16 Temmuz 2013 SALI

Resmî Gazete

Sayı : 28709 (Mükerrer)

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/17

KARAR NO : 2013/20

KARAR TR : 04.06.2013

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Asker kişi sanık hakkında “silahla tehdit” suçu nedeniyle açılan kamu davasının, suçun askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : K.H.

Yakınan : 1- U.K.K. 2- F.B.

Sanık : M.K.

O L A Y : İstanbul/ Hasdal 3. Kr. K. Kh. Des. Grp. Bkm. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık P. Er M.K.’ın, 18.10.2011 günü, saat 19:00 sıralarında, 19:00-21:00 saatleri arasında nöbetçi olarak görevli olduğu 2 nolu devriye nöbet yerine giderken, birlik içersinde bulunan Güney Kışla Ani Müdahale Mangası önünde, diğer nöbetçi arkadaşı P. Onb. R.A.’ı beklemek üzere bir süre oyalandığı sırada, ani müdahale mangasında görevli yakınan P. Er U.K.K.’ın sanığı itekleyerek ani müdahale mangası penceresinin önünden çekilmesini istediği ve aralarında çıkan tartışmanın kavgaya dönüştüğü, birbirlerine yumrukla vurdukları sırada olay yerine gelen yakınan P. Er F.B.’ın da sanığa yumruk attığı, bir ara kavga ortamından sıyrılan sanığın silahının kurma kolunu çekip bıraktığı, yakınanlara yönelterek “Hepinizin ………. koyarım” dediği, olay yerinde bulunan diğer erler tarafından silahın sanıktan alındığı ve daha sonra sakinleştirilen tarafların birbirlerinden şikayetçi olmamaları nedeniyle, sanığın haksız tahrik altında zincirleme silahla tehdit suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/2-a, 43/1-2, 29. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle 3. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 17.01.2012 gün ve E:2012/142, K:2012/12 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

3. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 23.5.2012 gün ve E:2012/290, K:2012/209 sayı ile, sanığın yargılama aşamasında terhis edilmiş olması nedeniyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesildiği, bu durumda yüklenen eylemin askeri suç olmaması nedeniyle sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

İSTANBUL 43. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 19.10.2012 gün ve E:2012/916, K:2012/887 sayı ile, asker kişi sanığı, asker kişilere karşı işlediği ileri sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne itirazı kabil olmak üzere görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir.

Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 04.02.2013 gün ve E:2013/2, K:2013/5 sayılı karar ile adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleşmeden dava dosyası Mahkememize gönderildiğinden, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, dosyadaki eksiklik giderilip, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleştirilerek dava dosyası, İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesi’nce, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Turgut SÖNMEZ, Haluk ZEYBEL, A. Zeki LİMAN’ın katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın adli yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Kadir ALBAYRAK’ın davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin “….askeri mahallerde….” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin 26.6.2012 tarih ve 28335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15.3.2012 gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

 Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, asker kişi sanığı, asker kişilere karşı işlediği ileri sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, sanığa yüklenen eylemin Türk Ceza Kanunu’nda düzenlendiği, Askeri Ceza Kanunu’nda bu suça ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle “askeri suç” olmadığı kuşkusuzdur. Sanığın yargılama aşamasında terhis edildiği de dosyada bulunan bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevinin değişmeyeceği, ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması durumunda, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş bulunduğundan ve somut olayda sanığa yüklenen eylemin askeri suç olmadığı anlaşıldığından, 353 sayılı Yasa’nın 17. maddesi uyarınca davanın adli yargı yerinde görülmesi ve İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 19.10.2012 gün ve E:2012/916, K:2012/887 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/18

KARAR NO : 2013/21

KARAR TR : 04.06.2013

(Ceza Bölümü)

ÖZET : Asker kişi sanık hakkında, askeri suç olmayan, asker kişiye karşı veya askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işlendiği de ileri sürülmeyen “kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak” suçu nedeniyle açılan kamu davasının, ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : K.H.

Sanık : R.A.

O L A Y : 28. Mknz. P. Tug. K. Yrd.lığı 4. Mknz.P.Tb. Komutanlığı emrinde görevli sanık P.Onb. R.A.’in, 27.6.2012 günü, saat 23.00 sıralarında, birlik içersinde bulunan sivil eşya deposunda, izin dönüşü memleketinden getirdiği esrar maddesini içerken yakalandığı, böylece, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 11.10.2012 gün ve E:2012/1076, K:2012/614 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

ÇANKIRI SULH CEZA MAHKEMESİ: 2.11.2012 gün ve E:2012/783, K:2012/927 sayıyla, 353 sayılı Yasa’nın 9. maddesi uyarınca, asker kişi sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 20.12.2012 gün ve E:2012/927, K:2012/420 sayıyla, Anayasada yapılan değişiklik ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararı nedeniyle, sanığa yüklenen suçun askeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması, asker kişiye karşı veya askerlik hizmet ve görevleri nedeniyle işlendiği de ileri sürülmediğinden sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Şuayip ŞEN, Turgut SÖNMEZ, Haluk ZEYBEL, A. Zeki LİMAN’ın katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın adli yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Kadir ALBAYRAK’ın davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Anayasanın “askeri yargı” yı düzenleyen 145 nci maddesinde asker kişilerin “askeri mahallerde” işledikleri suçlara bakmanın askeri mahkemelerin görevinde olduğu belirtilmişken; 7.5.2010 tarih ve 5982 sayılı Kanunla Anayasanın bu maddesinde yapılan değişiklikle “askeri mahallerde” unsuru madde metninden çıkarılmıştır.

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin “….askeri mahallerde….” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin 26.6.2012 tarih ve 28335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15.3.2012 gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Sanığa yüklenen “kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak” suçunun Türk Ceza Kanunu’nda düzenlendiği, Askeri Ceza Kanunu’nda bu suça ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle yüklenen eylemin “askeri suç” olmadığı kuşkusuzdur.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, asker kişi sanığı 353 sayılı Yasa’nın 9. maddesi uyarınca işlediği ileri sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesinde yer alan “askeri mahal” kavramının Anayasa’da yapılan yeni düzenleme ile kaldırıldığı ve Anayasa Mahkemesi’nin bahsedilen kararı ile Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline de karar verildiği anlaşıldığından, artık asker kişilerin askeri mahalde işledikleri askeri suç olmayan bu tür suçlara ait davaların askeri yargı yerinde görülemeyeceği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, askeri suç olmayan, asker kişiye karşı veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlendiği de ileri sürülmeyen eylem nedeniyle sanık hakkında açılan davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Çankırı Sulh Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Çankırı Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2.11.2012 gün ve E:2012/783, K:2012/927 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/254

KARAR NO: 2013/866

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacı şirket tarafından, sosyal güvenlik kurumunca sağlık harcamaları karşılanan kapsamdaki kişilere verilen sağlık hizmetine ilişkin olarak, kuruma gönderilen tedavi ücretlerinden; aynı zamanda Pamukkale Üniversitesi Hastanesinde de görev yapan doktor tarafından yapılan tedaviye ilişkin kısmının ödenmemesi yönünde tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : E. Özel Sağlık Hiz. ve Tic. Ltd. Şti.

Vekilleri : Av. M.A.Ç. - Av. H.H.

Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı

Vekili : Av. E.E.D.

O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; Ö.E.A. Göz Hastanesini işleten müvekkili Şirket ile davalı Kurum arasında "Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesi" bulunduğunu; davalı S.G.K.Başkanlığı Denizli Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 07.10.2011 gün ve 18.947.660 sayılı yazı ile; müvekkili şirkete sözleşmeye göre ödemesi gereken tedavi ücretlerinden "Dr. C.Y. tarafından 15.06.2011 ile 06.09.2011 tarihleri arasında tedavi edilen hastaların tedavi ücretlerinin ödenmeyeceğini"'bildirdiğini; Kurumun bu kararına dayanak olarak, "Prof. Dr. C.Y.'ın 15.06.2011 ile 06.09.2011 tarihleri arasında hem Pamukkale Üniversitesinde ve hem de müvekkili şirkete ait hastanede çalıştığı iddiasını gösterdiğini; Mevzuatta Prof. Dr. C.Y.'ın her iki yerde çalışmasını engelleyen hiçbir yasa hükmü bulunmadığını; Yasa Koyucunun, 2547 sayılı Kanunla bunu engellemeye çalıştığını, ancak bu yönde kanunda yapılan değişikliğin, Anayasa Mahkemesince 16.07.2010 tarihinde (Esas:2010/29, K:2010/90) içlerinde Prof. Dr. C.Y.'ın da bulunduğu Üniversite Öğretim Üyeleri yönünden iptal edildiğini; Danıştay 10.Dairesinin de, Anayasa Mahkemesinin bu kararına uygun olarak 29.06.2011 gün ve 2011/6191 Esas sayılı dosyasında, bu kez konu ile ilgili yönetmeliklerin yürütmesini durdurduğunu; dolayısıyla Prof. Dr. C.Y.'ın çalışmasını engelleyen yasa ve yönetmeliklerin yürütmeleri durdurulmasına rağmen, davalı Kurum ve Denizli İl Sağlık Müdürlüğünün, keyfi uygulamalarla müvekkili şirkete hak ettiği Prof. Dr. C.Y.'ın tedavi ettiği hastaların tedavi ücretlerini ödemek istemediğini; bütün bunlara rağmen Prof. Dr. C.Y.'ın bu dönemde, müvekkile ait Hastanede Denizli İl Sağlık Müdürlüğünün vermiş olduğu 15.06.2011 tarihli "Personel Çalışma İzin Belgesi" ile çalıştığını; öte yandan Prof. Dr. C.Y.'ın, gerekli olmadığı halde, kendisine yapılan manevi baskı karşısında 15.06.2011 tarihinde Pamukkale Üniversitesindeki görevinden de istifa etmek zorunda kaldığını; bu istifa dilekçesinin, Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından 15.06.2011 tarihli resmi bir yazı ile Tıp Fakültesi Dekanlığına intikal ettirildiğini; 15.06.2011 tarihinden önce de Prof. Dr. C.Y.'ın Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından verilen "Kısmi Zamanlı Çalışma” belgesine sahip bulunduğunu; ancak bu belgenin, yürürlükteki yasalara ve Anayasa Mahkemesi kararına aykırı olarak, Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 15.06.2011 tarihinde iptal edildiğini; ancak bu iptal kararının yok hükmünde olduğunu: nitekim Denizli İdare Mahkemesinin, Prof. Dr. C.Y. tarafından İl Sağlık Müdürlüğü aleyhine bu iptal kararının iptali için açılan davada, 12.08.2011 tarihinde yürütmenin durdurulmasına karar verdiğini; öyle ki, Sağlık Bakanlığının da bu dönemde, öğretim üyelerinin mesai saati sonrası üniversite dışında çalışma haklarına getirmeye çalıştığı kısıtlamalardan vazgeçerek, Anayasa Mahkemesi kararlarının özüne uygun olarak 26.08.2011 tarih ve 28037 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname ile ''kamuda çalışan öğretim üyelerinin mesai saatleri dışında da meslek ve sanatlarını serbest olarak icra edebileceklerini" uygulamak zorunda kaldığını; yani SGK'nın, 26.08.2011 tarihinde çıkan Kanuna rağmen, 06.09.2011'e kadar bile tedavi ücretlerinin ödenmemesine karar vererek yasaya aykırı hareket ettiğini; yani Prof. Dr. C.Y.'ın müvekkili şirkete ait hastanede hasta tedavi etmesinde hiçbir yasal engel bulunmamasına rağmen, idarenin nedense tüm yasa ve yönetmeliklere aykırı olarak bunu engellemeye çalıştığını; Prof. Dr. C.Y.'ın, tamamen yürürlükteki yasalara uygun olarak müvekkili şirketin işletmekte olduğu Hastanede hasta tedavi ettiğini; belgesinin bulunduğunu, istifa ettiğini, hiç kimseye zarar verici bir davranışının olmadığını, yalnızca, uzmanı olduğu mesleğini icra ederek, hastalara derman olmaya çalıştığını; gerek adı geçen kişinin, gerekse müvekkili şirketin bu olaylarda hiçbir kusurunun bulunmadığını, buna rağmen davalı kurumun yasalara aykırı olarak aldığı bu karardan dolayı çok büyük zarar göreceklerini ifade ederek; S.G.K.Başkanlığı Denizli Sosyal Güvenlik İl Md.lüğünün 07.10.2011 gün ve 18.947.660 sayılı yazısı ile müvekkile tebliğ edilen, 15.06.2011 ile 06.09.2011 tarihleri arasında Dr.C.Y. tarafından yapılan tedavi ücretlerinin ödenmeyeceği hakkındaki kararının iptali istemiyle 28.11.2011 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı vekilince cevap dilekçesinde, davanın adli yargının görev alanına girdiği öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

DENİZLİ İDARE MAHKEMESİ: 26.1.2012 gün ve E:2011/1579 sayı ile, 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinde; "İdari dava türlerinin, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davaları; idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel haklan doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları; kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı açılan davalar olarak sayıldığı; idari yargının idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimini yapmakla görevli olduğunun kurala bağlandığı; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarının; idari dava türlerinden biri olduğu; idarenin, idare hukuku alanında kamu gücüne dayalı olarak re-sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu işlemlere, hukuk alanında yeni durumlar oluşturmasıyla idari işlem kimliği kazandırdığı, kural olarak bu işlemlerin özel yasal düzenlemeler dışında, idari yargı denetimine tabi bulunduğu; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 101 maddesinde; "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür." hükmünün yer aldığı; dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirkete ait Ö.E.A. Göz Hastanesinde görev yapan Prof.Dr.C.Y.'ın 15.06.2011-06.09.2011 tarihleri arasında yaptığı çalışmaların mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle bu döneme ilişkin olarak hastalara yapılan tedavi ücretlerinin ödenmeyeceğine ilişkin olarak Denizli Sosyal Güvenlik il Müdürlüğü'nün 07.10.2011 tarih ve 18.947.660 sayılı işleminin tesis edildiği, bu işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; bakılan davada, davalı idare tarafından 23.01.2012 tarihinde Mahkemeleri kayıtlarına giren dilekçede, davacı ile davalı idare arasında Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesi yapıldığı, bu sözleşmenin tamamen özel hukuk sözleşmesi olduğu ve 5510 sayılı Kanunun uygulanmasıyla ilgili uyuşmazlıkların İş Mahkemelerinde görüleceği ileri sürülmüş ise de, dava konusu işlemin kamu gücüne dayalı re' sen ve tek yanIı olarak tesis edilen icrai bir işlem olduğu, bu işlemin davacı ile davalı idare arasında imzalanan sözleşmesinin uygulanmasından kaynaklanmadığı, taraflar arasındaki sözleşmeye ilişkin olmayan işlemin iptal davasına konu teşkil eden idari bir işlem niteliği açık olup, uyuşmazlığın 5510 sayılı Kanunun uygulanmasına ilişkin olmadığı da anlaşıldığından, hastalara yapılan tedavi ücretlerinin ödenmeyeceğine ilişkin olarak Denizli Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü'nce tesis edilen 07.10.2011 tarih ve 18.947.660 sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davada Mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle; davalı idarenin görev itirazının reddine ve Mahkemelerinin Görevliliğine karar vermiştir.

Davalı vekilince süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; davacı E. Özel Sağlık Hiz. Ve Tic. Ltd. Sti.ne ait Özel Akademi Göz Merkezi ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasında, 26/07/2007 tarihinde "Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Kurumundan/Kuruluşundan Sağlık Hizmeti Satın Alma" sözleşmesi imzalandığı, sözleşme gereği davalı idare tarafından, sosyal güvenlik kapsamına alınan kişilere belirlenen branşlarda özel sağlık hizmeti sunulması ve sunulan hizmetin bedelinden davalı kurum tarafından sözleşmede de hüküm altına alınan davalı kurum mevzuatına uygun olmak koşulu ile ödenmesinin kararlaştırıldığı; davacı tarafından kısmi zamanlı hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen ve T.C. Pamukkale Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışan göz doktoru Prof. Dr. C.Y.'ın 15/06/2011 ile 06/09/2011 tarihleri arasında davacı şirketin hastanesinde tedavisini gerçekleştirdiği sigortalı hastaların tedavi giderlerinin, davacı şirketin hastanesinde istihdam edilen doktor'un aynı zamanda Üniversitede akademisyen olması nedeniyle Sosyal Güvenlik mevzuatından kaynaklanan nedenlerle çalışma izin belgesinin iptal edilmiş olması karşısında, özel hastanede çalıştırılamayacağı dolayısı ile verdiği hizmetin karşılığının da idareye fatura edilemeyeceği gerekçesi ile ödenmeyeceğine dair davalı idarenin 07/10/2011 günlü 18.947.660 sayılı işleminim iptali istemi ile idari yargı yerinde açılan davada, davalı tarafından ileri sürülen görev itirazının reddedildiğinin anlaşıldığı; davanın konusunun, davacı Özel Akademi Göz Merkezinde Prof. Dr. C.Y. tarafından 15/06/2011 ile 06/09/2011 tarihleri arasında tedavi edilen sigortalılara ait tedavi giderlerinin, hastanede çalıştırılan doktorun çalışma izni belgesinin iptali ve MEDULA isimli kurum bilgi işlem sisteminden silinmesi, dolayısı ile sözleşme hükümlerinin gerektirdiği kurallara aykırılık nedeniyle ödenmemesinden ibaret olduğu; 5510 sayılı "Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu"nun 73. Maddesi "Bu Kanuna göre sağlık hizmetleri, Kurum ile yurt içindeki veya yurt dışındaki sağlık hizmeti sunucuları arasında yapılan sözleşmeler yoluyla ve/veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi suretiyle sağlanır./… 4 f.: Sağlık hizmeti satın alma sözleşmelerinin hazırlanması ve akdedilmesi, sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usül ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." hükümleri ile Sosyal Güvenlik Kurumunun, özel sağlık hizmetlerini sözleşme yapacağı anlaşmalı özel kurumlardan satın alabileceğini düzenlemiş olduğu; 5510 sayılı Yasanın 101. Maddesinde ise, "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür." hükmünün yer aldığı; bu düzenlemeye paralel olarak düzenlenen sağlık hizmeti alımına ilişkin taraflar arasında yapılan sözleşmenin "Yetkili mahkeme" Başlıklı 8. Maddesinde de sözleşmenin uygulanmasından doğan uyuşmazlıklarda Ankara Mahkemeleri ve icra daireleri yetkili kılınarak genel mahkemelerin uyuşmazlıkların görüm ve çözümünde yetkili ve görevli olduklarının kabul edildiği; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2.maddesinin değişik (l/c). bendinde, "Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi İçin yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar."ın idari davalar arasında sayıldığı; idari sözleşmelerin, konusu bir kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin bulunan ve hüküm ve koşulları itibariyle idareye üstün hak ve yetkiler tanıyan; dolayısıyla idarenin kamu gücüne dayalı, resen ve tek yanlı hareket edebilme yetkilerini içeren sözleşmeler olduğu; bu nitelikte olmayan diğer sözleşmelerin ise, genelde özel hukuk alanda özel hukuk kurallarına göre düzenlendiği; uyuşmazlığa konu olayda ise, taraflardan biri olan davalı kamu kurumuna üstün hak ve yetkiler tanıyan bir idari sözleşmeden bahsetmenin mümkün olmadığı; davacı şirketin serbest iradesi ile sözleşmede belirlenen koşullarda davalı kurumun sigortalılarına hizmet vermeyi kabul ettiği, bu hizmetin dışında faaliyet alanında davalı kurum dışında müşterilerine de hizmet vermekte olduğunun anlaşıldığı; taraflar arasındaki uyuşmazlığın sözleşme hükümlerinin uygulanmasından kaynaklandığı, özel hukuk hükümlerine göre genel yetkili mahkemelerde, adli yargı yerinde çözülmesi gereken bir sorun olduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısı'nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 73'ncü maddesinin 1'inci fıkrasında "Bu Kanuna göre sağlık hizmetlerinin, Kurum ile yurt içindeki veya yurt dışındaki sağlık hizmeti sunucuları arasında yapılan sözleşmeler yoluyla ve/veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi suretiyle sağlanacağı, 101'inci. maddesinde ise, 'Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği, hükümlerine yer verildiği; bu itibarla; 5510 sayılı Yasanın veya bu Yasaya dayanılarak çıkarılan düzenleyici işlemlerin uygulanması sonucunda tesis edilen işlemlere ilişkin davaların görüm ve çözümünün Adli Yargının görevinde olduğu gerekçesiyle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında 2247 sayılı Kanunun 10' uncu maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabulünün gerektiği yolunda düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı şirket tarafından, sosyal güvenlik kurumunca sağlık harcamaları karşılanan kapsamdaki kişilere verilen sağlık hizmetine ilişkin olarak, 15.6.2011 ila 6.9.2011 tarihlerinde kuruma gönderilen tedavi ücretlerinden; aynı zamanda Pamukkale Üniversitesi Hastanesinde de görev yapan doktor tarafından yapılan tedaviye ilişkin kısmının, ödenmemesi yönünde tesis edilen 7.10.2011 gün ve 18.947.660 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun, “Finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri ve süresi” başlıklı 63. maddesinin birinci fıkrasında; “Genel sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını; hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını; iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri şunlardır:” denilmek suretiyle hizmetler sayılmış; maddenin (f)bendinden sonraki fıkrasında; “ (Değişik fıkra: 17/04/2008-5754 S.K./40. mad) Kurum, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usûl ve esaslarını Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir. Kurum, bu amaçla komisyonlar kurabilir, ulusal ve uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabilir. Komisyonların çalışma usûl ve esasları Maliye Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirlenir.” , son fıkrasında, “Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Sağlık Bakanlığının görüşü üzerine Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” hükmüne; “Sağlık hizmetlerinin sağlanma yöntemi ve sağlık giderlerinin ödenmesi” başlıklı 73.maddesinin birinci fıkrasında; “Bu Kanuna göre sağlık hizmetleri, Kurum ile yurt içindeki veya yurt dışındaki sağlık hizmeti sunucuları arasında yapılan sözleşmeler yoluyla ve/veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi suretiyle sağlanır.”; son fıkrasında ; “ Sağlık hizmeti satın alma sözleşmelerinin hazırlanması ve akdedilmesi, sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” hükmüne; aynı Yasanın “Uyuşmazlıkların çözüm yeri” başlıklı 101.maddesinde ise, “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür.” hükmüne yer verilmiştir.

Bir kamu hizmetinin yürütülmesi için ihtiyaç duyulan mal veya hizmet temini sırasında, "idarede kanunilik" ilkesi gereğince idarenin belirli usul ve esaslara uyması zorunlu olup; işin sözleşmeye bağlanmasından önce geçen bu süreçte tesis edilen işlemlerin, kamu gücüne dayalı, re'sen ve tek yanlı olması nedeniyle idari işlem niteliğini taşıması karşısında, yargısal denetiminin idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı tartışmasızdır. Ancak, işin sözleşmeye bağlanmasından sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi olacağının tespiti için, yapılan sözleşmenin konusu ile içerdiği hüküm ve koşulların niteliğinin ayrıca incelenmesi gerekecektir.

İdari sözleşme, idarenin kamusal yetkisine dayanarak, kamu hizmeti gerekleri ve kamu yararı nedeniyle yaptıkları sözleşmelerdir. Bunlar idarenin ayrıcalıklı ve üstün hak ve yetkilerini içerirler. İdare, bu sözleşme hükümlerinde tek yanlı değişiklik yapabilir ya da sözleşmenin feshine gidebilir, Bu nitelikte olmayan diğer sözleşmeler ise, genelde özel hukuk alanında, özel hukuk kurallarına göre düzenlenir.

Olayda, Ö.E.A. Göz Hastanesini işleten davacı Şirket ile davalı Kurum arasında "Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesi" bulunduğu; davacı tarafından, kısmi zamanlı hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen ve Pamukkale Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışan Prof. Dr. C.Y.'ın, 15/06/2011 ile 06/09/2011 tarihleri arasında davacı şirketin işlettiği Hastanede tedavisini gerçekleştirdiği sigortalı hastaların tedavi giderlerinin, anılan doktor'un aynı zamanda Üniversitede akademisyen olması nedeniyle, Sosyal Güvenlik mevzuatından kaynaklanan nedenlerle çalışma izin belgesinin iptal edilmiş olması karşısında, özel hastanede çalıştırılamayacağı, dolayısı ile verdiği hizmetin karşılığının da idareye fatura edilemeyeceği gerekçesi ile ödenmeyeceğine ilişkin davalı idarenin 07/10/2011 günlü 18.947.660 sayılı işleminin iptali istemi ile dava açılmıştır. Buna göre davanın konusunun, davacı Şirkete ait Özel Akademi Göz Merkezinde, Prof. Dr. C.Y. tarafından 15/06/2011 ile 06/09/2011 tarihleri arasında tedavi edilen sigortalılara ait tedavi giderlerinin, hastanede çalıştırılan doktorun çalışma izni belgesinin iptali ve MEDULA isimli kurum bilgi işlem sisteminden silinmesi, dolayısı ile sözleşme hükümlerinin gerektirdiği kurallara aykırılık nedeniyle ödenmemesinden ibaret olduğu anlaşılmaktadır.

Buna göre, taraflardan birisinin davalı Kurum olduğu sözleşme incelendiğinde, sözleşmenin davalı kamu kurumuna üstün hak ve yetkiler tanıyan idari bir niteliğinin bulunmadığı; davacı şirketin, serbest iradesi ile sözleşmede belirlenen koşullarda davalı Kurumun sigortalılarına hizmet vermeyi kabul ettiği, sözleşmenin kapsamı dışında, kendi faaliyet alanında diğer müşterilerine de hizmet vermekte olduğu; taraflar arasındaki uyuşmazlığın sözleşme hükümlerinin uygulanmasından kaynaklandığı görülmektedir.

Bu itibarla; gerek taraflar arasında imzalanan ve kamu hizmetine ilişkin bulunsa da idarenin üstün yetkilerle donatıldığı sonucunu doğurmayan “Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Kurumundan/ Kuruluşundan Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesi"ndeki hükümler, gerekse de 5510 sayılı Yasanın veya bu Yasaya dayanılarak çıkarılan düzenleyici işlemlerin uygulanması sonucunda tesis edilen işleme ilişkin davanın görüm ve çözümünün; anılan Yasanın 101.maddesindeki hüküm de gözetildiğinde, Adli Yargının görevinde olduğu sonucuna varılmıştır.

Belirtilen nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Denizli İdare Mahkemesinin Görevlilik Kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Denizli İdare Mahkemesinin 26.1.2012 gün ve E:2011/1579 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/426

KARAR NO: 2013/867

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacı Banka adına, 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca kesilen ve ödenen para cezasının, yapılan yargılama sonucunda iptal edilmesi sonucunda, davalı idarece sadece ödenen tutarın iade edilmesi üzerine, ödenmeyen yasal faizin tahsili istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği

K A R A R

Davacı : T.C. Ziraat Bankası A.Ş’ye İzafeten Isparta Merkez Şubesi

Vekili : Av. S.D.U.

Davalı : T.C. Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü

O L A Y : Davacı banka adına, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 30'uncu maddesine göre çalıştırmak zorunda olunan özürlü ve/veya eski hükümlü kontenjan açığının kapatılmadığı gerekçesiyle, her özürlü ve eski hükümlü ve her ay için toplam 12.152,00-TL idari para cezası kesilmiş; para cezası 18.9.2009 tarihinde 1/4 indirimle ödenmiştir.

Para cezasına karşı yapılan itiraz, Isparta1. Sulh Ceza Mahkemesince, 25.12.2009 gün ve Değ.İş: 2009/995 sayı ile kabul edilerek, Türkiye İş Kurumu Isparta İl Müdürlüğünün 10.3.2009 tarih ve 117527 sayılı idari para cezası yaptırım kararının kaldırılmasına karar verilmiş; davalı idarenin, karara yaptığı itiraz ise Isparta Ağır Ceza Mahkemesi'nce; 10.11.2010 gün ve Değ.İş: 2010/1447 sayı ile reddedilmiş ve bu suretli, para cezası kaldırılmıştır.

Davacı banka bu karara istinaden, ödenen miktarın ödeme tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile ödenmesi için talepte bulunmuş; davalı İdare 16.12.2010 tarihli dekontla 9.114,00-TL'yi davacı banka hesabına aktarmış, ancak faiz ödemesi yapmamıştır.

Davacı vekili, müvekkil bankaca 18.9.2009 tarihinde yatırılan 9.114,00-TL'ye işlemiş bulunan 1.020,00-TL faiz alacağının, 16.12.2010 tarihinden itibaren başlayıp, tahsil tarihine kadar işleyecek yasal faizi ile tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

ISPARTA 2. SULH HUKUK MAHKEMESİ: 21.2.2011 gün ve E:2011/151, K:2011/157 sayı ile, Isparta 1. Sulh ceza Mahkemesinin 2009/995 D İş esas sayılı kararının incelenmesinden; davacı bankanın davalı kurumunun 4857 sayılı İş Kanununun 30. maddesi gereğince verdiği idari para cezasına itiraz ettiği, mahkemece 24.9.2009 tarihinde itirazın reddine karar verildiği bilahare bu karara karşı davacı banka tarafından itiraz edildiği ve Isparta Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/1447 D.iş esas sayılı kararı ile verilen idari para cezası yaptırım kararının ve Sulh Ceza Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiş olduğunun görüldüğü; Mahkemelerince yapılan inceleme ve tüm dosya kapsamına göre; dava idari kurum tarafından davacı banka aleyhine uygulanan idari para cezasının kuruma ödenmesi ve daha sonra idari yaptırım kararının mahkeme tarafından iptali neticesinde, ödenmiş olan idari para cezasının kurum uhdesinde bulunduğu süre zarfında işleyen yasal faizinin de ödenmesine ilişkin olduğu; davanın temelini idari kurum tarafından yapılmış olan işlemin oluşturduğu; taraflar arasındaki uyuşmazlığın, 1475 Sayılı İş Kanununa göre işçi işveren arasındaki hizmet aktinden değil idari işlemden kaynaklandığı; davalı kurumun davacı bankaya kestiği idari para cezası idari işlem olduğu gibi, idari para cezasının iptali sonrasında ödenen idari para cezasını davacıya iade etmesine rağmen söz konusu bedele ilişkin işlemiş yasal faiz talebini reddetmesinin de idari kurum tarafından yapılmış bir idari işlem niteliğinde olduğu; bu nedenle Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin konuyla ilişkin 9.7.2003 tarih, 1888/13058 sayılı içtihatlarında da değinildiği gibi davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle; Mahkemelerinin yargı yolu bakımından GÖREVSİZLİĞİNE, dava dilekçesinin görev yönünden reddine kesin olarak karar vermiştir.

Davacı vekili, aynı istekle, bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır.

Isparta İdare Mahkemesi, 26.5.2011 tarih ve E:2011/358, K: 2011/433 sayı ile davayı süreaşımı yönünden reddetmiş, bu kararın Antalya Bölge İdare Mahkemesi'nin 7.12.2011 tarih ve E:2011/1281, K: 2011/2101 sayılı kararı ile bozulması üzerine bozma kararına uymuştur:

ISPARTA iDARE MAHKEMESİ: 29.2.2012 gün ve E:2012/185, K:2012/269 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3. maddesinde, bu kanunun, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı, 27. maddesinde, idari para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine, sulh ceza mahkemesinin kararına karşı ise 7 gün içinde yetkili ağır ceza mahkemesine başvurulabileceği hükümlerinin yer aldığı; anılan hükümler karşısında davacı banka adına 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca kesilen idari para cezalarına karşı açılan davaya bakmakla görevli yargı yerinin Adli Yargı mercileri olduğunda çekişme bulunmadığı; uyuşmazlık konusu faiz alacağının söz konusu idari para cezasının fer'i niteliğinde olduğundan iş bu davaya bakmakta da Adli Yargı mercilerinin görevli olduğu gerekçesiyle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15/1-a maddesi uyarınca davanın görev yönünden reddine karar vermiş; yapılan itiraz Antalya Bölge İdare Mahkemesi'nce reddedilerek karar onanmış ve kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı banka adına, 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca kesilen ve davacı banka tarafından ödenen para cezasının yapılan yargılama sonucunda iptal edilmesi sonucunda, davalı idarece sadece ödenen tutarın iade edilmesi üzerine, ödenmeyen yasal faizin, tahsil tarihine kadar işleyecek yasal faiziyle tahsili istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, buna göre idare, hukuka aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerinden doğan hak ihlâlini tam olarak gidermek; diğer bir ifadeyle hakları ihlâl edilenlerin uğradığı gerçek zararları tazmin etmekle yükümlü bulunmaktadır.

Nitekim, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddesine göre, ilgililerin haklarını ihlâl eden bir idari işlem dolayısıyla idari yargı yerlerinde doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilmeleri olanaklıdır.

İdari yargıda, tam yargı davası ile, hukuka aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerden dolayı idarenin tazmin yükümlülüğü gerçekleşmiş zararlar göz önüne alınarak para cinsinden tayin edildiğinden, faiz, gerçek zararların giderilmesi bakımından bir tazmin şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.

2577 sayılı Yasa’nın 12. maddesine göre ilgililerin haklarını ihlâl eden bir idari işlem dolayısıyla bu işleme karşı açtıkları iptal davasının sonuçlanması üzerine açacakları tam yargı (ve benzeri) davasının görüm ve çözümünde, iptal davasına bakan yargı merciinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Uyuşmazlık Mahkemesi’nce, 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca verilen idari para cezalarının, 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4857 sayılı İş Kanunu’nda da idari para cezalarına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği; Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacak olması nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezalarına karşı açılan davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerlerinin görevli olduğu kabul edilmektedir.

Olayda, davacı banka tarafından, 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı adli yargı yerinde dava açılmış ve bu yargı yerince de işin esası hakkında verilen kararın kesinleşmiş olması karşısında, ortada bir idari dava türüne bağlı olarak açılmış dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

Bu durumda, idari para cezasına itiraz davası sonunda adli yargı yerince hüküm altına alınan asıl alacaktan bağımsız olarak talep edilen faiz davasının da adli yargı yerinde görülüp çözümleneceğinin kabulü gerekir.

Açıklanan nedenlerle, Isparta 2.Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Isparta 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 21.2.2011 gün ve E:2011/151, K:2011/157 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/599

KARAR NO: 2013/868

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacılardan M.Y.’nin sevk ve idaresindeki aracın, seyir halinde iken, yoldaki işaretleme, aydınlatma gibi noksanlıklar nedeniyle kaza yaptığı gerekçesiyle, uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar :1-M.Y.(Kendi Adına Asaleten)2-E.Y.(Kendi Adına Asaleten)3-T.Y.(Velayeten annesi

 E.Y.Babası M.Y.) 4-F.Y.(Velayeten Annesi E.Y.Babası M.Y.)

Vekili : Av K.M.

Davalılar : 1-Karayolları Genel Müdürlüğü

Vekilleri : Av. M.S.T., Av.N.G.G.

 2-B.-İ. İnşaat Tic. ve San AŞ. (Yalnızca adli yargıda)

 Vekili : Av. K.A.

O L A Y : Davacılar vekili, dava dilekçesinde, müvekkili M.Y.'ın sevk ve iadesindeki 34 …….. plakalı aracı ile Ordu istikametinden Giresun istikametine seyir halinde iken maddi hasarlı ve yaralamalı trafik kazasının meydana geldiğini; 01.09.2003 tarihli kaza tespit tutanağında yol bitiminde trafik işaretlerinin mevcut olmadığını, Ordu -Giresun istikametine seyreden araçların 68.300 km geldiklerinde tereddüt ettiklerini, gecenin karanlık olması nedeniyle yolda dominik lambasının mevcut olmadığını, yol çizgilerinin eksik olduğunu, yol gidiş lambasının bulunmadığını, orta refüj yapılması ve aydınlatması olmadığını, Ordu İI Trafik Bölge Müdürlüğünde görevli Polis memuru B.Ö.'nün Gülyalı C.Savcılığında alınan yeminli ifadesinde kazanın tamamen davalılardan kaynaklandığını beyan ettiğini; müvekkili F.Y.'ın Öğrenci Seçme sınavında Türkiye çapında başarısı olan Türkiye 224.cü olduğunu, başarısının günlerce takdirle kamuoyuna sunulduğunu, müvekkilinin trafik kazası sonucu büyük bir acı ve ızdırap yaşadığını, ruhsal depresyona girdiğini, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazanmasına rağmen kalıcı sakatlıktan, devam eden tedavilerden dolayı üniversiteye devam edemediğini, kalıcı iş gücü kaybına uğradığını, hayatı boyunca vücudundaki sakatlıkla yaşamak zorunda kaldığını, toplum içerisine çıkamaz hale geldiğini; müvekkili M.Y.'ın kazadan dolayı çok büyük haksızlıklara uğradığını, sahte evrak tanzimi suretiyle Gülyalı Asliye Ceza Mahkemesinde yargılandığını, olayın mağduru olmasına rağmen sanık konumuna sokulduğunu, vücudunda kalıcı yaraların meydana geldiğini, Giresun da çok iyi iş yapan mağazasının, kazadan dolayı iflas aşamasına geldiğini, büyük acı ve elem içerisine girdiğini, müvekkili E.Y.’ın, vücudunda kalıcı yaralar meydana geldiğini, çalışma gücünü kaybettiğini, kızının Türkiye çapında elde ettiği başarıyı yaşamadan büyük bir aile dramıyla karşı karşıya kaldığını; müvekkili T.Y.'ın, küçük yaşta yaşadığı bu olay nedeniyle üzerinde büyük bir acı ve elem oluştuğunu, hayatı boyunca vücudundaki yanıklarla, sakatlıklarla yaşamak zorunda kaldığını, kazadan dolayı çalışma gücünü tamamen kaybettiğini, genç bir kız olarak evlilik şansının azaldığını; müvekkili F.Y.'ın kazadan dolayı üniversiteye gidemediğini, iş gücü kaybının hesaplanarak taraflarına ödenmesini, üniversiteyi kazanıp kaydını yaptıramadığını, meslek hayatına geç başlayacağından dolayı uğramış olduğu kayıpların hesaplanmasını, estetik olarak eski hale gelebilmesi için ödenmeyen ve bundan sonra yapılacak olan ilaç ve tedavi giderleri için gerekli masrafların hesaplanarak ( maddi tazminata ilişkin talep hakkı şimdilik) 1.000.000,00 TL. maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili( fazlaya dair talep hakkı saklı), 15.000,00 TL. Manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, müvekkili Mehmet Yılmaz'ın sahte evrak tanzimi edilmek suretiyle kazadan sorumlu tutulmak istendiğini, Gülyalı Asliye Ceza Mahkemesinde yargılandığını, vücudunda kalıcı sakatlıklar ve yaralar meydana geldiğin, sürekli tedavi görmesinden dolayı büyük bir konfeksiyon işletmesi sahibi olan müvekkilinin iflas etmek durumuna geldiğini, maliye kayıtları da N.a alınarak uğramış olduğu maddi zarar için 1.000.000,00 TL. den (fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile ) 5.000.000,00 TL. Manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, müvekkili E.Y.ile T.Y. 'in Uğramış oldukları iş gücü kaybı hesaplanarak 1.000.000,00’er TL. Maddi tazminatın ödenmesine,(fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile) çektiği acı ve elemden dolayı E.Y.'ın 5.000.000,00 TL. manevi tazminat, yüzünde ve vücudunda kalıcı yaralar oluştuğu çektiği acılara karşılık 15.000.000,00 TL. manevi tazminatın müvekkili T.Y.'a, davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, tüm müvekkillerinin ödenmeyen ilaç ve tedavi giderleriyle bundan sonra yapılacak olan ilaç ve tedavi giderlerinin kazanın meydana geldiği 31.08.2003 tarihinden itibaren tüm maddi ve manevi tazminat talepleri hakkında yasal faizi ile birlikte tahsili ile yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalılardan alınmasına karar verilmesi istemiyle 27.2.2004 tarihinde adli yargı yerinde dava açmış; davacılar vekili 28.11.2006 havale tarihli dilekçesi ile davasını ıslah ederek, davacı F.Y.adına açmış oldukları maddi tazminatını 70.000,00 TL., T.Y. adına açmış oldukları maddi tazminat talebini 60.000,00 TL; E.Y.adına açmış olduğu maddi tazminat davasını 15.000,00 TL. ve M.Y.adına açmış olduğu tazminat davasını 5.000,00 TL. ye yükseltmiş; davacı vekili 16.11.2009 tarihli duruşmada müvekkili M.Y.'ın maddi tazminata yönelik talebinden vazgeçmiştir.

Ordu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi:16.11.2009 gün ve E:2004/238, K:2009/235 sayı ile, açılan davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine karar vermiş; davalıların kararı temyiz etmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi; 20.01.2011 gün ve E:2010/666, K:2011/351 sayı ile; 1-Davalılardan Karayolları Genel Müdürlüğü'nün temyizi yönünden; davanın, trafik kazası nedeniyle yaralanmadan dolayı uğranılan zararın ödetilmesi istemine ilişkin olduğu; yerel mahkemece istemin bir bölümünün kabul edildiği; kararın, davalılar tarafından temyiz olunduğu; bir kamu kurumu tarafından kamu yasaları uyarınca yapılmış olan tesislere bakma ve o tesisleri kullanma yükümlülüğünün yine kamu yasalarından doğan bir yükümlülük olduğu; o halde anılan nitelikteki bir kamu tesisinin yapılmasındaki, kullanılması veya korunmasındaki kusurdan doğan zararların, idari karar ve eylemlerden doğan zararlar niteliğinde olduğundan, onların ödetilmesi isteklerinin, 11.2.1959 günlü ve 17/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının II. bendi uyarınca tam yargı davasının konusunu oluşturduğu; bu davaların ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası'nın 2/1-b maddesi gereğince idari yargı yerinde açılmasının gerektiği; temyize konu olan davada davacıların, karayolundaki trafik işaretlemelerinin, yol çizgilerinin ve aydınlatmanın bulunmaması nedeniyle meydana gelen trafik kazası sonucunda yaralandıklarını belirterek tazminat istediklerine göre, davalılardan Karayolları Genel Müdürlüğü yönünden yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddedilmesi gerekirken, onun yönünden de işin esasının incelenmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulmasının gerektiği; diğer davalı Bal İş İnşaat Ticaret ve Sanayi AŞ’nin temyiz itirazlarına gelince; a)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddedilmesi gerektiği; 2)Diğer temyiz itirazına gelince; davacılardan T.Y.'ın meydana gelen trafik kazası nedeniyle yaralandığı belirtilerek uğradığı sürekli iş göremezlik zararının da ödetilmesinin istenildiği; yerel mahkemece benimsenen bilirkişi raporunda olay gününde 11 yaşında olan T.Y.’ın ablası olan diğer davacı F.Y.'ın üniversite sınavını Türkiye 224.sü olarak kazanması nedeniyle, onun da ileride öğretmen olabileceği varsayılarak, öğretmen aylığı üzerinden sürekli ış göremezlik zararının hesaplandığını; davacılardan T.Y.'ın olay gününde 11 yaşında olup gelecekte hangi mesleği yapacağının henüz belli olmadığı, ablasının başarılı olması onun da başarılı olacağını belirleyen bir olgu olmadığı; yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacılardan T.Y.'ın sürekli iş göremezlik zararının asgari ücret üzerinden hesaplatılarak varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan bilirkişi raporuna göre karar verilmiş olması doğru olmadığından kararın bu nedenle de bozulması gerektiği belirtilerek; sonuçta, temyiz olunan kararın yukarıda (1) sayılı bentte gösterilen nedenlerle davalılardan Karayolları Genel Müdürlüğü yararına; (2/b) sayılı bentte gösterilen nedenlerle diğer davalı Bal İş İnşaat Ticaret ve Sanayi AŞ yararına BOZULMASINA, davalı Şirketin öteki itirazlarının (2/a) sayılı bentteki nedenlerle reddine karar vermiştir.

ORDU 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:27.9.2011 gün ve E:2011/360, K:2011/354 sayı ile, Mahkemelerinin kararlarının bozulduğundan, dosyanın Mahkemenin yeni esasına kaydının yapıldığı; bozmaya uyulmakla davalı Karayolları Genel Müdürlüğü yönünden bozma ilamı gereği dosyanın tefrik edilip davaya bakmanın idari yargının görev alanına girmesi nedeni ile Mahkemelerinin görevsizliğine ilişkin hüküm kurulduğu belirtilerek; sonuçta; davalı Karayolları Genel Müdürlüğü'ne karşı açılan davanın Mahkemelerinin görevsizliği nedeni ile reddine karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince karar onanmış, karar düzeltme isteminde bulunulmadığından, mahkeme kararı 27.4.2012 tarihinde kesinleşmiştir.

Davacılar vekili, bu defa Karayolları Genel Müdürlüğüne karşı; idarenin hizmet kusuru ifası sırasında müvekkillerinin uğramış oldukları zararlara karşılık, F.Y.için 61.998,83 TL maddi, 10.000,00 TL manevi; T.Y. için 17.820,54 TL maddi, 10.000,00 TL manevi, E.Y.için 3.000,00 TL manevi, M.Y.için 3.000,00 TL manevi olmak üzere toplam, 105.819,37 TL tazminatın, kazanın oluş tarihi olan 31.08.2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle beraber davalıdan tahsiline karar serilmesi istemiyle 2.5.2012 tarihli dilekçe ile idari yargı yerinde dava açmıştır.

ORDU İDARE MAHKEMESİ: 26.9.2012 gün ve E:2012/687 sayı ile, özetle, uyuşmazlığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 7.maddesiyle Karayolları Genel Müdürlüğüne verilen görev ve sorumlulukların gereği gibi ifa edilip edilmediği noktasında ortaya çıktığını, 2918 sayılı Kanun'un 110.maddesinde 6099 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe girmesi sonrasında idarelerin bu tür kusurlarından kaynaklanan tazminat talepleriyle ilgili uyuşmazlıkları çözme görevinin adli yargı mercilerinde olduğunu belirterek, 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, adli ve idari yargı yerleri arasında, davalı Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine açılan dava yönünden görev uyuşmazlığın doğduğu, idari yargı dosyasının onaylı örneğinin Mahkemece, ekinde adli yargı dosyasının onaylı örneği ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacılardan M.Y.'ın sevk ve idaresindeki aracın, 31.8.2003 tarihinde, Ordu'dan Giresun'a seyir halinde iken, yoldaki işaretleme, aydınlatma gibi noksanlıklar nedeniyle kaza yapması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılmıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiş; Kanunun 7. maddesinde, Karayolları Genel Müdürlüğünün bu Kanunla ilgili görev ve yetkilerinin neler olduğu sayılmıştır.

Öte yandan 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.

Belediye aleyhine idare mahkemesinde açılan başka bir tazminat talepli tam yargı davasında, İdare Mahkemesi 2918 sayılı Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemesinin bu iki cümlenin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 8.12.2011 gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı ve 8.11.2012 gün ve E:2012/118, K:2012/170 sayılı aynı içerikli iki kararı ile; “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme değildir.

Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.” Kararına varmıştır.

Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir konuda İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

 Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Ordu İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Ordu 2.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ordu İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Ordu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.9.2011 gün ve E:2011/360, K:2011/354 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/603

KARAR NO: 2013/869

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının muris eşinin kullandığı motosikletin, davalı idareye ait ambulans ile çarpışması sonucunda hayatını kaybetmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zarar nedeniyle açılan tazminat davasının, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : F.Ç.

Vekilleri : Av. H.Ç., Av.H.Y., Av.İ.G.

Davalı : Sağlık Bakanlığı

O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde, Kahramanmaraş Valiliği, İl Sağlık Müdürlüğü’ne ait 46 FE 112 plakalı, sürücü F.B idaresindeki ambulansın, 25.06.2010 tarihinde, saat.18.40 sıralarında Kahramanmaraş merkez Teyfik Kadıoğlu Bulvarı üzerinde Yenişehir Devlet Hastanesine dönmek üzere iken, davacının eşi müteveffa C.’in kullandığı 46 …….. plakalı motora çarpması sonucunda gerçekleşen çift taraflı ölümlü ve maddi hasarlı trafik kazasında, C.Ç.'ın hayatını kaybettiğini; davacının, hayat arkadaşı olan eşini bu kaza neticesinde yitirdiğini; Mahkemenin takdir edeceği manevi tazminatın, bir nebze de olsa davacının duymuş olduğu elem, acı ve ıstırabı dindireceğini ifade ederek; fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla, murisin yasal mirasçısı olan eşi için 80.000 TL manevi tazminatın, kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle 3.12.2010 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

K.MARAŞ 1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:7.4.2011 gün ve E:2010/1000, K.2011/209 sayı ile, davanın; idareye ait aracın kaza yapması nedeniyle açılan manevi tazminat davası olduğu; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesi uyarınca idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenlerin, tam yargı davası şeklinde idari yargıda dava açacağının düzenlendiği gerekçesiyle; görevsizlik kararı vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu defa; 80.000 TL’lik manevi tazminatın faizi ile davalı idareden tahsili ve kazaya karışan 46 FE 112 plakalı aracın trafik kaydına ihtiyati tedbir konulması istemiyle 27.1.2012 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

GAZİANTEP 2. İDARE MAHKEMESİ:17.10.2012 gün ve E:2012/166 sayı ile, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Hızın gerekli şartlara uygunluğunu sağlamak" başlıklı 52. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; sürücülerin; kavşaklara yaklaşırken, dönemeçlere girerken, tepe üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitlerine, hemzemin geçitlere, tünellere, dar köprü ve menfezlere yaklaşırken, yapım ve onarım alanlarına girerken, hızlarını azaltmak zorunda oldukları belirtilmiş, "Devlete ve Kamu Kuruluşlarına Ait Araçlar" başlıklı 106. maddesinde: "Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır." hükmüne yer verilmiş olduğu; Yasa'nın sekizinci kısmının "İşletenin Hukuki Sorumluluğu" başlıklı birinci bölümünde yer alan 85. ve 90.maddelerinde, motorlu araçların trafik kurallarına ve gereklerine aykırı davranışları sonunda meydana gelen zararlar nedeniyle, özel ve tüzel kişilerle kamu tüzel kişilerinin ayırım yapılmadan, aynı sorumluluk kurallarına bağlı olmalarının öngörüldüğü; bu suretle Yasanın, kamu idare ve kurumlarına ait bu arada kamu hizmetine tahsis edilen motorlu araçların verdikleri zararlardan dolayı, trafik olaylarından doğan zararların özelliğini göz önünde tutarak, kamu idare ve kurumlarının özel kişilerle eşit şartlarda aynı esaslara göre sorumlu tutulması gerektiğini ifade etmiş olduğu; Yasa'nın sözü edilen hükümleri karşısında, kamu araçlarının verdikleri zararlardan dolayı idarenin, kamu hukuku kurallarına göre değil, "işleten" sıfatıyla özel hukuk kurallarına göre sorumlu tutulabileceği; 2918 sayılı Yasa'nın 90.maddesinde de; "Maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında Borçlar Yasası'nın haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır." denildiği; öte yandan; anılan Yasa'nın "Görevli ve Yetkili Mahkeme" başlıklı 110. maddesinin ilk fıkrasında; "(Değişik madde: 11/01/2011-6099 S.K./14.mad.) İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır." hükmüne, geçici 21. maddesinde ise; "(Ek madde: 11/01/2011-6099 S.K./15.mad.) Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek idare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz." hükmüne yer verilmiş olduğu; uyuşmazlık konusu olayda, davacı vekili tarafından; müvekkilinin muris eşinin kullandığı motorun 25.06.2010 tarihinde davalı idareye ait ambulans ile çarpışması neticesinde hayatını kaybettiği olay nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 80.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tazmini ile kazaya karışan 46…….. plakalı aracın trafik kaydına tedbir konulmasına karar verilmesi istemiyle açılan davanın, Kahramanmaraş 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 7.4.2011 tarih ve E.2010/1000, K:201 1/209 sayılı kararı ile idari vargı yerinin görevli olduğundan bahisle görev yönünden reddine karar verildiği, 05.7.2011 tarihinde kayıtlara giren dilekçe ile davacı vekili tarafından adı geçen Mahkemeye başvurularak dosyasının idare Mahkemesine gönderilmesi talebinin ardından 23.9.2011 tarihinde dava dosyasının Mahkemeleri kaydına girdiği; Mahkemelerinin 08.12.2011 tarih ve F.:20l 1/1468, K:2011/1440 sayılı kararıyla Mahkemelerine hitaben yazılmış bir dava dilekçesinin bulunmadığından bahisle dilekçe ret kararı verildiği, davacı tarafından dilekçe ret kararının gereği yerine getirilerek bakılmakta olan dosya ile davanın yenilendiği; yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve açıklamaların birlikte irdelenmesinden; Karayolları Trafik Kanunu'na dayanılarak istenilen manevi tazminata ilişkin davanın Mahkemelerinin görev alanına girmeyip adli yargı yerinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığı; diğer yandan: her ne kadar davalı idarenin görev itirazı üzerine Mahkemelerince 30.04.2012 tarihinde görevlilik kararı verilmişse de; “kamu düzenine ilişkin olan" görev" hususunun yargılamanın her aşamasında göz önünde bulundurulması gereken ilk inceleme konularından olduğu ve 17.10.2012 tarihinde yapılan müzakerede yukarıda aktarılan gerekçelerle mevcut davanın idari yargının değil adli yargının görev alanında bulunduğu sonucuna varıldığından, konuyla ilgili olarak adli yargı yerince verilmiş görevsizlik kararı bulunması nedeniyle vaki görev uyuşmazlığının karara bağlanabilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasının gerektiği; açıklanan nedenlerle, Mahkemelerinin görevine girmeyen ve Kahramanmaraş 1.Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından da görevsizlik kararı verilen bu davada, görevli mahkemenin belirlenmesi için iş bu dava dosyasının ve Kahramanmaraş 1. Asliye Hukuk Mahkemesince Mahkemelerine gönderilip dava dosyaları içerisinde yer alan Kahramanmaraş 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin dosyasının, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi'nin Kuruluş ve işleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar verilinceye kadar yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, adli ve idari yargı yerleri arasında, tazminat istemi yönünden görev uyuşmazlığın doğduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının muris eşinin kullandığı motosikletin, davalı idareye ait ambulans ile çarpışması sonucunda hayatını kaybetmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık 80.000 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

Olaya ilişkin olarak düzenlenen 18.6.2010 tarihli Trafik Kazası Tespit Tutanağının incelenmesinden; kazaya karışan sürücülerin, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 84./1-h ve 52/1-a maddelerine uymadıklarından dolayı kusurlu oldukları belirtilmiştir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; “Hızın gerekli şartlara uygunluğunu sağlamak" başlıklı 52. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; sürücülerin; kavşaklara yaklaşırken, dönemeçlere girerken, tepe üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitlerine, hemzemin geçitlere, tünellere, dar köprü ve menfezlere yaklaşırken, yapım ve onarım alanlarına girerken, hızlarını azaltmak zorunda oldukları; “Trafik kazalarında sürücü kusurlarının tespiti ve asli kusur sayılan haller” başlıklı 84.maddesinin birinci fıkrasının ( h) bendinde; araç sürücülerinin; trafik kazalarında, kavşaklarda geçiş önceliğine uymamasının, asli kusur sayılan hallerden olduğu hükümlerine yer verilmiştir.

Öte yandan 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.

Belediye aleyhine idare mahkemesinde açılan başka bir tazminat talepli tam yargı davasında, İdare Mahkemesi 2918 sayılı Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemesinin bu iki cümlenin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 8.12.2011 gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı ve 8.11.2012 gün ve E:2012/118, K:2012/170 sayılı aynı içerikli iki kararı ile; “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme değildir.

Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.” Kararına varmıştır.

Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir konuda İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

 Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Gaziantep 2.İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Kahramanmaraş 1.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gaziantep 2. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Kahramanmaraş 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 7.4.2011 gün ve E:2010/1000, K.2011/209 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/636

KARAR NO: 2013/870

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2981 sayılı Yasa uyarınca yapılan parselasyon işleminin, davacıyı ilgilendiren bölümünün idare mahkemesince iptal edilmesi üzerine, bu karar gereğince tapudaki kayıtların düzeltilerek davacıya ait parselin ihyası ile düzenlemeden önceki haline göre davacı adına tesciline karar verilmesi istemiyle Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada, davanın kabulü yolunda verilen ve kesinleşen kararın infazı istemiyle davacı tarafından yapılan başvuru üzerine, ilgili tapu dairesince Mahkeme kararının teknik nedenlerle uygulanamayacağı gerekçesiyle istemle ilgili herhangi bir işlem yapılamayacağı yolunda tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : K.D.

Vekili : Av.Ö.B.

Davalılar : 1- Ataşehir Kaymakamlığı

 2- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü

O L A Y : 1- İstanbul İli, Ataşehir İlçesi, İçerenköy Mahallesi 801 ada 142 numaralı kadastro parselinin de içerisinde yer aldığı alanda, Kadıköy Belediyesince 07/12/1993 tarihli ve 223/18 sayılı ve 13/12/1993 tarihli ve 227/1 sayılı encümen kararlarına istinaden imar uygulaması yapılmış, bu kapsamda yapılan uygulama sonucunda dava konusu 801 ada 142 nolu parsel 2809 ada 3 ve 4 parseller ile, 2810 ada 3,4 ve 5 nolu parsellere dağıtılmış ve tapu siciline bu şekilde tescil yapılmıştır.

2- Kadıköy Belediyesince yapılan imar uygulamasının iptali istemiyle açılan davada, İstanbul 3. İdare Mahkemesi, E:1996/1502, K:1998/270 sayılı ilamı ile işlemin iptaline karar vermiş, karar kesinleşmiş; ancak bu karardan sonra adı geçen Belediye tarafından hiçbir işlem tesis edilmemiş; tapu kayıtlarının halen iptal edilen imar uygulamasına göre tescilli olduğu görülmüştür.

3- Davacı vekili tarafından, Ataşehir Belediye Başkanlığı'nın davacıya ait 801 Ada 142 parselde yaptığı imar uygulamasının İstanbul 3. İdare Mahkemesinin 1996/1502 E, 1998/270 K sayılı kararı ile iptali üzerine, tapu idaresindeki kayıt ve tescilinde eski hale ihyası için Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmış; Mahkeme; 3.2.2011 gün ve E:2010/11, K:2011/32 sayı ile, taraflar arasında yürütülen Tapu iptali ve Tescil davasının yargılaması sonunda davanın kabulüne ilişkin olarak mahkemelerinden verilen 05.03.2009 tarih ve 2009/89 K. Sayılı ilamın, Yargıtay 1. H.D. nin 05.10.2009 günlü ilamı ile, mahkemece 142 sayılı parseldeki hak ve geometrik durumu gözetilerek ve anılan kadastral parselin ihyası suretiyle bir hüküm kurulmasının kural olarak doğru olduğu, ancak dosya içeriğinden 5 sayılı imar parselinin 142 sayılı kadastral parselden geldiği ve 142 kadastral parselin geometrik durumu itibariyle 2809 ada 3, 2810 ada 5, dava dışı 2809 ada, 2,4 ve 6 2810 ada, 3 ve 4 sayılı imar parsellerine ve yola isabet eden bölüme ait olduğunun anlaşıldığı; dolayısıyla tapu iptali ve tescil istekli davaların kayıt malikleri aleyhine açılması gerektiği ve anılan parsel ve bölüm maliklerinin de davada yer almalarının zorunlu bulunduğu, bu hususun gözardı edilmesi suretiyle hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle bozularak dava dosyasının Mahkemelerine iade edilmiş olduğu; bozmaya uyularak yeniden yargılamanın yürütüldüğü; tüm dosya kapsamı, bozma öncesi dosyaya alınan belgeler ve bilirkişi raporlarına göre; davaya konu 142 kadastral parselin 2981 sayılı yasa gereğince şuyulandırma sonucu çeşitli parsellere ayrıldığı, daha sonra İstanbul 3. İdare Mahkemesinin 1996/1502 E., 1998/270 K. Sayılı ilamı ile şuyulandırma işleminin iptaline karar verildiği ve kararın kesinleştiği, dolayısıyla davaya konu parselin şuyulandırma öncesi kadastral durumuna ihya edilmesinin icap ettiği gerekçesiyle; davanın KABULÜNE, Ataşehir (Eski Kadıköy) İçerenköy Mahallesi 801 ada, 142 parsel sayılı kadastral parselin İHYASINA ve İmar öncesi hak durumları gözetilerek davacı ve önceki malikler adına payları oranında TAPUYA KAYIT VE TESCİLİNE karar vermiştir.

4- Davacı tarafından Ataşehir Tapu Müdürlüğüne, Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve 801 ada 142 sayılı kadastro parselinin ihyasına ilişkin olan kesinleşmiş 03/02/2011 tarihli ve E.2010/10, K.2011/32 sayılı karar ibraz edilerek karar gereğinin yapılması talep edilmiş; bu talep İstanbul Kadastro Müdürlüğüne(Kadıköy Kadastro Mühendisliği birimi) iletilmiş, adı geçen Kadastro Müdürlüğünce yapılan teknik inceleme neticesinde, Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin söz konusu kararının uygulanmasının (801 ada 142 parsele dönüşümünün) teknik olarak mümkün olmadığı, (imar uygulamasının iptali sonucunda 2809 ada 2 ve 6 parsellerde kısmen 801 ada 142 parsele binme olacağı ayrıca 2810 ada 2,6 ve 7 nolu parsellerde ise boşluklar oluşacağı belirlenerek) 25/08/2011 tarihli ve 1980 sayılı yazı ile Ataşehir Tapu Müdürlüğüne iletilmiş ve akabinde Ataşehir Tapu Müdürlüğünce, 26.8.2011 tarih, …/622.01.01/ sayılı yazı ile, davacıya söz konusu kararın uygulanmasının teknik olarak mümkün olamadığı şeklinde bilgi verilmiştir.

5- Davacı vekili, davalı Tapu Müdürlüğünün dava konusu 26.08.2011 yazısında, mahkeme kararını uygulayamayacağını belirttiğini, bu durumda belediyede planlarda müvekkilinin 374 m2 hissedar olduğu kadastral 142 parselin bulunduğunu, tapuda ise bu parselin olmadığını, 105 m2.lik 2809 ada 3 parselin bulunduğunu, davalı idarenin bu “mahkeme kararını uygulamama” cevabi yazısının hukuka, hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkilini zor duruma bırakacağını, iyi niyetli üçüncü kişilerle hukuki ihtilaflara sebebiyet vereceğini ifade ederek; Ataşehir Kaymakamlığı Tapu Müdürlüğünün 26.08.2011 tarih ve B091TKG345904/622.01.01/ sayılı kararının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idareler, süresi içerisinde verdikleri cevap dilekçelerinde; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1027. maddesinde “İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir.” Hükmünün yer aldığını; dava konusu olayda davacı her ne kadar tapu müdürlüğünün işleminin iptalini talep ediyor gibi gözükse de, talebin doğrudan tapu sicilinde mevcut olan bir kaydın tashihi istemine yönelik olması nedeniyle, uyuşmazlığın adli yargının görev alanına girdiğini ileri sürerek görev itirazında bulunmuşlardır.

İSTANBUL 8. İDARE MAHKEMESİ: 21.3.2012 gün ve E:2011/2160 sayı ile, 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinde; "İdari dava türleri, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davalarının; idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davalarının; kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı açılan davaların sayıldığı; idari yargının idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimini yapmakla görevli olduğu kurala bağlandığı; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarının; idari dava türlerinden biri olduğu; idarenin, idare hukuku alanında kamu gücüne dayalı olarak re-sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu işlemlere, hukuk alanında yeni durumlar oluşturmasıyla idari işlem kimliği kazandırdığı, kural olarak bu işlemlerin özel yasal düzenlemeler dışında, idari yargı denetimine tabi bulunduğu; davalı idarelerce, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1027.maddesinde yer alan " İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir." hükmü uyarınca uyuşmazlığın çözümünde Adli Yargının görevli olduğundan bahisle görev itirazında bulunulduğu; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 997 ve izleyen maddelerinde, tapu siciline kaydedilecek taşınmazlar, taşınmazların tescil ve terkinine ilişkin düzenlemelere yer verildiği, 997. maddesinin 3. fıkrasında, sicilin örneği, nasıl tutulacağı ve yardımcı sicillerin tüzükle belirleneceğinin hükme bağlandığı; Tapu Sicili Tüzüğünün 1. maddesinde ise bu Tüzüğün amacının, Türk Medeni Kanunu’nun öngördüğü tapu sicillerinin düzenli bir biçimde tutulmasını sağlamak olarak belirtilmiş olduğu, Tüzüğün 78. maddesinde de, tapu sicilinde terkinin, hak sahibinin veya yetkili makamın istemine ya da mahkeme kararına dayalı olarak yapılacağı kuralının yer aldığı; bakılan olayda ise davacıya ait 142 sayılı parselin uygulama sonrasında yeniden ihya edilerek tapuda davacı adına kayıt ve tescil edilmesine Kadıköy 3.Asliye Hukuk Mahkemesince karar verildiği ve 4721 sayılı Kanun uyarınca görevli olan mahkemece ihtilaf konusunda bir karar verildiği; yargı kararının uygulanmasından sonraki sürecin ancak idarece yapılacak idari bir işlemle mümkün olduğu, davacının talebinin de aynı yönde bir idari işlemle gerekli tescilin yapılmasının sağlanmasına ilişkin bulunduğu; dolayısıyla davacının bu yöndeki başvurusunun reddine dair işlemin de idarenin tek taraflı bir işlemi olması, kesin ve yürütülebilir nitelikte olması nedeniyle idari davaya konu edilebileceği, işlemin iptali istemiyle açılan davanın da idari yargının görev alanına girdiği, davalı idarelerin aksi yöndeki görev itirazında ise hukuki isabet bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle; davalı idarelerin görev itirazının reddine ve Mahkemelerinin görevliliğine karar vermiştir.

Davalı İdarelerden Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Davacı K.D.vekili tarafından, Ataşehir Belediye Başkanlığı'nın davacıya ait 801 Ada 142 parselde yaptığı imar uygulamasının İstanbul 3. İdare Mahkemesinin 1996/1502 E, 1998/270 K sayılı kararı ile iptali üzerine, tapu idaresindeki kayıt ve tescilinde eski hale ihyası için Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın da 03/02/2011 tarihinde 20110/11 E, 2011/32 K sayı ile kabul edilerek 801 ada 142 parsel numaralı taşınmazın yeniden ihyası ile imar düzenlemesinden önceki hali ile davacı adına tapu siciline tesciline karar verilmesi üzerine bu kararın infazı için davalı idareye yapılan başvurunun teknik nedenlerle Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin tescile ilişkin kararının uygulanamayacağı bildirilerek reddine ilişkin 26/08/2011 tarihli davalı idare işleminin iptali istemi ile idare mahkemesinde iptal davası açıldığının anlaşıldığı; davalı idarenin, anılan kesinleşen Mahkeme kararına rağmen; tescile konu taşınmazın, imar düzenlemeklerinden sonra diğer imar parselleri ile bütünleşerek ve yer değiştirmesi sonucu, yeniden ihyasının teknik olarak mümkün olmadığı nedeniyle tescil talebini reddettiği, Mahkeme kararını uygulamaktan kaçındığının anlaşıldığı; 4721 sayılı Medeni Kanunun "Tescil" başlığı altında yer alan 1013. Maddesine göre "Tescil, tasarrufa konu olan taşınmaz malikinin yazılı beyanı üzerine yapılır. /Edinen kimse, kanun hükmüne, kesinleşmiş mahkeme kararına veya buna eşdeğer bir belgeye dayanıyorsa, bu beyana gerek yoktur. /Bir ayni hakkı tescilden önce kazanan kimse, gerekli belgeleri ibraz ederek tescili isteyebilir.", 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1027. maddesinde “İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir. Düzeltme eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılması biçiminde de olabilir. Tapu memuru, basit yazı yanlışlıklarını, tüzük kuralları uyarınca resen düzeltir.” hükmüne; Tapu Sicili Tüzüğü’nün 85. maddesinde de “Kütük üzerinde belgelere aykırı tescil veya yazımın düzeltilebilmesi için ilgililerin yazılı olurunun alınması ve yevmiye defterine kaydedilmesi gerekir.(...) hükümlerini taşıdığı; bu hükümlerde yer alan Mahkemenin, adli yargı yerindeki genel mahkemeler olduğu; kaldı ki adli yargı yerinde verilmiş ve Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleşmiş bir ilamın infazına ilişkin sorunun çözümünün de adli yargı yerinde yapılacağında tartışma bulunmadığı; Uyuşmazlık Mahkemesinin 04/03/1981 tarihli, 1980/11 E, 1981/2 K sayılı emsal kararında da tapu kayıtları üzerinde yapılacak tescil, terkin, tahsis gibi mülkiyetin aynına ilişkin davaların adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinin hüküm altına alındığı gerekçesiyle; 2247 sayılı kanunun 10 ve 13 maddeleri gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (a) bendinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca tapu kayıtları üzerinde yapılacak tescil, terkin ve tahsis gibi işlemler ile yine aynı Kanun uyarınca tapu sicilindeki yanlışlığın düzeltilmesi yolundaki işlemlere ilişkin davaların adli yargı mercilerince görülmesi ve çözümlenmesinin gerektiği; dosyanın incelenmesinden, tapu iptali ve tescil istemiyle açılan davada asliye hukuk mahkemesince verilen kararın uygulanması yolundaki başvuru üzerine, kadastral 801 ada, 142 parsele dönülmesinin teknik olarak mümkün olmayacağı nedeniyle herhangi bir işlem yapılamayacağı yolundaki dava konusu işlemin tesis edildiğinin anlaşıldığı; bu durumda, davacı tarafından, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü hasım gösterilerek, özel hukuk hükümleri uyarınca adli yargı yeri tarafından verilen ve mülkiyetin el değiştirmesine ilişkin bulunan kararın uygulanmaması işleminin dava konusu edilmiş olması karşısında, uyuşmazlığın genel hükümler uygulanmak suretiyle adli yargı mercilerince çözümlenmesi gerekeceği sonucuna varılmış olduğu; diğer taraftan, anılan işlemin idari yargı mercilerince verilmiş bir karara dayalı olarak tesis edilmeyip adli yargı kararının nasıl uygulanacağına ilişkin olması nedeniyle, bu hususun açıklığa kavuşturulmasının da yine adli yargı yerine ait olacağı gerekçesiyle; Yargıtay Başsavcılığınca 2247 sayılı Kanunun 10'uncu maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabulü ile İstanbul Sekizinci idare Mahkemesi'nin E:2012/2160 sayılı görevlilik kararının kaldırılmasının uygun olacağı yönünde yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Davalı İdarelerden Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacıya ait taşınmazın da bulunduğu 142 kadastral parsel sayılı alanda, 2981 sayılı Yasa uyarınca yapılan parselasyon işleminin, davacıyı ilgilendiren bölümünün idare mahkemesince iptal edilmesi üzerine, bu karar gereğince tapudaki kayıtların düzeltilerek 142 parselin ihyası ile düzenlemeden önceki haline göre davacı adına tesciline karar verilmesi istemiyle Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada, davanın kabulü yolunda verilen ve kesinleşen kararın infazı istemiyle davacı tarafından yapılan başvuru üzerine, Asliye Hukuk Mahkemesinin anılan kararının teknik nedenlerle uygulanamayacağı gerekçesiyle istemle ilgili herhangi bir işlem yapılamayacağı bildirilerek, istemin reddi yolundaki Ataşehir Kaymakamlığı Tapu Müdürlüğünün 26.08.2011 tarih ve B091TKG345904/622.01.01/ sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 705. maddesinde, “Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.

Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.” hükmüne,

716. maddesinde “Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukukî sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması hâlinde hâkimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir. 

Bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebrî icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir.

Bir taşınmazın mülkiyetinde eşler arasındaki mal rejimi dolayısıyla meydana gelen değişiklikler, eşlerden birinin istemiyle tapu kütüğüne doğrudan tescil olunur.” hükmüne,

1006. maddesinde “Tapu idarelerinin kuruluş, işleyiş ve hizmetlerinin yürütülmesi, özel kanun hükümlerine tâbidir.” hükmüne,

1027. maddesinde “İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir.

Düzeltme, eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılması biçiminde de olabilir.

Tapu memuru, basit yazı yanlışlıklarını, tüzük kuralları uyarınca re'sen düzeltir.” hükmüne yer verilmiştir.

Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlığını taşıyan 2. maddesinin 1 numaralı bendinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları; idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ile tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar, idari dava türleri olarak sayılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, Davacı tarafından, İstanbul ili, Ataşehir İlçesi, İçerenköy Mahallesi, 801 ada, 142 kadastro parsel sayılı taşınmaz malın bulunduğu alanda Belediyesince yapılan imar uygulamasının, İdare Mahkemesince iptalinden sonra; uygulamanın eski hale getirilmesi hakkındaki Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2010/11, K:2011/32 sayılı kararın, Ataşehir Tapu Müdürlüğünden uygulanmasının istenildiği, ilgili müdürlükçe 05.07.2011 tarih ve 109.13-2592 sayılı yazı ekinde Kadıköy Kadastro Mühendisliğine mahkeme kararının uygulanabilirliğine göre tescil bildiriminin düzenlenmesinin istenildiği, Kadastro Mühendisliğince mahkeme kararının uygulanmasının teknik yönden mümkün olamayacağının Ataşehir Tapu Müdürlüğüne iletildiği ve akabinde Ataşehir Tapu Müdürlüğünce, 26.8.2011 tarih, …/622.01.01/ sayılı yazı ile, davacıya söz konusu kararın uygulanmasının teknik olarak mümkün olamadığı şeklinde bilgi verilmesi üzerine; bu işlemin iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.

Mahkeme kararlarının infazı sırasında yalnızca kararın sonucuyla bağlı kalınamayacağı, kararların gerekçelerinin de hüküm ifade edeceğinin ve uygulamaya tabi olacağının gerek öğretide, gerekse uygulamada genel kabul görmüş hukuk normlarından olduğu tartışmasızdır.

Olay kısmında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, İdare Mahkemesince verilen iptal kararından sonra, Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan; Yargıtay’ın bozma kararından sonra, bu karara uyulmak suretiyle yapılan yargılamadan sonra verilen ve kesinleşen kararın, “mahkeme kararının uygulanmasının teknik yönden mümkün olamayacağını” ve mahkeme kararlarını infaz edemediğini belirten idareye yol gösterici olduğu, bağlayıcı bir nitelik taşıdığı, dolayısıyla, davalı idarenin Mahkeme kararı doğrultusunda tapuya tescil işlemini gerçekleştirmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Ancak, buna rağmen mahkeme kararını uygulayamayacağı yönünde işlem tesis eden davalı idarenin bu işleminin iptali istemiyle açılan davanın, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davası niteliğinde olduğu, dolayısıyla artık adli yargı yerince, uygulanabilir özellikte ve davacıların mağduriyetini giderebilecek nitelikte bir kararın verilemeyeceği yadsınamayacaktır.

Diğer bir deyişle, gerek idare mahkemelerince gerek adliye mahkemelerince verilen iptal kararlarının infaz edilebilir mahiyette oldukları, davalı idarenin bu kararlar gerekleri doğrultusunda hareket etmek mecburiyetinde olduğu, teknik bazı nedenlere dayanarak bu lazimeden kaçınmasının doğrudan davalı idarenin menfi tutumuna (işlemine) dayalı bulunduğu, kurumsal olarak adli yargıda yeni bir dava açılması seçeneğinin benimsenmesi halinde dahi, adli yargı organının evvelce vermiş olduğu “davanın kabulü ve tescil” kararı dışında bir başka karar verebilmesi olanağının bulunmaması karşısında, adli yargının bu davada görevli olmadığı açıktır.

Bu durumda, idarenin idare hukuku alanında kamu gücüne dayalı olarak re’sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu işlemlere, hukuk alanında yeni durumlar oluşturmasıyla idari işlem niteliği kazandırdığı ve kural olarak bu işlemlerin özel yasal düzenlemeler dışında idari yargı denetimine tabi bulunduğu gözetildiğinde; tapudaki kayıtların düzeltilerek davacıya ait parselin ihyası ile düzenlemeden önceki haline göre davacı adına tesciline karar verilmesi istemiyle açılan ve davanın kabulü yönündeki mahkeme ilamının tapu kütüğünde infaz edilmemesine ilişkin davaya konu işlemin, kamu gücüne dayanılarak tesis edilen idari işlem niteliğinde olduğu, dolayısıyla uyuşmazlığın görüm ve çözümün idare mahkemesinin görev alanına girdiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

Kaldı ki, Mahkememizin 8.4.2013 tarih ve E:2012/224, K:2013/477 ile 13.5.2013 tarih ve E:2013/262, K:2013/656 sayılı kararları da bu doğrultudadır.

Açıklanan nedenlerle, davada idari yargının görevli olduğu nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE 4.6.2013 gününde Üyelerden Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ ve Ayhan AKARSU’nun KARŞIOYLARI ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Dava, davacıya ait taşınmazın da bulunduğu 142 kadastral parsel sayılı alanda, 2981 sayılı Yasa uyarınca yapılan parselasyon işleminin, davacıyı ilgilendiren bölümünün idare mahkemesince iptal edilmesi üzerine, bu karar gereğince tapudaki kayıtların düzeltilerek 142 parselin ihyası ile düzenlemeden önceki haline göre davacı adına tesciline karar verilmesi istemiyle Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada, davanın kabulü yolunda verilen ve kesinleşen kararın infazı istemiyle davacı tarafından yapılan başvuru üzerine, Asliye Hukuk Mahkemesinin anılan kararının teknik nedenlerle uygulanamayacağı gerekçesiyle istemle ilgili herhangi bir işlem yapılamayacağı bildirilerek, istemin reddi yolundaki Ataşehir Kaymakamlığı Tapu Müdürlüğünün 26.08.2011 tarih ve B091TKG345904/ 622.01.01/sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 705. maddesinde, “Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır”, 716. maddesinde, “Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukukî sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması hâlinde hâkimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir. Bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebrî icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir. Bir taşınmazın mülkiyetinde eşler arasındaki mal rejimi dolayısıyla meydana gelen değişiklikler, eşlerden birinin istemiyle tapu kütüğüne doğrudan tescil olunur”, 1006. maddesinde, “Tapu idarelerinin kuruluş, işleyiş ve hizmetlerinin yürütülmesi, özel kanun hükümlerine tâbidir”, 1027. maddesinde, “İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir. Düzeltme, eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılması biçiminde de olabilir. Tapu memuru, basit yazı yanlışlıklarını, tüzük kuralları uyarınca re'sen düzeltir” hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlığını taşıyan 2. maddesinin 1 numaralı bendinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları; idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ile tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar, idari dava türleri olarak sayılmıştır. Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, İstanbul ili, Ataşehir İlçesi, İçerenköy Mahallesi, 801 ada, 142 kadastro parsel sayılı taşınmaz malın bulunduğu alanda Belediyesince yapılan imar uygulamasının, İdare Mahkemesince iptalinden sonra; uygulamanın eski hale getirilmesi hakkındaki Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2010/11, K:2011/32 sayılı kararın, Ataşehir Tapu Müdürlüğünden uygulanmasının istenildiği, ilgili müdürlükçe 05.07.2011 tarih ve 109.13-2592 sayılı yazı ekinde Kadıköy Kadastro Mühendisliğine mahkeme kararının uygulanabilirliğine göre tescil bildiriminin düzenlenmesinin istenildiği, Kadastro Mühendisliğince mahkeme kararının uygulanmasının teknik yönden mümkün olamayacağının Ataşehir Tapu Müdürlüğüne iletildiği ve akabinde Ataşehir Tapu Müdürlüğünce, 26.8.2011 tarih, ..7622.01.01/ sayılı yazı ile, davacıya söz konusu kararın uygulanmasının teknik olarak mümkün olamadığı şeklinde bilgi verilmesi üzerine; bu işlemin iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır. Olayda, Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada, davanın kabulü yolunda verilen ve kesinleşen kararın infazı istemiyle davacı tarafından yapılan başvuru üzerine, Asliye Hukuk Mahkemesinin anılan kararının teknik nedenlerle uygulanamayacağı gerekçesiyle istemle ilgili herhangi bir işlem yapılamayacağı bildirilerek, istemin reddi yolundaki Ataşehir Kaymakamlığı Tapu Müdürlüğünün 26.08.2011 tarih ve B091TKG345904/622.01.01/ sayılı işleminin iptali istemiyle dava açıldığına göre, Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının yerine getirilmemesinden kaynaklanan uyuşmazlığın görüm ve çözümü, sözü edilen kararı veren Asliye Hukuk Mahkemesinin de içinde yer aldığı adli yargı yerine aittir.

Açıklanan nedenle, davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.

 

Üye Üye Üye

 Sıddık YILDIZ Nurdane TOPUZ Ayhan AKARSU

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/112

KARAR NO: 2013/871

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Emekli Sandığına tabi iken vefat eden annesinden dolayı yetim aylığı alan davacının, boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı gerekçesiyle aylığının kesilmesine ve borç çıkartılmasına ilişkin davalı idare işleminin iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : S.Ü.

Vekili : Av. M.A.T.

Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı

Vekili : Av. N.A.

O L A Y : Kars SSYM. Doğum ve Çocuk Bakımevinde Emekli Sandığına tabi Hizmetli olarak görev yapmakta iken 02/07/1986 tarihinde emekliye sevk edilen, bilahare 19/11/1992 tarihinde vefat eden Pakize Üstündağ’ın kızı olan davacının, Kurum kayıtlarına 15/11/2007 tarih ve 5909283 sayı ile geçen tarihsiz dilekçesi ile yetim aylığı bağlanmasını talep etmesi üzerine, 21/11/2007 tarihli ve 718329 sayılı işlem ile 01/12/2007 tarihinden itibaren kendisine yetim aylığı bağlandığı; daha sonra, Beşiktaş Sosyal Güvenlik Merkezinin 28/08/2009 tarihli ve B.13.2.SSK.4.34.01.00/ VIIl-Sos. Güv: Kont. Mem/I 1.199.181 sayılı yazı ekinde alınan 18/09/2009 tarih ve MA/2009-125 sayılı kontrol memuru raporuna göre davacının, boşandığı eski eşi ile birlikte yaşadığının tespit edilmesi üzerine, aylıklarının 01/11/2008 tarihinden itibaren kesilerek yersiz olarak ödenen tutarların borç çıkartıldığı anlaşılmıştır.

Davacı vekili, müvekkilinin annesinden dolayı kendisine bağlanan aylığın anlaşmalı boşanma yaptığı gerekçesiyle kesilmesine ve borç çıkartılmasına ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının 7.1.2010 tarih ve 291685 sayılı işleminin iptali ve 9.620,55+ TL faiz borcunun olmadığının tespiti istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 17.İŞ MAHKEMESİ: 18.4.2012 gün ve E:2010/267, K:2012/240 sayı ile, davacıya, emekli sandığı hükümlerine göre emekliye sevk edilip 19.11.1992 tarihinde vefat eden annesinden dolayı, boşanmayla birlikte başvurusu üzerine, kurumca 01.12.2007 tarihinden itibaren yetim aylığı bağlandığı, sonrasında yapılan denetim ve rapor sonucu boşandığı eşi ile birlikte yaşadığının tespiti ile 19.12.2009 tarih ve 26247 sayılı işlemle aylıklarının 01.11.2008 tarihinden itibaren kesilerek yersiz ödenen tutarların borç kaydedildiği, bu duruma göre, davacının annesinin 5434 sayılı yasa kapsamında olup ölümü ile aynı yasa hükümleri uyarınca davacıya annesinden dolayı yetim aylığı bağlandığı, sonrasında 5510 sayılı yasanın 56.maddesi son fıkrasındaki: "Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı belirlenen çocukların bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96.madde hükümlerine göre geri alınır." düzenlemesi uyarınca yetim aylığının kurumca kesilip ödenen tutarın borç çıkarıldığı; 5510 sayılı yasanın 101.maddesinde aksine hüküm olmayan hallerde bu kanun hükümlerinin uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde çözümleneceği öngörülmüş ise de, 5510 sayılı yasanın geçici 4.maddesinde: "Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı yasaya göre iştirakçi olup, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra sigortalılığı bulunmayanlar ve bunların dul ve yetimleri hakkında bu kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil, 5434 sayılı yasa hükümlerine göre işlem yapılacağının düzenlendiği, 5510 sayılı yasanın 56.maddesinin, yürürlükten kaldırılan 5434 sayılı yasanın 75.maddesinin genişletilmiş hali olduğu, yasanın dava konusu olaya ilişkin 56.maddesi son fıkrasının yasayla birlikte 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girdiği, oysa davacıya bu yasanın yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı yasa hükümlerine göre, iştirakçi annesinden dolayı yetim aylığı bağlandığı, 5510 sayılı yasanın geçici 4.maddesi gereği dava konusu edilen uyuşmazlıkla ilgili idare mahkemelerinin görevli olduğunun anlaşıldığı; yargılama ve dosya kapsamına göre; özetlenen yasal düzenleme ve getirtilen kayıt ve belgelere göre, 5510 sayılı yasanın geçici 4.maddesindeki düzenleme dikkate alındığında, yasanın yürürlüğünden önce davacıya 5434 sayılı yasaya göre gelir bağlanan annesinden dolayı yetim aylığı bağlandığı, dolayısıyla dava konusu işlem nedeniyle 5434 sayılı kanun hükümlerine göre işlem yapılmasının gerektiği; bu nedenle mahkemelerinin görevsiz, davada idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 11.İDARE MAHKEMESİ:20.6.2012 gün ve E:2012/863, K: 2012/932 sayı ile, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin son fıkrasında; “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır” hükmüne, 101. maddesinde ise, "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür." hükmüne yer verildiği; dava dosyasının incelenmesinden, sandık iştirakçisi iken vefat eden annesinden dolayı yetim aylığı alan davacının, anlaşmalı boşanma yaptığının tespit edildiğinden bahisle 1.11.2008 tarihinden tibaren aylıklarının kesilerek yersiz tahsil ettiği belirtilen aylık tutarlarının ödenmesinin istenilmesine ilişkin davalı idare işleminin iptali istemiyle Ankara 17. İş Mahkemesi'nde açılan davanın anılan Mahkeme'nin 18.4.2012 gün ve E:2010/267, K:2012/240 sayılı kararıyla davaya bakmakla idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle reddedildiği, anılan görevsizlik kararının temyiz edilmeyerek 27.4.2012 tarihinde kesinleşmesi üzerine bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; uyuşmazlığa konu olayda, davacının 5510 sayılı Yasa kapsamında almakta olduğu aylığının, boşanmış olduğu halde boşanmış olduğu eşiyle birlikte yaşadığı gerekçesiyle anılan Kanun’un 56. maddesi uyarınca kesilmesine ilişkin işlemin tesis edildiği, işlemin sözü edilen Kanun hükümlerinin uygulanmasına yönelik olduğu anlaşılmış olup, bakılan davanın görüm ve çözümünün Adli Yargının (İş Mahkemeleri) görevine girdiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle; davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının; davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece 15. maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; Başkanlıkça adli yargı dosyasının da ilgili Mahkemesinden getirtildiği ve sonuçta usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Emekli Sandığı iştirakçisi iken vefat eden annesinden dolayı yetim aylığı alan davacının, anlaşmalı boşanma yaptığı gerekçesiyle aylığının kesilmesine ve borç çıkartılmasına ilişkin davalı idare işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır. 5510 sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754 sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

5510 sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır. 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir… Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yeni sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır…”

Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.

 Kaldı ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.

Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce emekli kamu personeli olan annesinden dolayı kendisine yetim aylığı bağlanan ve boşandığı eşiyle beraber yaşadığının tespit edildiğinden bahisle yetim aylığının kesilmesine ilişkin davalı idare işleminin iptali istemiyle davacı tarafından açılan davanın görüm ve çözümünün; gerek 5510 sayılı Yasanın 56.maddesinin, yürürlükten kaldırılan 5434 sayılı Yasanın 75.maddesinin genişletilmiş hali olması, Yasanın dava konusu olaya ilişkin 56.maddesinin son fıkrasının 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmesi; buna karşılık davacıya bu Yasanın yürürlük tarihinden önce, 5434 sayılı Yasa hükümlerine göre, iştirakçi annesinden dolayı yetim aylığı bağlanması ve iptal edilen aylık bağlanma işleminin 5434 sayılı Yasa uyarınca tesis edilmesi hususları da gözetildiğinde, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 11.İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin 20.6.2012 gün ve E:2012/863, K: 2012/932 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/113

KARAR NO: 2013/872

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Sigortalı araç için araç sahibine ödemede bulunan sigorta şirketince, zararın giderilmesi istemiyle idare aleyhine açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : HDİ Sigorta A.Ş.

Vekilleri : Av. H.B.

Davalı : Gaziantep Büyükşehir Belediyesi

Vekili : Av. K.S.

O L A Y : Davacı şirket vekili dava dilekçesinde, müvekkili Şirket nezdinde, 250031021619 poliçe numaralı, Kasko Sigortası bulunan 27….. plaka sayılı aracın; 02.06.2011 tarihinde M.Fevzi Çakmak Bulvarı üzerinde kalyon kavşağı ışıklarında her iki yöne de yeşil ışık yanması sebebiyle yaralamalı, maddi hasarlı trafik kazasına karıştığını, kazanın oluşumunda davalı idarenin kusuru bulunduğunu; olaydan sonra hasar bedelinin müvekkili şirket tarafından sigortalısına ödendiğini; tanzim edilen kaza raporunda; her iki yöne de yeşil ışık yandığından, kalyon kavşağında sinyalizasyondan sorumlu kuruluşun 2918 Kanunun 10/B-1 kod nolu kuralı ihlal ettiğinden asli kusurlu olduğu, diğer araç sürücülerinin ise bu kazanın oluşumunda kusurunun bulunmadığı kanaatine varıldığının belirtildiğini; kaza raporunda davalı idareye %100 kusur izafe edildiğini; söz konusu hasar için Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na rücu başvurusu yapıldığını, davalı idarenin başvurularına cevap vermediğini; Şehitkamil Belediyesinin red cevabı vererek sorumluluğun Büyükşehir Belediyesi'nde olduğunu; Karayolları müdürlüğünün de red cevabı vererek sorumluluk alanları olmadığını belirttiğini; hasar ödenmesi ile mukavele şartlarına, Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince müvekkili şirketin, sigortalısı yerine kaim olduğunu ve sigortalısının zararına sebebiyet verenler aleyhine her türlü hakların müvekkili şirkete intikal ettiğini ifade ederek; fazlaya dair talep ve hakları saklı kalmak kaydıyla 7.750,00-TL. tazminat alacaklarının ödeme tarihi itibariyle işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

GAZİANTEP 1.SULH HUKUK MAHKEMESİ; 27.12.2011 gün ve E:2011/1604, K:2011/2196 sayı ile, dava dilekçesinin özetini yaptıktan sonra; davalı vekilinin cevap dilekçesinde; Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Planlama ve Raylı Sistemler Daire Başkanlığının 14/10/2011 tarih, M.27.0GBB.0.41.02.11/135 sayılı yazı içeriğinde "Kavşak kontrol cihazlarımız; herhangi bir kaza nedeniyle oluşabilecek tehlikeli yeşil ışık çakışmalarına karşı korumalı olup böyle bir arıza durumunda mevcut sinyalizasyon sistemi 300 milisaniye içinde devreye girerek mezkur kazanın olduğu kavşağın çalışmasını kapatarak olası kazaların önüne geçmektedir. " şeklinde belirtildiğini, ayrıca kazanın meydana geldiği an itibariyle bahse konu kavşaktaki araç yoğunluğunun 5064 araç/saat olduğunu, dolayısıyla iddia edildiği gibi sinyalizasyon hatası olmuş olsa idi çok sayıda trafik kazasının gerçekleşmesinin kaçınılmaz olduğunu, aksi yöndeki iddiaların bilime ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, talep edilen alacak miktarının fahiş ve abartılı olduğunu, gerçek zararı yansıtmadığını, sinyalizasyon sisteminin herhangi bir arıza halinde 300 milisaniye içerisinde devreye girerek davacı tarafın iddia ettiği gibi bir kazanın oluşumunu olanaksız kıldığını, talep edilen faizin başlangıç tarihinin, dava tarihi yerine ödeme tarihi olarak gösterildiğinden hukuka aykırı olduğunu, ayrıca işbu davanın hizmet kusuru iddiasına dayandığı gözetilerek görevsizlik kararı verilmesine karar verilmesini talep ettiğini; davanın, davalı idarenin hizmet kusuruna dayalı tazminat davası olduğunu, davalı belediyenin hizmet kusuruna dayalı olarak davanın açılmış olması sebebiyle, görevli mahkemenin Gaziantep İdare Mahkemesi olduğunu belirterek; dava dilekçesinin, davanın davalı idarenin hizmet kusuruna dayanması ve davanın açılış tarihi itibariyle Gaziantep İdare Mahkemesi'nin görevli bulunması sebebiyle görev yönünden REDDİNE karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine bu karar Yargıtay 17.H.D:nin 29.6.2012 gün ve E:2012/5670, K:2012/8390 sayılı kararıyla onanmış, söz konusu Mahkeme kararı kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

GAZİANTEP 2.İDARE MAHKEMESİ:19.10.2012 gün ve E:2012/1754 sayı ile, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Belediye Trafik Birimleri, Görev ve Yetkileri" başlıklı 10. Maddesinde; "Bu Kanunla belediyelere verilen görevler il ve ilçe trafik komisyonları ve mahalli trafik birimleri ile işbirliği yapılarak yürütülür. / B) Görev ve yetkiler / Yapım ve bakımından sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak,/ Gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmak, / Karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almak, aldırmak ve denetlemek, / Karayolunda trafik için tehlike teşkil eden engelleri gece veya gündüze göre kolayca görülebilecek şekilde işaretlemek veya ortadan kaldırmak, / Yol yapısı veya işaretleme yetersizliği yüzünden trafik kazalarının vuku bulduğu yerlerde, yetkililerce teklif edilen tedbirleri almak, / Çocuklar için trafik eğitim tesisleri yapmak veya yapılmasını sağlamak, / Bu Kanun ve bu Kanuna göre çıkarılan yönetmeliklerle verilen diğer görevleri yapmak." hükmüne yer verilmiş olduğu; "görevli ve yetkili Mahkeme" başlıklı 110. Maddesinin ilk fıkrasında; "(Değişik madde: 11/01/2011-6099 S.K./14.mad.)İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır." hükmüne, geçici 21. Maddesinde ise; "(Ek madde: 11/01/2011-6099 S.K./15.mad.)Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz." hükmüne yer verilmiş olduğu; Gaziantep 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 27.12.2011 tarih ve E:2011/1604, K:2011/2196 sayılı görevsizlik kararı üzerine mahkemelerinde açılan davada, davacı şirket tarafından sigorta edilen aracın, Gaziantep İli, M.Fevzi Çakmek Bulvarı üzerinde bulunan Kalyon kavşakları ışıklarında her iki yöne de yeşil ışık yanması sebebiyle maddi hasarlı kazaya karışarak hasara uğraması sebebiyle, araç sahibine ödenen hasar bedeli olan 7.750,00 TL'nin yasal faiziyle birlikte tazminin istenilmekte olduğu, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve açıklamaların birlikte irdelenmesinden; bakılmakta olan davanın 2918 sayılı Yasa'nın 110. maddesi uyarınca Mahkemelerinin görev alanına girmeyip adli yargı yerinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle; dava dosyasının, görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, idari yargı dosyası ile birlikte adli yargı dosyası da gönderilmek suretiyle 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın, gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.

Öte yandan 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, Davacı sigorta şirketi tarafından sigorta edilen aracın, Gaziantep İli, M.Fevzi Çakmek Bulvarı üzerinde bulunan Kalyon kavşakları ışıklarında, her iki yöne de yeşil ışık yanması sebebiyle maddi hasarlı kazaya karışarak hasara uğradığı; bu nedenle Şirket tarafından araç sahibine 7.750,00 TL hasar bedelinin ödendiği; davanın ise ödenen hasar bedelinin faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmış olduğu anlaşılmaktadır.

Belediye aleyhine idare mahkemesinde açılan başka bir tazminat talepli tam yargı davasında, İdare Mahkemesi 2918 sayılı Yasanın 110.maddesinin 1.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, İdare Mahkemesinin bu iki cümlenin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 8.12.2011 gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayı ve 8.11.2012 gün ve E:2012/118, K:2012/170 sayılı aynı içerikli iki kararı ile; “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme değildir.

Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.” kararına varmıştır.

Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir konuda İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Gaziantep 2.İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Gaziantep 1.Sulh Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gaziantep 2.İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Gaziantep 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 27.12.2011 gün ve E:2011/1604, K:2011/2196 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/161

KARAR NO: 2013/873

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: İcra takibine yapılan itirazın iptali davasının, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : E. Sigorta A.Ş.

Vekilleri : Av. İ.B., Av.A.C.Y.

Davalı : Ketenli Belediye Başkanlığı

O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde, harca esas dava değerini 6.149.TL göstermek suretiyle; müvekkili Şirkete 6357150 nolu Kasko Sigorta Poliçesi ile igortalı, maliki Ö.D.İnş.Gıda Tarım Ürün.Nak.Ltd.Şti. ve sürücüsü A.U. olan 42…… plaka sayılı aracın, davalı Belediyenin kumlama çalışması yaptığı Ketenli beldesi-Yaylacık Yolu üzerinde aracını kuma kaptırmak suretiyle tek taraflı maddi hasarlı trafik kazasına sebebiyet verdiğini, kaza sonrası 42 FA 806 plaka sayılı araçta hasar meydana geldiğini; araçta meydana gelen hasar bedeline karşılık araç maliki şirkete müvekkili Şirket tarafında ödeme yapıldığını; kazanın oluşumundaki kusur durumuna göre 6.149.TL.nin rücuen tazmini için Davalı Belediye aleyhine Konya 5.İcra Müdürlüğünün 2011/493 esas sayılı icra dosyası ile takip yapıldığını; davalı/Borçlunun, icra takibindeki borca tam itirazda bulunduğunu, bunun neticesinde icra müdürlüğü tarafından takibin durdurulmasına karar verildiğini ifade ederek; Davalı-Borçlunun Konya 5. İcra Müdürlüğünün 2011/493 sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın iptaline; haksız ve kötü niyetli olarak itiraz edilip alacaklı mağdur edildiği için % 40 inkar tazminatının Davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Konya 2.Sulh Hukuk Mahkemesi:17.5.2011 gün ve E:2011/379, K:2011/849 sayı ile, davanın reddine karar vermiş; verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ:12.3.2012 gün ve E:2011/9222, K:2012/2897 sayı ile, davanın TTK.nun 1301.maddesinden kaynaklanan itirazın iptali davası olduğu; davacı vekilinin, davalı belediyenin kumlama çalışması yaptığı yerde kasko sigortalı aracın kuma kaptırılarak tek taraflı trafik kazası sonucunda hasarlandığını belirterek dava açtığı; bu hale göre, davalı belediye başkanlığının hizmet kusurunun varlığı söz konusu olup, olay idari karar ve eylemlerden doğan zararlar niteliğinden bulunduğundan, zararın ödetilmesi isteklerinin, 11.2.1959 günlü ve 17/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının 2.bendi hükmünce tam yargı davasının konusunu oluşturduğu; bu davaların ise 2577 sayılı idari yargılama usulü kanunun 2.maddesi hükmünce idari yargı yerinde açılmasının gerektiği; mahkemece dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA karar vermiştir.

KONYA 2.SULH HUKUK MAHKEMESİ:13.9.2012 gün ve E:2012/628, K: 2012/1253 sayı ile, Mahkemelerince davanın reddine ilişkin verilen kararın, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi Başkanlığının ilamı bozulduğu; Mahkemelerince toplanan delillerin tekrar değerlendirildiği belirtilerek; 11/02/1959 tarih 17/15 sayılı YİKBY ye göre dava konusu olayın, tam yargı davanın konusunu oluşturması nedeni ile görevli ve yetkili mahkemenin Konya İdare Mahkemesi olduğundan dolayı görevsizlik nedeni ile davanın REDDİNE karar vermiş; bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez; aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

KONYA 1.İDARE MAHKEMESİ:15.1.2013 gün ve E:2012/1455 sayı ile, olayda uyuşmazlığın konusunun; 1-Konya 5. İcra Müdürlüğü'nün E:2011/493 sayılı dosyasına davalı idarece yapılmış olan itirazın iptali ile icra takibin devamına,/ 2-Haksız ve kötü niyetli olarak itiraz edilip alacaklı mağdur edildiğinden asıl alacağın %40'ından az olmamak üzere inkar tazminatının davalı idareden tahsiline ilişkin olduğu, ancak 2577 sayılı Kanun uyarınca, idari yargı mercilerince, icra müdürlüğüne karşı yapılan itirazın iptali ile icra takibinin devamına yönelik bir karar verilmesinin söz konusu olamayacağı, bizatihi bakılmakta olan bu uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerinden kaynaklandığı, bu mihvalde, bahsi geçen konu hakkında idari yargı mercilerince karar verilmesinin mümkün olmadığı, bununla birlikte, inkar tazminatının da yine özel hukuka ilişkin bir mevzuat olan İcra ve İflas Kanununda düzenlendiği; İcra ve İflas Kanunu'nda düzenlenen ve tamamen özel hukuka ilişkin bir konu hakkında, idari yargı mercilerince hüküm kurulmasının söz konusu olamayacağı, yani, inkar tazminatının da İdare Mahkemeleri'nde görülmesinin mümkün olmadığı sonucuna varıldığından, iş bu davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu kanısına varıldığı gerekçesiyle; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve işleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesi gereğince, Konya 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 13.09.2012 tarih ve H:2012/628 K:2012/1253 sayılı kararı ile görev yönünden reddedilen ve Mahkemelerinde açılmış bulunan iş bu davanın adli yargının görev alanına girdiği kanaatine varılmış olduğundan, dava dosyası ve eklerinin görevli merciin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine, davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi’nce görevli merciin belirlenmesine ilişkin karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, icra takibine yapılan itirazın iptali istemiyle açılmıştır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “İlamsız takip” başlıklı Üçüncü Bap, 42-49. maddelerinde takip yöntemleri gösterilmiş; değişik 58. maddesinde, takip talebinin icra dairesine yazı ile veya sözlü olarak veya elektronik ortamda yapılacağına işaret edilmiş; değişik 60. maddesine göre, takip talebi üzerine icra müdürünce ödeme emri düzenleneceği ve 62-65. maddelerde itiraza ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, değişik 66. maddede, süresi içinde yapılan itirazın takibi durduracağı kurala bağlanmıştır.

İtiraz nedeniyle takibin durması üzerine alacaklıya, itirazın iptali için Yasada iki yola başvurma olanağı tanınmış olup, bunlardan birincisi, 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak, ikincisi ise 68, ek 68/a ve ek 68/b maddelerine göre tetkik merciinden itirazın kaldırılmasını istemektir.

İncelenen uyuşmazlıkta alacaklı konumundaki davacı tarafından, değişik 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak suretiyle itirazın iptali davası açılmıştır.

Söz konusu 67. Madde (Değişik: 18/2/1965 - 538/37 md.), “(Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.

(Değişik: 9/11/1988 - 3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.

İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır.

(Mülga dördüncü fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.)

Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır” hükümlerini taşımaktadır.

Anılan Yasanın değişik 1. maddesinin birinci fıkrasında, “Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icra dairesi bulunur” denilmekte olup, yukarıda hükmü yazılı 67. maddede sözü edilen “mahkeme” ile, icra dairesinin bulunduğu yargı çevresi bakımından bağlı olduğu asliye mahkemesinin anlaşılması ve takip hukukuna özgü bulunan itirazın iptali davasının asliye mahkemesinde görülmesi gerektiği açıktır.

Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri: a)İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b)İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c)Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır.

Bu duruma göre, İcra ve İflas Kanunu’nun değişik 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Konya 1.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Konya 2.Sulh Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 1.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Konya 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 13.9.2012 gün ve E:2012/628, K: 2012/1253 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/208

KARAR NO: 2013/874

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Fazlaya dair hakları saklı tutularak adli yargı yerinde açılan ilk davadan sonra açılan ek davanın; İmar mevzuatından kaynaklanan tazminat davası olması gözetilerek, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : M.G.

Vekili : Av. D.S.

Davalı : Ankara İl Özel İdaresi

Vekili : Av. Z.T.

 

O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, Ankara İli, Çankaya İlçesi, Öveçler mevkiinde kain 27687 ada, 8 parsel sayılı taşınmazın maliki iken, bu arsanın, imar planıyla ilköğretim sahası olarak ayrıldığını; imar planı değişikliği sonucu ilköğretim arsasının, 27820 ada, 1 parsel olarak yeniden düzenlendiğini; belirtilen taşınmaza davalı idare tarafından herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın el atılması nedeni ile tazminat istemli, fazlaya dair haklar saklı tutularak açılan davada, Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2011/297 sayılı dosyasının, 20.12.2011 tarihinde müvekkili lehine K:2011/470 sayı ile karar bağlandığını ve bu kararın, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 28.05.2012 gün ve E:2012/5057, K:2012/10961 sayılı ilamı ile kesinleştiğini; anılan davanın yargılaması devam ederken yapılan bilirkişi incelemesi sonucu müvekkilin bahsi geçen taşınmazının değerinin, 161.000,00TL olduğunun tespit edildiğini ve yargılama sonunda; "davanın kabulü ile taleple bağlı kalınarak 6.500,00TL'nin dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, dava konusu Ankara İli, Çankaya İlçesi, Öveçler Mahallesi 27820 ada 1 parsel sayılı taşınmazda davacı adına olan payın iptaliyle, davalı idare adına tapuya kayıt ve tesciline..." karar verildiğini; davalı idareye yapılan başvurulara rağmen, müvekkiline ne Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/297 E. sayılı dosyası ile tespit edilmiş 161.000,00TL, ne de mahkeme kararı ile hükmedilen 6.500,00TL’nin ödenmediğini; fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak açılmış Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/297 E., 2011/470 K. sayılı ilamına dayanarak müvekkilinin taşınmazına kamulaştırmasız el atıldığına dair bu kararın kesinleşmesi nedeniyle, saklı tutulan 154.500,00TL'nin davalı idareden tahsili için iş bu davayı açmak zorunluluğu doğduğunu ifade ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; müvekkili adına kayıtlı olup imar değişikliği ile kamulaştırmasız el atıldığı tespit edilen taşınmazın Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/297 E., 2011/470 K. Sayılı dosyası ile belirlenen kamulaştırma bedelinin, fazlaya ilişkin saklı tutulan 154.500,00TL'sinin davanın açıldığı tarih olan 06.05.2008'den itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı vekili, süresi içerisinde görev itirazında bulunmuştur.

ANKARA 16. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:5.12.2012 gün ve E:2012/415 sayı ile, davalı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında okul alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: Dava dosyasının incelenmesi sonucunda; Çankaya Belediyesinin 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8-18. Maddesi uyarınca arazi ve imar uygulamalarına ilişkin işlemler kapsamında, davacının da hissesinin bulunduğu Öveçler mahallesinde bulunan 27687 Ada 8 Parsel sayılı yerin imar planında okul alanı olarak ayrılmış bulunması karşısında, bu parseldeki bedelin ödenmesine ilişkin davanın; dava konusu uyuşmazlıkta, idarenin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında bir işleminin bulunmaması karşısında, davanın anılan Kanun’un 14. maddesinde işaret edilen bedel artırma davası niteliğinde olduğunun kabulüne olanak bulunmadığı; Anayasa'nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının idari dava türleri arasında sayıldığı; uyuşmazlık konusu işlemin, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı Kanun’un 2/1-b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği; bu nedenle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/415 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacıya ait taşınmaza, imar planıyla ilköğretim sahası olarak ayrılmak suretiyle davalı idare tarafından herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın el atılması nedeni ile tazminat istemli, fazlaya dair haklar saklı tutularak açılan davada, davacı lehine verilen kararın kesinleştiğinden bahisle; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; davacı adına kayıtlı olup imar değişikliği ile kamulaştırmasız el atıldığı tespit edilen taşınmazın Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2011/297, K:2011/470 sayılı dosyası ile belirlenen kamulaştırma bedelinin, fazlaya ilişkin saklı tutulan 154.500,00TL'sinin, davanın açıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

Ankara 17.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 20.12.2011 gün ve E:2011/297, K:2011/470 sayılı kararının incelenmesinden; davanın M.G. tarafından, Ankara Valiliği(Ankara İl Özel İdaresini Temsilen)’ne karşı açıldığı; davacı vekilinin 06.05.2008 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Ankara İli Çankaya ilçesi Öveçler mevkiinde kain 25687 ada 8 parsel sayılı 161 m2 taşınmazın maliki olduğunu, anılan taşınmaza herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmadan davalı tarafından okul alanı yapılmak suretiyle el atıldığını ileri sürerek şimdilik 6.500 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava ettiğinin görüldüğü; yapılan yargılama sonucunda Mahkeme’ce; Davanın kabulü ile taleple de bağlı kalınarak 6.500,00 TL’nin dava tarihinden işletilecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, dava konusu Ankara İli, Çankaya İlçesi, Öveçler Mahallesi 27820 ada 1 parsel sayılı taşınmazda davacı adına olan payın iptaliyle, davalı idare adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği; kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5.Hukuk Dairesinin; 28.5.2012 gün ve E:2012/5057, K:2012/10961 sayı ile, davalı idare vekilinin temyiz nedenleri bozma ile kesinleşen yönlere ilişkin olduğundan usul ve yasaya uygun hükmün onanmasına karar verildiği ve anılan Mahkeme kararının kesinleştiği anlaşılmıştır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ‘’Kısmi Dava’’ başlıklı 109.maddesinde; ‘’Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.'' hükmü yer almakta olup, bu düzenleme çerçevesinde, talep konusu niteliği itibariyle bölünebiliyor ise kısmi davanın varlığından bahsedilebilecektir.

Alacağın tamamı aynı hukuki ilişkiden doğup, şimdilik sadece bir kesimi dava ediliyorsa kısmi davadan söz etmek gerekecek olup, kısmi dava davacı lehine karara bağlandıktan sonra, alacağın geri kalan kısmı için ek dava açılması söz konusu olacaktır. somut olayda da davacı tarafından Ankara 17.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2011/297sayılı dosyasında görülmekte olan ilk davada aynı hukuki ilişki ve konudan doğduğu ifade edilen alacağın bir kısmı dava edilmiş, iş bu dava kabul ile neticelendikten sonra ise, Ankara 16.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2012/415 sayılı dosyasında görülmekte olan ek dava açılmış olmakla, hal böyle iken davacı tarafından ilk etapta açılmış olan Ankara 17.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2011/297 sayılı dosyasında görülmekte davanın 6100 sayılı Yasa kapsamında kısmi dava mahiyetinde olduğu anlaşılmıştır.

Ankara 16.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:2012/415 sayılı dosyasında görülen dava, yukarıda izahı yapıldığı üzere, daha önceden fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak suretiyle açılıp karara bağlanan alacak miktarının, kalan kısmı bakımından bir ek dava mahiyetindedir. Her ne kadar, bu davaların konuları ve tarafları birbirleri ile aynı olsa da, bahse konu ek dava yeni bir dava olup, bu dava için yeniden dava harcı alınması, yeniden taraf teşkili sağlanarak yargılama yapılması, gerekirse yeniden bilirkişi incelemesi yapılıp delillerin yeniden toplanması gerekmekte, dolayısıyla ek davanın ilk aşamasından itibaren, ilk açılan kısmi davadan bağımsız olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu değerlendirmeler ışığında, her ne kadar kısmi dava mahiyetindeki Ankara 17.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2011/297 sayılı dava dosyasının yargılaması adli yargı yerinde yapılmış ve burada görülmekte olan davada görev (yargı yolu) itirazı olmaksızın karar verilmiş ise de, hakkında uyuşmazlık çıkartılmış olan ek dava mahiyetindeki Ankara 16.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:2012/415 sayılı dava dosyası bu dosyadan bağımsız ve yeni bir dava dosyası olarak değerlendirilmeli ve dolayısıyla görev itirazına ilişkin olarak Danıştay Başsavcısınca 2247 sayılı Yasa'nın 10.maddesi uyarınca çıkartılan görev uyuşmazlığının esası incelenmelidir.

Bu kabuller ve değerlendirmeler neticesinde, davanın özü itibariyle, davacıya ait Ankara İli, Çankaya İlçesi, Öveçler mevkiinde kain 27687 ada, 8 parsel sayılı taşınmazına, imar planında ‘İlköğretim Alanı’’ olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, uğranıldığı iddia edilen zararın faizi ile birlikte tahsili istemiyle açıldığı anlaşılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

 a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

 b) İmar Planları; N.ım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin N.ım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

 Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinden; davacının, Öveçler Mahallesi 81027 parselasyon planıyla Okul Alanı olarak ayrılan 25687 ada 8 sayılı parselde bulunan hissesinin, Dikmen Doğu Yakası imar plan değişikliğine ait 81154 nolu parselasyon planıyla, kullanımı Temel Eğitim Alanı olan 27820 ada 1 sayılı parselde verilmiş olduğu; Çankaya Belediye Encümeninin 10/07/1997 tarih ve 3164 sayılı kararı ile onanarak tapuya tescilinin sağlandığı anlaşılmıştır.

Olayda, imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa konu parselin imar planında Temel Eğitim Alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı vekilinin görev itirazının Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN, Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 5.12.2012 gün ve E:2012/415 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/248

KARAR NO: 2013/875

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davalı idarece, davacının taşınmazının korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmiş olması ve kentsel arkeolojik SİT alanında kalması gerekçe gösterilerek yıkılmak istenmesi yolunda tesis edilen işlemin idarenin tek yanlı iradesine dayalı bulunması karşısında; bu nedenle uğranıldığı iddia edilen zararın bir tam yargı davası şeklinde idari yargıda ikame edilmesinin gerektiği ve davada İDARİ YARGININ görevli olduğu hk.

K A R A R

Davacı : N. Petrol Turizm İnşaat Sanayi Tic. Ltd. Şti..

Vekilleri : Av. A.E.K.

Davalı : Kültür ve Tur.Bak.izafeten İstanbul IV numaralı Kültür ve Tabiat Var. Kor. Kur.

Vekili : Av. R.B.

O L A Y : Davacı vekili özetle; Davacının İstanbul İli, Fatih İlçesi, Alemdar Mahallesi 54 ada, 23 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, taşınmazın İstanbul IV numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 14.03.2011 tarih ve 4458 sayılı kararı ile Bazilikal Planlı Chalkoprateia Kilisesi'nin orta ve güney yan neflerine denk gelmesi nedeniyle korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmesine ve üzerinde bulunan çelik konstrüksiyon müştemilat ve yine mülkiyeti davacıya ait olan 24 parsele bitişik duvarın KUDEB denetiminde Fatih Belediyesince yıkılmasına karar verildiğini, kararın ardından taşınmazın Fatih Belediye Başkanlığınca mühürlenip belediye ekiplerince yıkıma gelindiğini, taşınmazın kamulaştırılması için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluna yaptıkları başvuruya verilen cevapta, taşınmazın Koruma Kurulunun 12.07.1995 gün ve 6848 sayılı kararı ile belirlenen, 04.06.2001 gün ve 12869 sayılı kararı ile Kentsel Arkeolojik Sit Alanı olarak yeniden tanımlanan alan içinde kaldığı, 14.03.2011 gün ve 4458 sayılı kararı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edildiğinin belirtildiğini ifade ederek, davalı idareye yapılan başvuruya 6 aylık süre geçtiği halde bugüne kadar bir cevap verilmediğinden iş bu davanın açıldığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, davacıya ait olup kamulaştırmasız el atma yapılan taşınmazın bedeli olarak, şimdilik 10.000 TL nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle dava açmıştır.

Davalı Kültür ve Turizm Bakanlığı vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.

İstanbul 8.Asliye Hukuk Mahkemesi; 18.10.2012 gün ve E:2012/298 sayı ile, davalı Kültür ve Turizm Bakanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Kültür ve Turizm Bakanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; İdarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı yasanın 13.maddesinin c bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem, bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri yani, bu konudaki hareketsizliklerin de, idari eylem niteliği taşıdığını belirterek, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Kültür ve Turizm Bakanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Kültür ve Turizm Bakanlığı açısından, 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının taşınmazının İstanbul IV numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 14.03.2011 tarih ve 4458 sayılı kararı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmesine ve üzerinde bulunan çelik konstrüksiyon müştemilat ve yine mülkiyeti davacıya ait olan 24 parsele bitişik duvarın KUDEB denetiminde Fatih Belediyesince yıkılmasına dair verilen kararın ardından, taşınmazın Fatih Belediye Başkanlığınca mühürlenip belediye ekiplerince yıkıma gelinmesi sonrasında, taşınmazın kamulaştırılması için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluna yapılan başvuruya verilen cevapta, taşınmazın Koruma Kurulunun 12.07.1995 gün ve 6848 sayılı kararı ile belirlenen, 04.06.2001 gün ve 12869 sayılı kararı ile Kentsel Arkeolojik Sit Alanı olarak yeniden tanımlanan alan içinde kaldığı, 14.03.2011 gün ve 4458 sayılı kararı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edildiğinin belirtilmesi üzerine, davalı idareye yapılan başvuruya 6 aylık süre geçtiği halde cevap verilmemesi üzerine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, davacıya ait olup kamulaştırmasız el atma yapılan taşınmazın bedeli olarak, şimdilik 10.000 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Dosya kapsamında yapılan incelemede, davaya konu taşınmazın İstanbul I numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 12.07.1995 gün ve 6848 sayılı kararı ile belirlenen, 04.06.2001 gün ve 12869 sayılı kararı ile Kentsel Arkeolojik Sit Alanı olarak yeniden tanımlanan alan içinde kaldığı, İstanbul IV numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 14.03.2011 gün ve 4458 sayılı kararı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tesciline karar verildiği anlaşılmıştır.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları başlıklı 6.maddesinde korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları sayılmış olup, buna göre;

''a)Korunması gerekli tabiat varlıkları ile 19 uncu yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlar,

b)Belirlenen tarihten sonra yapılmış olup önem ve özellikleri bakımından Kültür ve Turizm Bakanlığınca korunmalarında gerek görülen taşınmazlar,

c)Sit alanı içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları,

 d)Milli tarihimizdeki önlemleri sebebiyle zaman kavramı ve tescil söz konusu olmaksızın Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda büyük tarihi olaylara sahne olmuş binalar ve tesbit edilecek alanlar ile Mustafa Kemal Atatürk tarafından kullanılmış evler.

 Ancak, Koruma Kurullarınca mimari, tarihi, estetik, arkeolojik ve diğer önem ve özellikleri bakımından korunması gerekli bulunmadığı karar altına alınan taşınmazlar, korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı sayılmazlar.

 Kaya mezarlıkları, yazılı, resimli ve kabartmalı kayalar, resimli mağaralar, höyükler, tümülüsler, ören yerleri, akropol ve nekropoller; kale, hisar, burç, sur, tarihi kışla, tabya ve isihkamlar ile bunlarda bulunan sabit silahlar; harabeler, kervansaraylar, han, hamam ve medreseler; kümbet, türbe ve kitabeler, köprüler, su kemerleri, su yolları, sarnıç ve kuyular; tarihi yol kalıntıları, mesafe taşları, eski sınırları belirten delikli taşlar, dikili taşlar; sunaklar, tersaneler, rıhtımlar; tarihi saraylar, köşkler, evler, yalılar ve konaklar; camiler, mescitler, musallalar, namazgahlar; çeşme ve sebiller; imarethane, darphane, şifahane, muvakkithane, simkeşhane, tekke ve zaviyeler; mezarlıklar, hazireler, arastalar, bedestenler, kapalı çarşılar, sandukalar, siteller, sinagoklar, bazilikalar, kiliseler, manastırlar; külliyeler, eski anıt ve duvar kalıntıları; freskler, kabartmalar, mozaikler, peri bacaları ve benzeri taşınmazlar; taşınmaz kültür varlığı örneklerindendir.

 Tarihi mağaralar, kaya sığınakları; özellik gösteren ağaç ve ağaç toplulukları ile benzerleri; taşınmaz tabiat varlığı örneklerindendir.'' denilmiştir.

 Tespit ve Tescil başlıklı 7.maddesinde; ''Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının ve doğal sit alanlarının tespiti, Kültür ve Turizm Bakanlığının koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetleri etkilenen kurum ve kuruluşların görüşü alınarak yapılır.

 Yapılacak tespitlerde, kültür ve tabiat varlıklarının tarih, sanat, bölge ve diğer özellikleri dikkate alınır. Devletin imkanları gözönünde tutularak, örnek durumda olan ve ait olduğu devrin özelliklerini yansıtan yeteri kadar eser, korunması gerekli kültür varlığı olarak belirlenir.

 Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili yapılan tespitler koruma bölge kurulu kararı ile tescil olunur.

 Tespit ve tescil ile ilgili usuller, esaslar ve kıstaslar yönetmelikte belirtilir.

 Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde veya denetiminde bulunan mazbut ve mülhak vakıflara ait taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları, gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan cami, türbe, kervansaray, medrese han, hamam, mescit, zaviye, sebil, mevlevihane, çeşme ve benzeri korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının tespiti, envarterlenmesi Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılır.

 Tescil kararlarının ilanı, tebliği ve tapu kütüğüne işlenmesi ile ilgili hususlar yönetmelikle düzenlenir.'' denilmiştir.

 Olayda, davacıya ait taşınmazın İstanbul I numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun kararı ile belirlenen, Kentsel Arkeolojik Sit Alanı olarak yeniden tanımlanan alan içinde kaldığı, İstanbul IV numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun kararı ile de korunması gerekli kültür varlığı olarak tesciline karar verildiği, ayrıca taşınmazın üzerinde bulunan çelik konstrüksiyon müştemilat ve yine mülkiyeti davacıya ait olan 24 parsele bitişik duvarın KUDEB denetiminde Fatih Belediyesince yıkılmasına karar verildiği, taşınmazın kamulaştırılması için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluna yapılan başvuruya cevap verilmemesi üzerine iş bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.

 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:

 “a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak sayılmış ve kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir denilmiştir.

 Uyuşmazlığa konu davanın konusu, davalı idarece 2863 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan işleme ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, idarenin kamu gücünü kullanarak tek yanlı irade ile yapmış olduğu işlemden kaynaklandığı belirtilen zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Kültür ve Turizm Bakanlığı vekilinin görev itirazının İstanbul 8.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Kültür ve Turizm Bakanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 18.10.2012 gün ve E:2012/298 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/260

KARAR NO: 2013/876

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Adli yargı yerinde aleyhine açılan tazminat davasını kaybeden davalı tarafından, olayda kusur ve sorumluluğu saptanan diğer davalı Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine açılan rücuen alacak davasının, Borçlar Kanunu hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : A.A.

Vekili : Av. S.M.

Davalılar : 1-Ulaştırma Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü

Vekili : Av. N.G., Av. V.Y. (Adli Yargıda)

 2-E.Ö. (Adli Yargıda)

O L A Y : Davacı vekili, Ulaştırma Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğünü davalı olarak göstermek suretiyle dava dilekçesinde özetle, davacının dava konusu 55……. plaka sayılı aracı Samsun 5. Noterliğinin 02.04.2007 tarih ve 8690 yevmiye numaralı kati taşıt satış sözleşmesi ile E.Ö.'dan satın aldığını, Samsun 4.Noterliğinin 16.04.2007 tarih ve 07695 yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi ile alıcıya satmış olup, aracın çalıntı çıkması nedeniyle 25.07.2007 tarihinde Samsun Emniyet Müdürlüğü Oto Hırsızlığı Büro Amirliği tarafından araca el konularak tespit yapıldığını, araç elindeyken alınan Gürhan Gündüz tarafından açılan davanın davacı aleyhine sonuçlanarak, araç bedeli ve yargılama giderlerinin alıcıya ödendiğini, Samsun 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.05.2009 tarih, E:2007/467, K:2009/198 sayılı dosyasının Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 01.03.2010 tarih, E:2009/12094, K:2010/2452 sayılı kararı ile onandığını belirterek, bu dava sonucunda davacının ödediği bedelin iadesi istemiyle davalı idareye yaptığı 11.08.2010 günlü başvurunun reddine ilişkin davalı idarenin 20.08.2010 tarih ve 39645 sayılı işleminin iptali ile mahkeme kararı gereği ödenmiş bulunan 35.000 TL’nin yasal faizi ile davalı idareden rücuen tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açılmıştır.

Samsun 2.İdare Mahkemesi: 04.11.2010 gün, E:2010/1271, K:2010/1115 sayı ile özetle, davanın 2577 sayılı Kanunun 2/1-b maddesinde tanımlanan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan bir tam yargı davası niteliğinde olmadığını, zira doğrudan zarar görenin zararının adli yargı yerinde yaptığı takip sonucunda karşılandığı, buna göre doğrudan tam yargı davası yoluyla giderilecek bir zararın kalmamış olduğu, dolayısıyla davanın tam yargı davası niteliği taşımayan bir rücu davası olduğu dikkate alındığında anılan bu rücu davasının Borçlar Kanunu hükümlerine göre adli yargı yerince çözümlenmesi gerektiğinden bahisle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, Ulaştırma Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü ve E.Ö.'ı davalı olarak göstermek suretiyle, bu kez adli yargı yerinde dava açılmıştır.

Samsun 2. Asliye Hukuk Mahkemesi: 01.07.2011 gün, E:2011/58, K:2011/383 sayı ile özetle, davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar vermiş olup, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 13.Hukuk Dairesi, 28.02.2012 gün, E:2011/19476, K:2012/4704 sayı ile özetle, dava konusu olayda sorumluluğun hizmet kusuruna dayandığını, dolayısıyla Karayolları Genel Müdürlüğü yönünden idari yargının görevli olduğunu belirterek, dava dilekçesinin bu davalı yönünden idari yargıda görülmek üzere reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle kararın bozulmasına karar vermiştir.

Samsun 2. Asliye Hukuk Mahkemesi: 14.06.2012 gün, E:2012/321, K:2012/235 sayı ile özetle, mahkemece Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 28.02.2012 tarihli bozma ilamına uyularak yargılamaya devam edildiğini belirterek, davacı tarafın davasının davalılardan E.Ö. yönünden kısmen kabul, kısmen reddine, davalı Karayolları Genel Müdürlüğü yönünden ise talebin yargı yolu engeli nedeniyle reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, idari ve adli yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacının Samsun 5.Noterliğince düzenlenen 02.04.2007 tarih ve 8690 sayılı kati satış sözleşmesi ile E.Ö. adlı şahıstan satın aldığı ve Samsun 4.Noterliğince düzenlenen 16.04.2007 tarih ve 07695 yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi ile de Gürkan Gündüz adlı şahsa satışı yapılan 55 AJ 408 plaka sayılı otomobile 25.07.2007 tarihinde çalıntı araç olması nedeniyle Samsun Emniyet Müdürlüğünce el konulması üzerine,araç elindeyken el konulan Gürkan Gündüz tarafından davacı aleyhine açılan davada Samsun 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.05.2009 tarih, E:2007/467, K:2009/198 sayılı dosyası ile davacı aleyhine verilen kararın Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 01.03.2010 tarih, E:2009/12094, K:2010/2452 sayılı kararı ile onandığı ve böylece yapılan takibat sonucu araç bedelinin Gürkan Gündüz'e ödenmesi üzerine bu bedelin tahsili istemiyle davalı idareye başvurulduğu, başvuruya verilen ret cevabı üzerine söz konusu bedelin tahsili istemiyle iş bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Dosya kapsamında yapılan incelemede, Samsun 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin, 26.05.2009 gün, E:2007/467, K:2009/198 sayı ile, davacı Gürkan Gündüz'ün davalı A.A. ve ihbar olunanlar E.Ö., Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine açtığı davada, davanın konusunun 16.04.2007 tarihli satış sözleşmesi ile A.A. tarafından davacıya satılan 55 AJ 408 plaka sayılı otomobilin çalıntı olması nedeniyle 25.07.2007 tarihinde Samsun Emniyet Müdürlüğü tarafından el konulması üzerine, davalı hakkında Samsun 5.İcra Müdürlüğünün E:2007/6900 sayılı dosyasıyla icra takibine girişildiği, davalının bu takibe haksız ve kötü niyetle itiraz ettiği ve takibin durduğu, bunun üzerine söz konusu itirazın iptali ile takibin devamı, alacağın %40'ından aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi istemine ilişkin olduğu anlaşılmış olup, davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiş, iş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine, Yargıtay 13.Hukuk Dairesi, 01.03.2010 gün, E:2009/12094, K:2010/2452 sayı ile hükmün onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

Olayda, rücuen alacak davasına bakan Samsun 2.Asliye Hukuk Mahkemesince, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin, 28.02.2012 gün, E:2011/19476, K:2012/4704 sayılı bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada, her ne kadar Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine açılan davanın hizmet kusuru esasına göre idari yargının görevine girdiği gerekçesiyle bu davalı yönünden görevsizlik kararı verilmiş ise de, davalıların müteselsil sorumlulukları esas alınarak hükmolunan tazminata ilişkin olarak dosyanın davalı idare bakımından tefriki ve davanın başka bir yargı yolunda görülmesinin, aynı konuda birden fazla yargı yolu organının olayı irdeleyip değerlendirmesi sonucuna varacağı değerlendirilmekle birlikte, uyuşmazlığa konu olayın tam yargı davası niteliği taşımayan bir rücu davası olduğu dikkate alındığında anılan bu rücu davasında Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği, dolayısıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde belirtilen "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında, zarar gören tarafından idari yargı yerinde açılacak bir idari davanın bulunmadığı anlaşılmıştır.

Belirtilen tüm bu hususlara göre, tam yargı davası niteliği taşımayan rücu davasının, Borçlar Kanunu hükümlerine göre adli yargı yerince çözümlenmesi; bu nedenle, Samsun 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davalı Karayolları Genel Müdürlüğü bakımından verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle davalı Karayolları Genel Müdürlüğü bakımından verilen, Samsun 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 14.06.2012 gün, E:2012/321, K:2012/235 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/264

KARAR NO: 2013/877

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Emekli Sandığı iştirakçisi iken istifa ederek görevinden ayrılan davacının 01.11.2005 tarihinden itibaren emeli aylığına hak kazandığının tespitine, bu tarihten itibaren hak ettiği tüm emekli aylıklarının ve emeklilikten doğan diğer haklarının hak ediş tarihi itibarı ile yasal faiziyle birlikte ödenmesine, SGK Müdürlüğü Kamu Görevlileri Emeklilik İşleri Daire Başkanlığının yazılarıyla bildirilen emeklilik işleminin iptaline ilişkin işlemin iptaline, kesilen emekli aylığının kesildiği tarihten itibaren yasal faizleriyle ödetilmesine karar verilmesi istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : N.A. (Adli Yargıda)

Vekili : Av. D.K. (Adli Yargıda)

 N.A.mirasçısı G.A. (İdari Yargıda)

Vekili : Av. M.A.K. (İdari Yargıda)

Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı

Vekili : Av. A.D. (Adli Yargıda)

 Av. G.A. (İdari Yargıda)

O L A Y : Davacı 01.06.2010 gülü dilekçesi ile özetle; 22 yıl 9 ay 14 günlük memuriyetinden 19.11.1991 tarihinde istifa etmek zorunda kalarak ayrıldığını, ayrılırken birikmiş emekli sandığı primlerini istemediğini, daha sonra 3 yıl 5 ay 19 gün de emlakçı olarak çalıştığını Bağ-Kura bildirmediğini, ancak Bağ-Kur’un saptayarak resen Bağ-Kurlu yaptığını, bu durumu iyi bilmediğinden Bağ-Kur üyesi olmadığını sandığını, 04.06.2002 tarihli dilekçe ile T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü Tahsisler Daire Başkanlığı’na başvurup emekliliğini istediğini, gelen yanıtta 61 yaşını doldurduğu 01.10.2005 tarihinde Emekli Sandığı Kanunu'na göre emekli aylığı bağlanacağının bildirildiğini, bu arada T.C. Emekli Sandığı ile Bağ-Kur arasında yapılan yazışmalarla Bağ-Kur'lu sayıldığı döneme ilişkin belge toplanması gecikmiş, sonuçta Bağ-Kur 1168238406 sicil numarası ile 3 yıl 6 aylık hizmetinin Bağ-Kur’a tabi hizmetle geçtiğinden söz edilerek dosyasının Bağ-Kur'a gönderildiğinden yapılacak işlem bulunmadığının bildirildiğini, oysa yazının tarihinin 13.02.2007 olup, emekliliğe hak kazandığı tarihin kendi yazılarına göre 01.10.2005 tarihi olduğunu, belirtilen Bağ-Kurla ilgili süreden önce T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’nden emekli aylığını almaya hak kazandığını, bu arada yasanın değiştiğini, Sosyal Güvenlik Kurumlarının T.C. Soysal Güvenlik Kurumu Başkanlığında birleştiğini, İzmir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Yenigün Sosyal Güvenlik Merkezinin 10.05.2010 tarihli yazıyla, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü Kamu Görevlileri Emeklilik İşlemleri Daire Başkanlığı’na 31.05.2010 tarihine kadar prim borcunun 38.111,05 TL olduğunun bildirildiğini, bu durumda Bağ-Kur’a borcunu ödemeden emekli olamayacağının bildirildiğini, oysa kendisinin bundan önce ve bu eklenmeden de emekliliğe hak kazandığının kendi yazılarıyla da sabit olduğunu, istenilen 38.111,05 TL primi şu anda hiç bir geliri olmadığından sıkıntı içinde olduğundan ödeyemeyeceğini, ancak emekliliği hak edişinde hak ettiği emekli aylığı ve faizlerinden devletin tahsil edebileceğini düşündüğünü belirterek, 61 yaşını doldurduğu 01.10.2005 tarihinden itibaren emekliliği hak ettiğinin tespitine, bu tarihten itibaren doğan tüm emekli aylıklarının, doğuş tarihileri itibari ile yasal faizleri, yargılama giderleriyle birlikte davalıya ödettirilmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmış olup, iş bu dava Karşıyaka 3.İş Mahkemesinin E:2010/579 sırasına görülmüştür.

Davacı vekili 14.12.2010 gülü dilekçesi ile özetle; davacının 2 yıllık askerlik borçlanması ile birlikte toplam 22 yıl 9 ay 14 günlük hizmeti N.a alınarak 06.08.2010 günü 5. Derece 2. Kademe üzerinden 577.01 –TL emekli aylığı bağlandığını, bunun bağlanabilmesini sağlamak için davacının Karşıyaka 3. İş Mahkemesine 2010/579 esas sayılı davayı açtığını, bu dava açıldıktan sonra beş yıllık emekli aylığı toptan ödenen, üç aylık emekli aylığı da ödenmişken Bağ-Kur’a ödenmeyen 38.669,49-TL prim borcu olduğundan söz edilerek emekli aylığının iptal edildiğini, oysa 01.11.2005 tarihi itibariyle 863,70-TL emekli aylığı bağlanmış, ek belgelerle de ödenmiş olduğunu, oysa emekli sandığına, askerlik borçlanması ile birlikte prim ödeme süresinin tek başına emeklilik için yeterli olduğunu, Sosyal Güvenlik Kurumu adı altında SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’nın birleştirilerek tek kurum, tek tüzel kişilik haline getirildiğini, bu durumda Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının bu tip mağduriyetleri giderecek çözüm araması ve bulması gerekirken, yetersiz de olsa tek geçim kaynağı olan emekli aylığını da iptal etmesinin insan hakları açısından anlaşılamaz bir durum olduğunu, emekli aylığını bağlayan kurumun kendinin alacağı olduğundan söz ederek kendi işleminin hukuka ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek iptal kararı verdiğini, oysa 22 yıl 9 ay 4 günlük süre ve davacının yaşının emeklilik için yeterli olduğunu,davacının aldığı beş yıllık birikmiş emekli aylığına maliyece el konulduğunu, yazışmaların yıllarca sürdüğünü, nihayet Emekli Sandığına prim ödenen gün sayısının, askerlik borçlanması da dahil edilerek yeterli sayılmış, yaşının da uygun görülmüş olduğunu belirterek, davanın kabulü ile SGK Başkanlığı Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü Kamu Görevlileri Emeklilik İşleri Daire Bakanlığının 08.11.2010 günlü ve B.13.2.SGK.010.02.00.01.03/44.831.133 sayılı yazılarıyla bildirilen emeklilik işleminin iptalini içeren işlemin iptaline, kesilen emekli aylığının kesildiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte ödettirilmesine, giderilemez zararlar doğacağı gibi sosyal devlet ilkesine tamamen aykırı olduğundan ve büyük mağduriyete neden olduğundan emekli aylığı kesilmesi uygulamasının tedbiren durdurulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine, prim ödenen gün sayısı ve müvekkilin yaş durumu yeterli olduğundan Bağ-Kurca istenen prim durumunun emekliliğe engel olmadığının kabulüne, mümkünse davanın Karşıyaka 3.İş Mahkemesinin 2010/579 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmış olup, iş bu dava Karşıyaka 1.İş Mahkemesinin E:2010/917 sırasına kaydedilmiş olup, Karşıyaka 1.İş Mahkemesi’nin 04.03.2011 gün, E:2010/917, K:2011/88 sayı ile dava dosyasının Karşıyaka 3. İş Mahkemesinin E:2010/579 sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

Karşıyaka 3. İş Mahkemesi: 06.07.2011 gün, E:2010/579, K:2011/445 sayı ile özetle, ‘’5510 sayılı yasanın geçici 4. maddesinin 5. fıkrasında belirtildiği üzere; "Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, araştırılması, azaltılması, kesilmesi ve yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldıran hükümleri de dahil 5434 sayılı hükümleri ayrıca dikkate alınır. " düzenlenmesi mevcut olup, yasanın amir hükmü karşısında davacının dava ettiği konuya ilişkin İzmir İdare Mahkemeleri görevli olduğu anlaşılmıştır.’’ demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı 09.08.2011 günlü dilekçesi ile özetle, 22 yıl 9 ay 14 günlük memuriyetinden primlerini istemeden 08.11.1991 tarihinde istifa ettiğini, istifadan sonra 3 yıl 5 ay 19 gün emlakçılık yaptığını, bunu Bağ-Kur'un saptayıp, kendisini resen Bağ-Kur'lu yaptığını, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 04.06.2001 tarihli dilekçesine verdiği cevapta 61 yaşını doldurduğu 01.10.2005 tarihinde emekli aylığı bağlanacağını bildirildiğini, Bağ-Kur'a olan prim borcunun ödenmesi istenmişse de maddi gücünün yetersizliği sebebi ile ödeyemediğini, 06.08.2010 günü 5. derece 2. kademe üzerinden aylık 577,01 TL emekli aylığı bağlandığını, daha sonra da Bağ-Kur’a 38.669,49 TL faiziyle birlikte prim borcu olduğundan söz edilerek emekli aylığının iptal edildiğini, oysa emekli sandığındaki hizmetinin, yaşının emeklilik için yeterli olduğunu, önce emekli sandığından emekliliğinin tespiti ve kabulü için Karşıyaka 3. İş Mahkemesine 2010/579 no.lu tespit davasını açtığını, dava içinde emekli sandığınca aylık bağlandığını, ödemelerin başladığını, dava devam ederken emekli aylıklarının iptal edildiğini, bunun üzerine Karşıyaka 1. İş Mahkemesinde 2010/917 esas no.lu davayı açtığını, birleştirme karan ile dosyanın Karşıyaka 3. İş Mahkemesi’nin 2010/579 esas sayılı dosyası ile birleştirildiğini, bilirkişi raporuna göre emekli sandığı iştirakçisi olarak 22 yıl 9 ay 14 günlük hizmeti nedeni ile 01.11.2005 tarihinden itibaren aylık bağlanması gerektiği, her ay için aylık yasal faiz yürütülmesinin uygun olacağının saptandığını belirterek, 5434 ve 5510 sayılı yasanın 4/c kapsamında 44831133 no.lu dosyasında bulunan 22 yıl 9 ay 14 günlük hizmeti nedeni ile 01.11.2005 tarihinden itibaren emeli aylığına hak kazandığının tespitine, bu tarihten itibaren hak ettiği tüm emekli aylıklarının ve emeklilikten doğan diğer haklarının hak ediş tarihi itibarı ile yasal faiziyle birlikte ödetilmesine, yasaya aykırı biçimde emekli aylığı iptal edildiğinden SGK Müdürlüğü Kamu Görevlileri Emeklilik İşleri Daire Başkanlığının 08.11.2010 günlü ve 13.13.2 SGK 010.02-00.01.03/44.831.132 sayılı yazılarıyla bildirilen emeklilik işleminin iptaline ilişkin işlemin iptaline, kesilen emekli aylığının kesildiği tarihten itibaren yasal faizleriyle ödetilmesine, yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İzmir 1.İdare Mahkemesi: 17.08.2011 gün, E:2011/1603, K:2011/1099 sayı ile özetle, davanın yetki yönünden reddine, dava dosyasının yetkili Ankara İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Ankara 8. İdare Mahkemesi: 10.05.2012 gün, E:2012/749 sayı ile özetle, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "Yaşlılık Sigortasından Sağlanan Haklar ve Yararlanma Şartları başlıklı 28. maddesinde; "Yaşlılık sigortasından sigortalıya sağlanan haklar şunlardır: a) Yaşlılık aylığı bağlanması, b) Toptan ödeme yapılması, ilk defa bu Kanuna göre sigortalı sayılanlara; a) Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olmaları ve en az 9000 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması şartıyla yaşlılık aylığı bağlanır. Ancak, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için prim gün sayısı şartı 7200 gün olarak uygulanır. ... Yukarıdaki fıkralarda belirtilen yaşlılık aylıklarından yararlanabilmek için, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalının çalıştığı işten ayrıldıktan, (b) bendinde belirtilen sigortalının sigortalılığa esas faaliyete son verip vermeyeceğini beyan ettikten sonra yazılı istekte bulunmaları, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde belirtilen sigortalıların ise istekleri üzerine yetkili makamdan emekliye sevk onayı alındıktan sonra ilişiklerinin kesilmesi şarttır. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen sigortalılara yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için ayrıca, yazılı talepte bulunduğu tarih itibarıyla genel sağlık sigortası primi dahil kendi sigortalılığı nedeniyle prim ve prime ilişkin her türlü borcunun olmaması zorunludur. Bu maddenin uygulamasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." hükmü, Geçici 17. maddesinde ise; "Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, 1479 ve 2926 sayılı kanunlara göre tescilleri yapıldığı halde, bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarını, prim borçlarının ödenmesine ilişkin Kurumca çıkarılacak genel tebliğin yayımı tarihini takip eden aybaşından itibaren 6 ay içerisinde ödememeleri halinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulur. Prim borcuna ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez. Ancak, sigortalı ya da hak sahipleri daha sonra müracaatları tarihindeki 80 inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak borç tutarının tamamını, borcun tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Sigortalılıkları önceki kanunlara göre durdurulanlar için de bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.." hükmü, 101. maddesinde ise; "Bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür." hükmüne yer verildiğini,anılan düzenlemeler uyarınca 5510 sayılı Kanun'un uygulanmasından kaynaklı uyuşmazlıkların görüm ve çözümünde genel yetkili mahkemenin İş Mahkemeleri olarak belirlendiğini,dosyasının incelenmesinden, dava konusu işleme karşı öncelikle Karşıyaka (İzmir) 3. İş Mahkemesinde dava açıldığını, mahkemece 06.07.2011 tarih ve E:2010/579, K:2011/445 sayılı kararla davanın idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle görev ret kararı verilmişse de, 5510 sayılı Kanun'un 101 maddesinde bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği hükmü gözönüne alındığında, 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması sebebiyle ortaya çıkan ve bakılmakta olan uyuşmazlığın, görüm ve çözümünde adli yargı yerlerinin (iş mahkemelerinin) görevli olduğunu belirterek, adli yargının görev alanına giren davanın 2577 sayılı Yasanın 14/3-a ve 15/1-a maddeleri uyarınca görev yönünden reddi gerektiğinden, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa’nın 19. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının 5434 ve 5510 sayılı yasanın 4/c kapsamında 44831133 no.lu dosyasında bulunan 22 yıl 9 ay 14 günlük hizmeti nedeni ile 01.11.2005 tarihinden itibaren emeli aylığına hak kazandığının tespitine, bu tarihten itibaren hak ettiği tüm emekli aylıklarının ve emeklilikten doğan diğer haklarının hak ediş tarihi itibarı ile yasal faiziyle birlikte ödetilmesine, SGK Müdürlüğü Kamu Görevlileri Emeklilik İşleri Daire Başkanlığının 08.11.2010 günlü ve 13.13.2 SGK 010.02-00.01.03/44.831.132 sayılı yazılarıyla bildirilen emeklilik işleminin iptaline ilişkin işlemin iptaline, kesilen emekli aylığının kesildiği tarihten itibaren yasal faizleriyle ödetilmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Mevcut bu bilgi ve belgeler çerçevesinde; davacının 5434 Sayılı Kanuna tabi kamu görevlisi olarak görev yapmaktayken, 22 yıl 9 ay 14 gün hizmeti bulunmasına karşın 19.11.1991 tarihinde istifa suretiyle memuriyet statüsünden ayrıldığı, 25 yıl fiili hizmeti bulunmadığı için T.C. Emekli Sandığınca kendisine emekli aylığı bağlanmadığı, kesenek iadesi ya da toptan ödeme yapılmadığı, davacının daha sonra serbest emlakçı olarak çalıştığı, bu durumunu Bağ-Kur Genel Müdürlüğü’ne bildirmediği, 4.6.2002 tarihinde T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’ne başvurarak aylık bağlanması talebinde bulunduğu, adı geçen kurumca 5434 Sayılı Kanunun ilgili hükümleri uyarınca kendisine ancak 61 yaşını dolduracağı 1.10.2005 tarihinde aylık bağlanabileceğinin bildirildiği, davacının bu işleme karşı Karşıyaka 3. İş Mahkemesine dava açtığı, bu dava derdest iken 06.08.2010 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumunca re’sen davacıya 5434 Sayılı Kanunun ilgili hükümleri uyarınca 22 yıl 9 ay 14 günlük hizmeti gözetilerek 5’nci derecenin 2. kademesi üzerinden 1.10.2005 tarihi itibariyle (61 yaşını doldurduğu tarih) aylık bağlandığı ve ödeme tarihi itibariyle birikmiş aylıklarının tahakkuk ettirildiği, ancak yine Sosyal Güvenlik Kurumu’nca yapılan inceleme ve araştırmalar sonunda davacının 3 yıl 6 aylık Bağ-Kur’a tabi çalışması tespit edilerek re’sen prim borçlarının hesaplandığı ve 2829 Sayılı Kanunun 8’nci maddesi uyarınca son 3,5 yıllık çalışmasının 1479 Sayılı Kanun uyarınca Bağ-Kur’a tabi olması itibariyle T.C. Emekli Sandığı emeklisi olamayacağı, Bağ-Kur sigortalısı olarak aylık bağlanması gerektiği gerekçesiyle evvelce tesis edilen 5434 Sayılı Kanuna göre aylık bağlanması işleminin iptal edildiği, ayrıca birikmiş Bağ-Kur prim borçlarını ödemesi gerektiği, aksi halde Bağ-Kur emekli aylığının da bağlanamayacağı yolunda işlem tesis edildiği, davacının bu işlemi de adli yargıda dava konusu yaptığı, gerek adli yargı organının (Karşıyaka 3. İş Mahkemesi) , gerek idari yargı organının (Ankara 8. İdare Mahkemesi) dava konusu bakımından kendilerini görevli görmediği anlaşılmaktadır. Görüldüğü üzere ihtilafın özünü, davacıya 5434 Sayılı Kanun uyarınca aylık bağlanması işleminin re’sen iptali ve 1479 ve 2829 Sayılı Kanunlar uyarınca kendisine Bağ-Kur’dan aylık bağlanması gerektiği, ancak mevcut prim borcu nedeniyle bu aylığın da bağlanamayacağı yolundaki SGK işleminin hangi yargı kolunun görevine girdiği hususu teşkil etmektedir. Davacıya 1.10.2005 tarihi itibariyle 5434 Sayılı Kanun uyarınca emekli aylığı bağlandığı ve bu tarihin 5754 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1.10.2008 tarihinden önceki bir tarih olduğu da izahtan varestedir.

Davalı kurumca tesis edilen işleme kazandırılacak mahiyet, görevli yargı yerinin belirlenmesine de doğrudan etki edecektir. Çünkü, sözkonusu işlem salt davacının 1479 sayılı Bağ-Kur Kanununa göre emekliliğe müstehak olduğu, ancak mevcut prim borcu nedeniyle bu borç ödenmedikçe fiilen Bağ-Kur emeklilik aylığının da bağlanamayacağı yolunda bir işlem olarak kabul edilecek olursa; 5510 Sayılı Kanunun 101 nci maddesi uyarınca, doğan uyuşmazlıkta İş Mahkemelerinin (adli yargının) görevli sayılması gerektiği açıktır. Ne var ki davalı kurum işlemi, gerçekte hem davacıya daha önce 5434 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin (c) bendi uyarınca bağlanan aylığın iptaline ve yersiz ödenen aylık tutarlarının geri alınmasına, hem de 1479 Sayılı Bağ-Kur Kanununa göre işlem görmesi gerektiğine (zorunlu üyelik nedeniyle Bağ-Kur’lu sayılmasına + kendisine bu süre için prim tahakkuk ettirilmesine + 2829 sayılı Kanun uyarınca kendisine Bağ-Kur aylığı bağlanması gerektiğine + ancak mevcut prim borcu ödenene kadar Bağ-Kur emekli aylığı da bağlanamayacağına) dair bir “birleşik-işlem” mahiyetindedir ve görev yönünden ise bu birleşik-işlemin kökeni, evvelce 5434 Sayılı Kanuna göre bağlanan emekli aylığının iptaline dayanmaktadır. Bu durumda, aşağıda izah edilecek nedenlerle, görevli yargı yerinin “idari yargı yeri” olması gerektiği kuşkusuzdur.

31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır. 5510 sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754 sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

5510 sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır. 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir, Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır…”

Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.

Kaldı ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.

Bu durumda, 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla,2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan,5754 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce emekli sandığı iştirakçisi iken istifaen memuriyet statüsünden ayrılan ve serbest çalıştığı dönemde 61 yaşını doldurması nedeniyle kendisine 5434 sayılı Kanun uyarınca emekli aylığı bağlanan, ancak bu dönemde Bağ-Kur’a tabi çalışması olduğu gerekçesiyle önceki aylık bağlama işlemi iptal edilerek, prim borcunu ödemesi halinde kendisine 1479 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanacağı yolundaki SGK işleminin iptali istemiyle davacı tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünün idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde idari yargı görevli olduğundan Ankara 8. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun reddine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 8. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/268

KARAR NO: 2013/878

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İdarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar : 1-A.A., 2-H.A., 3-M.A.

Vekili : Av.A.E.

Davalı : Bağcılar Belediyesi Başkanlığı

Vekili : Av. H.S.T.

 O L A Y : Davacılar vekili, müvekkillerinin hissedar olduğu Bağcılar İlçesi, Mahmutbey Mahallesi, 3430 ada, 2 parsel sayılı taşınmazın, Merkezi İş Alanında bulunduğunu ifade ederek; bu taşınmaza davalı idarece kamulaştırmasız el atılması nedeni ile fazlaya ait talep ve dava haklarını saklı tutarak şimdilik 10.000TL'nin davalı idareden dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı vekili, davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle süresi içinde görev itirazında bulunmuştur.

BAKIRKÖY 9.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:4.9.2012 gün ve E:2012/276 sayı ile,, davanın, kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminata ilişkin bulunduğu gerekçesiyle görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8’inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından, dava dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü kararında, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamaların fiili el atma olmadan da kamulaştırmasız el atma olarak nitelendirildiği ileri sürülmek suretiyle, imar planında yol ve yeşil alan olarak ayrılan taşınmazının bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiği; bu bilgiler karşısında; davanın, davacının taşınmazının, imar planında yol ve yeşil alan olarak ayrılması hadisesi sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak; bu sonuç ya da sonuçların, yukarıda da söylenildiği üzere, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmazın yol ve yeşil alan olarak gösterilmesinden, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan; hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargının görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla; davanın taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Anayasa'nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davaları idari dava türleri arasında sayılmış olduğu; dava konusu uyuşmazlıkta, idarenin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında bir işleminin bulunmaması karşısında, davanın anılan Kanun’un 14. maddesinde işaret edilen bedel artırma davası niteliğinde olduğunun kabulüne olanak bulunmadığı; uyuşmazlık konusu olayda, Bağcılar Belediye Başkanlığınca hazırlanan 1/1000 ölçekli imar planı ile yol ve yeşil alan olarak ayrılan davacılar taşınmazının dava tarihine kadar herhangi bir kamulaştırma işlemi ya da fiilen el atma bulunmadığı; davaya konu, idari eylemin, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun arazi ve arsa düzenlenmesine ilişkin 18. maddesinin uygulamasından kaynaklanmakta olduğu; imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı Kanun’un 2/1-b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinin düşünüldüğü; bu nedenle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasa’nm 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Bakırköy 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/276 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacıların hissedar oldukları taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL.'nin faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden, davacı vekili tarafından, dava dilekçesinde müvekkillerinin taşınmazına ne şekilde el atıldığı konusunda açıklayıcı bilgiler bulunmadığı; buna karşılık Bağcılar Belediye Başkanlığı, Fen İşleri Müdürlüğünün 17.7.2012 gün, 61888 sayılı yazısında; dava konusu taşınmazda yapılan incelemede, taşınmazın 15.09.2008 tarihli 1/1000 ölçekli Bağcılar Uygulama İmar Planında kısmen yol, kısmen de yeşil (park) alanda kaldığı, taşınmazda imar planına uygun olarak yol ve kaldırım çalışması yapıldığı, ancak taşımaz üzerinde fiili olarak park mevcut olmadığı ve park olarak ayrılan kısma yönelik fiili bir çalışmanın (el atmanın) da olmadığının tespit edildiği belirtilmiş; yine Mahkemeye sunulan 26.7.2012 havale tarihli davalı İdare cevap dilekçesinde; aynı hususa vurgu yapılmış ve dava konusu taşınmazın bir kısmının park alanında kaldığı, park alanına yönelik fiili bir elatmanın bulunmadığı, dolayısıyla park alanına yönelik inşaat izni verilmemesinin planlara dayandığı, davacının bu talebinin imar planlarında taşınmazın bir bölümünün yeşil alan olarak ayrılması şeklindeki karar ve eyleminden kaynaklandığı, dolayısıyla davacının elatma iddiası ve tazminat talebinin idari işlemden kaynaklanan tek yanlı bir eyleme yönelik olduğu savunulmuştur.

İdarelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazın bir kısmına fiilen el atılarak yol ve kaldırım çalışması yapılması karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.

Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.

Bu durumda, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/361

KARAR NO: 2013/879

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27/8. maddesi hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

 Davacı : M.E.

 Davalı : İstanbul Valiliği

 O L A Y : Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34…….. plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, davacı adına 1.11.2012 tarih ve GO-508258 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen 1.11.2012 tarih ve 221224 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.

Davacı, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 7. İDARE MAHKEMESİ: 13.11.2012 gün ve E:2012/2058, K:2012/1864 sayıyla; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.

KARTAL 8. SULH CEZA MAHKEMESİ: 7.12.2012 gün ve D. İş:2012/1274 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’nin benzer kararlarına da dayanılarak itirazın görev yönünden reddine ve görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler ” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme N.an daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.

Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.

Uyuşmazlığın, motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına gelince:

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;

a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,

b) İşyerinin kapatılması,

c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,

d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,

gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.

Uyuşmazlığın çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi hususunun trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun’un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat

karşılığında öngörülen belirli bir süre için kara nakil aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait olmaktadır.

Buna göre, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının çözüm yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:

30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. Maddesinde," (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" denilmiştir.

Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın (aracın geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği kuşkusuzdur.

Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Kartal 8. Sulh Ceza Mahkemesi’nce yapılan başvurunun 19.madde kapsamında kabulü ile, İstanbul 7. İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kartal 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, İstanbul 7. İdare Mahkemesi’nin 13.11.2012 gün ve E:2012/2058, K:2012/1864 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/370

KARAR NO: 2013/880

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

 Davacı : Ş.A. (İdari yargıda)

 1- Ş.A. (Adli yargıda)

 2- M.A.

 Davalı : İstanbul Valiliği (İdari yargıda)

 İstanbul Sivil Ekipler Amirliği Müdürlüğü (Adli yargıda)

 O L A Y : Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34……. plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca,sürücü belgesi sahibi davacı M.A. adına 1.10.2012 tarih ve GO-173678 seri-sıra numaralı, araç sahibi davacı Ş.A. adına 1.10.2012 tarih ve GO-173679 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek ayrı ayrı 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanaklara istinaden araç sahibi Ş.A. adına düzenlenen 1.10.2012 tarih ve 208400 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.

Davacı Ş.A., aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 7. İDARE MAHKEMESİ: 2.11.2012 gün ve E:2012/1746, K:2012/1789 sayıyla; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.

Davacılar bu kez,idari para cezalarının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuşlardır.

KARTAL 7. SULH CEZA MAHKEMESİ: 21.1.2013 gün ve D. İş:2013/199 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’nin benzer kararlarına da dayanılarak görevsizlik kararı ile görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine de karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

 Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir”, 19.maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.

 (Değişik ikinci fıkra: 23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir” denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, davacıların birlikte, 2918 sayılı Kanun’un Ek 2. madde-sinin üçüncü fıkrası uyarınca adlarına ayrı ayrı verilen 1.950,00 TL tutarındaki idari para cezalarının kaldırılması istemiyle adli yargı yerine itirazda bulundukları ve Mahkemece görevsizlik kararı verildiği, bu işlemler ile ilgili olarak idari yargı yerine dava açılıp açılmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi, idari yargı yerince verilmiş bir görevsizlik kararı da bulunmadığı, davacılardan Ş.A.’in söz konusu Trafik İdari Para Cezası karar Tutanaklarına istinaden düzenlenen araç trafikten men tutanağının iptali istemiyle de idari yargı yerinde dava açtığı, Mahkemece davanın görev yönünden reddine karar verildiği, bu işlem ile ilgili olarak adli yargı yerine dava açılıp açılmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi, adli yargı yerince verilmiş bir görevsizlik kararı da olmadığı, ancak Kartal 7. Sulh Ceza Mahkemesi’nce, İstanbul 7. İdare Mahkemesi ile Mahkemeleri arasında olumsuz görev uyuşmazlığı meydana geldiğinden bahisle dosyanın Mahkememize gönderildiği anlaşılmıştır.

Bu durumda, adli ve idari yargı yerlerince, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş iki ayrı görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen koşulların oluşmaması nedeniyle, başvurunun aynı Kanun’un 27. maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen koşulların oluşmaması nedeniyle, BAŞVURUNUN aynı Kanun’un 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/394

KARAR NO: 2013/881

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: İhale işlemleri tamamlandıktan sonra taraflar arasında imzalanan sözleşmenin; feshedilmesi yolundaki Encümen Kararının iptali istemi ile açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : E. Yatırım Emlak İnş. Turz. Enerji San. Tic. Ltd. Şti.

Vekili : Av. Y.G., Av. H.Ö.

Davalı : Kütahya Belediye Başkanlığı

O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkili E. Yatırım Emlak İnşaat Turz. Enerji San. Tic. Ltd. Şti’nin Kütahya Belediye Başkanlığının 08.09.2011 tarihli 2388 sayılı kararı ile Kat Karşılığı Satış İhalesine katıldığını ve Kütahya İli, 30 Ağustos Mahallesi (Atakent), 1410 ada, 1 ve 2 parselde kayıtlı taşınmazı ihale şartlarına uygun olarak aldığını, ihale sonrası davalı Belediye Başkanlığı ile müvekkili arasında Kütahya 1. Noterliğinde 03.10.2011 tarihli 22879 yevmiye no ile Gayrimenkul Kat Karşılığı Yapım Şartnamesi ve Sözleşmesi imza edildiğini, düzenlenen sözleşme gereği müvekkili şirketin proje ve inşaatla ilgili altyapı çalışmalarına başladığını ve bu sırada şirket yetkilisinin bazı önemli sağlık sorunları nedeniyle sözleşmenin 8. maddesinde belirlenen süre içerisinde artırma bedelinin ödenmesinin atlandığını, bunun üzerine davalı Belediye Başkanlığının 6.3.2012 tarih 1007 sayılı Encümen Kararı ile “İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 23.3.2012 tarih ve 1818 sayılı yazıları ile 3 Ekim 2011 tarihli noterden düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile 30 Ağustos Mahallesi (Atakent), 1410 ada, 3 parsel sayılı taşınmaz E. Yatırım Emlak İnşaat Turz. Enerji San. Tic. Ltd. Şti.’ne %28 daire karşılığı +25.000,-TL bedelle kat karşılığı verilmiştir. Yüklenici firma ihalede artırıma konu olan 25.000,-TL bedeli son ödeme tarihi olan 4.1.2012 tarihine kadar ödememiştir. Sözleşmenin 8. maddesi ile 17. maddeleri ihlal edildiğinden; bu sebepten dolayı sözleşmenin iptal edilerek yatırmış oldukları kati teminatın irat kaydedilmesine, sözleşmenin 17. maddesi gereğince 100.000,00-TL’lik tazminat davası açılmasına oybirliği ile karar verilmiştir” denildiğini, sözleşmenin feshine ilişkin işlemin davacı şirkete 18.4.2012 tarihinde tebliğ edildiğini öne sürerek, 6.3.2012 gün ve 1007 sayılı Kütahya Belediyesi Encümeni kararının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ESKİŞEHİR 2. İDARE MAHKEMESİ: 18.5.2012 gün ve E:2012/442, K:2012/424 sayı ile, genel bütçeye dahil dairelerle, katma bütçeli idareler, özel idareler ve belediye hizmetlerinin ihale suretiyle karşılanması yoluna gidilmesi durumunda, ihaleye katılma koşullarının ve işin tahmini bedelinin belirlenmesi, şartnamenin hazırlanması, ilanın yapılması, tekliflerin değerlendirilmesi ve uygun bedelin tespiti ile ihalenin ita amirince onaylanmasına ilişkin işlemlerin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde tesis edileceği ve bu işlemlerin yapılması sırasında doğabilecek olan uyuşmazlıkların da idari yargı yerleri tarafından çözümleneceği, ancak ihale safhası tamamlanıp, taraflar arasında sözleşme imzalandıktan sonra, bu sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünün ise, adli yargı yerlerine ait olduğu, dosyanın incelenmesinden, davacının 2886 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılan ihale sonrasında imzalanan 3.10.2011 günlü kat karşılığı sözleşme ile mülkiyeti davalı idareye ait olan Kütahya İli, Merkez, 30 Ağustos Mahallesi, (Atakent) adresinde bulunan tapuda 1410 ada, 1 ve 2 parsel numarada kayıtlı taşınmazları aldığı, sonrasında sözleşmenin 8. ve 17. maddelerini ihlal ettiğinden bahisle sözleşmenin feshine, yatırılan kati teminatın irat kaydedilmesine ve aynı sözleşmenin 17. maddesi gereğince 100.000.-TL’lik tazminat davası açılmasına ilişkin 6.3.2012 günlü 1007 sayılı Kütahya Belediye Encümen kararının alınması üzerine bakılmakta olan davanın açıldığının anlaşıldığı, bu durumda, ihale sonrasında taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümlerinin yerine getirilmediğinden bahisle sözleşmenin feshedilmesi yönündeki dava konusu uyuşmazlığın, tarafların sözleşmeden doğan alacak ve borç ilişkisi çerçevesinde incelenmesi gerektiğinden, sözleşme hükümlerinin değerlendirilmesi suretiyle çözümlenebilecek nitelikte bulunan uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargı yerlerinin görevine girdiği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır.

KÜTAHYA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 30.10.2012 gün ve E:2012/511, K:2012/378 sayı ile, İnşaat Müteahhitliği 6762 sayılı TTK.nun 12. maddesine göre ticari iş niteliğinde olup aynı Yasanın 14. maddesine (6102 sayılı Yasanın 12. maddesi) göre bu işi yapan kimselere tacir deneceği, buna göre davacı şirketin müteahhit bir tacir olduğu, tacirin gerçek veya hükmi şahıs olabileceği 6762 sayılı TTK.nun 18. maddesine göre (6102 sayılı Yasanın 16. maddesi) kendi kuruluş veya kanunları gereğince özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek ve ticari şekilde işletilmek üzere devlet, il ve belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan işletmelerin tacir niteliğinde hükmü şahıslardan olacağı, 6102 sayılı TTK.nun 16/2 fıkrası gereğince belediyenin kendisinin tacir sayılamayacağı dosya davalısı doğrudan doğruya Belediye Başkanlığı olduğu gibi kat karşılığı inşaat sözleşmesini davacı şirketle bir ihaleye dayalı olarak yaptığı yani Belediye Başkanlığının bir kuruluşunun sözleşmenin tarafı olmadığı, kaldı ki taraflar arasındaki sözleşmenin dayanağı bir ihale olduğu gibi sözleşmenin 6.3.2012 tarih 1007 sayılı idari bir tasarruf olan Kütahya Belediye Encümen kararıyla fesh edildiği, davacının isteğinin sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili olmadığı, yani ihale fesh edilmeyip sözleşmenin uygulanması sırasında doğan uyuşmazlık olsa idi (diğer bir tabirle inşaatın yapılması sırasında doğan bir uyuşmazlık gibi) adli yargının görevli olacağı, ancak sözleşmenin uygulanmadan encümen kararıyla fesh edildiği, davalı idarenin ilk ihale sonrası sözleşmeyi fesh ederek yeniden 30.10.2012 tarihinde ikinci bir ihale kararı aldığına göre Encümen kararının idari bir işlem olduğu ve bu kararın iptali ve giderek tedbir konulmasının tamamiyle idari yargının görev alanına girdiği, uyuşmazlığın istisna sözleşmesinin uygulanmasından değil sözleşmenin encümen kararıyla iptalinden kaynaklandığına göre yargı yoluna ilişkin dava şartı engelinin mevcut olduğu, 6100 sayılı HMK.nun 115,137 ile 138. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan incelemede yargı yoluna ilişkin dava şartının olayda bulunmadığı ve tamamlanmasının da mümkün olmadığı dolayısıyla dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda yargı yoluna ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden davanın reddine karar vermek suretiyle ön incelemeye son verdiği gerekçesiyle 6100 sayılı HMK.nun 114/1 fıkra (b) bendi gereğince uyuşmazlığın idari yargının görev alanına girdiğinden dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine, Mahkemelerinin Görevsizliğine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili adli ve idari yargı yerlerince verilmiş olan görevsizlik kararları nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının; davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece 15. maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; Başkanlık yazısıyla, idari yargı dosyasının Mahkemesinden istenildiği ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Mülkiyeti davalı idareye ait olan Kütahya İli, Merkez, 30 Ağustos Mahallesi, (Ata Kent) adresinde bulunan tapuda 1410 ada, 1 ve 2 parsel numarada kayıtlı taşınmazları kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile alan davacının, sözleşmenin 8. ve 17. maddelerini ihlal ettiğinden bahisle sözleşmenin feshine, yatırılan kati teminatın irat kaydedilmesine ve aynı sözleşmenin 17. maddesi gereğince 100.000,00-TL’lik tazminat davası açılmasına ilişkin 6.3.2012 günlü 1007 sayılı Kütahya Belediyesi Encümen kararının iptali istemiyle açılmıştır.

2886 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin birinci fıkrasında, genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin, özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve taşıma işlerinin, bu Yasa'da yazılı hükümlere göre yürütüleceği belirtilmiş; aynı Yasa'nın 4. maddesinde, İhale: bu Yasa'da yazılı usül ve şartlarla, işin istekliler arasından seçilecek birisi üzerinde bırakıldığını gösteren ve yetkili mercilerin onayı ile tamamlanan sözleşmeden önceki işlemler şeklinde tanımlanmış ve "İhalenin sözleşmeye bağlanması" başlığını taşıyan 53. maddeden önce yer alan hükümlerde, ihale aşaması düzenlenmiştir.

Yasa'nın 1. maddesinde sayılan işlerle ilgili olarak yapılacak ihalelerde, idarede kanunilik ilkesi gereğince, idarenin çeşitli usul kurallarına uyması zorunlu olup, bu Yasa kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi, ihale yönteminin tespiti, ihale ilanı ve ihale kararı alınması sürecinden geçilmesi gerekmektedir. Tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re'sen ve tek yanlı olarak tesis ettiği ihale işlemleri hakkındaki yargısal denetimin, idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı tartışmasızdır. Ancak, ihalenin kesinleşmesinden sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi olacağının tespiti için: yapılan sözleşmenin konusu ile içerdiği hüküm ve koşulların niteliğinin incelenmesi gerekmektedir.

Belediye Başkanlığınca yapılan ihale sonucunda taraflar arasında imzalanan “Kütahya Belediyesi Kat Karşılığı Yapım Şartname ve Sözleşmesi”nin incelenmesinden: sözleşmenin, gerek konusu ve gerekse tarafların eşitliği ve sözleşme serbestisi ilkelerine dayanan hüküm ve koşulları itibariyle, bir özel hukuk sözleşmesi olduğu anlaşılmaktadır.

Sözü edilen sözleşmenin 6. maddesinde “İhalede belediyede kalacak bağımsız bölümler sabit kalacak, ilave olarak istenen muhammen bedelin artırımı şeklinde ihale gerçekleştirilecektir. “;

8. maddesinde “Bu şartname ve sözleşmenin 6. maddesinde belirtilen, artırıma konu olan bedel sözleşme tarihinden itibaren üç ay içersinde nakit para olarak belediyeye ödenecektir. Bu ödeme bir seferde olabileceği gibi taksitler şeklinde de üç aylık dönem içinde tamamlanabilecektir.”; ve

17. maddesinde “Yüklenici, sözleşme maddelerinden herhangi birine uymadığı, işi yarım bıraktığı, işi yapmaktan vazgeçtiği taktirde, belediye sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilecektir. Yüklenici yazılı olarak belediyeye mazeret bildirmeden üç ay süre ile faaliyet göstermemesi durumunda işi bıraktığı anlamına gelecektir. Bu durumda yüklenici hiçbir yazılı ve sözlü uyarıya veya mahkeme kararına gerek kalmaksızın 100.000.-TL tazminat ödemeyi kabul ve taahhüt eder. Bu oran her yıl enflasyon oranında artacaktır. Ayrıca bu şartname gereği yaptığı her türlü gider ve imalatlar karşılığı olarak hiçbir şekilde maddi talepte bulunamaz.” kuralı yer almıştır.

Olayda, ihalenin kesinleşmesi ve taraflarca işin sözleşmeye bağlanmasından sonra, davacının sözleşmenin yukarıda sözü edilen 8. ve 17. maddelerini ihlal ettiğinden bahisle sözleşmenin feshine, yatırılan kat’i teminatın irat kaydedilmesine ve aynı sözleşmenin 17. maddesi gereğince 100.000,00 TL’lik tazminat davası açılmasına ilişkin Belediye Encümen kararının iptalinin istenildiği anlaşılmaktadır.

Bu durum karşısında, idarenin taraf olduğu özel hukuk sözleşmesi hükümlerinin uygulanarak yükümlülüğünü yerine getirmediği nedeniyle belediye encümenince alınan kararın kaldırılmasına ilişkin davanın özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekeceği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, Kütahya 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Kütahya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.10.2012 gün ve E:2012/511, K:2012/378 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/395

KARAR NO: 2013/882

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Çocuk hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı almakla görevli mahkemelerin adli yargı mahkemeleri olduğundan hareketle, bu konu ile bağlantılı ve ilişkili olan uyuşmazlığa konu çocuğun yetiştirme yurdunda kaldığının ve bu dönem için koruma kararı verilmesi gerektiğinin tespiti istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : Z.E.

Davalı : Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Genel Müdürlüğü

Vekili : Av. M.B.

O L A Y : Davacı 16.09.2011 günlü dilekçesinde; ‘’ Ben Besni yetiştirme yurdunda 1991 yılında kaldığım halde hakkımda koruma kararı verilmemiştir. Bu nedenle yetiştirme yurdunda kalanların faydalandığı imkanlardan faydalanamadım. Halen de faydalanamamaktayım.

Benzer durumda olan arkadaşlar ekte sunduğum kararda olduğu gibi yetiştirme yurdunda kaldıklarını mahkeme aracılığıyla tespit ettirdikten sonra sunulan imkanlardan faydalanmışlardır.

Ben çeşitli defalar başvurduğum halde bu başvurularım hakkımda koruma kararı verilmediği için reddedilmiştir.

Son olarak ekte sunduğum yazıyı Adıyaman Valiliği aracılığıyla Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nden aldım. Ancak bu belge de geriye doğru koruma kararı veremedikleri için mahkemeye başvurmam gerektiği tarafıma bildirilmiştir.

Benim reşit olmadığım ve vasi, veli ve vekilimin olmadığı bir dönem için kurumun re’sen yapması gereken işlemi yapmamasından sorumlu tutulmam hukuka aykırıdır.

Bu nedenle hakkımda 11.03.1991 yılında 4 ay Besni Yetiştirme Yurdunda kaldığımın ve bu dönem için koruma kararı verilmesi gerektiğinin tespitine karar verilmesi gerekmektedir.’’ demek suretiyle 11.03.1991 yılında 4 ay Besni Yetiştirme Yurdunda kaldığının tespitine, bu nedenle koruma kararı verilenlerin faydalandığı imkanlardan faydalanması gerektiğine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Adıyaman 2.Asliye Hukuk Mahkemesi: 08.12.2011 gün, E:2011/647, K:2011/806 sayı ile özetle, Davacının, davalı idarenin belli bir işlem yapması yönünde zorlayıcı bir hüküm kurulmasını istediğine göre, böyle bir uyuşmazlığın çözüm yerinin idari yargı yeri olduğundan bahisle 6100 Sayılı HMK'nun 114/1-c uyarınca davanın İdare Mahkemesi’nin görevine girmesi nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı 28.02.2012 günlü dilekçesinde; ‘’Ben Besni yetiştirme yurdunda 1991 yılında kaldığım halde hakkımda koruma kararı verilmemiştir. Bu nedenle yetiştirme yurdunda kalanların faydalandığı imkanlardan faydalanamadım. Halen de faydalanamamaktayım.

Benzer durumda olan arkadaşlar ekte sunduğum kararda olduğu gibi yetiştirme yurdunda kaldıklarını mahkeme aracılığıyla tespit ettirdikten sonra sunulan imkânlardan faydalanmışlardır.

Ben çeşitli defalar başvurduğum halde bu başvurularım hakkımda koruma kararı verilmediği için reddedilmiştir.

Son olarak ekte sunduğum yazıyı Adıyaman Valiliği, aracılığıyla Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nden aldım. Ancak bu belge de geriye doğru koruma kararı veremedikleri için mahkemeye başvurmam gerektiği tarafıma bildirilmiştir.

Benim reşit olmadığım ve vasi, veli ve vekilimin olmadığı bir dönme için kurumun re’sen yapması gereken işlemi yapmamasından sorumlu tutulmam hukuka aykırıdır.

Ben kaldığım sürece her ay aylık alıyordum. Kurumun her türlü imkânlarından faydalanıyordum.

Bu konuda Adıyaman 2. Asliye Hukuk Mahkemesi"nin 2011/647 E ve 2011/806 K sayılı dosyasıyla açtığım davada görevsizlik kararı verilmiştir. Bu kararda talep ettiğimiz haklarımızın idare mahkemesi aracılığıyla sağlanması gerekmektedir.

Bu nedenlerle hakkımda 11/3/1991 tarihinden itibaren 4 ay yetiştirme yurdunda kaldığımın ve bu dönem için koruma kararı verilmesi gerektiğinin tespitine karar verilmesi gerekmektedir.’’ demek suretiyle 11.03.1991 tarihinden itibaren 4 ay Besni Yetiştirme Yurdunda kaldığının tespiti ile bu nedenle Koruma Kararı Verilmemesi işleminin iptaline, Koruma kararı verilenlerin faydalandığı imkânlardan faydalanması gerektiğine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Şanlıurfa İdare Mahkemesi: 21.03.2012 gün, E:2012/584, K:2012/431 sayı ile özetle, davanın görüm ve çözümünde Ankara İdare Mahkemesi’nin yetkili olduğundan bahisle davanın yetki yönünden reddine, dosyanın yetkili Ankara İdare Mahkemesine gönderilmesine kara vermiştir.

Ankara 9.İdare Mahkemesi: 06.07.2012 gün, E:2012/991, K:2012/1121 sayı ile özetle, ‘’…davacının 11.03.1991 tarihinden itibaren 4 ay süreyle Adıyaman İli Besni İlçesi Yetiştirme Yurdunda kaldığının tespiti ile bu nedenle koruma kararı verilmemesi işleminin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmış olmakla, dava dilekçesinde dava konusu işlemin tarih ve sayısı ile tebliğ tarihinin belirtilmediği ve işlemin dava dosyasına ibraz edilmediği görüldüğünden, 2577 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan 3.maddesine aykırı bir durum oluştuğu açıktır.

Öte yandan, davacının 11.03.1991 tarihinden itibaren 4 ay süreyle Adıyaman İli, Besni İlçesi Yetiştirme Yurdunda kaldığının tespiti isteminin de, 2577 sayılı Yasada öngörülmeyen bir şekilde, tespit ve idari işlem niteliğinde yargı kararı verilmesine yönelik bir isteme ilişkin olması nedeniyle dava dilekçesi bu yönüyle de 2577 sayılı Yasanın 3.maddesine aykırı olduğu görülmektedir.’’ demek suretiyle, dava dilekçesinin reddine karar vermiştir.

Davacı 14.08.2012 günlü dilekçesinde; ‘’İptalini istediğimiz işlem Adıyaman Valiliği Erkek Yetiştirme Yurdu Müdürlüğü’nün 20.10.2012 tarih ve B.17.0.SÇE.4.02.09.152./417 sayı numaralı işlemidir.

Ben Besni yetiştirme yurdunda 1991 yılında kaldığım halde hakkımda koruma kararı verilmemiştir. Bu nedenle yetiştirme yurdunda kalanların faydalandığı imkanlardan faydalanamadım. Halen de faydalanamamaktayım.

Benzer durumda olan arkadaşlar yetiştirme yurdunda kaldıklarını mahkeme aracılığıyla tespit ettirdikten sonra sunulan imkânlardan faydalanmışlardır.

Ben çeşitli defalar başvurduğum halde bu başvurularım hakkımda koruma kararı verilmediği için reddedilmiştir.

Son olarak ekte sunduğum yazıyı Adıyaman Valiliği, aracılığıyla Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nden aldım. Ancak bu belge de geriye doğru koruma kararı veremedikleri için mahkemeye başvurmam gerektiği tarafıma bildirilmiştir.

Benim reşit olmadığım ve vasi, veli ve vekilimin olmadığı bir dönme için kurumun re’sen yapması gereken işlemi yapmamasından sorumlu tutulmam hukuka aykırıdır.

Ben kaldığım sürece her ay aylık alıyordum. Kurumun her türlü imkânlarından faydalanıyordum.

Bu konuda Adıyaman 2. Asliye Hukuk Mahkemesi"nin 2011/647 E ve 2011/806 K sayılı dosyasıyla açtığım davada görevsizlik kararı verilmiştir. Bu kararda talep ettiğimiz haklarımızın idare mahkemesi aracılığıyla sağlanması gerekmektedir.

Bu nedenlerle hakkımda 11/3/1991 tarihinden itibaren 4 ay yetiştirme yurdunda kaldığımın ve bu dönem için koruma kararı verilmesi gerektiğinin tespitine karar verilmesi gerekmektedir.’’ demek suretiyle 11.03.1991 tarihinden itibaren 4 ay Besni Yetiştirme Yurdunda kaldığının tespiti ile bu nedenle Koruma Kararı Verilmemesi işlemi olan Adıyaman Valiliği Erkek Yetiştirme Yurdu Müdürlüğü’nün 20.10.2012 tarih ve B.17.0.SÇE.4.02.09.152./417 sayı numaralı işlemin iptaline, Koruma kararı verilenlerin faydalandığı imkânlardan faydalanması gerektiğine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Ankara 9.İdare Mahkemesi: 07.09.2012 gün, E:2012/1335, K:2012/1251 sayı ile özetle, ‘’…davacı tarafından verilen yenileme dilekçesinde, 2577 sayılı Yasanın 3.maddesine aykırı olarak, işlem tarihinin sehven 20.10.2012 olarak belirtildiği, işlemin tebliğ tarihinin belirtilmediği ve işlemin dilekçe ekinde sunulmadığı, ayrıca, anılan karada, idari işlem niteliğinde yargı kararı verilemeyeceğinin belirtilmesine karşın, yenileme dilekçesinde bu hususa aykırı olarak yetiştirme yurdunda kaldığının tespiti ve koruma kararı verilenlerin faydalandığı haklardan faydalanmasına karar verilmesi istemine yer verildiği anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, davacı tarafından, yukarıda belirtilen hususlara uygun olarak iki nüsha halinde düzenlenecek yenileme dilekçesiyle dava açılması, ayrıca, dava dilekçesinde, dava konusu olayla ilgili Adıyaman 2.Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada verilen görevsizlik kararı üzerine bakılan davanın açıldığının belirtildiği görülmekle, davacı tarafından verilecek yenileme dilekçesinde, anılan kararın kesinleşme tarihinin belirtilmesi ve kararın dilekçe ekinde sunulması gerekmektedir.’’ demek suretiyle, dava dilekçesinin reddine karar vermiştir.

Davacı 22.10.2012 günlü dilekçesinde; ‘’ Benim hakkımdaki Adıyaman Valiliği Erkek Yetiştirme Yurdu Müdürlüğü’nün 20.10.2011 tarih ve B.17.0.SÇE.4.02.09.152./417 sayılı kararın iptalini talep ediyorum.

 Ben Besni yetiştirme yurdunda 1991 yılında kaldığım halde hakkımda koruma kararı verilmemiştir. Bu nedenle yetiştirme yurdunda kalanların faydalandığı imkanlardan faydalanamadım. Benzer durumda olan arkadaşlar yetiştirme yurdunda kaldıklarını mahkeme aracılığıyla tespit ettirdikten sonra sunulan imkânlardan faydalanmışlardır. Ben çeşitli defalar başvurduğum halde bu başvurularım hakkımda koruma kararı verilmediği için reddedilmiştir. Son olarak ekte sunduğum yazıyı Adıyaman Valiliği aracılığıyla Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nden aldım. Ancak bu belge de geriye doğru koruma kararı veremedikleri için mahkemeye başvurmam gerektiği tarafıma bildirilmiştir. Benim reşit olmadığım ve vasi, veli ve vekilimin olmadığı bir dönme için kurumun re’sen yapması gereken işlemi yapmamasından sorumlu tutulmam hukuka aykırıdır. Ben kaldığım sürece her ay aylık alıyordum. Kurumun her türlü imkânlarından faydalanıyordum. Bu konuda Adıyaman 2. Asliye Hukuk Mahkemesi"nin 2011/647 E ve 2011/806 K sayılı dosyasıyla açtığım davada görevsizlik kararı verilmiştir. Bu kararda talep ettiğimiz haklarımızın idare mahkemesi aracılığıyla sağlanması gerekmektedir. Bu nedenlerle hakkımda 11/3/1991 tarihinden itibaren 4 ay yetiştirme yurdunda kaldığımın ve bu dönem için koruma kararı verilmesi gerektiğinin tespitine karar verilmesi gerekmektedir.’’ demek suretiyle Adıyaman Valiliği Erkek Yetiştirme Yurdu Müdürlüğü’nün 20.10.2011 tarih ve B.17.0.SÇE.4.02.09.152./417 sayı numaralı işlemin iptali ile, 11.03.1991 tarihinden itibaren 4 ay Besni Yetiştirme Yurdunda kaldığının tespiti ve bu dönem için koruma kararı verilmesi gerektiğinin tespitine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Ankara 9.İdare Mahkemesi: 22.11.2012 gün, E:2012/1717 sayı ile özetle, ‘’2828 Sosyal Hizmetler Kanununun 21. maddesinde, "Kurum, korunmaya, bakıma, yardıma muhtaç aile, çocuk, özürlü ve yaşlılar ile sosyal hizmetlere muhtaç diğer kişileri tespit ve incelemekle görevlidir. Bu kişilerin Kuruma duyurulmasında ve incelemeye ilişkin olarak Kurum ile işbirliğinde bulunulmasında mahalli mülki amirler, sağlık kuruluşları ve köy muhtarları ile genel kolluk kuvvetleri ve belediye zabıta memurları yükümlüdürler." hükmüne; aynı Kanunun 22. maddesinde de, "Korunmaya muhtaç çocukların reşit oluncaya kadar bu Kanun hükümlerine göre Kurumca kurulan sosyal hizmet kuruluşlarında bakılıp yetiştirilmeleri ve bir meslek sahibi edilmeleri hususundaki gerekli tedbir kararı yetkili ve görevli mahkemece alınır. Bu karar için gerekli belgeler Kurumca düzenlenir ve ilgili mahkemeye gönderilir. Haklarında derhal korunma tedbiri alınmasında zorunluluk görülen çocuklar mahkeme kararı alınıncaya kadar, bu Kanuna göre kurulmuş kuruluşlarda veya aile yanında mahalli mülki amirin onayı alınmak suretiyle bakım altına alınır." hükmüne yer verilmiştir.

 Her ne kadar, Adıyaman 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.12.2011 tarih ve E:2011/647, K:2011/806 sayılı kararında, davacının isteminin, davalı idarenin belli bir işlem yapması yönünde zorlayıcı bir hüküm kurulmasına yönelik olması nedeniyle davanın idare mahkemelerince çözümlenmesi gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmiş ise de, esas olarak davacı hakkında koruma kararı verilip verilmeyeceğinin tespitine ilişkin bulunan dava konusu uyuşmazlığın 2828 sayılı Kanunun yukarıda yer alan hükümleri uyarınca adli yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.’’ demek suretiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa’nın 19.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, yetiştirme yurdunda kaldığı halde hakkında koruma kararı verilmediğinden yetiştirme yurdunda kalanların faydalandığı imkanlardan faydalanamadığı iddiasında bulunan davacının, 11.03.1991 tarihinden itibaren 4 ay Besni Yetiştirme Yurdunda kaldığının ve bu dönem için koruma kararı verilmesi gerektiğinin tespiti istemiyle açılmıştır.

Dosya kapsamında yapılan incelemede, Adıyaman Valiliği Erkek Yetiştirme Yurdu Müdürlüğünün 20.10.2011 gün, B.17.0.SÇE.4.02.09.152./417 sayı numaralı yazısında Z.E.'in, Valilik Makamının 11.03.1991 tarih ve 119 sayılı onayı ile yetiştirme yurduna geçici olarak yerleştirildiği, ancak 18 yaşını doldurduğunda koruma kararı alınmadan kuruluştan ilişiğinin kesildiğinin tespit edildiği belirtilmiştir.

2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu'nun Tespit ve İnceleme başlıklı 21.maddesinde; ''Kurum, korunmaya, bakıma, yardıma muhtaç aile, çocuk, özürlü ve yaşlılar ile sosyal hizmetlere muhtaç diğer kişileri tespit ve incelemekle görevlidir.

Bu kişilerin Kuruma duyurulmasında ve incelemeye ilişkin olarak Kurum ile işbirliğinde bulunulmasında mahalli mülki amirler, sağlık kuruluşları ve köy muhtarları ile genel kolluk kuvvetleri ve belediye zabıta memurları yükümlüdürler.''

Koruma Kararı başlıklı 22.maddesinde; ''Korunmaya muhtaç çocukların reşit oluncaya kadar bu Kanun hükümlerine göre Kurumca kurulan sosyal hizmet kuruluşlarında bakılıp yetiştirilmeleri ve bir meslek sahibi edilmeleri hususundaki gerekli tedbir kararı yetkili ve görevli mahkemece alınır. Bu karar için gerekli belgeler Kurumca düzenlenir ve ilgili mahkemeye gönderilir.

Haklarında derhal korunma tedbiri alınmasında zorunluluk görülen çocuklar mahkeme kararı alınıncaya kadar, bu Kanuna göre kurulmuş kuruluşlarda veya aile yanında mahalli mülki amirin onayı alınmak suretiyle bakım altına alınır.''

 Korunma Kararının Süresi ve Kaldırılması başlıklı 24.maddesinde; ''Korunma kararı genel olarak çocuk reşit olana kadar devam eder. Ancak bu karar, korunma kararına neden olan şartların ortadan kalkması halinde Kurum yetkililerinin önerisi üzerine mahkemece çocuk reşit olmadan önce kaldırılabileceği gibi reşit olduktan sonra da çocuğun rızası alınmak şartıyla devamı hususunda karar verilebilir. Reşit olduktan sonra korunma kararının devamı aşağıda belirtilen şartlara bağlıdır.

a) 18 yaşını tamamlamış olan korunmaya muhtaç çocuklardan;

1.Ortaöğrenime devam edenlerin 20 yaşına kadar,

2.Yükseköğrenime devam edenlerin 25 yaşına kadar korunma kararları uzatılabilir.

b) Öğrenime devam etmeyen 18 yaşını doldurmuş çocukların bir iş veya meslek sahibi edilerek kendi kendilerine yeterli olabilmelerinin sağlanması amacıyla 20 yaşına kadar korunma kararları uzatılabilir.

Bunlardan korunma kararı kalkmış; ancak tek başına yaşamını sürdüremeyecek durumda bulunan kız çocukları, Kurumca himaye olunur. Bu çocukların emek karşılığı iaşe, ibate ve harçlıkları Kurumca karşılanmak kaydıyla Kurum hizmetlerinde çalışmaları da sağlanabilir.

·              Bedensel, zihinsel ve ruhsal özürleri nedeniyle sürekli bakıma muhtaç durumda bulunan ve çalışmaktan aciz olan Çocukların korunma kararı uzatılır.

 Korunma kararı kalkan çocukların Kurumla ilişkilerinin devamı sağlanır. Bu çocuklara gerektiğinde imkanlar ölçüsünde Kurumca yardımcı olunur.'' hükümleri yer almaktadır.

10.08.2003 gün, 25195 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Türk Medeni Kanunun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğün 3.maddesi Çocuğun Korunması başlıklı olup, ilgili maddede; ''Türk Medeni Kanununun 346 ve 347 nci maddelerinde belirtilen durumlarda hakim, çocuğun korunması için onun bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirilmesine karar verebilir. Bu halde, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununun 22 nci maddesine göre ilgili mahkemeden korunma kararı alınır.'' hükmü yer almaktadır.

23.12.2006 gün, 26386 sayılı Çocuk Koruma Kanununa Göre Verilen Koruyucu Ve Destekleyici Tedbir Kararlarının Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin Acil Korunma Kararı Alınması başlıklı 7.maddesinde; ''Derhal korunma altına alınmasını gerektiren bir durumun varlığı halinde çocuk, sağlık kontrolü yaptırıldıktan sonra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından bakım ve gözetim altına alınır.

Acil korunma kararının alınması için Kurum tarafından çocuğun Kuruma geldiği tarihten itibaren en geç beş gün içinde çocuk hakimine müracaat edilir. Hakim tarafından, üç gün içinde talep hakkında karar verilir. Hakim, çocuğun bulunduğu yerin gizli tutulmasına ve gerektiğinde kişisel ilişkinin tesisine karar verebilir.

Acil korunma kararı alınıncaya kadar geçen sürede çocuk; Aile ve Sosyal Politikalar il müdürünün oluruna istinaden Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının hizmet modellerinden yararlandırılır.

Acil korunma kararı en fazla otuz günlük süre ile sınırlı olmak üzere verilebilir. Bu süre içinde Kurumca çocuk hakkında sosyal inceleme yapılır. Kurum, yaptığı inceleme sonucunda, tedbir kararı alınmasının gerekmediği sonucuna varırsa bu yöndeki görüşünü ve sağlayacağı hizmetleri hakime bildirir. Çocuğun, ailesine teslim edilip edilmeyeceğine veya uygun görülen başkaca bir tedbire hakim tarafından karar verilir.

Kurum, çocuk hakkında tedbir kararı alınması gerektiği sonucuna varırsa hakimden koruyucu ve destekleyici tedbir kararı verilmesini talep eder.'' hükmü yer almakta olup, ilgili kanun maddesinde koruma kararının çocuk hakimi tarafından alınacağı belirtilmiştir.

Koruyucu ve Destekleyici Tedbir Kararı Alınmasında Yetki ve Usul başlıklı 8.maddesinde de; ''Çocuklar hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı; çocuğun anası, babası, vasisi, bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen çocuğun menfaatleri bakımından kendisinin, ana, baba, vasisi veya birlikte yaşadığı kimselerin bulunduğu yerdeki çocuk hakimince alınır.

Çocuk mahkemesi bulunmayan yerlerde, bu mahkeme kurulup göreve başlayıncaya kadar hakkında kovuşturma başlatılmış olanlar hariç, korunma ihtiyacı olan çocuklar hakkında tedbir kararları, aile mahkemeleri kurulan yerler bakımından bu mahkemeler, kurulu bulunmayan yerler bakımından asliye hukuk mahkemelerince alınır. '' hükmü yer almakta olup, böylece çocuk hakkında tedbir kararı almakla görevli olan mahkemelerin yukarıda zikredilen adli yargı mahkemeleri olduğu açıkça ifade edilmiştir.

Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler ışığında, çocuk hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı almakla görevli mahkemelerin adli yargı mahkemeleri olduğundan hareketle, bu konu ile bağlantılı ve ilişkili olan uyuşmazlığa konu çocuğun yetiştirme yurdunda kaldığının ve bu dönem için koruma kararı verilmesi gerektiğinin tespiti istemiyle açılan davaya bakmakla görevli mahkemelerin de adli yargı mahkemeleri olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan Ankara 9. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile, Adıyaman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 9. İdare Mahkemesinin, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Adıyaman 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 08.12.2011 gün, E:2011/647, K:2011/806 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/403

KARAR NO: 2013/883

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27/8. maddesi hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

 Davacı : Y.E.

 Davalı : İstanbul Valiliği

O L A Y : Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34……. plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, davacı adına 3.9.2012 tarih ve GN-594480 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen 3.9.2012 tarih ve 197235 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.

Davacı, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 6. İDARE MAHKEMESİ: 31.10.2012 gün ve E:2012/1498, K:2012/1980 sayıyla; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.

Davacı bu kez, aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.

İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: 14.12.2012 gün ve D. İş:2012/6651, K:2012/6651 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece, 15. maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; Başkanlık yazısıyla,idari yargı dosyasının getirtildiği ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.

 Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.

Uyuşmazlığın, motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına gelince:

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;

a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,

b) İşyerinin kapatılması,

c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,

d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,

gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.

Uyuşmazlığın çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi hususunun trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun’un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için kara nakil aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait olmaktadır.

Buna göre, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının çözüm yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:

30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" denilmiştir.

Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın (aracın geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği kuşkusuzdur.

Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 6. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nin 31.10.2012 gün ve E:2012/1498, K:2012/1980 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/406

KARAR NO: 2013/884

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27/8. maddesi hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

 Davacı : Ç.İ.

 Davalı : Trf. Dent. Şb. Müd. Sivil Trf. Ekipler Amirliği

O L A Y : Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34……. plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, sürücü belgesi sahibi davacı adına 16.11.2012 tarih ve GO-506176 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.

Davacı, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.

ÜMRANİYE 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: 23.11.2012 gün ve D. İş:2012/1167 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.

Davacı bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 6. İDARE MAHKEMESİ: 11.12.2012 gün ve E:2012/2258, K:2012/2500 sayıyla; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece, 15. maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; Başkanlık yazısıyla, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının kesinleşme durumunu gösterir onaylı örneğinin getirtildiği ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.

 Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.

Uyuşmazlığın, motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına gelince:

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;

a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,

b) İşyerinin kapatılması,

c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,

d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,

gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.

Uyuşmazlığın çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi hususunun trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun’un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için kara nakil aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait olmaktadır.

Buna göre, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının çözüm yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:

30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" denilmiştir.

Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın (aracın geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği kuşkusuzdur.

Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 6. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nin 11.12.2012 gün ve E:2012/2258, K:2012/2500 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/424

KARAR NO: 2013/885

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : O.T.

Vekilleri : Av. M.Ş.G., Av. N.G.

Davalılar : 1- Muratpaşa Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. A.K.

 2- Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. R.O.

 3- Antalya İl Özel İdaresi

Vekili : Av. M.K.

O L A Y : Davacının vekilleri, müvekkillerinin hissedar olduğu Antalya İli, Muratpaşa İlçesi, Demircikara Mahallesinde bulunan 6380 Ada 1 parsel sayılı taşınmazın, yaklaşık 10-15 yıl önce yapılan ve kesinleşen imar düzenlemesi ile davalılar tarafından ilkokul alanı olarak ayrıldığını ancak, davalıların bu güne değin pasif ve suskun kalmak ve taşınmaz üzerinde işlem tesis etmemek sureti ile taşınmaza kamulaştırmasız el attıklarını; 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 7., 3194 sayılı İmar Kanunun 10.maddesine aykırı olarak; uzun yıllar programa alınmayan imar planının fiilen hayata geçirilmemesi nedeni ile davalı idarece, pasif ve suskun kalmak ve işlem tesis edilmemek sureti ile taşınmaza müdahale edilmesinin, mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliği olduğunu; idarenin bu eyleminin, kamulaştırmasız el koyma olgusunun varlığı için yeterli olduğunu; Yargıtay 5.Hukuk Dairesinin E:2010/17128, K:2011/5077 sayılı, 22.03.2011 tarihli kararında bu duruma işaret edildiğini; davalıların taşınmaza bu şekilde el koymasının, Anayasanın 35.maddesi ile Medeni yasanın 683.maddesine aykırı olduğunu ifade ederek; taşınmaza davalılar tarafından kamulaştırmasız el atıldığı için ve açmış oldukları davanın belirsiz alacak davası olduğu da göz önünde tutularak, fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00.TL (On Bin TL) tutarındaki kamulaştırmasız el atma bedelinin faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalılardan Muratpaşa Belediye Başkanlığı ile Antalya İl Özel İdaresi vekilleri, süresi içinde görev itirazında bulunmuşlardır.

ANTALYA 2.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:19.10.2012 gün ve E:2012/212 sayı ile, davanın kamulaştırmasız el atma nedeniyle açıldığı gerekçesiyle, görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Muratpaşa Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında ilkokul alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Muratpaşa Belediye Başkanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan davalı idare yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacının hissedarı olduğu taşınmazına, imar planında ilkokul alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000,00 TL'si bedelin faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

 a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

 b) İmar Planları; N.ım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin N.ım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

 Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden, Antalya, Muratpaşa İlçesi, Demircikara Mahallesi 6380 ada 1 parsel nolu taşınmazın, imar planında ilköğretim alanı alarak ayrıldığı; taşınmaz üzerinde okul binası bulunmadığı; söz konusu taşınmaz için alınmış her hangi bir kamulaştırma kararı bulunmadığı anlaşılmıştır.

Olayda, davacının hissedar olduğu taşınmazın imar planıyla İlkokul Alanı kullanımında kaldığı, aradan uzun süre geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Muratpaşa Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Antalya 2.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalılardan Muratpaşa Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 19.10.2012 gün ve E:2012/212 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/425

KARAR NO: 2013/886

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : R.B.

Vekilleri : Av. V.Ö., Av. Ş.Ç.

Davalı : Mamak Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. F.E.

O L A Y :Davacı vekili, müvekkilinin hissedar olduğu Ankara İli, Mamak İlçesi, Çiğiltepe Mahallesinde kain 15698 ada 3 parsel sayılı taşınmaza, 69900 nolu imar planı gereğince Çocuk Bahçesi olarak ayrılmak suretiyle hukuken el atıldığını; Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2011/17580 E. 2011/20948 K. sayılı 13/12/2011 tarihli son içtihadı ile uzlaşmaya gidilmeden dava açılabileceğine karar verildiğini, idare ile uzlaşmak istemediklerini; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun da 15/12/2010 tarihli son içtihadı ile fiili el atma olmadan da hukuki el atmayı kamulaştırmasız el atma olarak kabul ederek taşınmaz bedelinin ödenmesi gerektiğine hükmetmiş bulunduğunu; Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 21/03/2010 tarih 2010/16894 E. 2011/4865 K. sayılı ilamında da; malikin mülkiyet hakkının süresi belirsiz şekilde kısıtlanması nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenmesi gerektiğine hükmettiğini ifade ederek; müvekkilinin taşınmazına davalı idare tarafından kamulaştırma işlemi yapılmaksızın kamulaştırmasız el atılması nedeniyle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile kamulaştırmasız el atma tazminatına ilişkin miktarı belirsiz alacaklarının şimdilik 1.000,00 TL.’sinin tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekili, süresi içerisinde görev itirazında bulunmuştur.

ANKARA 2.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:16.10.2012 gün ve E: 2012/276 sayı ile, Yargıtay 5.hukuk Dairesinin süre gelen uygulamasına göre kamulaştırmasız el atmaya ilişkin davaların adli yargıda çözümlenmesi cihetine gidildiği gerekçesiyle, davalının görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında çocuk bahçesi alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacının hissedar olduğu taşınmazlarına, imar planında çocuk bahçesi alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL bedelin, faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

 a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

 b) İmar Planları; N.ım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin N.ım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

 Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Dava dosyasında yer alan Mamak Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün, 16.9.2011 gün ve 2071116641sayılı yazısının incelenmesinden; dava konusu taşınmazın İmar ve İskan Bakanlığı Planlama İmar Genel Müdürlüğünün 10.02.1977 tarih ve 1412 sayılı yazıları ile onaylanan 69900 nolu "Çiğiltepe Askeri Lojmanları” imar planı kapsamında kaldığı, ilgili plan kapsamında 15698 ada 3 parselin Çocuk Bahçesi Alanına ayrıldığı; 69900 nolu plana ait plan notlarında, Lojman Binalarına ait yapılaşma koşullarının belirtildiği, özel kullanımlara ait yapılaşma koşullarının belirlenmediği; 5002 m2 yüzölçümlü 15698 ada 3 parselin 111 hissedarının bulunduğu, bunların şahıslardan oluştuğu, parsel üzerinde herhangi bir el koyulma mevcut olmayıp, Çiğiltepe Askeri Lojmanları tel çit sınırı dışında, üzerinde herhangi bir yapılaşma bulunmayan bir parsel olduğu anlaşılmıştır.

Olayda, davacının hissedar olduğu taşınmazın imar planıyla çocuk bahçesi alanı kullanımında kaldığı, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacılara ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı vekilinin görev itirazının, Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 16.10.2012 gün ve E:2012/276 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/426

KARAR NO: 2013/887

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar : 1-İ.İ., 2-H.İ., 3-M.İ.

Vekilleri : Av.Ü.T. - Av.H.T.

Davalılar : 1-Yenimahalle Belediye Başkanlığı

Vekili : Av.H.Ş.

 2-Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av.A.K.

O L A Y : Davacıların vekilleri, müvekkillerinin hissedar olduğu Ankara ili, Yenimahalle İlçesi, Susuz-İmar Mahallesinde bulunan 44744 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın, yapılan imar planında, “Rekreasyon alanı ” olarak ayrıldığını, bu ayrılış amacına uygun olarak 3194 sayılı yasanın 10. maddesi amir hükmü uyarınca davalı İdareler tarafından 5 yıllık süre içinde kamulaştırılma işlemi yapılarak hisse bedelinin müvekkillerine ödenmesi gerekirken, bugüne değin, süre geçmesine rağmen Davalılar tarafından herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmadığını; Yargıtay H.G.K.’nun 15/12/2010 günlü 2010/5-662/651 sayılı kararı doğrultusunda Davalı İdareler tarafından fiilen el konulduğu kabul edilen bu yerdeki Müvekkillere ait hisse bedelinin Davalılardan 2942 sayılı yasanın geçici 6.maddesi ve bu maddeyi değiştiren 6111 sayılı yasanın geçici 2.maddesi gereğince tazminat olarak ödenmesini talep etme haklarının doğduğunu ifade ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, dava konusu taşınmazdaki müvekkillerinin toplam hisse bedelleri tutarından, şimdilik, 2.000-TL kamulaştırmasız el atma bedelinin tazminat olarak, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle; adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı İdarelerin vekilleri, süresi içerisinde görev itirazında bulunmuşlardır.

ANKARA 15. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 28.12.2012 gün ve E:2012/71 sayı ile, dava konusu taşınmazın hukuki kamulaştırmasız el atma nedeniyle ikame edilmiş olduğu, davalılar tarafından yapılan imar düzenlenmesinden kaynaklanan işlem nedeniyle davanın idare yargı yerinde görülmesi gerektiği nedenleri ile yargı yeri görev itirazında bulunmuş ise de, kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan ihtilafların 2942 sayılı yasa hükümleri uyarınca taşınmazın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi konusunda özel yetki düzenlenmesinin bulunduğu, her ne kadar Danıştay Başsavcılığınca benzer nitelikte bir kısım davalarda imar planı düzenlenmesi işleminin idari işlemle bu nedenle ihtilafın idari yargıda görülmesinden kaynaklanan yargı yeri görev uyuşmazlığı çıkarıldığı bilinmekte ise de, yasa ile özel görev düzenlenmesinin yapılmış olduğu hallerde genel görev düzenlenmesinin geçerli olmayacağı, davanın idari yargıda görülmesinde dahi yasa hükümlerinin 2942 sayılı yasa hükümlerine göre bilirkişi tayin olunup yargılamanın yapılmasının gerekli olduğu ancak açıklandığı üzere özel görev düzenlenmesi yapılmış olduğundan ve 2942 sayılı yasa hükümleri uyarınca da taşınmazın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesinin açıkça yetkili ve görevli olarak belirlenmiş olduğu gerekçesiyle; davalıların ayrı ayrı yargı yeri görev itirazlarının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında rekreasyon alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan davalı idare yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmazlarına, imar planında rekreasyon alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 2.000 TL bedelin faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

 a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

 b) İmar Planları; N.ım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin N.ım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

 Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Dava dosyasında bulunan Yenimahalle Belediye Başkanlığının savunmasında;44744 ada 1 nolu parselin, Belediye Meclisinin 17.11.1999 gün ve 320 sayılı kararıyla uygun görülüp, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığının 20.01.2000 gün ve 06BBB.08.04 İM. 1.2./OP.659/7346/99( 1957-1958)311 sayılı yazısı ile onaylanan 1/1000 Ölçekli Susuz II-Etimesgut Kuzeyi Uygulama İmar Planı kapsamında ve bu planın uygulaması Belediye Encümeninin 20.04.2000 gün ve 1047 sayılı kararıyla onaylanan 84184 no.lu parselasyon planı kapsamında Kaks:0.1010 yapılaşma koşulu ile “rekreasyon alanı” kullanımında kaldığı; dava konusu parselin 3194 sayılı İmar Kanunun 18.maddesi Uyarıca Yapılacak ve Arsa Düzenlenmesi ile İlgili Yönetmeliğin 12.Maddesine göre göre “Düzenleme sahasında bulunan okul, hastane, kreş, belediye hizmet veya resmi tesis alanı gibi umumi tesislere ayrılan alanların parselleri düzenlemeye giren parsellerin alanları oranında pay verilmek suretiyle hisselendirilir.” hükmü doğrultusunda KOP alanı olarak değerlendirildiği; 84184 no.lu parselasyon planının 18.plan notunda “18.Kentsel Rekreasyon Alanları, alanın mevcut kullanım ve topografık özellikleri dikkate alınarak projelendirilecek özel planlama alanlarıdır. Bu alanın projeleri ve uygulamaları özel proje yapılarak uygulamaya açılır ve ilgili belediyesince yaptırılarak uygulanır. Bu alanda sadece rekreasyonla ilgili tesisler yapılacaktır (lokanta, gazino, büfe, açık hava tiyatrosu, açık kapalı spor tesisleri, çocuk bahçeleri, oyun alanları, piknik ve eğlence yerleri vb). Bu alanlarda KAKS:0.10'u geçemez” denildiği, maliklerince de bu çerçevede değerlendirilebileceği, yani maliklerin de dava konusu taşınmazda tasarrufta bulunup yatırım yapabilecekleri, dolayısıyla hissedarların parsel üzerindeki haklarının saklı kaldığı ifade edilmiştir.

Olayda, davacıların hissedar olduğu taşınmazın imar/parselasyon planıyla Rekreasyon Alanı kullanımında kaldığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacılara ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Ankara 15.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 28.12.2012 gün ve E:2012/71 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/427

KARAR NO: 2013/888

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : A.Ü.

Vekili : Av. F.Y.

Davalılar : 1- Yenimahalle Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. C.G.

 2-Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av.A.K.

 3- Ankara İl Özel İdaresi

Vekili : Av. S.K.

O L A Y : Davacı vekili, müvekkilinin Ankara ili - Mamak İlçesi - İvedik Mah- Tilkiler Çiftliği mevkii - 41494 ada - 1 parselde, 41495 ada - 1 parselde ve 41488 ada - 1 parselde bulunan taşınmazda hissedar olduğunu; belirtilen taşınmazın, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 26.01.1989 gün ve 12 sayılı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli "Macun N.ım İmar Planı” doğrultuda hazırlanarak Yenimahalle Belediye Meclisi’nin 31.05.1995 gün ve 75 sayılı kararı ile uygun görülerek, Ankara B.Şehir Bld. Bşk.lığı.’nın 2963-8890/95(203,204,205 ) sayılı yazısı ile onaylanan 1/1000 ölçekli “Güneşevler Kuzeyi Uygulama İmar Planı" ile Yenimahalle Belediye Encümeninin 16.06.1998 gün ve 1662 sayılı kararı ile onaylanan 84129 no’lu parselasyon planı kapsamında kaldığını; söz konusu onanlı planlar kapsamında davacının paydaşı olduğu dava konusu 41495 ada 1 parselin "belediye hizmet alanı”, 41494 ada 1 parselin “Pazar alanı”, 41488 ada 1 parselin "kreş alanı” kullanımında kaldığını; bu taşınmazların, 1989 yılından beri belirtilen hizmetler için kamu hizmetine tahsis edilmesine rağmen, bugüne kadar üzerinde tahsis amacına uygun bir tesis kurulmadığını; taşınmazın kamulaştırılması ya da mülkiyet hakkını kısıtlayan tahsis amacı dışına çıkarılması talebiyle yapılan başvuruların sonuçsuz kaldığını; taşınmaz üzerinde idarenin devamlılık arzeden bir hak ihlalinin sözkonusu olduğunu, bu durumun Anayasa’nın 35. Maddesine aykırılık oluşturduğunu; 1989 yılından beri imar planında belirtilen hizmetlere tahsis edilen ve uzun yıllar kamulaştırılmayan taşınmazlarda inşaat yapma olanağının bulunmadığını ifade ederek; fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000.00-TL kamulaştırmasız el atma alacağının, haksız el atma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte ödenmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı İdarelerin vekilleri, süresi içerisinde verdikleri dilekçeler ile, davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle görev itirazında bulunmuşlardır.

ANKARA 16.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 21.11.2012 gün ve E: 2012/340 sayı ile, davalıların yargı yolu nedeniyle görev itirazlarının reddine karar vermiştir.

Davalı İdarelerin vekillerinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdikleri dilekçeleri üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında belediye hizmet alanı, pazar alanı ve kreş alanı olarak ayrılan taşınmazlarının bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazlarının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekillerinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptıkları görev itirazlarının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunmaları üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan davalı idareler yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacının hissedar olduğu taşınmazlarına, imar planında belediye hizmet alanı, pazar alanı ve kreş alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin ve ıslah hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL’nin, faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

 a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

 b) İmar Planları; N.ım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin N.ım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

 Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Dava dosyasında bulunan Yenimahalle Belediye Başkanlığının, 12.7.2012 gün ve M.06.3.YEN.0.13/310.07.01.99.01/16043/Pln-2631-2346 sayılı yazısının incelenmesinden; Yenimahalle Belediye Meclisinin 30.12.1988 gün ve 439 sayılı kararı, Büyükşehir Belediye Meclisinin 30.10.1989 gün ve İP.52.R.128/89 sayılı kararı ile onaylanan tp.455, 296, 293, 457(944), 488(947), 489(926), 490(929), 468, 469, 470, 471 sayılı parsellere ilişkin 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı doğrultusunda hazırlanan, Belediye Encümeninin 25.02.1991 gün ve 539 sayılı kararı ile uygun görülerek onaylanan 1/1000 ölçekli 84049 nolu parselasyon planı kapsamında kalan; 41494 ada 1 parselin, TAKS=0.10 KAKS=0.20 yapılaşma koşulları ile “Pazar Yeri” kullanımında; 41495 ada 1 parselin, “Belediye Hizmet Alanı” ve 41488 ada 1 parselin, TAKS=0.35 KAKS=0.70 yapılaşma koşulları ile “Kreş” kullanımında kaldığı; taşınmaz üzerinde plan doğrultusunda yapılmış bir tesis bulunmadığı anlaşılmıştır.

Olayda, davacının hissedar olduğu taşınmazların imar/parselasyon planıyla belediye hizmet alanı, pazar alanı ve kreş alanı kullanımında kaldığı, aradan uzun zaman geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacıya ait taşınmazların bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı idarelerin vekillerinin görev itirazlarının, Ankara 16.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı idarelerin vekillerinin GÖREV İTİRAZLARININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 21.11.2012 gün ve E: 2012/340 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/428

KARAR NO: 2013/889

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : H.E.

Vekilleri : Av. M.E.A., Av.C.A.

Davalılar : 1-Yenimahalle Belediye Başkanlığı

Vekili : Av.Ö.A.

 2-Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av.M.Ç.

 O L A Y : Davacı vekili, müvekkilinin hissedar olduğu Ankara ili, Yenimahalle İlçesi, İvedik Mah. mevkiinde kâin 44675 ada, 40 parsel sayılı taşınmazın, yapılan imar planında, “Rekreasyon alanı ” olarak ayrıldığını, tapu kaydı üzerine kamulaştırılacak şerhi konulduğunu; imarlı arsa niteliğindeki taşınmaza, davalı idarece fiilen el atılmadığını, ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.12.2010 tarih, 2010/5 - 662 Es. Ve 2010/551 K. sayı ile bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verdiğini ifade ederek; dava konusu taşınmazın toplam bedelinden, fazlaya ilişkin ve ıslah hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 1.000,00 TL bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalı idareden alınarak taraflarına ödenmesine; taşınmazın tapu kaydının davalı idareye tescil ettirilmesine karar verilmesi istemiyle; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na karşı adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davacı vekilinin talebi üzerine, Mahkemece Yenimahalle Belediye Başkanlığı da davaya dahil edilmiştir.

Davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekili, süresi içerisinde görev itirazında bulunmuştur.

ANKARA 21.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 11.12.2012 gün ve E: 2011/435 sayı ile, yargı yeri görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında kentsel rekreasyon alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca davanın taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan davalı idare ve davanın taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacının hissedar olduğu taşınmazına, imar planında kentsel rekreasyon alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 1.000 TL bedelin faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

 a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

 b) İmar Planları; N.ım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin N.ım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

 Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Dava dosyasında bulunan 2.5.2011 tarihli Bilirkişi Raporunun incelenmesinden; 44675 ada 25 nolu parselin 1/1000 ölçekli Yenimahalle Belediye Meclisinin 25.07.2001 gün ve 253 sayılı kararı ile onanan İvedik-Macun Kentsel Çalışma Alanı imar planı ve bunun uygulaması olan 84180/2 nolu parselasyon planı kapsamında (eski 25 nolu parsel yeni parselasyon planında 40 nolu parsel olarak) "Kentsel Rekreasyon alanında kaldığı; 84180/1 Nolu Parselasyon Planının Ankara 15.İdare Mahkemesi'nin 2008/921 esas no ve 2009/1562 sayılı karar notları ile iptal edildiği, mahkeme kararı doğrultusunda yapılan 84180/2 Nolu Parselasyon Planının Belediye Encümeninin 20.01.2011 gün ve 75/282 sayılı ve Ankara Büyükşehir Encümeninin 09.12.2010 gün ve 2118/5398 kararı ile onaylandığı, 19.12.2010 gün ve 27790 sayılı Resmi Gazetede ilan edildiği, 01.06.2011 gün ve 24541 yevmiye nosu ile Tapu Sicil Müdürlüğünde tescil edildiği; bu parsel üzerinde Belediyece bir el atmanın ve kamulaştırmanın söz konusu olmadığı anlaşılmıştır.

Olayda, davacının hissedar olduğu taşınmazın imar/parselasyon planıyla Kentsel Rekreasyon Alanı kullanımında kaldığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Ankara 21.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 21.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 11.12.2012 gün ve E: 2011/435 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/460

KARAR NO: 2013/890

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, 2918 ve 5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

 Davacı : M.S.

 Davalı : İstanbul Valiliği

O L A Y : Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34…….. plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca,davacı adına 29.8.2012 tarih ve GN-93842 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen 29.8.2012 tarih ve 195369 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.

Davacı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 7. İDARE MAHKEMESİ: 2.11.2012 gün ve E:2012/1486, K:2012/1658 sayıyla; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.

Davacı bu kez, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.

PENDİK 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: 26.12.2012 gün ve D. İş:2012/1245, K:2012/1245 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdari ve adli yargı yerleri arasında, “ aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan dava yönünden ” 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece, 15. maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; Başkanlık yazısıyla, idari yargı dosyasının getirtildiği ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı adına kayıtlı aracın, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.

Uyuşmazlığın çözümü için, aynı maddi olaydan kaynaklanan aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ve para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca, ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.

Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm

bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.

Uyuşmazlığın esasını oluşturan, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin karara gelince:

13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, ”Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; “Motorlu Araçlara Ait Şartlar” başlığı altında düzenlenen beşinci kısım ikinci bölümünde yer alan 30.maddesinde araçların teknik şartlara uygunluğu,31.maddesinde araçlarda bulundurulması zorunlu gereçler,32.maddesinde adres değiştirme ve araçlar üzerindeki değişiklikleri bildirme, Ek 2.maddesinde araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması; altıncı kısım üçüncü bölümde düzenlenen “Sürücülerin Uyacağı Diğer Kurallar” başlıklı 65.maddesinde araçların yüklenmesi ile ilgili esaslar, uyulması gereken kural-lar,uymayanlara verilecek cezalar ve araçların hangi koşullarda trafikten men edileceklerine ilişkin hususlar ayrıntılı ve idarece tek yanlı kurallar şeklinde belirlenmiş,79.maddesinde de, trafikten men edilen araçlar ile ilgili işlemlerin usul ve esaslarının yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19. maddesinde, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;

a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,

b) İşyerinin kapatılması,

c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,

d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,

gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.

Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" hükmü yer almış olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.

Buna göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, Kanun’un 19. maddesinde sayılan yaptırımlar saklı tutulmak kaydıyla, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

2918 sayılı Kanun’un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulaması başlıklı Dokuzuncu Kısım’a dahil 112. maddesinin ilk paragrafında da; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle araçların belirli bir süre için trafikten men edilmelerine ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuştur.

Olayda; davacının, tescil edildiği amacın dışında kullandığından bahisle aracının 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemlerin ayrıntılı idari kurallarla düzenlendiği, kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, aracın geçici olarak ( belirli bir süre için )trafikten men edilmesi hususunun trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği, aynı şekilde 5326 sayılı Kanun’un 19. maddesinde de, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için kara nakil aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı hususu da dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 7. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 7. İdare Mahkemesi’nin 2.11.2012 gün ve E:2012/1486, K:2012/1658 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/464

KARAR NO: 2013/891

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

 

Davacı : B.G.

Vekili : Av.İ.D.

Davalı : Nilüfer Belediye Başkanlığı

Vekilleri : Av.A.D., Av.V.A.

O L A Y : Davacı vekili, müvekkilinin hissedarı olduğu Bursa Nilüfer, Alaattinbey Mah, 2841 ada 1 ve 2774 ada 2 parsel sayılı taşınmazların imarının 10 yıla yakın zamandır kısıtlı olduğunu, 2841 ada 1 parselin yönetim merkezi belediye fidanlığında ve 2774 ada 2 parselin belediye hizmet alanında kaldığını; müvekkilinin taşınmazının mülkiyetini dilediği gibi kullanamadığını; taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkının engellendiğini; bunun bir hukuk devletinde kişinin hak ve özgürlükleri ile kamu yararı arasında bulunması gereken dengenin bozulmasına yol açarak hukuk güvenliğini yok ettiğini; taşınmaza fiilen el atılması ile imar uygulaması sonucu taşınmaza hukuken kullanmaya engel sınırlamalar getirilmesi arasında fark bulunmadığını; müvekkiline ait taşınmaza hukuki el koyma sebebiyle, bedelinin ödenmesi gerektiğini ifade ederek; şimdilik mümkün olduğu takdirde belirsiz alacak davası olarak 10.000 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının, davalıdan hukuki el atma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline, mümkün olmadığı takdirde fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL Kamulaştırmasız el atma tazminatının hukuki el koyma ve veya dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekili, süresi içerisinde verdiği dilekçede, davada, idare mahkemesinin görevli olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.

BURSA 4.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:11.10.2012 gün ve E:2012/469 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında Belediye Fidanlığı ve Belediye Hizmet Alanı olarak ayrılan taşınmazların bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacının hissedarı olduğu taşınmazlarına, imar planında Belediye Fidanlığı ve Belediye Hizmet Alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL’nin faiziyle birlikte davalı idareden tazmini istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

 a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

 b) İmar Planları; N.ım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin N.ım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

 Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden; dava konusu Alaattinbey Mahallesi 2841 ada 1 parsel ve 2774 ada 2 parsel sayılı taşınmazların 3194 sayılı İmar Kanununun 18. madde uygulaması ile oluştuğu, DOP kesilmiş imar parselleri olduğu; taşınmazlar üzerinde plan doğrultusunda yapılmış bir tesis bulunmadığı anlaşılmıştır.

Olayda, davacının hissedar olduğu taşınmazların imar planıyla Belediye Fidanlığı ve Belediye Hizmet Alanında kaldığı, uzun yıllardır kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacıya ait taşınmazların bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı vekilinin görev itirazının, Bursa 4.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Bursa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 11.10.2012 gün ve E:2012/469 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/465

KARAR NO: 2013/892

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İdarenin dava konusu taşınmazlara kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazmini istemiyle açılan davada, idarece fiili olarak el atılan taşınmazlar bakımından, davanın haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE; fiili olarak el atılmayan taşınmaz bakımından ise, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazmini kapsamında ve 2577 sayılı Yasa uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : H.B.

Vekili : Av. Ş.K.

Davalı : Rize Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. M.Y.

O L A Y :Davacı vekili, müvekkilinin maliki olduğu Rize İli, Merkez, Çamlıbel Mahallesi mevkiinde kain ve tapunun 811 ada, 7-8-9 parsel numarasında kayıtlı bulunan taşınmazlarının bir kısmına; imar planında yapılan değişiklik sonucu İmar yolu ve park alanı olarak kamulaştırmasız el konulduğunu; uğranılan zarara karşılık her hangi bir bedel de ödenmediğini; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E:2010/5-662, K:2010/651, 15.12.2010 tarihli Kararında, uzun yıllar programa alınmayan İmar Planının fiilen hayata geçirilmemesi, pasif ve suskun kalmak ve işlem tesis edilmemek suretiyle taşınmaza müdahale edilmiş olduğunu, İdarenin sorumlu bulunduğunu ve el koyma sebebiyle tazminat ödenmesi gerektiğine hükmettiğini ifade ederek; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı tutularak, kamulaştırmasız el koyma bedeli olarak şimdilik 30.000-TL tazminatı dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekili, süresi içerisinde görev itirazında bulunmuştur.

RİZE 2.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 27.11.2012 gün ve E:2012/472 sayı ile, davalı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı vekilinin, davanın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden bahisle idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında yol ve park alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde kısmen idari, kısmen adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada kısman idari, kısmen adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacının maliki olduğu Rize İli, Merkez, Çamlıbel Mahallesi mevkiinde bulunan 811 ada, 7, 8 ve 9 parsel sayılı taşınmazlarına, imar planında imar yolu ve park alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik; 30.000 TL bedelin faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

 Dava dosyasında bulunan Rize Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün, 6.6.2012 gün ve M.53.0.RİZ.0.13.00-121.02/905-2324 sayılı yazısında; dava konusu Çamlıbel Mahallesi 811 ada, 7-8-9 nolu parselleri de içine alan 19NIV uygulama imar planının, gerekli sosyal ve teknik alt yapı alanları ve konut alanlarını da kapsayacak şekilde 04.10.1990 tarihinde onandığı; söz konusu parseller üzerinde planlanan ilkokul, park ve yol alanlarının kamu ihtiyacı olduğu, okul alanlarının kamulaştırılmasının, ilgili kurum tarafından yapılması gerektiği, bu konuda Belediyelerinin o kamulaştırma yetkisinin bulunmadığı; 3194 sayılı imar kanununun 18. maddesi kapsamında okul alanı, park ve yol dahil kamu donatı alanları için imar uygulaması yapılması durumunda değer artışına karşı yüzde kırk'a kadar bedelsiz “Düzenleme Ortaklık Payı” alınabileceği; Belediyelerinin dava konusu alanda İmar Kanununun 18. maddesi kapsamında imar uygulaması ile ilgili yasal haklarının saklı olduğu; hiçbir şekilde dava konusu parseller üzerinde Belediyeleri tarafından fiilen kamulaştırmasız el atma durumunun söz konusu olmadığı belirtilmiş; buna karşılık Mahkemeye sunulan 25.12.2012 tarihli Fen Bilirkişisi Raporunda, aynen; “...3)Dava konusu 811 ada 7 nolu parselin ek-3 de görüldüğü gibi sarı renkte boyalı A ile gösterilen 130.64 m2'lik alan yol kamulaştırması yapılmadan işgal edilip yol olarak kullanılan alandır. Yani kamulaştırmasız el atılan alandır. Bu A alanın hesabı yine ek-3 de sunulmuştur.

Dava konusu 811 ada 8 nolu parselin ek-3 de görüldüğü gibi pembe renkte boyalı B ile gösterilen 5.19 m2 lik alan yol kamulaştırması yapılmadan işgal edilip yol olarak kullanılan alandır. Yani kamulaştırmasız el atılan alandır. Bu B alanın hesabı yine ek-3 de sunulmuştur,” denilmiştir.

Buna göre, davacıya ait taşınmazlardan 811 ada 7 ve aynı ada 8 parsel sayılı parselin, kamulaştırma yapılmadan fiilen yol olarak kullanılmakta olduğu, diğer bir değişle, anılan taşınmazlara kamulaştırma yapılmaksızın fiilen el atıldığı anlaşılmıştır.

Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazlardan bir tanesine fiilen el atılması karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.

Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.

İdarenin dava konusu taşınmazlardan iki tanesine, 811 ada 7 ve 8 parsellere, kamulaştırmasız el atması karşısında, bu taşınmazlar bakımından el atmadan doğan zararın tazminine yönelik olan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir.

Diğer taraftan, davaya konu 811 ada, 9 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak, taşınmazın imar planında ilkokul alanında kaldığı; bu parselde de herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmadığı gibi, plan doğrultusunda bir tesis de yapılmadığı, dolayısıyla bu taşınmaza fiili olarak el atılmadığı anlaşılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; N.ım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin N.ım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

 Dolayısıyla, davaya konu 811 ada 9 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak; imar planının uygulaması sonucu, uyuşmazlığa konu parselin imar planında ilkokul alanında kaldığı, bu taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği, davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacının maliki olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan 811 ada 9 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olan davanın ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle;

1-Davaya konu Rize İli, Merkez, Çamlıbel Mahallesi mevkiinde bulunan, 811 ada, 7 ve 8 parsel sayılı taşınmazlar bakımından davanın görüm ve çözümünde Adli Yargı yeri görevli olduğundan Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddi gerektiği,

2-Davaya konu Rize İli, Merkez, Çamlıbel Mahallesi mevkiinde bulunan, 811 ada, 9 parsel sayılı taşınmaz bakımından davanın görüm ve çözümünde İdari Yargı yeri görevli olduğundan Danıştay Başsavcısı’nın, başvurusunun kabulü ile, davalı Rize Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Rize 2. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde; davaya konu Rize İli, Merkez, Çamlıbel Mahallesi mevkiinde bulunan, 811 ada, 7 ve 8 parsel sayılı taşınmazlar bakımından davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGI yeri görevli olduğundan Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE; davaya konu Rize İli, Merkez, Çamlıbel Mahallesi mevkiinde bulunan, 811 ada, 9 parsel sayılı taşınmaz bakımından davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGI yeri görevli olduğundan Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Rize Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Rize 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.11.2012 gün ve E:2012/472 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/466

KARAR NO: 2013/893

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Emekli Sandığı iştirakçisi iken vefat eden babasından dolayı yetim aylığı alan davacının, boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı gerekçesiyle aylığının kesilmesine ilişkin davalı idare işleminin iptali, kesilen maaşlarının ödenmesi istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : B.Ö.

Vekili : Av. Y.U.

Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (İzmir Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğü)

Vekili : Av. Y.D.P.

O L A Y :Davacının babasının, T.C. Emekli Sandığına tabi olarak emekli aylığı almakta iken 25.12.2006 tarihinde vefat etmesi üzerine davacıya babasından dolayı 1.1.2007 tarihinden itibaren yetim aylığı bağlanmış, ancak 4.4.2011 tarih ve 6455367 sayılı işlem ile, davacının muvazaalı boşandığının tespit edildiğinden bahisle söz konusu aylığı kesilerek, ödenen maaşları faizi ile birlikte geri istenilmiştir.

Davacı vekili, Müvekkilimin almakta olduğu dul ve yetim maaşının usulsüz bir şekilde kesilmesinden dolayı usulsüz işlemin iptali ile fazlaya dair hakların baki kalması kaydı ile dava tarihine kadar ödenmemiş olan maaşlarının kesildikleri tarihlerden itibaren ay ay yasal faiz uygulanarak davalı kurumdan alınarak müvekkiline ödenmesine, dava süresince işleyecek maaş alacaklarının aynı şekilde ödenmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

İZMİR 5.İŞ MAHKEMESİ: 12.4.2012 gün ve E: 2011/592, K:2012/199 sayı ile, tüm dosya muhteviyatı N.a alındığında; her ne kadar davacı vekilinin Mahkemelerine sunduğu dava dilekçesi ile davalı idarenin hukuka aykırı işlemin iptali ile müvekkiline ödenmeyen maaşların yasal faiziyle hesaplanarak davalı Kurumdan tahsiline ve dava süresince işleyecek maaşların da yasal faizi ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiş ise de; 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun; Geçici maddesi olan md.121 uyarınca, "Çeşitli kanunlarla bağlanmış veya bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra bağlanacak. Hâzinece ödenmesi gerekli emekli, adi malûllük, vazife malûllüğü, harb malûllüğü, dul ve yetim aylıkları (Vatani hizmet aylıkları dahil) ile toptan ödemelerin ve bunlara ilişkin çeşitli hakların bağlama ve ödeme işlemleri 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre T.C. Emekli Sandığınca yapılır..." ile aynı yasanın geçici 141.maddesinde "Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığınca bağlanmış ve bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra bağlanacak aylıklar ile 07/02/1969 tarihli ve 1101 sayılı Kanunla Hâzineden Sandığa devredilmiş olan (Emekli, adi malûllük, vazife malûllüğü, harb malûllüğü, er vazife ve harb malûllüğü, dul ve yetim aylıkları ile özel kanunlarla vatani hizmet tertibinden bağlanmış) aylıklardan ve bunlarla ilişkin ödemelerden yalnız vatani hizmet aylıkları, faturası karşılığında Hâzinece Sandığa ödenir. Bu kanunun yürürlüğünden önceki devre için ödenmemiş paralar hakkında da bu madde hükmü uygulanır. 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesindeki emekli ikramiyesi ile 7184 sayılı Kanunda yazılı ölüm yardımı ve 1301 sayılı Kanun uyarınca ödenen kadrosuzluk tazminatının ödendikçe kuramlara fatura edileceği hakkındaki hükümleri saklıdır." düzenlemeleri doğrultusunda, 5510 sayılı yasanın yürürlük tarihinden evvelki 5434 sayılı Emekli Sandığı yasasının uygulanması gereken ihtilafların 2577 sayılı İYUK’nin 2./1-a fıkrası gereğince İdari Yargı’da görülmesinin gerektiği; somut olayda davacıya babası L.Ö.'dan dolayı Emekli Sandığınca 01/01/2007 tarihinde yetim aylığı bağlandığı ve davalı Kuramca yetim aylığının 04/04/2011 tarihinde yersiz ödendiğinden bahisle kesildiğinin anlaşıldığı; davacı tarafın yetim aylığının kesilmesi yönündeki davalı Kurumun işleminin iptali ile dava tarihine kadar ödenmeyen maaşların ve dava süresince ödenmesi gereken maaşların faizi ile birlikte tahsili yönündeki talepleri için yukarıda belirlenen yasal düzenlemeler doğrultusunda ve yetim aylığı bağlandığı tarih itibariyle ancak İdare Mahkemesi’ne davanın açılabileceği, Uyuşmazlık Mahkemesinin yerleşik içtihatlarının da bu yönde olduğu gerekçesiyle; yargı yolu hatasından dolayı görev yönünden dava dilekçesinin reddine ve idari yargının görevli olduğunun tespitine karar vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 10.İDARE MAHKEMESİ: 27.12.2012 gün ve E:2012/1171 sayı ile, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun "Uyuşmazlıkların Çözüm Yeri" başlıklı 101. maddesinde; "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür," kuralına yer verildiği; bakılmakta olan davada uyuşmazlığın, vefat eden babasından dolayı yetim aylığı bağlanan davacı tarafından, boşandığı eşiyle fiilen yaşamaya devam ettiğinden bahisle 5510 sayılı Kanunun 56. ve 96. maddeleri uyarınca yetim aylığının kesilmesine ilişkin işlemden kaynaklandığının anlaşıldığı; 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi ve bu madde uyarınca çıkarılan Yönetmelik kurallarının uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkla ilgili Danıştay Onbirinci Dairesinin E:2010/743 esasına kayıtlı benzer bir dosyanın temyizen incelenmesi sırasında Danıştay Onbirinci Dairesince verilen 24.02.2010 tarihli kararla, 5510 sayılı Kanunun "Uyuşmazlıkların Çözüm Yeri" başlıklı 101. maddesinde yer alan "bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür" tümcesinin Anayasa'mızın 2., 37. 125, ve 155. maddelerine aykırı olduğu kanısına ulaşılması nedeniyle tümcenin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiş, Anayasa Mahkemesinin 25.1.2012 gün ve 28164 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 22.12.2011 günlü ve E:2010/65, K:2011/169 sayılı kararıyla; "...5510 sayılı Kanun ile birlikte sosyal güvenlik tek çatı altında toplanmış, özel hukuk niteliği ağır basan sosyal güvenlik hukuku alanı oluşmuştur, itiraz konusu kuralda, ayrım yapılmaksızın 5510 sayılı Kanundaki iş ve işlemler hakkında genel bir düzenleme yapılmış ve aksine hüküm bulunmayan hallerde, Kanun kapsamındaki uyuşmazlıkların çözüm yeri olarak iş mahkemeleri gösterilmiştir. İş Mahkemeleri, iş hukuku alanındaki uyuşmazlıkları çözmekle görevli, ihtisaslaşmış adlı yargı mahkemeleridir, Yasa koyucu 5510 sayılı Kanun kapsamındaki iş ve işlemleri, prim esasına dayalı yeni sistemin niteliğine bağlı olarak iş mahkemelerinin görev alanı kapsamına alabilir. Sosyal güvenlik hukuku kapsamında aynı konuya ilişkin tüm uyuşmazlıkların, bu alanda görevli uzman mahkeme olan iş mahkemelerinde görülmesinin, hak arama özgürlüğünü kolaylaştırıcı nitelikle olduğu, bu suretle daha kısa sürede sonuç alınmasını olanaklı kıldığı da açıktır./ Bu bakımdan; 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yeni sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir." gerekçesiyle, 5510 sayılı Kanun'un 101. maddesinde yer alan "bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür" tümcesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar verilmiş olduğu; dava konusu olayda, uyuşmazlığın, 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin son fıkrasında yer alan "Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre alınır." kuralının uygulanmasına ilişkin olduğu, bu kuralın 5510 sayılı Yasa ile yürürlüğe konmuş olan yeni bir kural olduğu; bu durumda, Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesi de dikkate alındığında, yürürlükteki 5510 sayılı Kanun ile getirilen kuralın uygulanmasından kaynaklandığı tartışmasız olan uyuşmazlığın görüm ve çözüm yerinin, aynı Kanunun 101. maddesi uyarınca iş mahkemeleri olduğu gerekçesiyle, 2247 sayılı Kanunun 19. maddesi uyarınca dava konusu uyuşmazlıkta görevli yargı merciinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına, davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinin vereceği karara kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Emekli Sandığı iştirakçisi iken vefat eden babasından dolayı yetim aylığı alan davacının, anlaşmalı boşanma yaptığı gerekçesiyle aylığının kesilmesine ilişkin davalı idare işleminin iptali, kesilen maaşlarının ödenmesi istemiyle açılmıştır.

31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır. 5510 sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754 sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

5510 sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır. 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir… Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır…”

Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.

 Kaldı ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.

Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce emekli kamu personeli olan babasından dolayı kendisine yetim aylığı bağlanan ve boşandığı eşiyle beraber yaşadığının tespit edildiğinden bahisle yetim aylığının kesilmesine ilişkin davalı idare işleminin iptali istemiyle davacı tarafından açılan davanın görüm ve çözümünün; gerek 5510 sayılı Yasanın 56.maddesinin, yürürlükten kaldırılan 5434 sayılı Yasanın 75.maddesinin genişletilmiş hali olması, Yasanın dava konusu olaya ilişkin 56.maddesinin son fıkrasının 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmesi; buna karşılık davacıya bu Yasanın yürürlük tarihinden önce, 5434 sayılı Yasa hükümlerine göre, iştirakçi annesinden dolayı yetim aylığı bağlanması ve iptal edilen aylık bağlanma işleminin 5434 sayılı Yasa uyarınca tesis edilmesi hususları da gözetildiğinde, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 10.İdare Mahkemesinin başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 10. İdare Mahkemesi’nin 27.12.2012 gün ve E:2012/1171 sayılı BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/472

KARAR NO: 2013/894

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27/8. maddesi hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : F.A.

Davalı : İstanbul Valiliği

O L A Y : Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34……. plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, davacı adına 1.9.2012 tarih ve GN-505585 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen 1.9.2012 tarih ve 196728 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.

Davacı, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 7. İDARE MAHKEMESİ: 2.11.2012 gün ve E:2012/1498, K:2012/1781 sayıyla; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.

Davacı bu kez, aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.

İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: 28.12.2012 gün ve D. İş:2012/6812, K:2012/6812 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece, 15. maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; Başkanlık yazısıyla, idari yargı dosyasının getirtildiği ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın iptal edilmesi iste-miyle açılmıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.

 Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.

Uyuşmazlığın, motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına gelince:

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;

a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,

b) İşyerinin kapatılması,

c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,

d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,

gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.

Uyuşmazlığın çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi hususunun trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun’un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için kara nakil aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait olmaktadır.

Buna göre, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının çözüm yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında:

30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. Maddesinde," (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" denilmiştir.

Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın (aracın geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği kuşkusuzdur.

Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 7. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 7. İdare Mahkemesi’nin 2.11.2012 gün ve E:2012/1498, K:2012/1781 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/493

KARAR NO: 2013/895

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : B.Y. Madencilik İnşaat Petrol Nakliyat Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi

Vekili : Av.A.F.D.

Davalılar: 1-Yıldırım Belediye Başkanlığı

Vekili : Av.M.Ö.

 2-Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av.E.D.

O L A Y : Davacı vekili, Bursa ili, Yıldırım İlçesi, Mimarsinan Mah. 1648 ada, 1 ve 2 parsel sayılı taşınmazların, müvekkili şirkete ait olduğunu; bu taşınmazların, İmar uygulaması ile birlikte uzun yıllardan beri YEŞİL ALAN VE DOĞAL SİT ETKİLENME GEÇİŞ ALANI olarak planlandığını ancak bugüne kadar tahsis amacına uygun bir tesis kurulmadığı gibi, kamulaştırılması ya da tahsisi amacı dışına çıkarılması talebiyle idareye yapılan başvuruların sonuçsuz kaldığını; imar planı değişikliği de yapılmadığını; dolayısıyla, gayrimenkul üzerinde devamlılık arz eden bir hak ihlali gerçekleşmiş olup, mülkiyet hakkının süresi belirsiz şekilde kısıtlandığını; uzun süredir kamu alanında yer alan ve uzun yıllar kamulaştırmayan taşınmazda inşaat yapma imkanı kalmadığını; ortada mülkiye hakkının kısıtlanmasına dayalı bir hukuki el atma bulunduğunu; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile buna dayalı Yargıtay 5.Hukuk Dairesi’nin içtihatlarından anlaşılacağı üzere “İmar planında park-yol-okul-teaş alanı gibi kamuya ayrılan taşınmazlara fiilen el atılmamış olsa dahi 3194 sy. imar kanununun 10. maddesinin amir hükmü uyarınca 1/1000 ölçekli uygulama imar planının kesinleştiği tarihten itibaren 5 yıl içerisinde davalı belediyece ayrılma amacına uygun olarak kamulaştırma görevinin yerine getirilmemesi ve malikin mülkiyet hakkının süresi belirsiz, şekilde kısıtlanması nedeniyle taşınmaz bedelinin ödenmesi gerektiği”nin belirtildiğini ifade ederek; fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla; 10.000,00.TL. tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsili istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalılar davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, süresi içerisinde görev itirazında bulunmuşlardır.

BURSA 7.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 27.11.2012 gün ve E:2012/319 sayı ile, görev itirazlarının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında yol, yeşil alan ve 1. derece doğal sit alanında kalan taşınmazlarının bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan idare yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacı şirketin maliki olduğu taşınmazlarına, imar planında yol, yeşil alan ve 1. derece doğal sit alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 10,000,00.TL tazminatın, faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

 a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

 b) İmar Planları; N.ım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin N.ım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

 Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Dava dosyasında bulunan davalı Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı, İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığının, 20.9.2012 gün ve M.16.1.BBB.0.13.02.0-310.99-148388 sayılı yazısının incelenmesinden; Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 17.07.2008 gün ve 486 sayılı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli Yıldırım N.ım İmar Planında, Yıldırım İlçesi, Mimarsinan Mahallesi, 1648 ada, 1 parselin Doğal Sit Alanı Sınırı içerisine kalmakta olduğu, kısmen yol alanı, kısmen Park ve Dinlenme Alanı olarak tanımlandığı; aynı plan dahilinde, Mimarsinan Mahallesi, 1648 ada, 2 parselin kısmen yol alanı, kısmen Park ve Dinlenme Alanı olarak planlandığı ve kısmen Doğal Sit Alanı Sınırı, kısmen 1. Derece Doğal Sit Alanı Sınırı içerisinde kaldığı anlaşılmıştır.

Olayda, davacının maliki olduğu taşınmazların imar planıyla yol, yeşil alan ve 1. derece doğal sit alanı kullanımında kaldığı, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacıya ait taşınmazların bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Bursa 7.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalılardan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 27.11.2012 gün ve E:2012/319 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/495

KARAR NO: 2013/896

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar : A.A. Verasetçileri: 1-E.A., 2-N.K.(A.), 3-D.A.A., 4-A.Ç. (A.), 5-S.Ö. (A.)

Vekilleri : Av. S.K., Av. E.Ü.

Davalılar : 1-Yenimahalle Belediye Başkanlığı

Vekili : Av.E.S.Ç.

 2-Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av.D.B.G.

O L A Y : Davacılar vekili, müvekkillerinin hissedar olduğu Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, Yakacık mahallesinde bulunan 44116 ada 1 parsel sayılı taşınmazın; Yenimahalle Belediye Başkanlığının 2002 gün Yakacık Batı 1 etap 84193 nolu imar düzenlemesi/planında, 'Ağaçlandırılacak alan' olarak ayrılarak kamuya tahsis edildiğini, tapu kaydında da kamulaştırılacak şerhi bulunduğunu; bu düzenleme ile, müvekkillerin taşınmaza ilişkin tüm tasarrufi haklarının kısıtlandığını; her ne kadar, taşınmaza fiilen el atılmamış olsa da, malikin tasarruf haklarının tümü kısıtlanmış olduğundan, taşınmazdan yararlanma imkanının hukuken kalmadığını; bir taşınmaza malik bulunan kişinin, fiilen el atılması durumunda taşınmazını fiilen kullanması nasıl mümkün değilse; aynı taşınmaza hukuken/kayden el atılmış olması olgusunda da, malikin yine tasarruf haklarını kullanamayacağını; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 15.12.2010 tarih, 2010/5-662 E.- 2010/551 K. Sayılı ilamında bu hususa temas edilerek fiilen el atılma eylemi gerçekleşmemiş olsa dahi, taşınmaz malikinin tasarruf haklarının kayden de olsa kısıtlanmış olması durumunda bedel tahsiline hükmedilmesi gerektiğinin belirtildiğini; davalıların, hukuki kısıtlamaya gitmesine karşın bu güne değin bu yönde bir kamulaştırma işlemi yapmadığını, tahsis amacı dışına çıkarma da yapmadığını; mülkiyet hakkı kısıtlamasının Anayasanın Mülkiyet hakkını düzenleyen 35. maddesi ve mülkiyet hakkının kısıtlanamayacağı düzenleyen Türk Medeni Kanununun 683.maddesine aykırılık teşkil ettiğini ifade ederek; dava konusu taşınmazın tespit edilecek değerinden, müvekkil hissesine isabet eden tutardan, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 TL’sinin dava tarihinden işleyecek kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek faizi ile davalılardan tahsili ile müvekkile ödenmesine; dava konusu taşınmazın davalı ilgili kurum adına tesciline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idarelerin vekilleri, süresi içerisinde verdikleri dilekçeler ile, görev itirazında bulunmuştur.

ANKARA 2.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 29.11.2012 gün ve E: 2012/490 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında ağaçlandırılacak alan olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca davanın uğranıldığı ileri sürülen zararın tazminine ilişkin kısmı için olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan davalı idare ve davanın uğranıldığı ileri sürülen zararın tazminine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmazlarına, imar planında ağaçlandırılacak alan olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 TL'nin faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

 a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

 b) İmar Planları; N.ım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin N.ım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

 Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Olayda, davacıların hissedar olduğu taşınmazın imar/parselasyon planıyla ağaçlandırılacak alan kullanımında kaldığı, tapu kaydında da kamulaştırılacak şerhi bulunduğu, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacılara ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Ankara 2.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalılardan Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 29.11.2012 gün ve E: 2012/490 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/496

KARAR NO: 2013/897

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : S.K.

Vekili : Av. H.T.

Davalı : Sağlık Bakanlığı

Vekili : Haz.Av. S.K.

O L A Y : Davacı vekili, müvekkilinin hissedar olduğu Ankara ili, Çankaya ilçesi, Kırkkonaklar Mah. 26374 ada, 5 parsel sayılı taşınmazın, imar uygulaması ile sağlık alanı olarak planlandığını; ancak bugüne kadar taşınmaz üzerinde herhangi bir sağlık alanı yapımına başlanmadığı gibi kamulaştırma işlemi de yapılmadığını; bununla müvekkilinin taşınmazı kullanma hakkının engellendiğini; bu durumun başta AİHS, T.C. Anayasası ve “mülkiyet hakkını” düzenleyen diğer temel hukuk normları ile korunan temel insan haklarından sayılan mülkiyet hakkını ihlal ettiğini; davalı idarenin bu şekilde pasif kalarak müvekkilini zarara uğrattığını; Yargıtay HGK’nin 11.05.2011 tarihli 2011/5-148 E 2011/303 sayılı kararı doğrultusunda, davalının kamulaştırmasız el koyma kapsamında taşınmaz hissesinin bedelini davacıya ödeme yükümlülüğü bulunduğunu ifade ederek; dava konusu taşınmaz hissesinin bedeli olarak, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 15.000 TL ve artırılacak miktarın, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekili, süresinde verdiği savunma dilekçesinde görev itirazında bulunmuştur.

ANKARA 6.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 5.7.2012 gün ve E:2012/11 sayı ile, yargı yolu itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı vekilinin, davanın imar mevzuatı hükümleri çerçevesinde idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden bahisle idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında sağlık alanı olarak ayrılan taşınmazının bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacının hissedar olduğu taşınmazına, imar planında sağlık alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, taşınmaz bedeli olarak şimdilik 15.000TL'nin faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

 a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

 b) İmar Planları; N.ım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin N.ım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

 Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Dava dosyasında bulunan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığının, 5.2012 gün ve M.06.0.ABB.0.13.05.UİP 2012 (26374/5)2438-8379 sayılı yazısının incelenmesinden; 26374 ada 5 sayılı parselin Çankaya Belediye Meclisinin 23.12.1994 gün ve 381 sayılı kararı ile onaylanan 1/1000 ölçekli Kırkkonaklar Islah Planı kapsamında kaldığı; Belediye sınırları içinde, Çankaya İlçesi Kırkkonaklar Mahallesi sınırları içinde meskün mahalde bulunduğu; 5402m2 yüzölçümlü 26374 ada 5 sayılı parselin 81035 nolu parselasyon planı ile E=0.8O, Hmax=9.50 yapılanma koşullarında Sağlık Alanı kullanımına ayrıldığı; Kırkkonaklar Mahallesine ait imar planları kapsamında kalan tüm şahıslara, konut alanlarından tahsis yapıldığı, tüm şahıslardan Kamu Ortaklık Payı şeklinde ayrılan kısımlar ile Sağlık Alanının oluşturulduğu anlaşılmıştır.

Olayda, davacının hissedar olduğu taşınmazın imar planıyla Sağlık Alanı kullanımında kaldığı, aradan uzun süre geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı vekilinin görev itirazının, Ankara 6.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 5.7.2012 gün ve E:2012/11 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/497

KARAR NO: 2013/898

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : N. İnşaat Ticaret ve Sanayi Ltd.Şti. (Yetkilisi M.Ş.)

Vekili : Av. H.Ü.

Davalılar : 1-Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. M.A.

 2-Osmangazi Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. R.B.

O L A Y : Davacı vekili, müvekkilinin hissedar olduğu Bursa İli, Osmangazi İlçesi, Veysel Karani Mahallesi, 8193 ada 16 parsel sayılı taşınmazın, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı kapsamında rekreasyon amaçlı özel planlama alanı ve dere taşkın alanında kaldığını, Yargıtay Genel Kurulunun 15.12.2010 gün ve 2010/5-662/651 sayılı kararı gözetilerek, imar planında rekreasyon alanı olarak ayrılmış bulunan taşınmazın 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 10. maddesinin amir hükmü uyarınca, 1/1000 ölçekli uygulama imar planının kesinleştiği tarihten itibaren 5 yıl içerisinde davalı belediyece ayrılma amacına uygun olarak kamulaştırma görevinin yerine getirilmemesi ve malikin mülkiyet hakkının süresi belirsiz şekilde kısıtlanması nedeniyle bedelinin ödenmesine karar verilmesini istediklerini; davalı idarelerin 1/1000 ölçekli uygulama imar planının kesinleştiği tarihten itibaren 5 yıldan fazla bir sürenin geçmiş olmasına karşılık, kamulaştırma yapmamasının, haksız ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu ifade ederek; fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idarelerin vekilleri süresi içerisinde verdikleri dilekçeler ile görev itirazında bulunmuştur.

BURSA 2.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 20.11.2012 gün ve E: 2012/570 sayı ile, davalıların vekillerinin görev itirazlarının reddine karar vermiştir.

Davalı İdarelerin vekillerinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdikleri dilekçeleri üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasa'nın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; davacılar tarafından, dava dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662, K:2010/651 sayılı kararında, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamaların fiili el atma olmadan da kamulaştırmasız el atma olarak nitelendirildiği ileri sürülmek suretiyle, imar planında "Rekreasyon amaçlı özel planlama alanı ve dere taşkın alanı" olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiği; davalı idarelerin yazı ve savunma dilekçelerinden de, anılan taşınmaz üzerine henüz yapılmış tesis bulunmadığının anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacının paydaşı olduğu taşınmazın, imar planında "Rekreasyon amaçlı özel planlama alanı ve dere taşkın alanı"na ayrılması hadisesi sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak; bu sonuç ya da sonuçların, yukarıda da söylenildiği üzere, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmazın "Rekreasyon amaçlı özel planlama alanı ve dere taşkın alanı" olarak gösterilmesinden, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan Yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan; hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin Adli Yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla; taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin davanın, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin Vinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince İdari Yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarelerin vekillerinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptıkları görev itirazlarının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunmaları üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan davalı idareler yönünden” olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacının hissedar olduğu taşınmazına, imar planında "Rekreasyon amaçlı özel planlama alanı ve dere taşkın alanı" olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 10.000,00 TL tazminatın faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

 a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

 b) İmar Planları; N.ım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin N.ım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

 Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Olayda, davacının hissedar olduğu taşınmazın imar/parselasyon planıyla "Rekreasyon amaçlı özel planlama alanı ve dere taşkın alanı" kullanımında kaldığı, aradan uzun zaman geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı idarelerin vekillerinin görev itirazlarının, Bursa 2.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı idarelerin vekillerinin GÖREV İTİRAZLARININ REDDİNE İLİŞKİN Bursa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 20.11.2012 gün ve E: 2012/570 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/498

KARAR NO: 2013/899

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : İ.Ö.

Vekilleri : Av. B.K. - Av. F.Ş.K. - Av. F.Ö.

Davalılar : 1- Konyaaltı Belediye Başkanlığı

Vekili : Av.A.Y.

 2- Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av.A.O.

 3- Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğü

Vekili : Av.Z.H.

O L A Y : Davacının vekilleri, müvekkillerinin hissedar olduğu Antalya İli, Konyaaltı İlçesi, Arapsuyu Mahallesi, 20018 Ada 3 parsel sayılı taşınmazın, imar düzenlemesi ile davalılar tarafından semt spor sahası olarak ayrıldığını; davalıların bu güne değin pasif ve suskun kalmak ve taşınmaz üzerinde işlem tesis etmemek sureti ile taşınmaza kamulaştırmasız el attıklarını; bunun mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliğe sahip olduğunu ve ayrıca idarenin bu eyleminin, kamulaştırmasız el koyma olgusunun varlığının tespiti için yeterli olduğunu; Yargıtay 5.H.D. 2010/17128 E.- 2011/5077 K. say. 22.03.2011 tarihli kararında, bu gibi durumlarda kamulaştırma yapmaksızın taşınmaza el atıldığını kabul ettiğini; davalıların taşınmaza bu şekilde el koymasının Anayasanın 35. Maddesi ile Medeni Kanunun 683. Maddesine aykırı olduğunu ifade ederek; taşınmaza davalılar tarafından kamulaştırmasız el atıldığı için ve açmış olduğukları davanın belirsiz alacak davası olduğu da göz önünde tutularak, fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00-TL tutarındaki kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat bedelinin, dava tarihinden ilamın kesinleşeceği tarihe kadar işleyecek yasal faizi ile ve ilamın kesinleşmesinden sonrasındaki dönem için ise 17.01.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4709 say. Kanunla değişik anayasanın 46/son maddesi uyarınca kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranı ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmışlardır.

Davalılardan Konyaaltı Belediye Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı, Spor Genel Müdürlüğü vekilleri süresi içinde görev itirazında bulunmuşlardır.

ANTALYA 8.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 14.12.2012 gün ve E:2012/430 sayı ile, görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalılardan Konyaaltı Belediye Başkanlığı Vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında spor alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Davalılardan Konyaaltı Belediye Başkanlığı Vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan davalı idare yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacının hissedarı olduğu taşınmazına, imar planında belediye semt spor tesis alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000,00 TL'si bedelin faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

 a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

 b) İmar Planları; N.ım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin N.ım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

 Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Olayda, davacının hissedar olduğu taşınmazın imar planıyla Belediye Semt Spor Tesis Alanı kullanımında kaldığı, aradan uzun süre geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Konyaaltı Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, Antalya 8.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalılardan Konyaaltı Belediye Başkanlığı GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Antalya 8. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 14.12.2012 gün ve E:2012/430 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 4.6.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/499

KARAR NO: 2013/900

KARAR TR : 04.06.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmar planından kaynaklanan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar : Esas Dosya: E:2011/565: Ankara 9.Asliye Hukuk Mahkemesi

1- P.C., 2- H.D., 3- Y.Y., 4- A.Ç.

- İçinde Birleşen Ankara 1. AHM. E:2012/162 sayılı davanın Davacıları:

1-M.Y.,2-M.Y.,3-A.Y.,4-A.Y.,5-O.Y.,6-A.P.,7-H.T.H.,8-G.K.,9-G.K.,10-H.K., 11-H.K.,12-A.S.

13- M.K. Mirasçıları; a- N.K., b- S.K., c- S.K., d- Ş.Ç.(K.), e- M.K.

2- İçinde Birleşen Ankara 6. AHM. E:2012/57 sayılı davanın Davacıları:

1- T.D., 2- Z.K., 3- H.G., 4- V.D., 5- M.T.

Vekilleri : Av. V.K. - Av. H.B.K.

Davalı : Milli Eğitim Bakanlığı

Vekili : Haz. Av. F.Ç.

O L A Y : Davacılar vekili, müvekkillerinin hissedar olduğu Ankara İli Çankaya İlçesi Karakusunlar, 27549 ada 6 parsel sayılı taşınmazın, 1995 yılında kesinleşen imar planı ile lise alanı olarak ayrılmış olmasına rağmen aradan geçen 16 yıl gibi uzun süreye rağmen davalı idarece kamulaştırılmadığını; bu nedenle müvekkillerinin taşınmazdan hukuken ve fiilen yararlanma ve taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunma imkanının tamamen ortadan kaldırıldığını; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 gün ve E.2010/5-662, K.2010/651 sayılı kararında da kabul edildiği üzere, taşınmaza fiili ve hukuki el atma gerçekleşmiş olduğundan taşınmaz bedelinin davalı idareden tahsil edilerek müvekkillere ödenmesi karşılığında müvekkiller adına olan tapu kaydının iptali ile davalı idare adına tesciline karar verilmesi amacıyla işbu davanın açılmasının zorunlu olduğunu ifade ederek; taşınmaz bedeli olarak fazlaya ait hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik her bir müvekkil için 2.000.TL olmak üzere 8.000.TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak müvekkillere ödenmesine, taşınmazdaki hisselerin davalı idare adına tesciline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

Ankara 9.Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2011/565 sayısına kaydedilen davada; Davalı idare vekili, süresi içinde görev itirazında bulunmuştur.

Ankara 9.Asliye Hukuk Mahkemesi; 8.3.2012 gün ve E:2011/565 sayılı ön inceleme tensip tutanağında, Birleşen Ankara 6. AHM.nin E:2012/57 sayılı dosyasına ilişkin tebliğ işlemlerinin yapılmasına karar vermiş; duruşmanın yapılacağı gün olan 2.5.2012 tarihinde de, ana dosya ile, Ankara 1. AHM.nin E:2012/162 sayılı dosyasının da birleştirildiği anlaşılmıştır. Bu duruşmada ayrıca ana dosya ile ilişkin olarak:

1-ANKARA 9.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:2.5.2012 gün ve E:2011/565 sayı ile, davalı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı vekili, 2.5.2012 günlü duruşmada verilen karardan bahisle; davanın imar mevzuatı hükümleri çerçevesinde idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden bahisle idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde dilekçe vermiştir.

Davalı vekili, dilekçelerin kendilerine tebliği üzerine; birleşen dosyalar yönünden de süresi içerisinde görev itirazında bulunmuştur.

2-ANKARA 9.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:6.12.2012 gün ve E:2011/565 sayı ile, birleşen dosyalar yönünden de davalı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı vekili, birleşen dosyalar yönünden 6.12.2012 günlü duruşmada verilen karardan bahisle; davanın imar mevzuatı hükümleri çerçevesinde idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden bahisle idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde, bir kez daha dilekçe vermiştir.

Davalı idare vekilinin talepleri üzerine; asıl ve birleşen dava dosyalarının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, "idari eylem" olarak tanımlandığı; bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, imar planında lise alanı olarak ayrılan taşınmazın bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacıların taşınmazının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak bu sonuç ya da sonuçların, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca davanın taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı düşüncesi istenilmemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Bahri AYDOĞAN, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Ayhan AKARSU ve Metin ULUKANLIGİL’in katılımlarıyla yapılan 4.6.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 10. maddede öngörülen biçimde, “asıl dava ve birleşen davalar” ile “davanın taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı” yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı” anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmazlarına, imar planında lise alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, talep edilen bedelin, faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

 a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

 b) İmar Planları; N.ım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin N.ım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

 Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

 Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

 İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

 c) (Ek: 3/7/2005 - 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun'un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazi