaptırılmış ve konutlarla ilgili hak sahiplerinin belirlenmesi işi Sakarya Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına verilmiştir. Adapazarı Dernekkırı ve Erenler Alancuma Mahallelerinde halen prefabrik konutlarda oturan vatandaşlara öncelikle tahsisinin, söz konusu vatandaşların 3294 sayılı yasa kapsamında yer almaları şartıyla Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fon Kurulu'nun 07.05.2012/3 sayılı kararı ile uygun görüldüğünden, yapılan incelemeler sonucunda prefabrik konutlarda ikamet eden 186 kişi, Sakarya Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'nın 26.12.2012 tarih ve 13 sayılı Mütevelli Heyeti kararı ile hak sahibi yapılmıştır. Geriye kalan 216 Sosyal Konut için (18 adet bodrum dahil) ilana çıkılmış 5806 kişi müracaat etmiş, bunlardan 3294 sayılı yasa kapsamında bulunan ve Konut Başvuru Şartlarını taşıyan 1544 kişinin, Sakarya Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'nın 30.05.2013 tarih ve 05 sayılı Mütevelli Heyet Kararı ile kuraya katılmasına karar verilmiştir. Davacının ise, başvuru şartlarını taşımadığı anlaşıldığından, kuraya dahil edilmediği, bu nedenle davacının davalı idare mütevelli heyetinin kuraya dair işleminin iptalini idari yargı yerinden talep ettiği anlaşılmaktadır.

29/05/1986 gün ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’nun 1. maddesinde (Değişik madde: 16/06/1989 - 3582/1 md.), “Bu Kanunun amacı; fakru zaruret içinde ve muhtaç durumda bulunan vatandaşlar ile gerektiğinde her ne suretle olursa olsun Türkiye'ye kabul edilmiş veya gelmiş olan kişilere yardım etmek, sosyal adaleti pekiştirici tedbirler alarak gelir dağılımının adilane bir şekilde tevzi edilmesini sağlamak, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik etmektir” şeklindeki düzenleme ile kanunun amacı düzenlenmiştir.

29/05/1986 gün ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’nun 3. maddesinde, “Bu Kanunda öngörülen hizmetlerin gerçekleştirilmesi için Başbakanlığa bağlı ve T.C. Merkez Bankası nezdinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu kurulmuştur” denilmek sureti ile Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Fonu’nun amacı belirtilmiştir.

1/12/2004 gün ve 5263 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun’un (mülga) 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, 29.5.1986 tarihli ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununun uygulanmasını sağlamak üzere Başbakanlığa bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğünün kurulması, teşkilâtı, görev ve yetkilerine ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu ifade edilmiş, 2. maddesinde, bu Kanunda geçen vakfın, il ve ilçe sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarını ifade ettiği belirtilmiş, 5. maddesinde, vakıflarda çalıştırılacak personelin nitelikleri ile özlük hakları ve diğer hususlarla ilgili belirlenecek kriterleri görüşmek ve karara bağlamak” fon Kurulunun görevleri arasında sayılmıştır.

5263 sayılı Kanun, 08/06/2011 tarih ve 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 35. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, aynı kanun hükmünde kararnamenin 11. Maddesinde yer alan “3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununun amaçlarını gerçekleştirmek ve uygulanmasını sağlamak için gerekli idari ve mali tedbirleri almak.” şeklindeki düzenleme ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü’nün, Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü adı altında yeniden yapılandırıldığı tespit edilmiştir.

08.06.2011 tarih ve 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin “Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Kurulu” başlıklı 34. maddesinde; “Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Kurulu, Bakanın başkanlığında Başbakanlık Müsteşarı, Müsteşar, İçişleri, Maliye ve Sağlık bakanlıklarının müsteşarları ile Sosyal Yardımlar Genel Müdürü ve Vakıflar Genel Müdüründen oluşur.” denilmek sureti ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Fonu’nun yapısı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü’ne paralel şekilde yeniden düzenlenmiş, aynı maddenin 3. Fıkrasının c bendinde “İl ve ilçe sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarında çalıştırılacak personelin nitelikleri ile özlük hakları ve diğer hususlarla ilgili belirlenecek kriterleri görüşmek ve karara bağlamak” fonun görevleri arasında sayılmıştır.

08.06.2011 tarih ve 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin “Teşkilatlanma Süreci” başlıklı Geçici 1. Maddesinde; “ Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Kadının Statüsü, Aile ve Sosyal Araştırmalar, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlükleri, Özürlüler İdaresi Başkanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu Primsiz Ödemeler Genel Müdürlüğü bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihte kapatılmıştır. Bu Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 31/12/2011 tarihine kadar teşkilatlanmasını tamamlar. Bakanlığın teşkilatlanması tamamlanıncaya kadar; Bakanlık görevlerinin, bu Kanun Hükmünde Kararnameyle kapatılan Başkanlık ve genel müdürlüklerin ilgili birimleri ve mevcut personeli tarafından ilgili mevzuatına göre yürütülmesine devam edilir.” şeklindeki düzenleme ile Bakanlığın teşkilat yapısı tamamlanıncaya kadar başkanlık ve genel müdürlüklerin mevcut mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülmesine devam edileceği belirtilmiştir.

Dava konusu olayda; davalı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından davacının başvuru şartlarını taşımadığı anlaşıldığından, kuraya dahil edilmediği, bu nedenle davacının davalı idare mütevelli heyetinin kuraya dair işleminin iptaline karar verilmesini istemektedir. İptali istenen işlemin yapıldığı tarih itibari ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı teşkilatlanmasını tamamlamış olduğundan dava konusu olayda 633. Sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri gereğince davalı vakfın Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak işlem tesis ettiğinin kabulü ile olaya 633 sayılı yasa çerçevesinde çözüm getirtilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Bu kapsamda 29/05/1986 gün ve 3294 Sayılı Kanun’un 7. Maddesi incelendiğinde (Değişik fıkra: 01/12/2004-5263 S.K./19.mad); “Bu Kanunun amacına uygun faaliyet ve çalışmalar yapmak ve ihtiyaç sahibi vatandaşlara nakdî ve aynî yardımda bulunmak üzere her il ve ilçede sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları kurulur.

(Değişik fıkra: 16/06/1989 - 3582/3 md.; Değişik fıkra: 01/12/2004-5263 S.K./19.mad) Mülkî idare amirleri vakfın tabii başkanı olup, illerde belediye başkanı, defterdar, il millî eğitim müdürü, il sağlık müdürü, il tarım müdürü, il sosyal hizmetler ve çocuk esirgeme kurumu müdürü ve il müftüsü; ilçelerde belediye başkanı, mal müdürü, ilçe millî eğitim müdürü, Sağlık Bakanlığının ilçe üst görevlisi, varsa ilçe tarım müdürü ve ilçe müftüsü vakfın mütevelli heyetini oluşturur. Ayrıca her faaliyet dönemi için, il dahilindeki köy ve mahalle muhtarlarının valinin çağrısı üzerine yapacağı toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kendi aralarından seçecekleri birer muhtar üye ile ilde kurulan ve bu Kanunda belirtilen amaçlara yönelik faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerinin kendi aralarından seçecekleri iki temsilci ve hayırsever vatandaşlar arasından il genel meclisinin seçeceği iki kişi; ilçe dahilindeki köy ve mahalle muhtarlarının kaymakamın çağrısı üzerine yapacağı toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile kendi aralarından seçecekleri birer üye ile ilçede kurulu ve bu Kanunda belirtilen amaçlara yönelik faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerinin kendi aralarından seçecekleri bir temsilci ve hayırsever vatandaşlar arasından il genel meclisinin seçeceği iki kişi mütevelli heyetinde görev alırlar. İl veya ilçede bu Kanunda belirtilen amaçlara yönelik faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşu olmaması halinde, hayırsever vatandaşlar arasından il genel meclisinin seçeceği üçüncü bir kişi daha mütevelli heyetinde görev yapar.

Vakıf senetleri mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından Medeni Kanundaki hükümlere göre tescil ettirilir. (Mülga fıkra: 01/12/2004-5263 S.K./19.mad)” şeklindeki düzenleme ile Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü’nün il ve ilçedeki faaliyetlerini, her ilde vali ve her ilçede ise kaymakam başkanlığında oluşturulmuş Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları aracılığıyla yürüttüğü belirtilmiştir. Yine Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü web sitesinde “SYDV’lerin (Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları) Yapısı” başlıklı bölümde “Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları ile Genel Müdürlük arasında hiyerarşi olmayıp, Vakıflar Özel Hukuk Tüzel Kişiliği şeklinde örgütlenmişlerdir.” denilmek sureti ile vakıfların işlemlerinde özel hukuk hükümlerine tabi olduğu hususuna açıklık getirtildiği görülmektedir.

Tüm bu yasal mevzuat çerçevesinde yapılan değerlendirme neticesinde; 3294 sayılı Yasa ile, bir hizmet alanı kurularak yürütülmesi görevi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Kurulu’na verildiği, daha sonra 5263 sayılı Yasa ile 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununun uygulanmasını sağlamak üzere Başbakanlığa bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü’nün kurulduğu; ancak, 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bu genel müdürlüğün, Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü olarak yeniden düzenlendiği ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlandığı; 31.12.2011 tarihi itibari ile de Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü ve bağlı teşkilatın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet göstereceği anlaşılmıştır.

Dava konusu olayda sosyal konutlara ilişkin hak sahipliği kararı veren davalı vakfın 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümlerine dayanılarak kurulan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı niteliğinde olduğu ve iptali istenen işlemin mütevelli heyeti kararı niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.

3294 sayılı Kanun’a göre faaliyet gösterecek vakıfların mütevelli heyetleri (çoğunlukla) belli kamu görevlilerinden oluşmasına rağmen, gerek 3294 sayılı Yasa’da, gerek 5263 sayılı Yasa ve gerekse 5263 sayılı Yasa’yı yürürlükten kaldıran 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de söz konusu vakıfların kamu tüzel kişiliği şeklinde kurulduğuna işaret eden özel bir düzenlemeye yer verilmeyip, söz konusu vakıfların Medeni Kanun hükümlerine tabi olarak kurulup faaliyette bulunmalarının öngörülmüştür.

Olayda, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı arasında düzenlenen protokoller çerçevesinde muhtaç aileler için yapılan konutların dağıtımı görevi kendisine verilen davalı Sakarya Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Mütevelli Heyetinin, sosyal konutların kura çekimine katılmaya hak kazananların tesbitine ilişkin mütevelli heyeti kararı ile devamındaki kura işleminin hukuka aykırı olduğu iddiası ile iptali istemi ile dava açıldığı anlaşılmıştır.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfının Mütevelli heyetini teşkil eden kişilerin büyük çoğunluğunun yasa koyucu tarafından belli kamu görevlileri olarak saptanmış olmasının, Medeni Kanun (ve kimi yönlerden Vakıflar Kanunu) hükümlerine göre tescil edilen ve faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi olan bu vakıfları kamu tüzel kişisi haline getirmeyeceği açık olup; bu belirlemenin doğal sonucu olarak anılan vakıfların mütevelli heyetlerince alınan kararların da birer idari işlem kabul edilebilmesine imkan yoktur.

Bu durumda; sosyal konutların dağıtımına ilişkin tespit edilen listelere ilişkin işlemlerin, 3294 sayılı yasanın 7. Maddesi kapsamında vakıf mütevelli heyeti kararı ile yapıldığı, 3294 sayılı yasa gereğince söz konusu vakıfların Medeni Kanun hükümlerine tabi olarak kurulup faaliyette bulunmalarının öngörülmüş olması nedeni ile dava konusu işlemin kamu gücü kullanılmak suretiyle tesis edildiğinin kabulü mümkün bulunmadığı sonucuna varılmakla; davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu anlaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, Sakarya 2. İdare Mahkemesi’nin 19.12.2013 gün ve E:2013/1027 sayılı görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ İLE, Sakarya 2. İdare Mahkemesi’nin 19.12.2013 gün ve E:2013/1027 sayılı GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN KARARININ KALDIRILMASINA, 14.07.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

12-ESAS NO : 2014/638

KARAR NO : 2014/731

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İdarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazmini istemiyle açılan davada, davanın haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE, çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : M.O.

Vekilleri : Av. M.E.A.& Av. C.A.

Davalılar : 1.Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. A.K.

2.TEDAŞ Genel Müdürlüğü

Av. Ş.Ç.Y.

İhbar Olunan: TEİAŞ Genel Müdürlüğü

Vekili : Av. S.B.

O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, Susuz-imar Mahallesi 44744 Ada, 1 Parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduğunu, taşınmazın imar planında “Kentsel Rekreasyon Alanı” olarak ayrıldığını ve tapu kaydı üzerine kamulaştırılacak şerhi koyulmuş olduğunu, bu taşınmazın 40.000.00 m² si üzerinden TEDAŞ Genel Müdürlüğü tarafından Enerji Nakil Hattı geçirilmek suretiyle fiilen kamulaştırmasız el atıldığını, davacının bu şekilde zarara uğradığını belirterek; dava konusu taşınmazın toplam bedelinden, fazlaya ilişkin ve ıslah hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte, davalı idarelerden el attıkları payları oranında alınarak davacıya ödenmesine ve dava konusu taşınmazın tapu kaydının el attıkları payları oranında davalı idareler adına tescil ettirilmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davacı vekili 13.12.2013 tarihli dilekçesi ile özetle; bilirkişi raporu doğrultusunda dava dilekçesinin 4.848.682,80 TL olarak ıslahı ile tespit edilen tazminat alacağının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden itibaren kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiziyle birlikte davalı idarelerden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili 16.12.2013 tarihli cevap dilekçesi ile; görev itirazında bulunmuştur.

Ankara 13.Asliye Hukuk Mahkemesi: 24.12.2013 tarih ve 2012/692 Esas nolu kararı ile; davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU , Mehmet AKBULUT ’un katılımlarıyla yapılan 14.7.2014 günlü toplantısında:

Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılar Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili ile davalı TEDAŞ Genel Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi davalılardan Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı vekilinin 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalılardan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı açısından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

Her ne kadar Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı vekili tarafından yapılan görev itirazı, Mahkemenin 09.05.2013 tarihli ilk duruşmasından sonra sunulan 13.12.2013 tarihli cevap dilekçesi ile yapıldığından ilk etapta süresinde görülmüyor ise de; dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde, davalı Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı hakkında ön inceleme duruşmasının yapılmadığı, durumun Mahkemenin 24.12.2013 tarihli celsesinde ortaya konulduğu ve davalı Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı’na dava dilekçesinin 06.12.2013 tarihinde tebliğ edildiği; bu nedenlerle dava dilekçesinin tebliğinden itibaren cevap süresi içinde ve mahkemenin bir sonraki duruşma tarihi olan 24.12.2013 tarihinden önce yapılan görev itirazının, süresinde olduğu sonucuna varılmıştır.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının hisseli şekilde maliki olduğu taşınmazın imar planında “Kentsel Rekreasyon Alanı” nda kaldığı belirtilmek suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle; dava konusu taşınmazın toplam bedelinden, fazlaya ilişkin ve ıslah hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte, davalı idarelerden el attıkları payları oranında alınarak davacıya ödenmesine ve dava konusu taşınmazın tapu kaydının el attıkları payları oranında davalı idareler adına tescil ettirilmesine karar verilmesi istemi ile açılmıştır.

a)                        Dava konusu taşınmaza fiilen el atılıp atılmadığına dair değerlendirme:

Mahkememizce yapılan inceleme neticesinde, dava konusu taşınmaz üzerinde 26.09.2013 tarihinde keşif icra edildiği, yapılan keşif sonrası alınan Harita ve Kadastro Mühendisi M.H.E.’a ait 08.11.2013 tarihli bilirkişi raporunda; davada konusu Yenimahalle İlçesi, Susuz Mahallesi 44744 ada 1 parselin; Belediye Meclisimizin 17.11.1999 gün ve 320 sayılı karan ile uygun görülüp, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığının 20.01.2000 gün ve 06BBB.08.04 İM. 1.2/OP.659/7346/99( 1957-1958)311 sayılı yazısı ile onaylanan 1/1000 ölçekli Susuz II-Etimesgut Kuzeyi Uygulama İmar Planı kapsamında ve bu planın uygulaması Belediye Encümenimizin 20.04.2000 gün ve 1047 sayılı karan ile onaylanan 84184 nolu parselasyon planı kapsamında, KAKS:0.10 yapılaşma koşulu ile "Rekreasyon Alanı" kullanımında kaldığını, 5 yıl içerisinde imar programının yapılmadığını, dava konusu edilen parselin üzerinde davacıya ait herhangi bir muhdesat bulunmadığını, parsel üzerinde Türk Telekomünikasyon A.Ş. ne ait RL istasyonunun A=3536 m2 lik bölümü ile parselin bir bölümünde de ağaçlandırma yapıldığının görüldüğünü, dava konusu 44744 ada 1 numaralı parsel üzerinde 380 kV Kayabaşı-Ankara II Sincan Enerji iletişim hattına ait 702 nolu direği (kadastro Susuz 3637 parsel- imar 44744 ada 2 parsel) ile 154 kv Ankara II.(Sincan) Sanayi Bölgesi Enerji hattına ait 20 nolu direği (kadastro Susuz 3633 parsel-imar 44744 ada 3 parsel) bulunduğunu, 702 nolu direk alanı (kadastro Susuz 3637 parsel- imar 44744 ada 2 parsel) 81m2, 20 nolu direk alanının (kadastro Susuz 3633 parsel-imar 44744 ada 3 parsel) 49 m2 olduğunu; irtifak hakkına konu olan bölümde ise 380kV Kayabaşı-Ankara II Sincan Enerji iletişim hattına ait irtifak alanı İRT1=12070,71 m2, 154 kv Ankara Il.(Sincan) Sanayi Bölgesi Enerji hattına ait irtifak alanı ÎRT2=5398,27 m2 olarak hesaplandığını, dava konusu 44744 ada 1 parsel üzerinde bulunan Enerji nakil hatlarının ve pilon yerlerinin imardan önce kadastro parseli halinde iken geçirildiğini, dava konusu parselin üzere kadastro Susuz 3638 numaralı parselde tesis edilen irtifak haklarının imar 44744 ada 1 numaralı parsele taşındığını, dava konusu parsele, şüyulandınldığı kadastro parsellerinden taşınan irtifak haklan yüzölçümlerinin kendisi tarafından hesaplanan yüzölçümleri ile uyumlu olmadığını, davalı idare tarafından hazırlanacak proje ile tapu kütüğündeki irtifak haklarının yüzölçümlerinin düzeltilmesi gerektiğini, davacı Murat OZAN'a ait dava konusu hisse (361842/6611650)x 264466m2= 14.473,68 m2 ye tekabül ettiğini, davacıya ait bu hissenin 16.11.2012 tarih ve 48454 yevmiye numaralı satış işlemiyle satın alındığını, dava dışı Türk Telekomünikasyon A.Ş. nin kullanımında olan A=3.536m2 lik bölümden davacı hissesine düşen miktarın (361842/6611650)x 3.536m2=193,52 m2 olarak hesaplandığını belirtmiş; 03.03.2014 tarihli ek raporunda ise kısaca; dava konusu edilen parselin üzerinde davacıya ait herhangi bir muhdesat bulunmadığını, parsel üzerinde Türk Telekomünikasyon A.Ş. ne ait RL istasyonunun A=3536 m2 lik bölümü ile parselin bir bölümünde de ağaçlandırma yapıldığını, dava konusu 44744 ada 1 numaralı parsel üzerinde 380 kv Kayabaşı-Ankara II Sincan Enerji iletişim hattına ait 702 nolu direğinin (kadastro Susuz 3637 parsel- imar 44744 ada 2 parsel) ile 154 kV Ankara II. (Sincan) Sanayi Bölgesi Enerji hattına ait 20 nolu direğinin (kadastro Susuz 3633 parsel-imar 44744 ada 3 parsel) bulunduğunu, Ankara Büyükşehir Belediyesi yönünden el atılan miktarın 264466m2-3536m= 260930m2 olarak hesaplandığını belirtmiştir.

Yine yapılan keşif sonrasında alınan, inşaat mühendisi H.I., mimar B.T., Elektrik Mühendisi M.D. ile mülk bilirkişileri H.P. ve M.S.0’nun müştereken hazırladığı raporda; davaya konu olan taşınmazın bazı bölümlerinde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nca ağaçlandırma çalışmalarının yapılmış olduğunu, taşınmazın daha üst kotunda Türk Telekomünikasyon A.Ş'ne ait tesislerin bulunduğunu, bu tesisin etrafının telle çevrilmesi, "Girmek Yasaktır" levhasının konulması suretiyle taşınmazın maliklerinin tasarruf haklarının ortadan kaldırıldığını, ayrıca tesise çıkan yolun halen kullanılmakta olduğunu, taşınmaz üzerinden 2 adet de yüksek gerilim hattının geçtiğini, bu haliyle davalı taşınmaza davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Türk Telekomünikasyon A.Ş. ve TEİAŞ tarafından fiilen el atılmış olduğunu; davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı’na ait herhangi bir tesis veya yapının bulunmadığını belirttikleri görülmüştür.

Buradan hareketle dava konusu taşınmaza, imar planı kapsamında ağaç dikilmek, yol ve sosyal tesis yapılmak sureti ile fiilen el atıldığı sonucuna varılmıştır.

Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazlardan bir tanesine fiilen el atılması karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.

Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanunu’na uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.

İdarenin dava konusu 44744 Ada 1 Parsel numaralı taşınmaza kamulaştırmasız el atması karşısında, bu taşınmaz bakımından el atmadan doğan zararın tazminine yönelik olan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir.

b)Davalı TEİAŞ vekilinin, dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan elektrik direklerinin kamulaştırıldığına dair iddia yönünden değerlendirme:

Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde; davalı TEİAŞ vekili tarafından dosyaya 26.09.2013 tarihli beyan dilekçesinde aynen “Müvekkil kurumun Enerji nakil hattının tesis edildiği tarihte 1957 parsel için; 380 kV Kayabaşı Ankara II Sincan Enerji iletim Hattının tesisi ile oluşan kamulaştırma bedelleri 28/06/1988 tarih ve 021075 numaralı makbuz ile. 154 kV Ankara II (Sincan) Sanayi Bölgesi Enerji İletim Hattının tesisi ile oluşan kamulaştırma bedelleri ise 30/03/1984 tarih ve 05237 numaralı makbuz ile 1957 parselin malikleri adına Etibank Kızılay Şubesine yatırılmıştır. Her iki hatlımıza ait 26007 ve 26526 m2lik irtifak haklarımızın tescilleri sağlanmış olup. 1957 numaralı kadastro parselinin kamulaştırma evrakları dilekçemiz ekinde gönderilmektedir. Tapu kavdı üzerindeki şerhler kadastro parsellerinden dağıtımla imar parsellerine aktarılmıştır, Enerji İletim Hattımız Tesis edildiği tarihte 1957 parsel üzerinden kamulaştırma işlemleri tamamlanmıştır” şeklindeki beyanı ile kamulaştırmasız el atmaya konu iddia yönünden dava konusu taşınmaz üzerinde kamulaştırma işlemlerinin tamamlandığı iddiasında bulunmuştur.

Davalı TEİAŞ Genel Müdürlüğü’ne müzekkere yazılarak; dava konusu taşınmaz üzerinde şerh edilmiş olan kamulaştırma işlemlerine ilişkin bilgi ve belgeler istenmiştir. Gelen yazı cevabında; dava konusu taşınmazın teşekküllerine ait 380 kV Kayabaşı Ankara II Sincan Enerji İletim Hattının 703, 702 ve 701 numaralı direkleri arasına isabet ettiğinin, 154 kV Ankara II (Sincan) Sanayi Bölgesi Enerji İletim Hattının ise 19, 20 ve 21 numaralı direkleri arasına isabet ettiğinin, söz konusu parselin teşekküllerine ait hatların tesisi sırasında 1957 numaralı kadastro parseliyken ilgili belediyenin 06.09.2000 tarih ve 6358 yevmiye numaralı imar uygulaması sonucu 44744 ada 1 parsel olduğunun, 380 kV Kayabaşı Ankara II Sincan Enerji İletim Hattının tesisi ile oluşan kamulaştırma bedellerinin 28.06.1988 tarih ve 021075 numaralı makbuz ile 154 kV Ankara II (Sincan) Sanayi Bölgesi Enerji İletim Hattının tesisi ile oluşan kamulaştırma bedellerinin ise 30.03.1984 tarih ve 05237 numaralı makbuz ile 1957 parselin malikleri adına Etibank Kızılay Şubesine yatırıldığının, her iki hatlarına ait 26007 ve 26526 m² lik irtifak haklarının tescillerinin sağlandığının, teşekkülerine ait olan 26007 ve 26526 m² lik irtifak haklarının da imar düzenlemesi ile 44744 ada 1 parsel üzerine aktarıldığının bildirildiği görülmüştür.

Davacı vekilinin iddiasına konu kamulaştırma işlemleri tarihi itibari ile 2942 sayılı Kanun’un 4560 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmadan önceki hali yürürlükte bulunmaktadır. Bu nedenle yapılacak değerlendirmelerde 2942 sayılı Yasa’nın ilk hali dikkate alınacaktır.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 3. maddesinde; “İdareler, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda belirtilen hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler.” denilmek sureti ile devletin kamulaştırma yetkisinin sınırları çizilmiştir.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4650 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile mülga 8. maddesinde; “Kamulaştırmayı yapacak İdare, kamulaştırma kararının alınmasından sonra kamulaştırma işleminin her safhasında kendi ihale komisyonu, yoksa bu amaçla kuracağı komisyon marifetiyle tespit ettireceği bedel üzerinden mal sahibi ile anlaşarak taşınmaz malı, kaynağı veya bunlar üzerindeki irtifak haklarını satın alabilir.

Bu suretle satın alman taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkı, sahibinden kamulaştırma yolu ile alınmış sayılır. Ancak, kamulaştırmaya ve bedeline itiraz davaları açılamaz.” Şeklindeki düzenleme ile satın alma usulü düzenlenmiştir.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4650 sayılı Kanunun 5. maddesi ile mülga 10. maddesinde; “İI ve ilçe dahilinde görev yapmak üzere beş asıl ve beş yedek üyeden oluşacak kıymet takdiri komisyonları, her yıl Ocak ayının ilk haftasında;

a) İI kıymet takdiri komisyonu:

1. İI idare kurulunca; defterdarlık memurlarından, resmi kuruluşların ziraat mühendislerinden, yoksa ziraat teknisyenlerinden, o ildeki fen adamları arasından birer asıl ve birer yedek olmak üzere üç asıl ve üç yedek üye,

2. 11 belediye encümenince taşınmaz mal sahipleri arasından iki asıl ve iki yedek üye;

b) ilçe kıymet takdiri komisyonu:

1. İlçe idare kurulunca; mal müdürlüğü memurlarından, resmî kuruluşların ziraat mühendislerinden, yoksa ziraat teknisyenlerinden, ilçedeki fen adamları, temin edilememesi halinde o ilçenin bağlı bulunduğu ildeki fen adamları arasından birer asıl ve birer yedek olmak üzere üç asıl ve üç yedek üye,

2. İlçe belediye encümenince taşınmaz mal sahipleri arasından iki asıl ve iki yedek üye;

Olmak üzere seçilir.

Belediye sınırları içindeki nüfusu, son nüfus sayımına göre yüz bini geçen şehirler için aynı sınırlar içerisinde yapılacak kamulaştırmalarda kıymet takdiri komisyonu, seçilen ziraat mühendisi veya ziraat teknisyeni yerine il veya ilçe idare kurulunca Bayındırlık Bakanlığı kuruluşuna dahil teknik elemanlar arasından seçilecek bir üyenin katılmasıyla oluşur.

Seçilen komisyon üyelerine en yakın sulh mahkemesinde yemin ettirilir.

Komisyon üyelerinin hizmet süresi bir yıldır. Süresi biten üye tekrar seçilebilir.

Kıymet takdiri komisyonları uzmanlıkları dışında kalan konularda, kamulaştırılan malın cinsine göre uzman kimselerden danışma niteliğinde görüş alır ve bu hususu gerekçesiyle raporlarında bildirirler.

Kamulaştırılan taşınmaz malın sahipleri, bunların usul ve füruu, karı – koca veya üçüncü derece dahil kan ve sıhrî hısımları komisyonlara katılamaz ve görüş bildiremez.

Komisyon, kamulaştırmayı yapan idarenin daveti üzerine eksiksiz toplanır. Hukukî

veya fiilî nedenlerle komisyona katılamayan asıl üyenin yerine, yedeği çağrılır. Komisyon başkanını kendi arasından seçer.

Komisyonda kararlar çoğunlukla verilir. Azınlıkta kalan üye, karara katılmama nedenlerini yazıp imzalamak zorundadır.” kamulaştırma bedelinin tespitinde oluşacak komisyonun yapısı belirlenmiştir.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4650 sayılı Kanun’un 21. maddesi ile mülga 13.maddesinde; Kamulaştırılması kararlaştırılan taşınmaz malın, 7 nci maddedeki

usule göre tespit edilen sahibi, zilyet ve diğer ilgililerden adresi tespit olunanlara tebliğ edilmek üzere; kamulaştırılacak taşınmaz malın kamulaştırılmasına uygun ölçekli bir plan veya ölçekli krokisi, kamulaştırma kararı, takdir olunan kıymeti, kamulaştırma karşılığının veya ilk taksitinin milli bankalardan birine hak sahibi adına yatırıldığına dair belge, kamulaştırmanın hangi idare yararına yapıldığı ve açılacak davalarda husumetin kime yöneltileceği bedelin bankaya yatırıldığı tarihten başlayarak otuz gün içinde notere verilir. Noter onbeş gün içinde belgeleri tebliğe çıkarır. Noterler tarafından tebligat giderlerinden başka noterlik ücret tarifesinin 8 inci maddesi uyarınca ücret alınır.

Köy yararına kamulaştırmalarda tebligat, ihtiyar kurulundan en az üç üyenin önünde yapılır ve düzenlenen tutanak birlikte imzalanır. Belgelenen tebliğ geçerlidir.

Doğrudan tebligat ile beraber yukarıda yazılı kararlar ayrıca ilan olunur.” denilmek sureti ile kamulaştırma kararlarının tapu maliklerine tebliği ve tapu maliklerine yapılacak tebligat usulü düzenlenmiştir.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4650 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile mülga 14. maddesinde de; “Kamulaştırılacak taşınmaz malın sahibi, zilyedi ve diğer ilgililer noter veya köy ihtiyar kurulu aracılığıyla yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere gazete ile yapılan ilan tarihinden veya köy odasına asılmak suretiyle yapılan ilan süresinin bitiminden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda ve takdir olunan bedel ile maddî hatalara karşı da adlî yargıda dava açabilirler.

İdari yargıda açılan davalar öncelikle görülür.

İdarî yargıya başvurulduğu takdirde, adlî yargıya başvuru süresi, idari yargı kararının kesinleştiği tarihten, bu kararlara karşı temyiz veya karar düzeltilmesi isteminde bulunulmuş ise, buna ilişkin kararların tebliği tarihinden itibaren işlemeye başlar.

İştirak veya müşterek mülkiyette paydaşların tek başına dava hakları vardır.

İdare, kamulaştırma belgelerinin tebliği için notere verildiği günden veya köy yararına kamulaştırmalarda aleyhine dava açılacak kişi yönünden geçerli tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde takdir olunan bedel ile maddi hatalara karşı taşınmaz malın bulunduğu yer mahkemesinde dava açabilir.

İdare tarafından bu Kanun hükümlerine göre tespit olunan malik, zilyet ve diğer ilgililere karşı açılan davaların görülmesi sırasında, taşınmaz maun gerçek malikinin başka bir şahıs olduğu anlaşıldığı takdirde, davaya bu gerçek malik, tapu malikinin daha önce öldüğü sabit olursa mirasçıları da dahil edilmek suretiyle devam olunur.

Açılan davaların sonuçlan dava açmayanları etkilemez.” şeklindeki düzenleme ile de, tapu maliklerinin kamulaştırma işlemine karşı dava hakkı düzenlenmiştir.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4650 sayılı Kanun’un 14.maddesi ile mülga 25. maddesinde de; Hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işlemi mal sahibi için 13 üncü madde uyarınca yapılan tebligatla, idare için tebligata çıkarmakla başlar. Mülkiyetin idareye geçmesi, bu Kanundaki özel hükümler dışında kamulaştırma işleminin idari yargı yönünden kesinleşmesi ile olur. Dava açabilmek için idarenin tebligat yapması veya tebligata çıkarması şarttır.

Tebliğ tarihinden itibaren taşınmaz mal sahibinin kamulaştırılması kararlaştırılan taşınmaz malda yeni inşaat veya ekim yapmak veya mevcut inşaatta esaslı değişiklikler meydana getirmek gibi kullanma haklan kalkar. Bundan sonra yapılanların değeri dikkate alınmaz.” denilmek sureti ile taşınmazın ne zaman idarenin mülkiyetine geçme zamanı açıkça belirtilmiş ve tapu maliki tarafından tebligat tarihinden itibaren 30 günlük yasal sürede dava açılmamış olması ile idarenin taşınmaz mülkiyetini kazanacağı ortaya konulmuştur.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 37. maddesinde; “Bu Kanundan doğan tüm anlaşmazlıkların adli yargıda çözümlenmesi gerekenleri, taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemelerinde basit yargılama usulü ile görülür.” denilmek sureti ile kamulaştırma davalarında adli yargının yetki ve görev alanı belirlenmiştir.

Görüldüğü üzere, 2942 sayılı Kanun’un 4650 sayılı Kanun ile değişiklik yapılamadan önceki halinde, idarenin kamulaştırma işleminin kesinleşmesi için iki şart öngörülmüştü. Bunlardan 2942 sayılı Yasa’nın 10 ve 11. maddeleri gereğince belirlenen kamulaştırma bedelinin tapu maliki adına bankaya yatırılmış olması ve tapu malikine 13. Maddede belirtilen usule uygun olarak yapılan tebligata rağmen aynı kanunun 14. Maddesinde belirtilen süre içinde kamulaştırma işleminin iptali istemi ile idari yargıda ya da bedele ilişkin olarak adli yargıda dava açılmamış olması idi.2942 sayılı Yasa’da 4650 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonra idarenin kamulaştırma işlemine ilişkin karar alması tek başına yeterli olmamakta, konuya ilişkin Asliye Hukuk Mahkemesi’nce tescil kararı verilmesi gerekmektedir.

İddiaya konu 1987 ve1988 tarihli kamulaştırma işlemleri tarihinde yürürlükte bulunan 2942 sayılı Kanun maddeleri dikkate alındığında, davalı TEİAŞ vekili tarafından, tapu maliklerinin 2942 sayılı Yasa’nın 8. Maddesi kapsamında uzlaşmaya çağrıldıkları ve uzlaşma sağlanması ile dava konusu kamulaştırma işlemlerinin tamamlandığı iddia edildiğine göre; tapu malikleri ile 8. Maddede belirtilen şekilde uzlaşı gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşmedi ise davalı idare tarafından alınan kamulaştırma kararının tapu maliklerine 13. maddede belirtilen şekilde tebliğ edilip edilmediği , tebligat yapıldı ise usulüne uygun olup olmadığı, kamulaştırma kararına karşı tapu maliklerince açılan bir bedel tespiti ya da iptal davası olup olmadığı hususlarını araştırarak kamulaştırma işleminin kesinleşip kesinleşmediğini ve bu itibarla bu davalı yönünden kamulaştırmasız el atma iddiasının haklılığını inceleme ve değerlendirme görevinin 2942 sayılı Yasa’nın 37. Maddesi gereğince adli yargı mercilerine ait olduğu sonucuna varılmıştır.

c)Mahkememizin önceki kararları yönünden değerlendirme:

Mahkememizce yapılan araştırmalar neticesinde daha önce aynı parsele ilişkin olarak Mahkememizin 04.06.2010 gün ve 2013/426 Esas, 2013/887 Karar, 04.06.2013 gün ve 2013/862 Esas, 2013/1000 Karar, 01.07.2013 gün ve 2013/752 Esas, 2013/1082 Karar, 30.09.2013 gün ve 2013/1141 Esas, 2013/1317 Karar, 30.09.2013 gün ve 2013/1274 Esas, 2013/1382 Karar, 11.11.2013 gün ve 2013/1461 Esas, 1646 Karar sayılı kararları ile davalarda idari yargının görevli olduğuna karar verilmiş ise de; iş bu dava dosyasına sunulan yukarıda bahsi geçen bilirkişi raporlarının 15.11.2013 tarihinde dosyaya sunulduğu dikkate alındığında, bu tarihten önce verilen mahkememiz kararları arasında bir çelişki bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 14.7.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

13-ESAS NO : 2014/666

KARAR NO : 2014/733

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Siirt ili, Eruh ilçesi 3.Komando Tugayı 2.Komando Taburu 3. Komando Bölük Komutanlığı’nda Piyade Uzman Çavuş olarak görev yapan davacının, bağlı bulunduğu birlik komutanlığınca verilen görevin ifası amacıyla bindiği yolcu otobüsünün, bir başka araçla çarpışması sonucu meydana gelen kazada yaralanması nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararın davalıdan tahsili istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : Ö.M.

Vekili : Av. M.S.A.

Davalı : Milli Savunma Bakanlığı

Vekili : Av. H.U. (Adli Yargıda)

Av. B.B. (İdari Yargıda)

O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Siirt İli, Eruh İlçesi’nde bulunan 3. Komando Tugayı, 2. Komando Taburu Karargah Destek Bölük Komutanlığı emrinde Piyade Uzman Çavuş olarak görev yapmakta iken, P.Kd. Bçvş. Y.Ü.’nün Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki tedavisinde kendisine refakatçi olarak görevlendirildiğini; görev emri gereğince 21.12.2011 tarihinde, D - 370 karayolu üzerinde, 56…… plakalı yolcu otobüsünde hasta ile birlikte yolculuk ettiği sırada aracın, 63…….. plakalı araçla çarpışması neticesinde meydana gelen kazada ağır yaralandığını; GATA Hastanesi’nin 27.09.2012 tarih 8893 sayılı sağlık kurulu raporu ile TSK’da görev yapamaz kararı verildiğini; çalışma gücünü daimi olarak ve büyük oranda kaybettiğini; sürekli iş gücü kaybı ve ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle maddi zararlara uğrayan davacının kalıcı sakatlık halinin sosyal yaşamdaki etkileri ve psikolojik etkileri bakımından manevi zarara da uğradığını; davalı idarenin askeri personelin taşınması sırasında yeterli tedbir almadığı ve davacının kaza nedeniyle hiçbir kusurunun olmaması nedeniyle, fazlaya dair haklarını saklı tutarak 1.000,00 TL maddi ve 25.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 23.10.2012 gün ve E:2012/204 K:2012/490 sayılı kararında özetle; davanın Karayolları Trafik Kanununun 85. Maddesine göre işletenin sorumluluğu hükümlerine göre değil, davalı idarenin askeri personelin taşınması sırasında yeterli tedbir alınmadığı, tehlikelere karşı titizlik gösterilmediği iddiasıyla açıldığından Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu gerekçe gösterilerek görevsizlik kararı vermiştir.

Adli yargıda verilen görevsizlik kararı taraflarca temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez, aynı gerekçelerle fazlaya dair haklarını saklı tutarak 1.000 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle askeri idari yargıda dava açmıştır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRESİ: 15.01.2014 gün ve E:2014/51 K:2014/37 sayılı kararında; “…19.01.2011 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 6099 sayılı Tebligat kanunun ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 14’üncü maddesi ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. Maddesi başlığı ile birlikte değiştirilerek; “ Görevli ve Yetkili Mahkeme” Madde 110; “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanlar dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olmasının bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez…,2918 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 21; Bu Kanunun 110. Maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış davalara uygulanmaz” hükmünü düzenlemiştir.

Bu yasal mevzuat çerçevesinde dosya incelendiğinde; 21.12.2011 tarihinde P.Uzm. Çvş. Ömer MIZRAK’IN, hasta refakati görevine binaen, içinde bulunduğu 56 AF 155 plakalı sivil yolcu otobüsünün kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin 10.07.2013 tarihinde açılan bu davanın görev ve çözüm yerinin mahkemeniz olmayıp adli yargı olduğu sonucuna varılmıştır…” şeklindeki gerekçe ile, davanın görev yönünden reddine karar vermiştir.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesince verilen görevsizlik kararı karar düzeltme yoluna gidilmeksizin kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 14.07.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinden 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve askeri idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, askeri idari yargı dosyasının, davacı vekilinin talebi üzerine, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle, Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın ve AYİM Savcısı Halit ÜNKAZAN’ın davada adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki sözlü ve yazılı açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Siirt İli, Eruh İlçesi’nde bulunan 3. Komando Tugayı, 2. Komando Taburu Karargâh Destek Bölük Komutanlığı emrinde Piyade Uzman Çavuş olan davacının, 21.12.2011 tarihinde görev emri gereği D - 370 karayolu üzerinde, 56 AF 155 plakalı yolcu otobüsünde refakatçi olarak hasta ile birlikte yolculuk ettiği sırada aracın trafik kazası yapması sonucu uğradığı iddia olunan maddi ve manevi zararın davalı idarece tazminine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlâl edilenler tarafından açılacak tam yargı davalarının görüm ve çözümünün idari yargı yerlerinin görevine girdiği tartışmasızdır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş, 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem ya da eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi“ ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari eylemin “askeri hizmete ilişkin bulunması”, eylemin kanun ve nizamların Türk Silahlı Kuvvetlerine tanıdığı yetki ve görevlerin yerine getirilmesi amacına yönelik olması anlamını taşımaktadır. Askeri nitelikteki idari eylemi de, askeri kural ve gelenekler çerçevesinde yürütülen askeri hizmet sırasındaki bir hareket, tutum veya meydana gelen ya da getirilen bir olay olarak tanımlamak olanaklıdır.

İdari eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” için, eylemin bir asker kişiye yönelmesi, zarar verici etkilerini bir asker kişinin beden veya mal varlığı sahasında meydana getirmiş olması gerekir.

Olayda, meydana gelen trafik kazasından dolayı zarar görenin asker kişi olduğunda şüphe olmadığı; davacının Piyade Uzman Çavuş olarak Siirt Eruh 3. Komando Tugay’ı 2. Komando Taburu Karargah Destek Bölük Komutanlığı emrinde görev yapmakta iken, aynı taburda görevli piyade Kıdemli Başcavuş Yusuf Ünlü’ye Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki tedavisinde 20.12.2011 tarihinden itibaren refakatçi olarak görevlendirildiği; söz konusu görevinin ifası amacı ile bindiği yolcu otobüsünün yaptığı kaza neticesinde yaralandığı ve hem maddi hem de manevi olarak zarar gördüğünden bahisle zararının davalıdan tazminini istediği; tazminat talebine konu zararın askeri kural ve talimatlar çerçevesinde yürütülen bir hizmet sırasında doğmuş olması ve asker kişinin bedeninde meydana gelmiş olması birlikte değerlendirildiğinde, davada idari eylemin askeri hizmete ilişkin bulunması koşulunun da gerçekleştiği anlaşılmıştır.

Ancak; 2918 sayılı Kanun’un 110. Maddesinde; “(Değişik madde: 11/01/2011-6099 S.K./14.mad.) İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır./Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir.” şeklindeki düzenleme ile karayollarında meydana gelen trafik kazalarından dolayı açılacak sorumluluk davalarına özgü olmak üzere görevli yargı yerinin belirlendiği, aynı kanunun Geçici 21. maddesinde; “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz.” denilmek sureti ile 2918 sayılı Yasa’nın 110. maddesinin, maddenin yürürlüğe girdiği 19.01.2011 tarihinde sonra açılacak davalara uygulanacağının açıklığa kavuşturulduğu, davacının uyuşmazlığa konu olaya ilişkin olarak Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 10.04.2012 dava açtığı görülmekle; geçici 21.madde nazara alındığında 2918 sayılı Yasa’nın 110. maddesinin somut olaya uygulanacağı tartışmasızdır.

Ayrıca, 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: “… Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” (Any. Mah.nin 26.12.2013 tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G. 27.3.2014, Sayı: 28954, s.136-147.)

Anayasa’nın 158 inci maddesinin son fıkrasında “ Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısiyle 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun’dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa’nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir.

Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 23.10.2012 gün ve E.2012/204 K:2012/490 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 23.10.2012 gün ve E.2012/204 K:2012/490 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 14.07.2014 gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Hasta refakatçisi olarak görevlendirilen davacının, görev emri gereğince 21.12.2011 tarihinde 56…… plakalı araçta hasta ile birlikte yolculuk yaptığı sırada gerçekleşen trafik kazası sonucu sürekli iş gücü kaybına uğradığı, ekonomik geleceğinin sarsıldığı, davalı idarenin Askeri personelin taşınması sırasında yeterli tedbirleri almamak suretiyle kusurlu davrandığı iddiasıyla maddi- manevi tazminat davası açılmıştır.

Adli ve Askeri İdari Yargı organlarınca karşılıklı görevsizlik kararlan verilmesi üzerine görevli yargı kolunun belirlenmesi için dosyanın gönderildiği Yüksek Mahkemece yapılan inceleme sonucu “Uyuşmazlığın 2918 sayılı yasadan kaynaklandığı, 2918 sayılı yasanın 110. maddesi gereğince uyuşmazlığın çözümünün Adli Yargının görev alanında bulunduğu” gerekçesiyle Adli Yargının görevli olduğuna oy çokluğu ile karar verilmiştir.

Sayın çoğunluğun, uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşüne katılamıyorum.

T.C. Anayasanın 157. maddesinde “Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin, Askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsabile asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin İdari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi”olduğu,

1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunun 2508 sayılı yasa ile değişik 20. maddesinde “Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Türk Milleti adına askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsabile asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini yapacağı”, Yasanın 21. maddesinde de “20. madde de belirtilen kişileri ilgilendiren ve Askeri hizmete ilişkin İdari işlem ve eylemden dolayı açılacak iptal ve tam yargı davalarının doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesince çözümlenip karara bağlanacağı” düzenlenmiştir.

Somut uyuşmazlıkta, davalı idarenin gerekli ve yeterli tedbirleri almadığı iddiasına dayalı olarak tam yargı davası açılmıştır.

Oluş, dava dilekçesindeki nitelendirme ve açıklanan yasal düzenlemeler karşısında asker kişiyi ilgilendiren, askeri hizmete işleyiş ve yürütülmesindeki varsa kusurun belirleneceği dava Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görev alanında kalmaktadır.

Sayın çoğunluk, Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.

11.01.2011 gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir.

Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır.

Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir.

Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır.

Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasındaHsıkan görev uyuşmazlıklannı sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.

2918 sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir.

Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir.

Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, İdare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.)

Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- İdari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, İdari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444)

Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik karannın bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir.

Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlannda da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.)

2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,

Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,

Hizmetin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olmasına göre,

Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.

 

 

Üye

Eyüp Sabri BAYDAR

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

14-ESAS NO : 2014/673

KARAR NO : 2014/735

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Uluslararası taşımacılık işi ile uğraşan davacılar murisinden, yük taşımak amacı ile Irak’a geçiş yaptığı 31.07.2007 tarihinden beri haber alınamaması ve bu nedenle gaipliğine karar verilmesi sonrasında, davacılar tarafından davalı idareye 4925 sayılı Kanunun 33. maddesi gereğince yapılan başvurunun reddi üzerine, söz konusu maddede düzenlenen tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesi istemi ile açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE, çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar : 1-M.T. 2-S.T.

Kendi Adına Asaleten Küçük Çocukları;3-K.T.4-A.T.5-R.T.6-A.T.7-F.T.8-S.T.9-F.T.

Vekili : Av. S.U.

Davalı : Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı

Vekili : Av. A.Ç.

O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların murisi İ.T.’un tır şoförü olduğunu, 31.07.2007 tarihinde 33…… plakalı çekici araç ve 33….... plakalı römorkla Irak’a yük taşıdığını, 31.07.2007 tarihinde Irak’a geçiş yaptığını ve bir daha kendisinden haber alınamadığını, bunun üzerine Akçakale Asliye Hukuk Mahkemesi’nde murisin gaipliğinin tespiti amacı ile dava açıldığını ve mahkemenin 07.09.2011 gün ve 2008/188 Esas, 2011/257 Karar sayılı kararı ile İ.T.’un gaipliğine karar verildiğini, bu karar ile davalı kuruma müracaat edildiğini ve Karayolları Taşıma Kanunu’nun 33. maddesinde; Ulaştırma Bakanı’nın; Bakanlıkça belirlenen usûl ve esaslar dahilinde kanunda belirtilen gelirlerden savaş, iç savaş, terör, kargaşa ve benzeri olağanüstü koşullara sahip ülkelerde uluslararası taşıma yaparken saldırıya uğrayıp hayatını kaybeden şoför ve beraberindeki Türk vatandaşlarının varislerine 40.000 Yeni Türk Lirası'na kadar ödeme yaptırmaya yetkili olduğunun düzenlendiğini, bu düzenleme gereğince davalı idareye yapılan müracaatın 14.06.2012 tarihli yazı cevabı ile reddedildiğini, bu işlemin hukuka aykırı olduğunu belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1000.00 TL tazminatın faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesi istemi ile adli yargı yerine dava açmıştır.

Davalı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; davaya konu talebin kanun gereği tazminat değil, davacının söz konusu yardımın sağlanması talebi olduğunu ve şartlarını taşımayan talebin reddine ilişkin işleme dayalı olarak açılan davanın idari yargıda çözümlenmesi gerektiğini belirterek; görev itirazında bulunmuştur.

Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi; 10.12.2013 gün ve 2013/169 Esas sayılı kararı ile; 4925 sayılı Yasa’nın yol göstermesi sonucu, davaya 2918 sayılı Yasa’nın 110. maddesi gereğince adli yargıda bakılması gerektiğini belirterek; görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı vekilinin idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; 12.03.2014 gün ve 2014/88 sayılı kararında aynen; “4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanununun "Ücretler" başlıklı 33. maddesinin beşinci fıkrasında "Ulaştırma Bakanı; Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar dahilinde, söz konusu gelirlerden;

1- Savaş, iç savaş, terör, kargaşa ve benzeri olağanüstü koşullara sahip ülkelerde uluslararası taşıma yaparken saldırıya uğrayıp hayatını kaybeden şoför ve beraberindeki Türk vatandaşlarının varislerine 40.000 Türk Lirası'na kadar, ödeme yaptırmaya yetkilidir." hükmü yer almaktadır.

Dosyanın incelenmesinden; davacılar tarafından, şoförlük yapan murislerinin kendisine ait araçla 2007 yılında Irak'a eşya götürdüğü ve bir daha geri dönmediği, 2011 yılında Akçakale Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla gaipliğine karar verildiğinden bahisle Karayolu Taşıma Kanununun 33. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca taraflarına 40.000 ödeme yapılması istemiyle Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına başvuruda bulunulduğu, yapmış oldukları başvurunun reddi üzerine adli yargı yerinde, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000 TL tazminata hükmedilmesi istemiyle adı geçen Bakanlığa karşı tazminat davası açtıkları anlaşılmaktadır.

Anayasanın 125. maddesinde, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiş, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde de, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, görüm ve çözümü idari Yargının görev alanına giren idari dava türleri arasında gösterilmiştir.

Bu anayasal ve yasal düzenlemelere göre, yargı yerlerinde tazminat istemiyle açılacak bir davanın İdari Yargı'nın görev alanına girebilmesi için; zararın doğması halı dışında, ortada, öncelikle, bu zararı doğuran idari bir işlem veya eylemin bulunması, zararla bu işlem ya da eylem arasında illiyet bağının kurulabilmesi gereklidir.

Bir idari işlem ya da eylemin varlığı ise, kamu hizmeti yürütümü amacıyla, kamu gücü kullanılarak bir kamu idaresi tarafından yapılmış bir faaliyetin bulunmasına bağlıdır.

İdare işleviyle ilgili ve tek taraflı irade beyanına dayalı olarak hukuki sonuç doğuran tasarruflar olarak tanımlanan idari işlemler, kural olarak idare makamlarınca tesis edilmektedir.

Bu durumda, davacıların Karayolu Taşıma Kanununun ilgili maddesi uyarınca taraflarına 40.000 TL ödeme yapılmasını istemi ile yapmış oldukları başvurunun reddi üzerine açmış oldukları tazminat davası, idari işlem nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazminine ilişkin bulunduğundan görüm ve çözümü idari yargı yerine ait bulunmaktadır.” şeklindeki gerekçesi ile 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU , Mehmet AKBULUT ’un katılımlarıyla yapılan 14.7.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bakımından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ve Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, uluslararası taşımacılık işi ile uğraşan davacılar murisinden, yük taşımak amacı ile Irak’a geçiş yaptığı 31.07.2007 tarihinden beri haber alınamaması ve bu nedenle gaipliğine karar verilmesi sonrasında, davalı idareye 4925 sayılı Kanunun 33. maddesi gereğince yapılan başvurun reddi üzerine, söz konusu maddede düzenlenen tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesi istemi ile açılmıştır.

4925 sayılı Karayolları Taşıma Kanunu’nun ‘Amaç’ başlıklı 1. maddesinde; “Bu Kanunun amacı; karayolu taşımalarını ülke ekonomisinin gerektirdiği şekilde düzenlemek, taşımada düzeni ve güvenliği sağlamak, taşımacı, acente ve taşıma işleri komisyoncuları ile nakliyat ambarı ve kargo işletmeciliği ve benzeri hizmetlerin şartlarını belirlemek, taşıma işlerinde istihdam edilenlerin niteliklerini, haklarını ve sorumluluklarını saptamak, karayolu taşımalarının, diğer taşıma sistemleri ile birlikte ve birbirlerini tamamlayıcı olarak hizmet vermesini ve mevcut imkanların daha yararlı bir şekilde kullanılmasını sağlamaktır.” denilmek sureti ile kanunun, ülke ekonomisinin gerektirdiği şekilde karayolu taşımacılığının düzenlenmesi ve karayolunda düzen ve güvenliğin sağlanması amacı ile yapıldığının belirtildiği görülmektedir.

4925 sayılı Karayolları Taşıma Kanunu’nun ‘Kapsam başlıklı 2. maddesinde; “Bu Kanun kamuya açık karayolunda motorlu taşıtlarla yapılan yolcu ve eşya taşımalarını, taşımacıları, taşıma acentelerini, taşıma işleri komisyoncularını, nakliyat ambarı ve kargo işletmecilerini, taşıma işlerinde çalışanlar ile taşımalarda yararlanılan her türlü taşıt, araç, gereç, yapıları ve benzerlerini kapsar.

Ancak, özel otomobillerle ve bunların römorklarıyla yapılan taşımalar, genel ve katma bütçeli dairelerle, il özel idareleri, belediyeler, üniversiteler ve kamu iktisadi teşebbüslerine ait otomobillerle yapılan taşımalar, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait motorlu taşıt ve bunların römorkları ile yapılan taşımalar, lastik tekerlekli traktörlerle çekilen römorklarla yapılan taşımalar bu Kanun hükümlerine tabi değildir.

İl sınırları içerisindeki taşımalar ile yüz kilometreye kadar olan şehirlerarası taşımaların düzenlenmesi il ve ilçe trafik komisyonları ile işbirliği yapılmak suretiyle ilgili valiliklere, belediye sınırları içerisindeki şehiriçi taşımalar belediyelere bu Kanuna göre düzenlenecek yönetmelik esasları dahilinde bırakılabilir.

Uluslararası anlaşmalar ile savaş hali, sıkıyönetim, olağanüstü hal ve doğal afet durumlarında uygulanacak hükümler saklıdır.” denilmek sureti ile kanunun uygulama alanı belirlenmiş ve uluslararası taşımacılık işi ile uğraşan kişilerin kanun dışında olacağına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Ek olarak; Türkiye ile Irak arasında, 18.10.1980 tarihinde 8/1980 sayılı Türkiye ve Irak Arasında Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Antlaşması’nın imzalandığı, antlaşma metni incelendiğinde; 4925 sayılı Kanun’un 33.maddesine ilişkin yetki ve görev yönünden ayrıksı bir düzenleme yapılmadığı görülmüştür.

4925 sayılı Karayolları Taşıma Kanunu’nun ‘Ücretler’ başlıklı 33. Maddesinin 5. fıkrasında;“ (Ek fıkra: 21/04/2005 - 5335 S.K./21.mad) Ulaştırma Bakanı; Bakanlıkça belirlenen usûl ve esaslar dahilinde, söz konusu gelirlerden;

1) Savaş, iç savaş, terör, kargaşa ve benzeri olağanüstü koşullara sahip ülkelerde uluslararası taşıma yaparken saldırıya uğrayıp hayatını kaybeden şoför ve beraberindeki Türk vatandaşlarının varislerine 40.000 Yeni Türk Lirası'na kadar,

2) Bakanlık, Döner Sermaye İşletmesinin mali imkânları ölçüsünde olmak üzere; ticari yolcu ve eşya taşımalarında kullanılan otobüs, minibüs, kamyonet, traktör, kamyon, tanker ve çekicilerden yaşları ilgili mevzuatın getirdiği yaş sınırının üzerinde olanları devir alabilir, devir alınan taşıtların sahiplerine ve karayolu yatırım projelerine,

Ödeme yaptırmaya yetkilidir.” şeklindeki düzenleme ile Ulaştırma Bakanı’na uluslararası alanda taşımacılık yapan kişilerin güvenlik gereği uğradıkları mağduriyetlerin giderilmesi amacı ile tazminat ödenmesine karar verme yetkisi tanınmıştır.

Davaya konu olayda; davacıların murisi İbrahim Tok’un 31.07.2007 günü yük taşımak amacı ile Irak’a geçiş yaptığı ve kendisinden o tarihten itibaren haber alınamadığı, bunun üzerine murisleri tarafından gaipliğine karar verilmesi istemi ile Akçakale Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açıldığı, Mahkemenin 07.09.2011 gün ve 2008/188 Esas, 2011/257 Karar sayılı kararı ile İbrahim Tok’un gaipliğine karar verdiği, bunun üzerine davacılar tarafından 4925 sayılı Kanun’un 33. maddesinde belirtilen tazminatın ödenmesi istemi ile davalıya müracaat edildiği ancak olumlu cevap alınmadığı ve maddede belirtilen tazminatın davalıdan tahsili istemi ile eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.

4925 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesi, “ savaş, iç savaş, terör, kargaşa ve benzeri olağanüstü koşullara sahip ülkelerde uluslar arası taşıma yaparken saldırıya uğrayıp hayatını kaybeden şoför ve beraberindeki Türk vatandaşlarının varislerine, Ulaştırma (yeni teşkilatlanmayla Ulaştırma, Habercilik ve Denizcilik) Bakanı’nın uygun görmesi üzerine, 40.000 Yeni Türk Lirası’na (yeni düzenlemeyle Türk Lirasına) kadar ödeme yapılması” imkanını öngörmektedir. İlgili varislerin başvurusu üzerine, vefat eden kişinin maddede belirtilen şartlar altında vefat edip etmediği, varislerin öngörülen tazminata müstehak olup olmadığı hususları Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı’nca incelenip değerlendirilecek ve bu konuda müspet yada menfi bir karar verilecektir. Bu kararın re’sen, tek yanlı ve icrai biçimde tesis edilen bir idari işlem olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Bu işlemden kaynaklanan tazminat istemli bir davanın da tam yargı davası mahiyetinde olacağı kuşkusuzdur.

Bu durumda, davacılar tarafından 4925 sayılı Kanun’un 33. maddesi gereğince kendilerine tazminat bağlanmasına ilişkin talebin davalı idarece, gerekli koşulların oluşmadığından bahisle reddi üzerine davacılar tarafından açılan tazminat davasının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde belirtilen; idari işlemler nedeni ile hakları muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davası niteliğinde olduğu; bu nedenle açılan davanın görüm ve çözümünde idari yargının görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Ayrıca her ne kadar; Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi, davalı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin kararında 4925 sayılı Kanun’un yol göstermesi ile dava konusu olaya 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin uygulanması gerektiğini belirterek görev itirazının reddine karar vermiş ise de; 2918 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde; “Bu Kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” şeklindeki düzenleme ve yine 110. maddesinde; “ İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür.” şeklindeki düzenleme gereğince, 2918 sayılı Kanun’un Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları dahilinde karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamakla görevli idarenin, bu sorumluluğunu gereği gibi yerine getirmemesinin bir sonucu olarak açılacak davaların adli yargıda görüleceğini düzenlediği, dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti karayolu sınırlarında gerçekleşmeyen muhtemel bir güvenlik ihlali nedeni ile meydana geldiği iddia edilen olaya dayalı olarak, 4925 sayılı Kanun’un 33. maddesine göre açılan tazminat davasının, bu kapsamda değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmakla; davanın 2918 sayılı Yasa’nın 110. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve adı geçen yasanın 110. maddesi gereğince adli yargıda görülmesi yönündeki yerel mahkeme gerekçesi yerinde görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı vekilinin görev itirazının, Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN, Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 10.12.2013 gün ve 2013/169 Esas sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 14.7.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

15-ESAS NO : 2014/678

KARAR NO : 2014/738

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının taşınmazı üzerinde konulan kısıtlamanın (hukuki el atmanın) yol açtığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın imar planından kaynaklanan tazminat davaları kapsamında İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar : 1-V.İ. 2-A.İ. 3-M.İ.

Vekili : Av. A.E.

Davalılar : 1-Sağlık Bakanlığı

Vekili : Av. U.Y.Ç.

2-Bağcılar Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. Ş.A.

O L A Y : Davacılar vekili, müvekkillerinin, İstanbul İli, Bağcılar İlçesi, Mahmutbey Mahallesi F21-C-17-D- 3-C 245DS2A Pafta, 1231 Parsel, 3280 m2 miktarlı taşınmazda hissedar olduklarını; bu taşınmazın Bağcılar Belediye Başkanlığının 13/08/1999, 16/03/2001, 19/04/2004, 15/09/2008 tarihli; 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında kısmen sağlık tesis alanında kaldığını, fakat davalının bugüne kadar kamulaştırma yapmadığını, planda da sağlık tesis alanından çıkarılması ile ilgili de bir beyanda bulunmadığını; müvekkillerinin tapuda malik göründüğünü fakat taşınmazın pratikte devletin olduğunu, çünkü imarla ilgili sınırlandırma nedeni ile pratikte bir verim alamadıklarını, hukuken işgal edilmesi nedeni ile 'kamulaştırmasız el atma davası açma zarureti doğduğunu; uzun yıllar programa alınmayan imar planının fiilen hayata geçirilmemesi nedeniyle açılan davada idarenin sorumlu olacağı; idarenin el attığı yerde yıllarca işlem yapmaması halinde, kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davasının kabulüne karar verileceği yolunda Yargıtay kararları bulunduğunu ifade ederek; müvekkillerinin taşınmazına davalı idarece kamulaştırmasız(hukuki işgal) el atılmasından dolayı fazlaya ait talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000.TL.nin davalı idareden dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsili ve davacılılara ödenmesine, taşınmazın davalı idarelere terkinine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı İdareler süresi içinde görev itirazında bulunmuşlardır.

BAKIRKÖY 6.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 8.3.2013 gün ve E:2012/183 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Bağcılar Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında sağlık tesisi alanı olarak ayrılan taşınmazın değerinin ödenmesi ve taşınmazın tapu kaydının terkininin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmazlara yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın taşınmazın değerinin ödenmesi istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; nitekim, 11.06.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 21'inci maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 14.7.2014 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Bağcılar Belediye Başkanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı ile anılan davalı idare yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmazına, imar planında sağlık tesisi alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000,00 TL'si bedelin faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Dava dosyasında bulunan Bağcılar Belediye Başkanlığı Plan ve Proje Müdürlüğünün 31.5.2012 tarih ve M.34.3.BAĞ.0.29.-310.01(04/3314)-38705 sayılı yazısının incelenmesinden; dava konusu parselin, 18.04.2008 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planında kısmen sağlık tesis alanında, kısmen yol alanında, kısmen metro güzergâhında, kısmen MIA alanında ve kısmen yeşil alanda kaldığı; 15.09.2008 tasdik tarihli 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planında da kısmen sağlık tesis alanında, kısmen yol alanında, kısmen MIA alanında ve kısmen yeşil alanda kaldığı; parsel üzerinde yer alan sağlık tesis alanı fonksiyonunun 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı üzerinde yer aldığı; 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planlarının 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunun 7-b maddesi gereği Büyükşehir Belediyesi sorumluluğunda olduğu; bu nedenle yapılacak düzenleyici işlemin Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilmesinin gerektiği; 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planında yapılacak düzenlemeye müteakip olarak 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planında da gerekli düzenlemenin yapılmasının mümkün olabileceği belirtilmiş; dosya kapsamında yapılan incelemede; taşınmaz üzerinde imar planı kapsamında herhangi bir tesis yapıldığına ilişkin bilgiye ulaşılamamış ayrıca; sorulması üzerine Bakırköy 6.Asliye Hukuk Mahkemesince gönderilen 28.5.2014 tarih ve E:2012/183 sayılı yazıda; dava konusu taşınmaza ilişkin olarak keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmadığının bildirildiği anlaşılmıştır.

Olayda, davacıların hissedar olduğu taşınmazın İmar Planında sağlık tesisi alanı kullanımında kaldığı, aradan uzun süre geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planında yer alan davacılara ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E:2013/603, K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Bağcılar Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Bakırköy 6.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan Bağcılar Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Bakırköy 6.Asliye Hukuk Mahkemesinin 8.3.2013 gün ve E:2012/183 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 14.7.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

16-ESAS NO : 2014/681

KARAR NO : 2014/740

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Baştabipliği’nde hemşire olarak görevli olan davacının, eşinin Ankara’da çalışması, ailesinin Ankara’da yaşaması ve kendisinin de 3 aylık riskli gebeliğinin bulunması nedenleri ile Gülhane Askeri Tıp Akademisi Ankara Hastanesi’nde çalışan personel ile karşılıklı yer değiştirme sureti ile atamasının yapılması isteminin davalı idarece reddine dair işlemin iptali istemiyle açılan davanın, ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : A.Y.

Vekili : Av. A.K.

Davalı : Milli Savunma Bakanlığı

Vekili : Av. E.S.

O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Baştabipliği Kadın Doğum Servisi’nde 08.11.2010 tarihinden beri hemşire olarak görev yaptığını, 15.04.2013 tarihli dilekçe ile eşinin Ankara’da özel sektörde makine mühendisi olarak çalışması nedeni ile bir yılı aşkın bir süredir eşi ile ayrı şehirlerde yaşamak zorunda kaldıklarını, 3 aylık riskli gebeliğinin bulunduğunu, ailesinin Ankara’da olması nedeni ile maddi sıkıntılar çektiğini, ailesinden ayrı olması nedeni ile bedenen ve ruhen sıkıntılar yaşadığını belirterek; Ankara GATA’da Anestezi Rean. Kliniğinde görev yapan B.E.ile karşılıklı olarak yer değiştirmek sureti ile atamasının yapılmasını talep ettiğini, ancak talebinin davalı idarenin 24.06.2013 tarihli yazısı ile eşinin memur statüsünde olmaması gerekçe gösterilerek reddedildiğini, yine daha önce de davacının hemşire Çiğdem Yıldırım ile karşılıklı yer değiştirme talebinin davalı idarenin 24.09.2012 tarihli yazısı ile zorunlu hizmet süresinin dolmaması gerekçe gösterilerek reddedildiğini, yapılan işlemlerin 657 sayılı Kanun’un 72 ve 73. maddelerine, Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarında Görevli Devlet Memurlarının Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği’nin 9. maddesine, Anayasa’nın 41. maddesinde düzenlenen ailenin korunması hakkına aykırı olduğunu belirterek; Gnkur. Bşk.lığının 24 Haziran 2013 tarih ve PER: 26702250-1210-1300-13/Per.îşl.D.Svl.Me.ve İşçi Ş.(4) 12575880 sayılı iki sivil memurun karşılıklı olarak atanma talebinin reddine dair işleminin iptaline karar verilmesi istemi ile idare mahkemesinde dava açmıştır.

Davalı Milli Savunma Bakanlığı vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.

İstanbul 3. İdare Mahkemesi: 24.12.2013 gün ve 2013/1897 Esas sayılı kararı ile; “1602 sayılı Yasa'nın değişik 20. Maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

Davacının GATA Haydarpaşa E.A.H'de kadın doğum servisinde hemşire olarak görev yaptığı göz önüne alındığında, 1602 sayılı Yasa'nın 20. Maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır.

Dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığı yönünden yapılan incelemede ise, idari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden "askeri hizmete ilişkin" olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlilik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir.

Olayda, davanın konusunu, davacının Ankara GATA 'da görevli bir memurla karşılıklı yer değiştirme talebinin reddine ilişkin işlemin oluşturduğu ve bu işlemin askeri hizmete ilişkin bir yanının bulunmadığı kuşkusuzdur.

Belirtilen duruma göre ve olayda Anayasa'nın 157. ve 1602 sayılı Yasa'nın 20.maddelerinde öngörülen asker kişiyi ilgilendirme ve askeri hizmete ilişkin bulunma koşulları birlikte gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli bulunduğu sonucuna varılmıştır.” şeklindeki gerekçesi ile davalı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı vekilinin askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı; 31.03.2014 gün ve 2014/15 sayılı kararında aynen, “Mahkemesinin bir davada görevli olabilmesi için idari işlemin "Asker kişiyi ilgilendirmesi" ve Askeri hizmete ilişkin olması" gereklidir. Kanun koyucu gerek ilgili madde düzenlemelerinde gerekse kanun gerekçesinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görevli olduğu idari işlemi tesis eden makam yönünden (organik bakımdan) ve işlemin konusu bakımından birtakım değerlendirme ve kabullerden hareket etmiştir. Buna göre; Milli Savunma Bakanlığı ile Askeri makamlarca asker kişiler hakkında tesis edilen işlemler askeri hizmete ilişkindir. Kanun koyucunun 1602 sayılı Kanun'un genel gerekçesi ile Kanun'un 20'nci madde gerekçelerinde yer verdiği ifadelerden; idari işlemi tesis eden makam yönünden Milli Savunma Bakanlığı ile Askeri makamlarca asker kişiler hakkında tesis edilen tüm işlemler, sivil kişiler hakkında tesis edilen askerlik yükümlülüğüne ilişkin işlemler askeri hizmete ilişkindir. Başka bir anlatımla idari işlemin organik yönü bakımından işlemi tesis eden idari makamların Milli Savunma Bakanlığı ile Askeri makamların olması durumunda idari işlem askeri hizmete ilişkindir. Dolayısıyla Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ile her derecedeki komutanlıklar tarafından tesis edilen işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıklarda Askeri Yüksek İdare Mahkemesi görevlidir. Bir diğer ifadeyle Kanun, tüzük, yönetmelik, yönerge ve diğer düzenleyici alt mevzuatta askeri makamlar ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından tesis edilmesi öngörülen idari işlemler askeri hizmete ilişkindir ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevine girmektedir. Askeri makamlarca sivil kişiler hakkında tesis edilen askerlik yükümlülüğüne ilişkin işlemler askeri hizmete ilişkindir. Kanun koyucu askerlik yükümlülüğüne ilişkin uyuşmazlıklarda asker kişi olma koşulunu kaldırmış ve bu işlemlerin de askeri hizmete ilişkin olduğunu belirtmiştir. 1325 sayılı Milli Savunma Bakanlığı Görev ve Teşkilatı Hakkında Kanun'un 2'nci maddesi ile barışta ve savaşta asker alma hizmetlerini yürütme görevi Milli Savunma Bakanlığı tarafından yerine getirilmektedir.

Milli Savunma Bakanlığı ile Askeri makamlarca asker kişiler hakkında tesis edilen sivil kişiler hakkında tesis edilen askerlik yükümlülüğüne ilişkin işlemler askeri hizmete ilişkindir. Milli Savunma Bakanlığı ile Askeri makamların dışındaki idari makamlarca asker kişiler hakkında tesis edilen "askeri hizmetin yürütülmesine ilişkin" işlemler askeri hizmete ilişkindir. İdari işlemin yargısal denetiminde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görevli olabilmesi için idari işlemin mutlaka Milli Savunma Bakanlığı ve Askeri makamlar tarafından tesis edilmesi gerekmemektedir. Belirtilen makamların dışında kalan idari makamların asker kişiler hakkında tesis ettikleri idari işlemlerin "Askeri hizmete ilişkin" olması durumunda idari yargı denetiminde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi görevlidir. Kanun koyucu Askeri hizmete ilişkin" olma kavramından, o idari işlemin "Askeri hizmetin yürütülmesi' ile ilgili olmasını amaçlamıştır. "Askeri hizmetin yürütülmesi" ile ilgili idari işlemler askeri hizmetle ilgisi bulunan personele hak bahşeden ya da yükümlülük getiren işlemlerdir. 1602 sayılı Kanun un 20'nci maddesi değişiklik görüşmelerinde askeri olmayan makamların asker kişiler hakkında askeri hizmetin yürütülmesine ilişkin tasarrufları belirtilirken yer verilen makam tazminatı, emeklilik süresi gibi örneklerin askeri hizmetten kaynaklı özlük hakları olduğu görülmektedir. 1602 sayılı Kanun'un 22 ve 23'üncü maddelerinde atanma, yer değiştirme, nasıp, sicil, kademe ilerletilmesi, terfi, emeklilik, maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin iptal ve tam yargı davaları ile istifa, hizmet yükümlülüğü, askeri akademiler, askeri öğrenci ve yedek subay işlemlerinin askeri hizmetin yürütülmesine ilişkin olduğu kanun koyucu tarafından belirtilmiş ancak bu sayılanlarla sınırlı tutulmamıştır. Kanun'da sayılan işlemler personelin özlük haklarına ya da yükümlülüklerine yöneliktir. Bu nedenle asker kişilerin askeri hizmet ile ilgisi nedeniyle, muvazzaf ya da emekli askeri personel statüsünden kaynaklanan özlük hakları ya da yükümlülüklerine ilişkin idari işlemler, askeri hizmetin yürütülmesine dolayısıyla askeri hizmete ilişkindir.

İdari işlemler idare fonksiyonu içerisinde kamu gücüne dayalı olarak tesis edilen ve bireysel hukuki durumlarda değişiklik yapan işlemlerdir. Bu kapsamda "askeri makamlar" kanunlarla tevdi edilen askeri hizmetin yürütülmesine ilişkin kamu hizmetini yerine getirmekle görevli ve yetkili olduklarından kendi sorumluluk alanları içerisinde asker kişiler hakkında tesis ettikleri işlemlerin askeri hizmete ilişkin olmaları nedeniyle bu uyuşmazlıkların çözüm yeri Askeri Yüksek İdare Mahkemesidir. Görev konusu belirlenirken idari işlemin ya da düzenleyici işlemin tesisinde salt asker kişinin veya askeri hizmetin özelliklerinin dikkate alınmasının, diğer kamu görevlileri ile sivil kişiler yönünden farklı kuralların öngörülmesinin bir önemi bulunmamaktadır. Kanun koyucu tarafından Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görev alanının belirlenmesinde; "Asker kişi" ve "Askeri hizmete ilişkin olma" koşullarının yanı sıra "Sivil hizmete ilişkin olmama" gibi bir olumsuz koşul getirilmemiştir. Başka bir anlatımla sonuçların sadece askeri hizmete ilişkin olması gibi bir kriter kanun koyucu tarafından öngörülmemiştir. Bu nedenle işlemin sebep unsuru aynı hukuki kurala ilişkin olsa bile askeri hizmete ilişkin bir özlük hakkının ya da yükümlülüğünün söz konusu olduğu durumlarda görevli yargı mercii Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin olması gerekmektedir. Görev konusu kamu düzenine ilişkindir. Kanun metinlerinin ve sözcüklerinin, hukuk dilindeki anlamlarına göre anlaşılmaları gerekir. (Anayasa Mahkemesi’nin 25.5.1999 gün ve E. 1999/23 K. 1999/18 sayılı kararı)

Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görevli sivil memurların atanma ve karşılıklı atanma işlemleri 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda düzenlenmiştir. Sivil memurların bu haktan yararlanabilmeleri için Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görevli olmaları ve atamaya ilişkin koşulları sağlamaları gerekmektedir. Atama işlemleri askeri hizmetin yürütülmesinde* kaynaklanan bir hak ve yükümlülük olarak düzenlenmiştir. Bir başka anlatımla Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görevli sivil memurlar askeri hizmet ile ilgileri nedeniyle atanma işleminden yararlanabilmektedirler. Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görevli sivil memurların atanmasına yönelik işlemler askeri makamlarca tesis edilmesi ve askeri hizmetin yürütülmesinden kaynaklı bir hak ve yükümlülük olması nedeniyle askeri hizmete ilişkindir ve uyuşmazlığın çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi görevlidir. Belirtilen nedenlerle konusu atama işleminden doğan uyuşmazlıkların; işlemin askeri makamlarca tesis edilmesi ve askeri hizmetin yürütülmesinden kaynaklı bir hak olması nedeniyle görevli yargı yerinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi olduğu yönündeki bir kabul gerek ilgili düzenlemeler gerekse Kanun koyucunun amacı ile uyumlu olacaktır. Bu yöndeki bir kabul aynı zamanda Anayasanın Hak Arama Hürriyeti başlıklı 36'ncı maddesinde yer verilen; “...Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." buyurucu kuralı ile, Anayasanın Kanuni Hâkim Güvencesi başlıklı 37'nci maddesinde yer verilen; "Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz..." buyurucu kuralına da uyarlı olacaktır.” şeklindeki gerekçesi ile davanın askeri idari yargı yerinde görülmesinin gerektiğini belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU , Mehmet AKBULUT ’un katılımlarıyla yapılan 14.7.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Milli Savunma Bakanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı’nca, davalı Milli Savunma Bakanlığı bakımından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki sözlü, AYİM Savcısı Halit ÜNKAZAN’ın davada askeri idari yargı yerinin görevli olduğu yolundaki sözlü ve yazılı açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Baştabipliği’nde hemşire olarak çalışan davacının, eşinin Ankara’da çalışması, ailesinin Ankara ‘da yaşaması, kendisinin de 3 aylık riskli gebeliğinin bulunması ve Gülhane Askeri Tıp Akademisi Ankara Hastanesi’nde çalışan B.E.isimli çalışanın da rızasının bulunması nedenleri ile, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Ankara Hastanesi Anestezi Rean. Kliniğinde görev yapan B.E.ile karşılıklı yer değiştirme sureti ile atmasının yapılması isteminin reddine dair, Gnkur. Bşk.lığının 24 Haziran 2013 tarih ve PER: 26702250-1210-1300-13/Per.îşl.D.Svl.Me.ve İşçi Ş.(4) 12575880 sayılı işleminin iptaline karar verilmesi istemi ile açılmıştır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun ‘Yer Değiştirme Sureti İle Atanma’ başlıklı 72. Maddesinde; “ (Değişik madde: 12/05/1982 - 2670/25 md.) Kurumlarda yer değiştirme suretiyle atanmalar; hizmetlerin gereklerine, özelliklerine, Türkiye'nin ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım şartları yönünden benzerlik ve yakınlık gösteren iller gruplandırılarak tespit edilen bölgeler arasında adil ve dengeli bir sistem içinde yapılır.

(Değişik fıkra: 09/04/1990 - KHK - 418/5 md.; İptal: Anayasa Mahkemesi'nin 05/02/1992 tarih ve E.1990/22, K.1992/6 Sayılı Kararı ile; Yeniden düzenlenen fıkra: 18/05/1994 - KHK/ 527/5 md.) Yeniden veya yer değiştirme suretiyle yapılacak atamalarda; aile birimini muhafaza etmek bakımından kurumlar arasında gerekli koordinasyon sağlanarak memur olan diğer eşin de isteği halinde ataması, atamaya tabi tutulan memurun atandığı yere 74 ve 76 ncı maddelerde belirtilen esaslar çerçevesinde yapılır. Yer değiştirme suretiyle atanmaya tabi memurun atandığı yerde eşinin atanacağı teşkilatın bulunmaması ya da teşkilatı olmakla birlikte niteliğine uygun münhal bir görev bulunmaması ve ilgilinin de talebi halinde, bu personele eşinin görev süresi ile sınırlı olmak üzere aşağıdaki şartlarda izin verilebilir.

(Ek fıkra: 09/04/1990 - KHK - 418/5 md.; İptal: Anayasa Mahkemesi'nin 05/02/1992 tarih ve E.1990/22, K.1992/6 Sayılı Kararı ile; Yeniden düzenlenen fıkra: 18/05/1994 - KHK/ 527/5 md.) Bu suretle izin verilenlere, aylık ve diğer ödemelerine karşılık olarak, aylık (taban ve kıdem aylığı dahil), ek gösterge, zam ve tazminatlarının kanuni kesintiler düşüldükten sonraki net miktarının, eşleri;

a) Olağanüstü Hal Bölgesine dahil illerle bu illere mücavir olarak belirlenen illerde görevli olanlara %60'ı,

b) Kalkınmada 1 inci derecede öncelikli yörelerde görevli olanlara %50'si,

c) Kalkınmada 2 nci derecede öncelikli yörelerde görevli olanlara %25'i, kurumlarınca kadro tasarrufundan ödenir.

Eşleri diğer yörelerde görevli olanlar ise ücretsiz izinli sayılır.

Ek fıkra: 09/04/1990 - KHK - 418/5 md.; İptal: Anayasa Mahkemesi'nin 05/02/1992 tarih ve E.1990/22, K.1992/6 Sayılı Kararı ile; yeniden düzenleme: 18/05/1994-KHK/ 527/5 md.) Yukarıda sayılanların kadroları eşlerinin görevlendirme süresiyle sınırlı olarak saklı tutulur. Ancak, bu süre memuriyet boyunca 4 yılı hiç bir surette geçemez. Bunların kademe ilerlemesi; emeklilik ve diğer bütün hakları ve yükümlülükleri devam eder. Ancak ücretsiz izin verilenlerin bu sürelerinin emeklilikten sayılabilmesi için kesenek ve kurum karşılıklarının her ay kendileri tarafından T.C. Emekli Sandığına yatırılması gerekir.

(Değişik fıkra: 29/11/1984 - KHK - 243/13 md.) Memurların atanamayacakları yerler ve bu yerlerdeki görevler ile kurumların özellik arz eden görevlerine atanabilmeleri için hangi kademelerde ne kadar hizmet etmeleri gerektiği ve yer değiştirme ile ilgili atama esasları Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak bir yönetmelikle belirlenir. Kurumlar atamaya tabi olacak personeli için bu yönetmelik esaslarına göre Devlet Personel Başkanlığının görüşünü almak suretiyle bir personel ve atama planı hazırlar.” şeklindeki düzenleme ile devlet memurlarının yer değiştirme sureti ile atanmalarında izlenecek usul ve esaslar genel hatları ile belirlenmiş, ayrıntıların Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak bir yönetmelikle belirleneceği belirtilmiştir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun ‘Karşılıklı Olarak Yer Değiştirme’ başlıklı 73. maddesinde; “(Değişik madde: 30/05/1974 - KHK/12; Aynen kabul: 15/05/1975 - 1897/1 md.) Aynı Kurumun başka başka yerlerde bulunan aynı sınıftaki memurları, karşılıklı olarak yer değiştirme suretiyle atanmalarını isteyebilirler. Bu isteğin yerine getirilmesi atamaya yetkili amirlerince uygun bulunmasına bağlıdır.” şeklindeki düzenleme ile devlet memurlarının karşılıklı olarak yer değiştirmek sureti ile atama talebinde bulunabilecekleri, taleplerinin yerine getirilmesi için yetkili amirlerinin uygun görüş vermelerinin gerektiği belirtilmiştir.

Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarında Görevli Devlet Memurlarının Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği’nin 2. Bölümünün ‘Atamalarda Göz Önünde Bulundurulacak Hususlar’ başlıklı 9. maddesinde; (1) Atamalarda aşağıdaki hususlar göz önünde bulundurulur:

a) Atamalarda aile bütünlüğünün muhafaza edilmesi bakımından, eş ve sağlık durumları, ilgili kurumlar arasında gerekli koordinasyon sağlanarak dikkate alınır.

b) Aynı kurumda çalışıp da atanma talebinde bulunan eşlerden ast durumunda olanın görev yeri üst durumda olana bağlı olarak değiştirilir.

c) Farklı kurumlarda çalışıp da atanma talebinde bulunan eşlerden unvan, kadro ve görev bakımından daha aşağıda bulunanın görev yeri üst durumda olana bağlı olarak değiştirilir.

ç) Önceki görev yerinden disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle atamaya tabi tutulan memurların, eski görev yerlerine yeniden atanma istek ve teklifleri dikkate alınmaz.

d) (Değişik ibare:RG-2/10/2013-28783) Engelli memurların atanmak istedikleri yerde boş kadro bulunması halinde kadroları ile birlikte atamaları yapılabilir.

e) Terör eylemleri etkisi ve sebebiyle şehit olan veya çalışamayacak derecede malul olan ya da malul olup da çalışabilir durumda olan kamu görevlileri ile er ve erbaşların, Devlet memuru olarak görev yapan eş ve çocukları ile anne, baba ve kardeşlerinin; yer değiştirme suretiyle atanma talepleri, bu durumlarının ilgili yerlerce belgelendirilmiş olması kaydıyla, kadro imkânları da dikkate alınmak suretiyle bu Yönetmelikteki kısıtlayıcı hükümlere bakılmaksızın öncelikle gerçekleştirilir.

f) (Ek:RG-3/8/2012-28373) Aynı kurumun başka başka yerlerde bulunan aynı sınıftaki memurları, karşılıklı olarak yer değiştirme suretiyle atanmalarını isteyebilirler. Bu isteğin yerine getirilmesi atamaya yetkili amirin uygun bulmasına bağlıdır.” denilmek sureti ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 73. maddesine paralel şekilde, memurların karşılıklı atama taleplerini kabul edilmesi yetkili amirin bu talebi uygun görmesine bağlanmış ve talebin hangi kriterler baz alınarak değerlendirileceği madde madde belirtilmiştir.

Anayasa’nın 157.maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinin birinci fıkrasında, “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz” denilmiştir.

Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

Davacının 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu eylemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır.

Dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince:

İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.

Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde; davacının Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hemşire olarak çalıştığı, eşinin Ankara‘da özel sektörde mühendis olarak çalıştığı ve ailesinin de Ankara’da yaşadığı, davacının 3 aylık riskli gebeliğinin de dikkate alınarak karşılıklı atamaya rızası olan Gülhane Askeri Tıp Akademisi Ankara Hastanesi’nde çalışan B.E.ile yer değiştirme sureti ile atamasının yapılmasını istediği, bu amaçla davalı kuruma 15.04.2013 tarihinde müracaat ettiği, ancak talebinin Gnkur. Bşk.lığının 24 Haziran 2013 tarih ve PER: 26702250-1210-1300-13/Per.îşl.D.Svl.Me.ve İşçi Ş.(4) 12575880 sayılı kararı ile reddedildiği, bunun üzerine işlemin iptali istemi ile genel idari yargıda dava açtığı anlaşılmıştır.

Tüm bu tespitler ve yukarıda ayrıntısı ile açıklanan yasal mevzuat hükümleri hep birlikte değerlendirildiğinde; 657 sayılı Kanunu’nun 36. maddesinin 3. bendinde düzenlenen sağlık hizmetleri sınıfında yer alan davacının, 657 sayılı Yasa’nın 72. maddesi ve Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarında Görevli Devlet Memurlarının Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği 9. maddesinde belirtilen şartları taşıdığı iddiası ile yine 657 sayılı Kanun’un 73.maddesi ve Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarında Görevli Devlet Memurlarının Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği 9. maddesinin f bendi gereğince yaptığı karşılıklı atama başvurusunun reddine ilişkin işlemin, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gereklerin göz önünde tutularak yapıldığı anlaşılmakla; askeri hizmete ilişkin olduğu kanaatine ulaşılmıştır.

Buradan hareketle dava konusu işlemin, asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, icra ettiği askeri görevler kapsamındaki tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve yükümlülükleri, askeri hizmetten kaynaklanan durumları, askeri görevlerin icra ediliş biçimleri, askeri kural ve gerekleri göz önünde tutularak değerlendirilmesinde “askeri hizmete” ilişkinlik unsurunun gerçekleştiğinin kabulü gerekir.

Belirtilen durumlara göre ve olayda Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerinde öngörülen, idari eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleştiğinden, davanın görüm ve çözümü Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Davalı Milli Savunma Bakanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin İstanbul 3. İdare Mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ’NİN görevli olduğuna, bu nedenle AYİM Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Milli Savunma Bakanlığı vekilinin görev itirazının İstanbul 3. İdare Mahkemesi’nce reddine ilişkin 24.12.2013 gün ve 2013/1897 Esas sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 14.7.2014 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

17-ESAS NO : 2014/682

KARAR NO : 2014/741

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının taşınmazı üzerinde konulan kısıtlamanın (hukuki el atmanın) yol açtığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın imar planından kaynaklanan tazminat davaları kapsamında İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : İ.K.

Vekili : Av. E.K.

Davalı : T.C.Ankara Valiliği (İl Özel İdare Müdürlüğüne izafeten)

Vekili : Av. N.A.

Birleşen Dosya Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2013/228 K:2013/277

Davacı : Z.A.

Vekili : Av. E.K.

Davalı : T.C.Ankara Valiliği (İl Özel İdare Müdürlüğüne izafeten)

O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Ankara ili, Çankaya ilçesi, İlker Bölge Mürsel Uluç Mahallesi, 27056 ada, 1 parselde ki taşınmazın hisseli maliki olduğu, taşınmazın temel eğitim alanı olarak kalmasından dolayı davacının taşınmaz üzerinde haklarının kullanılamayacak şekilde kısıtlandığını belirterek; kamulaştırmasız el atmadan dolayı taşınmazın devri karşılığında fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 30.975,00 TL’nin faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Ankara İl Özel İdaresi vekili süresinde görev itirazında bulunmuştur.

Birleşen dosyadaki davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Ankara ili, Çankaya ilçesi, İlker Bölge Mürsel Uluç Mahallesi, 27056 ada, 1 parselde ki taşınmazın hisseli maliki olduğunu, taşınmazın temel eğitim alanı olarak kalmasından dolayı davacının taşınmaz üzerinde haklarının kullanılamayacak şekilde kısıtlandığını belirterek; kamulaştırmasız el atmadan dolayı taşınmazın devri karşılığında fazlaya ilişkin hakları saklı ile şimdilik 70.800,00 TL’nin faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi: 06.05.2013 gün ve E:2013/228, K:2013/277 sayılı kararı ile Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/211 Esas sayılı dosyası arasında dava konusu ve taraf bakımından hukuki ve fiili irtibat olduğu gerekçesi ile HMK nun 166. maddesi uyarınca birleştirme kararı vermiştir.

ANKARA 14. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 31.10.2013 gün ve E:2013/211 sayı ile, davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI: “…3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizlikleri de,idari eylem niteliği taşımaktadır.

Dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında Temel Eğitim Alanı olarak ayrılan taşınmaza kamulaştırmasız el atılması nedeniyle taşınmazın değerinin ödenmesi ve taşınmazın tapu kaydının davalı idare adına tescil edilmesinin istenildiği anlaşılmıştır.

Bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662, K:2010/651 sayılı kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşılmıştır.

Dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku yoktur. Ancak bu sonuç ya da sonuçlar,genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemeden, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklanmaktadır.

İdari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılan yasa hükümlerinin gereğidir.

Bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.

Nitekim, 11.06.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 2l'inci maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kuramlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunu öngörülmüş bulunmaktadır…” şeklindeki gerekçe ile 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 14.07.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27.maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.

Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/211 Esas sayılı dosyası 2247 Sayılı Yasanın 10. md.’si uyarınca mahkememize gelmekle, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda; 13.05.2014 gün E:2013/211, K:2014/247 sayılı kararı ile, “ İş bu davaya bakmak 6487 sayılı Yasa’nın Geçici 6. maddesi kapsamına girdiği anlaşıldığından davaya bakmak İdari Yargı’nın görevine girdiğinden dava dilekçesinin reddine” karar verildiği anlaşılmıştır.

2247 sayılı Yasa’nın 10.maddesi Olumlu Görev Uyuşmazlığı Çıkarma başlıklı olup, buna göre;

‘’Görev uyuşmazlığı çıkarma; adli, idari ve askeri bir yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcı veya Başkanunsözcüsü tarafından görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesidir.

Yetkili Başsavcı veya Başkanunsözcüsünün Uyuşmazlık Mahkemesinden istekte bulunabilmesi için, görev itirazının, hukuk mahkemelerinde en geç birinci oturumda, ceza mahkemelerinde delillerin ikamesine başlamadan önce; idari yargı yerlerinde de dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan yapılmış olması ve yargı yerlerinin de kendilerinin görevli olduklarına karar vermiş bulunmaları şarttır.

Görev itirazının yargı merciince yerinde görülerek görevsizlik kararı verilmesi halinde, görev konusunun Uyuşmazlık Mahkemesince incelenebilmesi, temyizen bu kararın bozulmuş ve yargı merciince de bozmaya uyularak görevli olduğuna karar verilmiş bulunmasına bağlıdır.

Uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makam; reddedilen görevsizlik itirazı adli yargı yararına ileri sürülmüş ise Cumhuriyet Başsavcısı, idari yargı yararına ileri sürülmüş ise Danıştay Başkanının sözcüsü, askeri ceza yargısı yararına ileri sürülmüş ise Askeri Yargıtay Başsavcısı, Askeri İdari Yargı yararına ileri sürülmüş ise bu mahkemenin Başkanının sözcüsüdür.

Görev itirazının reddine ilişkin karara karşı itiraz yolunun açık bulunduğu ceza davalarında ret kararı kesinleşmeden uyuşmazlık çıkarma istenemez.’’ hükmü yer almaktadır.

Anılan yasanın 12.maddesi Yargı Mercilerince yapılacak işlemleri işaret etmekte olup, buna göre;

‘’Görev itirazında bulunan kişi veya makam, itirazın reddine ilişkin kararın verildiği tarihten, şayet bu kararın tebliği gerekiyorsa tebliğ tarihinden, itiraz yolu açık bulunan ceza davalarında ise ret kararının kesinleştiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde, uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçeyi itirazı reddeden yargı merciine verir.

Bu yargı mercii, dilekçenin bir nüshasını ve varsa eklerini yedi gün içinde cevabını bildirmesi için diğer tarafa tebliğ eder. Tebligat yapılan taraf, süresi içinde bu yargı merciine cevabını bildirmezse, cevap vermekten vazgeçmiş sayılır.

Yargı mercii, itiraz dilekçesi üzerine verdiği itirazı ret kararını kaldırarak görevsizlik kararı vermediği takdirde; yetkili makama sunulmak üzere kendisine verilen dilekçeyi, alınan cevabı ve görevsizlik itirazının reddine ilişkin kararını, dava dosyası muhtevasının onaylı örnekleriyle birlikte uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makama gönderir.

Bir davada uyuşmazlık çıkarılması için yalnız bir kez başvurulabilir.’’ hükmü yer almaktadır.

Yasanın 13.maddesi Uyuşmazlık Çıkarma İsteminde Bulunmaya Yetkili Makamca yapılacak işlemleri göstermekte etmekte olup, buna göre;

‘’Uyuşmazlık çıkarma konusundaki dilekçe ile ekleri kendisine ulaşan yetkili makam, gerekirse dilekçedeki veya eklerindeki eksiklikleri tamamlattıktan sonra, uyuşmazlık çıkarmaya yer olmadığı sonucuna varırsa veya yapılan başvuruda 12 nci maddenin birinci fıkrasında öngörülen sürenin geçirilmiş olduğunu tespit ederse, istemin reddine karar verir.Bu karar, ilgili kişilere veya makama ve ilgili yargı merciine, hemen tebliğ olunur. Bu karara karşı hiç bir yargı merciine başvurulamaz.

Uyuşmazlık çıkarılmasını gerekli gördüğü durumlarda yetkili makam,dilekçe ve eklerinin kendisine ulaştığı tarihten, şayet eksiklikleri tamamlatmak yoluna gitmiş ve bu erekle gönderdiği yazıları on gün geçmeden postaya vermiş ise eksikliklerin tamamlandığı tarihten başlayarak en geç on gün içinde düzenleyeceği gerekçeli düşünce yazısını, kendisine gönderilen dilekçe ve ekleri ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesine yollar ve ayrıca Uyuşmazlık Mahkemesine başvurduğunu ilgili yargı merciine hemen bildirir. Bu takdirde ilgili yargı mercii, 18 inci maddede öngörüldüğü şekilde davanın görülmesini geri bırakır.’’ denilmiştir.

Bu yoldan hareketle; yasanın 10/2.maddesine uygun olarak yapılmış bir görev itirazının yargı merciince reddedilmesinden sonra, görev itirazında bulunan kişi veya makamca 12/1.maddede belirtildiği şekilde başvuruda bulunulması üzerine 13.maddede ifade edildiği gibi uyuşmazlık çıkarılması gerekli görülüyor ise, yetkili makamın gerekçeli düşünce yazısı düzenleyerek kendisine gönderilen dilekçe ve ekleri ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesine göndereceği, ayrıca Uyuşmazlık Mahkemesine başvurduğunu ilgili yargı merciine bildireceğini, yargı merciinin ise 18.maddede öngörüldüğü şekilde davanın görülmesini geri bırakacağını ifade etmiş olmakla birlikte yasanın 18.maddesinde; ‘’Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulduğu resmi yazı ile kendisine bildirilen yargı mercii, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar verilinceye kadar davanın görülmesini geri bırakır. Bu takdirde zamanaşımı süreleriyle öbür kanuni veya hakim tarafından verilen süreler, işin yeniden incelenmesine başlanacağı güne kadar durur. Şu kadar ki, Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulduğunu bildiren yazının alındığı günden başlamak üzere altı ay içinde bu Mahkemenin kararı gelmezse yargı mercii davayı görmeye devam eder. Ancak, esas hakkında son kararı vermeden Uyuşmazlık Mahkemesinin kararı gelirse yargı mercii bu karara uymak zorundadır. Uyuşmazlık çıkarılacağı bildirilerek yargı merciinden davaya bakmanın ertelenmesi istenemez.’’ denilmiş olup,bu bağlamda, Uyuşmazlık Mahkemesine başvurduğunun ilgili yargı merciine bildirilmesi üzerine, her ne kadar yargı merciinden davaya bakmasının ertelenmesi istenemese de, yargı merciinin bu durumu gözeterek görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar verilinceye kadar davanın görülmesini geri bırakması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.

Dosya kapsamı itibariyle yukarıda belirtilen hükümler ve kabuller doğrultusunda yapılan değerlendirmede, davalı idare tarafından 2247 sayılı Yasanın 10/2.maddesine uygun olarak yapılmış bir görev itirazının bulunduğu, bu itirazın yargı merciince reddi üzerine davalı idarece 12/1.maddede belirtildiği şekilde başvuruda bulunulduğu, başvuru üzerine Danıştay Başsavcılığınca 10.maddede belirtildiği şekilde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı, bu durumun 17.04.2014 gün, 2014/127sayılı yazı ile yargı merciine bildirildiği, buna karşın yargı merciince, 18.maddede belirtildiği şekilde davanın görülmesinin geri bırakılması yerine,13.05.2014 tarihinde davanın görev yönünden reddine karar verilmiş olduğu anlaşılmakla, her ne kadar Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın görülmesinin geri bırakılması veya Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesinin beklenilmesi yerine davaya devam edilip esas hakkında hüküm kurulması 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymasa da neticeten usulüne uygun olarak yapılmış olan başvuru neticesinde Danıştay Başsavcılığınca usulüne uygun şekilde 10.maddeye göre olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılarak dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve sonuçta usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacıların maliki oldukları taşınmazın, “temel eğitim alanı” içinde kalması suretiyle taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın değerinin ödenmesi ve taşınmazın davalı idare adına tescili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Olayda, davacılar vekili tarafından, dava dilekçelerinde, imar planında temel eğitim alanında bırakılarak, tasarruf hakkı kullanılamayacak şekilde kısıtlanan müvekkillerinin taşınmazının bedelinin ödenmesi ve taşınmazın tapu kaydının davalı idare adına tescilinin istenildiği; taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak; bu sonuç ya da sonuçların, bir idari işlem olan Yönetmelik ve imar planlarından başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin Yönetmelik gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, Yönetmelik, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, başvurusunun taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden kabulü ile, davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin görev itirazının Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 31.10.2013 gün ve E:2013/211 sayılı reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin KISMI YÖNÜNDEN KABULÜ ile, Ankara İl Özel İdaresi vekilinin görev itirazının Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 31.10.2013 gün ve E:2013/211 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA, 14.07.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

18-ESAS NO : 2014/687

KARAR NO : 2014/746

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının taşınmazı üzerinde konulan kısıtlamanın (hukuki el atmanın) yol açtığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın imar planından kaynaklanan tazminat davaları kapsamında, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar: 1- E.D., 2- A.U.

Vekilleri : Av. K.D. & Av. H.Y. & Av. V.B.

Davalı : Ankara İl Özel İdaresi

Vekili : Av. D.O.İ.

O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların Ankara İli, Çankaya İlçesi, Karakusunlar Mahallesi, 27442 ada,1 parsel sayılı taşınmazın müşterek maliki olduklarını,taşınmazın imar planında “anaokulu ve ilkokul alanı” olarak ayrıldığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik her bir davacı için 1.000’er TL olmak üzere toplam 2.000 TL tazminat bedelinin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile, taşınmazın tapu kaydının davalı adına tesciline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Ankara İl Özel İdaresi vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, taşınmaz üzerinde idarelerine ait bir yapı ve tesis bulunmadığını belirterek görev itirazında bulunmuştur.

Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi: 31.10.2013 gün ve E:2013/184 sayı ile, davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek,2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca davanın,taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane Topuz, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 14.7.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre,davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Ankara İl Özel İdaresi açısından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacıların taşınmazına,imar planında anaokulu ve ilkokul alanı olarak ayrılmak suretiyle el atıldığı belirtilerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik her bir davacı için 1.000’er TL olmak üzere toplam 2.000 TL tazminat bedelinin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile, taşınmazın tapu kaydının davalı adına tesciline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne davaya konu taşınmaza fiili müdahalede bulunulup bulunulmadığı hususunda araştırma yapılması için yazılan müzekkereye, dava dosyasının halen derdest olduğu, söz konusu taşınmazda henüz keşif yapılmadığı, duruşmasının 10.07.2014 tarihine bırakıldığından bahisle cevap verildiği anlaşılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa konu parselin imar planında anaokulu ve ilkokul alanında kaldığı,dosya kapsamında yapılan incelemede, taşınmaza davalı idarece fiilen el atıldığına dair herhangi bir bilgi veya bulguya rastlanılmadığı, davacılar vekili tarafından kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı”nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, başvurusunun kabulü ile, davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin görev itirazının Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN, Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 31.10.2013 gün ve E:2013/184 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 14.7.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

19-ESAS NO : 2014/695

KARAR NO : 2014/754

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İdarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazmini istemiyle açılan davada, davanın haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE, çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : M.E.

Vekilleri : Av. F.T. & Av. U.T.

Davalılar : 1-Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı

2-Mamak Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. F.E.

İhbar Olunan: Toplu Konut İdaresi Başkanlığı

Vekilleri : Av. T.D. & Av. İ.C.A.

O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin maliki bulunduğu, Ankara İli, Mamak İlçesi 2.Bölge, Altıağaç Mh. 37361 Ada 6 Parselin 65/595 hissesi ile 7 parselin 1/564 hissesinin, Mamak Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Mahalleleri Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi kapsamında kaldığını; müvekkilinin imar parselli arsası üzerinde, Altıağaç Mh.211.Sk. No:… kapı numaralı mesken olarak kullandığı tesisi, muhtelif cins ve yaşta ağaçlarının bulunduğunu; 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun 73.maddesine dayalı olarak Büyükşehir Belediyesi tarafından kentsel dönüşüm alanı olarak ilan edilen bölgedeki kamulaştırma ve imar işlemlerinin, Büyükşehir Belediyesi ile Mamak Belediyesi tarafından ortaklaşa yürütülmekte olduğunu; Belediye Encümeni’nin 04.09.2012 tarih ve 1564/1847 sayılı kararı ile Kaymakamlık Makamınca kamu yararı kararı alınmasına karar verildiğini ve 06.09.2012 tarih ve 2031207868 sayılı yazı ile Kaymakamlık Makamınca kamu yararı kararı alınmış olduğunu; anılan kararlar çerçevesinde kentsel dönüşüm alanına giren taşınmaz ile ilgili olarak uzlaşma ve dolayısı ile daire karşılığı sözleşme yapma niyetlerinin bulunmadığını; buna karşın aradan geçen zaman içerisinde, Kamulaştırma Yasasının 10.maddesi çerçevesinde bir işlem de yapılmadığını; tarafların uzlaşma sağlayamadığını, süreklilik arz eden fiili ve hukuki el atma sebebi ile kamulaştırmasız el atmanın unsurlarının oluştuğunu; 5393 Sayılı Yasanın 73/8.fıkrasında yer alan, “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilirler” hükmü doğrultusunda müvekkilinin dava açma hakkının doğduğunu ifade ederek; fazlaya ilişkin hak ve alacakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik; Ankara İli, Mamak İlçesi 2.Bölge Altıağaç Mh. 37361 ada 6 parseldeki 65/595 m² ve 7 parseldeki 1/564 m² arsa vasfındaki taşınmaz, arsa üzerindeki tesis ve ağaçlar için 10.000,00 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline; kamulaştırma bedeli karşılığında, taşınmaz mülkiyetinin davalı Büyükşehir Belediyesine devrine karar verilmesi istemiyle, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Mamak Belediye Başkanlığına karşı adli yargı yerinde dava açmış; talep üzerine dava Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığına da ihbar edilmiştir.

Davalılardan Mamak Belediye Başkanlığı vekili süresi içinde verdiği dilekçe ile davanın idari yargının görev alanına girdiğini öne sürerek görev itirazında bulunmuştur.

Ankara 14.Asliye Hukuk Mahkemesi: 27.02.2014 gün ve 2013/376 Esas sayılı kararı ile görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilince süresi içinde verilen dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyasının onaylı örneği ile birlikte Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; “(…)5393 sayılı Belediye Kanunu'nun "Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı" başlıklı 73. maddesinde; Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyelerinin yetkili olduğu, Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyelerinin kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini uygulayabileceği, Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyelerinin yetkili olduğu, kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolunun esas olduğu, kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında haklarının verileceği, 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedellerinin verileceği veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabileceği, bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabileceği, enkaz ve ağaç bedellerinin arsa veya konut bedellerinden mahsup edileceği, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamının belediyeler tarafından yapılacağı veya yaptırılacağı, belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18. maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanların kamulaştırmasız el atma davası açabilecekleri, belediyenin, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkili olduğu; bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut İdaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkilerin saklı olduğu hükümleri yer almıştır.

2985 sayılı Toplu Konut Kanunu'nun "İskan Sahalarının Tespiti, Kamulaştırma Ve Kadastro" başlıklı 4. maddesinde; "Başkanlık, gecekondu dönüşüm projesi uygulayacağı alanlarda veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde veya valiliklerce toplu konut iskan sahası olarak belirlenen alanlarda çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde her tür ve ölçekteki planlar ile imar planlarını yapmaya, yaptırmaya ve tadil etmeye yetkilidir. Bu planlar; büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il ve ilçe belediye sınırları ile mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri tarafından, beldelerde ve diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanır. Belediyeler ve valilik tarafından üç ay içerisinde onaylanmayan planlar Başkanlık tarafından re'sen onaylanır. Belediyeler, valilik veya Başkanlık tarafından onaylanan bu planlar; askı, ilan ve itiraza dair kararlar da dahil olmak üzere 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerine göre belediyeler ve ilgili kamu kurumlan tarafından yapılacak tüm işlemler Başkanlık tarafından re'sen yapılmak suretiyle yürürlüğe konur.

Başkanlık kanundaki görevleri çerçevesinde gerçek ve tüzel kişilere ait arazi ve arsaları ve bunların içerisinde veya üzerinde bulunan her türlü eklenti ve yapıları kamulaştırmaya yetkilidir. Başkanlık tarafından yapılacak kamulaştırmalar, 4.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki iskân projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlı kamulaştırma sayılır." hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; davacının paydaşı olduğu taşınmazların bulunduğu yerde Mamak Belediyesi ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı arasında 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, 775 sayılı Gecekondu Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri çerçevesinde "Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi"ne ilişkin olarak hazırlanan 14.08.2012 tarihli protokolün imzalandığı, protokol gereği anılan bölgenin Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca 775 sayılı Kanun uyarınca Gecekondu Önleme Bölgesi olarak ilan edildiği, 19.03.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla proje alanında kalan taşınmazların Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildiği, anılan protokol gereği kamulaştırma işlemlerinin davalı Mamak Belediyesince yürütüldüğü, dava konusu taşınmazın söz konusu proje kapsamında kaldığı ve kamulaştırma işlemlerinin devam ettiği; dava dilekçesinde, Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi alanında kalan taşınmazlara kamulaştırılmasız el atıldığından bahisle zararın tazmini ve taşınmazların mülkiyetinin davalı idareye devrinin istenildiği anlaşılmıştır.

Uygulama ve öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak tanımlanmaktadır.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi, bakım ve onarımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan İdari Yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Bu bilgiler karşısında; davanın, davacının paydaşı olduğu taşınmazlara, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 sayılı kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi kapsamında kalması sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşılmıştır.

Dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku yoktur. Ancak bu sonuç ya da sonuçlar, bir idari işlem olan Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesindeki taşınmaza yönelik belirlemeden, bu projede öngörülen kamulaştırma işlemlerinin zamanında yapılmamasından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı Mamak Belediyesi ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından söz konusu proje gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizlik şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklanmaktadır.

Bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde oluşturdukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin Adli Yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, davanın, davacıya ait taşınmazlara kamulaştırmasız el atıldığından bahisle zararın tazmini istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince İdari Yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.

Nitekim, 11.06.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun Geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 21 'inci maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, ilgili kanunun uygulanması suretiyle proje kapsamında kalması sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğu öngörülmüş bulunmaktadır.” demek suretiyle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU , Mehmet AKBULUT ’un katılımlarıyla yapılan 14.7.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalılardan Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca, anılan davalı idare ve davanın, davacıya ait taşınmazlara kamulaştırmasız el atıldığından bahisle zararın tazmininin yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin kısmı yönünden 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada idari yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının hissedarı bulunduğu parseller üzerindeki mesken ve ağaçlarının, Mamak Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Mahalleleri Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi kapsamında kaldığından bahisle; söz konusu tesis ve ağaçlara karşılık, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının faiziyle birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

03.07.2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı” başlıklı 73. maddesinde;

“(Değişik: 17/6/2010-5998/1 md.)

Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca bu yönde karar alınması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.

Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.

Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır. (İptal ikinci , üçüncü, dördüncü cümleler: Anayasa Mahkemesi’nin 18/10/2012 tarihli ve E.: 2010/82, K.:2012/159 sayılı Kararı ile)

Belediye, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında bulunan taşınmazların kamulaştırılması sırasında veraset ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem yapmaya yetkilidir.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisinin, il ve ilçelerde belediye meclislerinin salt çoğunluk ile alacağı karar ile masrafların tamamı veya bir kısmı belediye bütçesinden karşılanmak kaydıyla kentin uygun görülen alanlarında bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları yapılabilir. Cephe değişikliği yapılacak binalarda telif hakkı sahibi proje müelliflerine talep etmeleri hâlinde, değiştirilecek cephe veya cephelerin beher metrekaresi için bir günlük net asgari ücret tutarını geçmemek üzere telif hakkı ödenir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi hâlinde, büyükşehir belediyesi içindeki ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde bu fıkrada belirtilen iş ve işlemleri yapabilir.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları için yapılması gereken iş, işlem ve yetkilendirmeler, kat maliklerinin arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karara göre yapılır.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Büyükşehir belediyelerince, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen alanlar ile 5366 sayılı Kanuna göre yenileme alanı ilan edilen alanlarda veya bu Kanunun 75 inci maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaları hâlinde, büyükşehir belediye meclisi kararı ile, yıkılan ibadethane ve yurtların yerine veya ihtiyaç duyulan yerlerde ibadethane ve yurt inşa edilebilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamındaki işler, kamu idareleriyle 75 inci madde çerçevesinde ortak hizmet projeleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

Bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut İdaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.” hükmü yer almış;

Bu Kanunun işaret ettiği 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu'nun " İskan sahalarının tespiti, kamulaştırma ve kadastro " başlıklı 4. maddesinde; " (Değişik: 5/5/2004 – 5162/2 md.) (Değişik birinci fıkra: 24/7/2008-5793/7 md.) Başkanlık, gecekondu dönüşüm projesi uygulayacağı alanlarda veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde veya valiliklerce toplu konut iskan sahası olarak belirlenen alanlarda çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde her tür ve ölçekteki planlar ile imar planlarını yapmaya, yaptırmaya ve tadil etmeye yetkilidir. Bu planlar; büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il ve ilçe belediye sınırları ile mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri tarafından, beldelerde ve diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanır. Belediyeler ve valilik tarafından üç ay içerisinde onaylanmayan planlar Başkanlık tarafından re’sen onaylanır. Belediyeler, valilik veya Başkanlık tarafından onaylanan bu planlar; askı, ilan ve itiraza dair kararlar da dahil olmak üzere 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerine göre belediyeler ve ilgili kamu kurumları tarafından yapılacak tüm işlemler Başkanlık tarafından re’sen yapılmak suretiyle yürürlüğe konur.

Başkanlık kanundaki görevleri çerçevesinde gerçek ve tüzel kişilere ait arazi ve arsaları ve bunların içerisinde veya üzerinde bulunan her türlü eklenti ve yapıları kamulaştırmaya yetkilidir. Başkanlık tarafından yapılacak kamulaştırmalar, 4.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki iskân projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlı kamulaştırma sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.

Öte yandan; 3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinden; Mamak Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nün 28.10.2013 gün ve 64733099/2686…/4574 sayılı yazısında; “dava konusu Altıağaç Mahallesi 37361 ada 6 parselde yer alan Mahmut Ekici’nin hissesinin 39818 ada 1 parsele taşındığı, 39818 ada 1 parselin “G” notasyonu ile emsal:1.20 hmaks:serbest yapılaşma koşullarında konut alanı olarak belirlendiği, Altıağaç- Karaağaç ve Hüseyingazi mahallelerinde 5393 sayılı Belediye Kanunu’na göre Belediyelerince kentsel yenileme ve gecekondu dönüşüm çalışmalarına başlandığını ve 39818 ada 1 sayılı parselin anılan çalışma kapsamında kaldığı; 14.08.2012 tarihi itibariyle Belediyeleri ve TOKİ arasında protokol imzalandığı ancak plan çalışmalarının henüz tamamlanmadığı” bildirilmiş;

Yine davalı Mamak Belediye Başkanlığı, Hukuk İşleri Müdürlüğü’nün 19.06.2014 gün ve 2014/2051400927 sayılı yazısında; “Belediyemiz sınırlarında bulunan Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Mahallelerinde, imarlaşmanın çeşitli sebeplerle gerçekleşmemesi ve mevcut yapılaşmanın sağlıklı olamaması nedeniyle Kentsel Yenileme (Gecekondu Dönüşüm) projesi uygulanmasına karar verilmiştir.

Belediyemiz ve TOKİ arasında. 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu. 775 sayılı Gecekondu Kanunu. 5393 sayılı Belediye Kanunu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri çerçevesinde "Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Mahalleleri Kentsel Yenileme (Gecekondu Dönüşüm) Projesine" ilişkin olarak 14/08/2012 tarihli protokol imzalanmıştır. Ayrıca, Mamak Belediye Encümeni anılan bölgede kamulaştırma yapılabilmesi için 04/09/2012 tarihli ve 1564/1847 sayılı kararıyla ''kamu yaran" kararı almış olup. bu karar Mamak Kaymakamlığınca onaylanmıştır. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27nci maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun 11/02/2013 tarihli kararı ile anılan bölgede bulunan taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verilmiş olup. 19/03/2013 tarihli ve 28592 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Diğer taraftan söz konusu alan Bakanlar Kurulunca riskli alan ilan edilmiş ve bu karar 18/12/2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm alanı olarak ilan edilen alanda bulunan hak sahipleri ile sözleşmeler imzalanmaya başlanıldığından şahısları uzlaşmaya davet etmek için tebligatlar gönderilmiştir. Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm alanında kalan gecekondu sahipleri ile uzlaşma görüşmeleri ve bu alanda yapılan plan çalışmaları devam etmektedir.

Davacının hissedarı olduğu Ankara İli, Mamak İlçesi, Altıağaç Mahallesi, imarın 37361 ada 6 ve 7 parseli Proje uygulamasından önce 2004 yılında yapılan imar planı değişikliği ile imarın 39818 ada 1 parsele şuyulandırılmıştır. Bu hisse ve "Altıağaç Mahallesi 221/2 Sokak No:55/b Mamak /ANKARA" adresindeki gecekondu, müştemilat ve ağaçlar "Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Mahallesi Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi" kapsamında kalmakta olup, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27nci maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun 11/02/2013 tarihli kararı ile anılan bölgede bulunan taşınmazların acele kamulaştırılmasına Karar Verilmiştir.

Ayrıca aynı proje alanında ve aynı ada parselde ( 37361 ada 7 parsel) kalan hisse ve gecekonduya el atıldığından bahisle, aynı istemlerle Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/378 E., sayılı dosyası üzerinden açılan davada mahkeme görev itirazımızı reddetmiş olup; bu defa tarafımızca olumlu görev uyuşmazlığı talebinde bulunulmuştur. Mahkemeniz ise 03/03/2014 tarihli ve 2014/136 E. 2014/185 K.sayılı kararı ile idari yargının görevli olduğuna karar vermiştir. Anılan karar ve konu ile ilgili belgeler dilekçemiz ekinde sunulmaktadır.” denilmek sureti ile dava konusu alanda acele kamulaştırma kararı alındığını ve işlemlerin devam ettiğini, aynı parsel ile ilgili olarak daha önce Uyuşmazlık Mahkemesi’nce idari yargının görevli olduğuna karar verildiğini belirtmiştir.

Dosyada mevcut İnşaat Bilirkişisi Ebru Bahar Hazar ve Ziraat Bilirkişisi Orhan Alkaş’a ait 30.10.2013 tarih ve 2013/376 dosya nolu raporda; dava konusu parselde halen yıkık vaziyette gecekonduların bulunduğunun tespit edildiği, Ankara ili, Mamak ilçesi, Altıağaç Mahallesi imarın 37361 ada 6-7 parsel üzerinde bulunan davalı Mahmut Ekici’ye ait 55/B kapı numaralı, zemin +2 katlı yığma yapı ile müştemilat ve çeşitli cins ve yaştaki ağaçların olduğu; Fen Bilirkişisi Kemal Doğaray’a ait 30.09.2013 tarih ve 2013/376 dosya nolu raporda; dava konusu parselde halen yıkık vaziyette gecekonduların bulunduğu, dava konusu edilen ve 211 nolu sokak üzerinde bulunan mesken amaçlı kullanılan 2 katlı yığma yapı ile bahçe olarak kullanılan alanın, 37361 ada 6 ve 7 nolu eski imar parsellerinde kaldığı, yapının 15 m² lik kısmının 6 nolu parselde, 28 m² lik kısmının 7 nolu parselde, 76 m² lik kısmının da imar yolunda kaldığı, bahçe olarak kullanılan alanın ise 120 m² olduğu ve her iki parselde de kaldığı, Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında yapılan son uygulama ile de yapı ve bahçenin tamamının imar yolunda kaldığının tespit edildiği belirtilmiş olup; bilirkişi raporlarındaki tespitler ışığıda davacının taşınmazının keşif sırasında mahallinde mevcut olduğu ve taşınmazı davacının taşınmazı yönü ile bir el atma olmadığı anlaşılmıştır.

Ancak; yine Mamak Belediye Başkanlığı Emlak ve İstimlak Müdürlüğü’nün 15.11.2013 gün ve 2031307552 sayılı yazısında “Yerinde yapılan tespitlerde Mahmur Ekici’ye ait gecekondunun tahliye edilerek kendisi tarafından yıkıldığı Belediyemizce Herhangi bir işlem yapılmadığı tespit edilmiştir” şeklindeki yazısından dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan gecekondunun yıkıldığı, davalının bu yıkımın kendisi tarafından gerçekleştirilmediğini belirttiği, davacının ise tam aksini iddia ettiği nazara alındığında, mevcut durumda taşınmaz üzerindeki gecekondu yıkılmış olmakla dava konusu taşınmaza fiilen müdahale edildiği anlaşılmıştır. Bu müdahalenin davacı tarafından mı, yoksa kamulaştırma işlemleri nedeni ile davalı tarafından mı yapıldığını tespit etmek ve buna göre davanın esası hakkında değerlendirme yapma görevinin işin esasına yönelik bir sorun olduğu, fiilen el atılan taşınmaz ile ilgili bu değerlendirmenin Mahkememizin yerleşik içtihatları da dikkate alınarak adli yargıya ait olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmaza fiilen el atılması karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.

Bu durumda, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine girmektedir.

Ayrıca her ne kadar, Yine davalı Mamak Belediye Başkanlığı, Hukuk İşleri Müdürlüğü’nün 19.06.2014 gün ve 2014/2051400927 sayılı yazısında, Mahkememizin 03/03/2014 tarihli ve 2014/136 E. 2014/185 K.sayılı kararına atıfla, davada idari yargının görevli olduğunu belirtmiş ise de, her davanın ayrı bir yargılama konusu yapılmış olması ve her dosyanın içindeki bilgi ve belge muhteviyatı ile ayrı değerlendirmeye tabi tutulması nedenleri ile, eldeki dosya itibari ile fiilen el atıldığı tespit edilen taşınmaz yönünden açılan davanın, Mahkememizin istikrar kazanan kararları ile ortaya konulduğu üzere adli yargıda görülmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 14.7.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

20-ESAS NO : 2014/696

KARAR NO : 2014/755

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

ADLİ YARGIDA

Çamlıhemşin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/24 Esas sayılı = ( Pazar Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/233 Esas sayılı ) dava dosyası

Davacıları : 1- F.B.(Kendi adına asaleten) 2- U.B.(velayeten) 3- C.B.(velayeten) 4- N.B., 5- S.B.

Vekili : Av. E.Ö.

Davalısı : Rize İl Özel İdare Müdürlüğü

Vekili : Av. H.C.U.

Çamlıhemşin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/24 Esas sayılı dava dosyası ile birleşen 2011/46 Esas sayılı dava dosyası

Davacıları : 1- Ö.G.Y., 2- E.A., 3- R.A., 4- M.A.

Vekili : Av. A.K.

Davalıları : 1- Rize Valiliğine İzafeten Rize İl Özel İdare Müdürlüğü

2- Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi

Çamlıhemşin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/24 Esas sayılı dava dosyası ile birleşen 2011/45 Esas sayılı dava dosyası

Davacıları : 1- K.A., 2- A.A., 3- D.A., 4- A.A., 5- F.A., 6- Z.A. (C.), 7- N.A.

Vekili : Av. A.K.

Davalıları : 1- Rize Valiliğine İzafeten Rize İl Özel İdare Müdürlüğü

2- Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi

Pazar Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/233 Esas sayılı (Çamlıhemşin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/24 Esas) dava dosyası ile birleşen Pazar Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/483 Esas sayılı dava dosyası

Davacıları : 1- O.A., 2- Ç.K.

Vekili : Av. F.A.

Davalı : Rize İl Özel İdare Müdürlüğü

Vekilleri : Av. R.D.S. & Av. H.C.U.

İDARİ YARGIDA

Davacılar : 1- F.B.(Kendi adına asaleten) 2- U.B.(velayeten) 3- C.B.(velayeten) 4- N.B., 5- S.B.

Vekilleri : Av. E.Ö. & Av. B.Ö. & Av. E.A.

Davalı : Rize İl Özel İdare Müdürlüğü

O L A Y : Davacılar F.B., U.B., C.B., N.B.ve S.B. vekili 13.06.2011 tarihli dava dilekçesinde Rize İl Özel İdare Müdürlüğü’nü davalı göstermek suretiyle özetle; 12.10.2010 tarihinde davacıların murisi (araç sürücüsü) Ç.B.’ın 53……. plakalı araç ile Şenyuva köyü istikametinden Çamlıhemşin istikametine doğru seyir halindeyken Yolkıyı köyü ortan köprüsüne yaklaştığında aniden aracın hakimiyetini kaybederek virajı alamayıp köprü üzerinden yoldan çıkması nedeniyle ölümlü trafik kazasının meydana geldiğini, meydana gelen kazada viraj işaretinin, ışıklandırma ve yol şerit çizgisinin, trafik işaret ve levhaları ile köprünün korkuluğunun bulunmadığını belirterek, kazada davalı idarenin kusurlu olduğundan bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik her bir davacı için 1.000’er TL toplam (5.000 TL) destekten yoksun kalma, 1.000 TL maddi zarar tazminatı ve davacı F.B.için 25.000 TL, diğer davacılar için ise 15.000’er TL manevi tazminat olmak üzere toplam 91.000,00 TL maddi ve manevi tazminat bedelinin davalı idareden tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açılmış, iş bu dava Çamlıhemşin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/24 Esas sayılı dosyasında görülmüş olup,

Davacılar Ö.G.Y., E.A., R.A. ve M.A. vekili 15.09.2011 tarihli dava dilekçesinde Rize İl Özel İdare Müdürlüğü ve Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketini davalı olarak göstermek suretiyle özetle; 12.09.2010 tarihinde davacıların annesi B.A.’ın da içinde oldukları 53……. plakalı araç ile Şenyuva köyü istikametinden Çamlıhemşin istikametine doğru seyir halindeyken Yolkıyı köyü ortan köprüsüne yaklaştığında aniden aracın hakimiyetini kaybederek virajı alamayıp köprü üzerinden yoldan çıkması nedeniyle ölümlü trafik kazasının meydana geldiğini, meydana gelen kazada viraj işaretinin, ışıklandırma ve yol şerit çizgisinin, trafik işaret ve levhaları ile köprünün korkuluğunun bulunmadığını belirterek, kazada davalı idarenin kusurlu olduğundan bahisle maddi ve manevi tazminat bedelinin davalı idarelerden müştereken ve müteselsilen tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açılmış, iş bu dava Çamlıhemşin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/46 Esas sayılı dosyasında görülmüş ve mahkemece iş bu dosyanın, Çamlıhemşin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/24 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

Davacılar K.A., A.A., D.A., A.A., F.A., Z.A. (C.) ve N.A. vekili 16.09.2011 tarihli dava dilekçesinde Rize İl Özel İdare Müdürlüğü ve Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketini davalı olarak göstermek suretiyle özetle; 12.09.2010 tarihinde davacıların anne, baba ve kız kardeşlerinin içinde oldukları 53…….. plakalı araç ile Şenyuva köyü istikametinden Çamlıhemşin istikametine doğru seyir halindeyken Yolkıyı köyü ortan köprüsüne yaklaştığında aniden aracın hakimiyetini kaybederek virajı alamayıp köprü üzerinden yoldan çıkması nedeniyle ölümlü trafik kazasının meydana geldiğini, meydana gelen kazada viraj işaretinin, ışıklandırma ve yol şerit çizgisinin, trafik işaret ve levhaları ile köprünün korkuluğunun bulunmadığını belirterek, kazada davalı idarenin kusurlu olduğundan bahisle maddi ve manevi tazminat bedelinin davalı idarelerden müştereken ve müteselsilen tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açılmış, iş bu dava Çamlıhemşin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/45 Esas sayılı dosyasında görülmüş ve mahkemece iş bu dosyanın, Çamlıhemşin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/24 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

Davacılar O.A. ve Ç.K. vekili 06.09.2012 tarihli dava dilekçesinde Rize İl Özel İdare Müdürlüğünü davalı olarak göstermek suretiyle özetle; 12.09.2010 tarihinde davacılarından O.A.’ın eşi, Ç.K.’nun annesi olan B.A.’ın da içinde oldukları 53…… plakalı araç ile Şenyuva köyü istikametinden Çamlıhemşin istikametine doğru seyir halindeyken Yolkıyı köyü ortan köprüsüne yaklaştığında aniden aracın hakimiyetini kaybederek virajı alamayıp köprü üzerinden yoldan çıkması nedeniyle ölümlü trafik kazasının meydana geldiğini, meydana gelen kazada viraj işaretinin, ışıklandırma ve yol şerit çizgisinin, trafik işaret ve levhaları ile köprünün korkuluğunun bulunmadığını belirterek, kazada davalı idarenin kusurlu olduğundan bahisle 10.000 TL maddi ve 40.000 TL manevi tazminat bedelinin davalı idareden tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açılmış, iş bu dava Pazar Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/483 Esas sayılı dosyasında görülmüş ve mahkemece iş bu dosyanın, Pazar Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/233 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

Pazar Asliye Hukuk Mahkemesi’nin: 13.07.2012 gün ve E:2012/233 sayılı kararında özetle; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesinin 13/06/2012 gün ve 1583 sayılı kararı ile, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun 15/06/2012 tarih ve 347 sayılı yazısı uyarınca Rize Ağır Ceza Mahkemesine bağlı olarak faaliyet gösteren Çamlıhemşin Adliyesinin Pazar (Rize) Adliyesi ile birleştirilmek üzere 09/07/2012 tarihinden itibaren kapatılması nedeniyle Çamlıhemşin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/24 Esas sayılı dosyasının Pazar Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/233 Esas sayısını aldığı ve bu suretle yargılamanın Pazar Asliye Hukuk Mahkemesince yapılacağı belirtilmiştir.

Pazar Asliye Hukuk Mahkemesince devam olunan yargılamada 17.09.2013 gün ve E:2012/233, K:2013/295 sayılı karar ile özetle; davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, görev yönünden reddine karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacılar F.B., U.B., C.B., N.B., S.B.vekili, Rize İl Özel İdare Müdürlüğünü davalı olarak göstermek suretiyle aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır.

Rize İdare Mahkemesi: 17.04.2014 gün ve E:2014/127 sayı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğini belirterek, görevli merciinin belirlenmesi için, 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane Topuz, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 14.7.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında davacılar F.B., U.B., C.B., N.B., S.B.vekilinin davalı Rize İl Özel İdare Müdürlüğü aleyhine açmış olduğu dava yönünden 2247 sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 12.10.2010 tarihinde muris Ç.B.’ın sevk ve idaresinde olup, N.B.’a ait olan 53…… plakalı araç ile, Şenyuva köyü istikametinden Çamlıhemşin istikametine doğru seyir halinde iken, Yolkıyı köyü ortan köprüsüne yaklaştığında, aniden aracın hakimiyetini kaybedip virajı alamayıp köprü üzerinden yoldan çıkması nedeniyle meydana gelen ölümlü ve maddi hasarlı trafik kazası neticesinde uğranıldığı belirtilen maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılmıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.

Öte yandan 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.

2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: “… Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” (Any. Mah.nin 26.12.2013 tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G. 27.3.2014, Sayı: 28954, s.136-147.)

Anayasa’nın 158 inci maddesinin son fıkrasında “ Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun’dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa’nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir.

Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Rize İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Pazar Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının davacılar Firdevs Bekar, Uygar Bekar, Caner Bekar, Nazım Bekar, S.B.vekili tarafından, davalı Rize İl Özel İdare Müdürlüğü aleyhine açılan kısmının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Rize İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Pazar Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.09.2013 gün ve E:2012/233, K:2013/295 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ DAVACILAR FİRDEVS BEKAR, UYGAR BEKAR, CANER BEKAR, NAZIM BEKAR, SEVİLAY BEKAR VEKİLİ TARAFINDAN, DAVALI RİZE İL ÖZEL İDARE MÜDÜRLÜĞÜ ALEYHİNE AÇILAN KISMININ KALDIRILMASINA, 14.7.2014 gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR’IN KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Somut uyuşmazlıkta, davalı İl Özel İdaresinin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir.

5302 sayılı İl Özel İdaresinin Kanununun İl Özel İdarelerinin görev ve sorumluluklarına ilişkin 6/B maddesinde "imar , yol, su, kanalizasyon, katı atık, çevre , acil yardım vs. ilişkin hizmetleri Belediye sınırları dışında yapmakla" görev ve yetkili olduğu öngörülmüştür.

TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış,

2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır.

Bu durumda İl Özel İdaresinin yetki ve sorumluluk sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onanmının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.

11.01.2011 gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1 .fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür..." hükmü getirilmiştir.

Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır.

Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir.

Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nm 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır.

Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nm amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.

Nitekim yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir.

Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir.

Zira; "T.C. Anayasasında , Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.)

Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444)

Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir.

Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.)

Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına,

2918 Sayılı Yasa'nm 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,

Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,

Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari Yargının görevli olmasına göre,

Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.

 

 

Üye

Eyüp Sabri BAYDAR

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

21-ESAS NO : 2014/703

KARAR NO : 2014/761

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacıya ait ve ruhsatsız olduğu iddia edilen yapıların, imar planında okul alanında kalması nedeniyle yıktırılmasından dolayı meydana gelen enkaz bedelinin tazmini istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : T.H.

Vekili : Av. O.H.

Davalı : Altındağ Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. İ.G.

O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının yapı maliki olarak Altındağ Belediyesi İmar Müdürlüğü’ne başvurarak yapının tescilini sağladığını; Altındağ Belediyesi’nin yeni bir imar planı hazırlaması sonucu davacıya ait taşınmazın yeni planda sosyal kültürel tesis alanı üzerinde kalması nedeniyle başka bir arsa payı gösterildiği; taşınmazın olduğu mahallede kentsel dönüşüm projesi adı altında Altındağ Belediyesi tarafından yeniden imar planı hazırlanarak çevredeki gayrimenkul sahiplerine söz konusu yerin okul alanında kaldığından bahisle yıkım kararı çıkarıldığı ve 7 gün içerisinde yıkımın gerçekleşeceği bildirildiği halde davacıya böyle bir bildirim yapılmadan davacıya ait taşınmazın yıkıldığını; yıkım nedeniyle davacıya herhangi bir ödeme yapılmamasının hukuka aykırı olduğunu belirterek; Hasköy-G.evler Mahallesi 125/3 Sokak No:… numaralı gayrimenkul için ödenmeyen enkaz bedeli olarak şimdilik 3.500,00TL faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle adli yargıda dava açmıştır.

Davalı Altındağ Belediyesi vekili, cevap dilekçesinde özetle; dava konusu bedeli talep edilen gecekondunun imar planı kapsamında okul alanında kaldığı, gecekondu ile ilgili tüm davaların idare mahkemesinde çözümlenmesi gerektiği kuralından hareketle davanın esasına girilmeden davanın görev yönünden reddedilmesi gerektiği belirtilerek, görev itirazında bulunmuştur.

ANKARA 11. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 15.01.2013 gün ve E:2012/97 sayılı kararı ile davalının yargı yolu itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; “…Olayda, uyuşmazlığın, davacıya ait ruhsatsız yapı ve eklentinin, imar planında okul alanında kalması nedeniyle yıktırılmasından dolayı enkaz bedeli ödenip ödenmeyeceğine ilişkin bulunması nedeniyle, davanın, ruhsatsız yapıların bir idari işlem olan imar planına dayanılarak yıktırılmasından doğan zararın tazminine ilişkin bulunduğunun kabulü gerekmekte olup, bu kapsamda davanın, imar mevzuatı hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir.

Bu durumda; imar uygulaması sonucunda idarenin eylemi nedeniyle uğranıldığı öne sürülen zararın tazminine ilişkin bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerekmektedir…” gerekçesiyle 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 14.07.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve davalı Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Ankara İli, Altındağ İlçesi, G.evler Mahallesi, 125/3 Sokak No: 40 adresinde bulunan davacıya ait yapı ve eklentilerin davalı idarece taşınmazın imar planında okul alanında kalması nedeniyle yıktırılması sonucunda enkaz bedeli olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 3.500.00TL nin faiziyle birlikte davalı idareden tahsili istemiyle açılmıştır.

Dosya kapsamında yapılan incelemede; Ankara İli, Altındağ İlçesi, Solfasol Mahallesi 1677 ada 87 parselde hissedar olan davacı Tahir Hazer’in 350/34898 m² hissesi için 1993 yılında yapılan imar uygulaması sonucu 102 m² si DOP olarak kesilerek 248m² si 21027 ada 5 parsele şuyulandırıldığı; 2003 yılında yapılan şuyulandırma ile de 21207 ada 5 parsel sayılı taşınmazdaki hissesinin 23308 ada 1 parsel ile 23346 ada 1 parsele gittiği, davacıya ait yıkılan bina ve eklentilerin ise imar planında okul alanında bulunan 23308 ada 2 parsel üzerinde kaldığı anlaşılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri: a)İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b)İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c)Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır.

Olayda, davacıya ait ruhsatsız yapının imar planında okul alanında kalması ve imar planının uygulanmasına başlanılması nedeniyle yıktırılmasından dolayı enkaz bedelinin tahsili istemiyle dava açıldığı; buna göre, kamu mevzuatı hükümleri çerçevesinde ve kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan uygulama işlemleri sonucunda davacıya ait yapı için bir bedel ödenip ödenmeyeceğine, uğranıldığı veya uğranılacağı ileri sürülen zararların giderilip giderilmeyeceğine, dolayısıyla bir idari işlem olan imar planına dayanılarak ruhsatsız yapının yıktırılmasından doğan zararın tazminine ilişkin bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.01.2013 gün ve E:2012/97 sayılı reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ İLE, davalı Altındağ Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.01.2013 gün ve E:2012/97 sayılı reddine ilişkin KARARININ KALDIRILMASINA, 14.07.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

22-ESAS NO : 2014/712

KARAR NO : 2014/768

KARAR TR : 14.07.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacı ile davalı Belediye arasında Kentsel Dönüşüm Projesi çerçevesinde imzalanan arsa karşılığı kat yapımı sözleşmesinde; arsa üzerinde bulunan gecekonduya takdir edilen bedelin, 5216 ve 5395 sayılı Belediyeler Kanununa dayanılarak çıkarılan Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin Yeni Mamak Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı Uygulama Esaslarına İlişkin kararına aykırı olarak eksik kıymet biçildiği ve takdir edilen bedelin tamamının ödenmemesi nedeniyle, eksik tesis bedelinin ödenmesi istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : A.E.

Vekili : Av. E.Y.

Davalı : Mamak Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. L.D.

O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı Belediye arasında 17.01.2013 tarihinde Yeni Mamak Kentsel Dönüşüm Projesi çerçevesinde davacıya ait Ankara İli Mamak ilçesi Altıağaç Mahallesi 37359 ada, 1 parsel üzerinde bulunan H.Gazi Mah. 200 Sk. No:…. ve ….. Mamak/ANKARA adresinde kain meskene ilişkin olarak 57.580,00 TL tesis bedelinin davalı idarece takdir edildiğini, bunun 5.758,00 TL’lik kısmının ödeneceği taahhüt edilerek, davalı idare ile arsa karşılığı kat yapımı sözleşmesi yapılmak suretiyle taşınmazın davalıya devredildiğini, 5216 ve 5395 sayılı Belediyeler Kanununa dayanılarak yapılan 5104 sayılı Kentsel Dönüşüm Projesi ve Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin Yeni Mamak Ketsel Dönüşüm Gelişim Proje Alanı Uygulama Esaslarına ilişkin 26.10.2009 tarih ve 2432 sayılı karar numarasının 1/n maddesinde “tesis ve müştemilata Bayındırlık Bakanlığınca her yıl yayımlanan birim fiyatlar üzerinden kıymet takdir komisyonlarınca bedel takdir edileceğinin ve bunun tamamının ödeneceğinin” belirtildiğini, ancak davalı idarenin hakkaniyete ve kanuna aykırı olarak enkaz bedelini ödemeyi taahhüt ettiğini, bu değerin bakanlığının her yıl yayımladığı tebliğden aşağı olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, tesis bedelinden bakiye kalan şimdilik 100,00 TL nin yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.

Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi: 18.02.2014 gün ve E:2013/294 sayı ile özetle; davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı: “…5393 sayılı Belediye Kanunu'nun “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı” başlıklı 73. maddesinde; "Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca bu yönde karar alınması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.

Belediye, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında bulunan taşınmazların kamulaştırılması sırasında veraset ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem yapmaya yetkilidir.

Büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisinin, il ve ilçelerde belediye meclislerinin salt çoğunluk ile alacağı karar ile masrafların tamamı veya bir kısmı belediye bütçesinden karşılanmak kaydıyla kentin uygun görülen alanlarında bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları yapılabilir. Cephe değişikliği yapılacak binalarda telif hakkı sahibi proje müelliflerine talep etmeleri hâlinde, değiştirilecek cephe veya cephelerin beher metrekaresi için bir günlük net asgari ücret tutarını geçmemek üzere telif hakkı ödenir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi hâlinde, büyükşehir belediyesi içindeki ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde bu fıkrada belirtilen iş ve işlemleri yapabilir.

Bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları için yapılması gereken iş, işlem ve yetkilendirmeler, kat maliklerinin arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karara göre yapılır.

Büyükşehir belediyelerince, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen alanlar ile 5366 sayılı Kanuna göre yenileme alanı ilan edilen alanlarda veya bu Kanunun 75 inci maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaları hâlinde, büyükşehir belediye meclisi kararı ile, yıkılan ibadethane ve yurtların yerine veya ihtiyaç duyulan yerlerde ibadethane ve yurt inşa edilebilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamındaki işler, kamu idareleriyle 75 inci madde çerçevesinde ortak hizmet projeleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

Bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut İdaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.” hükmü yer almaktadır.

Dosyanın incelenmesinden; davacıya ait taşınmazın Ankara İli, Mamak İlçesi, Altıağaç-Karaağaç-Hüseyingazi Mahallerinde uygulanan Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi kapsamında kalması nedeniyle davalı idare ile konut sözleşmesi imzaladığı, imzalanan konut sözleşmesine göre davalı idare tarafından ödeneceği taahhüt edilen tesis bedelinin eksik ödendiğinden bahisle tamamının yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle davanın açıldığı ve davalı idarenin 10.09.2013 tarih, 2031305999 sayılı işlemi ile davacının sözleşmeye aykırı hareket ederek yükümlülüklerini ihlal ettiğinden bahisle tek taraflı olarak sözleşmenin feshedildiği anlaşılmıştır.

2577 sayılı İdari yargılama Usulü kanununun 2/1. Maddesinde, İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.

Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır.

Uygulama ve öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak tanımlanmaktadır.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi, bakım ve onarımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan İdari Yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Bu bilgiler karşısında; idari bir işlem olan ve uygulanması ile ilgili uyuşmazlıkların İdari yargının görevinde olduğu açık olan Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesi kapsamında kalan davacıya ait taşınmaz için idari sözleşme niteliğinde olan davalı idare ile davacı arasında düzenlenen konut sözleşmesinin uygulanmasından kaynaklanan davanın yukarıda anılan Yasa hükmü gereğince İdari Yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.” gerekçesiyle 2247 Sayılı Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 14.7.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre,davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava,davacı ile davalı Belediye arasında Kentsel Dönüşüm Projesi çerçevesinde imzalanan arsa karşılığı kat yapımı sözleşmesinde; arsa üzerinde bulunan gecekonduya takdir edilen bedelin, 5216 ve 5395 sayılı Belediyeler Kanununa dayanılarak çıkarılan Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin Yeni Mamak Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı Uygulama Esaslarına İlişkin 26.10.2009 tarih 2432 sayılı kararına aykırı olarak eksik kıymet biçildiği ve takdir edilen bedelin tamamının ödenmemesi nedeniyle, eksik tesis bedelinin ödenmesi istemiyle açılmıştır.

03.07.2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı” başlıklı 73. maddesinde; “(Değişik: 17/6/2010–5998/1 md.) Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca bu yönde karar alınması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.

Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.

Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır. (İptal ikinci , üçüncü, dördüncü cümleler: Anayasa Mahkemesi’nin 18/10/2012 tarihli ve E.: 2010/82, K.:2012/159 sayılı Kararı ile)

Belediye, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında bulunan taşınmazların kamulaştırılması sırasında veraset ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem yapmaya yetkilidir.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisinin, il ve ilçelerde belediye meclislerinin salt çoğunluk ile alacağı karar ile masrafların tamamı veya bir kısmı belediye bütçesinden karşılanmak kaydıyla kentin uygun görülen alanlarında bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları yapılabilir. Cephe değişikliği yapılacak binalarda telif hakkı sahibi proje müelliflerine talep etmeleri hâlinde, değiştirilecek cephe veya cephelerin beher metrekaresi için bir günlük net asgari ücret tutarını geçmemek üzere telif hakkı ödenir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi hâlinde, büyükşehir belediyesi içindeki ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde bu fıkrada belirtilen iş ve işlemleri yapabilir.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları için yapılması gereken iş, işlem ve yetkilendirmeler, kat maliklerinin arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karara göre yapılır.

(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.) Büyükşehir belediyelerince, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen alanlar ile 5366 sayılı Kanuna göre yenileme alanı ilan edilen alanlarda veya bu Kanunun 75 inci maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaları hâlinde, büyükşehir belediye meclisi kararı ile, yıkılan ibadethane ve yurtların yerine veya ihtiyaç duyulan yerlerde ibadethane ve yurt inşa edilebilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamındaki işler, kamu idareleriyle 75 inci madde çerçevesinde ortak hizmet projeleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

Bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut İdaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.” hükmü yer almış; bu Kanunun işaret ettiği 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu'nun " İskan s