9 Mayıs 2014 CUMA

Resmî Gazete

Sayı : 28995 (Mükerrer)

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

I- 2247 SAYILI KANUN’UN 27. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

1-ESAS NO : 2014/13

KARAR NO : 2014/13

KARAR TR : 01.04.2014

(Ceza Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, (Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararı kesinleşmediğinden) aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanık: M.I.

O L A Y: 2.6.2006 – 4.4.2007 tarihleri arasında, 5’inci P.Eğt.Tug.Komutanlığı tarafından sözleşmesi yapılan ve S.Yemek A.Ş. tarafından yeri­ne getirilen hazır yemek hizmeti kapsamında, Tugay Komutanlığına getirilen yiyecek maddelerinin firmada görevli bazı şahıslar tarafından usulsüz yollarla kullanılmadan kışla dışına çıkartıldığı bilgi­sinin alınması üzerine yürütülen so­ruşturmada, sivil kişiler açısından “edimin ifasına fesat karıştırma” suçunun işlendiği kanaatine varılarak görevsizlik kararı verildiği, sivil kişiler hakkında Sivas Cumhuriyet Başsav­cılığında soruşturmanın yürütüldüğü ve halen bu dosyanın soruşturma aşamasında bulunduğu, Askeri Savcılığın asker kişiler hakkında yürüttüğü soruşturmada ise, tespit edilen tanık ifadelerinde, erzak deposundan erzakların alımı esnasında, ustabaşının, nöbetçi astsubayın ve kontrol teşkilatında görevli asker kişi­lerin bulunduğu, tartım ve sayımın bu aşamada yapıldığı, ancak daha sonra araca yüklenen erzakın mutfak kısmına getirildiğinde nöbetçi astsubaylarının oyalanarak erzakın bir kısmının yeniden araca yüklendiği ve erzakın tekrar depoya götürüldüğü, nöbetçi astsubayların görevlerini yerine getirdikle­ri, ancak ustabaşı olarak görev yapan Cevdet Döner’in nöbetçi astsubayı meşgul ettiği, bu sırada da erzakın bir kısmının kaçırıldığının beyan edildiği, özellikle aynı Komutanlık emrinde görevli sanık Lv. Kd. Bçvş. M.I.’nın nöbet tuttuğu günlerde erzakların daha rahat götürüldüğü, “yanı başında malzeme götürülmesine rağmen hiç sesini çıkarmadığı”nın ifade edildiği, diğer asker kişilerin olayda görevlerini ihmal ettiklerine dair şüpheden uzak somut delillere ulaşı­lamadığı, olayın gerçekleşme şekli dikkate alındığında kontrol görevi tam olarak yerine getirilse dahi erzaklarda eksilmenin söz konusu olabileceğinin anlaşıldığı, ancak, sanık Lv.Kd.Bçvş. M.I.’nın, şirkette görevli sivil kişiler ile birlikte erzakların mutfaktan çıkarılması sırasında işbirliği yaptığı, erzakların eksiltilmesine göz yumduğu ve bu suretle sivil kişilerin suçuna iştirak ettiği ileri sürülerek görevsizlik kararı ile soruşturma dosyasından sanık ile ilgili kısmın olay yeri itibari ile soruşturma yapmaya yetkili ve görevli olan Sivas Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine

karar verilmesi üzerine;

Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 5.3.2012 gün ve E:2012/819, K:2012/296 sayılı iddianamesiyle; S.Yemek Gıda Tekstil Medikal Petrol İnşaat Turizm Ltd Şti.'nin sahibi ve yetkilisi N.K., şirkette depo kontrol sorumlusu, depo yardımcısı, aşçı ve aşçı yardımcısı olmak üzere çeşitli kademelerde görev yapmakta olan M.D., C.D., Ş.Ç., Y.M.Ö., S.K., N.Y. ve A.Y.hakkında, 5. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı tarafından yapılan hazır yemek ihalesini kazanıp, kazandıkları ihale gereğince ifa etmeleri gereken edimlerini eksik ifa etmek suretiyle edimin up, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 236. maddesinde düzenlenen daha özel bir düzenleme olan, edimin ifasına fesat karıştırma suçu olduğu, böylece Askeri Ceza Kanunu’nun 144. maddesinde belirtildiği üzere bir ihmalinin değil, Türk Ceza Kanunu’nun 236. maddesinde düzenlenen edimin ifasına fesat karıştırma suçuna doğrudan iştirak ettiğinin ileri sürüldüğü açıklanarak, 353 sayılı Kanun’un 12. maddesi uyarınca eylemi sivil kişilerle işlemiş olması ve suçun askeri suç olmaması nedeniyle, sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN, Mehmet AVCIOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında, Raportör-Hâkim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Kadir ALBAYRAK’ın, başvurunun reddine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosyanın incelenmesinde, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının itiraz yolu açık olmak üzere verildiği anlaşılmıştır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesi ikinci fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” denilmiş, 223. maddesinin onuncu fıkrasında, “Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır” düzenlemesi yer almış, 232. maddesinin altıncı fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükmüne yer verilmiştir.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un “Olumsuz görev uyuşmazlığı” başlığı altında düzenlenen 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinintarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir” denilmektedir.

Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı Yasa’nın 1 ve 14. maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dışında ayrıca, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları kuşkusuzdur. Böylece, başvuracağı kanun yolu, süresi, mercii yasaya uygun olarak gösterilmeyen kararın kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur. Bu nedenle, sanığa yukarıda açıklanan haklarını belirtir nitelikte tebligat yapılarak temyiz süresinin beklenmesi, görevsizlik kararı kesinleştikten sonra dosyanın Mahkememize gönderilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Sivas 3.Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 01.04.2014 günü OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

II- 2247 SAYILI KANUN’UN 14. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI) KARARLAR

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

1-ESAS NO : 2014/7

KARAR NO : 2014/11

KARAR TR : 01.04.2014

(Ceza Bölümü)

ÖZET : Asker kişi sanık hakkında, askeri suç olmayan, asker kişiye karşı veya askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işlendiği de ileri sürülmeyen “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, bir suçu söyletmek için işkence yapmak, taammüden adam öldürmek " suçları nedeniyle açılan kamu davasının, ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Maktuller: 1- H.A., 2- L.Z., 3- Z.Z., 4- S.A., 5- Ş.L., 6- A.C., 7- M.S.E., 8- A.Ç.

Müdahiller: 1- İ.Z., 2- İ.Z., 3- M.A., 4- F.A., 5- A.Ç., 6- T.A., 7- D.A., 8- F.A.

9- A.A., 10- M.C., 11- N.E., 12- F.E., 13- N.E., 14- H.E., 15- B.L.

Sanık: Y.U.

O L A Y: Sanıkların “Jitem” adı altında oluşmuş grup içersinde, bu grupta çalışan kişiler ile birlikte bir çok adam öldürme, adam kaldırma ve PKK terör örgütü yandaşı olduklarına inandıkları kişiler aleyhine ve kendi çıkarlarına gasp eylemleri gerçekleştirdikleri, cürüm işlemek için teşekkül oluşturan ve faaliyette bulunan çetenin üyeleri oldukları, sanık emekli J.Kd.Alb. A.K.’nın eylemlere ilişkin talimatları vermek suretiyle bu çetenin yöneticisi konumunda bulunduğu, 20.1.1992 günü, sanıklardan F.Ç., A.A. ve M.Y.’ın, HEP Muş İl örgüt üyesi olan maktul H.A.’ı ‘...ifade vereceksin, gideceksin... ‘ diyerek, Diyarbakır Jitem Merkezine getirip sorguladıktan sonra Merkez Yaytaş Köyü yolu üzeri Tuzik deresi köprüsü altında kafasına iki adet tabanca mermisi sıkarak önceden planladıkları gibi taammüden öldürdükleri, sanıklardan eski itirafçı M.G. ve Diyarbakır Askerlik Şubesinde sivil memur olarak çalışan sanık S.E.’ün, sanıklar A.A. ve Siirt İl Jandarma Alay Komutanlığında görevli sanık Uzm.J.Çvş.Y.U.ile birlikte, önceden evlerini tespit ettikleri L.Z.’yi 9.10.1993, Z.Z.’yi 11.10.1993 günü evlerinden alarak, sırasıyla, götürdükleri Kabasakal Köyü Kozan Mezrası Taşlıdere mevkiinde elleri arkadan bağlanarak başına sıkılan iki adet mermi ile, Merkez Erimli Köyü yolu Kuşaklı mevkiinde sağ şakak ve burun kökü civarından yakın atışla sıkılan iki adet mermi ile taammüden öldürdükleri, sanıklardan A.A. ve Y.U.’un, 7.9.1994 günü, maktuller S.A. ile Ş.L.’yi Jitem merkezine götürerek, vücutlarında yer yer yanık, çene alt kemiğinde kırık ve ayakkabı topuklarıyla meydana getirilen ekimozlarla işkence yapıp, boğmak suretiyle öldürdükleri, Merkez Erimli Köyü Kuşaklı Mevkiinde köprünün altına attıkları, 29.9.1994 günü, terör örgütü PKK'ya vardım ve yataklık yaptıkları ve dağ kadrosunda olduklarına inandıkları maktul A.C. ile M.S.E.’i alarak Jitem merkezine götürdükleri ve burada terör örgütü hakkında bilgi almak amacıyla işkence yaptıktan sonra iple boğarak öldürdükleri, 21.12.1994 günü, sanıklar A.A., K.E., A.K. ve Y.U.’un, terör örgütü PKK'yı finanse ederek yardım ve yataklık yaptığına inandıkları maktul A.Ç.’i Jitem merkezine götürdükleri ve burada işkence yaptıktan sonra boğarak öldürdükleri, bir kısım sanıklar hakkında “faili meçhul şekilde birden fazla adam öldürmek, cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak vb. suçlar nedeniyle cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasının, Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinin E:2002/60 sayılı dosyasında derdest bulunduğu açıklanarak; sanıkların cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, bir suçu söyletmek için işkence yapmak, taammüden adam öldürmek suçlarını işledikleri ileri sürülerek, eylemlerine uyan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 313/1,2,3, 243/1,2, (64/1 del. 450/4. üç kez) maddeleri uyarınca, sanıklar A.A. ve Y.U.’un ayrıca eylemlerine uyan aynı Kanun’un (64/1 del.450/4,5,9-üç kez), sanıklar M.G. ve S.E.’ün ayrıca eylemlerine uyan aynı Kanun’un (64/1 del.450/4,5,9). maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 29.3.2005 gün ve E:2005/3479, K:2005/186 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

DİYARBAKIR 2. AĞIR CEZA MAHKEMESİ: 4.4.2005 gün ve E:2005/111, K:2005/23 sayıyla; sanıklar A.K., S.E. ve Y.U.hakkında açılan kamu davasının, Mahkemenin 2005/108 esas sayılı dosyasında yürütülen kamu davasından tefrik edilerek, Mahkemenin 2005/111 esas sayılı dosyasına kaydının yapıldığı ve bu esas üzerinden yürütüldüğü açıklanarak; bu sanıkların asker kişi olmaları nedeniyle 353 sayılı Kanun’un 9. maddesi uyarınca, işledikleri ileri sürülen suçlarla ilgili yargılama yapma görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce 27.12.2007 gün ve E:2007/255, K:2007/1519 sayılı karar ile, sanık A.K.’nın 2003 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinden malulen emekli edilmiş olduğu, yüklenen suçun askeri suç ya da askeri suça bağlı bir suç olmadığı, sanık S.E.’ün ise, suç tarihinde ve sonrasında asker kişi olmadığının dosya içeriğindeki bilgilerden anlaşıldığı açıklanarak, 353 sayılı Kanun’un 9 ve 17. maddeleri uyarınca bu sanıkları yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu, sanık Y.U. yönünden ise, 353 sayılı Kanun’un 12. maddesi uyarınca, iştirak halinde beraber işlendiği ileri sürülen eylemler nedeniyle yüklenen suçların, Askeri Ceza Kanunu’nda yazılı olmayan suçlar olduğu gözetilerek, bu sanığı yargılama görevinin de adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş, kararın sanıklar A.K. ve Y.U.tarafından temyiz edilmesi üzerine;

Askeri Yargıtay 2. Dairesi 3.12.2008 gün ve E:2008/2638, K:2008/2630 sayılı karar ile hükmün onanmasına karar vermiş, Askeri Yargıtay Başsavcılığınca yapılan itiraz üzerine, Askeri Yargıtay Daireler Kurulu 5.3.2009 gün ve E:2009/21,K:2009/25 sayı ile, dosya içeriğinden, sanıklardan A.K.’nın 18.07.1993-29.07.1996 tarihleri arasında Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığı İstihbarat Grup Komutan Vekili olarak, Uzm.Çvş. Y.U.’un ise, 18.07.1993-15.08.2000 tarihleri arasında Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığında görev yaptıkları, dolayısıyla atılı suçları işledikleri iddia edilen tarihlerde asker kişi olduklarının anlaşıldığı, ancak, görev ve statülerinin, görevlerinin kapsamının ve hududunun ne olduğunun araştırılması, atılı suçların sanıkların görevleriyle bağlantılı olup olmadığının, sanıkların nüfuzlarını veya görevlerini veya yetkilerini kötüye kullanıp kullanmadıklarının belirlenmesi ve suçların bunlara bağlı olarak işlenip işlenmediklerinin değerlendirilmesinin görevli yargı yerinin tayini açısından gerekli bulunduğu, uyum ve kararlılık gösteren yargı kararlarında, bölücü terörle mücadelede Jandarmanın da dahil olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinin bütün faaliyetlerinin askerî nitelikte ve Yurt savunması ile ilgili olduğu, bu hizmet kapsamında işlenen suçlara ilişkin davaların da askerî yargı yerinde görülmesi gerektiğinin kabul edildiği açıklanarak, sanıkların, diğer sanıklarla birlikte müştereken veya tek başlarına atılı suçları işleyip işlemediklerine, işlendiği iddia edilen suçlar sırasında görev ve statülerinin ne olduğuna, aralarında görev bağlantısı bulunup bulunmadığına, işlendiği iddia edilen suçların sanıkların görevleri ile bağlantılı olup olmadığına, sanıkların nüfuzlarını veya görevlerini veya yetkilerini suistimal edip etmediklerine ilişkin olarak, görevli yargı yerini belirlemeye yetecek bilgi ve belge bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle, görevsizlik kararının onanmasına ilişkin Daire ilamının kaldırılmasına ve görevsizlik kararının usule aykırılık ve göreve yönelik noksan soruşturma yönlerinden bozulmasına karar vermiştir.

7. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 5.4.2011 gün ve E:2011/94, K:2011/187 sayıyla; bozma kararında belirtilen eksikliklerin giderildiği ve sanıklardan A.K. hakkında 19.01.2009 tarihinde vefatı sebebiyle düşme kararı verildiği açıklanarak;

Suç tarihinde asker kişi olan sanıklara yüklenen suçun asker kişiler aleyhine işlenmediği, askeri suç niteliğinde olmadığı ve askeri mahallerde gerçekleşmediği hususlarında kuşku ve duraksama mevcut olmadığından, görevli mahkemenin, sanıklara atılı suçun, “askerlik hizmet ve göreviyle” ilgili olarak işlenip işlenmediğinin irdelenmesi suretiyle belirlenmesi gereğinin bulunduğu, yerleşik Uyuşmazlık Mahkemesi içtihatlarıyla, olay bölgesinde devam eden, Anayasa’ya dayalı hür ve demokratik düzeni bozmaya, temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik terör hareketleri karşısında, terörle mücadele amacıyla yapılan çalışmaların mülki veya adli bir görev olmayıp askeri nitelikte yurt savunması olduğu kabul edildiğinden; bu hizmet (yurt savunması) kapsamında meydana gelen suçlar için davaya bakmakla askeri yargı yerinin görevli olacağını kabul etmek gerektiği;

Ancak somut olayda, sanıkların görevlerini suistimal ederek "sözde devlet adına” suç işledikleri iddiasının askeri hizmetle bağlantılı görülmediği, yapılan araştırma neticesinde “jitem” diye bir kuruluşun olmadığının belirlendiği, iddianamede belirtildiği gibi, sanıkların Jandarma Genel Komutanlığı yasal istihbarat biriminden başka, var olduğu iddia edilen “jitem” adlı örgüte üye olduğuna, bu örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri ile organik bir bağ içinde bulunduğuna veya Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yer aldığına, varsayılan eylemleri jitem’in yaptığına ya da sanıkların iddia konusu eylemlerde ifa etmekte oldukları eylemleri görevleri gereği bulunduğuna ilişkin hiçbir bilgi yer almayıp, bu kabullerin tamamen varsayıma dayalı olduğu, böylece sanıkların isnat edilen eylemleri yapmak suretiyle suç tarihlerinde yurt savunması hizmetini ifa ettiklerini kabul etmenin mümkün görülmediği, ayrıca 353 sayılı Kanunun “Müşterek Suçlar” başlığı altında düzenlenen 12. maddesi uyarınca da, kanıtların değerlendirilmesinde, ceza miktarlarının saptanmasında çelişkilerin meydana gelmemesi bakımından da iştirak halinde beraber işlendiği ileri sürülen eylemler nedeniyle açılan kamu davasının, yüklenen suçun Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suç olduğu da gözetilerek, bu dosyadan ayrılan diğer sivil kişi sanıklar hakkında adli yargı yerinde devam etmekte olan dava ile birlikte adli yargı yerinde görülmesi gerektiği açıklanarak, sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle, görevsizlik kararı vermiş, kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine;

Askeri Yargıtay 2. Dairesi 25.9.2013 gün ve E:2013/1132,K:2013/1250 sayılı kararı ile, Anayasa’da yapılan değişiklik, Anayasa Mahkemesinin 353 sayılı Kanun’un 9 ve 12. maddeleri ile ilgili verdiği iptal kararlarına göre, askeri mahkemelerin, asker kişilerin, askeri olan suçları, asker kişiler aleyhine işledikleri suçları ve askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçları ile ilgili olarak yargılama yapmakla görevli olduğu, asker kişi olduğunda kuşku bulunmayan sanığa atılı suçların, askeri suç olmadığı, suçların aleyhlerine işlendiği kişilerin de asker kişi olmadığının açık olduğu belirtilerek, Jandarma Genel Komutanlığının dosyada mevcut yazısından, 1993-2000 yılları arasında İstihbarat/Terörle Mücadele maksadıyla kurulmuş “jitem” ya da başka bir isimde bir birimin bulunmaması, sanığın 1993-2000 yılları arasında istihbarat birimlerinde görevli olduğu dönemlerde, terörle mücadele kapsamında istihbarat yapma ve lüzum görüldüğünde görev bölgesindeki Jandarma Birliklerinin, genel emniyet ve asayişi sağlamak için icra edecekleri operasyonlara yardımcı olma görevlerinin bulunması karşısında, sanığa isnat edilen iddiaların, terörle mücadele kapsamındaki görevleriyle ilgili olmadığı, dolayısıyla iddia olunan fiilin askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olmadığı, bu eylemlerin ne maksatla yapılmış olursa olsun askerlik hizmet ve görevleriyle bağdaştırılmasının mümkün olmadığı açıklanarak, hükmün onanmasına karar vermiş, bu şekilde kesinleşen karar ve dava dosyası, 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN, Mehmet AVCIOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında sanık Y.U. hakkında açılan kamu davası yönünden Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın adli yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Tuna ÖZKAN’ın davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosyanın incelenmesinden, sanıklar A.A., M.Y., M.G., F.Ç., K.E., S.E., Y.U.ve A.K. hakkında cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, bir suçu söyletmek için işkence yapmak ve taammüden adam öldürmek suçlarını işledikleri ileri sürülerek cezalandırılmaları istemiyle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 29.3.2005 gün ve E:2005/3479, K:2005/186 sayılı iddianamesiyle kamu davası açıldığı, Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Mahkemenin 2005/108 esasına kaydedilen dava dosyasında, sanıklar A.A., M.Y., M.G., F.Ç. ve K.E. hakkında açılan davada, sanıklardan bir kısmının olay tarihinde asker kişi oldukları ayrıca yüklenen eylemleri asker kişilerle birlikte işlediklerinin ileri sürüldüğü gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, bu dosyadan ayırma kararı verilerek Mahkemenin 2005/111 esasına kaydedilen dava dosyasında, sanıklar A.K., S.E. ve Y.U.’un asker kişi olmaları nedeniyle yargılamalarının askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, dosyaların gönderildiği 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce, sanıklar A.A., M.Y., M.G., F.Ç.ve K.E. hakkında açılan davanın Mahkemenin 2007/256 esasına kaydedilerek, sanıkların yargılama aşamasında Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilişiklerinin kesildiği bu nedenle 353 sayılı Yasa’nın 12. maddesi uyarınca yargılanmalarının adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi üzerine, Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilen dava dosyasında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verildiği, sanıklar A.K., S.E. ve Y.U. hakkında açılan davanın Mahkemenin 2007/255 esasına kaydedilerek, bu davada da asker ve sivil kişi sanıklarca birlikte işlendiği ileri sürülen suçlar nedeniyle 353 sayılı Yasa’nın 12. maddesi uyarınca sanıkların yargılamalarının adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği ve sanık S.E. hakkında verilen kararın kesinleşmesi üzerine, dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği, Mahkemece adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.

Anayasanın “askeri yargı” yı düzenleyen 145 nci maddesinde asker kişilerin “askeri mahallerde” işledikleri suçlara bakmanın askeri mahkemelerin görevinde olduğu belirtilmişken; 12.9.2010 tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilip, 23.9.2010 gün ve 27708 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa’nın 15. maddesi ile yapılan değişiklik ile maddenin birinci fıkrasında, “Askeri yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz” denilmek suretiyle “askeri mahallerde” unsuru madde metninden çıkarılmıştır.

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin “….askeri mahallerde….” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin 26.6.2012 tarih ve 28335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15.3.2012 gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın “Müşterek Suçlar” başlığı altında düzenlenen 12. maddesinde "Askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suç ise sanıkların yargılanmaları askeri mahkemelere; eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suç ise adliye mahkemelerine aittir" denilerek, Askeri Ceza Kanununda yazılı olan bir suçun müştereken işlenmesi halinde sanıkların yargılamalarının askeri mahkemelerde yapılacağı hükme bağlanmış iken, madde Anayasa Mahkemesi’nin 20.9.2012 gün ve E:2011/80, K:2012/122 sayılı kararı ile iptal edilmiş,1.6.2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Dosya içinde bulunan, Jandarma Genel Komutanlığı’nın 5.3.2010 gün ve AD.MÜŞ: 1500-1050968-10 sayılı yazısından, Jandarma Genel Komutanlığına bağlı olarak 1993-2000 yıllarında İstihbarat/Terörle Mücadele maksadıyla kurulmuş jitem ya da başka isimde bir birimin bulunmadığı, sanığın bu yıllar arasında istihbarat birimlerinde görevli olduğu dönemlerde, terörle mücadele kapsamında istihbarat yapma ve lüzum görüldüğünde görev bölgesindeki Jandarma Birliklerinin, genel emniyet ve asayişi sağlamak için icra edecekleri operasyonlara yardımcı olma görevlerinin bulunduğunun bildirildiği anlaşılmıştır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, sanığın asker kişi olması nedeniyle 353 sayılı Kanun’un 9. maddesi uyarınca, işlediği ileri sürülen suçlarla ilgili yargılama yapma görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, dosyanın incelenmesinden, sanığın 1993-2000 yılları arasında, istihbarat birimlerinde görevli olduğu dönemlerde, terörle mücadele kapsamında istihbarat yapma ve lüzum görüldüğünde görev bölgesindeki Jandarma Birliklerinin, genel emniyet ve asayişi sağlamak için icra edecekleri operasyonlara yardımcı olma görevlerinin bulunduğu anlaşılmış, bu durumda yüklenen eylemlerin, terörle mücadele kapsamındaki görevleriyle bir ilgisinin bulunmadığı, dolayısıyla askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olmadığı sonucuna varılmıştır.

Asker kişi sanığa yüklenen eylemlerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen suçlar kapsamında bulunduğu, Askeri Ceza Kanunu’nda bu eylemlere ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle “askeri suç” olmadıkları kuşkusuzdur.

Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesinde yer alan “askeri mahal” kavramının Anayasa’da yapılan yeni düzenleme ile kaldırıldığı ve Anayasa Mahkemesi’nin bahsedilen kararı ile Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline de karar verildiği anlaşıldığından, artık asker kişilerin askeri mahalde işledikleri askeri suç olmayan bu tür suçlara ait davaların askeri yargı yerinde görülemeyeceği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, askeri suç olmayan, asker kişiye karşı veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlendiği de ileri sürülmeyen eylem nedeniyle sanık hakkında açılan davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 4.4.2005 gün ve E:2005/111, K:2005/23 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 01.04.2014 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

2-ESAS NO : 2014/12

KARAR NO : 2014/12

KARAR TR : 01.04.2014

(Ceza Bölümü)

ÖZET : 1-Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşlarında çalışan sivil personel statüsünde bulunan sanıklar hakkında “rüşvet almak, rüşvet almak suçuna yardım etmek, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi yok etmek, görevi kötüye kullanmak ve askerlikten kurtulmak için hile yapmak ve bu suça iştirak etmek” suçları nedeniyle açılan kamu davasının, 353 sayılı Yasa’nın 10. maddesinin birinci fıkrası (C) bendinin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmesi nedeniyle ADLİ YARGI yerinde;

2- Sivil kişi sanıklar hakkında “rüşvet almak suçuna yardım etmek, askerlikten kurtulmak için hile yapmak ve bu suça iştirak etmek ve rüşvet vermek” suçları nedeniyle açılan kamu davasının, Anayasa, 353 ve 5271 sayılı Yasa’da yapılan değişiklikler nedeniyle ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanıklar: 1- H.Y., 2- E.T., 3- B.A., 4- M.A., 5- M.Ç., 6- İ.P., 7- E.B., 8- B.D., 9- S.A.,

10- G.B., 11- S.S., 12- Z.G., 13- E.T., 14- A.Ç., 15- E.K., 16- B.H.A., 17- M.Ö.

O L A Y: Zile İlçesi Askerlik Şubesi Başkanlığı emrinde, ASAL işlemleri, son yoklama, er celp ve sevk, öğrenci (bu kapsamda ertesi yıla bırakma ve sevk tehir işlemleri, öğrenci belgelerindeki tereddüt edilen hususların öğretim kurumlarından sorma işlemleri), hava değişimi, bedelli askerlik, dövizli askerlik, yurtdışı erteleme gibi işlemlerden sorumlu sivil memur E.T.ile, terhisli işlemleri, askerlik borçlanması işlemleri, cezalı yükümlü işlemleri, terhis belgeleri ile ilgili işlemler, sigorta kurumlarına yazılacak yazılarla ilgili işlemlerden sorumlu sivil memur H.Y.’nin, aynı zamanda görev tanımları gereği Askerlik Şubesi Başkanının talimatıyla diğer memurların görevlerini, bu kapsamda diğerinin yokluğunda birbirlerine ait işlemleri de yapabildikleri belirtilerek, sanıklar E.T.ile H.Y.’nin 2007-2008 yılları içinde, sivil kişi sanıklar B.A. ve M.A.’ın aracılığı ile, diğer bir kısım sivil kişi sanıkların iştirakleri ile, sosyal güvenlik kurumundan emekli maaşı alabilmeleri için sigorta süreleri eksik olan bazı yakınları adına normalden fazla askerlik yapmış gibi göstererek sahte askerlik süre belgeleri tanzim ettikleri, bazı sivil kişi sanıkların iştirakleri ile de sahte öğrenci belgeleri düzenleyerek ya da gerçek belgeleri yok ederek bu sanıklar adına tecil işlemleri yaptıkları, böylece sivil memur ve sivil kişi sanıkların, rüşvet almak, rüşvet almak suçuna yardım etmek, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi yok etmek, görevi kötüye kullanmak ve askerlikten kurtulmak için hile yapmak ve bu suça iştirak etmek, rüşvet vermek suçlarını işledikleri ileri sürülerek, sanık H.Y.’nin rüşvet almak suçundan eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 135’inci maddesi delaletiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 252/1. maddesi (altı kez ), resmi belgede sahtecilik suçundan eylemine uyan aynı Kanun’un 204/2. maddesi (üç kez ), görevi kötüye kullanmak suçundan eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 144.maddesi delaletiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257/3 ve 1.maddeleri ve resmi belgeyi yok etmek suçundan eylemine uyan aynı Kanun’un 205/1.maddesi son cümlesi uyarınca, sanık E.T.’ın rüşvet almak suçundan eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 135’inci maddesi delaletiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 252/1. maddesi (altı kez ), rüşvet almak suçuna yardım etmek suçundan eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 252/1 ve 39.maddeleri (üç kez), resmi belgede sahtecilik suçundan eylemine uyan aynı Kanun’un 204/2. maddesi, askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak etmek suçundan Askeri Ceza Kanunu’nun 81/2. maddesi (dört kez) ve görevi kötüye kullanmak suçundan eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 144.maddesi delaletiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257/3 ve 1.maddeleri uyarınca, sivil kişi sanıklar B.A. ve M.A.’ın aracılık yapmak suretiyle, rüşvet almak suçuna yardım etmek suçundan eylemlerine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 252/1 ve 39. maddeleri uyarınca, sivil kişi sanık M.Ç.’nın, askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak etmek suçundan eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 81/2. maddesi uyarınca, sanıklar İ.P., E.B., B.D., S.A., G.B., S.S., Z.G., E.T., A.Ç., E.K., B.H.A. ve M.Ö.’ın, rüşvet vermek suçundan eylemlerine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 252/1.maddesi uyarınca, sanıklar E.T., A.Ç., E.K. ve B.H.A.’un ayrıca askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçundan eylemlerine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 81/1. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle 5. Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 29.01.2009 gün ve E:2009/9, K:2009/54 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

5. PİYADE EĞİTİM TUGAY KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 30.9.2010 gün ve E:2010/74, K:2010/476 sayıyla; sivil memur olan sanıklar H.Y.ile E.T.’ın, yargılama aşamasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ilişiklerinin kesildiği, bu nedenle sanıklara yüklenen “resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi yok etmek” suçları nedeniyle haklarında açılan kamu davasının, suçların askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve sanıkların askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle adli yargı yerinde görülmesi, sanıklara yüklenen diğer suçlar yönünden ise, Anayasa, Ceza Muhakemesi Kanunu ve 353 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikler nedeniyle sivil kişi sanıkların askeri mahkemede yargılanmalarının mümkün olmaması, yüklenen suçların sivil kişi sanıklarla birlikte işlenmesi ve suçların niteliği itibariyle delillerin birlikte toplanıp değerlendirilmesinin gerektiği açıklanarak, tüm sanıkları birlikte yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın sanıklar H.Y., E.T., M.Ç., A.Ç. ve M.Ö. tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 4. Dairesi 29.1.2013 gün ve E:2013/333, K:2013/325 sayılı kararı ile, sanıklar H.Y.ve E.T. hakkında verilen görevsizlik kararının, 353 sayılı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrası (c) bendinin, Anayasa Mahkemesi’nce Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiğinden, artık bu sanıkların asker kişi sayılması ve askeri mahkemelerde yargılanmalarının mümkün olmaması, diğer sanıklar hakkında verilen görevsizlik kararının , bu sanıkların sivil kişi olmaları ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca, sivil kişi sanıkların askeri mahkemelerde yargılanmalarının mümkün olmaması nedeniyle hükmün onanmasına karar vermiştir.

ZİLE AĞIR CEZA MAHKEMESİ: 18.7.2013 gün ve E:2013/76, K:2013/122 sayıyla; sanıklar H.Y.ile E.T.’ın, olay tarihinde asker kişi oldukları, yüklenen suçların askeri suç olduğu nedeniyle, bu sanıkların askeri mahkemede yargılanmaları gerektiği ve yüklenen suçların sivil kişi sanıklar ile birlikte müştereken işlendiği ileri sürüldüğüne göre delillerin birlikte toplanıp değerlendirilmesinin ve kararın aynı mahkemece verilmesinin hukuka daha uygun olacağı açıklanarak, tüm sanıkları yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle Tokat Ağır Ceza Mahkemesine itiraz yolu açık olmak üzere görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, Zile Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 30.12.2013 gün ve E:2013/35, K:2013/38 sayılı karar ile adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleşmeden dava dosyası Mahkememize gönderildiğinden, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, dosyadaki eksiklik giderilip, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleştirilerek dava dosyası, Zile Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN, Mehmet AVCIOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın adli yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Kadir ALBAYRAK’ın davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Anayasanın “askeri yargı” yı düzenleyen 145 nci maddesinde asker kişilerin “askeri mahallerde” işledikleri suçlara bakmanın askeri mahkemelerin görevinde olduğu belirtilmişken; 12.9.2010 tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilip, 23.9.2010 gün ve 27708 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa’nın 15. maddesi ile yapılan değişiklik ile maddenin birinci fıkrasında, “Askeri yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz” denilmek suretiyle “askeri mahallerde” unsuru madde metninden çıkarılmıştır.

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin “….askeri mahallerde….” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin 26.6.2012 tarih ve 28335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15.3.2012 gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

353 sayılı Yasa’nın “Asker kişiler” başlığı altında düzenlenen 10. maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Kanunun uygulanmasında aşağıda yazılı olanlar asker kişi sayılırlar:

…..

C) Milli Savunma Bakanlığı veya Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşlarında çalışan sivil personel” denilmekte iken, fıkranın (C) bendi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.12.2012 gün ve 28484 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 20.9.2012 gün ve E:2012/45, K:2012/125 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Bu durumda, usul kurallarının yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren öncelikle ve derhal bütün olaylar hakkında uygulanmalarının gerektiği genel hukuk ilkesi karşısında, artık 353 sayılı Yasa’nın 9. maddesi anlamında “asker kişi” olarak kabulü mümkün olmayan sanıklar H.Y.ile E.T.ve diğer tüm sanıkların sivil kişi olmaları nedeniyle 353 sayılı Yasa’nın asker olmayan (sivil) kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma koşullarını belirleyen maddeleri ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 3. maddesi yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir.

5530 sayılı Yasa’nın 4. maddesi ile değiştirilen 353 sayılı Yasa’nın 13. maddesinde, “Askeri Ceza Kanunu’nun 55, 56, 57, 58, 59, 61, 63, 64, 75, 79, 80, 81, 93, 94, 95, 114 ve 131. maddelerinde yazılı suçlar, askeri mahkemelerin yargı yetkisine tabi olmayan sivil kişiler tarafından barış zamanında işlenirse; bu kişilerin yargılanması, adli yargı mahkemeleri tarafından, Askeri Ceza Kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle yapılır”;

5918 sayılı Yasa’yla değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 3. maddesine eklenen ikinci fıkrasında, “Barış zamanında, asker olmayan kişilerin Askeri Ceza Kanununda veya diğer kanunlarda yer alan askeri mahkemelerin yargı yetkisine tabi bir suçu tek başına veya asker kişilerle iştirak halinde işlemesi durumunda asker olmayan kişilerin soruşturmaları Cumhuriyet savcıları, kovuşturmaları adli yargı mahkemeleri tarafından yapılır”;

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 145. maddesinin ikinci fıkrasında da, “Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz”

denilmiştir.

Bu düzenlemeler gözetildiğinde, sivil kişilerin barış zamanında, Askeri Ceza Kanununda veya diğer kanunlarda yer alan askeri mahkemelerin yargı yetkisine tabi suçları tek başına veya asker kişilerle iştirak halinde işlemeleri durumunda adli yargı yerinde yargılanacakları kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, sanıklar hakkında açılan kamu davasının adli yargı yerinde görülmesi ve Zile Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Zile Ağır Ceza Mahkemesi’nin 18.7.2013 gün ve E:2013/76, K:2013/122 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 01.04.2014 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

3-ESAS NO : 2014/14

KARAR NO : 2014/14

KARAR TR : 01.04.2014

(Ceza Bölümü)

ÖZET : Asker kişi sanık hakkında, askeri suç olmayan, askeri suça bağlı bulunmayan “resmi evrakta sahtecilik, kamu kurumu ve kuruluşları aracılığı ile dolandırıcılık” suçları nedeniyle açılan kamu dava-sının, sanığın yargılama aşamasında terhis edilerek askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Yakınan: H.S.

Sanık: B.P.

O L A Y: Selen/Mardin 70. Mknz. P. Tug. 2. Mknz. P. Tb. 1. Mknz. P. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık P. Onb. B.P.’nın, 11.8.2012 günü, daha öncesinde görevli olduğu ve evrakların nerede muhafaza edildiğini bildiği Bölük Yazıhanesine girerek, aynı Komutanlık emrinde görevli yakınan P. Er H.S.’a ait kimlik belgesini aldığı ve Bölük Komutanı P. Yzb. İ.Y.’in imzasını taklit etmek suretiyle resmi belge niteliğinde olan ve Mardin Muhasebe Müdürlüğüne hitaben, yakınan H.S.’a ödenmesi amacıyla sahte ödeme yazısı düzenlediği, bu yazıyla Mardin Defterdarlığına giderek yakınana ait 286,75 TL tutarındaki parayı çektiği, durumun yakınanın Defterdarlığa giderek maaş ve tazminatını çekmek istemesiyle anlaşıldığı, böylece, sanığın resmi evrakta sahtecilik, kamu kurumu ve kuruluşları aracılığı ile dolandırıcılık suçlarını işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204/1, 158/1-d, 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 22.2.2013 gün ve E:2013/328, K:2013/58 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

MARDİN 2. AĞIR CEZA MAHKEMESİ: 27.2.2013 gün ve E:2013/57, K:2013/52 sayıyla; asker kişi sanığı, asker kişiye karşı işlediği ileri sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesine gönderilmiştir.

7. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 23.5.2013 gün ve E:2013/1449, K:2013/342 sayıyla; asker kişi sanığa yüklenen eylemlerin, askeri suç olmadığı, askeri bir suça bağlı bulunmadığı ve sanığın yargılama aşamasında terhis edilmek suretiyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle, sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN, Mehmet AVCIOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın adli yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Kadir ALBAYRAK’ın davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Anayasanın “askeri yargı” yı düzenleyen 145 nci maddesinde asker kişilerin “askeri mahallerde” işledikleri suçlara bakmanın askeri mahkemelerin görevinde olduğu belirtilmişken; 12.9.2010 tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilip, 23.9.2010 gün ve 27708 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa’nın 15. maddesi ile yapılan değişiklik ile maddenin birinci fıkrasında, “Askeri yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz” denilmek suretiyle “askeri mahallerde” unsuru madde metninden çıkarılmıştır.

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin “….askeri mahallerde….” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin 26.6.2012 tarih ve 28335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15.3.2012 gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, asker kişi sanığı, asker kişiye karşı işlediği ileri sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, sanığa yüklenen eylemin Türk Ceza Kanunu’nda düzenlendiği, Askeri Ceza Kanunu’nda bu suça ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle “askeri suç” olmadığı kuşkusuzdur. Sanığın yargılama aşamasında terhis edildiği de dosyada bulunan bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevinin değişmeyeceği, ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması durumunda, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş bulunduğundan ve somut olayda sanığa yüklenen eylemin askeri suç olmadığı anlaşıldığından, 353 sayılı Yasa’nın 17. maddesi uyarınca davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27.2.2013 gün ve E:2013/57, K:2013/52 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 01.04.2014 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

4-ESAS NO : 2014/15

KARAR NO : 2014/15

KARAR TR : 01.04.2014

(Ceza Bölümü)

ÖZET : Asker kişi sanık hakkında, askeri suç olmayan, askeri suça bağlı bulunmayan “iftira ve başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanmak” suçları nedeniyle açılan kamu davasının, sanığın yargılama aşamasında disiplinsizlik nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarılmasına karar verilmek suretiyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Yakınanlar: 1- Ö.M., 2- E.K.

Sanık: S.K.

O L A Y: Hilvan İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde görevli sanık Uzm. J. V. Kad. Çvş. S.K.’ün, 23.3.2011 günü, “Urfa Gündem” isimli internet sitesinde, “Telefon Sinyalleri Astsubay’ın Kurtarma Planını Deşifre Etti” başlıklı, Şanlıurfa İlinde meydana gelen kasten adam öldürme suçuna ilişkin olarak şüpheli bulunan üç kişinin olay sırasında Hilvan İlçesinde bulunduklarına ve yol üstünde araçlarının lastiğinin patladığına dair sözde bu sırada devriye görevi yapmakta olan Ast. Bçvş. İ.Y.’ın gerçeğe aykırı tutanak düzenlediği ve bu tutanağa dayanılarak şüphelilerin önce serbest bırakıldıkları ancak daha sonra telefon sinyallerinden şüphelilerin ifade edildiği gibi olay anında Hilvan İlçesinde değil de, Şanlıurfa İlinde olduklarının belirlendiği ve İ.Y.’ın olay günü devriye görevinin olmamasına rağmen Hilvan İlçe Jandarma Komutanı yakınan J. Yzb. Ö.M.’nun imzasını taklit etmek suretiyle kendisine görev yazdığının belirtildiği haberin altında, haber ile ilgili yapılan ilk yorumda, “cinayeti işleyen şahıslar karakol komutanı İ.Y.’ı aradıklarında kendisine sahteden devriye yazmıştır. İlçe Jandarma Komutanının da haberi vardır, bu olayda 300,000 TL’yi ikisi paylaşacaktı. Olaydan bilgim vardır. Ancak adımın açıklanmasını istemiyorum, bende o ilçe jandarmada astsubay olarak görev yapmaktayım”, ikinci yorumda, “bu ilçe Jandarma Karakol komutanı İdris Yıldız o şahıslarla Hilvanda bulunan Opet petrolde birlikte kuzu kesip alem yapıyorlardı, yanlarına ilçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Ö.M.’nu da alıyorlardı, kadın da getiriyorlardı” ve son yorumda, “… olayda adı geçen bölük komutanı yüzbaşı Ö.M.’nun da parmağı vardı bu işte, sadece her şeyi yaptırırım ama paranın nerden geldiğini de söylemem diyordu, ikisi işbirlikçidir” denilmek suretiyle, aynı Komutanlık emrinde görevli yakınan J. Üçvş. E.K. ismi ile yapılan yorumları, Bozova İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde geçici görevli bulunduğu sırada, İlçe merkezinde bulunan J.İnternet Kafe isimli işyerinden, yakınan Ö.M.ile aralarında bulunan husumet nedeniyle yazdığı, böylece, iftira ve başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanmak suçunu işlediği ileri sürülerek, yakınan Ö.M.’na karşı eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 267/1, yakınan E.K.’a karşı aynı Kanun’un 268/1-5. maddeleri delaletiyle 267/1, 58 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Hilvan Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 26.9.2012 gün ve E:2012/303, K:2012/196 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

HİLVAN ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 17.4.2013 gün ve E:2012/338, K:2013/93 sayıyla; asker kişi sanığı, asker kişilere karşı işlendiği ileri sürülen suçlar nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

7. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 20.11.2013 gün ve E:2013/2095, K:2013/1076 sayıyla; asker kişi sanığa yüklenen eylemlerin, askeri suç olmadığı, askeri bir suça bağlı bulunmadığı ve sanığın yargılama aşamasında disiplinsizlik nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarılmasına karar verilerek Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiğinin kesildiği, böylece askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle, sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN, Mehmet AVCIOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın adli yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Kadir ALBAYRAK’ın davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Anayasanın “askeri yargı” yı düzenleyen 145 nci maddesinde asker kişilerin “askeri mahallerde” işledikleri suçlara bakmanın askeri mahkemelerin görevinde olduğu belirtilmişken; 12.9.2010 tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilip, 23.9.2010 gün ve 27708 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa’nın 15. maddesi ile yapılan değişiklik ile maddenin birinci fıkrasında, “Askeri yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz” denilmek suretiyle “askeri mahallerde” unsuru madde metninden çıkarılmıştır.

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin “….askeri mahallerde….” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin 26.6.2012 tarih ve 28335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15.3.2012 gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, asker kişi sanığı, asker kişilere karşı işlediği ileri sürülen suçlar nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, sanığa yüklenen eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nda düzenlendiği, Askeri Ceza Kanunu’nda bu suçlara ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle “askeri suç” olmadığı kuşkusuzdur. Sanığın yargılama aşamasında disiplinsizlik nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarılmasına karar verilerek, Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiğinin kesildiği de, dosya içinde mevcut Şanlıurfa İl Jandarma Komutanlığının 1.10.2013 gün ve PER.:1270-49008-13 sayılı yazısı ve ekli belgelerden anlaşılmaktadır.

353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevinin değişmeyeceği, ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması durumunda, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş bulunduğundan ve somut olayda sanığa yüklenen eylemin askeri suç olmadığı anlaşıldığından, 353 sayılı Yasa’nın 17. maddesi uyarınca davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Hilvan Asliye Ceza Mahkemesi’nin görev-sizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Hilvan Asliye Ceza Mahkemesi’nin 17.4.2013 gün ve E:2012/338, K:2013/93 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 01.04.2014 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

I- 2247 SAYILI KANUN’UN 24. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (HÜKÜM UYUŞMAZLIĞI) KARARLAR

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

1-ESAS NO : 2013/1148

KARAR NO : 2014/314

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumundan satış belgesi alarak tütün ve alkol piyasası sektöründe perakende tütün mamulü satıcısı olarak faaliyet göstermekte iken, 2011 yılı süre uzatım işlemi yapmadığı gerekçesiyle 4733 sayılı Kanun’un 8.maddesinin beşinci fıkrası (j) bendi uyarınca, geçerli satış belgesi olmaksızın tütün mamulü satışı yapıldığından bahisle verilen idari para cezasının iptali iste-miyle açılan davada, davacının yürürlükte bulunan mevzuat uyarınca kendisinden beklenen mali yükümlülüğü süresinde yerine getirmiş olduğu ve halen mal alabildiği gözetildiğinde adına verilen idari para cezasının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığından, bu konuda adli ve idari yargı yerleri arasında doğan hüküm uyuşmazlığının, kesinleşen adli yargı kararının görevsiz mahkemece verilmiş bir karar olması, idari yargı kararında ise hukuki isabet bulunmaması nedenleriyle her iki kararın da kaldırılması ve 2247 sayılı Kanunun 25.maddesi hükmü uyarınca uyuşmazlığın esası hakkında hüküm tesisi yoluna gidilerek hukuka aykırı bulunan idari para cezasının iptaline karar verilerek hüküm uyuşmazlığının bu suretle giderilmesi gerektiği hk.

K A R A R

Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesi İsteminde Bulunan (Davalı): Trabzon Valiliği

Karşı Taraf (Davacı): S.Y.

O L A Y: Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (TAPDK) Sektörel Rekabet ve Tüketici Hakları Daire Başkanlığınca, Kurumlarından satış belgesi alarak tütün ve alkol piyasası sektöründe perakende ve/veya toptan tütün mamulü ve/veya alkollü içki ile açık alkollü içki satıcısı olarak faaliyet göstermekte iken, 2011 yılı süre uzatım işlemi yapmadıkları gerekçesiyle satış belgesi “iptal” durumda olan gerçek ve tüzel kişilere ait listenin gönderilmesi sonucu, 21.9.2011 günü yapılan denetimler sırasında, Trabzon İlinde “Abant Büfe” adıyla faaliyet gösteren ve müstecirliğini davacının yaptığı işyerinde, 2010 yılına ait yenilenmemiş belgenin var olduğu ve (2001, Parlament, Lark, Mırotti Jack Doneyl Jd vb.) marka sigaraların satışa sunulduğunun tespit edildiği, böylece TAPDK toptan/perakende satış belgesi olmaksızın tütün mamulü satışı yapıldığından bahisle, davacı adına, 4733 sayılı Tütün ve Alkol Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 8.maddesi beşinci fıkrasının (j) bendi uyarınca, Vali Olurlu Trabzon Valiliği İl Emniyet Müdürlüğünün 29.11.2011 gün ve …..11/1584 sayılı işlemiyle 1.232 TL idari para cezası verilmiştir.

I-Davacı S.Y., dava dilekçesinde; tarafına tebliğ edilen 29/11/2011 tarih ve …..11/1584 sayılı idari para cezasına karşı, kendisine gönderilen metinde başvurabileceği kanun yolu, mercii ve süresi belirtilmediğinden, bu nedenle öncelikle söz konusu idari para cezasının usul yönünden iptalinin gerektiğini, işletmesini yaptığı Abant Büfe adlı işyerinde usule uygun olarak tütün mamulleri ve alkollü içki satışı yaptığını, ilgili kurum olan TAPDK'dan söz konusu mamulleri satabilmesi için işyerini açmasıyla birlikte “Tütün Mamülü Alkol ve Alkollü İçki Perakende Satış Belgesi” aldığını, söz konusu belgenin satış yapan yerlere bir defaya mahsus olarak verildiğini, her yıla ilişkin olarak ayrı ayrı verilmediğini, 2011 yılı için de satış yapabilmesi için T.C. Ziraat Bankası'na TAPDK Süre Uzatım Ücreti’ni yatırdığını, bu hususu denetim yapan memurlara sözlü olarak beyan etmesine rağmen, 2011 yılı için de bir belge olması gerektiği tarafına izah edilerek, söz konusu idari para cezasının hukuka aykırı bir şekilde düzenlendiğini, Perakende Tütün Mamulü ve Alkollü İçki satışını yasaya uygun olarak yapabileceğinin, ilgili kurumun online sisteminde sorgulama ekranında da açıkça görüldüğünü, aksi halde zaten 2011 yılı içerisinde TAPDK'dan tütün mamulü alkol ve alkollü içki satmak için bunları alabilmesinin söz konusu olamayacağını, bu hususun TAPDK'dan öğrenilebileceğini, 2011 yılı içinde alım ve satım yapabildiğine ilişkin olarak örnek bir fatura suretini de dilekçe ekinde sunduğunu, sunmuş olduğu faturada da TAPDK numarasının belirtilmiş olup bu numarayla tütün mamulü alkol ve alkollü içki alımı yapmakta olduğunu ve hal böyleyken neden idari para cezası ile cezalandırıldığının büyük bir muamma olduğunu açıklayarak, söz konusu idari para cezasının usul ve yasaya aykırı olduğu nedeniyle kaldırılarak idari işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle Trabzon Valiliğine karşı 15.12.2011 tarihinde adli yargı yerine başvuruda bulunmuştur.

Davalı İdare savunma dilekçesinde; davacının dava dilekçesinde; tarafına tebliğ edilen idari para cezasına ilişkin metinde söz konusu yaptırıma karşı başvurabileceği kanun yolu, merci ve süresinin bildirilmediğini bu nedenle idari para cezasının usul yönünden iptal edilmesi gerektiğinin belirtildiğini ancak, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda idari davaların türleri, idari davaların nasıl açılacağı, dava dilekçelerinin verileceği yerler ve dava açma sürelerinin açıkça belirtildiğini, 4733 sayılı Tütün ve Alkol Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 8. maddesi onuncu fıkrasında da,“Bu Kanun hükümlerine göre verilen İdarî yaptırım kararlarına karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir. Ancak, idare mahkemesinde dava, işlemin tebliği tarihinden itibaren onbeş gün içinde açılır. İdare mahkemesinde iptal davası açılmış olması, kararın yerine getirilmesini durdurmaz ” hükmünün yer aldığını, yine davacının dilekçesinde; Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından verilen Tütün Mamulü Alkol ve Alkollü İçki Perakende Satış Belgesinin alkol satışı yapılan yerlere bir defaya mahsus verildiğini, her yıl için ayrı ayrı verilmediğini, bu belgesini de 2010 yılı için aldığını 2011 yılı içinde satış yapabilmesi için T.C. Ziraat Bankasına TAPDK süre uzatım ücretini zamanında yatırdığını, düzenlenen idari para cezasının hukuka aykırı olduğunu beyan etmekte ise de, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunun 22.07.2011 tarih ve 110789 sayılı yazısı ekinde gönderilen Trabzon İli sınırları içerisinde 2011 yılı süre uzatım işlemi yapmadığından dolayı fiili durumu iptal olan satıcılara ait listenin 251. sırasında yer alan eski sahibi Ömer Soğuksulu adına kayıtlı bulunan Abant büfede, 21.09.2011 günü saat 21.25 sıralarında yapılan kontrol ve denetimde, alkol ve sigara satışı yapıldığının tespit edilmesi üzerine 4733 sayılı Kanunun 8. maddesi beşinci fıkrası (j) bendi gereğince idari yaptırım karar tutanağı düzenlendiğinin anlaşıldığını, 4733 sayılı Kanunun cezai hükümler başlıklı 8.maddesinin beşinci fıkrasında, “Tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkiler piyasasında mal veya hizmet üreten, işleyen, ihraç veya ithal eden, pazarlayan, alan veya satan gerçek ve tüzel kişilere aşağıda yazılı İdarî yaptırımlar uygulanır ” , (j) bendinde ise, “Yetkili olmadıkları halde, açık olarak içki satışı veya sunumu yapanlar ile satışa sunulan tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkileri arz ambalajlarını bozmak veya bunları bölmek suretiyle satanlara 1.232,00 liradan 12.327,00 liraya kadar idarî para cezası verilir ” denilmekte olup, bu hükümlere aykırı olarak faaliyet gösterdiği tespit edilen Abant Büfe unvanlı işyerine Valilik Makamının 30/11/2011 tarihli onayı ile idari yaptırım karar tutanağı düzenlendiğini, bu nedenle davacının dava dilekçesindeki iddialarının haksız ve dayanaksız olduğunu, idare tarafından yapılan uygulamanın tamamen kanun ve yönetmeliklere uygun olarak yapıldığını, açıklanan nedenlerden dolayı, davacının talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

TRABZON 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: Tarihsiz ve D.İş:2011/136 sayı ile, dava ve savunma dilekçelerinde yazılı hususlar özetlenerek, başvuru sahibinin dilekçe ekinde sunmuş olduğu, perakende satış belgesi sureti, süre uzatım ücreti, dekont sureti, online satıcı sorgu belgesi ve fatura örneği ile davalı idare tarafından sunulan belgelerin dosya içersine konul-duğu belirtilerek, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanlığından gönderilen müzekkere cevabında, “Sanayi Mah. Çarşı İçi Sok. No.20 Trabzon adresinde “Abant Tekel Büfesi” ünvanlı işyeri için S.Y. isimli şahıs adına 10/03/2010 tarihinde 61012537 P kurum sicil numaralı tütün mamulü ve alkollü içki perakende satış belgesinin düzenlendiği ve söz konusu belgenin geçerliliğini koruduğu anlaşılmıştır” denildiği gerekçesiyle, başvuru sahibinin başvurusunun esastan kabulüne, idari para cezasının bütün neticeleri ile birlikte iptali ile kaldırılmasına kesin olarak karar vermiştir.

II-Davacı S.Y., Trabzon Valiliğine karşı aynı tarihte (15.12.2011), aynı gerek-çeler ve aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare, cevap dilekçesinde, adli yargı yerine verdiği dilekçesindeki hususları tekrar ederek, ayrıca 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 27.maddesi birinci fıkrasında yer alan “İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir ” hükmü gereğince, davacının sulh ceza mahkemesine müracaat etmesi gerektiği hususunun dikkate alınarak, idari para cezasına karşı açılan bu davada Mahkemece görevsizlik kararı verilmesinin hukuka uygun olacağının düşünüldüğünü belirterek, idare tarafından yapılan uygulamanın tamamen kanun ve yönetmeliklere uygun olduğu ve açıklanan nedenlerden dolayı, davacının hukuki dayanaktan yoksun talebinin reddine karar verilmesinin gerektiğini savunmuştur.

TRABZON İDARE MAHKEMESİ: 22.10.2012 gün ve E:2011/1994, K: 2012/1184 sayı ile, dava ve savunma dilekçelerinde yazılı hususlar özetlenerek, “Dava dosyasının incelenmesinden, Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından Trabzon ilinde faaliyet gösteren ancak 2011 yılı için tütün mamulü alkol ve alkollü içki parakende satış belgesi için süre uzatımı talebinde bulunmayan işyerlerine ait listenin çıkarıldığı, adı geçen kurum tarafından davalı idareye yazılan 22.07.2011 tarih ve 110789 sayılı yazı ile 2011 yılı için süre uzatımı talebinde bulunmaması nedeniyle fiili durumu iptal olan işyerlerinde gerekli denetimin yapılarak tütün mamulü veya alkollü içki arzı yapıldığının tespiti halinde gerekli idari müeyyidenin uygulanmasının talep edildiği, 21.09.2011 tarihinde davacıya ait işyerinde kolluk görevlileri tarafından yapılan denetimde 2011 yılı için süre uzatımı alınmayan tütün mamulü alkol ve alkollü içki perakende satış belgesi ile tütün mamulünün satışa arz edildiğinin tespiti üzerine dava konusu idari para cezasının kesildiği anlaşılmıştır.

Bu durumda, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından davalı idareye gönderilen listede, davacının tütün mamulü ve alkollü içki satışı için 2011 yılına ilişkin olarak süre uzatım talebinde bulunmadığı, dolayısıyla 2011 yılı için alkollü içki ve tütün mamulü satış yetkisinin bulunmadığının açık olduğu, 21.09.2011 tarihinde yapılan denetimde davacının tütün mamulünü satışa arz ettiğinin tespiti üzerine kesilen idari para cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır” gerekçesiyle itiraz yolu açık olmak üzere davanın reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.

III-UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNDEN İSTEK: Trabzon Valiliği, 21.09.2010 günü saat 21.25 sıralarında Trabzon İli Sanayi Mahallesi Çarşıiçi Sok. No.20 sayılı adreste davacı S.Y. adına faaliyet gösteren Abant Büfe ünvanlı işyerine ait Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunun izin belgesinin 2010 yılı sonu itibarıyla sona erdiği halde, 2011 yılı için yenileme başvurusunun yapılmadığının tespit edilmesi üzerine, söz konusu işyeri hakkında 4733 sayılı Tütün ve Alkol Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 8. maddesi beşinci fıkrası (j) bendi gereğince, Valilik Makamının 30.11.2011 tarihli onayı ile 1.232,00 TL tutarında idari yaptırım karar tutanağı düzenlendiğini, davacı S.Y.’un idari yaptırım karar tutanağının iptali talebiyle, Trabzon 3.Sulh Ceza Mahkemesine ve Trabzon İdare Mahkemesine dava açtığını, Trabzon 3.Sulh Ceza Mahkemesinin bila tarih ve 2011/136 Değ.iş sayılı kararı ile, “Başvuru sahibi aleyhine kesilen idari para cezasının hukuka aykırı olduğu anlaşılmakla, başvuru sahibinin başvurusunun esastan kabulüne, idari para cezasının bütün neticeleri ile birlikte iptali ile kaldırılmasına ” karar verildiğini, Trabzon İdare Mahkemesinin 22.10.2012 tarih ve E:2011/1994,K:2012/1884 sayılı kararı ile, “ Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından davalı idareye gönderilen listede, davacının tütün mamulü ve alkollü içki satışı için 2011 yılına ilişkin olarak süre uzatım talebinde bulunmadığı, dolayısıyla 2011 yılı için alkollü içki ve tütün mamulü satış yetkisinin bulunmadığının açık olduğu, 21.09.2011 tarihinde yapılan denetimde davacının tütün mamulü satışa arz ettiğinin tespiti üzerine kesilen idari para cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine” karar verildiğini, konu ile ilgili olarak Emniyet Genel Müdürlüğü 1.Hukuk Müşavirliğinin 04.04.2013 tarih ve 29367668-34294-(63210)-1390/2012-13152/74166 sayılı görüş yazısında “her iki mahkemenin tarafları ve konusu aynı olan kararları arasındaki hüküm uyuşmazlığının çözümlenmesi istemiyle davaların tarafı olan Trabzon Valiliğince yine Trabzon idare Mahkemesi aracılığı ile Uyuşmazlık Mahkemesine başvuruda bulunabileceği değerlendirilmektedir ” yönünde kanaat bildirildiğini, bu nedenle iki karar arasındaki çelişki sebebiyle hakkın yerine getirilme imkanının bulunmadığını ileri sürerek, ortaya çıkan bu hüküm uyuşmazlığının 2247 sayılı Kanunun 24. maddesi uyarınca çözümlenmesi istemiyle Uyuşmazlık Mahkemesine başvuruda bulunmuştur.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasanın 24. ve 16. maddelerine göre ilgili Başsavcıların yazılı düşünceleri istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; “…1-) Davacının, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumundan aldığı 10.03.2010 tarihli tütün mamülü alkol ve alkollü içki perakende satış belgesinin 2011 yılı süre uzatım işlemi yapılmadığı için satış belgesinin iptal olduğundan ve bu hususta idari yaptırım uygulama yetkisinin mülki amirlere verildiğinden bahisle; işyerinde denetim yapılması, satış belgesi iptal olmasına rağmen yetkisiz olarak tütün mamülü ve/veya alkollü içki satışı ile açık alkollü içki satışı/sunumu yapıldığının tespit edilmesi halinde, işletme yetkilileri hakkında 4733 sayılı Kanunun değişik 8. maddesinin 5. fıkrasının (f), (g) , (j) bentleri ile aynı maddenin 9. fıkrası hükümleri uyarınca işlem yapılmasının Trabzon Valiliğinden istenilmesine dair 22.07.2011 tarih ve B.62.0.TDK.0.10.00.00 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu işlemi üzerine, dava konusu işyerinde 21.09.2011 tarihinde yetkililerce; yapılan kontrol ve denetimde, sigara satışı yapıldığının tespit edilmesi sonucunda, Trabzon Valiliğinin, davaya konu 29.11.2011 tarih ve B.05.1.EGM.4.61-26817/(91244)-11/1584 sayılı işlemi ile anılan yasa maddesine aykırı olarak, satış belgesi olmaksızın tütün mamülü/alkollü içki satışı yapıldığı gerekçesiyle 1.232 TL. idari para cezası uygulanmasına karar verildiği ve bu işlemin iptali istemiyle açılan dava sonucunda, 2011 yılı için süre uzatımı alınmadığı, dolayısıyla 2011 yılı için alkollü içki ve tütün mamülü satış yetkisi bulunmadığı halde 21.09.2011 tarihinde tütün mamülünü satışa arzettiğinin tespiti üzerine kesilen idari para cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddeden Trabzon İdare Mahkemesinin 22.10.2012 gün ve E:2011/1994, K:2012/1184 sayılı kararı yasal süresi içerisinde itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir.

2-) Davacı tarafından aynı işlemin ve söz konusu idari para cezasının kaldırılarak iptaline karar verilmesi talebiyle Trabzon Üçüncü Sulh Ceza Mahkemesinde de dava açılmış ve anılan mahkemenin 2011/136 D.İş sayılı kararı ile; Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanlığına ilgili işyerinin belgesinin geçerliliğini koruyup korumadığının sorulması üzerine gelen 08.03.2012 tarihli cevaptan, davacıya 10.3.2010 tarihinde verilen tütün mamülü ve alkollü içki perakende satış belgesinin geçerliliğini koruduğu anlaşıldığından bahisle, söz konusu idari para cezasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabülüne ve idari para cezasının iptali ile kaldırılmasına karar verilmiş ve bu karar süresi içinde temyiz/ itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir.

3-) Yukarıda anılan, farklı yargı yerlerinde açılan davaların tarafı olan Trabzon Valiliği, kararlar arasında çelişki bulunduğunu ve hakkın yerine getirilmesinin olanaksız hale geldiğini belirterek hüküm uyuşmazlığının giderilmesi talebinde bulunmuştur.

USULE İLİŞKİN İNCELEME:

İdari ve adli yargı kararları arasında oluştuğu ileri sürülen hüküm uyuşmazlığının çözümü için; öncelikle hüküm uyuşmazlığının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 2592 sayılı Kanun ile değişik 24'üncü maddesinin birinci fıkrasında, “1 nci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş; aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.” hükmü yer almaktadır.

Anılan hükme göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için:

a) Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,

b) Konu, dava sebebi ve taraflardan en az birinin aynı olması,

c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması,

d) Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,

e) Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması,

Koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.

Hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen kararların incelenmesinden ortada, adli ve idari yargı yerlerince verilmiş ve yasa yollarına başvurulmaksızın kesinleşmiş kararlar oldukları; her iki kararda da davanın esasının hükme bağlandığı anlaşılmıştır.

Davacıya idari para cezası uygulanmasına ilişkin dava konusu işlemin hukuka uygun olduğunu belirten idari yargıda verilen karara karşılık; adli yargıda aynı işlemin hukuka aykırı olduğu yönünde karar verildiği anlaşılmakla; anılan kararlar arasındaki çelişki nedeniyle idarenin kamu hizmetinin düzgün yürütülebilmesi için yaptırım uygulama hakkının yerine getirilmesinin olanaksız hale geldiği; bu duruma göre, söz konusu adli ve idari yargı kararları arasında hüküm uyuşmazlığı bulunduğunun kabulü gerekmektedir.

HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ ESASININ İNCELENMESİ

4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 8. maddesinin (g) bendinde, Kurumdan satış belgesi almadan tütün mamülleri ve alkollü içkilerin perakende satışını yapanlara beşbin Yeni Türk Lirası idari para cezası verileceği belirtilmiş, (j) bendinde; yetkili olmadıkları halde, açık olarak içki satışı veya sunumu yapanlar ile satışa sunulan tütün mamülleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkileri arz amblajlarını bozmak veya bunları bölmek suretiyle satanlara bin Yeni Türk Lirasından onbin Yeni Türk Lirasına kadar idari para cezası verileceği hükmü yer almış, aynı maddenin olay ve işlem tarihinde yürürlükte bulunan 10. ve 11. bentlerinde de; "Bu Kanun hükümlerine göre verilen idari yaptırım kararlarına karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usülü Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir. Ancak, idare mahkemesinde dava, işlemin tebliği tarihinden itibaren onbeş gün içinde açılır. İdare mahkemesinde iptal davası açılmış olması, kararın yerine getirilmesini durdurmaz.

İdari yaptırımlara ilişkin olarak bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır." hükmüne yer verilmiş bulunmaktadır.

Dava dosyasının incelenmesinden, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından, Trabzon İlinde faaliyet gösteren ancak 2011 yılı için tütün mamülü, alkol ve alkollü içki perakende satış belgesi süre uzatımı işlemi yapmadığından dolayı fiili durumu iptal olan satıcılara ve işyerlerine ait listenin çıkarıldığı ve davacının işyerinin de bu listede yer aldığı, adı geçen kurum tarafından davalı idareye gönderilen 22.07.2011 tarih ve 110789 sayılı yazı ile 2011 yılı için süre uzatımı yapılmaması nedeniyle fiili durumu iptal olan işyerlerinde gerekli denetimin yapılarak tütün mamulü veya alkollü içki arzı yapıldığının tespiti halinde gerekli idari müeyyidenin uygulanmasının talep edildiği, 21.09.2011 tarihinde davacıya ait işyerinde yapılan denetimde, 2011 yılı için süre uzatımı alınmayan tütün mamülü alkol ve alkollü içki perakende satış belgesi ile tütün mamülünün satışa arz edildiğinin tespiti üzerine dava konusu idari para cezası işleminin tesis edildiği anlaşılmaktadır.

Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından 2011 yılı süre uzatım işlemi yapılmadığı için 2010 yılında aldığı satış izni iptal edilen davacının 21.09.2011 tarihinde geçerli izin belgesi olmaksızın tütün mamülü satışı yaptığının davalı idarece tespit edilmesi nedeniyle tesis edilen dava konusu işlemde mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

SONUÇ :

1-)Trabzon Üçüncü Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/136 Değ.İş sayılı kararı ile Trabzon İdare Mahkemesinin 22.10.2012 tarih ve E:2011/1994, K:2012/1184 sayılı kararı arasında hüküm uyuşmazlığı bulunduğuna;

2-)Trabzon Üçüncü Sulh Ceza Mahkemesinin; olayda yargılama görev ve yetkisinin idare mahkemesine ait bulunduğu hususunun ve dava konusu işlem tarihinde söz konusu satış belgesinin süre uzatımı yapılmamasından dolayı yetkili idarece iptal edilmiş olmasının dikkate alınmaksızın verildiği anlaşılan 2011/136 Değ.İş sayılı kararının kaldırılmasına;

3-)Trabzon İdare Mahkemesinin 22.10.2012 tarih ve E:2011/1994, K;2012/1184 sayılı kararının kabulüne;

Bu suretle hüküm uyuşmazlığının giderilmesine karar verilmesi gerekeceği …” yolunda düşünce vermiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; “…İNCELEME: Trabzon ilinde Abant Büfe isimli işyerini işleten S.Y.'un işyerinde 21/09/2011 günü yapılan denetimde, 10/03/2010 tarihinde TAPDK'dan (Tütün ve Alkol Piyasaları Düzenleme Kurumu) alınan "Tütün Mamülü Alkol ve Alkollü İçki Perakende Satış Belgesi" nin denetim tarihinde yenilenmediğinin tespiti üzerine, Trabzon Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü'nün 29/11/2011 gün ve 1584 sayılı kararı ile 4733 sayılı "Tütün ve Alkol Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun"un 8. Maddesi 5. fıkra (j) bendi uyarınca 1.232,00 TL adli para cezası verilmesine karar verilerek S.Y.'a 05/12/2011 günü tebliğ edilmiştir.

Davacı S.Y. tarafından, 15/12/2011 tarihinde Trabzon 3. Sulh Ceza Mahkemesinde bu para cezasına itiraz edilerek, 2011/136 E sayılı dava açılmış; aynı zamanda 15/12/2011 tarihinde Trabzon İdare Mahkemesinde 2011/1994 E sayı ile idari para cezasının iptali için dava açılmıştır.

Yapılan yargılamalar sonucunda, Trabzon 3. Sulh ceza Mahkemesinin 2011/136 D. İş sayılı Kararı ile, TAPDK'nun cevabi yazılarında, davacıya 10/03/2010 yılında 61012537 sayı ile verilen belgenin geçerliliğini koruduğuna ilişkin bilgi üzerine, davaya konu idari para cezasının iptaline karar verilmiş, karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Trabzon İdare Mahkemesinin 22/10/2012 gün ve 2011/1994 E, 2012/1184 K sayılı kararı ile ise; idari para cezasının, davacının 2011 yılı için TAPDK.dan süre uzatım talebinde bulunmaması nedeniyle verildiğinin, 21/09/2011 tarihinde yapılan denetimde süre uzatım belgesi olmadan tütün ve alkol ürünleri satması nedeniyle verilen idari para cezasının hukuka uygun olduğu gerekçesi ile idari para cezasının iptaline dair davayı reddetmiş, bu kararda itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Trabzon Valiliğince, iki kararın birbiri ile çelişir nitelikte olduğunu iddia ile hangi kararın uygulanacağı huşunda çelişkiye düşüldüğü gerekçesiyle hüküm uyuşmazlığı çıkarılmasını talep etmektedir.

2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesine göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan iki ayrı kararın bulunması ve bu kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin olanaksız olması gerekmektedir.

Hüküm uyuşmazlığına konu olan kararlardan adli yargı yerinde açılan davada, davacı hakkında, 4733 sayılı "Tütün ve Alkol Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun"un 8. Maddesi 5 fıkra (j) bendi uyarınca verilen 1.232,00 TL adli para cezasının iptaline karar verilmiş iken İdari yargı yerinde verilen kararda ise, idari para cezasının hukuka uygun olduğuna karar verilmiştir. Bu durumda her iki yargı merciinde görülen davaların sebeb ve konuları ile taraflarının aynı olduğu söylenebilecektir, zira her iki davanın sonucunda verilen kararlar ile idari para cezasının tahsili edilip edilmeyeceği bakımından ortaya çıkan çelişkili kararlar nedeniyle bir hakkın yerine getirilmesi olanaksız hale gelmektedir. Bu durumda anılan kararlar arasına hüküm uyuşmazlığı bulunmaktadır.

HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ ESASININ İNCELENMESİ;

4733 sayılı "Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun"un 1. Maddesine göre amacı; "Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol işletmeleri Genel Müdürlüğünün yeniden yapılandırılması ile Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunun kurulmasına, bu Kurumun görev ve yetkilerinin düzenlenmesine ve tütün ve tütün mamullerinin Türkiye'de üretimine, iç ve dış alım ve satımına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." Bu kapsamda davacının işyerinde tütün ve alkolü ürünleri satışı için, 10/03/2010 yılında 61012537 sayı ile TAPDK tarafından izin belgesi verilmiştir. Yasanın 4/A- e bendinde tütün ve alkol ürünleri satış belgesi verilmesi ve denetlenmesi Kurumun yetki ve görevleri arasında sayılmış, böylece piyasa kontrolünün de sağlanması amaçlanmıştır. 4733 sayılı Yasada satış için izin belgesi alım zorunluluğu getirilmiştir. Ancak, incelenen mevzuatta davacıya perakende satış belgesinin verildiği 10/03/2010 tarihi itibariyle satış belgelerinin süreli olduğuna ya da her yıl süre uzatım izni alınacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır.

Ancak, davacıya verilen izin belgesi anılan Yasa gereği süre sınırlaması olmaksızın verilmiş iken, 07/01/2011 tarih ve 27808 sayılı R.G.de yayımlanan "Tütün Mamulleri ve Alkollü içkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik" perakende satış belgelerinin her yıl belirli bir harç karşılığı yenilenmesi zorunluluğunu getirmiştir. Yönetmeliğin yayım tarihinden önce verilmiş davacının sahip olduğu belge gibi diğer belgeler için ise, geçici 2. maddesi ile "Yürürlükten önce verilmiş satış belgeleri hakkında" başlığı altında " - (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce verilmiş olan ve geçerliliği bulunan satış belgelerinin geçerlilik süreleri ile 2011 yılı süre uzatım işlemlerine ilişkin usul ve esaslar Yönetmeliğin yayımlandığı tarihten sonra Kurul kararı ile belirlenir." düzenlemesi yapılmıştır." Şeklinde düzenlenerek, eski tarihli izin belgesi sahiplerinin 2011 yılı süre uzatım işlemleri usul ve esaslarının TAPDK kurul kararı ile düzenleneceği hükmünü getirmiştir.

Yönetmeliğin geçici 2. Maddesi uyarınca, 9 Şubat 2011 tarih ve 27841 sayılı RG.de yayımlanan 26/01/2011 tarih ve 6122 sayılı "2011 Yılı Satış Belgesi Süre Uzatım İşlemlerine İlişkin Uygulanacak Usul ve Esaslara Dair Kurul Kararı" nın 2. Ve 3. Maddelerinde;

"3 - Kurum tarafından önceki yıllarda düzenlenmiş bulunan ve halen geçerliliğini koruyan satış belgelerinin geçerlilik süresi, 2011 yılı Nisan ayının son günü (30/4/2011 günü sonu) olup bu süre zarfında satıcılar, 2011 yılı satış belgesi süre uzatım işlemini 29/4/2011 Cuma günü akşamı mesai saati sonuna kadar gerçekleştirebilecektir.

4 - Belirtilen süre zarfında (29/4/2011 Cuma günü akşamı mesai saati sonuna kadar) süre uzatım işlemi yaptırmayan satıcıların faaliyetine devam etmek istemeleri durumunda, yeniden satış belgesi almaları gerekmektedir"

Hükümleri ile eski tarihli satış belgesi sahibi işletmecilerin, 29/04/2011 tarihine kadar Kurula gerekli harçları yatırarak belge sürelerini uzatmaları gerektiği hüküm altına alınmaktadır.

Yukarıda açıklanan Yasal düzenleme ve açıklamalara göre davaya konu somut olayda, davacının 10/03/2010 gün ve 0276895 sicil sayılı "Tütün Mamülü ve Alkol ve Alkollü İçki Perakende Satış Belgesi"nin 4733 sayılı Yasanın anılan hükümleri uyarınca herhangi bir süre sınırlamasına tabi olmadan verildiği, davalı idarenin hüküm uyuşmazlığına konu Trabzon 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/136 D. İş nolu dosyasına gönderdiği 08/03/2012 gün ve 4728 sayılı cevabi yazısından bu belgenin iptal edilmediği ve 4733 sayılı Yasa uyarınca geçerliliğini koruduğu anlaşılmaktadır.

Burada işin esası bakımından tartışılması gereken sorun, Yasanın izin belgelerinin verilmesi hakkındaki uygulamasını gösteren ve sonradan yürürlüğe giren Yönetmelik hükümlerinin atfı ile idari bir organ olan TAPDK'nun idari nitelikteki uygulama işlemi olan "Kurul kararı" ile Yasada hüküm bulunmayan belge geçerlilik süreleri hakkındaki ve sonradan yürürlüğe giren, Kurul kararına uyulmadığı gerekçesi ile 4733 sayılı Yasanın 8/j maddesi uyarınca idari para cezası verilmesinin Ceza Hukukunun genel ilkelerine uygun olup olmadığıdır.

5252 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesi ve buna bağlı olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 5. maddesinin 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe girmesi sonucu ve aynı Kanun'un 2. maddesi hükmü ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu 4. Maddesi hükmü karşısında, dava konusu eylemin atılı kabahati oluşturup oluşturmayacağı hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir.

5237 sayılı TCK'nun 5. maddesine göre "Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır." hükmü ile TCK'nun genel hükümlerinin ceza hükmü içeren tüm yasalar bakımından genel hükümlerinin uygulanmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu bağlamda, TCK'nun 2. Maddesi Suç ve Cezada Kanunilik ilkesi başlığı altında "(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz./(2) idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz." hükmü ile suç teşkil eden eylemlerin ve bunlara karşı yaptırımların yasalarda gösterilmesi gerektiğini, idarenin yasada öngörülmeyen durumlarda düzenleyici idari işlemleriyle suç ve ceza ihdas edemeyeceğini açıkça hüküm altına almıştır. Yasanın 2. Maddesi gerekçesinde de belirtildiği gibi; Kanunun amacına ilişkin maddesinde ifade edilen kişi hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınabilmesi için, hangi fiillerin suç teşkil ettiğinin kanunda açık bir şekilde belirlenmesi gerekir. Aynı şekilde, suç işlenmesi dolayısıyla verilecek ceza ve tedbirlerle, cezaya mahkûmiyetin hukukî sonuçları ve bu yaptırımların süre ve miktarlarının da kanunla düzenlenmesi zorunludur. Anayasamızda da ifade edilen ve evrensel nitelikteki “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesinin gereği olarak suçların tanımlanması ve ceza hukuku yaptırımları koyma yetkisine sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi sahiptir. Yine Anayasamıza göre yasama görevi, devredilmesi mümkün olmayan bir yetkidir. Bireyin maddî ve manevî varlığı üzerinde derin etkiler doğuran suç ve cezaların, ancak ulusal iradeyi temsil eden organ tarafından yapılacak kanunla düzenlenebilmesi, kişi hak ve özgürlüklerine sağlanan en önemli anayasal garantilerden birini oluşturmaktadır.

Diğer taraftan toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla niteliği ve ağırlığı itibariyle cürüm olarak tanımlanmayan ve daha hafif eylemler 5326 sayılı Kabahatler Kanununda kabahat olarak tarif edilerek, bir kısım kabahatler bu kanunda tanımlanıp idari yaptırıma tabi tutulurken, somut olayda olduğu gibi diğer bir kısmı ise özel yasalarda düzenlenmiş, ancak genel ilkelere 5326 sayılı Kabahatler Kanununda yer verilmiştir. 5326 sayılı Yasanın 2. Maddesi, Kabahati, Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır şeklinde tanımlamıştır. Bu tanıma göre 4733 sayılı yasada düzenlenen eylemler Kabahat nevinden olup, genel ilkeleri bakımından 5326 sayılı yasaya tabidir.

5326 sayılı Yasanın 4. Maddesi "(1) Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir./ (2) Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir." Hükmü ile de, kabahatlerin yasa ile düzenleneceğini, ancak yasanın uygulanması bakımından çerçeve hükmün içeriğinin, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabileceği hüküm altına alınmıştır. 4. Maddede yer alan düzenlemenin, TCK'nun yukarıda açıklanan 5. Maddesi bağlamında zaman bakımından uygulamayı düzenleyen 7. Maddesi 1. Fıkrasında yer alan "(1) işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz, işlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç savılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar" hükmü ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yukarıdaki açıklamalara göre, davaya konu olay incelendiğinde, davacıya 4733 sayılı Yasanın 6. Maddesi gereği verilen tütün ve alkollü ürünler satış belgesi, davacının işletmesine 10/03/2010 tarihinde verilmiş, verildiği tarih itibariyle Yasada belgenin her yıl yenileneceğine dair bir zorunluluk bulunmamaktadır, TAPDK'nun yukarıda sayı ve tarihi verilen bildirişine göre de, denetim tarihinde geçerliliğini sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Belge tarihinden sonra yürürlüğe giren 07/01/2011 tarih ve 27808 sayılı R.G.de yayımlanan "Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik" belgelerin her yıl yenilenmesi zorunluluğu getirmiş iken, eski tarihli yönetmelikler hakkındaki düzenlemeyi Kurulun idari kararına bırakmış, 9 Şubat 2011 tarih ve 27841 sayılı RG.de yayımlanan 26/01/2011 tarih ve 6122 sayılı "2011 Yılı Satış Belgesi Süre Uzatım İşlemlerine İlişkin Uygulanacak Usul ve Esaslara Dair Kurul Kararı" 2 ve 3. Maddelerinde de eski belgeler bakımından süre uzatımının 29/04/2011 tarihine kadar yapılabileceği belirlenmiştir. Davacıya süre uzatımına ve belgesinin iptal edildiğine dair Kurul tarafından herhangi bir karar tebliğ edildiğine dair dosyada belgede bulunmamaktadır. O halde, özel yasasında hüküm bulunmayan satış izin belgelerinin her yıl süre uzatım zorunluluğu hakkında, Yönetmelik hükmü atfı ile sonradan alınan idari düzenleyici işlem ile idari ceza tesis edilmesi, Suçta ve cezada yasallık ilkesi uyarınca, yasada öngörülmeyen yükümlülükler kimseye yüklenemeyeceğinden, TCK'nun 7. Kabahatler Kanunun 4. Maddesine aykırı olduğundan, davaya konu idari para cezasının usulsüz olduğu ve hüküm uyuşmazlığına konu Trabzon 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 23/12/2011 gün ve 2011/136 D. İş sayılı idari para cezasının iptaline ilişin kararının esas olarak yerinde olduğu düşünülmektedir.

SONUÇ:

1-Trabzon 3. Sulh ceza Mahkemesinin 2011/136 D. İş sayılı Kararı ile Trabzon İdare Mahkemesinin 22/10/2012 gün ve 2011/1994 E, 2012/1184 K sayılı kararlar arasında hüküm uyuşmazlığı bulunduğuna,

2-Hüküm uyuşmazlığının, Trabzon İdare Mahkemesinin 22/10/2012 gün ve 2011/1994 E, 2012/1184 K sayılı kararı kaldırılarak giderilmesine karar verilmesi gerekeceği …” yolunda düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 30.12.2013 tarihinde yapılan toplantısında, dosyanın usul yönünden incelenmesi sonunda;

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un “Mahkemenin görevi” başlığını taşıyan 1. maddesinde, “Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir” denilmiş; 24. maddesinde (Değişik birinci fıkra: 21/1/1982 - 2592/7 md.) ise, 1 nci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığının kabul edileceği belirtilmiştir.

Anılan hükme göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için:

a) Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,

b) Konu, dava sebebi ve taraflardan en az birinin aynı olması,

c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması,

d) Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,

e) Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulun-ması koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.

Hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen adli ve idari yargı kararlarının incelenmesinden ortada adli ve idari yargı yerlerince verilmiş ve kesinleşmiş kararlar bulunduğu, kararlarda da işin esasının hükme bağlandığı ve davaların taraflarının aynı olduğu anlaşılmaktadır.

Konu ve dava sebebinin aynı olup olmamasının incelenmesi:

İdare Mahkemesi ve Sulh Ceza Mahkemesinde görülen davaların, satış belgesi alarak tütün ve alkol piyasası sektöründe perakende ve/veya toptan tütün mamulü ve/veya alkollü içki ile açık alkollü içki satıcısı olarak faaliyet göstermekte iken, 2011 yılı süre uzatım işlemi yapmadıkları gerekçesiyle satış belgesi “iptal” durumda olan kişiler arasında yer aldığı ileri sürülen, davacı S.Y.’un satış belgesi olmaksızın tütün mamulü satışı yaptığından bahisle, 4733 sayılı Tütün ve Alkol Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 8.maddesi beşinci fıkrasının (j) bendi uyarınca, Vali Olurlu Trabzon Valiliği İl Emniyet Müdürlüğünün 29.11.2011 gün ve …..11/1584 sayılı işlemiyle, adına verilen idari para cezasından kaynaklandığı, dolayısıyla davaların konu ve sebeplerinin aynı olduğu görülmektedir.

Diğer taraftan, İdare Mahkemesince, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından davalı idareye gönderilen listede, davacının tütün mamulü ve alkollü içki satışı için 2011 yılına ilişkin olarak süre uzatım talebinde bulunmadığı, dolayısıyla 2011 yılı için alkollü içki ve tütün mamulü satış yetkisinin bulunmadığının açık olduğu, 21.09.2011 tarihinde yapılan denetimde davacının tütün mamulünü satışa arz ettiğinin tespiti üzerine kesilen idari para cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı yolunda karar verilmesine karşılık; Sulh Ceza Mahkemesince, davacıya ait işyeri için davacı adına 10/03/2010 tarihinde 61012537 P kurum sicil numaralı tütün mamulü ve alkollü içki perakende satış belgesinin düzenlendiği ve söz konusu belgenin geçerliliğini koruduğu gerekçesiyle idari para cezasının iptaline karar verildiği görüldüğünden; söz konusu kararlar arasında çelişki doğduğu, bu çelişki nedeniyle bir hakkın yerine getirilmesinin ise, başvuran bakımından olanaksız hale geldiği açıktır.

Belirtilen nedenlerle,

1- Trabzon 3. Sulh Ceza Mahkemesi ile Trabzon İdare Mahkemesi kararları arasında 2247 sayılı Kanun’un 24.maddesinde öngörülen koşulların gerçekleştiği anlaşıldığından hüküm uyuşmazlığı bulunduğu

2- 2247 sayılı Kanun’un 25. maddesi hükümleri uyarınca;

a) İdari Yargılama Usulü Kanunu gözetilerek Uyuşmazlık Mahkemesine yapılan başvuruya ait dilekçe ve eklerinin 30 gün içinde yanıt verilmek üzere S.Y.’a bildirilmesi, S.Y. tarafından verilen yanıtın karşı tarafa tebliği suretiyle dosyanın tekemmülünün sağlanması,

b) Usulü işlemler tamamlandıktan ve esas hakkındaki rapor yazıldıktan sonra Başkanlıkça belirlenecek günde işin esasının görüşülmesine OY BİRLİĞİ İLE KARAR VERİLMİŞTİR.

Bunun üzerine Uyuşmazlık Mahkemesine yapılan başvuruya ait dilekçe ve ekleri karşı tarafa (S.Y.’a) tebliğ edilmiş, ancak cevap verilmemiştir.

II-ESASIN İNCELENMESİ:

Başvuru dilekçesi ve ekleri, uyuşmazlığa konu edilen kararlara ilişkin dava dosyaları, ilgili Başsavcıların düşünce yazıları, dayanılan Yasa ve Yönetmelik kuralları, taraflarca verilen dilekçe ve ekleri ile Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in hazırladığı rapor okunup incelendikten; 2247 sayılı Yasa’nın 25. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sözlü açıklama için önceden belirlenen 01.04.2014 gününde, istemde bulunan Trabzon Valiliği vekili Av. Ayşe Gözeller’in sözlü açıklamaları dinlendikten ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün yazılı düşünceleri doğrultusundaki açıklamaları da alındıktan sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Uyuşmazlık, Trabzon İlinde “Abant Büfe” adıyla faaliyet gösteren ve müstecirliğini davacının yaptığı işyerinde, 2010 yılına ait yenilenmemiş belge ile (2001, Parlament, Lark, Mırotti Jack Doneyl Jd vb.) marka sigaraların satışa sunulduğunun tespit edildiği, böylece TAPDK toptan/perakende satış belgesi olmaksızın tütün mamulü satışı yapıldığından bahisle, davacı adına, 4733 sayılı Tütün ve Alkol Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 8.maddesi beşinci fıkrasının (j) bendi uyarınca, Vali Olurlu Trabzon Valiliği İl Emniyet Müdürlüğünün 29.11.2011 gün ve …..11/1584 sayılı işlemiyle verilen idari para cezasına ilişkindir.

4733 sayılı Tütün ve Alkol Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un, “ Amaç ve tanımlar ” başlığı altında düzenlenen 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı; Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğünün yeniden yapılandırılması ile Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunun kurulmasına, bu Kurumun görev ve yetkilerinin düzenlenmesine ve tütün ve tütün mamullerinin Türkiye'de üretimine, iç ve dış alım ve satımına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir” denilmiş;

“Cezai hükümler” başlığı altında düzenlenen 8.maddesinin beşinci fıkrasında, “Tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkiler piyasasında mal veya hizmet üreten, işleyen, ihraç veya ithal eden, pazarlayan, alan veya satan gerçek ve tüzel kişilere aşağıda yazılı idarî yaptırımlar uygulanır:

a) Bu Kanun veya ilgili mevzuat gereğince Kurum tarafından istenilen ticari faaliyetlerini gösterir satış veya faaliyet raporlarını veya bilgi, belge ve numuneleri yazılı uyarıya rağmen belirlenen süre içinde vermeyenlere, yanlış veya yanıltıcı bilgi veya belge verenlere, gerekli tesis ve yerleri incelemeye açmayanlara ellibin Yeni Türk Lirasından ikiyüzellibin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.

b) Üreticiden satın aldıkları tütünleri satış merkezlerine veya Kuruma tescil ettirme-yenlere, yazılı sözleşme yapma tarihine uymayanlara, işleme açılış ve kapanışları ile tütün stoklarını ve tütün depolarını süresi içinde bildirmeyenlere, izinsiz standart dışı işleme yapanlara, bu Kanunda tütün eksperi unvanına sahip olanlar tarafından yapılması öngörülen işleri yetkisiz kişilere yaptıranlara, yazılı sözleşme esası veya açık artırma yöntemi ile yapılan alım satım kapsamındaki yükümlülüklerini süresi içinde yerine getirmeyenlere onbin Yeni Türk Lirasından ellibin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. Bu hüküm Kurumdan izin almadan bir yere mahsus tütün çeşidinin tohum veya fidelerini başka çeşitlere ayrılmış olan yerlere ekenler, dikenler veya bu amaçlarla taşıyanlar hakkında da uygulanır.

c) İzin almadan veya güncelleme yapmadan, ana girdilerde veya ürün ambalajında değişiklik yaparak ürünleri piyasaya arz edenlere ellibin Yeni Türk Lirasından beşyüzbin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.

d) Kurumdan izin almaksızın işleme veya üretim tesislerinde proje tadilat kapsamındaki işlemleri yapan, kurulu makinelerini ülke içerisinde kısmen veya tamamen aynı firma tarafından kurulan yeni veya eski bir fabrikaya nakleden, başka bir firmaya devreden ya da ülke dışına çıkaranlara veya bildirimde bulunmaksızın faaliyetini sona erdirenlere ellibin Yeni Türk Lirasından beşyüzbin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.

e) Kurumdan izin almadan veya bildirimde bulunmadan dökme alkollü içkileri piyasaya arz eden, sevkiyatını yapan veya izin verilen yerlerden farklı yerlerde depolayanlara ikiyüzbin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir.

f) Kurumdan belge almamış kişilerden ürün alan veya bu kişilere ürün satan ya da belgesinde belirtilen işyeri dışında satış yapan toptan veya perakende tütün mamulü, etil alkol, metanol veya alkollü içki satıcıları ya da açık içki satıcılarına bin Yeni Türk Lirasından onbin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.

g) Kurumdan satış belgesi almadan tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkilerin toptan satışını yapanlara ellibin Yeni Türk Lirası; perakende satışını yapanlara ise beşbin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir.

h) Kurumdan yetki belgesi almadan veya bildirimde bulunmadan tütün ticareti yapanlara ellibin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir.

ı) Kurumdan uygunluk belgesi almadan enfiye, çiğneme, nargile tütünü veya yaprak sigara kâğıdı ya da makaron üretenler ile satan veya satışa arz edenlere beşbin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir.

j) Yetkili olmadıkları halde, açık olarak içki satışı veya sunumu yapanlar ile satışa sunulan tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkileri arz ambalajlarını bozmak veya bunları bölmek suretiyle satanlara bin Yeni Türk Lirasından onbin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.

k) Tütün mamulleri veya alkollü içkilerin tüketicilere satışını; internet, televizyon, faks ve telefon gibi elektronik ticaret araçları ya da posta ile sipariş yöntemi kullanarak yapmak üzere satış sistemi kuran veya faaliyette bulunanlara yirmibin Yeni Türk Lirasından yüzbin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. (Ek ikinci cümle: 13/2/2011-6111/175 md.) Satışın internet ortamında yapılması halinde, 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda öngörülen usullere göre erişimin engellenmesine karar verilir ve bu karar hakkında da anılan Kanun hükümleri uygulanır.

l) Tütün mamulleri veya alkollü içkileri satış yerlerindeki raf veya standlara, her türlü teşhir ünitesine, reklam ve tanıtımına ilişkin mevzuata ve Kurum düzenlemelerine aykırılık oluşturacak veya herhangi bir firmaya üstünlük sağlayacak şekilde yerleştirenlere otuzbin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir.

m) Tütün mamulleri kullanımını ve satışını özendirici veya teşvik edici kampanya, promosyon, reklam ve tanıtım yapılmasını önlemek amacıyla Kurum tarafından bu Kanun uyarınca yapılan düzenlemelere aykırı hareket edenlere otuzbin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir.

n) Tütün mamulleri; otomatik satış makinesi ile satanlara veya bahis oynatmak veya Ö.vermek gibi yollarla verenlere, fiilleri suç oluşturmadığı takdirde ellibin Yeni Türk Lirasından ikiyüzellibin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.

o) (Ek: 13/2/2011-6111/175 md.) Ticari amaçla sarmalık kıyılmış tütün üretenler ile satan veya satışa arz edenlere ürettikleri, sattıkları veya satışa arz ettikleri tütünün;

50 kilograma kadar (50 kilogram dâhil) olması halinde 250 TL.

50 kilogramdan 100 kilograma kadar (100 kilogram dâhil) olması halinde 500 TL.

100 kilogramdan 250 kilograma kadar (250 kilogram dâhil) olması halinde 1.500 TL.

250 kilogramdan 500 kilograma kadar (500 kilogram dâhil) olması halinde 3.000 TL.

500 kilogramdan fazla olması halinde 5.000 TL. idari para cezası verilir.

Yukarıda sayılan fiiller dışında, bu Kanun ile 4250 sayılı Kanuna veya bu kanunlara göre yürürlüğe konulmuş yönetmeliklere ya da Kurumca verilen belgelerde yer alan şartlara uyulmadığının tespiti halinde, ilgili gerçek ve tüzel kişiler uyarılır ve aykırılığın giderilmesi için uygun bir süre verilir. Her işlem için verilecek süre Kurumca belirlenir. Verilen süre sonunda aykırılığın devam etmesi halinde veya aykırılığın giderilmesinin mümkün olmadığı hallerde süre verilmeksizin Kurumca verilen belgeler iptal edilir.

İdarî para cezaları, fiillerin tekrarı halinde, bir önceki cezanın iki katı olarak verilir. Beşinci fıkranın (c) bendinde sayılan fiillerin tekrarı halinde ayrıca ihlale konu ürünün piyasaya arzının bir yıla kadar durdurulmasına; (a), (b), (d), (e), (f), (j), (k), (1), (m) ve (n) bentlerinde sayılan fiillerin, ilk fiilin işlenmesinden sonraki beş yıl içinde üçüncü defa işlenmesi halinde ise belgelerin iptaline karar verilir. Satış belgesi iptal edilen satıcılar, satış belgesi iptaline konu işyerinde aynı işletme adı altında faaliyette bulunan üçüncü kişiler ile satış belgesi iptal edilen satıcılarca belge iptaline konu işyerinin farklı işletme adı altında fiilen işletilmesi halinde, bu işletme üzerine kayıtlı görünen üçüncü kişiler adına iki yıl süreyle yeni belge başvurusunda bulunulamaz.

(Değişik sekizinci fıkra: 13/2/2011-6111/175 md.) Bu Kanuna, 4250 sayılı Kanuna veya 5607 sayılı Kanuna aykırı fiillerden dolayı haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı olanlara, Kurumun düzenlemekle yükümlü olduğu piyasalarda faaliyete ilişkin hiçbir belge verilmez, verilmiş olanlar Kurumca iptal edilir. Mahkemece verilecek mahkumiyet kararında, kararın kesinleşmesine kadar faaliyete ilişkin tüm belgelerin askıya alınmasına da karar verilir. Yargılama sonuna kadar üretici ve ithalatçılara yetkili idarece uygun görülecek miktarda bandrol, etiket, hologram, pul, damga veya benzeri işaretler verilebilir. Söz konusu fiillerin kamu sağlığını veya tütün ve alkol piyasasının güvenliğini bozucu nitelikte olması halinde, yargılama sürecinde yetkili mahkemece mevcut delil durumuna göre belgelerin askıya alınmasına tedbiren karar verilir.

Beşinci fıkranın (f), (g), (h), (ı) ve (j) ile (o) bentlerinde yazılı fiiller hakkında idarî yaptırım uygulamaya ve bu fiillerin konusunu oluşturan her türlü eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesi kararını vermeye mahalli mülkî amirler, diğer bentlerde yazılı fiiller hakkında idarî para cezası vermeye Kurum yetkilidir. Mahalli mülkî amirlerce uygulanan idarî yaptırımlar onbeş gün içinde Kuruma iletilir.

Bu Kanun hükümlerine göre verilen idarî yaptırım kararlarına karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir. Ancak, idare mahkemesinde dava, işlemin tebliği tarihinden itibaren onbeş gün içinde açılır. İdare mahkemesinde iptal davası açılmış olması, kararın yerine getirilmesini durdurmaz.

İdarî yaptırımlara ilişkin olarak bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır……” denilmiş;

“Yönetmelikler” başlığı altında düzenlenen 9. maddesinde;

“A) 1) Kurulun çalışma usul ve esasları ile Kurul üyeleri, Kurum personeli ile bunların yakınlarının yapamayacakları işler,

2) Kurulun önerisi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle,

B) Tütün ve tütün mamulleri ile alkol ve alkollü içkilerin iç ve dış ticareti, sigara fabrikalarının kurulmasının izin ve şartları, üretilecek tütün mamullerinin teknik özelliklerinin belirlenmesi, üretim şartını karşılamayan firma mamullerinin fiyatlandırılması, dağıtılması, satışı ve kontrolü ile bayilikler verilmesi, üretici tütünlerinin yazılı sözleşme esası veya açık artırma yöntemi ile alınıp satılması, açık artırma başlangıç fiyatının teknik olarak saptanması, Dünyada ve Türkiye'deki gelişmeler dikkate alınarak açık artırma başlangıç fiyatını tespitte kullanılan oranın yüzde elliye kadar artırılması ve 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu ile bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili diğer usul ve esaslar Kurum tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle, düzenlenir” hükmü yer almıştır.

Tütün Mamulleri Ve Alkollü İçkilerin Satışına Ve Sunumuna İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in;

“Süre uzatım işlemi ve satış belgelerinin geçerliliği” başlıklı 14. maddesinde, “(1) (Değişik:RG-19/12/2012-28502) Satış belgelerinin alındığı veya süre uzatım işleminin yapıldığı tarihe bakılmaksızın, faaliyetine devam etmek isteyen satıcılar takip eden yılın Ocak ayı başından Mart ayı sonuna kadar süre uzatım işlemini yaptırmak zorundadır. Süre uzatım işlemi; işlemin yapıldığı tarihte geçerli olan süre uzatım işlem bedelinin, Kurumun ilan ettiği banka hesabına Kurum sicil numarası beyan edilerek yatırılması suretiyle yapılır. Son rakamı tek olan yıllarda yapılan süre uzatım işlemlerinde, kamu kurum ve kuruluşları tarafından işletilen kantin ve sosyal tesis gibi yerler hariç, satıcıların 12 nci maddede faaliyet konusuna göre istenilen işyeri açma ve çalışma ruhsatı ve/veya izin belgelerinin Kuruma veya yetkilendirilmiş mercie ibrazı zorunludur. Bu yıllarda, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ve/veya izin belgelerini Kuruma veya yetkilendirilmiş mercie ibraz etmeyenler ile ibraz edememe nedenlerini yetkili makamlardan gerekçelendiremeyenlerin süre uzatım işlemi yapılmaz. Süre uzatım işlemi belge üzerinde gösterilir.

(2) Bu Yönetmelik kapsamındaki faaliyetlerine kendi isteği ile son vermek isteyen satıcılar Kuruma bildirimde bulunur. Bu kapsamdaki satıcılar işyerlerinde bulunan ürünlerini bildirimde bulundukları tarihten itibaren otuz gün içerisinde tasfiye eder ve satış belgelerini Kuruma iade eder. Bu satıcılara ilişkin bilgiler, Kuruma ulaştığı tarihten itibaren Kurumun internet sitesinde yayımlanır.

(3) Süresi içerisinde süre uzatım işlemini yaptırmayan satıcıların satış belgeleri, süre uzatım işleminin son gününden itibaren otuz gün sonra geçerliliğini kaybeder ve Kurumun internet sitesinde yayımlanır. Bu kapsamdaki satıcılar, süre uzatım tarihinin bitimini müteakiben ürün satın alamaz ve belgelerinin geçerlilik süresi içerisinde, ellerinde bulunan ürünleri tasfiye etmeye mecburdur. Belirtilen süre zarfında süre uzatım işlemi yaptırmayan satıcıların faaliyetine devam etmek istemeleri durumunda, yeniden belge almaları zorunludur.

(4) Satış belgeleri devredilemez. Belge sahibinin ölümü ve mirasçıların faaliyete devam etmek istemeleri durumunda, ölüm tarihinden itibaren doksan gün içinde gerçek kişi adına düzenlenen satış belgesinin intibakının sağlanması için belgenin alındığı mercie başvurulması gerekir. Mirasçıların faaliyete devam etmek istememeleri durumunda, işyerinde bulunan ürünlerin intibak süresinin bitiminden itibaren üç ay içinde tasfiye edilmesi zorunludur. (Ek cümle:RG-18/9/2013-28769) Miras yoluyla işyerini devralacak kişinin, miras bırakan kişi ile birinci veya ikinci derece kan hısmı olması halinde 4250 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinde yer alan mesafe şartı aranmaz.

(5) Bu maddede yer alan şekilde satış belgesi geçerliliğini yitirmiş bulunan satıcıların ürünlerinin tasfiyesi; belgelerinin verdiği yetki çerçevesinde satış, ilgili üretici/ithalatçı veya toptan satıcısına ürünlerin iadesi ya da aynı nevideki belgeyi haiz bir satıcıya devir suretiyle otuz gün içerisinde tamamlanır.

(6) (Ek:RG-27/1/2013-28541) Süre uzatım işlemi ve satış belgelerinin geçerliliğine ilişkin usul ve esaslar, nargilelik tütün mamulü sunum uygunluk belgesi için de geçerlidir” denilmiş; 29. maddesinde ise, 31.12.2002 tarihli ve 24980 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Tütün Mamulleri, Alkol ve Alkollü İçkilerin Toptan ve Perakende Satışı ile Satış Belgelerine İlişkin Yönetmeliğin yürürlükten kaldırıldığı belirtilmiş;

“Yürürlükten önce verilmiş satış belgeleri” başlıklı Geçici 2.maddesinde de,

“(1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce verilmiş olan ve geçerliliği bulunan satış belgelerinin geçerlilik süreleri ile 2011 yılı süre uzatım işlemlerine ilişkin usul ve esaslar Yönetmeliğin yayımlandığı tarihten sonra Kurul kararı ile belirlenir” hükmü yer almış;

9.2.2011 gün ve 27841 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 26.1.2011 gün ve 6122 sayılı “2011 Yılı Satış Belgesi Süre Uzatım İşlemlerine İlişkin Uygulanacak Usul ve Esaslara Dair Kurul Kararı”nda;

“Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu;

Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin yayımı (7/1/2011) tarihi itibariyle sürdürülmekte olan işlemlerde herhangi bir aksamaya ya da karışıklığa mahal verilmemesi amacıyla, 2011 yılı satış belgesi süre uzatım işlemlerinin usul ve esaslarının aynı Yönetmeliğin Geçici 2 nci maddesi uyarınca, aşağıdaki şekilde belirlenmesini ve bu kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasını karar altına almıştır.

1– Süre uzatım işlemi bedellerinin Ziraat Bankası şubelerinde kullanıma açılmış bulunan TAPDK - Kurumsal Tahsilat Ekranı vasıtası ile tahsili uygulaması sürdürülecektir.

2– İşyeri adreslerine gönderilen ve bir örneği Kurumun internet sitesinde de yayımlanan “Süre Uzatım İşlemi Başvuru Formu”nun satıcılarca doldurularak imzalanması ve bu formun, bağlı olunan meslek odasından alınacak üyelik yazısıyla beraber, Kurum ile Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) arasında yapılan işbirliği protokolleri çerçevesinde satış belgesi işlemlerini yürütmek üzere yetkilendirilmiş Odalara/Birliklere teslim edilmesi uygulamasına devam edilecektir.

3– Kurum tarafından önceki yıllarda düzenlenmiş bulunan ve halen geçerliliğini koruyan satış belgelerinin geçerlilik süresi, 2011 yılı Nisan ayının son günü (30/4/2011 günü sonu) olup bu süre zarfında satıcılar, 2011 yılı satış belgesi süre uzatım işlemini 29/4/2011 Cuma günü akşamı mesai saati sonuna kadar gerçekleştirebilecektir.

4– Belirtilen süre zarfında (29/4/2011 Cuma günü akşamı mesai saati sonuna kadar) süre uzatım işlemi yaptırmayan satıcıların faaliyetine devam etmek istemeleri durumunda, yeniden satış belgesi almaları gerekmektedir” denilmiş;

31.12.2002 gün ve 24980 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Tütün Mamulleri, Alkol ve Alkollü İçkilerin Toptan ve Perakende Satışı İle Satış Belgelerine İlişkin Yönetmelik”in,

“Satış belgesi düzenlenmesi” başlıklı 7. maddesinde; “….. Satış belgeleri alındığı yıl için geçerli olup, satış belgesinde belirtilen işyeri ve dağıtım alanları dışında satış yapılamaz” denilmiş;

“Belge sürelerinin uzatılması ve yenilenmesi” başlıklı 8. maddesinde;

“Daha önce satış belgesi almış bulunan toptan ve perakende satıcılar ile açık içki satıcılarının belge sürelerinin uzatılması veya yenilenmesi işlemleri, ilgililerin müracaatı üzerine Kurum tarafından her yıl ocak ayı içerisinde yapılır.

a) (Değişik bend: 06/11/2003-25281 s.R.G. Yön/2.md) Uzatma işlemi; başvuru sahiplerinin işyeri ve ikametgahlarının tam ve açık adreslerini içerir dilekçelerine, ilgili oda veya derneklerden aldıkları üyelik yazısını ekleyerek Kuruma başvurmalarını müteakip, mevcut satış belgelerinin belirlenmiş yerlerine, Kurum tarafından hazırlanan stikerlerin görevli personelce yapıştırılması suretiyle yapılır.

b) (Değişik bend: 06/11/2003-25281 s.R.G. Yön/2.md) Yenileme işlemi; başvuru sahiplerinin işyeri ve ikametgahlarının tam ve açık adreslerini içerir dilekçelerine, ilgili oda veya derneklerden aldıkları üyelik yazısı, satış belgesi bedelini yatırdıklarına ilişkin belge, bir adet vesikalık fotoğraf ve eski satış belgesini ekleyerek başvurmalarını müteakip, Kurum tarafından yeni satış belgesi düzenlenmesi suretiyle yapılır. Satış belgeleri beş yılda bir yenilenir.

c) (Ek bend:13/11/2004-25642 s.R.G. Yön/2.md) Kendi isteği ile satıcılığı bırakanlar ile satış belgesi iptal edilenler, otuz gün içerisinde satış belgelerini Kuruma iade etmek zorundadır” denilmiş;

“Satış belgelerinin askıya alınması ve iptali” başlıklı 11. maddesinde;

Ocak ayı içerisinde satış belgelerinin sürelerinin uzatılması veya yenilenmesi işlemlerini yapmayanların satış belgeleri Kurum tarafından üç aya kadar askıya alınır. Bu süre içerisinde belge konusu ürünler alınıp satılamaz. Nisan ayı sonuna kadar gerekli işlemi yapmayanların satış belgeleri iptal edilir. (Ek cümle: 24/08/2005-25916 s.R.G. Yön/5.md) Açık içki satıcılarının belgelerinin askıya alınması ve iptali, ilgili belediye ve il özel idaresi ile mutabakat sağlanmak suretiyle yapılır.

(Değişik fıkra: 24/08/2005-25916 s.R.G. Yön/5.md) Bu şekilde doğrudan iptal edilen satış belgeleri yerine, ilgililerin aynı yıl içinde müracaatları halinde satış belgesi bedelleri yüzde elli artırımlı, izleyen yıllarda müracaatı halinde ise artırımsız olarak tahsil edilmek suretiyle yeniden satış belgesi verilebilir.” denilmiş;

“Denetim ve idari yaptırım” başlıklı 15. maddesinde;

“Tütün mamulleri, alkol ve alkollü içki satıcıları mülki amirlerce, mahalli belediye ve sağlık kurumları ile Kurum tarafından, lüzum görülen hallerde denetlenebilir.

Satıcılar yapılacak inceleme ve denetlemeye mani olamazlar.

(Değişik fıkra: 13/11/2004-25642 s.R.G. Yön/6.md) Yapılan inceleme ve denetim sonucunda; kaçak ürün bulundurduğu tespit edilen belgeli satıcılar hakkında düzenlenecek olay tutanağının aslı 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu uyarınca işlem yapılmak üzere, söz konusu Kanunda kaçağı önleme, izleme ve soruşturmakla görevli olduğu bildirilen en yakın ilgili mercie, sahte ürün bulundurduğu tespit edilenlerle ilgili tutanak ise ilgili kuruluşlara gönderilir.

(Değişik fıkra: 13/11/2004-25642 s.R.G. Yön/6.md) Perakende satıcıların, yetkili olmadığı halde açık olarak içki satışı veya sunumu yapmaları satış belgelerinin iptal nedenidir.

(Değişik fıkra: 13/11/2004-25642 s.R.G. Yön/6.md) Toptan ve perakende satıcılar ile açık içki satıcılarının kaçak veya sahte ürün bulundurmaları veya satmaları satış belgelerinin iptal nedenidir.

(Mülga fıkra: 24/08/2005-25916 s.R.G. Yön/7.md)

(Değişik fıkra: 24/08/2005-25916 s.R.G. Yön/7.md) Bu Yönetmelik hükümlerine uymadıkları belirlenen ve Kurum tarafından yapılan yazılı uyarıya rağmen belirtilen hususları yerine getirmeyen toptan ve perakende satıcıların satış belgeleri bir aydan üç aya kadar askıya alınır, aykırılığın tekerrürü halinde satış belgeleri iptal edilir. Kurum gerek gördüğü hallerde yazılı uyarı yapmaksızın doğrudan satış belgesinin askıya alınması veya iptaline karar verebilir. (Bu ibare için, Danıştay 13.Dairesi; 25.12.2006 tarih ve 2005/9375 Esas, 2006/4919 sayılı Kararı ile İPTAL kararı vermiştir.)

(Değişik fıkra: 24/08/2005-25916 s.R.G. Yön/7.md) İdari bir yaptırım sonucu açık içki satış belgelerinin iptalinde de, bu Yönetmeliğin 11 inci maddesinde belirtilen esaslar uygulanır. Belediye ve il özel idarelerince, açık içki satıcılarına verilen ruhsatın iptal edildiğinin bildirilmesi halinde, Kurum tarafından verilen açık içki satış belgeleri iptal edilir.

(Değişik fıkra: 24/08/2005-25916 s.R.G. Yön/7.md) Satış belgeleri askıya alınmış olan satıcıların, askı süresi içerisinde ürün alım satımında bulunmaları halinde satış belgeleri iptal edilir.

Birden fazla işyeri bulunması sebebiyle adına birden fazla satış belgesi düzenlenmiş olan kişilerin bu Yönetmeliğin 5 inci maddesinin (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen koşullardan birini yitirmeleri veya bu koşulları taşımadıklarının sonradan anlaşılması halinde uygulanacak idari müeyyideler, kişilerin adına düzenlenmiş satış belgelerinin tamamı için, aynı maddenin (d) bendindeki koşulun ihlali halinde ise sadece ihlale konu işyeri için uygulanır. Bu hallerin dışında kalan ihlallerde uyarı, askıya alma ve iptal işlemleri mevzuata aykırılığın tespit edildiği işyeri ile bağlantılı olmaksızın bu Yönetmeliğin 4 üncü maddesindeki tanımlara uygun olarak, aynı tanımdaki diğer belgeli işyerlerinin tamamı için uygulanır.

Satış belgesi iptal edilenlerin yeniden satış belgesi verilmesi talepleri Kurum tarafından değerlendirilerek karara bağlanır. İptal edilen belge yerine, iptal tarihinden itibaren üç ay geçmeden yeni satış belgesi düzenlenemez.

Kaçakçılıktan, sahtecilikten ve 4733 sayılı Kanun ile 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununa karşı gelmekten mahkumiyeti olanlar ile konuya ilişkin mevzuatın ihlali nedeni ile iki defadan fazla aynı suçtan dolayı ön ödemede bulunarak, haklarında iki defadan fazla ön ödeme kapsamında karar verilmiş olanlara bir daha satış belgesi verilmez” hükmü yer almıştır.

Somut olayda, dosyanın incelenmesinden, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Sektörel Rekabet ve Tüketici Hakları Daire Başkanlığı’nın 22.7.2011 gün ve B.62.0.TDK.0.10.00.00 sayılı yazısı ile, kurumdan satış belgesi alarak Trabzon İlinde tütün ve alkol piyasası sektöründe perakende ve/veya toptan tütün mamulü ve/veya alkollü içki ile açık alkollü içki satıcısı olarak faaliyet göstermekte iken, 2011 yılı süre uzatım işlemi yapmadıkları gerekçesiyle satış belgesi “iptal” durumda olan gerçek ve tüzel kişilere ait listenin yer aldığı CD’nin ekte gönderildiği, bu çerçevede, yazının ekindeki listede bilgilerine yer verilen gerçek ve tüzel kişilerin işyerlerinde denetim yapılması, yapılacak denetim sonucunda satış belgeleri iptal olmasına rağmen yetkisiz olarak tütün mamulü ve/veya alkollü içki satışı ile açık alkollü içki satış/sunumu yapıldığının tespit edilmesi halinde, işletme yetkilileri hakkında 4733 sayılı Kanun’un 8.maddesinin beşinci fıkrası hükümleri uyarınca işlem yapılmasının gerektiği, ilçe mülki amirliklerine de listenin birer örneği gönderilerek ilçelerinde denetim yaptırılmasının sağlanması için Trabzon Valiliğine gönderilen yazı ekinde bulunan “Trabzon İli sınırları içerisinde 2011 yılı süre uzatım işlemi yapmadığından dolayı fiili durumu iptal olan satıcılara ilişkin liste” başlıklı listenin 251. sırasında, 61010516P kurum sicil no ile Ömer Soğuksulu isimli kişi tarafından işletildiği yazılı olan “Abant Büfe” unvanlı işyerinin bulunması nedeniyle, 21.9.2011 günü, “Abant Büfe” unvanlı işyerine gidilerek yapılan denetimde, işletme sahibinin S.Y. isimli kişi olduğu, 2010 yılına ait Tabdk satış belgesinin bulunduğu, ancak yenilenmediğinin tutulan tutanak ile tespit edildiği anlaşılmıştır.

Dosya içinde mevcut T.C. Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından düzenlenen, “Tütün mamulü alkol ve alkollü içki perakende satış belgesi” nin incelenmesinde, belge sahibinin S.Y. olduğu ve belge uyarınca S.Y.’un “Abant Tekel Büfesi” unvanlı, Trabzon/Merkez Sanayi Mah. Çarşı İçi Sok. No:20 satış yeri adresinde, 10.3.2010 tarih 61012537P kurum sicil numarası ile, tütün mamulü, alkol ve alkollü içki satın almaya ve satmaya yetkili kılındığına ilişkin satış belgesi olduğu görülmüştür.

Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri birlikte incelendiğinde; 4733 sayılı Kanun’un 8. maddesinin beşinci fıkrası (j) bendi uyarınca; yetkisiz olduğu halde satışa sunulan tütün mamulleri arz ambalajlarını bozmak veya bunları bölmek suretiyle satanlara idari para cezası verileceği, maddenin yedinci fıkrasına göre; idari para cezasının, fiillerin tekrarı halinde bir önceki cezanın iki katı olarak verileceği, beşinci fıkranın (j) bendinde sayılan fiilin, ilk fiilin işlenmesinden sonraki beş yıl içinde üçüncü defa işlenmesi halinde ise belgelerin iptaline karar verileceği, maddenin dokuzuncu fıkrası uyarınca; bu Kanun hükümlerine göre verilen idari yaptırım kararlarına karşı idari yargı yerine başvuruda bulunulacağı, Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanacağı, 9. maddesinde ise, ……bu Kanun’un uygulanmasıyla ilgili diğer usul ve esasların kurum tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle düzenleneceğinin belirtildiği anlaşılmıştır.

Davacı S.Y.’un satış belgesini aldığı tarihte yürürlükte bulunan 31.12.2002 gün ve 24980 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Tütün Mamulleri, Alkol ve Alkollü İçkilerin Toptan ve Perakende Satışı İle Satış Belgelerine İlişkin Yönetmelik’in, 7. maddesinde, satış belgelerinin alındığı yıl için geçerli olduğu, 8. maddesinde de, satış belgeleri sürelerinin uzatma işleminin usul ve esasları belirtilmiştir.

Dosya içinde bulunan, adli yargı yerine hitaben yazılmış, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Sektörel Rekabet ve Tüketici Hakları Daire Başkanlığının 8.3.2012 tarih ve 4728 sayılı yazısı ile, Sanayi Mah. Çarşı İçi Sok. No:20 Trabzon adresinde “Abant Tekel Büfesi” unvanlı işyeri için S.Y. isimli şahıs adına 10.3.2010 tarihinde 61012537P kurum sicil numaralı, tütün mamulü ve alkollü içki perakende satış belgesinin düzenlendiği ve söz konusu belgenin geçerliliğini koruduğunun bildirildiği görülmüştür.

7.1.2011 gün ve 27808 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve 31.12.2002 günlü yönetmeliği yürürlükten kaldıran “Tütün Mamulleri Ve Alkollü İçkilerin Satışına Ve Sunumuna İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik”in 19.12.2012 gün ve 28502 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan değişiklikten önceki “Süre uzatım işlemi ve satış belgelerinin geçerliliği” başlıklı 14. maddesinin birinci fıkrasında, “Satış belgelerinin alındığı veya süre uzatım işleminin yapıldığı tarihe bakılmaksızın, faaliyetine devam etmek isteyen satıcılar takip eden yılın Ocak ayı başından Mart ayı sonuna kadar süre uzatım işlemini yaptırmak zorundadır. Süre uzatım işlemi; işlemin yapıldığı tarihte geçerli olan süre uzatım işlem bedelinin, Kurumun ilan ettiği banka hesabına Kurum sicil numarası beyan edilerek yatırılması suretiyle yapılır. Süre uzatım işlemi belge üzerinde gösterilir” denilmiş;

“Satış belgesi bedelleri” başlıklı 15. maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Yönetmelik kapsamında düzenlenecek olan satış belgesi bedelleri ile süre uzatım işlem bedelleri; faaliyetin niteliğine göre her yıl bir önceki yılın bedelleri esas alınmak ve cari takvim yılı için geçerli olmak üzere Kurul tarafından belirlenir ve belirlenen tutarlar Resmi Gazete’de yayımlanır” hükmü yer almıştır. Yine aynı Yönetmeliğin Geçici 2 nci maddesi ile “Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce verilmiş olan ve geçerliliği bulunan satış belgelerinin geçerlilik süreleri ile 2011 yılı süre uzatım işlemlerine ilişkin usul ve esaslar Yönetmeliğin yayımlandığı tarihten sonra Kurul kararı ile belirlenir.” düzenlemesi getirilmiştir.

Yapılan araştırmada, 2011 yılına ait süre uzatım bedelinin yukarıda bahsedildiği gibi Resmi Gazete’de yayınlanmadığı, ancak Yönetmeliğin geçici 2 nci maddesi uyarınca Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu’nca “2011 yılı satış belgesi süre uzatım işlemlerine ilişkin duyuru” adı altında duyurulduğu ve odalara gönderildiği, 2011 yılı için satış belgesi süre uzatım bedelinin, İl merkezlerinde ve Büyükşehir belediyesine dahil ilçelerde, perakende satıcılar için 159 TL olarak ilan edildiği anlaşılmıştır.

Dosya içinde bulunan ve S.Y.’un dava dilekçesine ekli olarak mahkemelere sunduğu T.C. Ziraat Bankası A.Ş.’ye ait banka dekontundan, kurum hesabına 26.1.2011 işlem tarihi ile, TAPDK süre uzatım işlemi/sicil no 61012537 S.Y. Abant Tekel Büfesi adıyla 159 TL yatırıldığı, yine dosya içinde mevcut kurumun online satış belgesi sistemi ayrıntılı satıcı bilgi sorgulama ekranında 61012537P S.Y. Abant Tekel Büfesi adı altında halen faal olduğu, Trabzon Bakkallar A.Ş. adına düzenlenmiş 3.10.2011 tarihli faturadan da davacının bahsedilen toptancıdan halen satmak üzere mal alabildiği anlaşılmıştır.

Trabzon 3. Sulh Ceza Mahkemesince, S.Y. adına verilen satış belgesinin halen geçerliliğini koruduğu gerekçesiyle, S.Y. adına kesilen para cezasının iptali ile kaldırılmasına karar verildiği, ancak 4733 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin onuncu fıkrası uyarınca bu Kanuna göre verilen idari para cezalarına karşı açılacak davalar yönünden idare mahkemeleri görevli kılındığından, anılan mahkemenin görevli mahkeme olmadığı;

Trabzon İdare Mahkemesince, S.Y.’un tütün mamulü ve alkollü içki satışı için 2011 yılına ilişkin olarak süre uzatım talebinde bulunmadığı, dolayısıyla 2011 yılı için tütün mamulü ve alkollü içki satış yetkisinin bulunmadığı ve yapılan denetimde tütün mamulünü satışa arz ettiğinin tespiti üzerine idari para cezası verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Yukarıda izah edilen tüm mevzuat ve dosyada bulunan belgeler birlikte incelendiğinde, S.Y.’un yürürlükte bulunan mevzuat uyarınca kendisinden beklenen mali yükümlülüğü süresinde yerine getirdiği, Kurumca kendisine mal satılmaması konusunda satmak üzere kendisine mal veren kurumun dahi uyarılmadığı, kendisine herhangi bir uyarı yapılmadığı, bu durumda mali yükümlülüğü yerine getirmiş ve halen mal alabildiği gözetildiğinde S.Y. adına verilen idari para cezasının kaldırılmasının hakkaniyete uygun olacağı sonucuna varılmıştır.

Bu durumda, adli yargı yerince verilen kararın sonucu (hüküm kısmı) hukuka uygunluk arzetse de, 4733 sayılı Kanunun 8 nci maddesinin 10 uncu fıkrası uyarınca, bu Kanundan doğan idari para cezalarına karşı yapılacak itirazlarda açıkça idari yargı yerinin görevli kılınması karşısında; görevsiz mahkemece verilmiş bir kararın varlığı gözetildiğinde, Trabzon 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen kararın kaldırılması gerektiği izahtan varestedir. Trabzon İdare Mahkemesi sözkonusu idari para cezasına yapılan itirazda görevli mahkeme ise de; yukarıda izah edilen nedenlerle, bu mahkemece verilen kararda hukuki isabet bulunmadığından, bu kararın da kaldırılması gerekmektedir. Bu saptama uyarınca, her iki kararın da kaldırılması zorunluluğu gözetilerek, “hakkın yerine getirilmesi” fiilen mümkün olamayacağından; 2247 sayılı Kanunun 25 nci maddesindeki “Hukuk alanındaki hüküm uyuşmazlıklarında Uyuşmazlık Mahkemesi, Danıştay Yargılama Usulünün bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerini uygulamak suretiyle anlaşmazlığın esasını da karara bağlar.” şeklindeki amir hüküm uyarınca, uyuşmazlığın esası hakkında hüküm tesisi yoluna gidilmesi ve hukuka aykırı bulunan idari para cezasının iptaline karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1. Trabzon 3. Sulh Ceza Mahkemesinin tarihsiz ve D.İş:2011/136 sayılı kesinleşen kararı ile Trabzon İdare Mahkemesinin 22.10.2012 gün ve E:2011/1994, K:2012/1184 sayılı kesinleşen kararının KALDIRILMASINA,

2. Sebep unsuru yönünden hukuka aykırı bulunan S.Y. adına verilen 29.11.2011 gün ve 11/1584 sayılı 1232 TL. idari para cezasının İPTALİNE, 2577 sayılı Kanunun 31 inci md. uyarınca yargılama giderlerinin davalı Trabzon Valiliği üzerinde bırakılmasına,

3. Mevcut hüküm uyuşmazlığının bu suretle giderilmesine, 01.04.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

II- 2247 SAYILI KANUN’UN 27. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

1-ESAS NO : 2014/269

KARAR NO : 2014/324

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen görev itirazının en geç birinci oturumda yapılması gerektiği yolundaki koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Y.İ.

Vekili: Av. B.T.

Davalılar: 1- T.C.Devlet Demir Yolları İşletmesi Genel Müdürlüğü

Vekili : Av. H.Ö.

2- T.Teknik İnş. Tur.Med.Isıtma Soğ.İth.İhr.Müm.Dah.Tic.Ltd.Şti.

Vekili : Av. M.E.

3- A. Klima Bakım Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti.

Vekili : Av. H.T.

O L A Y: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle, davacının A. Klima Bakım Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti’nde teknisyen olarak çalıştığını, davalılardan TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğüne ait Sirkeci istasyonundan vagonlarda bulunan klimaların bakımının davalılardan T.Teknik Isıtma Soğutma İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti’ne verdiğini bu şirketin üstlendiği işi, davacının işçisi olduğu A. Klimaya yaptırdığını; Sirkeci istasyonunda bulunan vagonlardaki klimanın bakım işlemleri sırasında davacının yüzünün birinci derecede, vücut ve sol bacağının ikinci derecede, sağ bacağının da üçüncü derecede yandığını; olayda idarelerin kusuru olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklar ile manevi tazminat talep hakkı saklı kalmak şartıyla 3.000,00 TL maddi zararın kaza tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davacı vekilince açılan maddi-manevi tazminat davasına ilişkin dava dilekçesi İstanbul 9. İş Mahkemesi’nin E:2006/720 esas sayılı dosyasına kaydedilerek, yargılamanın 7.2.2007 günü saat 10.00’a bırakılmasına tensiben karar verilmiştir.

Davalı T.C. Devlet Demir Yolları İşletmesi Genel Müdürlüğü 6.2.2007 günlü cevap dilekçesinde davacının kendi hata ve dikkatsizliği sonucu olaya sebebiyet verdiğini savunmuş, diğer davalılar da birinci cevap dilekçelerinde herhangi bir kusurları ve sorumluluklarının bulunmadığını savunmuşlardır.

İstanbul 9. İş Mahkemesi 7.2.2007 günlü birinci celseyi açmış, davacı ve tüm davalı vekilleri duruşmaya gelmiş, açık yargılamaya devam olunmuş, davalılarca cevap dilekçelerinin tekrar edildiği görülmüştür.

T.C.Devlet Demir Yolları İşletmesi Genel Müdürlüğü vekilinin 22.5.2013 günü, A. Klima Bakım Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti vekilinin ise 26.6.2013 günü İstanbul 9. İş Mahkemesi kayıtlarına giren dilekçesinde, mahkemenin davanın görüm ve çözümünde görevli olmadığı, bu nedenle dava dosyası hakkında görevsizlik kararı tesis edilerek davanın görevli İstanbul İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi talep edilmiş, emsal kararlar sunulmuştur.

İSTANBUL 9. İŞ MAHKEMESİ : 9.7.2013 gün ve E:2006/720 sayı ile davalı tarafın görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı TCDD Genel Müdürlüğü vekilinin idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolundaki 15.7.2013 günlü dilekçesi üzerine, dosya Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI:

Anayasanın 125. maddesinden sözederek, yargı yerlerinde tazminat istemiyle açılacak bir davanın idari Yargı'nın görev alanına girebilmesi için; zararın doğması hali dışında, ortada, öncelikle, bu zararı doğuran idari bir işlem veya eylemin bulunması, zararla bu işlem ya da eylem arasında illiyet bağının kurulabilmesinin gerekli olduğu, bir idari işlem ya da eylemin varlığının ise, kamu hizmeti yürütümü amacıyla, kamu gücü kullanılarak bir kamu idaresi tarafından yapılmış bir faaliyetin bulunmasına bağlı olduğu; Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları İşletmesi Genel Müdürlüğü Ana Statüsünün 3'üncü maddesinde, Ana Statü ile teşkil olunan TCDD işletmesinin, sermayesinin tamamı Devlete ait, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir "Kamu İktisadi Kuruluşu" olduğunun belirtildiği, 2'inci maddesinde ise, kamu iktisadi kuruluşunun; sermayesinin tamamı Devlete ait olan ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mal ve hizmet üretmek ve pazarlamak üzere kurulan, kamu hizmeti niteliği ağır basan kamu iktisadi teşebbüsü olarak tanımlandığı; yine, aynı Ana Statü'nün 4' üncü maddesinde, demiryollarının işletilmesi, genişletilmesi ve yenilenmesinin Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayıldığı, bu düzenlemelere göre; TCDD, İşletmesi’nin tekel niteliğinde kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu, dolayısıyla, bu hizmetin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı olarak yapmış olduğu eylem ve işlemlerden doğan uyuşmazlıkların görüm ve çözümünün, idarenin Kamu Hukuku alanındaki faaliyetlerinin hukuka uygunluğunu denetlemekle görevli İdari Yargı düzenine mensup mahkemelere ait olduğu; her ne kadar, olayda, zararı doğurucu faaliyeti gerektiren hizmetin yapımı, bir sözleşme ile, özel hukuk tüzel kişisine devredilmiş ise de; bu durumun hizmeti kamu hizmeti olmaktan çıkarmayacağı gibi, TCDD Genel Müdürlüğünün kanunla görevine bırakılan kamu hizmetinin gereği gibi yürütülüp yürütülmediğini; bu amaçla, gerekli önlemlerin alınıp alınmadığını gözetlemek ve denetlemek görevinden bağışık kılmasının da mümkün olmadığı; bu bakımdan; davada, tazminat isteminin karara bağlanabilmesinin, anılan görevin gereği gibi yerine getirilip getirilmediğinin; hizmetin noksan ya da hatalı yürütülüp yürütülmediğinin veya kamu idaresini Kamu Hukuku kurallarına göre sorumlu kılan diğer hallerin var olup olmadığının araştırılıp saptanmasını gerektirdiğinden; davanın TCDD Genel Müdürlüğüne karşı açılan ve bu idarenin Kamu Hukukuna göre olan sorumluluğunu gerektiren kısmının görüm ve çözümünün idari yargı yerlerinin görevinde olduğu nedeniyle, davanın TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğüne karşı açılan kısmı yönünden 2247 sayılı Yasa’nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT‘un katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ve Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 10. maddesinde, “Görev uyuşmazlığı çıkarma; adli, idari ve askeri bir yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcı veya Başkanunsözcüsü tarafından görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesidir.

Yetkili Başsavcı veya Başkanunsözcüsünün Uyuşmazlık Mahkemesinden istekte bulunabilmesi için, görev itirazının, hukuk mahkemelerinde en geç birinci oturumda, ceza mahkemelerinde delillerin ikamesine başlamadan önce; idari yargı yerlerinde de dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan yapılmış olması ve yargı yerlerinin de kendilerinin görevli olduklarına karar vermiş bulunmaları şarttır.

Görev itirazının yargı merciince yerinde görülerek görevsizlik kararı verilmesi halinde, görev konusunun Uyuşmazlık Mahkemesince incelenebilmesi, temyizen bu kararın bozulmuş ve yargı merciince de bozmaya uyularak görevli olduğuna karar verilmiş bulunmasına bağlıdır.

Uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makam; reddedilen görevsizlik itirazı adli yargı yararına ileri sürülmüş ise Cumhuriyet Başsavcısı, idari yargı yararına ileri sürülmüş ise Danıştay Başkanunsözcüsü, askeri ceza yargısı yararına ileri sürülmüş ise Askeri Yargıtay Başsavcısı, Askeri İdari Yargı yararına ileri sürülmüş ise bu mahkemenin Başkanunsözcüsüdür.

Görev itirazının reddine ilişkin karara karşı itiraz yolunun açık bulunduğu ceza davalarında ret kararı kesinleşmeden uyuşmazlık çıkarma istenemez” denilmiş; 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.

Olayda, İstanbul 9. İş Mahkemesi’nde görülen davada, Davalı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü vekili tarafından, gerek 6.2.2007 tarihli cevap dilekçesinde; gerekse de hazır olduğu 7.2.2007 tarihli birinci celsede görev itirazında bulunulmadığı; ancak bu tarihlerden çok sonra 22.5.2013 tarihinde mahkeme kayıtlarına giren dilekçe ile, uyuşmazlığın idari yargının görevine girdiğinden bahisle görev itirazında bulunulduğu anlaşılmıştır.

Bu durumda; davalı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü vekili tarafından, İstanbul 9. İş Mahkemesi’nde görülen davada, (en geç) birinci oturumdan sonra yapılan görev itirazının süresinde olduğunun kabulü mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü vekilinin başvurusunun, anılan Yasanın 27.maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü vekilinin başvurusunun, anılan Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 01.04.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

2-ESAS NO : 2014/296

KARAR NO : 2014/339

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen görev itirazının en geç birinci oturumda yapılması gerektiği, ve mahkemelerince de görevlilik kararı verilmesi gerektiği yolundaki koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk .

K A R A R

Davacılar: 1- M.S., 2- M.S., 3- G.S., 4- H.S.

Vekili: Av. S.A.

Davalı: Ankara Valiliği (İl Özel İdare Müdürlüğüne izafeten)

Vekili: Av. Z.T.

O L A Y: Davacılar vekili, dava dilekçesinde, müvekkillerinin Ankara İli, Mamak İlçesi, General Z.Doğan Mahallesi, 36198 ada, 1 parselde kayıtlı taşınmazın hissedar olarak maliki olduğunu, söz konusu taşınmazın imar planında okul alanı olarak ayrıldığını, taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi 20.4.2013 gün ve E:2013/197 sayı ile, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren mahkemeye başvuran davalıya bir defaya mahsus olmak üzere cevap dilekçesini mahkemeye ibraz etmesi için karar tarihinden itibaren 1(bir) aylık ek süre verilmesine karar vermiştir.

Davalı Ankara İl Özel İdaresi vekili 29.4.2013 günü mahkeme kayıtlarına giren dilekçesi ile, davanın zamanaşımına uğradığından reddi gerekeceği ile, HMK’nın ilgili maddesi gereğince, davaya cevap verme süresine bir ay ek süre verilmesi talebinde bulunmuştur.

Ankara 11.Asliye Hukuk Mahkemesi 29.5.2013 günlü tensip tutanağı ile ön incelemenin duruşmalı yapılmasına bu nedenle ön inceleme duruşmasının 2.7.2013 gününe bırakılmasına tensiben karar vermiştir.

2.7.2013 günü Mahkemece celse açılmış; gelen olmadığı görülmüş; taraflarca takip edilmeyen davanın HMK’nın 150. maddesi gereğince taraflardan biri tarafından yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir.

Davacılar vekili 29.7.2013 günü mahkeme kayıtlarına giren dilekçesi ile, davanın yenilenmesi ile taraflara yeniden duruşma gününün bildirilmesini talep etmiştir.

Ankara 11.Asliye Hukuk Mahkemesi 29.7.2013 gün ve E:2013/197 sayı ile, yenileme tensip tutanağı düzenlemiş, duruşmanın 23.10.2013 gününe bırakılmasına karar vermiştir.

Ankara 11.Asliye Hukuk Mahkemesince 23.10.2013 günü celse açılmış, davacı vekilinin geldiği ancak davalı vekilinin gelmediği, işbölümü itirazının olmadığı zabta geçirilmiş; ön inceleme tamamlandığından tahkikata geçilmesine karar verilmiş, bu karar davalı idare vekiline 31.10.2013 günü tebliğ edilmiştir.

Davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilince olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle 1.11.2013 tarihinde kayda giren Danıştay Başsavcılığına hitaplı dilekçe ile başvuruda bulunulması üzerine, dilekçe ve dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI: Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve 13. maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinin 1. fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, nitekim, 11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6487 sayılı Kanun’un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6’ncı maddesinde değişiklik yapan 21’inci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir.” Hükmüne yer verilmek suretiyle “hukuki el atma” olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörüldüğü, bu nedenle 2247 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT‘un katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ve Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 10. maddesinde, “Görev uyuşmazlığı çıkarma; adli, idari ve askeri bir yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcı veya Başkanunsözcüsü tarafından görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesidir.

Yetkili Başsavcı veya Başkanunsözcüsünün Uyuşmazlık Mahkemesinden istekte bulunabilmesi için, görev itirazının, hukuk mahkemelerinde en geç birinci oturumda, ceza mahkemelerinde delillerin ikamesine başlamadan önce; idari yargı yerlerinde de dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan yapılmış olması ve yargı yerlerinin de kendilerinin görevli olduklarına karar vermiş bulunmaları şarttır.

Görev itirazının yargı merciince yerinde görülerek görevsizlik kararı verilmesi halinde, görev konusunun Uyuşmazlık Mahkemesince incelenebilmesi, temyizen bu kararın bozulmuş ve yargı merciince de bozmaya uyularak görevli olduğuna karar verilmiş bulunmasına bağlıdır.

Uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makam; reddedilen görevsizlik itirazı adli yargı yararına ileri sürülmüş ise Cumhuriyet Başsavcısı, idari yargı yararına ileri sürülmüş ise Danıştay Başkanunsözcüsü, askeri ceza yargısı yararına ileri sürülmüş ise Askeri Yargıtay Başsavcısı, Askeri İdari Yargı yararına ileri sürülmüş ise bu mahkemenin Başkanunsözcüsüdür.

Görev itirazının reddine ilişkin karara karşı itiraz yolunun açık bulunduğu ceza davalarında ret kararı kesinleşmeden uyuşmazlık çıkarma istenemez” denilmiş; 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.

Sağlıklı yargılama yapılabilmesi amacıyla Mahkememizce dosya aslı getirtilerek yapılan inceleme sonucunda, Ankara 11.Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davada, birinci oturum olan 2.7.2013 tarihine kadar davalı Ankara Valiliğince cevap dilekçesi verilmediği, dolayısıyla görev itirazında bulunulmadığı ve davalı idare vekilinin birinci oturuma dahi katılmadığı anlaşılmıştır.

Olayda, dosyanın işlemden kaldırılması kararı ile davanın açılmamış sayılmayacağı, aksine, derdest kalmakta devam edeceği ve dosyanın işlemden kaldırılması kararının aslında bir ara kararı niteliğinde olduğu, davanın yenilenmesi sonucunda da davaya kalındığı yerden devam edileceği, yani yenilenen davanın yeni bir dava olmayıp, eski davanın devamı niteliğini taşıdığı; dolayısıyla tarafların, dosyanın işlemden kaldırılmasından önceki dönemde yapamadıkları bir istemi davanın yenilenmesinden sonra da yapamayacakları açık olmakla, davacının yenileme dilekçesinden sonra da davalı idare vekilinin görev itirazında bulunmadığı görülmektedir.

Diğer yandan, Mahkemelerinden getirtilen dosya aslının incelenmesinden, 25.11.2013 günü yapılan keşif sonucu hazırlanın bilirkişi raporunda zemin durumu itibariyle dava konusu parsel içerisinde herhangi bir yapı ve düzenlemenin bulunmadığı, fiili bir müdahalenin mevcut olmadığının tespit edildiği ve bu bilirkişi raporu uyarınca Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi 26.2.2014 gün ve E: 2013/187, K: 2014/98 sayılı kararı ile Davanın Hukuki el atmaya ilişkin kamulaştırmasız el atma davası olduğu, bu tür davalara bakan Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin uyuşmazlık mahkemesi kararları doğrultusunda idari yargının görevli olduğunu belirttiği, Anayasa Mahkemesinin 25/09/2013 tarih 2013/93 Esas 2013/101 karar sayılı ilamında da "Kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerektiği; imar kısıtlamalarında taşınmazın zilyetliğinin malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin tasarruf yetkisinin, ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kaldığı, bu nedenle imar kısıtlamalarından kaynaklanan tazminat davalarının idari yargıda açılabileceği"nin kabul edildiği, Hukuk Genel Kurulunun 30/12/2013 tarih 2013/5-603 Esas 2013/1503 karar sayılı kararında da, Uyuşmazlık Mahkemesi kararları doğrultusunda, idari yargının görevli olduğunu belirttiğinden, Yargıtay 5 Hukuk Dairesi de Hukuk Genel Kurulunun verdiği karara göre, 28/10/2013 tarih, 213/17495 Esas, 2013/17714 sayılı kararında idari yargının görevli olduğunu belirttiğinden, görev itirazının reddine dair ara kararından rücu edilerek, idari yargı görevli olduğundan, davanın usulden reddine karar verildiği görülmüş olmakla; verilen işbu kararın da Uyuşmazlık Mahkemesi İçtihatlarına uygun olduğu anlaşılmıştır.

Bu durumda, davalı idare vekilince, Ankara 11.Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan davada, (en geç) 2.7.2013 tarihinde yapılan birinci oturumda görev itirazında bulunulması gerekirken, hiçbir şekilde görev itirazında bulunulmadığı ve Mahkemelerince de görevlilik kararı verilmediği gözetildiğinde Danıştay Başsavcılığınca yapılan başvurunun kabulüne olanak bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 Sayılı Yasanın 10.maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun aynı Yasa’nın 27.maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurusunun, anılan Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 01.04.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

3-ESAS NO : 2014/333

KARAR NO : 2014/373

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının tapu idaresine başvurmasını sağlamaya yönelik Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı “yargı yolunu değiştiren ve idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı olmadığından” 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: E.U.

Vekili: Av. E.Ş.

Davalılar: 1-Şehitkamil 1. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğü (Adli Yargıda –İdari Yargıda)

2-Şehitkamil İlçe Kaymakamlığı (İdari Yargıda)

O L A Y: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Gaziantep İli, Şehitkamil İlçesi, Işıklı Köyü, Cilt: 70, Hane: 81 de nüfusa kayıtlı, M. ve A.’den olma 1907 doğumlu O.U.’nun 01.03.1981 tarihinde bekar olarak vefat ettiğini, geriye kanuni mirasçı olarak davacının kaldığını, 1992 yılında Işıklı köyünde yapılan kadastro çalışmaları sırasında muris O.U.’ya ait olan 196 ada 4 parselin kadastro tutanağı düzenlenirken malik hanesi, iktisap sebebi yazılırken isim ve baba adı doğru yazılmasına rağmen doğum tarihinin 1968 olarak yanlış yazıldığını, muris O.’ın doğum tarihinin 1968 olduğunu belirterek; 196 ada 4 parsel sayılı taşınmazın maliki O.U.’nun 1968 olan doğum tarihinin iptali ile 1907 olarak tapuya tescili istemi ile 01.06.2009 tarihinde adli yargıda dava açmıştır.

GAZİANTEP 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 05.11.2009 gün ve E:2009/279 K:2009/589 sayılı kararında “… Yargıtay 14. H.D. nin 23/01/2006 tarih 2005/11698-2006/95 E/K sayılı ilamıyla Tapu Sicil Tüzüğünün 25. Maddesi gereğince doğum tarihinin tashihi ve tespiti dava yolu ile istenemez. Kütükte belgesine aykırı yazım yapıldığının saptanması durumunda idarece nedeni düzeltmeler sicilinde açıklanarak bu düzeltme resen yapılır. Bu işlemin düzeltme yeri ilgili Tapu Sicil Müdürlüğüdür şeklinde kararı bulunmaktadır. Bu durumda doğum tarihinin düzeltilmesi talebinin, doğum tarihi düzeltilmesi idari bir işlem gerektirdiği anlaşılmakla…” gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı bunun üzerine; tapu kaydındaki doğum tarihinin düzeltilmesi için Gaziantep/Şehitkamil Tapu Sicil Müdürlüğü’ne başvurmuştur.

Şehitkamil Kaymakamlığı, Tapu Sicil Müdürlüğü, 02.09.2010 gün ve 12976 sayılı kararında özetle; Tapu Sicil Tüzüğü’nün 87. Maddesi uyarınca yaptığı inceleme sonucunda; tapulama tutanağının edinme sebebi kısmı incelendiğini, edinme sebebinde taşınmazın senetsiz olarak M. oğlu A.A.’ın zilyetliğinde iken 1992 yılında M. oğlu O.U.’ya hibe edildiğini, hibe işleminin sağlar arasında olması gerektiği halde, hibe tarihinde 1907 doğumlu O.U.’nun 1981 tarihinde vefat ettiğini, Türkiye genelinde yapılan araştırmada sadece M. oğlu 1907 doğumlu O.U.’nun kaydının çıktığını, doğum tarihinde bir değişiklik olmadığını açıklayarak; Tapu Sicil Tüzüğü’nün 87. Maddesi ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün 1458 sayılı genelgesi uyarınca, talep konusu taşınmaza ilişkin tapulama tutanağındaki bilgiler ile talep sahibi E.U.’nun murisi M. oğlu 1907 doğumlu O.U.’ya ait veraset ilamındaki bilgilerden tapu maliki M. oğlu 1968 doğumlu O.U. ile Talep sahibi E.U.’nun murisi M. oğlu O.U.’nun aynı şahıslar olduğuna dair kanaat oluşmadığından istemin MK 1016 maddesi ile Tapu Sicil Tüzüğü’nün 23. Maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili, bu kez Tapu Sicil Müdürlüğü’nün red kararının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle 01.11.2010 tarihinde idari yargıda dava açmıştır.

GAZİANTEP 2. İDARE MAHKEMESİ: 11.11.2010 gün ve E:2010/1299 K:2010/1119 sayılı kararında “… İlgililerin veya yetkili makamın istemi dışında tapu sicilinde yapılacak değişiklikler, mahkemenin bu konuda bir karar vermesine bağlı olup; tapu kayıtları üzerinde özel mülkiyete yönelik tescil, terkin ve tashih gibi işlemlere ilişkin davaların görüm ve çözümünün adliye mahkemelerinin görev alanı içine girmektedir…” gerekçesi ile, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, verilen bu karar Danıştay 10. Dairesi’nin 15.02.2013 gün ve E:2011/4108 K:2013/1162 sayılı kararı ile onanmasının ardından kesinleşmiştir.

Davacı vekilinin talebi üzerine, İdare Mahkemesince, (adli yargı dosyası da temin edilerek) dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan Akarsu ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Anayasa’nın 158. maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili olduğu belirtilmiş; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, “Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir…”, 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Adli yargı yerinde dava açıldığı esnada yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 7. maddesinde, diğer bir mahkeme yahut idari makam veya yargı merciinin görevine giren bir dava veya iş kendisine arz olunan mahkemenin, duruşma yapmadan görevsizlik kararı verebileceği gibi davanın her safhasında kendiliğinden görevli olmadığına da karar vereceği hükmü yer almış; bu Kanunu yürürlükten kaldıran 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun, “Asliye hukuk mahkemelerinin görevi” başlıklı 2.maddesinde, “ (1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.

(2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.” hükmüne yer verilmiştir.

Asliye Hukuk Mahkemesince, davacının isteminin, tapudaki doğum tarihinin düzeltilmesine ilişkin olduğu, doğum tarihinin düzeltilmesinin dava yolu ile istenemeyeceği, söz konusu talebin idari bir işlemi gerektirdiği açıklanarak davanın reddine karar verilmiştir.

Görüldüğü üzere, Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı, davacının tapu idaresine başvurmasını sağlamaya yönelik bulunduğu, “yargı yolunu değiştiren ve idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı niteliğinde olmadığından”, adli ve idari yargı yerleri arasında, 2247 sayılı yasanın aradığı biçimde görev uyuşmazlığı oluştuğundan söz etmek mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, anılan Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 01.04.2014 gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Dava tarihinde yürürlükte bulunan Tapu Sicil Tüzüğünün Mülkiyet Hakkının Tescili başlıklı 25. maddesinde, tapu sicilinde bulunması zorunlu unsurlar tahdidi olarak belirtilmiş olup, malikin doğum tarihi tapu sicilinin zorunlu unsurları arasında yer almamaktadır.

Bununla birlikte Tüzüğün Kadastro Tespitleri Sırasında Yapılan Yanlışlıkların Düzeltilmesi başlıklı 87. maddesinde de Kadastro çalışmasında da meydana gelen yazım hatalarının düzeltilmesi prosedürü düzenlenmiş olup, bu tür yanlışlıkların İdari İşlem Yolu ile tashihi öngörülmüştür.

Davacının, somut uyuşmazlıktaki talebi Tüzüğün 87. maddesinde öngörüldüğü üzere kadastro tutanağında yanlış yazılan babasının doğum tarihinin düzeltilmesi istemine ilişkin olup, davacının istemi İdari İşlemin konusunu teşkil etmektedir.

Nitekim davacının Adli Yargıda açtığı davada bu nedenle red edilmiş olup, Adli Yargı Kararı niteliği itibariyle 2247 sayılı yasanın 14. maddesinde ifade edildiği şekilde uyuşmazlıkta Adli Yargının görevli olmadığına yöneliktir.

Talep konusunda henüz İdarece herhangi bir işlemin tesis edilmemiş olması nedeniyle bu aşamada, Adli Yargının uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu gerekçesiyle hüküm tesisi mümkün olmadığı gibi verilen karar dışında başka bir kararında verilmesi hukuken mümkün değildir.

İdari Yargının Yargı Yolu yönünden red kararından sonra, davacının tekrar Adli Yargıda dava açmasını istemek, T.C. Anayasasının 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen Adil Yargılanma hakkına aykırıdır.

2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen olumsuz görev uyuşmazlığı koşulları gerçekleştiğinden, görev uyuşmazlığının esastan çözümlenmesi gerekirken, Adli Yargı kararında "Görevsizlik " tabirinin bulunmaması gerekçesiyle, şekli yorum sonucunda başvurunun reddine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.

 

 

Üye

Eyüp Sabri BAYDAR

—— • ——

III- 2247 SAYILI KANUN’UN 10. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (OLUMLU GÖREV UYUŞMAZLIĞI ÇIKARMA) KARARLAR

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

1-ESAS NO : 2013/1784

KARAR NO : 2014/315

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacı şirketin armatörü olduğu gemiye talep olmaksızın verildiği öne sürülen römorkör hizmeti nedeniyle davacı şirketten hizmet bedeli istenilmesine ilişkin işleme karşı yapılan itirazın reddine dair işlemin iptali istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Ç. Armatörlük Ltd.Şti.

Vekili: Av. B.B.

Davalı: Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. A.K.

O L A Y: Davacı şirket vekili, dava dilekçesinde, müvekkili Ç. Armatörlüğün 7389833 IMO numaralı 1983’te inşa edildiğini, 11965 GRT – 6517 NRT’luk MV G.İNEBOLU isimli geminin armatörü olduğunu, müvekkiline ait söz konusu geminin 20.08.2012 tarihinde Çanakkale Boğazı'ndan geçişi esnasında, Kilitbahir Mevkiinde hiçbir şekilde ihtiyaç duyulmamasına ve VTS ile yapılan telsiz görüşmelerinde Kaptan tarafından bu durum açıkça bildirilerek yardım istenmediği izah edilmesine rağmen Kurtarma-4 isimli römorkörün gemiye refakat etiğini, VTS tarafından yapılan bu haksız ve gereksiz eylem neticesinde "Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğü Gemi Trafik ve Kılavuzluk Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Gemi Trafik Hizmetleri Şube Müdürlüğü Çanakkale Gemi Trafik Hizmetleri Operasyon Amirliği" tarafından 20.08.2012 tarihli B.11.2.KEG.0.13.02.22-103-02/1708 sayılı yazı ile Olay Raporu ve olay neticesinde ortaya çıktığı iddia edilen 12.888,00 TL'lik Borç Raporu düzenlendiğini ve 24.08.2012 tarihinde söz konusu borç miktarının müvekkili şirkete bildirdiğini, İddia edilen borç miktarının taraflarına bildirilmesini takiben müvekkili şirket tarafından 24.08.2012 tarihinde Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğü nezdinde söz konusu borca itiraz edildiğini, müvekkili tarafından Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğü nezdinde yapılan itirazın "Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğü Gelirler İdaresi Başkanlığı"nın taraflarına 05.09.2012 tarihinde tebliğ edilen B.011.KEG.0.50.02.03-301.04.02/2194-6890 sayılı 29.08.2012 tarihli ve "G.İNEBOLU Gemisi" konulu yazısı ile haksız ve mesnetsiz şekilde reddedildiğini ileri sürerek, itirazlarının reddine ilişkin olarak verilmiş idari işlemin iptal edilerek 24.08.2012 tarihli itirazlarının kabulüne ve Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğü'nce taraflarına yükletilen 12.888,00 TL'lik borcun iptal edilmesine karar verilmesi talebiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğü vekili süresi içinde verdiği dilekçede özetle, müvekkili kuruluşun, Ana Statüsünün Hukuki Bünye Başlıklı 3. maddesinin 2. bendinde; “Kuruluş; KHK ve bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabidir.” denildiğini, müvekkili kuruluş özel hukuk hükümlerine tabi olduğundan davanın görev yönünden reddi gerektiğini, görevli yargı yerinin adli yargı olduğunu, bu nedenle İstanbul 7. İcra Müdürlüğü’nün 2012/21389 E. sayılı dosyası ile yapılan icra takibine, davalı şirketin itirazı ile İstanbul 52. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 212/474 E. sayılı dosyası ile itirazın iptali davası açıldığını ve davanın derdest olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.

İSTANBUL 8. İDARE MAHKEMESİ : 10.4.2013 gün ve E: 2012/1766 sayı ile, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Ana Statüsü'nün 1 .maddesinde; "Bu Ana Statünün amacı; 8/6/1984 tarih ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak ve söz konusu Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere, Bakanlar Kurulunun 12/5/1997 tarih ve 97/9466 Sayılı kararı ile, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık ile bunlar arasındaki ilişkileri ve ilgili diğer hususları düzenlemektir" hükmüne, 3/5 maddesinde ise "Kuruluşun sermayesi, 51.094.639,44.- (ellibirmilyon doksandörtbin altıyüzotuzdokuz lira kırkdört kuruş)Türk Lirası olup, tamamı Devlete aittir" hükmüne yer verildiği, buradan hareketle, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü'nün 233 sayılı KHK hükümlerine tabi Kamu İktisadi Kuruluşu olduğu ve sahip olduğu tüzel kişilik altında Türk Boğazları'nda seyir, can, mal ve çevre güvenliğini sağlamak amacıyla deniz trafik düzenlemesini gerçekleştirmek için hazırlanmış olan Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü kapsamında faaliyet gösterdiği, kendisine verilen görev ve yetki kuralları uyarınca kaza, arıza gibi durumlarda gemi ve personeline hizmet sunduğunun anlaşıldığı, kamu kurum ve kuruluşlarının kendilerine ilgili mevzuatla verilen görevi yaparken, kamu kudretini kullanmak suretiyle tek yanlı olarak tesis ettikleri icrai işlemler veya eylemlerden doğan uyuşmazlıkların idari yargı merciince çözümlenmesi gerektiği hususu dikkate alındığında, bir kamu iktisadi kuruluşu olan ve denizlerimizde seyreden gemilerin seyir güvenliğine yardımcı olmak, seyir emniyeti ve gemi kurtarma ile ilgili her türlü hizmetleri yapmak noktasında tekel konumunu kullanarak tek yanlı işlemler tesis ettiği anlaşılan davalı idareye ait işlemin, idari nitelikte olduğu ve buna ilişkin uyuşmazlığın da idare mahkemesince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davalı idarenin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı vekilinin adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolunda süresi içerisinde verdiği dilekçesi üzerine dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI:

“….Davaya konu olayda, davacı Şirketin donatanı olduğu geminin Çanakkale Boğaz geçişi sırasında Kilitbahir dönüşü sırasında süratinin aniden düşmesi ve kayalık ve sığ kıyı bölgesine sürüklenmeye başladığının Çanakkale Gemi Trafik Hizmetleri Operasyon Amirliği tarafından radarda tespit edilmesi sonucu, "Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü Uygulama Talimatı" gereği, kurtarma römorkörü gönderilerek, Boğaz geçişine refakat hizmeti verilmesi sonucu, sunulan hizmet bedeli olarak fatura edilen alacağın hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri hakkındaki KHK hükümlerine tabi olmak üzere, Bakanlar Kurulunun 12/05/1997 tarih ve 97/9466 sayılı kararı ile kurulmuş, olay tarihinde yürürlükte bulunan RG.’nin değişik 27/03/2007 tarih ve 26475 sayısında yayımlanan "Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Ana Statüsü"ne göre amaç, teşkilat ve yönetim tarzı ile hukuki statüsü belirlenmiş bir Kamu İktisadi Kuruluşudur.

Davalı Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın İlgili Kuruluşu olup 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname Hükümleri kapsamında faaliyet gösteren ve merkezi İstanbul’da olan, amacı; denizlerimizde ve karasularımızda seyreden Türk ve yabancı bayraklı gemilerin seyir güvenliğine yardımcı olmak, kıyı emniyeti ve gemi kurtarma hizmetleri ile kılavuzluk, römorkörcülük hizmetleri yapmak ve bunlarla ilgili cihaz ve tesislerini kurmak, işletmek, can, mal ve gemi kurtarmak, yardım, çeki, batık çıkarmak ve bunlarla ilgili römorkaj ve dalgıçlık hizmetlerini yürütmek, güvenli seyre yönelik kurulmuş ve kurulacak olan sahil telsiz istasyonları, Otomatik Tanımlama Sistemi, dGPS ve benzeri sistemlerle ilgili her türlü yatırımı yapmak ve tekel şeklinde işleterek seyir emniyetini artırmaktır.

Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü faaliyetlerini üç adedinde otorite olmak üzere yedi temel alanda sürdürmektedir. Bu hizmetler,

•Belirlenen Saha içerisinde Tekel Olmak Üzere Tüm Denizlerde Gemi Kurtarma •Tahlisiye (Can Kurtarma)

•Türk Boğazları Gemi Trafik Hizmetleri Otoritesi •Fenerler Otoritesi

•Deniz Haberleşmede Hesaplaşma Otoritesi Ve Navteks Yayın Koordinatörü •Kılavuzluk Hizmeti •Römorkaj Hizmetidir.

Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü ve bağlı ortaklıkları ile iştirakleri, Ana Statünün 3. maddesi 2. fıkrasına göre, KHK ve bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabidir. Aynı maddeye göre, faaliyetlerinde özerk ve Sayıştay denetimi dışında tutulmuş bir kuruluştur. Ana Statünün, 23. maddesinde ise "Kuruluşun tarifelerden doğan alacakları ve hasarlardan gemi kaptanı donatanı ve acentaları 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 618 sayılı Limanlar Kanunu hükümlerince sorumludur." hükmü ile, Kuruluş ve bağlı iştiraklerinin verdiği hizmetlerden doğan alacakları bakımından özel hukuk hükümlerine tabi olduğu açıkça belirtilmektedir. Ana Statü ve Kuruluşun amaçlarından da anlaşılmaktadır ki, özel hukuk hükümlerine tabi olarak, Türk denizlerinde yukarıda sayılan ve esasen deniz ticaretine yönelik taşımacılık faaliyet alanında hizmet üreten bir yapıya sahiptir. Bu özelliği ile özel hukukun bir dalı olan deniz ticaret hukuku kurumları ile yakından ilgili ve bu hukuk alanında ticari faaliyet gösteren bir kuruluş söz konusudur. Bu alandaki boşluk ve teşkilatlanmanın güçlüğü ile denizlerdeki can ve mal güvenliğinin önemi dikkate alınarak tekel olarak, 233 sayılı KHK kapsamında teşkilatlanma sağlanmıştır.

Hukuk uygulamasında “Tüzel kişiler, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız bir varlık şeklinde örgütlenmiş, haklara ve borçlara sahip olabilen kişi ve mal topluluklarıdır. Tüzel kişiler, “özel hukuk tüzel kişileri” ve “kamu hukuku tüzel kişileri” olmak üzere ikiye ayrılır. “Özel hukuk tüzel kişileri, özel hukuka tâbi olan tüzel Dernekler, vakıflar, şirketler böyledir." (Kemal Gözler, "5018 Sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve 6085 Sayılı Yeni Sayıştay Kanununda Kullanılan “Genel Yönetim”, “Merkezî Yönetim”, “Kamu İdareleri” Terimleri Hakkında Bir Eleştiri 'AUHFD, 60 (4) 2011: 838-839) Özel Hukuk Tüzel kişiliklerinin kamusal amaçla ve kanunla kurulmuş olmaları, onların faaliyetlerinin kamu hukuku kurallarına göre yürüttükleri ve tek taraflı kamu gücü kullanarak ortaya koydukları idari eylem ve işlemlerden sayılmasını gerektirmemektedir. Nitekim Yasa koyucuda, bu konudaki iradesini, yukarıda açıklanan yasa hükümleri ile bu kurumların faaliyetlerinin ticari alanda özel hukuk hükümlerine göre yürüttüklerini ve şirketlerin hukuki statüsüne tabi olduklarını belirterek ortaya koymuş bulunmaktadır.

Davaya konu olayda, davalı idarenin, davacı tarafından itiraz edilmeyen savunmasına göre, verilen hizmet bedeli adli yargı yerinde ilamsız icra takibine konu olmuş, davacının itirazı sonucu, itirazın iptali davası olarakta İstanbul 52. Ticaret Mahkemesin 2012/474 E sayılı davası derdest bulunmaktadır. Bu davanın sonucu alınmadan davacının bu kez idari yargı yerinde iptal davası şeklinde alacağın iptalini amaçlayan davayı açtığı anlaşılmaktadır. Her iki davanın da taraflarının, amacının ve konusunun ve sebebinin aynı olduğunda da kuşku bulunmamaktadır.

Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri, doktrin görüşleri ve hukuki değerlendirmeye göre, davalı idarenin bağlı kuruluşu olan Gemi Trafik ve Kılavuzluk Hizmetleri Daire Başkanlığı (Çanakkale Gemi Trafik Hizmetleri Operasyon Amirliği) tarafından verilen kurtarma hizmetine ücret tahakkukuna ilişkin uyuşmazlığın deniz ticaret hukuku hükümlerine göre özel hukuk alanında adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir…” şeklindeki açıklamalar ile 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasanın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI:

“...Kamu kurum ve kuruluşlarının kendilerine ilgili mevzuatla verilen görevi yaparken, kamu kudretini kullanmak suretiyle tek yanlı olarak tesis ettikleri icrai işlemler veya eylemlerden doğan uyuşmazlıkların idari yargı merciince çözümlenmesi gerekmektedir.

Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Ana Statüsünün 1. maddesinde; "Bu Ana Statünün amacı; 8/6/1984 tarih ve 233 sayılı Kamu iktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak ve söz konusu Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere, Bakanlar Kurulunun 12/5/1997 tarih ve 97/9466 Sayılı kararı ile, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık ile bunlar arasındaki ilişkileri ve ilgili diğer hususları düzenlemektir." hükmüne, 3/5 maddesinde ise "Kuruluşun sermayesi, 51.094.639,44.- (ellibirmilyon doksandörtbin altıyüzotuzdokuz lira kırkdört kuruş) Türk Lirası olup, tamamı Devlete aittir" hükmüne yer verilmiştir.

Olayda; Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü'nün 233 sayılı KHK hükümlerine tabi Kamu iktisadi Kuruluşu olduğu ve sahip olduğu tüzel kişilik altında Türk Boğazlarında seyir, can, mal ve çevre güvenliğini sağlamak amacıyla deniz trafik düzenlemesini gerçekleştirmek için hazırlanmış olan Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü kapsamında faaliyet gösterdiği, kendisine verilen görev ve yetki kuralları uyarınca kaza, arıza gibi durumlarda gemi ve personeline hizmet sunduğu anlaşılmaktadır.

Bir kamu iktisadi kuruluşu olan ve denizlerimizde seyreden gemilerin seyir güvenliğine yardımcı olmak, seyir emniyeti ve gemi kurtarma ile ilgili her türlü hizmetleri yapmak noktasında tekel konumunu kullanarak tek yanlı işlemler tesis ettiği anlaşılan davalı idareye ait işlemin idari nitelikte olduğu ve buna ilişkin uyuşmazlığın da idare mahkemesince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır....” şeklindeki açiklamaları ile, 2247 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının olumlu görev uyuşmazlığı çıkarma isteminin reddi ile uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargının olduğuna karar verilmesi gerektiği yolunda düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT‘un katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN davada adli yargının, Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 7389833 IMO numaralı G İNEBOLU isimli gemiye verilen römorkör hizmeti nedeniyle davacı şirketten 12.888,00 TL istenilmesine ilişkin işleme karşı yapılan itirazın reddine dair 29.08.2012 gün 6890 sayılı işlemin iptali istemi ile Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’ne karşı açılmıştır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Deniz Alacakları” başlıklı 1352. maddesinde, Deniz alacağının aşağıda sayılan hususların birinden veya birkaçından doğan istem anlamına geleceği belirtildikten sonra “j” bendinde “römorkaja”, “k” bendinde de “kılavuzluk” ‘a yer verilmiştir.

8/6/1984 tarih ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak ve söz konusu Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere, Bakanlar Kurulunun 12/5/1997 tarih ve 97/9466 sayılı kararı ile, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık ile bunlar arasında ilişkileri ve ilgili diğer hususları düzenlemek amacıyla Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Ana Statüsünün 3. maddesinde “1- Bu Ana Statü ile teşkil olunan “Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü” Tüzel Kişiliğine sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesi ile sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşudur.

2- Kuruluş; KHK ve bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabidir.

3- Kuruluş, Sayıştay denetimine tabi değildir. ( Değişik 12 Şubat 2006 PAZAR - Sayı: 26078 Resmi Gazete)

4- Kuruluş’un Merkezi İstanbul’dadır. Kuruluşun merkezi, Kurul kararı ile değiştirilebilir.

5- Kuruluşun sermayesi, 51.094.639,44- (ellibirmilyon doksandörtbin altıyüzotuzdokuz lira kırkdört kuruş) Türk Lirası olup, tamamı Devlete aittir.(21/03/2007 tarihli ve 2007/T-8 sayılı YPK kararı)

6- Kuruluş’un ilgili olduğu Bakanlık Denizcilik Müsteşarlığı’ndan sorumlu Bakanlıktır.

Kuruluşun ilgili olduğu Bakanlık, Başbakanlığın teklifi ve Cumhurbaşkanlığının onayı ile değiştirilebilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü maddelerinin uygulanmasında açıklayıcı ve detaylandırıcı bir rehber olarak hazırlanan Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü Uygulama Talimatının “Kurtarma Yardım Hizmetleri” başlıklı 18. maddesinde “(1) Kaza, arıza veya karaya oturma durumlarında seyir, can, mal ve çevre emniyeti ile deniz güvenliğinin sağlanması amacıyla, gemi ve gemi personeline kurtarma yardım hizmeti sağlamak için hızlı ve etkin bir şekilde müdahale edilmelidir.

(2) Kurtarma hizmeti sürecinde, tehlikenin açıkça devam ettiği durumlara münhasır olmak üzere, kurtarılan gemileri tekrar tehlikeye düşürmemek amacıyla, kurtarma faaliyetinin devamı niteliğinde ve faaliyetin bir parçası olması ve gerekli diğer işlemlerin daha sonra ikmal edilmesi kaydıyla, kazazede gemi Liman Başkanlığının bilgisi ve dahilinde ilgili TBGTH Merkezinin koordinesinde daha sığınaklı bölgeye veya tamir bölgesine götürülebilir.” düzenlemesi yer almaktadır.

Diğer yandan Kanun, Tüzük, Yönetmelik ve Talimatlarda belirtilen esaslar dahilinde, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nün yetkilendirildiği/yetkilendirileceği yerlerde verilecek kılavuzluk, römorkaj ve bu tarifede belirlenen diğer hizmetlerin uygulama koşullarını ve ücretlerini düzenlemek amacıyla Kılavuzluk, Römorkaj, ve Diğer Hizmetler Tarifesi hazırlanmış; bu tarifede kılavuzluk hizmetleri ücret tablosu, römorkör hizmetleri ücret tablosu vb. ücret tablolarına da yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, davacı şirketin armatörü olduğu 7389833 IMO numaralı G İNEBOLU isimli geminin 20.08.2012 tarihinde Çanakkale Boğazı geçişi sırasında arızalandığından bahisle Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü'ne bağlı römorkör vasıtasıyla müdahale edildiği, sözkonusu gemiye verilen refakat hizmeti nedeniyle Klavuzluk, Römorkaj ve Diğer Hizmetler Tarifesi uyarınca davacı şirketten 12.888,00 TL istenilmesi üzerine 24.08.2012 tarihinde itiraz edildiği, sözkonusu itirazın 29.08.2012 gün 6890 sayılı işlemle reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Olayda davalı Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünce verilmiş olan davaya konu hizmetin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5. kitabında belirtilen gemi ve deniz ile ilgili düzenleme ve konularından olduğu, römorkaj ve kılavuzluk hizmetlerinin deniz alacakları arasında sayıldığı ve bu alacakların teminat altına alınması için yalnızca ihtiyati haciz kararı verilebileceği, devamı maddelerinde de deniz alacaklarının nasıl teminat altına alınacağı, yetkili mahkemeler ve uygulama şekillerinin anlatıldığı açıktır.

Bu durumda, gerek davalı kuruluşun Ana statüsü gereği özel hukuka tabi olması, gerekse davalı kuruluşun tabi olduğu 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin “Teşebbüslerin Fiyat ve Tarifeleri” başlıklı 35.maddesinin 1.fıkrasında “Teşebbüs, müessese ve bağlı ortaklıklar, işletmelerinde üretilen mal ve hizmet fiyatlarını tespitte serbest olduğu” hükmü uyarınca çıkartılan Kılavuzluk, Römorkaj, ve Diğer Hizmetler Tarifesi uyarınca ücretlendirme yapılmış olması ve gerekse verilen hizmetin Türk Ticaret Kanunu’nun 1352 maddesine göre deniz alacaklarından sayılması karşısında davanın görüm ve çözümünün adli yargı yerine ait olduğu belirlenmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile İstanbul 8. İdare Mahkemesince verilen görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile İstanbul 8. İdare Mahkemesinin 10.4.2013 gün ve E: 2012/1766 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 01.04.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

2-ESAS NO : 2014/40

KARAR NO : 2014/317

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Hemzemin geçitte kontrollü geçiş için kullanılan bariyerin sigortalı araç üzerine düşmesi sonucu oluştuğu ileri sürülen hasarı ödeyen davacı sigorta şirketince, zararın idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat istemi ile açılan davanın,ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar: A. Sigorta A.Ş.

Vekili: Av. M.K.D.

Davalı: TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. Z.K.

O L A Y: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili şirkete kasko sigorta poliçesi ile sigortalı bulunan 45....... plakalı aracı 27.12.2011-27.12.2012 tarihleri arasında geçerli olmak üzere sigortaladığını; 12.5.2012 tarihinde müvekkili şirkete sigortalı aracın Halil Erdoğan caddesi tren istasyonunda hemzemin geçidinde beklerken, bariyer görevlisinin bariyeri geri düşürmesi ve bariyerin sigortalı aracın ön kaput kısmına çarpması neticesinde maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini; meydana gelen kaza neticesinde sigortalı araçta 1.590,90 TL tutarında hasar oluştuğunu, tespit edilen bu hasar bedelinin 1.259,90 TL sinin parça bedeli kısmı yedek parça tedarikçisine ve 250,00 TL lik işçilik kısmının da sigortalıya 23.7.2012 tarihinde ödendiğini belirterek, bu bedelin ödeme tarihi olan 23.7.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekilince süresi içinde verdiği dilekçede özetle, idarenin eylem ve işlemlerinden doğan uyuşmazlıklar bakımından genel görevli yargı yerinin idare mahkemeleri olduğunun dava dilekçesinde Manisa İli, Halil Erdoğan Caddesi tren istasyonu hemzemin geçidinde beklerken, bariyer görevlisinin bariyeri geri düşürmesi ve bariyerin sigortalı aracın kaput kısmına çarpması neticesinde maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini iddia ettiğini, kısacası idarenin “hizmet kusuru”na dayandığını; davanın görüm ve çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.

ANKARA 26. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 26.9.2013 gün ve E: 2013/345 sayı ile, davacının davayı haksız fiile dayandırması nedeniyle davalının yargı yolu itirazı yerinde görülmediğinden reddine karar vermiştir.

Davalı idare vekilinin idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI : Anayasanın 135. maddesinden sözederek, Uyuşmazlık konusu olayda davacı tarafından; davalı idarenin bakım ve sorumluluğunda olan hemzemin geçitte trafiği düzenlemede kullanılan bariyerin gerekli bakım ve onarımının yapılmamasının yanı sıra çalışanına bariyerin çalışması konusunda yeterli eğitimi vermemesi nedeniyle meydana geldiğinin ileri sürüldüğü, bu haliyle bakılan uyuşmazlığın özel hukuktaki araç işletenin hukuki/sorumluluğundan değil, idarece trafiği düzenlemede kullanılan bariyerin emniyetle kullanılmasını sağlayacak şekilde bakımını yaptırmak ve kullanan görevlisinin gerekli dikkat ve özeni gösterme konusunda gerekli eğitimi vermek şeklinde öngörülen görevlerin tam ve eksiksiz yerine getirilmediği, dolayısıyla yürütülen hizmetlerin kusurlu işletildiği, meydana gelen zararda hizmet kusuru bulunduğu iddiasından kaynaklandığı, buna göre davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevinde olduğu, bu nedenle 2247 sayılı Yasa’nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça 2247 sayılı Yasanın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI : Anayasa'nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının idari dava türleri arasında sayıldığı uyuşmazlık konusunun hizmet kusurundan kaynaklanan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı Kanun’un 2/1-b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği nedeniyle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/345 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda görüş bildirmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT ’un katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava; hemzemin geçitte kontrollü geçiş için kullanılan bariyerin sigortalı araç üzerine düşmesi sonucu oluştuğu ileri sürülen hasarı ödeyen davacı sigorta şirketince, zararın idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır.

28.10.1984 tarih ve 18559 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD) Ana Statüsü’nün “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1. maddesi, “Bu Ana Statünün amacı; 8.6.1984 tarih ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak ve söz konusu Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar arasındaki ilişkileri ile ilgili diğer hususları düzenlemektir.” hükmünü taşımakta; “Hukuki Bünye” başlıklı 3. maddesinde, bu Ana Statü ile teşkil olunan TCDD İşletmesinin, sermayesinin tamamı Devlete ait, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir “Kamu İktisadi Kuruluşu” olduğuna ve 233 sayılı KHK ile bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaret edilmekte; 4. maddesinde, sayılan Kuruluş amaç ve faaliyet konularının tamamına yakınının “tekel” kapsamında işler olduğu belirtilmekte; kuruluşu, yönetimi ve denetimi konularında 233 sayılı KHK hükümlerine paralel düzenlemelere yer verilmektedir.

Buna göre, TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu tartışmasızdır. 233 sayılı KHK ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, İşletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olması, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmemektedir.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Buna göre ve idare personelinin dikkatsizlik ve tedbirsizliği sonucu oluşan kişisel kusura değil de, zararın kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında doğduğu nedeniyle idarenin hizmet kusuruna dayanılmış olması karşısında, kamu hizmeti yürüten TCDD İşletmesinin, bu hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan davada, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olduğu açıktır.

Ancak, tüm bu yasal düzenlemelere karşın, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 13. maddesinde, karayolunun yapımı, bakımı, işletilmesi ile görevli ve sorumlu bütün kuruluşların karayolu yapısını, trafik güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmakla yükümlü olduğu belirtilmiştir.

Öte yandan 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, dava dosyasında mevcut bilirkişi raporunun incelenmesi sonucunda; 12.5.2012 tarihinde saat 01:15 sıralarında davacı Sigorta Şirketine sigortalı 45....... plakalı aracın Manisa İlinde “Halil Erdoğan Tren İstasyonu”nda hemzemin geçitten geçmek üzereyken Tren İstasyonunda bariyer görevlisi TCDD personelinin idaresinde bulunan bariyeri aracın üzerine geri düşürmesi sonucu maddi hasarlı kazanın meydana geldiği anlaşılmıştır.

2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: “… Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” (Any. Mah.nin 26.12.2013 tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G. 27.3.2014, Sayı: 28954, s.136-147.)

Anayasa’nın 158 inci maddesinin son fıkrasında “ Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun’dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa’nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir.

Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla karayolunun bir parçasını teşkil eden hemzemin geçitte trenin geçişini beklemekteyken, TCDD görevlisinin kusurlu hareketi sonucu bariyerin aracın üzerine düşmesi sonucu araçta meydana gelen hasar nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu dolayısıyla, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 01.04.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

3-ESAS NO : 2014/63

KARAR NO : 2014/318

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Öğretmen olan davacı tarafından, raporlu olduğu halde, raporunu geç iletmesi sonucunda hak etmeden kendisine ödendiği belirtilen ek ders ücretini iade etmemesi nedeniyle, adli yargıda açılan alacak davasının mahkemece kabulü üzerine, İcra Müdürlüğü’nce yapılan icra takibi ile maaşından ¼ oranında kesinti yapılmasına ilişkin işlemin iptali ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: M.D.

Davalı: Nazilli Kaymakamlığı (İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü)

O L A Y:Davacı, dava dilekçesinde; Nazilli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 13.10.2011 gün ve 848/10567 sayılı yazısında, İsabeyli İlköğretim Okulunda sınıf öğretmeni olarak görev yaparken, 2010 aralık ayında kendisine fazladan ek ders ücreti ödendiğini, buna istinaden, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi Kontrol Kanunu gereği Fazla ve Yersiz Ödeme Borç Bildirim belgesi hazırlandığını ve borç tutarının yasal faiziyle birlikte mal müdürlüğüne yatırmasının istenildiğini, buna yapılan itirazın idarece reddedildiğini, sonrasında bu borcun tahsili için aleyhine alacak davası açıldığını ve Nazilli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin davayı kabul ettiğini, bu aşamadan sonra Nazilli 2. İcra Müdürlüğü’nün E:2013/1221 sayılı yazısıyla tarafına icra emri gönderildiğini, buna istinaden davalı idarenin 15.05.2013 gün, 903.99/78 sayılı yazısı ile alacaklı Nazilli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne ödenmek üzere toplam 1.924,00 TL olan borcu bitinceye kadar maaşından ¼ oranında kesinti yapılacağı ve mayıs 2013 maaşından kesinti yapıldığı hususunun belirtildiğini ifade ederek, davalı idarenin 15.05.2013 gün, 903.99/78 sayılı yazısıyla maaşından kesinti yapılmasına ilişkin işlemin yürütmesinin durdurularak iptaline, maaşından kesilen ve kesilecek olan 1.924,00 TL parasal hakkının yasal faizi ile birlikte kendisine iadesine, idarenin yürüttüğü hükmen tahsil işlemleri nedeniyle uğradığını belirttiği zararlar karşılığında 10.000 TL tazminatın davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Nazilli Kaymakamlığı süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.

Aydın 1. İdare Mahkemesi: 16.07.2013 gün ve E:2013/841 sayılı kararı ile özetle; davalı idarenin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Nazilli Kaymakamlığı’nın adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı: ‘’… Davalı idare tarafından, davalıya haksız yere ödenen ek ders ücretinin, davacı tarafından kendiliğinden iade edilmemesi sonucu, adli yargı yerinde acılan alacak davasının kabulü üzerine adli yargı yerinde ilamlı icra takibi yolu ile takibine itiraz amaçlanmaktadır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu 64. vd maddelerinde icra takibine itiraz usul ve yolları düzenlenmektedir. İİK 67. maddesine göre adli yargı düzeni içinde yer alan İcra Müdürlüklerinde 2004 sayılı İİK hükümlerine göre yapılan ilamsız icra takiplerine yönelen itirazlara karşı itirazın iptali davasının da genel hukuk kuralları içinde adli yargı düzeninde yer alan genel mahkemelerden olan Sulh ya da Asliye Hukuk mahkemelerinde görülmesi gerektiği belirtilerek 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine‘’ karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

Danıştay Başsavcısı: ‘’ … 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "İlamsız takip" başlıklı Üçüncü Bap, 42-49.maddelerinde takip yöntemleri gösterilmiş; değişik 58. maddesinde,takip talebinin icra memuruna yazı ile veya sözlü olarak yapılacağına işaret edilmiş; değişik 60. maddesine göre takip talebi üzerine icra dairesince düzenlenen ödeme emrinin, değişik 61. maddede öngörülen şekilde takip borçlusuna tebliğ edileceği ve 62-65. maddelerde itiraza ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, değişik 66. maddede, süresi içinde yapılan itirazın takibi durduracağı kurala bağlanmıştır.

İtiraz nedeniyle takibin durması üzerine alacaklıya, itirazın iptali için Yasada iki yola başvurma olanağı tanınmış olup, bunlardan birincisi, 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak, İkincisi ise 68., ek 68/a. ve ek 68/b. maddelerine göre tetkik merciinden itirazın kaldırılmasını istemektir.

Anılan Yasa'nın değişik 1. maddesinin birinci fıkrasında, "Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icra dairesi bulunur" denilmekte olup, yukarıda belirtilen 67. maddede sözü edilen "mahkeme" ile, icra dairesinin bulunduğu yargı çevresi bakımından bağlı olduğu asliye mahkemesinin anlaşılması ve takip hukukuna özgü bulunan itirazın iptali davasının asliye mahkemesinde görülmesi gerektiği açıktır.

Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun " İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri : a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır.

Olayda idarece kamu gücüne dayalı olarak ve idari usul ve esaslara göre re'sen ve tek yanlı biçimde tesis edilmiş bir işlem veya eylemden dolayı hak ve menfaati ihlâl edilenler tarafından idare aleyhine açılmış 2577 sayılı Yasa'nın 2. maddesinde belirtilen davalardan birinin olmadığı,davanın; alacak davasının kabulü üzerine söz konusu haksız yere ödenen ek ders ücretinin tahsiline yönelik olarak yapılan ilamlı icra takibine dayalı bir işlemin iptali istemiyle açılan bir dava olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda idari yargının görevine giren bir dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, Adli Yargı düzeni içinde karara bağlanan uyuşmazlıkların incelenmesinin ve yargısal denetiminin de yine aynı yargı yerinde yapılması gerektiği hususu da göz önüne alındığında davanın görüm ve çözümünde Adli Yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.” şeklinde yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 1.4.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Nazilli Kaymakamlığı’nca (İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü) anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yapılan görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca,2247 Sayılı Kanunun 10. ve 13. maddeleri gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, sınıf öğretmen olan davacı tarafından,2010 yılı Aralık ayı son haftasında raporlu olduğu halde, raporunu geç iletmesi nedeniyle hak etmeden ödendiği belirtilen ek ders ücretini iade etmemesi nedeniyle, Nazilli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan alacak davasının kabulü üzerine Nazilli 2. İcra Müdürlüğü’nün 2013/1221 sayılı ilamlı icra takibi ile borcunun maaşından 1/4 oranında kesinti yapılması suretiyle tahsiline ilişkin işlemin iptali ve uğradığı zarara karşılık 10.000 TL tazminatın ve anılan kesintinin yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi İstemiyle açılmıştır.

Dosya kapsamında yapılan incelemede; Nazilli Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Ovacık İlköğretim Okulu Müdürlüğü’ne hitaben yazmış olduğu 13.10.2011 gün, 10567 sayılı yazısında, sınıf öğretmeni olarak görev yapmakta olan davacı Mehmet Doğan’ın ek ders ücretinin, yılsonu olması nedeniyle, erken hazırlanıp ödendiği, 2010 Aralık dönemi son haftasında ilgili öğretmenin raporlu olduğu için görevine gelmemesi ve daha sonraki dönemlerde ek ders ücreti tahakkuk ettirilmemesi nedeniyle fazla ödenen ek ders ücretinin kesilemediği, bu bağlamda ilgili öğretmene Fazla ve Yersiz Ödeme Borç Bildirimi hazırlanarak gönderildiği belirtilerek, söz konusu belgenin Mehmet Doğan’a tebliğinin istenildiği, bu yazıya istinaden 18.10.2011 tarihinde 2010 Aralık dönemi son haftasında fazla ve yersiz ödenen ek ders ücretine istinaden davacıya 107,35 TL ana para tutarındaki Borç Bildirim Belgesinin tebliğ edildiği, davacı tarafından bu işleme yapılan itiraz üzerine Nazilli Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Ovacık İlköğretim Okulu Müdürlüğü’ne hitaben yazmış olduğu 19.10.2011 gün, 10818 sayılı yazı ile talebin reddedildiği anlaşılmıştır.

Bu aşamadan sonra, Nazilli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından, M.D.aleyhine 107,35 TL nin faizi ile birlikte tahsili amacıyla alacak davası açılmış, Nazilli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 21.02.2013 gün, E:2011/276, K:2013/40 sayı ile davanın kabulüne karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Sonrasında Nazilli 2. İcra Müdürlüğü’nün, Nazilli Süleyman Efendi İlkokulu Müdürlüğü’ne hitaben yazmış olduğu 12.04.2013 gün, E:2013/1221 sayılı yazıda M.D.’ın almakta olduğu maaşından borç bitene kadar aylık 1/4 ‘ ünün haczine karar verildiği belirtilmiş, bu yazıya istinaden Nazilli Kaymakamlığı Süleyman Efendi İlkokulu Müdürlüğü’nce M.D.’a hitaben yazılan 15.05.2013 gün, 903.99/78 sayılı yazıda Nazilli 2. İcra Müdürlüğü’nün 12.04.2013 gün, E:2013/1221 sayılı yazısı gereğince Nazilli Milli Eğitim Müdürlüğü’ne ödenmek üzere toplam 1.924,00 TL nin bitene kadar her ay 1/4 oranında maaşından kesileceği hususunun belirtildiği, davacının da bu işlemin iptali istemiyle uyuşmazlığa konu davayı açtığı anlaşılmıştır.

Dava konusu edilen husus her ne kadar davalı idarenin 15.05.2013 gün, 903.99/78 sayılı yazısıyla davacının maaşından kesinti yapılmasına ilişkin işlem olarak belirtilmiş ise de, bu işlemin özü itibariyle Nazilli 2. İcra Müdürlüğü’nün 12.04.2013 gün, E:2013/1221 sayılı kararı ile davacı M.D.’ın almakta olduğu maaşından, borç bitene kadar, aylık 1/4 ‘ ünün haczine ilişkin işlemin tebliği mahiyetinde olduğu, dolayısıyla esas icrai sonuç doğurma kabiliyeti olan ve dahi davacı tarafından iptali talep edilen işlemin Nazilli 2. İcra Müdürlüğü’nün E:2013/1221 sayılı ilamlı icra takibi ile davacının borcuna karşılık maaşından 1/4 oranında kesinti yapılmasına ilişkin işlem olduğu anlaşılmıştır.

Bu anlatımlar ve kabuller ışığında, ilgili yasal düzenlemeler incelendiğinde; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun Para ve Teminat Verilmesi Hakkındaki İlamların İcrası ana başlığının altında yer alan 32.maddesi ‘’İcra Emri ve Muhtevası’’ nı düzenlemiş olup,ilgili maddede; ‘’ Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilam icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde 24 üncü maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilir ve nihayet yedi gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez veya hükmolunan teminat verilmezse icra mahkemesinden veya istinaf veya temyiz yahut iadei muhakeme yolu ile ait olduğu mahkemeden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmedikçe cebri icra yapılacağı ve bu müddet içinde 74 üncü madde mucibince mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapis ile tazyik olunacağı,mal beyanında bulunmaz veya hakikate muhalif beyanda bulunursa hapis ile cezalandırılacağı ihtar edilir.

Yabancı devlet aleyhine başlatılan ilamlı icra takiplerine ilişkin icra emrinde uluslararası antlaşmalar saklı kalmak kaydıyla, borçlu devlete ait olan mallar hakkında cebri icra yapılabileceği hususu ayrıca ihtar edilir. ‘’ hükmü yer almakta,

‘’İcranın Geri Bırakılması‘’ başlıklı 33.maddesinde; ‘’ İcra emrinin tebliği üzerine borçlu yedi gün içinde dilekçe ile icra mahkemesine başvurarak borcun zamanaşımına uğradığı veya imhal veya itfa edildiği itirazında bulunabilir. İtfa veya imha iddiası yetkili mercilerce re'sen yapılmış veya usulüne göre tasdik edilmiş yahut icra dairesinde veya icra mahkemesinde veya mahkeme önünde ikrar olunmuş senetle tevsik edildiği takdirde icra geri bırakılır.

İcra emrinin tebliğinden sonraki devrede tahakkuk etmiş itfa, imhal, veya zamanaşımına dayanan geri bırakma istekleri her zaman yapılabilir. Bunlardan itfa veya imhale dayanan istekler mutlaka noterlikçe re'sen yapılmış veya tasdik olunmuş belgelere veya icra zaptına istinat ettirilmelidir.

İcra mahkemesi geri bırakılma talebini reddettiği takdirde borçlu ancak istinaf veya temyiz yoluna başvuru süresi içinde alacağı karşılayacak nakit veya mercice kabul edilecek taşınır rehin veya esham veya tahvilat veya taşınmaz rehni yahut muteber bir banka kefaleti göstermek şartıyla istinaf veya temyiz yoluna başvurabilir. Borçlunun yeter malı mahcuz ise veya borçlunun talebi üzerine istinaf veya temyiz yoluna başvuru süresi içinde yeter malı haczedilmişse bu fıkrada yazılı teminatı göstermeye lüzum yoktur.

Borçlu olmadığı parayı ödemek mecburiyetinde kalan borçlunun 72 nci madde mucibince istirdat davası açarak paranın geriye verilmesini istemek hakkı saklıdır.’’ hükmü yer almaktadır.

Kanunun işaret ettiği Menfi Tespit ve İstirdat Davalarını düzenleyen 72.maddede; ‘’Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir.

İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.

İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.

Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.

Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.

Borçlu, menfi tespit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.

Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir.

Menfi tespit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur.’’ hükmü yer almaktadır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun yukarıda zikredilen 32. maddesinde Para ve Teminat Verilmesi Hakkındaki İlamların İcrası ile ilgili İcra Emri ve Muhtevası’nın usul ve yolları düzenlenmiş olup, burada yapılan işlemlerin tamamı, uyuşmazlığa konu olaydaki gibi, adli yargı düzeni içinde yer alan İcra Müdürlükleri tarafından yürütülmekle birlikte, İcranın Geri Bırakılmasını düzenleyen 33.madde de icra emrine karşı borçlu tarafından yine adli yargı düzeni içinde yer alan icra mahkemelerine müracaat edilebileceği ifade edilmiş, 72.maddede ise takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılacak menfi tespit veya istirdat davaları ile, borçlu tarafından ödenmek zorunda kalan bedelin iadesinin istenebileceği belirtilmiş olup, bu mahkemelerin de yine adli yargı düzeni içindeki mahkemeler olduğunun kabulü gerekmektedir.

Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun " İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri : a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır.

Olayda, idarece kamu gücüne dayalı olarak ve idari usul ve esaslara göre re'sen ve tek yanlı biçimde tesis edilmiş bir işlem veya eylemden dolayı hak ve menfaati ihlâl edilenler tarafından idare aleyhine açılmış 2577 sayılı Yasa'nın 2. maddesinde belirtilen davalardan birinin olmadığı, davanın; alacak davasının kabulü üzerine söz konusu haksız yere ödenen ek ders ücretinin tahsiline yönelik olarak yapılan ilamlı icra takibine dayalı bir işlemin iptali istemiyle açılan bir dava olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda idari yargının görevine giren bir dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, Adli Yargı düzeni içinde karara bağlanan uyuşmazlıkların incelenmesinin ve yargısal denetiminin de yine aynı yargı yerinde yapılması gerektiği hususu da göz önüne alındığında davanın görüm ve çözümünde Adli Yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Nazilli Kaymakamlığı’nın görev itirazının Aydın 1. İdare Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Nazilli Kaymakamlığı’nın GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Aydın 1. İdare Mahkemesinin 16.07.2013 gün ve E:2013/841 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 1.4.2014 gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Dava, Öğretmen olan davacı tarafından 2010 yılı Aralık ayı son haftasında raporlu olduğu halde, raporunu geç ilettiğinden hak etmeden kendisine ödenen ek ders ücretini iade etmemesi nedeniyle, aleyhinde Nazilli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın kabulü üzerine 2. İcra Müdürlüğünün 2013/1221 sayılı ilamlı icra takibine konu borçtan dolayı Menfi Tesbit-İstirdat ve uğradığı zarara karşılık 10.000,00 -TL tazminatın davalı idareden tahsili istemine ilişkindir.

Davacının, aleyhindeki ilamlı icra takibi nedeniyle Menfi Tesbit ve İstirdat talebi İİK.72 maddesine dayalı olduğundan, davacının bu istemi yönünden Adli Yargının görevli olduğu konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Davacının, 10.000,00-TL tazminat talebi ise davalı idarenin haksız yere kendisinden ek ders ücretinin iadesini istemesi ve yasal yollara başvurmasına dayanmaktadır.

Olayda idarece Kamu Gücüne dayalı olarak davacıya yersiz ödenen ek ders ücretinin iadesi için borç bildirim belgesi düzenlenerek tebliğ edilmiş olup, davacı, idarenin bu temel işlemi ve devamındaki işlemler nedeniyle zarara uğradığını iddia etmektedir.

İdarenin borç bildirim belgesi düzenlemesi ve tebliği, idarenin Kamu Gücüne dayalı olarak idari usul ve esaslara göre re'sen ve tek yanlı biçimde tesis ettiği bir işlem olup davacının bu işlem nedeniyle hak ve menfaatinin ihlal edildiği gerekçesiyle işlemi tesis eden İdare aleyhinde açtığı tazminat davası, 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinde belirtilen Tam Yargı Davası niteliğindedir.

Davacının, tazminat istemi yönünden uyuşmazlığın İdari Yargıda Çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle davacının 10.000,00-TL tazminat istemi yönünden İdari Yargının görevli kabul edilmesi gerekirken, İdari İşleme dayanan tazminat istemini İİK.72 maddesinde düzenlenen Menfi Tesbit ve İstirdat davası içinde değerlendirerek Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.

 

 

Üye

Eyüp Sabri BAYDAR

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

4-ESAS NO : 2014/66

KARAR NO : 2014/319

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının taşınmazı üzerinde konulan kısıtlamanın (hukuki el atmanın) yol açtığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın imar planından kaynaklanan tazminat davaları kapsamında İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar: 1- N.G., 2- M.K., 3-A.K., 4- L.K., 5- A.C., 6- S.C., 7- T.U., 8- A.B.

Vekilleri: Av. S.M.

Davalı: Çankaya Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. S.Ş.

O L A Y: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların Ankara ili, Çankaya İlçesi, Karakusunlar Mahallesi, 25386 ada 1 parsel sayılı taşınmazın hisseli malikleri olduğunu, taşınmazın imar planında “ sosyal tesis alanı” olarak ayrıldığını belirterek; taşınmazın tapu kaydının davalı idare adına tescili ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 800,00 TL nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargıda dava açmıştır.

Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesi ile görev itirazında bulunmuştur.

ANKARA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 26.09.2013 gün ve E:2013/234 sayı ile, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak ödenmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan Akarsu ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptıkları görev itirazının reddedilmesi ve Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacıların hisseli taşınmazına, imar planında “ idari ve sosyal tesis alanı ” olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın tapusunun davalı adına tescili ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 800,00 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Mahkememiz tarafından Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesine 13.01.2014 gün ve 2014/66 sayılı yazı ile dava konusu parsel üzerinde keşif yapılıp yapılmadığı, keşif yapılmış ise bilirkişi raporunun gönderilmesi ve yargılama safahatı hakkında bilgi verilmesi istenilmiş olup, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.01.2014 gün ve 2013/234 Esas sayılı yazısı ile dosyanın halen derdest olduğu, keşif yapılmadığı, bilirkişi raporunun da bulunmadığı belirtilmiştir. Ancak mahkememizce dava dilekçesi ve davacı vekiline ait 19.02.2013 tarihli dilekçede “davalı idarenin dava konusu taşınmaza sosyal tesisler yapılmak sureti ile fiilen el atıldığı” iddiasının yer aldığı açıklaması nedeniyle, bahse konu taşınmaza fiilen el atılıp atılmadığı ve taşınmaza sosyal tesis yapılıp yapılmadığı hususlarında tarafların da bilgisine başvurulmak suretiyle konuya ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesi için mahalli mahkemesinden yeniden bilgi verilmesi istenilmiş; Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.02.2014 gün ve 2013/234 sayılı yazısı ekinde gönderilen davacı vekilinin dilekçesi, Çankaya Belediye Başkanlığı Hukuk İşleri Müdürlüğünün ve Çankaya Belediye Başkanlığı Emlak ve İstimlak Müdürlüğünün cevabi yazılarında bahse konu taşınmaza fiilen el atılmadığı belirtilmiştir.

Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa konu parselin imar planında idari ve sosyal tesis alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak ödenmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, başvurusunun kabulü ile, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin 26.09.2013 gün ve E:2013/234 sayılı kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak ödenmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı Vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 26.09.2013 gün ve E:2013/234 sayı sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA, 01.04.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

5-ESAS NO : 2014/240

KARAR NO : 2014/320

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının taşınmazı üzerinde konulan kısıtlamanın (hukuki el atmanın) yol açtığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın imar planından kaynaklanan tazminat davaları kapsamında, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: B.Bilg.Sist.ve İlt.Tek.San. ve Tic.Ltd. Şti

Vekili: Av. O.K.

Davalı: Ankara Valiliği İl Özel İdaresi

Vekili: Av. Z.T.

O L A Y: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, Yuva Mahallesi 43266 Ada 1 Parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduğunu, taşınmazın imar planında “İlköğretim Alanı” olarak ayrıldığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.12.2010 tarih 2010/5-662 E. ve 2010/551 K. sayılı kararı ile bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiği halde bugüne kadar idareye yapılan müracaatlara rağmen hiçbir bedelin ödenmediğini belirterek; fazlaya ilişkin talep ve ıslah hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL’sinin dava tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte, davalı idareden tahsili ile taşınmazın tapu kaydının davalı idare adına tescil ettirilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı vekili mahkemenin 01.10.2013 tarihli celsesindeki beyanı ile görev itirazında bulunmuştur.

Ankara 6.Asliye Hukuk Mahkemesi: 01.10.2013 gün ve 2012/556 Esas sayılı kararı ile, davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı: İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 1.4.2014 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Ankara İl Özel İdaresi açısından, davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, 10.maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının hisseli maliki olduğu taşınmazın imar planında “İlköğretim Alanı” olarak ayrıldığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.12.2010 tarih 2010/5-662 E. ve 2010/551 K. sayılı kararı ile bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiği halde bugüne kadar idareye yapılan müracaatlara rağmen hiçbir bedelin ödenmediğini belirterek; fazlaya ilişkin talep ve ıslah hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL’sinin dava tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte, davalı idareden tahsili ile taşınmazın tapu kaydının davalı idare adına tescil ettirilmesi istemiyle açılmıştır.

Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde, davacı vekilinin dava dilekçesinde dava konusu taşınmaza fiilen el atıldığı iddiasının olmadığı, Mahkememizce, dava konusu taşınmaza davalı idarece fiilen el atılıp atılmadığı hususunun tespiti açısından Ankara 6.Asliye Hukuk Mahkemesi’ne müzekkere yazıldığı, Mahkememize gönderilen Bilirkişi Elif Yüksek’e ait bila tarih ve 2012/556 Esas sayılı raporda; dava konusu parselin zemin durumu itibariyle üzerinde herhangi bir yapının bulunmadığının tespit edildiği görülmekle; dava konusu taşınmaza davalı idarece fiilen el atılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa konu parselin imar planında “İlköğretim Alanı”nda kaldığı, taşınmaza davalı idarelerce fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarelerce 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin görev itirazının Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın, tazminata ilişkin kısım yönünden kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Ankara İl Özel İdaresi vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN, Ankara 6.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 01.10.2013 gün ve 2012/556 Esas sayılı KARARININ TAZMİNATA İLİŞKİN KISIM YÖNÜNDEN KALDIRILMASINA, 1.4.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

6-ESAS NO : 2014/283

KARAR NO : 2014/326

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Dava konusu taşınmaza plan doğrultusunda ağaç dikilmek suretiyle fiilen el konulduğu iddiasıyla ve taşınmazın bedelinin tazmini istemiyle açılan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar: 1- Ş.C., 2- K.T., 3- N.Ç., 4- İ.C., 5- N.C., 6- E.C.

Vekili: Av. A.E.

Davalılar: 1) Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı

Vekili: Av. Z.A.D.

2) Orman Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. S.D.

3) Maliye Hazinesi

Vekili: Av. F.S.Ö.

O L A Y: Davacılar vekili dava dilekçesinde, Ankara İli, Mamak İlçesi, İmrahor Mahallesi 50099 ada, 1 parsel sayılı taşınmazda müvekkillerinin tapu maliki olarak pay sahibi olduğunu, müvekkillerinin hisseleri toplamının 1.633,50 m2 olduğunu; bu taşınmazın kesinleşen imar planına göre ağaçlandırılacak alan olarak düzenlemeye alındığını; imar plan notunun 2.maddesinde; “plan dahilindeki yol, yeşil alan, otopark alanı, cami alanları kamuya, spor alanı (özel spor alanı hariç), rekreasyon alanları, terminal ve belediye hizmet alanları Ankara Büyükşehir Belediyesine maliklerin rızası ile bedelsiz terk edilmesi halinde inşaat alanı %10 arttırılabilir” ibaresinin yer aldığını; dolayısıyla hasımın Ankara Büyükşehir Belediyesi olduğunu; ayrıca taşınmaz üzerine ağaç diken Orman Genel Müdürlüğünün de bu yönüyle hasım olduğunu; imar planının kesinleşmesinden itibaren aradan geçen bunca zaman içerisinde, İmar Planındaki Tahsis amacına uygun hiç bir işlem yapılmadığını ve taşınmazın kamulaştırılması gerekirken kamulaştırma yapılmadığını; dava konusu taşınmazın çok değerli bir konumda bulunduğunu, etrafı meskun olan, belediye hizmetlerinin tamamından yararlanan ve 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planları kesinleşen taşınmazın arsa niteliğinde olup dava tarihi itibariyle bedelinin 1.000,00 TL/m2 olduğunu ifade ederek; Ankara İli - Mamak İlçesi- İmrahor Mahallesi 50099 Ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapusunun kamulaştırmasız el atma nedeniyle İptali ile davalı adına tesciline; bedelinin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10,000.00 TL’nin davalıdan dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsili ile davacı müvekkillere ödenmesine karar verilmesi istemiyle; Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı ile Orman Genel Müdürlüğüne karşı adli yargı yerinde dava açmış; daha sonra Maliye Hazinesi de davaya dahil edilmiştir.

Davalı idarelerden Maliye Hazinesi vekili süresi içerisinde görev itirazında bulunmuştur.

ANKARA 11.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 22.5.2012 gün ve E:2011/593 sayı ile, davaya dahil edilen Hazine vekilinin yargı yolu itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı idarelerden Maliye Hazinesi vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında ağaçlandırılacak alan olarak ayrılan taşınmaza kamulaştırılmasız el atılması nedeniyle taşınmazın değerinin ödenmesi ve taşınmazın tapu kaydının davalı idare adına tescil edilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; davacılar tarafından, taşınmaza davalı Orman Genel Müdürlüğü tarafından ağaç dikilmek suretiyle fiilen el atıldığı iddia edilmekte ise de, dosyadaki bilgi ve belgelerin ve adli yargı yerince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporların incelenmesinden, taşınmazın 31.08.2006 tarihinde ilan edilerek kesinleşen Dutderesi Devlet Ormanı sınırları içerisinde kaldığı anlaşıldığından, iddiaya itibar edilmemiş olduğu; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazına, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 sayılı kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemeden, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklanmakta olduğu; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; nitekim, 11.06.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 21’inci maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş bulunduğu gerekçesiyle; davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 1.4.2014 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, Davalı idarelerden Maliye Hazinesi vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, imar planında ağaçlandırılacak alanda kalan davacıların taşınmazına idarece ağaç dikilmek suretiyle fiilen müdahalede bulunulduğu; ancak bu güne kadar herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmadığı gibi bir bedel de ödenmediğinden bahisle ve taşınmaza kamulaştırmasız el atılması nedeniyle; taşınmazın bedelinin, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10,000.00 TL.sinin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

Dava dosyasında bulunan Mamak Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 26.1.2012 gün ve M.06.6.MAM..0.13/…-404 sayılı yazısında; dava konusu edilen 50099 ada 1 parsel sayılı taşınmazın; “Güneydoğu Ankara Kentsel Gelişme Alanı II. Etap İmar Planı” içerisinde kaldığı; 1/5000 ölçekli Revizyon Nazım İmar Planı’nın Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 13.3.2009 gün ve 763 sayılı kararı ile onaylandığı; 1/5000 Nazım İmar Planına askı süresi içerisinde yapılan itirazların Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 15.5.2009 gün ve 1219 sayılı, kısmen kabul kısmen de reddine ilişkin kararı ile “Güneydoğu Ankara Kentsel Gelişme Alanı II. Etap 1/5000 ölçekli Revizyon Nazım İmar Planı” nın kesinleştiği; “Güneydoğu Ankara Kentsel Gelişme Alanı II. Etabına ilişkin 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı” nın, Mamak Belediye Meclisinin 01.12.2009 gün ve 939 sayılı kararı ile uygun görülerek, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 11.02.2010 gün ve 485 sayılı kararı ile onaylandığı; askı süresi içerisinde plana itirazlar olduğu ve itirazların Mamak Belediye Meclisinin 06/07/2010 gün ve 436 sayılı kararı ile uygun görülerek, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 25/11/2010 gün ve 3307 sayılı kararı ile değiştirilerek onaylandığı, plana ait parselasyon işlemlerinin de sonuçlanarak planın kesinleştiği; kesinleşen imar planında 50099 ada 1 parselin “Ağaçlandırılacak Alan” kullanımında kaldığı ve K.O.P. (kamu ortaklık payı)’ ndan oluştuğu, plan notlarında ise; “Plan dahilindeki yol, yeşil alan, otopark alanı, cami alanları kamuya, spor alanı (özel spor alanı hariç) rekreasyon alanları, terminal ve belediye hizmet alanları Ankara Büyükşehir Belediyesine maliklerin rızası ile bedelsiz terk edilmesi halinde inşaat alanı %10 artırılabilir. Orta yoğun konut alanlarında KOP paylarının ilgili kurumlara bedelsiz terki halinde %10 inşaat alanı artışı yerine yapı yoğunluğu E=1.00 olarak kullanılacaktır,” hükmünün bulunduğu; Çankaya Belediye Başkanlığının Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Mamak Belediye Başkanlığı aleyhine açtığı işlemin iptali davasında, Ankara 2. İdare Mahkemesinin 23/09/2011 gün ve 2010/833 E. sayılı kararı ile “Güneydoğu Ankara K.G.A. II. Etap 1/1000 ölçekli uygulama imar planı revizyonuna ilişkin Mamak Belediye Meclisinin 01/12/2009 gün ve 939 sayılı kararı ile bu kararı onayan Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 11/02/2010 tarih ve 485 sayılı kararı, bu kararların dayanağı olan 1/5000 ölçekli nazım imar planı revizyonunu onayan Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 13/03/2009 gün ve 736 sayılı kararı ve bu karara yapılan itirazı değerlendiren Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 15/05/2009 gün ve 1219 sayılı kararlarının yürütülmesinin durdurulmasına, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 16/02/2007 gün ve 525 sayılı kararı yönünden yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verildiği ve ilgili mahkeme kararı gereğince plan kapsamında kalan ada/parsellerin tamamında imarla ilgili işlemlerin durdurulduğu hususlarının tespit edilmiş olduğu belirtilmiştir.

Diğer taraftan, dava dosyasında yer alan 5.10.2012 tarihli Bilirkişi Raporunun Sonuç ve Kanaat kısmında; “…zemin durumu itibariyle herhangi bir yapının bulunmadığı, ancak parselin gerek imar planında park alanı olarak ayrılmış olması gerekse üzerinde çam ağaçlarının olması (ayrıca Dutderesi Ormanı içerisinde kalması) nedeniyle hisse sahiplerinin parsel üzerindeki tasarruf etme imkânlarının kısıtlandığı…” hususlarına yer verildiği; davacılar vekilinin, değişik tarihlerde Mahkemeye sunduğu dilekçelerinde; davalılardan Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığının taşınmazı ağaçlandırılacak alan olarak düzenlemeye aldığını, diğer davalı Orman Genel Müdürlüğü tarafından, taşınmaza ağaç dikilmek suretiyle fiilen el konulduğunu iddia ettiği görülmüştür.

Öte yandan; davalılardan Orman Genel Müdürlüğüne izafeten Ankara Orman İşletme Müdürlüğü, Mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinde; Dava konusu Ankara İli, Mamak İlçesi İmrahor Mahallesi, imar ile oluşan 50099 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tamamının Dutderesi Devlet ormanı sınırları dahilinde bulunduğunu; orman kadastro sınırları içersinde özel yasa (6831 sayılı yasa) hükümleri uygulanacağından ilgili Belediye Başkanlığının imar planı yapma yetkisinin bulunmadığını; orman kadastrosu kesinleşen yerlerin imar düzenlemesine konu olamayacağını, DOP’a KOP’a dahil edilemeyeceklerini; bu nedenle Ankara Büyükşehir Başkanlığı tarafından kesinleşen orman kadastrosu sınırlarına tecavüz ettirilerek oluşturulan dava konusu imar parsellerindeki imar uygulamasının yok hükmünde olduğunu; 18. madde uygulaması gereği ayırmak zorunda olduğu ağaçlandırılacak alanları, bitişiğindeki orman kadastro sınırları içinde göstererek hem alandan kazanma, hem de kamulaştırma konusunda orman genel müdürlüğünü de taraf etme amacıyla yapılan bu işlemlerde, dava konusu imar parsellerini ağaçlandırılacak alan olarak kesinleşen orman sınırları içine atan imar işleminin yok hükmünde bulunduğunu; bu nedenle orman kadastrosu kesinleştikten sonra yapılan, yok hükmünde bulunan imar uygulaması sonucu orman sınırları içersinde kalan ve ağaçlandırılacak alan olarak düzenlenen parsellere ilişkin bu davada idarelerinin taraf olmayacağını, bu işlemi idarelerinin yapmadığını; muhatabın, parseli 18 uygulaması ile orman sınırları içine çeken ve ağaçlandırılacak alan olarak düzenleyen Ankara Büyük şehir Belediye Başkanlığı olduğunu; mezkur taşınmazların, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde Dutderesi Devlet ormanı olduğunu; esasen orman tahdidinin, bir kadastro işlemi olduğunu; bu işlemin kamulaştırmasız el atma olarak değerlendirilemeyeceğini; çünkü gerek 3402 sayılı yasa gerekse de 6831 sayılı yasa hükümlerinde yapılan kadastro işlemlerine karşı hak sahiplerinin itiraz sürelerinin bulunduğunu; yasalarla tanımlanan kadastro işlemlerinin, başka bir yasa olan Kamulaştırma Kanunu kapsamında değerlendirilmesi ve kamulaştırmasız el atma olarak düşünülmesinin hukuken kaos yaratacağını; bunun Orman Kadastro işlemi kesinleştikten sonra yasal itiraz süresini kaçıran tüzel ya da gerçek kişilere yeniden bir kanun yolu açma anlamına geleceğini; hukuk sistemimizde böyle bir yolun bulunmadığını; 6831 sayılı yasanın 11. maddesinde “Orman kadastro komisyonlarınca düzenlenen tutanakların askı suretiyle ilam, ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmündedir. Tutanak, harita ve kararlara karşı askı tarihinden itibaren altı ay içinde kadastro mahkemelerine, kadastro mahkemesi olmayan yerlerde kadastro davalarına bakmakla görevli mahkemeye müracaatla sınırlamaya ve 2 nci maddeye göre orman sınırları dışına çıkarma işlemlerine Çevre ve Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü ve hak sahibi gerçek ve tüzel kişiler itiraz edebilir. Bu müddet içinde itiraz olmaz ise komisyon kararları kesinleşir. Bu süre hak düşürücü süredir. Ancak, tapulu gayrimenkuller de tapu sahiplerinin, on yıllık süre içerisinde dava açma hakları mahfuzdur.” denildiğini; Yasanın bu amir hükmü karşısında süresi içinde itiraz etmeyerek Dutderesi Devlet Ormanı olarak adlandırılan bu yerde idarelerine karşı yöneltilen iş bu dava kabul etmediklerini; Hukuk Genel Kurulunun 20.03.1996 gün ve 1995/20-1086 esas 1996/174 karar sayılı ilamı kapsamında; davacılar tarafından idareleri aleyhine kamulaştırmasız el atma sebebiyle açılan bu davanın kabulünün, orman kadastrosuna itiraz süresini kaçıran davacıya maddi anlamda yeni bir hak tanımayacağını savunmuştur.

Belediyelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8. maddesi ve 18.maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu, bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, taşınmaza fiilen el atılmasının, kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.

Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.

Bu durumda, dava konusu taşınmazın imar planında ağaçlandırılacak alan olarak düzenlendiği, hazırlanan bilirkişi raporunda, taşınmazın üzerinde çam ağaçlarının bulunduğunun saptandığı ancak bu ağaçların plan kapsamında mı dikildiği konusunda gerek bilirkişi raporunda gerekse de dosyadaki diğer belgelerde bir açıklama bulunmadığı; buna karşılık, davacılar vekili tarafından ısrarlı bir biçimde, davalılardan Orman Genel Müdürlüğü tarafından, taşınmaza ağaç dikilmek suretiyle fiilen el konulduğunun iddia edildiği; bu bağlamda, kamulaştırma yapılmadan, plan doğrultusunda ağaçlandırılması suretiyle taşınmaza el atılması nedeniyle, taşınmazın bedelinin tazmini istemiyle dava açıldığı ve bu iddianın aksinin de ispat edilmediği gözetildiğinde; davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünün, adli yargı yerinin görevine girdiği sonucuna ulaşılmıştır.

Öte yandan, davalılardan Orman Genel Müdürlüğünün savunma dilekçesinde, taşınmazın orman sınırları içerisinde olduğu, Belediye tarafından bu alanda imar planı yapılamayacağı, işlemin yok hükmünde olduğu, açılan davanın, orman kadastrosuna itiraz süresini kaçıran davacıya maddi anlamda yeni bir hak tanımayacağı ifade edilmekte ise de, bakılan davanın, söz konusu işlem ya da işlemlere karşı açılmadığı esasen bir başka davanın konusunu oluşturabileceği açık olduğundan; bu hususun, mevcut uyuşmazlığa ilişkin yargı yolunu değiştirici bir etkisinin bulunmayacağı kanaatine varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 1.4.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

7-ESAS NO : 2014/284

KARAR NO : 2014/327

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının taşınmazına, imar planında yol, tretuvar ve park-yeşil alan olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, bedelinin tazmini istemiyle açılan davanın; dosyada, taşınmaza fiilen el atıldığına ilişkin somut bilgi ve belge bulunmadığı gözetildiğinde, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

 

Davacı: G.S.

Vekili: Av. M.E.

Davalılar: 1- Küçükçekmece Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. B.Ç.A.

2- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. S.A.

O L A Y: Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili adına kayıtlı bulunan İstanbul İli, Küçükçekmece İlçesi, Halkalı Merkez Mah., Köyüstü mevkiinde kain 9 ada, 3 Parsel sayılı ve 334 m2 yüzölçümlü gayrimenkulün üzerinde davalı Belediyelerce, 28.05.2012 tasdik tarihli ve 1/1000 ölçekli imar planı kapsamında herhangi bir kamulaştırma kararı olmaksızın yarısına yakın bölümüne yol, tretuvar ve park-yeşil alan yapılmak suretiyle fiilen el konulmuş olduğunu; taşınmaz üzerinde bodrum kat, giriş kat ve 3 normal kat olmak üzere toplam 5 katlı bir bina bulunduğunu; yapılacak olan keşif sırasında da görüleceği üzere arsanın yarısına yakın bir bölümüne davalı idarelerce yol, tretuvar ve park-yeşil alan yapılarak el atıldığını, herhangi bir kamulaştırma kararına dayanılmaksızın ve müvekkiline söz konusu duruma ilişkin herhangi bir tebligat da yapılmaksızın, taşınmazın üzerinde fiili kullanım imkanı kısıtlanmak suretiyle hakkaniyete ve hukuka aykırı bir durum yaratıldığını; gayrimenkulün, ana yola konut ve sanayi bölgelerine oldukça yakın olup, konum itibariyle oldukça değerli olduğunu; davalı belediyelerin söz konusu durumun düzeltilmesi açısından da herhangi bir girişimi olmadığını ifade ederek; fazlaya ilişkin (Ecrimisil, metrekare ve bedel) her türlü hakları saklı kalmak kaydı ile; kamulaştırmasız el atma tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek faizi ile birlikte şimdilik 10.000.-TL.’nin günün rayiç bedeli üzerinden hesaplanarak davalı idarelerden tahsili istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalılardan Küçükçekmece Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili ise birinci oturumda, davanın idari yargının görev alanına girdiğini öne sürerek görev itirazında bulunmuştur.

KÜÇÜKÇEKMECE 3.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:22.11.2013 gün ve E:2013/44 sayı ile, davanın niteliğine göre taşınmaza fiilen el atma olgusunun gerçekleştiği iddia edildiğinden davalıların göreve yönelik itirazlarının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Küçükçekmece Belediye Başkanlığı vekilince süresi içinde verilen dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyasının onaylı örneği ile birlikte Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında kısmen park, kısmen yol alanında kalan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacının taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; nitekim, 11.06.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 21'inci maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörülmüş bulunduğu; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 1.4.2014 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalılardan Küçükçekmece Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca, anılan davalı İdare yönünden 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacının taşınmazına, imar planında yol, tretuvar ve park-yeşil alan olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000,00 TL'si bedelin faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Dava dosyasında bulunan Küçükçekmece Belediye Başkanlığı Plan ve Proje Müdürlüğünün 3.5.2013 gün ve 47604013.02-310.01.03/551-613843 sayılı yazısında; dava konusu Halkalı 9 ada 3 sayılı parselin; 11.04.1986 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli Halkalı İmar Planında 460-550 ki/ha yoğunlukta Konut Alanı olarak planlanmış iken; 25.03.1988 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli Halkalı Nazım İmar Planında 550 ki/ha yoğunlukta Konut Alanı olarak; 25.03.1988 tasdik tarihli 1/1000 ölçekli Halkalı Uygulama İmar Planında ise kısmen TAKS: 0,25, KAKS: 1,25 yapılaşma koşullarında Konut Alanı ve kısmen de imar yolu olarak planlanmış olduğu; söz konusu parselin, 24.02.1992/16-16.02.1994/28 tarihli 1/1000 ölçekli Halkalı Revizyon Islah İmar Planında ise kısmen blok nizam 3 kat (B1-3) yapılaşma koşullarında Konut Alanı ve kısmen de imar yolu olarak planlandığı; anılan parselin, Halkalı Bölgesine ilişkin 18.08.2004 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli Halkalı Revizyon Nazım İmar Planında 450-550 ki/ha yoğunlukta Konut Alanı olarak; bu plan doğrultusunda hazırlanan 22.06.2005 tasdik tarihli 1/1000 ölçekli Halkalı Revizyon Uygulama İmar Planında ise kısmen bitişik nizam 3 kat (B-3) yapılaşma koşullarında Konut Alanı ve kısmen de imar yolu olarak planlanmış iken; söz konusu parselin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nca hazırlanarak onaylanan 22.07.2011 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli Halkalı Caddesi Çevresi Revizyon Nazım İmar Planında ve bu plan doğrultusunda Başkanlıklarınca hazırlanarak Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nca onaylanan 28.5.2012 tasdik tarihli 1/1000 ölçekli Halkalı Caddesi Çevresi Revizyon Uygulama İmar Planında kısmen Park Alanı ve kısmen de imar yolu olarak planlanmış bulunduğu; 18.06.2012-13.08.2012 tarihleri arasında Belediyeleri Emlak ve İstimlak Müdürlüğü’nde askıya çıkarılmış olan 28.05.2012 tasdik tarihli 1/1000 ölçekli Halkalı Caddesi Çevresi Revizyon Uygulama İmar Planına plan askı süresi içerisinde, ilgilisince kendilerine sunulan itiraz dilekçesinin incelenmek ve değerlendirilmek üzere Küçükçekmece Belediye Meclisi’ne iletildiği; Küçükçekmece Belediye Meclisi’nin kararı ile itiraz, Halkalı 9 ada 3 sayılı parsel, 28.05.2012 tasdik tarihli 1/1000 ölçekli Halkalı Caddesi Çevresi Revizyon Uygulama İmar Planı’nda 22.07.2011 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli Halkalı Caddesi Çevresi Revizyon Nazım İmar Planı doğrultusunda Park Alanı olarak planlandığından, üst ölçekli plan kararlarına aykırı ve Park Alanlarını azaltıcı nitelikte olması nedeniyle uygun görülmemiş olduğu; Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin 3. maddesinde, Uygulama İmar Planının; nazım imar planına uygun olarak hazırlanan ve 1/1000 ölçekte düzenlenen planlar olduğunun belirtildiği; ayrıca, İstanbul İmar Yönetmeliği’nin 1.14.2. maddesinde ise “... Nazım imar planında belirlenen arazi kullanım kararları alt ölçekli uygulama imar planlarıyla değiştirilemez, aykırı düzenlemeler getirilemez.” Denildiği; buradan da anlaşılacağı üzere, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı kararlarının, 1/5000 ölçekli nazım imar planı kararlarına aykırı olamayacağından, dava konusu Halkalı 9 ada 3 sayılı parsel, 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında, üst ölçekli plan olan 1/5000 ölçekli nazım imar planı doğrultusunda kısmen Park Alanı ve kısmen de imar yolu olarak planlanmış olduğu; Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelik gereği, imar planı yapım aşamasında ilgili kurum görüşleri alınarak teknik ve sosyal donatı alanlarının ayrılmasının bir zorunluluk olduğu; 1/1000 ölçekli uygulama imar planında ayrılan teknik ve sosyal donatı alanlarının, kamu ihtiyacı dikkate alınarak uygulama aşamasında ilgili kurumun imkanları doğrultusunda kamulaştırılmasının gerektiği belirtilmiştir.

Diğer taraftan, davacı vekilince dava konusu taşınmazın üzerinde davalı Belediyelerce, imar planı kapsamında herhangi bir kamulaştırma kararı olmaksızın yarısına yakın bölümüne yol, tretuvar ve park-yeşil alan yapılmak suretiyle fiilen el konulmuş olduğu iddia edildiğinden; Mahkemesinden, dava dosyası kapsamında keşif yapılıp yapılmadığı, eğer yapılmış ise bilirkişi raporu örneğinin gönderilmesi istenilmiş ancak; Küçükçekmece 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.2.2014 gün ve 2013/44 Esas sayılı yazısında; her he kadar 4.celsede keşif kararı verilmiş ise de, dosya Danıştay Başkanlığına gönderildiğinden keşfin ertelendiği, keşfin yapılmadığı, bilirkişi raporu düzenlenmediği ifade edilmiştir.

Davacı vekilinin “müvekkili adına kayıtlı bulunan gayrimenkulün üzerinde davalı Belediyelerce, 1/1000 ölçekli imar planı kapsamında herhangi bir kamulaştırma kararı olmaksızın yarısına yakın bölümüne yol, tretuvar ve park-yeşil alan yapılmak suretiyle fiilen el konulmuş olduğu, taşınmaz üzerinde bodrum kat, giriş kat ve 3 normal kat olmak üzere toplam 5 katlı bir bina bulunduğu, yapılacak olan keşif sırasında da görüleceği üzere arsanın yarısına yakın bir bölümüne davalı idarelerce yol, tretuvar ve park-yeşil alan yapılarak el atıldığı” yolundaki iddialarına ilişkin olarak, dava dosyası kapsamında yapılan incelemede; davacı vekilince, fiili el atmaya dayanak gösterilen davalı Belediye, İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 9.1.2013 tarih ve 577534-00732 sayılı yazısında, taşınmazın Uygulama İmar Planında park alanında ve kısmen de yolda kaldığının belirtildiği; anılan yazıda, taşınmazın üzerinde fiilen yol ya da park yapıldığına ilişkin bir ifadeye yer verilmediği; buna karşılık, davalı İdarenin 14.3.2013 tarihinde kayda giren cevap dilekçesinde; söz konusu taşınmaz üzerinde davacının tasarrufunda olan bina bulunduğu, belediyelerince yapılan her hangi bir el atma bulunmadığının belirtildiği; yine aynı şekilde; Mahkemece sorulması üzerine, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Fen İşleri Daire Başkanlığı Yapı İşleri Müdürlüğünce verilen 27.3.2013 tarih ve …319475 sayılı cevap yazısında, söz konusu yerde Müdürlüklerince herhangi bir çalışma yapılmadığının ifade edildiği; öte yandan, “taşınmaz üzerinde bodrum kat, giriş kat ve 3 normal kat olmak üzere toplam 5 katlı bir bina bulunduğu” iddiasıyla ilgili olarak; parsel üzerinde mevcut binanın davacının tasarrufunda bulunduğu; davalı İdare elemanlarınca düzenlenen yapı tatil tutanağı sonrasında alınan Encümen Kararlarına göre; davacı tarafından, bodrum+zemin+1.normal katı mevcut binanın üzerine ruhsatsız 2.normal katın yapılmakta olduğunun tespit edildiğinden bahisle, davacı adına, 3194 sayılı Kanunun 32. ve 42. maddeleri uyarınca yıkım ve para cezası kararları tesis edildiği görülmüş; dosyada, davacı tarafın iddiasını doğrulayan ve taşınmazına fiilen el atıldığına ilişkin somut bilgi ve belge bulunmadığı anlaşılmıştır.

Olayda, davacının taşınmazının İmar Planında kısmen Park Alanı ve kısmen de imar yolu kullanımında kaldığı, aradan uzun süre geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E:2013/603, K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Küçükçekmece Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin, Küçükçekmece 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan Küçükçekmece Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Küçükçekmece 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.11.2013 gün ve E:2013/44 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 1.4.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

8-ESAS NO : 2014/285

KARAR NO : 2014/328

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Araştırma Görevlisi olarak çalışmakta iken, 2547 sayılı Yasanın 35. maddesi uyarınca başka bir üniversitede görevlendirilen ve taahhütname imzalayan davacı tarafından, mecburi hizmet yükümlülüğünün ve tazminat borcunun kaldırılması isteminin reddine ilişkin davalı Rektörlük işleminin iptali, mecburi hizmet ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Dr. G.B.

Davalı: Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğü

Vekili: Av. D.A.A.

O L A Y: Davacı dilekçesinde, 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kurulu Kanununun 35. maddesi uyarınca 23.09.2002 tarihinde Araştırma Görevlisi olarak Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) adına yüksek lisans ve doktora yapmak amacıyla Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Fen Bilimleri Enstitüsü'nde göreve başladığını; bu kapsamda 2002-2012 yılları arasında, yüksek lisans ve doktora eğitimini, ODTÜ bünyesinde tamamladığını; Yüksek lisans ve Doktora eğitimini yapabilmesi için, 35. madde kapsamında yapılan görevlendirmede, davalı Üniversite tarafından, şart olarak, mecburi hizmet ve tazminat yükümlülüğü getiren taahhütnamenin imzalatıldığını; 2012 yılında doktora eğitimini tamamladığını ve ODTÜ'den kadro ilişiğinin kesilerek BEÜ'ne aktarıldığını; 20.03.2013 tarihinde BEÜ Mühendislik Fakültesinde Araştırma Görevlisi olarak görevine başladığını, halen bu fakültede Öğretim Elemanı olarak görev yaptığını; 28.06.2013 tarihinde, davalı Rektörlüğe dilekçe ile başvurarak, mecburi hizmet yükümlülüğünün ve tazminat borcunun kaldırılması talebinde bulunduğunu; davalı Rektörlük tarafından verilen 03/07/2013 tarih ve 96759302/5725 sayılı cevap yazısıyla talebinin reddedildiğini ifade ederek; isteminin reddine ilişkin sözkonusu işlemin iptaline, mecburi hizmet ve tazminat yükümlülüklerinin kaldırılmasına karar verilmesi istemiyle, idari yargı yerinde dava açmış; daha sonra Mahkemeye verdiği dilekçede; dava dilekçesinde belirttiği taahhüt ve kefalet senedinin iptaline ilişkin karardan feragat ettiğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Mecburi Hizmet Yükümlülüğünün kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

Davalı İdare vekili birinci savunma dilekçesinde, görev itirazında bulunmuştur.

ZONGULDAK İDARE MAHKEMESİ:12.9.2013 gün ve E:2013/1030 sayı ile, 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinde; İdari dava türlerinin, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davaları; idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları; kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı açılan davalar olarak sayıldığı; idari yargının idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimini yapmakla görevli olduğunun kurala bağlandığı; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarının; idari dava türlerinden biri olduğu; idarenin, idare hukuku alanında kamu gücüne dayalı olarak re-sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu işlemlere, hukuk alanında yeni durumlar oluşturmasıyla idari işlem kimliği kazandırdığı ve kural olarak bu işlemlerin özel yasal düzenlemeler dışında, idari yargı denetimine tabi bulunduğu; dava dosyanın incelenmesinden; bir kamu kuruluşu olan davalı idarenin kamu gücünü kullanarak ve tek taraflı olarak tesis ettiği davacının, mecburi hizmet yükümlüğünün kaldırılması ve imzaladığı taahhüt ve kefalet senedinin iptaline karar verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemin iptali istemiyle açılan bu davanın yargısal denetiminin idare hukukuna ait ilkeler gözönünde bulundurulduğunda idari yargı yerince yapılmasının zorunlu olduğu sonucuna ulaşılmış olduğu ve davalı idarenin görev itirazının yerinde görülmediği gerekçesiyle; davalı idarenin görev itirazının reddine, Mahkemelerinin görevliliğine karar vermiştir.

Davalı vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolunda süresi içerisinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Konunun çözümü için uyuşmazlığın temelini oluşturan işlemin incelenmesinin gerektiği; dava konusu uyuşmazlığın, taraflar arasındaki sözleşmeden diğer bir ifadeyle yüklenme ve kefalet senedinde yer alan borçtan kaynaklandığı; 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun öğretim elemanı yetiştirmeye ilişkin 35. maddesinde: Yükseköğretim kurumları; kendilerinin ve yeni kurulmuş ve kurulacak diğer yükseköğretim kurumlarının ihtiyacı için yurt içinde ve dışında, kalkınma planı ilke ve hedeflerine ve Yükseköğretim Kurulunun belirteceği ihtiyaca ve esaslara göre öğretim elemanı yetiştirirler. (Ek fıkra: 17/08/1983 -2880/18 md.) Öğretim elemanı yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadroları, araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir üniversiteye, Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebilir. Bu şekilde doktora veya tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanlar, bu eğitimin sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine dönerler. / (Ek fıkra: 17/08/1983 - 2880/18 md.) Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır.” hükmünün yer aldığı; olayda, davacının Orta Doğu Teknik Üniversitesi FBE'de görevlendirilmeden önce yüklenme senedi ve kefalet senedi ile, mecburi hizmet süresi dolmadan hizmetinde bulunduğu Yüksek Öğretim Kurumu ve mecburi hizmetinin devredildiği kurum tarafından görevden çekilmiş sayıldığında mecburi hizmetine tekabül eden ödemelerin tamamının ve % 50 fazlası ile ayrıca bu ödemelere ilişkin sarf tarihinden itibaren hesaplanacak yasal vs. vergi ve kanuni ödemelerle birlikte Üniversitesi emrine nakden ve defaten ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, söz konusu yüklenme ve kefalet senedi ile, Üniversiteye karşı mecburi hizmet yükümlülüğü ya da parasal karşılığı taahhüt edilmek suretiyle Üniversite ile araştırma görevlisi arasında, tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini içeren bir sözleşme ilişkisi kurulduğunun açık olduğu; dolayısıyla, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşmeden diğer bir ifadeyle yüklenme ve kefalet senedinde yer alan borçtan kaynaklandığı, sözleşmede yer alan borçtan kaynaklanan uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısının yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 1.4.2014 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dosya örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Bülent Ecevit Üniversitesinde Araştırma Görevlisi olarak çalışmakta iken, 2547 sayılı Kanun’un 35. maddesi kapsamında Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü'nde yüksek lisans ve doktora eğitimi almak üzere görevlendirilmesi sebebiyle, Bülent Ecevit Üniversitesi’ne karşı mecburi hizmet ve tazminat yükümlülüğü getiren taahhütname imzalayan davacının; mecburi hizmet yükümlülüğünün ve tazminat borcunun kaldırılması isteminin reddine ilişkin davalı Rektörlüğün 03/07/2013 tarih ve 96759302/5725 sayılı işleminin iptali, mecburi hizmet ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması istemiyle açılmıştır.

(Davacı daha sonra Mahkemeye verdiği dilekçede; dava dilekçesinde belirttiği taahhüt ve kefalet senedinin iptaline ilişkin karardan feragat ettiğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Mecburi Hizmet Yükümlülüğünün kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.)

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun, “Öğretim elemanı yetiştirme” başlıklı 35. maddesinde “Yükseköğretim kurumları; kendilerinin ve yeni kurulmuş ve kurulacak diğer yükseköğretim kurumlarının ihtiyacı için yurt içinde ve dışında, kalkınma planı ilke ve hedeflerine ve Yükseköğretim Kurulunun belirteceği ihtiyaca ve esaslara göre öğretim elemanı yetiştirirler.

(Ek fıkralar: 17/8/1983-2880/18 md.) Öğretim elemanı yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadroları, araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir üniversiteye, Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebilir. Bu şekilde doktora veya tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanlar, bu eğitimin sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine dönerler.

Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır.” hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, Bülent Ecevit Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak görev yapmakta iken, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 35.maddesi uyarınca anılan Üniversite adına Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora eğitimi yapmak üzere görevlendirilen davacı tarafından, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ne gönderilmesinden önce düzenlenen taahhütname ve kefalet senedinden kaynaklanan, mecburi hizmet ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması isteminin reddine ilişkin davalı Rektörlük işleminin iptali, mecburi hizmet ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, taahhüt ve kefalet senedinin davacı ve kefilleri tarafından tek taraflı olarak imzalanarak idareye karşı taahhütte bulunulması karşısında; davacı tarafından taahhütname ve kefalet senedinden kaynaklanan mecburi hizmet ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması isteminin reddine ilişkin davalı Rektörlük işleminin iptali, mecburi hizmet ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı rektörlük vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Zonguldak İdare Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Rektörlük vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Zonguldak İdare Mahkemesinin 12.9.2013 gün ve E:2013/1030 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.4.2014 gününde, Üye Sıddık YILDIZ’ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava, Bülent Ecevit Üniversitesinde Araştırma Görevlisi olarak çalışmakta iken, 2547 sayılı Kanun’un 35. maddesi kapsamında Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü'nde yüksek lisans ve doktora eğitimi almak üzere görevlendirilmesi sebebiyle, Bülent Ecevit Üniversitesi’ne karşı mecburi hizmet ve tazminat yükümlülüğü getiren taahhütname imzalayan davacının; mecburi hizmet yükümlülüğünün ve tazminat borcunun kaldırılması isteminin reddine ilişkin davalı Rektörlüğün 03/07/2013 tarih ve 96759302/5725 sayılı işleminin iptali, mecburi hizmet ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması istemiyle açılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-a maddesinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları idari dava türleri arasında sayılmıştır.

2547 sayılı Yasa uyarınca başka bir üniversitede öğretim üyesi yetiştirme programı kapsamında eğitim yapmak üzere görevlendirilmesindeki amaç göz önünde bulundurulduğunda, davacının bu taahhüt ve kefalet senedini idare ile eşit düzeyde olarak, isteği ve özgür iradesi ile imzaladığından söz etmeye olanak bulunmadığından, ortada özel hukuk alanını ilgilendiren bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

İdarece kamu gücüne dayanılarak ve tek taraflı irade ile kurulan taahhüt ve kefalet senedine ilişkin uyuşmazlığın 2577 sayılı Yasanın 2/1-a maddesinde sayılan iptal davaları kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca yapılan başvurunun reddi gerektiği görüşüyle, aksi yöndeki karara karşıyım.

 

 

Üye

Sıddık YILDIZ

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

9-ESAS NO : 2014/288

KARAR NO : 2014/331

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının 2981 sayılı Yasa kapsamında tapu tahsis belgesi bulunduğu ve bu belgenin tanıdığı hak sahipliği nedeniyle hazine adına kayıtlı taşınmazın davacı adına tescili, olmadığı takdirde taşınmazın bedelinin ödenmesi istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: T.A.

Vekili: Av. İ.I.S.

Davalı: Yenimahalle Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. H.Ş.

O L A Y: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı Yenimahalle Belediyesi tarafından 4977 parselin 118 m² lik kısmı ile üzerindeki binanın davacıya satılarak bedelin ödenmesinin ardından 09.04.1985 tarihli tapu tahsis belgesinin verildiğini, davacı tarafından taşınmaz üzerine yeni yapı yapmak için yaptığı başvurunun, Belediyenin arsa üzerinde diğer kişilerinde hisselerinin olduğu gerekçesiyle izin vermemesi üzerine, davacı tarafından eski yapı yıkılarak 155m² lik kaçak yapı yapıldığını, bu yapıya 09.04.1985 tarihli tapu tahsis belgesi ile elektrik, su, doğalgaz bağlatarak kullanıldığını belirterek; 24.02.1984 tarihli tapu tahsis belgesine istinaden, davalı Yenimahalle Belediyesi üzerine kayıtlı 8 ada 4977 parsel numaralı taşınmazın 118 m² lik kısmının bedelsiz olara tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline, kalan 37 m² lik kısmında ise davacının öncelik hakkı bulunmasından dolayı, bu kısmın rayiç bedelle davacıya verilmesi istemiyle adli yargıda dava açılmıştır.

Davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilince süresi içerisinde görev itirazında bulunmuştur.

ANKARA 19. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 25.10.2013 gün ve E:2013/311 sayı ile, davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolunda süresinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI:“…2981 sayılı Kanunun 8'inci maddesinde, imar mevzuatına aykırı yapılarla gecekondular için tespit işlemlerinin yapılacağı, bu tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile Hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14 üncü maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların dahil olduğu belirtilmiş; 10'uncu maddesinin (a) bendinde ise, " Bu Kanun hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verilir. Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eder. Ancak Islah imar planı veya kadastro planlan ile belirlenen alanlarda tapu tahsis belgesi yerine hak sahiplerine doğrudan tapuları verilebilir. " hükmüne yer verilmiştir.

Yukarıda yer alan mevzuat hükümlerinde anılan Kanun kapsamında yer alan takınmazlarda bulunan gecekonduların nasıl tespit edileceği, tespit sonrasında ne tür işlemler yapılacağı açıklanmış; hak sahiplerince alman tapu tahsis belgesinin sonradan tapuya dönüştürüleceği öngörülmüş; Yasa hükmünde ifade edilen," tapu vermek" şeklindeki bu yetki idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden; davacının, üzerinde gecekondusunun bulunduğu taşınmaz için 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun ile 2981 sayılı Kanunun bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında 3290 sayılı Kanun uyarınca tapu tahsis belgesi verilmesine karşın, tahsise konu yer için tapu verilmemesi nedeniyle tapu kaydının iptalinin ve adına tescil edilmesinin sağlanması istemiyle davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, davacının taşınmaz üzerindeki iddiası, gayrimenkul mülkiyetinin iktisap yollarına ilişkin Medeni Kanun hükümlerine değil, 2981 sayılı Yasa'da öngörülen hak sahipliği esasına dayandığı; hak sahipliğinin tespiti ve geri alınmasının idari usul ve esaslar çerçevesinde belirlendiği göz önüne alındığında, 2981 sayılı Yasa’ya dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davasının görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girmektedir…” gerekçesiyle 2247 sayılı Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan Akarsu ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı’nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 8 ada 4977 parsel üzerinde bulunan 155 m² lik taşınmazın, 09.05.1985 tarih 2914 yevmiye nolu tapu tahsis belgesine dayanılarak, 118 m² lik bölümünün bedelsiz, kalan 37 m² lik kısmının ise rayiç bedeli karşılığında tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili istemiyle açılmıştır.

Uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun, imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bütün yapılar hakkında uygulanacak işlemleri düzenlemek ve bu işlemlere dair müracaat, tespit, değerlendirme, uygulama ve duyuru esaslarını ve ilgili diğer hususları belirlemek amacını taşımakta olup, valilik veya belediyelerce yetki ve sorumluluk alanlarında ıslah imar düzenlemeleri yapılmak suretiyle, yeniden gecekondu yapılmasının önlenmesi için temin edilecek arsaların ve muhafazası mümkün görülen gecekonduların Yasa’da öngörülen usul ve esaslara göre hak sahipliği belirlenen kişilere verilmesine olanak sağlamıştır.

Nitekim, anılan Yasa’nın “Tapu Verme” başlıklı 3290 sayılı Yasa ile değişik 10. maddesinin (a) bendi, “Bu Kanun hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine “Tapu Tahsis Belgesi” verilir. Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eder. (Ek: 18/5/1987-3366/4 md.) Ancak ıslah imar planı veya kadastro planları ile belirlenen alanlarda tapu tahsis belgesi yerine hak sahiplerine doğrudan tapuları verilebilir” denilmektedir.

Buna göre, Yasa’da öngörülen usul ve koşullara uygunluğu saptananlara hak sahipliği ölçütüne dayalı olarak arsa veya hisse tahsis edilmekte ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra da, yapılmış olan tahsis esas alınarak idarece hak sahiplerine tapu verilmektedir.

2981 sayılı Yasa hükümlerine göre, idarenin hak sahiplerine "tapu vermek" ya da 10. maddesinin b bendinde belirtildiği gibi hak sahibi olmadıkları anlaşı­lanlara verilmiş olan "tapuları resen iptal etmek" şeklindeki bu yetkilerini idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanması ve ayrıca bu şekilde kurulan mülkiyet, Medeni Kanun hükümleri dışında ve özel bir kanun hükmü gereğince idari tescile dayandığı gibi tapuya yapılan tescilin de, bu idari işlemin icrası niteliğinde olması karşısında, uyuşmazlığın sözü edilen uygu­lama işlemlerinin dayanağı olan yasal düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gere­keceği açıktır.

Davacı vekili dava dilekçesinde, 2981 sayılı yasanın aradığı tüm koşulların oluştuğunu, buna karşın tapu verilmesi gerektiği halde verilmediğini belirterek, davacıya tahsis edilen yerin tapusunun verilmesi için söz konusu yerin belediye adına olan tapu kaydının kısmen iptali ve davacı adına tescili istemektedir.

Bu duruma göre, davacının taşınmaz üzerindeki iddiası, gayrimenkul mülkiyetinin iktisap yollarına ilişkin Medeni Kanun hükümlerine değil, 2981 sayılı Yasa’da öngörülen hak sahipliği esasına dayandığı, hak sahipliğinin tespiti ve geri alınmasının idari usul ve esaslar çerçevesinde belirlendiği göz önüne alındığında, uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı Yasa’ya dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davasının görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nca yapılan başvurusunun kabulü ile, davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 25.10.2013 gün ve E:2013/311 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA, 01.04.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

10-ESAS NO : 2014/295

KARAR NO : 2014/338

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2547 sayılı Yasanın 35. maddesi uyarınca öğretim üyesi yetiştirilmek üzere başka bir üniversitede görevlendirilen davacının, mecburi hizmet yükümlülüğünün iptali istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: G.Ö.

Vekili: Av. B.K.

Davalı: Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğü

Vekili: Av. B.Ç.

O L A Y: Davacı vekili, dava dilekçesinde, Gaziosmanpaşa Üniversitesi adına 2547 sayılı Yasa’nın 35. maddesi uyarınca Abant İzzet Baysal Üniversitesinde doktora eğitimi alması nedeniyle davalı Üniversite ile imzalamış olduğu kefalet senedine göre yerine getirmesi gereken mecburi hizmet yükümlülüğünün iptali ile ödemek zorunda olduğu masrafın iadesi istemiyle davalı idareye vermiş olduğu dilekçesindeki talebinin reddine ilişkin davalı Üniversitenin 7.6.2013 gün ve 2850 sayılı işleminin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekilince birinci savunma dilekçesinde, taahhüt ve kefalet senedinin davacı ve kefilleri tarafından tek taraflı olarak imzalanıp idareye karşı taahhütte bulunulduğunu, taraflar arasında yüklenme ve kefalet senedinden doğan alacak borç ilişkisi nedeniyle özel hukuk hükümlerine göre adli yargının görevli olduğunu ileri sürerek, görev itirazında bulunulmuştur.

TOKAT İDARE MAHKEMESİ: 6.11.2013 gün ve E:2013/425 sayı ile, 2547 sayılı Yasa’nın 35., 2914 sayılı Yasa’nın 20. ve Bir Üniversite Adına Bir Diğer Üniversitede Lisansüstü Eğitim Gören Araştırma Görevlileri Hakkında Yönetmeliğin 4. maddelerinden söz ederek, davalı idarenin kamu gücüne dayalı olarak tesis ettiği mecburi hizmet yükümlülüğünden kaynaklanan işlemin idari yargıda görülen iptal davalarının konusuna girdiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı idare vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolunda süresi içerisinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosya örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Olayda, davacı görevlendirilmeden önce yüklenme senedi ve kefalet senedi ile, Üniversiteye karşı mecburi hizmet yükümlülüğü ya da parasal karşılığı taahhüt edilmek suretiyle Üniversite ile araştırma görevlisi arasında, tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini içeren bir sözleşme ilişkisi kurulduğu, dolayısıyla, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşmeden diğer bir ifadeyle yüklenme ve kefalet senedinde yer alan borçtan kaynaklandığı, sözleşmede yer alan borçtan kaynaklanan uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu bu nedenlerle 2247 sayılı Kanun’un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT‘un katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosya örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2547 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca davalı Üniversite adına Abant İzzet Baysal Üniversitesinde doktora öğrencisi olarak görevlendirilen davacının, davalı üniversite lehine yüklendiği mecburi hizmet yükümlülüğü ile tazminat yükümlülüğünün iptali istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun, “Öğretim elemanı yetiştirme” başlıklı 35. maddesinde “Yükseköğretim kurumları; kendilerinin ve yeni kurulmuş ve kurulacak diğer yükseköğretim kurumlarının ihtiyacı için yurt içinde ve dışında, kalkınma planı ilke ve hedeflerine ve Yükseköğretim Kurulunun belirteceği ihtiyaca ve esaslara göre öğretim elemanı yetiştirirler.

(Ek fıkralar: 17/8/1983-2880/18 md.) Öğretim elemanı yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadroları, araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir üniversiteye, Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebilir. Bu şekilde doktora veya tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanlar, bu eğitimin sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine dönerler.

Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır.” hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak görev yapmakta iken, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 35.maddesi uyarınca davalı idare adına Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde lisansüstü eğitim yapmak üzere görevlendirilen davacının, doktora öğrencisi olarak Abant İzzet Baysal Üniversitesine gönderilmesinden önce düzenlenen sözleşme uyarınca mecburi hizmet yükümlülüğü getirildiği ve bu yükümlülük ile tazminat yükümlülüğünün iptali istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, taahhüt ve kefalet senedinin davacı ve kefilleri tarafından tek taraflı olarak imzalanarak idareye karşı taahhütte bulunulması karşısında, davacı tarafından mecburi hizmet yükümlülüğünün ve tazminat yükümlülüğünün iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Rektörlük vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Tokat İdare Mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Rektörlük vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Tokat İdare Mahkemesinin 6.11.2013 gün ve E:2013/425 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 01.04.2014 gününde Üyelerden Sıdık YILDIZ’ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi

KARŞI OY YAZISI

Dava, Davalı Üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışmakta iken, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 35.maddesi kapsamında davalı idare adına başka bir üniversitede lisansüstü eğitim yapmak üzere görevlendirilen davacının, görevlendirme işleminden önce imzaladığı taahhüt ve kefalet senedi uyarınca, mecburi hizmet yükümlülüğünün iptali istemiyle açılmıştır

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-a maddesinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları idari dava türleri arasında sayılmıştır.

2547 sayılı Yasa uyarınca başka bir üniversitede öğretim üyesi yetiştirme programı kapsamında eğitim yapmak üzere görevlendirilmesindeki amaç göz önünde bulundurulduğunda, davacının bu taahhüt ve kefalet senedini idare ile eşit düzeyde olarak, isteği ve özgür iradesi ile imzaladığından söz etmeye olanak bulunmadığından, ortada özel hukuk alanını ilgilendiren bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

İdarece kamu gücüne dayanılarak ve tek taraflı irade ile kurulan taahhüt ve kefalet senedine ilişkin uyuşmazlığın 2577 sayılı Yasanın 2/1-a maddesinde sayılan iptal davaları kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca yapılan başvurunun reddi gerektiği görüşüyle, aksi yöndeki karara karşıyım.

 

 

Üye

Sıddık YILDIZ

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

11-ESAS NO : 2014/297

KARAR NO : 2014/340

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanlığı Tıp Fakültesi Hastanesi’nde sivil hemşire olan davacının, sağlık hizmetleri tazminatı ve döner sermaye ödemesi yapılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ve ilgili mevzuatın Anayasa’ya aykırılığı iddiası ile açtığı davanın, GENEL İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: A.B.

Vekili: Av. A.Y.

Davalı: Milli Savunma Bakanlığı

Vekili: Av. Z.D.

O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; GATA Tıp Fakültesi Hastanesi, Ağız, Diş, Çene Cerrahisi Ana bilim Dalı Başkanlığı’nda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi, hemşire olarak hizmet veren davacının, görev yaptığı hastane idaresine, 14 Şubat 2013 tarihli dilekçe ile, 5947 sayılı yasa ile getirilen ve değiştirilen 926 sayılı TSK Kanunu’nun Ek 17. maddesine eklenen ve 657 sayılı Kanunun Ek 33. Maddesi uyarınca “sağlık hizmetleri tazminatından” ve “döner sermayeden” yararlanmak için yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğunu iddia ederek; sağlık hizmetleri tazminatı ve döner sermaye ödenmesi yolundaki başvurunun reddine ilişkin Genel Kurmay Başkanlığı TSK Sağlık Komutanlığı’nın 03.04.2013 tarih ve PER: 26702250-9200-31166-13/Per.Pl. ve Eğt. Ş..(5) sayılı işlemin iptaline, 926 sayılı TSK Personel Kanunu’nun Ek 17. maddesinin (ç) bendinin ve 209 sayılı Yasa’nın 4. maddesinin 2. fıkrasının, 2547 sayılı Yasa’nın 58. maddesinin (c) fıkrasının 2. Bendinin Anayasaya aykırılığı sebebiyle Anayasa Mahkemesi önüne götürülmesi istemiyle idari yargıda dava açmıştır.

Davalı vekili, 01.07.2013 havale tarihli savunma dilekçesinde özetle; Anayasa’nın 157. Maddesi ile 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 20. Maddesinde; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemden doğan uyuşmazlıkların görüm ve çözümünün Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevi dahilinde olduğu gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15. maddesinin (1/a) bendi uyarınca davanın görev yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.

ANKARA 3. İDARE MAHKEMESİ: 28.10.2013 gün ve E:2013/746 sayılı kararında “…Uyuşmazlık konusu olayda, davacıya sağlık hizmetleri tazminatı ve döner sermaye ödenmesi yapılıp yapılmamasının askeri hizmete ilişkin bir yönünün bulunmadığı, dolayısıyla Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Kanun’un 20. maddelerinde öngörülen “asker kişiyi ilgilendirme” ve “ askeri hizmete ilişkin bulunma” koşullarının birlikte gerçekleşmediği anlaşıldığından…” şeklindeki gerekçe ile davalı idarenin görev itirazının reddine karar verilmiştir.

Davalı Milli Savunma Bakanlığı vekilinin, askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdikleri dilekçeleri üzerine; dava dosyasının onaylı bir örneği Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

ASKERİ YÜKSEK İDARE BAŞSAVCISI: “…Davacının, Türk Silahlı Kuvvetlerinde sivil memur olarak 1602 sayılı Kanunun 20/2. maddesine göre asker kişi sıfatını taşıdığı; keza, davanın sebebini teşkil eden işlemin askeri hizmete ilişkin bir idari işlem olduğunda da tereddüt bulunmadığı; dolayısıyla, Anayasanın 157, 1602 sayılı Kanunun 20 ve 21. maddelerine göre, mevzu davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görev alanı içerisinde olduğu anlaşılmaktadır.

Ankara 3.İdare Mahkemesinin görevlilik kararında, kararın gerekçesi olarak, davacıya sağlık hizmetleri tazminatı ve döner sermaye ödenip ödenmemesinin askeri hizmetle bir ilgisinin bulunmaması gösterilmişse de; TSK’da görev yapan personele tanınan mali hakların, askeri hizmetin ifası nedeniyle ve yapılan hizmetin niteliği dikkate alınarak belirlendiği, dolayısıyla TSK’da görev yapan personele tanınacak mali haklara ilişkin işlem ve uyuşmazlıkların askeri hizmete ilişkin olduğu hususu; yerleşik uygulamayla da sabittir.

Öte yandan; davacı vekilince, TSK’da görev yapan sivil memurların asker kişi kabul edip askeri mahkemelerde yargılanmalarına neden olan 353 sayılı Kanunun 10/D maddesinin Anayasa Mahkemesinin 27.12.2012 tarih ve 2012/117-204 E.K. sayılı kararıyla Anayasaya aykırı bulunarak iptal edildiği, mezkur kararla tespit edilen Anayasaya aykırılığın, 1602 sayılı Kanunun 20/2 nci maddesinde yer alan “sivil memurlar” ibaresi için de geçerli olduğu ileri sürülerek; görevlilik kararına yapılan itirazın reddine karar verilmesi; eğer davanın AYİM’in görevine girdiği kabul edilecekse, 1602 sayılı Kanunun 20/2 nci maddesindeki "sivil memurlar" ibaresinin Anayasaya aykırılığı hususunda Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmişse de; 353 sayılı Kanunun 10/D maddesine ilişkin iptal kararının 1602 sayılı Kanunun 20/2 nci maddesine teşmilinin mümkün görülmemesi; keza, 1602 sayılı Kanunun 20/2 nci maddesinin Anayasaya aykırılığı iddiasının bu aşamada Başsavcılığımızca değerlendirilebilecek ve işlem yapılabilecek bir husus olmaması karşısında, davacı vekilinin talepleri haklı görülmemiştir…” gerekçeleriyle 2247 sayılı Kanunun 10, 12 ve 13. maddeleri gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılarak, uyuşmazlığın çözümü için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesini ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğuna karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan Akarsu ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27.maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Milli Savunma Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunmaları üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde genel idari yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada genel idari yargı yerinin görevli olduğu yolundaki sözlü, AYİM Savcısı Hüsnü ERCAN’ın davada askeri idari yargı yerinin görevli olduğu yolundaki sözlü ve yazılı açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanlığı, Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hemşire olarak görev yapan davacının, sağlık hizmetleri tazminatı ve döner sermaye ödemesi yapılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ve ilgili mevzuatın Anayasa’ya aykırılığı iddiası istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca kurulmuş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin yönetsel işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması koşulunun aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasanın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için dava konusu yönetsel işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasanın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan ya da hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

Anılan Yasa’nın değişik 21. maddesinin birinci fıkrasında “20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır.” denilmiş; aynı Yasa’nın “Birinci Dairenin görevleri” başlıklı değişik 22. maddesinde, atanma, yer değiştirme, nasıp, sicil, kademe ilerletilmesi, terfi, emeklilik, maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin iptal ve tam yargı davalarının Birinci Dairece çözümleneceğine işaret edilmiştir.

Yönetsel işlemin, görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden “askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer yönetsel işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre kurulmuş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir anlatımla, askeri hizmete ilişkin yönetsel işlemler: yönetimin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda kurulan işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından kurulmuş olsa bile durum değişmemekte, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir.

Davacının 1602 sayılı Yasanın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır.

Dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince:

27.07.1967 tarih 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun Ek 17. Maddesinin (Ek madde: 02/02/1981 -2379/2 md.; Değişik madde: 19/12/1996 - KHK 568/2 md.) Ç bendinde (Ek fıkra: 21/01/2010-5947 S.K./12.mad); “Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında bulunan ve aşağıda rütbeleri belirtilen personelden öğretim üyesi tabip, öğretim üyesi diş tabibi, uzman tabip, uzman diş tabibi, tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatında belirtilen dallarda bu mevzuat hükümlerine göre uzman olanlara hizalarında gösterilen oranları geçmemek üzere orgeneral aylığının (ek gösterge dahil) brüt tutarı ile çarpımı sonucu bulunan miktarda sağlık hizmetleri tazminatı ayrıca ödenir.” şeklindeki düzenleme ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde hangi rütbelerde bulunanlara sağlık hizmet tazminatı ödeneceği ve oranları belirlenmiştir.

14.07.1965 tarih ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Ek 33. Maddesinde; “ (Değişik madde: 21/01/2010-5947 S.K./10.mad) Yataklı tedavi kurumları, seyyar hastaneler, ağız ve diş sağlığı merkezleri ve 112 acil sağlık hizmetlerinde haftalık çalışma süresi dışında normal, acil veya branş nöbeti tutarak, bu nöbet karşılığında kurumunca izin kullanmasına müsaade edilmeyen memurlar ile sözleşmeli personele, izin suretiyle karşılanamayan her bir nöbet saati için (nöbet süresi kesintisiz 6 saatten az olmamak üzere), aşağıda gösterilen gösterge rakamlarının aylık katsayısı ile çarpılması sonucu hesaplanacak tutarda nöbet ücreti ödenir. Ancak ayda 130 saatten fazlası için ödeme yapılmaz. Bu ücret damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz.

Gösterge

a) Eğitim görevlisi, başasistan, uzman tabipa) Eğitim görevlisi, başasistan, uzman tabip 100

b) Tabip, tıpta uzmanlık mevzuatında belirtilen dallarda, bu mevzuat hükümlerine göre uzmanlık belgesi alan tabip dışı personel, aynı dallarda doktora belgesi alanlar b) Tabip, tıpta uzmanlık mevzuatında belirtilen dallarda, bu mevzuat hükümlerine göre uzmanlık belgesi alan tabip dışı personel, aynı dallarda doktora belgesi alanlar 90 90

c) Diş tabibi ve eczacılar c) Diş tabibi ve eczacılar 80 80

ç) Mesleki yüksek öğrenim görmüş sağlık personeli ç) Mesleki yüksek öğrenim görmüş sağlık personeli 60 60

d) Lise dengi mesleki öğrenim görmüş sağlık personeli d) Lise dengi mesleki öğrenim görmüş sağlık personeli 50 50

e) Diğer personel e) Diğer personel 35 35

Bu madde hükmü, üniversitelerin yataklı tedavi kurumlarında çalışan ve 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 50 nci maddesinin (e) bendi kapsamında bulunanlar hakkında da uygulanır.

İcap nöbeti tutan ve bu nöbet karşılığında kurumunca izin kullanmasına müsaade edilmeyen memurlar ile sözleşmeli personele, izin suretiyle karşılanamayan her bir icap nöbeti saati için, icap nöbeti süresi kesintisiz 12 saatten az olmamak üzere, yukarıda nöbet ücreti için belirlenen ücretin yüzde 40'ı tutarında icap nöbet ücreti ödenir. Bu şekilde ücretlendirilebilecek toplam icap nöbeti süresi aylık 120 saati geçemez.

Bu madde uyarınca yapılacak ödemeler, döner sermayesi bulunan kurumlarda döner sermaye bütçesinden karşılanır.” hükmü ile 657 sayılı kanun kapsamında çalışan sağlık personeline döner sermayeden yapılacak ek ödemeler düzenlenmiştir.

04.01.1961 tarih 209 sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme ( Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun 4. Maddesinin 2. Fıkrasında;“Bakanlık merkezde kurulacak Döner Sermaye Müdürlüğü ve muhasebesi vasıtasıyla müesseselere tahsis olunan döner sermayelerin harekatını takibeder. Döner sermayenin işletilmesinden hasıl olacak karlar, her yıl sonunda, Bakanlığın göstereceği lüzuma göre, döner sermayeye ilave edilir veya merkezde bir hesapta toplanır.”,

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 58. Maddesinin( c ) fıkrasında; “(Değişik madde: 21/01/2010-5947 S.K./5.mad) *

c) Tıp ve diş hekimliği fakülteleri ile sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinin hesabında toplanan döner sermaye gelirleri bakiyesinden, bu yerlerde;

…

2) Diğer öğretim elemanlarına ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi personel ile aynı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre sözleşmeli olarak çalışan personele ek ödeme matrahının; (Ek ibare: 04/07/2012 - 6354 S.K./4. md.) uzman tabipler için yüzde 600'ünü, hastaneler başmüdürü ve eczacılar için yüzde 250'sini, başhemşireler için yüzde 200'ünü, diğer öğretim elemanları ile diğer personel için yüzde 150'sini, işin ve hizmetin özelliği dikkate alınarak yoğun bakım, doğumhane, yeni doğan, süt çocuğu, yanık, diyaliz, ameliyathane, enfeksiyon, özel bakım gerektiren ruh sağlığı, organ ve doku nakli, acil servis ve benzeri sağlık hizmetlerinde çalışan personel için yüzde 200'ünü geçmeyecek şekilde aylık ek ödeme yapılır. Sözleşmeli personele yapılacak ek ödeme matrahı, sözleşmeli personelin çalıştığı birim ve bulunduğu pozisyon unvanı itibarıyla aynı veya benzer unvanlı memur kadrosunda çalışan, hizmet yılı ve öğrenim durumu aynı olan emsali personel dikkate alınarak belirlenir. Emsali bulunmayan sözleşmeli personelin ek ödeme matrahı ise brüt sözleşme ücretlerinin yüzde 25'ini geçemez.

Nöbet hizmetleri hariç olmak üzere mesai saatleri dışında gelir getirici çalışmalarından doğan katkılarına karşılık olarak (1) numaralı bentte belirtilen personel için yüzde 50'sini, (2) numaralı bentte belirtilen personel için yüzde 20'sini geçmeyecek şekilde ayrıca aylık ek ödeme yapılır. (Ek cümle: 11/10/2011-KHK/666/5.md.) Bu fıkra uyarınca yapılacak ödeme sigorta prim kesintisine tabi tutulmaz.

Yükseköğretim kurumlarının tıp ve diş hekimliği fakülteleri ile sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinde ihtiyaç duyulması halinde ilgilinin isteği ve kurumlarının muvafakatiyle diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görevli sağlık personeli haftanın belirli gün veya saatlerinde veyahut belirli vakalar ve işler için görevlendirilebilir. Belirli bir vaka ve iş için görevlendirilenlere, kadrosunun bulunduğu kurumdaki döner sermaye işletmesinden yapılan ödemenin yanı sıra, katkı sağladıkları vaka ve iş dolayısıyla görevlendirildiği sağlık kuruluşundaki döner sermaye işletmesinden, bu maddede belirtilen esaslar çerçevesinde ve toplamda tavan oranları geçmemek üzere döner sermayeden ek ödeme yapılır…” şeklinde döner sermaye ile ilgili hükümler yer almaktadır. Ancak 2547 sayılı Kanunun “Kapsam” başlıklı 2. Maddesinin 2. Fıkrasında Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet teşkilatına bağlı yükseköğretim kurumlarıyla ilgili hususların ayrı kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.

17.11.1983 tarih 2955 sayılı Gülhane Tıp Akademisi Kanun’unun “ Tanımlar” başlıklı 3. Maddesinde; “ Bu Kanunda geçen kavram ve terimler şunlardır:

a) Gülhane Askeri Tıp Akademisi: Genelkurmay Başkanlığının kuruluşunda, bilimsel özerkliğe sahip, Atatürk ilkelerine bağlı, milli şuur ve disiplini görev bilen, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sağlık bilimleri alanında en yüksek danışma organı olan; lisans ve lisansüstü düzeyde eğitim ve öğretim, bilimsel araştırma ve yayım yapan, Türk Silahlı Kuvvetlerine muvazzaf askeri tabip ve gerektiğinde diğer sağlık bilimleri alanında askeri personel yetiştiren; kendisine ve bünyesindeki Askeri Tıp Fakültesine enstitü, yüksekokul ve benzeri kuruluşlar, eğitim hastaneleri ile diğer eğitim ve öğretim kurumları bağlanabilen ve Genelkurmay Başkanlığının gerek gördüğü sağlıkla ilgili eğitim ve öğretimi de yaptıran bir yükseköğretim kurumudur.

b) (Mülga bent: 13/05/1986 - 3287/4 md.)

c) Askeri Eğitim Hastanesi: Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanlığının önerisi ve Genelkurmay Başkanlığının onayı ile vazifelendirilen, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç hizmet Kanununun ve Yönetmeliğinin öngördüğü personelin muayene ve tedavilerinin, tıpta uzmanlık öğreniminde bulunan askeri tabipler ile diğer sağlık personelinin eğitimlerinin ve bu eğitim ile ilgili klinik ve laboratuar çalışmalarının yapıldığı, Türk Silahlı Kuvvetleri Kuruluş ve kadrolarında gösterilen hastanelerdir.

d) (Ek bent : 06/07/2000 - KHK - 604/2 md.;Değiştirilerek kabül: 10/05/2006 - 5498 S.K/2 md.) Komutan İdari Yardımcısı: Gülhane Askeri Tıp Akademisinin idari faaliyetlerinde Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanına yardımcı olan, harp akademisi mezunu general veya amiraldir.

e) (Ek bent : 06/07/2000 - KHK -604/2 md.;Aynen kabül: 10/05/2006 - 5498 S.K/2 md.;Değişik bent: 05/02/2009-5837 S.K./28.mad) Yüksek Bilim Konseyi: Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanı ve Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Dekanı ile Gülhane Askerî Tıp Akademisinde görevli ana bilim ve bilim dalı başkanlığı, servis ve kısım şefliği ile enstitü ve yüksekokul müdürlüğü görev süresini tamamlayan öğretim üyeleri ile Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanı tarafından bir yıl için görevlendirilecek üç ana bilim dalı ve iki bilim dalı başkanından oluşan ve bu Kanunla kendisine verilen görevleri yerine getiren konseydir.

f) Diğer kavram ve terimler: 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun, değişik 3 üncü maddesinde tanımlanan ve bu Kanunun uygulanması ile ilgili olan diğer kavram ve terimlerdir.

“ Kuruluş” başlıklı 6. Maddesinde; “Gülhane Askeri Tıp Akademisi; Sağlık Bilimleri Enstitüsü Askeri Tıp Fakültesi, eğitim hastaneleri ve gerektiğinde kurulacak olan sağlık bilimleri ile ilgili diğer eğitim ve öğretim kurumlarından oluşur. Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve bağlı birimlerinin teşkilatı, Türk Silahlı Kuvvetleri kuruluş ve kadrolarında gösterilir.

“Döner Sermaye” başlıklı 47. Maddesinde: “Genelkurmay Başkanlığınca Gülhane Askeri Tıp Akademisinde ve eğitim hastanelerinde döner sermaye işletmesi kurulabilir.

(Değişik fıkra: 11/06/1997 - 4273/5 md.;Değişik fıkra: 15/06/2005-5365 S.K./11.mad) 211 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 69 uncu maddesinin (d) bendi ile 70 inci maddesi kapsamındaki hak sahiplerinin muayene ve tedavi giderlerinin sosyal güvenlik kurumlarınca veya ilgili kurum ve kuruluşlarca karşılanacağı belirtilen hak sahiplerine ilişkin ödenecek karşılıklar, yapılacak bağış, yardım ve vasiyetler ile muayene ve tedavi edilecek sivil kişilerden yönetmelikte belirtilen esaslara göre alınacak ücretler döner sermayeye gelir kaydedilir.

Döner sermaye işletmesinin faaliyet alanları, sermaye limitleri, sermaye ile ilgili yönetim işlerinin yürütülmesi esasları ve muhasebe usulleri, Maliye Bakanlığının olumlu görüşü alınmak suretiyle Genelkurmay Başkanlığının tespit edeceği esaslara göre Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve eğitim hastanelerinin döner sermaye yönetmeliğinde belirtilir.

Kurulacak döner sermaye işletmesi, 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununa tabi değildir. Döner sermayeden elde edilen ve her yıl sonunda kullanılmayan gelir, ertesi yılın döner sermaye gelirine eklenir. Mali yılın bitiminden başlanarak dört ay içinde hazırlanacak bilanço ve ekleri ile bütün gelir ve gider belgeleri denetim için Sayıştaya, birer örneği de aynı süre içinde Maliye Bakanlığına verilir.

Döner sermaye işletmelerinden toplanan döner sermaye geliri, Gülhane Askeri Tıp Akademisinin araç, gereç, araştırma ve diğer ihtiyaçlarına sarfedilir.” şeklinde düzenlemeler yer almaktadır.

2955 sayılı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanun’un 50 maddesinin (I) bendinde, döner sermaye işletmelerinin kurulması, işleyişi ve muhasebe usulleriyle ilgili esasların yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.

12.07.1984 tarihli Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve Bağlı Eğitim Hastaneleri Döner Sermaye İşletmeleri Yönetmeliği’nin “ Amaç” başlıklı 1. Maddesinde; “(Değişik madde: 24/02/2013 - 28569 S.R.G. Yön \1.mad)

Bu Yönetmeliğin amacı; 17/11/1983 tarihli ve 2955 sayılı Gülhane Askerî Tıp Akademisi Kanununun 47 nci maddesine göre kurulan Gülhane Askerî Tıp Akademisi ve bağlı eğitim hastaneleri döner sermaye işletmelerinin faaliyet alanlarını, sermaye limitlerini ve yönetim işlerinin yürütülmesini düzenlemektir.”

“Kapsam” Başlıklı 2. Maddesinde; “Bu Yönetmelik Gülhane Askeri Akademisini ve bu Akademiye bağlı Eğitim Hastanelerini kapsar” hükümleri yer almaktadır.

Dosya kapsamında yapılan incelemede; davacı Ayşenur Bekiroğlu’nun GATA Tıp Fakültesi, Ağız Diş Çene Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanlığı bünyesinde 657 sayılı Kanuna tabi olarak sivil memur/ hemşire olarak görev yaptığı, çalıştığı kurum tarafından kendisine sağlık tazminatı ya da başka bir ek ödeme yapılmaması nedeniyle bu ödemelerin yapılması için 14.02.2013 tarihinde davalı idareye başvurduğu, Genelkurmay Başkanlığı, TSK Sağlık Komutanlığı’nın 03.04.2013 gün ve ve PER: 26702250-9200-31166-13/Per.Pl. ve Eğt. Ş..(5) sayılı yazısında “.. TSK mensubu tabip ve diş tabiplerine, 926 sayılı Kanunun Ek 17. Maddesine göre sağlık hizmetleri tazminatı ödenmekle, GATA Kanunu ve GATA Döner Sermaye Yönetmeliği esaslarına göre GATA’da görevli personel ( subay, astsubay, sivil memur)’e döner sermaye gelirinden herhangi bir ödeme yapılamamaktadır…” denilmek suretiyle davacının talebinin reddine karar verildiği ve bu red kararının ardından söz konusu kararın iptali ve ilgili mevzuat hükümlerinin Anayasaya aykırılığı iddiası ile idari yargıda dava açıldığı anlaşılmıştır.

Uyuşmazlığa ilişkin mevzuat hükümleri ile somut olay birlikte irdelendiğinde; davacının GATA Tıp Fakültesi Hastanesi, Ağız, Diş, Çene Cerrahisi Ana bilim Dalı Başkanlığı’nda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi, hemşire olarak görev yaptığı askeri hastanede, TSK mensubu tabip ve diş tabiplerine ödenen, diğer sağlık kuruluşlarında ise davacı gibi hemşire olan çalışanlara da ödenen sağlık tazminatı ve döner sermaye ödenmesi istemiyle yaptığı başvuru üzerine davalı idarece işlem tesis edilirken ve devamında açılan davanın yargısal denetimi sırasında askeri kural ve gerekler yönünden bir değerlendirme yapılması gerekmediğinden, dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

Öte yandan; Anayasa Mahkemesi’nin 05.02.2009 tarih ve E:2009/53 K:2009/21 sayılı kararında öğretim üyeliği ( Tabip-diş tabibi ayırımı yapılmadan) statüsü ile subaylık statüsü arasındaki ilişkinin ve ödenecek tazminat bakımından emsal rütbedeki subayların rütbelerine göre bir tavan öngörülmesinin Anayasa’ya aykırılığı kabul edilirken “…görev tazminatlarının sınırlandırılması, askeri hizmetin gereklerinden kaynaklanan bir nedene de dayandırılamaz…” denilerek askeri hizmetin gerekleri kavramı değerlendirilmiştir.

Belirtilen durum karşısında, olayda Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümü genel idari yargı yerinin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı’nın başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde GENEL İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE,01.04.2014 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

12-ESAS NO : 2014/298

KARAR NO : 2014/341

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının taşınmazı üzerinde konulan kısıtlamanın (hukuki el atmanın) yol açtığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın imar planından kaynaklanan tazminat davaları kapsamında, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: M.Ö.

Vekili: Av. H.D.K.

Davalılar : Sağlık Bakanlığı

Vekili: Av. U.Y.Ç.

O L A Y: Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkilinin İstanbul İli, Bahçelievler İlçesi, Kocasinan mevkiinde kain, 1 pafta, 22 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, sözkonusu taşınmazın imar planında sağlık tesis alanı ve yol alanı olarak ayrıldığını, taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 6.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Sağlık Bakanlığı vekili süresi içinde verdiği dilekçede özetle, taşınmaza fiilen el atılmadığını, imar planına dayalı olarak açılan tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğunu ileri sürerek, görev itirazında bulunmuştur.

BAKIRKÖY 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 1.7.2013 gün ve E:2013/352 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Sağlık Bakanlığı vekili idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdikleri dilekçeleri üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI: Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve 13. maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinin 1. fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, nitekim, 11.6.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6487 sayılı Kanun’un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6’ncı maddesinde değişiklik yapan 21’inci maddesinde “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir.” Hükmüne yer verilmek suretiyle “hukuki el atma” olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğunun öngörüldüğü, bu nedenle 2247 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT‘un katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 tarihli toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacının maliki olduğu taşınmaza, imar planında sağlık tesis alanı ve yol alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 6.000,00 TL’nin davalı idarelerden tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa konu parselin imar planında sağlık tesis alanı ve yol alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiği, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, dosya içerisinde bulunan 1.10.2013 tarihli tutanakta keşif yapılmasına karar verilmiş ise de, davalı Sağlık Bakanlığı vekilinin 9.7.2013 tarihli dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması talebinde bulunduğu, Mahkemece herhangi bir karar verilmediği, bu aşamada talep hakkında karar verilmeden keşfin yapılması uygun olmayacağından 1.10.2013 günü keşif yapılamadığına dair tutanak tutulmuş olup, ayrıca gerek dava dilekçesinde gerekse davalı idarenin savunmasında taşınmaza fiili bir müdahalenin bulunduğuna ilişkin bir bilgiye yer verilmemiş olduğu nedeniyle imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Sağlık Bakanlığı vekilinin görev itirazının, Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Sağlık Bakanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1.7.2013 gün ve E:2013/352 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARININ KALDIRILMASINA, 01.04.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

13-ESAS NO : 2014/305

KARAR NO : 2014/347

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının taşınmazı üzerinde konulan kısıtlamanın (hukuki el atmanın) yol açtığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın imar planından kaynaklanan tazminat davaları kapsamında, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : Z.Triko A.Ş.

Vekili : Av. C.G.

Davalılar: 1- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. Z.D.

2- Avcılar Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. O.T.

O L A Y: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;davacının İstanbul İli, Avcılar İlçesi, Avcılar Mahallesi, Cihangir Mevkii, 243 DOIIIA pafta, 102 ada, 2 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, taşınmazın imar planında “istasyon alanı” olarak ayrıldığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL tazminat bedelinin ve dava tarihinden itibaren geriye yönelik 5 yıllık süre için şimdilik 1.000 TL ecri misil bedelinin el atma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.

Davalı Avcılar Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.

Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi: 03.12.2013 gün ve E:2013/164 sayı ile, davalılar İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Avcılar Belediye Başkanlığı vekillerinin görev itirazlarının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Avcılar Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 1.4.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre,davalılar İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Avcılar Belediye Başkanlığı vekillerinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptıkları görev itirazlarının reddedilmesi ve davalılardan Avcılar Belediye Başkanlığı vekilinin 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Avcılar Belediye Başkanlığı açısından, 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.

Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/164 Esas sayılı dosyası kapsamında yapılan incelemede; Mahkememizce davaya taşınmaza fiili el atma olup olmadığı hususunda bilgi verilmesi için mahkemesine müzekkere yazılmış olup, Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin cevabi yazı ekinde gönderilen bilirkişi raporunda, davaya konu taşınmazın keşif esnasında fiili durum itibariyle boş olduğunun belirtildiği anlaşılmıştır.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava,davacının taşınmazına, imar planında istasyon alanı olarak ayrılmak suretiyle el atıldığı belirtilerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL tazminat bedelinin ve dava tarihinden itibaren geriye yönelik 5 yıllık süre için şimdilik 1.000 TL ecri misil bedelinin el atma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Olayda, imar planının uygulaması sonucu,uyuşmazlığa konu parselin imar planında istasyon alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, başvurusunun kabulü ile, davalı Avcılar Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Avcılar Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 03.12.2013 gün ve E:2013/164 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 1.4.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

14-ESAS NO : 2014/307

KARAR NO : 2014/349

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının taşınmazı üzerinde konulan kısıtlamanın (hukuki el atmanın) yol açtığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın imar planından kaynaklanan tazminat davaları kapsamında, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: A.K.

Vekilleri: Av. S.K.

Davalı: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. Ö.U.Ö.

O L A Y: Davacı vekili, müvekkilinin sahibi olduğu, İstanbul İli, Sarıyer İlçesi, Çayırbaşı Mahallesi, 96 pafta, 541 ada, 2 parselde kayıtlı bulunan taşınmazın, 22.07.1983 onanlı, 1/1000 ölçekli Boğaziçi Sahil Şeridi ve Öngörünüm Bölgesi Uygulama İmar Planının, 13.06.2011 onanlı sayılaştırılmış ve güncelleştirilmiş paftalarında “Boğaziçi öngörüm alanında” kaldığını; müvekkilinin, plan hükümleri gereğince, tasarruf etme imkanının ortadan kalktığını; yaklaşık 30 seneden bu yana taşınmazın Kamulaştırılması ya da tahsis amacı dışına çıkarılmasına davalı idarece gidilmediğini; idarenin Anayasada yer alan Temel Hak ve Hürriyetlerle bireyin mülkiyet hakkını kısıtladığını, “Hukuk Güvenliği”ni zedelediğini; bir kişinin taşınmazına eylemli olarak el atıp, tamamen veya kısmen kullanılmasına engel olunması ile imar uygulamasının sonucu itibari ile bir fark bulunmadığını; bunun Anayasa’nın 35. ve 13.md.si, TMK:683.md.si ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 nolu Protokolün 1.md.sine de açıkça aykırı olduğunu; Yargıtay kararlarının da, somut olayı Kamulaştırmasız El Atma olarak nitelediğini ifade ederek; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik; kamulaştırmasız el atmadan dolayı alacaklarının 5.000,00.TL’lık bölümünün dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline, davalı İdare adına tesciline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekili süresi içerisinde görev itirazında bulunmuştur.

İSTANBUL 19. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ : 4.10.2013 gün ve E:2013/33 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı İdare vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI : Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında askeri alan olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince İdari Yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, davanın taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT‘un katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 tarihli toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekillerinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptıkları görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunmaları üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan davalı idareler ve davanın taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacının sahibi olduğu taşınmazlarına, imar planında Boğaziçi öngörüm alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 5.000,00 TL’nin, faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Dava dosyasında bulunan 21.8.2008 gün ve 6124 sayılı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Boğaziçi İmar Müdürlüğü yazısında Sarıyer İlçesi Çayırbaşı Mahallesi, Yılmazlar Sokak, 4 kapı no, 96 pafta, 541 ada, 2 parsel sayılı yerde dava dışı S.Y. ve Hissedarları adlı şahısların, 2960 sayılı Boğaziçi Kanununa aykırı olarak kaçak inşaat yaptığından 6.8.2008 tarih, 814 sıra nolu yapı tatil tutanağı tanzim edilmek sureti ile inşaatın mühürlenmiş olduğunun, aynı Kanunun 13. maddesine göre yıkımla ilgili işlemlerin sürdürüldüğünün, bu durumda söz konusu kaçak inşaatın ilgilisi hakkında 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun 18. maddesine göre yasal işlem yapılması gereğinin bildirildiği; ve 27.7.2011 gün ve 1760-1530 sayılı İstanbul Büyükşehir Belediye Encümeni Kararı ile yapı tatil tutanağı ile tespit edilen ruhsatsız yapının yıktırılmasına karar verildiği görülmekte ve diğer yandan, aynı Müdürlükçe düzenlenen 14.6.2012 gün ve 4319 sayılı İmar Durum Belgesinden İstanbul İli, Sarıyer İlçesi, Çayırbaşı Mahallesi, 96 pafta, 541 ada, 2 parsel sayılı yerin; 22.7.1983 onanlı 1/1000 ölçekli Boğaziçi Sahil Şeridi ve Öngörünüm Bölgesi Uygulama İmar Planının, 13.6.2011 onanlı sayısallaştırılmış ve güncelleştirilmiş paftalarında; kısmen “Yapılanması Kısıtlı Alanda” kısmen “Jeolojik Sakıncalı Alanda” kısmen de “Yol da” kaldığının; yapılanması kısıtlı alanda kalan kısımda, 2960 sayılı Boğaziçi Yasası’nın 4. maddesi gereği yapı yapılamayacağının; Jeolojik sakıncalı alan, arazinin jeolojik yapısı nedeni ile hiçbir yapı yapılamayan alanda olduğunun, zemin açısından Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğünce 28.4.2004 onanlı 1/1000 ölçekli Yerleşime Uygunluk Haritalarına uyulacağının belirtildiği görülmekte ise de; davacı vekilinin dava dilekçesinde, taşınmazın 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu Kapsamında Boğaziçi öngörünüm alanında kaldığı nedeniyle taşınmaz mal bedelinin tazmini istenildiği anlaşılmıştır.

Olayda, davacının sahibi olduğu taşınmazın, imar/parselasyon planıyla “Boğaziçi öngörünüm alanı” kullanımında kaldığı, aradan uzun zaman geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmazlar üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazların bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, dosya kapsamında yapılan incelemede, Mahkemesine dava konusu taşınmazlarla ilgili olarak keşif yapılıp yapılmadığı, yapıldı ise, yapılan keşif sonucu hazırlanan bilirkişi raporunun gönderilmesinin istenildiği ancak, 3.5.2014 tarihli cevabi yazıda keşif yapılmadığının ve bilirkişi raporunun bulunmadığının belirtildiği nedeniyle, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, İstanbul 19.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ, İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 4.10.2013 gün ve E:2013/33 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARININ KALDIRILMASINA, 01.04.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

15-ESAS NO : 2014/309

KARAR NO : 2014/351

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Gaziosmanpaşa Üniversitesi adına, 2547 sayılı Kanun’un 35.maddesi uyarınca Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) kapsamında Abant İzzet Baysal Üniversitesinde doktora ve yüksek lisans eğitimi almış ve bunun karşılığında, kefalet senedi ile mecburi hizmet yükümlüğüne girmiş olan davacı tarafından, mecburi hizmet yükümlülüğünün kaldırılmasına ilişkin davalı idareye yaptığı başvurunun reddi üzerine, bu işlemin iptali istemi ile açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Ö.Ö.

Vekili: Av. B.K.

Davalı: Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğü / TOKAT

Vekili: Av. B.Ç.

O L A Y: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Gaziosmanpaşa Üniversitesi Eğitim Fakültesinde araştırma görevlisi olarak çalışırken, 2006 yılında Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde doktora ve yüksek lisans yapmak için Yüksek Öğretim Kanunu 35. maddesi gereğince görevlendirildiğini, davacının doktora ve yüksek lisansını tamamlayarak 2012 yılından beri Gaziosmanpaşa Üniversitesi Eğitim Fakültesinde Yardımcı Doçent Doktor olarak görevini sürdürdüğünü, 2006 yılında Abant İzzet Baysal Üniversitesi’ne doktora eğitimine gitmek için görev yaptığı Gaziosmanpaşa Üniversitesine başvuru yaptığını ve başvurusunun kabul gördüğünü, ancak Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğünce, davacının doktora eğitimine gidebilmesi için 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun 35. Maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlanan “Bir üniversite adına diğer üniversitede lisansüstü eğitim gören araştırma görevlileri hakkında yönetmeliğin” 4. Maddesi uyarınca Doktora Sonrası Mecburi Hizmet Yaptırabilmek Amacıyla Rektörlükçe düzenlenen taahhüt ve kefalet senedi imzalattırıldığını, davacının Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğü’ne 03.06.2013 tarihli vermiş olduğu dilekçe ile; mecburi hizmet yükümlüğünün kaldırılmasını istediğini, ancak Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğü Personel Daire Başkanlığınca 07.06.2013 tarih, 81269015-641-2851 sayılı cevabi yazıyla davacının bu isteğine olumsuz cevap verdiğini belirterek, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğü Personel Daire Başkanlığı’nın 07.06.2013 tarih ve 81269015-641-2851 sayılı işleminin iptal edilerek, mecburi hizmet yükümlülüğünün kaldırılmasına karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğü vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle görev itirazında bulunulmuştur.

Tokat İdare Mahkemesi: 06.11.2013 gün ve E:2013/424 sayı ile özetle, ‘’ … 2547 sayılı Yasa uyarınca başka bir üniversitede öğretim üyesi yetiştirme programı kapsamında eğitim yapmak üzere görevlendirilmesindeki amaç göz önünde bulundurulduğunda, davacının idare ile eşit düzeyde olarak, isteği ve özgür iradesi ile imzalamadığı taahhüt ve kefalet senedi uyarınca davacıya mecburi hizmet yükümlülüğü getiren işlemden kaynaklı uyuşmazlığın özel hukuk alanını ilgilendiren bir uyuşmazlık olmadığı açıkça anlaşıldığından çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde idari yargının yetkili olduğu açıktır’’ demek suretiyle davalı Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolunda süresi içerisinde sunduğu dilekçesi üzerine dava dosya örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı: ‘’ … Dava konusu uyuşmazlık, taraflar arasındaki sözleşmeden diğer bir ifadeyle yüklenme ve kefalet senedinde yer alan borçtan kaynaklanmaktadır. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun öğretim elemanı yetiştirmeye ilişkin 35. maddesinde: Yükseköğretim kurumları; kendilerinin ve yeni kurulmuş ve kurulacak diğer yükseköğretim kurumlarının ihtiyacı için yurt içinde ve dışında, kalkınma planı ilke ve hedeflerine ve Yükseköğretim Kurulunun belirteceği ihtiyaca ve esaslara göre öğretim elemanı yetiştirirler. (Ek fıkra: 17/08/1983-2880/18 md.) Öğretim elemanı yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadroları, araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir üniversiteye, Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebilir. Bu şekilde doktora veya tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanlar, bu eğitimin sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine dönerler.

(Ek fıkra: 17/08/1983 - 2880/18 md.) Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır.” hükmü yer almaktadır.

Olayda, davacı Abant İzzet Baysal Üniversitesinde görevlendirilmeden önce kefalet senedi verilmek suretiyle Üniversite ile araştırma görevlisi arasında, tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini içeren bir sözleşme ilişkisi kurulduğu açıktır.

Dolayısıyla, uyuşmazlık taraflar arasındaki sözleşmeden diğer bir ifadeyle yüklenme ve kefalet senedinde yer alan borçtan kaynaklanmaktadır. Sözleşmede yer alan borçtan kaynaklanan uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine’’ karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 1.4.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dosya örneği üzerinde 2247 sayılı Kanun’un 27.maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin anılan Kanun’un 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Gaziosmanpaşa Üniversitesi adına, 2547 sayılı Kanun’un 35.maddesi uyarınca Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) kapsamında Abant İzzet Baysal Üniversitesinde doktora eğitimi almış ve bunun karşılığında, kefalet senedi ile mecburi hizmet yükümlüğüne girmiş olan davacının, kefalet senedi kapsamında olan mecburi hizmet yükümlüğünün kaldırılması istemiyle davalı idareye yaptığı başvurunun reddi üzerine, bu işlemin iptali istemi ile açılmıştır.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun, “Öğretim elemanı yetiştirme” başlıklı 35. maddesinde “Yükseköğretim kurumları; kendilerinin ve yeni kurulmuş ve kurulacak diğer yükseköğretim kurumlarının ihtiyacı için yurt içinde ve dışında, kalkınma planı ilke ve hedeflerine ve Yükseköğretim Kurulunun belirteceği ihtiyaca ve esaslara göre öğretim elemanı yetiştirirler.

(Ek fıkralar: 17/8/1983-2880/18 md.) Öğretim elemanı yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadroları, araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir üniversiteye, Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebilir. Bu şekilde doktora veya tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanlar, bu eğitimin sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine dönerler.

Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır.” hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak görev yapmakta iken, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 35.maddesi uyarınca davalı idare adına Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde doktora eğitimi yapmak üzere görevlendirilen davacının, doktora öğrencisi olarak Abant İzzet Baysal Üniversitesi'ne gönderilmesinden önce, davacı ile müşterek borçlu ve müteselsil kefilleri tarafından düzenlenen taahhütname ve yüklenme senedi kapsamında yer alan mecburi hizmet yükümlüğünün kaldırılması istemiyle davalı idareye yaptığı başvurunun reddi üzerine bu işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, taahhüt ve kefalet senedinin davacı ve kefilleri tarafından tek taraflı olarak imzalanarak idareye karşı taahhütte bulunulması karşısında, davacı tarafından senedin iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Tokat İdare Mahkemesi’nin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Tokat İdare Mahkemesinin 06.11.2013 gün ve E:2013/424 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 1.4.2014 gününde Üye Sıddık YILDIZ’ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Dava, Davalı Üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışmakta iken, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 35.maddesi kapsamında davalı idare adına başka bir üniversitede lisansüstü eğitim yapmak üzere görevlendirilen davacının, görevlendirme işleminden önce imzaladığı taahhüt ve kefalet senedi uyarınca, mecburi hizmet yükümlülüğü ile kefalet senedinin iptali istemiyle açılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-a maddesinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları idari dava türleri arasında sayılmıştır.

2547 sayılı Yasa uyarınca başka bir üniversitede öğretim üyesi yetiştirme programı kapsamında eğitim yapmak üzere görevlendirilmesindeki amaç göz önünde bulundurulduğunda, davacının bu taahhüt ve kefalet senedini idare ile eşit düzeyde olarak, isteği ve özgür iradesi ile imzaladığından söz etmeye olanak bulunmadığından, ortada özel hukuk alanını ilgilendiren bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

İdarece kamu gücüne dayanılarak ve tek taraflı irade ile kurulan taahhüt ve kefalet senedine ilişkin uyuşmazlığın 2577 sayılı Yasanın 2/1-a maddesinde sayılan iptal davaları kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca yapılan başvurunun reddi gerektiği görüşüyle, aksi yöndeki karara karşıyım.

 

 

Üye

Sıddık YILDIZ

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

16-ESAS NO : 2014/319

KARAR NO : 2014/361

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının taşınmazı üzerinde konulan kısıtlamanın (hukuki el atmanın) yol açtığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın imar planından kaynaklanan tazminat davaları kapsamında, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : İ.Y.

Vekili : Av. H.K. & Av. H.G.

Davalı: Ümraniye Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. Ö.K.S.

O L A Y: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin İstanbul İli, Ümraniye İlçesi, 2.Bölge Bucağı, Çakmak Mahallesi, Kireçhane Kapanağılı mevkii, 31 Pafta, 822 Ada, 10 Parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, dava konusu taşınmazın imar planında “Park Alanı”nda kaldığını, dava konusu taşınmaza fiilen el atıldığını; davacının mülkiyet hakkının fiilen engellenmiş olduğunu ve bu nedenle zarar gördüğünü belirterek; metrekare ve değer yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte şimdilik 10.000,00 TL’sinin davalı idareden tahsiline, bedeli ödenen kısımların davalı lehine tapudan terkinine karar verilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Ümraniye Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.

İstanbul Anadolu 15.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin; 03.10.2013 gün ve 2013/221 Esas sayılı ön inceleme celsesinde, davalı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Ümraniye Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 1.4.2014 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27.maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Ümraniye Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Ümraniye Belediye Başkanlığı bakımından, 10. maddede öngörülen biçimde, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.

İstanbul Anadolu 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/221 Esas sayılı dosyası 2247 Sayılı Yasanın 10. md.’si uyarınca mahkememize gelmekle, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda; Mahkememizce dava konusu İstanbul İli, Ümraniye İlçesi, 2.Bölge Bucağı, Çakmak Mahallesi, Kireçhane Kapanağılı Mevkii, 31 Pafta, 822 Ada, 10 Parsel sayılı taşınmaza fiili el atma olup olmadığı hususunda bilgi verilmesi için 04.03.2014 tarihinde mahkemesine müzekkere yazılmış olup, mahkemece gönderilen 10.12.2013 tarih ve 2013/221 Esas sayılı İnşaat Mühendisi Çidem Başoğlu, İnşaat Mühendisi Bahar Bakırcı, İnşaat Mühendisi Hayrettin Kırçıl’a ait bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın üzerinin boş olduğu hususu belirtilmiş olup, mahkemenin 11.03.2014 tarihli celsesinde davanın yargı yolu bakımından reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

2247 sayılı Yasa’nın 10.maddesi Olumlu Görev Uyuşmazlığı Çıkarma başlıklı olup, buna göre;

‘’Görev uyuşmazlığı çıkarma; adli, idari ve askeri bir yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcı veya Başkanunsözcüsü tarafından görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesidir.

Yetkili Başsavcı veya Başkanunsözcüsünün Uyuşmazlık Mahkemesinden istekte bulunabilmesi için, görev itirazının, hukuk mahkemelerinde en geç birinci oturumda, ceza mahkemelerinde delillerin ikamesine başlamadan önce; idari yargı yerlerinde de dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan yapılmış olması ve yargı yerlerinin de kendilerinin görevli olduklarına karar vermiş bulunmaları şarttır.

Görev itirazının yargı merciince yerinde görülerek görevsizlik kararı verilmesi halinde, görev konusunun Uyuşmazlık Mahkemesince incelenebilmesi, temyizen bu kararın bozulmuş ve yargı merciince de bozmaya uyularak görevli olduğuna karar verilmiş bulunmasına bağlıdır.

Uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makam; reddedilen görevsizlik itirazı adli yargı yararına ileri sürülmüş ise Cumhuriyet Başsavcısı, idari yargı yararına ileri sürülmüş ise Danıştay Başkanının sözcüsü, askeri ceza yargısı yararına ileri sürülmüş ise Askeri Yargıtay Başsavcısı, Askeri İdari Yargı yararına ileri sürülmüş ise bu mahkemenin Başkanının sözcüsüdür.

Görev itirazının reddine ilişkin karara karşı itiraz yolunun açık bulunduğu ceza davalarında ret kararı kesinleşmeden uyuşmazlık çıkarma istenemez.’’ hükmü yer almaktadır.

Anılan yasanın 12.maddesi Yargı Mercilerince yapılacak işlemleri işaret etmekte olup, buna göre;

‘’Görev itirazında bulunan kişi veya makam, itirazın reddine ilişkin kararın verildiği tarihten, şayet bu kararın tebliği gerekiyorsa tebliğ tarihinden, itiraz yolu açık bulunan ceza davalarında ise ret kararının kesinleştiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde, uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçeyi itirazı reddeden yargı merciine verir.

Bu yargı mercii, dilekçenin bir nüshasını ve varsa eklerini yedi gün içinde cevabını bildirmesi için diğer tarafa tebliğ eder. Tebligat yapılan taraf, süresi içinde bu yargı merciine cevabını bildirmezse, cevap vermekten vazgeçmiş sayılır.

Yargı mercii, itiraz dilekçesi üzerine verdiği itirazı ret kararını kaldırarak görevsizlik kararı vermediği takdirde; yetkili makama sunulmak üzere kendisine verilen dilekçeyi, alınan cevabı ve görevsizlik itirazının reddine ilişkin kararını, dava dosyası muhtevasının onaylı örnekleriyle birlikte uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makama gönderir.

Bir davada uyuşmazlık çıkarılması için yalnız bir kez başvurulabilir.’’ hükmü yer almaktadır.

Yasanın 13.maddesi Uyuşmazlık Çıkarma İsteminde Bulunmaya Yetkili Makamca yapılacak işlemleri göstermekte etmekte olup, buna göre;

‘’Uyuşmazlık çıkarma konusundaki dilekçe ile ekleri kendisine ulaşan yetkili makam, gerekirse dilekçedeki veya eklerindeki eksiklikleri tamamlattıktan sonra, uyuşmazlık çıkarmaya yer olmadığı sonucuna varırsa veya yapılan başvuruda 12 nci maddenin birinci fıkrasında öngörülen sürenin geçirilmiş olduğunu tespit ederse, istemin reddine karar verir.Bu karar, ilgili kişilere veya makama ve ilgili yargı merciine, hemen tebliğ olunur. Bu karara karşı hiç bir yargı merciine başvurulamaz.

Uyuşmazlık çıkarılmasını gerekli gördüğü durumlarda yetkili makam,dilekçe ve eklerinin kendisine ulaştığı tarihten, şayet eksiklikleri tamamlatmak yoluna gitmiş ve bu erekle gönderdiği yazıları on gün geçmeden postaya vermiş ise eksikliklerin tamamlandığı tarihten başlayarak en geç on gün içinde düzenleyeceği gerekçeli düşünce yazısını, kendisine gönderilen dilekçe ve ekleri ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesine yollar ve ayrıca Uyuşmazlık Mahkemesine başvurduğunu ilgili yargı merciine hemen bildirir. Bu takdirde ilgili yargı mercii, 18 inci maddede öngörüldüğü şekilde davanın görülmesini geri bırakır.’’ denilmiştir.

Bu yoldan hareketle; yasanın 10/2.maddesine uygun olarak yapılmış bir görev itirazının yargı merciince reddedilmesinden sonra, görev itirazında bulunan kişi veya makamca 12/1.maddede belirtildiği şekilde başvuruda bulunulması üzerine 13.maddede ifade edildiği gibi uyuşmazlık çıkarılması gerekli görülüyor ise, yetkili makamın gerekçeli düşünce yazısı düzenleyerek kendisine gönderilen dilekçe ve ekleri ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne göndereceği, ayrıca Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurduğunu ilgili yargı merciine bildireceğini, yargı merciinin ise 18.maddede öngörüldüğü şekilde davanın görülmesini geri bırakacağını ifade etmiş olmakla birlikte yasanın 18.maddesinde; ‘’Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulduğu resmi yazı ile kendisine bildirilen yargı mercii, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar verilinceye kadar davanın görülmesini geri bırakır. Bu takdirde zamanaşımı süreleriyle öbür kanuni veya hakim tarafından verilen süreler, işin yeniden incelenmesine başlanacağı güne kadar durur. Şu kadar ki, Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulduğunu bildiren yazının alındığı günden başlamak üzere altı ay içinde bu Mahkemenin kararı gelmezse yargı mercii davayı görmeye devam eder. Ancak, esas hakkında son kararı vermeden Uyuşmazlık Mahkemesinin kararı gelirse yargı mercii bu karara uymak zorundadır. Uyuşmazlık çıkarılacağı bildirilerek yargı merciinden davaya bakmanın ertelenmesi istenemez.’’ denilmiş olup,bu bağlamda, Uyuşmazlık Mahkemesine başvurduğunun ilgili yargı merciine bildirilmesi üzerine, her ne kadar yargı merciinden davaya bakmasının ertelenmesi istenemese de, yargı merciinin bu durumu gözeterek görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce bir karar verilinceye kadar davanın görülmesini geri bırakması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.

Dosya kapsamı itibariyle yukarıda belirtilen hükümler ve kabuller doğrultusunda yapılan değerlendirmede, davalı idare tarafından 2247 sayılı Yasanın 10/2.maddesine uygun olarak yapılmış bir görev itirazının bulunduğu, bu itirazın yargı merciince reddi üzerine davalı idarece 12/1.maddede belirtildiği şekilde başvuruda bulunulduğu, başvuru üzerine Danıştay Başsavcılığı’nca 10.maddede belirtildiği şekilde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı, bu durumun 15.01.2014 gün, 2014/11 sayılı yazı ile yargı merciine bildirildiği, buna karşın yargı merciince, 18.maddede belirtildiği şekilde davanın görülmesinin geri bırakılması yerine, 11.03.2014 tarihinde davanın görev yönünden reddine karar verilmiş olduğu anlaşılmakla; her ne kadar, İstanbul Anadolu 15.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın görülmesinin geri bırakılması veya Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesinin beklenilmesi yerine davaya devam edilip hüküm kurulması 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymasa da usulüne uygun olarak yapılmış olan başvuru neticesinde Danıştay Başsavcılığı’nca usulüne uygun şekilde 10.maddeye göre olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılarak dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve sonuçta usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının maliki olduğu taşınmaza, imar planında “Park Alanı”nda kaldığı belirtilmek suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın imar planında “Park Alanı” nda kalan kısmı bakımından metrekare ve değer yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte şimdilik 10.000,00 TL’sinin davalı idareden tahsiline, bedeli ödenen kısımların davalı lehine tapudan terkinine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Mahkememizce, İstanbul Anadolu 15. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne yazılan 04.03.2014 tarihli müzekkere ile dava konusu alanda keşif yapılıp yapılmadığı, yapıldı ise raporun ibraz edilip edilmediği sorulmuş, Mahkememize gönderilen 10.12.2013 tarih ve 2013/221 Esas sayılı İnşaat Mühendisi Çidem Başoğlu, İnşaat Mühendisi Bahar Bakırcı, İnşaat Mühendisi Hayrettin Kırçıl’a ait bilirkişi raporu ile dava konusu taşınmazın üzerinin boş olduğu belirtilmiş olup, buradan hareketle; dava konusu taşınmaza davalı idarece fiilen el atılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa konu parselin imar planında “Park Alanı”nda kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeni ile taşınmazın bedelinin ödenmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarelerce 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacının maliki olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ve tapusunun davalı adına terkinine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı” nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezlinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Ümraniye Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının İstanbul Anadolu 15. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın tazminata ilişkin kısım yönünden kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Ümraniye Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN, İstanbul Anadolu 15.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 03.10.2013 gün ve 2013/221 Esas sayılı KARARININ TAZMİNATA İLİŞKİN KISIM YÖNÜNDEN KALDIRILMASINA, 1.4.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

17-ESAS NO : 2014/331

KARAR NO : 2014/371

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2547 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca araştırma görevlisi olarak davalı Üniversite adına bütünleşik doktora eğitimi yapmak amacıyla Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde göreve başladığı sırada, doktora eğitimini yapabilmesi için davalı üniversite lehine yüklendiği kefalet senedine göre yerine getirmesi gereken mecburi hizmet yükümlülüğünün iptali istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: G.Ç.

Vekili: Av. M.B.

Davalı: Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörlüğü

Vekili: Av. M.F.P.

O L A Y: Davacı vekili, dava dilekçesinde, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörlüğü’nün, 30.07.2013 gün ve 56491874-900.99-8342 sayılı yazısı ile bildirilen, davacının davalı Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörlüğü ile imzaladığı kefalet senedine göre yerine getirmesi gereken mecburi hizmet yükümlülüğünün iptaline yönelik talebinin reddedildiğine dair verilen idari kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekili cevap dilekçesinde, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kararları doğrultusunda, taahhüt ve kefalet senedine ilişkin davalarda görevli ve yetkili mahkemenin adli yargı yeri olduğu belirtilerek görev itirazında bulunmuştur.

SAKARYA 2. İDARE MAHKEMESİ: 31.10.2013 gün ve E:2013/870 sayı ile özetle; 2547 sayılı Yasanın 35. maddesi uyarınca başka bir üniversitede öğretim üyesi yetiştirme programı kapsamında eğitim yapmak üzere görevlendirilmesindeki amaç göz önüne alındığında, davacının taahhüt ve kefalet senedini idare ile eşit düzeyde olarak, isteği ve özgür iradesi ile imzaladığının kabulü mümkün olmadığı gibi, bu senedin ihtiva ettiği yaptırımların, kamu hukuku düzenlemeleri ve hizmet gereklerine dayandığı gerçeği karşısında, senedin icrası aşamasında ortada özel hukuk alanını ilgilendiren bir uyuşmazlığın varlığından söz etmeye olanak bulunmadığından, idarece kamu gücüne dayanılarak ve tek yanlı irade ile kurulan taahhüt ve kefalet senedinde yer alan yaptırımların uygulanmasına ilişkin işlemin iptali isteminden doğan uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna ulaşıldığından, davalı idare vekilinin bu davanın adli yargıda çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle görev itirazının reddi ile görevlilik kararı verilmiştir.

Davalı idare vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki dilekçesi üzerine dava dosya örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI:

“…Dava konusu uyuşmazlık, taraflar arasındaki sözleşmeden diğer bir ifadeyle yüklenme ve kefalet senedinde yer alan borçtan kaynaklanmaktadır. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun öğretim elemanı yetiştirmeye ilişkin 35. maddesinde: Yükseköğretim kurumlan; kendilerinin ve yeni kurulmuş ve kurulacak diğer yükseköğretim kurumlarının ihtiyacı için yurt içinde ve dışında, kalkınma planı ilke ve hedeflerine ve Yükseköğretim Kurulunun belirteceği ihtiyaca ve esaslara göre öğretim elemanı yetiştirirler. (Ek fıkra: 17/08/1983 - 2880/18 nıd.) Öğretim elemanı yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadroları, araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir
üniversiteye, Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebilir. Bu şekilde doktora veya tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanlar, bu eğitimin sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine dönerler.

(Ek fıkra: 17/08/1983 - 2880/18 md.) Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır.” hükmü yer almaktadır.

Olayda, davacı Orta Doğu Teknik Üniversitesi görevlendirilmeden önce yüklenme senedi ve kefalet senedi ile, mecburi hizmet süresi dolmadan hizmetinde bulunduğu Yüksek Öğretim Kurumu ve mecburi hizmetinin devredildiği kurum tarafından görevden çekilmiş sayıldığında mecburi hizmetine tekabül eden ödemelerin tamamının ve % 50 fazlası ile ayrıca bu ödemelere ilişkin sarf tarihinden itibaren hesaplanacak yasal vs. vergi ve kanuni ödemelerle birlikte İnönü Üniversitesi emrine nakden ve defaten ödemeyi kabul ve taahhüt etmiştir. Söz konu yüklenme ve kefalet senedi ile, Üniversiteye karşı mecburi hizmet yükümlülüğü ya da parasal karşılığı taahhüt edilmek suretiyle Üniversite ile araştırma görevlisi arasında, tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini içeren bir sözleşme ilişkisi kurulduğu açıktır.

Dolayısıyla, uyuşmazlık taraflar arasındaki sözleşmeden diğer bir ifadeyle yüklenme ve kefalet senedinde yer alan borçtan kaynaklandığı; sözleşmede yer alan borçtan kaynaklanan uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunduğu…” gerekçesiyle, 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine karar verilerek olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan Akarsu ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dosya örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2547 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca araştırma görevlisi olarak davalı Üniversite adına bütünleşik doktora eğitimi yapmak amacıyla Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde göreve başladığı sırada, doktora eğitimini yapabilmesi için davalı üniversite lehine yüklendiği kefalet senedine göre yerine getirmesi gereken mecburi hizmet yükümlülüğünün iptali istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun, “Öğretim elemanı yetiştirme” başlıklı 35. maddesinde “Yükseköğretim kurumları; kendilerinin ve yeni kurulmuş ve kurulacak diğer yükseköğretim kurumlarının ihtiyacı için yurt içinde ve dışında, kalkınma planı ilke ve hedeflerine ve Yükseköğretim Kurulunun belirteceği ihtiyaca ve esaslara göre öğretim elemanı yetiştirirler.

(Ek fıkralar: 17/8/1983-2880/18 md.) Öğretim elemanı yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadroları, araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir üniversiteye, Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebilir. Bu şekilde doktora veya tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanlar, bu eğitimin sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine dönerler.

Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır.” hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak görev yapmakta iken, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 35.maddesi uyarınca davalı idare adına Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde lisansüstü eğitim yapmak üzere görevlendirilen davacının, yüksek lisans öğrencisi olarak Ortadoğu Teknik Üniversitesi'ne gönderilmesinden önce davacı ile müşterek borçlu ve müteselsil kefilleri tarafından düzenlenen taahhütname ve kefalet senedinin iadesi ile mecburi hizmet yükümlülüğünün kaldırılması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, taahhüt ve kefalet senedinin davacı ve kefilleri tarafından tek taraflı olarak imzalanarak idareye karşı taahhütte bulunulması karşısında, davacı tarafından kefalet senedi nedeniyle yerine getirmesi gereken mecburi hizmet yükümlülüğünün kaldırılması istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Rektörlük vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Sakarya 2. İdare Mahkemesi’nin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Sakarya 2. İdare Mahkemesi’nin 31.10.2013 gün ve E:2013/870 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 01.04.2014 gününde üye Sıddık YILDIZ’ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava, Davalı Üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışmakta iken, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 35.maddesi kapsamında davalı idare adına başka bir üniversitede lisansüstü eğitim yapmak üzere görevlendirilen davacının, görevlendirme işleminden önce imzaladığı taahhüt ve kefalet senedi uyarınca, mecburi hizmet yükümlülüğünün iptali istemiyle açılmıştır

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-a maddesinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları idari dava türleri arasında sayılmıştır.

2547 sayılı Yasa uyarınca başka bir üniversitede öğretim üyesi yetiştirme programı kapsamında eğitim yapmak üzere görevlendirilmesindeki amaç göz önünde bulundurulduğunda, davacının bu taahhüt ve kefalet senedini idare ile eşit düzeyde olarak, isteği ve özgür iradesi ile imzaladığından söz etmeye olanak bulunmadığından, ortada özel hukuk alanını ilgilendiren bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

İdarece kamu gücüne dayanılarak ve tek taraflı irade ile kurulan taahhüt ve kefalet senedine ilişkin uyuşmazlığın 2577 sayılı Yasanın 2/1-a maddesinde sayılan iptal davaları kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca yapılan başvurunun reddi gerektiği görüşüyle, aksi yöndeki karara karşıyım.

 

 

Üye

Sıddık YILDIZ

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

18-ESAS NO : 2014/335

KARAR NO : 2014/375

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2547 sayılı Yasanın 35. maddesi uyarınca öğretim üyesi yetiştirilmek üzere başka bir üniversitede görevlendirilen davacının, mecburi hizmet yükümlülüğünün iptali istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği

K A R A R

Davacı: B.D.

Vekili: Av. M.B.

Davalı: Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğü

Vekili: Av. G.S.

O L A Y: Davacı vekili, dava dilekçesinde, Bülent Ecevit Üniversitesi adına 2547 sayılı Yasa’nın 35. maddesi uyarınca Orta Doğu Teknik Üniversitesinde doktora eğitimi alması nedeniyle davalı Üniversite ile imzalamış olduğu kefalet senedine göre yerine getirmesi gereken mecburi hizmet yükümlülüğünün iptali istemiyle davalı idareye vermiş olduğu dilekçesindeki talebinin reddine ilişkin davalı Üniversitenin 18.7.2013 gün ve 6369 sayılı işleminin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekilince birinci savunma dilekçesinde, taahhüt ve kefalet senedinin davacı ve kefilleri tarafından tek taraflı olarak imzalanıp idareye karşı taahhütte bulunulduğunu, taraflar arasında yüklenme ve kefalet senedinden doğan alacak borç ilişkisi nedeniyle özel hukuk hükümlerine göre adli yargının görevli olduğunu ileri sürerek, görev itirazında bulunulmuştur.

ZONGULDAK İDARE MAHKEMESİ: 25.10.2013 gün ve E:2013/1193 sayı ile, 2547 sayılı Yasa’nın 35., 2914 sayılı Yasa’nın 20. ve Bir Üniversite Adına Bir Diğer Üniversitede Lisansüstü Eğitim Gören Araştırma Görevlileri Hakkında Yönetmeliğin 4. maddelerinden söz ederek, davalı idarenin kamu gücüne dayalı olarak tesis ettiği mecburi hizmet yükümlülüğünden kaynaklanan işlemin idari yargıda görülen iptal davalarının konusuna girdiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı idare vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolunda süresi içerisinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosya örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI : Olayda, davacı görevlendirilmeden önce yüklenme senedi ve kefalet senedi ile, Üniversiteye karşı mecburi hizmet yükümlülüğü ya da parasal karşılığı taahhüt edilmek suretiyle Üniversite ile araştırma görevlisi arasında, tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini içeren bir sözleşme ilişkisi kurulduğu, dolayısıyla, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşmeden diğer bir ifadeyle yüklenme ve kefalet senedinde yer alan borçtan kaynaklandığı, sözleşmede yer alan borçtan kaynaklanan uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu bu nedenlerle 2247 sayılı Kanun’un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri Baydar, Ali Çolak, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT‘un katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosya örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2547 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca davalı Üniversite adına Orta Doğu Teknik Üniversitesinde doktora öğrencisi olarak görevlendirilen davacının, davalı üniversite lehine yüklendiği mecburi hizmet yükümlülüğünün iptali istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun, “Öğretim elemanı yetiştirme” başlıklı 35. maddesinde “Yükseköğretim kurumları; kendilerinin ve yeni kurulmuş ve kurulacak diğer yükseköğretim kurumlarının ihtiyacı için yurt içinde ve dışında, kalkınma planı ilke ve hedeflerine ve Yükseköğretim Kurulunun belirteceği ihtiyaca ve esaslara göre öğretim elemanı yetiştirirler.

(Ek fıkralar: 17/8/1983-2880/18 md.) Öğretim elemanı yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadroları, araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir üniversiteye, Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebilir. Bu şekilde doktora veya tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanlar, bu eğitimin sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine dönerler.

Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır.” hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, Bülent Ecevit Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak görev yapmakta iken, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 35.maddesi uyarınca davalı idare adına Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde lisansüstü eğitim yapmak üzere görevlendirilen davacının, doktora öğrencisi olarak Orta Doğu Teknik Üniversitesine gönderilmesinden önce düzenlenen sözleşme uyarınca mecburi hizmet yükümlülüğü getirildiği ve bu yükümlülüğün iptali istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, taahhüt ve kefalet senedinin davacı ve kefilleri tarafından tek taraflı olarak imzalanarak idareye karşı taahhütte bulunulması karşısında, davacı tarafından mecburi hizmet yükümlülüğünün ve tazminat yükümlülüğünün iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Rektörlük vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Zonguldak İdare Mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Rektörlük vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Zonguldak İdare Mahkemesinin 25.10.2013 gün ve E:2013/1193 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 01.04.2014 gününde Üyelerden Sıdık YILDIZ’ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi

KARŞI OY YAZISI

Dava, Davalı Üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışmakta iken, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 35.maddesi kapsamında davalı idare adına başka bir üniversitede lisansüstü eğitim yapmak üzere görevlendirilen davacının, görevlendirme işleminden önce imzaladığı taahhüt ve kefalet senedi uyarınca, mecburi hizmet yükümlülüğünün iptali istemiyle açılmıştır

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-a maddesinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları idari dava türleri arasında sayılmıştır.

2547 sayılı Yasa uyarınca başka bir üniversitede öğretim üyesi yetiştirme programı kapsamında eğitim yapmak üzere görevlendirilmesindeki amaç göz önünde bulundurulduğunda, davacının bu taahhüt ve kefalet senedini idare ile eşit düzeyde olarak, isteği ve özgür iradesi ile imzaladığından söz etmeye olanak bulunmadığından, ortada özel hukuk alanını ilgilendiren bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

İdarece kamu gücüne dayanılarak ve tek taraflı irade ile kurulan taahhüt ve kefalet senedine ilişkin uyuşmazlığın 2577 sayılı Yasanın 2/1-a maddesinde sayılan iptal davaları kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca yapılan başvurunun reddi gerektiği görüşüyle, aksi yöndeki karara karşıyım.

 

 

Üye

Sıddık YILDIZ

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

19-ESAS NO : 2014/341

KARAR NO : 2014/381

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Bülent Ecevit Üniversitesi adına, 2547 sayılı Kanun’un 35.maddesi uyarınca Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) kapsamında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Metalürji ve Malzeme Mühendisliği Bölümünde görevlendirilen ve bunun karşılığında, kefalet senedi ile mecburi hizmet yükümlüğüne girmiş olan davacının, mecburi hizmet yükümlüğünün kaldırılması istemiyle davalı idareye yaptığı başvurunun reddi üzerine, bu işlemin iptali istemi ile açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: G.Ç.

Vekili: Av. M.B.

Davalı: Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğü İncivez / ZONGULDAK

Vekili: Av. D.A.A.

O L A Y: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Bülent Ecevit Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalışırken, 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun 35. Maddesi kapsamında Kamu Personeline Mahsus Yüklenme Senedi ve Muteber İmzalı Müteselsil Kefalet Senedi imzalayarak Bülent Ecevit Üniversitesi adına Öğretim Üyesi Yerleştirme Programı kapsamında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Metalürji ve Malzeme Mühendisliği Bölümünde görevlendirildiğini, davacının, davalı Üniversiteye vermiş olduğu 05.08.2013 tarihli dilekçe ile; mecburi hizmet yükümlüğünün kaldırılmasını istediğini, ancak davalı Üniversite tarafından 12.08.2013 tarih ve 96759302-7114 sayılı cevabi yazıyla talebin reddedildiğini belirtilerek, Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğü Personel Daire Başkanlığı’nın 12.08.2013 tarih ve 96759302-7114 sayılı işleminin iptal edilerek, mecburi hizmet yükümlülüğünün kaldırılmasına karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğü vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle görev itirazında bulunulmuştur.

Zonguldak İdare Mahkemesi: 06.11.2013 gün ve E:2013/1318 sayı ile özetle, “...bir kamu kuruluşu olan davalı idarenin kamu gücünü kullanarak ve tek taraflı olarak tesis ettiği davacının, mecburi hizmet yükümlüğünün kaldırılması ve imzaladığı taahhüt ve kefalet senedinin iptaline karar verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemin iptali istemiyle açılan bu davanın yargısal denetiminin idare hukukuna ait ilkeler göz önünde bulundurulduğunda idari yargı yerince yapılmasının zorunlu olduğu sonucuna ulaşılmış olup, davalı idarenin görev itirazı yerinde görülmemiştir.” demek suretiyle davalı Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolunda süresi içerisinde sunduğu dilekçesi üzerine dava dosya örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı: ‘’ … Dava konusu uyuşmazlık, taraflar arasındaki sözleşmeden diğer bir ifadeyle yüklenme ve kefalet senedinde yer alan borçtan kaynaklanmaktadır. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun öğretim elemanı yetiştirmeye ilişkin 35. maddesinde: Yükseköğretim kurumları; kendilerinin ve yeni kurulmuş ve kurulacak diğer yükseköğretim kurumlarının ihtiyacı için yurt içinde ve dışında, kalkınma planı ilke ve hedeflerine ve Yükseköğretim Kurulunun belirteceği ihtiyaca ve esaslara göre öğretim elemanı yetiştirirler. (Ek fıkra: 17/08/1983 - 2880/18 md.) Öğretim elemanı yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadroları, araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir üniversiteye, Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebilir. Bu şekilde doktora veya tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanlar, bu eğitimin sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine dönerler.

(Ek fıkra: 17/08/1983 - 2880/18 md.) Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır.” hükmü yer almaktadır.

Olayda, davacı Orta Doğu Teknik Üniversitesinde görevlendirilmeden önce kefalet senedi verilmek suretiyle Üniversite ile araştırma görevlisi arasında, tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini içeren bir sözleşme ilişkisi kurulduğu açıktır.

Dolayısıyla, uyuşmazlık taraflar arasındaki sözleşmeden diğer bir ifadeyle yüklenme ve kefalet senedinde yer alan borçtan kaynaklanmaktadır. Sözleşmede yer alan borçtan kaynaklanan uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine’’ karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 1.4.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dosya örneği üzerinde 2247 sayılı Kanun’un 27.maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin anılan Kanun’un 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Bülent Ecevit Üniversitesi adına, 2547 sayılı Kanun’un 35.maddesi uyarınca Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) kapsamında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Metalürji ve Malzeme Mühendisliği Bölümünde görevlendirilen ve bunun karşılığında, kefalet senedi ile mecburi hizmet yükümlüğüne girmiş olan davacının, kefalet senedi kapsamında olan mecburi hizmet yükümlüğünün kaldırılması istemiyle davalı idareye yaptığı başvurunun reddi üzerine, bu işlemin iptali istemi ile açılmıştır.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun, “Öğretim elemanı yetiştirme” başlıklı 35. maddesinde “Yükseköğretim kurumları; kendilerinin ve yeni kurulmuş ve kurulacak diğer yükseköğretim kurumlarının ihtiyacı için yurt içinde ve dışında, kalkınma planı ilke ve hedeflerine ve Yükseköğretim Kurulunun belirteceği ihtiyaca ve esaslara göre öğretim elemanı yetiştirirler.

(Ek fıkralar: 17/8/1983-2880/18 md.) Öğretim elemanı yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadroları, araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir üniversiteye, Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebilir. Bu şekilde doktora veya tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanlar, bu eğitimin sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine dönerler.

Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır.” hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, Bülent Ecevit Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak görev yapmakta iken, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 35.maddesi uyarınca davalı idare adına Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Metalürji ve Malzeme Mühendisliği Bölümünde görevlendirilen ve buna karşılık kefalet senedi ile mecburi hizmet yükümlülüğüne giren davacının, mecburi hizmet yükümlüğünün kaldırılması istemiyle davalı idareye yaptığı başvurunun reddi üzerine bu işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, taahhüt ve kefalet senedinin davacı ve kefilleri tarafından tek taraflı olarak imzalanarak idareye karşı taahhütte bulunulması karşısında, davacı tarafından senedin iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Zonguldak İdare Mahkemesi’nin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Zonguldak İdare Mahkemesinin 06.11.2013 gün ve E:2013/1318 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 1.4.2014 gününde Üye Sıddık YILDIZ’ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Dava, Davalı Üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışmakta iken, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 35.maddesi kapsamında davalı idare adına başka bir üniversitede lisansüstü eğitim yapmak üzere görevlendirilen davacının, görevlendirme işleminden önce imzaladığı taahhüt ve kefalet senedi uyarınca, mecburi hizmet yükümlülüğü ile kefalet senedinin iptali istemiyle açılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-a maddesinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları idari dava türleri arasında sayılmıştır.

2547 sayılı Yasa uyarınca başka bir üniversitede öğretim üyesi yetiştirme programı kapsamında eğitim yapmak üzere görevlendirilmesindeki amaç göz önünde bulundurulduğunda, davacının bu taahhüt ve kefalet senedini idare ile eşit düzeyde olarak, isteği ve özgür iradesi ile imzaladığından söz etmeye olanak bulunmadığından, ortada özel hukuk alanını ilgilendiren bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

İdarece kamu gücüne dayanılarak ve tek taraflı irade ile kurulan taahhüt ve kefalet senedine ilişkin uyuşmazlığın 2577 sayılı Yasanın 2/1-a maddesinde sayılan iptal davaları kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca yapılan başvurunun reddi gerektiği görüşüyle, aksi yöndeki karara karşıyım.

 

 

Üye

Sıddık YILDIZ

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

20-ESAS NO : 2014/344

KARAR NO : 2014/384

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Araştırma Görevlisi olarak çalışmakta iken, 2547 sayılı Yasanın 35. maddesi uyarınca lisansüstü ve doktora eğitimi yapmak üzere başka bir üniversitede görevlendirilen ve taahhüt ve kefalet senedi imzalayan davacı tarafından, mecburi hizmet yükümlülüğünün kaldırılması istemiyle yapmış olduğu başvurusunun reddine ilişkin işleminin iptal edilerek, mecburi hizmet yükümlülüğünün kaldırılması istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: İ.S.

Vekili: Av. B.K.

Davalı: Tokat /Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğü

Vekili: Av. B.Ç.

O L A Y: Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkilinin Gaziosmanpaşa Üniversitesi Eğitim Fakültesinde araştırma görevlisi olarak görev yapmakta iken, 2005 yılında 2547 sayılı Kanunun 35. maddesi uyarınca Abant İzzet Baysal Üniversitesinde doktora ve yüksek lisans yapmak üzere görevlendirildiğini; doktora ve yüksek lisansını tamamlayarak 2013 yılından itibaren Gaziosmanpaşa Üniversitesi Eğitim Fakültesinde Yardımcı Doçent Doktor olarak görevini sürdürdüğünü; müvekkilinin, 2005 yılında doktora eğitimine gitmek için görev yaptığı Üniversitesine başvurduğunu, başvurusunun kabul edildiğini ancak davalı Rektörlükçe, 2547 Sayılı Kanunun 35. maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlanan “Bir Üniversite adına diğer üniversitede lisansüstü eğitim gören araştırma görevlileri hakkında yönetmeliğin” 4. Maddesi uyarınca Doktora Sonrası Mecburi Hizmet Yaptırabilmek Amacıyla Rektörlükçe düzenlenen taahhüt ve kefalet senedi imzalattırıldığını; müvekkilinin söz konusu belgeyi eğitime gitmek amacıyla zorunlu bir şekilde imzalamak zorunda kaldığını; bilahare davalı Rektörlüğe vermiş olduğu 03.06.2013 tarihli dilekçe ile, mecburi hizmet yükümlüğünün kaldırılmasını istediğini; ancak Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğü Personel Daire Başkanlığı’nca 07.05.2013 tarih. 81269015-541-2852 sayılı cevabi yazıyla müvekkilinin bu isteğine olumsuz cevap verildiğini; müvekkilinin başka bir üniversiteye geçme durumunun bulunduğunu, ancak vermiş olduğu taahhüt ve kefalet senedinin, müvekkilinin önüne engel olarak konulduğunu, müvekkilinin sürekli icra tehdidi altında yaşamak zorunda kaldığını, senedin varlığının, müvekkilini olumsuz olarak etkilediğini, bilimsel çalışmalarına engel teşkil ettiğini, mecburi hizmetinin bulunduğundan bahisle tayin taleplerine olumsuz cevap verildiğini ifade ederek; Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğü Personel Daire Başkanlığının 7.6.2013 tarih ve 81269015-641-2852 sayılı işleminin iptal edilerek, mecburi hizmet yükümlülüğünün kaldırılmasına karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı İdare vekili birinci savunma dilekçesinde, Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarına göre, uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevli olduğunu ileri sürerek, görev itirazında bulunmuştur.

TOKAT İDARE MAHKEMESİ: 6.11.2013 gün ve E:2013/423 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2’inci maddesinde, idari dava türlerinin sayıldığı; buna göre, a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile ilgili hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaların, idari dava türleri olarak belirlendiği; 2547 sayılı Yasa uyarınca başka bir üniversitede öğretim üyesi yetiştirme programı kapsamında eğitim yapmak üzere görevlendirilmesindeki amaç göz önünde bulundurulduğunda, davacının idare ile eşit düzeyde olarak, isteği ve özgür iradesi ile imzalamadığı taahhüt ve kefalet senedi uyarınca davacıya mecburi hizmet yükümlülüğü getiren işlemden kaynaklı uyuşmazlığın, özel hukuk alanını ilgilendiren bir uyuşmazlık olmadığı açıkça anlaşıldığından, çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde idari yargının yetkili olduğu; bu durumda; idarece kamu gücüne dayanılarak ve tek taraflı irade ile kurulan taahhüt ve kefalet senedine dayanılarak davacıya mecburi hizmet yükümlülüğü getiren uyuşmazlığın 2577 sayılı Yasanın 2/1-a maddesinde sayılan iptal davaları kapsamında görüm ve çözümünün, idare mahkemelerinin görev alanına girdiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle; davalı idarenin görev itirazının reddine, uyuşmazlığın çözümünde Mahkemelerinin görevli olduğuna karar vermiştir.

Davalı vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolunda süresi içerisinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Konunun çözümü için uyuşmazlığın temelini oluşturan işlemin incelenmesinin gerektiği; dava konusu uyuşmazlığın, taraflar arasındaki sözleşmeden diğer bir ifadeyle yüklenme ve kefalet senedinde yer alan borçtan kaynaklandığı; 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun öğretim elemanı yetiştirmeye ilişkin 35. maddesinde: Yükseköğretim kurumları; kendilerinin ve yeni kurulmuş ve kurulacak diğer yükseköğretim kurumlarının ihtiyacı için yurt içinde ve dışında, kalkınma planı ilke ve hedeflerine ve Yükseköğretim Kurulunun belirteceği ihtiyaca ve esaslara göre öğretim elemanı yetiştirirler. (Ek fıkra: 17/08/1983 -2880/18 md.) Öğretim elemanı yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadroları, araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir üniversiteye, Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebilir. Bu şekilde doktora veya tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanlar, bu eğitimin sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine dönerler. / (Ek fıkra: 17/08/1983 - 2880/18 md.) Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır.” hükmünün yer aldığı; olayda, davacının Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nde görevlendirilmeden önce kefalet senedi ile, mecburi hizmet süresi dolmadan hizmetinde bulunduğu Yüksek Öğretim Kurumu ve mecburi hizmetinin devredildiği kurum tarafından görevden çekilmiş sayıldığında mecburi hizmetine tekabül eden ödemelerin tamamının ve % 50 fazlası ile ayrıca bu ödemelere ilişkin sarf tarihinden itibaren hesaplanacak yasal vs. vergi ve kanuni ödemelerle birlikte Üniversitesi emrine nakden ve defaten ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, söz konu yüklenme ve kefalet senedi ile, Üniversiteye karşı mecburi hizmet yükümlülüğü ya da parasal karşılığı taahhüt edilmek suretiyle Üniversite ile araştırma görevlisi arasında, tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini içeren bir sözleşme ilişkisi kurulduğunun açık olduğu; dolayısıyla, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşmeden diğer bir ifadeyle yüklenme ve kefalet senedinde yer alan borçtan kaynaklandığı, sözleşmede yer alan borçtan kaynaklanan uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısının yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 1.4.2014 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dosya örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Eğitim Fakültesinde Araştırma Görevlisi olarak çalışmakta iken, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca Gaziosmanpaşa Üniversitesi adına öğretim Üyesi Yetiştirme Programı kapsamında lisansüstü ve doktora eğitimi yapmak üzere kadrosu geçici olarak Abant İzzet Baysal Üniversitesine aktarılan ve davalı İdareye karşı taahhüt ve kefalet senedi imzalayan davacının, mecburi hizmet yükümlülüğünün kaldırılması istemiyle yapmış olduğu başvurusunun reddine ilişkin, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Personel Daire Başkanlığının 7.6.2013 tarih ve 81269015-641-2852 sayılı işleminin iptal edilerek, mecburi hizmet yükümlülüğünün kaldırılmasına karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun, “Öğretim elemanı yetiştirme” başlıklı 35. maddesinde “Yükseköğretim kurumları; kendilerinin ve yeni kurulmuş ve kurulacak diğer yükseköğretim kurumlarının ihtiyacı için yurt içinde ve dışında, kalkınma planı ilke ve hedeflerine ve Yükseköğretim Kurulunun belirteceği ihtiyaca ve esaslara göre öğretim elemanı yetiştirirler.

(Ek fıkralar: 17/8/1983-2880/18 md.) Öğretim elemanı yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadroları, araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir üniversiteye, Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebilir. Bu şekilde doktora veya tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanlar, bu eğitimin sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine dönerler.

Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır.” hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak görev yapmakta iken, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 35.maddesi uyarınca davalı idare adına Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde lisansüstü ve doktora eğitimi yapmak üzere görevlendirilen davacı tarafından, Abant İzzet Baysal Üniversitesi'ne gönderilmesinden önce düzenlenen taahhüt ve kefalet senedinden kaynaklanan mecburi hizmet yükümlülüğünün kaldırılması istemiyle yapmış olduğu başvurusunun reddine ilişkin, Gaziosmanpaşa Üniversitesi işleminin iptal edilerek, mecburi hizmet yükümlülüğünün kaldırılmasına karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, taahhüt ve kefalet senedinin davacı ve kefilleri tarafından tek taraflı olarak imzalanarak idareye karşı taahhütte bulunulması karşısında, davacı tarafından mecburi hizmet yükümlülüğünün iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı rektörlük vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Tokat İdare Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Rektörlük vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Tokat İdare Mahkemesinin 6.11.2013 gün ve E:2013/423 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.4.2014 gününde Üye Sıddık YILDIZ’ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Eğitim Fakültesinde Araştırma Görevlisi olarak çalışmakta iken, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca Gaziosmanpaşa Üniversitesi adına öğretim Üyesi Yetiştirme Programı kapsamında lisansüstü ve doktora eğitimi yapmak üzere kadrosu geçici olarak Abant İzzet Baysal Üniversitesine aktarılan ve davalı İdareye karşı taahhüt ve kefalet senedi imzalayan davacının, mecburi hizmet yükümlülüğünün kaldırılması istemiyle yapmış olduğu başvurusunun reddine ilişkin, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Personel Daire Başkanlığının 7.6.2013 tarih ve 81269015-641-2852 sayılı işleminin iptal edilerek, mecburi hizmet yükümlülüğünün kaldırılmasına karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-a maddesinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları idari dava türleri arasında sayılmıştır.

2547 sayılı Yasa uyarınca başka bir üniversitede öğretim üyesi yetiştirme programı kapsamında eğitim yapmak üzere görevlendirilmesindeki amaç göz önünde bulundurulduğunda, davacının bu taahhüt ve kefalet senedini idare ile eşit düzeyde olarak, isteği ve özgür iradesi ile imzaladığından söz etmeye olanak bulunmadığından, ortada özel hukuk alanını ilgilendiren bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

İdarece kamu gücüne dayanılarak ve tek taraflı irade ile kurulan taahhüt ve kefalet senedine ilişkin uyuşmazlığın 2577 sayılı Yasanın 2/1-a maddesinde sayılan iptal davaları kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca yapılan başvurunun reddi gerektiği görüşüyle, aksi yöndeki karara karşıyım.

 

 

Üye

Sıddık YILDIZ

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

21-ESAS NO : 2014/354

KARAR NO : 2014/394

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş.’de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : A.F.

Davalı: Türk Telekom A.Ş.

Vekili: Av. Z.A.

O L A Y: Davacı dava dilekçesinde özetle; Mersin İl Telekom Müdürlüğü nezdinde teknisyen olarak görev yapmakta iken kurumun 14.11.2005 tarihinde özelleştirilmesi üzerine adının 4046 sayılı kanunun 22. maddesi gereğince başka kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmek üzere Devlet Personel Başkanlığı’na bildirildiğini ve 11.03.2010 tarihinde 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’na tabi olarak Anamur İlçe Tarım Müdürlüğü’ne teknisyen olarak atandığını, ancak bu nakil sırasında düzenlenen maaş nakil ilmuhaberinde 2010/7 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı gereğince verilmesi gereken ek ödemenin gösterilmediğini, bu nedenle davalı şirkete söz konusu yanlışlığın düzeltilmesi istemi ile yapılan 03.02.2011 tarihli başvurusunun reddedildiğini belirterek; davalı idarenin 16.02.2011 tarih ve B.11.2.TTŞ.4.33.00.16/ 900-3-10-1337 sayılı talebinin reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi istemi ile idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Türk Telekom A.Ş. vekili süresi içerisinde verdiği dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.

Mersin 2. İdare Mahkemesi’nin; 05.05.2011 gün ve 2011/390 Esas, 2011/536 Karar sayılı kararında özetle; uyuşmazlıkta, davalının özel hukuk tüzel kişisi olması nedeniyle idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari davadan söz edilemeyeceğinden; uyuşmazlığın esasının özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerince çözümlenmesi gerektiğini gerekçe göstererek, davanın görev yönünden reddine karar vermiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Danıştay 5. Dairesi 21.12.2011 gün ve 2011/6564 Esas, 2011/7847 Karar sayılı kararı ile; imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetini yürütmekle görevli ve yetkili kılınması nedeni ile diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olarak kimi kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan davalının, 406 sayılı yasa hükümleri ile yüklendiği kamu kuruluşlarına nakil hakkı bulunan personeli ile ilgili görevleri konusunda tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olması ve bu işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargıda görülmesi gerektiğini gerekçe göstererek Mersin 2.İdare Mahkemesi’nin kararını bozmuştur.

Mersin 2. İdare Mahkemesi 30.04.2012 gün ve 2012/478 Esas, 2012/456 Karar sayılı kararında özetle; uyuşmazlığın çözümünün mahkemelerinin görevinde olmayıp, adli yargının görevine girdiğini, nitekim Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 05.07.2010 gün ve E:2010/56, K:2010/157 sayılı; 19.12.2011 gün ve E:2011/219, K:2011/295 sayılı kararlarının da bu yönde olduğunu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49/4 maddesi uyarınca bozma kararına uyulmayarak önceki kararda ısrar edilmesine, 2577 sayılı Yasa’nın 15.maddesinin 1-a bendi uyarınca davanın görev yönünden reddine karar vermiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 21.11.2012 gün ve 2012/1841 Esas, 2012/2171 Karar sayılı kararı ile; imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetini yürütmekle görevli ve yetkili kılınması nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olarak kimi kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı Yasa hükümleri ile kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ile ilgili olarak bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu sonucuna varılmakla, aksi yöndeki kararda hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle Mersin 2.İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mersin 2.İdare Mahkemesi’nin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun Bozma ilamı sonrasında verdiği 03.10.2013 tarih ve 2013/836 Esas sayılı kararı ile davalı vekilinin görev itirazının reddine karar verdiği anlaşılmıştır.

Davalı Türk Telekom A.Ş. vekilinin idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekom A.Ş.’nin hazineye ait %55 hissesinin Bakanlar Kurulu’nun 25.07.2005 tarih 2005/9146 sayılı kararı ile 14.11.2005 tarihinde hisse Satış sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satıldığını, 406 sayılı yasanın Ek 29. Maddesinin 03.07.2005 tarih ve 5398 sayılı kanunla değişik 1. Fıkrasında “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının %50’nin altına düşmesi durumunda, Türk Telekom’da ek 22. Maddenin (a) bendinin bu kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.01.1990 tarihli ve 399 sayılı KHK’ye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel kamu görevlerinden 180 gün aralıksız izinli sayılır. Bu personel belirlenen süre içinde Türk Telekom’da çalışmaya devam edere ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığı’na bildirildikleri tarihe kadar ki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır” hükmüne yer verildiğini, davanın açıldığı tarihte kamu kuruluşu niteliği taşımayan davalı şirkete karşı hatalı düzenlenen maaş nakil ilmuhaberinin iptali istemi ile açılan davanın 2577 sayılı yasanın 2/1 maddesi gereğince idari yargının görevine girmediğini bu sebeplerle davanın adli yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 1.4.2014 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME:

Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Türk Telekom A.Ş. vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Türk Telekom A.Ş. bakımından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Türk Telekom A.Ş.'nde çalışmakta iken kurumun özelleştirilmesi nedeni ile başka kuruma atanan davacının, hatalı düzenlenen maaş nakil ilmuhaberinin iptali istemi ile yaptığı başvurusunun reddine ilişkin davalı idarenin 16.02.2011 tarih ve B.11.2.TTŞ.4.33.00.16/900-3-10-1337 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.

1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.

27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.

Öte yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı %50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003 tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.

Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır.

Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.

Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:

Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000 tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.

Anılan 4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare: 12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.

406 sayılı Yasa’nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve 24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.

Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004 tarihleri arasında geçerli olmuştur.

Anayasa’nın 128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.

406 sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…” denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.

Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığı’na bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin iptali istemiyle Mersin 2.İdare Mahkemesi’nde dava açıldığı; Mersin 2. İdare Mahkemesi’nin 05.05.2011 gün ve 2011/390 Esas, 2011/536 Karar sayılı ilk kararında davanın görev yönünden reddine karar verdiği; kararın, davacı tarafından temyizi üzerine Danıştay 5. Dairesi’nin 21.12.2011 gün ve 2011/6564 Esas, 2011/7847 Karar sayılı kararı ile davanın idari yargıda görülmesi gerektiğini belirtilerek bozulduğu; Mersin 2.İdare Mahkemesi’nin 30.04.2012 gün ve 2012/478 Esas, 2012/456 Karar sayılı kararı ile bozma kararına uyulmayarak önceki kararda ısrar edilmesine karar verdiği, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 21.11.2012 gün ve 2012/1841 Esas, 2012/2171 Karar sayılı bozma ilamı sonrasında Mersin 2.İdare Mahkemesi’nin 03.10.2013 gün ve 2013/836 Esas numaralı kararı ile davalının görev itirazının reddine karar verdiği; davalı vekilinin istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması talebi ile dosyanın Mahkememize gönderildiği anlaşılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:

“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

c) (Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.

Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı Türk Telekom A.Ş. vekilinin görev itirazının Mersin 2. İdare Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Türk Telekom A.Ş. vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN, Mersin 2.İdare Mahkemesi’nin 03.10.2013 tarih ve 2013/836 Esas sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 1.4.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

22-ESAS NO : 2014/407

KARAR NO : 2014/446

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İdarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : A.M. (M.)

Vekili : Av. A.A.

Davalı: Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. B.V.

O L A Y: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının, Ankara İli, Çankaya İlçesi Dikmen Mahallesi 154 nolu kadastro parselinde hissedar iken, bu parseldeki hissesinin imar sonucu Ankara İli, Çankaya İlçesi Dikmen Mahallesi, 29273 ada 1 parsel, 29273 ada 3 parsel ve 29274 ada 1 parsel nolu taşınmazlara şuyulandırıldığını, davacının taşınmazının bulunduğu mahallin Dikmen vadisi 4. ve 5. etaplar Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında kalması nedeniyle 29.11.1990 tarih ve 3967 karar nolu Kamu Yararı Kararı ve Valilik Makamının 27.12.1990 tarihli onayı ile kamulaştırılmasına karar verilmiş olmasına karşın, davalı idarenin Kamulaştırma Yasası’nın 10. maddesine göre bedel tespiti ve tescil davası açarak davacının taşınmazının bedelini vermesi gerekirken, bütün bunları yapmadan dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız olarak fiilen el attığını, mülkiyet tamamen kendisine geçtikten sonra proje kapsamında yapması gereken proje uygulama imar planını da yaparak tapuya tescil ettirdiğini, davalı idarenin Dikmen Vadisi 3. etap alanı ile ilgili mülkiyet hakkını hiçe sayan davranışlarını 4. ve 5. etaplarda da sürdürdüğünü ve kamulaştırma yapmaksızın 1/1000 ölçekli uygulama imar planı doğrultusunda hazırladığı 81210 nolu parselasyon planının, Ankara Büyükşehir Belediye Encümenince 10.01.2008 tarihinde onaylandığını ve 06.03.2008 tarihinde kesinleştiğini, Ankara 14.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2008/26 D.Îş sayılı dosyasında yapılan tespitte, Dikmen Vadisi 4. ve 5. etapların birleştirildiğini, onanarak kesinleşen 81210 nolu proje uygulama imar planı kapsamında rızai anlaşma yapmayan mülkiyet sahiplerinin bulunduğunu, davalı idare ile kamulaştırma yasası uyarınca rızai anlaşma yapan hissedarlara ait evlerin yıkıldığını, yıkımı yapılan binalar sebebiyle yolların tamamen bozulduğunu, elektrik ve telefon hatlarının kesik olduğunu, 4. ve 5. etap alanının açık inşaat alanı olması sebebiyle can ve mal güvenliğinin bulunmadığını ve bu sebeple meskenlerini terk etmek zorunda kaldıklarını, proje alanında bulunan mülkiyet sahiplerinin taşınmazlarından hiçbir şekilde istifade imkanının kalmadığını ve taşınmazlara davalı idare tarafından kamulaştırmasız olarak el atıldığı hususunun tespit edildiğini,davalı idare tarafından davacının taşınmazının

bulunduğu 4. ve 5. etaplarda kentsel dönüşüm projesi uyguladığından bahisle imar planlarının kesinleştirildiğini ve bölgeye hiçbir belediye hizmeti götürmeyerek kendisi ile anlaşma yapmayan mülkiyet sahiplerinin cezalandırıldığını, bu şekilde kendisi ile rızai anlaşma yapmaları için proje alanının tümünün yaşanmaz hale getirildiğini belirterek, davacının hissedarı bulunduğu kadastronun 154 parselinden imar sonucu oluşan Ankara İli, Çankaya İlçesi, Dikmen Mahallesi, 29273 ada 1 parsel, 29273 ada 3 parsel ve 29274 ada 1 parsel nolu taşınmazlardaki hisselerinin davalı idare adına tescili karşılığında, fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.

Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi: 12.11.2013 gün ve E:2013/324 sayı ile, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; “ 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı başlıklı 73. maddesinde; ‘’Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca bu yönde karar alınması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.

Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.

Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır.

Belediye, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında bulunan taşınmazların kamulaştırılması sırasında veraset ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem yapmaya yetkilidir.

Büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisinin, il ve ilçelerde belediye meclislerinin salt çoğunluk ile alacağı karar ile masrafların tamamı veya bir kısmı belediye bütçesinden karşılanmak kaydıyla kentin uygun görülen alanlarında bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları yapılabilir. Cephe değişikliği yapılacak binalarda telif hakkı sahibi proje müelliflerine talep etmeleri hâlinde, değiştirilecek cephe veya cephelerin beher metrekaresi için bir günlük net asgari ücret tutarını geçmemek üzere telif hakkı ödenir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi hâlinde, büyükşehir belediyesi içindeki ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde bu fıkrada belirtilen iş ve işlemleri yapabilir.

Bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları için yapılması gereken iş, işlem ve yetkilendirmeler, kat maliklerinin arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karara göre yapılır.

Büyükşehir belediyelerince, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen alanlar ile 5366 sayılı Kanuna göre yenileme alanı ilan edilen alanlarda veya bu Kanunun 75 inci maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaları hâlinde, büyükşehir belediye meclisi kararı ile, yıkılan ibadethane ve yurtların yerine veya ihtiyaç duyulan yerlerde ibadethane ve yurt inşa edilebilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamındaki işler, kamu idareleriyle 75 inci madde çerçevesinde ortak hizmet projeleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

Bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut idaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.” hükmü yer almaktadır.

Uygulama ve öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, idari işlem; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, idari eylem olarak tanımlanmaktadır.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, suyolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi, bakım ve onarımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari Yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Bu bilgiler karşısında; davanın, davacının hissedarı olduğu taşınmazın, Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesi kapsamında kalması sebebiyle proje uygulama imar planı yapılarak tapuya tescil ettirilmek suretiyle kamulaştırmasız olarak el atıldığından bahisle tazminat talebiyle açılan davanın,davacıya ait taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, hükmü gereğince İdari Yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.” demek suretiyle 2547 sayılı Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca, davanın, davacıya ait taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine’’ karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 1.4.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre,davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı açısından, 10.maddede öngörülen biçimde, davanın, davacıya ait taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının hissedarı olduğu taşınmazların, Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesi kapsamında kalması sebebiyle davalı idare tarafından proje uygulama imar planı yapılarak tapuya tescil ettirilmek suretiyle kamulaştırmasız olarak el atıldığından bahisle, 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi ve taşınmazın mülkiyetinin davalı idareye devri istemiyle açılmıştır.

Dosya kapsamında yapılan incelemede; 13.07.2010 tarih, 27640 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 07.07.2010 gün, 2010/667 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile, davaya konu taşınmazların da yer aldığı bir kısım alanların 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 73.maddesi uyarınca Dikmen Vadisi Son Etap Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı ilan edilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı Harita Şube Müdürlüğü’nün 23.07.2013 günlü yazısında;kadastro 154 nolu parselin Dikmen Vadisi Son Etap Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanında kaldığı, söz konusu proje alanı sınırı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylı Dikmen Vadisi Son Etap Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı sınırının Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 16.07.2010 gün ve 2199 sayıl kararı ile onaylandığı, Dikmen Vadisi Son Etap Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanına ilişkin 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planının Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 13.08.2010 tarih ve 2496 sayılı kararı ile onaylandığı, söz konusu plana askı süresinde yapılan itirazlara ilişkin Büyükşehir Belediye Meclisinin 30.11.2010 tarih ve 3392 sayılı kararı ile karar alınarak söz konusu planın kesinleştiği, onaylanan imar planına istinaden hazırlanan 81210/1 nolu parselasyon planının Belediye Encümeninin 30.12.2010 tarih ve 2357 sayılı kararı ile onaylandığı, kadastro 154 nolu parseldeki Akif Melikoğlu’na ait 524,00 m2 hissenin 122,00 m2 sinin Konut Alanı olarak ayrılan 29273 ada 1 nolu parsele, 152,40 m2 sinin Bölgesel Ticaret Merkezi kullanımına ayrılan 29274 ada 1 nolu parsele, 40 m2 sinin proje kapsamında kalan tüm parsellerden eşit oranda kesintiden oluşturulan Kültürel Tesis kullanımına ayrılan 29273 ada 3 nolu parsele şuyulandırıldığı, 209,60 m2 sinin DOP olarak kesildiği, 81210/1 nolu parselasyon planının Çankaya Kadastro Müdürlüğüne tescile esas teknik kontrollerin yapılması için gönderildiği, Çankaya Tapu Müdürlüğünce 15.06.2011 tarih ve 32030 yevmiye no ile tescil edildiği hususunun belirtildiği anlaşılmıştır.

03.07.2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı” başlıklı 73. maddesinde;

‘’Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca bu yönde karar alınması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.

Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.

Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır.(Yürürlüğün Durdurulan cümleler: Anayasa Mah. 18/10/2012 tarih ve 2012/82 E. ve 2012/34 Yürürlüğü Durdurma K. ile)

Belediye, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında bulunan taşınmazların kamulaştırılması sırasında veraset ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem yapmaya yetkilidir.

(Ek fıkra: 16/05/2012-6306 S.K/17. md.) Büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisinin, il ve ilçelerde belediye meclislerinin salt çoğunluk ile alacağı karar ile masrafların tamamı veya bir kısmı belediye bütçesinden karşılanmak kaydıyla kentin uygun görülen alanlarında bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları yapılabilir. Cephe değişikliği yapılacak binalarda telif hakkı sahibi proje müelliflerine talep etmeleri hâlinde, değiştirilecek cephe veya cephelerin beher metrekaresi için bir günlük net asgari ücret tutarını geçmemek üzere telif hakkı ödenir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi hâlinde, büyükşehir belediyesi içindeki ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde bu fıkrada belirtilen iş ve işlemleri yapabilir.

(Ek fıkra: 16/05/2012-6306 S.K/17. md.) Bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları için yapılması gereken iş, işlem ve yetkilendirmeler, kat maliklerinin arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karara göre yapılır.

(Ek fıkra: 16/05/2012-6306 S.K/17. md.) Büyükşehir belediyelerince, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen alanlar ile 5366 sayılı Kanuna göre yenileme alanı ilan edilen alanlarda veya bu Kanunun 75 inci maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaları hâlinde, büyükşehir belediye meclisi kararı ile, yıkılan ibadethane ve yurtların yerine veya ihtiyaç duyulan yerlerde ibadethane ve yurt inşa edilebilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamındaki işler, kamu idareleriyle 75 inci madde çerçevesinde ortak hizmet projeleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

Bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut İdaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.’’ denilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; davacıya ait taşınmazın Dikmen Vadisi Son Etap Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje alanında kaldığı,proje alan sınırının Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylı Dikmen Vadisi Son Etap Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı sınırının Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 16.7.2010 gün ve 2199 sayılı kararı ile onaylandığı, bu alana ilişkin 1/5000 ölçekli Nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 13.8.2010 gün ve 2496 sayılı kararı ile onaylandığı, onaylanan imar planlarına dayanılarak hazırlanan parselasyon planına göre 154 parseldeki davacıya ait hissenin düzenleme ortaklık payı kesildikten sonra bir kısmının konut alanı olarak ayrılan 29273 ada 1 sayılı parsele, bir kısmının Bölgesel Ticaret Merkezi kullanımına ayrılan 29274 ada 1 sayılı parsele, bir kısmının da proje kapsamında kalan tüm parsellerden eşit oranda kesintiden oluşturulan Kültürel Tesis kullanımına ayrılan 29273 ada 3 sayılı parselle şuyulandırıldığı, dava dilekçesinde de, Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesi alanında kalan taşınmaza kamulaştırılmasız el atıldığından bahisle 10.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve taşınmazın mülkiyetinin davalı idareye devrinin istenildiği anlaşılmıştır.

Öte yandan; 3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Mahkememizce bu kapsamda yapılan incelemeye ışık tutması adına,dava konusu taşınmaza fiili el atma olup olmadığı hususunda araştırma yapılıp mahkememize bilgi verilmesi için mahkemesine müzekkere yazılmış, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin cevabi yazısı ekinde davaya konu taşınmaza ilişkin olarak yapılan keşif sonrasında tanzim edilmiş olan bilirkişi raporları gönderilmiş olup, her ne kadar Harita ve Kadastro Bilirkişisi tarafından tanzim edilmiş olan bilirkişi raporunda davaya konu taşınmazların üzerinin boş olduğu belirtilmiş ise de, İnşaat Mühendisi, Mimar ve Mülk Bilirkişilerinden oluşan 5 kişilik bilirkişi heyeti tarafından tanzim edilmiş olan bilirkişi raporunda “Dava konusu parselleri içine alan Dikmen Vadisi 4. ve 5. Etaplar ile Doğu Yakası Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı içerisinde Dikmen deresi üzerinde Dikmen Vadisi 3. etabın devamından itibaren Yukarı Dikmene doğru kanal yapım çalışmasının yapıldığı, dikmen deresi içerisinde kanal içerisinde çalışan işçilerin kaldığı şantiyenin bulunduğu, kanalda iş makinelerinin çalıştığı, 4. ve 5. etap içerisinde bulunan ve imara uygun olmayan yapıların (evler) yer yer yıkıldığı, bazı evlerin terk edildiği, bazı yolların kullanılmaz durumda ve bu bölgenin harap ve terk edilmiş bir durumda olduğu tespit edilmiştir.’’ denilmiş olup, böylece davaya konu taşınmazların da içerisinde yer aldığı alana kanal yapım çalışması yapılmak suretiyle fiilen el atıldığı anlaşılmıştır.

Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması,arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazın bir kısmına fiilen el atılması karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.

Bu durumda, idarenin dava konusu taşınmazlara kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine ve dahi taşınmazların davalı idare adına tesciline yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 1.4.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

23-ESAS NO : 2014/434

KARAR NO : 2014/469

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının taşınmazı üzerinde konulan kısıtlamanın (hukuki el atmanın) yol açtığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın imar planından kaynaklanan tazminat davaları kapsamında, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar : 1- S.K. 2- R.K.

Vekili : Av. Ö.D.

Davalı: Didim Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. Ö.K.

O L A Y: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların Aydın İli, Didim İlçesi, Gevrek Mevkii, 722 parsel sayılı taşınmazın maliki olduklarını, taşınmaza dair davacıların Didim Belediye Başkanlığı’na imar hususunda müracaat ettiklerini, taşınmazın Turistik Tesis İmarı bulunmasına rağmen ve taşınmazın Ticaret Alanında olmasına rağmen Didim Belediye Başkanlığı tarafından geçmişe yönelik imarın olup olmadığının bilinmemesi, düzenli arşivlerinin bulunmaması gerekçe gösterilmek suretiyle dava konusu taşınmazın imarının verilemeyeceği ve taşınmazın imar planının yeşil alan olarak değiştirildiğinin bildirildiğini, bununla birlikte taşınmazın bir kısmının davalı idare tarafından yol olarak kullanıldığını, davalı kurumun bu eyleminin fiili müdahale olduğunu, yine Didim Belediye Başkanlığı tarafından yeşil alan ilan edilen, imarı verilemeyen ve fiili el atmada bulunulan taşınmazdan şu ana kadar arsa bedeli üzerinden vergi ve yol katılım payı alındığını, davacının dava konusu taşınmazı satın aldığı günden bu güne taşınmaz üzerinde bir binanın mevcut olduğunu, ayrıca Didim Belediye Başkanlığı tarafından dava konusu taşınmazın tamamının park, yol ve yeşil alan olarak düzenlendiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Didim Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur.

Didim (Yenihisar) 2. Asliye Hukuk Mahkemesi: 22.10.2013 gün ve E:2013/227 sayı ile, davalı Didim Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Didim Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 1.4.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:

Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Didim Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Didim Belediye Başkanlığı açısından, 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacıların taşınmazına, imar planında park, yol ve yeşil alan olarak ayrılmak suretiyle el atıldığı belirtilerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Mahkememizce davaya konu taşınmaza fiili el atma olup olmadığı hususunda bilgi verilmesi için yazılan müzekkereye Didim (Yenihisar) 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 10.03.2013 günlü cevabi yazısında; söz konusu dava dosyasında keşif yapılmadığına dair cevap verildiği anlaşılmıştır.

Dosya kapsamında yapılan incelemede; Didim Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından 2006/144 Değişik İş esaslı dosyada davaya konu 722 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak keşif icra edildiği anlaşılmış olup, yapılan keşfe ilişkin olarak tanzim edilmiş olan 18.01.2007 tarihli bilirkişi raporunda, taşınmaz arsa üzerinde eski bina bulunduğu, Didim Belediyesince 04.07.2003 tarih ve 26 sayılı meclis kararı ile arsaya ait imar planı hazırlandığı, bu yerin günü birlik tek katlı dinlenme tesisleri ve yeşil alan olarak gösterildiği hususlarının belirtildiği anlaşılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa konu parselin imar planında park, yol ve yeşil alanda kaldığı, dosya kapsamından taşınmaza idarece fiilen el atılmadığının anlaşıldığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları’nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında “ dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, başvurusunun kabulü ile, davalı Didim Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Didim (Yenihisar) 2. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Didim Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Didim (Yenihisar) 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 22.10.2013 gün ve E:2013/227 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 1.4.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

24-ESAS NO : 2014/436

KARAR NO : 2014/471

KARAR TR : 01.04.2014

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının sigortalısının işyerindeki cihazların elektrik dalgalanmalarına bağlı olarak hasar görmesi nedeni ile davacının sigortalısına ödediği bedelin, meydana gelen olayda %100 kusurlu olduğunu iddia ettiği davalı Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş.’nden rücuen tahsili istemiyle açılan davanın, anılan dağıtım şirketinin özelleştirilmesinden önce söz konusu zararın meydana gelmiş olması ve bu tarih itibariyle kamu kuruluşu niteliğini haiz bulunması nedeniyle, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : G. Sigorta A.Ş.

Vekili : Av. F.K.

Davalı: Gediz Elektrik A.Ş.

Vekili: Av. B.A.

O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirkete 300025 sayılı Elektronik Cihaz Sigorta Poliçesi ile sigortalı bulunan S.S. Tariş Üzüm Tarım Satış Kooperatifleri Birliği’ne ait işyerinde bulunan cihazların voltaj dalgalanması sebebiyle 30.11.2011 tarihinde hasara uğradığını, bu hasardan dolayı sigortalıya 1.383,00 TL tazminat ödendiğini, zabıt varakasına göre olayın meydana gelişinde davalının %100 kusurlu olduğunun belirlendiğini belirterek; fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1.383,00TL’nin 01.02.2012 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle idari yargıda dava açmıştır.

Davalı Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde, görev itirazında bulunmuştur.

İZMİR 3. İDARE MAHKEMESİ: 28.03.2013 gün ve E:2012/1519 sayılı gönderme kararında özetle; iddia olunan zararın meydana gelmesinde, davalı idarece sunulan hizmetin kötü işlemesi dayanak gösterildiğinden davalı idarenin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Gediz Elektrik A.Ş. vekilinin adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: “…Türkiye Elektrik Kurumu’nun 233 sayılı KHK dayanak alınarak 9 Kasım 1984 tarihli resmi gazetede yayınlanan Ana Statü ile kurulduğunu; Statünün 3. Maddesinde, kurumun tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk, hususi hukuk hükümlerine tabi ve sorumluluğu sermayesi ile sınırlı bir kamu iktisadi teşebbüsü olduğunun açıklandığını; 12.08.1993 gün ve 93/4789 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Türkiye Elektrik Üretim, İletim A.Ş.’nin ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. adı altında İktisadi Devlet Teşekküllerinin oluşturulduğunu; Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 02.04.2004 tarihli ve 2004/22 sayılı kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin hissedarı olan Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin %100 hissesinin Özelleştirme Kurulu Başkanlığı’nın 07.03.2013 tarih 2013/21 sayılı kararına istinaden 1.231.000.000 ABD ihale bedeli ile Elsan Tümaş Karaçay Ortak Girişimine ihale edildiği anlaşılmaktadır.

Davalı şirketin, davaya konu olay tarihinde sermayesinin tamamının devlete ait olmasına rağmen 233 sayılı KHK’nın verdiği yetki ve resmi gazetenin 9 Kasım 1984 tarihli sayısında yayınlanan ana statünün 3.maddesine göre ticari faaliyetlerinde özel hukuk hükümlerine tabi olduğunu; ayrıca TEDAŞ Ana Statüsünün 4. Maddesinde de bu teşekkülün elektrik dağıtımı yanında, faaliyet konuları ile ilgili menkul, gayrimenkul almak, aynı ve fikri haklara tasarruf etmek için işletme ve iştirak kurarak çalıştırabileceği ve bütün bunları bir ticari işletme kurup işleten tacir gibi verimlilik ve karlılık esaslarına göre yapabileceği belirtilmektedir.

5590 sayılı “Ticaret ve Sanayi Odaları Hakkındaki Kanunun” 9/2 ve 3 fıkralarında, KİT’lerin kurduğu müesseseler ticari işletme olarak kabul edilmiş; bunların, faaliyette bulundukları yerin Ticaret ve Sanayi Odalarına kayıt olmaları hükme bağlanmıştır. 6762 sayılı Ticaret Kanunu’nn18/1. maddesinde ticaret şirketleriyle gayesine varmak için ticari bir işletme işleten derneklerin ve kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere kurulan teşebbüslerin tacir sıfatını taşıdıkları belirtiliştir.

28 Mart 1945 tarih ve 1/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde “Devlet İktisadi Teşekkülleri özel hukuk prensiplerine tabi olmak üzere kurulmuş müesseselerdir. Bu müesseselerin hukuk hayatında görülen sair teşekküllerden farkının sermayelerinin devlete ait olması ve bazı yönetim organlarının tayin usullerinde mevcut hususiyetten ibarettir. Gerçi bu teşekküllerin görecekleri vazifelerden bir kısmı devletin ekonomik politikasıyla ilgilidir. Ancak bu keyfiyet, İktisadi Devlet Teşekküllerine kamu hukuku müessesi vasfı vermeyip sadece kurucusunun devlet oluşundan ve kuruluşunun bur kanuna dayanmakta bulunmasından ileri gelmektedir” denilerek bu kuruluşların özel hukuk kişisi oldukları belirtilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.03.2006 tarih 2006/4-60 E, 2006/74 sayılı kararında da Türk Telekom ile EDAŞ arasındaki haksız eyleme dayalı tazminat davasında, elektrik dağıtım şirketlerinin ticari faaliyetlerinin Ticaret Kanununun kapsamında özel hukuk hükümlerine tabi olacağına hükmetmiştir. Kaldı ki davaya konu, rücuen alacak davasının temelini oluşturan, davalı işleminin davacının sigortalısı ile davalı elektrik dağıtım şirketi arasındaki elektrik abonelik sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasından kaynaklandığı açıktır. Sorunun taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinden kaynaklanmış olması da, yargı yerinin adli yargı olduğunu göstermektedir…” şeklindeki gerekçe ile, davada adli yargının görevli olduğunu belirtilerek; 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu ve 13’üncü maddeleri uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan Akarsu ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 01.04.2014 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde genel idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada genel idari yargının görevli olduğu, Askeri Yüksek İdare Başsavcısı’nın davada yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının sigortalısının işyerindeki cihazların elektrik dalgalanmalarına bağlı olarak hasar görmesi nedeni ile davacının sigortalısına ödediği bedelin, meydana gelen olayda %100 kusurlu olduğunu iddia ettiği davalı Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş.’nden rücuen tahsili istemiyle açılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden; S.S.Tariş Üzüm Tarım Satış Kooperatifleri Birliği ile davacı sigorta şirketi arasında 300025 nolu sigorta poliçesi ile birliğe ait cihazların 01.08.2011-01.08.2012 tarihleri arasında sigortalandığı, 30.11.2011 tarihinde işyerindeki yüksek voltaj nedeniyle fotokopi makinesinin hasar gördüğü ve bu nedenle sigorta şirketinin sigortalıya 1.383,00 TL ödemede bulunduğu, yapılan ödemenin davalı Gediz Elektrik A.Ş.den talep edildiği, ancak verilen cevapta herhangi bir teknik inceleme yapılmadan ödemenin yapılamayacağının bildirildiği anlaşılmıştır.

Elektrik sektöründeki dağınık yapıyı ortadan kaldırmak ve işletme bütünlüğünü sağlamak amacıyla 1970 yılında çıkarılan 1312 sayılı Kanun ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kurulmuş, imtiyazlı şirketlerin görev bölgeleri ve belediye sınırları dışında tüm yurtta elektriğin üretim, iletim, dağıtım ve satış hizmetleri TEK bünyesinde toplanmıştır. Hizmetlerin daha etkin, daha verimli ve çağdaş bir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla ve özelleştirme politikaları çerçevesinde TEK, Bakanlar Kurulunun 12.8.1993 tarih ve 93/4789 sayılı Kararı ile, Türkiye Elektrik Üretim-İletim A.Ş. (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) adı altında iki ayrı İktisadi Devlet Teşekkülü olarak yeniden yapılandırılmıştır. 1994 yılında TEAŞ ve TEDAŞ tüzel kişiliklerine kavuşmuşlardır.

Elektrik dağıtım ve perakende satış sektöründe rekabete dayalı bir ortamın oluşturulması ve gerekli reformların yapılmasını teminen, dağıtım bölgeleri baz alınarak kamu mülkiyetindeki elektrik işletmelerinin yeniden yapılandırılması suretiyle elektrik enerjisi dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesine karar verilmiş ve TEDAŞ 2.4.2004 tarih ve 2004/22 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır. Dağıtım bölgeleri yeniden belirlenerek, Türkiye 21 dağıtım bölgesine ayrılmıştır.

Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan TEDAŞ; özelleştirme sürecinde bulunan ve sermayesinin tamamı T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na ait bir kuruluştur.

Amacı, elektrik enerjisinin dağıtımı, perakende satışı ve perakende satış hizmeti faaliyetlerini karlılık ve verimlilik ilkesi çerçevesinde, ticari, ekonomik ve sosyal gereklere uygun biçimde yürütmek olan TEDAŞ’ın ve buna bağlı olarak bölgesel dağıtım şirketlerinden biri olan Gediz Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi’nin yaptığı hizmetin kamu hizmeti niteliğinde olduğu açıktır.

Ancak, davalı Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. 07.03.2013 gün ve 2013/21 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı uyarınca, 1.231.000.000 ABD Doları bedelle en yüksek teklifi Elsan-Tümaş-Karaçay-Ortak Girişim Grubu’na satılmışsa da davanın açıldığı tarihte davalı idarenin kamu kuruluşu niteliğini sürdürmekte olduğu tartışmasızdır.

Anayasanın 125 inci maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, bununla birlikte idarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişinde nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusurunun hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleştiği ve bunun idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açtığında kuşku bulunmamaktadır.

Kamu hizmetlerini yürütmekte görevli kılınmış bir kamu kurum veya kuruluşunun kendisini görevli kılan kanunlarda gösterilen hizmetlerden birinin yürütülmesi sıra­sında hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi sebebiyle kişilere verdiği zararın tazmini istemine ilişkin davada, kamu hizmetinin yön­temine uygun olarak yürütülüp yürütülmediği­nin, kamu yararına uygun olarak işle­tilip işletilmediğinin ve hizmet kusu­ruyla zarara sebep olunup olunmadığının sap­tanmasının idari yargı yerine ait olduğu tartışmasızdır.

Öte yandan, kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin, hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde “idari dava türleri” arasında sayılan “idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası” kapsamında, idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır.

Olayda, olay tarihi itibariyle kamu kuruluşu niteliğinde olan Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş.’nın kamu hizmetini, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütüp yürütmediği, kamu yararına uygun şekilde işletip işletilmediği hususu irdelenecek, bu bağlamda hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığı araştırılacak olup, bu araştırmanın da idari yargı yerlerince yapılması gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 01.04.2014 gününde üye Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Türkiye Elektrik Kurumu 233 sayılı KHK.nin verdiği yetki ile Resmi Gazetenin 9 Kasım 1984 sayısında yayımlanan Ana Statü ile kurulmuş olup, Statünün 3.maddesinde kurumun tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk, hususi hukuk hükümlerine tabi ve sorumluluğu sermayesi ile sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşu olduğu açıklanmıştır. 12.8.1993 gün ve 93/4789 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Türkiye Elektrik Üretim, İletim A.Ş. (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.(TEDAŞ) unvanı ile İktisadi Devlet Teşekkülleri oluşturulmuştur.TEDAŞ, 02.04.2004 gün 2004-22 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile Özelleştirme kapsamına alınmış, dağıtım bölgeleri yeniden belirlenerek Türkiye 21 dağıtım bölgesine ayrılmış olup, GEDAŞ 'da TEDAŞ'ın bölgesel dağıtım şirketlerinden biridir.TEDAŞ Ana Statüsünün 4.maddesinde, bu Teşekkülün elektrik dağıtımı yanında, faaliyet konulan ile ilgili menkul, gayrimenkul almak ayni ve fikri haklara tasarruf etmek için işletme, iştirak kurarak çalıştırabileceği ve bütün bunları bir ticari işletme kurup işleten tacir gibi verimlilik ve karlılık esaslanna göre yapabileceği belirtilmiştir. 29.2.1984 gün ve 2983 sayılı Kanun ile bu teşebbüs ve müesseselerin hisse senedi çıkarabileceği benimsenmiş ve bu Kanunun Anayasaya aykırı olmadığı Anayasa Mahkemesinin 18.2.1985 gün E: 1984/9, K: 1985/4 sayılı karan ile kabul edilmiştir.5590 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları Hakkındaki Kanunun 9/2 ve 3.fıkralarında, KİTTerin kurduğu müesseseler ticari işletme olarak kabul edilmiş; bunların, faaliyette bulundukları yerin Ticaret ve Sanayi Odalarına kayıt olmaları hükme bağlanmıştır.Türk Ticaret Kanunu’nun 18/1.maddesinde, ticaret şirketleriyle gayesine varmak için ticari bir işletme işleten demeklerin ve kendi kuruluş kanunlan gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere kurulan teşebbüslerin tacir sıfatını taşıdıklan