|
Yargıtay
Başkanlığından:
YARGITAY İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME HUKUK GENEL KURULU
KARARI
ESAS NO: 2013/1
KARAR NO: 2014/1
ÖZET: İlk derece
mahkemelerince verilen ihtiyati tedbir taleplerinin reddi veya bu
taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilen kararlara karşı temyiz yolunun
kapalı olduğu hususundadır.
I.
GİRİŞ
A.İÇTİHATLARI
BİRLEŞTİRME KONUSUNDAKİ BAŞVURULAR
Avukat Mihriban Naillioğlu imzalı,
27.02.2013 tarihli; Münevver Ünal imzalı, 29.04.2013 tarihli; Avukat Hüseyin
Öztürk imzalı, 02.08.2013 tarihli; Avukat Teoman Salgırtay imzalı,
01.11.2013 tarihli; Avukat Ümpe Başaran imzalı, 22.05.2013 tarihli
içtihatları birleştirme başvurularında, ‘HMK’nun 389 ila 399. maddeleri
arasında düzenlenen geçici koruma tedbirlerinden olan ihtiyati tedbir
talebinin reddi veya bu talebin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek
kararlara karşı temyiz yoluna gidilip gidilemeyeceği’ konusunda Daireler
arasında ortaya çıkan görüş ayrılıklarının birleştirilmesi istenilmiştir.
B.GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ
İSTEMİNE KONU KARARLAR
Birinci Hukuk Dairesinin 17.12.2012
tarih, E:2012/16579 K:2012/15322, 10.01.2012 tarih, E:2012/436 K:2012/7,
18.09.2012 tarih, E:2012/11443 K:2012/9598, 24.05.2012 tarih, E:2012/6976
K:2012/6023; İkinci Hukuk Dairesinin 05.04.2012 tarih, E:2012/2406
K:2012/8556; Üçüncü Hukuk Dairesinin 04.07.2012 tarih, E:2012/10508
K:2012/16819, 04.07.2012 tarih, E:2012/10508 K:2012/16189; Dördüncü Hukuk
Dairesinin 08.02.2012 tarih, E:2012/867 K:2012/1672, 05.07.2012 tarih,
E:2012/8405 K:2012/11646; Altıncı Hukuk Dairesinin 20.06.2012 tarih,
E:2012/6264 K:2012/9311, 18.03.2013 tarih, E:2013/3628 K:2013/4653;
Sekizinci Hukuk Dairesinin 13.03.2012 tarih, E:2012/1742 K:2012/1778,
15.10.2012 tarih, E:2012/10916 K:2012/9223; Onuncu Hukuk Dairesinin
11.04.2013 tarih, E:2013/7473 K:2013/7560; Onbirinci Hukuk Dairesinin
28.06.2012 tarih, E:2012/7898 K:2012/11432, 14.01.2013 tarih, E:2012/14392
K:2013/597, 20.10.2011 tarih, E:2011/12256 K:2011/14257, 26.09.2012 tarih,
E:2012/11930 K:2012/14394; Onüçüncü Hukuk Dairesinin 26.06.2012 tarih,
E:2012/15109 K:2012/16689, 21.03.2012 tarih, E:2012/2615 K:2012/7420;
Onbeşinci Hukuk Dairesinin 02.04.2013 tarih, E:2013/1845 K:2013/2282;
Onaltıncı Hukuk Dairesinin 27.06.2013 tarih, E:2013/5462 K:2013/7453;
Onyedinci Hukuk Dairesinin 27.05.2013 tarih, E:2013/6677 K:2013/7808,
03.06.2013 tarih, E:2013/6898 K:2013/8269; Onsekizinci Hukuk Dairesinin
09.07.2012 tarih, E:2012/7685 K:2012/8845; Ondokuzuncu Hukuk Dairesinin
09.10.2012 tarih, E:2012/9253 K:2012/14677, 05.03.2013 tarih, E:2013/1088
K:2013/4111; Yirmiüçüncü Hukuk Dairesinin 11.03.2013 tarih, E:2013/1129
K:2013/1429, 03.05.2013 tarih, E:2013/3103 K:2013/2932, 12.04.2013 tarih,
E:2013/1102 K:2013/2368, 16.01.2013 tarih, E:2012/6806 K:2013/111 sayılı
kararlar.
C.GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ
İSTEMİNE KONU KARARLARDA BELİRTİLEN GÖRÜŞLERİN ÖZETLERİ
1.Temyiz Yolunun Kapalı Olduğu
Görüşünde Olan Daireler
Birinci Hukuk Dairesi, Üçüncü Hukuk
Dairesi ve Onyedinci Hukuk Dairesi konu ile ilgili olarak Yargıtay Birinci
Başkanlığına bildirdikleri görüşlerinde özetle :“6100 sayılı Kanuna eklenen
Geçici 3.maddenin üçüncü fıkrasındaki hükmün dayanak gösterilerek 6100
sayılı Yasada bölge adliye mahkemelerine verilen görevlerin Yargıtay tarafından
tamamen yerine getirilmesi gibi bir sonucun çıkarılması doğru olmayacaktır.
Çünkü anılan fıkra metninde de ifade edildiği gibi bölge adliye
mahkemelerine verilen görevlerden sadece 1086 sayılı Kanun’da belirtilen ve
yine bu Kanun’a aykırı olmayan kısımlarının uygulanması öngörülmektedir. Bu
maddenin birinci fıkrasında da belirtildiği gibi 1086 sayılı Kanun’un
sadece temyize ilişkin hükümlerinin geçici olarak uygulama olanağı
bulunmakta olup; ayrıca 6100 sayılı Yasa’ya göre de, bir geçici hukuki
koruma müessesesi olan "ihtiyati tedbir kararları" hakkında bölge
adliye mahkemeleri için öngörülen kanun yolunun, yasal bir dayanak olmadan
temyiz yolu şeklinde yorumlanması yasanın amacına ve müessesenin getiriliş
gerekçelerine uygun bir sonuç olmayacaktır. Öte yandan HUMK’nun
427.maddesine göre temyiz, mahkemelerden verilen nihai kararlara karşı
başvurulacak kanun yoludur. İhtiyati tedbir kararı, geçici nitelikte bir
önlem olup, durum ve şartların değişmesi halinde değiştirilebileceğinden
buna ilişkin mahkeme kararlarının 6100 sayılı Kanun’un ek 3. maddesine göre
temyiz edilme olanağı” bulunmadığını bildirmişlerdir.
2.Temyiz Yolunun Açık Olduğu
Görüşünde Olan Daireler
Dördüncü Hukuk Dairesi, Altıncı Hukuk
Dairesi, Sekizinci Hukuk Dairesi, Onbirinci Hukuk Dairesi, Onüçüncü Hukuk
Dairesi, Onsekizinci Hukuk Dairesi, Ondokuzuncu Hukuk Dairesi ve Yirmiüçüncü
Hukuk Dairesinin konuyla ilgili olarak Yargıtay Birinci Başkanlığına bildirdikleri
görüşlerinde özetle:
“ihtiyati tedbir taleplerinin reddi veya bu taleplerin kabulü halinde
yapılan itirazlar üzerine ilk derece mahkemeleri tarafından verilen
kararlara karşı yapılan kanun yolu başvurularını, 6100 sayılı HMK’nun 341,
391/3 ve Geçici 3.maddeleri uyarınca temyiz yolu olarak kabul etmek“ gerektiğini
bildirmişlerdir.
D.YARGITAY
BİRİNCİ BAŞKANLIK KURULUNUN KARARI VE İÇTİHADI BİRLEŞTİRMENİN KONUSU
Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 28/11/2013 tarih ve 174 sayılı Kararı ile;
“İhtiyati tedbir
kararları ile ihtiyati tedbir kararına itiraz üzerine itiraz hakkında
verilen kararların Yargıtay tarafından temyizen incelenip incelenemeyeceği
konusunda yukarıda 1-(b) de belirtilen kararlar arasında görüş aykırılığı
bulunduğu ve farklı uygulamaların sürdürüldüğü sonucuna varıldığından;
aykırılığın Hukuk İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunca giderilmesi
gerektiğine, görüşme tarihi daha sonra Birinci Başkanlıkça belirlenmek
üzere, raportör üye görevlendirilmesine karar verilmiştir.
İçtihadı
Birleştirme konusu ise “HMK’nun 389 ila 399. maddeleri arasında düzenlenen
geçici koruma tedbirlerinden olan ihtiyati tedbir talebinin reddi veya bu
talebin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı HMK’nun
391.maddesinin ikinci fıkrası ile 394.maddesinin beşinci fıkrasında
öngörülen kanun yolunun, HMK’na 31/3/2011 tarihli ve 6217 sayılı Kanunun
30. maddesi ile eklenen Geçici 3.maddesi uyarınca bölge adliye mahkemelerinin
göreve başlama tarihine kadar temyiz yolu olarak uygulanıp
uygulanmayacağına ilişkin ”olarak belirlenmiştir.
II.İÇTİHADI
BİRLEŞTİRMEYLE İLGİLİ KAVRAM, KURUM VE YASAL DÜZENLEMELER
A.KONU
İLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER
1.1086 Sayılı Mülga Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda İhtiyati Tedbir
DOKUZUNCU FASIL
İhtiyati
Tedbirler
Madde 101 – hâkim iki taraftan birinin talebiyle davanın ikamesinden
evvel veya sonra aşağıda gösterilen hal ve şekillerde ihtiyati tedbirler
ittihazına karar verebilir:
1 – Menkul ve gayrimenkul malların ayni münazaalı
ise bunun haciz veya yeddiadle tevdiine,
2 – Münazaalı şeyin
muhafazası için lazım gelen her türlü tedbirlerin ittihazına,
3 – Kanunu Medeni ile muayyen hallerde
nafaka alınmasına,
4 – Ayrılık veya boşanma davası üzerine
Kanunu Medeni mucibince icap eden muvakkat tedbirlerin ittihazına.
Madde 103 – 101 ve 102 nci maddelerde gösterilen hallerden
başka tehirinde tehlike olan veya mühim bir zarar olacağı anlaşılan
hallerde tehlike veya zararı defi için hâkim icap eden ihtiyati tedbirlerin
icrasına karar verebilir.
Madde 104 – Dava ikamesinden evvel haczi ihtiyati kararı mahkeme
tarafından verilir.
Haczi ihtiyatden maada talep olunan
ihtiyati tedbirlerin en az masrafla ve en çabuk nerede ifası mümkün ise işbu
tedbirlere o mahal mahkemesi tarafından dahi karar verilebilir.
Dava ikamesinden sonra bilumum ihtiyati
tedbirlere tahkikata memur hâkim tarafından karar verilir. Şu kadar ki hâkim
ihtiyati tedbirin diğer bir mahalde daha az masrafla ve daha çabuk ifasını
kabil görürse bu hususta karar verilmek üzere o mahal hâkimini naip tayin
edebilir.
Madde 105 – Hâkimden ihtiyati tedbire karar verilmesi arzuhal
ile talep olunur. Bunun üzerine derhal ve müstacelen iki taraf davet edilip
gelmeseler bile iktiza eden karar verilir.
Müstacel veya müddeinin hukukunu derhal
muhafaza zaruri olan hallerde her iki taraf davet edilmeksizin dahi
ihtiyati tedbire karar verilebilir.
Madde 107 – Gıyaben verilmiş olan ihtiyatı tedbir kararlarına
itiraz caizdir. İşbu itiraz icranın tehirine karar verilmedikçe icranın
tehirini müstelzim değildir.
Madde 108 – İtiraz arzuhal ile yapılır ve evrakı sübutiyeside
arzuhale raptolunur.
İhtiyati
tedbir kararına itirazdan evvel dava ikame edilmiş ise itiraz arzuhali
tahkikat hakimine verilir. 104 üncü maddenin son fıkrası hükmü mahfuzdur.
İtiraz vukuunda hâkim iki tarafı davet ve her birini istima ettikten sonra
kararını tadil veya tebdil veya refedebilir. Şu kadar ki iki taraftan biri
veya ikisi gelmezlerse evrak üzerine tetkikat icrasiyle karar verilir.
Madde 109 – İhtiyati tedbir kararı dava ikamesinden evvel
verilmiş ise tatbik edilmiş olsun olmasın kararın verildiği tarihten
itibaren on gün zarfında esas hakkında dava ikamesi lazımdır. Bu müddette
müddi davasını ikame eylediğini müsbit evrakı, kararı tatbik eden memura
ibrazla dosyaya vaz'i ve kaydettirerek mukabilinde ilmühaber almağa
mecburdur. Aksi takdirde ihtiyati tedbir bir güna merasime hacet
kalmaksızın kendiliğinden kalkar ve iktizasına göre vazolunan tedbirin
fiilen kaldırılması ihtiyati tedbiri tatbik eden daire veya memurdan talep
olunabilir.
Madde 113 – İhtiyatı tedbirin ittihazına mütaallik evrak, dava
esas dosyasiyle birleştirilir.
2.2004 Sayılı İcra ve İflas
Kanunu’ndaki İhtiyati Hacizle İlgili Kanuni Düzenleme
İhtiyati
haciz kararına itiraz ve temyiz
Madde 265 – (Değişik: 18/2/1965 - 538/105 md.)
(Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/63
md.) Borçlu kendisi dinlenmeden verilen ihtiyatî haczin dayandığı
sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı; huzuriyle yapılan
hacizlerde haczin tatbiki, aksi hâlde haciz tutanağının kendisine tebliği
tarihinden itibaren yedi gün içinde mahkemeye müracaatla itiraz edebilir.
(Ek ikinci fıkra:
17/7/2003-4949/63 md.) Menfaati ihlâl edilen üçüncü kişiler de ihtiyatî
haczi öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde ihtiyatî haczin dayandığı
sebeplere veya teminata itiraz edebilir.
Mahkeme, gösterilen sebeplere hasren
tetkikat yaparak itirazı kabul veya reddeder.
(Ek fıkra: 17/7/2003 – 4949/63 md.;
Değişik:2/3/2005-5311/17 md.) İtiraz üzerine verilen karara karşı istinaf
yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruyu öncelikle
inceler ve verdiği karar kesindir. İstinaf yoluna başvuru, ihtiyatî haciz
kararının icrasını durdurmaz.
İtiraz
eden, dilekçesine istinat ettiği bütün belgeleri bağlamaya mecburdur.
Mahkeme, itiraz üzerine iki tarafı davet edip gelenleri dinledikten sonra,
itirazı varit görürse kararını değiştirebilir veya kaldırabilir. Şu kadar
ki, iki taraf da gelmezse evrak üzerinde inceleme yapılarak karar verilir.
3.6100 Sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu’nda İhtiyati Tedbir
ONUNCU KISIM
Geçici Hukuki Korumalar
BİRİNCİ BÖLÜM
İhtiyati
Tedbir
İhtiyati
tedbirin şartları
Madde 389- (1) Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle
hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen
imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut
ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık
konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
(2) Birinci fıkra hükmü
niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır.
İhtiyati
tedbir talebi
Madde 390- (1) İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce,
esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise
ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir.
(2) Talep edenin haklarının derhâl
korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de
tedbire karar verebilir.
(3) Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde
dayandığı
ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası
yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.
İhtiyati
tedbir kararı
Madde 391- (1) Mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza
altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya
yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her
türlü tedbire karar verebilir.
(2) İhtiyati tedbir kararında;
a) İhtiyati tedbir talep edenin, varsa
kanuni temsilcisi ve vekilinin ve karşı tarafın adı, soyadı ve yerleşim
yeri ile talep edenin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası,
b) Tedbirin, açık ve somut
olarak hangi sebebe ve delillere dayandığı,
c) Tereddüde yer vermeyecek şekilde,
neyin üzerinde ve ne tür bir tedbire karar verildiği,
ç) Talepte bulunanın, ne tutarda ve
ne türde bir teminat göstereceği,
yazılır.
İhtiyati
tedbir talebinin reddi hâlinde, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru
öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır.
İhtiyati
tedbir kararının uygulanması
Madde 393- (1) İhtiyati tedbir kararının uygulanması,
verildiği tarihten itibaren bir hafta içinde talep edilmek zorundadır. Aksi
hâlde, kanuni süre içinde dava açılmış olsa dahi, tedbir kararı
kendiliğinden kalkar.
(2) Tedbir kararının uygulanması,
kararı veren mahkemenin yargı çevresinde bulunan veya tedbir konusu mal ya
da hakkın bulunduğu yer icra dairesinden talep edilir. Mahkeme, kararında
belirtmek suretiyle, tedbirin uygulanmasında, yazı işleri müdürünü de
görevlendirebilir.
(3) İhtiyati tedbir kararının uygulanması
için, gerekirse zor kullanılabilir. Zor kullanmak hususunda, bütün kolluk
kuvvetleri ve köylerde muhtarlar, uygulamayı gerçekleştirecek memurun
yazılı başvurusu üzerine, kendisine yardım etmek ve emirlerine uymakla
yükümlüdürler.
(4) İhtiyati tedbiri uygulayan memur, bir
tutanak düzenler. Bu tutanakta, tedbir konusu ve bulunduğu yer gösterilir;
tedbir konusu ile ilgili her türlü iddia bu tutanağa geçirilir. Tedbiri
uygulayan memur, bu tutanağın bir örneğini tedbir sırasında hazır
bulunmayan taraflara ve duruma göre üçüncü kişiye tebliğ eder.
(5) İhtiyati tedbir kararları hakkında kanun
yoluna başvurulması hâlinde, tedbire ilişkin dosya ve delillerin sadece
örnekleri ilgili mahkemeye gönderilir.
İhtiyati
tedbir kararına karşı itiraz
Madde 394- (1) Karşı taraf dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati
tedbir kararlarına itiraz edilebilir. Aksine karar verilmedikçe, itiraz
icrayı durdurmaz.
(2) İhtiyati tedbirin uygulanması sırasında
karşı taraf hazır bulunuyorsa, tedbirin uygulanmasından itibaren; hazır
bulunmuyorsa tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren
bir hafta içinde, ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve
teminata ilişkin olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edebilir.
(3) İhtiyati tedbir kararının uygulanması
sebebiyle menfaati açıkça ihlal edilen üçüncü kişiler de ihtiyati tedbiri
öğrenmelerinden itibaren bir hafta içinde ihtiyati tedbirin şartlarına ve
teminata itiraz edebilirler.
(4) İtiraz dilekçeyle yapılır. İtiraz eden,
itiraz sebeplerini açıkça göstermek ve itirazının dayanağı olan tüm delilleri
dilekçesine eklemek zorundadır. Mahkeme, ilgilileri dinlemek üzere davet
eder; gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını
verir. İtiraz üzerine mahkeme, tedbir kararını değiştirebilir veya
kaldırabilir.
(5) İtiraz hakkında verilen karara karşı,
kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak
karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, tedbirin uygulanmasını
durdurmaz.
Geçici 3. Madde (Ek:
31/3/2011-6217/30 md.)
(1) Bölge adliye mahkemelerinin,
26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri
ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında
Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve
başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki
hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve
başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar
hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve
5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde
hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(3) Bu Kanunda bölge adliye
mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine
kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.
B.İÇTİHADI
BİRLEŞTİRMEYLE İLGİLİ KAVRAMLAR VE KURUMLAR
1.İhtiyati
Tedbir
a)Kavramsal Olarak
İhtiyati
tedbir geçici hukuki koruma başlığı altında düzenlenmiş olup, bu kavram
daha önce doktrinde sıklıkla kullanılmakla birlikte sistematik ve ayrıntılı
bir biçimde yasal düzeyde ilk defa 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu
389-406. maddeleri arasında "Geçici Hukuki Korumalar" ana başlığı
altında ve iki bölüm halinde düzenlenmiştir. Birinci bölüm “ihtiyati
tedbir”, ikincisi ise “delil tespiti ve diğer geçici hukuki korumalar” alt
başlıkları altında ifade edilmiştir.
Dava; Anayasanın 36 maddesi ile
“hak arama” hürriyeti kapsamında herkese tanınmış, olan temel bir hukuki
koruma ve korunma yöntemidir. Dava yönteminin yasalarla önceden belirlenmiş
bir süreci vardır ve bu süreç de ayrıntılı bir incelemeyi gerektirir. Bu
süreçlerin tamamlanması aşamasında, hakkın özünün zarar görmemesi için
geçici hukuki korumalara hep ihtiyaç duyulmuş ve bu konudaki gereklilik gün
geçtikte önem kazanmaktadır. Bazen geçici tedbir taleplerinin karşılanması,
asıl yargılamanın önüne geçmektedir.
Bu bağlamda gerek davadan önce gerekse
dava sırasındaki geçici hukukî korumalar, kişilerin haklarının korunması
bakımından ve özellikle hak arama hürriyetinin etkin olarak gerçekleşmesi
bakımından hayati bir misyona sahiptir. Diğer bir ifadeyle, hukukî korunma
talebini günümüzde, hak arama hürriyetinin en etkin bir “unsuru”, “enstrümanı”
ya da “ayrılmaz bir parçası” olarak tanımlanabilir.
Bir hukuk devletinde herhangi bir hakkın anayasalarla
salt tanınmış olması yeterli olmayıp, bunun yanında devlete bu hakların
etkin kullanılması ve kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması
bakımından bir takım pozitif ödevler yüklenmiştir.
Bu pozitif yükümlülüğün bir gereği
olarak devletin sadece yalın olarak hak arama ve hukukî korunma yollarını
düzenlemesi ve bunları yürürlükte tutması yeterli değildir. Çağdaş
devletler; aynı zamanda bu yolların etkinliğini sağlamak amacıyla verilecek
kararların uygulanabilir olması için gerekli önlemleri almak, hukukî
korunma ihtiyacını etkin karşılayabilmek için gerekli kuralları koymak,
gerekli kurumları oluşturmak ve tüm bunları uygulamak, uygulatmak ve
uygulamayı izleyerek gerekli önemleri almak gibi yükümlülükleri de yerine
getirmelidir.
Bu nedenlerle, geçici hukukî koruma
başlığı altında akla gelen ilk yöntemlerden birisi ihtiyatî tedbirdir.
Bunun yanında para alacaklarına ilişkin takibin sonucunun güvence altına
alınabilmesi için başvurulan ihtiyatî haciz, delillerin korunması için
delil tespiti gibi birçok hukuki koruma yöntemine ilişkin HMK’da hükümler
yer almıştır.
Bunun dışında birçok özel kanunda farklı
geçici hukukî koruma yöntemlerine de yer verilmiştir. Bunlar arasında, aile
hukukuna ilişkin geçici hukukî korumalar, önleyici tedbir, koruma önlemleri
ve aile ilişkilerinin geçici düzenlenmesi gibi farklı geçici hukukî
korumalar sayılabilir.
b) Geçici Hukuki Koruma Kararlarına Karşı Yasa
Yolları
İhtiyati
tedbire karşı kanun yoluna başvuru imkânı HMK ile getirilmiş, yeni
müessesedir. Buna göre, ihtiyati tedbir taleplerinin reddi ve bu taleplerin
kabulü halinde itiraz üzerine verilen kararlara karşı istinaf yoluna
başvurabilme olanağı getirilmiştir (m. 341/1).
aa)İhtiyati
Tedbir Talebinin Kabulü Halinde İtiraz
İhtiyati
tedbir talebinin kabulü halinde 394. madde hükmü uygulanacaktır. HMK m.
394/f. 1 ve f. 4 HUMK m. 107 ve m. 108'de yer alan hükümlere paralel olarak
yeniden düzenlenmiş hali iken diğer fıkralar HUMK'da yer almayan yeni
hükümlerdir.
Kendisi dinlenilmeden tedbir kararı verilmesi
üzerine karşı taraf tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine veya teminata
ve tedbirin uygulanması sonucunda menfaati açıkça ihlal edilen 3. kişiler
tedbirin şartlarına ve teminata bir dilekçe ile itiraz edebilirler. Bu
itirazın süresi bir hafta olup aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen
taraf, tedbirin uygulanması sırasında hazır bulunuyorsa tedbirin
uygulanmasından itibaren, hazır bulunmuyor ise tedbirin uygulanmasına dair
tutanağın kendisine tebliğinden itibaren; 3. kişiler ise ihtiyati tedbiri
öğrenmelerinden itibaren bir hafta içinde itiraz edebilir (m. 394/2, 3).
Tedbire itiraz, tedbir kararını veren
mahkemeye bir dilekçe ile yapılır. İtiraz eden, itiraz sebeplerini açıkça
göstermek ve itirazının dayanağı olan tüm delilleri dilekçesine eklemek
zorundadır. İtiraz üzerine mahkeme, ilgilileri dinlemek üzere davet eder.
Gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını verir.
Yapılan itiraz üzerine mahkeme vermiş olduğu tedbir kararını
değiştirebilecek ya da kaldırabilecektir (m. 394/4). İtiraz kural olarak
tedbirin icrasını durdurmaz, ancak mahkeme tarafından tedbirin icrasının
durdurulmasına karar verilebilir (m. 394/1, c. 2).
Bu durumda, HMK m. 394/f. 5 uyarınca itiraz hakkında
verilen karara karşı da kanun yoluna başvurulması mümkündür. Bu başvuru
öncelikle incelenerek kesin olarak karara bağlanır. Ancak bu durumda da
kanun yoluna başvurulmuş olması tedbirin icrasını durdurmaz..
bb)İhtiyati
Tedbir Talebinin Reddi
İhtiyati
tedbir talebinin reddi hâlinde verilecek karara karşı kanun yoluna
başvurulabilir (m.391/3, c. 1). Bu hüküm, mülga HUMK'da bulunmayan yeni bir
düzenleme olup; bu tür bir başvurunun öncelikle incelenip kesin olarak
karara bağlanacağı öngörülmektedir.
Bu düzenlemeyle kanun yolunun açılmış olması ile,
ihtiyati tedbir kurumunun kötüye kullanılmasının, farklı mahkemelerce aynı
konularda farklı kararların verilmesinin ve bu kararların denetim dışı
kalması gibi birçok sakıncanın önüne geçilerek ihtiyatî tedbir konusunda,
daha sağlıklı kararların verilmesi ve yeknesaklığın sağlanması amaçlanmıştır.
Kanun yoluna başvuru hâlinde, ihtiyatî tedbirin özelliği gereği, bu başvuru
öncelikle incelenecek ve inceleme üzerine verilen karar da kesin olacaktır
(m. 391/3, c. 2).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu öncesinde ilk
derece mahkemelerince verilen geçici hukuki koruma kararlarına karsı kanun
yoluna başvurulup başvurulamayacağı konusunda genel ve yeknesak bir
düzenleme bulunmamaktaydı.
Bu nedenle, bu konu doktrinde her bir
geçici hukuki koruma türü (örneğin ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir,
delil tespiti) bakımından incelenmekte ve tartışılmaktaydı.
Bununla birlikte HMK. m. 341 hükmü bu
tartışmalara
son noktayı koymuş ve bu kararlara karşı istinaf yolunu açmıştır. Zira HMK’nun
“istinaf yoluna başvurulabilen
kararlar” başlığını taşıyan m. 341 (1) hükmüne göre; “ilk derece
mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz
taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine
verilecek kararlara karsı istinaf yoluna başvurulabilir”. Şu halde, Hukuk
Muhakemeleri Kanunu bakımından, tüm geçici hukuki koruma kararları değil,
sadece ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları ile, bu
taleplerin kabulü halinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf
yolu acık olacaktır.
Buna karşılık, Hukuk Muhakemeleri
Kanunu m. 362 (1)- f hükmünde, istinaf (bölge adliye) mahkemesinin geçici
hukuki korumalar hakkında verdiği kararlarına karşı temyiz yoluna
başvurulamayacağı açıkça öngörülmüştür.
2.İhtiyati
Haciz Kararları
Burada dikkat çekilmesi gereken husus,
söz konusu Geçici 3. maddenin yollama yaptığı HUMK ihtiyati tedbiri
bakımından “temyiz yasa yolu” kapsamında olup olmadığını belirlemek
bakımından önemlidir. Çünkü “ ihtiyati tedbir” ile “ihtiyatı haciz” aynı
mahiyette olduğu halde bunların temyiz kapsamında olmadığı kabulü üzerinden
yasa koyucu bu konudaki iradesini aşağıdaki belirtilen düzenlemelerle
sadece ihtiyati haciz için İcra İflas Kanunu’nda yaptığı özel bir
düzenlemeyle ortaya koymuştur.
İhtiyati
haciz geçici hukuki korumanın bir türü olup, tabi olduğu kanun yolu
bakımından HMK’nun 341/(1) maddesine göre aynı usule (istinaf yoluna) tabi
kılınmaktadır. Yine 406/(2) maddesi gereği ihtiyati hacze ilişkin kararlarla
ilgili diğer kanunlarda yer alan özel kanun hükümlerinin saklı olduğu ifade
edilmektedir.
Nitekim eski düzenlemede, ihtiyati
haciz talebinin reddi halinde temyiz yoluna başvurma imkânı yokken
17.7.2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun. 64 ve 65 maddeleriyle İİK’nın 258
ve 265 inci maddelerinde değişiklik yapılmış ve böylece buna ilişkin karara
karşı da temyiz yolu açılmıştır.
“MADDE 60. - 2004 sayılı Kanunun 258
inci maddesine aşağıdaki fıkra son fıkra olarak eklenmiştir:
İhtiyati
haciz talebinin reddi halinde alacaklı kanun yoluna başvurabilir.
MADDE 63. – 2004 sayılı Kanunun 265
inci maddesinin başlığı "İhtiyati haciz kararına itiraz ve
temyiz" olarak ve birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve
aşağıdaki fıkralar ikinci ve son fıkra olarak eklenmiştir.
İtiraz
üzerine verilen karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Yargıtay bu
başvuruyu öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir. Temyiz, ihtiyati
haciz kararının uygulanmasını durdurmaz.”
İcra
ve İflas Kanunun 265. maddesinde değişiklik yapan bu kanunun 64. maddesinin
gerekçesinde:
"Madde 64- Maddeyle, Kanunun 258
inci maddesinde yapılan
değişikliğe paralel olarak, birinci fıkrada yer alan ve ihtiyati haczin
temyiz edilemeyeceğine ilişkin olan hüküm, madde metninden çıkartılmıştır.
Maddeye eklenen fıkra ile, menfaati
ihlal edilen üçüncü kişilere ihtiyati hacze "itiraz" olanağı
getirilmiştir. Nitekim İsviçre İcra ve İflas Kanununda yapılan
değişiklikle, üçüncü kişilere de bu olanak tanınmıştır. Zira ihtiyati haciz
geçici bir hukuki koruma olup, bu karar bazen karşı taraf dinlenmeden ve
ispat aranmadan verilebilmektedir. Bunun sonucu olarak, borç ilişkisinin
dışında kalan üçüncü kişileri de doğrudan doğruya etkileyecek tarz ve
içerikte ihtiyati haciz kararı verilebilmekte, üçüncü kişilerin bu durum
karşısında kendilerini açık bir hükümle koruma olanağı bulunmamaktadır.
Üçüncü kişinin ileri sürebileceği itiraz sebebinin ihtiyati haciz
nedenlerine veya teminata ilişkin olabileceği belirtilmek suretiyle itiraz
konusundaki tereddütlerin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Görev konusu,
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre belirleneceğinden maddede ayrıca
belirtilmemiştir. İhtiyati haciz talebine esas teşkil eden alacak para
alacağı olduğundan, alacağın miktarına göre sulh veya asliye hukuk
mahkemesi görevli olacaktır.
Maddede, borçlunun veya üçüncü kişinin
yaptığı itiraz üzerine yargılama yapıp karar veren mahkemenin bu kararına
karşı temyiz yoluna başvurulabileceği belirtilmiş ve konunun ivediliği
nedeniyle başvurunun Yargıtayca öncelikle ve kesin olarak sonuçlandırılacağı
hükme bağlanmıştır. Ayrıca uygulamada ortaya çıkabilecek duraksamaları
gidermek amacıyla, ihtiyati haciz kararına itiraz üzerine verilen karara
karşı temyiz yoluna başvurulması halinde bu başvurunun ihtiyati haciz
kararının uygulanmasını durdurmayacağı hükme bağlanmıştır."
denilmektedir.
Daha sonra Bölge Adliye Mahkemelerinin
kuruluşuna uyum sağlamak amacıyla 2.3.2005 tarih ve 5311 sayılı Kanunun 17.
maddesi ile:
“MADDE 17.- İcra ve İflâs
Kanununun 265 inci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
İtiraz
üzerine verilen karara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye
mahkemesi bu başvuruyu öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir. İstinaf
yoluna başvuru, ihtiyatî haciz kararının icrasını durdurmaz.” şeklinde yeniden
değişiklik yapılmış ve “kanun yolu olarak daha önceden öngörülen temyiz,
istinaf olarak” değiştirilmiştir.
İcra
ve İflas Kanunundaki bu düzenleme konusunda bir geçiş hükmü
öngörülmediğinden, mevcut ve yürürlükteki düzenlemeye göre istinaf yolu
fiilen faaliyete geçmediğinden temyiz yolunun ve istinaf yolunun ihtiyati
haciz kararlarına yapılan itirazın reddi kararlarının da temyiz yolu ile
incelenmesinin mümkün olup olmadığı bizim tartışma konumuz değildir.
Yasa koyucu sadece uygulamada önem
arzeden ihtiyati tedbir ve ihtiyatı hacze karşı istinaf yolunu açmış diğer
geçici hukuki tedbirler (delil tespiti, defter tutma gibi) bu kapsama dâhil
edilmemiştir.
III.ARA KARARLARIN TEMYİZ EDİLİP
EDİLEMEYECEĞİ
A.ARA KARARLARINA KARŞI İTİRAZ
Genel olarak taraflardan biri yararına usuli
kazanılmış hak doğurmamış olan ara kararından hâkim kendiliğinden
dönebileceği gibi, taraflardan her biri de bu nitelikteki ara karardan dönülmesini
hâkimden isteyebilir.
Hukukumuzda ara kararlara karşı
müracaat imkânları; 1) itiraz 2) Nihai kararla birlikte temyizdir (5236 s.
K. ile yeniden düzenlenmeden önceki HUMK m.427; karş. 6100 sayılı HMK m.341
ve m.361).
Kanun yolu kavramı, bir kazai
kararın daha üst bir mahkemede kontrol ettirilebilmesi imkânı olarak
tanımlandığında temyiz bir kanun yolu olduğu halde itiraz, ara kararı
vermiş olan aynı mahkemeye (hâkime) yapılacağından bu tanım açısından kanun
yolu olarak vasıflandırılamaz. 1086 sayılı mülga HUMK, bazı ara kararlarına
karşı aynı mahkemeye itiraz etmek imkânını açıkça tanımıştı. Mesela bir ara
kararı olan gıyaben verilmiş ihtiyati tedbir kararına itiraz edilebilir.
Tahkikat hâkiminin, ikame edilmek istenilen delillerden hangilerinin kabule
şayan olduğu, hangilerinin olmadığını tespit eden kararı (HMK m.189/4; HUMK
m.218), aleyhine esas davanın muhakemesi sırasında itiraz edilebilir.
Delillerin tespitine ilişkin karara karşı da itiraz edilebilir ve bu
itirazı delilleri tespit eden hâkim halleder (HMK m.402/3; HUMK m.373).
B.ARA KARARLARININ TEMYİZ
KABİLİYETİ
Usul kanunumuz sadece nihai kararların temyiz
edilebileceklerini kabul ettiğinden (5236 s.K. ile yeniden düzenlenmeden
önceki HUMK m.427/1; 6100 sayılı HMK m.341/(1) ve m.361/1) ara kararları
tek başlarına temyiz edilemez. Yargılamayı sona erdirip mahkemenin dosyadan
el çekmesini gerektirmediği (nihai karar olmadığı) için tek başlarına
temyiz edilemeyen ara kararları ancak, bir nihai karar olan hüküm ile
birlikte temyiz edilebilir. Ancak yukarıda belirtildiği
gibi aslında bir ara kararı mahiyetinde olan icra mahkemeleri tarafından
verilen ihtiyatı haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen
kararlar hakkında İİK'nun 265. maddesinde yapılan değişiklikle temyiz hakkı
sınırlı ve istisnai olarak getirilmiştir. Diğer bir ifadeyle bu istisna
dışında HUMK'nda ara kararlarına karşı temyiz yoluna gidilebilmesi yolunda
bir hüküm bulunmamaktadır.
IV.TEMYİZ KANUN YOLU VE GEÇİCİ 3. MADDENİN UYGULAMA
ALANI
A.TEMYİZ KANUN YOLU
Temyiz; açık bir şekilde
hatalı ve kanuna aykırı bicimde ortaya çıkmış kararların düzeltilmesini
amaçlayan olağan bir kanun yolu olarak tanımlanabilir. Bu anlamda temyiz
“hukukun hiç uygulanmaması veya yanlış uygulanması” sebebine dayanan bir
kanun yoludur. Zira temyiz hem, kararın daha üst seviyedeki bir mahkeme
tarafından denetlenmesini sağlaması, hem de, şekli bakımdan kesinleşmesini
ertelemesi itibariyle tam bir kanun yoludur.
Temyiz kanun yolunun amacının, kanunların
ülkenin sınırları içinde yer alan bütün mahkemelerde aynı anlayışla
(yeknesak) uygulanmasını sağlamak, içtihatlar yoluyla hukukun
geliştirilmesine katkıda bulunmak ve hatalı kararların düzeltilmesini
sağlamak suretiyle kanun yoluna başvuruda bulunan tarafın menfaatini
korumak olduğu söylenebilir.
Bununla birlikte genel olarak temyizin
esas amacı,
hukuk yargılamasında birliğin sağlanması ve hukukun geliştirilmesi olarak
kabul edilse bile, hukuka uygun olmadığı düşünülen kararların temyiz
edilmesi durumunda, artık temyiz, kamunun ve tarafların yararlarına hizmet edecektir.
Temyiz kanun yolunun konusu en genel
tanımıyla,
tarafların yeniden incelenmesini istediği mahkeme kararlarıdır. Mahkeme
kararlarından sadece nihai nitelikte olanların aleyhine temyiz yoluna
başvurulabilir, ancak ara kararlarına karşı başvurulamaz.
Temyiz, bölge adliye mahkemeleri göreve
başlayıncaya kadar ilk derece mahkemelerinin kararlarına karşı
başvurulabilecek kanun yollarının ilkidir. Bölge adliye mahkemelerinin
göreve başlamasından sonra ise temyiz, bu mahkemelerin kararlarına karşı
başvurulabilen bir kanun yolu olacaktır.
Bu süreçte söz konusu geçici 3.maddenin
1.fıkrası
yollamasıyla, ilk derece mahkemelerinin kararları hukuka uygunluk
bakımından temyizen incelenmeye devam edilecek ve Yargıtay ilgili hukuk
dairesi tarafından; HUMK’nun temyize ilişkin maddelerinde belirtilen esas
ve usuller çerçevesinde, ilk derece mahkemelerinden verilen uyuşmazlığın
çözümü hakkındaki kararların hukuka ve kanuna uygunluğu denetimi ile
sınırlı bir inceleme yapılacak ve inceleme sonucunda sadece; onama, bozma
veya düzelterek onama şeklinde karar verilebilecektir.
Bu bağlamda temyiz incelemesi sırasında
tahkikat yapılamayacağından, yeni vakıaların ve delillerin bu aşamada ileri
sürülmesi mümkün olmadığı gibi, hükmün verilmesinden sonra gerçekleşen
vakıalar da temyiz sebebi olarak dinlenilemez.
Bilindiği üzere, 6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 12.01.2011 tarihinde TBMM'de kabul edilmiş
ancak yürürlük maddesi gereğince 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bununla birlikte kanun bölge adliye mahkemesi sistemi üzerine bina
edilmesine, tüm sistemin bunun üzerine kurulmasına rağmen yakın zamanda, en
azından Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlüğe gireceği tarihte bölge
adliye mahkemelerinin kurularak faaliyete geçirilemeyeceğinin anlaşılması
üzerine bir geçiş maddesi ile bu konuda ortaya çıkabilecek boşluğun ve
karışıklığın önlenmesi amaçlanmıştır. Ne var ki, 31.03.2011 gün ve 6217
sayılı Kanunun 30. maddesi ile yapılan bu düzenleme çok yetersiz kalmış ve
uygulamada, başta ihtiyati tedbir kararlarına karşı kanun yollarına başvuru
konusu olmak üzere birçok konuda tereddütlere neden olmuştur.
Nihayet 6100 sayılı Kanunun
geçici 3. maddenin 1. fıkrasıyla Bölge Adliye Mahkemeleri fiilen faaliyete
geçinceye kadar 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin hükümlerinin
uygulanmasına devam olunacağı öngörülmüştür.
İçtihadı
birleştirmenin konusu ise yukarıdaki geçici madde ile uygulanmasına devam
olunacağı belirtilen temyiz kanun yolu hükümlerinin, geçici hukuki
korumalar başlığı altında düzenlenen ihtiyati tedbir kararlarına karşı öngörülen
istinaf kanun yolunun temyiz gibi uygulanıp uygulanmayacağı hususuna
açıklık getirmektir.
HMK’nun ilgili
hükümlerini incelediğimizde 341. maddenin 1. fıkrasında; “İlk derece
mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz
taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek
kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.” şeklindeki hüküm ile, yine HMK’nun
temyiz edilemeyen kararların düzenlendiği 362. maddesinin birinci
fıkrasının (f) bendinde geçici hukuki korumalar hakkındaki bölge adliye mahkemelerince
verilen kararların kesin olduğu yolunda açıkça hükümler yer almaktadır.
Bilindiği üzere istinaf
yargılaması hem denetim ve hem de yeniden inceleme, yargılama ve mahkeme
yerine geçip bir karar verme unsurlarını birlikte içerir. Diğer bir
ifadeyle, istinafta, kanunda sınırları belirlenen şekilde, maddi denetim,
yani vakıa (olay) denetimi ile hukuki denetim birlikte yapılır. Bu bağlamda
istinafa gelen itiraz üzerine ilgili görevli ve yetkili istinaf dairesi
konuyu HMK’nda belirlenen esas ve usuller çerçevesinde inceleyip kendisi
karara bağlayabilecektir.
B.GEÇİCİ 3. MADDENİN UYGULAMA ALANI
Geçici 3. maddenin
uygulama alanının
belirlenmesi amacıyla bir değerlendirme yapmak gerekirse; bu maddenin
amacının en genel tanımıyla HUMK’nun sadece temyize ilişkin hükümlerinin
bölge adliye mahkemeleri göreve başlayıncaya kadar uygulanmasına devam
edilmesini sağlamak olduğunu söyleyebiliriz. Bu amacı gerçekleştirmek üzere
anılan maddede üç hâl öngörülmektedir.
Birinci hâl: 6100
sayılı
Kanunun geçici 3/1 fıkrasına göre, bölge adliye mahkemelerinin göreve
başlama tarihine kadar sadece temyiz hükümleri ile sınırlı olacak şekilde
uygulanma imkânı tanımaktadır.
İkinci
hâl: 6100 sayılı Kanunun geçici 3/2 fıkrasına göre bölge adliye mahkemeleri
göreve başlamadan önce temyiz yoluna başvurulmuş kararların akıbeti ile
ilgili durumu düzenlemektedir.
Üçüncü hâl: 6100
sayılı
Kanunun geçici 3/3 fıkrasına göre bölge adliye mahkemelerine görev verilen
hallerde 1086 sayılı Kanunun hükümlerinin genel olarak “temyiz” konusu ile
sınırlı olmaksızın uygulaması öngörülmekte, ancak bu uygulama 6100 sayılı
Kanuna aykırı olmamama koşuluna bağlı kılınmaktadır. Bu durumda konumuzla
bağlantılı olarak ihtiyati tedbir karalarının temyizi konusunda 1086 sayılı
Kanunda herhangi bir düzenleme olmadığı ve ayrıca HMK ile bu hususta Yargıtay’a
açıkça bir görev verilmediğini belirtmekte yarar vardır.
HUMK'na göre; bir
kararın
temyiz edilip edilmeyeceği kanun tarafından belirlenir. Yargılamaya son veren ve hâkimin davadan elini çekmesi
sonucunu doğuran ilk derece mahkemelerinin verdiği nihaî kararlara karşı kural
olarak temyiz yoluna başvurulabilir. Şu halde, ara kararlar tek başına
temyiz edilemez, ancak asıl hükümle birlikte temyiz edilebilir (HUMK.
427/I, c.1).
Nihaî kararlar;
“esasa” ve “usule” ilişkin nihai kararlar ile “davanın konusuz kalması”
halinde verilen nihaî kararlar olmak üzere üçe ayrılır. Buna göre, her üç
çeşit nihaî karar da kural olarak temyiz edilebilir.
Nihaî kararların temyiz
edilebileceği kuralı mutlak değildir. Yani, istisnai olarak, bazı nihaî
kararların temyiz edilemeyeceği kabul edilmiştir.
Buna göre:
1) Miktar değeri HUMK (5236
s. Kanundan önceki) m. 427/II deki temyiz sınırını geçmeyen taşınır mal ve
alacak davalarına ilişkin her çeşit hukuk mahkemesi nihaî kararları
kesindir, temyiz edilemez,
2) Özel kanun hükümleri gereği temyiz edilemeyeceği,
kesin olduğu belirtilen bazı nihaî kararlar temyiz edilemez,
3) Geçici nitelikteki kararlar temyiz
edilemez.
Bu durumda ihtiyati
tedbir taleplerinin reddiyle bu taleplerin kabulü halinde itiraz üzerine
verilecek kararların
niteliği itibariyle nihai karar olmadığı ve temyize sadece nihai
nitelikteki kararlar aleyhine gidilebileceği hususu gözetildiğinde; söz
konusu geçici maddenin yollamasıyla bu tür ara kararlarına karşı yasa
yollarına başvurulamayacaktır.
V.GEREKÇE
Büyük Genel Kurulda görüşmelere
geçilmeden önce içtihadı birleştirme konusunda Adalet Bakanlığında kanun
çalışması bulunduğu, bu çalışma dikkate alındığında içtihatları birleştirmeye
gidilmesine gerek olup olmadığı, ön sorun olarak tartışılmış, yapılan görüşmeler
sonunda, söz konusu çalışmanın uzun süredir bulunması, çalışmanın kanunlaşma
ile sonuçlanıp sonuçlanmayacağının belirsiz olduğu gerekçeleri ile kanun
çalışmasının sonucunun beklenilmesine gerek olmadığı katılanların 2/3
çoğunluğu ile kabul edilerek ön sorun aşılarak işin esasına geçilmiştir.
HMK’nun 391/3. ve 394/5. fıkralarında
ihtiyati tedbir ile ilgili olarak mülga 1086 sayılı HUMK’nda yer almayan
yeni bir hak arama yolu öngörülmüş ve HMK’nun 341. maddesinde “İstinaf
yoluna başvurulabilen kararlar”, HMK’nun 362. maddesinde ise “Temyiz
edilemeyen kararlar” başlığı altında yer alan düzenlemelerden sözü edilen
kanun yolundan maksadın “istinaf” olduğu hususu açıkça hüküm altına
alınmıştır.
Ne var ki, HMK’da öngörülen kanun
yollarından
istinaf başvurularının inceleneceği merciler olan bölge adliye
mahkemelerinin henüz kurulmaması nedeniyle HMK’na daha sonra eklenen Geçici
3. maddeyle istinaf hükümlerinin uygulanması bölge adliye mahkemelerinin
göreve başlama tarihine kadar ertelenmiş ve bu amaçla birtakım genel geçiş
hükümleri öngörülmüştür.
Uygulamada tartışılan ve
içtihatların birleştirilmesine sebep olan görüş ayrılıklarının özü, söz
konusu geçici maddenin yollamasıyla HMK’nun 391. ve 394. maddelerinde
öngörülen kanun yollarının bu süreçte temyiz olarak uygulanıp
uygulanmayacağı hususuna ilişkindir.
Bu noktada açıklığa
kavuşturulması gereken hususlardan ilki Geçici 3. maddenin uygulama
alanının belirlenmesi, daha sonra ise ihtiyati tedbir ile ilgili kararların
hukuki niteliğinin saptanması olacaktır.
Buna göre 6100 sayılı Kanuna
eklenen Geçici 3.madde incelendiğinde, birinci fıkrasındaki düzenleme,
bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı
Kanunun temyize ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edilmesine
ilişkindir. Bu bağlamda maddenin kapsamının belirlenmesi için açıklığa
kavuşturulması gereken diğer bir konu ise, 1086 sayılı Kanunun temyize
ilişkin hükümlerinin şekil ve içerik bakımından kapsamının ne olduğu
hususudur.
1086 sayılı HUMK’nun temyize ilişkin 427
ve devamı maddeleri incelendiğinde ise, kanunda sayılan istisnalar dışında
ilk derece mahkemelerince verilen nihai kararların temyiz edilebileceği
öngörülmektedir. Bu durumda konumuz itibariyle ihtiyati tedbir ile ilgili
kararların nihai nitelikte bir karar olup olmadığı ve bu tür kararların
temyiz edilebileceği konusunda özel bir düzenlemenin bulunup bulunmadığı
hususlarının irdelenmesi gerekir.
Bu bağlamda konuyu ele aldığımızda HMK’nun
341.maddesinin gerekçesinde; geçici hukuki korumaların gittikçe önem
kazanması ve ilk derece mahkemelerince bu konuda verilen yanlış kararların
önüne geçilmesi gerek maddi, gerekse hukuki aykırılıkların düzeltilmesi
amacıyla istinaf yolunun açıldığı ve bunlar yapılırken tüm geçici hukuki
korumalar için değil, sadece ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz bakımından
istinaf denetiminin kabul edildiği, bunların dışında kalan delil tespiti,
defter tutulması ve mühürleme işlemi yapılması gibi diğer geçici hukuki
korumalar için bu imkânın tanınmadığı ifade edilmektedir.
Ayrıca HMK’nun 391.maddesinin gerekçesinde;
bir usul hukuku müessesesi olan ihtiyati tedbir ile ilgili kanun yolunun
17.07.2003 tarih ve 4949 sayılı Kanunla İcra İflas Kanununun 258. ve 265.
maddelerinde yapılan değişiklik ile hukuk hayatımıza giren ihtiyati haciz
kararına karşı itiraz ve temyiz yoluna paralel olarak düzenlendiği hususuna
vurgu yapılmıştır.
Görüşmeler sırasında ihtiyati tedbir
kararlarının teknik olarak bir ara kararı olmayıp hem ara kararı, hem de
nihai karar niteliği taşımayan kendine özgü niteliği olan bir karar türü
olduğu; geçici nitelikteki bir nihai karar özelliğini taşıdığı şeklinde
görüşler ileri sürülmüş ise de; 1086 sayılı Kanuna göre, sadece nihai
nitelikteki kararlar ile özel yasalarla öngörülen karar türlerinin
(ihtiyati haciz kararlarında olduğu gibi) temyiz edilebileceğinin kabul
edilmesi karşısında Kurul çoğunluğunca bu görüşe itibar edilmemiştir.
Yine görüşmeler sırasında bir kısım
üyelerce de; konunun Anayasa ile tanınmış hak arama hürriyeti kapsamında
değerlendirilerek genişletici yoruma gidilmesi gerektiği ifade edilmiş ise
de bu görüş de Kurul çoğunluğunca
aşağıda belirtilen nedenlerle kabul görmemiştir.
Bilindiği üzere, ihtiyati tedbir,
HMK’da “Geçici Hukuki Korumalar” üst başlığı altında taraflar arasındaki
ihtilafın çözümüne katkı sağlayan ve asıl yargılamada verilen hükmün
gerçekleştirilmesini temin eden ve hakların korunması bağlamında aynı
zamanda hukuk devleti ilkesinin ayrılmaz bir parçası olarak hak arama
hürriyeti kapsamında değerlendirilebilecek bir usul hukuku müessesesi
olduğunda kuşku yoktur. Temyiz yolu da, açık bir şekilde hatalı veya kanuna
aykırı biçimde ortaya çıkmış kararların düzeltilmesini amaçlayan olağan bir
kanun yoludur. Bu anlamda temyiz “hukukun hiç uygulanmaması veya yanlış
uygulanması” sebebine dayanır. Zira temyiz hem kararın daha üst seviyedeki
bir mahkeme tarafından denetlenmesini sağlaması, hem de şekli bakımdan
kesinleşmesini ertelemesi itibariyle tam bir kanun yoludur. Oysa istinaf
yukarıda belirtildiği gibi hukuki denetim yanında yerindelik denetimi yapan
bir kanun yoludur. Anayasanın
6.maddesine göre:” Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan
bir Devlet yetkisini kullanamaz”. Yine Anayasanın 142.maddesine göre de: “Mahkemelerin
kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi kanunla düzenlenir”. Nitekim bu
husus, 6100 sayılı HMK’nun 1. maddesinde: “Mahkemelerin görevi, ancak
kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir.” Şeklinde
düzenlenmiştir. Aynı ilkeye Yargıtay’ın“ Mahkemelerin görevi kamu düzeni
ile ilgilidir; kıyas veya yorum yolu ile genişletilemez” şeklindeki kararında
(YİBK.1977/4-4) de yer verilmiştir. Bu bakımdan mahkemelerin görev ve
yetkilerinin kıyas ve yorum yoluyla genişletilmesinin olanaklı olmadığı
sonucuna varılmıştır.
Bu bağlamda temyiz kanun yolunun amacı,
kanunların ülke sınırları içinde yer alan bütün mahkemelerde aynı anlayışla
(yeknesak) uygulanmasını sağlamak olup, söz konusu Geçici 3.maddenin
birinci fıkrası yollamasıyla, ilk derece mahkemelerinin kararları HUMK’nun
temyize ilişkin maddelerinde belirtilen esas ve usuller çerçevesinde
incelenecek ve sonucunda sadece; onama, bozma veya düzelterek onama
şeklinde karar verilebilecek, diğer bir ifadeyle bu tür kararlara karşı
istinaf yolunun açılmasını öngören düzenlemelere ilişkin gerekçelerde
belirtildiği gibi maddi ve hukuki yanlışlıkların herhangi bir hak kaybına
neden olmadan süratle düzeltilmesi şeklinde sonuca etkili bir karar
verilemeyecektir. Çünkü Yargıtay mevcut hükümleri çerçevesinde bölge adliye
mahkemeleri gibi hukukilik denetimi yanında yerindelik denetimi yaparak ilk
derece mahkemesinin kararını kaldırıp yeniden bir karar veremeyecektir.
Görüşmeler
sırasında ayrıca, Geçici 3. maddenin yollamasıyla HMK’nun istinafla ilgili
hükümlerinin yürürlüğünün geçici olarak kaldırıldığı ve dolayısıyla HMK’nun
341 ve devamı maddelerindeki kanun yolundan maksadın istinaf yolu olduğu
yönündeki hükümlerin yürürlükte olmadığı ifade edilmiş ise de, bu görüşe kanun
yapım tekniği ve yorum metodolojisi bakımından itibar edilememiştir. Şöyle
ki; 6100 sayılı Kanunun yürürlük tarihi ile, Geçici 3.maddenin düzenleme ve
yürürlük tarihi dikkate alındığında anılan maddenin daha sonra hazırlanarak
yürürlüğe girdiği açıktır. Bu nedenle tarihsel ve sistematik bir yorum ve
HMK’nun bütünlüğü de gözetildiğinde, anılan Kanunun yukarıda belirtilen
hükümlerinin yürürlükte olmadığı sonucuna ulaşmak mümkün değildir.
Ayrıca Geçici 3.maddenin üçüncü fıkrası
bağlamında konu ele alındığında bölge adliye mahkemelerine görev verilen
hallerde 1086 sayılı Kanunun 6100 sayılı Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin
uygulanması öngörülmektedir. Bu kapsamda bir uygulama için öncelikle 1086
sayılı Kanunda bir düzenleme yer almalı ve ikinci olarak da bu düzenleme
HMK’na aykırı hükümler içermemelidir. Konu ihtiyati tedbir bakımından değerlendirildiğinde,
1086 sayılı Kanunda ihtiyati tedbir kararlarına karşı kanun yoluna
gidilmesine yönelik herhangi bir hüküm bulunmaması ve bu müessesenin HMK
ile getirilmiş yeni bir müessese olduğu hususları gözetildiğinde anılan
maddenin bu fıkrası hükmü uyarınca da ihtiyati tedbirler hakkında temyiz
yoluna gidilebileceği hususunda bir yorum ve uygulama yapılamayacağı da
açıktır.
Aksinin kabulü halinde; temyiz
incelemesine konu dava ve işlerin kapsamının 6100 sayılı Kanun; temyizin yöntemi ve inceleme sonucunda
verilecek karar türünün belirlenmesinde ise; 1086 sayılı Kanun hükümlerinin
dikkate alınması gibi tutarlı olmayan bir hukuksal yorum ve uygulamanın
yolu açılmış olacaktır. Diğer bir ifadeyle felsefi yorumlama faaliyeti
bakımından realist bir yaklaşımla bağdaşmayacak şekilde bir hukuki
müessesenin unsurları ile, sonuçlarının farklı konseptlerle hazırlanmış iki
ayrı kanun hükümleri gözetilerek belirlenmesi ve uygulanması gibi bir sonuç
ortaya çıkacaktır.
Bu itibarla HMK’nun 391. ve 394.
maddelerinde geçen “kanun yolu” ibaresi ile kastedilenin istinaf yolu olduğu,
Geçici 3.madde yollamasının sadece HUMK’nun temyize ilişkin hükümlerini
kapsadığı ve ihtiyati tedbire ilişkin kararların nihai nitelikte
kararlardan olmadığı, ayrıca bu konuda özel bir düzenlemenin de bulunmadığı
gözetildiğinde bu tür kararların temyiz yolu kapsamında incelenemeyeceği
kanaatine varılmıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
“İlk derece mahkemelerinden verilen
ihtiyati tedbir taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz
üzerine verilecek kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacağına”
21.02.2014 tarihinde yapılan üçüncü
toplantıda oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI
OY
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 01.10.2011 tarihinde
yürürlüğe girmesiyle birlikte kanun kapsamında (HMK. Md.389 vd.) verilen
tedbir kararlarına karşı nihai karardan bağımsız olarak temyiz denetiminde
başvurulup başvurulamayacağı konusu gündeme gelmiştir. Bu süre içerisinde
Yargıtay’ın bir kısım daireleri tedbir kararlarına karşı nihai karardan
bağımsız olarak temyiz yoluna başvurulabileceğini kabul ederken bir kısım
daireler ise tedbir kararlarının nihai karardan bağımsız olarak temyiz
edilemeyeceğini kabul etmiştir. Yargıtay dairelerinin farklı kararlar
vermesi sebebiyle bu sorunun İçtihadı Birleştirme yoluyla çözümlenmesi
gündeme gelmiştir.
Türk hukukunun da tabi olduğu hukuk sistemlerinde
üst kavram olan hukuki başvuru ya da hukukî çare ile, onun altında yer alan
kanun yolu farklı kavramlardır. Örneğin, icra hukukunda şikâyet, karşı
taraf dinlenmeden verilen tedbir kararına karşı itiraz birer hukukî
çaredir. Ancak bunlar teknik anlamda bir kanun yolu değildir. Zira, mahkeme
kararlarında kanun yolu denetiminin söz konusu olabilmesi için iki unsur
önemlidir. Birincisi erteleyici etki, ikincisi aktarıcı etkidir. Yani,
kanun yoluna başvuru ile kararın kesinleşmesi ertelenebilmeli ve ayrıca
inceleme bir üst organa aktarılarak bir üst yargı organı tarafından
incelenmesi gerekmelidir. Mahkemenin kararına karşı yine aynı mahkemeye
başvurulması veya eş düzeyde bir başka mahkemeye başvurulabilmesi: bu
nedenlerle bir kanun yolu denetimi sayılmaz. Bu nedenle “itiraz”bir kanun
yolu olmayıp; HMK.da da kanun yolu olarak sayılmamıştır. Bu çerçevede
istinaf ve temyizin birer kanun yolu olduğu şüphesizdir. Şu anda, hukuken
ve kanunî düzenleme olarak her iki kanun yolu hukukumuzda mevcuttur. Ancak,
istinaf kanun yoluna ilişkin hükümler, bölge adliye mahkemeleri kuruluncaya
kadar yürürlüğe girmemiştir. Dolayısıyla halen yürürlükte olan ve geçerli
olağan kanun yolu, “temyiz” ve onun devamı niteliğindeki “karar
düzeltme”dir. Bu çerçevede, kanun yoluna farklı anlamlar yüklemek. HMK’da
bazı hükümlerde denetim yolu olarak “kanun yolu” teriminin kullanılmasını
yeterli görmeyip, açıkça ”temyiz” ya da “istinaf” terimlerinin
kullanılmasını aramak; usûl hukukunun kanun yoluna ilişkin esaslarını yok
saymak sonucunu doğuracaktır.
Mevcut HMK’nın yürürlükte olmayan sekizinci
kısmının (HMK m. 341-381) kenar başlığı “Kanun Yolları’dır. Bu hükümler
içinde de Birinci Bölüm “İstinaf, ikinci Bölüm “Temyiz’; üçüncü Bölüm
“Yargılamanın İadesi” başlığının taşımaktadır. Bundan da anlaşılacağı
gibi;olağan konunu yolları istinaf ve temyiz(temyizin devamı olarak “karar
düzeltme”) de bu kapsamdadır. Keza, HMK’nın bu hükümleri, HMK geçici 3.
madde sebebiyle henüz yürürlüğe girmediği için, şu an uygulanan 1086 sayılı
HUMK’un 427 ve devamı hükümlerini ihtiva eden Üçüncü Bap’ın kenar başlığı
da “Hükümlere Karşı Müracaat Tarikleri” dir. Bu bakımdan sistematik olarak
kanun yolu terimini sadece istinaf kanunun yolunu ifade eder şeklinde
farklı bir anlam yüklemek ne mümkün ne de muhtemeldir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, 2003 yılında İİK’da
4949 sayılı Kanunla birlikte ihtiyati haciz kararlarına karşı kanun yoluna
başvurma imkânı getirilmiş, ihtiyati tedbirler bakımından ise, bu imkan
6100 sayılı HMK’nın kabulü ile birlikte tanınmıştır. Öncelikle HMK’daki bu
konudaki hükümlere bakıldığında “istinaf” ifadesi değil, dahi genel olarak
“kanun yolu” (m. 391/3, 394/5) ifadesi kullanılmaktadır. Yani kanun
koyucunun buradaki amacı, ihtiyati tedbirlere karşı konun yolu denetimini
açmak, bu kararları denetimsiz bırakmamaktır. Hatta, ihtiyati hacizlere
ilişkin paralel düzenleme olan İİK m. 258/3’de kanun yolu, İKK m. 265/5’de
ise temyiz denilmesini rağmen HMK m. 391/3 ve 394/5’de sadece daha genel
ifade ve kavram olan kanun yolu denilmektedir.
Kanun koyucunun HMK ile birlikte, geçici korumalar
arasında yer alan ihtiyati tedbirler bakımından, bir kanun yolu denetimi
sağlama amacında olduğu çok açıktır. Bölge adliye mahkemeleri göreve
başlayıncaya kadar şu anda yürürlükte olan kanun yolunun da temyiz
olduğunda şüphe yoktur. Nitekim, kanun yolu açık olan nihaî kararlara karşı
şu anda temyize başvurulmaktadır. İhtiyati tedbirler bakımından temyize
başvurulamayacağına gerekçe yapılan, HMK m. 362/1-f henüz uygulamaya dahi
girmemiştir. Her şeyden önce geçici 3. madde sebebiyle bu hükümlerin şu
anda uygulanması mümkün olmağı gibi ayrıca HMK m. 362’nin uygulanabilmesi
(yani yeni kanun yolu sistemi yürürlüğe girdiğinden temyize başvurabilmek)
için öncelikle bölge adliye mahkemesince verilmiş bir karar olmalıdır. HMK
m. 362’de, istinafla birlikte uygulanan sistemde bölge adliye mahkemesi
kararlarına (istinaf) karşı sadece bir üst kanun yolu olan temyiz yolunu
kapatmıştır. Oysa, geçici hukukî koruma kararlarına karşı kanun yolunun
açık olduğu hem m. 391/3 ve 394/4 hem de m. 341/1’in hükümleri gereğidir.
HMK m. 391 ve 394’ün şu anda yürürlükle olduğu tereddütsüzdür. Çünkü,
ihtiyati tedbirler bakımından, tedbir talebinin reddi halinde HMK m. 391/3,
tedbir talebinin kabulü halinde (karşı taraf dinlenmeden karar verilirse
itirazdan sonra, karşı taraf dinlenerek verilirse –karşı taraf dinlenmişse
itirazlarını o sırada yapmak durumunda olduğundan- itiraza gerek olmadan)
HMK m. 394/5 “kanun yoluna” başvurabileceğini açıkça öngörmüştür. Kanun
koyucunun iradesi bu yöndeyken tedbir kararlarına karşı kanun yolunu kapatmak,
“güçler ayrılığı”nı esas alan bir demokratik hukuk devletinde, yargı erkini
temsil eden mahkemelerin bir başka güç olan yasama organının kanunî
düzenlemesini yok farzetmesi sonucu doğuracaktır.
Açık kanun hükümleri karşısında içtihat yoluna
gidilmesi, bizim de içinde bulunduğumuz Kıta Avrupası hukuk sisteminde
mümkün değildir. Bu sebeple içtihadı birleştirme yoluna gitmek için temel
unsur bulunmamaktadır. Kanunun açık hükmü varsa, o konuda içtihadı bir
yorum yapmak mümkün değildir. Ancak, Yargıtay’ın az da olsa bazı
dairelerinin bu açık kanun hükümlerine rağmen, ihtiyati tedbirlere karşı
kanun yolunu kapatmış olması karşısında hukuken şartları da oluşmasa da ÎBK
yolundan başka bir imkân kalmadığı da görülmemektedir. Burada ortaya koyduğumuz
gerekçenin en önemli dayanağı, ihtiyati hacizler bakımından mevcut düzenlemedir.
Para alacaklarına özgü bir geçici hukukî koruma olan ihtiyati hacizler
bakımından (İİK m. 257 vd.), 4949 sayılı KANUNLA birlikte 2003 yılından
beri kanun yolu olarak temyiz yoluna başvurulmaktadır. Ve yine
unutulmamalıdır ki, o tarihten beri yürürlüğe girmemekle birlikte istinaf
kanun yolu da mevcuttur. Bu çerçevede şu sorular sorulmalıdır: 2003’den
beri ihtiyati haciz kararları için de kanun yolu açık ve aslında istinafa
başvurulması gerekirken; henüz bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçirilmemesi
sebebiyle yürürlükteki kanun yolu olarak temyiz denetiminin açık tutulması;
benzer düzenlemeyi içeren ihtiyati tedbirler bakımından ise temyiz
denetiminin kapalı tutulması bir çelişki olmayacak mıdır? Farklı uygulama
yapılmasını gerektirecek hangi değişiklikler olmuştur? Eğer ihtiyati
tedbirler bakımından farklı bir sonuç kabul edilecekse; 2003 yılından beri,
benzer hükümlerle ihtiyati haciz kararlarına karşı temyiz yoluna
başvurulması nasıl izah edilecektir? İhtiyati tedbir kararlarına karşı kanun
yoluna başvurma imkanı getiren 6100 sayılı HMK.nun 391/3 ve
394/5.maddelerine ilişkin gerekçede açıkça “belirtilen fıkralardaki
düzenlemelerin ihtiyati hacizdeki hükümlere paralel bir düzenleme olduğu”
yazılıdır. Tüm bunlar bir yana, kanun koyucunun tereddüde yer bırakmayacak
şekilde, kanun yolu imkânını açmasına rağmen, aslında içtihat mevzuu
olmayan açık kanun hükmü karşısında, içtihadı birleştirme kararıyla bu yol
kapatılırsa, bu hak arayanlara tanınan bir kanun yolunun, bir denetim
derecesinin içtihatla kapatılması anlamına gelecektir. Böyle bir durumda,
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yoluyla veya Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine başvuru halinde, kanunun tanıdığı bir yolun kapatılması
sebebiyle, Yargıtay’ın bir İBK’nın, Anayasa Mahkemesi veya AİHM tarafından
hak arama özgürlüğünün kısıtlanması ve adil yargılanma hakkına aykırılık
sebebiyle başvurunun kabulü(ihlal) sonucunu doğurabilecek, belki de ilk
defa İBK’nın, Anayasa, kanun ve adil yargılanma hakkına aykırılığı gündeme
gelebilecektir.
Saygın çoğunluk, ihtiyati tedbire karşı temyize
başvurulmamasının gerekçesi olarak, şu anda yürürlükte olmayan HMK m. 341/1
ve özellikle HMK m. 362/7-f hükmüne dayanıldığı, bu hükümlerde de geçici
hukukî koruma kararlarına karşı sadece istinafa başvurulup temyize başvurulamayacağının
düzenlediğini ileri sürmektedir. Ancak unutmamak gerekir ki, bu iki hüküm
de şu anda yürürlükte olmayıp yürürlüğü askıdadır. Eğer yürürlükte olsaydı,
şüphesiz bu kararlara karşı sadece istinaf yoluna başvurulacak, bu şekilde
kanun yolu yerine getirilmiş olacak, ondan sonra da artık temyiz yoluna
gidilemeyecekti. Yürürlükle olmayan hükümlerden hareket edilerek,
yürürlükte olan bir kanun yolunun(temyizin)kapalı olduğu sonucuna
varmak;kabul edilebilir bir yorum yöntemi değildir. Keza, kötü kaleme
alınmış olsa da, HMK geçici m. 3, özetle bölge adliye mahkemeleri faaliyete
başlayıncaya kadar 1086 sayılı Kanunun kanun yoluna ilişkin hükümlerinin
uygulanacağını düzenlemektedir. Yine unutmamak gerekir ki, TMK. 1.madde
gereğince, kanun sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.
Sadece bazı kelimeler üzerinden hareket edilerek, kanunun hem sözünü hem
özünü ortadan kaldıran bir yola gitmek, hukuk devletine ve kanun koyucunun
ortaya koyduğu amaca aykırıdır. Kural olarak mahkemelerin görevleri kanunla
belirlenir ve kıyas yöntemi kullanılarak görevli olmayan bir mahkeme
görevli olarak kabul edilemez. Ne var ki, her kanun maddesinin uygulanması
az veya çok bir hukuki yorum faaliyetinin gerektirir. Kaldı ki, korum
yöntemleri bakımından, lafzı, gaî, tarihî, sistematik vs. tüm yorum
yöntemleri dikkate alındığında, yukarıdaki açıklandığı üzere kanunun sözü,
özü, sistematik düzenlemesi, gerekçesi, tarihi süreci göz önüne
alındığında; ihtiyati tedbir kararlarına karşı şu anda kanun yolunun kapalı
olması gerektiği konusunda bir sonuca götürmez. Şayet böyle bir sonuca
varılırsa, bu, tüm yorum yöntemlerini dışarıda bırakarak bir sonuca varmak
olacaktır. Nitekim öğretide de İstinaf mahkemeleri göreve başlayıncaya
kadar, ihtiyati tedbir kararların karşı nihai hükümden bağımsız olarak
kanun yoluna başvurulamayacağına ilişkin açık bir görüş mevcut değildir.
Aksine, kanun yolunun açık tutulması ve temyiz incelemesinin yapılması
gereğini açıkça tartışıp kabul eden yazarlar mevcuttur (Bkz.Hakan
Pekcanıtez-Oğuz Atalay-Muhammet Özekes: Medeni Usul Hukuku,14.Baskı, Ankara
2013,1028-1033; Abdurrahim Karslı: Medeni Muhakeme Hukuku,3.Bası,İstanbul
2012,sh.758-759).
Sonuç olarak; Bölge Adliye Mahkemeleri göreve
başlama tarihine kadar olan dönem için;Hukuk Muhakemeleri Kanununun 391/3
ve 394/5.maddesindeki “kanun yolu” tabirinin “temyiz” yolunu da içerecek
şekilde anlaşılması gerektiğini ve böylece ihtiyati tedbir karalarına karşı
kanunda gösterilen çerçevede temyiz yoluna başvurulabileceğini
düşünüyor;aksi yöndeki Sayın çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. 21.02.2014
|
Ahmet
Özgan
11.H.D.
Üyesi
|
Mahmut
Kamacı
2.H.D.
Üyesi
|
Refik
Cemal Hanedan
11.H.D.
Üyesi
|
İrfan
Okur
8.H.D.
Üyesi
|
Mustafa
Ateş
2.H.D.
Üyesi
|
KARŞI
OY
Yargıtay
Hukuk Dairelerinin bir kısmı (azınlıkla) ihtiyati tedbir taleplerinin reddi
veya kabulüne itiraz üzerine verilen mahkeme kararlarına karşı Yargıtay'a
temyiz yoluna başvurulamayacağı görüşü ile dilekçelerin reddine karar
verilmesi gerektiğini, diğer daireler (çoğunlukla) ise ihtiyati tedbir
talepleri hakkında kanun yoluna başvurulabileceğini dolayısıyla bu
başvuruların temyizen incelenmesi gerektiğini belirtmektedir.
Bu
noktada içtihat farklılığının giderilmesi için içtihatların birleştirilmesi
talep edilmiş ve Raportör üye Sayın Dr.Sami Sezai Ural tarafından tüm hukuk
dairelerinde görev yapan başkan ve üyelerin erişimine açılan Ocak -2014
tarihli, ciddi bir emek ürünü olduğu anlaşılan, tüm dairelerin görüşlerini
yansıtan ve örnek kararlar da ekinde bulunan rapor kaleme alınmıştır.
07.02.2014
ve 14.02.2014 tarihinde yapılan iki toplantıda görüşler açıklanmış, ancak yeterli
çoğunluk sağlanamamış ve nihayet 21.02.2014 tarihli 3.oturumda 75 oya
karşılık 76 oyla sayın çoğunluk ihtiyati tedbire ilişkin kanun yolunun
kapalı olduğu yönünde oy kullanmış ve bu yönde içtihatlar
birleştirilmiştir.
Yapılan
bu toplantıların ilkinde ve sonuncusunda şifahi olarak görüşlerimi
arzetmiştim. Bu konuşmalarımda da beyan ettiğim gibi temyiz yolu açık
olmalıdır. Aksi yönde oluşan çoğunluk görüşüne aşağıda bentler halinde
belirttiğim nedenler doğrultusunda muhalif olduğumu belirtiyorum.
1.Öncelikle kanun yolu kavramı açıklanmalıdır. Kanun
yolu, üst kavram olan hukuki başvuru ya da hukuki çare kavramının altında
yer alır ve bir yolun, kanun yolu olabilmesi için 2 önemli özelliğinin
bulunması gerekli ve zorunludur.
a) Erteleyici Etki,
b) Aktarıcı Etki,
Erteleyici
etki denilince, başvuru yoluna
gidildiğinde kararın kesinleşmesinin ertelenebilmesi akla gelmektedir.
Aktarıcı
etki ise; kararı veren makamdan
başka bir makamın inceleme yapması anlamına gelmektedir.
Bu iki
kavram ışığında bakıldığında 6100 sayılı Kanunun 341-374 maddelerinde yer
alan düzenlemesi doğrultusunda iki olağan kanun yolu bulunmaktadır. Bu
iki olağan kanun yolu istinaf yolu ve temyiz yoludur. Bu iki kanun yolundan
başka, yargılamanın iadesi adıyla konumuzla ilgisi bulunmayan olağanüstü
kanun yolu bulunmakta, ancak, başka bir olağan kanun yolu bulunmamaktadır. Bugün
itibariyle temyiz ve istinaftan başka kanun yolu yoktur. O halde 6100
sayılı Kanunda, kanun yolu olarak geçen ibarelerin 2 yoldan birine atıf
yaptığını kabul etmek zorunludur. Bu zorunluluktan hareket edildiğinde
istinaf kanun yolunun bu mahkemelerin 9 yıl öncesinde kurulmasına rağmen
faaliyete geçirilmemesi nedeniyle istinaf kanun yoluna ilişkin 6100 sayılı
HMK nın 361 ve devamı maddelerinin yürürlükte olmadığı bir başka deyişle
henüz yürürlüğe girmediği açıktır. İstinaf kanun yolu henüz yürürlüğe
girmediğine göre elimizde kanunî düzenlemeye göre tek bir kanun yolu
kalmaktadır ki, bu yolda, temyiz kanun yoludur. 6100 sayılı HMK nın 362.maddesinin
1'nci fıkrasının (f) bendinde “geçici hukuki korumalar hakkında verilen
kararlar” hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağı düzenlemesine
dayanılarak ihtiyati tedbire ilişkin kararlara karşı temyiz yoluna
başvurulamayacağı sonucuna ulaşmak mümkün olmamalıdır. Çünkü istinaf kanun
yolunu düzenleyen bu hükümler tekrar etmek gerekir ise henüz yürürlüğe
girmemiştir. Aksinin kabulü henüz yürürlüğe girmemiş bir kanun hükmünün, kanun
koyucunun açık iradesine aykırı olarak yürürlüğe sokulması, daha açık bir
deyişle kurulmayan istinaf mahkemelerinin kurulduğunun kabulü anlamına
gelir.
2.İhtiyati tedbire ilişkin düzenlemeler bilindiği
üzere; 6100 sayılı HMK nın 389 ve devamı maddelerinde yer almakta olup, aynı
Kanunun 391/3 maddesinde ihtiyati tedbirin reddi halinde başvurulacak kanun
yolu gösterilmiştir. Madde aynen “İhtiyati tedbir talebinin reddi
halinde, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir
ve kesin olarak karara bağlanır.”hükmünü içermektedir. Bu maddeye
ilişkin Kanun gerekçesi aslında tüm tartışmaları ortadan kaldıracak şekildi
açıktır. Gerekçede aynen ”Üçüncü fıkrada, İcra iflas Kanununda
düzenlenen ihtiyati hacze paralel olarak, ihtiyati tedbir kararının reddi
halinde kanun yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir. Bu fıkra hukukumuz
açısından yenidir. İhtiyati tedbir kararlarına karşı kanun yoluna
başvurulamaması, bu kurumun kötüye kullanılmasına, farklı mahkemelerce aynı
konularda farklı kararların verilmesine ve bu kararların denetim dışı
kalması bir çok sakıncaya yol açmıştır. Kanun yolunun açılmış olması
sebebiyle, ihtiyati tedbir konusunda, daha sağlıklı kararların verilmesi ve
yeknesaklığın sağlanması mümkün olacaktır. Kanun yoluna başvuru halinde, ihtiyati
tedbirin özelliği gereği, inceleme öncelikle yapılacak ve verilen karar
kesin olacaktır.” denilmektedir.
Gerekçede
vurgulanan, “bu fıkranın hukukumuz açısından yeni olduğu” ibaresi çok
önemlidir. Hukukumuz açısından çok eski olan ihtiyati tedbir kurumu açısından
yeni olan şey, hiç kuşku yok ki, ihtiyati tedbire ilişkin kararlara karşı kanun
yolunun açılmasıdır. Kanun koyucunun bu denli açık olan iradesine rağmen
“ihtiyati tedbire ilişkin kararlara karşı kanun yolu açık değildir” yorumunu
yapmak kanun koyucunun iradesine uygun bir yorum olmayacaktır.
Aynı
şekilde 6100 sayılı HMK'nın İhtiyati Tedbir Kararına Karşı İtiraz başlıklı
394.maddesinin 5.fıkrasında da paralel düzenleme getirilmiştir. Madde aynen
“İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir.
Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kanun
yoluna başvurulmuş olması, tedbirin uygulanmasını durdurmaz.” hükmünü içermektedir. Bu fıkranın
gerekçesinde de bize ciddi ipuçları verecek açıklamalar bulunmaktadır. Gerekçede
aynen “Beşinci fıkra, hukukumuzda yeni olup, ihtiyati
hacizdeki hükümlere paralel bir düzenlemedir. İtiraz üzerine mahkemenin
vereceği karara karşı kanun yoluna başvurulabilme yolu açılmıştır. İhtiyati
tedbirin reddi üzerine başvurulan kanun yolu hakkında yukarda belirtilen
gerekçeler, burada da geçerlidir...” denilmektedir.
Bu madde
gerekçesinde de ihtiyati tedbire itiraz halinde verilecek karara karşı
kanun yolunun öngörülmesinin yeni olduğu vurgusu çok önemlidir.1086 sayılı
HUMK döneminde de ihtiyati tedbirin yokluğunda karar verilmesi halinde
itiraz yoluna başvurmak mümkün iken itiraz sonrası bir kanun yolu
öngörülmemiştir. İşte kanun koyucunun yeni diye nitelediği husus itiraz
üzerine verilecek karara karşı öngörülen kanun yoludur. Kanun yolu da bugün
itibariyle tektir ve temyiz yoludur. Başka bir yorum şekli kanun koyucunun
iradesini hiçe saymak olur ve kanun koyucunun tüm arzusuna rağmen ihtiyati
tedbire ilişkin kararların bir üst mahkemede incelenememesi sonucunu doğurur.
Her iki
fıkra gerekçesinde, ihtiyati hacze paralel düzenleme yapıldığı vurgusu, ihtiyati
tedbire ilişkin olarak verilen kararlara karşı, tıpkı ihtiyati hacizde
olduğu gibi, gecikmeli de olsa, kanun yolunun açıldığının, bir kez daha
vurgulanmasından başka bir şey değildir.
3.İçtihadı Birleştirme Raporunda belirtilen bir
hususta; ihtiyati tedbirin niteliği olarak ara kararı niteliğinde olduğu, 1086
sayılı HUMK'nun 427.maddesinde ancak nihai kararlara karşı temyiz yoluna
gidilebileceği düzenlemesi karşısında, bu kararlara karşı temyiz yoluna
gidilemeyeceği, daha doğrusu sadece esas hükümle birlikte kanun yoluna
gidilebileceği doğrultusundadır. Öncelikle belirtmek gerekirse, ister bir
dava içerisinde, isterse dava açılmadan Değişik İş üzerinden verilsin, ihtiyati
tedbire ilişkin kararlar, nihai karar olmadığı gibi ara kararı da olmayıp, kendine
özgü niteliği olan geçici hukuki koruma kararlarıdır. Bilim
çevrelerinde görüş birliğine yakın bir şekilde ihtiyati tedbire ilişkin
kararların ara kararı niteliğinde olmadığının, kendine özgü niteliği olan
kararlar, olarak kabul edilmesi karşısında yorumu bu bilimsel görüşlere
uygun yapmak gerekmektedir. Geçici hukuki koruma kararları açısından tam
bir benzerlik gösteren ihtiyati hacze ilişkin temyiz incelemesi yapılırken
aynı nitelikte geçici hukuki koruma kararı niteliğinde ki ihtiyati tedbire
kanun yolunu kapatmak doğru bir yorum şekli olmayacaktır. Aksi halde, kanun
koyucunun niteliği aynı olan ihtiyati hacze açıkça temyiz yolu öngörmesi
açıklanamaz bir hal alır. Anlaşılacağı üzere; kanun koyucu ara kararı, nihai
karar ya da kendine özgü niteliği olan kararlar ayrımı yapmaksızın geçici
hukuki koruma kararlarına kanun yolunu açmış bulunmaktadır. Daha açık bir
deyişle; kanun koyucu 17.07.2003 tarih ve 4949 sayılı Kanun ile ihtiyati
haciz kararlarına karşı temyiz yolunu açmakla ancak nihai kararlara karşı
temyiz yoluna gidilebileceği yönündeki 1086 sayılı HUMK’nda kabul ettiği bu
ilkeyi zımnen ilga etmiştir.
4.Yeri gelmiş iken İçtihadı Birleştirme Raporunda da
isabetli bir şekilde belirlendiği gibi geçici hukuki korumanın bir türü
olan ihtiyati hacze ilişkin kanun yolu hükümlerinin de değerlendirilmesi
gerekmektedir.17.7.2003 tarih ve 4949 sayılı Kanun ile yapılan
değişiklikten önce ihtiyati hacze ilişkin temyiz yolu öngörülmemiş iken, bu
değişiklikle, bu kararlara temyiz yolu açılmıştır. Bu kararlara temyiz
yolunun açık olduğu bilimsel çevrelerde tam bir görüş birliği ile kabul
edildiği gibi Yargıtay uygulamasında da kabul edilmektedir. Yargıtay Hukuk
Genel Kurulunun 05.02.2007 tarih, 2007/11-977 Esas, 2007/935 Karar ve
15.10.2008 tarih 2008/19-626 esas.2008/629 sayılı örnek kararları ve birçok
Daire kararında ihtiyati hacze ilişkin kararlara karşı kanun yolu kabul
edilmiştir. Uygulama, herhangi bir duraksama olmaksızın aynı şekilde devam
etmektedir. Geçici hukuki koruma tedbirinin bir türü olan ve sadece para
alacaklarına özgü bir yol olan ihtiyati hacizde, kanun koyucunun bu
iradesini tam bir görüş birliği ile kabul eden Yargıtay'ın, birbirine çok
benzeyen, adeta ruh ikizi olan ihtiyati tedbirde aynı hukuki korumayı
öngörmemesi çok açık bir çelişki oluşturur.2003 yılından beri istinafa
ilişkin hükümlerin, bu uygulama yapılırken yürürlüğe girmemiş olsa da, kanuni
düzenleme olarak bulunduğu dikkatlerden kaçırılmamalıdır.
5.Kanun koyucu, ihtiyati tedbire ilişkin kanun
yollarını düzenlerken bilinçli bir tercih yapmıştır. İhtiyati tedbirin
reddi kararına karşı HMK 'nın 391/3 maddesi ile, ihtiyati tedbire itiraz
üzerine verilecek karara karşı HMK'nın 394/5 maddelerinde kanun yolu
öngörülürken bunun dışında ki ihtiyati tedbire ilişkin kararlara karşı kanun
yolunu kapatmıştır. Teminat Karşılığı Tedbirin Değiştirilmesi veya
Kaldırılması halini düzenleyen 395 maddenin 3 fıkrasında itirazı
düzenlerken 394.maddenin 3.ve 4.fıkralarına atıf yapılmış ancak 5 fıkrasına
bilinçli olarak atıf yapılmamıştır. Atıf yapılmadığının bilinçli olduğu
kanunun gerekçesinde açıkca belirtilmektedir. Gerekçede aynen “Teminat
üzerine verilen kararlar ihtiyati tedbirin özüyle ilgili olmadığından, bu
konuda ki kararlara karşı kanun yoluna başvurulması kabul edilmemiş, bu
sebeple de itirazda kanun yoluna başvuruya ilişkin fıkraya atıf
yapılmamıştır.” denilmektedir.
Aynı
şekilde Durum ve Koşulların Değişmesi Sebebiyle Tedbirin Değiştirilmesi
veya Kaldırılması halini düzenleyen 396.maddenin 2.fıkrasında itiraz
düzenlenirken 394.maddenin 3.ve 4.fıkralarına atıf yapılmış, ancak 5 fıkrasına
bilinçli olarak atıf yapılmamıştır.Atıf yapılmadığının bilinçli olduğu
kanunun gerekçesinden açıkça anlaşılmaktadır.Gerekçede aynen “İhtiyati
tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılmasını düzenleyen bu maddede de, yukarda
belirtilen iki maddedeki ortak yönler dikkate alınarak itiraza ilişkin
benzer hükümlere atıf yapılmıştır.Ancak, itiraz üzerine verilen kararlara
karşı kanun yoluna başvurulması hakkındaki fıkraya atıf yapılmamıştır......
Bu sebeple, ihtiyati tedbirin reddi ve ihtiyati tedbire itiraz üzerine
verilen kararlar için kanun yolu imkânı getirilmiştir.” denilmektedir.
Buradan
da anlaşılacağı üzere kanun koyucu ihtiyati tedbire ilişkin kanun yollarına
ilişkin düzenlemeleri bilinçli, özenli, ayrıntılı ve açık bir şekilde
yapmıştır. Gerekçenin son kısmında kanun koyucunun ihtiyati tedbir talebinin
reddi ve ihtiyati tedbire itiraz üzerine verilen kararlar için kanun yolu imkânı
getirildiğini tekrarlaması bu konuda çok kararlı olmasının tezahürü olarak
değerlendirilmelidir.
6.İçtihadı birleştirmeye konu olan ihtiyati tedbir
hükümlerinin yer aldığı 6100 sayılı HMK'nun tarihsel sürecinin
değerlendirilmesi de faydalı olacaktır. Tüm ilgili hukukçuların takip
ettiği üzere; hem bilim komisyonunda, hem de TBMM'nde yürütülen süreçte HMK'nun
kanun yoluna ilişkin hükümleri konulurken, kanun yürürlüğe girmeden önce istinaf
mahkemelerinin faaliyete başlatılacağı ön kabulünden hareket edilmiştir. Gerçekten
de HMK 12.01.2011 tarihinde kanunlaşmış olmasına rağmen yürürlük tarihi
01.10.2011 olarak belirlenmiş iken, henüz Kanun yürürlüğe girmeden İstinaf
Mahkemelerinin faaliyete geçirilemeyeceği anlaşıldıktan sonra, kanun
gerekçesinde belirtildiği üzere uygulamada boşluk oluşmamasını temin etmek
amacıyla henüz yürürlüğe girmemiş olan HMK'nuna 31.03.2011 tarih ve 6217
sayılı Kanun'un 30 maddesi ile Geçici 3 madde eklenmiş ve İstinaf
Mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı HUMK 'nun temyize
ilişkin hükümlerine atıf yapılmıştır. Bu maddi gerçek bile kanun koyucunun
ihtiyati tedbire ilişkin sözü edilen kararlara karşı bir kanun yolu
denetimi açmak istediğini açıkça ortaya koymaktadır.
7.Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan “Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunundan Hukuk Muhakemeleri Kanununa” adlı Ankara - 2011
baskılı kitabın Hukuk Muhakemeleri Kanununun Hazırlama Aşaması ve Getirdiği
Yenilikler adlı giriş bölümünde önemli yeniliklerden birisinin de, geçici
hukuki koruma kararlarına karşı kanun yolu öngörülmesi olarak
belirtilmiştir. Kanunun hazırlandığı Bakanlığın kabulü de ihtiyati
tedbirinde içinde bulunduğu geçici hukuki koruma kararlarına karşı kanun
yolunun açıldığı yönündedir.
8.6100 sayılı HMK'nun 391/3.394/5 ve Geçici 3 maddesi
birlikte değerlendirilip yorumlandığında “kanun yolu açıktır” demek
zorunludur. Bilindiği üzere Türk Medeni Kanununun 1.maddesinde “Kanun, sözüyle
ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır”.hükmü bulunmaktadır. Eski
deyişiyle kanun lâfzîyle ve ruhuyla temas ettiği tüm konularda
uygulanmalıdır. Hukuktaki tüm yorum yöntemleri kullanılarak yapılan
yorumlarda farklı bir sonuca ulaşmak da mümkün değildir. Lafzi (sözüyle)
yorum yapıldığında: açıkça kanun yolu denilmiş olması ve kanun yolunun
bugün itibariyle tek yol olan temyiz yolu olması, gayii (amaçsal) yorum yapıldığında;
baştan beri anlatıldığı üzere kanun koyucunun amacının ihtiyati tedbire
kanun yolunu açmak olduğu, tarihi yorum yapıldığında; hukuk sistemimizde
başından beri yer alan ihtiyati tedbire yeni bir düzenleme olarak önceki
kanundan farklı olarak kanun yolu getirilmiş olduğu, sistematik yorum
yapıldığında: HMK'nun Sekizinci Kısım olarak Kanun Yollarını düzenlemiş
olması ve 341-361 maddeleri arasında istinaf ve 361-374 maddeleri arasında
temyiz yolu olarak olağan kanun yollarını düzenlemiş olması nazara
alındığında ve bu maddeler aynı kanunun 391 ve 395 maddeleri ile birlikte
değerlendirildiğinde, tüm yorum yöntemlerinde kanun yolunun ihtiyati
tedbire ilişkin kararlar açısından açık olduğu sonucuna götürmektedir.
9.İçtihadı Birleştirme Raporunda da isabetle
belirtildiği üzere; temyiz kanun yolunun amacı; kanunların ülkenin
sınırları içinde yer alan bütün mahkemelerde aynı anlayışla (yeknesak)
uygulanmasını sağlamak, içtihatlar yoluyla hukukun geliştirilmesine katkıda
bulunmak ve hatalı kararların düzeltilmesini sağlamak suretiyle kanun
yoluna başvuruda bulunan tarafın menfaatini korumak olduğu söylenebilir. Gerçektende,
Yargıtayımızın, en temel kuruluş amaçlarından birisi de; hukukî birlik ve
istikrar sağlamaktır. Bu amaç açısından bakıldığında da ihtiyati tedbire
ilişkin tüm ülkede, yeknesak ve doğru bir uygulamanın yapılması, iyi
oluşturulacak bir ihtiyati tedbire ilişkin Yargıtay içtihat külliyatı ile
mümkün olabilecektir. Aksi halde her mahkemenin kendi uygulaması doğru
kabul edilecek ve ülkenin her yerinde farklı uygulamalar olabilecektir. Bu
yorumlar yapılırken ihtiyati tedbir kararlarının çoğu zaman esasa ilişkin
karardan daha önemli ve etkili olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Kanuna
uygun olmasına rağmen, reddedilen bir ihtiyati tedbir talebinin ya da
kanuna aykırı olmasına rağmen verilen bir ihtiyati tedbir kararının, derhal
uygulanarak etkili olacağı da düşünüldüğünde, yaratacağı sakıncalar ve
muhatabında hukuka saygı yönünden yaratacağı tahribatı düşünmek bile, tek
başına, yorumun kanun yolunun açık olduğu şeklinde yapılmasını gerektirdiği
düşünülmektedir.
10.İçtihadı Birleştirme Raporunda da belirtildiği
üzere çoğunluk Yargıtay Hukuk Daireleri ihtiyati tedbir taleplerinin reddi
veya kabulüne itiraz üzerine verilen mahkeme kararlarına karşı Yargıtay'a
temyiz yoluna gidilebileceğini içtihat ettiği gibi bilimsel içtihatlarda
çoğunlukla temyiz yolunun açık olduğu yönündedir.
Aynı
zamanda 6100 sayılı HMK Bilim Kurulu Üyeleri olan Prof.Dr.Hakan Pakcanıtez,
Prof.Dr.Oğuz Atalay ve Prof.Dr.Muhammet Özekes 'in ortaklaşa yazdıkları
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku adlı (Yetkin
Yayınları Ankara 2011 11.Bası) eserin 722.sayfasında ihtiyati tedbir
talebinin reddi halinde;726.sayfasında ihtiyati tedbire itiraz halinde
verilecek kararlara karşı kanun yoluna başvurulabileceği ve bu kanun
yolunun 6217 sayılı Kanun ile 6100 sayılı HMK ya eklenen geçici maddeye
göre istinaf kanun yolu yürürlüğe girinceye kadar temyiz yolu olduğu açıkça
vurgulanmıştır.
Yine
aynı şekilde; Prof.Dr.Abdurrahim Karslı Medeni Muhakeme Hukuku adlı
(Alternatif Yayınevi 3.Bası) eserinin 758.sayfasında “Bölge Adliye
Mahkemesi göreve başlayıncaya kadar ihtiyati tedbir kararlarına karşı
ihtiyati tedbirin reddi veya kabulü kararına itiraz üzerine verilen
kararlara karşı Yargıtay'a müracaat edilmelidir...” demek suretiyle
açık bir şekilde kanun yolunun temyiz olduğunu ve Yargıtay incelemesinin
zorunlu olduğunu belirtmiştir.
Bu
yöndeki bilimsel görüşler çoğunluk arzetmektedir.
Hatta
daha da ileri gidildiğinde bazı bilim adamları 6100 sayılı HMK yürürlüğe
girmeden, daha doğrusu ihtiyati tedbire ilişkin kanun yolu düzenlemesi
yapılmadan önce dahi, geçici hukuki koruma tedbirlerinden olan ihtiyati
hacze benzer şekilde ihtiyati tedbire ilişkin kararlara karşı da kanun
yolunun açık olması gerektiği yönünde, son derece isabetli şekilde görüş
bildirmişlerdir.(Konusu Para Alacağı Olun Geçici Hukuki Korumaların
Karşılaştırılması ve Değerlendirilmesi konulu makale -Doç.Dr.Muhammet
Özekes Arş.Gör.Evrim Erişir)
11.Anayasamızın 2.maddesinde düzenlenen Hukuk Devleti
İlkesi ve 36 maddesinde düzenlenen Hak Arama Hürriyeti İlkesi kapsamında
konu değerlendirildiğinde karşımıza Hukuki Koruma İlkesi çıkmaktadır. Çağdaş
hukuk düzenleri, vatandaşına hukuki koruma sağlamayı yeterli görmemekte, bu
hukuki korumanın etkin bir koruma olmasına özen göstermektedir. Etkin
Hukuki Koruma İlkesi ise; verilen kararlara karşı olabildiğince çok denetim
yapılması ve bu denetimin kararı veren makamdan bağımsız ve daha üst bir
merci tarafından yapılması olarak kabul edilmektedir. Tüm dünya ülkelerinde
gidişat, vatandaşına, olabildiğince çok hukuki başvuru hakkı tanımak
şeklinde olup, hukuki başvuru yollarını sınırlandırıcı yorum yerine, genişletici
yorum yapılması gerektiği yönünde gelişmektedir. Ülkemiz insanını bu hukuki
korumadan yoksun bırakacak şekilde kanun yolunun kapatılmasının doğru
olmadığını düşünmekteyim.
Sonuç
olarak;
6100
sayılı HMK'nun 389 ve devamı maddelerinde düzenlenen geçici hukuki koruma
yollarından birisi olan ihtiyati tedbir talebinin reddi halinde ve bu
talebin kabulü halinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı kanun yolunun
açık olduğu ve kanun yolunun temyiz olarak anlaşılarak temyiz incelemesinin
yapılması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun aksi yöndeki
görüşüne katılmıyorum.
|
|
Adem
Albayrak
15.H.D.
Üyesi
|
|