1 Ağustos 2013 PERŞEMBE

Resmî Gazete

Sayı : 28725 (Mükerrer)

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/19

KARAR NO: 2013/22

KARAR TR : 01.07.2013

(Ceza Bölümü)

ÖZET: 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanık: Ö.D.

O L A Y:Diyarbakır İl J.K.lığı E Tipi Cezaevi J.Bl.K.lığı emrinde görevli sanık Uzm. J.III.Çvş. Ö.D.’in, Diyarbakır Adliyesinde sevk ve nakil devriyesinde görevli olduğu 20.6.2012 günü, devriye komutanı olarak görev yapmakta olan J.Bçvş. B.D. tarafından jandarma yeleğini giymesi hususunda uyarılmasına rağmen gün içerisinde jandarma yeleğini giymemeye devam ettiği, öğleden sonra saat 16:00 sıralarında duruşmaların sona ermesi nedeniyle hükümlü ve tutukluların ring aracına bindirilmesi sonrasında sanığın çevrede bulunamadığı, devriye komutanı tarafından telefon ile arandığı ve kendi-sinden iki dakikaya kadar ring aracının bulunduğu yere geleceğinin öğrenildiği, bir müddet sonra gecikmeli olarak ring aracının bulunduğu yere gelen sanığın yine üzerinde görev gereği bulunması gereken jandarma yeleği ile şapkasının bulunmadığı, gecikmesi nedeniyle devriye komutanı tarafından uyarıldığında ise esas duruşa geçmeden elini kolunu sallayıp yukarıya doğru kaldırmak suretiyle, “Niye bağırıyorsun geldik işte! Komutanım sen benden ne istiyorsun milletin içinde bana bağırıyorsun!” şeklinde bağırdığı, ardından orada bulunan J.Er A.Ö.’e yeleğini ve şapkasını nezarethaneden alıp getirmesi hususunda emir verdiği, J.Er A.Ö.’in ise söz konusu jandarma yeleği ile şapkayı bulamayarak geri gelmesi üzerine “Yapacak olduğun işi …….. lan” şeklinde sözler söylediği, daha sonra kendisinin giderek söz konusu malzemeleri bulup geldiği ve akabinde de devriye aracının arka kısmına bindiği, böylece, hizmete ilişkin emre rağmen jandarma yeleğini giymemek suretiyle emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 87/1. maddesinin “hizmete ilişkin emri hiç yapmayan asker kişiler” cümlesi uyarınca cezalandırılması istemiyle 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 13.9.2012 gün ve E:2012/1268, K:2012/443 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

7. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 17.10.2012 gün ve E:2012/965, K:2012/455 sayıyla, tutuklu ve hükümlülerin adliyeye götürülmesi görevinin jandarmanın mülki görevleri içersinde yer aldığı, bahsedilen emrin bu göreve ilişkin bulunduğu ve bu görev sırasında verildiği, askeri hizmetle bir ilgisinin bulunmadığı açıklanarak, sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Diyarbakır 6. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

DİYARBAKIR 6. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ:17.1.2013 gün ve E:2013/17, K:2013/63 sayıyla, sanığı, işlediği ileri sürülen emre itaatsizlikte ısrar etmek suçu nedeniyle, suçun askerisuç olmasından dolayı, yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine itiraz yolu açık olmak üzere görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, kendisine gelmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Turgut SÖNMEZ, Haluk ZEYBEL, A. Zeki LİMAN’ın katılımlarıyla yapılan 01.07.2013 günlü toplantısında, Raportör-Hâkim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Ercan ÇOBAN’ın, başvurunun reddine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosyanın incelenmesinde, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının itiraz yolu açık olmak üzere verildiği anlaşılmıştır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesi ikinci fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” denilmiş, 223. maddesinin onuncu fıkrasında, “Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır” düzenlemesi yer almış, 232. maddesinin altıncı fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükmüne yer verilmiştir.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un “Olumsuz görev uyuşmazlığı” başlığı altında düzenlenen 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir” denilmektedir.

Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı Yasa’nın 1 ve 14. maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dışında ayrıca, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları kuşkusuzdur. Böylece, başvuracağı kanun yolu, süresi, mercii yasaya uygun olarak gösterilmeyen kararın kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur. Bu nedenle, sanığa yukarıda açıklanan haklarını belirtir nitelikte tebligat yapılarak temyiz süresinin beklenmesi, görevsizlik kararı kesinleştikten sonra dosyanın Mahkememize gönderilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Diyarbakır 6. Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 01.07.2013 günü OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/20

KARAR NO: 2013/23

KARAR TR : 01.07.2013

(Ceza Bölümü)

ÖZET: 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Yakınan: A.Ö.

Sanık: Ü.N.

O L A Y: Çakırsöğüt/Şırnak 1. Jandarma Komando Tugay Komutanlığı emrinde birlik mal saymanı olarak JGY: 59- 1(A) mal saymanlıkları Yönergesi gereğince, ordu malının alınması, saklanması mevcut yasa, yönetmelik ve yönerge esaslarına göre dağıtımı ve harcanmasını sağlamak ve sağlatmakla görevli sanık J.Ord.Bçvş. Ü.N.’nin, yakınan A.Ö.’in ortağı olduğu Ö. İnşaat firmasının 2009 yılında açılan ihaleye iştirak ederek, Çakırsöğüt Tugayında konuşlu2’nci Jandarma Komando Tabur Komutanlığına ait olan hizmet binası ve müştemilatının inşası ile ilgili ihaleyi kazanarak, yapılan sözleşme sonrası, inşaat faaliyetine başlayarak,işin devamı sırasında yapılan işe göre02.11.2009 tarihli hak ediş raporu karşılığında 997.231,99 TL tutarındaki hak ediş dosyasını birlik mal saymanlığına teslim ettiği ve bir kaç gün geçtikten sonra firmanın hesabına para yatmaması üzerine, yakınanın bu konunun akıbetini öğrenmek maksadıyla, beraberinde firma çalışanı A.B. da olduğu halde Çakırsöğüt 1’inci Jandarma Komando Tugay Komutanlığı Birlik Mal Saymanlığına gittiği ve makamında konuyu görüştükleri sırada, yakınana “piyasaya 40.000 TL civarında borçlandıklarını, bu konuda yardımcı olup olamayacağını“ sorduğu, yakınanın ise, “bu miktar parayı ödemesinin mümkün olmadığı, hesaplarını kontrol ettikten sonra bir miktar yardım edebileceğini” söyleyerek, sanığın talebini geçiştirmeye çalıştığı, sanığın bu sefer “ne kadar verebilirsin” diye sorduğu,bu ısrar üzerine yakınanın “bilmiyorum” diye cevap vermesi üzerine, sanığın, hak ediş dosyasını 45 gün bekletebileceğini, bu konuda yetkisinin olduğunu beyan ettiği ve yakınanın cep telefonu numarasını aldığı, bu görüşmeden sonra 3.12.2009 günü, Ö. inşaat firmasının, teslim ettiği 997.231,99 TL tutarındaki hak ediş dosyasının kuruşlu belgesinin (mal ve hizmetin teslim alındığını gösteren belge) düzenlendiği, sanığın birkaç günde bir , yakınanı cep telefonundan arayarak “ne oldu, ne zaman geleceksin, ne zaman ödeme yapacaksın” şeklinde konuşarak,rızası dışında ödeme yapmaya zorladığı,bu ısrarlı tavırlar karşısında yakınanın, birliğin borçları dolayısıyla sıkıntılarının olduğunu değerlendirerek, bu konuda birliğe bir faydasının olması düşüncesi ile hem çalışanı hem de yeğeni olan sivil şahıs H.Ö. vasıtasıyla sanığa 4.000 TL para verilmesini temin ettiği, yapılan bu ödemeden sonra 17.12.2009tarihindeÖ.İnşaatfirmasıtarafından533.468,31 TL tutarındaki ikinci hak ediş dosyasının birlik mal saymanlığına teslim edildiği, teslim tarihinden sonra birkaç gün geçtiği halde yine kuruşlu belgenin sanık tarafından tanzim olunmaması üzerine, yakınanın çalışanı A.B.’ı konuyu araştırmak için birlik mal saymanlığına gönderdiği, sanığın yakınanın kendisinin gelmesini söylediği ve sürekli telefonundan arayarak yanına gelmesini istediği, 533.468,78 TL tutarındaki kuruşlu belgenin 23.12.2009 tarihinde tanzim olunduğu, 19.01.2010 tarihinde Ö. İnşaat firması tarafından 525.837,13 TL tutarındaki üçüncü hak ediş dosyasının birlik mal saymanlığına teslim edilmesine rağmen, teslim tarihinden itibaren 9-10 gün geçtiği halde kuruşlu belge düzenlenmemesi ve sanığın sürekli telefonla araması üzerine, yakınanın sanığın makamına giderek görüştüğünde, sanığın “talep ettiği paranın neden ödenmediğini, ne zaman ödeyeceğini” sorduğu, yakınanın “müsait değilim” şeklinde cevap vermesi üzerine, sanığın “ her dosya teslim edildiğinde 45 gün bekletirim” dediği, yakınanın da “hak ediş parası yattıktan sonra” diye söylediği ve bu görüşmeden sonra talep edilen paranın birlik ihtiyacı için olmayıp, sanığın kendisi için para talebinde bulunduğuna kanaat getirerek 01.03.2010 tarihinde 23’üncü J.Snr.Tug.K.lığına müracaat ederek şikayetçi olması üzerine, yapılan soruşturma sonunda, sanığın görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak, görevi gereği haklı olarak yerine getirmesi gereken bir işin karşılığında kendisine menfaat temin etmeye yakınanı icbar etmek suretiyle irtikap suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 250/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle 2. Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 25.3.2010 gün ve E:2010/877, K:2010/615 sayılı iddianamesi ile kamu davası açılmıştır.

2. HAVA KUVVET KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 2.11.2010 gün ve E:2010/1999, K:2010/1895 sayıyla, sanığa yüklenen suçun askeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması ve yargılama aşamasında sanığın Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiğinin kesilmesi nedeniyle, sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 2. Dairesi’nce, somut olayda irtikap suçunda aranan icbar unsurunun gerçekleşmediği, bu nedenle eylemin görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturabileceği bu suçun da Askeri Ceza Kanunu’nun 144. maddesinde düzenlenmesi nedeniyle askeri suç olduğundan, sanığı yargılama görevinin askeri mahkemeye ait olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiş, Mahkemece, önceki kararda direnilmesine karar verilmesi üzerine, karar sanık tarafından tekrar temyiz edilmiş, bu kez Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, sanığın askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak yüklenen eylemi gerçekleştirdiği ve eylemin irtikap suçunu oluşturduğunu açıklayarak, yargılama aşamasında Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilişiğinin kesilmiş olması nedeniyle sanığı yargılama görevinin adli yargıya ait olduğu gerekçesiyle hükmün onanmasına karar vermiş, bu şekilde kesinleşen karar ve dava dosyası, Şırnak Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

ŞIRNAK AĞIR CEZA MAHKEMESİ: 6.3.2013 gün ve E:2013/82, K:2013/89 sayıyla, sanığa yüklenen eylemin Türk Ceza Kanunu’nun 257/3. maddesinde düzenlenen suçu oluşturabileceği bu suçun da Askeri Ceza Kanunu’nun 144. maddesinde düzenlendiği ve askeri suç olduğu açıklanarak, sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, kendisine gelmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Dilaver KAHVECİ, Haluk ZEYBEL, Zafer YAĞLIOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 01.07.2013 günlü toplantısında, Raportör-Hâkim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Ercan ÇOBAN’ın, başvurunun reddine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosyanın incelenmesinde, adli yargı yerince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu verilen görevsizlik kararının Yasa’da belirtilen hususları içermediği ve sanığa tebliğ edilmediği anlaşılmıştır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesi 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” denilmiş, 223. maddesinin 10. fıkrasında, “Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır” düzenlemesi yer almış, 232. maddesinin 6. fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükmüne yer verilmiştir.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un “Olumsuz görev uyuşmazlığı” başlığı altında düzenlenen 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir” denilmektedir.

Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı Yasa’nın 1 ve 14. maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dışında ayrıca, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları kuşkusuzdur. Böylece, başvuracağı kanun yolu, süresi, mercii yasaya uygun olarak gösterilmeyen ve sanığa tebliğ edilmeyen kararın kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur. Bu nedenle, sanığa yukarıda açıklanan haklarını belirtir nitelikte tebligat yapılarak temyiz süresinin beklenmesi, görevsizlik kararı kesinleştikten sonra dosyanın Mahkememize gönderilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 01.07.2013 günü OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2011/120

KARAR NO:2013/1057

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: İmar uygulaması sonucu, önceki malikin tapulu taşınmazı üzerinde bulunan yapı, eklenti ve ağaçların Hazine adına kayıtlı taşınmaz üzerinde kalması halinde; yapı ve eklenti sahibinin kullanımının, 2886 sayılı Kanunun 75. Maddesinde açıklandığı şekliyle fuzuli işgal olarak değerlendirilemeyeceği, 3194 sayılı Yasanın 18. Maddesinin 9. Fıkrası uyarınca yapı bedeli ödenmediği ve bu konuda anlaşma da yapılmadığı anlaşılmakla, ecrimisil ihbarnamesinin iptaline ilişkin açılan davanın reddine dair İdare Mahkemesinin kararının kaldırılması ve imar öncesi malik olan kişinin ecrimisile borçlu olmadığının tespitine ilişkin bulunan adli yargı kararının benimsenmesi suretiyle HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİ hk.

K A R A R

Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesini İsteyen : Maliye Hazinesi

Vekili: Av. E.Ş.

Karşı Taraf: Y.Ç.

Vekili: Av. N.P.

O L A Y: Y.Ç. 19.06.1968 tarihinde Karapürcek köyünde bulunan 1677 parselin 1550/8380 payını tapudan satın almış, Mamak ilçesinin idari olarak teşekkülünden sonra ilgili tapu kaydı Altındağ Tapu Sicil Müdürlüğüne devredilmiştir. 1677 parsel, tapuda paylı mülkiyet olarak kayıtlı olmasına rağmen paydaşların zeminde kullandıkları yerlerin belli olması bir başka anlatımla paydaşlar arasında fiili taksim yapılarak kullanılıyor olması nedeniyle Y.Ç. da taşınmazı 1968 yılında aldıktan sonra zeminde kendi payına düşen taşınmaz miktarı kadar yerin etrafını çevirmiş ve taşınmaz içerisine bina ve eklentiler yapmak suretiyle kullanmıştır.

Mamak Belediyesi’nin taşınmazın bulunduğu bölgede 2981/3290 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre yaptığı imar çalışmalarının kesinleşmesi sonucunda Y.Ç.’ya 1677 parseldeki 1550/8380 payına karşılık 37128 ada 6 parselde 534/534, 37125 ada 5 parselde 207/575, 37128 ada 3 parselde 307/699 pay verilmiştir. Ancak bu imar uygulaması sırasında davacının 1677 parselde fiili taksime göre kendisine verilen ve kullanımında olan taşınmaz bölümü 37129 ada 1 parsel olarak arsa vasfı ile 25.05.1992 tarihinde ihdasen Mamak Belediyesi adına tescil edilmiştir. Mamak Belediyesi adına ihdasen oluşan 37129 ada 1 nolu parsel 29.01.1993 tarihinde bedelsiz olarak Belediye Encümen kararına istinaden “kütüphane hizmetlerinde kullanılmak koşuluyla” Maliye Hazinesine devredilmiştir.

Y.Ç.’ya ait olan bina ve eklentilerin bulunduğu taşınmaz bölümünün Hazine adına tapu kaydının oluşması üzerine; Maliye Bakanlığı, Ankara Valiliği Defterdarlık Milli Emlak Dairesi Başkanlığı Emlak Müdürlüğü’nün gönderdiği 25.11.1999 günlü Ecrimisil İhbarnamesi ile 29.01.1993 ( taşınmazın Hazine adına tescil edildiği tarih) tarihinden itibaren Y.Ç.’nın bu yerde fuzuli şagil olduğu kabul edilerek 6 yıl 8 ay 2 gün için toplam 255.760.000 TL ecrimisilin tahsili istenmiş, ilgilinin itirazı üzerine 14.02.2000 tarihli Ecrimisil Düzeltme İhbarmesinde 25.11.1999 tarihli ihbarnamenin yasal mevzuat gereği düzenlendiği açıklanarak 255.760.000TL ecrimisilin tahakkuk ettirildiği bildirilmiştir.

Y.Ç. 01.03.2000 tarihli dava dilekçesi ile Ankara İdare Mahkemesine dava açmak suretiyle, T.C. Maliye ve Gümrük Bakanlığı, Ankara Defterdarlığı, Hisar Emlak Müdürlüğü tarafından gönderilen 25 Kasım 1999 gün 06.31621-44023 sayı ve 14 Şubat 2000 gün 06.31621-5447 sayılı Ecrimisil İhbarmameleriyle dayanak komisyon kararlarının kendisinin ecrimisile konu 37129 ada 1 nolu parselde fuzuli şagil olmaması ve zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması istemiyle Maliye Hazine adına idari yargıda dava açmıştır.

ANKARA 9.İDARE MAHKEMESİ:27.02.2001 gün ve E: 2000/ 218 K:2001/219 sayı ile 10 yıllık zamanaşımı süresinde olduğu anlaşılan dava konusu ecrimisile ilişkin davanın; davacının ecrimisilin fahiş olduğu yönünde bir iddiasının bulunmaması ve davacının işgal ettiği alanın Hazine adına kayıtlı olması nedeniyle davacı adına tespit edilen ecrimisil ihbarnamesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiştir. İdare Mahkemesinin red kararı Ankara Bölge İdare Mahkemesinin 16.01.2002 gün ve E:2001/3176 K:2002/82 sayılı kararıyla onanmış, kararın düzeltilmesi istemi de aynı mahkemenin 29.05.2002 gün E:2002/1930 K:1519 sayılı kararı ile reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.

Y.Ç. İdare Mahkemesinde açmış olduğu davanın yargılaması devam ederken 25.12.2001 tarihinde Ankara 32. Asliye Hukuk Mahkemesine başvurarak Hazinenin 37129 ada 1 parsele ilişkin 3194 sayılı Yasa’nın 18. Maddesi ve ilgili yasa ve uygulamalara aykırı olarak ortaya çıkardığı muarazanın önlenmesine, bu yasa gereğince ecrimisile borçlu olmadığının tesbitine, taşınmazda bulunan, bina ile müştemilatlarının, su kuyusu ve tüm ağaçların kaim bedellerinin saptanarak davalı Hazineden yasal faiziyle tahsiline karar verilmesi istemiyle dava açmıştır.

ANKARA 32. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 17.12.2002 gün ve E: 2001/958 K:2002/733 sayılı kararında özetle;ecrimisile ilişkin talep yönünden İdare Mahkemesinin görevli olduğunu, davacının imar uygulaması sonucu Hazineye ait olan taşınmazdaki bina ve ağaç bedelinin kendisine ödenmesine zorlamasının yasaya uygun olmadığını, İmar Yasası uyarınca şuyulandırma sonucu binanın mülkiyeti başkasına geçen bir parsel üzerinde kalması halinde böyle yapıların bedelleri ilgili parsel sahipleri tarafından ödenmediği veya bu konuda aralarında bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu binaların eski sahiplerince kullanılması imkanı sağlandığı, böyle bir anlaşma yapılmadığı ve yapının korunduğu anlaşıldığından bu durumda davalının yapı bedelini ödemeye zorlanmasının hukuki olmadığı gerekçe gösterilmek suretiyle dava reddedilmiştir.

 Ankara 32. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı taraflarca ayrı ayrı temyiz edilmiştir.

YARGITAY 1.HUKUK DAİRESİ:10.03.2003 gün ve E:2003/2311 K:2538 karar sayılı BOZMA İLAMINDA ;

 “Davalı Hazinenin temyiz itirazları yerinde olmadığından yerinde değildir. Davalının temyiz itirazlarının reddine.

Davacının temyiz itirazlarına gelince:..İdare, imar öncesi mülk ve muhtesat sahibinden Yasaya aykırı ecrimisil talep etmekle ve 6183 sayılı Yasadan bahisle muaraza çıkarmıştır. Bu nedenle davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararı bulunduğu kuşkusuzdur. Öte yandan imar parseli oluşumunun dayanağını teşkil eden 2981-3290 sayılı Yasanın 10/C maddesi uygulaması veya 3194 sayılı Kanunun 18.maddesi hükmünce, şuyulandırma sonucu oluşan parsele el atma halinde; muhtesat bedeli ödenmeksizin, men, kal ve ecrimisil istenemeyeceği Yasa gereğidir. Bir başka anlatımla, yukarıda değinilen Yasa maddelerinin uygulanmaları sonucu ayrılmaz parça ( mütemmim cüz ) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş, bazı durumlarda, yapı üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılan imar parselleri nedeniyle, yapıların bedelleri, ilgili parsel sahiplerince yapı (muhtesat) sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerinin hiçbir ecrimisil (kira) bedeli ödemeksizin kullanma imkanı sağlanmıştır. Yasa koyucu, imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğu duymuştur.

Hal böyle olunca, işin esasının incelenerek, bir hüküm kurulması gerekirken, somut olay ve hukuki niteleme yanlış değerlendirilerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir.” denilerek yerel mahkemenin red kararı bozulmuştur.

Ankara 32.Asliye Hukuk Mahkemesi 11.07.2003 gün ve E:2003/448 K:1256 sayılı kararı ile 4787 Sayılı Kanunun 4. ve Geçici 1. maddesi, HSYK nın 26.06.2003 gün 275 sayılı kararıyla Ankara Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığının 10.07.2003 gün 231 ve 233 sayılı kararı uyarınca dava dosyasının görevli Ankara 19. Asliye Hukuk mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Yerel mahkemece bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama yaparak davanı kabulüne karar vermiştir.

ANKARA 19. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 25.05.2004 gün ve E:2003/662 K:2004/217 sayılı kararında özetle; davacının davasının kabulüne, davacının muarazanın giderilmesi davasında; davanın kabulüne, davalı tarafından ortaya çıkarılan muarazanın men’ine, davacının ecrimisil bedelinden dolayı borçlu olmadığının tesbitine ilişkin talebinde; talebinin kabulüne, davacının dava konusu edilen 255.760.00 lira ecrimisil bedelinden dolayı davalıya borçlu olmadığının tesbitine, kaim bedel toplam 39.334.585.000 liranın dava tarihi 25.12.2001 tarihinden itibaren tahsil tarihine kadar değişken orandaki yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine” denilmek suretiyle davacının davasının kabulüne karar verilmiştir.

Davanın kabulüne ilişkin hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

YARGITAY 1.HUKUK DAİRESİ: 08.11.2004 gün ve E:2004/12036 K: 12673 karar sayılı ONAMA-BOZMA İLAMINDA; “…2981-3290 sayılı Yasanın 10/c ve 3194 sayılı Yasanın 18. Maddesinde belirtildiği üzere imar uygulamasıyla tecavüzlü duruma gelen yapılar bakımından muhtesat bedeli ödenmedikçe kaydı yeni edinen kişinin muhtesat sahibini imar parselinde men edemeyeceği gibi, ecrimisil istemesinin de olanaksız bulunduğu tartışmasızdır.

Bu durumda, Mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek davalı kayıt malikinin ecrimisil isteği muaraza anlamında kabul edilmek suretiyle ecrimisil bakımından kurulan hükümde bir isabetsizlik yoktur.

Ancak, davalının davacıya karşı bir elatmanın önlenmesi ve yıkım isteği yoktur. Bu durumda yukarıdaki düzenlemelere göre davacının çekişmeli taşınmazı kullanma hakkının sürdüğü kabul edilmelidir. Öyle ise; davalı tarafından açılmış bir dava olmadığı, davacı yararına muhtesat bedeli isteme hakkının henüz doğmadığı dikkate alınmalıdır.

Hal böyle olunca; muhtesat bedeline ilişkin talebin reddine karar verilmesi gerekir.” şeklinde karar verilmiş bu kararın düzeltilmesi istemi aynı Dairenin 23.03.2005 gün ve E:2005/1606 K:2005/3410 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyulmuştur.

ANKARA 19. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN:15.06.2005 gün ve E:2005/181 K:2005/284 sayılı kararında özetle; bozma ilamlarında açıklanan gerekçeler ile davanın kısmen kabul kısmen reddine, davalı idare tarafından çıkartılan muarazanın men’ine, davalı İdare tarafından tahakkuk ettirilen davaya konu 255.760.000 lira ecrimisil bedelinden dolayı, davalıya borçlu olmadığının tesbitine, davacının muhtesat bedeline ilişkin talebinin reddine karar verilmiş, bu karar Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.11.2006 gün ve E:2006/9793 K:2006/11873 sayılı kararıyla onanmış, kararın düzeltilmesi istemi de aynı Dairenin 22.03.2007 gün ve E:2007/1873 K: 3100 sayılı kararı ile reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNDEN İSTEK:

Hazine vekili, Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmek üzere, Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesine verdiği dilekçe ile Ankara 9. İdare Mahkemesinin 27.02.2001 tarih 2000/218 Esas 2001/219 Karar sayılı Hazine lehine verilen kararı ile konusu, tarafları aynı olan Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.05.2005 tarih 2005/181 Esas, 2005/284 Karar sayılı Hazine aleyhine verdiği kararı arasında tam bir çelişki bulunduğu ve İdare Mahkemesi ile elde edilen hakkın yerine getirilmesinin olanaksız hale geldiği nazara alınarak bahse konu kararlar arasındaki hüküm uyuşmazlığının 2247 sayılı Kanunun 24. maddesi ve ilgili maddeleri uyarınca kesin olarak giderilmesini isteminde bulunmuştur.

Hüküm uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin talep, hüküm uyuşmazlığı bulunduğu iddia edilen kararların tarafı olan Y.Ç.’ya tebliği edilmiştir. Y.Ç. vekili 18.04.2011 tarihinde verdiği cevap dilekçesinde; hüküm uyuşmazlığı bulunduğu iddia edilen kararların farklı konulara ilişkin olması nedeniyle kararlar arasında hüküm uyuşmazlığı bulunmadığını, hukuk davasında müvekkilinin davacı tarafa herhangi bir ecrimisil ödeme borcunun bulunmadığı tespit edildiğine ve karar Yargıtay’ca onanarak kesinleştiğine göre; bulunmayan bir borç için düzenlenmiş olan ödeme emrinin ise (usulüne uygun takip şekillerine göre düzenlendiği bir an farz olunsa dahi) artık idare tarafından re’sen iptal edilmesi gerekir. Zira İdare Mahkemesi kararı ancak hukuka uygun alacaklar için düzenlenen ödeme emirlerini karara bağlamıştır. Bu nedenle aslında bir görev uyuşmazlığı yoktur. Hukuk Mahkemesi ortada bir ecrimisil alacağı olup olmadığına, İdare Mahkemesi ise yapılan takip işlemlerinin 6183 sayılı Yasa hükümlerine uygun olup olmadığına bakmıştır.Bu nedenle talebin reddine karar verilmesini isteminde bulunmuştur.

Başkanlıkça 2247 sayılı Yasanın 24 ve 16.maddelerine göre ilgili Başsavcıların düşünceleri istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI: “… Dava, davacının maliki olduğu kadastro parselinde bulunan, ancak imar uygulaması sonrasında Hazine adına kayıtlı imar parselinde kalan ev ve bahçe nedeniyle, 2886 sayılı Devlet ihale Kanunun 75'inci maddesi gereğince "fuzuli şagil" olarak nitelendirilip, ecrimisil istenilmesinden kaynaklanmaktadır. İdari yargı yerince, .davacıdan , ecrimisil., istenilmesinin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılmış; adli yargı yerince, ecrimisil istenilmesi nedeniyle ortaya çıkan murazanın önlenmesine ve davacının ecrimisil borcunun olmadığının tespitine karar verilmiştir. Böylece, 2247 sayılı Kanunun 24'üncü maddesinde açıklandığı üzere, tarafları, konusu ve dava sebebi aynı olan ve kesinleşmiş kararlar arasında hüküm uyuşmazlığı doğmuş; kararlar arasındaki çelişki yüzünden, varlığı idari yargı kararı ile saptanan ve korunan ecrimisil talep hakkının kullanılması olanaksız hale gelmiştir.

Ortaya çıkan hüküm uyuşmazlığının giderilmesi ve anlaşmazlığın esasının karar bağlanabilmesi için, öncelikle idari Rejimde, idari işlemlerin özelliklerinden söz edilmesinde, daha sonra, "ecrimisil"in, İdare Hukuku yönünden niteliğinin açıklanmasında yarar vardır.

İdari Rejimde, idarenin, üstlendiği kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamusal hak ve yetkilere dayanarak, tek yanlı irade açıklamasıyla kişilerin hukuksal durumlarında etki doğuran tasarrufları "idari işlem" olarak nitelendirilir. Bu yolda oluşturulan işlemler, kesin ve yürütülmesi zorunlu olup, hukuka uygunluk karinesinden yararlanır. Diğer bir ifadeyle; söz konusu işlemlerin uygulanarak, hukuksal etkilerini doğurması için başkaca bir onaya ya da yargı kararına gereksinimi bulunmadığı gibi, bunların hukuk düzeninden kaldırılması veya etkisiz hale getirilmesi, idarenin, tesis ederken kullandığı yöntemle idari işlemini geri almasından başka, ancak, idari yargı yerinde açılacak iptal davasına konu edilmesi ve bu davada tabi tutulacakları hukuka uygunluk denetimi sonunda, hukuka aykırı görülerek iptal edilmeleriyle olanaklıdır. Bu çerçevede, Anayasa Mahkemesinin içtihatlarıyla kabul edildiği gibi, ancak kamu yararının gerektirdiği istisnai ve özel durumlarda yasayla yetkilendirilmesi dışında, adli yargı yerlerinin idari işlemlerin hukuka uygunluklarını özel hukuka ait dava türleri içinde denetlemesi ve bu hukuk dalına özgü "tespit" ya da "menfi tespit" davalarıyla hukuki sonuçlarının ortadan kaldırılması, bu dava yoluyla idarenin sonraki dönemlerde kamu gücü kullanarak kamu hizmeti görmelerini engellemesi, mümkün değildir. Aksi uygulama, hem Anayasanın benimsediği Adli Yargı-İdari Yargı ayrımına, hem kuvvetler ayrılığı ilkesinin gereği olarak, Anayasanın 125’inci maddesinde yer alan, idari işlem ve eylem niteliğinde yargı kararı verilmesi yasağına aykırılık oluşturur.

2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75'inci maddesinde, Devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz malların gerçek veya tüzel kişilerce işgali üzerine, fuzuli şagilden ecrimisil istenileceği; ecrimisil talep edilebilmesi için, Hâzinenin işgalden dolayı bir zarara uğramış olmasının gerekmediği gibi, fuzuli şagilin kusurunun da aranmayacağı belirtilmiştir. Bu düzenlemeye göre; kendisinden ecrimisil alınacak olan fuzuli şagil, kusurlu olup, olmadığına bakılmaksızın, kendisine ait olmayan taşınmazın, yani Hazine taşınmazının zilyetliğini, sahibinin rızası ve muvafakati olmaksızın, başka bir ifadeyle yetkili idarenin izni dışında eline geçiren, elinde tutan veya her ne şekilde olursa olsun bu malı kullanan veya tasarrufunda bulunduran gerçek veya tüzel kişileri ifade etmektedir.

İşgal, mülkiyet hakkının kullanılmasını, böylece malikin taşınmazının tamamından ya da bir kısmından yararlanmasını engelleyen bir müdahale olup, kural olarak işgal etme kastını içermektedir. Çünkü işgal edenin, mülkiyetine sahip olmadığı taşınmazı malikinin olurunun bulunmadığını, bu yolda açık ya da dolaylı bir izninin alınmadığını/olmadığını bilmesine karşılık taşınmazdan faydalanması söz konusudur. Öte yandan, sözü edilen Kanun maddesinde, işgalcinin ecrimisil ödemekten sorumlu tutulması için kusurunun aranmayacağının belirtilmiş olması, kişinin kullanımının haklı, hukuken kabul edilebilir zorunlu durumlara dayandırılması, işgal kastının olmadığının kanıtlanması durumunda da ecrimisil alınabilmesine olanak tanımak içindir. Bu çerçevede, Hazine taşınmazlarının idaresinden sorumlu ve görevli olan Maliye Bakanlığı (ya da temsil ettiği Hazine), Hazine taşınmazının işgal edildiğini, işgal süresini ve işgal edeni geçerli bir tutanakla ortaya koyduğunda, Kanunda öngörülen yöntemi kullanarak, taşınmazın işgal edildiği süre için, tek yanlı irade açıklamasıyla ecrimisil bedelini belirlemek ve bunu işgalciden takip ve 6183 sayılı Kanun çerçevesinde, gerektiğinde kamu gücü kullanarak tahsil etmeye yetkilidir. Bu yolda oluşturulan işlemler, tam anlamıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu idari işlemler olup, bunların hukuka aykırı olduğu savıyla açılan iptal davasının görüm ve çözümü İdari Yargı Düzeninin görevindedir.

Buna karşın, Ankara Ondokuzuncu Asliye Hukuk Mahkemesinin, Yargıtay tarafından temyiz incelemesi sonunda onanarak kesinleşen kararıyla, idarenin, sonuç olarak kamuya ait taşınmazların yönetimine ilişkin idari tasarrufundan kaynaklanan uyuşmazlığa, konu hakkındaki idari yargı kararı da bilindiği halde bakılmış; davalı idarenin, Hazine taşınmazının 29.1.1993-30.9.1999 tarihleri arasında fuzulen işgal edildiğinden hareketle, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunun 75'inci maddesi gereğince ecrimisil tahakkuk ve tahsili yolundaki idari işleminin sonuçları ortadan kaldırılmış; böylece, Ankara Dokuzuncu idare Mahkemesinin, sözü edilen idari işlemi hukuka ve yasaya uygun bulan kararı ile hüküm uyuşmazlığı doğmuş; hatta idarenin taşınmaza ait başkaca ecrimisil işlemlerine girişmesi; örneğin, Hazine taşınmazı üzerinde kalan yapısını kullanmaya devam eden davacıdan, idari yargı yerinde iptal davasına konu olan işlemin kapsadığı süre dışında, yani, 30.9.1999 tarihinden sonraki dönem için ecrimisil istenilmesi de engellenmiştir. Dolayısıyla; adli yargı yerince, göreve ilişkin kurallara aykırı olarak verilen karar ile idarenin işlem oluşturma yetkisi de kaldırılarak, Anayasanın benimsediği "Kuvvetler Ayrılığı ilkesi" ile "Adli Yargı-İdari Yargı" ayrımı ve idarenin işlemlerinin yargısal denetimine dayanak sağlayan 125'inci maddesi de ihlal edilmiş olduğundan; öncelikle, hüküm uyuşmazlığına neden olan görevsiz adli yargı yerinin kararının kaldırılması gerekmektedir.

Öte yandan; Ankara Dokuzuncu İdare Mahkemesinin, davanın parasal değeri nedeniyle, tek hakimle verdiği ve hüküm uyuşmazlığına neden olan 27.2.2001 gün ve E:2000/218, K:2001/219 sayılı kararı da hukuka ve usule aykırıdır.

Nitekim, Danıştay’ın benzer uyuşmazlıklara ait kararlarında da (Danıştay Onuncu Dairesinin 2.11.2009 gün ve 2009/9339 sayılı; 12.2.2010 gün ve 2010/1134 sayılı kararları) kabul edildiği gibi, 3194 sayılı İmar Kanununun 18'inci maddesinin dokuzuncu fıkrası karşısında, imar uygulaması nedeniyle oluşturulan imar parselinde kalan yapılar nedeniyle, parselin kayıt maliki Hazine tarafından yapı bedeli ödenmeden, yapı malikinden ecrimisil alınamayacağı, kısacası, geçerli bir hukuki ilişkiye dayanarak taşınmazı kullanmaya devam eden yapı malikinin 2886 sayılı Kanunun 75'inci maddesinde sözü edilen "fuzuli şagil" olarak tanımlanamayacağı açıktır. Belirtilen nedenle, davalının davacıdan ecrimisil istemesine ait işlem hukuka ve yasaya aykırı olduğundan, Ankara Dokuzuncu İdare Mahkemesinin kararının kaldırılarak, davacıdan, Ankara İl'i, Mamak ilçesi, Ekin Mahallesinde bulunan ve Hazine adına kayıtlı, 37129 ada 1 parsel sayılı taşınmazın bir kısmını, Hazine adına tescil edildiği 29.1.1993 tarihi ile 30.9.1999 tarihi arasında, ev ve bahçe yaparak fuzulen işgal ettiğinden hareketle, 2886 sayılı Devlet ihale Kanununun 75'inci maddesi gereğince ecrimisil istenilmesine ait işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, aynı konu ve sebebe ilişkin ve tarafları aynı olan ve aralarındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunduğu anlaşılan, Ankara Dokuzuncu İdare Mahkemesinin 27.2.2001 gün ve E:2000/218, K:2001/219 sayılı kararı ile Ankara Ondokuzuncu Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.6.2005 gün ve E:2005/181, K:2005/284 sayılı kararı arasındaki hüküm uyuşmazlığında; 2886 sayılı Kanunun 75'inci maddesine göre fuzuli şagil olmayan davacıdan ecrimisil istenilmesine ilişkin işlemin iptali gerektiği düşünülmektedir.” şeklinde yazılı düşünce vermiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI:

“Hüküm uyuşmazlığına konu olan kararlardan idari yargı yerinde sonuçlandırılan, Ankara 9. İdare Mahkemesinin 27/02/2011 gün ve 2000/218 E, 2001/219 K sayılı kararıyla, idarece tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı saptamasıyla 14/02/2000 tarihli 5447 sayılı Ecrimisil İhbarnamesinin iptali istemi reddedilmiştir. Ankara Ondokuzuncu Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 15/06/2005 gün ve 2005/181 E, 2005/284 K sayılı ilamı ile ise, davalı tarafından çıkarılan muarazanın men'ine, davalı idare tarafından tahakkuk ettirilen 255.760.000 TL ecrimisil bedelinden dolayı davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir. Her iki kararda temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmekle yasa yolları tüketilmiştir. Bu durumda her iki yargı merciinde görülen davaların sebep ve konularının aynı olduğu söylenebilecektir, zira her iki davanın sonucunda verilen kararlar ile davacının işgal ettiği hazine taşınmazı üzerindeki yapılanma nedeniyle ecrimisil bedeli ödenmesi gerekip gerekmediği sorunu çözümlenmektedir.

Her iki davanın tarafları da Maliye Hazinesi ve Y.Ç. olarak aynıdır.

Hüküm uyuşmazlığına konu edilen adli ve idari yargı kararları arasındaki çelişki nedeniyle bir hakkın yerine getirilmesinin olanaksız hale gelip gelmediği sorunu ele alındığında ise; Adli yargı karan ile davalının çıkardığı muarazanın meni ve ecrimisil ödenmesi gerekmediğinin tespiti; İdari yargı yerinde verilen kararda ise ecrimisil bedeli ödenmesine dair ihbarnamenin iptali isteminin reddi ile hukuka uygunluğunun belirlenmesi karşısında, davalı Hazine bakımından ecrimisil bedelinin takip ve tahsili bakımından bir hakkın yerine getirilmesinin kararlar arasındaki çelişki nedeniyle mümkün olamayacağı anlaşılmakla, hüküm uyuşmazlığının bulunduğu sonucuna varılmaktadır.

2247 sayılı Yasanın 25/1 fıkrasına göre "Hukuk alanındaki hüküm uyuşmazlıklarında Uyuşmazlık Mahkemesi, Danıştay Yargılama usulünün bu kanuna aykırı olmayan hükümlerini uygulamak suretiyle anlaşmazlığın esasını da karara bağlar."Hüküm uyuşmazlığının varlığının kabul edildiği aşamada, hukuk alanındaki hüküm uyuşmazlıklarında, Uyuşmazlık Mahkemesi işin esasına girerek uyuşmazlığın esası hakkında çözüme ulaştıktan sonra, her iki yargı yeri tarafından verilen kararları ortadan kaldırarak yeni bir hüküm kurabileceği gibi, inceleme sonucu kesinleşmiş iki mahkeme kararından birisinin hukuka uygun olduğu sonucuna varırsa diğerinin kaldırılmasına karar vererek de uyuşmazlığı çözebilir. (Ayten ANIL, "Uyuşmazlık Mahkemesi’nin Kuruluş ve İşleyişi" SBF Dergisi, C.47. S. 1. sf. 47) Diğer bir anlatımla, olumlu ya da olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde gözetilen, dava konusunun hangi yargı yerinin görev alanına girdiğine dair tespit ve değerlendirme hüküm uyuşmazlığında gözetilmeyecek, 2247 sayılı yasanın 25. Maddesinde belirtildiği gibi Danıştay Yargılama usulünün bu kanuna aykırı olmayan hükümlerini uygulamak suretiyle anlaşmazlığın esasını yürürlükteki mevzuat ve hakkaniyet ilkelerini gözeterek karara bağlanacaktır. Dolayısı ile hüküm uyuşmazlığına konu edilen ve esas itibari ile hukuka uygun olan bir yargı yerinin kararının sadece uyuşmazlığın çözümünde görevli olmadığı gerekçesi ile ortadan kaldırılmasına karar verilmesinde hukuka uyarlılık bulunmadığı gibi usul ekonomisi açısından da yerinde olmadığı düşünülmektedir.

Uyuşmazlığa konu ecrimisil ihbarnamesinin hukuki dayanağı bakımından incelenmesinde ise; davacının Mamak ilçesi Ekin mahallesinde bulunan ve 19/06/1968 yılında satın alman, 1677 parsel sayılı 8380 m2 miktarındaki taşınmazdaki 1550/8380 oranındaki hissesi karşılığında diğer paydaşlarla fiili taksim yapılarak belirlenen taşınmazının üzerine iki katlı bir ev ve diğer yapılar inşaa edip, bahçesini de meyve ağaçları ile ihya ettiği taşınmazı, 2981 sayılı yasanın 3290 sayılı Yasa ile değişik 10/c maddesi ve 3194 sayılı yasanın 18. maddesi uygulaması sonucu imar ıslah planları ile sosyo-kültürel alan ilan edilerek, karşılığında düzenleme ortaklık payı düşülerek başka parsellerden taşınmaz tahsis edilerek davacının adına tescili sağlanmasına rağmen, imar uygulaması sonucu hazine adına tescil edilen taşınmaz üzerindeki yapıların bedelinin ödenmediği, davacının da fiilen zilyetliğini sürdürdüğü anlaşılmaktadır. 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi hükmüne göre şuyulandırma sonucu oluşan parsele elatma halinde, taşınmazın mütemmim cüzü olan yapı ile arazi arasındaki hukuki ilişki kesilmesine rağmen, taşınmaz üzerindeki yapı bedeli ödenmediği veya taraflar arasında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerinin hiçbir kira (ecrimisil) ödemeden bu yapıları kullanabileceği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, Ankara Dokuzuncu İdare Mahkemesinin 27/02/2001 gün ve 2000/218 E, 2001/219 K sayılı kararının kaldırılması ile Ecrimisil bedelinin ödenmesi gerekmediği tespiti yaparak muarazanın men'i kararı veren Ankara Ondokuzuncu Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 15/06/2005 gün ve 2005/181 E, 2005/284 K sayılı kararının geçerli olduğunun kabulüne karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.” şeklinde yazılı düşünce vermiştir.

İLK İNCELEME:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.05.2013 günlü toplantısında, dosyanın usul yönünden incelenmesi sonunda;

 2247 sayılı Yasanın 25. maddesi hükümleri uyarınca

1- İdari Yargılama Usulü Yasası gözetilerek Uyuşmazlık Mahkemesine yapılan başvuruya ait dilekçe ve eklerinin 30 gün içinde yanıt verilmek üzere Y.Ç. vekili Nuri Poyraz’a bildirildiği, taraflarca verilen yanıtın Maliye Hazinesi’ne tebliği suretiyle dosyanın tekemmülünün sağlandığı

2- Ankara 9. İdare Mahkemesi ile Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararları arasında, 2247 sayılı Yasanın 24. Maddesinde öngörülen koşulların gerçekleştiği anlaşıldığından hüküm uyuşmazlığı bulunduğuna;

 3-Sözlü açıklama için taraflara tebligat yapılması ve esas hakkındaki rapor yazıldıktan sonra Başkanlıkça 01.07.2013 günlü toplantıda işin esasının görüşülmesine oy birliği ile karar verilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 01.07.2013 günlü toplantısında:

Başvuru dilekçesi ve ekleri, uyuşmazlığa konu edilen kararlara ilişkin dava dosyaları, ilgili Başsavcıların düşünce yazıları, dayanılan Yasa ve Yönetmelik kuralları, taraflarca verilen dilekçe ve ekleri ve Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın hazırladığı rapor okunup incelendikten; 2247 sayılı Yasa’nın 25. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sözlü açıklama için önceden belirlenen 01.07.2013 gününde, istemde bulunan Maliye Hazinesi vekilleri Av. Dr. Gülşen Köse, Av. Faik Tanlık ile Y.Ç. vekili Av. Nuri Poyraz’ın sözlü açıklamaları dinlendikten ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün yazılı düşünceleri doğrultusundaki açıklamaları da alındıktan sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

ESASA İLİŞKİN İNCELEME:

Uyuşmazlık,tapulu taşınmaz üzerinde bulunan bina ve eklentilerin, imar uygulaması ile bir başka parsel üzerinde kalması durumunda; önceki malike ait mülkiyet hakkının, imar sonrası malik olan kişinin zemine ilişkin mülkiyet hakkı karşısındaki hukuki durumuna ilişkindir.

07.05.2004 tarih 5170 sayılı kanunla yapılan değişiklik ile Anayasa’nın 90. maddesi ; “ Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” denilmek suretiyle milletlerarası antlaşmalar iç hukukumuzun üzerinde bir yer edinmiştir.

  Bu çerçevede tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin mülkiyet hakkını garanti altına alan 1 No’luProtokol’ün1. maddesinde;

“ Mülkiyetin korunması, her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı düzenlenmiştir. Mülkiyet hakkını güvence altına alan kurala ilişkin istisnalar; devletin bireyi kamu yararı ve uluslararası hukukun genel ilkeleri doğrultusunda malından yoksun bırakması, mülkiyetin denetim altına alınması ve vergilerin ödenmesidir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, imar planlarıyla ilgili hususları, genel yarar kapsamında görmektedir. ( Allan Jakobssun/İsveç Fredin/ İsveç kararları ) İmar planı gereğince kamu hizmetleri için yapılacak müdahalelerinde de kamu yararına uygun olduğu kabul edilmektedir.

Temel haklar arasında yer alan mülkiyet hakkı, Anayasa’nın 35.maddesinde: “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” şeklindeki düzenleme ile Anayasa’da yerini almıştır.

Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkının hukuki niteliği ve sınırlamalar konusundaki 21.06.1089 gün E: 1988/34 K: 1989/ 26 sayılı kararında; “ …Anayasanın 35. Maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu açıkça belirtilmekle beraber mülkiyet hakkının niteliği üzerinde herhangi bir açıklama yapılmadığından bunun öğretiden ve yasalardaki kurallardan yararlanılarak ortaya konulması gerekmektedir. Bu anlamda mülkiyet hakkı; bir kimsenin, başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara da uymak koşulu ile bir şey üzerinde dilediği biçimde kullanma, ürünlerinden yararlanma, tasarruf etme ( başkasına devretme, biçimini değiştirme, harcama ve hatta tüketme hatta yok etme) yetkilerini anlatır. Görülüyor ki bu nitelikteki mülkiyet hakkı kavramında, başkasına zarar vermemek ve özellikle yasaların koyduğu sınırlamalara uymak zorunluluğu vardır Müdahalelerin sınırlarının yani meşruiyetin ölçülerinin belirlenmesidir…” denilmek suretiyle mülkiyet hakkının hukuki niteliği ve sınırlarını açıklamıştır.

Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkına ilişkin başka bir uyuşmazlıkta 16.05.2013 gün ve E: 2013/539, K:2013/539 sayılı kararında “…Anayasa’nın 35. Maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı, kapsam itibariyle 4721 sayılı Kanun’da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlı olmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin Anayasa’nın 35. Maddesindeki güvence kapsamına girdiğinde kuşku yoktur…” denilerek mülkiyet kavramı oldukça geniş yorumlanmıştır.

Mülkiyet hakkı kişinin hakları arasında kabul edilmekle birlikte kamu yararının gerektirdiği durumlarda mülkiyet hakkı üzerinde bazı düzenlemelerin yapılabileceği hem Anayasa’da hem de taraf olduğumuzun uluslararası sözleşmelerde kabul edilmiştir. Tartışmasız olan mülkiyet hakkının varlığı kabul edilmekle birlikte bu hakkın kullanımının sınırsız olmadığı da reddedilemez bir olgudur.

Yasa koyucu Uluslararası sözleşmeler ve Anayasa’da hakkın varlığını kabul etmiş,4721 sayılı Türk Medeni Kanunun ilgili hükümlerinde mülkiyet hakkının kazanılması, kapsamı, korunmasına ilişkin düzenlemelere yer vermiştir. Gerçek ve tüzel kişiler sahip oldukları mülkiyet hakkını yasalarda belirtilen kurallar çerçevesinde kullanabileceklerdir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “ Mülkiyet Hakkının İçeriğine” ilişkin 683. Maddesinde;

“Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.

 Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.

 Mülkiyeti hakkının kapsamını düzenleyen, 684 ila 687 maddelerinde;

 “Madde 684 “ Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur.

Bütünleyici parça, yerel adetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır.”

Madde 685 “ Bir şeyin maliki, onun ürünlerinin de maliki olur.

Ürünler, dönemsel olarak elde edilen doğal veya hukuki ürünler ile bir şeyin özgülendiği amaca göre adetler gereği ondan elde edilmesi uygun görülen diğer verimlerdir.

Doğal ürünler asıl şeyden ayrılıncaya kadar onun bütünleyici parçasıdır.”

Madde 686 - Bir şeye ilişkin tasarruflar, aksi belirtilmedikçe onun eklentisini de kapsar.

Eklenti, asıl şey malikinin anlaşılabilen arzusuna veya yerel adetlere göre, işletilmesi, korunması veya yarar sağlaması için asıl şeye sürekli olarak özgülenen ve kullanılmasında birleştirme, takma veya başka bir biçimde asıl şeye bağlı kılınan taşınır maldır.

Eklenti, asıl şeyden geçici olarak ayrılmakla bu niteliğini kaybetmez.

Madde 687 - Asıl şeye zilyet olan kimsenin sadece geçici olarak kullanması veya tüketmesi için özgülenen ya da asıl şeyin özel niteliği ile herhangi bir ilişkisi bulunmadan sadece korunmak, satılmak veya kiR.a verilmek üzere onunla birleştirilen şeyler eklenti sayılmaz.” Denilerek taşınmaz mülkiyetinin kapsamı ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Taşınmazın konusu, tescili ve kapsamını düzenleyen 704, 705 ve 718.maddelerinde;

“Taşınmaz mülkiyetinin konusu şunlardır:

1. Arazi,

2. Tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar,

3. Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler.” denildikten sonra

 Madde 705 - Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.

Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.

Devlet, bu araziyi kamusal bir sakınca bulunmadığı takdirde öncelikle arazisi kayba uğrayana veya bitişik arazi malikine devredebilir.

Toprak parçalarının kendi arazisinden koptuğunu ispat eden malik, bunları, durumu öğrendiği tarihten başlayarak bir ve her halde oluşumun gerçekleştiği tarihten başlayarak on yıl içinde geri alabilir.

Madde 718 - Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar.

Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer.

Taşınmaz mülkiyetinin kısıtlanmasına ilişkin 731 ve 754. Maddelerinde;

Madde 731 - Taşınmaz mülkiyetinin kanundan doğan kısıtlamaları, tapu siciline tescil edilmeksizin etkili olur.

Bu kısıtlamaların ortadan kaldırılması veya değiştirilmesi, buna ilişkin sözleşmenin resmi şekilde düzenlenmesine ve tapu kütüğüne şerh verilmesine bağlıdır.

Kamu yararı için konulan kısıtlamalar kaldırılamaz ve değiştirilemez.

Madde 754 - Taşınmaz mülkiyeti hakkının kamu yararı için kısıtlanması, özellikle yapı, yangın, doğal afetler ve sağlıkla ilgili kolluk hizmetlerine; orman ve yollara, deniz ve göl kıyılarındaki ana ve tali yollara sınır işaretleri ve nirengi noktaları konulmasına; toprağın iyileştirilmesine veya bölünmesine, tarım topraklarının veya yapıya özgü arsaların birleştirilmesine; eski eserler, doğal güzellikler, manzaralar, seyirlik noktaları ve ender doğa anıtları ile içmeler, ılıcalar, maden ve kaynak sularının korunmasına ilişkin mülkiyet kısıtlamaları, özel kanun hükümlerine tabidir.” denilmiştir.

Olayımızda, Karapürcek Köyü Ekin Mahallesi 1677 parselde kayıtlı bulunan taşınmazın 1550/8380 payı 21.06.1968 tarihinde tapu sicilinde yapılan resmi satış ile Y.Ç. adına tescil edilmiştir. Y.Ç. TMK. nun 705. Maddesinde açıklandığı şekli ile 1677 parseldeki paylı mülkiyet hakkının 21.06.1968 tarihinde yapılan tescil ile kazanmıştır. Y.Ç. tapudaki diğer paydaşlarla fiilen yapılan taksim sonucu zeminde kendisine ayrılan kısmın etrafını çevirerek bina ve eklentiler yapmış, ağaç dikmiş ve taşınmazı satın aldığı tarihten itibaren de zilyetliğine devam etmiştir.

Yukarıda açıklandığı üzere; Kanun koyucu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda mülkiyet hakkına ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer vermiştir. Temel haklar arasında yer alan mülkiyet hakkı, kamu yararının söz konusu olduğu durumlarda, toplum yararı göz önüne alınarak farklı düzenlemelere konu olabilmektedir. Bu düzenlemelerden biri de imar uygulamalarıdır. Toplumsal gelişme ve değişme ile birlikte sağlıklı kentleşmenin paralel götürülememesi nedeniyle zamanla yerel yönetimlerin yapılaşmaya zaman zaman müdahale etmelerini kaçınılmaz hale getirmiştir. Toplum ve kamu yararı düşüncesi ile oluşturulan imar uygulamaları sırasında bir taraftan mülkiyet hakkı korunmaya çalışılmakta bir diğer taraftan kamu yararı kavramı göz önünde tutularak düzenlemeler yapılmaktadır.

3194 sayılı İmar kanununun “ Amaç” başlığını taşıyan 1. Maddesinde;

 “Bu Kanun, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiştir

 Arazi ve arsa düzenlemesine ilişkin 18. maddesinde

Madde 18 - İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik fıkra: 03/12/2003 - 5006 S.K./1. md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumi hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez.

Bu düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenleme ortaklık payı alınanlarından, bu düzenleme sebebiyle ayrıca değerlendirme resmi alınmaz.

Üzerinde bina bulunan hisseli parsellerde, şüyulanma sadece zemine ait olup, şüyuun giderilmesinde bina bedeli ayrıca dikkate alınır.

Düzenleme sırasında, plan ve mevzuata göre muhafazasında mahzur bulunmayan bir yapı, ancak bir imar parseli içinde bırakılabilir. Tamamının veya bir kısmının plan ve mevzuat hükümlerine göre muhafazası mümkün görülemeyen yapılar ise, birden fazla imar parseline de rastlayabilir. Hisseli bir veya birkaç parsel üzerinde kalan yapıların bedelleri, ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmedikçe ve aralarında başka bir anlaşma temin edilmedikçe veya şüyuu giderilmedikçe bu yapıların eski sahipleri tarafından kullanılmasına devam olunur.

Bu maddede belirtilen kamu hizmetlerine ayrılan yerlere rastlayan yapılar, belediye veya valilikçe kamulaştırılmadıkça yıktırılamaz.

Düzenlenmiş arsalarda bulunan yapılara, ilgili parsel sahiplerinin muvafakatları olmadığı veya plan ve mevzuat hükümlerine göre mahzur bulunduğu takdirde, küçük ölçüdeki zaruri tamirler dışında ilave, değişiklik ve esaslı tamir izni verilemez. Düzenlemeye tabi tutulması gerektiği halde, bu madde hükümlerinin tatbiki mümkün olmayan hallerde imar planı ve yönetmelik hükümlerine göre müstakil inşaata elverişli olan kadastral parsellere plana göre inşaat ruhsatı verilebilir.

Bu maddenin tatbikinde belediye veya valilik, ödeyecekleri kamulaştırma bedeli yerine ilgililerin muvafakatı halinde kamulaştırılması gereken yerlerine karşılık, plan ve mevzuat hükümlerine göre yapı yapılması mümkün olan belediye veya valiliğe ait sahalardan yer verebilirler.

Veraset yolu ile intikal eden, bu Kanun hükümlerine göre şüyulandırılan Kat Mülkiyeti Kanunu uygulaması, tarım ve hayvancılık, turizm, sanayi ve depolama amacı için yapılan hisselendirmeler ile cebri icra yolu ile satılanlar hariç imar planı olmayan yerlerde her türlü yapılaşma amacıyla arsa ve parselleri hisselere ayıracak özel parselasyon planları, satış vaadi sözleşmeleri yapılamaz.”

Parselasyon planlarının hazırlanmasına ve tescile dair 19. Maddesinde;

“İmar planlarına göre parselasyon planları yapılıp, belediye ve mücavir alan içinde belediye encümeni, dışında ise il idare kurulunun onayından sonra yürürlüğe girer. Bu planlar bir ay müddetle ilgili idarede asılır. Ayrıca mutat vasıtalarla duyurulur. Bu sürenin sonunda kesinleşir. Tashih edilecek planlar hakkında da bu hüküm uygulanır.

Kesinleşen parselasyon planları tescil edilmek üzere tapu dairesine gönderilir. Bu daireler ilgililerin muvafakatı aranmaksızın, sicilleri planlara göre re'sen tanzim ve tesis ederler.

Bir parsel üzerinde birden fazla bina ve tesislerin yapımı gerektiğinde (Kooperatif evleri, siteler, toplu konut inşatı gibi) imar parselasyon planları ifraza gerek kalmadan bu ihtiyacı karşılayacak şekilde düzenlenir veya değiştirilir ve burada, talep halinde, Kat Mülkiyeti Kanunu hükümleri uygulanır.” denilmektedir.

3194 sayılı İmar Kanununun 1. Maddesinde açıklandığı gibi, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenen imar uygulaması ile dava konusu 1677 parselin Y.Ç.’ya ait bina, eklenti ve ağaçlarının bulunduğu bölüm 37129 ada 1 parsel içerisinde yer alarak 25.05.1992 tarihinde 3047 yevmiye no ile imar suretiyle ihdasen Mamak Belediyesi adına tescil edilmiştir. Mamak Belediyesi de taşınmazın tamamını 29.01.1993 tarih ve 904 yevmiye nolu devir suretiyle Maliye Hazinesine devretmiştir.

Yukarıda açıklanan TMK.nun taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin 705. Maddesine baktığımızda hem Y.Ç.’nın hem de Belediye ve Hazinenin taşınmaz mülkiyetini edinmelerinde yasaya aykırı bir yön bulunmadığı açıktır. Ancak yasa koyucu Y.Ç.’nın yasalara uygun bir biçimde resmi senetle aldığı ve tasarruf ettiği taşınmazını alıp imar uygulamaları ile zemin olarak kendisine başka bir taşınmazdan yer vermiş ama taşınmaz üzerinde bulunan muhtesat için sessiz kalmıştır. Zaten Y.Ç. imar uygulamalarına da bir itirazda bulunmamıştır.

Yukarıda yer alan 3194 sayılı İmar Kanununun 18. Maddesindeki düzenlemeye baktığımızda imar uygulamaları ile oluşan parsel sahibine karşı yapı sahibini koruma altına almıştır.

37129 ada 1 parsel, imar sonucu oluşan parseldir. Mamak Belediyesi taşınmazı “kütüphane hizmetlerinde kullanılmak koşulu ile” hazineye devretmiştir. Taşınmaz mülkiyetinin içeriğini düzenleyen TMKnun 718. Maddesinde mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklarında gireceği belirtilmiş, yine aynı kanunun 683.maddesinin ikinci fıkrasında; Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebileceği vurgulanmıştır.

Ancak Hazine malik olduğu taşınmazlar yönünden el atmanın önlenmesi ve tazminat yönünden genel hükümler çerçevesinde adli yargıda dava açabileceği gibi özel yasalardabelirtildiği şekilde de tazminat talebinde bulunabilir.

2886 sayılıDevlet İhale Kanununun “ Ecrimisil ve tahliye başlıklı 75. Maddesinde;

“ Devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz malları ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile idare ve temsil ettiği mazbut vakıflara ait taşınmaz* malların, gerçek ve tüzelkişilerce işgali üzerine, fuzuli şagilden, bu Kanunun 9 uncu maddesindeki yerlerden sorulmak suretiyle, idareden taşınmaz ve değerleme konusunda işin ehli veya uzmanı üç kişiden oluşan komisyonca tespit tarihinden geriye doğru beş yılı geçmemek üzere tespit ve takdir edilecek** ecrimisil istenir. Ecrimisil talep edilebilmesi için, Hazinenin işgalden dolayı bir zarara uğramış olması gerekmez ve fuzuli şagilin kusuru aranmaz. (Ek cümle: 23/07/2010-6009 S.K/24.md.) Ecrimisile itiraz edilmemesi halinde yüzde yirmi, peşin ödenmesi halinde ise ayrıca yüzde onbeş indirim uygulanır. Ecrimisil fuzuli şagil tarafından rızaen ödenmez ise, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur…” şeklindeki düzenleme ile Hazineye ait taşınmazlardaki fuzuli şagillerden alınacak ecrimisil ve tahliyeye ilişkin usul açıklanmıştır.

Olayımızda, Hazine imar uygulaması ve özel yasa uyarınca malik olduğu taşınmaz yönünden, adli yargıda el atmanın önlenmesi ve tazminat davası açmamış, 2886 sayılı Yasa uyarınca ecrimisil ihbarnamesi göndermek suretiyle, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin karşı zararın ödenmesini talep etmiştir. Bunun üzerine Y.Ç., imar öncesi taşınmazında bulunan ve kendisine ait olduğu noktasında uyuşmazlık bulunmayan taşınmaz ve ağaçlar konusunda hakkını aramak için idari ve adli yargı kollarına başvurarak farklı kararlar almıştır.

Dosyanın incelenmesinden; Y.Ç. 19.06.1968 tarihinde Karapürcek köyünde bulunan 1677 parselin 1550/8380 payını tapudan satın almış, satın aldığı tarihten itibaren fiili taksim uyarınca zeminde kendi payına düşen taşınmaz miktarı kadar yerin etrafını çevirmiş ve taşınmaz içerisine bina ve eklentiler yapmak suretiyle kullanmıştır.

Mamak Belediyesi’nin taşınmazın bulunduğu bölgede 2981/3290 sayılı Yasa’nın 10. Maddesine göre yaptığı imar çalışmalarının kesinleşmesi sonucunda Y.Ç.’ya 1677 parseldeki 1550/8380 payına karşılık 37128 ada 6 parselde 534/534, 37125 ada 5 parselde 207/575, 37128 ada 3 parselde 307/699 pay verilmiştir. Ancak, bu imar uygulaması sırasında davacının 1677 parselde fiili taksime göre kendisine verilen ve kullanımında olan taşınmaz bölümü 37129 ada 1 parsel olarak arsa vasfı ile 25.05.1992 tarihinde ihdasen Mamak Belediyesi adına tescil edilmiştir. Mamak Belediyesi adına ihdasen oluşan 37129 ada 1 nolu parsel 29.01.1993 tarihinde bedelsiz olarak Belediye Encümen kararına istinaden “kütüphane hizmetlerinde kullanılmak koşuluyla” Maliye Hazinesine devredilmiştir. Maliye Bakanlığı, Ankara Valiliği Defterdarlık Milli Emlak Dairesi Başkanlığı Emlak Müdürlüğü’nün gönderdiği 25.11.1999 günlü Ecrimisil İhbarnamesi ile 29.01.1993 tarihinden itibaren Y.Ç.’nın bu yerde fuzuli şagil olduğu kabul edilerek 6 yıl 8 ay 2 gün için toplam 255.760.000 TL ecrimisilin tahsili istenmiş, ilgilinin itirazı üzerine 14.02.2000 tarihli Ecrimisil Düzeltme İhbarmesinde 25.11.1999 tarihli ihbarnamenin yasal mevzuat gereği düzenlendiği açıklanarak 255.760.000TL ecrimisilin tahakkuk ettirildiği bildirilmiştir.

Y.Ç. 01.03.2000 tarihli dava dilekçesi ile Ankara İdare Mahkemesine dava açmak suretiyle, T.C. Maliye ve Gümrük Bakanlığı, Ankara Defterdarlığı, Hisar Emlak Müdürlüğü tarafından gönderilen 25 Kasım 1999 gün 06.31621-44023 sayı ve 14 Şubat 2000 gün 06.31621-5447 sayılı Ecrimisil İhbarnameleriyle dayanak komisyon kararlarının kendisinin ecrimisile konu 37129 ada 1 nolu parselde fuzuli şagil olmaması ve zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması istemiyle Maliye Hazine adına idari yargıda dava açmıştır. İdari yargıda açılan davanın reddedilmesi üzerine; Y.Ç. adli yargıda dava açarak ecrimisile borçlu olmadığının tesbiti ve muarazanın men’ini talep etmiştir. Bu kez adli yargıda açılan davada Y.Ç. haklı bulunarak, Y.Ç.’nın Hazine tarafından tahakkuk ettirilen ecrimisil bedelinden dolayı borçlu olmadığının tesbitine karar verilmiştir. Her iki kararda kesinleşmiştir.

Uyuşmazlığa konu yapı, eklenti ve ağaçların Y.Ç.’nın imar öncesi hisseli olarak malik olduğu taşınmaz üzerinde bulunduğu ve paydaşlar arasında yapılan fiili taksime göre Y.Ç.’ya bırakılan alanda ve kendisine ait olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ancak 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. Maddesinin 9 fıkrasında açıklandığı gibi, söz konusu yapılar için Y.Ç. ile yapılan bir anlaşma olmadığı ve bedel ödenmediği de dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Geçerli bir hukuki ilişkiye dayanarak taşınmazı kullanan yapı malikinin 2886 sayılı yasa’nın 75. Maddesinde sözü edilen “fuzuli şagil” olarak tanımlanması söz konusu değildir. Fuzuli şagil olarak kabul edilmeyen kişiden fuzuli şagil olduğundan bahisli ecrimisil talep edilmesi belirtilen yasa maddeleri karşısında mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle, imar öncesi tapulu taşınmazında bulunan yapı, eklenti ve ağaçları kullanan Y.Ç.’nın, yasada açıklandığı şekliyle fuzuli şagil olmadığı, 3194 sayılı Yasa’nın 18. maddesinin 9.fıkrası uyarınca yapı bedeli ödenmediği ve bu konuda anlaşma da yapılmadığı anlaşılmakla, ecrimisil ihbarnamesinin iptali için açılan dava sonunda, davanın reddine karar veren Ankara 9. İdare Mahkemesi’nin 27/02/2001 gün ve E:2000/218, K: 2001/219 sayılı kararının kaldırılması, hukuk ve usule uygun bulunan Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.06.2005 gün ve E:2005/181,K: 2005/284 sayılı kararının kabulü ve bu surette hüküm uyuşmazlığının giderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

KARAR :

1- Ankara 9.İdare Mahkemesi’nin 27/02/2001 gün ve E:2000/218, K:2001/219 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,

2-Hukuk ve usule uygun bulunan Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.06.2005 gün ve E:2005/181, K:2005/284 sayılı KARARIN KABULÜ ve bu surette HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE, 01.07.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/327

KARAR NO:2013/1058

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : ASAT Genel Müdürlüğü tarafından, Atıksuların Kanalizasyon Şebekesine Deşarj Yönetmeliği ve Tarifeler Yönetmeliği gereğince belirlenen koşullara göre, davacı şirketile imzalanan "Yıllık Vidanjör işletme Sözleşmesi" uyarınca verilen para cezasına karşı açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Ş. Vidanjör Ltd. Şti.( Yetkilisi M.Ç./ İ.C.)

Davalı: Antalya Büyükşehir. Belediyesi Su ve Atıksu İdaresi (ASAT) Genel Müdürlüğü

O L A Y: Antalya Büyükşehir Belediyesi Su ve Atıksu İdaresi Genel Müdürlüğü’nün (Kanalizasyon ve Atıksu Arıtma Tesisleri Dairesi Başkanlığı) 9.2.2011 gün ve 2629 sayılı işlemi ile; davacıya ait vidanjörün,31.1.2011 tarihinde, Benay Apartmanının önündeki ASAT’a ait olan kontrol bacasına kaçak döküm yaptığının tespit edildiği, bu faaliyetin, sözleşmenin uygulama yükümlülükleri kısmının 3.bendinin ihlali olduğundan bahisle, Vidanjör Firmalarının Cezai Yükümlülükleri maddesinin 1.bendi uyarınca 4.840 TL. sözleşmeye aykırılık cezası uygulandığı bildirilmiştir.

Davacı, bu işlemin iptali istemiyle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANTALYA 8.SULH CEZA MAHKEMESİ:24.8.2011 gün ve Değişik İş No:2011/269 sayı ile, itiraz eden tarafından,Antalya Büyükşehir Belediyesi Su ve Atık Su Genel Müdürlüğü'nün 09/02/2011 tarih, 2629 sayılı, hakkında verilen 4,840,00 TL idari para cezasının kaldırılmasının talep edildiği;tüm dosya kapsamı birlikte incelenip değerlendirildiğinde;Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına ait Su ve Atık Su Genel Müdürlüğü tarafından yıllık Vidanjör işletme sözleşme ve faaliyet sözleşmesinin uygulama yükümlülükler kısmının 3. Bendin ihlali gerekçesi ile itiraz edene 4,840,00 TL'lik idari para cezası verildiği, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 5560 sayılı Kanunla eklenen sekizinci fıkra hükmü bir arada değerlendirildiğinde, herhangi bir yasaya istinaden verilmeyen,sözleşmeye istinaden verilen idari yaptırım kararını inceleme yetkisinin mahkemelerinin görevi dahilinde olmadığı gerekçesiyle; 5326 sayılı yasanın 28/1-b maddesi gereğince görev yönünden başvurunun reddine karar vermiş, bu karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ:22.3.2012 gün ve E:2011/1792 sayı ile;2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-a maddesinde, iptal davasının; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlandığı;öte yandan, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 19.12.2006 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanununun, 31. maddesiyle değişik 3. maddesinin, 1/a bendinde; bu Kanunun, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı, "Başvuru yolu" başlığını taşıyan 27'inci maddesinin, 1'inci fıkrasında; idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği ve 5560 sayılı Yasa'nın 34'üncü maddesi ile eklenen 8' inci fıkrasında; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde, idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği hükümlerine yer verilmiş olduğu; dava dosyasının incelenmesinden, davalı idarenin davacı şirketle imzaladığı Yıllık Vidanjör İşletme Sözleşmesinin 7/3 maddesi uyarınca çekilen atıksuların davalı idarenin gösterdiği yerlere dökülmesinin zorunlu olmasına rağmen, bu hükme riayet edilmemesi nedeniyle aynı sözleşmenin Vidanjör firmalarının cezai yükümlülükleri başlıklı 9/1.maddesi uyarınca davacı şirkete 4.840,00 TL para cezası verilmesine ilişkin 09/0212011 tarih ve 2629 sayılı davalı idare işleminin tesisi üzerine davacı tarafından bu işlemin iptali istemiyle ilk olarak Antalya 8 Sulh Ceza Mahkemesinde Değişik İş No:2011/269 esasında bakılan davanın açıldığı,ancak anılan Mahkemenin 24/0812011 günlü kararıyla ,"5326 sayılı Kabahatler Kanununun 5560 sayılı Kanunla eklenen 8.fıkrası hükmü değerlendirildiğinde herhangi bir yasaya istinaden verilmeyen sözleşmeye istinaden verilen idari yaptırım kararına karşı davanın idari yargı yerinde açılması gerektiği" gerekçesiyle davanın görevden reddi üzerine bakılan bu davanın açıldığının anlaşıldığı; yukarıda hükmüne yer verilen, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3 'üncü maddesinde, 5560 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ile idari para cezalarına karşı açılacak davalarda görevli mahkemenin, kural olarak, idari para cezasının verilmesine dayanak alınan kanunda açıkça görevli mahkeme olarak idare mahkemesi gösterilmiş ise idare mahkemesi, kanunda bu konuda bir hüküm yoksa "genel kanun" olan Kabahatler Kanunu'nun 27’inci maddesi uyarınca sulh ceza mahkemesi olduğu; ancak daha önce açılan davada, Antalya 8.Sulh Ceza Mahkemesince görevsizlik kararı verilip, bu karar kesinleştiğinden, görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvuru zorunluluğunun doğduğu gerekçesiyle;2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluşu ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, bu konuda verilecek karara değin davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, ASAT Genel Müdürlüğü Genel Kurulu tarafından alınan kararla çıkarılan "Atıksuların Kanalizasyon Şebekesine Deşarj Yönetmeliği" ve Tarifeler Yönetmeliği'nin "uyarınca belirlenen koşullara göre idare ile davacı şirket arasında imzalanan "Yıllık Vidanjör işletme Sözleşmesi" uyarınca verilen -idarece idari para cezası olarak nitelendirilen- sözleşmeye aykırılık cezasının iptali istemiyle açılmıştır.

20.11.1981 gün ve 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, İstanbul Büyük Ş. Belediyesinin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü kurulduğu, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin, İstanbul Büyük Ş. Belediyesine bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz bir kuruluş olduğu belirtilmiş, 23. maddesinde, su satışı, kanalizasyon tesisi bulunan yerlerdeki kullanılmış suların uzaklaştırılması, septik çukurların boşaltılması giderleri için ayrı tarifeler yapılacağı, bu tarifelerin tespitinde, yönetim ve işletme giderleri ile, amortismanları doğrudan gider yazılan (aktifleştirilmeyen) yenileme, ıslah ve tevsi masrafları ve % 10'dan aşağı olmayacak nispetinde bir kar oranının esas alınacağı, tarifelerin tespiti ile tahsilatla ilgili usul ve esasların bir yönetmelik ile belirleneceği, ek 5. maddesinde, bu Kanunun diğer Büyükşehir belediyelerinde de uygulanacağı, geçici 10. maddesinde ise, diğer Büyükşehir belediyelerinde kurulacak su ve kanalizasyon idarelerinin adına, kadrolarına, mevcut personelinin ve mal varlığının devrine ilişkin esasların İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile tespit edileceği düzenlemesine yer verilmiştir.

2560 sayılı İSKİ Kuruluş Yasası’na 3305 sayılı Yasa ile eklenen EK-5 üncü madde uyarınca 18 Şubat 1995 tarih ve 22206 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu’nun 94/6516 sayılı kararıyla Antalya Su ve Atıksu İdaresi(ASAT) Genel Müdürlüğü kurulmuş; ilgili Kanunun 20.maddesi gereği, atıksuların kanalizasyon şebekesine bağlanmalarına, vidanjör ve benzeri bir araç ile taşınarak kanalizasyon şebekelerine boşaltılmalarına, kanalizasyon şebekesi bulunmayan yerlerde çevre kirlenmesine yol açmayacak bir düzeyde arıtılarak uzaklaştırılma ve uygun alıcı ortama verilmeleri ile kanalizasyon şebekesinin kullanım ve korunmasına ilişkin esas, yöntem ve kısıtlamaları belirlemek amacıyla 16.11.2007 tarihinde yapılan ASAT Genel Kurulunda alınan 38 numaralı kararla "Atıksuların Kanalizasyon Şebekesine Deşarj Yönetmeliği" çıkarılmış;aynı Kanunun23. maddesi hükmü gereği, su satışı, kanalizasyon tesisi bulunan veya bulunmayan yerlerdeki kullanılmış suların uzaklaştırılması ile bu işlemlere ilişkin hizmetlerle ilgili tarifelerin hangi esaslara göre tespit edileceğini ve uygulanacağını belirlemek amacıyla 5.6.1995 tarih ve 5 no’lu ASAT Genel Kurul Kararı ile Tarifeler Yönetmeliği yürürlüğe girmiştir.

 Daha sonra, Atıksuların Kanalizasyon Şebekesine Deşarj Yönetmeliğinin 18. maddesinin c bendi ve Tarifeler Yönetmeliği'nin "Vidanjör Tarifesi" başlıklı 17. maddesi gereğince belirlenen koşullara göre davalı idareyle, davacı Ş. Vidanjör Turz. Tic. Taş. İnş. Taah. Ltd. Şti. arasında 8 sayfa ve 11 maddeden oluşan "Yıllık Vidanjör işletme Sözleşmesi" imzalanmıştır.

Olayda, davalı idare görevlileri tarafından 31/01/2011 tarihinde yapılan denetimlerde, davacı şirket tarafından, Antalya Meydankavağı Mahallesi, 1590 Sokak, Meydan Sitesinde çalışma yapıldığı, şirkete ait araçlardan 07 ……. plaka numaralı aracın, atıksu arıtma tesislerine götürmesi gerekirken Antalya Güzeloba Mahallesi 2142 Sokak B. Apartmanı No:… önündeki davalı İdareye ait kontrol bacasına döküm yapıldığının tespit edildiği; "Yıllık Vidanjör İşletme Sözleşmesi"nin "Vidanjör Firmalarının Uygulama Aşamasındaki Yükümlülükleri" başlıklı 7. maddesinin 3. fıkrasında, çekilen atıksuların davalı idarenin göstermiş olduğu yere dökülmesinin zorunlu olduğunun belirtildiği; aynı Sözleşmenin ''Vidanjör Firmalarının Cezai Yükümlülükleri" başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasında,anılan yükümlülüğün ihlali durumunda –gösterilen miktarlarda- sözleşmeye aykırılık cezası uygulanacağı hususuna yer verildiği görülmüş; bu bağlamda, bu yükümlülüğünü yerine getirmediğinden bahisle,idarece, 9.2.2011 gün ve 2629 sayılı işlemle davacı şirkete 4.840 TL. sözleşmeye aykırılık cezası verildiği anlaşılmıştır.

"Yıllık Vidanjör İşletme Sözleşmesi"nin dayanağına oluşturan ve 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 20.maddesine dayanılarak hazırlanan "Atıksuların Kanalizasyon Şebekesine Deşarj Yönetmeliği"ile 23. maddesine dayanılarak hazırlanan söz konusu Tarifeler Yönetmeliği uyarınca verilecek para cezalarına itirazda görevli yargı yerini belirleyen bir hükme, gerek Yönetmelikte gerekse anılan Kanunda yer verilmemiştir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,Kabahatler Kanunu’nun, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde 2560 sayılı Kanun’da hüküm bulunmaması nedeniyle 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin değişik 1. bendi uyarınca 27. maddeye göre adli yargının görevli olduğu kuşkusuzdur.

Diğer taraftan, dava konusu para cezasının, davacı Şirket ile idare arasında imzalanan "Yıllık Vidanjör işletme Sözleşmesi" kapsamında verildiği, firmaların uygulama ve cezai yükümlülüklerinin de aynı sözleşmede belirlendiği gözetildiğinde; bu açıdan da, uyuşmazlığın özel hukuk kuralları gereğince adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Antalya 2.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile, Antalya 8.Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 2.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Antalya 8.Sulh Ceza Mahkemesi’nin 24.8.2011 gün ve Değişik İş No:2011/269 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2013gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/646

KARAR NO:2013/1059

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Site Yönetimi Olağanüstü Genel Kurulunca kabul edilen Yönetim Planının, 5711 Sayılı Kanuna uyarlanması nedeniyle tapu siciline tescili isteminin,Tapu Müdürlüğünce reddedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılanve634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun uygulanmasından kaynaklanan davanın, aynı Yasanın Ek.1 maddesi kapsamında ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar: 1-A.M. Evleri Site Yönetimi, 2-S.G.

Vekili: Av. B.Y.

Davalı : Karşıyaka Tapu Sicil Müdürlüğü/ Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü

Vekili : Haz.Av. S.G.

O L A Y: Davacılar vekili dilekçesinde; 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununda 5711 sayılı yasa ile önemli değişiklikler yapıldığını, Yasaya eklenen dokuzuncu bölümde toplu yapılara ilişkin hükümler getirildiğini; Yasanın yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş toplu yapılara, yönetim planlarını yasa hükümlerine uyarlı hale getirmek için geçici maddelerde düzenlemeler yapıldığını; 5711 sayılı Kanun Geçici 3.maddesinde(Resmi Gazete yayım tarihi: 28/11/2007) “Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce kurulan toplu yapılara ait yönetim planları, yürürlük tarihinden itibaren en geç altı ay içinde bu Kanun hükümlerine uyarlanır. Yönetim planında bu yönde değişiklik yapılması için mevcut kat malikleri kurulunun salt çoğunluğu yeterlidir. Mevcut toplu yapı yönetimleri, yönetim planı değişip buna göre yönetici seçilene kadar geçici yönetim olarak görevini sürdürür. Toplu yapı yöneticisi seçimi, en geç yönetim planının değişimini takip eden üç ay içinde yapılır.”Denildiğini; Yasanın yürürlük tarihinden itibaren bu geçici maddeye göre altı aylık süre içinde yönetim planlarında uyarlama yapılmayan hallerde Tapu Sicil Müdürlüklerinin; süre geçtikten sonra yapılacak uyarlamalarda artık salt çoğunluğun yeterli olmayıp, mutlak surette 4/5 çoğunluğun gerekli olduğunu ifade ederek, tadil edilen yönetim planlarını kütüğün beyanlar hanesine işlemekten imtina ettiklerini;bu nedenle; 5912 sayılı yasa ile aynı konuda yeni bir düzenleme yapıldığını; 07/07/2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan bu yasanın 5.maddesine göre;634 sayılı Kanuna Geçici 2.madde olarak;"Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce kurulan toplu yapılara ait yönetim planlarının, bu Kanun hükümlerine uyarlanması amacıyla yapılacak ilk değişiklik için mevcut kat malikleri kurulunun salt çoğunluğu yeterlidir. Mevcut toplu yapı yönetimleri, değiştirilen yönetim planına göre yeni yöneticiler seçilinceye kadar geçici yönetim olarak görevini sürdürür. Toplu yapı yöneticisi seçimi, en geç yönetim planının değiştirilmesini takip eden üç ay içinde yapılır. ”hükmünün eklendiğini;bu düzenleme ile benzer durumdaki toplu yapıların, yönetim planlarını yasaya uyarlı hale getirmek amacıyla yapacakları toplantı için süre koşulunun ortadan kaldırıldığını; salt çoğunluğun aranacağı halin, ilk değişiklik toplantısına bağlandığını, Tapu Sicil Müdürlüklerinde oluşan tereddütlerin ortadan kaldırıldığını;Sitelerinde, yönetim planlarının yasaya uyarlanması gündemiyle yapılan toplantıda salt çoğunluk sağlanarak, tadil metninin kabul edilmiş olduğunu; Tapu Sicil Müdürlüğüne müracaatta bulunarak, yönetim planlarının uyarlaması yapılmış metni ile toplantı evraklarını teslim ederek, kütüğün beyanlar hanesine işlenmesini talep ettiklerini; ancak Karşıyaka 2.Bölge Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından taleplerinin kabul edilmediğini;ret gerekçesi olarak da; Yönetim planında değişiklik yapmak için 4/5 çoğunluğun bulunmadığının ifade edildiğini; Tapu Sicil Müdürlüğünün, 5912 sayılı yasa ile Kat Mülkiyeti Kanunu'na eklenen Geçici 2.madde hükmünü göz ardı ettiğini;uygulamasını 5711 sayılı kanunun Geçici 3.maddesine göre değerlendirdiğini, sonraki tarihte yürürlüğe giren yasa ile bu maddenin aslında hükmünü kaybettiğini dikkate almadığını; yönetim planında değişiklik yapmanın, münhasıran Kat Malikleri Kurulu'na tanınmış bir hak olduğunu; öte yandan, yönetim planındaki değişikliğin, Kat Malikleri Kurulu'nun bu konuda almış olduğu kararla birlikte hüküm ifade etmeye başladığını; Kütüğün beyanlar hanesine Yönetim Planı değişiklik tarihinin işlenmesinin, yönetim planının yeni hükümlerinin uygulanması için bir geçerlilik şartı da olmadığını;ancak, kütükte bu konuda yapılacak olan değişikliğin, sonradan bağımsız bölüm edinecek kimselerin cari olan yönetim planı hükümlerinden haberdar olmasını sağlamak amacına yönelik bulunduğunu; bu çerçevede, hali hazırda tapu kaydında yer alan Yönetim planı tarihinin, gerçeği yansıtmadığını ve düzeltilmesinin gerektiğini; Kat Mülkiyeti Kanunu Ek 1 maddesine göre, "Bu kanunun uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık Sulh Hukuk Mahkemelerinde çözümlenir." hükmü gereği görevli mahkemede tereddüt hasıl olabilir ise de; taleplerinin konusu kat malikleri arasındaki bir ihtilafın çözümlenmesi değil; Tapu Sicil Müdürlüğü kayıtlarında mevcut olan hatalı kaydın düzeltilmesi olduğundan, davalarının Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğini ifade ederek; Genel Kurulun salt çoğunluğu aşan bir çoğunlukla aldığı karar uyarınca tadiline karar verilen yönetim planlarının,tapu kütüğünün beyanlar hanesinde yer alan eski tarih ve yevmiye numarasının terkin edilerek, alacağı yeni yevmiye numarası ile tadil metninin kabul tarihinin kütüğe işlenmesi suretiyle kaydın düzeltilmesine, yönetim planı tadil metinlerinin, kat mülkiyeti kuruluş belgeleri arasında Tapu Sicil Müdürlüğünce muhafazasına karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Karşıyaka 2. Asliye Hukuk Mahkemesi:2.11.2010 gün ve E:2010/68,. K:2010/442 sayı ile, uyuşmazlığın esası hakkında karar vermiş; bu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesi :19.12.2011 gün ve E:2011/9592, K: 2011/20952 sayı ile, Mahkemece; "634 sayılı yasa kapsamında davacı gerçek kişinin de malik olduğu site yönetiminin yapılan 23/01/2010 tarihli oturumda salt çoğunluk ile değişiklik kararı alınmış olup, daha önceki hükümlerde ön görülen 4/5 oranındaki çoğunlukla karar alınması koşulu kaldırılmış olmakla yönetim planı değişikliğinin.... taşınmazların beyanlar hanesine tesciline karar vermek gerekmiştir. Gerekçesiyle" davanın kabulü cihetine gidilmiş, hükmün davalı Hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olduğu; davada, KMK.nunda yapılan değişiklik uyarınca tadil edilen site yönetim planının, tapu kütüğüne işlenmesinin Tapu Sicil Müdürlüğünden talep edilmesi üzerine; idarenin bu taleplerini reddetmesi nedeniyle, iş bu davanın açıldığı belirtilerek; yeni yönetim planının tapu kütüğünün beyanlar hanesine işlenmesine karar verilmesinin talep edildiği;2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2.maddesinde, idari işlemler hakkında menfaatleri ihlal edilenler tarafından iptal davaları ve hakları muhtel olanlar tarafından tam yargı davaları açılabileceğinin hükme bağlanmış olduğu, gerek bu hüküm gerekse idare hukukunun umumi prensipleri karşısında, idari işlemlerden menfaatleri haleldar olan ya da hakları muhtel olan gerçek ve tüzel kişilerin işlemi tesis eden idare aleyhine idari yargıda dava yoluna gitmelerinin mümkün bulunduğu; davanın, Tapu Sicil Müdürlüğünün KMK.'nun ek geçici maddeleri gereğince tapu sicilinde yapılması gereken yönetim planı değişikliği işlemlerini yapmadığı iddiasına dayalı olduğuna göre; bu işlemin idari bir tasarruf olduğu,kamu kanunlarının uygulanmasından doğan uyuşmazlıklarda ve bu görevin yapılıp yapılmadığının takdir ve tespitinde yukarıda açıklanan 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 2.maddesi gereğince İdari Yargının görevli olduğu;Mahkemece, böyle bir başvurunun Adli mahkemenin görevine girmeyeceğinden HUMK.'nun 7.maddesi gereğince usul yönünden davanın reddi gerekirken, davanın esası incelenerek, talebin haklı olduğundan bahisle, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olmasının, bozmayı gerektirdiği gerekçesiyle; temyiz itirazlarının kabulüne,hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince bozulmasına karar vermiştir.

KARŞIYAKA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:15.5.2012 gün ve E:2012/132,K:2012/275 sayı ile, Mahkemelerince bozma ilamına uyulduğu belirtildikten sonra;toplanan delillere, dosya kapsamı ve benimsenen Yargıtay bozma ilamına göre, davacı tarafın site yönetimince 23.01.2010 tarihinde alınan kararın tapu sicil müdürlüğünce gerekli çoğunlukla karar alınmadığından tescil isteğinin reddine dair verilen kararın idari işlem niteliğinde olduğu;idari işlemler hakkında idari yargıda dava açılması gerektiğinden bahisle; dava dilekçesinin yargı yeri yönünden usulden reddine karar vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu defa; 23.01.2010 tarihli genel kurullarında alınan karar uyarınca tadil edilen Yönetim Planlarının,tapunun beyanlar hanesine işlenmesi hakkındaki taleplerinin reddine ilişkin Karşıyaka Tapu Sicil Müdürlüğünün 04.02.2010 tarih ve B.091.TKG.4.35.5301/442 sayılı işleminin iptaline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İZMİR 1.İDARE MAHKEMESİ:13.9.2012 gün ve E:2012/1324 sayı ile, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1000, 1001 ve 1027. maddelerinden bahisle; site yönetim planının tapunun beyanlar hanesine tescil edilmemesine ilişkin işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın, anılan hükümler uyarınca adli yargı yerince çözümünün gerektiğini;bu nedenle daha önceKarşıyaka 2. Asliye Hukuk Mahkemesince görevsizlik kararı verildiği de dikkate alınarak, 2247 sayılı Kanunun 19. maddesi uyarıncagörevli yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, bu konuda karar verilinceye kadar davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

1-Davanın adli ve yargı yerlerinde, aynı somut olay ve özünde aynı amaçla açıldığı anlaşılmakta ise de; adli yargı yerinde; genel Kurulun salt çoğunluğu aşan bir çoğunlukla aldığı karar uyarınca tadiline karar verilen yönetim planlarının,tapu kütüğünün beyanlar hanesinde yer alan eski tarih ve yevmiye numarasının terkin edilerek, alacağı yeni yevmiye numarası ile tadil metninin kabul tarihinin kütüğe işlenmesi suretiyle kaydın düzeltilmesine, yönetim planı tadil metinlerinin, kat mülkiyeti kuruluş belgeleri arasında Tapu Sicil Müdürlüğünce muhafazasına karar verilmesi istemiyle; idari yargı yerinde ise, bu amacı içeren talebin reddine ilişkin Karşıyaka Tapu Müdürlüğünün 04/02/2010 tarihli ve 442 kararıyla reddedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açıldığı; dolayısıyla ifade farklılığına karşın, davaların konusu ve sebebinin aynı olduğu kanaatine varılmıştır.

2-İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, A.M. Evleri Site Yönetimi Olağanüstü Genel Kurulunca kabul edilen Yönetim Planının, 5711 Sayılı Kanuna uyarlanması nedeniyle tapu siciline tescili isteminin,Karşıyaka Tapu Müdürlüğünün 04/02/2010 tarihli ve 442 kararıyla reddedilmesine ilişkin işlemin iptali isteminden ibarettir.

23.6.1965 tarih ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 9. maddesinde, “Kat mülkiyetine veya kat irtifakına ait kütük kaydında veya kat malikleri arasındaki sözleşmede veya yönetim planında veya bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, kat mülkiyetinden doğan anlaşmazlıklar, Medeni Kanun ve ilgili diğer kanunlar hükümlerine göre karara bağlanır.”;

18. maddesinin birinci fıkrasında, “Kat malikleri, gerek bağımsız bölümlerini, gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla, karşılıklı olarak yükümlüdürler.”;

“Yönetim Planı” başlığını taşıyan 28. maddesinde, “Yönetim planı yönetim tarzını, kullanma maksat ve şeklini yönetici ve denetçilerin alacakları ücreti ve yönetime alt diğer hususları düzenler. Yönetim planı, bütün kat maliklerini bağlıyan bir sözleşme hükmündedir.

Yönetim planında hüküm bulunmayan hallerde, anagayrimenkulün yönetiminden doğacak anlaşmazlıklar bu kanuna ve genel hükümlere göre karara bağlanır.

(Değişik fıkra: 13/04/1983 - 2814/11 md.) Yönetim planının değiştirilmesi için bütün kat maliklerinin beşte dördünün oyu şarttır. Kat maliklerinin 33 üncü maddeye göre mahkemeye başvurma hakları saklıdır.

Yönetim planı ve bunda yapılan değişiklikler, bütün kat malikleriyle onların külli ve cüzi haleflerini ve yönetici ve denetçileri bağlar.

Yönetim planının ve onda sonradan yapılan değişikliklerin tarihi, kat mülkiyeti kütüğünün (Beyanlar) hanesinde gösterilir ve bu değişiklikler yönetim planına bağlanarak kat mülkiyetinin kuruluş belgeleri arasında saklanır.”;

32.maddesinde,“Anagayrimenkul kat malikleri kurulu tarafından, sözleşme, yönetim planı ve kanun hükümleri uyarınca verilecek kararlara göre yönetilir.

Bütün kat malikleriyle külli ve cüzi halefleri, yönetici ve denetçiler, kat malikleri kurulunun kararlarına uymakla yükümlüdürler.

Anagayrimenkulün kullanılmasından veya yönetiminden dolayı kat malikleri arasında veya bunlarla yönetici ve denetçiler arasında veya denetçilerle yöneticiler arasında çıkan anlaşmazlıklar, kat malikleri kurulunca çözülür ve karara bağlanır.

Kat malikleri kurulu kararları 1'den başlayıp sıR.la giden sayfa numaraları taşıyan her sayfası noter mühüriyle tasdikli bir deftere yazılarak, toplantıda, bulunan bütün kat maliklerince imzalanır karara aykırı oy verenler bu aykırılığın sebebini belirterek imza koyarlar.

Bir husus hakkında ilerde çıkan anlaşmazlıklar, karar defterinde aynı hususa dair daha önce verilmiş bir karar varsa kaide olarak ona göre çözülür.”;

“Hakimin Müdahalesi” başlığını taşıyan 33. maddesinde, “(Değişik fıkra: 14/11/2007-5711 S.K./17.mad.) Kat malikleri kurulunca verilen kararlar aleyhine, kurul toplantısına katılan ancak 32 nci madde hükmü gereğince aykırı oy kullanan her kat maliki karar tarihinden başlayarak bir ay içinde, toplantıya katılmayan her kat maliki kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her halde karar tarihinden başlayarak altı ay içinde anagayrimenkulün bulunduğu yerdeki sulh mahkemesine iptal davası açabilir; kat malikleri kurulu kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlarda süre koşulu aranmaz. Kat maliklerinden birinin yahut onun katından kira akdine, oturma hakkına veya başka bir sebebe dayanarak devamlı surette faydalanan kimsenin, borç ve yükümlerini yerine getirmemesi yüzünden zarar gören kat maliki veya kat malikleri, anagayrimenkulün bulunduğu yerin sulh mahkemesine başvurarak hâkimin müdahalesini isteyebilir.

Hakim, ilgilileri dinledikten sonra, bu kanuna ve yönetim planına ve bunlarda bir hüküm yoksa, genel hükümlere ve hakkaniyet kaidelerine göre derhal kararını verir ve bunun, tesbit edeceği kısa bir süre içinde yerine getirilmesi lüzumunu ilgiliye tefhim veya tebliğ eder.

(Değişik fıkra: 14/11/2007-5713 S.K./17.mad.) Tespit edilen süre içinde hâkimin kararını yerine getirmeyenlere, aynı mahkemece, ikiyüz elli Türk Lirasından ikibin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. 25 inci madde hükmü saklıdır.”;

Geçici2. maddesinde,“( Ek madde: 23/06/2009-5912 S.K./5.mad. )

Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce kurulan toplu yapılara ait yönetim planlarının, bu Kanun hükümlerine uyarlanması amacıyla yapılacak ilk değişiklik için mevcut kat malikleri kurulunun salt çoğunluğu yeterlidir. Mevcut toplu yapı yönetimleri, değiştirilen yönetim planına göre yeni yöneticiler seçilinceye kadar geçici yönetim olarak görevini sürdürür. Toplu yapı yöneticisi seçimi, en geç yönetim planının değiştirilmesini takip eden üç ay içinde yapılır.”;

“Görevli Mahkeme” başlıklı Ek 1.maddesinde ise, “(Ek madde: 13/04/1983-2814/15 md.) Bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlık sulh mahkemelerinde çözümlenir.” Denilmiştir.Olayda, davacılar tarafından, İzmir İli, Karşıyaka İlçesi 26025 ada 1 nolu ve 26026 ada 1 nolu parseller üzerinde kurulan A.M. Evleri yönetim planının 5711 Sayılı Kanuna uyarlanması nedeniyle tapu siciline tescili isteminde bulunulmuş; ancak bu istemin,Karşıyaka Tapu Müdürlüğünün 04/02/2010 tarihli ve 442 sayılı yazısı ile, “… yönetim planında değişiklik yapılabilmesi için Kat Mülkiyeti Kanunu gereğince 4/5 çoğunluğun sağlanması gerektiğinden, yönetim planında yapılması gereken değişiklik talebinin gerçekleştirilemediği…” gerekçesiyle reddedilmesi üzerine;adli yargıda tescilin sağlanması, idari yargıda ise tescil talebinin reddine ilişkin talebin reddedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu hükümleri ve somut olay birlikte irdelendiğinde: Anagayrimenkulün yönetim tarzını, kullanma maksat ve şeklini, yönetici ve denetçilerin alacakları ücreti ve yönetime ait diğer hususları düzenleyen ve kat mülkiyetinden doğan anlaşmazlıkların çözümünde dikkate alınan yönetim planının, bütün kat maliklerini bağlıyan bir sözleşme niteliğinde olduğu kuşkusuzdur. Yönetim planının değiştirilmesine ilişkin usullerin ve uyulması gereken koşullar ile yönetim planına ilişkin diğer düzenlemelerin, ihtilafın çözüm merciin anılan Yasa’da belirlenmiş olması gözetildiğinde, “Yönetim Planının tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi” istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerlerinin görevli bulunduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İzmir 1.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile, Karşıyaka 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 1.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Karşıyaka 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.5.2012 gün ve E:2012/132,K:2012/275 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2013gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/19

KARAR NO:2013/1060

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacı ile davalı idare arasında imzalanan “Geçici Hizmet Sözleşmesi”nin feshi nedeniyle oluştuğu öne sürülen kötü niyet tazminatı ve maddi zararın faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: O.Y.

Vekili: Av. Ş.K.

Davalı : Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı Ekonomi Bakanlığı

O L A Y: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin yurt dışındaki akademik eğitim ve çalışmalarını sürdürürken, 2009 yılının Temmuz ayında T.C. Chicago Başkonsolosluğu Ticaret Ateşeliği “Yerel Uzman” pozisyonu için doktora yapmış eleman arandığını öğrenmesi üzerine başvuruda bulunduğunu; 21.9.2010 tarihinde davalı idare ile “Geçici Hizmet Sözleşmesi” imzaladıklarını; Sözleşme Hükümleri uyarınca davacının T.C. Chicago Başkonsolosluğu Ticaret Ateşeliğinde “Yerel Uzman” unvanı ile çalışmaya başladığını; ancak üç ay sonra davacı ile davalı idare arasında yapılan iş akdinin tek taraflı olarak idarece 20.12.2010 gün ve 50-396. sayılı işlemle fesih edildiğini ileri sürerek, 4.350 USD Kötü Niyet Tazminatının ve ayrıca uğranılan 915 USD tutarlı maddi zararın fiili ödeme tarihindeki Merkez Bankası efektif satış kuru karşılığı TL olarak yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 15. İDARE MAHKEMESİ: 31.3.2011 gün ve E:2011/352, K:2011/522 sayı ile, 2247 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasanın 2/1; 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1.; 4857 sayılı İş Kanunun 20. maddesi ile 17/5. maddesinden söz ederek, bakılan davada, davacı ile davalı idare arasında 21.9.2010 tarihinde “Geçici Hizmet Sözleşmesi” imzaladığı, sözleşmede deneme süresi öngörüldüğü ve bu sürenin 3 ay olduğunun belirtildiği (Sözleşmenin 8. maddesi), dava dilekçesinde de deneme süresinin İş Kanunu’nun 15’inci maddesinde deneme süresinin en fazla 2 ay olması gerektiği hükmüne aykırı olarak 3 ay öngörüldüğü ileri sürülerek, diğer tazminatla birlikte aynı Kanun’un 17’nci maddesi kapsamında kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin talep edildiği göz önüne alındığında, dava dilekçesinde yer alan istem ve sözleşmenin niteliği dikkate alındığında, uyuşmazlığın 4857 sayılı İş Kanunu’ndan kaynaklandığı ve söz konusu Kanun hükümleri uyarınca çözüme kavuşturulması gerektiği sonucuna varıldığından, anılan Kanun hükümleri uyarınca davanın görüm ve çözümünde İş Mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare, süresi içinde verdiği savunma dilekçesinde, yerel personelin istihdamı ile ilgili işlemlerde uyulacak usul ve esasları belirleyen 28.8.2008 tarihli ve 2008/877 sayılı Müsteşarlık Makam Onayı ile, Bakanlığın yurt dışı teşkilatında diplomatik temsile ilişkin görevlerin yapılmasının yanı sıra, dış ticaret stratejilerinin uygulanması, sektör ve madde bazlı araştırmaların yapılması gibi çok yönlü ve çeşitli faaliyetlerin zaman içerisinde ortaya çıkardığı iş yoğunluğu ve gelişen dış ticaret hacmi sebebiyle Ticaret Müşavirliklerinde/Ataşeliklerinde, Müşavirlerine/Ataşelerine yardımcı olmak üzere yerel personel istihdam edilebilmesi imkanı getirilmiş olup söz konusu onay çerçevesinde de Chicago Ticaret Ataşesine yardımcı olması amacıyla, Ticaret Ataşesi ile O.Y. arasında 21.9.2010 tarihli Geçici Hizmet Sözleşmesi imzalandığı, söz konusu hizmet sözleşmesi idarenin yurt dışı temsilciliklerinde nitelikli yerel personel istihdam edilebilmesi amacıyla hazırlanmış olup sözleşme hükümlerinin 4857 sayılı İş Kanununa tabi olmadığı, sözleşmenin hiçbir maddesine bu yönde bir ibare konulmadığı, davacının işçi olarak değil kamu kurumunda sözleşmeli personel olarak istihdam edildiği, dolayısıyla gerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-c maddesi, gerekse 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’un 5/c maddesi ile, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları çözmekle İdari Mahkemelerin görevli olduğu hüküm altına alınması nedeniyle, söz konusu davanın idari yargı mercilerince çözümlenmesi gerektiğinden, adli yargıda açılan işbu davanın görev yönünden reddedilmesi gerektiği savunulmuştur.

ANKARA 17. İŞ MAHKEMESİ: 21.11.2012 gün ve E:2011/1346 sayı ile, taraflar arasındaki sözleşmenin niteliği, davacının statüsü gözetildiğinde, idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu, idare ile davacı arasındaki ilişkinin idare hukuku ilkelerine dayanan kamu hukuku ilişkisi olduğu, dolayısıyla davanın görüm ve çözümünde idari yargının görevli olduğu, mahkemelerinin görevsiz olduğu gerekçesiyle görevli mahkemenin tayini için Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19/1. maddesi gereğince dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, davanın Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, adli yargı dosyasının Mahkemece ekinde idari yargı dosyası temin edilmeden Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği, idari yargı dosyasının Başkanlığımızca getirtildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı ile davalı idare arasında imzalanan 21.9.2010 günlü “Geçici Hizmet Sözleşmesi (Nitelikli Yerel Personel için)” nin tek taraflı olarak feshedilmesine ilişkin 20.12.2010 gün ve 50-396 sayılı işlem nedeniyle oluştuğu öne sürülen kötü niyet tazminatı ve maddi zararın fiili ödeme tarihindeki Merkez Bankası efektif satış kuru karşılığı TL olarak yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4. maddesinde “(Değişik:30/5/1974 - KHK-12; Değiştirilerek kabul: 15/5/1975 - 1897/1 md.)

Kamu hizmetleri; memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürülür.

A) Memur:

 Mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın, Devlet ve diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler, bu Kanunun uygulanmasında memur sayılır.

Yukarıdaki tanımlananlar dışındaki kurumlarda genel politika tespiti, araştırma, planlama, programlama, yönetim ve denetim gibi işlerde görevli ve yetkili olanlar da memur sayılır.

 B) Sözleşmeli personel:

 Kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan, zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde, Bakanlar Kurulunca belirlenen esas ve usuller çerçevesinde kurumun teklifi ve Devlet Personel Başkanlığının görüşü üzerine Maliye Bakanlığınca vizelenen pozisyonlarda, mali yılla sınırlı olarak sözleşme ile çalıştırılmasına karar verilen ve işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlileridir.

 (Mülga ikinci paragraf: 4/4/2007-5620/4 md.)

 Ancak, yabancı uyrukluların; tarihi belge ve eski harflerle yazılmış arşiv kayıtlarını değerlendirenlerin mütercimlerin; tercümanların; Millî Eğitim Bakanlığında norm kadro sonucu ortaya çıkan öğretmen ihtiyacının kadrolu öğretmen istihdamıyla kapatılamaması hallerinde öğretmenlerin; dava adedinin azlığı nedeni ile kadrolu avukat istihdamının gerekli olmadığı yerlerde avukatlarını, (....) kadrolu istihdamın mümkün olamadığı hallerde tabip veya uzman tabiplerin; Adli Tıp Müessesesi uzmanlarının; Devlet Konservatuvarları sanatçı öğretim üyelerinin; İstanbul Belediyesi Konservatuvarı sanatçılarının; bu Kanuna tâbi kamu idarelerinde ve dış kuruluşlarda belirli bazı hizmetlerde çalıştırılacak personelin de zorunlu hallerde sözleşme ile istihdamları caizdir.

 (Ek paragraf: 4/4/2007-5620/4 md.) Sözleşmeli personel seçiminde uygulanacak sınav ile istisnaları, bunlara ödenebilecek ücretlerin üst sınırları ile verilecek iş sonu tazminatı miktarı, kullandırılacak izinler,pozisyon unvan ve nitelikleri, sözleşme fesih halleri, pozisyonların iptali, istihdamına dair hususlar ile sözleşme esas ve usulleri Devlet Personel Başkanlığının görüşü ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir. (Ek cümle: 25/6/2009-5917/47 md.) Bu şekilde istihdam edilenler, hizmet sözleşmesi esaslarına aykırı hareket etmesi nedeniyle kurumlarınca sözleşmelerinin feshedilmesi veya sözleşme dönemi içerisinde Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenen istisnalar hariç sözleşmeyi tek taraflı feshetmeleri halinde, fesih tarihinden itibaren bir yıl geçmedikçe kurumların sözleşmeli personel pozisyonlarında istihdam edilemezler.

C) Geçici personel:

Bir yıldan az süreli veya mevsimlik hizmet olduğuna Devlet Personel Başkanlığı ve Maliye Bakanlığının görüşlerine dayanılarak Bakanlar Kurulunca karar verilen görevlerde ve belirtilen ücret ve adet sınırları içinde sözleşme ile çalıştırılan ve işçi sayılmayan kimselerdir.

 D) İşçiler:

 (Değişik birinci cümle: 4/4/2007-5620/4 md.) (A), (B) ve (C) fıkralarında belirtilenler dışında kalan ve ilgili mevzuatı gereğince tahsis edilen sürekli işçi kadrolarında belirsiz süreli iş sözleşmeleriyle çalıştırılan sürekli işçiler ile mevsimlik veya kampanya işlerinde ya da orman yangınıyla mücadele hizmetlerinde ilgili mevzuatına göre geçici iş pozisyonlarında altı aydan az olmak üzerebelirli süreli iş sözleşmeleriyle çalıştırılan geçici işçilerdir.Bunlar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.” denilerek istihdam şekilleri belirtilmiş, aynı Kanunun 5. maddesinde de dört istihdam şekli dışında personel çalıştırılamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığının 28.8.2008 gün ve 2008/877 sayılı makam onayının 1. maddesinde “Müsteşarlığımızca belirlenecek görev tanımı çerçevesinde, ekli listede yer alan dış temsilciliklerimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli yerel personel, Müsteşarlık Makamı ve/veya bahse konu Ticaret Müşavirlikleri/Ataşeliklerine atanmış bulunan Ticaret Müşavirleri/Ataşeleri tarafından, belirlenen adayların Personel Dairesi Başkanlığı’na bildirilmesinin ardından, Personel Dairesi Başkanlığı tarafından istihsal olunacak Müsteşarlık Makamı Onayı ile istihdam edilecektir” denilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, Şikago Başkonsolosluğu Ticaret Ataşeliğinde boş bulunan Yerel Personel pozisyonuna davacının atanması, Müsteşarlık Makamının 20.9.2010 tarihli ve 2010/1208 sayılı Onayı ile uygun görülerek, anılan Ticaret Ataşeliği ile davacı arasında 21.9.2010 - 21.9.2011 tarihlerini kapsayan, 21.9.2010 tarihli Geçici Hizmet Sözleşmesi akdedildiği, anılan Ataşeliğin 4.10.2010 tarihli ve 50-340 sayılı yazısı ile ilgilinin, 21.9.2010 tarihinde görevine başladığı, daha sonra, anılan Ticaret Ataşeliği tarafından Personel Dairesi Başkanlığına gönderilen 17.12.2010 tarihli ve 50-395 sayılı yazıda; ataşeliklerinde yerel personel olarak görev yapan O.Y.’ın, üç aylık deneme süresi boyunca performansının yakından izlenip değerlendirildiği, bu süre zarfında adı geçenin beklenilen performansı sergilemekten yoksun olduğu ve özgeçmişinde yer alan birtakım zorunlu niteliklere sahip olmadığının; dikkat dağınıklığı, sözlü ve yazılı olarak kendini ifade etmede zorluk yaşadığını, bilgi derleme, rapor ve sunum hazırlamada yetersiz kaldığının, görev tanımı dahilinde yer alan konularda girişken ve bağımsız olamadığını, gerek Türk gerekse yabancı firma yetkilileriyle iletişim kurmakta zorlandığını, ofis ekipmanlarının kullanımı, Microsoft (Ford, Excel, Powerpoint) konusunda becerilerinin çok temel düzeyde kaldığını, verilen görevleri vaktinde ve beklenen şekilde tamamlayamadığının gözlemlendiği; konuyla ilgili olarak 24 Kasım 2010 tarihinde davacı ile yüz yüze görüşülerek görev tanımı ve işin gereklerinin yeniden hatırlatılarak sözlü uyarıda bulunulduğu, görüşme esnasında davacının performansının dilekçesini yazacağını ifade ettiği, sonrasında e-posta kanalıyla kendisine bir şans daha verilmesini ve istifa etmek istemediğini belirttiği, bunun üzerine 6 Aralık 2010 tarihine kadar adı geçenin çalışmalarının yeniden izlendiği, çaba görülmekle beraber performansında ilerleme kaydedilmemiş olduğundan, 6 Aralık 2010 tarihinde davacıya yazılı olarak Geçici Hizmet Sözleşmesi’nin öngördüğü 3 aylık deneme süresi dahilinde performansının yeterli görülmediği ve bu koşullar altında Ataşelikteki görevine devam etmesinin mümkün olamayacağının bildirildiği belirtilerek, davacının 3 aylık deneme süresinin bitimi olan 20 Aralık 210 tarihi itibarıyla, Geçici Hizmet Sözleşmesinin 8/a ve 10/e maddeleri uyarınca, davacı ile yapılan sözleşmenin re’sen feshedildiği anlaşılmıştır.

Dosyada bulunan “geçici hizmet sözleşmesi” hükümlerinde özetle, davacının yapacağı işin tanımında; rapor hazırlamak ve araştırma yapmaya, tanıtım faaliyetlerinde bulunmaya, veri tabanı ve erişim ağı oluşturmaya, ofis idaresi yapmaya, ticaret müşavirliği faaliyetleriyle ilgili ticaret müşavirince verilecek diyer işleri yapmaya yer verildiği; sözleşmenin ücretinin, ödeme zamanının, hangi tarihten itibaren ödeneceğinin ve başlama tarihinin belirlendiği; çalışma saatlerine, izinlere, görevin sona ermesi veya işten ayrılmaya ve sözleşmenin feshi konularıyla sözleşme dönemine değinildiği görülmektedir.

Olayda Dış Ticaret Müsteşarlığının yurt dışı teşkilatlarında diplomatik temsile ilişkin görevlerinin yanı sıra, dış ticaret stratejilerinin uygulanması, sektör ve madde bazlı araştırmaların yapılması gibi çok yönlü ve çeşitli faaliyetlerin zaman içerisinde ortaya çıkardığı iş yoğunluğu ve gelişen dış ticaret hacmi sebebiyle Ticaret Müşavirliklerinde müşavirlere yardımcı olmak üzere nitelikli personel ihtiyacının geçici süre de olsa karşılanmasını teminen yine müsteşarlık makamının talimatları ve onayları doğrultusunda yerel personel alınması yoluna gidildiği açıktır.

Yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelerin ışığında, davacının 2008/877 onay nolu, yerel personel istihdamı konulu, Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı onayı kapsamında, Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı adına hareket eden Ticaret Ateşesi ile nitelikli yerel personel için düzenlenmiş olan geçici hizmet sözleşmesi imzalandığı; ticaret ateşesi tarafından durumun Başbakanlık Personel Dairesi Başkanlığına bildirildiği ve davacının müsteşarlık makamı onayı ile istihdam edildiği; hizmet sözleşmesinin yine Müsteşarlık Personel Dairesi Başkanlığı onayının alınmasını müteakip feshedildiği ve görevine son verildiği tartışmasızdır.

İdarenin, kamu görevlisi sayılan personeli ile arasındaki ilişki, idare hukuku ilkelerine dayanan ve idare hukuku ilkeleriyle düzenlenen bir kamu hukuku ilişkisidir. Her ne kadar geçici hizmet sözleşmesinin dayanağı olarak bir kanundan söz edilmemekte ise de, davacının 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunundan kaynaklanan hizmet akdine istinaden çalıştırılmadığı gibi, sözleşme hükümlerinin İş Kanununa da tabi olmadığı, davacının kamu hukuku kuralları çerçevesinde çalıştığının kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır.

Bu durumda, 28.8.2008 gün ve 2008/877 nolu Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı Onayına göre düzenlenen geçici hizmet sözleşmesinin feshedilmesi sonucu oluştuğu öne sürülen maddi kayıpların tazmini isteminden doğan uyuşmazlığın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 2/1-a maddesinde belirtilen idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 17. İş Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile, Ankara 15. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 17. İş Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 15. İdare Mahkemesinin31.3.2011 gün ve E:2011/352, K:2011/522 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/101

KARAR NO:2013/1061

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Tapu kayıtlarının özenle tutulmadığı, tapu sicil müdürlüğü ve kadastro müdürlüğünün yaptığı yanlışlık ve hatalar nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemine ilişkin davanın, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1007. maddesine göre ADLİ YARGI YERİNDE görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar: 1-İ.H.E., 2-S.E.

Vekili: Av.E.F.

Davalı: Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü (Ümraniye Tapu Sicil Md.lüğü)

O L A Y: Davacılar vekili, müvekkillerinin, İstanbul, Ümraniye, 1. Bölge, Ömerli köyü, Üsküdar-Şile Yolu mevkiindeki Pafta:5, Ada:49, Parsel:2 " de tapuya kayıtlı olan 8518 metre karelik tarlanın maliki olduğunu; S.E.’in 600/2400 hisse sahibi, (17-11-1995 gün ve 4449 yevmiye no ile); İ.H.E.’in 600/2400 hisse sahibi olduğunu (14-11-1995 gün ve 4409 yevmiye no ile); T.Z.’in 600/2400 hisse sahibi olduğunu, bilahare adıgeçenin hissesini İ.H.E.’in (21-06-2007 gün ve 15219 yevmiye no ile) satın aldığını;yine, müvekkillerin İstanbul, Ümraniye, 1. Bölge, Ömerli köyü, Dindere mevkiindeki Pafta:5, Ada:60, Parsel:4 “ de tapuya kayıtlı olan 11628 metre karelik tarlanın maliki olduğunu; S.E.’in 1200/4800, (17-11-1995 gün ve 4449 yevmiye no ile); İ.H.E.’in 1200/4800 hisse sahibi, (14-11-1995 gün ve 4409 yevmiye no ile) olduğunu; 1200/4800 hisse sahibi olan T.Z.’in hissesini İ.H.E.’in (21-06-2007 gün ve 15220 yevmiye no ile) satın aldığını; müvekillerinin bu taşınmazları tapu kütüğü ve kayıtlarındaki bilgilere güvenerek satın aldıklarını;S.E.’in 1200/4800, İ.H.E.’in 1200/9600 hisse sahibi olduğunu, diğer bir deyişle taşınmazın ¾’ ünün maliki bulunduklarını;

Ümraniye 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.04.2006 gün ve E:2002/312 K:2006/160 sayılı kararı ile aynen; “ d) Birleşen dosyanın davalıları olan İ.H.E., T.Z., Ramazan Bektaş ve S.E. adına tapuda kayıtlı olan Ümraniye, Ömerli, 5 pafta, 49 ada, 2 parsel sayılı taşınmazın 8.518 m2 olan yüzölçümünün bu düzeltme sonunda 4.829,22 m2 ye İNDİRİLMESİNE ve yüzölçümünün 4.829,22 m2 olarak DÜZELTİLMESİNE;

e)Yine Ümraniye, Ömerli, 5 pafta, 60 ada, 4 parsel sayılı Birleşen dosyanın davalıları olan İ.H.E., T.Z., Ramazan Bektaş ve S.E. adlarına tapuda kayıtlı olan taşınmazın 11.628 m2 olan tapu kaydının bu düzeltme sonunda 5.415,66 m2ye İNDİRİLMESİNE ve yüzölçümünün 5.415,66 m2 olarak DÜZELTİLMESİNE,” karar verilmiş olduğunu; bu karar sonucunda; 49 ada 2 parselden 3.688,78 m2; 60 ada 4 parselden 6.212,34 m2;toplam 9.901,12 m2 eksilme olduğunu; Yargıtay’ın kararı düzelterek onadığını ve Mahkeme Kararının kesinleştiğini; Tapu Kayıtlarını özenle tutmadıkları açık olan, Tapu Sicil Müdürlüğü ile Kadastro Müdürlüğünün ve dolayısıyla DEVLET’in yaptığı yanlışlar, hatalar, özensizlikler sonucunda müvekkilinin büyük zarar ve ziyana ve hak kaybına uğradığını;müvekkillerinin, tapu kayıtlarında eksiltme yapılan her iki taşınmazın m2 bedelinin asgari dikkate alındığında, kayıplarının en azından 742.584,00 TL olduğunu; TAPU SİCİLİ kurulması, kayıtların tutulması ve işlemlerin Medeni Kanunun 997-1027. maddelerinde düzenlendiğini; müvekkillerinin uğradığı zararın TAPU Kayıtlarının tutulmasındaki hata, özensizlik ve kusurdan kaynaklandığını; hüsniniyetle tapu kayıtlarına inanıp güvenerek satın alıp malik bulundukları taşınmazların, m2 miktarında yıllar sonra değişiklik yapılarak başkalarına transferi ile müvekkillerininbüyük zarar ve ziyana uğradığını ifade ederek; fazlaya ilişkin talep ve hakları saklı kalmak üzere, müvekkillerinin ZARAR ve ZİYAN bedeli olarak davalıdan şimdilik 300.000-TL (ÜçyüzbinTL)’nın (karar kesinleşme tarihinden itibaren) en yüksek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle 6.10.2009 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ÜMRANİYE 3.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:6.11.2009 gün ve E:2009/515, K:2009/525 sayı ile, davacıların Çekmeköy İlçesi, Ömerli Köyünde bulunan 5 Pafta, 49 Ada, 2 Parsel ve 5 Pafta, 60 Ada 4 Parselin hissedarları olduğu; Ümraniye 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/312 Esas, 2006/160 Karar sayılı hükmü ile bu parsellerin yüz ölçümlerinin düzeltilmesine karar verilmiş, 2 Parselin yüz ölçümü olan 8.518.00 m2 den 3.688,78 m2 ifraz edilerek yüz ölçümü 4.829,22 m2 ye indirilmiş, 4 Parselin yüz ölçümü olan 11.628.00 m2 den 6.212,34 m2 ifraz edilerek yüz ölçümü 5.415,66 m2 ye indirilmiş olduğu;Ümraniye 1.Asliye Hukuk Mahkemesindeki davanın, 2/B işlemi anında kaymaların düzeltilmesine ilişkin bulunduğu; Mahkemenin, kadastro çalışmaları esnasında, bu taşınmazların bulunduğu çevrede paftaların zemine yanlış olarak tersim edilerek işaretlenmesi sonucu, olması gerekenden geniş tapularının oluştuğunu belirlediği,Hazinece açılan davayı bu sebeple kabul ettiği,Ümraniye 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin bu kararının Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği; davacı vekilinin dava dilekçesinde ve duruşmadaki beyanında; müvekkillerinin tapuya güvenerek bu taşınmazlardaki hisselerini satın aldıklarını, kadastro elamanlarının tersim hatası yaptıklarının çok sonra ortaya çıktığını, ancak müvekkillerinin tapudaki hatalı yüz ölçümler sebebiyle, daha geniş bir taşınmaz aldıkları kanaati ile fazla para ödediklerini, TMK 1007 madde gereği devletin müvekkillerinin zararını ödemesi gerektiğini belirterek; şimdilik 300.000 TL’nin en yüksek faizle devletten tahsiline karar verilmesini talep ettiği; Mahkemelerince Ümraniye 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/312 Esas ve 2006/160 Karar sayılı dosyasının incelenmiş olduğu;bu dosyada, davacıların hissedar bulundukları her iki parselin de, daraltılmak suretiyle yüz ölçümlerinin düzeltildiği, tapularının kısmen iptal edildiği,bunun sebebinin, kadastro tespiti esnasında, kadastro elamanlarının paftalarda tersimat hatası yapmaları olduğu, bu hususun, esasen davacı vekilinin de kabulünde bulunduğu; davacının, davasını tapu sicilinin tutulmasından doğan zarardan devletin özel hukuk ilkeleri gereğince sorumluluğunu düzenleyen TMK 1007. maddesine dayandırdığı;bu maddeye göre hazinenin sorumlu tutulabilmesi için zararın tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanmasının gerektiği,oysa, dava konusu olan zarara neden olan işlemin,kadastro çalışmaları sırasında gerçekleşmiş olduğu; parsellerin fazlalıklarının, kadastro çalışmalarında yapılan tersim hatasından doğduğu, bu fazlalıkla gerçek kişiler adına sicil oluşturulduğu, davacıların da bu gerçek kişilerden taşınmazı alarak zarara uğradığı;kadastro çalışmalarının, devletçe yapılan idari bir işlem olduğu; şu durumda zararın, hâzinenin idari işleminden kaynaklandığı, uyuşmazlığın çözüm yerinin idari yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş;bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacılar vekili aynı isteklerle, 22.1.2010 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 3. İDARE MAHKEMESİ; 18.5.2011 gün ve E:2010/109, K: 2011/537 sayı ile,2576 sayılı yasanın 5.nci maddesinin 1.nci fıkrasında İdare Mahkemelerinin, Vergi Mahkemelerinin görevine giren davalar ile Danıştay da çözümlenecek olanlar dışındaki iptal davaları ile tam yargı davalarını, tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinin birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar ve kanunlarla verilen diğer işleri çözümleyeceğinin hükme bağlandığı; 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un 997.maddesinde;Taşınmazlar üzerindeki hakları göstermek üzere tapu sicili tutulacağı, 1013. Maddesinde; tescilin tasarrufa konu olan taşınmaz malikinin yazılı beyanı üzerine yapılacağı, edinen kimse, kanun hükmüne, kesinleşmiş mahkeme kararına veya buna eşdeğer bir belgeye dayanıyorsa, bu beyana gerek olmadığı, 1007.maddesinde Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olduğu, devletin, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu edeceği, Devletin sorumluluğuna ilişkin davaların, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görüleceğinin hükme bağlandığı; 3402 sayılı Kadastro Kanun'un 3. bölümünde sınırlama ve tespit işleminin, 4. bölümünde ise mülkiyet hakkının tespitine ilişkin esasların belirtildiği, 4. bölümde yer alan 23. maddede, “Bu bölümde aksine hüküm bulunmayan hallerde, Türk Medeni Kanunu ile diğer kanunların iktisap ve tescile ilişkin hükümleri uygulanır." hükmünün yer aldığı;dava dosyasının incelenmesinden; davacıların Ümraniye Ömerli Köyü 5 pafta 49 ada 2 parsel sayılı tapuda 8.518 m2 olarak gözüken taşınmaz ile , Ümraniye Ömerli köyü 5 pafta 60 ada 4 parsel sayılı tapuda 11.628 m2 olarak gözüken taşınmazı satın aldıkları ve hissedar malik oldukları, Ümraniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/312 esas 2006/160 sayılı kararı ile belirtilen parsellere ilişkin olarak, taşınmazların bulunduğu çevrede paftaların zemine yanlış olarak tersim edilerek işaretlenmesi sonucu olması gerekenden geniş tapuların oluştuğu, 6831 sayılı Yasanın 2/B işlemi anında kaymaların düzeltilmesi şeklinde karar verilerek davacılara ait 2 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün 4.829,22 m2 olarak, 4 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün 5.415,66 m2 olarak düzeltildiği, davacı tarafından tapu kayıtlarının özenle tutulmadığı, tapu sicil müdürlüğü ve kadastro müdürlüğünün yaptığı yanlışlar ve hatalar nedeniyle büyük zarar ve ziyana uğradığı belirtilerek 300.000 TL zararın yasal faiziyle tazmini istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı;3402 sayılı Kadastro Kanun'un 3. bölümünde sınırlama ve tespit işleri, 4. bölümünde ise mülkiyet hakkının tespitine ilişkin esasların belirtildiği, 4. bölümde yer alan 23. maddede, “Bu bölümde aksine hüküm bulunmayan hallerde, Türk Medeni Kanunu ile diğer kanunların iktisap ve tescile ilişkin hükümleri uygulanır." hükmünün yer aldığı; yukarıda yer verilen yasal düzenlemede mülkiyet hakkının tespiti ve tescil işlemlerinde yasada bulunmayan hallerde Medeni Kanun'un ilgili hükümlerinin uygulanacağının belirtildiği, Kadastro Kanun'unda da yapılan işlemlerde sorumluluğun düzenlenmediği,Medeni Kanun'un 1007. maddesinde devletin sorumluluğunun düzenlenmiş olduğu, anılan düzenleme uyarınca yapılan işlemlerden kaynaklanan tazminat sorumluluğunda çözüm yerinin adli yargı yerine ait bulunduğunun açık olduğu;dava konusu uyuşmazlıkta davacılar tarafından tapu kayıtlarına güvenerek tapuların alındığı, idarenin kadastro çalışmalarında yaptığı hata nedeniyle mahkeme kararı ile satın aldıkları yüzölçümünün azaldığı belirtilerek tazminat isteminde bulunulduğu görülmekle, bakılan uyuşmazlığın, yukarıda açıklandığı üzere adli yargıda verilecek karar doğrultusunda çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle; davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş; bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında:

I-İLK İNCELEME:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının onaylı örneğinin,davacılar vekilinin istemi üzerine önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, anılan Makam tarafından dosyanın Mahkememize intikal ettirildiği;dosyada, adli yargı dava dilekçesi,ile birlikte adli yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin de Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacıların, İstanbul İli, Çekmeköy İlçesi, Ömerli Köyü, Üsküdür - Şile Yolu Mevkii, 5 pafta, 49 numaralı parselde kayıtlı taşınmazı ile İstanbul İli, Çekmeköy İlçesi, Ömerli Köyü, Dindere Mevkii, 5 pafta, 60 numaralı parselde kayıtlı taşınmazın yüzölçümlerinin düzeltilmeleri sebebiyle oluştuğu ileri sürülen zararına karşılık şimdilik 300.000,00-TL tazminatın ödenmesi istemiyle açılmıştır.

3402 sayılı Kadastro Kanun'un 1. maddesinde;Kanunun amacının, ülke koordinat sistemine göre memleketin kadastral veya topoğrafik kadastral haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukukî durumlarını tespit etmek suretiyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun öngördüğü tapu sicilini kurmak, mekânsal bilgi sisteminin alt yapısını oluşturmak olarak belirtildiği görülmüş; Kanunun İkinci Bölümünde “Kadastro Çalışmaları”, Üçüncü Bölümünde “Sınırlandırma Ve Tespit İşleri”, Dördüncü Bölümünde “Mülkiyet Hakkının Tespitine İlişkin Esaslar” ile ilgili hususlara yer verilmiş; bu bölüm içinde yer alan, “Diğer kanun hükümlerinin uygulanacağı haller” başlıklı 23. maddesinde; “ Bu bölümde aksine hüküm bulunmayan hallerde, Türk Medeni Kanunu ile diğer kanunların iktisap ve tescile ilişkin hükümleri uygulanır.” hükmüne;“Uyuşmazlıkların Kadastro Mahkemesinde Çözümlenmesi” başlıklı Beşinci Bölümü içinde yer alan, “Adli kuruluş”başlıklı 24. maddesinde “ Genel mahkemelere ait olup da bu Kanunun uygulanması ile ilgili dava ve işlere belirlenen usul ve esaslara göre bakmak üzere her kadastro bölgesinde tek hakimli ve Asliye Mahkemesi sıfatını haiz yeter sayıda kadastro mahkemesi kurulur. Bu mahkeme hakimleri 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu hükümlerine tabidir.” Hükmüne; “Genel olarak görev” başlıklı 25.maddesinde, “Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıkları çözümleyebileceği gibi, istek üzerine veraset belgesi de verebilir.

Kadastro mahkemesi, yalnız kadastro işlerine münhasır olmak üzere;

A) Velisi veya vasisi bulunmayan küçüklere ve kısıtlılara kayyım tayin eder. Bunların menfaatlerini korumak amacıyla Türk Medeni Kanununun hakimin iznini şart kıldığı hallerde bu izni verir.

B) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 465 ve bunu takip eden maddeleri gereğince adli yardım taleplerini inceleyerek kabul edebilir.

C) Tutanağı düzenlenen taşınmaz mallara ait ihtiyati tedbir kararı verebilir. Bu kararı hemen o yerin kadastro ve tapu sicil müdürlüklerine bildirir. Tedbir kararı alan taraf karar gününden itibaren usulün örgördüğü süre içinde kadastro mahkemesinde dava açmadığı takdirde tedbir kendiliğinden hükümsüz kalır.

Bu Kanunun 26 ve 40 ıncı madde hükümleri saklı kalmak üzere, kadastro tutanağının düzenlenmesi gününden ve tutanak sonradan tamamlanmış ve düzeltilmiş ise, o günden sonra doğan haklara dair istekler, taksim şuyuun giderilmesi veya muhdesata bağlı olarak taşınmaz malı iktisap, muhdesatın yıkılıp kaldırılması ve benzeri nitelikte olan ve mahkemeden yenilik doğurucu hüküm almayı gerektiren dava ile ilgili isteklerin incelenmesi, kadastro mahkemesinin görevi dışındadır.” Hükmüne; “Çeşitli Hükümler” başlığı altındakiYedinci Bölümdeki “Hataların düzeltilmesi” başlıklı 41.maddesinde “ (Değişik birinci fıkra:22/2/2005 – 5304/9 md.) Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan taşınmazlarda ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan hatalar, ilgilinin müracaatı veya kadastro müdürlüğünce re’sen düzeltilir. Düzeltme, taşınmaz malikleri ile diğer hak sahiplerine tebliğ olunur. Tebliğ tarihinden başlayan otuz gün içinde düzeltmenin kaldırılması yolunda sulh hukuk mahkemesinde dava açılmadığı takdirde, yapılan düzeltme kesinleşir.

 (Değişik :22/2/2005 – 5304/9 md.) Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle kesinleşmiş olan taşınmazlarda, değişiklik işlemleri sırasında ortaya çıkan yüzölçümü farklılıklarından, kadastronun dayandığı teknik kurallarda belirtilen hata sınırları içinde kalanların re’sen düzeltilmesine kadastro müdürlükleri yetkilidir.Bu maddenin uygulanmasında, 12 nci maddede belirtilen hak düşürücü süre aranmaz.” Hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun, Tapu Sicili ile ilgili hususların gösterildiği bölüme ilişkin 997.maddesinde; “Taşınmazlar üzerindeki hakları göstermek üzere tapu sicili tutulur.

Tapu sicili, tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye defteri ve belgeler ile plânlardan oluşur.

Sicilin örneği, nasıl tutulacağı ve yardımcı siciller tüzükle belirlenir.”;hükmü,“Sorumluluk” başlıklı 1007.maddesinde, “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.

Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.

Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.” Hükmü;

 Tescilin koşullarının gösterildiği 1013.maddesinde ise, “ Tescil, tasarrufa konu olan taşınmaz malikinin yazılı beyanı üzerine yapılır.

Edinen kimse, kanun hükmüne, kesinleşmiş mahkeme kararına veya buna eşdeğer bir belgeye dayanıyorsa, bu beyana gerek yoktur.

Bir aynî hakkı tescilden önce kazanan kimse, gerekli belgeleri ibraz ederek tescili isteyebilir.” Hükmü yer almıştır.

Olay bölümünde de ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; davacıların, tapuda 8.518 m2 olarak gözüken taşınmaz ile, tapuda 11.628 m2 olarak gözüken taşınmazı satın aldıkları ve hissedar malik oldukları, Ümraniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2002/312, K:2006/160 sayılı kararı ile davacıların parsellerine ilişkin olarak, taşınmazların bulunduğu çevrede paftaların zemine yanlış olarak tersim edilerek işaretlenmesi sonucu olması gerekenden geniş tapuların oluştuğu, 6831 sayılı Yasanın 2/B işlemi anında kaymaların düzeltilmesi şeklinde karar verilerek davacılara ait taşınmazların yüzölçümlerinin 4.829,22 m2 ve 5.415,66 m2 olarak düzeltildiği; davacı tarafından tapu kayıtlarının özenle tutulmadığı, tapu sicil müdürlüğü ve kadastro müdürlüğünün yaptığı yanlışlar ve hatalar nedeniyle büyük zarar ve ziyana uğradığı belirtilerek şimdilik 300.000 TL zararın yasal faiziyle tazmini istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Yukarıda ilgili hükümleri yazılan 3402 sayılı Kadastro Kanununda, kadastro Mahkemelerinin görevleri, işlemlere karşı itiraz usulleri düzenlenmiş,mülkiyet hakkının tespitine ilişkin hususlarda, ilgili bölümde hüküm bulunmayan hallerde, Türk Medeni Kanunu ile diğer kanunların iktisap ve tescile ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş; yine kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan taşınmazlarda ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan hatalara ilişkinitirazların adli yargı teşkilatı içinde çözüme kavuşturulması amaçlanmış; buna karşılık Kanunda sorumluluk davalarına ilişkin yargı yolu gösterilmemiş;nihayet,bu Kanunun gönderme yaptığı 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1007.maddesinde, tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olduğu; Devletin, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu edeceği;Devletin sorumluluğuna ilişkin davaların, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görüleceği hükmüne yer verilmiştir.

Her ne kadar olayda, kamu kurumunun kamu görevinin ifası sırasında bu görevden doğan bir zararın ve bu zararın tazmini söz konusu ise de; Kanunların öngördüğü bazı durumlarda kamu hizmetinin özelliği ve gerekleri gözetilerek yine Kanunlarla istisnalar getirilmiş ve Devlete bu gibi durumlarda da özel hukuk ilkeleri gereğince sorumluluk yüklenmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1007. maddesi de bu istisnalardan birini oluşturmaktadır.

Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 31.1.1979 gün ve E:1978/32,K:1979/5; 28.9.1992 gün ve E:1992/13,K:1992/30 sayılı sayılı kararlarında da; -aynı nitelikte hükmün yer aldığı ve yürürlükten kaldırılan- 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 917. maddenin istisna maddesi olduğuna değinilerek tapu sicilinin tutulmasından doğan zarardan Devletin özel hukuk ilkeleriyle sorumlu olduğu belirtilmiştir.

Bu itibarla tapu sicilinin tutulmasından doğan zarar nedeniyle Devletin özel hukuk ilkeleri gereğince sorumluluğunu düzenleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1007. maddesinin açık hükmü karşısında davanın çözümü adli yargının görevine girmektedir.

Açıklanan bu nedenlerle Ümraniye 3.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ümraniye 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 6.11.2009 gün ve E:2009/515, K:2009/525 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/105

KARAR NO:2013/1062

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Maddi hasarlı trafik kazası sonucu düzenlenen trafik kazası tespit tutanağının iptali istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar: 1-A.A. 2-M.T.

Vekili : Av.Z.A.

Davalı: Manisa Emniyet Müdürlüğü-Trafik Tescil Ve Denetleme Şube Müdürlüğü

O L A Y : 02/04/2012 tarihinde Manisa İl Merkezi Tarzan Bulvarı ile Birlik Caddesi kavşağında meydana gelen trafik kazasında, 35…… plakalı araç sürücüsü olan davacılardın A.A.’in, kaza yeri olan kontrolsüz kavşağa geldiğinde, Tarzan Bulvarı üzerinde 19 Mayıs Bulvarı istikametine seyretmekte olan ve konum itibariyle geçiş hakkına sahip sürücü S.A. sevk ve idaresindeki 35…. plaka sayılı araca geçiş hakkını vermediğinden bahisle; 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 84.maddesinde yer alan sürücü kusurlarından kod 8 “Kavşaklarda geçiş önceliğine uymama” kuralını ihlal ettiğinden kusurlu olduğu, kazaya karışan diğer sürücünün ise, kavşağa yaklaşırken hızını azaltmadığından yine aynı Kanunun 52/1 a maddesini ihlal ettiğinden kusurlu olduğu hususu; Trafik ekipleri tarafından olay sonrasında düzenlenen Trafik Kazası Tespit Tutanağı ile kayıt altına alınmıştır.

Davacılar vekili; 35……. plakalı aracın,müvekkillerden M.T.’a ait olduğunu;A.A. yönetiminde iken maddi hasarlı trafik kazasına karıştığını; kaza sonrasında trafik görevlilerince düzenlenen kaza tespit tutanağının, olayın oluş şekline, yolun durumuna ve usulüne uygun olarak tutulmadığını ifade ederek; 02.04.2012 tarihli Trafik Kazası Tespit Tutanağınıniptaline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

MANİSA 3.SULH CEZA MAHKEMESİ:9.8.2012 gün ve Değ.İş.No: 2012/283, K:2012/283 sayı ile, ilgili itiraz evrakının incelenmesinde, talebe ilişkin konunun mahkemelerinin görev alanına girmediği gerekçesiyle; talep ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına karar vermiş; itirazen inceleme talebiManisa 1. Asliye Ceza Mahkemesince; 7.9.2012 gün ve Değ.İş.No:2012/361 sayı ile, kesin olarak reddedilmiş ve anılan mahkeme kararı kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

MANİSA 2. İDARE MAHKEMESİ:19.10.2012 gün ve E:2012/321, K: 2012/51 sayı ile, 2918 sayılı KaR.olları Trafik Yasasının, "Bu Yasadaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri" başlıklı 112. maddesinde, "Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Yasadaki; hafif para cezasını veya bununla birlikte hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali cezasını veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılır." hükmünün yer aldığı; KaR.olları Trafik Yönetmeliğinin, "Trafik Kazalarına El Konulması" başlıklı 154. maddesinde," Trafik kazalarına el konulmasında aşağıda gösterilen esas ve usuller uygulanır. / a) Trafik kazalarına; 1) Adli yönden gereği yapılmak üzere mahalli genel zabıtaca, 2) Kaza nedenlerini, iz ve delillerini belirleyecek "Kaza Tespit Tutanağı" düzenlemek üzere de trafik zabıtasınca (polis veya jandarma) el konulur." Aynı Yönetmeliğin, "Trafik Kazalarına İlişkin işlemler" başlıklı 156. maddesinde de, "Trafik Kazaları ile ilgili olarak yapılacak işlemlerde aşağıdaki esas ve usuller uygulanır, a) Kaza tespit tutanağının düzenlenmesi; 1) örneğine uygun olarak; kaza yerinin durumu, iz ve deliller, kazaya karışan sürücüler, varsa ölü veya yaralılar, hasar veya zarar, gün ve saat ile gerekli görülen diğer hususlar belirtilmek üzere düzenlenir ve olay yerinin durumu bir krokide gösterilir. Tutanaklar; soruşturma evrakına eklenmek, dosyasında saklamak ve sayısına göre taraflara verilmek üzere yeter sayıda düzenlenir." kurallarına yer verilmiş olduğu; anılan yasal düzenlemeler uyarınca, maddi hasarlı kaza tespit tutanağının,kazaya karışan taraflar arasında çıkabilecek hukuki uyuşmazlıkların çözümüne esas olacak ve trafik zabıtasınca düzenlenecek bir belge olup, idari işlem niteliği de bulunmayıp, adli yargı yerlerinde çözümlenecek uyuşmazlıkların görümü sırasında o mahkemelerce değerlendirilecek olduğundan, maddi hasarlı kaza tespit tutanağına yönelik davanın idari yargı yerinde görülmesi olanağının bulunmadığı gerekçesiyle; davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a maddesi uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında:

I-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, maddi hasarlı trafik kazası tespit tutanağının iptali istemiyle açılmıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun “Trafik kazalarına el koyma ve bilirkişilik” başlığını taşıyan 83. maddesinde, “Trafik kazalarına; a) Adli yönden gereği yapılmak üzere mahalli genel zabıtaca,b) Kazanın oluş nedenlerini, iz ve delillerini belirleyerek trafik kaza tespit tutanağı düzenlemek üzere de trafik zabıtasınca el konulur.Trafik zabıtasının görevli olmadığı veya bulunmadığı Karayollarında meydana gelen kazalarda trafik kaza tespit tutanağı mahalli genel zabıtaca düzenlenir ve bir örneği o yerin trafik zabıtasına gönderilir.Karayollarında meydana gelen ve yalnız maddi hasarla sonuçlanan trafik kazalarında tarafların anlaşması halinde ve fiil başka bir suç oluşturmuyorsa adli kovuşturma yapılmaz ve Türk Ceza Kanununun 565 inci maddesi hükmü uygulanmaz.Trafik kazalarında yolun trafiğe kapandığı hallerde; trafik zabıtası veya genel zabıta; iz ve delilleri kaybolmayacak şekilde işaretledikten ve gerekli işlemleri yaptıktan sonra, Karayolunu trafiğe açmaya yetkilidir.Karayolunun trafiğe kapanmasına ölümlü ve hayati tehlike yaratan yaralanmalı kazalar neden olmuş ve bu kaza can, mal ve trafik güvenliğini etkiliyor ve başka bir yoldan geçiş verilemiyorsa Cumhuriyet savcısının gecikeceğinin anlaşılması halinde, gerekli işaretlemeler yapılıp araç ve ölüler kenara alınarak durum bir tutanakla tespit edildikten sonra yol trafiğe açılır.Trafik zabıtası, usul kanunlarına göre görevlendirilirse, trafik kazalarında bilirkişilik yapar.

Trafik kazaları, kaza tahkik memurluğu, bilirkişilik ve bunlarda aranacak şartlar ile diğer esaslar yönetmelikte gösterilir” ve “Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri” başlıklı 112. maddesinin birinci fıkrasında, “Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Yasadaki; hafif para cezasını veya bununla birlikte hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali cezasını veya iş yerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılır” hükmü yer almıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na dayanılarak çıkarılmış bulunan KaR.olları Trafik Yönetmeliği’nin, “Trafik Kazalarına EI Konulması” başlıklı 154. maddesinde, “Trafik kazalarına el konulmasında aşağıda gösterilen esas ve usuller uygulanır.

a) Trafik kazalarına;

1) Adli yönden gereği yapılmak üzere mahalli genel zabıtaca,

2) Kaza nedenlerini, iz ve delillerini belirleyecek “Kaza Tespit Tutanağı” düzenlemek üzere de trafik zabıtasınca (polis veya jandarma), el konulur.

Trafik zabıtasının görev alanı dışında kalan yerler ile el koyamadığı durumlarda, trafik kaza tespit tutanağı, örneğine uygun olarak mahalli zabıta tarafından düzenlenir ve bir örneği o yerin trafik zabıtasına gönderilir.(…)” denilmiş;aynı Yönetmeliğin, “Trafik Kazalarına ilişkin işlemler” başlıklı 156. maddesinde de, “Trafik Kazaları ile ilgili olarak yapılacak işlemlerde aşağıdaki esas ve usuller uygulanır.

a) Kaza tespit tutanağının düzenlenmesi;

1) Örneğine uygun olarak; kaza yerinin durumu, iz ve deliller, kazaya karışan sürücüler, varsa ölü veya yaralılar, hasar veya zarar, gün ve saat ile gerekli görülen diğer hususlar belirtilmek üzere düzenlenir ve olay yerinin durumu bir krokide gösterilir.

Tutanaklar; soruşturma evrakına eklenmek, dosyasında saklamak ve sayısına göre taraflara verilmek üzere yeter sayıda düzenlenir.

2) Trafik kazası tespit tutanağı düzenlemeye bu Yönetmeliğin 154 üncü maddesinin (a) bendi gereğince trafik zabıtası ve genel zabıtanın görevli personeli yetkilidir.

Tutanaklar en az iki görevli tarafından düzenlenir. Hafif yaralanmalı veya hasarlı kazalarda tek görevli tarafından rapor şeklinde de düzenlenebilir.

Ancak Türk Silahlı Kuvvetlerine ait araçların karıştığı trafik kazalarında bir askeri temsilcinin bulundurulması mecburidir.

3) Tutanak düzenleyenler, taraflar için kusur oranı belirtirler(…)” denilmiştir.

Diğer taraftan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Bu düzenlemelere göre, maddi hasarlı kaza tespit tutanağı, kazaya karışan taraflar arasında çıkabilecek hukuki uyuşmazlıkların çözümüne esas olacak ve trafik zabıtasınca düzenlenecek bir belge olup, idari işlem niteliği de bulunmayan bu belgenin, adli yargı yerlerinde çözümlenecek uyuşmazlıkların görümü sırasında o mahkemelerce değerlendirilecek olduğundan, maddi hasarlı kaza tespit tutanağına yönelik davanın idari yargı yerinde görülmesi olanağı bulunmamaktadır.

Bu durumda, davacı vekili tarafından; maddi hasarlı trafik kaza tespit tutanağına itirazen açılan ve idari yargı yerinde görülmesi olanağı bulunmayan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Manisa 3.Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Manisa 3.Sulh Ceza Mahkemesi’nin 9.8.2012 gün ve Değ.İş.No: 2012/283, K:2012/283 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/265

KARAR NO:2013/1063

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Emekli Sandığı iştirakçisi iken vefat eden babasından dolayı yetim aylığı alan davacının, boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı gerekçesiyle aylığının kesilmesine ilişkin davalı idare işleminin iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: N.T.

Vekili: Av. A.F.M.

Davalı: Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (Aydın İlMüdürlüğü)

Vekilleri: Av. T.D., Av.S.G.K.

O L A Y: Davacı, 1992 yılında boşanmış, 19.2.1994 tarihinde, T.C. Emekli Sandığına tabi iken 1979 yılında vefat eden babasından dolayı, kendisine yetim aylığı bağlanmıştır.

Davalı idarece, davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı gerekçesiyle yetim aylığının kesilerek tarafına 31.038,23 TL borç çıkarılmasına ilişkin 15.11.2011 tarih ve 20946777 sayılı ve haksız sağlık karnesi kullandığı gerekçesiyle 4.016,65 TL borç çıkarılmasına ilişkin 16.11.2011 tarih ve 21.050.466 sayılı işlemler tesis edilmiştir.

Davacı vekili, haksız ve hukuka aykırı olarak müvekkilin almakla olduğu aylığının kesilmesi, kendisine 31.083,23 TL. borç çıkarılması ve yersiz sağlık karnesi kullanımı gerekçe gösterilerek yine kendisinden 4.016,65 TL borç istenilmesine ilişkin işlemlerin iptaline ve yeniden aylık bağlanarak, ödenmeyen aylıkların kesinti tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı kurumdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

AYDIN 1.İŞ MAHKEMESİ: 17.5.2012 gün ve E:2011/789, K:2012/226 sayı ile, dava dilekçesini özetledikten sonra; yapılan yargılama sırasında davacı vekili dilekçe kapsamını tekrar ettiği, davalı vekilinin ise, davacının 5510 Sayılı Yasanın 56.maddesi gereğince aylığının kesildiğini, kurumun yapmış olduğu inceleme ve araştırmalar neticesinde davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığının tespit edildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep ettiği; Mahkemelerince yapılan yargılama sırasında; davacıya bağlanan aylığa ilişkin tüm kayıt ve belgeler ile SGK dosyası ve teftiş dosyasının istenildiği;yine Kuşadası Asliye Hukuk Mahkemesinin 1992/460 esas, 444 karar nolu boşanma ilamının incelendiği; taraflara ait nüfus aile kayıt tablosunun celp edildiği, zabıta marifetiyle araştırma yapıldığı;yapılan araştırmalardan; davacının, özürlü oğlu M.M.S. ile birlikte ikamet ettiği, boşandığı eşi A.S.'un ise bu ikamete gelip özürlü çocuğun ihtiyaçlarını giderdiğinin belirlendiği; Mahalle Muhtarlığından, İlçe Seçim Kurulundan,Türk Telekomdan, Vodofone, Aveadan, Belediye Su İşlerinden, Aydın Elektrik Dağıtım A.Ş den tarafların kayıtlarının araştırıldığı; duruşma sırasında davacı tarafın tanıklarının dinlendiği; Mahkemelerince yapılan yargılama sonunda, dosyada bulunan kayıt ve belgelerden, teftiş raporundan, yapılan araştırmalardan, dinlenen tanık beyanlarından ,tüm dosya kapsamından; davacının dava dışı A.S. ile evli iken boşandıkları, davacıya babasından dul /yetim aylığı bağlandığı, davalı kurum tarafından yapılan boşanmanın muvazaalı olduğu ve davacı ile eski eşinin aynı yerde ikamet ettikleri gerekçesi ile aylıklarının kesildiği, davacının da kesilen aylıkların yeniden bağlanmasını ve kurum işleminin iptalini talep ettiğinin görüldüğü; dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacının Kuşadası Asliye Hukuk Mahkemesinin 1992/460-444 esas ve karar nolu 07/09/1992 tarihli ilamı ile boşandığı, bu kararın 23/09/1992 tarihinde kesinleştiği, 19/02/1994 tarihinde ölen babası İ.T.'den hak sahibi olarak kendisine aylık bağlandığı; İş Mahkemelerinin, 5521 Sayılı Kanun ile kurulmuş, istisnai nitelikte özel mahkemeler olduğu; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 106.maddesi ile mülga 1479 Sayılı Kanunun 70. ve mülga 506 Sayılı Kanunun 134.maddesinde, bu kanunların uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların yetkili İş Mahkemelerinde görüleceğinin düzenlendiği; yine 5510 Sayılı Kanunun 101.maddesinde de, aksine hüküm bulunmayan hallerde 5510 Sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların İş Mahkemelerinde görüleceğinin belirtildiği; 5510 Sayılı Kanunun geçici 4.maddesinde, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle 08/06/1949 tarihli ve 5434 Sayılı Kanuna göre aylık, tazminat, harp malullüğü, diğer ödemeler ve yardımları ile 08/02/2006 tarihli ve 5434 Sayılı Kanunun 1.maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 Sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunacağının, ancak 5-10 yıl arası fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı, dul ve yetim aylığı almakta olanların aylık ve diğer ödemelerin, bu kanunun 32.,34.ve 37.maddelerindeki şartlara haiz oldukları müddetçe devam edeceği, bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının arttırılması, azaltılması, kesilmesi yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 Sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 Sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağının belirtildiği; davaya konu uyuşmazlık 5510 Sayılı Kanunun 56.maddesine dayanarak açılmış ise de, davaya konu uyuşmazlığın dayanağı olan işlemlerin, tarih itibariyle yürürlükte bulunan 5434 Sayılı Kanundan kaynaklanmakta olduğu, davacının babası İ.T.'in 19/02/1984 tarihinde Emekli Sandığına tabii iken öldüğü, davacıya da 1992 yılında boşandıktan sonra 5434 Sayılı Kanun hükümlerine göre emekli aylığı bağlandığının sabit olduğu;5434 Sayılı Kanun hükümlerine göre davacıya bağlanan, davaya konu aylığın kesilmesi de 5434 Sayılı Kanun hükümlerine tabii bulunduğundan; uyuşmazlığın çözümünde ne 506 Sayılı ne de 1479 Sayılı Kanunun, ne de 5510 Sayılı Kanunun uygulanma alanı ve yerinin bulunmadığı; Yerleşmiş Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğu (Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 21/04/2011 tarih 2010/16388 esas 2011/5843 kararı), (Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 26/04/2011 tarih 2011/3341 -6087 esas ve kararı); bu durumda 5510 Sayılı Kanunun 101.madde hükümlerine göre sınırlı yetki ile donatılmış İş Mahkemesinin bu davaya bakmakta görevli olmadığı, davanın idari yargı yerinde açılması gerektiği, bunun hakkaniyete daha uygun olacağı sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmış; Aydın 1.İdare Mahkemesi; 26.6.2012 gün ve E:2012/1220, K: 2012/1316 sayı ile, muvazaalı boşandığı gerekçesiyle ölüm aylığının kesilerek tarafına 31.038,23 TL borç çıkarılmasına ilişkin 15.11.2011 tarih ve 20946777 sayılı işlemin ve haksız sağlık karnesi kullandığı gerekçesiyle 4.016,65 TL borç çıkarılmasına ilişkin 16.11.2011 tarih e 21.050.466 sayılı işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı, ancak aralarında 2577 sayılı Yasanın 5/1. maddesinde belirtilen anlamda maddi veya hukuki bağ bulunmadığı görülen, iki ayrı işleme karşı ayrı ayrı 2 dava açılması gerektiğinden bahisle; 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5.maddesi hükmüne uygun bulunmayan dava dilekçesinin, aynı Kanunun 15.maddesinin 3622 sayılı Kanununun 6. maddesiyle değişik l/d bendi gereğince, bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 30 gün içinde her bir işlem için ayrı ayrı dilekçelerle yeniden dava açılmak üzere reddine karar vermiş;bunun üzerine davacı vekili dilekçesini yenileyerek, müvekkilinin eşinden muvazaalı boşandığından bahisle aylığının kesilmesi ve 01.11.2008- 31.01.2012 tarihleri arasında yersiz ödenen 31.038,23 TL tutarındaki yetim aylıklarının adına borç çıkartılmasına ilişkin 15.11.2011 günlü, 20946777 sayılı işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde tekrar dava açmıştır.

Aydın 1.İdare Mahkemesi; 11.10.2012 gün ve E:2012/370, K: 2012/1825 sayı ile, davayı yetki yönünden reddederek, dava dosyasının Ankara İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

ANKARA 16.İDARE MAHKEMESİ: 29.11.2012 gün ve E:2012/1789 sayı ile,01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56. maddesinin son fıkrasında; “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” hükmü, 96. maddesinde; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; / a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, / b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.” hükmünün yer aldığı, 101. maddesinde ise; “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür.” hükmüne yer verildiği;dava dosyasının incelenmesinden, 23.09.1992 tarihinde boşanarak vefat eden babasından dolayı yetim aylığı bağlanan davacının, eşinden muvazaalı boşandığı gerekçesiyle 15.11.2011 günlü, 20946777 sayılı işlemle, yetim aylıklarının kesildiği ve 01.11.2008- 31.01.2012 dönem aylıkları toplamı 31.038,23 TL'nin adına borç çıkartıldığı, bu işleme karşı Aydın 1. İş Mahkemesi'nde dava açıldığı, anılan Mahkemenin 17.05.2012 günlü, E:2011/789, K: 2012/226 sayılı kararıyla uyuşmazlığı çözme görevinin idari yargının görev alanında olduğu belirtilerek davanın görev yönünden reddine karar verildiği, anılan karar üzerine, davacı tarafından söz konusu işlemin iptali istemiyle bu kez Mahkemelerinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmış ise de, davacının aylıklarının kesilmesi ve 01.11.2008-31.01.2012

dönem aylıklarının adına borç çıkartılmasına ilişkin işlemin 5510 sayılı Yasanın yukarıya alınan 56. ve 96. maddeleri uyarınca tesis edildiği ve aynı Yasanın 101.maddesi uyarınca uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargı yerine ait olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle; Mahkemelerinin görevsizliğine, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve işin incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesi'nce karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının onaylı bir örneğinin Mahkemece, ekinde adli yargının onaylı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği; adli ve idari yargı yerleri arasında “davacının eşinden muvazaalı boşandığından bahisle aylığının kesilmesi ve 01.11.2008- 31.01.2012 tarihleri arasında yersiz ödenen 31.038,23 TL tutarındaki yetim aylıklarının adına borç çıkartılmasına ilişkin 15.11.2011 günlü, 20946777 sayılı işlemin iptali istemi” yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Emekli Sandığı iştirakçisi iken vefat eden babasından dolayı yetim aylığı alan davacının, anlaşmalı boşanma yaptığı gerekçesiyle aylığının kesilmesine ilişkin 15.11.2011 günlü, 20946777 sayılı davalı idare işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır. 5510 sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754 sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

5510 sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır. 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir… Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır…”

Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.

 Kaldı ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.

Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce emekli kamu personeli olan babasından dolayı kendisine yetim aylığı bağlanan ve boşandığı eşiyle beraber yaşadığının tespit edildiğinden bahisle yetim aylığının kesilmesine ilişkin davalı idare işleminin iptali istemiyle davacı tarafından açılan davanın görüm ve çözümünün; gerek 5510 sayılı Yasanın 56.maddesinin, yürürlükten kaldırılan 5434 sayılı Yasanın 75.maddesinin genişletilmiş hali olması, Yasanın dava konusu olaya ilişkin 56.maddesinin son fıkrasının 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmesi; buna karşılık davacıya bu Yasanın yürürlük tarihinden önce,5434 sayılı Yasa hükümlerine göre, iştirakçi babasından dolayı yetim aylığı bağlanması ve iptal edilen aylık bağlanma işleminin 5434 sayılı Yasa uyarınca tesis edilmesi hususları da gözetildiğinde,idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 16.İdare Mahkemesinin başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Ankara 16.İdare Mahkemesi’nin 29.11.2012 gün ve E:2012/1789 sayılı BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 1.7.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/266

KARAR NO:2013/1064

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: G.D.

Vekilleri: Av.M.H.D., Av.K.A.F.

Davalılar: 1-Gülüç Belediye Başkanlığı (Asliye Hukuk Mahkemesinde ve İdare Mahkemesinde)

Vekili: Av.Y.E.

2-Karayolları Genel Müdürlüğü(Sulh Hukuk Mahkemesinde ve İdare Mahkemesinde)

Vekili: Haz.Av.M.G.

 O L A Y:1-Davacı vekili, müvekkilinin maliki bulunduğu 67……. plaka sayılı araç ile Kdz.Ereğli’den Alaplı istikametine seyir halinde iken, Gülüç mevkii’ne geldiğinde, yolda bulunan davalı kuruma ait rögar kapağının açılması üzerine aracın arka tekerleği rögar çukuruna düştüğünü, lastiğinin patladığını, aracın hakimiyetini kaybeden müvekkilinin34…….. plaka sayılı araca çarptığını; kazanın ve hasarın oluşumunda kusurun tamamen davalıya ait olduğunu;olaydan dolayı 34…….. plaka sayılı araç malikine 2.500.000.000.-TL ödemek zorunda kaldıklarını, davacının aracı için 2.650.000.000.-TL tamir ve parça bedeli verildiğini, araçta 500.000.000-.TL değer kaybı meydana geldiğini ifade ederek; toplam 5.650.000.000.-TL zararın olay tarihi olan 13.06.2004 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle Gülüç Belediye Başkanlığına karşı, Asliye Hukuk Mahkemesinde 27.9.2004 tarihinde dava açmıştır.

2-KARADENİZ EREĞLİ 2.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:16.12.2004 gün ve E:2004/535, K:2004/548 sayı ile, idarenin kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında kişilere verdiği zararı tazmin ile sorumlu bulunduğu; tazmini istenen zararın idari eylem veya işlemlerden doğması halinde bu zararın idari yargıda açılacak tam yargı davası ile talep edilebileceği; hizmet kusuru, bağımsız bir niteliğe sahip soyut, objektif, anonim ve idarenin kusuru olduğu için, buna ilişkin ihtilafların çözüm yerinin idari yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmesi üzerine bu karar, Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 12.2.2008 gün ve E:2007/4610, K:2008/535 sayılı kararıyla onanmış ve anılan karar kesinleşmiştir.

3- Davacı vekili bu kez aynı istemle, Karayolları Genel Müdürlüğüne karşı, Sulh Hukuk Mahkemesinde 26.6.2008 tarihinde dava açmıştır.

4-KDZ.EREĞLİ 2.SULH HUKUK MAHKEMESİ:4.11.2008 gün ve E:2008/407, K:2008/735 sayı ile, davanın, davacının Karayolu üzerinde bulunan rögar kapağının açılması sonucu meydana gelen zararını davalı Karayolları Genel Müdürlüğü'nden tahsili amacıyla açılmış tazminat davası olduğu, aynı konuda 2.Asliye Hukuk Mahkemesinde Gülüç Belediye Başkanlığı aleyhine açılan davada görevsizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verildiği;dava konusu zararı doğuran olayın idari eylem ve işlemden doğduğu, davacının dava konusu zararını idari yargıda tam yargı davası açarak talep etmesinin gerekli olouğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; temyiz edilmesi üzerine bu karar, Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 15.3.2011 gün ve E:2011/249, K:2011/3952 sayılı kararıyla onanmış ve anılan karar kesinleşmiştir.

5-Davacı vekili bu defa da, aynı istemle, Karayolları Genel Müdürlüğü ile Gülüç Belediye Başkanlığına karşı, İdare Mahkemesinde 16.12.2011 tarihinde dava açmıştır.

6- ZONGULDAK İDARE MAHKEMESİ:27.12.2011 gün ve E:2011/2387, K:2011/2061 sayı ile,2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Karayolları Genel Müdürlüğünün Görev ve Yetkileri" başlıklı 7.maddesinin (a) bendinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında sayılmış; aynı Yasanın, 19.01.2011 tarih ve 27820 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunla değişik "Görevli ve Yetkili Mahkeme" başlıklı 110. maddesinde "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafîk kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır." hükmü, geçici 21.maddesinde ise "Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek idare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz." hükmünün yer aldığı;dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden, 13.06.2004 tarihinde Kdz. Ereğli istikametinden Alaplı istikametine 67…… plakalı aracı ile gitmekte olan davacının yolda bulunan davalı idareye ait logar kapağının açılması sonucu geçirdiği trafik kazası nedeniyle oluşan 5.650,00-TL tutarındaki zararının karşılanması talebiyle Alaplı Noterliğinin 23.8.2004 tarih ve 03868 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalı Gülüç Belediyesine başvurduğu, başvurunun zımnen reddi üzerine Gülüç Belediye Başkanlığına karşı açılan davada Kdz. Ereğli 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.12.2004 tarih ve E:2004/535, K:2004/548 sayılı davanın görev yönünden reddine ilişkin kararının Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 12.02.2008 tarih ve E:2007/4610, K:2008/535 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği, bu defa davacı tarafından aynı istemle Karayolları Genel Müdürlüğüne karşı açılan davada Kdz. Ereğli 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 04.11.2008 tarih ve E:2008/407, K2008/735 sayılı kararı ile davanın görev yönünden reddedildiği, söz konusu kararın Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 15.03.2011 tarih ve E:2011/249, K:2C'l 1/3952 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmesi üzerine davacı tarafından Gülüç Belediye Başkanlığı ve Karayolları Genel Müdürlüğünün hizmet kusuru işlediğinden bahisie 5.650,00-TL tutarındaki zararının yasal faiziyle tazmini istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığının anlaşıldığı;yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine göre 19.01.2011 tarihinden sonra 2918 sayılı Kanundan doğan sorumlulukları nedeniyle Karayolları Genel Müdürlüğüne karşı açılacak davalarda Adli Yargı yerleri görevli olduğundan, işbu davanın Karayolları Genel Müdürlüğüne karşı açılan kısmının görev yönünden reddi gerektiği sonucuna ulaşıldığı;öte yandan; aynı dava ile ilgili olarak Kdz Ereğli 2. Sulh Ceza(Hukuk olmalı) Mahkemesinin de kendisini görevsiz görmesi nedeniyle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve işleyişi Hakkında Kanunun 14 vd. maddeleri uyarınca olumsuz görev uyuşmazlığı çıkartılarak Uyuşmazlık Mahkemesinden görevli yargı merciinin belirlenmesinin istenebileceği; davanın Gülüç Belediye Başkanlığının hizmet kusuru bulunduğundan bahisle Gülüç Belediye Başkanlığı'na karşı açılan kısmına gelince; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde; dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğunun hükme bağlandığı, maddenin devamında sürelerin, idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağının belirtildiği; aynı Kanunun 9. maddesinde; "Çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir. Adli veya askeri yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük süre geçirilmiş olsa dahi, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabilir." hükmüne, 13/1. maddesinde ise; "İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir. Görevli olmayan adli ve askeri yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz." hükmüne yer verilmiş olduğu;olayda, davacı tarafından 13.06.2004 tarihinde geçirdiği trafik kazası nedeniyle oluşan 5.650,00-TL tutarındaki zararının karşılanması talebiyle Alaplı Noterliğinin 23.8.2004 tarih ve 03868 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalı Gülüç Belediyesine başvurulduğu, başvurunun zımnen reddi üzerine Gülüç Belediye Başkanlığına karşı Adli Yargıda dava açıldığı, açılan davada Kdz. Ereğli 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.12.2004 tarih ve E:2004/535, K:2004/548 sayılı kararı ile davanın görev yönünden reddedildiği ve bu kararın Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 12.02.2008 tarih ve E:2007/4610. K:2008/535 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği, ancak davacı tarafından söz konusu kararın kesinleşmesini takip eden günden itibaren 30 günlük yasal süre içerisinde Gülüç Belediye Başkanlığı'na karşı Mahkemelerinde dava açılması gerekirken 16.12.2011 tarihinde açılan davanın bu kısmının da süre aşımı nedeniyle reddinin gerektiği;açıklanan nedenlerle davanın Karayolları Genel Müdürlüğüne karşı açılan kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1 -a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine, davanın Gülüç Belediye Başkanlığı'na karşı açılan kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15/1 -b maddesi uyarınca süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiş, bu karar temyiz/itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

7-Davacı vekili, 13.12.2012 havaletarihli dilekçe ile; Gülüç Belediye Başkanlığı’na karşı açtıkları davada Kdz.Ereğli 2.Asliye Hukuk Mahkemesi 16/12/2004 gün ve E:2004/535, K:2004/548 sayılı kararıyla görevsizliğe hükmettiğini ve Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin E:2007/4610, K:2008/535 sayılı ilamınca kesinleştiğini; bunun üzerine Gülüç Belediye Başkanlığı’na karşı açtıkları davada Zonguldak İdare Mahkemesi’nin 27/12/2011 gün ve E:2011/2387, K:2011/2061 sayılı kararıyla görevsizliğe hükmettiğini ve bu kararın kesinleştiğini ifade ederek; ortaya çıkan görev uyuşmalığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesini, İdare Mahkemesinden istemiş; İdare Mahkemesince kendi dosyaları yanında, adli yargı dosyaları da temin edilerekUyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, anılan Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Uyuşmazlık Mahkemesi’nin görev ve yetkileri, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 158. maddesi ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi’nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1. maddesinde açıkça gösterilmiş ve adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili kılınmıştır.

2247 sayılı Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Olayda; davacı vekili tarafından Gülüç Belediye Başkanlığı’na karşı açılan davada Kdz.Ereğli 2.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 16/12/2004 gün ve E:2004/535, K:2004/548 sayılı görevsizlik kararıyla, yine aynı İdareye karşı açılan davadaZonguldak İdare Mahkemesince verilen27/12/2011 gün ve E:2011/2387, K:2011/2061 kararlar arasında oluştuğu ileri sürülen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Ancak,Asliye Hukuk Mahkemesince verilen kararın, Gülüç Belediye Başkanlığı yönünden verilmiş görevsizlik kararı olmasına karşılık; Zonguldak İdare Mahkemesince, Gülüç Belediye Başkanlığı yönünden verilmiş kararın görevsizlik kararı olmadığı; davanın Gülüç Belediye Başkanlığı'na karşı açılan kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15/1 -b maddesi uyarınca süre aşımı nedeniyle reddine karar verildiği görüldüğünden; ortada 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde, tarafları, sebebi ve konusu aynı olan davada en az iki yargı merciince kendilerini görevsiz görerek verilmiş ve kesinleşmiş görevsizlik kararları bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Davacı vekilinin 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan “Kdz.Ereğli 2.Asliye Hukuk Mahkemesi ile Zonguldak İdare Mahkemesi arasındaki, Gülüç Belediye Başkanlığı’na karşı açılan davalar yönünden olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi” istemiyle yaptığı başvurunun, anılan Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan“Kdz.Ereğli 2.Asliye Hukuk Mahkemesi ile Zonguldak İdare Mahkemesi arasındaki, Gülüç Belediye Başkanlığı’na karşı açılan davalar yönünden yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 1.7.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/284

KARAR NO:2013/1065

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar: İ.D. ve L.D. Mir.;1-M.D., 2-M.D., 3-N.D., 4-T.D.(O.), 5-H.D.(U.), 6-Ş.D.(K.),7-M.D.

Vekilleri: Av. N.A.- Av.F.A.

Davalılar: 1-Konyaaltı Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. A.Y.

2-Gençlik ve Spor Bakanlığı

Vekili: Av. C.D.

O L A Y: Davacılar vekili, dava dilekçesinde, müvekkillerinin hissedar olduğu Antalya İli, Konyaaltı İlçesi, Arapsuyu Mahallesi, 20071 ada 2, 20077 ada 3,20061 ada 2, 20060 ada 4, 20018 ada 3, 20016 ada 2,20008 ada 2, 3526 ada 1, 20312 ada 1, 20311 ada 1, 20062 ada 4,20310 ada 1, 20063 ada 2 ve 20064 ada 3 parsel sayılı taşınmazların, İmar Planında Belediye Semt Spor Sahası / Semt Spor Sahası (Belediye spor tesisi veya alanı) olarak gösterildiğini; 1/1000 Ölçekli uygulama imar planının 15-20 sene önce yapıldığını; o zamandan beri plana yönelik hiçbir işlem yapılmadığı gibi, müvekkillerin ilgili davalı idarelere her başvurusunda oyalamaya yönelik cevaplar verildiğini; imar planlarında uzunca bir süre kamu alanı olarak tahsis edilmiş bulunan söz konusu taşınmazı kamulaştırmayarak veya takas yoluyla davacıya başka bir yerden taşınmaz yer vermeyerek pasif kalmak suretiyle tasarrufunu engelleyen davalı idarenin, Anayasada yer alan temel hak ve hürriyetlere ve bireyin mülkiyet hakkına saygılı olduğundan söz edilemeyeceğini; bir kişinin taşınmazına eylemli olarak el atıp tamamen veya kısmen kullanılmasına engel olunması ile imar uygulaması sonucu o kişinin mülkiyetinde olan taşınmaza hukuken kullanmaya engel sınırlamalar getirilmesi arasında sonucu itibariyle bir fark bulunmadığını; İmar Planının fiilen hayata geçirilmemesi, pasif ve suskun kalınarak ve işlem tesis edilmemek sureti ile mülkiyet hakkı kısıtlanarak taşınmaza davalılar tarafından el atıldığının kabulünün gerektiğini ifade ederek; fazlaya dair ve diğer tüm hakları saklı tutularak, imar planının fiilen hayata geçirilmemesi, pasif ve suskun kalmak ve işlem tesis edilmemek suretiyle mülkiyet hakkı kısıtlanarak taşınmaza davalı tarafından el atıldığının kabulü gerekeceğinden şimdilik 50.000,00 TL’nin yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsili istemiyle 10.1.2012 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalıların vekilleri süresi içinde verdikleri cevap dilekçelerinde,taşınmazlara fiilen el atılmadığını ifade etmişlerdir.

Davalı idarelerden Konyaaltı Belediye Başkanlığı vekili, süresi içinde verdiği dilekçede,imar planına dayalı olarak açılan tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.

ANTALYA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 4.12.2012 günlü 1.celsede ve E:2012/14 sayı ile, dilekçelerin okunduğu; Davacı vekilinin, “dava dilekçemizi tekrar ederiz. Taşınmazların bulunduğu alanlar imar planında semt spor sahası olarak düzenlenmiştir. Fiili el koyma yoktur. Ancak davacının mülkiyet hakkı kısıtlanmaktadır. Bu nedenle biz, kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açtık. Ayrıca hangi taşınmaz için ne kadar miktar talep ettiğimi de, açıklayıcı dilekçe ile bildirdim. Karşı tarafın itirazlarını da kabul etmiyorum. Süresinden sonra verilen dilekçe ve itirazları da kabul etmiyorum” dediğini belirttikten ve;tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlara ilişkin olarak aynen; Dava konusu taşınmazlara davalıların fiili bir el atmasının bulunmadığı, taşınmazlarda herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmadığı, ancak imar planındaki durumun taşınmazlara el atma kabul edilip edilmeyeceği, edilecekse bedellerinin ne olacağı, davalılara husumet düşüp düşmeyeceği ve görev ve husumet konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunduğu görüldü.”denildikten sonra; açılan davada idari yargının görevli olduğuna ilişkin görev yönünden itirazda bulunmuş ise de, kamulaştırmasız el atma hukuki sebebine dayalı olarak açılmış davalarda adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle;görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Konyaaltı Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı;bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında Belediye Hizmet Alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazlarının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı;dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: Davacılar vekilinin, müvekkillerinin Antalya İli Konyaaltı ilçesi Arapsuyu mahallesinde bulunan birden fazla taşınmazda pay sahibi olduklarını, dava konusu parsellerde yapılan 1/1000 ölçekli imar planında taşınmazların "Semt spor sahası" alanı olarak ayrıldığını bu güne kadar idare tarafından kamulaştırma yapılamamasına rağmen yeşil alan ve ağaçlandırma yapılarak fiilen de el atılarak, hukuken ve fiilen el atma sonucu bedel ödenmediği gibi taşınmazdan yararlanmanın da imkansız hale geldiğini, uzun süren bu durum nedeniyle idarenin kamulaştırmasız fiilen el atması sonucu doğan zararın tazmini amacıyla tazminat davası açtığının anlaşıldığı; dava dosyasının incelenmesi sonucunda; Konyaaltı Belediyesi tarafından yapılan 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında davacıların tapulu taşınmazlarının spor alanı olarak ayrıldığı, dosyaya ibraz edilen fotoğraflar ile de, taşınmazların bir kısmının kanal inşaatı ve yeşil alan ağaçlandırılması ile fiilen el atıldığının anlaşıldığı;Yargıtay Beşinci Hukuk Dairesinin 2007/13728 E, 2008/546 K sayılı 29/01/2008 günlü kararında da işaret edildiği gibi, imar planında kamusal amaçla ayrılan bölümün bir kısmına fiilen el atılması halinde bu bölümün tamamının mülkiyet hakkının sınırlandırıldığı ve mülkiyet konusunda tasarrufun olanaksız hale geldiğinin tartışmasız olduğu; Belediye yönetimlerinin 3194 sayılı İmar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı alanında halledilmesi gerektiği hususundatartışma bulunmadığı, ancak, 3194 sayılı Kanun'un 10. maddesi "Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur./ İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder." hükmü ile uygulama imar planlarında kamu yararına ayrılan yerlerin kamulaştırılmasını öngördüğü; davaya konu olayda da imar planında spor alanı olarak ayrılan taşınmazlara fiilen ve hukuken el atılmasına rağmen idare tarafından yasada öngörülen süreyi de aşkın uzun bir süre kamulaştırma işlemlerine başvurulmadığının anlaşıldığı; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11/2/1959 günlü, 1958/17 E, 1959/15 K sayılı kararında, kamulaştırmasız el atma kavramının “idarenin kanunsuz bir hareketi” olarak tanımlandığı ve bu eylemden kaynaklanan davaların mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davası mahiyetinde olduğu ve bu bakımdan adli yargının görevli olduğunun kabul edildiği; davalı idarenin imar mevzuatı hükümlerine tam uygun olmayan ve hareketsizlikle beraber kısmen ve fiilen araziye yönelik tecavüzünün kamulaştırmasız el atma temelinde haksız fiilden kaynaklanan ve adli yargının görev alanına giren bir dava olduğu ve açılan davanın adli yargı yerinde görüm ve çözümünün gerektiğinden bahisle,Danıştay Başsavcılığının başvurusunun reddi gerektiği yolunda düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, Davalılardan Konyaaltı Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan idare yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmazlara, imar planında Belediye Semt Spor Tesis Sahası/alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla;işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 50.000,00 TL’nin tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde;“Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Dava dosyasında bulunan Antalya Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı Planlama Şube Müdürlüğünün 2.3.2012 gün ve M.07.1.ABB.0.08.02-310.05-2012-484-1047-8622 sayılı yazısında; söz konusu parsellerin 1/5000 Ölçekli Nazım İmar Planında, 3526 ada 1 parsel, 20063 da 2 parsel, 20016 ada 2 parsel ve 20018 ada 3 parselin ‘’Semt Spor Tesisi Alanı”; 20060 ada 4 parsel, 20061 ada 2 parsel, 20062 ada 4 parsel, 20077 ada 3 parsel ve 20008 ada 2 parselin ‘’Park ve Dinlenme Alanı”; 20071 ada 2 parsel ve 20064 ada 3 parselin ‘’Çocuk Bahçesi Alanı” olarak planlandığı,20310 ada 1 parsel, 20311 ada 1 parsel ve 20312 ada 1 parselin yeri tespit edilemediğinden ölçü krokilerinin kendilerine iletilmesi halinde plan bilgisinin verilebileceği belirtilmiştir.

Diğer taraftan, Olay bölümünde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; dava dilekçesinde, davalı idarelerin savunma dilekçelerinde ve Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davanın 4.12.2012 günlü 1.celsesinde, davacılar vekili tarafından, dava konusu taşınmazlara fiili bir el atmanın mevcut olmadığının ifade edildiği, bu hususun Mahkemece, tarafların anlaştıkları hususlar olarak tutanağa geçirildiği görülmüş ise de; davacılar vekili tarafından, Danıştay Başsavcılığını sunulmak üzere, yerel mahkeme kaydına 28.12.2012 tarihinde giren dilekçe ve ekindeki (21.12.2012 tarihinde çekildiği anlaşılan) 37 adet fotoğraf ile; dava konusu taşınmazlara fiilen el atma yok denilmişse de, idarenin taşınmazın ortasından dere yatağı geçirerek beton döktüğünü, taş duvar ile kaplayıp dere yatağını ıslah ettiğini, bu şekilde davacıların kullanımını engellediğini ve taşınmazlara fiilen el attığını iddia etmesi karşısında ve konuya ilişkin iddia ve karşı iddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; dava tarihinden sonra çekildiği anlaşılan ve dava konusu edilen taşınmazlara ait olup olmadığı konusunda resmi bir belge niteliği taşımayan fotoğraflar dikkate alınarak, taşınmazlara fiilen el atıldığını kabul etmenin olanaklı olmadığı sonucuna varılmıştır.

Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa konu taşınmazların imar planında belediye semt spor tesisi, park ve dinlenme, çocuk bahçesi alanlarında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazların bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacıların hissedar olduğu taşınmazların bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, Davalılardan Konyaaltı Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Antalya 2.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Davalılardan Konyaaltı Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Antalya 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 4.12.2012 gün ve E:2012/14 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/307

KARAR NO:2013/1066

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar: 1-M.Ö., 2-M.E., 3-Y.A., 4-Ş.G., 5-L.E.

Vekilleri: Av.N.A.- Av.F.A.

Davalılar: 1-Konyaaltı Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. A.Y.

2-Gençlik ve Spor Bakanlığı

Vekili: Av.R.S.

O L A Y: Davacılar vekili, dava dilekçesinde, müvekkillerinin hissedar olduğu Antalya İli, Konyaaltı İlçesi, Arapsuyu Mahallesi, 20071 ada 2- 20077 ada3,20061 ada 2,20060 ada 4,20018 ada 3, 20016 ada 2, 20008 ada 2, 20012 ada 2,20312 ada 1, 20311 ada 1, 20062 ada 4,20310 ada 1,20063 ada 2,20064 ada 3, 20073 ada 5,4306 ada 2 parsel sayılıtaşınmazların, İmar Planında Belediye Semt Spor Sahası / Semt Spor Sahası (Belediye spor tesisi veya alanı) olarakgösterildiğini; 1/1000 Ölçekli uygulama imar planının 15-20 sene önce yapıldığını; o zamandan beri plana yönelik hiçbir işlem yapılmadığı gibi, müvekkillerin ilgili davalı idarelere her başvurusunda oyalamaya yönelik cevaplar verildiğini; imar planlarında uzunca bir süre kamu alanı olarak tahsis edilmiş bulunan söz konusu taşınmazı kamulaştırmayarak veya takas yoluyla davacıya başka bir yerden taşınmaz yer vermeyerek pasif kalmak suretiyle tasarrufunu engelleyen davalı idarenin, Anayasada yer alan temel hak ve hürriyetlere ve bireyin mülkiyet hakkına saygılı olduğundan söz edilemeyeceğini; bir kişinin taşınmazına eylemli olarak el atıp tamamen veya kısmen kullanılmasına engel olunması ile imar uygulaması sonucu o kişinin mülkiyetinde olan taşınmaza hukuken kullanmaya engel sınırlamalar getirilmesi arasında sonucu itibariyle bir fark bulunmadığını; İmar Planının fiilen hayata geçirilmemesi, pasif ve suskun kalınarak ve işlem tesis edilmemek sureti ile mülkiyet hakkı kısıtlanarak taşınmaza davalılar tarafından el atıldığının kabulünün gerektiğini ifade ederek;fazlaya dair ve diğer tüm hakları saklı tutularak, imar planının fiilen hayata geçirilmemesi, pasif ve suskun kalmak ve işlem tesis edilmemek suretiyle mülkiyet hakkı kısıtlanarak taşınmaza davalı tarafından el atıldığının kabulü gerekeceğinden şimdilik 20.000,00 TL’nin yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsili istemiyle 10.1.2012 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalıların vekilleri süresi içinde verdikleri cevap dilekçelerinde,taşınmazlara fiilen el atılmadığını ifade etmişlerdir.

Davalı idarelerin vekilleri, süresi içinde verdikleri dilekçelerde,imar planına dayalı olarak açılan tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuşlardır.

ANTALYA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 4.12.2012 günlü 1.celsede ve E:2012/124 sayı ile, dilekçelerin okunduğu; Davacı vekilinin, “dava dilekçemizi tekrar ederiz. Taşınmazların bulunduğu alanlar imar planında semt spor sahası olarak düzenlenmiştir. Fiili el koyma yoktur. Ancak davacının mülkiyet hakkı kısıtlanmaktadır. Bu nedenle biz, kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açtık. Ayrıca hangi taşınmaz için ne kadar miktar talep ettiğimi de, açıklayıcı dilekçe ile bildirdim. Karşı tarafın itirazlarını da kabul etmiyorum. Süresinden sonra verilen dilekçe ve itirazları da kabul etmiyorum” dediğini belirttikten ve;tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlara ilişkin olarak aynen; Dava konusu taşınmazlara davalıların fiili bir el atmasının bulunmadığı, taşınmazlarda herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmadığı, ancak imar planındaki durumun taşınmazlara el atma kabul edilip edilmeyeceği, edilecekse bedellerinin ne olacağı, davalılara husumet düşüp düşmeyeceği ve görev ve husumet konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunduğu görüldü.”denildikten sonra; açılan davada idari yargının görevli olduğuna ilişkin görev yönünden itirazda bulunmuş ise de, kamulaştırmasız el atma hukuki sebebine dayalı olarak açılmış davalarda adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle;görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Konyaaltı Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı;bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında “Belediye Semt Spor Sahası” alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazlarının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı;dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI:Davacılar vekilinin, müvekkillerinin Antalya İli Konyaaltı ilçesi Arapsuyu mahallesinde bulunan birden fazla taşınmazda pay sahibi olduklarını, dava konusu parsellerde yapılan 1/1000 ölçekli imar planında taşınmazların "Semt spor sahası" alanı olarak ayrıldığını bu güne kadar idare tarafından kamulaştırma yapılamamasına rağmen yeşil alan ve ağaçlandırma yapılarak fiilen de el atılarak, hukuken ve fiilen el atma sonucu bedel ödenmediği gibi taşınmazdan yararlanmanın da imkansız hale geldiğini, uzun süren bu durum nedeniyle idarenin kamulaştırmasız fiilen el atması sonucu doğan zararın tazmini amacıyla tazminat davası açtığının anlaşıldığı; dava dosyasının incelenmesi sonucunda; Konyaaltı Belediyesi tarafından yapılan 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında davacıların tapulu taşınmazlarının spor alanı olarak ayrıldığı, dosyaya ibraz edilen fotoğraflar ile de, taşınmazların bir kısmının kanal inşaatı ve yeşil alan ağaçlandırılması ile fiilen el atıldığının anlaşıldığı;Yargıtay Beşinci Hukuk Dairesinin 2007/13728 E, 2008/546 K sayılı 29/01/2008 günlü kararında da işaret edildiği gibi, imar planında kamusal amaçla ayrılan bölümün bir kısmına fiilen el atılması halinde bu bölümün tamamının mülkiyet hakkının sınırlandırıldığı ve mülkiyet konusunda tasarrufun olanaksız hale geldiğinin tartışmasız olduğu; Belediye yönetimlerinin 3194 sayılı İmar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı alanında halledilmesi gerektiği hususundatartışma bulunmadığı, ancak, 3194 sayılı Kanun'un 10. maddesi "Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur./ İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder." hükmü ile uygulama imar planlarında kamu yararına ayrılan yerlerin kamulaştırılmasını öngördüğü; davaya konu olayda da imar planında spor alanı olarak ayrılan taşınmazlara fiilen ve hukuken el atılmasına rağmen idare tarafından yasada öngörülen süreyi de aşkın uzun bir süre kamulaştırma işlemlerine başvurulmadığının anlaşıldığı; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11/2/1959 günlü, 1958/17 E, 1959/15 K sayılı kararında, kamulaştırmasız el atma kavramının “idarenin kanunsuz bir hareketi” olarak tanımlandığı ve bu eylemden kaynaklanan davaların mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davası mahiyetinde olduğu ve bu bakımdan adli yargının görevli olduğunun kabul edildiği; davalı idarenin imar mevzuatı hükümlerine tam uygun olmayan ve hareketsizlikle beraber kısmen ve fiilen araziye yönelik tecavüzünün kamulaştırmasız el atma temelinde haksız fiilden kaynaklanan ve adli yargının görev alanına giren bir dava olduğu ve açılan davanın adli yargı yerinde görüm ve çözümünün gerektiğinden bahisle,Danıştay Başsavcılığının başvurusunun reddi gerektiği yolunda düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, Davalılardan Konyaaltı Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan idare yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmazlara, imar planında Belediye Semt Spor Sahası/alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla;işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 20.000,00 TL’nin tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde;“Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

İmar planının uygulanması sonucu, uyuşmazlığa konu parsellerin imar planında Belediye Semt Spor Tesis Alanı olarak ayrıldığı anlaşılmıştır.

Olay bölümünde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; dava dilekçesinde, davalı idarelerin savunma dilekçelerinde ve Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davanın 4.12.2012 günlü 1.celsesinde, davacılar vekili tarafından, dava konusu taşınmazlara fiili bir el atmanın mevcut olmadığının ifade edildiği, bu hususun Mahkemece, tarafların anlaştıkları hususlar olarak tutanağa geçirildiği görülmüş ise de; davacılar vekili tarafından, Danıştay Başsavcılığını sunulmak üzere, yerel mahkeme kaydına 28.12.2012 tarihinde giren dilekçe ve ekindeki (21.12.2012 tarihinde çekildiği anlaşılan) 37 adet fotoğraf ile; dava konusu taşınmazlara fiilen el atma yok denilmişse de, idarenin taşınmazın ortasından dere yatağı geçirerek beton döktüğünü, taş duvar ile kaplayıp dere yatağını ıslah ettiğini, bu şekilde davacıların kullanımını engellediğini ve taşınmazlara fiilen el attığını iddia etmesi karşısında ve konuya ilişkin iddia ve karşı iddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; dava tarihinden sonra çekildiği anlaşılan ve dava konusu edilen taşınmazlara ait olup olmadığı konusunda resmi bir belge niteliği taşımayan fotoğraflar dikkate alınarak, taşınmazlara fiilen el atıldığını kabul etmenin olanaklı olmadığı sonucuna varılmıştır.

Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa konu taşınmazların imar planında belediye semt spor tesisi, alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazların bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacıların hissedar olduğu taşınmazların bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, Davalılardan Konyaaltı Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Antalya 2.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Davalılardan Konyaaltı Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Antalya 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 4.12.2012 gün ve E:2012/124 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/320

KARAR NO:2013/1067

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar: B.A.D. Mirasçıları: 1- S.Ş., 2- C.A.

B.A.D. Mirasçısı Ölü S.D. Mirasçıları: 3- F.D., 4- Ü.Z.D., 5- Ü.B.D.

Vekili: Av. N.A.

Davalılar: 1- Konyaaltı Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. A.Y.

2- Gençlik ve Spor Bakanlığı

Vekili: Av. Z.H.

3- Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. A.O.

O L A Y: Davacılar vekili, dava dilekçesinde, müvekkillerinin Antalya İli, Konyaaltı İlçesi, Arapsuyu Mahallesi, 20071 ada 2, 20077 ada 3, 20061 ada 2, 20060 ada 4, 20018 ada 3, 20016 ada 2, 20008 ada 2, 20012 ada 2, 20312 ada 1, 20311 ada 1, 20062 ada 4, 20310 ada 1, 20063 ada 2, 20064 ada 3, 20073 ada 5, 3526 ada 1 parsellerde kayıtlı taşınmazların hissedar olarak malikleri olduğunu, sözkonusu taşınmazların imar planında spor sahası alanı olarak ayrıldığını, taşınmazlara kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 20.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalılar vekilleri süresi içinde verdikleri dilekçelerde özetle, taşınmazlara fiilen el atılmadığını, imar planına dayalı olarak açılan tazminat davalarının görüm ve çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.

ANTALYA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 14.12.2012 gün ve E:2012/191 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Konyaaltı Belediye Başkanlığı vekili idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Davanın, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, dava dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku olmadığı, ancak; bu sonuç ya sonuçların genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planından kaynaklandığı, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka bir anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı, idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini talepleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12 ve 13. maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu, bu bakımdan hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi idari yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, hukuki elatma olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinin 1. fıkrasının b bendinde yer alan idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, bu nedenle 2247 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI:Davaya konu olayda, davacıların hissedar oldukları tapulu taşınmazın spor alanı olarak ayrılmasına rağmen idare tarafından yasada öngörülen süreyi de aşkın uzun bir süre kamulaştırma işlemlerine başvurulmadığı gibi, su kanalı vs. inşaat yapılmak suretiyle fiilen el atıldığının anlaşıldığı, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, 1958/17 E, 1959/15 K sayılı kararında, kamulaştırmasız el atma kavramı “İdarenin kanunsuz bir hareketi” olarak tanımlanmış ve bu eylemden kaynaklanan davaların mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davası mahiyetinde olduğu ve bu bakımdan adli yargının görevli olduğunun kabul edildiği, davalı idarenin imar mevzuatı hükümlerine tam uygun olmayan ve hareketsizlikle beraber kısmen ve fiilen araziye yönelik tecavüzünün kamulaştırmasız el atma temelinde haksız fiilden kaynaklanan ve adli yargının görev alanına giren bir dava olduğu, açıklanan nedenlerle, açılan davanın adli yargı yerinde görüm ve çözümü gerekmekle Danıştay Başsavcılığının başvurusunun reddi gerektiği yolunda düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmazlara, imar planında spor sahası alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla;işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 20.000,00 TL’nin davalı idareden tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde;“Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Olayda, imar planının uygulanması sonucu, uyuşmazlığa konu parsellerin imar planında spor sahası alanında kaldığı, dava dosyasının incelenmesinden gerek davacıların dava dilekçelerinde ve gerekse davalı idarelerin savunmaları ile üst yazılarında taşınmazlara fiilen el atılmadığı ve spor tesislerinin yapılmadığının belirtildiği görülmüştür.

Dosya içeriğinden her ne kadar taşınmazlar spor sahası alanında kalmakta ve davalı idarelerce bu anlamda bir fiili müdahalede bulunulmadığı belirtilmekte, ayrıca davacılar vekilince dosyaya sunulan fotoğraflarla taşınmazların tamamında dere ıslahının yapıldığı ve taşınmazların dere yatağı haline getirilip taş duvar ile örüldüğü; fiilen dere yatağına dönüştürüldüğü belirtilmekte ise de, dava tarihinden sonra çekildiği anlaşılan ve dava konusu edilen taşınmazlara ait olup olmadığı konusunda resmi bir belge niteliği taşımayan fotoğraflar dikkate alınarak, taşınmazlara fiilen el atıldığının kabulünün olanaklı olmadığı, uyuşmazlığa konu parsellerin imar planında spor sahası alanında kaldığı, ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiği, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Konyaaltı Belediye Başkanlığı görev itirazının, Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Konyaaltı Belediye Başkanlığı GÖREV İTİRAZININ, Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.12.2012 gün ve E:2012/191sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/362

KARAR NO:2013/1068

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14 ve 19. maddelerinde belirtilen koşullarınoluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

 Davacı: T.K.

 Davalı: İstanbul Valiliği

 O L A Y: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34…... plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, sürücü belgesi sahibi M.G.A. adına 19.9.2012 tarih ve GA-797484 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden araç sahibi davacı adına düzenlenen 19.9.2012 tarih ve 6877 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.

Davacı, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 7. İDARE MAHKEMESİ: 2.11.2012 gün ve E:2012/1646, K:2012/1662 sayıyla; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir.

Davacı, bu kez aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.

KARTAL 8. SULH CEZA MAHKEMESİ: 7.12.2012 gün ve D. İş:2012/1275 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’nin benzer kararlarına da dayanılarak itirazın görev yönünden reddine ve görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş, verilen karar itiraz edil-meden kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir”, 19.maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. (Değişik ikinci fıkra: 23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir” denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.Dosyanın incelenmesinden, davacının, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine yaptığı itiraz sonucunda, Mahkemece görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmeyerek, yukarıda sözü edilen görevsizlik kararları arasında olumsuz görev uyuşmazlığı oluştuğu ileri sürülerek,görevli merciin belirtilmesi için dosyanın re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine gönde-rilmesine de karar verildiği ve önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden adli yargı dosyasının Mahkememize gönderildiği görülmüştür.

Uyuşmazlık Mahkemesi bu durumlarda, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, mah-kemelercere’sen yapılan başvuruların 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabul edilerek Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlık-larının çözüme kavuşturulmasının, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağı düşüncesiyle görev uyuşmazlıklarının esasını incele-yerekesasailişkinkarar vermektedir.

Ancak, somut olayda, adli yargı yerince önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden dosyanın Mahkememize gönderilmiş olması nedeniyle, Başkanlık yazısıyla idari yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin istenmesi üzerine, İstanbul 7. İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının davacı tarafından temyiz edildiği, dava dosyasının temyiz incelemesi yapılmak üzere Danıştay’a gönderildiği ve dosyanın halen Danıştay’da olduğunun ilgili Mahkemece, Mahkememize bildirildiği anlaşılmıştır.

Bu durumda, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleşmediğinden, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının ve 19. maddede belirtilen koşulların da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının ve 19. maddede belirtilen koşulların da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE 1.7.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/431

KARAR NO:2013/1069

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Sigortalı araç için araç sahibine ödemede bulunan sigorta şirketince, zararın giderilmesi istemiyle idare aleyhine açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: E. Sigorta A.Ş.

Vekili: Av.A.M.

Davalı: Alaşehir Belediyesi Başkanlığı

Vekilleri: Av. N.B.D., Av.R.K.G.

O L A Y : Davacı şirket vekili dava dilekçesinde, müvekkili sigorta şirketine sigortalı bulunan 34……. plaka sayılı aracın, 24/04/2011 tarihinde Alaşehir ilçesinde, Ahmet Işık Caddesi üzerinden Sekine Evren Caddesi istikametine seyri sırasında, Kuvayi Milliye Caddesine geldiği esnada belediyenin yol çalışmasından dolayı cadde üzerinde kazmış olduğu çukura aracın ön kısmının düşmesi sonucu maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini; araçtaki hasarın sigorta eksperi tarafından belirlendiğini ve meydana gelen hasar bedelinin sigortalıya ödendiğini; davalı İdareye başvuru yapıldığını, sorumluluklarında bulunan bölgedeki kazı sonucu oluşan çukur sebebiyle meydana gelen hasarın ödenmesinin istenildiğini, ödeme yapılmadığı için işbu davanın açıldığını ifade ederek; 2.470,00TL rücuen tazminat alacağının, ödeme tarihi olan 16/05/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle, 20.10.2011 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

MANİSA İDARE MAHKEMESİ: 4.11.2011 gün ve E:2011/2221, K:2011/2014 sayı ile, davanın; maddi hasarlı trafik kazası nedeniyle ortaya çıkan rücu alacağının yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açıldığı; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 6099 sayılı Kanunla değişik 110. maddesinde "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. / Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir’ hükmünün yer aldığı; dosyanın incelenmesinden; maddi hasarlı trafik kazası nedeniyle davacı tarafından rücu alacağının tahsili amacıyla sorumlu kabul edilen davalı idareye karşı bakılmakta olan davanın açıldığının anlaşıldığı;bu duruma göre, yukarıda yer verilen açık hüküm gereği, bu tür davalara bakma görevinin yer yönünden yetkili adli yargı mahkemelerine ait olduğu gerekçesiyle; davanın 2577 sayılı Kanun’un 15/1-a maddesi uyarınca GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE karar vermiş, yapılan itiraz Manisa Bölge İdare Mahkemesince reddedilerek karar onanmış ve karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez aynı istemle 28.06.2012 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ALAŞEHİR 1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 23.11.2012 gün ve E:2012/220 sayı ile, dava dilekçesinin özetine yer verdikten sonra; davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; Belediyelerin kamu tüzel kişileri olup, görmekle yükümlü bulundukları kamu hizmetleri sırasında verdikleri iddia olunan zararlardan dolayı sorumluluklarının özel hukuk hükümlerine tabi olmadığını, kamu tüzel kişilerinin, yasa tarafından kendilerine verilen görev ve yetkileri kullanırken oluşan zararların niteliği itibariyle hizmet kusurundan kaynaklanmakta olup, bu zararların tazmini amacıyla anılan idarelere karşı hizmet kusurlarına dayanılarak idari yargılama usulü hakkındaki kanunun 2. maddesi hükmü uyarınca, idari yargı yerinde tam yargı davası ikame edilmesi gerektiğini, açılmış olan davanın esasa girilmeden usulden reddedilmesi gerektiği, 18.07.1996 tarihli ilçe trafik komisyonu kararına göre kazanın meydana geldiği caddenin tek yön olduğu ve kaza yapan aracın ters istikamette ilerlediğini, davayı kabul etmediklerini, bu nedenlerle haksız olarak açılan davanın reddine karar verilmesini talep ettikleri;tüm dosya kapsamı birlikte incelenip değerlendirildiğinde; davanın, 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunun 1301/1. maddesinden kaynaklanan rucüen tazminat istemine ilişkin bulunduğu, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 24.01.2011 tarih 2010/4458 Esas 2011/323 Karar sayılı ilamında "Belediyeler kamu tüzel kişileri olup, görmekte yükümlü bulundukları kamu hizmetleri sırasında verdikleri iddia olunan zararlardan dolayı sorumlulukları Özel Hukuk hükümlerine tabi değildir. Kamu tüzel kişilerinin yasalar tarafından kendilerine verilen görev ve yetkileri kullanırken oluşan zararlar niteliği itibariyle hizmet kusurundan kaynaklanmakta olup, bu zararların tazmini amacıyla anılan idarelere karşı hizmet kusurlarına dayanılarak idari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanunun 2. maddesi hükmü uyarınca idari Yargı yerinde tam yargı davası ikame edilmesi gerekmektedir" denildiği; somut olayda, davalı belediye aleyhine hizmet kusuruna dayanılarak dava açıldığından Adli Yargının yargı yolu bakımından görevsiz olduğu, İdari Yargılama Usülü hakkındaki Kanunun 2. Maddesi hükmü uyarınca davanın İdari Yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği nazara alınarak 2247 Sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruluş ve İşleyişi hakkındaki Kanunun 19. Maddesi gereğince görevli Yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına ve davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Asliye Hukuk Mahkemesince, adli yargı dosyası ile birlikte idari yargı dosyası da gönderilmek suretiyle 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun Karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın, gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.

Öte yandan 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, Davacı sigorta şirketi tarafından sigorta edilen aracın, Alaşehir ilçesinde, Ahmet Işık Caddesi üzerinden Sekine Evren Caddesi istikametine seyri sırasında, Kuvayi Milliye Caddesine geldiği esnada belediyenin yol çalışmasından dolayı cadde üzerinde kazmış olduğu çukura aracın ön kısmının düşmesi sonucu hasara uğradığı; bu nedenle Şirket tarafından araç sahibine 2.470,00TL TL hasar bedelinin ödendiği; davanın ise ödenen hasar bedelinin faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmış olduğu anlaşılmaktadır.

Belediye aleyhine idare mahkemesinde açılan başka bir tazminat talepli tam yargı davasında, İdare Mahkemesi 2918 sayılı Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemesinin bu iki cümlenin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 8.12.2011 gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı ve 8.11.2012 gün ve E:2012/118, K:2012/170 sayılı aynı içerikli iki kararı ile; “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme değildir.

Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.” kararına varmıştır.

Bu durumda,2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir konuda İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Alaşehir 1.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan başvurunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Alaşehir 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 1.7.2013 gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU VE OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Davalı Belediyenin Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu meydana gelen kazada, davacının uğradığı maddi zararın tazmini istemi ile İdari Yargıda dava açılmış,

Yargılama sonucunda "2918 sayılı yasadan doğan sorumluluk davalarında Adli Yargının görevli olduğu" gerekçesi ile dava dilekçesinin yargı yolu yönünden reddine karar verilmiş,

Kararın kesinleşmesi üzerine bu kez davacı vekili aynı istekle Adli Yargıda dava ikame etmiş,

Adli Yargıda yargılama sırasında "uyuşmazlığın idarenin Hizmet Kusurundan kaynaklandığı, İdari Yargının görev alanında bulunduğu" gerekçesiyle 2247 sayılı yasanın 19. maddesi gereğince görevli Yargı yerinin belirlenmesi için dosya Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir.

Yüksek Mahkemece yapılan inceleme sonucunda "2918 Sayılı Yasa'nın 110.maddesi hükümleri gözetildiğinde davanın Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği" düşüncesi ile Adli Yargının görevli olduğuna, karar verilerek Adli Yargı İlk Derece Mahkemesinin başvurusunun reddine karar verilmiştir.

Sayın çoğunluğun uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden düşüncesine iştirak edilmesi mümkün değildir.

Zira;

Davada, davalı Belediyenin Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir.

2918 Sayılı KTK'nm lO.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yolları, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, Karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş,

TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış,

2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır.

Bu durumda belediye sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onaranının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Sayın çoğunluk, Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.

11.01.2011 gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1 .fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanımdan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür..." hükmü getirilmiştir.

Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır.

Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir.

Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nm 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır.

Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nm amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.

Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı vs.)

Somut uyuşmazlıkta davanın Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına,

2918 Sayılı Yasa'nm 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,

Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,

Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre,

Adli Yargı İlk Derece Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğuna karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.

 

 

Karşı Oy

Eyüp Sabri BAYDAR

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/469

KARAR NO:2013/1070

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

 Davacı: S.G.

 Davalı: İstanbul Valiliği

 O L A Y: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34……. plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, davacı adına 2.11.2012 tarih ve GP-509818 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen 2.11.2012 tarih ve 221428 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.

Davacı, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 2. İDARE MAHKEMESİ: 6.11.2012 gün ve E:2012/2189, K:2012/1981 sayıyla; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir.

Davacı, bu kez aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.

İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: 15.11.2012 gün ve D. İş:2012/6050, K:2012/6050 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, yapılan itiraz İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi’nce reddedilmiştir.

 İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir”, 19.maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.(Değişik ikinci fıkra: 23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir” denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.Dosyanın incelenmesinden, davacının yukarıda sözü edilen görevsizlik kararları arasında olumsuz görev uyuşmazlığı oluştuğunu ileri sürerek dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesini istemesi üzerine, adli yargı yerince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden dosyanın Mahkememize gönderilmesi nedeniyle,Başkanlık yazısıyla idari yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin istendiği, ancak İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının davacı tarafından temyiz edildiği, dava dosyasının temyiz incelemesi yapılmak üzere Danıştay’a gönderildiği ve dosyanın halen Danıştay’da olduğunun aynı Mahkemece, Mahkememize bildirildiği anlaşılmıştır.Bu durumda, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE 1.7.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/537

KARAR NO:2013/1071

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: M.K.

Vekilleri: Av.B.Ö. -Av.T.T.

Davalılar: 1-Nilüfer Belediye Başkanlığı

Vekilleri : Av.A.D.,Av.V.A., Av.F.G., Av.S.A.

 2-Sağlık Bakanlığı

Vekili:Av.M.S.

O L A Y: Davacı vekili, müvekkilinin hissedar olduğu Bursa ili, Nilüfer İlçesi, Balat köy(Mahalle), 4168 ada, 1 parsel’de kayıtlı taşınmazın; kesinleşmiş 1/1000 ölçekli imar planı kapsamında, kamu hizmetine tahsis amaçlı Sağlık Ocağı Alanı olarak düzenlendiğini ancak, bu güne kadar yapılan başvurulara rağmen herhangi bir kamulaştırma programına alınmadığını, davalı idarelerin, pasif durarak mülkiyet hakkını belirsiz olarak kısıtladığını; bu durumun, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine,Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin mülkiyet ile ilgili kararlarına ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına aykırılık oluşturduğunu; bu nedenle, davalı idarelerce kamulaştırma programlarına dahi alınmayıp hareketsiz durularak kullanım hakkı kısıtlanmış olan dava konusu taşınmazın bedelinin tahsili amacıyla dava açıldığını ifade ederek;fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, taşınmaza vaki kamulaştırmasız el koyma nedeniyle; şimdilik 10.000,00 TL.’sı tazminatın tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı İdarelerin vekilleri, süresi içerisinde davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle görev itirazında bulunmuşlardır.

BURSA 7.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:22.11.2012 gün ve E:2012/354 sayı ile, davalı idare vekillerinin görev itirazlarının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Nilüfer Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı;bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında sağlık ocağı alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacının taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı;dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Nilüfer Belediye Başkanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan davalı idare yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacının hissedar olduğu taşınmazına,imar planında sağlık ocağı alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik, 10.000,00 TL’nin, faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde;“Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden; dava konusu taşınmazın; 3194 sayılı İmar Kanunun 18. madde uygulaması ile %35 oranında DOP kesilerek oluşmuş imar parseli olduğu,taşınmaz üzerinde plan doğrultusunda yapılmış bina bulunmadığı anlaşılmıştır.

Olayda,davacının hissedar olduğu taşınmazın imar planıyla “sağlık ocağı alanı”ndakaldığı, aradan uzun süre geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup,belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Nilüfer Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Bursa 7.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan Nilüfer Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Bursa 7.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 22.11.2012 gün ve E:2012/354 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/540

KARAR NO:2013/1072

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar:1-F.E., 2-S.E., 3-A.O., 4-M.Ç.

Vekilleri: Av. L.A. - Av. A.L. - Av. U.K.

Davalılar: 1-Gençlik ve Spor Bakanlığı

Vekili: Av.D.K.

 2-Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av.İ.E.K.

3-Etimesgut Belediye Başkanlığı(İhbar Edilen)

Vekili : Av.F.A.D.

O L A Y: Davacılar vekili,müvekkillerinin hissedar olduğu, Ankara İli, Etimesgut İlçesi, Etimesgut Mahallesi 47440 Ada, 1 Parsel ve 47440 Ada, 2 Parsel sayılı taşınmazların; oyun ve spor alanı ile yol alanı olarak ayrıldığını; taşınmazlarda bugüne kadar davalı idare tarafından amacına uygun bir düzenleme yaptırılmadığını, bu şekilde müvekkilleri tarafından maliki bulundukları arsalar üzerinde tasarruf etme imkanının da ortadan kaldırıldığını,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasaz ile güvence altına alınan mülkiyet haklarının ihlal edildiğini; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 2010/5-662 E. ve 2010/651 K. Sayılı kararı ile,mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz sahiplerine tazminat ödenmesi gerektiğine hükmettiğini; daava konusu taşınmaza kamulaştırmasız olarak el atıldığı hususunda hiçbir çekişme bulunmadığını, bu nedenle, kamulaştırmasız el atma sebebiyle uğranılan zararın tazmin edilmesi gerektiğini ifade ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000 TL bedelin el atma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline; el atılan taşınmazların tapusunun iptali ile davalılar lehine tapuya tesciline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalılardan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili ile Etimesgut Belediye Başkanlığı(İhbar Edilen) vekili,süresi içerisinde görev itirazında bulunmuşlardır.

SİNCAN 5.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 25.12.2012 gün ve E:2012/338 sayı ile, , Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 16.05.1956 gün ve 1956/1-6 sayılı kararı gereğince idarenin kamulaştırma işlemi yapmaksızın taşınmaza el atması halinde malikin idareye karşı dilerse el atmanın önlenmesi, dilerse taşınmaz mülkiyetinin devri karşılığı tazminat talep edebileceğinin karara bağlandığı,içtihadı birleştirme kararlarının bağlayıcı olduğu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 5 ve 18 Hukuk Dairelerinin aynı mahiyetteki istikrar kazanmış uygulamaları ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6. maddesi hükmü gözetilerek kamulaştırmasız el atma talepli davalarda adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle; görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı;bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında oyun ve spor alanı ile yol olarak ayrılan taşınmazların bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazlarının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı;davanın, taşınmazların bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca davanın taşınmazların bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan davalı idare ve davanın taşınmazların bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmazlarına, imar planında spor alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle,uğranılan zarara karşılık, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL bedelin, faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde;“Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Dava dosyasında bulunan Etimesgut Belediye Başkanlığının 16.11.12 gün ve M.06.3.ETİ.0.29/2012/36485-3868/3586-21459 sayılı yazısının incelenmesinden; Ankara Belediyesi İmar İdare Heyeti tarafından 1962 tarihinde yapılan 42060 nolu kesin parselasyon planında imarın 8686 ada 1 sayılı parsel(yeni 47440 ada 1 parsel) Oyun ve Spor Alanı olarak ayrıldığı;1989 yılında Yenimahalle Belediyesince hazırlanan 42060/1 nolu Yol İstikamet Planı ile söz konusu 8686 ada 1 sayılı parselin ikiye ayrıldığı,6758 m2’si 25.00 m’lik 1.Cadde güzergâhında kaldığı, iki parçada 8686 ada 1 sayılı parsel 40592 m2 Oyun ve Spor Alanı olarak kaldığı,Belediye Meclisinin 02.02.2001 gün ve 28 sayılı kararı ile uygun görülerek Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığının 01.06.2001 gün ve 250-922 sayılı yazısı ekinde onanan 1/1000 ölçekli İmar Planı Değişikliğine ait 85090 nolu kesin parselasyon planı kapsamında imarın 47440 ada 1 sayılı parselinin Oyun ve Spor Alanı, imarın 47440 ada 2 parselinin ise “Kamu Hizmetine Ayrılmış Yol (25.00 m’lik)” kullanımında bulunduğu anlaşılmıştır.

Olayda,davacıların hissedar olduğu taşınmazların imar/parselasyon planıyla Oyun ve Spor Alanı ile Kamu Hizmetine Ayrılmış Yol kullanımında kaldığı,kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacılara ait taşınmazların bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Sincan 5.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Sincan 5.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 25.12.2012 gün ve E:2012/338 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/541

KARAR NO:2013/1073

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk

K A R A R

Davacılar: 1-M.T., 2-S.A.T., 3-F.T., 4-R.T., 5-B.S., 6-M.A.T., 7-F.T., 8-K.Y., 9-N.Y., 10-A.A. (Y.), 11-F.Y., 12-F.Y.

Vekilleri: Av.Ü.T. - Av.H.T.

Davalılar: 1-Yenimahalle Belediye Başkanlığı

Vekili: Av.A.B.

 2-Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili: Av.A.K.

O L A Y: Davacıların vekilleri, müvekkillerinin hissedar olduğu Ankara ili, Etimesgut İlçesi, Eryaman Mahallesinde bulunan 47398 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın,yapılan imar planında, “Park alanı ” olarak ayrıldığını, bu ayrılış amacına uygun olarak 3194 sayılı yasanın 10. maddesi amir hükmü uyarınca davalı İdareler tarafından 5 yıllık süre içinde kamulaştırılma işlemi yapılarak hisse bedelinin müvekkillerine ödenmesi gerekirken, bugüne değin, süre geçmesine rağmen Davalılar tarafından herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmadığını; Yargıtay H.G.K.’nun 15/12/2010 günlü 2010/5-662/651 sayılı kararı doğrultusunda Davalı İdareler tarafından fiilen el konulduğu kabul edilen bu yerdeki Müvekkillere ait hisse bedelinin Davalılardan 2942 sayılı yasanın geçici 6.maddesi ve bu maddeyi değiştiren 6111 sayılı yasanın geçici 2.maddesi gereğince tazminat olarak ödenmesini talep etme haklarının doğduğunu ifade ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, dava konusu taşınmazdaki müvekkillerinin toplam hisse bedelleri tutarından, şimdilik, 2.000-TL kamulaştırmasız el atma bedelinin tazminat olarak, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle; adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı İdarelerin vekilleri, süresi içerisinde görev itirazında bulunmuşlardır.

ANKARA 20.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 5.12.2012 gün ve E:2012/347 sayı ile, kamulaştırmasız elatma davalarında adli yargının görevli olduğu konusunda Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin ve Hukuk Genel Kurulunun yerleşmiş içtihatları bulunduğu gerekçesiyle, yargı yolu itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı İdarelerin vekillerinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdikleri dilekçeleri üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı;bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında park alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı;dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarelerin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptıkları görev itirazlarının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde davalı idareler yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmazlarına, imar planında park alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 2.000 TL bedelin faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde;“Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Dava dosyasında bulunan Yenimahalle Belediye Başkanlığı, İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün, 29.6.2012 gün ve12423 sayılı yazısının incelenmesinden; Eryaman 47398 ada 1 nolu parselin; Yenimahalle Belediye sınırlarında kalmasına karşın bu bölgenin yetkisi 2001 tarihine kadar Etimesgut Belediyesi tarafından yürüttüğünden, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 28.09.1995 gün 671 sayılı kararı ile tasdik edilen Susuz 1/1000 ölçekli İmar Planı Etimesgut Belediye Encümeninin 04.12.1997 gün ve 1776/1839 sayılı kararı onaylanan 85048 nolu parselasyon planı kapsamında ve sonrasında Etimesgut Belediye Encümeninin 16.08.2005 tarih ve 603/774 sayılı kararıyla uygun görülen ve Ankara Büyükşehir Belediyesi Encümeninin 26.01.2006 tarih ve 84 sayılı kararı ile onaylanan 85048/2 nolu parselasyon planı kapsamında 47398 ada 1 nolu parselin “Park" kullanımında kaldığı; ilgili planın plan notlarının 14.maddesinde; '14-Parklar; park alanları içerisinde büfeler, havuzlar, pergoleler. açık çayhane, genel wc. gibi tesisler ile büyük kentsel yeşil alanlarda ( lokanta, büfe, açık hava tiyatrosu, bovling, buz pateni, gibi açık ve kapalı spor tesisleri piknik ve eğlence yerleri yapılabilir, kaks:0.01” denildiği;ilgili ada parseli de içeren plan değişikliği ve uzlaşma talepleri doğrultusunda, bir karar alınmak üzere Müdürlüğün 26.09.2011 tarih ve Pln.2254/ 2176 sayılı yazısı ile Belediye Meclisinde görüşülmek üzere Başkanlık Makamına iletilmiş olduğu, söz konusu plan değişikliğinin onay süreci içerisinde bulunduğu anlaşılmıştır.

Olayda, davacıların hissedar olduğu taşınmazın imar/parselasyon planıyla Park Alanı kullanımında kaldığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacılara ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı idarelerin vekillerinin görev itirazlarının, Ankara 20.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı idarelerin vekillerinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Ankara 20.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 5.12.2012 gün ve E:2012/347 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/542

KARAR NO:2013/1074

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiğihk.

K A R A R

Davacılar:1) E.B.N., 2) A.C.U.

Vekili:Av.H.D.

Davalı: Orman Genel Müdürlüğüne İzafeten Kanlıca Orman İşletme Müdürlüğü

Vekilleri: Av.E.E., Av. Z.Y., Av.A.Y.

O L A Y : Davacılar vekili;davalı idarenin, müvekkillerinin ½ müşterek mülkiyetinde bulunan,Pendik İlçesi, Kurtdoğmuş Köyü Kaymaz mevkiindeki25 Pafta, 807 Parsel sayılı taşınmazın 72.400 m2’lik kısmını, Kartal Tapulama Hakimliğinin 14.06.1996 yılında kesinleşen E:1963/1502, K:1967/2 sayılı kararına uygun olarak Orman Haritasına İşlememekte direnerek işgale devam ettiğini,müvekkillerini bu yerden istifade imkanından mahrum bıraktığını ifade ederek; , mülkiyet hakkını kısıtlayan davalının bu haksız eylemi ile sebebiyet verdiği maddi zararların şimdilik 500.000 TL’lik kısmının tazminiistemiyle13.1.2011 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

BEYKOZ 2.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 13.6.2011 gün ve E:2011/37, K:2011/162 sayı ile;davacıların talebinin, taşınmazın orman haritasına işlenmemesi nedeniyle uğranılan zarar nedeniyle tazminata ilişkin olduğu, idari işlem ve eylemlerden meydana geldiği iddia edilen zararlara karşı idare mahkemelerinde dava açılması gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacılar vekili bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekili, birinci savunma dilekçesinde, davada adli yargının görevli olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.

İSTANBUL 8.İDARE MAHKEMESİ: 9.5.2012 gün ve E:2012/224 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde; idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davalarının idari dava türleri arasında sayıldığı; idari yargının idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimini yapmakla görevli olduğunun kurala bağlandığı; aynı Kanun'un 28.maddesinde de; “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez...Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir. Mahkeme kararlarının (otuz) gün içinde kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgili, idare aleyhine dava açabileceği gibi, kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabilir...” hükmüne yer verildiği;diğer taraftan, 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın gerek 138. maddesinin son fıkrasındaki; “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” kuralı, ve gerekse yargı yetkisini düzenleyen 9. maddesinde ve yargıya ilişkin genel hükümlerin yer aldığı 139., 140., 141. ve 142. maddelerinde yargı düzenleri arasında idari yargı-adli yargı ayırımını yapmadığı; ayrıca Anayasanın; mahkeme kararlarına uyulma zorunluluğunu düzenlerken kesin hükümden söz etmediği, tüm mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini zorunlu kıldığı; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 12.maddesinde ise; 'Görev itirazında bulunan kişi veya makam, itirazın reddine ilişkin kararın verildiği tarihten, şayet bu kararın tebliği gerekiyorsa tebliğ tarihinden, itiraz yolu açık bulunan ceza davalarında ise ret kararının kesinleştiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde, uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçeyi itirazı reddeden yargı merciine verir. / Bu yargı mercii, dilekçenin bir nüshasını ve varsa eklerini yedi gün içinde cevabını bildirmesi için diğer tarafa tebliğ eder. Tebligat yapılan taraf, süresi içinde bu yargı merciine cevabını bildirmezse, cevap vermekten vazgeçmiş sayılır. / (Değişik fıkra: 23/07/2008-5791 S.K./4.mad). Yargı mercii, itiraz dilekçesi üzerine verdiği itirazı ret kararını kaldırarak görevsizlik kararı vermediği takdirde; yetkili makama sunulmak üzere kendisine verilen dilekçeyi, alınan cevabı ve görevsizlik itirazının reddine ilişkin kararını, dava dosyası muhtevasının onaylı örnekleriyle birlikte uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makama gönderir. Bir davada uyuşmazlık çıkarılması için yalnız bir kez başvurulabilir.” düzenlemesinin yer aldığı;dosyanın incelenmesinden, İstanbul ili Pendik ilçesi Kurtdoğmuş Köyü Kaymaz Mevkii 25 pafta 807 parsel sayılı taşınmazın 72.400 metrekarelik kısmının Kartal Tapulama Hakimliğinin E: 1963/1502, K:1967/253 sayılı ilamı ile aralarında davacıların da miras bırakanı olan şahsın da yer aldığı Kadastro Tespit Komisyon kararında isimi yazılı şahıslar adına olmak üzere orman sınırları dışında bulunmakla ilgilileri adına tesciline karar verildiği, anılan ilamın 807 parsel yönüyle 14.06.1996 tarihinde kesinleşmesi üzerine müteaddit defalar kararın infazı için davacı tarafça müracaatta bulunulduğu en son 28.08.2009 tarihinde yapılan başvurunun, idarece reddi üzerine, bakılmakta olan davanın yargı kararının infaz ve icra edilmemesine bağlı oluştuğu ileri sürülen 500.000.-TL'nin tazmini istemiyle ilk olarak Beykoz 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2011/162 esasına kayden davaya konu edildiği,anılan mahkemenin 13.06.2011 tarih ve K:2011/162 sayılı görev ret kararı sonrası yenilenen dava dilekçeleri ile açıldığının anlaşıldığı;tüm bu tespit ve değerlendirmeler ile 1982 Anayasasında adli idari yargı ayırımı yapılmaksızın hukuk sisteminin bir parçası olan tüm mahkemelerce verilen kararların idarece infazının geciktirilemeyeceği, Kartal Tapulama Hakimliğinin E:1963/1502, K: 1967/253 sayılı ilamı sonrası idarece 807 parsel yönüyle işlem tesisi gerektiği, bu hususta hareketsiz kalınması üzerine menfaati ihlal edilen davacılarca anılan ilam hükmü doğrultusunda işlem tesis talebinin reddinden kaynaklı işlemin idari işlem olduğunda ve anılan olumsuz işleme ve yargı kararının infaz edilmemesine bağlı zararın tazmini talebini konu alan tam yargı davasının da idare mahkemesinin görev alanına girdiğinde hiç bir tereddüt ve şüphe bulunmadığı gerekçesiyle;davalı idarenin görev itirazının reddine, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun uyarınca kararın taraflara tebliğine, uyuşmazlık çıkartılmak isteniyorsa onbeş gün içinde uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçenin ibrazı gerektiğinin bildirilmesine karar vermiştir.

Davalı vekilinin, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yönündeki dilekçesi üzerine dava dosyaları Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; dava konusu uyuşmazlığın, davacının tapu kayıtlarına güvenerek satın aldığı taşınmazın üzerindeki orman sınırlandırılmasına ilişkin kaydın adli yargı yerinde Tapulama Mahkemesi tarafından kaldırılmasına karar verilmesine rağmen, davalı idarenin mahkeme kararını hukuka aykırı olarak uygulamamakta ısrar etmesi sonucu davacının uğradığı zararın giderilmesi isteminden ibaret olduğu;Anayasa’nın 9. maddesinde, “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır” denilmiş; “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138. maddesinde “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. / Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. / Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz./ Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” hükümlerine yer verilmiş bulunduğu;Medeni Kanun’un 1007. maddesinin “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. / Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. / Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.’’hükmünü içerdiği;davaya konu uyuşmazlığın adli yargı yerinde kesinleşmiş bir mahkeme kararının gereğinin uzunca bir süre yerine getirilmemesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini isteminden ibaret olduğu;mahkeme kararının yerine getirilmesinin de, yargılama sürecine ilişkin işlemlerden olduğu, yargısal işlevden ayırma olanağının bulunmadığı gözetildiğinde; açılan tazminat davasında, tazminat istemine esas olan işlemi yapan mahkemenin dahil olduğu adli yargının görevli bulunduğunun anlaşıldığı;nihayet, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 03/05/2010 gün, 2009/117 E, 2010/99 K sayılı emsal kararında da özetle; Davacı banka tarafından kullandırılan kredinin ödenmemesi nedeniyle, teminata alınan taşınmazın icra yoluyla satın alınması üzerine, icra dairesi aracılığı ile ödenen tahsil harcının tahsiline ilişkin işlemin iptali ile harç tutarının iadesi istemiyle açılan davanın Adli yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiğine karar verilmiş olduğu;adli yargılamanın bir parçasını oluşturan uyuşmazlığın adli yargı içinde çözümlenmesinin gerektiği gerekçesiyle; 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça 2247 sayılı Yasanın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısının yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasında, “Görev uyuşmazlığı çıkarma; adli, idari ve askeri bir yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcı tarafından görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesidir” hükmüne yer verilmiştir.

Anılan Yasa hükmü ile, belirtilen yargı mercilerinden birinde açılmış olan bir davanın görülmesi sırasında yapılan görev itirazının reddi üzerine, ilgili Başsavcı tarafından, görevli bulunduğu kendi yargı düzeninin görev alanına vaki müdahalenin önlenebilmesini sağlamak için konunun Uyuşmazlık Mahkemesi’ne götürülmesi suretiyle davanın henüz başlangıç safhasında iken görev sorununun çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır.

Nitekim, 2247 sayılı Yasa’nın 10. madde gerekçesinde, “Uyuşmazlık çıkarma, yürürlükte bulunan kanunun getirdiği bir yeniliktir. Görülmekte olan bir davanın görev uyuşmazlığını, bu safhada halletmek imkânını verir. Bu madde ile uyuşmazlık çıkarma adli, idari ve askeri yargıya teşmil edilmiştir.

Bu yetki, yargı merciince görev itirazının reddi üzerine, kanun yararına olarak, uyuşmazlığın konusuna göre ilgili Başsavcı veya Başkanunsözcüsü tarafından kullanılacaktır. Bu suretle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının kabul ettiği adli, idari ve askeri yargı mercilerinin ayrılığı prensibinin ihlâli ve ayrı tanzimlere tabi tutulan adli, idari ve askeri yargı mercilerinin yekdiğerinin görev hudutlarına tecavüzleri önlenmiş olacaktır” denilmiştir.

Buna göre, ortada henüz açılmış bir dava ve bu davada bir yargı merciince verilmiş görevlilik kararı bulunması; diğer bir ifadeyle, yararına görev itirazında bulunulan yargı merciince aynı davada görevsizlik kararı verilmemiş olması gerekeceği açıktır.

Olayda, uyuşmazlığa konu edilen İstanbul 8. İdare Mahkemesinin görevlilik kararından önce, Beykoz 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararının bulunması karşısında, idari yargı yerince adli yargının görev alanına müdahalede bulunulduğundan söz etmek olanaksızdır.

Öte yandan, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen olumsuz görev uyuşmazlığının oluşabilmesi için tarafları, sebebi ve konusu aynı olan davada en az iki yargı merciince kendilerini görevsiz görerek verilmiş ve kesinleşmiş görevsizlik kararlarının bulunması; 17. maddesinde öngörülen olumlu görev uyuşmazlığının doğabilmesi için ise, yine tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada en az iki yargı merciince kendilerini görevli sayan kararlar verilmesi; 19. maddeye göre yargı mercilerince Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulabilmesi için de, daha önce diğer yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine aynı davada kendisinin de görevsiz bulunduğu ve görevsizlik kararı veren yargı merciinin görevli olduğu kanısına varılması; 20. madde uyarınca görev uyuşmazlığı çıkarılmasında, temyiz incelemesi yapan yüksek mahkeme tarafından Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulması gerekmekte olup, incelemeye konu olan adli yargı yerinin görevsizlik kararı üzerine idari yargı yerince aynı davada verilen görevlilik kararı nedeniyle, anılan maddelerde düzenlenen görev uyuşmazlığı türlerinden biri de oluşmamıştır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun bulunmayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesinde yer alan “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder” kuralı uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 1.7.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/577

KARAR NO:2013/1075

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27/8. maddesi hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

 Davacı: 1-A. Tur Lojistik Sosyal Hiz. Tic. Ltd. Şti.

 2-N.Y.(Adli Yargıda)

 A. Tur Lojistik Sosyal Hiz. Tic. Ltd. Şti.(İdari Yargıda)

Vekili : Av. E.K.Ş.

Davalı : Tuzla Kaymakamlığı İlçe Emniyet Müdürlüğü

O L A Y: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 41…… plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, sürücü belgesi sahibi N.Y. adına 11.12.2012 tarih ve GM-986626 seri-sıra numaralı,araç sahibi davacı adına 11.12.2012 tarih ve GM-986627 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek ayrı ayrı 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden araç sahibi davacı adına düzenlenen 11.12.2012 tarih ve 0237905 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.

 Davacılar vekili, idari para cezaları ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.

TUZLA SULH CEZA MAHKEMESİ: 27.12.2012 gün ve Müt.E:2012/300, Müt.K:2012/186 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’nin benzer kararlarına da dayanılarak itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.

Davacılar vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 6. İDARE MAHKEMESİ: 14.1.2013 gün ve E:2013/36, K:2013/31 sayıyla; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece, 15. maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; Başkanlık yazısıyla, adli yargı dosyasının getirtildiği ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde her-hangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.

Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken;5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra;öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu paracezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.

Uyuşmazlığın, motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına gelince:

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;

a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,

b) İşyerinin kapatılması,

c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,

d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,

gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.

Uyuşmazlığın çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde,idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi hususunun trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun’un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için kara nakil aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait olmaktadır.Buna göre,2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının çözüm yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:

30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. Maddesinde," (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" denilmiştir.

Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın (aracın geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği kuşkusuzdur.

Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezaları ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nin 14.1.2013 gün ve E:2013/36, K:2013/31 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/600

KARAR NO:2013/1076

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: İ.G.

Vekili: Av. Ö.E.

Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş.

Vekili : Av. M.A.P.

O L A Y: Davacı vekili, müvekkilinin maaş nakil ilmühaberinin, denge tazminatının enflasyon farkının ve aldığı ikramiyenin yansıtılmaması nedeniyle hukuka aykırı düzenlendiğinin tespitine, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesine ve ücretine yansıtılmayan ek ödemelerinde denge tazminatı alacağından fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalından tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 3. İŞ MAHKEMESİ: 25.12.2012 gün ve E:2011/543, K:2012/1140 sayı ile, özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personelin özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırıldığı, nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girdiği, davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda “artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında” olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi, 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı, bu işlemlerin idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları, idari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın görev yönünden reddine, idari yargının görevli olduğuna karar vermiş, davalı idare vekilince, 24.1.2013 günlü mahkeme kayıtlarına giren dilekçe ile kararın temyizen incelenerek bozulması talep edildiğinden dava dosyası Yargıtaya gönderilmiştir.

Davacı vekili bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 13. İDARE MAHKEMESİ: 18.1.2013 gün ve E:2013/65 sayı ile, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle adli yargının görev alanına giren davada mahkemeleri görevli olmadığından 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesinde “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.

(Değişik ikinci fıkra: 23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir.” hükme bağlanmış, aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.

İdare Mahkemesince, Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilen idari yargı dosyası içerisinde Ankara 3. İş Mahkemesinin görevsizlik kararı bulunmakta ise de, bu kararın kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamadığından Başkanlığımızın 30.5.2013 gün ve 2013/600 sayılı yazısı ile, Ankara 3. İş Mahkemesinden 25.12.2012 gün ve E:2011/543, K:2012/1140 sayılı görevsizlik kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneği istenilmiş; bunun üzerine anılan mahkemece istenilen dosyanın temyiz edildiği ve Yargıtayda olduğu; temyiz aşamasında olan dosyalarına kesinleşme şerhi verilemeyeceği dolayısıyla kesinleşme şerhli kararının gönderilemediği belirtilmiştir.

Olayda, İdare Mahkemesince, görevli merciin belirlenmesi için Mahkememize başvurulmasına karşın, iş mahkemesinin görevsizlik kararı temyiz edilmiş ve dosya Yargıtaya gönderilmiş olup, ortada adli yargı yerine ait kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen “kesin ve kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine” koşulu geçekleşmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan Ankara 13. İdare Mahkemesinin başvurusunun aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ :2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan Ankara 13. İdare Mahkemesinin 18.1.2013 gün ve E:2013/65 sayılı BAŞVURUSUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 1.7.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/666

KARAR NO:2013/1077

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Ruhsat ve projeye aykırı yapılar nedeniyle; meydana gelen yangında, zararın davalı Belediye tarafından giderilmesi istemi ile açılan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : F.K.

Vekili: Av. Y.E.T.

Davalılar : 1- M. Tekstil Turizm Gıda İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi

Vekili: Av. F.Z.S.

2- S. Japan Sigorta A.Ş.

Vekili: Av. A.T.A.

3-Çankaya Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. B.C.

 4- A.D.

O L A Y: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı M. Tekstil Turizm Gıda İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi tarafından Yukarı Bahçelievler Mahallesi Aşkaabat Cad. 18/D Çankaya/Ankara adresinde halen Marco Paşa adlı kafenin işletildiğini, bu iş yerinde 18.05.2011 tarihinde meydana gelen yangın nedeniyle davacının evinin ve 06……. plakalı aracının zarar gördüğünü, davacının zarar görmesinin sebebinin işletilmekte olan iş yerinde inşaat ve kullanım iznine aykırı olarak çatı katının kapatılarak kafenin bir bölümü şeklinde kullanılması, aynı zamanda davacının oturduğu apartman ile arasında bulunması zorunlu olan yaklaşma mesafesinin de ihlal edilmesi nedeniyle yangının yayılmış olmasından dolayı davalı M. Tekstil Turizm Gıda İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketinin sorumlu olduğunu, olayın gerçekleştiği iş yeri diğer davalı S. Japan Sigorta A.Ş. tarafından sigortalanmış olmasına rağmen davacının sigorta şirketine yaptığı başvuru, müşterilerinin olayda bir kusuru olmaması nedeniyle reddedilmesinin, davalı M. Tekstil Turizm Gıda İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi’nin açıklanan nedenlerle sorumlu olması nedeniyle doğru olmadığı ve davalı sigorta şirketinin de sorumlu olduğunu; öte yandan, davacı tarafından Çankaya Belediye Başkanlığı’na 8766 genel evrak numarasıyla 03.11.2009 tarihinde verilen bir dilekçe ile davalı M. Tekstil Turizm Gıda İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi’nin iş yerindeki kanuna aykırı kullanımları bildirilmiş ise de buna ilişkin tespit tutanağı düzenlenmek dışında Başkanlıkça herhangi bir işlem yapılmadığı, yine aynı gün davacı tarafından Çankaya Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’ne 30315 sayılı dilekçede kanuna aykırı kullanım bildirildiği halde tespit tutanağı dışında herhangi bir işlem yapılmadığından Çankaya Belediyesi’nin ruhsatsız kullanıma izin vermesi ve yıkım kararı olmasına rağmen uygulamaması sonucunda sorumluluğunun doğduğunu; diğer taraftan, davalı A.D.’nin,yangının meydana geldiği binanın sahibi olması nedeniyle BK 58. Madde uyarınca sorumlu bulunduğu açıklanarak, fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydı ile olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte şimdilik 8.000,00 TL nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi istemiyle 15.09.2011 tarihinde adli yargıda dava açmıştır.

Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekili, cevap dilekçesinde özetle; dava konusu husus, idarenin işlem ve eylemleri ile ilgili bir konu olduğundan davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle görev itirazında bulunmuş; uyuşmazlığın esasına ilişkin olarak ise; davalı Belediyenin ruhsat ve projeler konusunda gerekli denetim işlemlerinin yerine getirdiğini, ancak yürütmenin durdurulması kararları nedeniyle işlem yapılamadığını gerekçe göstererek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Diğer davalılar M. Tekstil Turizm Gıda İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi ve Sampo Japan Sigorta vekilleri davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmişleridir.

ANKARA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 18.10.2012 gün E: 2011/401 sayı ile davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda 19.10.2013 tarihli süresinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak tanımlandığını, bu tanıma göre, idarelerin tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici işlemler ile bireysel işlemler, "idari işlem"; yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizlikleri de, idari eylem niteliği taşıdığını, dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, davacıya ait evde ve aracında, idarenin yangının olduğu taşınmazda ruhsatsız kullanıma izin vermesi ve yıkım kararı olmasına rağmen uygulamaması, dolayısıyla zamanında gerekli önlemleri almaması nedeniyle Marco Paşa unvanlı iş yerinde meydana gelen yangın sonucu ortaya çıkan zararın ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinden; davanın, davacının taşınmazında ve aracında, idarenin hareketsizliğinden kaynaklanan zararın tazmini talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı, Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayıldığı; bu duruma göre, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürütmemesi nedeniyle kişilere verdiği zararın tazminine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının saptanmasında esas alınan idare hukuku ilkelerine göre ve 2577 sayılı İYUK.'nun 2/1-b. maddesinde sayılan tam yargı davası kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunduğu; İdari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, idari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılan yasa hükümlerinin gerektiği; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği değerlendirmesiyle, bu nedenle 2247 sayılı Yasa’nın 10. Maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 01.07.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Çankaya Belediyesi bakımından, 10.maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, M. Tekstil Turizm Gıda İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi tarafından Yukarı Bahçelievler Mahallesi Aşkaabat Cad. 18/D Çankaya/Ankara adresinde Marco Paşa unvanlı iş yerinde 18.05.2011 tarihinde meydana gelen yangın nedeniyle davacının evinde ve aracında oluşan zararın davalılardan tazmini istemiyle açılmıştır.

 5393 sayılı Belediye Yasası’nın “Belediyenin görev ve sorumlulukları” başlıklı 14. maddesinde

“Belediye, mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla;

a) İmar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapı; coğrafî ve kent bilgi sistemleri; çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık; zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans; şehir içi trafik; defin ve mezarlıklar; ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar; konut; kültür ve sanat, turizm ve tanıtım, gençlik ve spor; sosyal hizmet ve yardım, nikâh, meslek ve beceri kazandırma; ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi hizmetlerini yapar veya yaptırır. Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 50.000'i geçen belediyeler, kadınlar ve çocuklar için koruma evleri açar.

b) Okul öncesi eğitim kurumları açabilir; Devlete ait her derecedeki okul binalarının inşaatı ile bakım ve onarımını yapabilir veya yaptırabilir, her türlü araç, gereç ve malzeme ihtiyaçlarını karşılayabilir; sağlıkla ilgili her türlü tesisi açabilir ve işletebilir; kültür ve tabiat varlıkları ile tarihî dokunun ve kent tarihi bakımından önem taşıyan mekânların ve işlevlerinin korunmasını sağlayabilir; bu amaçla bakım ve onarımını yapabilir, korunması mümkün olmayanları aslına uygun olarak yeniden inşa edebilir. Gerektiğinde, öğrencilere, amatör spor kulüplerine malzeme verir ve gerekli desteği sağlar, her türlü amatör spor karşılaşmaları düzenler, yurt içi ve yurt dışı müsabakalarda üstün B.ı gösteren veya derece alan sporculara belediye meclisi kararıyla ödül verebilir. Gıda bankacılığı yapabilir.

Belediye, kanunlarla başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahallî müşterek nitelikteki diğer görev ve hizmetleri de yapar veya yaptırır.

Hizmetlerin yerine getirilmesinde öncelik sırası, belediyenin malî durumu ve hizmetin ivediliği dikkate alınarak belirlenir.

Belediye hizmetleri, vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulur. Hizmet sunumunda özürlü, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemler uygulanır.

Belediyenin görev, sorumluluk ve yetki alanı belediye sınırlarını kapsar.

Belediye meclisinin kararı ile mücavir alanlara da belediye hizmetleri götürülebilir.

4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu hükümleri saklıdır.

“ Belediyenin yetkileri ve imtiyazları” başlıklı 15. Maddesinin c, l ve o bendlerinde;

“ c) Gerçek ve tüzel kişilerin faaliyetleri ile ilgili olarak kanunlarda belirtilen izin veya ruhsatı vermek.

l)Gayrisıhhî müesseseler ile umuma açık istirahat ve eğlence yerlerini ruhsatlandırmak ve denetlemek.”

o) Gayrisıhhî işyerlerini, eğlence yerlerini, halk sağlığına ve çevreye etkisi olan diğer işyerlerini kentin belirli yerlerinde toplamak; hafriyat toprağı ve moloz döküm alanlarını; sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) depolama sahalarını; inşaat malzemeleri, odun, kömür ve hurda depolama alanları ve satış yerlerini belirlemek; bu alan ve yerler ile taşımalarda çevre kirliliği oluşmaması için gereken tedbirleri almak.

“Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapılar” başlıklı 32. maddesinde ;

“ (Anayasa Mahkemesinin 11.12.1986 tarih ve 1986/29 sayılı kararı ile iptal edilen ibareler çıkarılarak düzenlenmiştir.) Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.

Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshası da muhtara bırakılır.

Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mührün kaldırılmasını ister.

Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir.

Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir…”

“Halihazır haritaların, imar planlarının ve yapı projelerinin hazırlanması ve uygulanması” başlıklı 38. Maddesinde;

“ Halihazır harita ve imar planlarının hazırlanması ve bunların uygulanmasının fenni mesuliyetini; uzmanlık çalışma konuları ve ilgili kanunlarına göre, mühendisler, mimarlar, şehir plancıları deruhte ederler.

(Değişik:26.4.1989-3542/2.md.) Yapıların, mimari, statik ve her türlü plan, proje, resim ve hesaplarının hazırlanmasını ve bunların uygulanmasıyla ilgili fenni mesuliyetleri, uzmanlık konularına ve ilgili kanunlarına göre mühendisler, mimarlar ile görev, yetki ve sorumlulukları yönetmelikle düzenlenecek olan fen adamları deruhte ederler.”

“Yıkılacak derecede tehlikeli yapılar” başlıklı 39. Maddesinde;

“Bir kısmı veya tamamının yıkılacak derecede tehlikeli olduğu belediye veya valilik tarafından tespit edilen yapıların sahiplerine, tehlike derecesine göre bunun izalesi için belediye veya valilikçe on gün içinde tebligat yapılır. Yapı sahibinin bulunmaması halinde binanın içindekilere tebligat yapılır. Onlar da bulunmazsa tebligat varakası tebliğ yerine kaim olmak üzere tehlikeli yapıya asılır ve keyfiyet muhtarla birlikte bir zabıtla tespit edilir.

Tebligatı müteakip süresi içinde yapı sahibi tarafından tamir edilerek veya yıktırılarak tehlike ortadan kaldırılmazsa bu işler belediye veya valilikçe yapılır ve masrafı %20 fazlası ile yapı sahibinden tahsil edilir.

AlA.ın fakruhali tevsik olunursa masraf belediye veya valilikçe bütçesinden karşılanır. Tehlike durumu o yapı ve civarının boşaltılmasını icabettiriyorsa mahkeme kararına lüzum kalmaksızın zabıta marifetiyle derhal tahliye ettirilir.”

“Kamunun selameti için alınması gereken tedbirler” başlıklı 40. Maddesinde;

 “Arsalarda, evlerde ve sair yerlerde umumun sağlık ve selametini ihlal eden, şehircilik, estetik veya trafik bakımından mahzurlu görülen enkaz veya birikintilerin, gürültü ve duman tevlit eden tesislerin hususi mecra, lağım, çukur, kuyu, mağara ve benzerlerinin mahzurlarının giderilmesi ve bunların zuhuruna meydan verilmemesi ilgililere tebliğ edilir.

Tebliğde belirtilen müddet içinde tebliğe riayet edilmediği takdirde belediye veya valilikçe mahzur giderilir; masrafı %20 fazlasıyla arsa sahibinden alınır veya mahzur tevlit edenlerin faaliyeti durdurulur.

“Ceza hükümleri” başlıklı 42. Maddesinde;

“( 1)Ruhsat alınmadan veya ruhsat veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının yapı sahibine ve müteahhidine, istisnalar dışında özel parselasyon ile hisse karşılığı belirli bir yer satan ve alana 500.000 TL. dan 25.000.000 liR.a kadar para cezası verilir. Ayrıca fenni mesule bu cezaların 1/5'i uygulanır.

Birinci fıkrada belirtilen fiiller dışında bu Kanunun 28,33,34,39 ve 40. maddeleri ile 36. maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen mal sahibine, fenni mesule ve müteahhide 500.000 TL. dan 10.000.000 liR.a kadar para cezası verilir.

Birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen fiillerin tekrarı halinde para cezaları bir katı artırılarak verilir…” hükümleri ile ruhsat ve proje denetimi konusunda Belediyenin görev ve sorumlulukları ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.

Dava, 18.05.2011 tarihinde Marco Paşa unvanlı iş yerinde meydana gelen yangın nedeniyle davacının evinde ve aracında oluşan zararın davalılardan tazmini istemiyle açılmıştır.

Dava dosyasında yapılan incelemede; M. Tekstil Turizm Gıda İnşaat İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi tarafından Yukarı Bahçelievler Mahallesi 7. Cad. ( Aşkabat Cad. ) No: 18/ D adresinde işletilen “bar” iş yerine 13.08.2009 tarih ve 189 sayılı İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı verildiğini, daha sonra İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün yazıları üzerine imarın 2763 ada 18 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan Marco Paşa unvanlı iş yeri ile ilgili projesine aykırı hususlar nedeniyle tespit zaptının tanzim edildiği ve 10.05.2011 tarih C: 2011/2291.35 sayılı Encümen Kararı alındığı, ilgili şirkete 08.07.2011 tarihinde tebligat yapılarak projeye aykırı hususların 15 gün içerisinde giderilmesi gerektiği aksi halde yasal işlemlerin yapılacağı bildirilmiş, İmar Müdürlüğü’nün 01.08.2011 tarihli cevabi yazısında Encümen Kararında belirtilen hususların durumunu koruduğu tespit edildiğinden 3572 sayılı İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanunun 4 ve 6. Maddeleri gereğince İmar Müdürlüğü tarafından faaliyeti uygun görülmeyen iş yerinin projesine aykırı hususları giderilinceye kadar geçici faaliyetinin menine ilişkin 09.08.2011 tarih ve 3351.21 sayılı Encümen Kararı alınmış, kararın ilgili şirkete tebliği üzerine, Ankara 6. İdare Mahkemesinin 2011/1691 Esas sayılı dosyada yürütmenin durdurulması kararı alındığından Encümen kararının uygulanamadığı, yine Çankaya Belediyesi tarafından 3194 sayılı İmar Kanununun 32. ve 42. Maddeleri gereğince verilen 05.07.2011 tarih 2974.36 sayılı Encümen Kararı ile para cezasına ilişkin karar alındığı, ayrıca 3194 sayılı İmar Kanununun 32 ve 42. Maddeleri uyarınca alınan 10.05.2011 tarih 2291.35 sayılı yıkım kararının, Ankara 13. İdare Mahkemesinin 2011/1470 Esas sayılı dosyasında 12.07.2011 tarihinde verilen yürütmenin durdurulması kararı verildiği anlaşılmıştır.

Dosyadaki bilgi ve belgeler ile yasal düzenlemeler gözetildiğinde; davanın, davalı Belediyeye karşı, ruhsatsız yapılar ve ruhsata aykırı yapıların denetimi konusunda yürütmesi gereken hizmeti gereği gibi yerine getirmemesi nedeniyle meydana geldiği iddia edilen yangın sebebiyle oluşan zararın giderilmesi amacıyla açıldığı anlaşılmıştır.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Bu durumda, kamu hizmeti yürüten Belediyenin bu hizmeti yürüttüğü sırada verdiği zararın tazmini istemiyle açılan dava, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, bu hizmetin yürütülmesinde hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, başvurusunun kabulü ile, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 18.10.2012 gün E: 2011/401 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 01.07.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/667

KARAR NO:2013/1078

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Adli Yargıda

Asıl Dosya-Zonguldak 3. İş Mahkemesinin 02.10.2012 gün ve E:2005/885, K:2012/485

Davacı: 1-K.Ö.adına vasisi A.Ö.

 Vekili: Av. A.O.- Av. V.S.

2- B.Ö.

Vekili : Av. M.N.K.

 3-S.B.Ö.

Vekili : Av.İ.G.

Davalı : L.K. Nakliyat Ltd.Şt.

Vekili: Av. F.H.

Dahili davalı: Karayolları Genel Müdürlüğü

Vekili : Av. İ.K.

1-Birleşen Dosya- Zonguldak 3. İş Mahkemesinin 26. 06 2006 gün ve E: 2006/549 K: 2006/447

Davacı : 1- A.Ö.

 2- K.Ö.

Davalı: L.K. Nakliyat Ltd. Şt.

Vekili: Av. F.H.

2- Birleşen Dosya-Zonguldak 2. İş Mahkemesinin 22.05.2012 gün ve E: 2012/290 K:2012/268

Davacı : K.Ö.adına vasisi C.Ö.

Vekili: Av. V.S.

Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. İ.K.

İdari Yargıda

Davacı : A.Ö.

Vekili: Av.A.O.

Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü

Vekili :Av. İ.K.

O L A Y : Davacı vekili, asıl dava dilekçesinde özetle;tır şoförü olan davacının murisi K.Ö.’in kullandığı davalı şirkete ait 34 BA 2211-34 BA 2212 plakalı tırın devrilmesi sonucu 03.10.2004 tarihinde vefat ettiği, S.S.K.’ca yapılan tahkikat sonucunda olayın iş kazası olduğunun belirlendiğinden davacı K.’in murisi olan K.’in iş kazasında ölümü nedeniyle manevi tazminat istemi ve fazlaya ait talep hakları saklı tutularak 1,00YTL kıdem tazminatının ölüm tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek gecikme faiziyle ve 1,00YTL maddi tazminatın ölüm tarihi olan 03.10.2004 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsili istemiyle 21.11.2005 tarihinde adli yargıda dava açmış, muris K.Ö.’in diğer mirasçıları B.Ö. ve S.B.Ö. davaya müdahil olmuşlardır.

Birleşen Zonguldak 3. İş Mahkemesinin 2006/549 Esas 2006/447 Karar sayılı dosyada; davacıların murisi K.Ö.’in, davalı şirkete ait 34 BA 2211-34 BA 2212 plakalı tırın devrilmesi sonucu 03.10.2004 tarihinde vefat ettiği, S.S.K.’ca yapılan tahkikat sonucunda olayın iş kazası olduğunun belirlendiğinden davacı K.’in murisi olan K.’in iş kazasında ölümü nedeniyle duymuş olduklarıacı, ızdırap, elem, keder ve manevi dünyalarında meydana gelen çöküntü nedeniyle, murisin oğlu K.Ö.için 30.000,00YTL, murisin babası A.Ö. için 10.000,00YTL olmak üzere toplam 40.000,00YTL manevi tazminatın kaza tarihi olan 03.10.2004 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsili istemiyle 22.06.2006 tarihinde adli yargıda açılan dava 26.06.2006 tarihinde 2005/885 Esas sayılı dava dosyasıyla aralarında bulunan irtibat nedeniyle HUMK.nun 45. maddesi uyarınca birleştirilmiştir.

Birleşen Zonguldak 2. İş Mahkemesinin 2012/290 Esas 2012/268 Karar sayılı dosyada;davacının babası K.Ö.’in 03.10.2004 tarihinde meydana gelen kazada davalı Karayollarının % 70 kusurlu olduğu tespit edildiğinden dosyanın Zonguldak 3. İş mahkemesinin 2005/885 Esas sayılı dosya ile birleştirilmesi ile fazlaya dair talep ve dava hakları saklı tutularak destekten yoksun kalma tazminatı için 33.761,62 TL alacağın kaza tarihi olan 03.10.2004 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle 21.05.2012 tarihinde adli yargıda açılan dava, 22.05.2012 tarihinde 2005/885 Esas sayılı dava dosyasıyla aralarında fiili ve hukuki irtibat bulunduğundan 6100 sayılı HMK’nun 166/1 maddesi uyarınca birleştirilmiştir.

Zonguldak 3. İş Mahkemesi; 02.10.2012 gün ve E:2005/885, K:2012/485 sayı ile özetle; davalı Karayolları Genel Müdürlüğü hakkında açılan dava ve bu dosya ile birleştirilen Zonguldak 2. İş Mahkemesinin 2012/ 290 Esas sayılı dosyasındaki davaya bakma görevi Zonguldak İdare Mahkemende olduğundan davaların Karayolları Genel Müdürlüğü yönünden reddine,

Meydana gelen kazada davalı L.K. Nakliyat ve Turizm Ltd. Şt. nin kusuru ve bir sorumluluğu bulunmadığından dava ve bu dava ile birleşen 2006/549 Esas sayılı dosya ile açılan davanın reddine karar verilmiş ve bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı A.Ö. vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının oğlu K.Ö.’in L.K. Nakliyat ve Turizm Ltd. ŞTt. Ne ait araç ile Zonguldak’tan İstanbul’a gitmekte iken Ilıksu mevkiinde yolun kaygan olması nedeniyle meydana gelen trafik kazasında Zonguldak 3. İş Mahkemesinin 2005/885 ve bu dosya ile birleşen 2006/549 Esas sayılı dosyada, ODTÜ öğretim üyelerinden oluşan bilirkişilerin vermiş oldukları 28.10.2008 tarihli raporda davalı Karayollarının %70, muris K.Ö.’in %30 kusurlu olduğu, davalı idarenin kusuru nedeniyle davacının 03.10.2004 tarihindeki kazada oğlunu kaybetmiş olması sonucu duyduğu acı ve ızdırap, manevi dünyasındaki çöküntünün kısmen giderilmesi için 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı idareden tahsili istemiyle 30.10.2012 tarihinde bu kez İdari yargı yerinde Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine dava açmıştır.

Zonguldak İdare Mahkemesi: 06.11.2012 gün ve E: 2012/1552 K: 2012/1429 sayı ile özetle; uyuşmazlığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 7.maddesiyle Karayolları Genel Müdürlüğüne verilen görev ve sorumlulukların gereği gibi ifa edilip edilmediği noktasında ortaya çıktığını, 2918 sayılı Kanun'un 110.maddesinde 6099 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe girmesi sonrasında idarelerin bu tür kusurlarından kaynaklanan tazminat talepleriyle ilgili uyuşmazlıkları çözme görevinin adli yargı mercilerinde olduğunu belirterek görevsizlik kararı verilmiş, bu karara yapılan itirazın Bölge İdare Mahkemesince reddedilerek onanması ve karar düzeltme talebinin de reddedilmesi üzerine görevsizlik kararı kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 01.07.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte olup, bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Mahkememize gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, K.Ö.’in L.K. Nakliyat ve Turizm Ltd. Şt. ait tır ile Zonguldak’tan İstanbul’a gitmekte iken 03.10.2004 tarihinde Ilıksu mevkiinde, Karayolunda gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybetmesi nedeniyle mirasçıları olan davacıların maddi ve manevi zararlarının giderilmesine ilişkindir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun Karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.

Öte yandan 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda; 03.10.2004 tarihinde L.K. Nakliyat ve Turizm Limited Şirketine ait 34 VA 2211 plakalı araç ile Zonguldak’tan Gebze Gümrüğü’ne kuru yük götürmekte olanK.Ö.’in; Kozlu çıkışı, Ilıksu mevkiinde havanın yağışlı olmasının yanı sıra zeminin birkaç saat önce gerçekleşen bir başka trafik kazası nedeniyle yapılan çalışmalar sonucu ıslak ve kaygan oluşu nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybederek yolun gidişine göre sağındaki yamaçtan aracın şarampole yuvarlanması neticesinde olay yerinde öldüğü, sonrasında murisin yasal mirasçıları ile murisin babası A.Ö.’in maddi ve manevi zararlarının tazmini için önce adli yargıda dava açtıkları, bu davaların görev nedeniyle reddedilmesi üzerine, murisin babası A.Ö. tarafından Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine manevi zararının tazmini için idari yargıda dava açtığı anlaşılmıştır.

Belediye aleyhine idare mahkemesinde açılan başka bir tazminat talepli tam yargı davasında, İdare Mahkemesi 2918 sayılı Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemesinin bu iki cümlenin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 08.12.2011 gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı, 08.11.2012 gün ve E:2012/118, K:2012/170 sayı ve 28.05.2013 gün ve E:2013/59, K: 2013/68 sayılı aynı içerikli kararları ile; “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme değildir.

Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.” Kararına varmıştır.

Bu durumda,2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir konuda İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Zonguldak 3. İş Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Zonguldak 3. İş Mahkemesi’nin 02.10.2012 gün ve E:2005/885, K:2012/485 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 01.07.2013 gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

DavalıİdareninKarayolunun yapım,bakımvekorunmasındakiihmalisonucu meydana gelen

kazada, davacının uğradığı maddi zararın tazmini istemi ile Adli Yargı İlk Derece Mahkemesinde dava açılmış,

Adli Yargıda yapılan yargılama sonucunda "İdarenin Hizmet Kusuruna dayalı açılan davaların tam yargı davası niteliğinde bulunduğu, İdari yargıda açılması gerektiği" gerekçesi ile dava dilekçesi yargı yolu yönünden reddedilmiş,

Kararın kesinleşmesi üzerine bu kez davacı vekilince aynı istekle İdari Yargıda dava ikame edilmiş,

İdare Mahkemesince yargılama sonucunda "uyuşmazlığın 2918 Sayılı Yasa'nın 110. maddesi gereğince Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği" gerekçesi ile yargı yolu yönünden davanın reddine, karar verilmiş,

Kararın kesinleşmesi üzerine 2247 Sayılı Yasa'nın 19.maddesi gereğince görevli yargı kolunun belirlenmesi için dosya Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı'na gönderilmiş,

Yüksek Mahkemece yapılan inceleme sonucunda "2918 Sayılı Yasa'nın 110.maddesi hükümleri gözetildiğinde davanın Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği" düşüncesi ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına, Adli Yargının görevli olduğuna oyçokluğuyla kesin olarak karar verilmiştir.

Sayın çoğunluğun uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden düşüncesine iştirak edilmesi mümkün değildir.

Zira; Davada, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir.

2918 Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" İdarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş,

6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca kaR.ollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş,

TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış,

2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır.

Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onaranının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Sayın çoğunluk, Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.

 

 

Karşı Oy

Eyüp Sabri BAYDAR

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/670

KARAR NO:2013/1079

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, 2918 ve 5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

 Davacı: Turizm Eğitim ve Sağlık Hizmetleri A.Ş.

Vekili : Av. M.B.Ü.

Davalı: İstanbul Valiliği

O L A Y: Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34……. plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, sürücü belgesi sahibi T.E. adına 2.10.2012 tarih ve GO-189620 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden araç sahibi davacı adına düzenlenen 2.10.2012 tarih ve 0208860 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.

Davacı vekili, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 1. İDARE MAHKEMESİ: 5.11.2012 gün ve E:2012/1777, K:2012/1825 sayıyla; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.

PENDİK 3.SULH CEZA MAHKEMESİ:31.12.2012 gün ve D.İş:2012/1303,K:2012/1303 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’nin benzer kararlarına da dayanılarak itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,askeriveadlicezamahkemeleriarasındaçıkangörevve

hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece, 15. maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; Başkanlık yazısıyla, idari yargı dosyasınıngetirtildiği ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde her-hangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelen-mesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı adına kayıtlı aracın, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.

Uyuşmazlığın çözümü için,aynı maddi olaydan kaynaklanan aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine vepara cezası verilmesine ilişkin işlemlerin 2918 ve 5326 sayılıKanunlar uyarınca, ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.

Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken;5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra;öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik3.maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.

Uyuşmazlığın esasını oluşturan, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin karara gelince:

13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, ”Bu kanunun amacı, Karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; “Motorlu Araçlara Ait Şartlar” başlığı altında düzenlenen beşinci kısım ikinci bölümünde yer alan 30.maddesinde araçların teknik şartlara uygunluğu,31.maddesinde araçlarda bulundurulması zorunlu gereçler,32.maddesinde adres değiştirme ve araçlar üzerindeki değişiklikleri bildirme,Ek 2.maddesinde araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması; altıncı kısım üçüncü bölümde düzenlenen “Sürücülerin Uyacağı Diğer Kurallar” başlıklı 65.maddesinde araçların yüklenmesi ile ilgili esaslar, uyulması gereken kural-lar,uymayanlara verilecek cezalar ve araçların hangi koşullarda trafikten men edileceklerine ilişkin hususlar ayrıntılı ve idarece tek yanlı kurallar şeklinde belirlenmiş,79.maddesinde de,trafikten men edilen araçlar ile ilgili işlemlerin usul ve esaslarının yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19. maddesinde, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;

a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,

b) İşyerinin kapatılması,

c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,

d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,

gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.

Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" hükmü yer almış olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.

Buna göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, Kanun’un 19. maddesinde sayılan yaptırımlar saklı tutulmak kaydıyla, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

2918 sayılı Kanun’un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulaması başlıklı Dokuzuncu Kısım’a dahil 112. maddesinin ilk paragrafında da; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle araçların belirli bir süre için trafikten men edilmelerine ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuştur.

Olayda; davacının, tescil edildiği amacın dışında kullandığından bahisle aracının 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemlerin ayrıntılı idari kurallarla düzenlendiği, kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, aracın geçici olarak ( belirli bir süre için ) trafikten men edilmesi hususunun trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği, aynı şekilde 5326 sayılı Kanun’un 19. maddesinde de, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için kara nakil aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı hususu da dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 1. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nin 5.11.2012 gün ve E:2012/1777, K:2012/1825 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/682

KARAR NO:2013/1080

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davalı Belediyede, sözleşmeli personel olarakçalışmakta olan davacının sözleşmesinin feshi yolundaki işlemin iptali istemiyle açtığı davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Ö.G.

Vekili: Av. V.E.

Davalı : Hayrabolu Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. B.E.

O L A Y: Davacı vekili, dava dilekçesi ile, müvekkilinin, Tekirdağ İli, Hayrabolu İlçesi, Hayrabolu Belediye Başkanlığında ikinci dereceli inşaat mühendisi olarak çalışırken 5.3.2012 gün ve 138 sayılı Hayrabolu Belediye Başkanlığı işlemi ile, “Belediye Başkanlığımca yapılan tespit sonucu sorumlu olduğunuz alanlarda sürekli olarak iş yürütümünde aksamalar meydana geldiği, çalışma ve projelere yeterli katkıyı sağlayamadığınız tespit edilmiş olup, 5393 sayılı Belediye Kanunu 49’uncu maddesinin 3’üncü fıkrası gereğince tam zamanlı sözleşmeli hizmet sözleşmesinin 13-b maddesi gereği, görevinize 5.3.2012 tarihi itibariyle son verilmiştir. Bilgilerinize rica ederim” denilerek, hizmet akdinin sona erdirilmesine karar verildiğini, yapılan bu işlemin hukuk ve yasalara aykırı olduğunu ileri sürerek işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekilince, süresi içinde verdiği dilekçede özetle, davacı ile yapılan hizmet sözleşmesinin 15. maddesinde yetkili taraflar arasında çıkacak ihtilafla da yetkili mahkemenin Hayrabolu Mahkemeleri olacağının belirtildiği, ayrıca dava konusu ihtilafın hizmet sözleşmesinin sona ermesinden kaynaklanmış olması sebebiyle görevli mahkemenin iş mahkemesi olması gerektiği ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

TEKİRDAĞ İDARE MAHKEMESİ: 29.5.2012 gün ve E:2012/293 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 49. maddelerinden söz ederek, sözleşmeli personel statüsünde görev yapan ve kamu görevi verilen davacının bu görevinden alınmasına ilişkin dava konusu işlemin de kamu gücü kullanılarak tesis edildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davalı idarenin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı idare vekili, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: Taraflar arasındaki iş sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların 4857 sayılı İş Kanunun fesih bildirimine itiraz ve usulüne ilişkin 20/1 fıkrasında yer alan “İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği ve gösterilen ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. (İptal ibare: Anayasa Mahkemesinin 19.10.2005 tarihli ve E:2003/66, K:2005/72 sayılı kararı ile)… taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.” hükmü nedeniyle iş mahkemelerinde çözülmesi gerektiği, olayda, uyuşmazlığın 657 sayılı Yasa’ya tabi olan davacının kamu görevinden kaynaklanmayıp, davacı ile davalı idare arasında 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca imzalanan hizmet sözleşmesinin feshinden kaynaklandığı, dolayısıyla, uyuşmazlık taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklandığından uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu, bu nedenle, 2247 sayılı Kanun’un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI:

Davacı ile davalı idare arasında imzalanan 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 49. maddesinin 3. fıkrası Gereğince Tam Zamanlı Olarak Çalıştırılacak Sözleşmeli Personele İlişkin Hizmet Sözleşmesinin 17. maddesinde, bu sözleşmenin 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 49. maddesinin 3. ve 5. fıkraları uyarınca akdedildiği, bu sözleşmede yer almayan hususlar hakkında 6.6.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının (3. maddesinin 1. fıkrası, 5. maddesinin 2. fıkrası, 8. maddesi ve 14. maddesi hariç olmak kaydıyla) 5393 sayılı Belediye Kanunu’na aykırı olmayan hükümleri ile 5393 sayılı Belediye Kanununun diğer hükümlerinin uygulanacağı kuralının yer aldığı, bakılan uyuşmazlıkta, davacının, davalı Belediyede 2. Dereceli inşaat mühendisi olarak 5393 sayılı Kanunun 49. maddesinin 3. fıkrası uyarınca düzenlenen sözleşme ile çalıştırıldığının görüldüğü, 5393 sayılı Kanunun 49. maddesi uyarınca sözleşmeli olarak çalışanlar hakkında; 5393 sayılı Kanun hükümlerinin, bu Kanunda hüküm olmaması halinde 657 sayılı Kanunun 4/B maddesine göre istihdam edilenlere ilişkin hükümlerin uygulanacağı yolundaki hükümler karşısında bu şekilde çalışanların İş Kanununa tabi olmadıkları için işçi statüsünde olmadıklarının, 5393 sayılı Kanunla getirilmiş özel bir kamu görevlisi statüsünde olduklarının kabulü gerektiği, bu durumda, işçi sayılmayan kamu görevlisi statüsünde çalışan davacının sözleşmesinin feshine ilişkin işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın idari yargıda çözümlenmesi gerektiği bu nedenle 2247 sayılı Kanunun 13. maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabulüne hukuki olanak bulunmadığı yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyasıüzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Tekirdağ İli, Hayrabolu İlçe Belediyesinde ikinci dereceli inşaat mühendisi olarak çalışan davacının hizmet akdinin feshedilmesine ilişkin 5.3.2012 gün ve 138 sayılı Hayrabolu Belediye Başkanlığı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 49. maddesinin 3. fıkrasında; “Belediye ve bağlı kuruluşlarında, norm kadroya uygun olarak çevre, sağlık, veterinerlik, teknik, hukuk, ekonomi, bilişim ve iletişim, planlama, araştırma ve geliştirme, eğitim ve danışmanlık alanlarında avukat, mimar, mühendis, şehir ve bölge plâncısı, çözümleyici ve programcı, tabip, uzman tabip, ebe, hemşire, veteriner, kimyager, teknisyen ve tekniker gibi uzman ve teknik personel yıllık sözleşme ile çalıştırılabilir. Sözleşmeli personel eliyle yürütülen hizmetlere ilişkin boş kadrolara ayrıca atama yapılamaz. Bu personelin, yürütecekleri hizmetler için ihdas edilmiş kadro unvanının gerektirdiği nitelikleri taşımaları şarttır. Bu fıkra hükümlerine göre çalıştırılacak personel için İçişleri Bakanlığı unvanlar itibarıyla sınırlama getirebilir.” hükmü yer almış; aynı maddenin 5. fıkrasında ise 3. fıkra uyarınca çalıştırılacak personel hakkında bu kanunla düzenlenmeyen hususlarda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinin (B) fıkrasına göre istihdam edilenler hakkındaki hükümlerin uygulanacağı kurala bağlanmıştır.

Öte yandan; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinde; kamu hizmetlerinin; memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürüleceği düzenlenmiş, (B) fıkrasında ise sözleşmeli personel; Kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan, zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde, kurumun teklifi üzerine Devlet Personel Dairesi ve Maliye Bakanlığının görüşleri alınarak Bakanlar Kurulunca geçici olarak sözleşme ile çalıştırılmasına karar verilen ve işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlileri olarak tanımlanmış; sözleşmeli personel seçiminde uygulanacak sınav ile istisnaları, bunlara ödenebilecek ücretlerin üst sınırları ile verilecek iş sonu tazminatı miktarı, kullandırılacak izinler ve bu hususlara ilişkin esas ve usûllerin Bakanlar Kurulunca kararlaştırılacağı kurala bağlanmıştır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan ve 28.6.1978 tarih ve 16330 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar başlıklı 6.6.1978 tarih ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 5. maddesinde sözleşme sürelerinin bütçe yılı ile sınırlı olduğu kuralı getirilmiştir.

Davacı ile davalı idare arasında imzalanan Tam Zamanlı Hizmet Sözleşmesi’nin 13. maddesinde; “a) Sözleşmeli personelin 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 49. maddesine veya 6.6.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına göre yürüteceği görev itibariyle sözleşmeli personel olabilme şartlarından herhangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması veya bu şartlardan birini sonradan kaybetmesi halinde sözleşmenin feshedilmiş sayılır, b) Bu sözleşme hükümlerine, 5393 sayılı Belediye Kanununa ve tabi olduğu diğer mevzuat hükümlerine aykırı davranışı tespit edilen sözleşmeli personele, kurumu tarafından gerekçesi ile birlikte bu durumu yazılı olarak tebliğ edilir. Tebligatta belirtilecek günden geçerli olmak üzere sözleşme kendiliğinden sona erer." denilmektedir.

Olayda davacı ile, 5393 sayılı Belediye Kanununun 49. maddesinin üçüncü ve beşinci fıkraları uyarınca sözleşme yapılırken, bu sözleşmede yer almayan hususlar hakkında 6.6.1978 gün ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararının (3. maddesinin birinci fıkrası, 5. maddesinin ikinci fıkrası, 8. maddesi ve 14. maddesi hariç olmak kaydıyla) 5393 sayılı Belediye Yasasına aykırı olmayan hükümleri ile bu yasanın ilgili hükümlerinin uygulanacağının belirtildiğianlaşılmaktadır. Anılan yasal düzenlemelere göre davacının işçi sayılmayan “kamu görevlisi” olduğu, öte yandan, idare hukuku esaslarına göre düzenlenen hizmet sözleşmesinin de “idari sözleşme” niteliği taşıdığı tartışmasızdır.

İdarenin kamu görevlisi sayılan personeli ile arasındaki ilişki, idare hukuku ilkelerine dayanan ve idare hukuku ilkeleriyle düzenlenen bir kamu hukuku ilişkisidir. Her ne kadar, hizmet sözleşmesinin 6. maddesi ile, davacı Sosyal Sigortalar Kanununa tabi kılınmış ise de, personelin bağlı olacağı sosyal güvenlik kurumunu belirleyen bu hüküm, taraflar arasındaki kamu hukuku ilişkisini değiştiremez ve ortadan kaldıramaz.

Açıklanan nedenlerle, davada idari yargı yerinin görevli olduğu ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 1.7.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/731

KARAR NO:2013/1081

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nda çalıştığı belirli bir dönemde hakkında hukuka aykırı olarak çeşitli işlemler tesis edildiği ve kişilik haklarının zarara uğratıldığı nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen manevi zararın tazmini istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

1-Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi E:2008/229 K: 2012/60

Davacı: M.U.

Vekili: Av. D.K.

Davalı: A.Ü.

Vekili: Av. S.K.

2-Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesi E:2012/285K:2012/188

Davacı: M.U.

Davalı: Orman ve Su İşleri Bakanlığı

3-Ankara 9. İdare Mahkemesi 2013/365

Davacı: M.U.

Davalı: Orman ve Su İşleri Bakanlığı

O L A Y: Davacı vekili, dava dilekçesinde, Devlet Meteoroloji İşleri Eski Genel Müdürü A.Ü.’ın kamusal gücünü şahsına karşı husumetle kullanıp, hakkında disiplin cezaları verdiğini, 2006 yılı sicilini objektif doldurmadığını; aleyhine iftira ve hakaretlerde bulunduğunu, Genel Müdür Yardımcılığı görevinden kendisini keyfi olarak aldığını, keyfi işlemlerle şahsının ve ailesinin yaklaşık iki yıllık sürede kişilik haklarına ağır saldırıda bulunduğunu ileri sürerek, kişilik haklarına ağır şekilde saldıran, elinde bulundurduğu kamusal gücü usulsüz kullanarak mağduriyetine neden olan, ayrımcılık yaparak amiri olduğu memurların nazarında itibarını düşüren, kişilik haklarına yapılan ağır saldırılar nedeniyle sağlığının bozulmasına ve depresyon ilacı kullanmasına neden olan, hizmet sözleşmesinin yapılmaması yönünde tesis ettiği işlem nedeniyle ailesinin geçimini sıkıntıya sokması nedeniyle geleceğe karamsar bakmasına neden olan davalı A.Ü.’ın 10.000,00 YTL manevi tazminatı yasal faiziyle ödemesi istemiyle 4.6.2008 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 8. ASLİYE HUKUKMAHKEMESİ: 21.2.2012 gün ve E:2008/229, K:2012/60 sayı ile, somut olayda davacının, davalı tarafından yapılan disiplin soruşturmalarının usulsüz ve husumetle yapıldığını, yine davalı yanca sicil tezkiyesinin objektif doldurulmadığını, sicil tezkiyesinde asılsız ve iftira mahiyetinde beyanlarda bulunduğunu belirterek, manevi tazminat isteminde bulunduğu, kamu görevlisi ve aynı zamanda idarecisi olan davalının, yine kamu görevlisi olan davacı hakkında disiplin soruşturması ve sicil tezkiyesinde yaptığı işlemlerde bir kusuru var ise bunun hizmet kusuru olduğu, Anayasa’nın 129/5. maddesinde; memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken (görevlerini yaparken) işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının rücu edilmek kaydıyla kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine dava açılabileceği, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın (kişilerin uğradıkları zararlar başlıklı) 13. maddesinde; kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevlerini yerine getiren personel aleyhine değil ilgili kurum aleyhine dava açacağı, yukarıda bahsi geçen yasal düzenlemeler karşısında, kamu görevlisi olan davacının aleyhine haksız başlatılan disiplin soruşturması ve sicil tezkiyelerinde eylemleri nedeniyle yine kamu görevlisi olan davalı idareci hakkında dava açmasının Anayasanın 129/5 ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 13/1. maddelerine açıkça aykırılık teşkil ettiği, davanın ancak idari yargı yerinde ve idareye karşı açılabileceğininanlaşıldığı gerekçesiyle davanın pasif husumet nedeniyle reddine karar vermiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiş, karar Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 11.5.2012 gün ve E:2012/5440. T:2012/8360 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

Davacı bu karar üzerine, kurumda yaşadığı psikolojik baskılar, tacizler, haksız disiplin cezaları, sicilinin bozulması, genel müdür yardımcılığı görevinden alınması, yıldırma davranışları, manen yıpratılıp, ruh sağlığının bozulması ve kişilik haklarının hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğramasından dolayı 5.000.00 TL manevi tazminat istemiyle 21.6.2012 tarihinde Orman ve Su İşleri Bakanlığına karşı adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 9. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 26.6.2012 gün ve E:2012/285, K:2012/188 sayı ile, davacının, davalı idarenin bünyesinde çalıştığı sırada kendisine karşı yapılan haksız eylem ve işlemler nedeni ile uğradığı zararın tazmini isteminde bulunduğu, HMK’nun 3. maddesinde “Her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemeleri bakar” hükmünün Anayasa Mahkemesinin 16.2.2012 tarih, 2011/35-2012/23 sayılı kararı ile iptal edildiği, HMK’nun yürürlüğe girmesinden önce ise, İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b maddesi uyarınca idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davasının idari dava olup, İdare Mahkemeleri’nin görevinde olduğu, HMK’nun 1. maddesi gereğince, mahkemelerin görevinin ancak kanunla düzenlenebileceği ve göreve ilişkin kuralların kamu düzenine ilişkin olmasına göre, görevin dava şartlarından olup mahkemenin, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılabileceği gibi, taraflarca ileri sürülmesinin de mümkün olduğu, davaya konu uyuşmazlığın İdare Mahkemesinin görevinde olduğu sonucuna varıldığından, Yargı Yolu nedeni ile Mahkemelerinin görevsizliğine karar vermek gerektiği gerekçesiyle yargı yolu nedeniyle mahkemelerinin görevsizliğine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

Davacı bu kez, kurumda yaşadığı psikolojik baskılar, tacizler, haksız disiplin cezaları, sicilinin bozulması, genel müdür yardımcılığı görevinden alınması, yıldırma davranışları, manen yıpratılıp, ruh sağlığının bozulması ve kişilik haklarının hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğramasından dolayı 4.000.00 TL manevi tazminat istemiyle 25.2.2013 tarihinde Orman ve Su İşleri Bakanlığına karşı idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 9. İDARE MAHKEMESİ: 20.3.2013 gün ve E:2013/365 sayı ile, dosyanın incelenmesinden, Orman ve Su İşleri Bakanlığı'na bağlı Meteoroloji Genel Müdürlüğü merkez teşkilatında sırası ile mühendis, şube müdürü, daire başkanı, genel müdür yardımcısı ve genel müdür vekili olarak 1991 yılından itibaren görev yapan davacı tarafından, davalı idare personelinin, kasıtlı ve husumetle hareket etmek suretiyle, iftiralarla sicilinin bozulmasına, düzmece soruşturmalarla çok sayıda disiplin cezası verilmesine, genel müdür yardımcılığı görevinden alınmasına, haksız yere sanık olarak yargılanmasına, 2006-2008 yılları arasında değişik tacizlerde bulunulmasına sebep olunduğundan bahisle, 4.000-TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı, bakılan davanın ilk olarak davalı idare personeli aleyhine adli yargı yerinde açıldığı, bu davada Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.02.2012 tarih ve E:2008/229, K:2012/60 sayılı davanın görev yönünden reddi yolundaki kararı üzerine Mahkemelerinde işbu davanın ikame edildiğinin görüldüğü, uyuşmazlıkta, davacının tazminat isteminin, idare personelinin hizmet kusuru teşkil eden işlem ve eylemlerine değil de personelin görev kusurundan ayrılabilir nitelikteki kasıtlı ve husumet besleyerek hareket ettiği işlem ve eylemlerine dayandırılması karşısında, idare personelin kast ve husumetine dayalı işlem ve eylemlerine dayalı bulunan işbu davanın çözümünün, idare mahkemesinin görev alanına girmediği, adli yargı yerinin görev alanında bulunduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle, Mahkemelerinin görevsizliğine, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine, karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU‘nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Anayasa’nın 158. maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili olduğu belirtilmiş; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, “Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir…”; 19. maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler…” denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, Orman ve Su İşleri Bakanlığına bağlı Meteoroloji Genel Müdürlüğü merkez teşkilatında sırası ile mühendis, şube müdürü, daire başkanı, genel müdür yardımcısı ve genel müdür vekili olarak 1991 yılından itibaren görev yapan davacı tarafından, davalı idare personelince kendisine hukuk dışı davranışlar sergilendiği nedeniyle oluştuğu ileri sürülen manevi tazmini istemiyle adli ve idari yargı yerlerinde davaların açıldığı anlaşılmıştır.

Davacı, ilk olarak A.Ü.’a karşı manevi tazminat istemiyle Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2008/229 Esas sayılı dosya kaydı ile dava açmış, mahkemece pasif husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı ikinci kez Orman ve Su İşleri Bakanlığına karşı manevi tazminat istemiyle Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2012/285 Esas sayılı dosya kaydı ile dava açmış ve mahkemece dava yargı yolu nedeniyle reddedilerek, idari yargı yerinde davanın görülmesi gerektiğine karar verilmiş; davacı tarafından idari yargı yerinde tarafları, konusu ve sebebi bu dava ile aynı olan üçüncü dava açılmış ise de, Ankara 9. İdare Mahkemesi E:2013/365 sayılı dosya kaydı ile, pasif husumet nedeniyle davanın reddine karar vermiş olan Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2008/229 K:2012/60 sayılı kararı ile, kendi mahkemelerinde açılan dava arasında görev uyuşmazlığı olduğu gerekçesiyle Mahkememize başvurmuştur.

Yukarıda sözü edilen kanun hükümleri uyarınca, Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.2.2012 gün ve E:2008/229, K:2012/60 sayılı kararının göreve ilişkin olarak verilmiş bir karar olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır.

Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.06.2012 gün E:2012/285 K:2012/188 sayılı görevsizlik kararı bulunmakta ise de Ankara 9. İdare Mahkemesinin 2247 sayılı Yasa’nın 19. Maddesine göre yapmış olduğu başvuruda Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.2.2012 gün ve E:2008/229, K:2012/60 sayılı kararını esas almıştır. Ancakdavacı dava dilekçesinde 9. Asliye Hukuk Mahkemesine açtığı ve görevsizlikle sonuçlanan dava dosyasını da açıklamak ve ilgili kararı dava dilekçesine eklemek suretiyle talepte bulunmuştur.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da öngörülen şekilde mahkemece esas alınan karar, husumetten redde ilişkin hüküm olmakla birlikte, ortada davacı tarafından tarafları, konusu ve sebebi aynı olarak adli yargıda açılan ve kesinleşen bir dava olduğu tartışmasız olduğundan, yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın 19.maddesi kapsamında usulüne uygun olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, haksız yere şikayet edilmesi nedeniyle hakkında açılan ceza davaları ve usulsüz açılan soruşturmalar nedeniyle kişilik haklarının ağır ihlali nedeniyle uğradığını iddia ettiği manevi zararın tazmini amacıyla açılan tazminat davasıdır. Davacı, bu zararın tazmini için öncelikle ilgili olduğunu iddia ettiği şahıs aleyhine, bu davanın husumet nedeniyle reddedilmesi üzerine de Orman ve Su İşleri Bakanlığı aleyhine önce adli yargıda sonrasında da idari yargıda dava açmıştır.

Anayasa Mahkemesi’ne 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan “...kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabilir.” ibaresinin, Anayasa’nın 129. maddesine aykırılığı savıyla yapılan başvuru sonucu 27.09.2012 gün E:2012/22 K:2012/133 sayı ile “…Başvuru kararında, Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanmalarından kaynaklanan zararlar nedeniyle kendilerine tazminat davası açılamayacağının belirtildiği, Anayasa’da bunun istisnasının da düzenlenmediği, ancak, itiraz konusu ibare ile Anayasa’nın bu hükmünün aksine kamu görevlisine karşı dava açma hakkının tanındığı, bu nedenle, itiraz konusu ibarenin Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrasına aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinin birinci fıkrasında; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği, ancak, haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar hakkında, bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem tesis edileceği belirtilmektedir. Maddenin üçüncü fıkrasında; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabileceği hüküm altına alınmaktadır. Maddenin itiraz konusu ibarenin de bulunduğu dördüncü fıkrasında ise; mahkeme kararlarının otuz gün içinde kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgilinin, idare aleyhine dava açabileceği gibi, kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabileceği öngörülmektedir. Bu hüküm uyarınca, idarenin yanı sıra, mahkeme kararını kasten uygulamayan kamu görevlisinin sorumluluğu da kabul edilmiş olmaktadır.

Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrasında; “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” denilmektedir.

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukukun ve adaletin en somut yansıması olan mahkeme kararlarının uygulanması, hukuk devleti ilkesi ve onun vazgeçilmez koşullarından biri olan hukuka bağlı idare anlayışının gereğidir.

Anayasa’nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında, “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” denilmektedir. Bu hükme göre, kamu görevlileri de mahkeme kararlarını yerine getirmek zorunda olup, bu konuda seçim hakları bulunmamaktadır. Kaldı ki, mahkeme kararlarını kasten yerine getirmeyen memur ve diğer kamu görevlilerinin eylemleri suç oluşturmaktadır. Bu bağlamda, Anayasa’nın 138. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca mahkeme kararlarını uygulayıp uygulamama konusunda seçim hakkı bulunmayan kamu görevlilerinin, yargı kararlarını kasten yerine getirmeme eylemleri, Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrası kapsamında değildir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu ibare Anayasa’nın 129. maddesine aykırı değildir…” denilmek suretiyle yapılan başvurunun reddine karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararında da belirtildiği gibi, mahkeme kararlarının kamu görevlileri tarafından kasten yerine getirilmemesi durumunda, zarar görenler dilerse idareye karşı dava açabileceği gibi kararı yerine getirmeyen kamu görevlileri aleyhine de dava açılabilecektir.

 Dosyanın incelenmesinden, Orman ve Su İşleri Bakanlığına bağlı Meteoroloji Genel Müdürlüğü merkez teşkilatında sırası ile, mühendis, şube müdürü, daire başkanı, genel müdür yardımcısı ve genel müdür vekili olarak 1991 yılından itibaren görev yapan davacı tarafından, davalı idare personelince kendisine hukuk dışı davranışlar sergilendiği nedeniyle oluştuğu ileri sürülen manevi zararın tazmini istemiyle adli ve idari yargı yerlerinde davaların açıldığı anlaşılmıştır.

Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında: “İdarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu” belirtilmekte; 129. maddesinin 5. bendinde de: “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve Kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” hükmü yer almış bulunmaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. Maddesinde; “ (Değişik bent: 10/06/1994 - 4001/1 md.) İdari dava türleri şunlardır:

a) (İptal: Anayasa Mahkemesi'nin 21/09/1995 tarih ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden düzenleme: 08/06/2000 - 4577/5. md) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

c) (Değişik bent: 18/12/1999 - 4492/6 md.)Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.

2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.

3. Cumhurbaşkanının doğrudan doğruya yaptığı işlemler idari yargı denetimi dışındadır.” denilmektedir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 13. Maddesinde de;kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı, bu görevi yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açacakları, kurumun genel hükümlere göre personele rücu hakkının saklı olduğu hükmüne yer verilmiştir.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı bir kamu kurumudur ve davacının kendisine haksız işlemler tesis ederek mağduriyetine sebebiyet verdiğini iddia ettiği kişi de idarenin ajan durumundaki kamu görevlileridir. Davacı yargı kararlarının gereği gibi yerine getirilmemesinin yanı sıra kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken zarara uğradığını iddia ederek manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

Davacının adli yargı önündeki ilk iddiaları, davalı idarenin ajanı konumundaki eski Genel Müdür’ün görevden ayrılabilir mahiyetteki kasıt, kin, garez vb. şahsi kusurlarının varlığına dayalı olmakla beraber; Ankara 8.Asliye Hukuk Mahkemesi’nde eski Genel Müdür aleyhine manevi tazminat istemiyle açtığı davadaki bu iddialarından bilahare sarfınazar etmiş ve Ankara 9.Asliye Hukuk Mahkemesi’nde bu kez Orman ve Su İşleri Bakanlığı aleyhine manevi tazminat istemiyle dava açmış ve bu mahkemenin verdiği görev yönünden red kararını da temyiz etmemiştir. Ankara 9.İdare Mahkemesi ise idare ajanının kast ve husumet iddiasına dayalı davanın adli yargı organının görevine girdiğini belirterek, davada kendisinin görevli olmadığı iddiasıyla mahkememize başvurmuştur.

Yukarıda işaret edilen Anayasa Mahkemesi kararında da işaret edildiği üzere, idari yargı açılacak tam yargı davalarında hasım daima bir “idare” olup, idarenin ajanlarına karşı tam yargı davası açılabilmesine imkan yoktur. Bunun tek istisnası, verilen bir iptal kararını kasten yerine getirmeyen idare ajanının durumudur. 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “Kararların sonuçları” başlıklı 28 nci maddesinin 4 ncü fıkrasında “Mahkeme kararlarının otuz gün içinde kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgili, idare aleyhine dava açılabileceği gibi, kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabilir.” denilmektedir. Anılan yasal düzenlemeye göre, sadece verilmiş bir idari yargı kararının (yürütmeyi durdurma, iptal kararları vb.)idare ajanlarınca kasten yerine getirilmemesi haline münhasır olmak üzere, bu nedenle zarar gören ilgili (davacı) önündeki iki seçenekten birini tercih edecektir. Ya bu gerekçeyle yine idari yargı yerinde tam yargı davası açacaktır; ya da kararı kasten yerine getirmediğini öne sürdüğü idare ajanı aleyhine “adli yargıda” tazminat davası açacaktır.

Davanın somutunda ise davacının kast, garez, kin ve husumetle hareket ederek kendisini manevi zarara uğrattığını öne sürdüğü idare ajanının (eski Genel Müdür) davacıyla ilgili bir idari tasarrufu bakımından verilmiş ve davacının iddialarını doğrular bir idari yargı kararı mevcut olmadığından, 2577 Sayılı Kanunun 28/4 ncü maddesinin uygulama alanı bulunmadığı açıktır. Şu halde, davacının soyut iddialarına dayanılarak, gerçekte görev kusuru teşkil edebilecek kusur iddialarına dayalı tam yargı davasının idare aleyhine idari yargı yerinde ikame edilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Öğretide kimi yazarlarca “görevden ayrılabilir kusur” halinin varlığı halinde, bu nedenle zarar gören ilgilinin idare aleyhine değil, doğrudan idare ajanı aleyhine adli yargıda dava açabilmesi gerektiği yönünde birtakım düşünceleri mevcutsa da; uygulamada soyut iddialara dayalı bu tür davalarda husumet idareye yöneltilmekte, ancak verilmiş bir idari yargı kararının mevcudiyeti halinde, kasten yerine getirmeme hali söz konusu olmasa da, kin, garez, husumet vb. nedenlerle idari işlem tesis ettiği idari yargı kararında yazılı idare ajanları aleyhine bilahare adli yargıda açılan tazminat davalarına bakılmakta ve hüküm verilmektedir. Davanın somutunda bu halin de mevcut olmadığı görülmektedir.

Bu nedenlerle, kamu hizmeti yürütmekle görevli kılınmış kumu kurumunun anılan hizmetin yürütülmesi sırasında kişiye verdiği zararın tazmini istemiyle açılan davanın görülmesi ve kamu hizmetinin yöntemine göre yapılıp yapılmadığın tespiti idari yargı yerinin görev alanına girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 9. İdare Mahkemesinin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 9. İdare Mahkemesinin 20.3.2013 gün ve E:2013/365 sayılı kararı ile yapmış olduğu 2247 sayılıYasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 1.7.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/752

KARAR NO:2013/1082

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : B.B.

Vekili: Av. M.E.A.

Davalı : 1- Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. B.V.

2- TEDAŞ Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. Ş.Ç.Y.

O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, Susuz-İmar Mahallesi,44744 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olduğunu, taşınmazın imar planında “kentsel rekreasyon alanı” olarak ayrıldığını, taşınmazın tapu kaydı üzerine kamulaştırma şerhi konulduğunu, taşınmazın 40.000.00 m2 si üzerinden TEDAŞ Genel Müdürlüğü tarafından Enerji Nakil Hattı geçirilmek suretiyle fiilen el atıldığından, dava konusu taşınmazın tapu kaydının el attıkları payları oranında davalı idareler adına tescili ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte, davalı idarelerden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalılar Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile TEDAŞ Genel Müdürlüğü vekili süresi içerisinde verdikleri cevap dilekçesinde ve 06.02.2013 tarihli ön inceleme duruşmasında görev itirazında bulunmuşlardır.

Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi; 06.02.2013 gün ve E:2012/597 sayı ile davalılar vekillerinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13.maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem’’, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 01.07.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile TEDAŞ Genel Müdürlüğü vekillerinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptıkları görev itirazının reddedilmesi ve davalılardan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı açısından, davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının hissedar olduğu taşınmazın, imar planında “kentsel rekreasyon alanı” olarak ayrılması ve taşınmaz üzerinde enerji nakil hattı bulunmasından dolayı kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın tapu kaydının el attıkları paylar oranında davalı idareler adına tescili ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 1.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte, davalı idarelerden tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde;“Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Dava dosyası üzerinde yapılan incelemede; dava konusu 44744 ada 1 parsel taşınmazın 625/132233 payının 16.11.2012 tarihinde davacı tarafından satın alındığı, tapu kaydının beyanlar hanesinde TEK Genel Müdürlüğü lehine 04.08.1983 - 07.09.1987 tarihli kamulaştırma şerhi, TEAŞ ve TEİAŞ Genel Müdürlüğü lehine 24.05.1995 - 25.03.1996 tarihli irtifak hakkı tesisi ile TEK Genel Müdürlüğü lehine 16.04.1993 tarihli irtifak hakkı tesisi kurulduğu ve mahallinde yapılan keşif sonrasında verilen bilirkişi raporunda taşınmaz üzerinde enerji nakil hattı olduğu tespit edilmiştir.

Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa konu parselin imar planında kentsel rekreasyon alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, başvurusunun kabulü ile davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, davanın, taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 06.02.2013 gün ve E:2012/597 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 01.07.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/762

KARAR NO:2013/1083

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: A.U. (Kendi adına asaleten, V.U. adına velayeten)

Vekili : Av. F.S.- Av. İ.H.

Davalı: KaR.olları 9. Bölge Müdürlüğü

Vekili : Av.M.Ş.A.

O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; 06.07.2010 tarihinde Diyarbakır’dan Bismil’e gitmekte olan ve sürücüsü A.U. olan 21…. plakalı aracın kaza yaptığını, kaza sonucu davacılardan A.’ın eşi diğer davacının annesi olan H.U.’un vefat ettiğini, kazayla ilgili olarak Bismil Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2011/14 değişik İş Nolu tespit dosyasında alınan bilirkişi raporunda davalı idarenin hizmet kusuru olduğu, davalı idarenin kusurunun 6/8 oranında belirlendiği, manevi zararın tazmini için 03.10.2011 tarihinde davalı idareye yapılan başvurunun yoldan kaynaklanan bir sorun olmaması nedeniyle reddedildiğini, davaya konu trafik kazası nedeniyle davacıların duyduğu yoğun acı ve üzüntüyü kısmen azaltmak maksadıyla fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla; davalı Karayolları Genel Müdürlüğü’nden davacı A.U. için 40.000,00TL, küçük V.U. için de “20.000,00TL olmak üzere Toplam 60.000,00TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 03.10.2011 tarihinden itibaren ticari temerrüt (avans) faizi birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle 17.11.2011 tarihinde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

Davalı vekili, cevap dilekçesinde; idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan davanın idari yargıda görülmesi gerektiğini belirterek görev itirazında bulunmuş, işin esası bakımından da davalı idarenin olayın meydana gelmesinde herhangi bir kusuru olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi; 18.09.2012 gün ve E: 2011/499, K: 2012/387 sayı ile özetle; açılan davada 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. Maddesinin uygulanamayacağını, davanın dayanağı olan trafik kazasında işleteni veya sahibi diğer kamu kuruluşları olan araçların yer almadığı, davanın adli yargıda açılmasının temel dayanağının 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nun 3. Maddesi olduğu, bu madde de “her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara Asliye Hukuk Mahkemeleri bakar” düzenlemesinin yer aldığı, bu düzenlemenin ise Anayasa Mahkemesinin 16.02.2012 tarih 2011/ 35 esas sayılı kararıyla iptal edilerek Resmi Gazetede yayınlandığı, 6100 sayılı HMK’nun 3. Maddesinin iptal edilmesi sonucu adli yargıda bu tür davaların görülmesinin yasal dayanağı kalmadığı, iptal sonucunu sağlayan Anayasa Mahkemesi kararının göreve ilişkin olması, usul yasasında değişikliğe sebebiyet vermesi sebebiyle resen nazara alındığından bahisle açılan davanın HMK 114/1-b maddesinde dava şartlarından sayılan “yargı yolunun caiz olması” şartı bulunmadığından HMK 115/2. Maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiş ve bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez aynı istemle 12.11.2012 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi; 07.03.2013 gün ve E:2012/1014 sayı ile özetle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun Görevli ve Yetkili Mahkeme başlıklı 110. Maddesinde “ işleteni veya sahibi Devlet ve Diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentanın bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir” hükmüne yer verildiğini, davacının dayanağı olan trafik kazasında işleteni veya sahibi devlet veya diğer kamu kuruluşları olan araçların yer almadığı belirtilmişse de anılan Kanun maddesinde işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği hükme bağlandığından bu tür uyuşmazlıkların adli yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiğini belirterek, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Ankara 24.Asliye Hukuk Mahkemesi'nde bulunan dava dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosyanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesince bu konuda karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 01.07.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa’dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa’nın 19. maddesinde öngörülen biçimde, davalı Karayolları Genel Müdürlüğü bakımından olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Diyarbakır- Batman D-370 Karayolunun Üçtepe mevkii 42.3 km de bölünmüş yolda, gevşek malzeme ve yolun tam ortasında bulunan 2.5-3 metrelik çukur nedeniyle meydana gelen trafik kazasında davacıların yakınlarını kaybetmelerinden dolayı uğranıldığı ileri sürülen manevi zararın tazminine ilişkindir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun Karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.

Öte yandan 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda; davacıların eşi ve annesi olan V.U.’un 06.07.2010 tarihinde Diyarbakır’dan Bismil’e giden 21…… plakalı araç içerisinde yolcu olarak seyir halinde iken, şeridin yanındaki banketlerde bulunan gevşek ve iri mucura kapılarak hakimiyetini kaybeden sürücünün bölünmüş yolun ortasında bulunan su tahliye kanalına sürüklendikten sonra, yine yolun tam ortasında bulunan yaklaşık 2,5- 3 metrelik çukura aracın ön tarafının çakılması sonucu vefat ettiği, davacılar vekili tarafından manevi zararlarının tazmini için adli yargıda dava açtığı ancak davanın görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmesi üzerine idari yargıda dava açtığı anlaşılmıştır.

Belediye aleyhine idare mahkemesinde açılan başka bir tazminat talepli tam yargı davasında, İdare Mahkemesi 2918 sayılı Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemesinin bu iki cümlenin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 08.12.2011 gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı, 08.11.2012 gün ve E:2012/118, K:2012/170 sayı ve 28.05.2013 gün ve E:2013/59, K:2013/68 sayılı aynı içerikli kararları ile; “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme değildir.

Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.” Kararına varmıştır.

Bu durumda,2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir konuda İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 18.09.2012 gün ve E: 2011/499, K: 2012/387 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 01.07.2013 gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Davalı idarenin Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu meydana gelen kazada, davacının uğradığı maddi zararın tazmini istemi ile Adli Yargı İlk Derece Mahkemesinde dava açılmış,

Adli Yargıda yapılan yargılama sonucunda "idarenin Hizmet Kusuruna dayalı açılan davaların tam yargı davası niteliğinde bulunduğu, idari yargıda açılması gerektiği" gerekçesi ile dava dilekçesi yargı yolu yönünden reddedilmiş,

Kararın kesinleşmesi üzerine bu kez davacı vekilince aynı istekle İdari Yargıda dava ikame edilmiş,

İdare Mahkemesince yargılama sırasında 2918 sayılı yasadan doğan tüm sorumluluk davalarının Adli Yargıda görüleceği, uyuşmazlığın çözümlenmesinin Adli Yargının görev alanında bulunduğu gerekçesiyle görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı yasanın 19. maddesi gereğince dosya Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmiştir.

Yüksek Mahkemece yapılan inceleme sonucunda "2918 Sayılı Yasa'nın 110.maddesi hükümleri gözetildiğinde davanın Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği" düşüncesi ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına, Adli Yargının görevli olduğuna oyçokluğuyla kesin olarak karar verilmiştir.

Sayın çoğunluğun uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden düşüncesine iştirak edilmesi mümkün değildir.

Zira; Davada, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir.

2918 Sayılı Yasanın KTK'nm 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" İdarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş,

6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca kaR.ollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımım yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş,

TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış,

2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır.

Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Sayın çoğunluk, Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.

11.01.2011 gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1 .fıkra ile "inleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür..." hükmü getirilmiştir.

Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır.

Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir.

Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nm 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır.

Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nm amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.

2918 sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir.

Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı vs.)

Somut uyuşmazlıkta davanın Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına,

2918 Sayılı Yasa'nm 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,

Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,

Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari Yargının görevli olmasına göre,

Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin başvurusunun reddi ile uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğunun kabulüne karar verilmesi gerekirken başvurunun kabulü ile uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluk görüşene karşıyım.

 

 

Üye

Eyüp Sabri BAYDAR

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/764

KARAR NO:2013/1084

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Halk Eğitim merkezinde kursiyer olarak çalışan davacının, çalıştığı süre için talep ettiği kıdem tazminatı alacağının tahsili istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: D.E.

Vekili: Av. M.S.Y.K.

Davalı: 1-Kaymakamlık Makamı (Sosyal Day. ve Yardımlaşma Fonu Ayakkabı Atölyesi)

2- Milli Eğitim Bakanlığı (Zile Halk Eğitim Merkezi Akşam Sanat Okulu Md.lüğü

Ayakkabıcılık Kursu)

O L A Y : Davacı vekili özetle; davacı D.E.’in Zile Halk Eğitim Merkezine ait Ayakkabı Atölyesinde 12.12.1988 tarihinden 30.03.2007 tarihine kadar çalıştığını, 30.03.2007 tarihinde işverenin işyerini kapatarak davacıyı işten çıkartıp görevine son vermesine rağmen davalı işveren tarafından ihbar ve kıdem tazimatı ödenmediği gibi davacının kullanmadığı yıllık izinlerinin karşılığı olan yıllık izin ücretlerinin ödenmediğini de açıklayarak fazlaya ait hak ve alacakları saklı kalmak kaydı ile 20.06.1990-30.03.2007 tarihleri arasında çalıştığının tesbitine, işten çıkarılma tarihinden itibaren işleyecek mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte 6000,00 TL kıdem, 1.050,00TL ihbar, 3.000,00TL yıllık izin ücreti, 1.250,00TL ücret farkının davalıdan tahsili istemiyle 12.04.2011 tarihinde adli yargıda dava açmıştır.

Zile Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi sıfatıyla) yargılamanın devamı sırasında davacı tarafından açılan kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve işçi alacakları davasının tefrikine karar verilerek ayrı bir esasa kaydedilmiş ve yargılama 2011/406 Esas üzerinden devam etmiştir.

ZİLE ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA): 21.11.2011 gün ve E: 2011/406 K: 2011/417 sayılı kararında özetle; davacı ile davalı kurum arasında hizmet ilişkisinin bulunmadığını, davacının Zile Halk Eğitim Merkezi ve Akşam Sanat Okulunda kursiyer olduğu, bu kişilere ödenecek ücretin 3423 sayılı Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Mesleki ve Teknik Öğretim Okulları Döner Sermayesi Hakkında Kanunun 5. Maddesi ile Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çıkarılmış bulunan Döner Sermaye İşletmeleri Çalışma Yönergesi ile düzenlenmiş olduğundan davanın idari yargıda görülmesi gerektiği gerekçesi ile mahkemenin görevsizliğine, dava dilekçesinin bu sebeple reddine karar verilmiştir.

Görevsizlik kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 04.12.2012 gün E: 2012/13912 K: 2012/40601 sayılı kararında özetle; karar tarihi itibariyle 6100 sayılı HMK hükümleri dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmiş olmasının bozma sebebi ise de, yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hüküm fıkrasının 1. Bendinin tamamen silinerek yerine “ Davanın idari yargıda görülmesi gerektiği ve bu sebeple yargı yolu bakımından mahkememizin görevsiz olduğu anlaşıldığından mahkememizin görevsizliğine” yazılmasına hükmün bu şekilde düzeltilerek onanmasına karar verilerek görevsizlik kararı kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez, işten çıkarılma tarihinden itibaren işleyecek mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte 6000,00 TL kıdem, 1.050,00TL ihbar, 3.000,00TL yıllık izin ücreti, 1.250,00TL ücret farkının davalıdan tahsili istemiyle 06.02.2013 tarihinde idari yargıda dava açmıştır.

TOKAT İDARE MAHKEMESİ; 10.04.2013 gün ve E:2013/76 sayı ile davacı ile idare arasında imzalanmış bir iş akdi bulunmadığı, davacının kursiyer olarak gözüktüğü, sonuç olarak davacının kamu personel rejimine tabi olmadığı, ileri sürdüğü iddiaların niteliği itibariyle işçi olduğunu ileri süren davacının talep ettiği tazminatın İş Kanunun hükümlerinden kaynaklanan haklar olduğu, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. Maddesinde, İş kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuki uyuşmazlıkların İş Mahkemelerinde çözümleneceğinin belirtildiği, davanın çözümünde alacağın niteliğinin önem taşıdığı, bu kapsamda davacının işçi sayılıp sayılamayacağına karar verme ve buna bağlı olarak talep ettiği hakları alıp alamayacağını araştırma görevinin adli yargıya ait bulunması nedeniyle davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı (İş Mahkemesi) yerinin görevli olduğu sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Mahkemelerinin görevli olmadığına, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca, görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına karar verilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 01.07.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; idari yargı dosyası, son görevsizlik kararını veren Mahkemece gönderildiği, adli yargı dosyası da ilgili Mahkemesinden getirtilerek, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı Zile Halk Eğitim Merkezine ve Akşam Sanat Okuluna ait Ayakkabı imalat atölyesinde çalıştığı, fazla mesai yaptığı ve anılan Merkez tarafından öğrenci karnesi ve T.C. Ziraat Bankası kanalı ile düzenli olarak çalışmakta iken, kursun kapatılması nedeniyle 30.03.2007 tarihi itibariyle görevine son verildiğinin sözlü olarak kendisine bildirilmesi üzerine, fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ve fazla çalışma ücretiyle ücret farkının ödenmesi istemiyle dava açmıştır.

Davacının çalıştığı dönemde halen yürürlükte olan 22/05/2003 kabul tarihli, 10/06/2003 tarih ve 25134 sayılı R.G.de yayımlanan 4857 sayılı Kanunun 120. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1475 sayılı İş Kanunu 1.maddesinde işçinin tanımı yapılmıştır. Buna göre; “Bir hizmet akdine dayanarak herhangi bir işte ücret karşılığı çalışan kişiye işçi, işçi çalıştıran tüzel veya gerçek kişiye işveren, işin yapıldığı yere işyeri denir.”

26.01.2006 tarihli 5450 sayılı Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Mesleki Ve Teknik Öğretim Okulları Döner Sermayesi Hakkında Kanun’un 5. Maddesinde ; “Mesleki ve teknik öğretim okulları döner sermaye atölyelerinin muamelatı, idare tarzı ve siparişlerden alınacak ücretlerle bu atölyelerde yapılan sipariş işlerinde çalıştırılacak talebeye umumi hasılattan verilecek ücretler Maliye ve Milli Eğitim Bakanlığınca müşterek tesbit olunur.”

Milli Eğitim Bakanlığı İşletmeler Dairesi Başkanlığı Döner Sermaye İşletmeleri Çalışma Yönergesi’nin 13. Maddesinde “sürekli işçi kadroları”nın kapsamının belirlediği,

a) Bakanlıkça tahsisli ve vizeli işçi kadrosu verilmeyen işletmelerin işçi çalıştırmaları mümkün değildir. Kadrosuz işçi çalıştırmak suç olduğu gibi bu işçilere ödenen ücretlerde sorumlulardan geriye tahsil edilir, .

b) Sürekli işçi kadrolarının işletmelere göre dağılımı yeniden düzenlenerek, Devlet Personel Başkanlığı ile Maliye ve Gümrük Bakanlığı'na vize ettirilmiştir, (Ek : 6)

c) Her işletme kendisine tahsis edilen bu sürekli işçi kadrolarında boş varsa veya herhangi bir nedenle boşalırsa (emeklilik, ölüm, istifa vb.) bu boş kadrolara işletmeler Dairesi Başkanlığı'nın izni alınmadan kesinlikle işçi alınmayacaktır.

d) Başkanlığın yazılı müsaadesi olmadan işçilerin işine son verilmeyecektir.

e) Kendi isteği ile ayrılan veya ölen işçilerin durumu derhal Başkanlığa bildirilecektir.

f) Bu kadroda çalışan işçilerin emekli olmaları, işten ayrılmaları veya işten çıkarılmaları halinde Başkanlığın uygun görüşü alınmadan herhangi bir ad altında tazminat ödenmeyecektir. Bu konudaki izin talep yazılarında; emekliliğin türü (yaşlılık, malulen vb) işten çıkış yada çıkarılış nedeni, döner sermayede çalıştığı süre (yıl, ve ay olarak) son aldığı ücret vs sigorta sicil numarası bildirilecektir

Aynı yasanın 42. maddesinde ;

a) Döner sermayede siparişler üzerinde fiilen çalışan öğrenciye atölye şeflerince takdir edilen ücret ödenir. Ancak, bu ücret saat başına 200- liR.ı geçemez.

DEĞİŞİKLİK : - 3423 sayılı kanun kapsamında çalışan öğrenciler için;

a) Her dereceli Mesleki ve Teknik Öğretim okul ve kurumlarında öğrenim gören öğrencilere öğrenci hakkı olarak saat başına azami, günlük asgari ücretin 1/8'i kadar ücret ödenir.

b) Her dereceli Mesleki ve Teknik Öğretim Okul ve Kurumlarında üretim işlerinde çalışan öğrencilerle, kursiyer, stajyer öğrencilerin işçilikleri atölye şefleri tarafından takdir edilir.

-3308 sayılı kanun kapsamında çalışan öğrenciler için; yaşına uygun asgari ücretin %30'undan aşağı olmamak üzere ücret ödenir. Asgari Ücret Tespit Komisyonunun belirlediği yaşına uygun asgari ücrete göre saat ücreti belirlenir.)

b) Öğrenci ücretleri gelir vergisinden muaf olduğundan, bu ücretten sadece % 06 damga, vergisi kesilerek, kalanı net olarak ödenir.

c) Öğrenci ücretleri takip eden ayın 10 una kadar ödenir.

d) Kız Teknik Öğretim Olgunlaşma Enstitüleri, Pratik Kız Sanat Okulları, Pratik Erkek Sanat Okulları ve Halk Eğitim merkezlerindeki kursiyerler öğrenci gibi değerlendirilmeyecek, iş becerisi iyi olan kursiyerlere (a) fıkrasına göre ücret ödenir.

e) Yapılacak işlerde işçilik tutarı hesaplanırken (tahsis edilirken) öğrenci hakkı da içinde olacaktır. Yani ödenen işçilik ücreti ile öğrenci hakkının toplamı o iş için tahsis edilen işçilik tutarını aşmayacaktır.

f) Sadece ikinci ve üçüncü sınıf öğrencilerine ücret ödenecektir “ şeklindeki düzenlemelerle Milli Eğitim Bakanlığına bağlı mesleki ve teknik öğretim okullarında çalıştırılacak öğrencilere esas çalıştırılma ve ücret esaslarının belirlendiği görülmektedir.

Dava dosyasında yapılan incelemede; davacının davalıya bağlı okulda bir hizmet akdine bağlı olarak çalışmadığı, 30.06.1989 tarihinde “Temel Ayakkabıcılık”, 20.06.1990 tarihinde “Ayakkabıcılık” kurs bitirme belgelerini, 19.09.1999 tarihinde de “Ayakkabıcılık Ustalık” belgesini aldığı, sigortalı olarak ilk işe giriş tarihinin 01.05.1993 olduğu ve 1995-2007 tarihleri arasında da kursiyer sıfatı ile çalıştırıldığı anlaşılmaktadır.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

c) (Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir “ denilmek sureti ile idari yargıda görülecek dava ve işler sayılmıştır.

506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 2. Maddesinde “Bir hizmet akdine dayanarak birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar…” denilmiş, aynı Yasanın “Uyuşmazlıkların Çözüm Yeri” Başlıklı 134. maddesinde, “Bu kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görülür” hükmüne yer verilmiştir.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesinde, “İş Kanununa göre işçi sayılankimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.

 Bu mahkemeler:

 A) 5018 sayılı kanunun 4 üncü maddesinin (E) fıkrasına göre sendikaların açacakları ve bu sıfatla aleyhlerine açılacak hukuk davalarına;

 B) İşçi Sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara da bakarlar.

 İş mahkemesi kurulmamış olan yerlerdeki bu davalara o yerde görevlendirilecek mahkeme tarafından, temsilci üyeler alınmaksızın, bu kanundaki esas ve usullere göre bakılır.

 Fiili ve hukuki imkansızlıklar dolayısıyla iş mahkemesinin toplu olarak görevini yapamadığı hallerde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.” denilmiştir.

22/05/2003 tarihli ve 4857 sayılı Kanunun 120 nci maddesiyle, 1475 sayılı İş Kanununun “Kıdem Tazminatı” başlıklı 14 üncü maddesinde düzenlenen hükümler hariç diğer maddeleri yürürlükten kaldırılmış vemetinden çıkartılmıştır.

Başka bir anlatımla, kıdem tazminatı 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14.maddesinde hüküm altına alınmış, 4857 sayılı İş Kanununda da kıdem tazminatı ile ilgili bazı düzenlemelere yer verilmiştir.

506 sayılı yasa hükümleri 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 106. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bu kanunun 101. maddesinde “Bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür” denilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; davacının davalıya bağlı okulda bir hizmet akdine bağlı olarak çalışmadığı, 30.06.1989 tarihinde “Temel Ayakkabıcılık”, 20.06.1990 tarihinde “Ayakkabıcılık” kurs bitirme belgelerini, 19.09.1999 tarihinde de “Ayakkabıcılık Ustalık” belgesini aldığı, sigortalı olarak ilk işe giriş tarihinin 01.05.1993 olduğu ve 1995-2007 tarihleri arasında da kursiyer sıfatı ile çalıştırıldığı anlaşılmaktadır.

Davacının, 506 sayılı Yasa yürürlükte iken işe alınarak kursiyer olarak çalıştığı, anlaşmazlığın davacıya 1475 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre kıdem ve ihbar tazminatı ödenip ödenmeyeceğine ilişkin bulunduğu ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın 5510 sayılı Yasanın 101. maddesi yürürlükte iken ortaya çıktığı gözetildiğinde, kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi isteminin adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Tokat İdare Mahkemesi’nin başvurusunun kabulü ile Zile Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Tokat İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Zile Asliye Hukuk Mahkemesi’nin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 21.11.2011 gün ve E: 2011/406 K: 2011/417 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 01.07.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/765

KARAR NO:2013/1085

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Giresun İl Telekom Müdürlüğünde 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi teknisyen yardımcısı olarak görev yapan davacının, tekniker kadrosuna atanması isteminin reddine ilişkin işlemi iptal eden Ordu İdare Mahkemesi kararının uygulanması suretiyle teknikerlik kadrosuna atanması ve ücret kayıplarının ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: V.H.

Davalı: Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. A.Ç.

O L A Y : Davacı dava dilekçesinde; Giresun İl Telekom Müdürlüğünde 399 sayılı KHK hükümlerine göre kadrolu / sözleşmeli statüsünde teknisyen yardımcısı olarak görev yaptığını; K.T.Ü. Giresun M.Y.O.Elektrik Bölümünden 28/07/2004 tarihinde mezun olduğunu;

Davalı Kuruma 11.08.2004 tarihinde yaptığı başvuruyla; Giresun Meslek Yüksek Okulu Elektrik Bölümünü bitirdiğini ve bu nedenle hakkında kurum içi unvan yükselmesi yapılarak tekniker olarak atanmasını talep etmiş olmasına rağmen, bu isteğinin 13.08.2004 tarihli işlemiyle reddedildiğini; bu işlemin iptaline yönelik Ordu İdare Mahkemesinin E:2004/702 sayılı dosyasında açtığı davanın, Mahkemenin 22.04.2005 tarihli ve K:2005/1252 sayılı ilamıyla reddedildiğini; ancak mezkur mahkeme ilamının bozulması için temyiz yoluna başvurduğunu;başvurusunu inceleyen Danıştay Beşinci Dairesinin 18.09.2007 tarih ve 2007/4759 K.sayılı ilamında; “ ….. 4502 sayılı Yasanın Geçici 4. maddesinde yer verilen” bu kanunun yürürlüğe giriş tarihinde Türk Telekom’da 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta olanlardan isteyenler iş mevzuatına tabi personel statüsüne geçirilir. İş mevzuatına tabi personel statüsüne geçmek istemeyenlerin mevcut statü, sosyal ve özlük haklarıyla istihdamlarına devam olunur” hükmü ile iş mevzuatına geçmek istemeyen 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye tabi kadrolu veya sözleşmeli personelin statüleri, sosyal ve özlük hakları korunmak suretiyle ve görevde yükselmelerine de olanak sağlayacak biçimde düzenlenmiştir. Buna göre davacının başvurusunun 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri ile ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği halde belirtilen biçimde değerlendirme yapılmaksızın başvurusunun reddinde ve anılan işleme karşı açılan davanın reddi yolunda İdare Mahkemesince verilen kararda hukuka uyarlılık bulunmamaktadır.” denilmek suretiyle temyiz isteminin kabulüne ve Ordu İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verdiğini; Ordu İdare Mahkemesinin, Danıştay Beşinci Dairesinin söz konusu bozma kararına uymak suretiyle, 31/12/2007 tarih, E:2007/1490 ve K:2007/1780 sayılı kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar verdiğini; kararın 15/02/2008 tarihinde davalı idareye tebliğ edilmesine davalı Kurumun İYUK.'nun 28. maddesi gereğince, Mahkeme kararının uygulanmasına yönelik herhangi bir işlem yapmadığını; Mahkeme kararının idareye tebliğinden yaklaşık bir yıla yakın bir süre geçmesine rağmen kararın gereğini yapmayan davalı kuruma, 24.12.2009 tarihinde yaptığı idari başvuruyla; Mahkeme kararının uygulanarak teknikerlik kadrosuna atamasının yapılmasını, ücret kayıplarının da hesaplanarak tarafına ödenmesini talep ettiğini;ancak davalı İdarenin,07.01.2010 tarihinde tarafına vermiş olduğu cevabi yazıda " ... bu kapsamda açılan davalar için verilen kararlar çerçevesinde şirketimizce herhangi bir işlem yapılamamaktadır". demek suretiyle talebini reddettiğini; davalı idarenin, unvan yükselmesiyle ilgili gerekli şartları taşımasına ve Ordu İdare Mahkemesinin ilamına rağmen atanma istemini reddetmesinin ve bu bağlamda yüksek mahkeme kararında da vurgulandığı üzere unvan yükselmesi olanağı yasayla güvence altına alınmışken, tebliğlere atıfta bulunarak teknikerlik kadrosuna yükselmesini engellemesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu; davalının kimi personelin unvanını yükseltirken, bütün şartlarını taşımasına rağmen kendisini teknikerlik kadrosuna boş pozisyon olmadığı gerekçesiyle atamamasının,Anayasanın 10. maddesinde ifadesini bulan kanun önünde eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiğini; Uyuşmazlık Mahkemesinin 03.04.2006 tarih ve E:2005/94 K:2006/38 sayılı İlamında, Türk Telekom ile Kapsam Dışı Personeli arasında özelleştirme tarihinden önceki uyuşmazlıkların İdari Yargı Yerinde Çözümlenmesi gerektiğinin belirtildiğini, bu bağlamda davalı Türk Telekom ile aralarındaki uyuşmazlığın,özelleştirme tarihinden (14.11.2005) önce doğması nedeniyle, bu davada mahkemenin görevli olduğunu ifade ederek, sonuçta;Davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğü Giresun İl Telekom Müdürlüğünün teknikerlik kadrosuna atanma isteminin reddine ilişkin 07.01.2010 tarih ve TTŞ.4.28.00.13/150078/121 sayılı işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde 26.01.2010 tarihinde dava açmıştır.

ORDU İDARE MAHKEMESİ: 11.02.2010 gün ve E:2010/102 K:2010/95 sayı ile özetle; Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin kamu kuruluşu niteliğinin ortadan kalkmış olması ve İdare Mahkemelerinin göreve alanına kamu kurum ve kuruluşlarına karşı açılan iptal ve tam yargı davalarının oluşturması karşısında; davacının 14.11.2005 tarihinden itibaren özel hukuk hükümlerine tabi bir özel şirkete dönüşen davalı şirkette tekniker kadrosuna atanmak istemiyle yaptığı 24.12.2009 tarihli başvurunun reddi üzerine açılan davanın görüm ve çözümünde Adli Yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

Görevsizlik kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

DANIŞTAY 5.DAİRESİ: 28.06.2011 gün ve E: 2010/2622 K: 2011/3686 sayılı kararında özetle; yönetsel yargı yerince verilen bir kararın uygulanması isteminin reddi üzerine açılan davanın yine yönetsel yargı yerinde görülmesi gerekçesiyle Ordu İdare Mahkemesinin görevsizliğe ilişkin kararının bozulmasına karar verilmiş, davalı vekilinin karar düzeltme talebi de reddedilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyulmuştur.

Davalı vekilince birinci savunma dilekçesinde, davanın adli yargının görev alanına girdiği öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

Davalı İdarenin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki dilekçesi üzerine, dava dilekçesi ve eklerinin birer örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

 YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI:

 Telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel" olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom'un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50'nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğunun tartışmasız bulunduğu;özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55'i, Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)'nin % 55 oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Kararı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'ne satıldığı;Anayasa'nın 128. maddesinde, "Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür" hükmünün yer aldığı; 406 sayılı Yasa'nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır.... " hükmünün yer aldığı; her ne kadar Ordu İdare Mahkemesinin 31.12.2007 tarih ve 2007/1490 esas, 2007/1780 sayılı kararı ile iptal edilen işlemin tesis tarihi özelleştirme tarihinden önce ise de, uyuşmazlık konusu davanın bağımsız bir dava olduğu; konusunun, davalı mevkiindeki Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin 25.02.2009 tarih ve 1153 sayılı işleminin iptaline ilişkin bulunduğu;bu duruma göre, davalı Türk Telekom hisselerinin devrinin fiilen gerçekleştiği tarihten sonra davacıyla, davalı Şirket arasındaki uyuşmazlığın, bir özel hukuk ilişkisi niteliğini taşıması nedeniyle davacının, Ordu İdare Mahkemesinin 31.12.2007 tarihli kararının uygulanması için davalı kuruma yapılan başvurunun reddine ilişkin Giresun İl Telekom Müdürlüğünün 07.01.2010 tarih ve 121 sayılı işleminin, davalı şirketin yetkili organı tarafından tesis edilmiş bir işlem olduğu;öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sının" başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: "a) (Değişik: 8.6.2000-4577/5md) idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, / b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, / c)(Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar."ın İdari dava türleri olarak sayıldığı; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceği; dolayısıyla, dava konusu olan ve iptal edilmesi talep edilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin davalı olması karşısında, ortada idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmenin olanaksız olduğu;belirtilen tüm bu hususlara göre, davacının isteminin özelleştirilen kuruluş tarafından reddedilmesi üzerine açılan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle;2247 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinden istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 01.07.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin anılan Yasa’nın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Giresun İl Telekom Müdürlüğünde 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi teknisyen yardımcısı olarak görev yapan davacının, tekniker kadrosuna atanması isteminin reddine ilişkin işlemi iptal eden Ordu İdare Mahkemesi kararının uygulanması suretiyle teknikerlik kadrosuna atanması ve ücret kayıplarının ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Yargı kararının yerine getirilmemesinden doğan sorumluluk davası; maddi ve manevi tazminat istemli açılabileceği gibi tam yargı davası şeklinde de açılabilir.

Anayasa Mahkemesi’ne 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan “...kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabilir.” ibaresinin, Anayasa’nın 129. maddesine aykırılığı savıyla yapılan başvuru sonucu 27.09.2012 gün E:2012/22 K:2012/133 sayı ile “…Başvuru kararında, Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanmalarından kaynaklanan zararlar nedeniyle kendilerine tazminat davası açılamayacağının belirtildiği, Anayasa’da bunun istisnasının da düzenlenmediği, ancak, itiraz konusu ibare ile Anayasa’nın bu hükmünün aksine kamu görevlisine karşı dava açma hakkının tanındığı, bu nedenle, itiraz konusu ibarenin Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrasına aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinin birinci fıkrasında; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği, ancak, haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar hakkında, bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem tesis edileceği belirtilmektedir. Maddenin üçüncü fıkrasında; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabileceği hüküm altına alınmaktadır. Maddenin itiraz konusu ibarenin de bulunduğu dördüncü fıkrasında ise; mahkeme kararlarının otuz gün içinde kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgilinin, idare aleyhine dava açabileceği gibi, kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabileceği öngörülmektedir. Bu hüküm uyarınca, idarenin yanı sıra, mahkeme kararını kasten uygulamayan kamu görevlisinin sorumluluğu da kabul edilmiş olmaktadır.

Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrasında; “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” denilmektedir.

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukukun ve adaletin en somut yansıması olan mahkeme kararlarının uygulanması, hukuk devleti ilkesi ve onun vazgeçilmez koşullarından biri olan hukuka bağlı idare anlayışının gereğidir.

Anayasa’nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında, “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” denilmektedir. Bu hükme göre, kamu görevlileri de mahkeme kararlarını yerine getirmek zorunda olup, bu konuda seçim hakları bulunmamaktadır. Kaldı ki, mahkeme kararlarını kasten yerine getirmeyen memur ve diğer kamu görevlilerinin eylemleri suç oluşturmaktadır. Bu bağlamda, Anayasa’nın 138. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca mahkeme kararlarını uygulayıp uygulamama konusunda seçim hakkı bulunmayan kamu görevlilerinin, yargı kararlarını kasten yerine getirmeme eylemleri, Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrası kapsamında değildir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu ibare Anayasa’nın 129. maddesine aykırı değildir…” denilmek suretiyle yapılan başvurunun reddine karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararında da belirtildiği gibi, mahkeme kararlarının kamu görevlileri tarafından yerine getirilmemesi durumunda, zarar görenler dilerse idareye karşı dava açabileceği gibi kararı kasten yerine getirmeyen kamu görevlileri aleyhine de dava açılabilecektir.

Ordu İdare Mahkemesi’nin 15.02.2008 tarihinde kesinleşen iptal kararı sonrasında, davacının 24.02.2009 tarihinde bu karar gereğinin yerine getirilmesi amacıyla yaptığı başvuru davalı kurumun 07.01.2010 tarihli işlemi ile reddedilmiş, davacı bu işlemin iptali istemiyle 26.01.2010 tarihinde idari yargıda dava açmıştır. Davacının tekniker kadrosuna atanması talebi ile davalı kuruma ilk başvuru 11.08.2004 tarihinde yapılmış olup; gerek bu tarihte gerekse bu talebin reddine dair işlemin tesis edildiği 13.08.2004 tarihinde davalı Telekom’un henüz özelleştirilmediği ve bir kamu kurumu niteliği taşıdığı tartışmasızdır. Davalı Telekom A.Ş. 14.11.2005 tarihinde özelleşmiş olduğundan; davalı hakkındaki iptal kararının kesinleştiği 15.02.2008 tarihinde Telekom’un özel hukuk hükümlerine tabi bir şirket statüsünde bulunduğu açıktır. Bu durumda, öğreti ve idari yargı içtihatları uyarınca, idari yargı yerince verilen bir kararın uygulanması isteminin reddi üzerine açılan davanın yine idari yargı yerinde görülmesi gerektiği söylenebilir ise de; davanın somutunda gerek davacı hakkındaki iptal kararının kesinleştiği ( 15.02.2008), gerek bu kararın uygulanamayacağı yolundaki davalı tasarrufunun tesis edildiği (07.01.2010), gerekse de davacının bu işleme karşı yeniden idari yargıya başvurduğu ( 26.01.2010) tarihlerde artık davalı Telekom bir kamu kurumu mahiyetinde olmayıp, özel hukuk hükümlerine tâbi bir şirket statüsünde bulunduğundan; yargı kararının yerine getirilmemesi işleminin iptali ( iptal davası kılığını girmiş tam yargı davası ) isteminde bulunduğu tarihte davalı konumunda bir kamu kurumunun mevcut bulunmayışı kaynaklı bir fiili imkânsızlık hali söz konusu olmaktadır. Diğer bir deyişle, “ idari işlem-bunun iptali- bu iptal kararının yerine getirilememesi- bu işlemin ( gerçekte eylemin) iptali için yeniden dava açılması” şeklinde cereyan eden safahatta, idari yargı yerinde açılacak bir davada muhatap (davalı) olarak bir kamu kurumunu gösterebilmek imkânsız hale geldiğinden; idare mahkemesinde yargı kararının yerine getirilmemesi hukuki nedenine dayalı bir tam yargı davası açılamayacaktır. Çünkü, özel hukuka tabi tüzel kişilerin idari yargı yerinde hasım ( davalı) sıfatları mevcut olmayıp; her halükârda davalının bir “ idare ( kamu kurumu)” olması gerekmektedir. Şu halde, mevcut bu “fiili imkânsızlık” hali dolayısıyla davacının davasını açabileceği ve davalıdan talepte bulunabileceği yegâne yargı yeri artık adliye mahkemeleri olmak durumundadır.

Öte yandan, aşağıda açıklanan hukuki nedenler gözetildiğinde de aynı sonuca varmak mümkündür:

1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.

27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır”; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır…” denilmiştir.

Öte yandan; 406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, “Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı %50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003 tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK’nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.

Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom’un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır.

Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ne satılmıştır.

Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:

Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000 tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisaditeşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.

Anılan 4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksengün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personeleliyleyürütülür.BupersonelhakkındabuKanundaöngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü:(Ek ibare: 12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır.(Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur” hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.

406 sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve 24010(Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.

Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2.7.2004 tarihleri arasında geçerli olmuştur.

Anayasa’nın 128. maddesinde, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür” denilmiştir.

406 sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun’la değişik birinci fıkrasında, “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…” denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom’da 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.

Olayda, Giresun İl Telekom Müdürlüğünde 399 sayılı KHK'ye tabi teknisyen yardımcısı olarak görev yapan davacının, tekniker kadrosuna atanması isteminin reddine ilişkin 11.08.2004 tarihli işlemin iptali istemiyle açtığı davanın Ordu İdare Mahkemesinin 22.4.2005 günlü, E:2004/702, K:2005/1252 sayılı kararı ile reddedildiği, bu kararın temyiz incelemesi sırasında, Türk Telekomünikasyon A.Ş.'deki tamamı hazineye ait bulunan hisselerden %55'inin Bakanlar Kurulu'nun 25.7.2005 günlü, 2005/9146 sayılı kararı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'ne satıldığı, anılan Mahkeme kararının Danıştay Beşinci Dairesinin 18.09.2007 gün ve K:2007/4759 sayılı kararıyla bozulduğu, Ordu İdare Mahkemesinin, 31.12.2007 günlü, E:2007/1490, K:2007/1780 sayılı kararıyla bozma kararına uyularak, dava konusu işlemin iptal edildiği, bu kararın 15.02.2008 tarihinde davalıya tebliğ edildiği, davacının, mahkeme kararına uyularak atamasının yapılması ve ücret kayıplarının ödenmesi istemiyle 24.12.2009 tarihinde yaptığı başvurunun 07.01.2010 tarih ve TTŞ.4.28.00.13/150078/121 sayılı işlemle reddedilmesi üzerine, bu işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:

“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

c) (Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” denilerek kuralda idari dava türleri belirtilmiş olup; idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabileceği kuşkusuzdur.

İncelenen uyuşmazlıkta, davalının 14.11.2005 tarihinde özelleştirilerek, özel hukuk tüzel kişisi statüsüne dönüşmesi ve iptali istenilen işlemin tarihi gözetildiğinde, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında, davacının tekniker kadrosuna geçirilmesi istemiyle yaptığı idari başvuru tarihinde bir kamu kurumu mahiyetinde olan davalı kuruluşun, davacının menfi işleminin iptali istemiyle idari yargıya başvurduğu ve iptal kararının kesinleştiği tarihlerde özelleşerek kamu kurumu hüviyetini kaybetmesi ve özel hukuk tüzel kişisi statüsüne geçmesi karşısında; idari yargı kararının yerine getirilmemesi işleminin iptali istemiyle açılan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Belirtilen nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusunun kabulü ile Ordu İdare Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ordu İdare Mahkemesi’nin 11.02.2010 gün ve E:2010/102 K:2010/95 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 01.07.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/779

KARAR NO:2013/1086

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davalı Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yapılması gereken yol bakım ve onarım çalışmalarının usulünce yapılmaması nedeni ile meydana geldiği iddia edilen kaza sonucu, davacının aracında oluşan maddi zararın tazmini istemi ile açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: E.N.

Vekili: Av. N.S.

Davalı: Karayolları Genel Müdürlüğü

Vekili: Av.O.A.

O L A Y: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;davacının06.03.2012 tarihinde kardeşi E.N.’in sevk ve idaresindeki araç ileSöğüt İlçesi İstikametinden Eskişehir ili istikametine gitmekte iken,davalının sorumluluk bölgesindeki yol bakım ve onarım çalışmalarının usulünce yapılmaması nedeni ile3,95 m boyunda 12 cm derinliğindeki çukurdan kurtulamadığını ve 11…… plakalı araca çarpmak zorunda kaldığını, olay nedeniile davacıya ait araçta ağır hasar meydana geldiğini, zararın 18,000 TL olduğunun Söğüt Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/8 Değişik İşsayılı dosyasında tespit ettirildiğini, olayda %60 oranında kusurlu olan davalıdan 10.800 TL bedelin kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istediklerini belirterek adli yargı yerinde dava açmıştır.

SÖĞÜT ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 27.9.2012 gün ve 2012/93 Esas 2012/185 Karar sayılı kararı ile Karayollarının yapımı, iyileştirilmesi, gerekli işaretlemelerin yapılmasıişlemlerininKarayolları Genel Müdürlüğü’nün görevleri arasında olduğu, bu görevin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinin hizmet kusuru kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle davanın 2577 sayılı İYUK’nın 2/1-b maddesi gereğince idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar 20.11.2012 tarihindekesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ESKİŞEHİR 1. İDARE MAHKEMESİ: 14.12.2012 gün ve 2012/1144 Esas 2012/977 sayılı kararı ile, 2918 sayılı KaR.olları Trafik Kanun'unun 7. maddesiyle Karayolları Genel Müdürlüğü'ne verilen görev ve sorumlulukların gereği gibi ifa edilip edilmediği noktasında ortaya çıktığının sabit olduğu, 2918 sayılı Kanun'un 110'uncu maddesinde 6099 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin 19/01/2011 tarihinde yürürlüğe girmesi sonrasında idarelerin bu tür kusurlarından kaynaklanan tazminat talepleriyle ilgili uyuşmazlıkları çözme görevinin Adli Yargı mercilerine verildiğini belirterek dava dilekçesinin yargı yolu uyuşmazlığı nedeni ile görev yönünden reddine karar vermiş; bu karar, davacı vekili tarafından yapılan itirazınEskişehir Bölge İdare Mahkemesinin 12.03.2013tarihve 2013/127 karar sayılı kararı ile reddedilmesi neticesinde kesinleşmiştir.

Davacı vekili adli ve idari yargı yerlerince verilen görevsizlik kararları nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında:

I-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava; davacının, 06.03.2012 tarihinde kardeşi Erkan Nehir’in sevk ve idaresindeki araç ile Söğüt istikametinden Eskişehir istikametine gitmekte iken,davalının sorumluluk bölgesindeki yol bakım ve onarım çalışmalarının yapılmaması nedeni ile 3,95 m boyunda 12 cm derinliğindeki çukurdan kurtaramayarak 11 AK 302 plakalı araca çarpması sonucu aracındameydana gelenhasar nedeni ile uğradığı 18000 TL zararın 10.800 TL’sinin, olayda %60 oranında kusurlu olan davalıdan, kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun Karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.

Öte yandan 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, davacının, 06.03.2012 tarihinde kardeşi Erkan Nehir’in sevk ve idaresindeki araç ileSöğüt İlçesi istikametinden Eskişehir İli istikametine gitmekte iken,davalının sorumluluk bölgesindeki yol bakım ve onarım çalışmalarının yapılmaması nedeni ile3,95 m boyunda 12 cm derinliğindeki çukurdan kurtaramayarak 11 AK 302 plakalı araca çarpması sonucu aracındameydana gelenhasar nedeni ile uğradığı 18000 TL zararın 10800 TL’sinin, olayda %60 oranında kusurlu olan davalıdan, kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle açıldığı anlaşılmıştır.

Belediye aleyhine idare mahkemelerinde açılan tazminat talepli tam yargı davalarında, İdare Mahkemeleri 2918 sayılı Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemelerinin bu iki cümlenin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 8.12.2011 gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı, 8.11.2012 gün ve E:2012/118, K:2012/170 sayı ve 28.05.2013 gün ve E:2013/59 K:2013/68 sayılı aynı içerikli kararları ile; “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme değildir. Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.” Kararına varmıştır .

Bu durumda,2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir konuda İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Söğüt Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Söğüt Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 27.9.2012 gün ve E:2012/93, K:2012/185 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2013 gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU VE OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Davalı Belediyenin Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu meydana gelen kazada, davacının uğradığı maddi zarann tazmini istemi ile İdari Yargıda da dava açılmış,

İdare Mahkemesi de yargılama sonucunda "uyuşmazlığın 2918 Sayılı Yasa'nın 110. maddesi gereğince Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği" gerekçesi ile yargı yolu yönünden davanın reddine, 2247 Sayılı Yasa'nın 19.maddesi gereğince görevli yargı kolunun belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı'na gönderilmesine karar vermiş, Yargılama sonucunda "idarenin hizmet kusuruna dayalı açılan davaların tam yargı davası niteliğinde bulunduğu, İdari Yargıda açılması gerektiği" gerekçesi ile dava dilekçesi yargı yolu yönünden reddedilmiş,

Kararın kesinleşmesi üzerine bu kez davacı vekili aynı istekle Adli Yargıda dava ikame etmiş,

Adli Yargı İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda da "uyuşmazlığın 2918 Sayılı Yasa'nın 110. maddesi gereğince Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği" gerekçesi ile yargı yolu yönünden davanın reddine, 2247 Sayılı Yasa'nın 19.maddesi gereğince görevli yargı kolunun belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı'na gönderilmesine karar verilmiş,

Bu kararın da kesinleşmesi üzerine dosya Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmiş, Yüksek Mahkemece yapılan inceleme sonucunda "2918 Sayılı Yasa'nın 110.maddesi hükümleri gözetildiğinde davanın Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiği" düşüncesi ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına, Adli Yargının görevli olduğuna oyçokluğuyla kesin olarak karar verilmiştir.

Sayın çoğunluğun uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden düşüncesine iştirak edilmesi mümkün değildir.

Zira;

Davada, davalı Belediyenin Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir.

2918 Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, Karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş,

3030 Sayılı Yasa'nın 6.md. "Büyükşehir dahilindeki meydan, bulvar, cadde ve anayolları yapma, yaptırma, bakım ve onarımı sağlama..." Büyükşehir Belediyesinin görevleri arasında gösterilmiş,

TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış,

2577 Sayılı İYUK 2/1 -b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır.

Bu durumda belediye sınırlan içindeki yolun yapım, bakım ve onanmının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zarann ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Sayın çoğunluk, Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki Wnalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 29Jj^Sayilı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.

11.01.2011 gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "inleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kurulukları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir.

Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır.

Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir.

Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır.

Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.

Nitekim yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir.

Somut uyuşmazlıkta davanın Karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına,

2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,

Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,

Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre,

Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.

 

 

Üye

Eyüp Sabri BAYDAR

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/784

KARAR NO:2013/1087

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: M.O.

Vekilleri: Av. M.E.A., Av. C.A.

Davalılar: 1-Sağlık Bakanlığı

Vekili: Haz.Av.A.K.

2-Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili: Av.S.K.

3-Yenimahalle Belediye Başkanlığı

Vekili: Av.H.K.

O L A Y: Davacı vekili, müvekkilinin hissedar olduğu,Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, Yuva Mah. 432 Ada, 2 parsel sayılı taşınmazın, yapılan imar planında, “Sağlık Tesisi Alanı” olarak ayrıldığını, tapu kaydı üzerine kamulaştırılacak şerhi konulduğunu; taşınmazın, imarlı arsa niteliğinde olduğunu; taşınmaza davalı idarece fiilen el atılmadığını;ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.12.2010 tarih, 2010/5 - 662 Es. ve 2010/551 K. sayılı kararı ile bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiğini,idareye yapılan müracaatlara rağmen, hiçbir bedel ödenmediğini ifade ederek; dava konusu taşınmazın toplam bedelinden, fazlaya ilişkin ve ıslah hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 1.000,00 TL’sı bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte, davalı idareden tahsiline ve taşınmazın tapu kaydının davalı idarelere tescil ettirilmesine karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idarelerin vekilleri, süresi içerisinde görev itirazında bulunmuşlardır.

ANKARA 9.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 22.1.2013 gün ve E2012/244 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı;bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında sağlık tesisi alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı;dolayısıyla, davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca davanın uğranıldığı ileri sürülen zararın tazminine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 1.7.2013 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan davalı idare ve davanın uğranıldığı ileri sürülen zararın tazminine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı M.Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacının hissedar olduğu taşınmazına, imar planında Sağlık Tesisi Alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle,uğranılan zarara karşılık, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000 TL bedelin, faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde;“Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Olayda, davacının hissedar olduğu taşınmazın imar/parselasyon planıyla Sağlık Tesisi Alanı kullanımında kaldığı,kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Ankara 9.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Ankara 9.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 22.1.2013 gün ve E2012/244 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/789

KARAR NO:2013/1088

KARAR TR : 01.07.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Maddi hasarlı trafik kazası sonucu düzenlenen trafik kazası tespit tutanağının iptali istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: E.H.Ç.

Davalı: Antalya Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü

O L A Y : Davacı dava dilekçesinde, 07.04.2012 günü Mevlana Kavşağı istikametinden Güllük istikametine doğru 07…… plaka numaralı araç ile sol şeritten seyrederken, ilk alt geçide girmeden hemen önce trafiğin sıkışık olması nedeni ile durduğunu;önünde plakasını bilmediği aracın hareketlenmesi ile kendisinin de hareket ettiğini, hızının maksimum 30 civarında olduğunu; bir anda önündeki aracın sinyal vermeden ve frene basmadan sağ şeride geçmesiyle, 66…… plaka no.lu araç ile karşı karşıya kaldığını, frene basarak durduğunu;ancak aracı ile durur pozisyonda iken, bir anda arkasından hızla gelen 07……. no.lu aracın arabasına hızla arkadan çarptığını; bunun etkisi ile önünde duran 66 DE 333 plakalı araca istem dışı çarptığını; ancak kendisine çarpıldığı esnada arabası zaten hareket etmediği ve trafikte araçlar sıkışıklık dolayısıyla durur pozisyonda olduğu için, 66…….. plakalı araca çarpmakta herhangi bir kastı ve kusurunun olmamasına rağmen, kaza akabinde olay mahalline çağırılan polis memurunun,sanki 3 araba zincirleme kaza yapmış gibi kendisini de %100 kusurlu addettiğini,tutanağı da bu şekilde tanzim ettiğini;trafik tespit tutanağının gerçeği yansıtmadığını; tutanak sebebiyle aracının ön kısmında aldığı hasarı ve önünde seyreden aracın hasarını hukuken karşılamak durumunda kalmasının söz konusu olduğunu,ayrıca, tarafına tanınan hasarsızlık indirimini de kaybetmiş bulunduğunu, aracındaki toplam hasarın 10.000 TL civarında olduğunu ifade ederek; 07/04/2012 tarih ve 986 sayılı Maddi Hasarlı Trafik Kazası Tespit Tutanağının iptali istemiyle, adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANTALYA 3.SULH CEZA MAHKEMESİ: 21.9.2012 gün ve Değişik İş No:2012/304 sayı ile, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; itiraz edenin sevk ve idaresinde bulunan aracının da karıştığı 07/04/2011 günü meydana gelen zincirleme ve maddi hasarlı trafik kazası sonucu düzenlenen trafik kaza tespit tutanağında aleyhine belirlenen kusur oranının iptali için mahkemelerinde itiraz başvurusunda bulunmuş ise de; söz konu tutanağın düzenlenmesinin idari işlem niteliğinde olduğu, idari işlemlere karşı yapılacak itirazları inceleme ve karar verme merciinin idare mahkemesi olduğu gerekçesiyle; 5326 Sayılı Kabahatler Kanunun 3, 27/8. ve 28/1-b maddeleri uyarınca Mahkemelerinin görevsizliği nedeniyle başvurunun reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANTALYA 2.İDARE MAHKEMESİ:6.2.2013 gün ve E:2013/140, K:2013/134 sayı ile, 2918 sayılı KaR.olları Trafik Yasasının, "Bu Yasadaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri" ba