18 Haziran 2013  SALI

Resmî Gazete

Sayı : 28681 (Mükerrer)

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/14

KARAR NO: 2013/17

KARAR TR : 13.05.2008

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Asker kişi sanık hakkında “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret ve tehdit” suçu nedeniyle açılan kamu davasının, suçun askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : K.H.

Mağdur      : F.Ş.

Sanık          : Y.T.

O L A Y    : Sarıkamış 9. Mot. P. Tug. 2. Mot. P. Tb. 5. Mot. P. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık P. Er Y.T.’un, çarşı iznine çıkıp içki içtiği 14.10.2006 günü, izin dönüşü nizamiyeden girerken kendisiyle birlikte giriş yapan P. Er E.T.’nın, nizamiyede araçları aynayla kontrol eden ve çarşıdan dönen askerlerin üzerini aramakla görevli mağdur P. Er F.Ş.’e, sanığın nefesini koklamasını söylemesi üzerine, sanığın nefesini koklayan ve alkollü olduğunu anlayan mağdurun durumu bildirdiği Nizamiye Nöbetçi Subayı Atğm. A.T. tarafından nizamiye binasının içerisine alınarak orada bekle-tildiği sırada, bir ara araç görev kağıdını kaydetmek üzere nizamiye binasına gelen mağduru, “eğer ceza alırsam seni öldüreceğim, zaten askerliğim iki ay uzamış, seni öldürüp askerliğimi daha da uzatırım” diyerek tehdit ettiği,bir müddet sonra da “… koyduğumun çocuğu” diye bağırarak mağdura doğru koştuğu sırada orada bulunanlar tarafından tutularak mağdura ulaşamadığı, mağdurun silahlı nöbetçi olmadığı için Askeri Ceza Kanunu’nun 106. maddesinde düzenlenen kanuni himayeden (amir sayılma) faydalanamayacağı ancak “kamu görevlisi” olduğunun kabul edildiği, böylece sanığın, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret ve tehdit suçlarını işlediği ileri sürülerek eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/3-a ve 106/1. madde ve fıkraları uyarınca cezalandırılması istemiyle 9. Motorlu Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 28.11.2006 gün ve E:2006/1913, K:2006/825 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

9. MOTORLU PİYADE TUGAY KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 20.8.2007 gün ve E:2007/365, K:2007/388 sayıyla, sanığın yargılama aşamasında terhis edilmiş olması nedeniyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesildiği, bu durumda yüklenen eylemin askeri suç olmaması nedeniyle sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Sarıkamış Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

SARIKAMIŞ SULH CEZA MAHKEMESİ: 31.3.2010 gün ve E:2008/15, K:2010/83 sayıyla, asker kişi sanığı, asker kişiye karşı, askeri mahalde ve askerlik hizmet ve görevleri sırasında işlediği ileri sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, kendisine gelmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet DURU, Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Turgut SÖNMEZ, Haluk ZEYBEL, A. Zeki LİMAN’ın katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında;

·  I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngö-rüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

·  II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın adli yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Mehmet ÇAKIROĞLU’nun davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin “….askeri mahallerde….” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin 26.6.2012 tarih ve 28335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15.3.2012 gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, asker kişi sanığı, asker kişiye karşı, askeri mahalde, askerlik hizmet ve görevleri sırasında işlediği ileri sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, sanığa yüklenen eylemin Türk Ceza Kanunu’nda

düzenlendiği, Askeri Ceza Kanunu’nda bu suça ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle “askeri suç” olmadığı kuşkusuzdur. Sanığın yargılama aşamasında terhis edildiği de dosyada bulunan bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevinin değişmeyeceği, ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması durumunda, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş bulunduğundan ve somut olayda sanığa yüklenen eylemin askeri suç olmadığı anlaşıldığından, 353 sayılı Yasa’nın 17. maddesi uyarınca davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Sarıkamış Sulh Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Sarıkamış Sulh Ceza Mahkemesi’nin 31.3.2010 gün ve E:2008/15, K:2010/83 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/15

KARAR NO: 2013/18

KARAR TR : 13.05.2008

(Ceza Bölümü)

ÖZET : Asker kişi sanık hakkında, askeri suç olmayan, asker kişiye karşı veya askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işlendiği de ileri sürülmeyen “hükümlü veya tutuklunun kaçması” suçu nedeniyle açılan kamu davasının, ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : K.H.

Sanık          : S.Ü.

O L A Y    : Tatvan 6. Mknz. P. Tug.Loj.Des. Komutanlığı emrinde görevli sanık Tnk. Er S. Ü.’ın, 21.3.2008 günü, Eyüp 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nce hakkında verilen iki yıl hapis cezasının infazı için aynı Komutanlık emrinde görevli Bando Bçvş. T.K. ile Tnk. Er A.H.K. nezaretinde Tatvan İlçe Jandarma Komutanlığı’na getirildiği ve burada Bitlis E Tipi Kapalı Cezaevine götürülmek üzere beklerken, tuvalete gitme bahanesiyle tuvalete girip oradan kaçtığı, böylece T.K. ile A.H.K.’nin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranma sonucu kaçmaya neden olma, sanığın hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunu işledikleri ileri sürülerek, T.K. ile A.H.K.’nin eylemlerine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 294/son, sanığın eylemine uyan aynı Kanun’un 292/1. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 27.11.2008 gün ve E:2008/662, K:2008/378 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

TATVAN ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 30.3.2011 gün ve E:2008/658, K:2011/154 sayıyla, 353 sayılı Yasa’nın 9. maddesi uyarınca, askerlik hizmet ve görevleri nedeniyle askeri mahalde işlendiği ileri sürülen suç nedeniyle sanıkları yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

JANDARMA ASAYİŞ KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 4.10.2012 gün ve E:2012/442, K:2012/400 sayıyla, sanıklar T.K. ile A.H.K.’nin yüklenen suçun unsurları itibariyle oluşmadığı gerekçesiyle beraetlerine, sanık S.Ü.’a yüklenen eylemin askeri suç olmaması ve yargılama aşamasında sanığın terhis edilmiş olması nedeniyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesildiği, bu nedenle sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet DURU, Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Turgut SÖNMEZ, Haluk ZEYBEL, A. Zeki LİMAN’ın katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında;

·  I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında sanık S.Ü.hakkında açılan kamu davası yönünden Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

·  II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın adli yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Mehmet ÇAKIROĞLU’nun davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin “….askeri mahallerde….” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin 26.6.2012 tarih ve 28335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15.3.2012 gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Sanığa yüklenen “hükümlü veya tutuklunun kaçması” suçunun Türk Ceza Kanunu’nda düzenlendiği, Askeri Ceza Kanunu’nda bu suça ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle yüklenen eylemin “askeri suç” olmadığı kuşkusuzdur.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kara-rında, asker kişi sanığı askeri mahalde askerlik hizmet ve görevleri sırasında işlediği ileri sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, Askeri Mah-kemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesinde yer alan “askeri mahal” kavramının Anayasa’da yapılan yeni düzenleme ile kaldırıldığı ve Anayasa Mahkemesi’nin bahsedilen kararı ile Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline de karar verildiği anlaşıldığından, artık asker kişilerin askeri mahalde işledikleri askeri suç olmayan bu tür suçlara ait davaların askeri yargı yerinde görülemeyeceği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, askeri suç olmayan, asker kişiye karşı veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlendiği de ileri sürülmeyen eylem nedeniyle sanık hakkında açılan davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Tatvan Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Tatvan Asliye Ceza Mahkemesi’nin 30.3.2011 gün ve E:2008/658, K:2011/154 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/16

KARAR NO: 2013/19

KARAR TR : 13.05.2008

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Asker kişi sanık hakkında “kasten yaralama ve hakaret” suçları nedeniyle açılan kamu davasının, suçun askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : K.H.

Yakınan     : A.Ş.

Sanık          : O.B.

O L A Y    : Diyarbakır/Bismil İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde görevli sanık J. Er O.B.’ın, 25.7.2011 günü, aynı Komutanlık emrinde görevli yakınan J. Er A.Ş.’ü, karakolun merdivenlerini temizlediği sırada, Nöbetçi Çavuş S.Ö. tarafından dışarıda mıntıka temizliği yapması için çağırılması üzerine, işinin bitmediğini söyleyip işine devam ettiği sırada, küfür ederek yanına gelip kafasıyla ağzına vurmak suretiyle yakınanı yaraladığı, böylece sanığın kasten yaralama ve hakaret suçlarını işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/1, 125/1-4 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Bismil Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 26.9.2011 gün ve E:2011/605, K:2011/294 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

BİSMİL ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 7.10.2011 gün ve E:2011/379, K:2011/845 sayıyla, 353 sayılı Yasa’nın 9. maddesi uyarınca, asker kişi sanığı, asker kişiye karşı ve askeri mahalde işlediği ileri sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

7. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 14.2.2012 gün ve E:2012/473, K:2012/46 sayıyla, sanığın yargılama aşamasında terhis edilmiş olması nedeniyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesildiği, bu nedenle sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, kendisine gelmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet DURU, Ahmet KARADAVUT, Davut TELLİ, Turgut SÖNMEZ, Haluk ZEYBEL, A. Zeki LİMAN’ın katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında;

·  I-İLK İNCELEME:Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

·  II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın adli yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Mehmet ÇAKIROĞLU’nun davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin “….askeri mahallerde….” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin 26.6.2012 tarih ve 28335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15.3.2012 gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

   Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, asker kişi sanığı, asker kişiye karşı, askeri mahalde işlediği ileri sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, sanığa yüklenen eylemin Türk Ceza Kanunu’nda düzenlendiği, Askeri Ceza Kanunu’nda bu suça ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle “askeri suç” olmadığı kuşkusuzdur. Sanığın yargılama aşamasında terhis edildiği de dosyada bulunan bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevinin değişmeyeceği, ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması durumunda, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş bulunduğundan ve somut olayda sanığa yüklenen eylemin askeri suç olmadığı anlaşıldığından, 353 sayılı Yasa’nın 17. maddesi uyarınca davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Bismil Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Bismil Asliye Ceza Mahkemesi’nin 7.10.2011 gün ve E:2011/379, K:2011/845 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/80

KARAR NO: 2013/620

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Müteveffanın, evinin önünde bulunan TEDAŞ’a ait elektrik panosunun yanından geçerken elektrik akımına kapılarak ölümü sonucu uğranıldığı iddia edilen maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılan davanın,dava tarihi itibariyle kamu kuruluşu niteliği taşıyan TEDAŞ'ın kamu hizmetini, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütüp yürütmediği, kamu yararına uygun şekilde işletip işletilmediği hususu irdelenecek, bu bağlamda hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığı hususu araştırılacak olmasından ötürü İDARİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar    : 1-Ş.Y., 2-A.Y., 3-M.Y., 4-A.Y., 5-A.Y., 6-M.Y., 7-M.Y., 8-A.Y.

Vekili         : Av. A.Y.

Davalı        : TEDAŞ Genel Müdürlüğüne İzafeten Mardin DEDAŞ Müessese Müdürlüğü

Vekili         : Av. İ.H.B.

O L A Y    : Davacılar vekili 24.07.2007 tarihli dilekçesinde, davacılar Ş.Y. ile A.Y.'nun çocukları olan M.Y.’nun Kızıltepe ilçesi İpek Mahallesi 405 sokak no:61 adresinde ikamet ettiğini,03.05.2007 tarihinde evlerinin önünde bulunan Dedaş’a ait elektrik panosunun yanından geçerken elektrik akımına kapılıp ağır yaralandığını, Kızıltepe Devlet Hastanesine kaldırılan M.’in oradan Mardin Devlet Hastanesine sevk edip, daha sonra oradan da Dicle Üniversitesi Hastanesine sevk edildiğini, Burada tedavisine devam edilirken 03.05.2007 tarihinde saat 16.35 te vefat ettiğini, Dedaş'a ait elektrik panolarının yerden 10-15 cm yüksekliğinde olup pano kapaklarının bakımsızlıktan açık kaldığını, kilitli olması gereken kapakların açık olması sebebiyle tehlike arz etmiş ve yağmurlu havalarda büyük tehlike arz ettiğini, nitekim M.’in açık olan panonun yanından geçerken yüksek voltaja yakalanıp ağır şekilde yaralandığını, davalı kurumun gerekli tedbirleri almayarak panoları oldukça düşük yapmakla kusurlu olduğunu, halen burada bulunan panoların kapaklarının açık olması nedeniyle çevre ve özellikle çocuklar için hayati tehlike arz ettiğini, konu ile ilgili olarak Kızıltepe Cumhuriyet Savcılığınca soruşturma başlatılmış olup soruşturmanın halen devam ettiğini belirterek, davanın kabulü ile davacıların maddi olarak uğradıkları tedavi giderleri, cenaze masrafları ile destekten yoksun kalma tazminatlarına, çektikleri acı ve ızdıraplara karşılık olarak,

1-Baba Ş.Y. için 15.000,00- TL manevi, 15.000,00- TL maddi tazminata

2-Anne A. için 15.000,00- TL manevi, 15.000,00-TL maddi tazminata

3-M.Y. için 4.000,00-TL manevi, 4.000,00-TL maddi tazminata

4-A.Y. için 4.000,00- TL manevi, 4.000,00-TL maddi tazminata

5-A.Y. için 4.000,00-TL manevi, 4.000,00-TL maddi tazminata

6-M.Y. için 4.000,00- TL manevi, 4.000,00-TL maddi tazminata

7-M.Y. için 4.000,00- TL manevi, 4.000,00- TL maddi tazminata

8-A.Y. için 4.000,00-TL manevi, 4.000,00-TL maddi tazminata hükmedilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Mardin Asliye Hukuk Mahkemesi: 04.12.2008 gün ve E:2007/428, K:2008/520 sayı ile özetle, davanın idarenin hizmet kusuruna dayalı açılan maddi ve manevi tazminat davası olduğunu, dava dilekçesindeki açıklamalardan özel kişiye isnat edilen bir kusur bulunmadığını, idarenin haksız ve hukuka aykırı eylem ve işlemlerine karşı açılacak davalarda idari yargı mahkemelerinin görevli olduğunu belirterek davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacılar vekili 12.06.2009 günlü dava dilekçesi ile aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır.

Mardin İdare Mahkemesi: 20.10.2011 gün, E:2009/818, K:2011/2179 sayı ile özetle, özel hukuk tüzel kişisi niteliğine haiz Dicle Elektrik Dağıtım AŞ aleyhine açılan tazminat davasının Adli Yargı Mahkemelerinin görev alanına girdiğinden bahisle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili tarafından ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmuştur.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacılardan Ş.Y. ve A.Y.'nun çocukları, diğer davacıların ise kardeşi olan M.Y.'nun Mardin İli, Kızıltepe Ilçesi, İpek Mahallesi, 405. Sokak, No:6 adresindeki evlerinin önünde bulunan davalıya ait elektrik panosunun yanından geçerken elektrik akımına kapılarak ölümü sonucu uğradıklarını iddia ettikleri 54.000,00 TL maddi, 54.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 108.000,00 TL zararın tazmini istemiyle açılmıştır.

Elektrik sektöründeki dağınık yapıyı ortadan kaldırmak ve işletme bütünlüğünü sağlamak amacıyla 1970 yılında çıkarılan 1312 sayılı Kanun ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kurulmuş, imtiyazlı şirketlerin görev bölgeleri ve belediye sınırları dışında tüm yurtta elektriğin üretim, iletim, dağıtım ve satış hizmetleri TEK bünyesinde toplanmıştır. Hizmetlerin daha etkin, daha verimli ve çağdaş bir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla ve özelleştirme politikaları çerçevesinde TEK, Bakanlar Kurulunun 12.8.1993 tarih ve 93/4789 sayılı Kararı ile, Türkiye Elektrik Üretim-İletim A.Ş. (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) adı altında iki ayrı İktisadi Devlet Teşekkülü olarak yeniden yapılandırılmıştır. 1994 yılında TEAŞ ve TEDAŞ tüzel kişiliklerine kavuşmuşlardır.

Elektrik dağıtım ve perakende satış sektöründe rekabete dayalı bir ortamın oluşturulması ve gerekli reformların yapılmasını teminen dağıtım bölgeleri baz alınarak Kamu mülkiyetindeki elektrik işletmelerinin yeniden yapılandırılması suretiyle elektrik enerjisi dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesine karar verilmiş ve TEDAŞ 2.4.2004 tarih ve 2004/22 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır. Dağıtım bölgeleri yeniden belirlenerek, Türkiye 21 dağıtım bölgesine ayrılmıştır.

233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 3.maddesine ve 20.02.2001 tarih ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa dayanılarak çıkarılan ve 02.03.2001 tarihinde yürürlüğe giren 05.92.2001 tarih ye 2001/2026 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca TEAŞ;Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ), Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) ve Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt AŞ (TETAŞ) unvanlarında, anonim şirket statüsünde, üç ayrı iktisadi devlet teşekkülü şeklinde teşkilatlandırılmıştır.

TEİAŞ Devletin genel enerji politikasına uygun olarak, ülkedeki tüm iletim tesislerini devralmak, elektrik iletimi, yük tevzi ve işletme planlaması hizmetlerini yürütmek üzere 01.10.2001 tarihinde faaliyete geçirilmiştir. TEİAŞ, 233 sayılı KHK sistemi içinde, iktisadi devlet teşekkülü olarak ve mevcut mevzuat ve ana statüsü hükümleri çerçevesinde, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan (EPDK) 13.03.2003 tarihinde aldığı iletim lisansı çerçevesinde, yeni piyasa yapısına uygun olarak faaliyetlerini yürütmektedir.

Yüksek Planlama Kurulunun (YPK) 11.06.2001 tarih ve 2001/T-19 sayılı kararı ile onaylanmış, 29.06.2001 tarih ve 24447 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren TEİAŞ ana statüsünün 3.maddesinde "Bu Anastatü ile teşkil olunan Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (Teşekkül) tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir İktisadi Devlet Teşekkülüdür." hükmü, 21. maddesinde ise, "Bu Anastatüde bulunmayan hususlarda K.H.K. hükümleri uygulanır" hükmü bulunmaktadır. 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 4. maddesindeki "1. Teşebbüsler tüzel kişiliğe sahiptir. /2. Teşebbüsler, bu Kanun Hükmünde Kararname ile saklı tutulan hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tabidir. /3. Tesebbüsler, Genel Muhasebe Kanunu ile Devlet İhale Kanunu hükümlerine ve denetimine tabi değildir. /4. Teşebbüslerin sorumlulukları sermayeleri ile sınırlıdır. Teşebbüslerin sermayesi, ilgili bakanlığın talebi üzerine Koordinasyon Kurulunca tespit edilir." hükmü ile teşebbüslerin faaliyetlerinde özel hukuk hükümlerine tabi olacağı belirlenmiştir.

Elektrik dağıtım ve perakende satış sektöründe rekabete dayalı bir ortamın oluşturulması ve gerekli reformların yapılmasını teminen dağıtım bölgeleri baz alınarak kamu mülkiyetindeki elektrik işletmelerinin yeniden yapılandırılması suretiyle elektrik enerjisi dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesine karar verilmiş ve TEDAŞ 2.4.2004 tarih ve 2004/22 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır. Dağıtım bölgeleri yeniden belirlenerek, Türkiye 21 dağıtım bölgesine ayrılmıştır.

Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan TEDAŞ; özelleştirme sürecinde bulunan ve sermayesinin tamamı T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na ait bir kuruluştur.

Amacı, elektrik enerjisinin dağıtımı, perakende satışı ve perakende satış hizmeti faaliyetlerini karlılık ve verimlilik ilkesi çerçevesinde, ticari, ekonomik ve sosyal gereklere uygun biçimde yürütmek olan TEDAŞ’ın ve buna bağlı olarak bölgesel dağıtım şirketlerinden biri olan Dicle Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi’nin yaptığı hizmetin kamu hizmeti niteliğinde olduğu açıktır.

Davalı Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. 11.4.2011 gün ve 2011/27 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı uyarınca,228.000.000 ABD Doları bedelle en yüksek teklifi veren Karavil Dağıtım Tüketim Malları İnşaat ve Tic. Ltd. Şti. – Ceylan İnşaat ve Tic. A.Ş. Ortak girişim grubuna satılmışsa da davaya konu olayın meydana geldiği tarihte (03.05.2007) davalı idarenin kamu kuruluşu niteliğini sürdürmekte olduğu tartışmasızdır.

Anayasanın 125 inci maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, bununla birlikte idarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişinde nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusurunun hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleştiği ve bunun idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açtığında kuşku bulunmamaktadır.

Kamu hizmetlerini yürütmekte görevli kılınmış bir kamu kurum veya kuruluşunun kendisini görevli kılan kanunlarda gösterilen hizmetlerden birinin yürütülmesi sıra­sında hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi sebebiyle kişilere verdiği zararın tazmini istemine ilişkin davada, kamu hizmetinin yön­temine uygun olarak yürütülüp yürütülmediği­nin, kamu yararına uygun olarak işle­tilip işletilmediğinin ve hizmet kusu­ruyla zarara sebep olunup olunmadığının sap­tanmasının idari yargı yerine ait olduğu tartışmasızdır.

Öte yandan, kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin, hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde “idari dava türleri” arasında sayılan “idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası” kapsamında, idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır.

Olayda, olay tarihi itibariyle kamu kuruluşu niteliğinde olan TEDAŞ'ın kamu hizmetini, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütüp yürütmediği, kamu yararına uygun şekilde işletip işletilmediği hususu irdelenecek, bu bağlamda hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığı araştırılacak olup, bu araştırmanın da idari yargı yerlerince yapılması gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli olduğundan Mardin İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Mardin İdare Mahkemesi’nin 20.10.2011 gün, E:2009/818, K:2011/2179 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/129

KARAR NO: 2013/621

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Dicle Elektrik Dağıtım AŞ hakkında Sistem Kullanım Anlaşmasının 10. maddesi ve Yöntem Bildiriminin 1.5 maddesi uyarıca ceza faturası düzenlenerek bunların bildirimine ilişkin Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü işlemi ile aynı yazı ekinde yer alan ceza faturasının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılan davanın, cezai şartın yer aldığı Sistem Kullanım Anlaşmasının kamu hukuku ağırlıklı değil, tarafların serbest iradeleri ile oluştuğu, olayda idarece kamu gücüne dayalı resen ve tek yanlı olarak tesis edilmiş bir işlemin söz konusu olmadığı hususları gözetildiğinde ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Dicle Elektrik Dağıtım AŞ.

Vekili         : Av. N.Ü., Av. İ.H.B.

Davalı        : TEİAŞ Genel Müdürlüğü

Vekili         : Av. E.A.

O L A Y    : Davacı vekili 06.09.2011 tarihli dilekçesinde özetle;‘’Dicle Elektrik Dağıtım AŞ. 233 Sayılı K.H.K. hükümlerine göre kurulmuş, Tüzel kişiliğine haiz, TEDAŞ Genel Müdürlüğü’nün bir kuruluşudur. Şirketimizin amacı, Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak il sınırları dahilinde elektrik enerjisinin dağıtımı, perakende satışı ve perakende satış hizmeti faaliyetlerini "karlılık ve verimlilik" ilkesi çerçevesinde, ticari, ekonomik ve sosyal gereklere uygun biçimde yürütmek, ayrıca yasaların kendisine vermiş olduğu diğer görevleri de yapmak ve yükümlülüklerini yerine getirmektir.

Şirketimizin bir kamu kuruluşu olması ve kuruluş amacında da belirtildiği gibi, asli görevi satın almış olduğu enerjiyi, kamu adına kurmuş olduğu dağım sistemi üzerinden abonelerine sağlıklı bir şekilde dağıtmak ve dağıttığı enerji bedelini tahsil etmektir.

Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) tarafından 22.08.2011 tarih, 850-3927 sayılı yazısında özetle; Kuruluşumuzla 4628 sayılı Enerji Piyasası Kanunu kapsamında Sistem Kullanım Anlaşması imzalayan kullanıcılar ile İletim Sistemi Sistem Kullanım ve Sistem İşletim Tarifelerini Hesaplama Yöntem Bildiriminin 1.5 maddesinde belirtilen ‘Kullanıcının bağlı olduğu fidere arıza intikal ederek kesicinin açması’ durumunda cezai hükümlerin uygulanması zorunluluğu bulunduğu, bu kapsamda Aralık 2010 döneminde aylık olarak bağlı olduğu fidere "arıza intikal ederek kesicinin açması" nedeniyle Sistem Kullanım Anlaşmasının 10. Maddesi ve Yöntem Bildiriminin 1.5 gereğince ceza faturası düzenlenerek muhteviyatı ile birlikte Şirket Müdürlüğümüze 25.08.2011 tarihinde tebellüğ edilmiştir. TEİAŞ tarafından şirketimize gönderilen yazı ekindeki ceza faturasının toplam miktarı 2.667.772,71 TL'dir.

TEİAŞ ile aramızda her hangi bir anlaşma olmamasına rağmen ve 10. Maddede öngörülen ihlal, uyarı ve süre kurallarına uyulmayarak TEMMUZ - 2011 ayına ait ceza faturası düzenlenmek suretiyle şirketimize gönderilmiştir.

Türkiye Elektrik İletim AŞ. tarafından Sistem Kullanım Anlaşması tesis edilirken, TEİAŞ tarafından kullanıcı tarafların talep, istek ve sorunları dikkate alınmadan yürürlüğe konulmuştur.

TEİAŞ tarafından Şirketimize gönderilen ceza faturasının dayanağı Sistem Kullanım Anlaşmasının madde 10. Cezai şartlar hükmüne dayandırılmaktadır. 10. Maddesi ‘’Kullanıcının ilgili mevzuat, taraflar arasında imzalanan bağlantı anlaşması ve bu anlaşma hükümlerinin her hangi birini ihlal etmesi, söz konusu ihlali TEİAŞ'ın uyarısına rağmen uyarıda belirtilen süre içinde sona erdirmemesi durumunda, TEİAŞ aşağıda belirlenen ceza şartlarını uygulayacaktır." hükmünü içermektedir.

Şirketimiz ile TEİAŞ arasında Sistem Kullanım Bağlantı Anlaşmaları imzalanmamış olup, hukuken yürürlükte değildir.

TEİAŞ tarafından gönderilen Sistem Kullanım Anlaşması şirketimiz tarafından fiili imkansızlık nedeniyle (teminat mektubunu tedarik edemediğimizden dolayı) imzalanamadığından, EPDK tarafından 24.11.2010 tarihinde şirketimize 286.160 TL İdari Para cezası verilmiştir.

EPDK tarafından 21.12.2006 tarih, 1029 sayılı Kurul kararı ile onaylanan Yöntem Bildiriminin 1.5 maddesi uyarınca "Bir kullanıcı TEİAŞ ile Sistem Kullanım Anlaşması imzalamamış olmasına rağmen iletim sistemine bağlı olarak faaliyet göstermesi dolayısı ile iletim sistemini kullanması halinde, iletim sisteminde arz güvenilirliği ve kalitesinin sağlanması amacıyla Yöntem Bildirim' in 1.5 maddesinde yer alan ihlallerle karşılaşılması halinde ilgilinin cezai işleme tabi tutulacağı karar altına alınmıştır." denilmektedir.

Bir yandan söz konusu anlaşmaların imzalanıp, yürürlüğe konulmamış olması nedeniyle EPDK tarafından şirketimize idari para cezası uygulanmak suretiyle bu anlaşmaların yürürlükte olmadığının alenen kabulü ile diğer taraftan yukarıda belirtilen Kurul kararına istinaden anlaşma maddelerinin tatbikine cevaz verilmiş olması hususu hukuksal bir çelişki teşkil etmektedir. Taraflarca imza altına alınıp icap kabul şartı gerçekleştirilmemiş bir sözleşmenin hukuki değeri bulunmadığı gibi, hükümlerinin tek taraflı olarak uygulanmasına imkan bulunmamaktadır. Söz konusu çelişkinin ortadan kaldırılması için, EPDK tarafından ihdas edilen 21.12.2006 tarih, 1029 sayılı Kurul kararının iptali için Danıştay nezdinde dava açılacaktır. '' demek suretiyle Türkiye Elektrik İletim AŞ.nin 22.08.2011 tarih, 850-3927 sayılı yazı ve 29.07.2011 tarihli 579052 nolu, 2.667.772,71 TL tutarındaki caza faturasının yürütmesinin durdurulmasına ve idari işlemin ve faturanın iptaline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Türkiye Elektrik İletim AŞ. vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.

Ankara 8. İdare Mahkemesi; 28.11.2011 gün ve E:2011/1952 sayı ile özetle, davanın, davalı idarenin idare hukuku alanında kamu gücüne dayalı olarak resen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu işlemlere yönelik olduğunu belirterek, davalı Türkiye Elektrik İletim AŞ. vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Türkiye Elektrik İletim AŞ. vekilinin, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; ''233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 3.maddesine ve 20.02.2001 tarih ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa dayanılarak çıkarılan ve 02.03.2001 tarihinde yürürlüğe giren 05.92.2001 tarih ye 2001/2026 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca TEAŞ;Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ), Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) ve Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt AŞ (TETAŞ) unvanlarında, anonim şirket statüsünde, üç ayrı iktisadi devlet teşekkülü şeklinde teşkilatlandırılmıştır. TEİAŞ Devletin genel enerji politikasına uygun olarak, ülkedeki tüm iletim tesislerini devralmak, elektrik iletimi, yük tevzi ve işletme planlaması hizmetlerini yürütmek üzere 01.10.2001 tarihinde faaliyete geçirilmiştir. TEİAŞ, 233 sayılı KHK sistemi içinde, iktisadi devlet teşekkülü olarak ve mevcut mevzuat ve ana statüsü hükümleri çerçevesinde, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan (EPDK) 13.03.2003 tarihinde aldığı iletim lisansı çerçevesinde, yeni piyasa yapısına uygun olarak faaliyetlerini yürütmektedir. Yüksek Planlama Kurulunun (YPK) 11.06.2001 tarih ve 2001/T-19 sayılı kararı ile onaylanmış,29.06.2001 tarih ve 24447 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren TEİAŞ ana statüsünün 3.maddesinde "Bu Anastatü ile teşkil olunan Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (Teşekkül) tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir İktisadi Devlet Teşekkülüdür." hükmü, 21. maddesinde ise, "Bu Anastatüde bulunmayan hususlarda K.H.K. hükümleri uygulanır" hükmü bulunmaktadır. 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 4. maddesindeki "1. Teşebbüsler tüzel kişiliğe sahiptir. /2. Teşebbüsler, bu Kanun Hükmünde Kararname ile saklı tutulan hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tabidir. /3. Tesebbüsler, Genel Muhasebe Kanunu ile Devlet İhale Kanunu hükümlerine ve denetimine tabi değildir. /4. Teşebbüslerin sorumlulukları sermayeleri ile sınırlıdır. Teşebbüslerin sermayesi, ilgili bakanlığın talebi üzerine Koordinasyon Kurulunca tespit edilir." hükmü ile teşebbüslerin faaliyetlerinde özel hukuk hükümlerine tabi olacağı belirlenmiştir. Diğer taraftan, Bakanlar Kurulunun 12.08.1993 tarih ve 93/4789 sayılı Kararı ile, Türkiye Elektrik Üretim-İletim AŞ (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ (TEDAŞ) adı altında iki ayrı İktisadi Devlet Teşekkülü olarak yeniden yapılandırılmıştır. 1994 yılında TEAŞ ve TEDAŞ tüzel kişiliklerine kavuşmuşlardır. Bugün Elektrik dağıtım ve perakende satış sektöründe rekabete dayalı bir ortamın oluşturulması ve gerekli reformların yapılmasını teminen dağıtım bölgeleri baz alınarak Kamu mülkiyetindeki elektrik işletmelerinin yeniden yapılandırılması suretiyle elektrik enerjisi dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesine karar verilmiş ve TEDAŞ 02.04.2004 tarih ve 2004/22 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır. Dağıtım bölgeleri yeniden belirlenerek, Türkiye 21 dağıtım bölgesine ayrılmıştır. Bu kapsamda DEDAŞ kurumu da özelleştirme kapsamında 233 sayılı KHK tabi bir teşebbüs olup yukarıda açıklanan hükümler davacı taraf içinde geçerlidir. Davaya konu işlem ise, davalı tarafın sözleşmeye dayalı cezai şart uygulamasından kaynaklanan bir işlem olmakla, yukarıdaki açıklamalar ile birlikte değerlendirildiğinde davaya konu cezai şartın faturalandırılmasından ibaret işlemin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde görüm ve çözümü gerektiği anlaşılmaktadır.'' demek suretiyle 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13.maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; ''Türkiye Elektrik İletim A.Ş. 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ekindeki listede bir kamu iktisadi kuruluşu olarak gösterilmiştir. 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 'inci maddesinde, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin iktisadi devlet teşekkülleri ile kamu iktisadi kuruluşlarının ve bunların müesseselerinin bağlı ortaklıklarının kurulmasını, iştiraklerinin teşkilini, özerk bir tarzda ve ekonominin kurallarına uygun olarak yönetilmelerini ve amaçlarına ulaşabilmelerini sağlamak için denetlenmelerini, kamu iktisadi kuruluşlarının kendilerine verilen görev ve kamu hizmetlerini ekonomik ve sosyal gereklere uygun olarak verimlilik ilkesi doğrultusunda yürütmelerini düzenlemek amacı taşıdığına işaret edilmiş;2'inci maddesinde, "Kamu iktisadi kuruluşu: sermayesinin tamamı Devlete ait olup tekel niteliğindeki mal ve hizmetleri kamu yararı gözeterek üretmek ve pazarlamak üzere kurulan ve gördüğü bu kamu hizmeti dolayısıyla ürettiği mal ve hizmetler imtiyaz sayılan kamu iktisadi teşebbüsüdür." şeklinde tanımlanmış; 4'üncü maddesinde, teşebbüslerin tüzel kişiliğe sahip ve bu Kanun Hükmünde Kararname ile saklı tutulan hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tabi bulundukları, Genel Muhasebe Kanunu ile Devlet İhale Kanunu hükümlerine ve Sayıştay'ın denetimine tabi olmadıkları hükmüne yer verilmiştir.233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine dayanılarak çıkarılan 5.2.2001 tarihli ve 2001/2026 sayılı Kararnamenin Eki Kararın 1'inci maddesinde, elektrik iletimi,yük tevzi ve işletme planlaması hizmetlerini yürütmek üzere "Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi" unvanıyla iktisadi devlet teşekkülü kurulduğu belirtilmiştir. Buna göre, Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TElAŞ), ekonominin kurallarına uygun olarak faaliyette bulunmak üzere kurulan sermayesinin tamamı Devlete ait tüzel kişiliğe sahip bir kamu kuruluşudur. 29.6.2001 tarih ve 24447 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi Ana Statüsünün 3'üncü maddesinde de, Türkiye Elektrik İletim A.Ş'nin tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir iktisadi devlet teşekkülü olduğu; 4'üncü maddesinde, Devletin genel enerji ve ekonomi politikasına uygun olarak elektrik iletim faaliyetlerinde bulunmak amacıyla teşkil olunan teşekkülün, tüm iletim tesislerini devralmak, mülkiyetindeki tesislerde tüm iletim faaliyetlerini yürütmek, mevcut ve kurulacak tesisleri işletmek, bakım-onarım ve rehabilitasyonunu yapmak, gerektiğinde bu fonksiyonlarını yerine getirmek üzere hizmet satın almak; elektrik iletim tesislerinin yapılmasında ve işletilmesinde diğer gerçek tüzel kişilerle işbirliği yapmak; iletim tesislerinin yapılması, işletilmesi ve genişletilmesi ile ilgili her türlü mal ve hizmetleri yurt içinden tedarik etmek veya yurt dışından ithal veya ihraç etmek; iletim faaliyeti ile ilgili olarak gerekli tesis ve makineleri bulundurmak, bu maksatla kurulmuş tesis ve makinelerin kapasiteleri ile insan kaynaklarını değerlendirmek; tüm iletim tesislerini işletmek, sistem yük dağıtım ve frekans kontrolü yapmak, sistem kontrolü sağlamak, gerçek zamanlı sistem güvenilirliğini izlemek ve yapılan yan hizmetler anlaşmaları ile yan hizmetleri sağlamak faaliyet konuları arasında sayılmıştır.Yukarıda açıklanan hükümlerden, elektrik iletim tesislerini işletme görevinin, elektrik enerjisi iletim faaliyetleri kapsamında Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketine ait olduğu, anılan şirketin iletim faaliyeti dışında herhangi bir faaliyetle iştigal edemeyeceği, kamu tüzel kişileri tarafından Yürütülmesi gereken bu hizmetin, özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzel kişilere yaptırılmasına yasal olanak bulunmadığı anlaşılmaktadır. 12.8.1993 gün ve 93/4789 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile de Türkiye Elektrik Üretim İletim AŞ ve Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ (TEDAŞ)'ın iki ayrı iktisadi devlet teşekkülü olarak yapılandırıldığı, 2.4.2004 gün ve 2004/22 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketinin dağıtım bölgelerine ayrıldığı, davacı Dicle Elektrik Dağıtım AŞ'nin de Diyarbakır Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak il sınırları dahilinde elektrik enerjisinin dağıtımı ve perakende satış hizmetini yapmak üzere görevlendirildiği ve bu dağıtım şirketlerinin Türkiye Elektrik İletim AŞ ile aralarında imzalanan Sistem Kullanım ve Bağlantı Anlaşmaları çerçevesinde faaliyet göstereceği görülmektedir. Dava konusu uyuşmazlıkta ise, elektriği iletmekle görevli davalı Türkiye Elektrik İletim AŞ ile bu elektriği dağıtmakla görevlendirilen ve iletim sistemini kullanan davacı Dicle Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi arasında henüz bir sistem kullanım anlaşması imzalanmamıştır. Buna karşın Sistem Kullanım Anlaşmasının 10'uncu maddesi gereğince "anlaşma hükümlerinin ihlal edilmesinden" dolayı 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu, Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği ve ilgili Tebliğlere dayanılarak hazırlanan ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu Kararı ile onaylanıp yürürlüğe giren İletim Sistemi Sistem Kullanım ve Sistem İşletim Tarifelerini Hesaplama Yöntem Bildiriminin 1.5'inci maddesindeki "arıza intikal ederek kesicinin açması" şeklinde tanımlanan ihlal gerçekleştiğinden dolayı dava konusu sistem kullanım ceza ücreti tahakkuk ettirilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, düzenleyici bir idari işlem olan, İletim Sistemi Sistem Kullanım ve Sistem İşletim Tarifelerini Hesaplama Yöntemi Bildiriminin ilgili maddesi uyarınca "sistem kullanım ceza ücreti" tahakkuku, kullanıcı ile TEİAŞ (Türkiye Elektrik İletim AŞ.) arasında usulüne göre akdedilmiş bir anlaşmanın bulunması; bu anlaşma hükümlerinin de Bildirimin ilgili maddelerinde tipi gösterilen biçimde ihlal edilmiş olması gerekmektedir. Oysa; yine yukarıda açıklandığı üzere DEDAŞ ile TEİAŞ arasında bu şekilde akdedilmiş bir sistem kullanım anlaşması bulunmamaktadır. Başka anlatımla, DEDAŞ fiili kullanıcı niteliğini taşımaktadır. Dolayısıyla hukuka uygun olarak imzalanıp yürürlüğe konulmuş bir anlaşma olmaksızın sistemi kullanan DEDAŞ hakkında, TEİAŞ tarafından, Borçlar Kanunu ile diğer mevzuat hükümlerine göre gerekli takibatın yapılması yerine, Yöntem Bildiriminin anlaşmalı kullanıcı ihlallerine uygulanması olanaklı düzenlemeleri uyarınca işlem tesisi, tesis edilen işlemi unsurları yönünden hukuka aykırı kılmakta ise de; kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade açıklamasıyla tesis edilen işlemlerin içerdikleri bu hukuka aykırılıklar sebebiyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2' nci maddesinin 1'inci fıkrasının (a) bendinde tanımı yapılan dava kalıbı içerisinde iptallerine hükmetme görev ve yetkisi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilen İdari Yargı Düzenine dahil yargı yerlerine aittir. Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Kanunun 13'üncü maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabulüne hukuki olanak bulunmadığı düşünülmektedir.'' demiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Türkiye Elektrik İletim AŞ. vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca davalı Türkiye Elektrik İletim AŞ. bakımından 10.maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın ise 2247 sayılı Kanunun 13'üncü maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabulüne hukuki olanak bulunmadığı yönündeki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak il sınırlan dahilinde elektrik enerjisinin dağıtımı, satışı ve perakende satışı hizmetlerini yürüten davacı şirketin Aralık 2010 döneminde aylık olarak bağlı olduğu fidere arıza intikal ederek kesicinin açtığının ilgili iletim tesis ve işletme grup müdürlüğünden gelen bilgiler doğrultusunda tespit edilmesi üzerine Sistem Kullanım Anlaşmasının 10. maddesi ve Yöntem Bildiriminin 1.5 maddesi uyarıca ceza faturası düzenlenerek bunların bildirimine ilişkin Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü'nün 22.08.2011 tarih ve 850-3927 sayılı işlemi ile aynı yazı ekinde yer alan 29.07.2011 tarih ve 579052 numaralı toplam 2.667.772,71 TL tutarındaki ceza faturasının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılmıştır.

Dosya kapsamında yapılan incelemede; Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü'nün, Dicle Elektrik Dağıtım AŞ.ye hitaben yazmış olduğu, 22.08.2011 günlü yazıda, Sistem Kullanım Anlaşmasının 10.maddesi ve Yöntem Bildiriminin 1.5 maddesi gereğince Temmuz 2011 döneminde aylık olarak bağlı olduğu fidere arıza intikal ederek kesicinin açması şeklinde tanımlanan ihlalle ilgili ceza faturası düzenlendiği belirtilmiş olup, yazı ekinde söz konusu cezaya ilişkin olarak TEİAŞ Genel Müdürlüğü tarafından 29.07.2011 tarihinde düzenlenmiş olan 2.667.772,71 TL tutarındaki ceza faturası yer almaktadır.

İptale konu cezai işlemin dayanağı olan dosya kapsamındaki Sistem Kullanım Anlaşmasında yapılan incelemede, taraflardan birinin TEİAŞ, diğerinin ise ''KULLANICI (Üretim faaliyeti gösteren şirket, ithalat ve/veya ihracat yapan tüzel kişi veya tüketici) '' olarak belirtildiği, ancak kullanıcı şirket veya kuruluşun adının yazmadığı, söz konusu anlaşmada tarafların imzalarının yer almadığı anlaşılmış olup, bu anlaşmanın ''Cezai Şartlar'' başlıklı 10.maddesinde; ''Kullanıcının ilgili mevzuat, taraflar arasında imzalanan Bağlantı Anlaşması ve bu anlaşma hükümlerinin herhangi birini ihlal etmesi, söz konusu ihlali TEİAŞ 'ın uyarısına rağmen uyarıda belirtilen süre içinde sona erdirmemesi durumunda, TEİAŞ aşağıda belirtilen cezai şartları uygulayacaktır. TEİAŞ 'ın uğradığı zararlar ayrıca tazmin edilecektir.'' hükmü yer almakta olup, İletim Sistemi Sistem Kullanım ve Sistem İşletim Tarifelerini Hesaplama Yöntem Bildiriminin 1.5 maddesinde de; ''Bir kullanıcının TEİAŞ ile Sistem Kullanım Anlaşması imzalamamış olmasına rağmen iletim sistemine bağlı olarak faaliyet göstermesi, dolayısıyla iletim sistemini kullanması halinde, Elektrik Piyasasında İletim ve Dağıtım Sistemlerine Bağlantı ve Sistem Kullanımı Hakkında Tebliğin geçici 3.maddesi uyarınca Kullanıcıların lisans almamış olmaları ve/veya sistem kullanım anlaşmalarının yapılmamış olması halinde dahi bu kullanıcıların Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği doğrultusunda onaylanan sistem kullanım bedelini ve/veya sistem işletim bedelini ödeme yükümlülükleri bulunmaktadır. Sistem Kullanım Anlaşması bulunmaksızın iletim sistemini kullanmakta olan kullanıcılar, iletim sisteminde arz güvenilirliği ve kalitesinin sağlanması amacıyla aşağıda yer alan ihlallerle karşılaşılması halinde ilgili cezai işleme tabi olacaktır.'' denilmiş olup, davacı şirketin dağıtım şirketi olarak alt yapı tesislerinin eksik ve bölgesindeki kaçak elektrik düzeyinin fazla olmasından dolayı bu madde hükmüne göre cezai işleme muhatap olduğu belirtilmiştir.

Elektrik sektöründeki dağınık yapıyı ortadan kaldırmak ve işletme bütünlüğünü sağlamak amacıyla Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kurulmuş, imtiyazlı şirketlerin görev bölgeleri ve belediye sınırları dışında tüm yurtta elektriğin üretim, iletim, dağıtım ve satış hizmetleri TEK bünyesinde toplanmıştır. Hizmetlerin daha etkin, daha verimli ve çağdaş bir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla ve özelleştirme politikaları çerçevesinde TEK, Bakanlar Kurulunun 12.8.1993 tarih ve 93/4789 sayılı Kararı ile, Türkiye Elektrik Üretim-İletim A.Ş. (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) adı altında iki ayrı İktisadi Devlet Teşekkülü olarak yeniden yapılandırılmıştır.

233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 3.maddesine ve 20.02.2001 tarih ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa dayanılarak çıkarılan ve 02.03.2001 tarihinde yürürlüğe giren 05.92.2001 tarih ye 2001/2026 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca TEAŞ;Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ), Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) ve Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt AŞ (TETAŞ) unvanlarında, anonim şirket statüsünde, üç ayrı iktisadi devlet teşekkülü şeklinde teşkilatlandırılmıştır.

TEİAŞ Devletin genel enerji politikasına uygun olarak, ülkedeki tüm iletim tesislerini devralmak, elektrik iletimi, yük tevzi ve işletme planlaması hizmetlerini yürütmek üzere 01.10.2001 tarihinde faaliyete geçirilmiştir. TEİAŞ, 233 sayılı KHK sistemi içinde, iktisadi devlet teşekkülü olarak ve mevcut mevzuat ve ana statüsü hükümleri çerçevesinde, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan (EPDK) 13.03.2003 tarihinde aldığı iletim lisansı çerçevesinde, yeni piyasa yapısına uygun olarak faaliyetlerini yürütmektedir.

 Yüksek Planlama Kurulunun (YPK) 11.06.2001 tarih ve 2001/T-19 sayılı kararı ile onaylanmış, 29.06.2001 tarih ve 24447 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren TEİAŞ ana statüsünün 3.maddesinde "Bu Anastatü ile teşkil olunan Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (Teşekkül) tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir İktisadi Devlet Teşekkülüdür." hükmü,21 maddesinde ise, "Bu Anastatüde bulunmayan hususlarda K.H.K. hükümleri uygulanır" hükmü bulunmaktadır.233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 4. maddesindeki "1. Teşebbüsler tüzel kişiliğe sahiptir. /2. Teşebbüsler, bu Kanun Hükmünde Kararname ile saklı tutulan hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tabidir. /3. Tesebbüsler, Genel Muhasebe Kanunu ile Devlet İhale Kanunu hükümlerine ve denetimine tabi değildir. /4. Teşebbüslerin sorumlulukları sermayeleri ile sınırlıdır. Teşebbüslerin sermayesi, ilgili bakanlığın talebi üzerine Koordinasyon Kurulunca tespit edilir." hükmü ile teşebbüslerin faaliyetlerinde özel hukuk hükümlerine tabi olacağı belirlenmiştir.

Elektrik dağıtım ve perakende satış sektöründe rekabete dayalı bir ortamın oluşturulması ve gerekli reformların yapılmasını teminen dağıtım bölgeleri baz alınarak kamu mülkiyetindeki elektrik işletmelerinin yeniden yapılandırılması suretiyle elektrik enerjisi dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesine karar verilmiş ve TEDAŞ 2.4.2004 tarih ve 2004/22 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır. Dağıtım bölgeleri yeniden belirlenerek, Türkiye 21 dağıtım bölgesine ayrılmıştır.

Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan TEDAŞ; özelleştirme sürecinde bulunan ve sermayesinin tamamı T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na ait bir kuruluştur.

Amacı, elektrik enerjisinin dağıtımı, perakende satışı ve perakende satış hizmeti faaliyetlerini karlılık ve verimlilik ilkesi çerçevesinde, ticari, ekonomik ve sosyal gereklere uygun biçimde yürütmek olan TEDAŞ’ın ve buna bağlı olarak bölgesel dağıtım şirketlerinden biri olan Dicle Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi’nin yaptığı hizmetin kamu hizmeti niteliğinde olduğu açıktır.

Davacı Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş., 11.4.2011 gün ve 2011/27 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı uyarınca,228.000.000 ABD Doları bedelle en yüksek teklifi veren Karavil Dağıtım Tüketim Malları İnşaat ve Tic. Ltd. Şti. – Ceylan İnşaat ve Tic. A.Ş. Ortak girişim grubuna satılmış ve böylece özelleşmiş ve böylece özel hukuk tüzel kişisi niteliği kazandığı anlaşılmıştır.

Bununla birlikte, iptale konu cezai işlemin dayanağı olan Sistem Kullanım Anlaşması TEİAŞ ile kullanıcı firma arasında akdedilmekte olup, bu anlaşma tarafların özgür iradeleri ile imzalanan bir anlaşma mahiyetinde olmakla birlikte, her ne kadar davacı Dicle Elektrik Dağıtım AŞ söz konusu anlaşmayı imzalamamış ise de, İletim Sistemi Sistem Kullanım ve Sistem İşletim Tarifelerini Hesaplama Yöntem Bildiriminin 1.5 maddesi dikkate alındığında Sistem Kullanım Anlaşması olmadan iletim sistemini kullanan kullanıcıların da ihlal ile karşılaşılması halinde ilgili cezai işleme tabi olacakları belirtilmiştir.

Bu duruma göre, görülmekte olan davanın, taraflar arasında akdedilmiş bir anlaşma olmaksızın davacı şirkete uygulanan Sistem Kullanım Anlaşmasından kaynaklı cezai şartın iptaline ilişkin olduğu,cezai şartın yer aldığı Sistem Kullanım Anlaşmasının ise kamu hukuku ağırlıklı ve tek yanlı değil, tarafların serbest iradeleri ile imzalanarak vücut bulacak bir anlaşma olduğu, dolayısıyla olayda idarece kamu gücüne dayalı resen ve tek yanlı olarak tesis edilmiş bir işlemin söz konusu olmadığı hususları gözetildiğinde, uyuşmazlığın çözüm yerinin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yeri olacağı sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Türkiye Elektrik İletim AŞ. Genel Müdürlüğü vekilinin görev itirazının Ankara 8. İdare Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 8. İdare Mahkemesi’nin 28.11.2011 gün ve E:2011/1952 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/145

KARAR NO: 2013/622

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davalı Zonguldak Belediyesi tarafından meclis Kararına istinaden, iş yeri ile ilgi olarak, davacı adına belirlenen toplam 2.832,00 TL tutarındaki katı atık, toplama taşıma ve bertaraf ücreti ödenmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın, gerek su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir kanun ile düzenlenmeyen Zonguldak Belediyesince tesis edilmiş olması, gerekse de taraflar arasında abonelik ilişkisi bulunuyor olması birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu ücretin idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet karşılığında maliyetkâr esasına göre idarece belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu anlaşılmakla, ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : M. P.

Vekilleri      : Av. E.M., Av. G.E.

Davalı         : Zonguldak Belediye Başkanlığı – ZONGULDAK

Vekili          : Av. R.E. (İdari Yargıda)

O L A Y    : Davacı vekili özetle, 31.01.2011 tarihinde davacıya tebliğ edilen yazı ile 2010 yılı 12 ay için, Ankara Caddesi 12 sayılı yer ile ilgili olarak toplam 2.832,00 TL katı atık toplama, taşıma ve bertaraf ücreti tahakkuk ettirildiğini, söz konusu katı atık toplama, taşıma ve bertaraf ücreti ile ilgili yapılan tahakkuk işleminin yasaya aykırı olduğunu, her ne kadar tahakkuk işlemleri M. P. adına yapılmış ise de, iş yerinin B.P. Müessesesi Zahirecilik Ltd. Şti. unvanlı şirkete ait olduğunu, M. P.’ın şahsına yapılan tahakkuk işleminin bu nedenle yasaya aykırı olduğundan iptali gerektiğini, adı geçen iş yerinin su aboneliğine tabi olup, çevre temizlik vergisi olarak su bedeli ile birlikte davaya konu edilen işlemlerle ilgili hizmet ücretleri de alındığını, aynı konuda ikinci bir hizmet ücreti alınmasına dair işlemin yasaya aykırı olduğunu, davacının işyerinde oluşan atıkların çöpten başka bir şey olmadığını, ambalaj atığı vasfındaki karton, naylon gibi geri dönüşümü mümkün atıkların belli kişiler tarafından toplanıp, alınmakta ve satılmakta olduğunu, geriye ise çöp bile denemeyecek kadar az atık kaldığını, ayrıca çöp toplama işleminin belediyenin asli görevi olduğunu, bununla ilgili olarak ayrıca bir ücret tahakkuk ettirilmesinin doğru olmadığını belirterek söz konusu işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Zonguldak İdare Mahkemesi; 15.03.2011 gün, E:2011/331, K:2011/253 sayı ile, ‘’Su, atık su ve katı atıklardan alınacak ücretler vergi, resim, hA. ve benzeri mali yükümlerden sayılamayacağından, bu konudaki tarifelerle ilgili uyuşmazlıkların çözümünde idare mahkemesi görevlidir. Ancak sözleşme yapıldıktan sonra abonman sözleşmesinin tarafı olan kişiden su, atık su ve katı atık toplama, taşıma ve bertaraf bedeli istenilmesine ilişkin faturaya dayalı ve bu neviden işlemlerle ilgili olarak açılacak davaların adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir. İdarenin faaliyet alanıyla ilgili olarak yürürlüğe koyduğu düzenleme ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminin idari yargı yerinde ve idare mahkemelerinde, abonman sözleşmesine dayanan alacak-borç ilişkisi kapsamındaki atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların ise adli yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerekmekte olup, dava konusu uyuşmazlığın davacı ile davalı idare arasında yapılan abonman sözleşmesine dayanılarak istenilen tahakkuk işlemlerinden kaynaklandığı, katı atık toplama taşıma ve bertaraf ücretlerinin belirlenmesine ilişkin Belediye Meclis Kararlarının iptali istemiyle açılan davaların idari yargının görev alanına girmesine karşın tahakkuk işlemlerine karşı açılan davaların yukarıda yer alan hukuki düzenlemelerde de belirtildiği üzere adli yargının görev alanına girdiği anlaşıldığından iş bu davada mahkememizin görevsiz olduğu sonucuna varılmıştır.’’ demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş olup, bu karara karşı yapılan itiraz başvurusu üzerine Zonguldak Bölge İdare Mahkemesi 26.05.2011 gün, E:2011/440, K:2011/457 sayı ile itirazın reddine karar vermiş, bu karara karşı yapılan karar düzeltme başvurusu üzerine Zonguldak Bölge İdare Mahkemesi 09.09.2011 gün, E:2011/546, K:2011/592 sayı ile karar düzeltme talebinin reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır.

Zonguldak 1. Sulh Hukuk Mahkemesi; 02.02.2012 gün, E:2011/932, K:2012/99 sayı ile, ‘’…İdare Mahkemesi’nin dava konusu uyuşmazlığın abonman sözleşmesinden kaynaklandığı yönündeki kabulü yerinde değildir. Abonman sözleşmesi konutlarda mükellefi tespit etmek için kullanılmış olup uyuşmazlık Belediye Meclis Kararına ve tarifeye ilişkindir. 2464 sayılı yasada Belediye Gelirleri sayılmış olup, vergi, hA. katılma payı ve ücret olarak adlandırılmıştır. Yine aynı Kanunun 98. maddesinde "Bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu kanuna göre alınacak vergi, hA. ve katılma payları hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 6183 sayılı amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun ve Bunların ek ve tadilleri hükümleri uygulanır" denilmektedir. Katı atık toplama taşıma ve bertaraf ücreti Belediye Gelirleri Kanununda sayılan bir gelir değil ise de, nitelik itibariyle belediye geliridir. Mükellef tarafından ödeme yapılmadığı takdirde belediye alacağını Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanuna dayanarak yapacaktır. Dayanak meclis kararı ve tarife incelendiğinde tüm konut işyerleri ticarethaneler resmi daire ve kurumlar kısacası tüm bina kullanıcıları mükellef olarak belirlenmiştir. Bu durum dahi mükellef ile Belediye arasındaki ilişkinin özel hukuk ilişkisi olarak kabul edilmemesi için yeterlidir. Keza mükellefin hizmetten yararlanmamayı seçme hakkı bulunmamaktadır. Bu da dava konusu bedelin kamu gücü kullanılarak tek taraflı yükletilen türden olduğunu göstermektedir. Arada bir sözleşme ilişkisi olmadan kanuna dayanılarak Belediye Meclisince çıkarılan tarifeye göre istenen bu ücretin anılan nedenlere vergi gibi bir mali yükümlülük olduğunun kabulü zorunlu olup 2576 sayılı yasanın 6.maddesi gereğince genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve hA.lar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalarının Vergi Mahkemelerinde çözümlenmesi gerektiği belirtildiğinden dava dilekçesinin görevsizlik nedeni ile reddi gerekmiştir.’’ demek suretiyle davanın görev yönünden reddine, karar kesinleştiğinde görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1-2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2-2247 sayılı Yasa’nın 19.maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasa koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, Zonguldak 1.Sulh Hukuk Mahkemesi’nce re’sen yapılan başvuru, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamaktadır.

Ancak, adli ve idari yargı yerleri arasında olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece İdari Yargı dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği, sonuçta usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davalı Zonguldak Belediye’si tarafından 18.11.2009 gün, 133 sayılı Meclis Kararına istinaden, Mithatpaşa Mahallesi, Ankara Caddesi No:12 Merkez/Zonguldak adresinde bulunan iş yeri ile ilgi olarak davacı adına 2010 yılı için belirlenen toplam 2.832,00 TL tutarındaki katı atık, toplama taşıma ve bertaraf ücreti ödenmesine ilişkin davalı idare işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

03/07/2005 gün ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun ‘’Belediyenin Yetkileri ve İmtiyazları’’ başlıklı 15. maddesinin (d) bendinde,özel kanunları gereğince belediyeye ait vergi, resim, hA., katkı ve katılma paylarının tarh, tahakkuk ve tahsilini yapmak; vergi, resim ve hA. dışındaki özel hukuk hükümlerine göre tahsili gereken doğal gaz, su, atık su ve hizmet karşılığı alacakların tahsilini yapmak veya yaptırmak belediyenin yetki ve imtiyazları arasında sayılmıştır.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun ‘’Ücrete Tabi İşler’’ başlıklı 97.maddesinde; ‘’Belediyeler bu Kanunda hA. veya katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı olarak ifa edecekleri her türlü hizmet (...) için belediye meclislerince düzenlenecek tarifelere göre ücret almaya yetkilidir. Belediye'ye tekel olarak verilmiş işler kendi özel hükümlerine tabidir.’’ hükmü yer almakta olup, kanuna 15.7.1993 günlü Resmi Gazetede yayımlanan 3914 sayılı Kanunla eklenen ve "Çevre Temizlik Vergisi" başlığını taşıyan mükerrer 44.maddesinde de; belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binaların çevre temizlik vergisine tabi olduğu, çevre temizlik vergisinin katı atıklar için maddedeki tarifeye göre hesaplanacağı, belediyelerin, atık su ile ilgili olarak da, katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi alacakları, atık su ile ilgili çevre temizlik vergisinin su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılacağı ve bu bedel ile birlikte tahsil edileceği, su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde ise atık su bedellerinin tahsiline ilişkin uygulamanın kendi kanunlarındaki hükme bağlı olduğu hükmüne yer verilmiştir.

Belediye, belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini ifade etmektedir.

Böyle olmakla birlikte, bu kuruluşun kişilere sağladığı hizmete ilişkin işlem ve eylemlerinin yargısal denetimini yapacak yargı düzenini belirleyebilmek için, işlem ya da eylemin özel hukuk ilişkilerinden veya kamusal yetkilerin kullanılmasından doğup doğmadığına bakmak gerekir.

Dosyanın incelenmesinden, davalı Zonguldak Belediyesi’nce 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 11.maddesinde yer alan, ‘’… Büyükşehir belediyeleri ve belediyeler evsel katı atık bertaraf tesislerini kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmekle yükümlüdürler. Bu hizmetten yararlanan ve/veya yararlanacaklar, sorumlu yönetimlerin yapacağı yatırım, işletme, bakım, onarım ve ıslah harcamalarına katılmakla yükümlüdür. Bu hizmetten yararlananlardan, belediye meclisince belirlenecek tarifeye göre katı atık toplama, taşıma ve bertaraf ücreti alınır. Bu fıkra uyarınca tahsil edilen ücretler, katı atıkla ilgili hizmetler dışında kullanılamaz.’’ hüküm gereği 18.11.2009 gün, 133 karar sayılı meclis kararına istinaden Mithatpaşa Mahallesi, Ankara Caddesi No:12 Merkez/Zonguldak adresinde bulunan iş yeri ile ilgi olarak davacı adına 2.832,00 TL tutarında katı atık, toplama taşıma ve bertaraf ücreti belirlendiği anlaşılmıştır.

Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için iptali istenilen katı atık, toplama taşıma ve bertaraf ücretinin vergi, resim, hA. ve benzeri mali yükümlülük olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Su abonesi olmayan kişi hakkında İSKİ Tarifeler Yönetmeliği hükümlerine göre tahakkuk ettirilen atık su bedeline ilişkin faturanın iptali istemiyle açılan bir davada; İSTANBUL 3. VERGİ MAHKEMESİ’nce, dava konusu bedelin vergi, resim, hA. benzeri mali yüküm olduğu kabul edilmek suretiyle işin esası hakkında verilen kararı temyizen incelemekte olan DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRESİ tarafından, iş yerinde yer altı suyunun kullanılması nedeniyle İSKİ tarafından istenen atık su bedelinin vergi, resim, hA. benzeri mali yükümlülük olmayıp, akdi nitelik taşıdığı kanaatine varıldığından bahisle temyiz incelemesi ertelenerek, 2247 sayılı Yasa’nın 20. maddesine göre görevli yargı yerinin belirlenmesi için başvuruda bulunulması üzerine, UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ; 14.10.1991 gün ve E:1991/29, K:1991/29 sayı ile, gerek 2560 sayılı Yasa’nın 23. maddesi gerekse buna dayanılarak çıkarılan İSKİ Tarifeler Yönetmeliği’nin 5,16 ve 17. maddelerinde, İSKİ’ye ait kanalizasyonu kullananlardan atık su bedelinin tarifeye göre alınacağının açıkça belirtildiği ve bunun taraflar arasında bir sözleşmeye dayandırılacağının hükme bağlandığı, buyurucu nitelikteki bu hükmün sözleşme yapılmaksızın atık su üretenleri de sözleşme yapmakla yükümlü kıldığı, bu hükme uymayanların sözleşme yapma durumunda olmaları nedeniyle atık su bedeli ödemekten kaçınmalarına olanak bulunmadığı, sözleşmeden kaçınmanın söz konusu bedelin ödenmesinden kurtulma sonucunu doğurmayacağı ve bunların da sözleşmeli sayılmalarının gerektiği, öte yandan Yasa ve Yönetmelik ile öngörülen usul ve esaslara göre İSKİ tarafından düzenlenen tarifelerle tespit edilen atık su bedelinin Anayasa’nın 73. maddesinde öngörüldüğü biçimde kanunla konulan vergi, resim, hA. ve benzeri bir mali yükümlülük olduğundan söz edilemeyeceği, bu itibarla, atık su bedeli, vergi, resim, hA. ve benzeri mali yükümlülük olmayıp, özel hukuk alanındaki alacak- borç ilişkisini içeren abonman sözleşmesine dayalı ve idarece düzenlenen bir tarife uyarınca alınan bir bedel olduğundan, bu konuyla ilgili anlaşmazlığın çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle ve Anayasa Mahkemesi’nin 14.2.1991 gün ve E:1990/18, K:1991/4 sayılı kararında yazılı gerekçede de bu görüşün kabul edildiğinden bahisle, Danıştay Dokuzuncu Dairesi’nce yapılan başvurunun KABULÜ ile uyuşmazlık konusu davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiğine karar vermiştir. (Bu karar 26.11.1991 tarih ve 21063 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)

Anılan Uyuşmazlık Mahkemesi kararında atıfta bulunulan ANAYASA MAHKEMESİ’nin 8.5.1991 tarih ve 20865 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 14.2.1991 gün ve E:1990/18, K:1991/4 sayılı kararında, atık sular karşılığı alınacak bedelin niteliği sorunu ayrı bir başlık altında ele alınmış ve aynen “Vergi benzeri mali yükümlülüklerin en belirgin özellikleri (...) genellikle, bir kamu hizmeti karşılığında kamu gücüne dayanılarak tek taraflı yükletilmeleri, hA. ve resme göre, daha çok ücret görünümünde olmalarıdır.

Atık su bedeli, kullanılmış suların uzaklaştırılması karşılığında yapılacak bir tarifeye ve abonman sözleşmesine göre alınmaktadır. Başka bir deyişle, idareyle kişi arasında sözleşmeyle alacak- borç ilişkisi doğmakta, ödenecek miktar İSKİ ile kişi arasında abonman sözleşmesiyle özel hukuk ilişkisi kurulmasından sonra yapılan hizmet karşılığında maliyet- kâr esasına göre belirlenmektedir. Ödemenin hukuksal dayanağı, kamu gücüne değil, tarifeye ve iki taraf arasında yapılan abonman sözleşmesine dayanmaktadır. Nitekim, ödemelerin yapılmaması durumunda İSKİ alacağını, Amme Alacaklarının Tahsili Hakkındaki Yasa’ya göre değil, özel hukuk ilişkisi içinde ilgili Yasa’ya göre alacaktır. Abone ile İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) arasında yapılan abonman sözleşmesi, daha çok “tip” sözleşme görünümündedir. Hizmetten yararlanan kişinin, sözleşmeyi idareyle birlikte düzenlemesi yerine katılımı (iltihakı) söz konusudur. Ancak bu durum, idareyle kişi arasında kurulan özel hukuk ilişkisini, kamu hukuku ilişkisine dönüştürmez. Çünkü, birçok durumda hizmetin tekel niteliği ve çok kişiye götürülme zorunluluğu, işin, çoğunlukla, tip sözleşmelerle ve kişilerin katılımıyla gerçekleşebilmesini olanaklı kılmaktadır. (...)”

“Açıklanan nedenlerle, atık suların uzaklaştırılması karşılığında alınan ücretlerin vergi, resim, hA. benzeri mali yükümlülük olarak kabul edilmemesi gerekir” denilmiştir.

Uyuşmazlık Mahkemesinin Konya 4.Asliye Hukuk Mahkemesi ile Konya Vergi Mahkemesi arasında çıkmış olan bir hüküm uyuşmazlığı ile ilgili olarak 16.6.2003 gün, E:2002/57,K: 2003/34 sayılı kararı ve İzmir 3.Vergi Mahkemesi ile İzmir 11.Asliye Hukuk Mahkemesi arasında çıkmış olan bir hüküm uyuşmazlığı ile ilgili olarak 02.04.2007 gün, E:2004/127,K:2007/31 sayılı kararı ile vermiş olduğu kararında, su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından, atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların görüm ve çözümünde adli yargı yerinin, Tarifeler Yönetmeliği ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminde idare mahkemelerinin görevli bulunduğuna karar vermiştir.

Yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi ile Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarındaki “atık su bedelinin, vergi benzeri mali yükümlülük olmayıp, idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet karşılığında maliyet-kâr esasına göre idarece belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu” yolundaki kabulün sonuçları itibarıyla: idarenin faaliyet alanıyla ilgili olarak yürürlüğe koyduğu yönetmelik ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminin idari yargı yerinde -idare mahkemeleri; abonman sözleşmesine dayanan bir alacak- borç ilişkisi kapsamındaki atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların ise adli yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerekmekte olup, uygulama bu doğrultuda istikrar kazanmıştır.

Hal böyle iken, 15.7.1993 tarih ve 3914 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 1. maddesiyle 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’na eklenen Mükerrer 44.madde ile, katı atık ve atık su ile ilgili “çevre temizlik vergisi” ihdas edilmesi ve yasal süreç tamamlandıktan sonra da 1.1.1994 tarihinden itibaren uygulamaya geçilmesi üzerine katı atık ve atık su ile ilgili uyuşmazlıkların, belediye ayrımı gözetilmeksizin vergi kapsamına alındığı gerekçesiyle vergi mahkemelerinde bakılarak sonuçlandırılması ve diğer taraftan tahsilata ilişkin uyuşmazlıkların da ücret kapsamında adli yargı yerinde çözümlenmesine devam edilmesi nedeniyle, uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için anılan Yasanın mükerrer 44. maddesinin incelenmesi gerekmiştir.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesinin birinci fıkrasında, “Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut, iş yeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar, çevre temizlik vergisine tabidir.” hükmü yer almış; aynı maddenin on ikinci fıkrasında, “Belediyeler, atık su ile ilgili olarak da; katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi alırlar. Atık su ile ilgili çevre temizlik vergisi, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılır ve bu bedel ile birlikte tahsil edilir. Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde ise, atık su bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere tabidir.” denilmiş ve son fıkrasında da, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların, İçişleri ve Çevre Bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı tarafından belirleneceğine işaret edilmiştir.

Anılan Yasa maddesine ilişkin “Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı” Genel Gerekçesinde (Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü; 10.6.1993-Sayı: B.02.0.KKG/101-530/04937), çevre temizlik vergisinin, belediyelerin içinde bulunduğu mali sıkıntılara acil ve kısa vadeli bir çözüm olmak üzere getirildiği belirtilmiş; madde gerekçelerinde ise on ikinci fıkra hakkında, “Belediyeler, belediye meclislerince yapılacak tarifeler üzerinden su tüketim bedelini aşmamak üzere, kanalizasyon hizmetlerinden yararlananlardan belirlenecek miktarlarda ayrıca çevre temizlik vergisi alacaklar, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk ettirilecek bu vergi su bedeli ile birlikte tahsil olunacaktır. Ancak su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde, atık su bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere tabi olacaktır.” denilmiştir.

Buna göre, yasa koyucu tarafından, mali sıkıntı içinde bulunan belediyelere, katı atıkların toplanması ve atık suların uzaklaştırılması hizmetleri karşılığında gelir sağlamak amacıyla, acil ve pratik bir çözüm olarak çevre temizlik vergisi ihdas edilmiştir.

Buraya kadar yapılan açıklamalar ışığında; su ve kanalizasyon hizmetleri 2560 sayılı İSKİ Kanunu ile düzenlenen büyükşehir belediyelerinin, atık su bedeli uygulaması bakımından 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesi ile getirilen çevre temizlik vergisi düzenlemesinin dışında kaldığı, buna karşın su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir kanun ile düzenlenmeyen belediyelerin ise atık su bedeli uygulaması bakımından 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesi ile getirilen çevre temizlik vergisi düzenlemesi kapsamında kaldığı, bu hususun yukarıda bahsedilen gerek Anayasa Mahkemesi, gerekse de Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarında da açıkça vurgulandığı, bununla birlikte taraflar arasında şayet abonelik ilişkisi var ise, katı atık ve/veya atık su bedelinin vergi benzeri mali yükümlülük olmayıp, idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet karşılığında maliyet-kâr esasına göre idarece belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu hususuna da vurgu yapıldığı anlaşılmakla, bu bağlamda su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir kanun ile düzenlenmeyen belediyeler bakımından katı atık ve/veya atık su bedelinin vergi benzeri mali bir yükümlülük mü, yoksa özel hukuk ilişkisine dayalı bir ücret mi olduğu hususunun belirlenmesinde ABONELİK İLİŞKİSİNİN belirleyici olduğu anlaşılmıştır.

27.10.2010 gün, 27742 sayılı Atıksu Altyapı Ve Evsel Katı Atık Bertaraf Tesisleri Tarifelerinin Belirlenmesinde Uyulacak Usul Ve Esaslara İlişkin Yönetmeliğin ''Tanımlar'' başlıklı 4.maddesinin 1-a fıkrasında ''Abone'' tanımı yapılmış olup, buna göre, Abone: Su ve atık su ve katı atık hizmetlerinden faydalanan ve/veya faydalanacak gerçek veya tüzel kişiyi ifade etmekte, ''Abonelik'' başlıklı 10.maddesinde ise, ''Atık su altyapı yönetimlerinin hizmet vermekle yükümlü olduğu tüm gerçek ve tüzel kişilerin abone olması zorunludur'' hükmü yer almaktadır.

Belirtilen yasal düzenlemeler ve ilgili mahkeme kararları da dikkate alındığında, davalı Zonguldak Belediyesi tarafından 18.11.2009 gün, 133 sayılı Meclis Kararına istinaden, Mithatpaşa Mahallesi, Ankara Caddesi No:12 Merkez/Zonguldak adresinde bulunan B.P. Müessesesi Zahirecilik Ltd. Şti. adlı iş yeri ile ilgi olarak, davacı adına 2010 yılı için belirlenen toplam 2.832,00 TL tutarındaki katı atık, toplama taşıma ve bertaraf ücreti ödenmesine ilişkin işlemin, gerek su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir kanun ile düzenlenmeyen Zonguldak Belediyesince tesis edilmiş olması, gerekse de taraflar arasında davacı vekilinin dava dilekçesindeki adı geçen iş yerinin su aboneliğine tabi olduğu yönündeki beyanı ile, bu beyanın aksine dosya kapsamında her hangi bir belge bulunmayışı karşısında taraflar arasında bir abonelik ilişkisi bulunduğunun kabulü gerektiği birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu ücretin idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet karşılığında maliyet-kâr esasına göre idarece belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu anlaşılmıştır.

Belirtilen durumlar karşısında, davalı Zonguldak Belediyesi tarafından 18.11.2009 gün, 133 sayılı Meclis Kararına istinaden, Mithatpaşa Mahallesi, Ankara Caddesi No:12 Merkez/Zonguldak adresinde bulunan B.P. Müessesesi Zahirecilik Ltd. Şti. adlı iş yeri ile ilgi olarak, davacı adına 2010 yılı için belirlenen toplam 2.832,00 TL tutarındaki katı atık, toplama taşıma ve bertaraf ücreti ödenmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın adli yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Zonguldak 1.Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Zonguldak 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 02.02.2012 gün, E:2011/932, K:2012/99 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/170

KARAR NO: 2013/623

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Dicle Elektrik Dağıtım AŞ hakkında Sistem Kullanım Anlaşmasının 10. maddesi ve Yöntem Bildiriminin 1.5 maddesi uyarıca ceza faturası düzenlenerek bunların bildirimine ilişkin Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü işlemi ile aynı yazı ekinde yer alan ceza faturasının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılan davanın, cezai şartın yer aldığı Sistem Kullanım Anlaşmasının kamu hukuku ağırlıklı değil, tarafların serbest iradeleri ile oluştuğu, olayda idarece kamu gücüne dayalı resen ve tek yanlı olarak tesis edilmiş bir işlemin söz konusu olmadığı hususları gözetildiğinde ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Dicle Elektrik Dağıtım AŞ.

Vekili         : Av. N.Ü., Av. İ.H.B.

Davalı        : TEİAŞ Genel Müdürlüğü

Vekili         : Av. S.C.

O L A Y    : Davacı vekili 31.10.2011 tarihli dilekçesinde özetle;‘’Dicle Elektrik Dağıtım AŞ. 233 Sayılı K.H.K. hükümlerine göre kurulmuş, Tüzel kişiliğine haiz, TEDAŞ Genel Müdürlüğü’nün bir kuruluşudur. Şirketimizin amacı, Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak il sınırları dahilinde elektrik enerjisinin dağıtımı, perakende satışı ve perakende satış hizmeti faaliyetlerini "karlılık ve verimlilik" ilkesi çerçevesinde, ticari, ekonomik ve sosyal gereklere uygun biçimde yürütmek, ayrıca yasaların kendisine vermiş olduğu diğer görevleri de yapmak ve yükümlülüklerini yerine getirmektir.

Şirketimizin bir kamu kuruluşu olması ve kuruluş amacında da belirtildiği gibi, asli görevi satın almış olduğu enerjiyi, kamu adına kurmuş olduğu dağım sistemi üzerinden abonelerine sağlıklı bir şekilde dağıtmak ve dağıttığı enerji bedelini tahsil etmektir.

Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) tarafından 21.10.2011 tarih, 850-5463 sayılı yazısında özetle; Kuruluşumuzla 4628 sayılı Enerji Piyasası Kanunu kapsamında Sistem Kullanım Anlaşması imzalayan kullanıcılar ile İletim Sistemi Sistem Kullanım ve Sistem İşletim Tarifelerini Hesaplama Yöntem Bildiriminin 1.5 maddesinde belirtilen ‘Kullanıcının bağlı olduğu fidere arıza intikal ederek kesicinin açması’ durumunda cezai hükümlerin uygulanması zorunluluğu bulunduğu, bu kapsamda Aralık 2010 döneminde aylık olarak bağlı olduğu fidere "arıza intikal ederek kesicinin açması" nedeniyle Sistem Kullanım Anlaşmasının 10. Maddesi ve Yöntem Bildiriminin 1.5 gereğince ceza faturası düzenlenerek muhteviyatı ile birlikte Şirket Müdürlüğümüze 25.10.2011 tarihinde tebellüğ edilmiştir. TEİAŞ tarafından şirketimize gönderilen yazı ekindeki ceza faturasının toplam miktarı 1.664.089,29 TL'dir.

TEİAŞ ile aramızda her hangi bir anlaşma olmamasına rağmen ve 10. Maddede öngörülen ihlal, uyarı ve süre kurallarına uyulmayarak EYLÜL - 2011 ayına ait ceza faturası düzenlenmek suretiyle şirketimize gönderilmiştir.

Türkiye Elektrik İletim AŞ. tarafından Sistem Kullanım Anlaşması tesis edilirken, TEİAŞ tarafından kullanıcı tarafların talep, istek ve sorunları dikkate alınmadan yürürlüğe konulmuştur.

TEİAŞ tarafından Şirketimize gönderilen ceza faturasının dayanağı Sistem Kullanım Anlaşmasının madde 10. Cezai şartlar hükmüne dayandırılmaktadır. 10. Maddesi ‘’Kullanıcının ilgili mevzuat, taraflar arasında imzalanan bağlantı anlaşması ve bu anlaşma hükümlerinin her hangi birini ihlal etmesi, söz konusu ihlali TEİAŞ'ın uyarısına rağmen uyarıda belirtilen süre içinde sona erdirmemesi durumunda, TEİAŞ aşağıda belirlenen ceza şartlarını uygulayacaktır." hükmünü içermektedir.

Şirketimiz ile TEİAŞ arasında Sistem Kullanım Bağlantı Anlaşmaları imzalanmamış olup, hukuken yürürlükte değildir.

TEİAŞ tarafından gönderilen Sistem Kullanım Anlaşması şirketimiz tarafından fiili imkansızlık nedeniyle (teminat mektubunu tedarik edemediğimizden dolayı) imzalanamadığından, EPDK tarafından 24.11.2010 tarihinde şirketimize 286.160 TL İdari Para cezası verilmiştir.

EPDK tarafından 21.12.2006 tarih, 1029 sayılı Kurul kararı ile onaylanan Yöntem Bildiriminin 1.5 maddesi uyarınca "Bir kullanıcı TEİAŞ ile Sistem Kullanım Anlaşması imzalamamış olmasına rağmen iletim sistemine bağlı olarak faaliyet göstermesi dolayısı ile iletim sistemini kullanması halinde, iletim sisteminde arz güvenilirliği ve kalitesinin sağlanması amacıyla Yöntem Bildirim' in 1.5 maddesinde yer alan ihlallerle karşılaşılması halinde ilgilinin cezai işleme tabi tutulacağı karar altına alınmıştır." denilmektedir.

Bir yandan söz konusu anlaşmaların imzalanıp, yürürlüğe konulmamış olması nedeniyle EPDK tarafından şirketimize idari para cezası uygulanmak suretiyle bu anlaşmaların yürürlükte olmadığının alenen kabulü ile diğer taraftan yukarıda belirtilen Kurul kararına istinaden anlaşma maddelerinin tatbikine cevaz verilmiş olması hususu hukuksal bir çelişki teşkil etmektedir. Taraflarca imza altına alınıp icap kabul şartı gerçekleştirilmemiş bir sözleşmenin hukuki değeri bulunmadığı gibi, hükümlerinin tek taraflı olarak uygulanmasına imkan bulunmamaktadır. Söz konusu çelişkinin ortadan kaldırılması için, EPDK tarafından ihdas edilen 21.12.2006 tarih, 1029 sayılı Kurul kararının iptali için Danıştay nezdinde dava açılacaktır. '' demek suretiyle Türkiye Elektrik İletim AŞ.nin 21.10.2011 tarih, 850-5463 sayılı yazı ve 30.09.2011 tarihli 579098 nolu, 1.664.089,29 TL tutarındaki caza faturasının yürütmesinin durdurulmasına ve idari işlemin ve faturanın iptaline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Türkiye Elektrik İletim AŞ. vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.

Ankara 10. İdare Mahkemesi; 29.12.2011 gün ve E:2011/2394 sayı ile özetle, davanın, davalı idarenin idare hukuku alanında kamu gücüne dayalı olarak resen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu işlemlere yönelik olduğu, taraflar arasında Sistem Kullanım Anlaşmasının henüz imzalanmadığı, bu yüzden hukuk hükümlerinin uygulanmasının söz konusu olmadığından bahisle davalı Türkiye Elektrik İletim AŞ. vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Türkiye Elektrik İletim AŞ. vekilinin, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; ''233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 3.maddesine ve 20.02.2001 tarih ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa dayanılarak çıkarılan ve 02.03.2001 tarihinde yürürlüğe giren 05.92.2001 tarih ye 2001/2026 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca TEAŞ; Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ), Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) ve Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt AŞ (TETAŞ) unvanlarında, anonim şirket statüsünde, üç ayrı iktisadi devlet teşekkülü şeklinde teşkilatlandırılmıştır. TEİAŞ Devletin genel enerji politikasına uygun olarak, ülkedeki tüm iletim tesislerini devralmak, elektrik iletimi, yük tevzi ve işletme planlaması hizmetlerini yürütmek üzere 01.10.2001 tarihinde faaliyete geçirilmiştir. TEİAŞ, 233 sayılı KHK sistemi içinde, iktisadi devlet teşekkülü olarak ve mevcut mevzuat ve ana statüsü hükümleri çerçevesinde, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan (EPDK) 13.03.2003 tarihinde aldığı iletim lisansı çerçevesinde, yeni piyasa yapısına uygun olarak faaliyetlerini yürütmektedir. Yüksek Planlama Kurulunun (YPK) 11.06.2001 tarih ve 2001/T-19 sayılı kararı ile onaylanmış, 29.06.2001 tarih ve 24447 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren TEİAŞ ana statüsünün 3.maddesinde "Bu Anastatü ile teşkil olunan Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (Teşekkül) tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir İktisadi Devlet Teşekkülüdür." hükmü, 21. maddesinde ise, "Bu Anastatüde bulunmayan hususlarda K.H.K. hükümleri uygulanır" hükmü bulunmaktadır. 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 4. maddesindeki "1. Teşebbüsler tüzel kişiliğe sahiptir. /2. Teşebbüsler, bu Kanun Hükmünde Kararname ile saklı tutulan hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tabidir. /3. Tesebbüsler, Genel Muhasebe Kanunu ile Devlet İhale Kanunu hükümlerine ve denetimine tabi değildir. /4. Teşebbüslerin sorumlulukları sermayeleri ile sınırlıdır. Teşebbüslerin sermayesi, ilgili bakanlığın talebi üzerine Koordinasyon Kurulunca tespit edilir." hükmü ile teşebbüslerin faaliyetlerinde özel hukuk hükümlerine tabi olacağı belirlenmiştir. Diğer taraftan, Bakanlar Kurulunun 12.08.1993 tarih ve 93/4789 sayılı Kararı ile, Türkiye Elektrik Üretim-İletim AŞ (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ (TEDAŞ) adı altında iki ayrı İktisadi Devlet Teşekkülü olarak yeniden yapılandırılmıştır. 1994 yılında TEAŞ ve TEDAŞ tüzel kişiliklerine kavuşmuşlardır. Bugün Elektrik dağıtım ve perakende satış sektöründe rekabete dayalı bir ortamın oluşturulması ve gerekli reformların yapılmasını teminen dağıtım bölgeleri baz alınarak Kamu mülkiyetindeki elektrik işletmelerinin yeniden yapılandırılması suretiyle elektrik enerjisi dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesine karar verilmiş ve TEDAŞ 02.04.2004 tarih ve 2004/22 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır. Dağıtım bölgeleri yeniden belirlenerek, Türkiye 21 dağıtım bölgesine ayrılmıştır. Bu kapsamda DEDAŞ kurumu da özelleştirme kapsamında 233 sayılı KHK tabi bir teşebbüs olup yukarıda açıklanan hükümler davacı taraf içinde geçerlidir. Davaya konu işlem ise, davalı tarafın sözleşmeye dayalı cezai şart uygulamasından kaynaklanan bir işlem olmakla, yukarıdaki açıklamalar ile birlikte değerlendirildiğinde davaya konu cezai şartın faturalandırılmasından ibaret işlemin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde görüm ve çözümü gerektiği anlaşılmaktadır.'' demek suretiyle 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

Danıştay Başsavcısı; ''Türkiye Elektrik İletim A.Ş. 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ekindeki listede bir kamu iktisadi kuruluşu olarak gösterilmiştir. 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 'inci maddesinde, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin iktisadi devlet teşekkülleri ile kamu iktisadi kuruluşlarının ve bunların müesseselerinin bağlı ortaklıklarının kurulmasını, iştiraklerinin teşkilini, özerk bir tarzda ve ekonominin kurallarına uygun olarak yönetilmelerini ve amaçlarına ulaşabilmelerini sağlamak için denetlenmelerini, kamu iktisadi kuruluşlarının kendilerine verilen görev ve kamu hizmetlerini ekonomik ve sosyal gereklere uygun olarak verimlilik ilkesi doğrultusunda yürütmelerini düzenlemek amacı taşıdığına işaret edilmiş; 2'inci maddesinde, "Kamu iktisadi kuruluşu: sermayesinin tamamı Devlete ait olup tekel niteliğindeki mal ve hizmetleri kamu yararı gözeterek üretmek ve pazarlamak üzere kurulan ve gördüğü bu kamu hizmeti dolayısıyla ürettiği mal ve hizmetler imtiyaz sayılan kamu iktisadi teşebbüsüdür." şeklinde tanımlanmış; 4'üncü maddesinde, teşebbüslerin tüzel kişiliğe sahip ve bu Kanun Hükmünde Kararname ile saklı tutulan hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tabi bulundukları, Genel Muhasebe Kanunu ile Devlet İhale Kanunu hükümlerine ve Sayıştay'ın denetimine tabi olmadıkları hükmüne yer verilmiştir. 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine dayanılarak çıkarılan 5.2.2001 tarihli ve 2001/2026 sayılı Kararnamenin Eki Kararın 1'inci maddesinde, elektrik iletimi, yük tevzi ve işletme planlaması hizmetlerini yürütmek üzere "Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi" unvanıyla iktisadi devlet teşekkülü kurulduğu belirtilmiştir. Buna göre, Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TElAŞ), ekonominin kurallarına uygun olarak faaliyette bulunmak üzere kurulan sermayesinin tamamı Devlete ait tüzel kişiliğe sahip bir kamu kuruluşudur. 29.6.2001 tarih ve 24447 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi Ana Statüsünün 3'üncü maddesinde de, Türkiye Elektrik İletim A.Ş'nin tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir iktisadi devlet teşekkülü olduğu; 4'üncü maddesinde, Devletin genel enerji ve ekonomi politikasına uygun olarak elektrik iletim faaliyetlerinde bulunmak amacıyla teşkil olunan teşekkülün, tüm iletim tesislerini devralmak, mülkiyetindeki tesislerde tüm iletim faaliyetlerini yürütmek, mevcut ve kurulacak tesisleri işletmek, bakım-onarım ve rehabilitasyonunu yapmak, gerektiğinde bu fonksiyonlarını yerine getirmek üzere hizmet satın almak; elektrik iletim tesislerinin yapılmasında ve işletilmesinde diğer gerçek tüzel kişilerle işbirliği yapmak; iletim tesislerinin yapılması, işletilmesi ve genişletilmesi ile ilgili her türlü mal ve hizmetleri yurt içinden tedarik etmek veya yurt dışından ithal veya ihraç etmek; iletim faaliyeti ile ilgili olarak gerekli tesis ve makineleri bulundurmak, bu maksatla kurulmuş tesis ve makinelerin kapasiteleri ile insan kaynaklarını değerlendirmek; tüm iletim tesislerini işletmek, sistem yük dağıtım ve frekans kontrolü yapmak, sistem kontrolü sağlamak, gerçek zamanlı sistem güvenilirliğini izlemek ve yapılan yan hizmetler anlaşmaları ile yan hizmetleri sağlamak faaliyet konuları arasında sayılmıştır. Yukarıda açıklanan hükümlerden, elektrik iletim tesislerini işletme görevinin, elektrik enerjisi iletim faaliyetleri kapsamında Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketine ait olduğu, anılan şirketin iletim faaliyeti dışında herhangi bir faaliyetle iştigal edemeyeceği, kamu tüzel kişileri tarafından Yürütülmesi gereken bu hizmetin, özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzel kişilere yaptırılmasına yasal olanak bulunmadığı anlaşılmaktadır. 12.8.1993 gün ve 93/4789 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile de Türkiye Elektrik Üretim İletim AŞ ve Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ (TEDAŞ)'ın iki ayrı iktisadi devlet teşekkülü olarak yapılandırıldığı, 2.4.2004 gün ve 2004/22 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketinin dağıtım bölgelerine ayrıldığı, davacı Dicle Elektrik Dağıtım AŞ'nin de Diyarbakır Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak ii sınırları dahilinde elektrik enerjisinin dağıtımı ve perakende satış hizmetini yapmak üzere görevlendirildiği ve bu dağıtım şirketlerinin Türkiye Elektrik İletim AŞ ile aralarında imzalanan Sistem Kullanım ve Bağlantı Anlaşmaları çerçevesinde faaliyet göstereceği görülmektedir. Dava konusu uyuşmazlıkta ise, elektriği iletmekle görevli davalı Türkiye Elektrik İletim AŞ ile bu elektriği dağıtmakla görevlendirilen ve iletim sistemini kullanan davacı Dicle Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi arasında henüz bir sistem kullanım anlaşması imzalanmamıştır. Buna karşın Sistem Kullanım Anlaşmasının 10'uncu maddesi gereğince "anlaşma hükümlerinin ihlal edilmesinden" dolayı 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu, Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği ve ilgili Tebliğlere dayanılarak hazırlanan ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu Kararı ile onaylanıp yürürlüğe giren İletim Sistemi Sistem Kullanım ve Sistem İşletim Tarifelerini Hesaplama Yöntem Bildiriminin 1.5'inci maddesindeki "arıza intikal ederek kesicinin açması" şeklinde tanımlanan ihlal gerçekleştiğinden dolayı dava konusu sistem kullanım ceza ücreti tahakkuk ettirilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, düzenleyici bir idari işlem olan, İletim Sistemi Sistem Kullanım ve Sistem İşletim Tarifelerini Hesaplama Yöntemi Bildiriminin ilgili maddesi uyarınca "sistem kullanım ceza ücreti" tahakkuku, kullanıcı ile TEİAŞ (Türkiye Elektrik İletim AŞ.) arasında usulüne göre akdedilmiş bir anlaşmanın bulunması; bu anlaşma hükümlerinin de Bildirimin ilgili maddelerinde tipi gösterilen biçimde ihlal edilmiş olması gerekmektedir. Oysa; yine yukarıda açıklandığı üzere DEDAŞ ile TEİAŞ arasında bu şekilde akdedilmiş bir sistem kullanım anlaşması bulunmamaktadır. Başka anlatımla, DEDAŞ fiili kullanıcı niteliğini taşımaktadır. Dolayısıyla hukuka uygun olarak imzalanıp yürürlüğe konulmuş bir anlaşma olmaksızın sistemi kullanan DEDAŞ hakkında, TEİAŞ tarafından, Borçlar Kanunu ile diğer mevzuat hükümlerine göre gerekli takibatın yapılması yerine, Yöntem Bildiriminin anlaşmalı kullanıcı ihlallerine uygulanması olanaklı düzenlemeleri uyarınca işlem tesisi, tesis edilen işlemi unsurları yönünden hukuka aykırı kılmakta ise de; kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade açıklamasıyla tesis edilen işlemlerin içerdikleri bu hukuka aykırılıklar sebebiyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2' nci maddesinin 1'inci fıkrasının (a) bendinde tanımı yapılan dava kalıbı içerisinde iptallerine hükmetme görev ve yetkisi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilen İdari Yargı Düzenine dahil yargı yerlerine aittir. Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Kanunun 13'üncü maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabulüne hukuki olanak bulunmadığı düşünülmektedir.'' demiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Türkiye Elektrik İletim AŞ. vekilinin anılan Yasanın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca davalı Türkiye Elektrik İletim AŞ. bakımından 10.maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN’ın davada adli yargının, Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın ise 2247 sayılı Kanunun 13'üncü maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabulüne hukuki olanak bulunmadığı yönündeki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak il sınırlan dahilinde elektrik enerjisinin dağıtımı, satışı ve perakende satışı hizmetlerini yürüten davacı şirketin Eylül 2011 döneminde aylık olarak bağlı olduğu fidere arıza intikal ederek kesicinin açtığının ilgili iletim tesis ve işletme grup müdürlüğünden gelen bilgiler doğrultusunda tespit edilmesi üzerine Sistem Kullanım Anlaşmasının 10. maddesi ve Yöntem Bildiriminin 1.5 maddesi uyarıca ceza faturası düzenlenerek bunların bildirimine ilişkin Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü'nün 21.10.2011 tarih ve 850-5463 sayılı işlemi ile aynı yazı ekinde yer alan 30.09.2011 tarih ve 579098 numaralı toplam 1.664.089,29 TL tutarındaki ceza faturasının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılmıştır.

Dosya kapsamında yapılan incelemede; Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü'nün, Dicle Elektrik Dağıtım AŞ.ye hitaben yazmış olduğu, 21.10.2011 günlü yazıda, Sistem Kullanım Anlaşmasının 10.maddesi ve Yöntem Bildiriminin 1.5 maddesi gereğince Eylül 2011 döneminde aylık olarak bağlı olduğu fidere arıza intikal ederek kesicinin açması şeklinde tanımlanan ihlalle ilgili ceza faturası düzenlendiği belirtilmiş olup, yazı ekinde söz konusu cezaya ilişkin olarak TEİAŞ Genel Müdürlüğü tarafından 30.09.2011 tarihinde düzenlenmiş olan 1.664.089,29 TL tutarındaki ceza faturası yer almaktadır.

İptale konu cezai işlemin dayanağı olan dosya kapsamındaki Sistem Kullanım Anlaşmasında yapılan incelemede, taraflardan birinin TEİAŞ, diğerinin ise ''KULLANICI (Üretim faaliyeti gösteren şirket, ithalat ve/veya ihracat yapan tüzel kişi veya tüketici) '' olarak belirtildiği, ancak kullanıcı şirket veya kuruluşun adının yazmadığı, söz konusu anlaşmada tarafların imzalarının yer almadığı anlaşılmış olup, bu anlaşmanın ''Cezai Şartlar'' başlıklı 10.maddesinde; ''Kullanıcının ilgili mevzuat, taraflar arasında imzalanan Bağlantı Anlaşması ve bu anlaşma hükümlerinin herhangi birini ihlal etmesi, söz konusu ihlali TEİAŞ 'ın uyarısına rağmen uyarıda belirtilen süre içinde sona erdirmemesi durumunda, TEİAŞ aşağıda belirtilen cezai şartları uygulayacaktır. TEİAŞ 'ın uğradığı zararlar ayrıca tazmin edilecektir.'' hükmü yer almakta olup, İletim Sistemi Sistem Kullanım ve Sistem İşletim Tarifelerini Hesaplama Yöntem Bildiriminin 1.5 maddesinde de; ''Bir kullanıcının TEİAŞ ile Sistem Kullanım Anlaşması imzalamamış olmasına rağmen iletim sistemine bağlı olarak faaliyet göstermesi, dolayısıyla iletim sistemini kullanması halinde, Elektrik Piyasasında İletim ve Dağıtım Sistemlerine Bağlantı ve Sistem Kullanımı Hakkında Tebliğin geçici 3.maddesi uyarınca Kullanıcıların lisans almamış olmaları ve/veya sistem kullanım anlaşmalarının yapılmamış olması halinde dahi bu kullanıcıların Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği doğrultusunda onaylanan sistem kullanım bedelini ve/veya sistem işletim bedelini ödeme yükümlülükleri bulunmaktadır. Sistem Kullanım Anlaşması bulunmaksızın iletim sistemini kullanmakta olan kullanıcılar, iletim sisteminde arz güvenilirliği ve kalitesinin sağlanması amacıyla aşağıda yer alan ihlallerle karşılaşılması halinde ilgili cezai işleme tabi olacaktır.'' denilmiş olup, davacı şirketin dağıtım şirketi olarak alt yapı tesislerinin eksik ve bölgesindeki kaçak elektrik düzeyinin fazla olmasından dolayı bu madde hükmüne göre cezai işleme muhatap olduğu belirtilmiştir.

Elektrik sektöründeki dağınık yapıyı ortadan kaldırmak ve işletme bütünlüğünü sağlamak amacıyla Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kurulmuş, imtiyazlı şirketlerin görev bölgeleri ve belediye sınırları dışında tüm yurtta elektriğin üretim, iletim, dağıtım ve satış hizmetleri TEK bünyesinde toplanmıştır. Hizmetlerin daha etkin, daha verimli ve çağdaş bir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla ve özelleştirme politikaları çerçevesinde TEK, Bakanlar Kurulunun 12.8.1993 tarih ve 93/4789 sayılı Kararı ile, Türkiye Elektrik Üretim-İletim A.Ş. (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) adı altında iki ayrı İktisadi Devlet Teşekkülü olarak yeniden yapılandırılmıştır.

233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 3.maddesine ve 20.02.2001 tarih ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa dayanılarak çıkarılan ve 02.03.2001 tarihinde yürürlüğe giren 05.92.2001 tarih ye 2001/2026 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca TEAŞ; Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ), Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) ve Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt AŞ (TETAŞ) unvanlarında, anonim şirket statüsünde, üç ayrı iktisadi devlet teşekkülü şeklinde teşkilatlandırılmıştır.

TEİAŞ Devletin genel enerji politikasına uygun olarak, ülkedeki tüm iletim tesislerini devralmak, elektrik iletimi, yük tevzi ve işletme planlaması hizmetlerini yürütmek üzere 01.10.2001 tarihinde faaliyete geçirilmiştir. TEİAŞ, 233 sayılı KHK sistemi içinde, iktisadi devlet teşekkülü olarak ve mevcut mevzuat ve ana statüsü hükümleri çerçevesinde, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan (EPDK) 13.03.2003 tarihinde aldığı iletim lisansı çerçevesinde, yeni piyasa yapısına uygun olarak faaliyetlerini yürütmektedir.

 Yüksek Planlama Kurulunun (YPK) 11.06.2001 tarih ve 2001/T-19 sayılı kararı ile onaylanmış, 29.06.2001 tarih ve 24447 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren TEİAŞ ana statüsünün 3.maddesinde "Bu Anastatü ile teşkil olunan Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (Teşekkül) tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir İktisadi Devlet Teşekkülüdür." hükmü, 21. maddesinde ise, "Bu Anastatüde bulunmayan hususlarda K.H.K. hükümleri uygulanır" hükmü bulunmaktadır. 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 4. maddesindeki "1. Teşebbüsler tüzel kişiliğe sahiptir. /2. Teşebbüsler, bu Kanun Hükmünde Kararname ile saklı tutulan hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tabidir. /3. Tesebbüsler, Genel Muhasebe Kanunu ile Devlet İhale Kanunu hükümlerine ve denetimine tabi değildir. /4. Teşebbüslerin sorumlulukları sermayeleri ile sınırlıdır. Teşebbüslerin sermayesi, ilgili bakanlığın talebi üzerine Koordinasyon Kurulunca tespit edilir." hükmü ile teşebbüslerin faaliyetlerinde özel hukuk hükümlerine tabi olacağı belirlenmiştir.

Elektrik dağıtım ve perakende satış sektöründe rekabete dayalı bir ortamın oluşturulması ve gerekli reformların yapılmasını teminen dağıtım bölgeleri baz alınarak kamu mülkiyetindeki elektrik işletmelerinin yeniden yapılandırılması suretiyle elektrik enerjisi dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesine karar verilmiş ve TEDAŞ 2.4.2004 tarih ve 2004/22 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır. Dağıtım bölgeleri yeniden belirlenerek, Türkiye 21 dağıtım bölgesine ayrılmıştır.

Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan TEDAŞ; özelleştirme sürecinde bulunan ve sermayesinin tamamı T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na ait bir kuruluştur.

Amacı, elektrik enerjisinin dağıtımı, perakende satışı ve perakende satış hizmeti faaliyetlerini karlılık ve verimlilik ilkesi çerçevesinde, ticari, ekonomik ve sosyal gereklere uygun biçimde yürütmek olan TEDAŞ’ın ve buna bağlı olarak bölgesel dağıtım şirketlerinden biri olan Dicle Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi’nin yaptığı hizmetin kamu hizmeti niteliğinde olduğu açıktır.

Davacı Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş., 11.4.2011 gün ve 2011/27 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı uyarınca,228.000.000 ABD Doları bedelle en yüksek teklifi veren Karavil Dağıtım Tüketim Malları İnşaat ve Tic. Ltd. Şti. – Ceylan İnşaat ve Tic. A.Ş. Ortak girişim grubuna satılmış ve böylece özelleşmiş ve böylece özel hukuk tüzel kişisi niteliği kazandığı anlaşılmıştır.

Bununla birlikte, iptale konu cezai işlemin dayanağı olan Sistem Kullanım Anlaşması TEİAŞ ile kullanıcı firma arasında akdedilmekte olup, bu anlaşma tarafların özgür iradeleri ile imzalanan bir anlaşma mahiyetinde olmakla birlikte, her ne kadar davacı Dicle Elektrik Dağıtım AŞ söz konusu anlaşmayı imzalamamış ise de, İletim Sistemi Sistem Kullanım ve Sistem İşletim Tarifelerini Hesaplama Yöntem Bildiriminin 1.5 maddesi dikkate alındığında Sistem Kullanım Anlaşması olmadan iletim sistemini kullanan kullanıcıların da ihlal ile karşılaşılması halinde ilgili cezai işleme tabi olacakları belirtilmiştir.

Bu duruma göre, görülmekte olan davanın, taraflar arasında akdedilmiş bir anlaşma olmaksızın davacı şirkete uygulanan Sistem Kullanım Anlaşmasından kaynaklı cezai şartın iptaline ilişkin olduğu, cezai şartın yer aldığı Sistem Kullanım Anlaşmasının ise kamu hukuku ağırlıklı ve tek yanlı değil, tarafların serbest iradeleri ile imzalanarak vücut bulacak bir anlaşma olduğu, dolayısıyla olayda idarece kamu gücüne dayalı resen ve tek yanlı olarak tesis edilmiş bir işlemin söz konusu olmadığı hususları gözetildiğinde, uyuşmazlığın çözüm yerinin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yeri olacağı sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğü vekilinin görev itirazının Ankara 10. İdare Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın, BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 10. İdare Mahkemesi’nin 29.12.2011 gün ve E:2011/2394 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/188

KARAR NO: 2013/624

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET :     1-2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesi hükmünün, yürürlüğe girdiği tarihten önce İdare Mahkemesinde dava açılması nedeniyle, bakılan davada, uygulanmayacağı.

2- Davacıların, yakınlarının ölümü ile sonuçlanan trafik kazasının oluşumunda, davalı Belediyenin otobüs duraklarının yerini belirlemedeki hizmet kusurunun etkili olduğundan bahisle, uğranılan zararın İdarece tazmini istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar    : A.S.(kendi adına asaleten),(çocukları E.S., B.S., A.S. adına velayeten)

Vekilleri     : Av.G.U., Av.Y.Ö.B., Av.B.İ.U., Av.N.A.                       

Davalılar : 1-İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekilleri : Av.Av.C.A., Av.N.D.

 2-İBBB.ESHOT Genel Müdürlüğü

Vekilleri : Av.F.S., Av.Ç.Ç.

O L A Y    : Davacılar vekili dilekçesinde; 10.04.2010 tarihinde Yeşildere Caddesi 5350 Sokak kavşağında, GEÇiT2 olarak adlandırılan otobüs durağında Eshot Genel Müdürlüğü'ne ait Y.U. idaresindeki 93-390 plaka sayılı 1993 model Sanos marka belediye otobüsü ile PTT Başmüdürlüğü'ne ait 35 PT 297 plaka sayılı M.S. idaresindeki 2003 model Kanuni marka motosikletin çarpışması sonucu, müvekkillerinin murisi M.S.'nin, görev yaptığı sırada ağır yaralanarak kaldırıldığı hastanede vefat ettiğini; Yeşildere Caddesi Buca Köprüsü istikametli yolun üç şeritli olduğunu, kaza mahallinde yol üzerinde devamlı çizgi ile araç sollamanın yasak olduğunu gösterir yol çizgileri ile sağ şeritte duraklamanın yasak olduğunu belirten trafik levhası bulunduğunu; Eshot Genel Müdürlüğü'ne ait Y.U. idaresindeki belediye otobüsünün duraklama yaptığı yerde de duraklama yapılmaz işareti bulunduğunu; belediye otobüs durağının kurulmuş olduğu yol kenarının kavşak, yolun dönemeçli olduğunu, buna rağmen belediye otobüsünün, işaret levhalarına 15 m mesafede duraklama yaptığını; 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 60.maddesindeki("Taşıt yolu üzerinde, /-Duraklamanın yasaklandığının bir trafik işareti ile belirtilmiş olduğu yerlerde, / -Kavşaklar, tüneller, köprüler ve bağlantı yollarında ve buralara, yerleşim birimleri içinde 5 metre ve yerleşim birimleri içinde 5 metre ve yerleşim birimleri dışında 100 metre mesafede duraklamak yasaktır.”) açık yasa hükmüne rağmen; duraklamanın yasak olduğu yerde durak tesis edilmiş olması nedeniyle M.S.'nin vefat ettiğini; Karayolları. Trafik Kanunu'na aykırı surette, Büyükşehir Belediyesi Eshot Genel Müdürlüğü'nce kurulmuş durağın halen faal durumda olduğunu, aynı şekilde belediye hizmeti vermeye devam ettiğini, her an kazaya sebep olabilecek durumda bulunduğunu; Eshot Genel Müdürlüğü'ne ait belediye otobüs durağının duraklamanın yasak olduğu noktaya yapılmış olmasının idarenin hizmetinin kötü işlemesi, gerektiği gibi işlememesinden kaynaklanan hizmet kusuru olduğunu, ifa edilen kamu hizmetinin mevzuatta belirtilen nitelik ve ölçülere aykırı olarak yerine getirilmediğini; M.S.'nin henüz 36 yaşındayken vefat ettiğini, müvekkili A.S.'nin, eşinin ölümü ile genç yaşta dul kaldığını, evin ve üç küçük çocuğun sorumluluğunun üzerinde kaldığını ifade ederek; Davacı A.S. için 7.500.TL destekten yoksun kalma tazminatı; 20.000.TL manevi; çocukların her biri için 10.000.TL. destekten yoksun kalma tazminatı; 20.000TL manevi tazminat olmak üzere, toplamda 37.500,00. TL destekten' yoksun kalma ve 80.000,00 TL. manevi tazminat olmak üzere toplam 117.500,00TL'nin davalılardan tahsili istemiyle 20.12.2010 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı ESHOT Genel Müdürlüğü vekilleri, savunma dilekçesinde, idarelerinin araç işleteni sıfatıyla da sorumlu olduğunun iddia edilmesi sebebiyle açılan davada adli yargının görevli olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.

İZMİR 3. İDARE MAHKEMESİ: 09.02.2012 gün ve E:2010/2190 sayı ile, 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinde; İdari dava türlerinin, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davaları; idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları; kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı açılan davalar olarak sayıldığı; idari yargının idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimini yapmakla görevli olduğunun kurala bağlandığı; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarının; idari dava türlerinden biri olduğu; idarenin, idare hukuku alanında kamu gücüne dayalı olarak re-sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu işlemlere, hukuk alanında yeni durumlar oluşturmasıyla idari işlem kimliği kazandırmakta olduğu ve kural olarak bu işlemlerin özel yasal düzenlemeler dışında, idari yargı denetimine tabi bulunduğu; dosyanın incelenmesinden, 10.4.2010 tarihinde Yeşildere Caddesi 5350 Sokak kavşağında Geçit-2 olarak adlandırılan otobüs durağında ESHOT Genel Müdürlüğüne ait belediye otobüsü ile davacıların mirasçısı M.S.'nin kullandığı motosikletin çarpışması sonucu motosiklet sürücüsünün hayatını kaybetmesinde otobüs durağının yanlış yere konumlandırılmış olması ve araçtan kaynaklı nedenlerle çarpışması sonucu hizmet kusuruna dayalı olarak murislerinin vefatı nedeniyle uğradıkları zarara karşılık 37.500,00 TL destekten yoksun kalma, 80.000,00 TL manevi tazminatın taraflarına ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; bu durumda, uyuşmazlığın ESHOT Genel Müdürlüğü'nün araç isleten sıfatıyla sorumluluğuna dayalı olarak tazminat isteminden değil, otobüs durağının yanlış yere konumlandırılmış olması nedeniyle idarenin hizmet kusuruna dayalı olarak maddi ve manevi tazminat isteminden kaynaklandığı, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün, kamu hukuku ve yukarıda yer verilen 2577 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde idari yargının ve Mahkemelerinin görev ve yetkisine girdiği gerekçesiyle; davalı ESHOT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ'NÜN görev itirazın reddine, uyuşmazlığın görülmesi ve çözümlenmesinde Mahkemelerinin görevli olduğuna karar vermiştir.

Davalı ESHOT Genel Müdürlüğü vekillerinin, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yönündeki dilekçesi üzerine dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Davacıların, özetle yakınlarının ölümü ile sonuçlanan trafik kazasının oluşumunda davalı Belediyenin otobüs duraklarının yerini belirlemedeki kusurunun da etkili olduğu düşüncesi ile hizmet kusuruna dayanarak maddi tazminat ödemesi istemi ile idare mahkemesinde dava açtıklarının anlaşıldığı; 2918 sayılı Karayolları Trafik kanununun 2. maddesinde" Bu Kanun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsar." hükmü ile kanunun uygulanmasında trafik düzeni ile kişi ve kurumların bu kanuna tabi olduğunun belirlendiği; Ek 10. maddesinde ise "Karayollarının yapım, bakım ve işletmesinden sorumlu olan tüm kamu ve özel kuruluşların projelerini yapan ve uygulayan yetkili ve sorumlu kişiler, çağdaş ilim ve teknik esaslarına uymak ve uygulamak konusunda Karayolu Trafik Güvenliği Kurulunun önerilerini kuruluş kanunlarına uygun olacak şekilde değerlendirmek zorundadırlar." hükmüne yer verilerek, karayollarının bakım ve onarım faaliyetlerinde uyulacak kurallara atıf yapıldığı; 2918 sayılı yasanın 4, 10 ve 18. Maddelerinde de karayollarının işletilmesi, bakım ve onarımında Belediyelere yüklenen görev ve yetkilere yer verildiği; diğer taraftan, 2918 sayılı Yasa'nın "Görevli ve Yetkili Mahkeme" başlığını taşıyan 110. maddesinde(Değişik: 11/1/2011-6099/14 md.), "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. / Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir" denildiği, Yasa'nın Geçici 21. maddesinde ise (Ek: 11/1/2011-6099/15 md.), "Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz" hükmü ile de dava konusu idarenin sorumlu olduğu köy yolunun bakım ve onarım ve işaretleme kurallarını ihmal ettiği nedeni ile kusurlu olduğu tezine dayanan davanın görüm ve çözümünün adli yargı yerinde yapılması gerektiğinin anlaşıldığı; belirtilen tüm bu hususlara göre, daha önce davalı idare ile davacı gerçek kişiler arasındaki uyuşmazlık konusu davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle: 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça 2247 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca Danıştay Başsavcısının da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125'inci maddesinde idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunun hükme bağlandığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 2'inci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davalarının görüm ve çözümünün, idari yargının görev alanına giren idari dava türleri arasında sayıldığı; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun "Yetkili Mahkeme" başlıklı 110'uncu maddesinde; "Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi, kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir." şeklinde hükme bağlanmış iken; 19.01.2011 tarih ve 27820 sayılı Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe giren Tebligat Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 6099 sayılı Kanunun 14'üncü maddesi ile değiştirilerek, "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu kanun hükümleri uygulanır. / Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemesinde de açılabilir." hükmünün getirildiği; davadaki tazminat talebinin Belediye'ye ait otobüs sürücüsünün trafik kurallarını uygulama ve bu kurallara uyma konusundaki kusuruna dayandırılmadığı, davalı idarelerin yukarıda sözü edilen kazadan dolayı sorumluluğunun, otobüs durağının yerinin tespitinde Karayolları Trafik Kanununun "Duraklamanın yasak olduğu yerler" başlığını taşıyan 60'ıncı maddesinin, "Taşıt yolu üzerinde; duraklamanın yasaklandığının bir trafik işareti ile belirtilmiş olduğu yerlerde, / Kavşaklar, tüneller, rampalar, köprüler ve bağlantı yollarında ve buralara yerleşim birimleri içinde beş metre ve yerleşim birimleri dışında yüz metre mesafede, duraklamak yasaktır." düzenlemesine aykırı davranılmasında; dolayısıyla, kamu hizmetinin kötü işletilmesi sonucu oluşan hizmet kusuruna dayalı olduğu; hizmet kusurunun varlığının bir davada belirlenmesi ve bu belirlemeye dayalı hüküm kurulması görevinin ise, Anayasanın "Yargı Ayrılığı ilkesi" ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2' nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendi ile 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 5'inci maddesinin 1 'inci fıkrası hükümleri uyarınca, açılacak tam yargı davası yoluyla, genel görevli idari yargı yerlerine ait bulunduğu gerekçesiyle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, 2247 sayılı Yasanın 10' uncu ve izleyen maddeleri uyarınca yapılan başvurunun kabulüne hukuken olanak bulunmadığı, yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:

Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, Davalı ESHOT Genel Müdürlüğü vekillerinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacıların, yakınlarının ölümü ile sonuçlanan trafik kazasının oluşumunda davalı Belediyenin otobüs duraklarının yerini belirlemedeki hizmet kusurunun etkili olduğundan bahisle, maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle açılmıştır.

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7. maddesinin (f) bendinde, “büyükşehir ulaşım ana plânını yapmak veya yaptırmak ve uygulamak; ulaşım ve toplu taşıma hizmetlerini plânlamak ve koordinasyonu sağlamak; kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek”, (p) bendinde ise, “büyükşehir içindeki toplu taşıma hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek, büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde taksi ve servis araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek” büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayılmış; aynı Kanun’un 9. maddesinin ilk fıkrasında “Büyükşehir içindeki kara, deniz, su, göl ve demiryolu üzerinde her türlü taşımacılık hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesi amacıyla, büyükşehir belediye başkanı ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında, yönetmelikle belirlenecek kamu kurum ve kuruluş temsilcilerinin katılacağı ulaşım koordinasyon merkezi kurulacağı belirtilmiş ve maddenin ikinci fıkrasında “Bu Kanun ile büyükşehir belediyesine verilen trafik hizmetlerini planlama, koordinasyon ve güzergâh belirlemesi ile taksi, dolmuş ve servis araçlarının durak ve araç park yerleri ile sayısının tespitine ilişkin yetkiler ile büyükşehir sınırları dâhilinde il trafik komisyonunun yetkileri ulaşım koordinasyon merkezi tarafından kullanılır.” hükmüne; aynı maddenin dördüncü fıkrasında “Ulaşım koordinasyon merkezi tarafından toplu taşıma ile ilgili alınan kararlar, belediyeler ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcıdır.” hükmüne; maddenin beşinci fıkrasında “Koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcileri, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.

15 Haziran 2006 tarih ve 261999 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliği”nin 6. maddesinde, alt yapı koordinasyon merkezi ile ulaşım koordinasyon merkezi tarafından alınan ortak yatırım ve toplu taşımayla ilgili kararlar; büyükşehir belediyesi, büyükşehir dâhilindeki diğer belediyeler ve büyükşehir sınırları içindeki kamu kurum ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı belirtilmiş ve Yönetmeliğin 18. maddesinin 1. fıkrasında, kara, deniz, göl, nehir, kanal ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; otobüs, taksi, dolmuş ve servis durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek, gerçek ve tüzel kişiler ile resmi ve özel kurum ve kuruluşlara ait otopark olmaya müsait boş alan, arazi ve arsaları geçici otopark yeri olarak ilan etmek ve bunların sahiplerine veya üçüncü şahıslara işletilmesi için izin vermek, izin verilen otoparklar ile karayolu üzerindeki diğer park yerlerinde özürlüler için işaretlerle belirlenmiş bölümler ayrılmasını sağlamak Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon Merkezlerinin görevleri arasında sayılmıştır.

5216 sayılı Kanun ve Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliği dayanak alınarak çıkarılan İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliği’nin 8. maddesinin 4. fıkrasının (e) bendinde de İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi’nin kara, deniz, göl, nehir, kanal ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; otobüs, taksi, dolmuş ve servis durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek, gerçek ve tüzel kişiler ile resmi ve özel kurum ve kuruluşlara ait otopark olmaya müsait boş alan, arazi ve arsaları geçici otopark yeri olarak ilan etmek ve bunların sahiplerine veya üçüncü şahıslara işletilmesi için izin vermek, izin verilen otoparklar ile karayolu üzerindeki diğer park yerlerinde özürlüler için işaretlerle belirlenmiş bölümler ayrılmasını sağlamakla görevli olduğu; Yönetmeliğin 11. maddesinde de, İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi’nin yürütme organının İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Dairesi Başkanlığı olduğu belirtilmiştir.

Öte yandan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları kaynak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu; Kanunun "Duraklamanın yasak olduğu yerler" başlığını taşıyan 60. maddesinde; Taşıt yolu üzerinde; duraklamanın yasaklandığının bir trafik işareti ile belirtilmiş olduğu yerlerde, sol şeritte,(raylı sistemin bulunduğu yollar hariç),yaya ve okul geçitleri ile diğer geçitlerde, kavşaklar, tüneller, rampalar, köprüler ve bağlantı yollarında ve buralara, yerleşim birimleri içinde beş metre ve yerleşim birimleri dışında yüz metre mesafede, görüşün yeterli olmadığı tepelere yakın yerlerde ve dönemeçlerde, otobüs, tramvay ve taksi duraklarında, duraklayan veya park edilen araçların yanında, işaret levhalarına, yaklaşım yönünde ve park izni verilen yerler dışında; yerleşim birimi içinde onbeş metre ve yerleşim birimi dışında yüz metre mesafede, duraklamanın yasak olduğu belirtilmiştir.

Olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması amacıyla istemde bulunan ESHOT Genel Müdürlüğü’nün, 27.07.1943 gün 4483 sayılı “İzmir Tramvay ve Elektrik Türk A.Ş. İmtiyazıyla Tesisatının Satın Alınmasına Dair Mukavelenin Tasdiki ve Bu Müessesenin İşletilmesi Hakkında Kanun” ile kurulduğu; davalı Kurumun, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı, tüzel kişiliği olan katma bütçeli bir kurum olduğu; anılan Belediyenin iştiraki durumunda bulunmadığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları dâhilinde toplu ulaşım hizmetini yürüttüğü anlaşılmaktadır.

Dava dosyasının incelenmesinden; 10.4.2010 tarihinde Yeşildere Caddesi 5350 Sokak kavşağında Geçit-2 olarak adlandırılan otobüs durağında ESHOT Genel Müdürlüğüne ait belediye otobüsüne, davacıların mirasçısı M.S.'nin kullandığı motosikletin çarpması sonucu motosiklet sürücüsünün hayatını kaybettiği; davacılar vekilinin dava dilekçesinde; otobüs durağının, Trafik Kanunu'na aykırı surette yapıldığını, halen faal durumda olduğunu, duraklama noktasının her an kazaya sebep olabileceğini, Eshot Genel Müdürlüğü'ne ait belediye otobüs durağının, duraklamanın yasak olduğu noktaya yapılmış olmasının, idarenin hizmetinin kötü işlediğini ya da gerektiği gibi işlememesinden kaynaklanan hizmet kusuruna ilişkin bulunduğunu; İdarenin kamu hizmetini, mevzuatta belirtilen nitelik ve ölçülere aykırı olarak yerine getirmediğini ifade ederek; murislerinin vefatı nedeniyle uğradıkları zarara karşılık 37.500,00 TL destekten yoksun kalma, 80.000,00 TL manevi tazminatın taraflarına ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davayı açtığı anlaşılmaktadır.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Buna göre; zararın ve tazminat talebinin, Belediye'ye ait otobüs sürücüsünün trafik kurallarını uygulama ve bu kurallara uyma konusundaki dikkatsizlik ve tedbirsizliği sonucu oluşan kişisel kusura değil de, otobüs durak yerinin saptanması şeklinde somutlaşan kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında doğduğu nedeniyle idarenin hizmet kusuruna dayandırılması karşısında; kamu hizmeti yürüten İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ESHOT Genel Müdürlüğü’nün, bu hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan dava, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.

Diğer yandan; 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir”; Yasanın Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.

2918 sayılı Yasanın 110. maddesinin 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe girdiği; davanın ise İdare Mahkemesinde 20.12.2010 tarihinde açıldığı gözetildiğinde, bakılan davada, anılan madde hükmünün uygulanmayacağı açıktır.

Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girdiğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/193

KARAR NO: 2013/625

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacılara ait tarlanın yanından akan dere üzerine, davalı idarelerce köprü (menfez) inşa edilmesinden sonra dere sularının davacılara ait tarlalara zarar vermesi nedeniyle, davacılar tarafından bu zararın giderilmesine yönelik olarak menfezin tahkimat duvarlarının idarece gereği gibi inşasının yeniden yapılması ya da bu inşanın davacılar tarafından yapılabilmesini sağlayacak gerekli ödemenin yapılması istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar    : 1-H.B. 2-H.B. 3-T.B. 4-A.B.

Vekili         : Av. N.T.

Davalılar    : 1-Oruçbeyli Köyü Muhtarlığı

                    2-Tekirdağ Valiliği İl Özel İdaresi (Yatırım ve İnşaat Müdürlüğü)

Vekili         : Av.G.Y.

 3-A.C.

Vekilleri     : Av.M.İ., Av.A.G.

O L A Y    : Davacılar dilekçelerinde; Karaçalı Köyü Parsel 100 kaydındaki gayrimenkuIün mülkiyet ve zilyetliklerinde bulunduğunu; bu gayrimenkul hududunun dere olduğunu, bu dereye bir köprü yapıldığını, köprü yapılışından sonra, köprüden çıkan suyun tarlalarına taştığını ve zarar verdiğini; bu konuda Tekirdağ 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/46 D.iş sayılı dosyası ile tespit yapıldığını; tespit raporunda, projenin davalı İl Özel İdaresi Yatırım ve İnşaat Müdürlüğünce yapıldığının açık olduğunu, Kurumun araçlarının taş taşıdığının, tanıklarca bilindiğini, Kurumu bu neden ile davalı gösterdiklerini; Oruçbeyli Köyü Muhtarlığının, bu konuda İl Özel İdaresinden köprü inşası için finans temini ve bunu köprüde harcama yapmak sureti ile işi üstlendiğini; bu konuda İl Özel İdaresine yaptıkları yazılı başvuruda mesuliyetin Oruçbeyli Muhtarlığında olduğunun belirtildiğini, bu nedenle davalı gösterdiklerini; A.C.’ı, köprünün yapılmasını talep eden ve yapımında finans temin eden kişi olması nedeni ile davalı olarak gösterdiklerini; köprü yapımından önce su kendi yönünde aktığından, su basmasının hiç olmadığını; tespit dosyasında, imalatın eksik olması nedeni ile su taşkınının olduğunun görüldüğünü, taşkının önlenebilmesi için bilirkişi raporunda gösterildiği şekilde ilave imalatın yapılmasının gerektiğini, ilave imalat için 8.000,00 YTL ile 5 İş gününün gerektiği ifade ederek; eksik inşa sonrası zararın önlenmesi için eksikliklerin davalılar tarafından giderilerek zararın önlenmesinin sağlanması; aksi takdirde, eksikliğin giderilmesi için gereken bedelin, Mahkemece tespit olunarak taraflarına ödenmesinin sağlanması istemiyle adli yargı yerinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalılardan Tekirdağ İl Özel İdaresi vekilinin Mahkemeye verdiği cevap dilekçesinde; köprünün imalatının Oruçbeyli köyü muhtarlığı tarafından yapıldığını, Muhtarlığın, Özel İdare Müdürlüğüne verdiği 20/08/2004 tarih 2118 sayılı dilekçesi ile Orucbeyli Köyü ile Karacalı Köyü arasındaki dereye köprü (menfez) yaptırmak istediklerini bu konuda Köylere Hizmet Götürme Birliğinden kendilerine yardım yapılmasını istediklerini; köprü yapılması için Oruçbeyli köyü muhtarlığının İl Özel İdaresinden 2004 yılında maddi yardım talebi üzerine, sadece keşif çıkartılarak ilgili köy tüzel kişiliğine İl Daimi Encümeninin 02/09/2004 tarih 279 sayılı kararı ile Köylere Yardım Yönetmeliği çerçevesinde 1.500 YTL. Yardım verilmiş bulunduğunu; yardım talep eden tüm köylerin köy tüzel kişiliğine yardım vermenin İl Özel İdaresi'nin yükümlülüğünde olduğunu, ancak bu durumun yapılan faaliyetten dolayı köylere yardım veren İdareyi mesul durumuna getirmeyeceğini, zira hatalı veya eksik bir işlem yapıldı ise bunun ancak köy tüzel kişiliğinin sorumluluğunda olacağını; bu konuda köprüyü (menfez) köy muhtarlığının yaptırdığına dair faturalar ve evrakın da mevcut olduğunu, Oruçbeyli Köy Muhtarlığı tarafından köprü yapımında kullanılmak için Köylere Yardım Yönetmeliği çerçevesinde İdareden alınan 1.500- YTL. yardımla malzeme alındığı ve köprü yapımından Köy Tüzel Kişiliğinin sorumlu olduğunun bu evraklar ile de sabit bulunduğunu; bu menfez için İl Özel İdaresinden köy yardımının "köylünün genel talebi" olması dolayısıyla, köy tüzel kişiliğinin yardım talebinde bulunmasından dolayı verilmiş bulunduğunu, köylünün yani kamunun genel isteğinin söz konusu olduğunu; davada iddia edildiği gibi bir eksik yapılaşmanın bulunmadığını, aksi durumda bile bundan menfez için köy yardımı veren İl Özel İdaresinin değil, köy yardımını yerinde ve uygun kullanmayan köy tüzel kişiliğinin mesul olacağını ifade ederek, davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.

Tekirdağ 2.Asliye Hukuk Mahkemesi; 29/12/2009 gün ve E2008/249, K:2009/362 sayı ile, bilirkişi heyetinin 08/06/2009 tarihli raporları ile davacıların taşınmazının hududundaki dere yatağına köy yolu asfaltından tarlalara ve ormana geçişin sağlanması amacı ile yapılan menfezin derenin kesitini yarı yarıya düşürdüğünden akan suyun miktarının ve dolayısı ile hızının artmasına neden olduğunu, sel sularının davacılara ait taşınmaza zarar vermemesi için taş tahkimatların 3m daha yükseltilmesi ve 50 m devam etmesi gerektiğini, ilk 30 m’lik kısmın hA.lı taş tahkimatı olması gerektiği, bu işlemin yapılabilmesi için 10 gün ve 12.000,00 TL masraf gerektiğini, eksikliklerin tamamlanması halinde aynı zararın meydana gelmeyeceğini rapor ettiklerinin görüldüğü, menfezin yapımında davalıların müşterek ve müteselsil hareket ettikleri anlaşıldığından, davacının davasının kabulüne karar vermiş; kararın temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 26/01/2011 gün ve E:2010/1795, K:2011/648 sayı ile; Davacı yanın, davalı Muhtarlığın diğer davalı Özel İdare’den sağladığı para yardımı ile yaptırdığı köprü inşaatı nedeniyle zarara uğradığını belirterek, davalı idarelerin işlem ve eylemleri nedeniyle zarara uğradıklarını ileri sürdüklerine göre, böyle bir isteğin 11.2.1959 günlü, 17/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 2/I-b maddesi gereğince tam yargı davasının konusu oluşturduğu ve bu davalara bakmaya idari yargı yerinin görevli bulunduğu; yerel mahkemece açıklanan yön gözetilerek, davalılar Özel İdare Müdürlüğü ile Oruçbeyli Köyü Muhtarlığı yönünden yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddedilmesi gerekirken işin esasının incelenmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulmasının gerekmiş olduğu; diğer davalı A.C.’ın temyiz itirazına gelince; adı geçen davalının köprü yapımındaki katkısı inşaatın yapılması için köy muhtarlığına para yardımında bulunmak olup inşaatın plan ve projesinin yapımcısı olmadığı gibi karara katılanlar arasında da olmadığından ona husumet yöneltilemeyeceği; yerel mahkemece açıklanan olgu gözetilerek, davalılardan A.C. hakkındaki davanın husumet yönünden reddedilmemiş olması doğru olmadığından kararın bu nedenle de bozulması gerektiği; sonuçta temyiz olunan kararın gösterilen nedenlerle davalılardan Özel İdare Müdürlüğü ile Oruçbeyli Köyü Muhtarlığı yönünden; diğer bentte gösterilen nedenlerle diğer davalı A.C. yararına Bozulmasına karar vermiş; karar düzeltme istemi Daire’ce reddedilmiş; Mahkemece bozma ilamına uyulmuştur:

TEKİRDAĞ 2.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:18.10.2011 gün ve E:2011/338, K:2011/298 sayı ile; dava dosyasının özetini yaptıktan ve bozma ilamına uyulmuş olduğu belirtildikten sonra; Mahkemenin bozma ilamına uyduktan sonra bozma ilamı doğrultusunda işlem yapmak durumunda olduğu; bozma ilamına göre araştırılması gereken herhangi bir hususun bulunmadığı; bozma ilamında da belirtildiği gibi davanın açılmasına neden olan zararın doğumuna neden olan bir idari kararın ve uygulanmasının söz konusu olduğu; idarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararlara karşı açılacak davalarda mahkemelerinin değil, idari yargının görevli bulunduğu; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK 3. maddesinde "Her tür idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara Asliye Hukuk Mahkemeleri bakar. " denildiği; buna göre de vücut bütünlüğünden doğan zararların Adli yargı, eşyaya verilen zararların da idari yargının görevinde bulunduğu; son yasal düzenlemeye göre de her ne kadar görev kamu düzenini ilgilendirip yargılamanın her aşamasında talep üzerine veya resen dikkate alınması gerekiyor ise de yeni yasa karşısında da durumun değişmediği; yine diğer davalı A.C. yönünden bozmada belirtilen gerekçenin, mahkemelerince de gerekçe olarak kabul edilip bu davalı yönünden husumet yokluğu nedeni ile davanın reddine, diğer davalılar yönünden dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmanın gerekmiş olduğu gerekçesiyle; davacının davasının davalı A.C. yönünden husumet yönünden REDDİNE; davacının dava dilekçesinin davalılar Tekirdağ İl Özel İdaresi ve Oruçbeyli Köy Muhtarlığı Tüzel Kişiliği yönünden mahkemelerinin görevsiz olması nedeni ile REDDİNE, Tekirdağ İdare Mahkemesinin görevli ve yetkili olduğuna karar vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Bu defa Davacılar vekili tarafından; davacılara ait tarlanın yanından akan dere üzerine menfez inşa edilirken, oluşacak sel sularının davacılara ait tarlalara zarar vermemesi için “inşa olunan menfezin eksik ve hatalı tahkimatlarının eksikliklerinin tamamlanması veya bu tahkimatların tamamlanması veya bu eksikliklerin tamamlanması için gerekeli iznin ve tamamlama için gerekli 12.000,00 TL. (onikibin TL) ile Tekirdağ 2.Asliye Hukuk Mahkemesi dosyasındaki toplam 1.221,66 TL Mahkeme masraflarının davacılara ödenmesi” istemiyle 1-Oruçbeyli Köyü Muhtarlığı ile 2-Tekirdağ Valiliği İl Özel İdaresi Yatırım ve İnşaat Müdürlüğü'ne karşı idari yargı yerinde dava açılmıştır.

TEKİRDAĞ İDARE MAHKEMESİ; 20.03.2012 gün ve E:2012/296 sayı ile, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun dava çeşitlerinin sayıldığı 2. kısmı altında düzenlenen "Eda Davası" başlıklı 105. maddesinde; "Eda davası yoluyla mahkemeden, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkum edilmesi talep edilir." hükmüne, "Terditli Dava" başlıklı 111. maddesinin 1. fıkrasındaysa; "Davacı, aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilik-ferilik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır." hükmüne yer verilmiş, yine aynı kanunun 1.maddesinde; "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir." denildikten sonra "Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi" başlıklı müteakip 2. maddesinde; "1- Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. 2- Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir." hükmünün kurala bağlandığı; yasa koyucunun, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanun'unun "İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinde; "1- İdari dava türleri şunlardır: a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden, biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar. / 2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır, İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler. / 3. Cumhurbaşkanının doğrudan doğruya yaptığı işlemler idari yargı denetimi dışındadır." şeklinde düzenlemeye gitmiş olduğu; dava dosyasının incelenmesinden, davacıların taleplerinin; ya tarlalarının yanındaki dere üzerine inşa edilen menfezin mütemmim cüzü olan tahkimat duvarlarının yükseltilmesi ya da bu tahkimatların gereği gibi inşasına yeterli bir miktar paranın kendilerine ödenmesinden ibaret olduğu, bu hususların adli yargı mercileri önünde açılabilecek bir eda davasında terditli olarak uyuşmazlık konusu edilebileceği, ortada idari davaya konu edilebilecek idari bir işlem veya idari bir işlem yahut eylemden kaynaklanan bir zarar bulunmadığından, davacıların taleplerinin idari yargı kolunda açılabilecek bir dava türü vasıtasıyla karşılanamayacağı, dolayısıyla uyuşmazlığın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı; bakılan dava, Tekirdağ 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 18/10/2011 gün ve E:2011/338 K:2011/298 sayılı görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra açıldığından, 2247 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi zorunluluğunun doğduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosyanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesince bu konuda karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, idari yargı dosyası ile birlikte adli yargı dosyası da gönderilmek suretiyle 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında, davalılardan 1-Oruçbeyli Köyü Muhtarlığı ile 2-Tekirdağ İl Özel İdaresi yönünden doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacılara ait tarlanın yanından akan dere üzerine davalı idarelerce köprü(menfez) inşa edilmesinden sonra, dere sularının davacılara ait tarlalara zarar vermesi nedeniyle; davacılar tarafından bu zararın giderilmesine yönelik olarak menfezin tahkimat duvarlarının idarece gereği gibi inşasının yeniden yapılması ya da bu inşanın davacılar tarafından yapılabilmesini sağlayacak gerekli ödemenin yapılması istemiyle açılmıştır.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projenin hukuka aykırı olduğu nedeniyle iptali için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak davalar ile, idarenin aynı plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılacak davaların görüm ve çözümünün, iptal ve tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu, idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Anayasanın 125 inci maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, bununla birlikte idarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişinde nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusurunun hizmetin kötü işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleştiği ve bunun idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açtığında kuşku bulunmamaktadır.

Olayda, davacılar tarafından, davalı idarelerce, tarlalarının yanından akan dere üzerinde yapılan betonarme kutu menfezin ve devamındaki taş tahkimatların yetersiz olması ve imalatın hatalı yapılmasından dolayı oluşan sel sularının tarlalarına zarar verdiğinden bahisle; yapılan tahkimat duvarlarının gereği gibi inşası ya da bu tahkimatların gereği gibi inşası için gerekli masrafları karşılamaya yeterli miktarın ödenmesi istemiyle, davalı kamu tüzel kişilerine karşı dava açıldığı anlaşılmaktadır.

Ancak, davacıların, davalarını alışılagelmiş, klasik tazminat davası şeklinde açmadıkları; idarece inşa edilen menfezden kaynaklanan, kendi malvarlıklarında meydana gelen eksilmeyi, doğrudan uğradıkları zararın tazminini istemek yerine; idarelerin, uğranılan zararı giderecek şekilde mevcut menfezi ve tahkimat duvarında değişiklik yapmaları, eğer bu yola gidilmeyecek ise de, eksik yapılaşmanın kendileri(davacılar) tarafından giderilmesine izin verilmesi, bunun için de eksik inşa bedelinin davalılar tarafından kendilerine(davacılara) ödenmesi şeklinde talepte bulundukları görülmektedir.

İdare hukuku alanında verilen zararın genel olarak para ile karşılandığı, idarenin, para dışındaki bir tazmin şekline mahkum edilmesinin uygulamada bazı güçlükler doğurduğu, kararın yerine getirilmesini güçleştirdiği; Danıştay’ın da, Fransız Danıştayı gibi, kural olarak paranın dışında diğer tazmin yollarına gitmediği görülmekte ise de; Doktrinde; tam yargı davalarının, tazminat davalarını da kapsayan ancak ondan daha geniş bir kapsam içerdiği; buna göre, uğranılan zararın karşılanmasının, verilen zararın niteliğine göre, bazen eski durumun geri getirilmesi, bir şeyin aynen ifası, ya da bir miktar paranın ödenmesi biçiminde de olabileceği kabul edilmektedir. (İdare Hukuku C.2-İdari Yargılama Hukuku; Gözübüyük&Tan, s.733)

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'unun dava çeşitlerinin sayıldığı 2. kısmı altında düzenlenen "Eda Davası" başlıklı 105. maddesinde; "Eda davası yoluyla mahkemeden, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkum edilmesi talep edilir." hükmüne yer verilmiş; buna karşılık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “ İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında, idari dava türleri: iptal, tam yargı ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmış; bu maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde tam yargı davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan dava olarak tanımlanmış; 3'üncü maddesinde, tam yargı davalarına ilişkin dilekçelerde uyuşmazlık konusu miktarın gösterileceği belirtilmiş; 14'üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (g) bendinde, dilekçelerin 3 ve 5'inci maddelere uygun olup olmadığı yönlerinden inceleneceği öngörülmüş; 15'inci maddesinin birinci fıkrasında, Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3'üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14'üncü maddenin; 3'üncü fıkrasının (g) bendinde yazılı halde otuzgün içinde 3 ve 5'inci maddelere uygun şekilde yeniden düzenlenmek veya noksanları tamamlanmak yahut (c) bendinde yazılı hallerde, ehliyetli olan şahsın avukat olmayan vekili tarafından dava açılmış ise otuzgün içinde bizzat veya bir avukat vasıtasıyla dava açılmak üzere dilekçelerin reddine karar verileceği kuralına yer verilmiş olup, anılan Yasada, eda davası şeklinde bir dava türüne yer verilmemiştir.

Her ne kadar, dava 6100 sayılı Kanunun 105. maddesi kapsamında bir eda davasını çağrıştırmakta ise de, dava dilekçesindeki iddiaların, davalı idarelerin idari eylem ve işlemleri nedeniyle idare hukuku alanındaki tazmin sorumluluğuna ilişkin bulunduğu, dava konusu edilen işin kamu hizmeti olduğu, kamu hizmetini yürütmekle yükümlü kılınan kamu kuruluşlarının, kamu hizmetini yürütürken kişilere verdikleri iddia olunan zararın giderilmesine ilişkin davada; kamu hizmetinin yöntemine ve hukuk kurallarına uygun olarak yürütülüp yürütülmediği, kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediği, sonuçta, hizmet kusuru ve idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tayin ve tespitinin önem kazandığı; bu bağlamda davanın 2577 sayılı Yasanın 2'nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen tam yargı davası niteliğini taşıdığı; bu dava ile ulaşılmak istenilen asıl amacın; davacıların taşınmazlarında, idarelerce yaptırılan menfez ve tahkimat duvarları nedeniyle uğranılan zarara ve bu zararın giderilmesine ilişkin olduğu; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir görevi yerine getirirken tesis ettiği idari işlem ve eylemler nedeniyle hakları muhtel olanlar tarafından açılacak davaların özel hukuk hükümleri çercevesinde adli yargı yerlerinde görülmesine olanak bulunmadığı, dava dilekçesinde, terditli biçimde ifade edilen talep farklılığının, bu durumu değiştirecek niteliği bulunmadığı; bu eksikliğin, İdari Yargı yerince dilekçe ret kararı verilmek suretiyle tamamlatılmasının mümkün olduğu açıktır.

Dolayısıyla; davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Tekirdağ İdare Mahkemesi’nin başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ    : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Tekirdağ İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/196

KARAR NO: 2013/626

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Özelleştirme Uygulamaları Kapsamında İşsiz Kalan ve Bilahare İşsiz Kalacak Olan İşçilerin Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Geçici Personel Statüsünde İstihdam Edilmelerine İlişkin Esasları düzenleyen 2004/7898 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde; 21.03.2006-01.01.2009 tarihleri arasında Mersin Adliyesinde 657 sayılı Yasanın 4/C maddesi uyarınca görev yapıp emekli olan davacının; askerlik borçlanma bedeline ilişkin alacağının ödenmesi istemiyle açtığı davanın, 2577 sayılı İYUK.’nun 2/1-c. maddesi kapsamında İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : M.A.

Vekili         : Av.M.A.

Davalılar    : 1-Adalet Bakanlığı(Adli Yargıda)

Vekili         : Haz.Av.F.A.

2-Mersin Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Bşk. (İdari Yargıda)

O L A Y    : Ergani Çimento A.Ş. Genel Müdürlüğü bünyesinde yaklaşık 12 yıl çalıştıktan sonra 18.01.1998 tarihinde, kurumun özelleştirilmesi üzerine işten çıkarılan davacı; Özelleştirme Uygulamaları Kapsamında İşsiz Kalan ve Bilahare İşsiz Kalacak Olan İşçilerin Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Geçici Personel Statüsünde İstihdam Edilmelerine İlişkin Esasları düzenleyen 2004/7898 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde; 21.03.2006-01.01.2009 tarihleri arasında Mersin Adliyesinde 657 sayılı Yasanın 4/C maddesi uyarınca görev yapıp 01.01.2009 tarihinde emekli olmuştur.

Davacı dava dilekçesinde; emekliliğe ayrılması nedeniyle tüm haklarının (kıdem tazminatı, yol harcırah, yemek bedeli ve Askerlik Borçlanma tutarları) tarafına ödenmesi hususunda 06/05/2009 tarihinde Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına başvuru yaptığını, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının, 05/10/2009 tarih B.03.1.imi.1.33 00 00 09/501 sayılı yazısıyla, söz konusu alacaklarının ödenemeyeceğini bildirdiğini; Mersin Adli Yargı Adalet Komisyonu ile kendisi gibi 657 sayılı 4/C kapsamındaki personel arasında imzalanan sözleşmede "1 yıldan az süreli istihdam edilen geçici personele hizmet sözleşmesinde belirtilen ücretler dışında başka ücret ödenmez ve bu sözleşmelerine bu yolda hüküm konulmaz" hükmünün bulunduğunu; çalıştığı sürelerde herhangi bir ücret fazlalığı talebinin olmadığını ancak emekliliğe ayrılması sebebiyle ücretleri hak ettiğini düşündüğünü ifade ederek; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile tüm işçilik alacaklarının tahsili şartı ile davanın kabulüne, 100,00 TL kıdem tazminatı, 100,00 TL yol harcırahı, 100,00 TL yemek bedeli, 100,00 TL askerlik borçlanma bedeli, 100,00 TL fazla mesai bedelinin, 01/01/2009 tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle; adli yargı yerinde dava açmıştır.

MERSİN 1.İŞ MAHKEMESİ: 25.05.2010 gün ve E:2009/1012, K:2010/204 sayı ile; davacının davalı Adalet Bakanlığı iş yerine özelleştirmeden geldiği, bu talepler için 657 sayılı yasaya göre istemde bulunulmasının gerektiği, davaya idare mahkemesinde devam edilmesinin gerektiği; Mahkemelerinin yetkisiz olduğu gerekçesiyle; Mahkemelerinin yetkisizliğine dosya kesinleştiğinde yetkili ve görevli olan Mersin İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, bu bakımdan dava dilekçesinin reddine karar vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Bu defa, Davacı vekili; Mersin Adliyesinde sözleşmeli personel olarak görev yapmakta olan müvekkilinin göreve başladığı 21.03.2006 tarihinden itibaren yapmış olduğu fazla mesai nedeniyle ödenmeyen mesai ücretinin, askerlik borçlanma bedelinin, kıdem tazminatı ve yol harcırahının ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin 10.09.2009 tarih ve 501 sayılı işlemin iptali ile müvekkilinin hak ettiği 3.000 TL Kıdem Tazminatı, 500,00 TL Yol Harcırahı, 5.000 TL Yemek Bedeli, 4.379,40 TL Askerlik Borçlanma Bedeli, 5.000 TL Fazla Mesai Ücretinin hak ediş tarihlerinden itibaren işletilecek mevduata uygulanan en yüksek reeskont faizi ile birlikte tazmini talebi ile Mersin 1 İdare Mahkemesi’nde 2010/1845 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını ancak mahkemenin 17.11.2011 tarihinde her bir tazminat talebine karşı ayrı ayrı dava açılmak üzere davanın reddine karar vermiş olduğunu ifade ederek; Mersin Adliyesinde sözleşmeli personel olarak görev yapmakta iken 01.09.2009 tarihinde emekliye ayrılan müvekkilinin, 657 sayılı Yasanın 4/c maddesi kapsamında 21.03.2006-01.01.2009 tarihleri arasındaki çalışması nedeniyle tüm haklarının hesaplanarak müvekkiline ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin 10.09.2009 tarih ve 501 sayılı işlemin iptali ile müvekkilinin hak ettiği 4.379,40 TL Askerlik Borçlanma Bedelinin hak ediş tarihinden itibaren işletilecek mevduata uygulanan en yüksek reeskont faizi ile birlikte tazmini istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

MERSİN 1. İDARE MAHKEMESİ; 24.02.2012 gün ve E:2011/1931, K:2012/218 sayı ile; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 101. maddesinde, "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür." hükmünün yer aldığı; dava dosyasının incelenmesinden; 21.03.2006-01.01.2009 tarihleri arasında Mersin Adliyesinde 657 sayılı Yasanın 4/C maddesi uyarınca görev yapıp 01.01.2009 tarihinde emekli olan davacının "çalıştığı dönemde kendisinden kesilen askerlik borçlanma bedelinin tarafına iadesi istemiyle yaptığı 06.05.2009 günlü başvurunun dava konusu işlem ile reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığının anlaşıldığı; bu durumda, 5510 sayıl Yasa uyarınca davacıdan tahsil edilen askerlik borçlanma primlerinin iadesi istemiyle açılan işbu davanın görüm ve çözümünün 5510 sayılı Yasanın yukarıda metni verilen 101. maddesi uyarınca İş Mahkemesinin görev alanında olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15/1-a maddesi uyarınca davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar da temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

I-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının; adli yargı dosyası ile birlikte 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği; her iki yargı yerinde “askerlik borçlanma bedeli” yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Özelleştirme Uygulamaları Kapsamında İşsiz Kalan ve Bilahare İşsiz Kalacak Olan İşçilerin Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Geçici Personel Statüsünde İstihdam Edilmelerine İlişkin Esasları düzenleyen 2004/7898 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde; 21.03.2006-01.01.2009 tarihleri arasında Mersin Adliyesinde 657 sayılı Yasanın 4/C maddesi uyarınca görev yapıp emekli olan davacının; askerlik borçlanma bedeline ilişkin alacağının ödenmesi istemiyle açılmıştır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun istihdam şekillerini düzenleyen değişik 4. maddesinde, kamu hizmetlerinin memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürüleceğine işaret edilmiş ve (C) bendinde, “C) Geçici personel: Bir yıldan az süreli veya mevsimlik hizmet olduğuna Devlet Personel Başkanlığı ve Maliye Bakanlığının görüşlerine dayanılarak Bakanlar Kurulunca karar verilen görevlerde ve belirtilen ücret ve adet sınırları içinde sözleşme ile çalıştırılan ve işçi sayılmayan kimselerdir.” şeklinde tanımlanmıştır.

Diğer taraftan, “Özelleştirme Uygulamaları Kapsamında İşsiz Kalan ve Bilahare İşsiz Kalacak Olan İşçilerin Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Geçici Personel Statüsünde İstihdam edilmelerine İlişkin Esaslar”ı düzenleyen 2004/7898 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın 3. maddesinde, “… Geçici personele bu esaslarda belirtilen ücretler dışında her hangi bir ad altında bir ücret ödenemez ve sözleşmelerine bu konuda hüküm konulamaz…” hükmüne; yine 2008/13126 sayılı, “Kamu Kurum ve Kuruluşlarındaki Geçici Mahiyetteki İşleri Yürütmek Üzere Geçici Personel İstihdamı ve Bu Personele Ödenecek Ücretler Hakkında”ki Bakanlar Kurulu Kararının 3 maddesinin 5. fıkrasında, “Geçici personele bu Kararda belirtilen ücretler dışında her hangi bir ad altında ücret ödenemez ve sözleşmelerine bu yolda hüküm konulamaz.”hükmüne; “Sözleşmenin feshi halinde tazminat hakkı” başlıklı 10.maddesinde, “Geçici personelin hizmet sözleşmesinin feshinde, ihbar, kıdem veya sair adlar altında herhangi bir tazminat ödenmez.” hükmüne; ayrıca, anılan Kararın 1. maddesinde, istihdam edilecek geçici personelde, 657 sayılı Kanununun 48.maddesinin (A) bendinin1, 4, 6 ve 7 numaralı alt bentlerinde belirtilen şartların aranacağı; 7.maddesinde, çeşitli kanun, tüzük ve yönetmeliklerde Devlet memurları için suç sayılan fiil ve hareketler ile yaptırımların, bu Karar gereğince istihdam edilecek geçici personel için de geçerli olacağı hükümlerine yer verilmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinden; davacının, Ergani Çimento A.Ş. Genel Müdürlüğü bünyesinde çalıştıktan sonra kurumun özelleştirilmesi üzerine işten çıkarıldığı; Özelleştirme Uygulamaları Kapsamında İşsiz Kalan ve Bilahare İşsiz Kalacak Olan İşçilerin Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Geçici Personel Statüsünde İstihdam Edilmelerine İlişkin Esasları düzenleyen 2004/7898 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde; 21.03.2006-01.01.2009 tarihleri arasında Mersin Adliyesinde 657 sayılı Yasanın 4/C maddesi uyarınca Geçici personel olarak görev yaptığı, 01.01.2009 tarihinde emekli olduğu; 06.05.2009 tarihli dilekçe ile Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurarak; Mersin Adliyesi bünyesinde çalıştığı sürelerin, emekliliğe ayrılması nedeni ile tüm haklarının (kıdem tazminatı, yol harcırahı, yemek bedeli ve askerlik borçlanma tutarları) ödenmesini talep ettiği; isteğinin Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 10.9.2009 tarih B.03.1.İMİ.1.33 00 00 00 ­09/501 sayılı işlemiyle reddedildiği; bu işlemde ret gerekçesi olarak; -yukarıda belirtilen- Bakanlar Kurulu kararlarında yer alan, “geçici personele, bu Kararda belirtilen ücretler dışında herhangi bir ad altında ücret ödenemez ve sözleşmelerine bu yolda hüküm konulamaz” hükmünün gösterildiği anlaşılmıştır.

Olayda davacının, 657 sayılı Yasa’nın 4/C. maddesine istinaden çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararları gereğince, “Geçici Personel” statüsünde, Hizmet Sözleşmesi ile çalıştırıldığı anlaşılmakta olup, anılan yasal düzenlemelere göre işçi sayılmayan “kamu görevlisi” olduğu; öte yandan, idare hukuku esaslarına göre düzenlenen hizmet sözleşmesinin de “idari sözleşme” niteliği taşıdığı kanaatine varılmıştır.

İdarenin, kamu görevlisi sayılan personeli ile arasındaki ilişki, idare hukuku ilkelerine dayanan ve idare hukuku ilkeleriyle düzenlenen bir kamu hukuku ilişkisidir. Her ne kadar, hizmet sözleşmesinin 9. maddesi ile, davacı Sosyal Sigortalar Kanunu hükümlerine tabi kılınmış ise de, personelin bağlı olacağı sosyal güvenlik kurumunu belirleyen bu hüküm, taraflar arasındaki kamu hukuku ilişkisini değiştiremez ve ortadan kaldıramaz.

Bu duruma göre ve uyuşmazlığın çözümünde 2004/7898 ve 2008/13126 sayılı Bakanlar Kurulu Kararları ile bu kararlara istinaden taraflar arasında imzalanan Hizmet Sözleşmesi hükümleri irdelenerek bir sonuca ulaşılabileceği gözetildiğinde, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-c. maddesinde belirtilen idari sözleşmeden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlık kapsamındaki davanın görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Mersin 1.İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Mersin 1.İdare Mahkemesi’nin 24.02.2012 gün ve E:2011/1931, K:2012/218 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/204

KARAR NO: 2013/627

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davalı Zonguldak Belediyesi tarafından meclis Kararına istinaden, iş yerleri ile ilgi olarak davacı adına belirlenen 2.832,00' şer TL tutarındaki katı atık, toplama taşıma ve bertaraf ücreti ödenmesine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davanın gerek su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir kanun ile düzenlenmeyen Zonguldak Belediyesince tesis edilmiş olması, gerekse de taraflar arasında abonelik ilişkisi bulunuyor olması birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu ücretin idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet karşılığında maliyet-kâr esasına göre idarece belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu anlaşılmakla, ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : B.Z.

Vekili          : Av. E.M.

Davalı         : Zonguldak Belediye Başkanlığı – ZONGULDAK

Vekili          : Av. R.E. (İdari Yargıda)

O L A Y    : Davacı vekili özetle, davacı adına 03.01.2011 tarihinde tebliğ edilen yazı ile 2010 yılı 12 ay için, Terakki Mahallesi Cumhuriyet Caddesi 18/E sayılı yer ile ilgili olarak toplam 2.832,00 TL katı atık toplama, taşıma, bertaraf ücreti ile, 11.01.2011 tarihinde tebliğ edilen yazı ile de terakki Mahallesi Doktor Oğuz Gürcan Sokak no:1 sayılı yer için 2010 yılı için 12 aylık toplam 2.832,00 TL ve 21.01.2011 tarihinde tebliğ edilen işlem ile de Meşrutiyet Mahallesi UzunM. Caddesi no:15 sayılı yer için 2010 yılı için 12 aylık toplam 2.832,00 TL katı atık toplama, taşıma ve bertaraf ücretinin tahakkuk ettirilerek tebligatların bırakıldığını, söz konusu katı atık toplama, taşıma ve bertaraf ücretleri ile ilgili yapılan tahakkuk işlemlerinin yasaya aykırı olduğunu, her ne kadar tahakkuk işlemleri B.Z. adına yapılmış ise de, iş yerlerinin Paşalar Gıda (Ltd. Şti.), Paşalar Gıda ve Temz. Ürn. Turz. Teks. İnş. Oto. Elkt. Elektronik Tlkm. San. Tic. Taah. ve Paz. Ltd. Şti. unvanlı şirketlere ait olduğunu, B.Z.'ın şahsına yapılan tahakkuk işlemlerinin bu nedenle yasaya aykırı olduğundan iptali gerektiğini, adı geçen iş yerlerinin ayrı ayrı su aboneliğine tabi olup, çevre temizlik vergisi olarak su bedeli ile birlikte davaya konu edilen işlemlerle ilgili hizmet ücretleri de alındığını, aynı konuda ikinci bir hizmet ücreti alınmasına dair işlemin yasaya aykırı olduğunu belirterek söz konusu işlemlerin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Zonguldak Vergi Mahkemesi; 03.02.2011 gün, E:2011/205, K:2011/135 sayı ile özetle, uyuşmazlığın çözümünde genel görevli İdare Mahkemesi görevli olduğundan, davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

Zonguldak İdare Mahkemesi; 09.03.2011 gün, E:2011/280, K:2011/245 sayı ile özetle, ‘’Su, atık su ve katı atıklardan alınacak ücretler vergi, resim, hA. ve benzeri mali yükümlerden sayılamayacağından, bu konudaki tarifelerle ilgili uyuşmazlıkların çözümünde idare mahkemesi görevlidir. Ancak sözleşme yapıldıktan sonra abonman sözleşmesinin tarafı olan kişiden su, atık su ve katı atık toplama, taşıma ve bertaraf bedeli istenilmesine ilişkin faturaya dayalı ve bu neviden işlemlerle ilgili olarak açılacak davaların adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir. İdarenin faaliyet alanıyla ilgili olarak yürürlüğe koyduğu düzenleme ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminin idari yargı yerinde ve idare mahkemelerinde, abonman sözleşmesine dayanan alacak-borç ilişkisi kapsamındaki atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların ise adli yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerekmekte olup, dava konusu uyuşmazlığın davacı ile davalı idare arasında yapılan abonman sözleşmesine dayanılarak istenilen tahakkuk işlemlerinden kaynaklandığı, katı atık toplama taşıma ve bertaraf ücretlerinin belirlenmesine ilişkin Belediye Meclis Kararlarının iptali istemiyle açılan davaların idari yargının görev alanına girmesine karşın tahakkuk işlemlerine karşı açılan davaların yukarıda yer alan hukuki düzenlemelerde de belirtildiği üzere adli yargının görev alanına girdiği anlaşıldığından iş bu davada mahkememizin görevsiz olduğu sonucuna varılmıştır.’’ demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş olup, bu karara karşı yapılan itiraz başvurusu üzerine Zonguldak Bölge İdare Mahkemesi 26.05.2011 gün, E:2011/439, K:2011/456 sayı ile itirazın reddine karar vermiş, bu karara karşı yapılan karar düzeltme başvurusu üzerine Zonguldak Bölge İdare Mahkemesi 09.09.2011 gün, E:2011/568, K:2011/591 sayı ile karar düzeltme talebinin reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır.

Zonguldak 2. Sulh Hukuk Mahkemesi; 23.02.2012 gün, E:2011/962, K:2012/159 sayı ile özetle, ''... yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve bu delillerden özellikle davacının talep dilekçesi içeriğine, davaya konu borcun veya alacağın niteliğine, Zonguldak vilayetinde su ücreti, çevre temizlik vergisi, katı atık bertaraf ücreti, atık su bedeli gibi ücretlerin takibinin Zonguldak Belediye Başkanlığınca yapıldığı, Belediye Gelirleri Kanununun mükerrer 44. Maddesinin uygulandığı, bu halde ise davaya konu alacak borç meselesinin aynı zamanda amme alacağı niteliğinde bulunduğu, vergi mahiyetinde olan davaya konu ücretin tahsiline dair ihtilaflar bakımından Vergi Mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmakla, yargı yolu bakımından mahkememizin görevsizliğine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.'' demek suretiyle davanın görev yönünden reddine, karar kesinleştiğinde görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1-2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2-2247 sayılı Yasa’nın 19.maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasa koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, Zonguldak 2.Sulh Hukuk Mahkemesi’nce re’sen yapılan başvuru, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamaktadır.

Ancak, adli ve idari yargı yerleri arasında olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren Mahkemece İdari Yargı dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği, sonuçta usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davalı Zonguldak Belediye’si tarafından 18.11.2009 gün, 133 sayılı Meclis Kararına istinaden, Paşalar Mahallesi Meşrutiyet Sokak UzunM. Caddesi no:15 Merkez/Zonguldak, Terakki Mahallesi Doktor Oğuz Gürcan Sokak no:1 Merkez/Zonguldak, Terakki Mahallesi Cumhuriyet Caddesi no:18/E Merkez/Zonguldak adreslerinde bulunan iş yerleri ile ilgi olarak davacı adına 2010 yılı için belirlenen toplam 2.832,00' şer TL tutarındaki katı atık, toplama taşıma ve bertaraf ücreti ödenmesine ilişkin davalı idare işlemlerinin iptali istemiyle açılmıştır.

03/07/2005 gün ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun ‘’Belediyenin Yetkileri ve İmtiyazları’’ başlıklı 15. maddesinin (d) bendinde, özel kanunları gereğince belediyeye ait vergi, resim, hA., katkı ve katılma paylarının tarh, tahakkuk ve tahsilini yapmak; vergi, resim ve hA. dışındaki özel hukuk hükümlerine göre tahsili gereken doğal gaz, su, atık su ve hizmet karşılığı alacakların tahsilini yapmak veya yaptırmak belediyenin yetki ve imtiyazları arasında sayılmıştır.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun ‘’Ücrete Tabi İşler’’ başlıklı 97.maddesinde; ‘’Belediyeler bu Kanunda hA. veya katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı olarak ifa edecekleri her türlü hizmet (...) için belediye meclislerince düzenlenecek tarifelere göre ücret almaya yetkilidir. Belediye'ye tekel olarak verilmiş işler kendi özel hükümlerine tabidir.’’ hükmü yer almakta olup, kanuna 15.7.1993 günlü Resmi Gazetede yayımlanan 3914 sayılı Kanunla eklenen ve "Çevre Temizlik Vergisi" başlığını taşıyan mükerrer 44.maddesinde de;belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binaların çevre temizlik vergisine tabi olduğu, çevre temizlik vergisinin katı atıklar için maddedeki tarifeye göre hesaplanacağı, belediyelerin, atık su ile ilgili olarak da, katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi alacakları, atık su ile ilgili çevre temizlik vergisinin su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılacağı ve bu bedel ile birlikte tahsil edileceği, su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde ise atık su bedellerinin tahsiline ilişkin uygulamanın kendi kanunlarındaki hükme bağlı olduğu hükmüne yer verilmiştir.

Belediye, belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini ifade etmektedir.

Böyle olmakla birlikte, bu kuruluşun kişilere sağladığı hizmete ilişkin işlem ve eylemlerinin yargısal denetimini yapacak yargı düzenini belirleyebilmek için, işlem ya da eylemin özel hukuk ilişkilerinden veya kamusal yetkilerin kullanılmasından doğup doğmadığına bakmak gerekir.

Dosyanın incelenmesinden, davalı Zonguldak Belediyesi’nce 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 11.maddesinde yer alan, ‘’… Büyükşehir belediyeleri ve belediyeler evsel katı atık bertaraf tesislerini kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmekle yükümlüdürler. Bu hizmetten yararlanan ve/veya yararlanacaklar, sorumlu yönetimlerin yapacağı yatırım, işletme, bakım, onarım ve ıslah harcamalarına katılmakla yükümlüdür. Bu hizmetten yararlananlardan, belediye meclisince belirlenecek tarifeye göre katı atık toplama, taşıma ve bertaraf ücreti alınır. Bu fıkra uyarınca tahsil edilen ücretler, katı atıkla ilgili hizmetler dışında kullanılamaz.’’ hüküm gereği 18.11.2009 gün, 133 karar sayılı meclis kararına istinaden Paşalar Mahallesi Meşrutiyet Sokak UzunM. Caddesi no:15 Merkez/Zonguldak, Terakki Mahallesi Doktor Oğuz Gürcan Sokak no:1 Merkez/Zonguldak, Terakki Mahallesi Cumhuriyet Caddesi no:18/E Merkez/Zonguldak adreslerinde bulunan iş yerleri ile ilgi olarak davacı adına 2.832,00' şer TL tutarında katı atık, toplama taşıma ve bertaraf ücreti belirlendiği anlaşılmıştır.

Dosya kapsamında yer alan su ihbarnamelerinde yapılan incelemede, söz konusu iş yerleri ile ilgi olarak ayrı ayrı su aboneliklerinin olduğu anlaşılmıştır.

Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için iptali istenilen katı atık, toplama taşıma ve bertaraf ücretinin vergi, resim, hA. ve benzeri mali yükümlülük olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Su abonesi olmayan kişi hakkında İSKİ Tarifeler Yönetmeliği hükümlerine göre tahakkuk ettirilen atık su bedeline ilişkin faturanın iptali istemiyle açılan bir davada; İSTANBUL 3. VERGİ MAHKEMESİ’nce, dava konusu bedelin vergi, resim, hA. benzeri mali yüküm olduğu kabul edilmek suretiyle işin esası hakkında verilen kararı temyizen incelemekte olan DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRESİ tarafından, iş yerinde yer altı suyunun kullanılması nedeniyle İSKİ tarafından istenen atık su bedelinin vergi, resim, hA. benzeri mali yükümlülük olmayıp, akdi nitelik taşıdığı kanaatine varıldığından bahisle temyiz incelemesi ertelenerek, 2247 sayılı Yasa’nın 20. maddesine göre görevli yargı yerinin belirlenmesi için başvuruda bulunulması üzerine, UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ; 14.10.1991 gün ve E:1991/29, K:1991/29 sayı ile özetle, ‘’ 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Kuruluş Kanununun 23.maddesinde;"su satışı, kanalizasyon tesisi bulunan yerlerdeki kullanılmış suların uzaklaştırılması,septik çukurların boşaltılması giderleri için ayrı tarifeler yapılır.Bu tarifelerin tespitinde, yönetim ve işletme giderleri ile, amortismanları doğrudan gider yazılan (aktifleştirilmeyen) yenileme, ıslah ve tevsi masrafları ve % 10 dan aşağı olmayacak nispetinde bir kâr oranı esas alınır. Tarifelerin tespiti ile tahsilatla ilgili usul ve esaslar bir yönetmelikle belirlenir." denilmektedir. Bu hükme uygun olarak çıkarılan Tarifeler Yönetmeliği'nin 5. maddesinde her su abonesinin ayrı bir sözleşme yapmadan aynı zamanda atıksu abonesi olduğu ve su abonesi olmaksızın su tüketenler de atıksu ürettiklerinden bu gibilerle atıksu abone sözleşmesi yapılacağı; 17. maddesinde de su abonesi olmayan fakat kanalizasyondan yararlanan işyeri ve sanayi kuruluşlarından çalışan insan sayısı ve işyerinin özelliklerine göre tüketilecek su varsayımına göre tahakkuk yapılacağı, tahakkuka esas teşkil edecek fiyatın 16. maddeye göre hesaplanacağı öngörülmüştür. Gerek 2560 sayılı Kanun, gerekse sözü edilen yönetmelik İSKİ'ye ait kanalizasyonu kullananlardan atıksu bedelinin tarifeye göre alınacağını açıkça belirtmiş ve bunun taraflar arasında bir sözleşmeye dayandırılacağını hükme bağlamıştır. Buyurucu nitelikteki bu hüküm, sözleşme yapılmaksızın atıksu üretenleri de sözleşme yapmakla yükümlü kılmıştır. Bu hükme uymayanların sözleşme yapma durumunda olmaları nedeniyle atıksu bedeli ödenmesinden kaçınmaları olanaksızdır. Sözleşmeden kaçınmak söz konusu bedelin de ödenmesinden kurtulma sonucunu doğurmaz. Bunların da sözleşmeli sayılmaları gerekir. Öte yandan söz konusu atıksu bedelinin vergi, resim, hA. ve benzeri mali yüküm olup olmadığı yönünden incelenmesi gerekmektedir. Vergi; Devletin kamu giderlerini karşılamak üzere, yetkisine dayanarak ve tek yanlı olarak kişilerin gelir ve mallarından aldığı değerdir. Kısaca, kişilerin kamu giderlerine katılma payıdır. Resim, Devlet dairelerinde ve kamu kuruluşlarında görülen hizmet ve masrafların karşılığı olarak, yalnız o işle ilgili olan gerçek ve tüzel kişilerden alınan paradır. HA., şahısların kamu kurumlarından ve hizmetlerinden yararlanmalarına karşılık ödenen para olarak tanımlanmakta; Vergi, resim, hA. benzeri mali yüküm ise, bazı kamu hizmetleri nedeniyle veya bazı harcamalara katılım için alınan para olarak tarif edilmekte olup, genellikle bir kamu hizmeti karşılığında kamu gücüne dayanılarak tek taraflı yükletilen hA. ve resimlere göre daha çok ücret görünümündedir. Anayasa'nın 73. maddesinde vergi, resim, hA. ve benzeri mali yükümlerin kanunla konulacağı, değiştirileceği ve kaldırılacağı öngörülmektedir. 2560 sayılı Kanunla İSKİ'ye, yapacağı hizmetler nedeniyle doğacak giderlerin karşılanmasında masraflar ve % 10 dan aşağı olmamak üzere kâr oranının esas alınacağı tarifeler yapılması ve tahsilatla ilgili usul ve esasların bir yönetmelikle belirlenmesi yetkisi verilmiştir. İSKİ bu tarifeleri yukarıda açıklanan Tarifeler Yönetmeliğinin 16. ve 17. maddede yazılı usul ve esaslara göre tespit edeceğinden Anayasa'da öngörüldüğü biçimde kanunla konulan vergi, resim, hA. benzeri bir mali yükümden söz edilemez.Atık su bedelinin bir tarifeye göre alınması ve bir abonman sözleşmesine dayalı olması da idareyle kişi arasında özel hukuk alanında bir alacak borç ilişkisinin varlığının kabulünü gerektirmektedir. Diğer bir ifadeyle ortada bir abonman sözleşmesi vardır. Bu sözleşmeler görülecek hizmetin tekel niteliği ve çok kimseye götürülme zorunluluğundan dolayı tip sözleşmeler biçimindedir. Kişinin bu sözleşmeye katılımı nedeniyle sözleşmenin özel hukuk sözleşmesi olma niteliği ortaya çıkmaktadır. Bu hizmet karşılığının maliyet kâr esasına dayalı olarak tarifeyle saptanması ve bunun temelini abonman sözleşmesinin oluşturması bakımından ödemelerin yapılmaması halinde tahsilatın 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre değil, özel hukuk kurallarına göre yapılması gerekmektedir. Bu itibarla, atık su bedeli vergi, resim, hA. ve benzeri mali yüküm olmayıp, özel hukuk alanındaki alacak borç ilişkisini içeren abonman sözleşmesine dayalı ve idarece düzenlenen bir tarife uyarınca alınan bir bedel olduğundan bu konuyla ilgili anlaşmazlığın çözümü adli yargının görevine girmektedir.’’ demiş, böylece gerek 2560 sayılı Yasa’nın 23. maddesi gerekse buna dayanılarak çıkarılan İSKİ Tarifeler Yönetmeliği’nin 5,16 ve 17. maddelerinde, İSKİ’ye ait kanalizasyonu kullananlardan atık su bedelinin tarifeye göre alınacağının açıkça belirtildiği ve bunun taraflar arasında bir sözleşmeye dayandırılacağının hükme bağlandığı, buyurucu nitelikteki bu hükmün sözleşme yapılmaksızın atık su üretenleri de sözleşme yapmakla yükümlü kıldığı, bu hükme uymayanların sözleşme yapma durumunda olmaları nedeniyle atık su bedeli ödemekten kaçınmalarına olanak bulunmadığı, sözleşmeden kaçınmanın söz konusu bedelin ödenmesinden kurtulma sonucunu doğurmayacağı ve bunların da sözleşmeli sayılmalarının gerektiği, öte yandan Yasa ve Yönetmelik ile öngörülen usul ve esaslara göre İSKİ tarafından düzenlenen tarifelerle tespit edilen atık su bedelinin Anayasa’nın 73. maddesinde öngörüldüğü biçimde kanunla konulan vergi, resim, hA. ve benzeri bir mali yükümlülük olduğundan söz edilemeyeceği, bu itibarla, atık su bedeli, vergi, resim, hA. ve benzeri mali yükümlülük olmayıp, özel hukuk alanındaki alacak- borç ilişkisini içeren abonman sözleşmesine dayalı ve idarece düzenlenen bir tarife uyarınca alınan bir bedel olduğundan, bu konuyla ilgili anlaşmazlığın çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle ve Anayasa Mahkemesi’nin 14.2.1991 gün ve E:1990/18, K:1991/4 sayılı kararında yazılı gerekçede de bu görüşün kabul edildiğinden bahisle, Danıştay Dokuzuncu Dairesi’nce yapılan başvurunun KABULÜ ile uyuşmazlık konusu davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiğine karar vermiştir. (Bu karar 26.11.1991 tarih ve 21063 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)

Anılan Uyuşmazlık Mahkemesi kararında atıfta bulunulan ANAYASA MAHKEMESİ’nin 8.5.1991 tarih ve 20865 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 14.2.1991 gün ve E:1990/18, K:1991/4 sayılı kararında, atık sular karşılığı alınacak bedelin niteliği sorunu ayrı bir başlık altında ele alınmış ve aynen “Vergi benzeri mali yükümlülüklerin en belirgin özellikleri (...) genellikle, bir kamu hizmeti karşılığında kamu gücüne dayanılarak tek taraflı yükletilmeleri, hA. ve resme göre, daha çok ücret görünümünde olmalarıdır.

Atık su bedeli, kullanılmış suların uzaklaştırılması karşılığında yapılacak bir tarifeye ve abonman sözleşmesine göre alınmaktadır. Başka bir deyişle, idareyle kişi arasında sözleşmeyle alacak- borç ilişkisi doğmakta, ödenecek miktar İSKİ ile kişi arasında abonman sözleşmesiyle özel hukuk ilişkisi kurulmasından sonra yapılan hizmet karşılığında maliyet- kâr esasına göre belirlenmektedir. Ödemenin hukuksal dayanağı, kamu gücüne değil, tarifeye ve iki taraf arasında yapılan abonman sözleşmesine dayanmaktadır. Nitekim, ödemelerin yapılmaması durumunda İSKİ alacağını, Amme Alacaklarının Tahsili Hakkındaki Yasa’ya göre değil, özel hukuk ilişkisi içinde ilgili Yasa’ya göre alacaktır. Abone ile İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) arasında yapılan abonman sözleşmesi, daha çok “tip” sözleşme görünümündedir. Hizmetten yararlanan kişinin, sözleşmeyi idareyle birlikte düzenlemesi yerine katılımı (iltihakı) söz konusudur. Ancak bu durum, idareyle kişi arasında kurulan özel hukuk ilişkisini, kamu hukuku ilişkisine dönüştürmez. Çünkü, birçok durumda hizmetin tekel niteliği ve çok kişiye götürülme zorunluluğu, işin, çoğunlukla, tip sözleşmelerle ve kişilerin katılımıyla gerçekleşebilmesini olanaklı kılmaktadır. (...)”

“Açıklanan nedenlerle, atık suların uzaklaştırılması karşılığında alınan ücretlerin vergi, resim, hA. benzeri mali yükümlülük olarak kabul edilmemesi gerekir” denilmiştir.Uyuşmazlık Mahkemesinin Konya 4.Asliye Hukuk Mahkemesi ile Konya Vergi Mahkemesi arasında çıkmış olan bir hüküm uyuşmazlığı ile ilgili olarak 16.6.2003 gün, E:2002/57,K: 2003/34 sayılı kararı ve İzmir 3.Vergi Mahkemesi ile İzmir 11.Asliye Hukuk Mahkemesi arasında çıkmış olan bir hüküm uyuşmazlığı ile ilgili olarak 02.04.2007 gün, E:2004/127,K:2007/31 sayılı kararı ile vermiş olduğu kararında, su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından, atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların görüm ve çözümünde adli yargı yerinin, Tarifeler Yönetmeliği ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminde idare mahkemelerinin görevli bulunduğuna karar vermiştir.

Yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi ile Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarındaki “atık su bedelinin, vergi benzeri mali yükümlülük olmayıp, idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet karşılığında maliyet-kâr esasına göre idarece belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu” yolundaki kabulün sonuçları itibarıyla: idarenin faaliyet alanıyla ilgili olarak yürürlüğe koyduğu yönetmelik ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminin idari yargı yerinde -idare mahkemeleri; abonman sözleşmesine dayanan bir alacak- borç ilişkisi kapsamındaki atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların ise adli yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerekmekte olup, uygulama bu doğrultuda istikrar kazanmıştır.

Hal böyle iken, 15.7.1993 tarih ve 3914 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 1. maddesiyle 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’na eklenen Mükerrer 44.madde ile, katı atık ve atık su ile ilgili “çevre temizlik vergisi” ihdas edilmesi ve yasal süreç tamamlandıktan sonra da 1.1.1994 tarihinden itibaren uygulamaya geçilmesi üzerine katı atık ve atık su ile ilgili uyuşmazlıkların, belediye ayrımı gözetilmeksizin vergi kapsamına alındığı gerekçesiyle vergi mahkemelerinde bakılarak sonuçlandırılması ve diğer taraftan tahsilata ilişkin uyuşmazlıkların da ücret kapsamında adli yargı yerinde çözümlenmesine devam edilmesi nedeniyle, uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için anılan Yasanın mükerrer 44. maddesinin incelenmesi gerekmiştir.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesinin birinci fıkrasında, “Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut, iş yeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar, çevre temizlik vergisine tabidir.” hükmü yer almış; aynı maddenin on ikinci fıkrasında, “Belediyeler, atık su ile ilgili olarak da; katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi alırlar. Atık su ile ilgili çevre temizlik vergisi, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılır ve bu bedel ile birlikte tahsil edilir. Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde ise, atık su bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere tabidir.” denilmiş ve son fıkrasında da, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların, İçişleri ve Çevre Bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı tarafından belirleneceğine işaret edilmiştir.

Anılan Yasa maddesine ilişkin “Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı” Genel Gerekçesinde (Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü; 10.6.1993-Sayı: B.02.0.KKG/101-530/04937), çevre temizlik vergisinin, belediyelerin içinde bulunduğu mali sıkıntılara acil ve kısa vadeli bir çözüm olmak üzere getirildiği belirtilmiş; madde gerekçelerinde ise on ikinci fıkra hakkında, “Belediyeler, belediye meclislerince yapılacak tarifeler üzerinden su tüketim bedelini aşmamak üzere, kanalizasyon hizmetlerinden yararlananlardan belirlenecek miktarlarda ayrıca çevre temizlik vergisi alacaklar, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk ettirilecek bu vergi su bedeli ile birlikte tahsil olunacaktır. Ancak su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde, atık su bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere tabi olacaktır.” denilmiştir.

Buna göre, yasa koyucu tarafından, mali sıkıntı içinde bulunan belediyelere, katı atıkların toplanması ve atık suların uzaklaştırılması hizmetleri karşılığında gelir sağlamak amacıyla, acil ve pratik bir çözüm olarak çevre temizlik vergisi ihdas edilmiştir.

Buraya kadar yapılan açıklamalar ışığında; su ve kanalizasyon hizmetleri 2560 sayılı İSKİ Kanunu ile düzenlenen büyükşehir belediyelerinin, atık su bedeli uygulaması bakımından 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesi ile getirilen çevre temizlik vergisi düzenlemesinin dışında kaldığı, buna karşın su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir kanun ile düzenlenmeyen belediyelerin ise atık su bedeli uygulaması bakımından 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesi ile getirilen çevre temizlik vergisi düzenlemesi kapsamında kaldığı, bu hususun yukarıda bahsedilen gerek Anayasa Mahkemesi, gerekse de Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarında da açıkça vurgulandığı, bununla birlikte taraflar arasında şayet abonelik ilişkisi var ise, katı atık ve/veya atık su bedelinin vergi benzeri mali yükümlülük olmayıp, idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet karşılığında maliyet-kâr esasına göre idarece belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu hususuna da vurgu yapıldığı anlaşılmakla, bu bağlamda su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir kanun ile düzenlenmeyen belediyeler bakımından katı atık ve/veya atık su bedelinin vergi benzeri mali bir yükümlülük mü, yoksa özel hukuk ilişkisine dayalı bir ücret mi olduğu hususunun belirlenmesinde ABONELİK İLİŞKİSİNİN belirleyici olduğu anlaşılmıştır.

27.10.2010 gün, 27742 sayılı Atıksu Altyapı Ve Evsel Katı Atık Bertaraf Tesisleri Tarifelerinin Belirlenmesinde Uyulacak Usul Ve Esaslara İlişkin Yönetmeliğin ''Tanımlar'' başlıklı 4.maddesinin 1-a fıkrasında ''Abone'' tanımı yapılmış olup, buna göre, Abone: Su ve atık su ve katı atık hizmetlerinden faydalanan ve/veya faydalanacak gerçek veya tüzel kişiyi ifade etmekte, ''Abonelik'' başlıklı 10.maddesinde ise, ''Atık su altyapı yönetimlerinin hizmet vermekle yükümlü olduğu tüm gerçek ve tüzel kişilerin abone olması zorunludur'' hükmü yer almaktadır.

Belirtilen yasal düzenlemeler ve ilgili mahkeme kararları da dikkate alındığında, davalı Zonguldak Belediyesi tarafından 18.11.2009 gün, 133 sayılı Meclis Kararına istinaden, Paşalar Mahallesi Meşrutiyet Sokak UzunM. Caddesi no:15 Merkez/Zonguldak, Terakki Mahallesi Doktor Oğuz Gürcan Sokak no:1 Merkez/Zonguldak, Terakki Mahallesi Cumhuriyet Caddesi no:18/E Merkez/Zonguldak adreslerinde bulunan iş yerleri ile ilgi olarak davacı adına 2010 yılı için belirlenen toplam 2.832,00' şer TL tutarındaki katı atık, toplama taşıma ve bertaraf ücreti ödenmesine ilişkin işlemlerin, gerek su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir kanun ile düzenlenmeyen Zonguldak Belediyesince tesis edilmiş olması, gerekse de taraflar arasında bir abonelik ilişkisi bulunuyor birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu ücretin idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet karşılığında maliyet-kâr esasına göre idarece belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu anlaşılmıştır.

Belirtilen durumlar karşısında, davalı Zonguldak Belediyesi tarafından 18.11.2009 gün, 133 sayılı Meclis Kararına istinaden, Paşalar Mahallesi Meşrutiyet Sokak UzunM. Caddesi no:15 Merkez/Zonguldak, Terakki Mahallesi Doktor Oğuz Gürcan Sokak no:1 Merkez/Zonguldak, Terakki Mahallesi Cumhuriyet Caddesi no:18/E Merkez/Zonguldak adreslerinde bulunan iş yerleri ile ilgi olarak davacı adına 2010 yılı için belirlenen toplam 2.832,00' şer TL tutarındaki katı atık, toplama taşıma ve bertaraf ücreti ödenmesine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davanın adli yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Zonguldak 2.Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Zonguldak 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 23.02.2012 gün, E:2011/962, K:2012/159 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/219

KARAR NO: 2013/628

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Hukuk uyuşmazlıklarında, adli yargı yerince görevsizlik kararı verildikten sonra, dava dosyası gönderilmekle idari yargı yerinde dava açılmış sayılmayacağından; 2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : M.A.

Vekilleri     : Av.H.İ.Y., Av.D.G.

Davalı        : Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekilleri     : Av. H.B.               (Adli Yargıda)

 Av. H.İ.Y.                (İdari Yargıda)

O L A Y    : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, Kayseri Büyükşehir Belediye Encümeni' nin 27.07.2011 tarih ve 31·602 sayılı karan ile davacı hakkında 13.07.2011 tarihinde otobüsüne güvenlik kamera sistemi takılmasına izin vermeyerek, denetim elemanlarının talimatlarına uymadığından bahisle 13.12.2010 tarihli Özel Halk Otobüsleri Çalışma Yönetmeliği'nin 30/33. maddesi gereğince D Grubu 500 tam bilet cezası verildiğini belirterek, söz konusu kararın iptali istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Kayseri 5. Sulh Ceza Mahkemesi; 06.01.2012 gün,2011/577 Değişik İş sayı ile özetle, uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğundan bahisle davanın görev yönünden reddine, karar kesinleştikten sonra dosyanın Kayseri İdare Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş ve bu karar kesinleşmiştir.

Kayseri 5.Sulh Ceza Mahkemesi 06.01.2012 gün, 2011/577 Değişik İş sayılı dosyasının kesinleştirme işlemini gerçekleştirdikten sonra 17.01.2012 gün, 2011/577 Değişik İş sayılı yazı ile dava dosyasını Kayseri 2. İdare Mahkemesi’ne göndermiş olup, Kayseri 2.İdare Mahkemesince iş bu dosya gönderme yazısına istinaden yargılama yapılmıştır.

Kayseri 2. İdare Mahkemesi; 25.04.2012 gün, E:2012/207 sayı ile özetle, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde görevsizlik kararı veren ve bu görevsizlik kararı kesinleşen adli yargı yerinin görevli olduğundan, uyuşmazlığın çözülerek görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Kanun’un 19.maddesi uyarınca dava dosyasının Uyuşmalık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

 Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” ve 19.maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.

Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir” denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.

Öte yandan;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler” başlıklı 20.maddesinin 1.fıkrasında; “ (1) Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.” hükmüne yer verilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 'İdari davaların açılması' başlıklı 3. maddesinde; idari davaların, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılması öngörülmüş; aynı Kanunun 9. maddesinde; çözümlenmesi Danıştay’ın idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemelerde dava açılabileceği hükme bağlanmış; Yasanın “İlk inceleme üzerine verilecek karar” başlıklı 15.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde; “ 1. (Değişik bent: 05/04/1990 - 3622/6 md.) Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin; a) 3/a bendine göre adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine; idari yargının görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine, (…) karar verilir” denilmiştir.

Dosyanın, 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca incelenmesinden:

Hukuk uyuşmazlıklarında, görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi, ancak aynı yargı düzeni içinde yer alan mahkemeler arasında olanaklı olup; bu hususa ilişkin 6100 sayılı H.M.K’nın 20. (1086 sayılı H.U.M.K.’nun 27.) maddesiyle 2577 sayılı İ.Y.U.K.’ nun 15. maddesinin 1. fıkrası (a) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “görev” kuralları, aynı yargı düzeni içindeki mahkemelerin işbölümü esasına ilişkin düzenlemelerdir. Oysa yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda, görevli olduğundan bahisle farklı bir yargı düzeninde yer alan mahkemeye dava dosyasının gönderilebilmesine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamaktadır.

Göreve ilişkin kararın, işbölümü esasına göre veya yargı yolu bakımından verilmiş olması farklı sonuçlar doğurmaktadır. Şöyle ki; işbölümü esasına göre verilen görevsizlik kararı sonucu dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi durumunda, dava başvuru tarihi itibariyle görevli mahkemede açılmış sayılmaktadır. Yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda ise, görevli olduğu işaret edilen yargı yerine, bu yargı yerinin uyguladığı usul kurallarına uygun olarak yeniden dava açılması zorunlu bulunmaktadır.

Olayda, davacı veya vekili tarafından, idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadan, Kayseri 5. Sulh Ceza Mahkemesi'nin kararına istinaden dava dosyasının Kayseri 2. İdare Mahkemesi Başkanlığına gönderildiği, bu yargı yerince de, kendisine gelen adli yargı yerine ait dava dosyası üzerinden inceleme yapılarak görevsizlik kararı verildiği anlaşılmış olup, yukarıda yapılan açıklamalara göre, İ.Y.U.K.’nun 3 ve 9. maddelerinde öngörülen şekilde usulüne uygun olarak idari yargı yerine açılmış bir dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

2247 sayılı Yasa’nın 19.madde hükmüne göre,bir yargı yerinin re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuruda bulunabilmesi için; tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada daha önce diğer yargı yerlerinden birisi tarafından görevsizlik kararı verilmiş ve bu kararın kesinleşmiş bulunması ve bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen yargı yerinin de davada görevsizlik kararı veren yargı yerinin görevli olduğu kanısına varması gerekmektedir. Ancak, başvuru koşullarının incelenebilmesi için öncelikle, yargı yerinde usulüne göre açılmış bir dava bulunması gerektiği tartışmasızdır.

Bu durumda, idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşullar gerçekleşmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, anılan Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 13.5.2013 gününde üyelerden NURDANE TOPUZ’un KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Dava, Kayseri Büyükşehir Belediye Encümeni'nin 27.07.2011 tarih ve 31-602 sayılı kararı ile davacı hakkında 13.07.2011 tarihinde otobüsüne güvenlik kamera sistemi takılmasına izin vermeyerek, denetim elemanlarının talimatlarına uymadığından bahisle 13.12.2010 tarihli Özel Halk Otobüsleri Çalışma Yönetmeliği'nin 30/33. maddesi gereğince D Grubu 500 tam bilet cezası verildiğini belirterek söz konusu kararın iptali istemiyle açılmıştır.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, “Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir" ve 27. maddesinde, “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder" denilmiştir.

Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. maddesinin birinci fıkrasında(Değişik: 10/6/1994-4001/2 md.), “İdari davalar, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılır" ve 9. maddesinin birinci fıkrasında(Değişik: 5/4/1990 - 3622/2 md.), “Çözümlenmesi Danıştay’ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir" hükmü yer almıştır.

Olayda, adli yargı yerince yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilen dava dosyası idari yargı yerine gönderilmiş ve bu yargı yerince, adli yargı yerine ait dava dosyası üzerinde inceleme yapılarak davada adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiş olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3 ve 9. maddelerinde öngörülen şekilde usulüne uygun olarak idari yargı yerinde açılmış bir dava bulunduğundan sözetmek mümkün değildir.

Durum böyle olmakla birlikte, İdari Yargılama Usulü Kanunu'na göre yapılan usule aykırılığın 2247 sayılı Kanunun 27. maddesi kapsamında incelenemeyeceği, bu hususun Uyuşmazlık Mahkemesi’nin görev ve yetkisi dışında kaldığı, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının varlığı kabul edilerek çözüme kavuşturulmasının dava ekonomisine ve Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun düşeceği, bu nedenle görev uyuşmazlığının esası incelenerek görevli yargı yerinin belirlenmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.

 

Üye

Nurdane TOPUZ

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/246

KARAR NO: 2013/629

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacının taşınmazının, davalı idare tarafından kiralanması konusunda anlaşıldığı halde, daha sonra kiralamaktan vazgeçilmesi nedeniyle, uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Ş.Z.A.

Vekilleri     : Av. R.E., Av.B.H.M.

Davalı        : Sağlık Bakanlığı (Adana Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Baştabipliği)

Vekili         : Av. M.Ö.

O L A Y    : Davacı vekili, mülkiyeti müvekkiline ait bulunan Mithatpaşa mahallesi, Alparslan Türkeş Bulvarı Tuğçe plaza adlı apartmanın zemin 1.ve 2. katlarının, karşı taraf kurumca 10 yıl süreyle ve aylık 32.500,00 TL bedelle kiralanması hususunda 1/4/2009 tarihinde başlayacak şekilde bir kira ilişkisi kurulması hususunda, müvekkili ile karşı taraf arasında ön görüşmeler yapıldığını ve ön anlaşma sağlandığını; davalı kurumun 13/1/2009 tarihinde 0322/3247012 numaralı faksı ile gönderilen taslak kira sözleşmesi bulunduğunu; ayrıca Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğünce bu kira ilişkisine onay verildiğini, gayrimenkulde bir takım tadilatların yapılmasının istenildiğini; yapılacak tadilata dair davalı kurumun bir proje düzenlediğini, bunu müvekkiline göndererek, gayrimenkulün bu projeye uygun hale getirilmesini istediğini; davalı kurumun, işbu tadilatlar bitirilmesine rağmen müvekkili ile kira sözleşmesini akdetmekten ve kira ilişkisini başlatmaktan imtina ederek müvekkilinin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini; bunun üzerine, karşı tarafa hitaben Adana 7.Noterliğinin 18989 yevmiye numaralı ve 21/10/2009 tarihli ihtarnamesi keşide edilerek müvekkilinin karşı tarafın kira sözleşmesi yapılacağı inancıyla gayrimenkulde hiçbir tasarrufta bulunma imkanının kalmadığını, karşı tarafın isteği doğrultusunda tüm tadilatların yapıldığını, bununla ilgili masraflar sarf edildiğini, bu nedenle kira ilişkisinin kurulmaması ihtimalinde oldukça fazla miktarda zararın artarak oluştuğunu beyan ederek, kira akdinin kurulup kurulmayacağının bildirilmesi, sebebiyet verilen zararların ödenmesinin talep edildiğini; karşı tarafın, Adana 14.Noterliğinin 34405 yevmiye numaralı 30/10/2009 tarihli cevabi ihtarnamede, tadilat projesinin kendileri tarafından hazırlandığı ve müvekkiline iletildiği, belirtilen tadilatların yerinde aynen tatbik edilmesi şartı ile onay verildiğinin kabul edildiğini, fakat bir takım eksik ve kusurların olduğu iddiası ile bunların giderilmesinin istendiğinden bahsedildiğini; bu nedenle taraflarından Sulh Hukuk Mahkemesine müracaat edilerek, açılacak dava öncesinde mahallinde ehil bilirkişilerce keşif icra edilmesi ve gayrimenkulün tadilat öncesi haline ilişkin proje ve karşı tarafın istemiyle hazırlayıp müvekkiline verdiği tadilat projelerinin mahalline uygulanması, yapılan tadilatların neler olduğunun ve karşı tarafça düzenlenen projeye uygun olarak tamamlanıp tamamlanmadığının tespit edilmesi, işbu tadilatlar için sarf edilen işçilik ve malzeme giderinin miktarının tespit edilmesi, gayrimenkulün eski haline getirilmesi için yapılması gerekenlerin belirlenmesi, eski hale getirmek için sarf edilmesi gerekli işçilik ve malzeme giderlerinin ve bunun için ihtiyaç olan sürenin ne kadar olduğunun tespitini istediklerini; Adana 4.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/346 D.İş sayılı dosyası ile 4/12/2009 tarihinde ehil bilirkişiler vasıtasıyla keşif icra edilmiş ve bilirkişilerce 07/01/2010 tarihli rapor tanzim edilerek dosyaya sunulan raporda; plazanın ilk 3 katı bağımsız bölümlerden kurulu iken ön kiralamadan dolayı bağımsız dükkanların birleştirildiği, zemin kattaki dükkanların girişleri her bir dükkan için ayrı ayrı dışarıda iken yeni proje ile kuzey ve güney çıkışlarına girişlerin verildiği, kaba inşaat işlerinin tamamlandığı, dış cephe sıva, boya, işlerinin tamamlandığı, sıhhi tesisat ve elektrik alt yapılarının yapıldığı, PVC imalatların yapıldığı; ayrıca yeni projeye göre yapılan imalatların değerinin: 112.255,87 TL, projenin eski haline getirilmesi için ise belirlenen değerin 111.319,97 TL olduğunun belirlendiğini; davalı ile müvekkili arasındaki dava konusu yerin kiralanması hususundaki ön anlaşma nedeniyle müvekkilinin mecuru bir başkasına kiraya vermek üzere herhangi bir girişimde bulunamadığını, zaten yapılan tadilatlar nedeniyle mecurun ayrı ayrı dükkanlar halinde kiraya verilmesi ihtimalinin de kalmadığını, bu nedenlerle, müvekkilin tadilatlar için sarf ettiği giderin ve eski hale getirmek için sarfedeceği giderin yanı sıra mahrum kaldığı kira gelirinin de bulunduğunu; davalının, cevabi ihtarnamede deprem yönetmeliğine göre onaylı projenin revize edilmesi, 3194 sayılı İmar Kanununa uygun olarak yapı ruhsatına işlenmesi ve yapı kullanım izninin düzenlenmesi gerektiği şeklinde bir açıklama yer aldığını, ancak kurumun böyle bir isteği var ise dahi, bu isteğin usulüne uygun bir biçimde iletilmediğini, kabulünün de mümkün olmadığını; zira, yerin kiralanması ile ilgili istemde böyle bir talepte bulunulmadığını, kaldı ki, davalı kurumun, binanın bütününü değil belli bir bölümü kiralama talebinde bulunduğunu, oysa yazı içeriğinde var olduğu iddia edilen değişikliğin binanın tümünü ilgilendiren bir değişiklik olduğunu ifade ederek; davalı kurumun sebebiyet verdiği tadilatların yapımı için sarf edilen 112.000 TL imalat değerinde şimdilik 10.000,00 TL’nin, projenin eski hale getirilmesi için gereken 111.000 TL bedelden şimdilik 10.000 TL’nin, yoksun kalınan kar bedeli olmak üzere şimdilik 5.000 TL’nin, faizleriyle birlikte tahsiline karar verilmesi, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulması istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

ADANA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:29.07.2010 gün ve E:2010/423, K:2010/570 sayı ile, tüm dosya kapsamının değerlendirilmesinden; 2886 sayılı İhale Yasasına dayanılarak sözleşme aşamasına kadar idarece alınan kararlar ve yapılan işlemlerin idari nitelikte olduğu, ihale kararı alınması, ihale şartlarının tespiti, şartnamenin hazırlanması, tahmini bedel tayini, ihale komisyonunun teşkili, ihalenin ilanı, tekliflerin değerlendirilmesi, ihale kararı, komisyonun ihaleyi yapıp yapmamakta serbest olması, ihale kararının onayı ve iptali gibi tüm hazırlıkların, idarenin yasanın verdiği yetkiye dayanılarak gerçekleştirdiği tek yanlı ve buyurucu nitelikte bir dizi işlemler olduğu, bu nedenle bu tür işlemlere karşı açılacak davaların idari yargının görevinde olduğu; sözleşmenin imzalanmasından sonra sözleşme hükümlerinin uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların ise adli yargının görevine gireceğinden, davaya bakmanın mahkemelerinin görevi dahilinde olmayıp İdari Yargının görevinde olduğu gerekçesiyle; dava dilekçesinin mahkemelerinin görevsizliği nedeniyle reddine karar vermiş; davacı vekilleri, taraflar arasında 2886 sayılı İhale Yasası çerçevesinde gerçekleşmiş hiçbir hukuki işlem bulunmadığından bahisle, kararı temyiz etmiş ancak, karar Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin, 24.10.2011 gün ve E:2011/12993, K:2011/11008 sayılı kararıyla onanmış ve kesinleşmiştir

Bu defa Davacı, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı kurumun sebebiyet verdiği tadilatların yapımı için sarf edilen 112.000 TL imalat değerinin, Projenin eski hale getirilmesi için gereken 111.000 TL bedelin ve yoksun kalınan bugünkü tarih itibariyle 34 aylık kira bedeli olan 1.105.000 TL’nin, faizleriyle birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ADANA 1. İDARE MAHKEMESİ:04.05.2012 gün ve E:2012/137 sayı ile; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, idari dava türlerinin; "a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılım her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” olarak sayıldığı; öte yandan; 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 1. maddesinde "İki taraf karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan ettikleri takdirde, akit tamam olur. Rızanın beyanı sarih olabileceği gibi zımni dahi olabilir." hükümlerine yer verilmiş, aynı kanunun 11. maddesinde ise, "Akdin sıhhati, kanunda sarahat olmadıkça hiç bir şekle tabi değildir" hükmünün getirildiği; dosyanın incelenmesinden, davacıya ait Adana İli, Seyhan İlçesi, Alparslan Türkeş Bulv. Tuğçe Plaza 1 ve 2. katların 01.04.2009 tarihinden itibaren kiralanması için Adana Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Baştabipliği ile görüşmeler yapıldığı ve bu görüşmeler neticesinde ön anlaşmanın sağlandığı, ancak sonradan kiralamadan vazgeçilmesi üzerine yapılan masraflar ile yoksun kalınan kira bedeli ve eski haline geri getirme masrafının faiziyle birlikte istenildiği, ödenmemesi üzerine açılan alacak davası neticesinde Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.07.2010 tarih ve E:2010/423, K:2010/570 sayılı kararı ile uyuşmazlığın 2886 sayılı Yasa gereği yapılacak sözleşme öncesine dayandığı gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verildiği, anılan kararın Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24.10.2011 tarih ve E:2011/12993, K:2011/11008 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği, kararın 05.01.2012 tarihinde davacı vekiline tebliği üzerine 01.02.2012 tarihinde bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; 2886 sayılı İhale Yasasına dayanılarak sözleşme aşamasına kadar idarece alınan kararlar ve yapılan işlemlerin idari nitelikte olduğu; ihale kararı alınması, ihale şartlarının tespiti, şartnamenin hazırlanması, tahmini bedel tayini, ihale komisyonun teşkili. ihalenin ilanı, tekliflerin değerlendirilmesi, ihale kararı, komisyonun ihaleyi yapıp yapmamakta serbest olması, ihale kararının onayı ve iptali gibi tüm hazırlıkların, idarenin, yasanın verdiği yetkiye dayanılarak gerçekleştirdiği tek yanlı ve buyurucu nitelikte bir dizi işlemler olduğu; bu nedenle bu tür işlemlere karşı açılacak davaların idari yargının görevinde olduğu, sözleşmenin imzalanmasından sonra sözleşme hükümlerinin uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların ise adli yargının görevine girdiği; ancak bu kuralın uygulanabilmesi için ortada 2886 sayılı Yasa gereğince yapılmış veya yapılacak bir ihalenin olmasının gerektiği; 2886 sayılı Yasa gereğince açılmış veya açılacak bir ihale yok ise taraflar arasında yapılan anlaşmalardan doğacak ihtilafların özel hukuk hükümlerine göre çözümleneceği; olayda, 2886 sayılı Yasa uyarınca yapılacak kiralama işlemi bulunmadığından, davacı ile davalı idare arasındaki kamu hukuku kuralları dışında özel hukuk hükümlerine göre akdedilmiş bir anlaşmanın mevcut olduğu, bu anlaşmadan kaynaklanan alacağın tahsiline ilişkin uyuşmazlığın da genel hükümlere göre adli yargı merciilerinde görülmesi ve çözümlenmesinin gerektiği; açıklanan nedenlerle, 2247 Sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi'nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi'nce bir karar verilmesine kadar yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, olumsuz görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN’ın davada idari yargının, Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın ise adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının taşınmazının, davalı idare tarafından kiralanması konusunda anlaşıldığı halde, daha sonra kiralamaktan vazgeçilmesi nedeniyle, uğranılan zararın tazmini istemiyle açılmıştır.

818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 1. maddesinde " İki taraf karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan ettikleri takdirde, akit tamam olur./ Rızanın beyanı sarih olabileceği gibi zımni dahi olabilir." hükmüne, 11. maddesinde, "Akdin sıhhati, kanunda sarahat olmadıkça hiç bir şekle tabi değildir./ Kanunun emrettiği şeklin şümul ve tesiri derecesi hakkında başkaca bir hüküm tayin olunmamış ise akit, bu şekle riayet olunmadıkça sahih olmaz." hükmüne; 248. maddesiyle başlayan Sekizinci Bap’ta ise “İcar” konusuna yer verilmiştir.

   Öte yandan; Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Bakılan uyuşmazlıkta, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında yapılmış işlem bulunmadığı; tazminat isteminin kaynağı olan olayın, davalı idarenin kendisine kanunla verilen kamu hizmetinin görülmesi hususuna ilişkin olmadığı; idarenin özel hukuk kişileri ile aynı statüde olacak biçimde, davacının taşınmazını kiralayacak iken daha sonra kiralamaktan vazgeçmesi nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zararın (taşınmazda yapılan tadilatlar, taşınmazın eski haline getirilmesi halinde yapılacak masraf ile yoksan kalınan kira geliri) giderilmesine yönelik bulunduğu; dolayısıyla, taraflar arasındaki ilişkinin, kamu otoritesine ve yetkisine dayalı, tek yanlı ve resen yapılan idari işlem ve eylemden kaynaklanmadığı anlaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, bu ilişkiden doğan zararın giderilmesi istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunduğundan Adana 1.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Adana 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Adana 1.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Adana 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29.07.2010 gün ve E:2010/423, K:2010/570 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/249

KARAR NO: 2013/630

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Davacı kuruluşa ait Çay Fabrikası’nın içinde bulunan ve beledi-yeden izin almadan açıldığı tespit edilen sondaj kuyusundan kullanılan suya yönelik olarak tahakkuk ettirilen atık su bedeline ilişkin davalı belediye işleminin iptali istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : Rize Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü

Vekili : Av. S.Y.

Davalı        : Kendirli Belediye Başkanlığı - RİZE

O L A Y    : Davacı vekili özetle, davalı Kendirli Belediye Başkanlığı’nın, davacı kuruma gönderdiği 18.08.2009 tarih ve 167 sayılı yazı ile 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'nun 97. maddesi kapsamında 05.10.2004 tarih ve 13 sayılı Belediye Meclisi Kararını gerekçe göstererek davacı kurum Çaykur'a bağlı Kendirli Çay Fabrikası'nın kullandığı sondaj kuyusu suyundan m3 başına 1.98 TL atık su ücreti talep etmekte ve suya saat takılmasını istemekte ve ardından 26.08.2009 tarih ve 175 sayılı yazı ile de kendi ifadeleriyle 3-4 yıldan beridir kullanılan sondaj kuyusu için belediye elemanı tarafından 25.08.2009 tarihinde tutulan tutanak gereği ilgili fabrikaya tahakkuk ettirilen 21.384,00 TL'nin ödenmesini istediğini, ancak; davalı belediye tarafından tesis edilen dava konusu işlemlerin hukuka aykırı olup iptali gerektiğini belirterek, davalı kurumun 26.08.2009 tarih ve 175 sayılı üst yazı ve ekleri ile Kendirli Çay Fabrikasına 21.384,00 TL olarak tahakkuk ettirdiği atık su bedelinin (ve buna bağlı olarak saat takılması talebinin) hukuka aykırı olduğundan bahisle iptaline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Trabzon Vergi Mahkemesi; 11.11.2009 gün, E:2009/389, K:2009/492 sayı ile özetle, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 5035 sayılı Kanunun 41. maddesiyle 1.1.2004 tarihinde yürürlüğe giren değişik mükerrer 44.maddesinde; Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin çevre temizlik hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binaların çevre temizlik vergisine tabi olduğu, konutlara ait çevre temizlik vergisinin, su tüketim miktarı esas alınmak suretiyle metreküp başına 100.000 TL olarak hesaplanacağı, işyerleri ve diğer şekillerde kullanılan binalara ait verginin belirtilen tarifeye göre alınacağı, belediye çevre temizlik hizmetinden yararlanan ancak, su ihtiyacını belediyece tesis edilmiş su şebekesi haricinden karşılayan konutlara ilişkin çevre temizlik vergisinin tarifenin yedinci gurubunun belediye meclisince belirlenecek derecesi üzerinden hesaplanacağı, su tüketim miktarı esas alınmak suretiyle hesaplanan çevre temizlik vergisinin, su faturasında ayrıca gösterilmek suretiyle tahakkuk etmiş sayılacağı, bu suretle tahakkuk eden verginin su tüketim bedeli ile birlikte belediyelerce tahsil edileceği, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binalara ait çevre temizlik vergisinin belediyelerce binaların tarifelerdeki derecelere intibak ettirilmesi üzerine her yılın Ocak ayında yıllık tutarı itibarıyla tahakkuk etmiş sayılacağı, tahakkuk eden verginin bir defaya mahsus olmak üzere, belediyelerin ilan mahallerinde bir ay süreyle topluca ilan edileceği, işyeri ve diğer şekilde kullanılan binalarla ilgili olarak tahakkuk eden bu verginin her yıl, emlak vergisinin taksit sürelerinde ödeneceği, bu maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarında yer alan tutarların her yıl yeniden değerleme oranında arttırılacağı, bu tutarların belirlenmesinde, vergi tutarlarının yüzde beşini aşmayan kesirlerin dikkate alınmayacağı Bakanlar Kurulunun; beşinci fıkradaki tarifede yer alan bina guruplarını belirlemeye ve bu maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarında yer alan tutarları, yöreler, belediyelerin nüfusları ve bina gurupları itibarıyla ayrı ayrı dörtte birine kadar indirmeye veya yarısına kadar arttırmaya yetkili olduğu, belediye meclislerinin mahallin sosyal ve ekonomik farklılıkları ile büyüklüklerini dikkate alarak binaların hangi dereceye gireceğini tespite yetkili olduğu hükmüne yer verildiğini, 2464 sayılı Kanunun mükerrer 44.maddesinde 5035 sayılı Kanunun 41. maddesiyle yapılan değişiklik ile çevre temizlik vergisi tarife, tarh, tahakkuk ve tahsil usulleri yeniden düzenlenmiş ve çevre temizlik vergisinin, çevre temizlik hizmetlerinden yararlananlardan alınacağı belirtilmek suretiyle atık su bedeli çevre temizlik vergisi kapsamı dışına çıkarıldığını, anılan Kanunda katı atık ve atık su bedeline yer verilmediği gibi gerekçesinde de büyükşehir belediyesine dahil bulunmayan belediyelerin sınırları ve mücavir alanları içinde bulunan binaları kullananlardan su tüketim bedeli üzerinden alınmakta olan atık suya ilişkin çevre temizlik vergisinin kaldırıldığının vurgulandığını, 1.1.2004 tarihinden itibaren Kanun Koyucu tarafından, kanalizasyon hizmetinden yararlananlardan alınması öngörülen atık suya ilişkin çevre temizlik vergisinin (atık su bedeli veya kullanılmış suları uzaklaştırma bedeli) kaldırıldığı, bir başka anlatımla atık su bedelinin vergi niteliğinin ortadan kalktığının anlaşıldığını,2464 sayılı Kanununun 97.maddesi uyarınca istenilen atık su bedeli vergi, resim, hA. ve benzeri mali yüküm olmadığından abonelik sözleşmesine dayanan uyuşmazlığın görüm ve çözüm yerinin adli yargı mercii olduğu sonucuna ulaşıldığını belirterek, 1.1.2004 tarihinden sonraki dönemlere ilişkin olduğu açık olan atık su bedeline karşı açılan davanın görüm ve çözüm yerinin adli yargı mercii olduğundan bahisle, adli yargının görev alanında bulunan davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görevsizlik nedeniyle reddine karar vermiş ve bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır.

Rize 2. Asliye Hukuk Mahkemesi; 16.03.2010 gün, E:2009/514, K:2010/187 sayı ile özetle, davaya konu atık su bedelinin taraflar arasındaki var olan bir abonman sözleşmesine göre alınmadığı anlaşılmakla, eğer taraflar arasında akdedilmiş bir abonman sözleşmesine dayanılarak atık su bedeli tahakkuk ettirilmiş olsaydı, taraflar arasında sözleşme ile özel hukuk ilişkisi kurulacağından özel hukuk hükümlerinin uygulanacağını, halbuki tahakkuk ettirilen alacağın taraflar arasında akdedilen bir abone sözleşmesine değil, davalı belediye meclisinin almış olduğu bir karara dayandığını, buna göre belediyenin kamu gücüne dayanarak tek taraflı bir işlemle ücret tahakkuk ettirdiğini, davalı belediye başkanlığının bir kamu tüzel kişisi olduğunu, kamu tüzel kişiliğine bağlı olarak ve kamusal kuralları çerçevesinde iş gören belediyenin eylem ve işlemlerinin de kamusal nitelikte olup, kamu hizmeti kavramı içinde olduğunu, davanın sebebinin belediye meclisinin almış olduğu karar olduğunu belirterek, 2577 sayılı Yasanın 2/1-b maddesi gereğince ihtilafın görüm ve çözüm yeri idari yargı olduğundan bahisle, dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermiş olup,iş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 22.02.2012 gün, E:2010/14877, K:2012/2713 sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; idari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilerek birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK’ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı kuruluşa ait Rize Çay Fabrikası’nın içinde bulunan ve belediyeden izin almadan açıldığı tespit edilen sondaj kuyusundan kullanılan suya yönelik olarak tahakkuk ettirilen 21.384,00 TL atık su bedeline ilişkin 26.08.2009 günlü davalı belediye işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

Dosya kapsamında yapılan incelemede; Kendirli Belediye Başkanlığı’nın Çay-Kur Çay Fabrikası Müdürlüğü’ne hitaben yazmış olduğu 18.08.2009 günlü yazıda, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 97.maddesi gereğince Belediye Meclisi’nce alınan 05.10.2004 tarih, 13 sayılı karar gereğince çay fabrikalarından m3 için 1,98 TL atık su ücreti alınmasına karar verildiği, fabrika içinde bulunan sondaj kuyusunda kullanılan suya saat takılmadığı tespit edilmiş olduğundan, 24.08.2009 tarihine kadar saat takılarak atık su ücretinin belediyeye ödenmesinin istenildiği, aksi takdirde yasal işlem yapılacağının belirtildiği anlaşılmıştır.

Kendirli Belediyesi tarafından tutulan 25.08.2009 tarihli tutanak ile Çay İşletmesi Genel Müdürlüğü’ne bağlı Kendirli Çay Fabrikası’nda yapılan incelemede, fabrika içinde belediyeden izin almadan açılan ve yaklaşık 3 yıldan beri fabrikanın belli kesimlerinde kullanılmakta olan suyun alındığı sondaj kuyusunda su sayacı bulunmadığı tespit edilmiştir.

Kendirli Belediye Başkanlığı’nın Çay-Kur Çay Fabrikası Müdürlüğü’ne hitaben yazmış olduğu 26.08.2009 günlü yazıda, belediyeden izinsiz olarak açılmış olan ve yaklaşık üç, dört yıldan beri su kullanılmakta olan sondaj kuyusu için belediye su elemanı tarafından 25.08.2009 tarihinde tutulan tutanak gereği fabrikaya tahakkuk ettirilen 21.384,00 TL nin belediyeye ödenmesi istenilmiştir.

03/07/2005 gün ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun ‘’Belediyenin Yetkileri ve İmtiyazları’’ başlıklı 15. maddesinin (d) bendinde, özel kanunları gereğince belediyeye ait vergi, resim, hA., katkı ve katılma paylarının tarh, tahakkuk ve tahsilini yapmak; vergi, resim ve hA. dışındaki özel hukuk hükümlerine göre tahsili gereken doğal gaz, su, atık su ve hizmet karşılığı alacakların tahsilini yapmak veya yaptırmak belediyenin yetki ve imtiyazları arasında sayılmıştır.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun ‘’Ücrete Tabi İşler’’ başlıklı 97.maddesinde; ‘’Belediyeler bu Kanunda hA. veya katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı olarak ifa edecekleri her türlü hizmet (...) için belediye meclislerince düzenlenecek tarifelere göre ücret almaya yetkilidir. Belediye'ye tekel olarak verilmiş işler kendi özel hükümlerine tabidir.’’ hükmü yer almakta olup, kanuna 15.7.1993 günlü Resmi Gazetede yayımlanan 3914 sayılı Kanunla eklenen ve "Çevre Temizlik Vergisi" başlığını taşıyan mükerrer 44.maddesinde de; belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binaların çevre temizlik vergisine tabi olduğu, çevre temizlik vergisinin katı atıklar için maddedeki tarifeye göre hesaplanacağı, belediyelerin, atık su ile ilgili olarak da, katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi alacakları, atık su ile ilgili çevre temizlik vergisinin su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılacağı ve bu bedel ile birlikte tahsil edileceği, su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde ise atık su bedellerinin tahsiline ilişkin uygulamanın kendi kanunlarındaki hükme bağlı olduğu hükmüne yer verilmiştir.

Belediye, belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini ifade etmektedir.

Böyle olmakla birlikte, bu kuruluşun kişilere sağladığı hizmete ilişkin işlem ve eylemlerinin yargısal denetimini yapacak yargı düzenini belirleyebilmek için, işlem ya da eylemin özel hukuk ilişkilerinden veya kamusal yetkilerin kullanılmasından doğup doğmadığına bakmak gerekir.

Dosyanın incelenmesinden, Kendirli Belediye Başkanlığı’nca 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 97.maddesine dayanılarak Belediye Meclisi’nce alınan 05.10.2004 tarih, 13 sayılı karar gereğince çay fabrikalarından m3 için 1,98 TL atık su ücreti alınmasına karar verildiği, Çay-Kur Çay Fabrikası içinde bulunan sondaj kuyusunda kullanılan suya saat takılmadığının tespiti üzerine 24.08.2009 tarihine kadar saat takılarak atık su ücretinin belediyeye ödenmesinin istenildiği, sonrasında 25.08.2009 tarihli tutanak ile Çay İşletmesi Genel Müdürlüğü’ne bağlı Kendirli Çay Fabrikası içinde belediyeden izin almadan açılan ve yaklaşık 3 yıldan beri fabrikanın belli kesimlerinde kullanılmakta olan suyun alındığı sondaj kuyusunda su sayacı bulunmadığının tespit edilmesi üzerine, Kendirli Belediye Başkanlığı’nca belediyeden izinsiz olarak açılmış olan ve yaklaşık üç, dört yıldan beri su kullanılmakta olan sondaj kuyusu için tahakkuk ettirilen 21.384,00 TL nin belediyeye ödenmesi istenilmiş olup, davacı tarafından bu işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır.

Su abonesi olmayan kişi hakkında İSKİ Tarifeler Yönetmeliği hükümlerine göre tahakkuk ettirilen atık su bedeline ilişkin faturanın iptali istemiyle açılan bir davada; İSTANBUL 3. VERGİ MAHKEMESİ’nce, dava konusu bedelin vergi, resim, hA. benzeri mali yüküm olduğu kabul edilmek suretiyle işin esası hakkında verilen kararı temyizen incelemekte olan DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRESİ tarafından, iş yerinde yer altı suyunun kullanılması nedeniyle İSKİ tarafından istenen atık su bedelinin vergi, resim, hA. benzeri mali yükümlülük olmayıp, akdi nitelik taşıdığı kanaatine varıldığından bahisle temyiz incelemesi ertelenerek, 2247 sayılı Yasa’nın 20. maddesine göre görevli yargı yerinin belirlenmesi için başvuruda bulunulması üzerine, UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ; 14.10.1991 gün ve E:1991/29, K:1991/29 sayı ile, gerek 2560 sayılı Yasa’nın 23. maddesi gerekse buna dayanılarak çıkarılan İSKİ Tarifeler Yönetmeliği’nin 5,16 ve 17. maddelerinde, İSKİ’ye ait kanalizasyonu kullananlardan atık su bedelinin tarifeye göre alınacağının açıkça belirtildiği ve bunun taraflar arasında bir sözleşmeye dayandırılacağının hükme bağlandığı, buyurucu nitelikteki bu hükmün sözleşme yapılmaksızın atık su üretenleri de sözleşme yapmakla yükümlü kıldığı, bu hükme uymayanların sözleşme yapma durumunda olmaları nedeniyle atık su bedeli ödemekten kaçınmalarına olanak bulunmadığı, sözleşmeden kaçınmanın söz konusu bedelin ödenmesinden kurtulma sonucunu doğurmayacağı ve bunların da sözleşmeli sayılmalarının gerektiği, öte yandan Yasa ve Yönetmelik ile öngörülen usul ve esaslara göre İSKİ tarafından düzenlenen tarifelerle tespit edilen atık su bedelinin Anayasa’nın 73. maddesinde öngörüldüğü biçimde kanunla konulan vergi, resim, hA. ve benzeri bir mali yükümlülük olduğundan söz edilemeyeceği, bu itibarla, atık su bedeli, vergi, resim, hA. ve benzeri mali yükümlülük olmayıp, özel hukuk alanındaki alacak- borç ilişkisini içeren abonman sözleşmesine dayalı ve idarece düzenlenen bir tarife uyarınca alınan bir bedel olduğundan, bu konuyla ilgili anlaşmazlığın çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle ve Anayasa Mahkemesi’nin 14.2.1991 gün ve E:1990/18, K:1991/4 sayılı kararında yazılı gerekçede de bu görüşün kabul edildiğinden bahisle, Danıştay Dokuzuncu Dairesi’nce yapılan başvurunun KABULÜ ile uyuşmazlık konusu davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiğine karar vermiştir. (Bu karar 26.11.1991 tarih ve 21063 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)

Anılan Uyuşmazlık Mahkemesi kararında atıfta bulunulan ANAYASA MAHKEMESİ’nin 8.5.1991 tarih ve 20865 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 14.2.1991 gün ve E:1990/18, K:1991/4 sayılı kararında,atık sular karşılığı alınacak bedelin niteliği sorunu ayrı bir başlık altında ele alınmış ve aynen “Vergi benzeri mali yükümlülüklerin en belirgin özellikleri (...) genellikle, bir kamu hizmeti karşılığında kamu gücüne dayanılarak tek taraflı yükletilmeleri, hA. ve resme göre, daha çok ücret görünümünde olmalarıdır.

Atık su bedeli, kullanılmış suların uzaklaştırılması karşılığında yapılacak bir tarifeye ve abonman sözleşmesine göre alınmaktadır. Başka bir deyişle, idareyle kişi arasında sözleşmeyle alacak- borç ilişkisi doğmakta, ödenecek miktar İSKİ ile kişi arasında abonman sözleşmesiyle özel hukuk ilişkisi kurulmasından sonra yapılan hizmet karşılığında maliyet- kâr esasına göre belirlenmektedir. Ödemenin hukuksal dayanağı, kamu gücüne değil, tarifeye ve iki taraf arasında yapılan abonman sözleşmesine dayanmaktadır. Nitekim, ödemelerin yapılmaması durumunda İSKİ alacağını, Amme Alacaklarının Tahsili Hakkındaki Yasa’ya göre değil, özel hukuk ilişkisi içinde ilgili Yasa’ya göre alacaktır. Abone ile İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) arasında yapılan abonman sözleşmesi, daha çok “tip” sözleşme görünümündedir. Hizmetten yararlanan kişinin, sözleşmeyi idareyle birlikte düzenlemesi yerine katılımı (iltihakı) söz konusudur. Ancak bu durum, idareyle kişi arasında kurulan özel hukuk ilişkisini, kamu hukuku ilişkisine dönüştürmez. Çünkü, birçok durumda hizmetin tekel niteliği ve çok kişiye götürülme zorunluluğu, işin, çoğunlukla, tip sözleşmelerle ve kişilerin katılımıyla gerçekleşebilmesini olanaklı kılmaktadır. (...)”

“Açıklanan nedenlerle, atık suların uzaklaştırılması karşılığında alınan ücretlerin vergi, resim, hA. benzeri mali yükümlülük olarak kabul edilmemesi gerekir” denilmiştir.

Uyuşmazlık Mahkemesinin Konya 4.Asliye Hukuk Mahkemesi ile Konya Vergi Mahkemesi arasında çıkmış olan bir hüküm uyuşmazlığı ile ilgili olarak 16.6.2003 gün, E:2002/57,K: 2003/34 sayılı kararı ve İzmir 3.Vergi Mahkemesi ile İzmir 11.Asliye Hukuk Mahkemesi arasında çıkmış olan bir hüküm uyuşmazlığı ile ilgili olarak 02.04.2007 gün, E:2004/127,K:2007/31 sayılı kararı ile vermiş olduğu kararında, su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından, atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların görüm ve çözümünde adli yargı yerinin, Tarifeler Yönetmeliği ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminde idare mahkemelerinin görevli bulunduğuna karar vermiştir.

Yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi ile Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarındaki “atık su bedelinin, vergi benzeri mali yükümlülük olmayıp, idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet karşılığında maliyet-kâr esasına göre idarece belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu” yolundaki kabulün sonuçları itibarıyla: idarenin faaliyet alanıyla ilgili olarak yürürlüğe koyduğu yönetmelik ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminin idari yargı yerinde -idare mahkemeleri-; abonman sözleşmesine dayanan bir alacak- borç ilişkisi kapsamındaki atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların ise adli yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerekmekte olup, uygulama bu doğrultuda istikrar kazanmıştır.

Hal böyle iken, 15.7.1993 tarih ve 3914 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 1. maddesiyle 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’na eklenen Mükerrer 44.madde ile, katı atık ve atık su ile ilgili “çevre temizlik vergisi” ihdas edilmesi ve yasal süreç tamamlandıktan sonra da 1.1.1994 tarihinden itibaren uygulamaya geçilmesi üzerine atık su ile ilgili uyuşmazlıkların, belediye ayrımı gözetilmeksizin vergi kapsamına alındığı gerekçesiyle vergi mahkemelerinde bakılarak sonuçlandırılması ve diğer taraftan tahsilata ilişkin uyuşmazlıkların da ücret kapsamında adli yargı yerinde çözümlenmesine devam edilmesi nedeniyle, uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için anılan Yasanın mükerrer 44. maddesinin incelenmesi gerekmiştir.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesinin birinci fıkrasında, “Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut, iş yeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar, çevre temizlik vergisine tabidir.” hükmü yer almış; aynı maddenin on ikinci fıkrasında, “Belediyeler, atık su ile ilgili olarak da; katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi alırlar. Atık su ile ilgili çevre temizlik vergisi, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılır ve bu bedel ile birlikte tahsil edilir. Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde ise, atık su bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere tabidir.” denilmiş ve son fıkrasında da, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların, İçişleri ve Çevre Bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı tarafından belirleneceğine işaret edilmiştir.

Anılan Yasa maddesine ilişkin “Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı” Genel Gerekçesinde (Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü; 10.6.1993-Sayı: B.02.0.KKG/101-530/04937), çevre temizlik vergisinin, belediyelerin içinde bulunduğu mali sıkıntılara acil ve kısa vadeli bir çözüm olmak üzere getirildiği belirtilmiş; madde gerekçelerinde ise on ikinci fıkra hakkında, “Belediyeler, belediye meclislerince yapılacak tarifeler üzerinden su tüketim bedelini aşmamak üzere, kanalizasyon hizmetlerinden yararlananlardan belirlenecek miktarlarda ayrıca çevre temizlik vergisi alacaklar, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk ettirilecek bu vergi su bedeli ile birlikte tahsil olunacaktır. Ancak su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde, atık su bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere tabi olacaktır.” denilmiştir.

Buna göre, yasa koyucu tarafından, mali sıkıntı içinde bulunan belediyelere, katı atıkların toplanması ve atık suların uzaklaştırılması hizmetleri karşılığında gelir sağlamak amacıyla, acil ve pratik bir çözüm olarak çevre temizlik vergisi ihdas edilirken aynı kaynaktan (atık su) özel kanunlarına göre gelir sağlamakta bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından bir değişiklik öngörülmeyip mevcut uygulamanın sürdürülmesi yolundaki irade açıkça belirtilmiştir.Nitekim, anılan Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak uygulamaya ilişkin usul ve esasları açıklamak üzere Maliye Bakanlığı’nca çıkarılan ve 8.1.1994 tarih ve 21812 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 14 seri no’lu Belediye Gelirleri Kanunu Genel Tebliği’nin 9. maddesinde, “Maddenin onikinci fıkrası uyarınca, atık su bedeli almayan belediyeler, atık su ile ilgili olarak da su tüketim bedelini aşmamak üzere çevre temizlik vergisi alacaklardır. Bu şekilde alınacak verginin belediye meclislerince tespitinde, katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina grupları, topluca veya ayrı ayrı dikkate alınacaktır. Atık su ile ilgili çevre temizlik vergisi, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılacak ve bu bedel ile birlikte tahsil edilecektir. Halen atık su bedeli almakta olan belediyelerce ayrıca bu vergi alınamayacaktır.” denilmek suretiyle, çevre temizlik vergisinin atık su bedeli almayan belediyeleri ilgilendirdiği, atık su bedeli alan belediyelerin ise kapsam dışında kaldığı açıklanmıştır.

Buraya kadar yapılan açıklamalar ışığında; su ve kanalizasyon hizmetleri 2560 sayılı İSKİ Kanunu ile düzenlenen büyükşehir belediyelerinin, atık su bedeli uygulaması bakımından 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesi ile getirilen çevre temizlik vergisi düzenlemesinin dışında kaldığı, buna karşın su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir kanun ile düzenlenmeyen belediyelerin ise atık su bedeli uygulaması bakımından 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesi ile getirilen çevre temizlik vergisi düzenlemesi kapsamında kaldığı, bu hususun yukarıda bahsedilen gerek Anayasa Mahkemesi, gerekse de Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarında da açıkça vurgulandığı, bununla birlikte taraflar arasında şayet abonelik ilişkisi var ise, katı atık ve/veya atık su bedelinin vergi benzeri mali yükümlülük olmayıp, idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet karşılığında maliyet-kâr esasına göre idarece belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu hususuna da vurgu yapıldığı anlaşılmakla, bu bağlamda su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir kanun ile düzenlenmeyen belediyeler bakımından katı atık ve/veya atık su bedelinin vergi benzeri mali bir yükümlülük mü, yoksa özel hukuk ilişkisine dayalı bir ücret mi olduğu hususunun belirlenmesinde ABONELİK İLİŞKİSİNİN belirleyici olduğu anlaşılmıştır.

27.10.2010 gün, 27742 sayılı Atıksu Altyapı Ve Evsel Katı Atık Bertaraf Tesisleri Tarifelerinin Belirlenmesinde Uyulacak Usul Ve Esaslara İlişkin Yönetmeliğin ''Tanımlar'' başlıklı 4.maddesinin 1-a fıkrasında ''Abone'' tanımı yapılmış olup, buna göre, Abone: Su ve atık su ve katı atık hizmetlerinden faydalanan ve/veya faydalanacak gerçek veya tüzel kişiyi ifade etmekte, ''Abonelik'' başlıklı 10.maddesinde ise, ''Atık su altyapı yönetimlerinin hizmet vermekle yükümlü olduğu tüm gerçek ve tüzel kişilerin abone olması zorunludur'' hükmü yer almaktadır.

Belirtilen yasal düzenlemeler ve ilgili mahkeme kararları da dikkate alındığında, Çay İşletmesi Genel Müdürlüğü’ne bağlı Kendirli Çay Fabrikası’nca, Kendirli Belediyesi’nden izin alınmaksızın açılan ve fabrikanın belli kesimlerinde kullanılmakta olan suyun alındığı sondaj kuyusunda su sayacının bulunmadığının tespiti üzerine, Kendirli Belediye Başkanlığı’nın 26.08.2009 günlü 21.384,00 TL tutarındaki atık su ücretin ödenmesine yönelik işlemin, gerek su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir kanun ile düzenlenmeyen Kendirli Belediyesince tesis edilmiş olması, gerekse de taraflar arasında bir abonelik ilişkisi bulunmaması birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu işlemin idarece kamu gücüne dayalı re’sen ve tek yanlı olarak tesis edilen bir idari işlem niteliğini taşıdığı anlaşılmıştır.

Belirtilen durumlar karşısında, davacı tarafından, davalı belediyeden izin almaksızın, açılan sondaj kuyusunda su sayacının bulunmadığının tespitine mukabil, Belediye Başkanlığı’nca atık su bedeli tahakkukuna ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın idari yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girdiğinden Trabzon Vergi Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Trabzon Vergi Mahkemesi’nin 11.11.2009 gün, E:2009/389, K:2009/492 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/252

KARAR NO: 2013/631

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Emekli Sandığına tabi olarak işe başlayan, halen Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde Röntgen Teknisyeni (Sağlık Memuru) olarak görev yapan davacının, fiili hizmet süresi zammından yararlanması istemiyle açtığı davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : G.O.

Vekili         : Av. H.B.V.

Davalılar    : 1- Sağlık Bakanlığı               (Adli Yargıda)

    2- Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı               (Adli ve İdari Yargıda)

Vekili         : Av. H.B.

O L A Y    : Davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinin Sağlık Bakanlığı personeli olarak, 02.10.1991-29.05.1992 tarihleri arasında Sinop Atatürk Devlet Hastanesinde, 30.05.1992 ­17.11.2003 tarihleri arasında Samsun M. Aydın Devlet Hastanesinde ve 18.11.2003 tarihinden itibaren bilfiil Samsun Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde Röntgen Teknisyeni (Sağlık Memuru) olarak görev yaptığını, aynı merkezde görevine devam ettiğini; çalışırken direkt şuaya maruz kaldığını, kurumu tarafından her seneye ait şua izni kullandırıldığını belirterek; davalı İdarenin, müvekkiline ilişkin olarak tesis ettiği “.. 17.11.2003 tarihinden itibaren Ağız ve Diş sağlığı merkezinde röntgen teknisyeni olarak geçen çalışmalarından dolayı 5434 sayılı Kanunun mülga 32.maddesinin (h) fıkrası uyarınca fiili hizmet süresi zammından yararlandırılmasının mümkün olmadığı yönündeki” 30.09.2010 Tarih ve B.13.2.5GK.0. 10.03. 19.69.378.069 sayılı işlemin iptali istemiyle Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına karşı idari yargı yerinde dava açmıştır.

SAMSUN 2. İDARE MAHKEMESİ:15.12.2010 gün ve E:2010/1439, K:2010/1245 sayı ile, davacının fiili hizmet süresi zammından yararlanma talebinin reddi işleminin iptali istemiyle iş bu dava açılmış ise de; dava konusu fiili hizmet süresi zammına ilişkin düzenlemenin 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nu 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanun'un 24. maddesiyle değişik 40. maddesinde yer aldığının anlaşıldığı; 5510 sayılı Kanun'un 101. maddesinde yer alan "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür" hükmü uyarınca iş bu davanın, görüm ve çözümünde, 5510 sayılı Kanunda somut olaya ilişkin aksi bir düzenleme yer almadığından, iş mahkemelerinin görevli olduğu, mahkemelerinin görevli bulunmadığı gerekçesiyle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15. maddesinin 1/a bendi uyarınca davanın GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez aynı istemle davalılar Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına karşı adli yargı yerinde dava açmıştır.

SAMSUN 1.İŞ MAHKEMESİ:21.05.2012 gün ve E:2011/348 sayı ile, 2247 Sayılı Kanunun 19. maddesi gereğince mahkemelerinin bu davayı görmekte görevli olmadığı gerekçesiyle, görevli merciin tayini için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine; davanın Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar verilinceye kadar ertelenmesine, esasın dosya Uyuşmazlık Mahkemesinden gelinceye kadar açık bırakılmasına karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İş Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, adli yargı dosyasının Mahkemece, ekinde idari yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Samsun Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi'nde röntgen teknisyeni (sağlık memuru) olarak görev yapan davacının fiili hizmet süresi zammından yararlanma istemiyle yaptığı başvurusunun reddine ilişkin 30.09.2010 tarih ve …069 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Olayda; Emekli Sandığına tabi, Sağlık Bakanlığı personeli olarak, 02.10.1991- 29.05.1992 tarihleri arasında Sinop Atatürk Devlet Hastanesinde, 30.05.1992 ­17.11.2003 tarihleri arasında Samsun M. Aydın Devlet Hastanesinde ve 18.11.2003 tarihinden itibaren Samsun Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde Röntgen Teknisyeni (Sağlık Memuru) olarak görev yapan davacının, çalışırken direkt şuaya maruz kaldığından bahisle fiili hizmet süresi zammından yararlanma istemiyle yaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine açılan davada; davalılardan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’nca davacının durumuyla ilgili olarak mahkemeye verilen yazıda; 5434 sayılı Kanunun mülga 36 ncı maddesinde kimlere, hangi görevleri yaparken itibari hizmet süresi zammı verildiğinin hükme bağlandığı; davacının emeklilik sicil dosyasının incelenmesinden de, itibari hizmet süresine müstehak çalışmasının bulunmadığı anlaşıldığından, itibari hizmet süresinden yararlandırılmasının mümkün olmadığı; diğer taraftan, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun mülga 32 nci maddesinin 19/9/1972 gün ve 1621 sayılı Kanunla eklenen (h) fıkrasında, mesleği olan ve bu sebeple röntgen, radyum ve benzeri iyonizan radyasyonla bilfiil çalışan tabip, teknisyen, sağlık memuru, radyasyon fizikçisi ve teknisyeni ve iyonizan radyasyonla yine bilfiil çalışan bilumum personel ve yardımcılarına, mesleği icabı, röntgen radyum ve benzeri iyonizan radyasyon laboratuarlarında geçen hizmetlerinin her yılı için (3) ay fiili hizmet süresi zammı verilmesinin hükme bağlanmış olduğu; esasen, 3153 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine istinaden çıkarılan 27/4/1939 tarih ve 10857 sayılı Radyoloji, Radyum ve Elektrikle Tedavi Müesseseleri Hakkında Nizamname'nin 1 inci maddesi ile Münhasıran röntgen şuaı vasıtası ile teşhis veya hem teşhis ve hem tedavi yahut radyom veya radyom mürekkebatı ile veya her türlü elektrik aletleri ile tedavi yapan, müesseselerin bina vasıflan ve hastalar ile mütehassısları ve orada çalışan veya bulunan başkalarını elektrik cereyanı ve röntgen şuaı ve radyom arızalarından koruyacak tertipler ile bunlara aid levazımın şartları ve radyom için bir müessede bulunması lazım gelen en az bir miktar ve elektrik ile tedaviye mahsus aletlerin vasıf ve şartlarının bu nizamnamede tespit edildiği; 22 nci maddesi ile de, hastanelerde röntgen ve radyom ile tam müddetle (günde 5 saat) çalışan kimselerin hastanenin başka işlerinde kullanılamayacağının, hükme bağlandığı; bu hükümler ile röntgen radyum ve benzeri iyonizan radyasyon laboratuarlarında, röntgen, radyum ve benzeri iyonizan radyasyonla bilfiil ve devamlı çalışmayı gerektiren işlerde çalışanlara verilen özel hakların tam süre ön koşullarına bağlanmış olduğu, iyonizan ışınlarıyla çalışanlara, maruz kalacakları yıpranmalardan dolayı sağlanacak hakların, her gün beş saat sürekli röntgen, radyum ve emsali ile uğraştırmayı gerektirdiği; ayrıca, Sağlık Bakanlığının 23/4/1981 tarihli ve T.K:I-5340-MÜT-5527 sayılı yazısında, şua izni kullanabilmek için hizmetin, röntgen teşhis, röntgen tedavi, nükleer tıp laboratuvarları gibi radyasyon kaynakları ile çalışan ve bu işe münhasır olarak kurulmuş laboratuvarda geçmesi ve kişinin bu işlerde daimi olarak günde 5 saat bilfiil çalışması gerektiği, diş hekimlerinin çalışmalarının ise bu koşullara uymadığı, bu nedenle fiili hizmet süresi zammı gibi haklardan yararlanamayacakları belirtildiğinden, Kurumlarınca Sağlık Kuruluşlarının Diş Hekimliği bölümünde (Diş Hekimi, Sağlık Teknisyeni, Röntgen Teknisyeni dahil) çalışan personelin fiili hizmet süresi zammından yararlandırılmadığı; buna göre davacının bahsi çalışmaları röntgen teşhis, röntgen tedavi, nükleer tıp laboratuarlarda geçmediğinden ve bu işlerde daimi olarak günde 5 saat bilfiil çalışması mümkün olmadığından bu tarihten sonra geçen çalışmalarından dolayı fiili hizmet süresi zammından yararlandırılmasına imkan bulunmadığı ifade edilmiştir.

31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır. 5510 sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754 sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

5510 sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır. 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir… Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır…”

Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.

Kaldı ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.

Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce işe başlamış olan davacı tarafından açılan davanın idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Samsun 1.İş Mahkemesi’nin başvurusunun kabulü ile Samsun 2.İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Samsun 1.İş Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Samsun 2.İdare Mahkemesi’nce verilen 15.12.2010 gün ve E:2010/1439, K:2010/1245 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/305

KARAR NO: 2013/632

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : A. Sigorta A.Ş.

Vekili         : Av. S.A., Av. S.K.

Davalı        : Sivas Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. C.E.B.

O L A Y    : Davacı vekili, dava dilekçesinde, harca esas dava değerini 2.962,06 TL göstermek suretiyle; müvekkili Şirkete 3253/23949921 nolu kasko poliçesi ile sigortalı 58 FY …. plakalı aracın, 07.08.2009 tarihinde sürücüsü Samet SÜZER’in yönetimde Cuma Pazarı istikametinde seyir halinde iken, yolun ortasında bulunan rögar kapağının çıkması ile rögar kapağına çarpması sonucu maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini; zararın, davacı sigorta şirketince sigortalıya ödendiğini; oluşan hasar nedeniyle yapılan ödemenin, olayda kusurlu bulunan davalıya rücuen tahsili amacıyla Sivas 3.İcra Müdürlüğü’nün 2009/8170 sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi yapıldığını; davalı Sivas Belediyesi Başkanlığının icra takibine itirazı üzerine takibin durduğunu, davalının itirazının haksız olduğunu çünkü; kazaya konu yerin, Belediye sınırları içerisinde bulunduğunu; Belediyeler Kanunu'na göre, belediyelerin sorumluluğunda bulunan karayollarının bakım ve onarımının da belediyenin görevleri arasında olduğunu; Belediyenin görevini tam olarak yerine getirmediğini, rögar kapağını gerektiği gibi yapmadığı için kazaya sebebiyet verdiğini, trafik kazası tespit tutanağında da bu durumun belirtildiğini; müvekkili sigorta şirketinin sigorta ettirene hasardan doğan bedeli ödediğini, zararını karşıladığını; TTK. 1301. madde gereğince; sigortacının, sigorta bedelini ödedikten sonra tazmin ettiği bu bedel oranında halefiyet hakkına ve rücu etme imkanına sahip olduğunu, davalının kusuruna isabet eden miktarın, istemde bulunulmasına rağmen ödenmediğini, başlatılan icra takibinin de yapılan haksız itiraz sonucu durduğunu ifade ederek; Davalının (borçlu) itirazının iptaline, takibin devamına, davalı borçlunun % 40 icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

SİVAS 1.SULH HUKUK MAHKEMESİ:24.11.2010 gün ve E:2010/308, K:2010/1585 sayı ile; davanın sigorta şirketince TTK 1301.maddesine dayalı rücuen tazmin istemine ilişkin olduğuna mahkemelerince kanaat getirildiğini; bir kamu kuruluşu tarafından kamu yasaları uyarınca yapılmış olan tesislere bakma ve o tesisleri kullanmanın kamu yasalarından doğan bir yükümlülük olduğu; bu nedenle anılan nitelikteki bir kamu tesisinin gerek yapılmasındaki gerekse kullanılması veya muhafazasındaki kusurdan doğan zararların idari karar ve eylemlerden doğan zararlar niteliğinde bulunduğundan, zararların ödetilmesi isteklerinin, 12.11.1959 günlü ve 17/15 sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararının 2.bendi hükmünce tam yargı davasının konusunu oluşturduğu, bu tür davaların ise 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2.maddesi hükmünce idari yargı yerinde açılmasının gerektiği; bu hususa ilişkin Yargıtay 17 HD nin 2009/4134 esas 2009/6908 karar sayılı ilamında da, söz konusu zararların tam yargı davasının konusu olduğu yönünde hüküm tesis edildiği; belirtilen nedenlerle davanın tam yargı davası niteliğinde olduğu, idare mahkemesinin görev sahasına girdiği gerekçesiyle; mahkemelerinin GÖREVSİZLİĞİNE ve davada Sivas İdare Mahkemesinin görevli olduğunun belirlenmesine karar vermiş; bu karar temyiz edilmiş, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 12.3.2012 gün ve ve E:2011/9383, K:2012/2980 sayı ile hükmün onanmasına karar vermiş; anılan mahkeme kararı kesinleşmiştir.

Davacı şirket vekili bu kez; açılan davanın, İcra İflas Kanunu 67. madde hükmüne dayanan, takip hukukuna özgü itirazın iptali davası olduğunu; itirazın iptali davalarının, dava konusu işlemin niteliğine bakılmaksızın açıkça adli yargının görev alanı içinde bulunduğuna dair Yargıtay İçtihatları ve 14.04.2010 tarihli, 2010/7-184 Esas, 2010/214 Karar sayılı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı bulunduğunu; 2577 sayılı İYUK' un 2. maddesinde idari dava türlerinin sayıldığını; buna göre idari davaların; iptal davaları, tam yargı davaları ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalardan ibaret olduğunu; İYUK 15/1- a maddesinde ise adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceğinin hükme bağlandığını, İcra İflas Kanunu'nun 67.maddesinde ise “Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.”denilerek itirazın iptali davalarının açıkça adli yargının görev alanı içinde bulunduğunun ifade edildiğini; aynı hususta, adli yargıda verilen görevsizlik kararları üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi'ne giden itirazın iptali dava türüyle ilgili olarak, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 20.11.2000 tarih, 2000/38 Esas, 2000/49 Karar sayılı ilamı ve Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 05.04.2010 tarih, 2009/134 Esas, 2010/65 Karar sayılı ilamında itirazın iptali davalarında adli yargının görevli olduğunun karara bağlandığını; dolayısıyla Sivas 1. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından verilen ve Yargıtay incelemesinden geçerek 'kesinleşen görevsizlik kararı üzerine, mahkemelerine başvurma zorunluluğu doğduğunu ifade ederek; öncelikle, uyuşmazlığın çözümünde adli yargı görevli olduğundan, adli yargıda verilen görevsizlik kararı kesinleştiğinden ve bu aşamada idari yargıda dava açılması zorunlu olduğundan, esasa girilmeksizin dosyanın 2247 Sayılı Kanun gereğince Uyuşmazlık Mahkemesi' ne gönderilmesine, Sayın Mahkeme aksi kanaatte ise, 2.962,06 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyen yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

SİVAS İDARE MAHKEMESİ:2.7.2012 gün ve E:2012/707 sayı ile; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırları" baslıklı 2. ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesi hükümlerine yer verdikten ve dava dosyasının özetine yer verdikten sonra; belirtilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; idari yargıda ancak 3 çeşit dava açılabileceği, 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 67.maddesinde belirtilen itirazın iptali davasının icra takiplerine ilişkin özel bir dava çeşidi olduğu, maddede yer alan mahkeme tabirinden adli yargı mahkemelerinin kastedildiği, yine aynı maddede belirtilen davanın reddi halinde icra inkar tazminatına hükmedileceğine ilişkin hükmün idari yargıda uygulama olanağının bulunmadığı; bu durumda; davacı şirketin ödemiş olduğu zararın tazmini istemiyle açılan davanın, 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 67.maddesinde itirazın iptali davası olduğundan, bu davaya bakma görevinin adli yargıda olduğu sonucuna varıldığı; nitekim; Uyuşmazlık Mahkemesinin (Hukuk Bölümü) 1.11.2010 tarih ve 2010/145, K:2010/227 sayılı kararının da bu doğrultuda olduğu gerekçesiyle; Mahkemelerinin görevine girmeyen ve Sivas 1.Sulh Hukuk Mahkemesince de görevsizlik kararı verilen bu davada görevli mahkemenin belirlenmesi için dava dosyasının 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19.maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, aynı Kanunun 18.maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar verilinceye kadar yargılamanın ertelenmesine, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından 6 ay için bir karar gelmezse yargılamaya devam edilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, icra takibine yapılan itirazın iptali istemiyle açılmıştır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “İlamsız takip” başlıklı Üçüncü Bap, 42-49. maddelerinde takip yöntemleri gösterilmiş; değişik 58. maddesinde, takip talebinin icra dairesine yazı ile veya sözlü olarak veya elektronik ortamda yapılacağına işaret edilmiş; değişik 60. maddesine göre, takip talebi üzerine icra müdürünce ödeme emri düzenleneceği ve 62-65. maddelerde itiraza ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, değişik 66. maddede, süresi içinde yapılan itirazın takibi durduracağı kurala bağlanmıştır.

İtiraz nedeniyle takibin durması üzerine alacaklıya, itirazın iptali için Yasada iki yola başvurma olanağı tanınmış olup, bunlardan birincisi, 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak, ikincisi ise 68, ek 68/a ve ek 68/b maddelerine göre tetkik merciinden itirazın kaldırılmasını istemektir.

İncelenen uyuşmazlıkta alacaklı konumundaki davacı tarafından, değişik 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak suretiyle itirazın iptali davası açılmıştır.

Söz konusu 67. Madde (Değişik: 18/2/1965 - 538/37 md.), “(Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.

(Değişik: 9/11/1988 - 3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.

İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır.

(Mülga dördüncü fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.)

Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır” hükümlerini taşımaktadır.

Anılan Yasanın değişik 1. maddesinin birinci fıkrasında, “Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icra dairesi bulunur” denilmekte olup, yukarıda hükmü yazılı 67. maddede sözü edilen “mahkeme” ile, icra dairesinin bulunduğu yargı çevresi bakımından bağlı olduğu asliye mahkemesinin anlaşılması ve takip hukukuna özgü bulunan itirazın iptali davasının asliye mahkemesinde görülmesi gerektiği açıktır.

Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri: a)İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b)İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c)Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır.

Bu duruma göre, İcra ve İflas Kanunu’nun değişik 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Sivas İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sivas 1.Sulh Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ    : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Sivas İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Sivas 1.Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 24.11.2010 gün ve E:2010/308, K:2010/1585 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU VE OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Somut uyuşmazlıkta;

Davalı İdarenin hizmet kusuru sonucu, davacıya kasko poliçesi ile sigortalı araçta meydana gelen hasar bedelinin davacı tarafından sigortalıya ödenmesi üzerine, davalı idareden rücuen tahsili istemiyle yapılan ilamsız icra takibine vaki itiraz sonucunda açılan İtirazın İptali davasında, Adli Yargıca “Uyuşmazlığın hizmet kusurundan kaynaklandığı, İdari Yargının görevli olduğu” gerekçesiyle Yargı Yolu Yönünden Davanın Reddine karar verilmiş,

Kesinleşen karar üzerine bu kez davacı vekilince İdari Yargıda “ 2.814,00-TL tazminatın ödeme tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile” davalıdan tahsili talep edilmiş,

İdari Yargıca, 2247 sayılı yasanın 19. maddesi uyarınca görevli merciin belirlenmesi için dosya Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiş,

Sayın çoğunluk görüşü doğrultusunda “Davanın çözümünde Adli Yargının görevli olduğu” kabul edilerek Adli Yargının görevsizlik kararı kaldırılmıştır.

Sayın çoğunluğun İdari Yargıda açılan Tam Yargı Davasında Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşüne katılamıyorum.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesinde “Adli, İdari, Askeri Yargı Mercilerinde birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir Yargı Merciinin davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varması durumunda gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvuracağı ve elindeki işin incelenmesine Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine karar erteleyeceği” ön görülmüştür.

Yasa hükmünden anlaşıldığı üzere, Uyuşmazlık Mahkemesinden istekte bulunan Yargı Merciine açılan dava konusu ile kesinleşmiş görevsizlik kararının ilişkin olduğu davanın konusunun aynı olması ( aynı dava) gerekmektedir.

Oysa Adli Yargının kesinleşmiş görevsizlik kararma konu dava İcra İflas Kanunun 67. maddesinde ön görülen İtirazın İptali, İdari Yargıda açılan dava ise 2577 sayılı İdari Yargılama Kanunun 2. maddesinde öngörülen Tam Yargı davası olup her iki davanın hukuki nitelikleri ve sonuçlan farklı olduğundan davaların aynı konuda (aynı dava) olduğunun kabulü mümkün değildir.

2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen başvuru koşulları bu halde gerçekleşmemiştir.

İdari Yargının koşulları gerçekleşmeyen başvurusunun reddine karar verilmesi gerekirken, İdari Yargıda açılan Tam Yargı davasını İtirazın İptali davası olarak kabul etmek suretiyle uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kılan sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.

 

Karşı Oy

Eyüp Sabri BAYDAR

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/312

KARAR NO: 2013/633

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : M. Genel Sigorta A.Ş.

Vekili         : Av. S.A.

Davalı        : Sivas Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av.C.E.B.

O L A Y    : Davacı vekili, dava dilekçesinde, dava değerini 2.814,00 TL göstermek suretiyle; 24/01/2009 tarihinde, Sivas Gökçebostan Mahallesi, Alibaba caddesi, Çatalpınar camii önündeki şehir ana isale hattının patlaması sonucu, müvekkil şirket sigortalısı V.A.'a ait, Kepenek caddesi M.K.F. Apartmanı Altı No:…. adresinde bulunan Ç. Ticaret adlı işyerini su basması neticesinde işyerinde hasar meydana geldiğini; patlayan isale hattının bakım ve sorumluluğunun Sivas Belediyesi'ne ait olduğunu, Belediyenin kusuru neticesinde sigortalı işyerinin zarara uğradığını; işyerine ait bodrum katında bulunan; 70 kg ipek kurdele, 320 kg nevresimlik, 140 kg gömleklik, 240 kg döşemelik kumaş ile 900 kg tül, 42 yorgan ve 215 kg nakış kurdelesinin hasar gördüğünü, hasar gören malların %60 oranında sovtaj karşılığında işyerine iade edildiğini; işyerinin, 14/01/2009 - 14/01/2010 tarihleri arasında, Türkiye Genel Sigorta A.Ş. nezdinde, 3312931 poliçe numarasıyla, ticari paket sigorta poliçesiyle sigortalı olduğunu; dahili su hasarı sonucu, müvekkili şirket tarafından, sigortalısına 25/05/2009 tarihinde, 2.814,00 TL tazminat ödendiğini, müvekkili şirketin TTK 1301. maddesinde düzenlenen halefiyet ilkesi gereği ödediği tazminatı rücuan talep etme hakkını haiz bulunduğunu; ödenen bedelin rücuan tahsili amacıyla davalıya ihtarname gönderilmesine rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını; Davalı aleyhine Sivas 2. İcra Müdürlüğünün 2009/5401 Esas sayılı dosyasında icra takibi yapıldığını; yapılan bu takibe davalı tarafından itiraz edilmesi üzerine itirazın iptali davası açma gereği doğduğunu; İİK'nun 67. maddesi hükmüne göre; takip talebine itiraz edilen alacaklının, itirazın kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptalini dava edebileceği; davalı tarafın itirazının, 16.06.2011 tarihinde elden tebliğ alındığını; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 14.04.2010 tarih 2010/7-184 E 2010/214 K sayılı içtihadında, İİK' nun 67.maddesine göre açılan itirazın iptali davalarında adli yargının görevli olduğuna karar verdiğini ifade ederek; Sivas 2. İcra Müdürlüğünün 2009/5401 Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

SİVAS 1.SULH HUKUK MAHKEMESİ:21.11.2011 gün ve E:2011/1057, K:2011/1533 sayı ile; her ne kadar davacı vekili müvekkili sigorta şirketinin sigortalısı V.A.'a ait işyerinde Sivas Belediyesinin bakım ve sorumluluğunda bulunan isale hattının patlaması sonucu meydana gelen zararın rucuen tazminini talep etmiş ise de, davaya konu tazminatın konusunun, idarenin eylem ve işlemi sonucu meydana gelen zarar olduğu; bu hususun yargılanmasının İYUK 2/b ve 13. maddelerinde idare mahkemelerinin görev sahasına girdiği gerekçesiyle; mahkemelerinin GÖREVSİZLİĞİNE karar vermiş; bu karar temyiz edilmiş, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 30.3.2012 gün ve E:2012/4070, K:2012/5001 sayı ile hükmün onanmasına karar vermiş; anılan mahkeme kararı kesinleşmiştir.

Davacı şirket vekili bu kez; açılan davanın, İcra İflas Kanunu 67. madde hükmüne dayanan, takip hukukuna özgü itirazın iptali davası olduğunu; itirazın iptali davalarının, dava konusu işlemin niteliğine bakılmaksızın açıkça adli yargının görev alanı içinde bulunduğuna dair Yargıtay İçtihatları ve 14.04.2010 tarihli, 2010/7-184 Esas, 2010/214 Karar sayılı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı bulunduğunu; 2577 sayılı İYUK' un 2. maddesinde idari dava türlerinin sayıldığını; buna göre idari davaların; iptal davaları, tam yargı davaları ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalardan ibaret olduğunu; İYUK 15/1- a maddesinde ise adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceğinin hükme bağlandığını, İcra İflas Kanunu'nun 67.maddesinde ise “Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.”denilerek itirazın iptali davalarının açıkça adli yargının görev alanı içinde bulunduğunun ifade edildiğini; aynı hususta, adli yargıda verilen görevsizlik kararları üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi'ne giden itirazın iptali dava türüyle ilgili olarak, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 20.11.2000 tarih, 2000/38 Esas, 2000/49 Karar sayılı ilamı ve Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 05.04.2010 tarih, 2009/134 Esas, 2010/65 Karar sayılı ilamında itirazın iptali davalarında adli yargının görevli olduğunun karara bağlandığını; dolayısıyla Sivas 1. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından verilen ve Yargıtay incelemesinden geçerek 'kesinleşen görevsizlik kararı üzerine, mahkemelerine başvurma zorunluluğu doğduğunu ifade ederek; öncelikle, uyuşmazlığın çözümünde adli yargı görevli olduğundan, adli yargıda verilen görevsizlik kararı kesinleştiğinden ve bu aşamada idari yargıda dava açılması zorunlu olduğundan, esasa girilmeksizin dosyanın 2247 Sayılı Kanun gereğince Uyuşmazlık Mahkemesi' ne gönderilmesine, 2.814,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyen yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

SİVAS İDARE MAHKEMESİ:2.7.2012 gün ve E:2012/761 sayı ile; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırları" baslıklı 2. ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesi hükümlerine yer verdikten ve dava dosyasının özetine yer verdikten sonra; belirtilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; idari yargıda ancak 3 çeşit dava açılabileceği, 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 67.maddesinde belirtilen itirazın iptali davasının icra takiplerine ilişkin özel bir dava çeşidi olduğu, maddede yer alan mahkeme tabirinden adli yargı mahkemelerinin kastedildiği, yine aynı maddede belirtilen davanın reddi halinde icra inkar tazminatına hükmedileceğine ilişkin hükmün idari yargıda uygulama olanağının bulunmadığı; bu durumda; davacı şirketin ödemiş olduğu zararın tazmini istemiyle açılan davanın, 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 67.maddesinde itirazın iptali davası olduğundan, bu davaya bakma görevinin adli yargıda olduğu sonucuna varıldığı; nitekim; Uyuşmazlık Mahkemesinin (Hukuk Bölümü) 05.04.2010 tarih ve 20091134, K:20l0/65 sayılı kararının da bu doğrultuda olduğu gerekçesiyle; Mahkemelerinin görevine girmeyen ve Sivas 1.Sulh Hukuk Mahkemesince de görevsizlik kararı verilen bu davada görevli mahkemenin belirlenmesi için dava dosyasının 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19.maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, aynı Kanunun 18.maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar verilinceye kadar yargılamanın ertelenmesine, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından 6 ay için bir karar gelmezse yargılamaya devam edilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, icra takibine yapılan itirazın iptali istemiyle açılmıştır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “İlamsız takip” başlıklı Üçüncü Bap, 42-49. maddelerinde takip yöntemleri gösterilmiş; değişik 58. maddesinde, takip talebinin icra dairesine yazı ile veya sözlü olarak veya elektronik ortamda yapılacağına işaret edilmiş; değişik 60. maddesine göre, takip talebi üzerine icra müdürünce ödeme emri düzenleneceği ve 62-65. maddelerde itiraza ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, değişik 66. maddede, süresi içinde yapılan itirazın takibi durduracağı kurala bağlanmıştır.

İtiraz nedeniyle takibin durması üzerine alacaklıya, itirazın iptali için Yasada iki yola başvurma olanağı tanınmış olup, bunlardan birincisi, 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak, ikincisi ise 68, ek 68/a ve ek 68/b maddelerine göre tetkik merciinden itirazın kaldırılmasını istemektir.

İncelenen uyuşmazlıkta alacaklı konumundaki davacı tarafından, değişik 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak suretiyle itirazın iptali davası açılmıştır.

Söz konusu 67. Madde (Değişik: 18/2/1965 - 538/37 md.), “(Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.

(Değişik: 9/11/1988 - 3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.

İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır.

(Mülga dördüncü fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.)

Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır” hükümlerini taşımaktadır.

Anılan Yasanın değişik 1. maddesinin birinci fıkrasında, “Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icra dairesi bulunur” denilmekte olup, yukarıda hükmü yazılı 67. maddede sözü edilen “mahkeme” ile, icra dairesinin bulunduğu yargı çevresi bakımından bağlı olduğu asliye mahkemesinin anlaşılması ve takip hukukuna özgü bulunan itirazın iptali davasının asliye mahkemesinde görülmesi gerektiği açıktır.

Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri: a)İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b)İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c)Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır.

Bu duruma göre, İcra ve İflas Kanunu’nun değişik 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Sivas İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sivas 1.Sulh Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ    : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Sivas İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Sivas 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 21.11.2011 gün ve E:2011/1057, K:2011/1533 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU VE OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Somut uyuşmazlıkta;

Davalı İdarenin hizmet kuşuna sonucu, davacıya kasko poliçesi ile sigortalı araçta meydana gelen hasar bedelinin davacı tarafından sigortalıya ödenmesi üzerine, davalı idareden rücuen tahsili istemiyle yapılan ilamsız icra takibine vaki itiraz sonucunda açılan İtirazın İptali davasında, Adli Yargıca “Uyuşmazlığın hizmet kusurundan kaynaklandığı, İdari Yargının görevli olduğu” gerekçesiyle Yargı Yolu Yönünden Davanın Reddine karar verilmiş,

Kesinleşen karar üzerine bu kez davacı vekilince İdari Yargıda “ 2.814,00-TL tazminatın ödeme tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile” davalıdan tahsili talep edilmiş,

İdari Yargıca, 2247 sayılı yasanın 19. maddesi uyarınca görevli merciin belirlenmesi için dosya Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiş,

Sayın çoğunluk görüşü doğrultusunda “Davanın çözümünde Adli Yargının görevli olduğu” kabul edilerek Adli Yargının görevsizlik kararı kaldırılmıştır.

Sayın çoğunluğun İdari Yargıda açılan Tam Yargı Davasında Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşüne katılamıyorum.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesinde “Adli, İdari, Askeri Yargı Mercilerinde birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir Yargı Merciinin davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varması durumunda gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvuracağı ve elindeki işin incelenmesine Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine karar erteleyeceği” ön görülmüştür.

Yasa hükmünden anlaşıldığı üzere, Uyuşmazlık Mahkemesinden istekte bulunan Yargı Merciine açılan dava konusu ile kesinleşmiş görevsizlik kararının ilişkin olduğu davanın konusunun aynı olması ( aynı dava) gerekmektedir.

Oysa Adli Yargının kesinleşmiş görevsizlik kararma konu dava İcra İflas Kanunun 67. maddesinde ön görülen İtirazın İptali, İdari Yargıda açılan dava ise 2577 sayılı İdari Yargılama Kanunun 2. maddesinde öngörülen Tam Yargı davası olup her iki davanın hukuki nitelikleri ve sonuçları farklı olduğundan davaların aynı konuda (aynı dava) olduğunun kabulü mümkün değildir.

2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen başvuru koşulları bu halde gerçekleşmemiştir.

İdari Yargının koşulları gerçekleşmeyen başvurusunun reddine karar verilmesi gerekirken, İdari Yargıda açılan Tam Yargı davasını İtirazın İptali davası olarak kabul etmek suretiyle uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kılan sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.

 

Karşı Oy

Eyüp Sabri BAYDAR

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/322

KARAR NO: 2013/634

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Tütün, Tütün Mamülleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri A.Ş.(tta) Genel Müdürlüğü, Ambalaj Fabrikası Müdürlüğünde, Kapsam Dışı İşçi Statüsünde, matbaa teknisyeni olarak görev yapan davacıya, cumartesi ve gece çalışmaları fark ücretinin ödenmesi istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : B.T.

Vekilleri     : Av. H.A., Av. F.M.B.A.

Davalı        : Tütün, Tütün Mamülleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri A.Ş.(tta) (TEKEL A.Ş.)

Vekilleri     : Av. M.K., Av.E.İ.

O L A Y     : 1-Davacı vekili, müvekkilinin, davalıya ait alt işyerinde, ambalaj fabrikasında 15.01.2007 tarihinden itibaren matbaa teknisyeni olarak çalışmakta olduğunu; fabrika çalışma sisteminde vardiya sistemi olmasına rağmen, müvekkili bu sistemin dışındaymış gibi sözleşme yapıldığını, belgelerin bu duruma göre düzenlendiğini; müvekkilinin, işin gereği olarak mesai saatleri dışında da çalışmak zorunda kaldığını; 08.00-16.00 ve 16.00-24.00 vardiyaları mevcut olan işyerinde müvekkilinin sözleşmeye aykırı biçimde vardiya sistemine dahil edildiğini; davalı işyerinde vardiya sistemine dahil diğer çalışanlar gece çalışma fark ücreti almasına rağmen, müvekkilinin cumartesi ve gece çalışmalarının farkını alamadığını; hatta davalının, evraklarda dahi çalışma sürelerini 08.00-17.00 olarak göstererek hile yoluna başvurduğunu ifade ederek; fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla, Cumartesi ve gece çalışma fark ücreti olarak 500 TL’nin hak ettikleri tarihten itibaren en yüksek mevduat faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle 5.2.2009 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

2-Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacının Kapsam Dışı statüde çalıştığı; Mahkemenin 11.11.2009 tarih ve E:2009 sayılı ara kararına, davalı Kuruluş tarafından verilen 17.11.2009 tarih, 7714 sayılı cevabi yazıda; Tütün, Tütün Mamülleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri A.Ş.(tta)’nin sermayesinin tamamının (%100’ü) kamuya ait olduğu belirtilmiştir.

KARTAL 4.İŞ MAHKEMESİ:30.12.2009 gün ve E:2009/90, K:2009/1182 sayı ile; davacının talebine yer verdikten sonra; davalı vekilinin, öncelikle açılmış bulunan davada idari yargı mahkemelerinin görevli olduğunu, davanın görev yönünden reddi gerektiğini, esas yönünden ise, iş hukuku mevzuatında gece çalışmasının gündüz çalışmasından ücret yönünden farklılaştırılacağı yönünde bir hüküm bulunmadığını, ayrıca müvekkili işverenin bir kamu işvereni olduğu, davacının tüm işçilik alacaklarının kendisine ödendiğinden huzurda açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunduğu; toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına nazaran; Davacının, davalı işyerinde kapsam dışı personel olarak çalışmakta olduğu; Uyuşmazlık Mahkemesinin 1.3.1996 tarih ve 22567 sayılı resmi gazetede yayımlanan 22.1.1996 gün, ve E. 1995/1, K. 1996/1 sayılı ilke kararı ile özelleştirme kapsamında bulunan ya da bulunmayan Kamu İktisadi Teşebbüslerinde sözleşmeli ya da kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların idari yargı yerinde çözümleneceğinin belirtilmiş olduğu, anılan ilke kararı kapsamında kalan işyerinde ve kapsam dışı personel olarak çalışanların, 4857 sayılı yasanın 18. ve devamı maddeleri uyarınca feshin geçersizliği işlemi ile iş mahkemesinde dava açmaları olanağı bulunmadığından, uyuşmazlıkta idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle; Dava dilekçesinin görev yönünden reddine ve Mahkemelerinin görevsizliğine karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez, her hangi bir miktar göstermeden, müvekkilinin Tütün, Tütün Mamulleri Tuz ve Alkol İşletmeleri A.Ş. Genel Müdürlüğünde 15.01.2007-14.07.2009 tarihleri arasında yapmış olduğu cumartesi ve gece çalışmaları fark ücretinin tazmini istemiyle, 5.3.2010 gününde idari yargı yerine dava açmıştır.

İSTANBUL 5. İDARE MAHKEMESİ;14.3.2012 gün ve E:2010/415, K: 2012/839 sayı ile, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1 inci maddesinde, İş Kanunu'na göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu'na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak iş mahkemelerinin kurulacağını belirtilmiş olduğu; huzurdaki davaya konu çalışma ücretinin veya davalı idaredeki vardiya sisteminden kaynaklanan fark ücretlerinin, İş Kanunu'na dayanan hak kapsamında bulunduğunun anlaşıldığı; bununla birlikte, yukarıda belirtilen mevzuata göre, İş Kanunu'na dayanan hak iddialarından doğan uyuşmazlıkların iş mahkemeleri tarafından çözümlenmesinin gerektiği; bununla birlikte, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 2008/53 esas, 2009/5 sayılı ve 02/02/2009 tarihli kararında da belirtildiği üzere, anlaşmazlığın çözümünde, davacının statüsü değil, alacağın niteliği önem taşımakta olduğundan, istenilen tazminata yönelik ihtilafın İş Kanunu kapsamında bulunduğu; netice olarak, davacının, TEKEL Anonim Şirketi'nde 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında ve kapsam dışı statüde matbaa teknisyeni olarak görev yaptığı 15/01/2007 ila 14/7/2009 tarihleri arasındaki Cumartesi ve gece çalışmalarına ilişkin ücretlerinin veya davalı idaredeki vardiya sisteminden kaynaklanan fark ücretlerinin tazmini talebinden kaynaklanan bu davanın çözümünde iş mahkemeleri görevli olduğu gerekçesiyle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15. maddesinin (1/a) bendi hükmü uyarınca davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

I-İLK NCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Tütün, Tütün Mamülleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri A.Ş.(tta) Genel Müdürlüğü, Ambalaj Fabrikası Müdürlüğünde, Kapsam Dışı İşçi Statüsünde, matbaa teknisyeni olarak görev yapan davacının, kendisine cumartesi ve gece çalışmaları fark ücretinin ödenmesi istemiyle açılmıştır.

233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye tabi bir kamu iktisadi kuruluşu olan Tütün ve Tütün Mamülleri Tuz ve Alkol İşletmeleri (TEKEL) Genel Müdürlüğü, 233 sayılı KHK. eki listede Başbakanlık ile ilgilendirilen kamu iktisadi kuruluşu olarak gösterilmiş iken; 9.1.2002 tarihli 4733 sayılı Kanunla yeniden yapılandırılarak İktisadi Devlet Teşekkülü haline getirilmiş; 5.2.2002 tarihli 2002/6 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararıyla Özelleştirme Yöntemleri arasına mülkiyetin devri de dahil edilmiş ve 1.1.2003 tarihinden itibaren Tütün, Tütün Mamülleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri A.Ş.’ne dönüştürülmüştür.

31.3.2003 gün ve 2003/12 sayılı ÖYK kararı ile yeniden yapılandırılmasına ve Sigara Üretim ve Alkollü İçki Üretim Birimlerinin Pazarlama ve Dağıtım birimleri ile birlikte 2003 yılı sonuna kadar özelleştirme süreçlerinin tamamlanmasına karar verilmiş; bu karar çerçevesinde şirket, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 2.6.2003 gün ve 527 sayılı Oluru ile yeniden yapılandırılmış, anılan olur ile Şirkete (TEKEL) bağlı iki Anonim Şirket (Sigara Sanayi İşletmeleri ve Ticareti A.Ş., Sigara Pazarlama Dağıtım A.Ş.) ve iki Müessese Müdürlüğü (Yaprak Tütün İşletmeleri ve Ticareti Müessesesi Müdürlüğü,Tuz Sanayi İşletmeleri Müessesesi Müdürlüğü) olarak faaliyetine devam etmiştir.

Sigara Sanayi İşletmeleri ve Ticareti A.Ş.’ye ait sigara üretim işi ile ilgili varlıkların “satış” ve “mülkiyetin gayri ayni hak (intifa) tesisi” yöntemi ile 4046 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde bir bütün halinde özelleştirilmesine yönelik ihale ilanı 26.10.2007 tarihinden itibaren kamuoyuna duyurulmuş, son teklif verme tarihi 25.1.2008 olarak belirlenmiş, 22.2.2008 günü yapılan nihai pazarlık görüşmesinde ihale sonuçlanmış, en yüksek teklifi 1 Milyar 720 Milyon dolarla BAT–British American Tobacco vermiştir. Anılan ihale konusu varlıklar bir bütün halinde British American Tobacco Tütün Mamülleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye satışı suretiyle özelleştirilmiştir.

İhale sonucu, Özelleştirme Yüksek Kurulunun 22.4.2008 tarihli ve 2008/23 sayılı kararıyla da onaylanmış ve 24.4.2008 tarihi ve 26856 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Devir Sözleşmesini takiben devir teslimler yapılmış; bunun sonucunda kamu, tütün mamulü (sigara) üretimi ve dağıtımı işinden tamamen çekilmiş; ancak, Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri A.Ş.’nin hukuki varlığı, sermayesinin tamamı kamuya ait olarak devam etmiştir.

Daha sonra, Tekel'in logosu BAT'a devredildiği için, Şirket Ana Sözleşmesinin 2.maddesi, Şirket Yönetim Kurulunun 23.10.2008 tarih ve 201 sayılı Kararı ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 01.12.2008 tarih ve 1090 sayılı Olur’ları ile Şirketin ticari unvanı “Tütün, Tütün Mamulleri Tuz ve Alkol İşletmeleri Anonim Şirketi” işletme adı “tta” olarak değiştirilmiş, buna ilişkin değişiklik Ticaret Sicil Memurluğunda 05.12.2008 tarihinde tescil edilmiştir.

Nihayet, davalı Şirketin Ticaret Unvanı “Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri A.Ş. (tta)” iken, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 03.02.2012 tarihli ve 135 sayılı Olurlarıyla; Gayrimenkul Anonim Şirketi olarak değiştirilmiş; değişiklik 17 Şubat 2012 tarih, 8008 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilmiş; Ana Sözleşme değişikliği yapılmış ve faaliyet konuları da gayrimenkul işlemlerine (alım, satım, kira v.s.) özgülenmiştir. Anılan Kuruluş’un, Başbakanlık Resmi Web sitesinde bulunan, Kamu Kurum ve Kuruluşları Listesinde Maliye Bakanlığı/Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bağlı olarak yer aldığı görülmüştür.

Buna göre, davanın açıldığı ve devam ettiği aşamada davalı olarak görülen Tütün, Tütün Mamülleri Tuz ve Alkol İşletmeleri A.Ş.nin, sermayesinin tamamı devlete ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan, Başbakanlık ile ilgilendirilmiş bulunan bir kamu iktisadi teşebbüsü olduğu; ismi ve faaliyet konuları değişmesine karşın halen kamu kurumu/kuruluşu niteliğini devam ettirdiği görülmektedir.

Diğer taraftan Kapsam Dışı İşçi Statüsünde çalışan Davacı ile Davalı Kuruluş arasında imzalanan Belirli Süreli İş Sözleşmesinde, çalışanın sosyal güvenlik yönünden 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na (mülga) , tabi kılınması veya bir kısım hak ve yükümlülüklerinin 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine paralel olması ya da anılan Kanuna atıfta bulunulması, idare ile personeli arasındaki idare hukuku ilkelerine dayanan kamu hukuku ilişkisini ortadan kaldıramaz. Ne zaman ki, teşebbüs veya bağlı ortaklıktaki kamu kesimi payları %50’nin altına düşer ve kuruluş kamu kurumu niteliğini kaybederse, işte o zaman işveren ile personeli arasındaki hukuki ilişki özel hukuk ilişkisi niteliğine bürünecektir.

Belirtilen tüm bu hususlar ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, 1.3.1996 tarih ve 22567 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan ya da bulunmayan Kamu İktisadi Teşebbüslerinde kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğuna ve konunun 2247 sayılı Yasa’nın 30. maddesi doğrultusunda ilke kararına bağlanmasına karar verilmiş olması, anılan 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 30. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Bir ilke kararının değişmesi veya kaldırılması yeni bir ilke kararıyla olur.” hükmü ile yedinci fıkrada yer verilen “Görev konusundaki ilke kararları; Uyuşmazlık Mahkemesini ve bütün yargı mercilerini (...) bağlar.” hükmü karşısında, davacının talep ettiği hakların hizmet sözleşmesi ve dayanağı mevzuat hükümlerine göre ödenip ödenemeyeceğine ilişkin bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde sayılan idari dava türleri arasında yer alan, genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar kapsamında idari yargı yerinde çözümleneceği açıktır.

Açıklanan nedenlerle; İstanbul 5. İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 5.İdare Mahkemesi’nin 14.3.2012 gün ve E:2010/415, K:2012/839 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/323

KARAR NO: 2013/635

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : G. Sigorta A.Ş.

Vekili         : Av.S.B.

Davalı        : Ulaştırma Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü

Vekili         : Av.G.T.

O L A Y    : Davacı vekili, dava dilekçesinde, dava değerini 1.836,54.TL göstermek suretiyle; müvekkili şirket nezdinde 3401.01430248.0000 numaralı poliçe ile sigortalı bulunan Porsuk Seramik. Ürün. İnş. Gıda San. Tic.A.Ş.’ye ait bulunan 41 EF 218 plakalı aracın, 03.05.2009 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebi ile hasara uğradığını kaza tespit tutanağına göre kazanın " ... seyir halinde iken yol yüzeyindeki gevşek malzemeye hızlı girmesi sonucu ... " meydana gelmiş olduğu ve ayrıca " .., yolun yapımı bakımından sorumlu olan kuruluşun yolda yaptığı çalışma ve gevşek malzeme için sürücüleri uyarıcı ve ikaz edici trafik levhaları koymadığından kusurlu olduğu ... "nun tespit edildiğini; meydana gelen bu hasar sebebi ile sigortalılarına hasar bedeli ödemesi yapıldığını; müvekkil şirketin, davalı-borçluya kusuru nispetince rücu hakkı kazandığını; ödenen bu hasar bedelinin kusuru nispetince davalı-borçludan tahsili amacıyla Eskişehir 7.İcra Müd.'nün 2010/504 sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatılmış olduğunu; davalı-borçlunun, haksız ve kötü niyetli olarak takibe itiraz ettiğini ve takibin durmasına sebebiyet verdiğini ifade ederek; davalı-borçlunun haksız ve kötü niyetli itirazının iptali ile takibe kaldığı yerden devam edilmesine, davalı-borçlu itirazında haksız ve kötü niyetli olduğundan %40'dan az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

ESKİŞEHİR 1.SULH HUKUK MAHKEMESİ:4.10.2011 gün ve E:2011/685, K:2011/1558 sayı ile; Maddi Hasarlı Trafik Kazası Tespit Tutanağı incelendiğinde; 03/05/2009 günü saat 16:00 sırasında meydana gelen kaza sebebiyle araç sürücüsü E.Ö.'ün doğrultu değiştirme ve manevraları yanlış yapma ve diğer kusurlardan araçların hızını dönemeçli yollara girerken azaItmama trafik kusurunu işlediğinden kusurlu olduğu, ayrıca yolun yapımı ve bakımından sorumlu olan kuruluşun yolda yaptığı çalışma ve etrafındaki gevşek malzeme için sürücüleri uyarıcı ve ikaz edici trafik levhaları koymadığından kusurlu olduğu yönünden kanaat yazıldığı, davanın da buna dayanılarak açıldığı anlaşıldığından, davalı idarenin gördüğü hizmeti eksik yapmasına dayanılarak açılan bu davanın idari yargı yerinde açılması gerektiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle; yargı yolu yönünden dava dilekçesinin reddine karar vermiş, tarafların kararı temyiz etmemesi üzerine karar kesinleşmiştir.

Davacı şirket vekili bu kez; müvekkil şirket nezdinde sigortalı bulunan aracın trafik kazası sebebi ile hasara uğradığını, kaza tespit tutanağına göre kazanın "... seyir halinde iken yol yüzeyindeki gevşek malzemeye hızlı girmesi sonucu meydana gelmiş olduğu ve ayrıca .,. yolun yapımı bakımından sorumlu olan kuruluşun yolda yaptığı çalışma ve gevşek malzeme için sürücüleri uyarıcı ve ikaz edici trafik levhaları koymadığından kusurlu olduğu..."nun tespit edildiğini; kendi kanaatlerine göre bu kazanın meydana gelmesinde davalının hizmet kusurunun bulunduğunu; hizmetin gerektiği gibi yapılmaması nedeni ile bu kazanın meydana geldiğini; bu hasar sebebi ile sigortalıya hasar bedeli ödemesi yapıldığını, müvekkili şirketin davalıya kusuru nispetince rücu hakkı kazandığını; ödenen bu hasar bedelinin kusuru nispetince davalıdan tahsili amacıyla Eskişehir 7.İcra Müd.’nün 2010/504 sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatılmış olduğunu, davalının takibe itiraz ettiğini ve takibin durmasına sebebiyet verdiğini; davalının itirazı üzerine Eskişehir 1.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2011/685 E. sayılı dosyası ile itirazın iptali davası açıldığını ve davanın 04.10.2011 tarihinde yargı yolu yönünden reddedildiğini; Eskişehir 1.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2011/685 E. 2011/1558 K. ve 04.10.2011 tarihli red kararı tarafımıza 12.03.2012 tarihinde tebliğ edilmiş olup ve taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleştiğini, adli yargıda verilen kararın kesinleşme tarihinden itibaren 30 günlük süre içerisinde iş bu davanın açılması zorunluluğu doğduğunu; kanaatlerine göre, meydana gelen trafik kazasında izah ettikleri üzere davalı idarenin kusurlu olduğunu ifade ederek; davalarının kabulü ile 1.737,50.-TL tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ESKİŞEHİR 2. İDARE MAHKEMESİ: 11.4.2012 gün ve E:2012/371, K: 2012/322 sayı ile, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 2/1. maddesinde; "idari dava türleri şunlardır: a) idari işlemler hakkında yetki, şekli, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan İptal davaları, b) idari eylem ve İşlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar."denildiği, aynı Kanun'un 14. maddesinin (3-a) bendinde, dava dilekçelerinin görev ve yetki yönünden inceleneceği, 15. maddesinin (1-a) bendinde de, (3-a) bendi ne göre adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceğinin hükme bağlandığı; öte yandan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 19.01.2011 günlü 27820 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunun 14. maddesiyle değişik "Görevli ve Yetkili Mahkeme" kenar başlıklı 110. maddesinde; "işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır." hükmü, aynı Kanunu'nun yine 19.01.2011 günlü 27820 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunun 15. maddesiyle eklenen Geçici Madde 21. maddesinde de, "Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği. tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek idare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz." hükmünün yer aldığı; dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirket tarafından, kasko sigortalısına ait 41 EF 218 plaka sayılı aracın 03.05.2009 günü Söğüt/Eskişehir karayolunda yoldan çıkması neticesiyle meydana gelen kazada hasara uğraması nedeniyle sigortalıya tazminat ödendiği, akabinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğunun tespitinin yapıldığından bahisle Eskişehir 7. icra Müdürlüğü'nün E;2010/504 sayılı dosyasında takip başlatıldığı, bu takibin davalı idarece yapılan itiraz üzerine durduğu, davacı şirket tarafından itirazın iptali istemiyle 25.04.2011 tarihinde Eskişehir 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin E:2011/865 sayılı dava dosyasında açılan davada, anılan Mahkemenin 04.10.2011 günlü K:2011/1558 sayılı kararla davanın idari yargı yerinde açılması gerektiğinden bahisle görev yönünden reddedilmesi ve kararın 23.03.2012 tarihinde kesinleşmesi üzerine davacı şirketi tarafından, kasko sigortalısına ait 41 EF 218 plaka sayılı aracın 03.05.2009 günü Söğüt/Eskişehir karayolunda yoldan çıkması neticesiyle meydana gelen kazada hasara uğramasında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla 1.737,50.-TL rücu tazminatın yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle 06.04.2012 tarihinde kayda giren dilekçeyle bakılmakta olan davanın açıldığının anlaşıldığı; yukarıda aktarımı yapılan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 19.01.2011 günlü 27820 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunun 14. maddesiyle değişik "Görevli ve Yetkili Mahkeme" kenar başlıklı 110. maddesi uyarınca motorlu araç kazalarından dolayı karayolunun bakım ve işletmesinden sorumlu olan kamu kurumlarının hukuki sorumluluğuna ilişkin davaların adli yargı yerlerinde görüleceğinin açık olduğu; diğer taraftan, sözkonusu görev kuralına yönelik olarak aynı Kanunun Geçici 21. maddesinde bulunan intikal hükümleri 19.01.2011 tarihinden önce idari yargıda ve Askeri Yüksek idare Mahkemesinde açılan davaları kapsadığı; dolayısıyla, bakılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu; öte yandan, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve işleyişi Hakkında Kanunun 14.maddesinde, "Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir" düzenlemesinin yer aldığı, işbu kararının kesinleşmesi üzerine Mahkemelerine başvurularak Uyuşmazlık Mahkemesinden olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesinin de istenebileceği gerekçesiyle; 2577 sayılı Yasanın 15/1-a maddesi uyarınca, davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekilinin, talebi üzerine İdare Mahkemesince dava dosyaları mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:Davacı Şirket vekilince, adli yargı yerinde açılan dava doğru şekilde kurgulanmasına ve açıkça “davalı-borçlunun haksız ve kötü niyetli itirazının iptali ile takibe kaldığı yerden devam edilmesine, davalı-borçlu itirazında haksız ve kötü niyetli olduğundan %40'dan az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesi istemiyle” dava açılmasına rağmen; Mahkemece “hizmet kusuru”na dayalı olarak hüküm kurularak görevsizlik kararı verildiği; bu kararın Mahkememizin emsal nitelikteki pek çok kararına da aykırı olduğu; söz konusu karar üzerine, davacı vekilinin bu defa “hizmet kusuruna” dayalı olarak açtığı davanın da İdare Mahkemesince görev yönünden reddedildiği; bu bağlamda, ikinci davanın, ilk davada verilen karar üzerine açıldığı; “farklı dava konuları var” şeklindeki değerlendirme yapılması halinde, çözüme ulaşamayacak dava nedeniyle davacı tarafın mağdur olacağı gözetilerek (ve ayrıca, Mahkememizin benzer bir durumda işin esasını incelediği hususu da dikkate alındığında: U.M.nin 2013 / 134, K: 2013 / 507 Sayılı kararı); davanın “icra takibine yapılan itirazın iptali istemiyle açıldığı”nı kabul etmek gerekmiştir.

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, icra takibine yapılan itirazın iptali istemiyle açılmıştır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “İlamsız takip” başlıklı Üçüncü Bap, 42-49. maddelerinde takip yöntemleri gösterilmiş; değişik 58. maddesinde, takip talebinin icra dairesine yazı ile veya sözlü olarak veya elektronik ortamda yapılacağına işaret edilmiş; değişik 60. maddesine göre, takip talebi üzerine icra müdürünce ödeme emri düzenleneceği ve 62-65. maddelerde itiraza ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, değişik 66. maddede, süresi içinde yapılan itirazın takibi durduracağı kurala bağlanmıştır.

İtiraz nedeniyle takibin durması üzerine alacaklıya, itirazın iptali için Yasada iki yola başvurma olanağı tanınmış olup, bunlardan birincisi, 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak, ikincisi ise 68, ek 68/a ve ek 68/b maddelerine göre tetkik merciinden itirazın kaldırılmasını istemektir.

İncelenen uyuşmazlıkta alacaklı konumundaki davacı tarafından, değişik 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak suretiyle itirazın iptali davası açılmıştır.

Söz konusu 67. Madde (Değişik: 18/2/1965 - 538/37 md.), “(Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.

(Değişik: 9/11/1988 - 3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.

İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır.

(Mülga dördüncü fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.)

Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır” hükümlerini taşımaktadır.

Anılan Yasanın değişik 1. maddesinin birinci fıkrasında, “Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icra dairesi bulunur” denilmekte olup, yukarıda hükmü yazılı 67. maddede sözü edilen “mahkeme” ile, icra dairesinin bulunduğu yargı çevresi bakımından bağlı olduğu asliye mahkemesinin anlaşılması ve takip hukukuna özgü bulunan itirazın iptali davasının asliye mahkemesinde görülmesi gerektiği açıktır.

Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri: a)İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b)İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c)Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır.

Bu duruma göre, İcra ve İflas Kanunu’nun değişik 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Eskişehir 1.Sulh Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ    : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Eskişehir 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 4.10.2011 gün ve E:2011/685, K:2011/1558 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR’ın KARŞI OYU VE OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Somut uyuşmazlıkta;

Davalı İdarenin hizmet kusuru sonucu, davacıya kasko poliçesi ile sigortalı araçta meydana gelen hasar bedelinin davacı tarafından sigortalıya ödenmesi üzerine, davalı idareden rücuen tahsili istemiyle yapılan ilamsız icra takibine vaki itiraz sonucunda açılan İtirazın İptali davasında, Adli Yargıca “Uyuşmazlığın hizmet kusurundan kaynaklandığı, İdari Yargının görevli olduğu” gerekçesiyle Yargı Yolu Yönünden Davanın Reddine karar verilmiş,

Kesinleşen karar üzerine bu kez davacı vekilince İdari Yargıda “ 1.737,50-TL tazminatın yasal faizi ile” davalıdan tahsili talep edilmiş,

İdari Yargıca, “Uyuşmazlığın 2918 sayılı yasanın 110. maddesinden kaynaklandığı, Adli Yargının Uyuşmazlıkta görevli bulunduğu” gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş,

Kesinleşen görevsizlik kararları üzerine 2247 sayılı Yasanın 14. maddesi uyarınca olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemi ile dosyanın gönderildiği Yüksek Mahkemece yapılan inceleme sonucunda;

Sayın çoğunluk görüşü doğrultusunda “Davanın çözümünde Adli Yargının görevli olduğu” kabul edilerek Adli Yargının görevsizlik kararı kaldırılmıştır.

Sayın çoğunluğun İdari Yargıda açılan Tam Yargı Davasında Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşüne katılamıyorum.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 14. maddesinde “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için Adli, İdari veya Askeri Yargı Mercilerinde en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olmasının gerektiği” ön görülmüştür.

Yasada açıkça ifade edildiği üzere, 2247 sayılı yasanın 14. maddesi gereğince olumsuz görev uyuşmazlığının giderilebilmesi için diğer koşulların yanı sıra mahkemelerin kesinleşmiş görevsizlik kararlarına konu uyuşmazlıkların aynı konuda (aynı dava) olması gerekmektedir.

Oysa Adli Yargının kesinleşmiş görevsizlik kararma konu dava İcra İflas Kanunun 67. maddesinde ön görülen İtirazın İptali, İdari Yargıda açılan dava ise 2577 sayılı İdari Yargılama Kanunun 2. maddesinde öngörülen Tam Yargı davası olup her iki davanın hukuki nitelikleri ve sonuçları farklı olduğundan davaların aynı konuda (aynı dava) olduğunun kabulü mümkün değildir.

2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen başvuru koşullarından davaların aynı konuda olması koşulu bu halde gerçekleşmemiştir.

Bu halde koşulları gerçekleşmeyen başvurunun reddine karar verilmesi gerekirken, İdari Yargıda açılan Tam Yargı davasını İtirazın İptali davası olarak kabul etmek suretiyle uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kılan sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.

 

Karşı Oy

Eyüp Sabri BAYDAR

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/427

KARAR NO: 2013/636

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Yapmış olduğu hasılatlara ilişkin yatırması gereken meblağları 5(beş) kez geç ödediğinin tespit edildiği nedeniyle, Bayilik Sözleşmesinin 8/a-b ve Spor Müsabakalarına Dayalı Sabit İhtimalli ve Müşterek Bahis Oyunları Uygulama Yönetmeliğinin 9. ve 24. maddesinin birinci fıkrasının (m) bendi hükümlerine istinaden davacı adına kayıtlı Spor Toto Bayiliğinin iptal edilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : S.A.

Vekili         : Av.H.K.

Davalı        : Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (Spor Toto Teşkilat Başkanlığı)

Vekilleri     : Av. M.A., Av.R.S.

O L A Y    : Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne bağlı Spor Toto Teşkilat Başkanlığı ile davacı arasında 27.2.2009 tarihinde Bayilik Sözleşmesi imzalanmış ve davacı davalı idarenin 118131 nolu Spor Toto Bayii’si olmuştur.

Davalı idare tarafından 29.7.2010 Olur/tarih ve 4849 sayı ile; sözleşme hükümlerine rağmen yapmış olduğu hasılatlara ilişkin yatırması gereken meblağları 12.1.2010-20.7.2010 tarihleri arasında 5(beş) kez geç ödediğinin tespit edildiği nedeniyle, Teşkilat Başkanlığı ile davacı arasında imzalanan Bayilik Sözleşmesi'nin 8/a, 8/b; 28/02/2009 tarih ve 27155 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Spor Müsabakalarına Dayalı Sabit İhtimaIli ve Müşterek Bahis Oyunları Uygulama Yönetmeliği'nin 9 ve 24 üncü maddenin birinci fıkrasının (m) bendi hükümlerine istinaden davacı adına kayıtlı 118131 numaralı bayiliğin iptal edilmesine ilişkin işlem tesis edilmiş; bu işlem 2.8.2010 tarih ve 4851(4951 olmalı) sayılı yazı ile davacıya bildirilmiştir.

Davacı vekili, müvekkilinin bayiliğinin iptaline ilişkin 2.8.2010 tarih ve 4851 sayılı işlemin iptali istemiyle 10.8.2010 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 7. İDARE MAHKEMESİ: 13.8.2010 gün ve E:2010/1316, K:2010/1373 sayı ile; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14/3. ve 15/1-a maddeleri hükmüne yer verdikten sonra; İdare hukukunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların idari yargının görev alanını oluşturduğu, idare hukuku kuralları içinde, kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla kamu gücü kullanılarak tesis edilen idari işlemler ile aynı amaçla gerçekleştirilen idari eylemler ve idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların görüm ve çözümünün idari yargının görev alanına girdiği; bir sözleşmenin idari sözleşme sayılabilmesi için sürekli bir kamu hizmetinin görülmesi amacını taşıması, taraflardan birinin idare olması ve kamu hukukuna özgü, kamu hukukundan doğan şart ve hükümlerin sözleşmede yer almasının zorunlu olduğu; öte yandan; spor toto ya da milli piyango gibi şans oyunları ile ilgili hizmetlerin gelir getirici nitelikte olduğu, kamu hizmeti niteliğinde olmadığı; dava dosyasının incelenmesinden; davacı ile davalı idareye bağlı Spor Toto Teşkilat Başkanlığı arasında 27.2.2009 tarihinde bayilik sözleşmesinin imzalandığı; imzalanan sözleşme uyarınca davacıya 118131 nolu bayilik ruhsatının verildiği; bu sözleşmenin "Cezai Hükümler" başlıklı 8. maddesinin (a) bendinde, Teşkilatça belirtilen günde bayi tarafından hasılatın yatırılmaması halinde borcun muaccel hale geleceği; bayiinin bunun hukuki ve cezai sonuçlarına katlanmak zorunda olduğu; müşterek bahis oyunları ile ilgili hasılatın zamanında yatırılmaması halinde %5 gecikme cezası alınacağı; sözleşme süresi içerisinde hakkında 5 defadan fazla gecikme cezası uygulananların ya da hasılatını bir muhasebe dönemi içerisinde yatırmayanların bayilik ruhsatlarının iptal edileceğinin düzenlendiği; davacının 2010 yılında, yatırması gereken hasılatları 5 kez süresinde yatırmaması üzerine, 27.2.2009 tarihinde imzalanan sözleşmenin 8. maddesinin (a) bendi uyarınca bayilik ruhsatının iptal edilmesi üzerine bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; idarenin, davacı ile yapmış olduğu bayilik sözleşmesinin, idarenin özel hukuk alanında gerçekleştirdiği bir hukuksal işlem olduğu ve bu ilişkiden doğan hakların kullanılmasına ve takibine ilişkin davaların da özel hukuk hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerekeceği dikkate alındığında, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünün adli yargı yerinin görev alanında bulunduğu gerekçesiyle; 2577 sayılı Yasa'nın 15/1-a maddesi uyarınca davanın Görev Yönünden Reddine karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez, bayilik sözleşmesinin tek taraflı iptali sebebiyle fesih işleminin haksızlığının tespiti ile sözleşmenin devamına karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ:24.2.2011 gün ve E:2010/530, K:2011/70 sayı ile, tarafların iddia ve savunmalarına yer verdikten sonra; davanın, taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesinin tek taraflı iptali sebebiyle fesih işleminin haksızlığının tespiti ile sözleşmenin devamına ilişkin bulunduğu; sunulan kararlar karşısında öncelikle mahkemelerinin görevli olup olmadığı hususunda inceleme yapıldığı; Uyuşmazlık Mahkemesinin 3.5.2010 tarih, 2009/136 Esas ve 2010/100 sayılı kararında, bayi ile spor toto teşkilat müdürlüğü arasında yapılan sözleşme ile ilgili olarak bunlara ilişkin yasal düzenlemeler uyarınca müşterek bahisler ile şans oyunları düzenleme hak ve yetkisinin Spor Toto Teşkilat Başkanlığına ait olması ve bu hakkın sözleşme ile bayilik ruhsatı alma koşulları taşıyanlara devredilmesine göre, bayilik sözleşmesinin genel hizmetin yürütülmesi için yapılan idari bir sözleşme olduğunun açık olduğu, bu durumda idarece kamu gücüne dayanılarak ve tek yanlı irade ile yapılan bayilik sözleşmesinde yer alan yaptırımların uygulanmasına ilişkin işlemin iptali isteminden doğan uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğundan bahisle daha önce Ankara 3. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verildiğinin görüldüğü; Bursa 1. Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda Uyuşmazlık Mahkemesinin 17.11.2008 tarihli kararı da nazara alınarak bu tür davalarda davaya bakma görevinin idari yargının görev alanına girmesi sebebiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmesi ve kararın temyizi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesi Başkanlığınca yapılan temyiz incelemesi sonucunda 22.6.2010 tarihinde anılan mahkeme hükmünün onanmasına karar verildiğinin anlaşıldığı; dosyaya sunulan tüm deliller, Yargıtay kararı ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararı da nazara alındığında, bayilik sözleşmesinin iptalinden doğan davaya bakmanın idari yargının görev alanına girdiği hususunda mahkemelerinde kanaat hasıl olduğu gerekçesiyle; davacının davasının görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili, 15.5.2012 tarihli dilekçe ile adli yargı yerinden, görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesini talep etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

I-İLK NCELEME:1-Davacı vekilinin, idari yargı ve adli yargı yerlerinde, sonuca ilişkin taleplerini farklı ifade ettiği görülmekte ise de; açılan davalarda, bayiliğinin iptaline ilişkin işlemin iptali ve sözleşmenin devamının amaçlandığı; bu nedenle her iki yargı kolunda aynı konuda dava açıldığı kabul edilmiştir.

2-Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, ekinde idari yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, sözleşme hükümlerine rağmen yapmış olduğu hasılatlara ilişkin yatırması gereken meblağları 12.1.2010-20.7.2010 tarihleri arasında 5(beş) kez geç ödediğinin tespit edildiği nedeniyle, Bayilik Sözleşmesinin 8/a ve 8/b; Spor Müsabakalarına Dayalı Sabit İhtimalli ve Müşterek Bahis Oyunları Uygulama Yönetmeliğinin 9. ve 24. maddesinin birinci fıkrasının (m) bendi hükümlerine istinaden, davacı adına kayıtlı 118131 numaralı Spor Toto Bayiliğinin iptal edilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibariyle;

3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 1. maddesine göre, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Başbakanlığa bağlı ve tüzelkişiliğe sahip bir kamu kurumu iken; aynı Kanunun 4. maddesine göre Genel Müdürlüğe bağlı bir birim olan Spor Toto Teşkilat Başkanlığının tüzelkişiliğinin bulunmadığı; Kanunun 2. maddesinin (i) bendi uyarınca, Türkiye'de düzenlenecek futbol ve diğer spor müsabakaları üzerine sabit ihtimalli ve müşterek bahisler ile şans oyunlarının düzenlenmesi ve yürütülmesi yetki ve görevinin Genel Müdürlüğe ait olduğu; Genel Müdürlüğün bu yetkisini, 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 2. maddesi uyarınca Spor Toto Teşkilat Başkanlığı kanalı ile kullandığı; Başkanlığın ise kendisine ait olan bu faaliyetini, sözleşme imzaladığı ve bayilik ruhsatı verdiği bayileri aracılığı ile yürüttüğü görülmekte iken;

08.06.2011tarih, 27958-Mük. Sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 638 No.lu “Gençlik ve Spor Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile Gençlik ve Spor Bakanlığının kuruluş, görev, yetki ve sorumlulukları düzenlenmiş; Kararnamenin 31. maddesinin 1.fıkrasında; 21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda ve diğer mevzuatta gençlik hizmetleriyle ilgili olarak Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne yapılmış olan atıfların Bakanlığa, spor hizmetleriyle ilgili olarak Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne yapılmış olan atıfların Spor Genel Müdürlüğüne yapılmış sayılacağı; 2.fıkrasının c bendinde (3289 sayılı Kanunun) 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinin yürürlükten kaldırıldığı; ç bendi ile; 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinin "e) Uluslararası Organizasyonlar Dairesi Başkanlığı" şeklinde değiştirildiği ve aynı maddede yer alan "Bağlı Birimler: Spor Toto Teşkilat Başkanlığı" ibaresinin yürürlükten kaldırıldığı; Kararnamenin 31. maddesinin 6.fıkrasının a bendinde; 29/4/1959 tarihli ve 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanunun; 1 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin "Yurtiçinde ve yurtdışında spor müsabakaları üzerine sabit ihtimalli ve müşterek bahis oyunlarını oynatmak üzere, Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı, tüzel kişiliği haiz Spor Toto Teşkilat Başkanlığı kurulmuştur." şeklinde değiştirildiği; Kararnamenin “Düzenleyici İşlemler” başlıklı Geçici 1. maddesinde; bu Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulanmasına ilişkin düzenlemelerin, bir yıl içinde yürürlüğe konulacağı, bu düzenlemeler yürürlüğe girinceye kadar mevcut düzenlemelerin bu Kanun Hükmünde Kararnameye aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı; Geçici 9.maddesinde; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün, Spor Toto Teşkilat Başkanlığının iş ve işlemleri nedeniyle taraf olduğu her türlü davalar ve icra takipleri ile sair hukukî ihtilaflardaki aktif ve pasif husumet ehliyetinin, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğü tarihinde, başka herhangi bir işleme gerek kalmaksızın Spor Toto Teşkilat Başkanlığına devredilmiş sayılacağı hükümlerine yer verilmiştir.

638 No.lu Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan değişiklikler de dikkate alındığında; 7528 sayılı “Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun” 2. maddesinde; Teşkilat Başkanlığının yetkisini bizzat kullanabileceği gibi kısmen veya tamamen özel hukuk tüzel kişilerine devredebileceği veya mal ve hizmet satın alma yoluna gidebileceği belirtilmiş; Yurt içinde ve yurt dışında yapılan her türlü spor müsabakası üzerine yurt içinde ve yurt dışında spora dayalı bahis ve şans oyunları düzenlemek, denetim ve gözetimi altında düzenletmek, bunlara ilişkin her türlü izni vermek ve sözleşmeyi yapmak; spora dayalı bahis ve şans oyunlarına yönelik mevzuata aykırı iş ve eylemlerin önlenmesi için gerekli denetimleri yapmak, faaliyetlerde bulunmak ve tedbirleri almak; spora dayalı bahis ve şans oyunlarının kamu yararına ve sosyal amaçlara uygun olarak düzenlenmesi ve gelişmesini sağlayacak politikalar belirlemek ve uygulamak; izinsiz olarak spora dayalı bahis ve şans oyunları düzenleyen, başbayilik veya bayilik faaliyetinde bulunan veya kurallara aykırı hareket eden gerçek ve tüzel kişilere uygulanacak yaptırımlara ilişkin esasları belirlemek ve bunlar hakkında gerekli yasal işlemleri yapmak; spora dayalı bahis ve şans oyunları düzenleme faaliyetinin gelişmesini sağlayacak tedbirleri almak ve bu konuda yapılması gerekli düzenlemeleri Gençlik ve Spor Bakanlığına önermek Teşkilat Başkanlığının görev ve yetkileri arasında sayılmış; aynı Maddede, Teşkilat Başkanlığının spora dayalı bahis ve şans oyunlarının düzenlenmesi ve düzenletilmesinde tek yetkili olduğu; Gençlik ve Spor Bakanlığının izin veya onayıyla spora dayalı bahis ve şans oyunlarının düzenlenmesi, denetim ve gözetimi altında düzenletilmesi, oynatılması, gerekli altyapı ve organizasyonun sağlanması ve yürütülmesi için gerçek ve tüzel kişilerle sözleşme yapabileceği ifade edilmiş; spora dayalı bahis ve şans oyunlarının düzenlenmesine ilişkin kararları almanın, bayiliklerin nerede kurulacağını ve sayısını tespit etmenin, bayilere verilecek komisyon ve teşvik primi oranlarını tespit etmenin Yönetim Kurulunun görev ve yetkileri arasında olduğu hükümlerine yer verilmiştir.

3289 ve 7258 sayılı Kanun hükümlerine dayanılarak hazırlanan ve 28.02.2009 tarih ve 27155 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Spor Müsabakalarına Dayalı Sabit İhtimalli ve Müşterek Bahis Oyunları Uygulama Yönetmeliği”nin, spor müsabakalarına dayalı olarak düzenlenecek sabit ihtimalli ve müşterek bahislerin oynatılmasını, oyun çeşitlerini, bu oyunlara ait kupon kabul ve değerlendirme işlemlerini, dağıtılacak ikramiye ile sabit, gezici ve sanal ortam bayilerine ilişkin esaslar ile uygulama şekil ve şartlarını kapsadığı belirtilmiş; 9 maddesinde, bayilerin her muhasebe dönemi sonunda dönem boyunca tahsil ettikleri hasılattan, sözleşmeyle belirlenen orandaki komisyonlarını, ikramiye ödeme primlerini ve ödedikleri ikramiye miktarlarını ayırarak, kalan meblağı sözleşmede belirtilen süre içerisinde Teşkilat lehine otomatik ödeme talimatı verdikleri kendi adlarına açılmış banka hesaplarına yatıracakları hükmüne yer verilmiş; “Bayilik ruhsatı” başlıklı 14. maddesinde; “Sabit bayilik faaliyetinin yapılabilmesi için Teşkilattan ruhsat alınması zorunlu olup, bayilik faaliyetinde bulunması uygun görülenlere bayilik ruhsatı verilir. Ruhsat verildiği tarihten itibaren Teşkilatça iptal edildiği tarihe kadar başka bir işleme gerek olmaksızın geçerlidir. Ancak, Teşkilat tarafından gerekli görülen hallerde ruhsat yenilenebilir veya vize edilebilir.”;

“Sabit bayilik sözleşmesi” başlıklı 15. maddesinde; “(1) Sabit bayilik ruhsatı verilen gerçek veya tüzel kişiler ile Teşkilat arasında süresi 10 yılı geçmemek üzere süreli sabit bayilik sözleşmesi yapılır.

(2) Sabit bayilik sözleşmesi ruhsatın geçerli olduğu sürece yürürlükte kalır, ruhsatın iptali halinde başkaca bir işleme gerek olmaksızın kendiliğinden feshedilmiş sayılır.

(3) Teşkilatça gerekli görülen durumlarda sabit bayilik sözleşmesi yenilenebilir.

(4) Sabit bayilik ruhsatı vermeye ve bu bayiler ile sözleşme yapmaya Teşkilat Başkanı yetkilidir. Teşkilat Başkanı bu yetkisini alt birimlere devredebilir.

(5) Sabit bayilikler tüzel kişilere birden fazla olarak ve 16 ncı maddede belirtilen kriterler dahilinde verilebilir. Bu durumda verilen bayiliklerin her türlü hukuki ve cezai sorumluluğu bu tüzel kişiye aittir.”; denilmiş;

Yönetmeliğin 16.maddesinde “Sabit bayilik ruhsatı verilmesi şartları”, 17.maddesinde “Bayilerin işyerlerinde aranılacak asgari nitelikler”, 18.maddesinde “Sabit bayiliklerin verilmesinde izlenecek yöntem”, 19.maddesinde “Sabit bayilik teminatı”, 20.maddesinde “Sabit bayi komisyonu ve ikramiye ödeme primi oranı” 21.maddesinde “Sabit bayinin adres değişikliği”, 22.maddesinde “Sabit bayiliğin devredilmesi”, 23.maddesinde “Sabit bayilik faaliyetinin sürekliliği ve yürütülmesi”ne ilişkin düzenlemelere yer verilmiş;

“Sabit bayilik ruhsatının iptali” başlığını taşıyan 24.maddede ise “(1) Aşağıda belirtilen hallerde bayilik ruhsatı, Teşkilat tarafından tek taraflı olarak ve herhangi bir bildirim süresine uyulmaksızın iptal edilir:

a) Gerçek kişi bayinin ölmesi halinde mirasçılarından altmış gün içinde bayilik ruhsatı talebinde bulunulmaması,

b) Bayilik ruhsatını haiz olan şirketin iflas etmesi,

c) İzinli süreler ve mücbir sebepler dışında, her ne sebeple olursa olsun bayinin bir takvim yılı içerisinde, izinsiz toplam on beş gün oyun oynatmaması,

ç) Teşkilatın izni olmaksızın, işyerinde Teşkilata ait olmayan oyunlar oynatması,

d) Teşkilat tarafından her bayi için belirlenen haftalık hasılat limitinin üzerinde oyun oynatılması,

e) Oyun bedellerinin kayıt dışı olarak bayinin kendi nam ve hesabına tahsil edilmesi,

f) Yetkisi dahilindeki ikramiye ödeme taleplerini geri çevirmesi,

g) Bayi olabilme şartlarından herhangi birini kaybetmesi veya ruhsat verildikten sonra bu şartlardan herhangi birine sahip olmadığının anlaşılması,

ğ) Teşkilatın itibarını zedeleyecek veya Teşkilata olan güvenin sarsılmasına neden olacak davranış, yayın veya faaliyetlerde bulunulması, Teşkilat tarafından verilen talimat ve kurallara riayet edilmemesi,

h) Teşkilatın veya Başbayinin yetkili personellerine fiili saldırı, hakaret ve tehditte bulunulması,

ı) Teşkilat veya Başbayinin mallarına kasıtlı zarar verilmesi,

i) 18 yaşından küçüklere oyun oynatılması veya ikramiye ödenmesi,

j) Yılbaşından itibaren dörder aylık periyotlardaki asgari haftalık satış hasılatı ortalamasının Yönetim Kurulunca belirlenen limitin altında olması,

k) Teşkilattan yazılı izin almadan adresini değiştirmesi veya bayiliği devretmesi,

l) Teşkilata ait olan oyun hasılatlarının işlemiş yasal faiziyle birlikte veya gecikme cezalarının tamamının yatırma tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde ödenmemesi,

m) Teşkilata ait olan oyun hasılatının bir takvim yılı içerisinde beş kez geç ödenmesi,

n) Güncellenen teminat miktarının süresinde tamamlanmaması,

o) Süreli teminat mektuplarının süresi dolmadan en geç on gün önce yenilenmemesi,

ö) Yasa dışı bahis oynatılması, oynatılmasına aracılık edilmesi, bunlara yer veya imkan sağlanması veya bunların reklam ve tanıtımın yapılması,

p) Haklı bir gerekçe olmadan bilet iptal edilmesi, iptal edilen biletlerin bir yıl süresince saklanmaması veya iptal edilen biletlerin talep tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde Teşkilata teslim edilmemesi,

r) Oyunları, Teşkilat tarafından belirlenen değerinden fazla bedelle oynatması,

s) Borç mukabili veya kredi kartıyla ya da kredili hesaptan oyun bedelini tahsil etmek suretiyle oyun oynatılması,

(2) Teşkilat tarafından bayilik ruhsatı iptal edilenlere yeniden bayilik ruhsatı verilmez.” hükmü yer almıştır.

Öte yandan, Spor Toto Teşkilat Müdürlüğü ile davacı arasında 27.2.2009 tarihinde, 118131 Numaralı Spor Toto Bayilik Sözleşmesi imzalanmıştır.

Söz konusu Sözleşmenin 2. maddesinin (a) bendinde, 7258 sayılı Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahisler Tertibi Hakkında Kanun, Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahisler Tüzüğü, Futbolda Müşterek Bahis Oyunları Uygulama Yönetmeliği ve bunlara ait tebliğler ve talimatların, bu sözleşmenin vazgeçilmez pA.ası olduğu, bunların bayilere ait hükümlerine, bayinin aynen uymakla yükümlü bulunduğu; Bayinin Teşkilatın ve Başbayinin re’sen vereceği talimatlara, mevcut veya değişebilecek Yönetmelik vb. düzenlemelere uymayı peşinen kabul edeceği; (b) bendinde, ödemeler ile ilgili maddeler ve bayinin başbayiye karşı olan yükümlülükleri de dahil olmak üzere, bayi tarafından işbu sözleşmenin maddelerine uyulmaması halinde bayilik ruhsatının Teşkilat tarafından ayrıca herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin iptal edileceği; (d) bendinde, bayilik ruhsatının herhangi bir sebeple iptali halinde sözleşmenin kendiliğinden, tazminatsız olarak feshedilmiş sayılacağı; 8. maddesinin (a) bendinde, Teşkilatça belirtilen günde bayi tarafından hasılatın yatırılmaması halinde muaccel hale geleceği, bayinin bunun hukuki ve cezai sonuçlarına katlanmak zorunda olduğu, müşterek bahis oyunları ile ilgili hasılatın zamanında yatırılmaması halinde % 5 gecikme cezası alınacağı ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümlerine göre faiz uygulanacağı, bir yıl içerisinde hakkında 5 (beş) defa fazla gecikme cezası uygulananların ya da bir haftalık hasılatlarını 7 gün içinde yatırmayanların bayilik ruhsatlarının iptal edilebileceği, ruhsat iptali hakkının tek taraflı olarak münhasıran Teşkilatça kullanılacağı; aynı maddenin (b) bendinde, ödemeler ile ilgili maddeler dahil olmak üzere, bayi tarafından işbu sözleşmenin maddelerine uyulmaması halinde bayilik ruhsatının Teşkilat tarafından ayrıca herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin iptal edilebileceği hükme bağlanmıştır.

Uyuşmazlık konusu sözleşmenin hukuki niteliği incelendiğinde;

İdare, özel hukuk kişileri gibi özel hukuk sözleşmeleri yapabildiği gibi; kamusal yetkisinin verdiği üstünlük ve ayrıcalıklara dayanarak konusu, hüküm ve koşulları bakımından özel hukuk sözleşmelerinden farklı olan sözleşmeler de yapabilir. İdare hukuku esaslarına tabi bulunan bu sözleşmeler “idari sözleşme” olarak adlandırılırlar. İdarenin, genel ehliyetini kullanarak, sözleşme serbestisi ve tarafların eşitliği gözetilerek gerçekleştirdiği sözleşmelerin tamamen özel hukuk hükümlerine tabi olması ve dolayısıyla bunların yargısal denetiminin adli yargı yerince yapılmasına karşılık, 2577 sayılı Yasa’nın idari dava türlerinin sayıldığı 2/1-c maddesinde belirtildiği üzere, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi amacıyla ve kamusal nitelikte üstün hak ve yetkilere dayanarak yaptığı idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların görüm ve çözümünde ise, idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Anılan düzenlemeler uyarınca, müşterek bahisler ile şans oyunları düzenleme hak ve yetkisi, Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı, tüzel kişiliği haiz Spor Toto Teşkilat Başkanlığı’na ait olduğuna ve bu hak, bir sözleşme ile bayilik ruhsatı alma koşullarını taşıyanlara devredilebildiğine göre, buna ilişkin bayilik sözleşmesinin, bir genel hizmetin yürütülmesi için yapılan idari sözleşme olduğu açıktır.

Olayda, davalı İdare tarafından 29.7.2010 Olur/tarih ve 4849 sayı ile; sözleşme hükümlerine rağmen yapmış olduğu hasılatlara ilişkin yatırması gereken meblağları 12.1.2010-20.7.2010 tarihleri arasında 5(beş) kez geç ödediğinin tespit edildiği nedeniyle, Bayilik Sözleşmesinin 8/a ve 8/b; Spor Müsabakalarına Dayalı Sabit İhtimalli ve Müşterek Bahis Oyunları Uygulama Yönetmeliğinin 9. ve 24. maddesinin birinci fıkrasının (m) bendi hükümlerine istinaden davacı adına kayıtlı 118131 numaralı bayiliğin iptal edildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, idarece, kamu gücüne dayanılarak tek yanlı düzenlenen bayilik sözleşmesinde yer alan yaptırımların uygulanmasına ilişkin işlemin iptali isteminden doğan uyuşmazlığın çözümünde, idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Öte yandan, dava konusu işlemin, hem bayilik sözleşmesine, hem de Spor Müsabakalarına Dayalı Sabit İhtimalli ve Müşterek Bahis Oyunları Uygulama Yönetmeliği hükümleri uyarınca tesis edildiği; İdarenin sözleşmeyi anılan Yönetmelik hükümleri uyarınca tek taraflı olarak iptal etme yetkisi göz önüne alındığında, sadece sözleşme hükümlerinin uygulanmasından kaynaklanan bir uyuşmazlıktan söz etme olanağı da bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 7.İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 7.İdare Mahkemesi’nin 13.8.2010 gün ve E:2010/1316, K:2010/1373 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde Üye Nurdane TOPUZ’un KARŞI OYU VE OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Dava, sözleşme hükümlerine rağmen yapmış olduğu hasılatlara ilişkin yatırması gereken meblağları 12.1.2010-20.7.2010 tarihleri arasında 5(beş) kez geç ödediğinin tespit edildiğinden bahisle, Bayilik Sözleşmesinin 8/a ve 8/b; Spor Müsabakalarına Dayalı Sabit İhtimalli ve Müşterek Bahis Oyunları Uygulama Yönetmeliğinin 9. ve 24. maddesinin birinci fıkrasının (m) bendi hükümlerine istinaden, davacı adına kayıtlı 118131 numaralı Spor Toto Bayiliğinin iptal edilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

İdare hukukunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar idari yargının görevi alanını oluşturmaktadır. İdare hukuku kuralları içinde, kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla, kamu gücü kullanılarak tesis edilen idari işlemler ile aynı amaçla gerçekleştirilen idari eylemler ve idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların görüm ve çözümü idari yargının görev alanına girmektedir.

Bir sözleşmenin idari sözleşme sayılabilmesi için sürekli bir kamu hizmetinin görülmesi amacını taşıması, taraflardan birinin idare olması ve kamu hukukuna özgü, kamu hukukundan doğan şart ve hükümlerin sözleşmede yer alması zorunludur.

İdarenin davacı ile yapmış olduğu bayilik sözleşmesinin, idari sözleşme niteliği taşımadığı, idarenin özel hukuk alanında gerçekleştirdiği bir hukuksal işlem olduğu ve bu ilişkiden doğan hakların kullanılmasına ve takibine ilişkin davaların da özel hukuk hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerekeceği dikkate alındığında, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlığın görüm ve çözümü adli yargının görevinde bulunmaktadır.

Bu nedenle, davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.

 

Üye

Nurdane TOPUZ

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/428

KARAR NO: 2013/637

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 12. maddesinde öngörüldüğü şekilde, “uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere” dilekçe verilmediğinden, AYİM Başsavcılığınca yapılan başvurunun, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : A.A.

Davalı        : Milli Savunma Bakanlığı

Vekilleri     : Av.B.K.M., Av. S.E.S.

O L A Y    : 1-Davacı dilekçesinde; davalı idarenin, tıpkı İçişleri Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün 18.04.2011 tarihli ve 6829 sayılı kararı gibi, çavuşluğa Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa göre atamasının yapılamayacağını 26.04.2011 tarihli ve 6381 sayılı yazı ile kendisine gönderdiğini; Türk Silahlı Kuvvetlerinin personel alımı ile ilgili yaş sınırının 45’e yükseltilmesi sebebiyle, atama talebinin yerine getirilmesi gerekirken, yaptığı başvurunun reddedilmesinin yasaya aykırı olduğunu ifade ederek; davalı İdarenin 26.04.2011 tarih 6381 sayılı ve 6191-3-3 konulu atama işlemi talebinin reddine dair kararının iptali istemiyle, genel idari yargı yerinde dava açmıştır.

2-Davalı İdarece, 20.10.2011 tarihli birinci savunma dilekçesi ile davanın çözümünde idare mahkemelerinin değil, askeri idari yargının görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 4. İDARE MAHKEMESİ: 22.12.2011 gün ve E:2011/1491 sayı ile, 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinde; idari dava türlerinin, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davaları; idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları; kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı açılan davalar olarak sayıldığı; idari yargının idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimini yapmakla görevli olduğunun kurala bağlandığı; dosyanın incelenmesinden, Türk Silahlı Kuvvetleri emrinde uzman çavuş olarak görev yapmakta iken 1994 yılında sözleşmesi feshedilerek ilişiği kesilen davacı tarafından, kamu kurumlarında tekrar görev almak istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı, davalı idarece işlemin askeri hizmete ilişkin olması nedeniyle davanın Askeri Yüksek idare Mahkemesi'nce görülmesi gerektiği yönünde itirazda bulunulmuş ise de, 1602 sayılı Askeri Yüksek idare Mahkemesi Kanununun 20. maddesinde; Askeri Yüksek idare Mahkemesinin Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen görevleri yaptığı; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı, bu Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksadın; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile sivil memurlar olduğu yönünde düzenlemeye yer verildiğinden, her hangi bir kamu kurumunda tekrar görev almak maksadıyla yapılan başvuru üzerine tesis olunan işlemin asker kişiye yönelik olmadığı gibi askeri hizmete ilişkin de bulunmadığının görüldüğü; bu durumda, asker kişiyi ilgilendirmeyen ve askeri hizmete ilişkin idari işlem veya eylemden kaynaklanmayan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde idare mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle; davalı idarenin görev itirazının reddine, Mahkemelerinin görevli olduğuna karar vermiştir.

3-Görevlilik kararı davalı İdareye 7.02.2012 tarihinde tebliğ edilmiş; davalı İdarece, Ankara 4. İdare Mahkemesi Başkanlığına hitaplı 10.02.2012 havale tarihli dilekçede aynen; “BEYANLARIMIZ: 1. Sayın Mahkemenizde görülmekte olan işbu dava ile, Bakanlığımızın 26 Nisan 2011 tarihli ve MİY:1930-1310-11/Per.D.Per.Ynt.Ş.6381 sayılı işleminin iptali talep edilmiştir. Bakanlığımızın dava konusu işlemi ile, 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu ile 926 sayılı TSK Personel Kanununa eklenen geçici 32'nci madde kapsamında davacı hakkında işlem tesis edilmiştir.

2. Nitekim, Sayın Mahkemece verilen ara kararların "İstemin Özeti" bölümlerinde de; "Davacının 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun Geçici 32. maddesinden yararlanmak amacıyla yaptığı başvurunun reddine ilişkin 26.04.2011 tarih ve 6381 sayılı davalı idare işleminin iptali ve yürütmenin durdurulması istenilmektedir." denilmek suretiyle, dava konusunun 926 sayılı Kanunun Geçici 32'nci maddesi ile ilgili olduğu açıkça vurgulanmaktadır.

3. Bilindiği üzere, 926 sayılı Kanunun Geçici 32'nci maddesinin 4'üncü fıkrasında; "Başvurunun reddi halinde, bu ret işlemine karşı ilgililer altmış gün içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler." hükmüne yer verilmiştir.

4. Bu emredici yasa maddesine karşın, Sayın Mahkemenin 22 Aralık 2011 tarihli kararı ile görevlilik kararı verilmiş bulunmaktadır ki, anılan karar yukarıda yer verilen yasa hükmüne açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

5. İzah edilen nedenlerle, 22 Aralık 2011 tarihli kararının yeniden incelenerek görevlilik kararının kaldırılması ve işbu davanın görev yönünden reddi kararı verilmesi talebinde bulunulması zorunluluğu hasıl olmuştur.

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda açıklanan ve resen belirlenecek nedenlerle, Sayın Mahkemenin 22 Aralık 2011 tarihli Görevlilik Kararının incelenerek kaldırılmasına,açık yasa hükmü doğrultusunda işbu davanın görev yönünden reddine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim.” denilmiştir.

4- Bu dilekçe üzerine, Ankara 4. İdare Mahkemesi’nce; davalı idarenin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması konusunda talepte bulunduğundan bahisle, dava dosyası önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, Başsavcılığın dosyayı iade etmesi üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığına gönderilmiştir

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; Milli Savunma Bakanlığı kadrolarında 30.11.1993 - 15.12.1994 tarih arasında Tnk.Uzm.Onb. olarak görev yaptıktan sonra 15.12.1994 tarihinde 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ve Yönetmeliği hükümlerine göre sözleşmesi idare tarafından feshedilerek ilişiği kesilen davacının, 29.03.2011 tarihinde Milli Savunma Bakanlığına, 30.3.2011 tarihinde İçişleri Bakanlığına başvurarak “herhangi bir kamu kurumunda çalışmak istediğini” beyan ettiği, dilekçesine 6000 sayılı Kanunun 26 ncı maddesi ile 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun 5 nci madde birinci fıkrasıyla değiştirilen ve eklenen b fıkrasına göre çıkarılan 27910 sayılı 19 Nisan 2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan “Yaş Sınırı Nedeni Türk Silahlı Kuvvetlerinden Ayrılan veya Ayrılacak Olan Uzman Erbaşların Milli Savunma Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ANT Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Kadrolarında Devlet Memuru Olarak İstihdamına Dair Yönetmeliği”ni eklediği; davacının başvurusuna İçişleri Bakanlığınca 18.04.2011 tarihli yazıyla; “İçişleri Bakanlığı Personeli Yer Değiştirme ve Atama Yönetmeliği” hükümleri kapsamında yaşını doldurmuş olması nedeniyle” İçişleri Bakanlığı kadrolarına açıktan ve naklen atanma imkanı bulunmadığının bildirildiği; Milli Savunma Bakanlığının 26 Nisan 2011 tarihli yazısıyla verilen cevapta ise; 6191 sayılı Kanun ile 926 sayılı Kanununa eklenen Geçici 32 nci madde kapsamında olmaması nedeniyle başvurunun reddedildiğinin bildirildiği; davacının, 07.07.2012 tarihinde İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesinde kayda geçen dava dilekçesinde; davanın konusu ile sonuç kısmında Milli Savunma Bakanlığının 26.04.2011 tarihli 6191 sayılı Kanunu kapsamında sayılmama konulu kararın iptalini istediği, dava dilekçesinin içeriğinde ise “Türk Silahlı Kuvvetlerinin personel alımı ile ilgili yaş sınırının 45’e yükselmesi sebebiyle atama isteminin reddinin yasa ve usule aykırı olduğunu" ileri sürdüğü; Ankara 4 ncü İdare Mahkemesinin, 21.07.2011 tarihli görüşmesinde dava konusunun 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa eklenen Geçici 32 maddeden yararlanmak amacıyla yaptığı başvurunun reddine ilişkin 26.04.2011 tarih ve 6381 sayılı idari işlemin iptali olarak kabul ederek, davacının yürütmenin durdurulması talebini görüştüğü; davalı idarenin, dava konusunu Milli Savunma Bakanlığının 26.04.2011 tarih ve 638 sayılı ret kararının iptali olduğunu kabul ederek savunma yaptığı, bu savunma kapsamında görev itirazında bulunulduğu; Ankara 4 ncü İdare Mahkemesinin 22.12.2011 tarihli 2011/1491 Esas sayılı kararıyla görevlilik kararı verdiği; davacının gerek Milli Savunma Bakanlığına, gerekse İçişleri Bakanlığına vermiş olduğu dilekçenin içeriğinden, talebinin 6000 sayılı Kanunun 26 ncı maddesi ile 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun 5 nci maddesine eklenen b fıkrasından faydalanmak olduğu anlaşılmakla birlikte, her iki bakanlık tarafından talebin farklı gerekçelerle reddedildiği, 6000 sayılı Kanunun 26 ncı madde kapsamında olup olmadığının irdelenmediği; bu hususun, dava dilekçesinin reddi suretiyle İdare Mahkemesince de açıklığa kavuşturulmadığı, dava konusunun açıkça ortaya konmadığı; Davacının, Milli Savunma Bakanlığının 26.04.2011 tarihli 6191 sayılı Kanun ile 926 sayılı Kanuna eklenen Geçici 32 nci madde kapsamında kabul edilme talebinin reddine dair işlemi dava konusu olarak belirleyerek iptalini istemiş bulunduğundan ve İdare Mahkemesince dava konusu aynı şekilde kabul edildiğinden, Başsavcılıklarınca dava konusunun, “6000 Sayılı Kanun Kapsamında Memur Olarak istihdam Edilme" olarak genişletme imkanı olmadığı düşüncesiyle “Görev Uyuşmazlığı Çıkarılmaya Gerek Olmadığı’’na dair mütalaa verilemediği; davacının 926 sayılı Kanunun Geçici 32 nci maddesinden faydalandırılma yönündeki müracaatının MSB.lığının 26.04.2011 tarihli işlemi ile reddedilmesi sonrası, davacının söz konusu işlemin iptali istemli davanın görüldüğü Ankara 4 üncü İdare Mahkemesinde, davalı idare vekilince davaya cevap dilekçesi ile görev yönünden itirazda bulunularak davada Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğunun öne sürüldüğü, Ankara 4 üncü İdare Mahkemesi tarafından 22.12.2011 tarihli oturumda görev itirazının reddine karar verildiği, bu karara karşı davalı idarece 10.02.2012 tarihinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasının talep edilmesi üzerine dosyanın Ankara 4 üncü İdare Mahkemesince 26.09.2012 tarih ve 2011/1491 E. sayılı yazısı ekinde Başsavcılıklarına gönderdiğinin anlaşıldığı; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevlerinin hükme bağlandığı 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 nci maddesinin; “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz./ Bu Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile sivil memurlardır. ” hükmünü taşıdığı; 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa, 22.03.2011 tarih ve 27882 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 10.03.2011 tarihli Kanun uyarınca eklenen Geçici 32 nci maddenin birinci fıkrasında; “12 Mart 1971 tarihinden bu Kanunun yayımı tarihine kadar, yargı denetimine kapalı idari işlemler veya Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenler veya vefatları hâlinde hak sahipleri, bu madde hükümlerinden yararlanabilmek için altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına başvururlar. ” hükmü; aynı maddenin dördüncü fıkrasında ise; “Başvurunun reddi halinde, bu ret işlemine karşı ilgililer altmış gün içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler. ” hükmünün bulunduğu; Türk Silahlı Kuvvetlerinde uzman erbaş (uzman onbaşı) olarak görev yapmış olan davacının, 926 sayılı Kanunun Geçici 32 nci maddesi hükümlerinden faydalandırılmasına yönelik yaptığı başvurunun Milli Savunma Bakanlığının idari işlemi ile reddi üzerine anılan maddenin dördüncü fıkrasının amir hükmü karşısında uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümünde askeri idari yargı yerinin görevli olduğunun değerlendirildiği gerekçesiyle; 2247 sayılı Kanunun 10, 12 ve 13 üncü maddeleri gereğince OLUMLU GÖREV UYUŞMAZLIĞI ÇIKARILARAK uyuşmazlığın çözümü için dosyanın UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE ve ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNİN GÖREVLİ OLDUĞUNA KARAR VERİLMESİNİN gerektiği yolunda karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasanın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Anayasanın 157 nci maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkrasında "Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz" denildiği; buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu işlem veya eylemin "asker kişiyi ilgilendirmesi" ve askeri hizmete ilişkin bulunması" koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği; 1602 sayılı Yasa'nın değişik 20 nci maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların askeri kişi sayıldığı; Uzman Çavuş olarak görev yaparken hizmetten ayrılmış bulunan davacının, 1602 sayılı Yasa'nın 20 nci maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu; uyuşmazlıkta, Türk Silahlı Kuvvetleri emrinde Uzman Çavuş olarak görev yapmakta iken, 1994 yılında sözleşmesi feshedilerek ilişiği kesilen davacı tarafından, kamu kurumlarında tekrar görev yapmak istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğundan söz edilemeyeceği; belirtilen duruma göre, olayda Anayasa'nın 157 nci ve 1602 sayılı Yasanın 20 nci maddelerinde öngörülen "asker kişiyi ilgilendirme" ve askeri hizmete ilişkin bulunma" koşulları birlikte gerçekleşmediğinden, uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümünün genel idari yargının görevinde bulunduğu sonucuna ulaşıldığı yolunda, yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Savcısı Müjdat TUNA’nın başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü ve yazılı açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un “Olumlu Görev Uyuşmazlığı Çıkarma” başlıklı 10.maddesinde; “Görev uyuşmazlığı çıkarma; adli, idari ve askeri bir yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcı veya Başkanunsözcüsü tarafından görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesidir.

Yetkili Başsavcı veya Başkanunsözcüsünün Uyuşmazlık Mahkemesinden istekte bulunabilmesi için, görev itirazının, hukuk mahkemelerinde en geç birinci oturumda, ceza mahkemelerinde delillerin ikamesine başlamadan önce; idari yargı yerlerinde de dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan yapılmış olması ve yargı yerlerinin de kendilerinin görevli olduklarına karar vermiş bulunmaları şarttır.

Görev itirazının yargı merciince yerinde görülerek görevsizlik kararı verilmesi halinde, görev konusunun Uyuşmazlık Mahkemesince incelenebilmesi, temyizen bu kararın bozulmuş ve yargı merciince de bozmaya uyularak görevli olduğuna karar verilmiş bulunmasına bağlıdır.

Uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makam; reddedilen görevsizlik itirazı adli yargı yararına ileri sürülmüş ise Cumhuriyet Başsavcısı, idari yargı yararına ileri sürülmüş ise Danıştay Başkanının sözcüsü, askeri ceza yargısı yararına ileri sürülmüş ise Askeri Yargıtay Başsavcısı, Askeri İdari Yargı yararına ileri sürülmüş ise bu mahkemenin Başkanının sözcüsüdür.

Görev itirazının reddine ilişkin karara karşı itiraz yolunun açık bulunduğu ceza davalarında ret kararı kesinleşmeden uyuşmazlık çıkarma istenemez.” hükmüne; “Yargı merciince yapılacak işlemler” başlıklı 12. maddesinde; “Görev itirazında bulunan kişi veya makam, itirazın reddine ilişkin kararın verildiği tarihten, şayet bu kararın tebliği gerekiyorsa tebliğ tarihinden, itiraz yolu açık bulunan ceza davalarında ise ret kararının kesinleştiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde, uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçeyi itirazı reddeden yargı merciine verir.

Bu yargı mercii, dilekçenin bir nüshasını ve varsa eklerini yedi gün içinde cevabını bildirmesi için diğer tarafa tebliğ eder. Tebligat yapılan taraf, süresi içinde bu yargı merciine cevabını bildirmezse, cevap vermekten vazgeçmiş sayılır.

(Değişik fıkra: 23/07/2008-5791 S.K./4.mad) Yargı mercii, itiraz dilekçesi üzerine verdiği itirazı ret kararını kaldırarak görevsizlik kararı vermediği takdirde; yetkili makama sunulmak üzere kendisine verilen dilekçeyi, alınan cevabı ve görevsizlik itirazının reddine ilişkin kararını, dava dosyası muhtevasının onaylı örnekleriyle birlikte uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makama gönderir.

Bir davada uyuşmazlık çıkarılması için yalnız bir kez başvurulabilir.” hükmüne; “Uyuşmazlık Çıkarma İsteminde Bulunmaya Yetkili Makamca Yapılacak İşlemler” başlıklı 13. maddesinde; “(Değişik cümle: 23/07/2008-5791 S.K./5.mad) Uyuşmazlık çıkarma konusundaki dilekçe ile ekleri kendisine ulaşan yetkili makam, gerekirse dilekçedeki veya eklerindeki eksiklikleri tamamlattıktan sonra, uyuşmazlık çıkarmaya yer olmadığı sonucuna varırsa veya yapılan başvuruda 12 nci maddenin birinci fıkrasında öngörülen sürenin geçirilmiş olduğunu tespit ederse, istemin reddine karar verir. Bu karar, ilgili kişilere veya makama ve ilgili yargı merciine, hemen tebliğ olunur. Bu karara karşı hiç bir yargı merciine başvurulamaz.

   Uyuşmazlık çıkarılmasını gerekli gördüğü durumlarda yetkili makam, dilekçe ve eklerinin kendisine ulaştığı tarihten, şayet eksiklikleri tamamlatmak yoluna gitmiş ve bu erekle gönderdiği yazıları on gün geçmeden postaya vermiş ise eksikliklerin tamamlandığı tarihten başlayarak en geç on gün içinde düzenleyeceği gerekçeli düşünce yazısını, kendisine gönderilen dilekçe ve ekleri ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesine yollar ve ayrıca Uyuşmazlık Mahkemesine başvurduğunu ilgili yargı merciine hemen bildirir.(Ek cümle: 23/07/2008-5791 S.K./5.mad) Bu takdirde ilgili yargı mercii, 18 inci maddede öngörüldüğü şekilde davanın görülmesini geri bırakır.

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı, düşünce yazısıyla eklerini, görevsizlik itirazını reddeden yargı merciine göre ilgili bulunan Başsavcı veya Başkanunsözcüsüne tebliğ edebilir. Tebliği alan makam karşılık vermek isterse, yedi gün içinde yazılı karşılığını vermekle görevlidir.”hükmüne yer verilmiş; Yasa’nın 27. maddesinde ise “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder.” denilmiştir.

Anılan 12. maddeye göre, uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere düzenlenen dilekçenin, görevlilik kararının tebliğ edildiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itirazı reddeden yargı merciine verilmesi gerekmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, görev itirazının reddine ilişkin İdare Mahkemesinin görevlilik kararının, davalı idareye tebliğ edilmesinden sonra, davalı idare vekilince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle, bu tarihten başlayarak onbeş gün içinde, uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçenin itirazı reddeden yargı merciine verilmediği; buna karşılık, İdare Mahkemesince, davalı vekilinin “Mahkemenin 22 Aralık 2011 tarihli Görevlilik Kararının incelenerek kaldırılmasına, açık yasa hükmü doğrultusunda işbu davanın görev yönünden reddine” karar verilmesi istemiyle verdiği dilekçeye istinaden; davalı idarenin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması konusunda talepte bulunduğundan bahisle, dava dosyasının önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, Başsavcılığın dosyayı iade etmesi üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığına gönderildiği buna rağmen, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığınca, istemin reddedilmediği anlaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 12. ve 13. maddelerine aykırılık olarak “olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle dilekçe verilmemesi” nedeniyle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığınca yapılan başvurunun, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 12 ve 13. maddelerinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 13.5.2013 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/499

KARAR NO: 2013/638

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 1997 yılında kamu görevine başlayan ve halen öğretmen olarak görev yapan Davacının, rahatsızlığının tedavisinde kullanılan stent bedelinin tarafına ödenmemesi üzerine açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : H.E. Adına Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası

Vekili         : Av. M.E., Av.H.A.

Davalı        : 1- Toroslar Kaymakamlığı

 2-Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı

Vekili         : Av. Y.E.A.

O L A Y    : Davacı vekili, Mersin İnönü İlköğretim Okulu'nda öğretmen olarak görev yapan müvekkilinin, 13.04.2009 tarihinde Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde kalp ameliyatı olduğu ve kendisine ilaçlı stent takıldığından bahisle, 15.900,00-TL ilaçlı koroner stent bedelinin ödenmesi istemiyle yaptığı başvurusunun reddine ilişkin Toroslar Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün 17.11.2009 tarih ve 10237 sayılı işleminin iptali ile 15.900,00-TL stent fatura bedelinin yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle 19.1.2010 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

MERSİN 1.İDARE MAHKEMESİ: 29.11.2010 gün ve E: 2010/322, K:2010/1800 sayı ile, 5510 sayılı Kanun'un "Sigortalı Sayılanlar " başlıklı 4. maddesinde: "Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından;

a)Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar,

b)Köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ise;

1)Ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar,

2)Gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlar,

3)Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortaklan, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları,

4-Tarımsal faaliyette bulunanlar,

c)Kamu idarelerinde;

1)Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendine tabi olmayanlardan, kadro ve pozisyonlarda sürekli olarak çalışıp ilgili kanunlarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması öngörülmemiş olanlar,

2)Bu maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine tabi olmayanlardan, sözleşmeli olarak çalışıp ilgili kanunlarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması öngörülmemiş olanlar ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 86 ncı maddesi uyarınca açıktan vekil atananlar, sigortalı sayılırlar." hükmünün yer aldığı; aynı Kanun'un 5754 sayılı Kanunun 45 inci maddesiyle değişik 73 üncü maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanuna göre sağlık hizmetlerinin, Kurum ile yurt içindeki veya yurt dışındaki sağlık hizmeti sunucuları arasında yapılan sözleşmeler yoluyla ve/veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi suretiyle sağlanacağı, dördüncü fıkrasında, sözleşmeli sağlık hizmeti sunucularının, Kurumca belirlenmiş standartların üstündeki talepleri karşılayan otelcilik hizmetleri ile hayati öneme sahip olmama ve alternatif tedavilerin bulunması gibi hususların göz önüne alınarak Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu tarafından belirlenen istisnai sağlık hizmetleri için, genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerden belirlenen hizmet fiyatlarının üç katını geçmemek üzere ilâve ücret alabileceği, sözleşmeli sağlık hizmeti sunucularının, Kurumca ödenecek sağlık hizmeti bedellerinin yayımlanmasını takiben otuz gün içinde ilâve ücret ödemeleri için belirlenen tavanlar dahilinde belirledikleri sağlık hizmeti fiyatlarını kuruma bildirmek zorunda oldukları, sözleşmeli sağlık hizmeti sunucularının fiyat değişikliklerini 5 iş günü içinde Kuruma bildirecekleri, tavanlar dahilinde de olsa Kurumca belirlenen süreden önce bu fiyatlarını artıramayacakları, son fıkrasında ise, sağlık hizmeti satın alma sözleşmelerinin hazırlanması ve akdedilmesi, sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esasların, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiş, aynı Kanunun "Uyuşmazlıkların Çözüm Yeri" başlıklı 101 inci maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceğinin kurala bağlanmış bulunduğu; anılan mevzuat hükümlerine göre, kamu görevlisi olan davacının da 5510 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayıldığı ve sağlık giderlerin de bu Kanun hükümleri esas alınarak karşılanacağının açık olduğu; dosyanın incelenmesinden; davacının Mersin İnönü İlköğretim Okulu'nda öğretmen olarak görev yaptığı, 13.04.2009 tarihinde Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde kalp ameliyatı olduğu ve kendisine ilaçlı stent takıldığından bahisle 15.900,00-TL ilaçlı koroner stent bedelinin ödenmesi istemiyle idareye başvurduğu, bu başvurunun 17.11.2009 tarih ve 10237 sayılı Toroslar Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü işlemi ile reddedildiği, bakılan uyuşmazlığın davacının sağlık giderlerinin 5510 sayılı Kanun kapsamında hangi oranda kurumca karşılanacağının belirlenmesine yönelik olduğu, bu hususun tespitinin ise yukarıda değinilen mevzuat uyarınca İş Mahkemelerinin görev alanı içerisinde bulunduğu sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15 inci maddesinin (l/a) bendi uyarınca, davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez, aynı olaydan ötürü, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla 1 000.-TL alacağın en yüksek işletme kredisi faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle 28.12.2010 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davacı, ıslah dilekçesi ile, talep ettiği miktarı, 10.001,88 TL olarak değiştirmiştir.

Mersin 1.İş Mahkemesi: 22.12.2011 gün ve E: 2010/1033, K: 2011/974 sayı ile, uyuşmazlığın esasını inceleyerek, davanın kabulüne karar vermiş; bu kararın Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay 10. Hukuk Dairesi: 03.04.2012 gün ve E:2012/4782, K: 2012/6586 sayı ile, dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacının, tedavisinin yapıldığı 12.4.2009- 14.04.2009 tarihleri arası dönemi de kapsar şekilde halen (657 sayılı Yasaya tabi öğretmen olarak) kamu çalışanı olduğu; kalp rahatsızlığı nedeniyle Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama Ve Araştırma Hastanesinde yapılan tedavisinde kullanılıp, dava konusu edilen ilaç kaplı stent bedelinin davacı tarafından ödenerek satın alındığının anlaşıldığı denildikten ve konuya ilişkin mevzuat hükümlerine ayrıntılı bir şekilde yer verildikten sonra; belirtilen yasal düzenlemeler gözetildiğinde; Emekli Sandığı iştirakçileri açısından görevli mahkemenin belirlenmesinde, tedavinin başladığı tarih esas alınarak; pasif sigortalılar için tedavisi 15.10.2008 tarihinden önce başlayan sigortalılar ile bunların hak sahipleri yönünden idari yargının, tedavisi anılan tarihten sonra başlayanlar yönünden adli yargının (iş mahkemelerinin) görevli olduğu; aktif olarak çalışmasına devam edenler yönünden ise, sağlık sigortası açısından Sosyal Güvenlik Kurumu’na devir tarihlerine göre, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan asker ve sivil personel ile bunların bakmakla yükümlü oldukları kişilerden tedavisi 15.10.2010 tarihinden, diğer kamu görevlileri ile bunların bakmakla yükümlü oldukları kişiler yönünden tedavisi 15.01.2010 tarihinden önce başlayan sigortalılar ile bunların bakmakla yükümlü oldukları kişiler yönünden idari yargının, tedavisi anılan devir tarihlerinden sonra başlayanlar yönünden adli yargının (iş mahkemelerinin) görevli olduğu sonucuna varıldığı; somut olaya gelince; aktif kamu çalışanı olan davacının, davaya konu tedavisinin, sağlık sigortası açısından Sosyal Güvenlik Kurumu’na devredildiği tarihinden önce, 12.04.2009 tarihinde başladığı gözetildiğinde, uyuşmazlığın çözümünün idari yargının görev alanına girdiği gözetilerek, davanın, görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmiş olmasının, usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiş; Mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.

MERSİN 1. İŞ MAHKEMESİ:21.09.2012 gün ve E:2012/640, K: 2012/834 sayı ile, dosya kapsamı, toplanan deliller ve Yargıtay bozma ilamı nazara alınarak davada İdari Yargı'nın görevli olması nedeniyle dava dilekçesinin yargı yolu nedeniyle reddine, bu konuda daha önce Mersin 1. İdare Mahkemesine açılan davada Mersin 1. İdare mahkemesinin tarih 2010/322 esas 2010/1800 karar sayılı kararla davanın Mersin İş Mahkemelerinin görev alanına girdiğinden görevsizlik kararı verdiğinden ve bu karar da kesinleştiğinden, Adli Yargı ve İdari Yargı mahkemeleri arasında olumsuz görev uyuşmazlığı oluştuğundan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulduğu denilerek; davada İdari Yargı'nın görevli olması nedeniyle dava dilekçesinin yargı yolu nedeniyle REDDİNE, mahkemelerinin görevsizliğine; dosyada Mersin 1.İdare Mahkemesinin 29.11.2010 tarih 2010/322 esas 2010/1800 karar sayılı kararı ile görevsizlik kararı verilmiş olması nedeniyle, Adli ve İdari Yargı mahkemeleri arasında olumsuz görev uyuşmazlığı oluştuğundan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş; bu karar kesinleşmiş; davacı vekillerinin dilekçesi üzerine dosya Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davacı vekilinin görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi istemine ilişkin dilekçesi de gözetilerek, Mersin 1.İş Mahkemesi’nce yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından ve sonuçta usule ilişkin başka bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının, kalp rahatsızlığının tedavisinde kullanılan ilaçlı stent bedelinin ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile ödenmeyen bedelin faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, 9.5.1997 tarihinde kamu görevine başlayan ve dava açıldığı tarihte Mersin İnönü İlköğretim Okulu'nda öğretmen olarak görev yapan davacının, 13.04.2009 tarihinde Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde kalp ameliyatı olduğu, kendisine ilaçlı stent takıldığı, 14.9.2009 tarihli faturaya göre davacının 15.900,00-TL ilaçlı koroner stent bedeli ödediği, anılan miktarın ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun, 17.11.2009 tarih ve 10237 sayılı Toroslar Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü işlemiyle reddedilmesi üzerine, idari yargıda 15.900,00-TL’nin, adli yargıda 10.001,88 TL’nin ödenmesi istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.

31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır. 5510 sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754 sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

5510 sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır. 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir… Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır…”

Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.

 Kaldı ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.

Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce, 9.5.1997 tarihinden beri kamu personeli olan davacı tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünün idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Mersin 1.İş Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen başvurusunun kabulü ile Mersin 1.İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Mersin 1.İş Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Mersin 1.İdare Mahkemesi’nin 29.11.2010 gün ve E:2010/322, K:2010/1800 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/501

KARAR NO: 2013/639

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 10., 12 ve 13. maddelerinde öngörülen koşulu taşımayan istemin ve bu istem nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca yapılan BAŞVURUNUN, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Ş.B.

Vekilleri     : Av.M.D., Av. B.D.

Davalı        : Çankaya Belediye Başkanlığı

Vekilleri     : Av. Ç.U., Av.T.K.

O L A Y    : 1-Davacı Ş.B. vekili, müvekkilinin hissedar olduğu, Ankara, Çankaya, Mürsel Uluç Mah. 27120 ada 14 parsel sayılı taşınmazın; imar düzenlemesi sonucunda Çankaya Belediyesince 20.09.1993 tarihinde “SPOR ALANI” olarak ayrıldığını; parsele fiilen el atılmadığını; ancak 3194 sayılı İmar Kanununun 10. maddesinin amir hükmü uyarınca 1/1000 ölçekli uygulama imar planının kesinleştiği tarihten itibaren 5 yıl içerisinde ayrılma amacına uygun olarak kamulaştırma görevinin yerine getirilmemesi ve malikin mülkiyet hakkının süresi belirsiz şekilde kısıtlanması nedeniyle taşınmaz bedelinin müvekkillere ödenmesinin gerektiğini; nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.12.2010 tarih ve 2010/5-662/651 saydı kararı ve Yargıtay 5. HD'nin 2010/21713 E. 2011/4198 K. sayılı ilamının da bu doğrultuda olduğunu; daha önce kamulaştırmasız el atma davasının kabul edilmesi için fiili el atmanın gerçekleşmesi şartını arayan Yargıtay’ın bu görüşünü değiştirdiğini; davalı idare ile uzlaşma taleplerinin bulunmadığını, bu nedenle davacılara kamulaştırmasız el atma bedelinin talep edildiğini ifade ederek; fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 8.000,00-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline; müvekkillinin hisselerinin iptali ile davalı idare adına tapuya tesciline karar verilmesi istemiyle; Çankaya Belediye Başkanlığı’na karşı 13.5.2011 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

2-Dava Ankara 7.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2011/237 sayılı esasına kaydedilmiştir.

3- 1. oturum 29.6.2011 tarihinde yapılmış, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı verdiği cevap dilekçesinde ve duruşma sırasında görev itirazında bulunmamıştır.

4- 1. oturumun yapıldığı 29.6.2011 ile 5. oturumun yapıldığı 7.2.2012 tarihleri arasında Esas dosya olan E:2011/237 sayılı dosya ile aşağıdaki dava dosyaları birleştirilmiştir:

a)BİRLEŞEN DOSYA: (Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi)

 Dosya No : 2011/269

 Davacılar : 1-N.C.,2-K.B.,3-A.B.,4-E.B.,5-S.B.,6-Ş.T.,7-E.A.,8-S. B.’na 9-N.B., 10-N.E., 11-H.B. 

12- Z.B., 13- Ş.E.(B.),14- H.Y., 15- H.Y., 16-B.Ve E.Y.’a Velayeten E.B., H.Y.

 Vekilleri: Av. M.D., Av. B.D.

 Davalı : Çankaya Belediye Başkanlığı

 Vekili : Av. Ç.U.

 Konusu : Kamulaştırmasız El Atma Nedeniyle Alacak

 Dava Tarihi : 01.06.2011

b)Birleşen Dosya: (Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi)

 Dosya No : 2011/296

 Davacı       : N.I.

 Vekili        : Av. M.D., Av. B.D.

 Davalı       : Çankaya Belediye Başkanlığı

 Vekili        : Av. Ç.U.

 Konusu     : Kamulaştırmasız El Atma Nedeniyle Alacak

 Dava Tarihi               : 17.06.2011

c)Birleşen Dosya: (Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi)

 Dosya No : 2011/309

 Davacı       : K.I.

 Vekili        : Av. M.D., Av. B.D.

 Davalı       : Çankaya Belediye Başkanlığı

 Vekili        : Av. Ç.U.

 Konusu     : Kamulaştırmasız El Atma Nedeniyle Alacak

 Dava Tarihi               : 13.07.2011

d)Birleşen Dosya: (Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi)

 Dosya No : 2011/345

 Davacı       : İ.K.

 Vekili        : Av. M.E.A.

 Davalı       : Spor Genel Müdürlüğü

 Vekili        : Av. İ.E.K.

 Konusu     : Kamulaştırmasız El Atma Nedeniyle Alacak

 Dava Tarihi               : 15.07.2011e)Birleşen Dosya: (Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi)

 Dosya No : 2011/346

 Davacı : M.Ş.

 Vekili     : Av. M.E.A.

 Davalı : Spor Genel Müdürlüğü

 Vekili        : Av.D.K.

 Konusu : Kamulaştırmasız El Atma Nedeniyle Alacak

 Dava Tarihi                : 15.07.20115-Davaların birleştirilmesi nedeniyle Çankaya Belediye Başkanlığı ile birlikte davalı olan Spor Genel Müdürlüğü, vekili Av.D.K. vasıtasıyla verdiği 2.4.2012 havale tarihli cevap dilekçesinde, (Davacı İ.K., Vekili: Av. M.E.A.’ı göstermek suretiyle) görev itirazında bulunmamıştır.

6-Davalılardan Çankaya Belediye Başkanlığı vekili 10.5.2012 havale tarihli olan ve “30.4.2012 günü idarelerine tebliğ edilen İ.K. ile M.Ş. dahili davalı talebi dilekçesi ile Ş.B.’nın bila tarihli dava dilekçesine karşı verdiğini belirttiği cevap dilekçesinde”; davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargı olduğundan bahisle görev itirazında bulunmuştur.

7-ANKARA 7.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:23.5.2012 günlü 7.oturumda ve E:2011/237 sayı ile, Davacı İ.K. ve ark. vekili Av. M.E.A. tarafından davaya Çankaya Belediyesinin de dahil edilmesini isteyen dilekçesini 20.04.2012 de verdiği, tebliğe çıktığının anlaşıldığı; davacı vekillerinden ayrı ayrı sorulduğu; Çankaya belediyesinin birleşen dosyalardan İ.K. ve ark. vekili tarafından dahili davalı haline getirilmiş olduğu; Davalı Çankaya BId. vekilinden sorulması üzerine: “Esas dosya yönünden önceki itiraz ve beyanlarımızı tekrarlarız, birleşen dosyalar yönünden Çankaya Belediyesinin sonradan dahili davalı haline getirilerek davanın yürütülmesi ile ilgili yapılan işlemlerle ilgili vermiş bulunduğumuz cevap dilekçemizi ve beyanlarımızı da tekrarlarız, cevap dilekçemizde belirttiğimiz üzere ilk itiraz mahiyetinde itirazlarda bulunduk, bu itirazlarımız yargı yolu, görev, husumet, zamanaşımı itirazlarıdır, bunlarla ilgili de karar verilsin, davacıların yenden keşif yapılması talebini kabul etmiyoruz dediler.” Hususuna yer verdikten sonra; “Çankaya Belediyesi'nin görev ve yargı yoluna ilişkin itirazının hukuki el atma ve kamulaştırmasız el atma davalarında da Yargıtay uygulamasında adli yargıda görülmesi nedeniyle reddine” karar vermiştir.

8-Davalılardan Çankaya Belediye Başkanlığı vekili, davacı olarak İ.K. ve M.Ş. ile diğer davacı olarak Ş.B.’yı gösterdiği dilekçe ile idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılmasını talep etmiş ve dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.

 DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Karşı Taraf (Davacı) olarak “Ş.B.”yı göstermek suretiyle; aynen, “İNCELEME: Davacıların, paydaşı olduğu Ankara İli, Çankaya İlçesi, Mürsel Uluç Mahallesi, 27120 ada, 14 parsel sayılı taşınmazın imar planında spor alanı olarak ayrıldığı, bugüne kadar taşınmazın bedellerinin ödenmediği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, taşınmaza fiilen el atılmasa da imar planı gereğinin uzun yıllar yerine getirilmemesi halinde kamulaştırmasız el atma olgusunun gerçekleştiğinin kabul edildiği öne sürülerek kamulaştırmasız el atma nedeniyle şimdilik 8.000,00 TL.nın, yargılama sırasında belirlenecek gerçek zararın ve davada ıslah edilecek toplam miktarın yasal faiziyle birlikte davalı idareden tahsiline ve dava konusu taşınmazın davalı idare adına tesciline karar verilmesi istemiyle Ankara Yedinci Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/237 esas sayısında kayıtlı dosyada açtığı davada, davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği ileri sürülerek davalı idarece birinci oturumdan önce görev itirazında bulunulduğu; ancak, Mahkemece bu itiraz dikkate alınmayarak yargılamaya devam edildiği, daha sonra davalı idarenin tekrar görev itirazında bulunması üzerine itirazın reddedildiği ve olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasının istenildiği anlaşılmış olmakla, birinci oturumdan önce yapılmış olan görev itirazının Mahkemece karşılanmaması nedeniyle davalı idarenin tekrar yaptığı görev itirazının Mahkemece reddedilmesi üzerine çıkarılan olumlu görev uyuşmazlığının, ilk oturumda yapmış olduğu görev itirazı ile bağlantılı ve 2247 sayılı Kanunun 10 ve 12'nci maddelerine uygun olduğu sonucuna varılarak gereği düşünüldü.

Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak tanımlanmaktadır.

Bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı imar Kanununun 8'inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizlikleri de, idari eylem niteliği taşımaktadır.

Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından, dava dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü kararında, fiili el atma olmadan da hukuki el atmanın kamulaştırmasız el atma olarak nitelendirildiği ileri sürülmek suretiyle, imar planında spor alanı olarak ayrılan taşınmazının bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiği anlaşılmıştır.

Bu bilgiler karşısında; davanın, davacının taşınmazının, imar planında spor alanına ayrılması sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşılmıştır.

Dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku yoktur. Ancak; bu sonuç ya da sonuçlar, yukarıda da söylenildiği üzere, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmazın spor yeri olarak gösterilmesinden; bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklanmaktadır.

İdari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılan yasa hükümlerinin gereğidir.

Bu bakımdan; hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmamaktadır.

Dolayısıyla; davanın taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.

SONUÇ     : Açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca davanın taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, durumun Ankara Yedinci Asliye Hukuk Mahkemesine bildirilmesine, 11.10.2012 tarihinde kesin olarak karar verildi.” Denilmiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: Dava dosyasının incelenmesi sonucunda; Ankara Büyükşehir Belediyesinin 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8 ve 18. maddeleri uyarınca arazi ve imar uygulamalarına ilişkin işlemler kapsamında, davacının da hissesinin bulunduğu Mürsel Uluç mahallesinde bulunan taşınmazın spor alanı olarak belirlenmesi karşısında, bu parseldeki bedelin ödenmesine ilişkin davanın; dava konusu uyuşmazlıkta, idarenin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında bir işleminin bulunmaması karşısında, davanın anılan Kanun’un 14. maddesinde işaret edilen bedel artırma davası niteliğinde olduğunun kabulüne olanak bulunmadığı; Anayasa'nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının idari dava türleri arasında sayıldığı; uyuşmazlık konusu işlemin, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunduğu, davanın, 2577 sayılı Kanun’un 2/1-b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği; bu nedenle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/237 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN’ın, birleşen davanın davacıları tarafından yapılan başvurunun usulüne uygun olduğu, Danıştay Başsavcılığınca, maddi hata sonucu asıl davanın davacısı yönünden uyuşmazlık çıkarıldığı, hak kaybının önlenmesi için dahili davalılar yönünden işin esasının incelenmesi gerektiği; Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın ise başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 10. maddesinde, “Görev uyuşmazlığı çıkarma; adli, idari ve askeri bir yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcı veya Başkanunsözcüsü tarafından görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesidir.

Yetkili Başsavcı veya Başkanunsözcüsünün Uyuşmazlık Mahkemesinden istekte bulunabilmesi için, görev itirazının, hukuk mahkemelerinde en geç birinci oturumda, ceza mahkemelerinde delillerin ikamesine başlamadan önce; idari yargı yerlerinde de dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan yapılmış olması ve yargı yerlerinin de kendilerinin görevli olduklarına karar vermiş bulunmaları şarttır.

Görev itirazının yargı merciince yerinde görülerek görevsizlik kararı verilmesi halinde, görev konusunun Uyuşmazlık Mahkemesince incelenebilmesi, temyizen bu kararın bozulmuş ve yargı merciince de bozmaya uyularak görevli olduğuna karar verilmiş bulunmasına bağlıdır.

Uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makam; reddedilen görevsizlik itirazı adli yargı yararına ileri sürülmüş ise Cumhuriyet Başsavcısı, idari yargı yararına ileri sürülmüş ise Danıştay Başkanunsözcüsü, askeri ceza yargısı yararına ileri sürülmüş ise Askeri Yargıtay Başsavcısı, Askeri İdari Yargı yararına ileri sürülmüş ise bu mahkemenin Başkanunsözcüsüdür.

Görev itirazının reddine ilişkin karara karşı itiraz yolunun açık bulunduğu ceza davalarında ret kararı kesinleşmeden uyuşmazlık çıkarma istenemez” hükmüne; Kanun’un, “Yargı merciince yapılacak işlemler” başlıklı 12. maddesinde; “Görev itirazında bulunan kişi veya makam, itirazın reddine ilişkin kararın verildiği tarihten, şayet bu kararın tebliği gerekiyorsa tebliğ tarihinden, itiraz yolu açık bulunan ceza davalarında ise ret kararının kesinleştiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde, uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçeyi itirazı reddeden yargı merciine verir.

Bu yargı mercii, dilekçenin bir nüshasını ve varsa eklerini yedi gün içinde cevabını bildirmesi için diğer tarafa tebliğ eder. Tebligat yapılan taraf, süresi içinde bu yargı merciine cevabını bildirmezse, cevap vermekten vazgeçmiş sayılır.

(Değişik fıkra: 23/07/2008-5791 S.K./4.mad) Yargı mercii, itiraz dilekçesi üzerine verdiği itirazı ret kararını kaldırarak görevsizlik kararı vermediği takdirde; yetkili makama sunulmak üzere kendisine verilen dilekçeyi, alınan cevabı ve görevsizlik itirazının reddine ilişkin kararını, dava dosyası muhtevasının onaylı örnekleriyle birlikte uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makama gönderir.

Bir davada uyuşmazlık çıkarılması için yalnız bir kez başvurulabilir.” hükmüne; “Uyuşmazlık Çıkarma İsteminde Bulunmaya Yetkili Makamca Yapılacak İşlemler” başlıklı 13. maddesinde; “(Değişik cümle: 23/07/2008-5791 S.K./5.mad) Uyuşmazlık çıkarma konusundaki dilekçe ile ekleri kendisine ulaşan yetkili makam, gerekirse dilekçedeki veya eklerindeki eksiklikleri tamamlattıktan sonra, uyuşmazlık çıkarmaya yer olmadığı sonucuna varırsa veya yapılan başvuruda 12 nci maddenin birinci fıkrasında öngörülen sürenin geçirilmiş olduğunu tespit ederse, istemin reddine karar verir. Bu karar, ilgili kişilere veya makama ve ilgili yargı merciine, hemen tebliğ olunur. Bu karara karşı hiç bir yargı merciine başvurulamaz.

   Uyuşmazlık çıkarılmasını gerekli gördüğü durumlarda yetkili makam, dilekçe ve eklerinin kendisine ulaştığı tarihten, şayet eksiklikleri tamamlatmak yoluna gitmiş ve bu erekle gönderdiği yazıları on gün geçmeden postaya vermiş ise eksikliklerin tamamlandığı tarihten başlayarak en geç on gün içinde düzenleyeceği gerekçeli düşünce yazısını, kendisine gönderilen dilekçe ve ekleri ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesine yollar ve ayrıca Uyuşmazlık Mahkemesine başvurduğunu ilgili yargı merciine hemen bildirir.(Ek cümle: 23/07/2008-5791 S.K./5.mad) Bu takdirde ilgili yargı mercii, 18 inci maddede öngörüldüğü şekilde davanın görülmesini geri bırakır.

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı, düşünce yazısıyla eklerini, görevsizlik itirazını reddeden yargı merciine göre ilgili bulunan Başsavcı veya Başkanunsözcüsüne tebliğ edebilir. Tebliği alan makam karşılık vermek isterse, yedi gün içinde yazılı karşılığını vermekle görevlidir.”hükmüne yer verilmiş; Kanun’un 27. maddesinde ise “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder.” denilmiştir.

Olayda, Ankara 7.Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen ve Davacısının Ş.B., Davalısının Çankaya Belediye Başkanlığı ve Esas davanın ise E:2011/237 olduğu davada; davalı Çankaya Belediye Başkanlığı tarafından, en geç birinci oturumda yapılmış bir görev itirazının bulunmadığı; anılan idare tarafından, birleşen davalardan ikisine yönelik olarak, dahili davalı olması kapsamında kendisine gönderilen dilekçeye verdiği ve 7. oturumdan önceki tarihi taşıyan dilekçe ile görev itirazında bulunulduğu; bu itiraz dilekçesinde asıl davacı olarak, birleşen davaların davacıları olan İ.K. ile M.Ş.’in isimlerinin zikredildiği; Mahkeme’nin görev itirazının reddine ilişkin karardan sonra, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle verilen dilekçede de aynı davacı isimlerine yer verildiği; hal böyle iken, Danıştay Başsavcısınca, Karşı Taraf (Davacı) olarak “Ş.B.”yı göstermek suretiyle olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı ve istemin reddedilmediği anlaşılmıştır.

Bu durumda; Davalılardan Çankaya Belediye Başkanlığı vekili tarafından, Ankara 7.Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada, asıl dava ve asıl davanın davacısı yönünden(en geç)birinci oturuma kadar görev itirazında bulunulmadığı halde; birleşen davanın davacıları yönünden 7.oturumdan önce yapılan görev itirazının; süresinde olduğunun kabulü mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 10., 12 ve 13. maddelerinde öngörülen koşulları taşımayan istemin ve bu istem nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca yapılan başvurunun, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 10, 12 ve 13. maddelerinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/598

KARAR NO: 2013/640

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 5510 Sayılı Kanunun 102. maddesi uyarınca kesilen İdari para cezasından kaynaklanan ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davanın, 5510 sayılı Yasa’nın 88. maddesi gözetildiğinde, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : D.K.

Davalı        : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı

Vekili         : Av. Ş.Y.

O L A Y    : Davacı hakkında, işyerinde çalışma izni olmayan sigortasız çalışan tespit edildiğinden dolayı, 5510 Sayılı Kanunun 102. maddesi uyarınca İdari Para Cezası uygulanmış; para cezalarının ödenmemesi üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, Küçükçekmece Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından; 6183 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun uyarınca 2011/33537, 2011/33538 ve 2011/33539 takip nolu ödeme emirleri düzenlenmiştir.

Davacı tarafından, bu ödeme emrinin iptali istemiyle adli yargı yerinde dava açılmıştır.

BAKIRKÖY 16. İŞ MAHKEMESİ; 4.5.2012 gün ve E:2012/6, K:2012/213 sayı ile, davacının iptalini istediği 2011/33539 - 2011/33538 ve 2011/33537 takip numaralı ödeme emirlerine ilişkin belgelerin incelenmesinden, her 3 ödeme emrindeki borcun idari para cezası olduğunun anlaşıldığı; 5510 sayılı yasanın 102. maddesinde idari para cezalarının düzenlendiği; bu maddeye göre, idari para cezalarının ilgiliye tebliğ ile tahakkuk edeceği, tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde kuruma ya da kurumun ilgili hesaplarına yatırılacağı, veya aynı süre içinde kuruma itiraz edilebileceği, itirazın takibi durduracağı, Kurumca itirazı reddedilenlerin, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilecekleri, bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari para cezasının kesinleşeceği; tüm dosya kapsamı, toplanan delillere göre; SGK tarafından davacıya gönderilen ödeme emirlerinin idari para cezasına ilişkin olduğu, davacının, ödeme emirlerinin tebliğinden sonra kuruma itiraz ettiği ancak kurumca itirazının reddedildiği, 5510 sayılı yasanın 102. maddesi gereğince görevli mahkemenin idare mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 10. İDARE MAHKEMESİ; 17.10.2012 gün ve E:2012/1004 sayı ile, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 102. maddesinde; "İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ ile tahakkuk eder. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ya da Kurumun ilgili hesaplarına yatırılır veya aynı süre içinde Kuruma itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde, idari para cezası kesinleşir. / İdarî para cezalarının, Kuruma itiraz edilmeden veya yargı yoluna başvurulmadan önce tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde peşin ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme idari para cezasına karşı yargı yoluna başvurma hakkını etkilemez. Ancak Kuramca veya mahkemece Kuram lehine karar verilmesi halinde, daha önce tahsil edilmemiş olan dörttebirlik ceza tutarı, 89 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü de dikkate alınarak tahsil edilir. / Mahkemeye başvurulması idari para cezasının takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde ödenmeyen idari para cezaları, 89 uncu madde hükmü gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir. / İdarî para cezaları on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Zamanaşımı süresi, fiilin işlendiği tarihten itibaren başlar./ İdarî para cezaları hakkında, bu Kanun ve 16/5/2006 tarihli ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununda hüküm bulunmayan hallerde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır." Hükmü, 'Primlerin Ödenmesi' başlıklı 88. maddesinde de; "Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun uygulamasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesi yetkilidir. Yetkili iş mahkemesine başvurulması alacakların takip ve tahsilini durdurmaz." hükmünün yer aldığı; 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun 37. Maddesinin üçüncü fıkrasında, "süresi içinde ödenmeyen sosyal sigorta ve genel sağlık sigortası primleri, işsizlik sigortası primleri, İdarî para cezalan, gecikme zamları, katılım payları Kuram alacağına dönüşür ve bu alacakların tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç diğer maddeleri uygulanır".denildiği; dosyanın incelenmesinden, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı İstanbul Küçükçekmece Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından yabancı işçi çalıştırdığı gerekçesiyle verilen idari para cezasının tahsili amacıyla gönderilen 2011/33539, 2011/33538, 2011/33537 sayılı ödeme emirlerinin davacıya tebliğ edilmesi üzerine önce Bakırköy 16.İş Mahkemesi'nin 2012/6 esasına kayden dava açıldığı, anılan mahkemenin 04.05.2012 tarih ve K: 2012/213 sayılı karar numarasıyla, 5510 sayılı Yasa uyarınca verilen para cezasının idari yargıda görülmesi gerektiği gerekçesiyle görev ret kararı verildiği ve mahkemelerinde aynı istemlerle bakılan davanın açıldığı; yukarıda aktarılan düzenlemeler uyarınca, idari para cezalarının ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk edeceği ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kurama ödeneceği veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebileceği, itirazın takibi durduracağı, Kuramca itirazı reddedilenlerin kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde idare mahkemesine başvurabilecekleri nedeniyle tahakkuk aşamasında idare mahkemelerinin görevli oldukları; kurum alacaklarının tahsilinde ise 6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanmak suretiyle düzenlenecek ödeme emrine karşı açılacak davalara bakma görevinin 88. maddesinde belirtildiği gibi Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer iş mahkemesine ait olduğu; olayda, Küçükçekmece Sigorta Müdürlüğü’nce verilen idari para cezasının ödenmemesi nedeniyle Kurum alacağına dönüşmesi üzerine, gecikme zammı uygulanmak suretiyle tahsili için düzenlenen ödeme emrine karşı dava açıldığının anlaşıldığı; bu durumda, idari para cezasından doğan Kurum alacağının tahsili için düzenlenen ödeme emrine karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, 5510 sayılı Yasa'nın 88. maddesi uyarınca yetkili kılınan İş Mahkemesi görevli bulunduğundan işin esasının Mahkemelerince incelenme olanağının bulunmadığı gerekçesiyle; hangi Mahkemenin görevli olduğunun belirlenmesi için 2247 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına, dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine ve uyuşmazlığın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi'nin kararına kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME:    Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, idari yargı dosyası ile birlikte adli yargı dosyası da gönderilmek suretiyle 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, işyerinde çalışma izni olmayan sigortasız çalışan tespit edildiğinden dolayı, 5510 Sayılı Kanunun 102. maddesi uyarınca kesilen idari para cezasından kaynaklanan 2011/33537, 2011/33538 ve 2011/33539 takip nolu ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılmıştır.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 140. maddesinin 9.5.2007 gün ve 5655 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 4. fıkrasında, “İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî para cezası kesinleşir. Mahkemeye başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenmeyen idarî para cezaları, bu Kanunun 80 inci maddesi hükmü gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir. İdarî para cezalarının, Kuruma itiraz ve yargı yoluna başvurulmaksızın tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme, idarî para cezalarına karşı Kuruma itiraz etme veya yargı yoluna başvurma hakkını etkilemez. Ancak, Kurumca itirazın reddedilmesi veya mahkemece Kurum lehine karar verilmesi halinde, daha önce tahsil edilmemiş olan dörtte birlik ceza tutarı, 80 inci madde hükmü de dikkate alınarak tahsil edilir” denilmiş; 80. maddesinin yedinci fıkrasında ise, "Kurum alacaklarının tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesi yetkilidir" hükmüne yer verilmiştir.

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü, bu düzenlemelere göre, idarî para cezalarının ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk edeceği ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödeneceği veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebileceği, itirazın takibi durduracağı, Kurumca itirazı reddedilenlerin, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilecekleri nedeniyle tahakkuk aşamasında idare mahkemelerinin görevli oldukları, kurum alacaklarının tahsilinde ise, 6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanmak suretiyle düzenlenecek ödeme emrine karşı açılacak davalara bakma görevinin, 80. maddenin yedinci fıkrasında açıkça belirtildiği gibi Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer iş mahkemesine ait olduğu sonucuna varmıştır.

Ancak, 506 sayılı Kanun’un yukarıda sözü edilen maddeleri 31.5.2006 gün ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 106. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.

5510 sayılı Kanun’un 102. maddesinde, “…İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ ile tahakkuk eder. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ya da Kurumun ilgili hesaplarına yatırılır veya aynı süre içinde Kuruma itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde, idari para cezası kesinleşir.

İdarî para cezalarının, Kuruma itiraz edilmeden veya yargı yoluna başvurulmadan önce tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde peşin ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme idari para cezasına karşı yargı yoluna başvurma hakkını etkilemez. Ancak Kurumca veya mahkemece Kurum lehine karar verilmesi halinde, daha önce tahsil edilmemiş olan dörttebirlik ceza tutarı, 89 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü de dikkate alınarak tahsil edilir.

Mahkemeye başvurulması idari para cezasının takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde ödenmeyen idari para cezaları, 89 uncu madde hükmü gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir…” denilmiş; 88. maddesinde ise, “…Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır.

Kurum, 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen alacakları hariç olmak üzere her türlü alacağın teminatını teşkil etmek üzere Yeni Türk Lirası ve/veya yabancı para birimi üzerinden ticari işletme, taşınır ve/veya taşınmaz rehni dahil olmak üzere her türlü teminat almaya yetkilidir.

Kurumun 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen prim ve diğer alacakları amme alacağı niteliğinde olup, imtiyazlı alacaktır. Kurumun taraf olduğu her türlü dava ve icra takiplerinin kısmen veya tamamen aleyhe neticelenmesi halinde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda yazılı tazminat ve cezalar Kurum hakkında uygulanmaz.

Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun uygulamasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesi yetkilidir. Yetkili iş mahkemesine başvurulması alacakların takip ve tahsilini durdurmaz…” hükmü yer almıştır.

Öte yandan, 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu’nun 37. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Süresi içinde ödenmeyen sosyal sigorta ve genel sağlık sigortası primleri, işsizlik sigortası primleri, idarî para cezaları, gecikme zamları, katılım payları Kurum alacağına dönüşür ve bu alacakların tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç diğer maddeleri uygulanır” denilmiştir.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

Olayda, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü, Küçükçekmece Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından; işyerinde çalışma izni olmayan sigortasız çalışan tespit edildiğinden bahisle, 5510 Sayılı Kanunun 102. maddesi uyarınca kesilen idari para cezasının tahsili amacıyla 6183 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun’un 88. maddesi uyarınca davacı adına 2011/33537, 2011/33538 ve 2011/33539 takip nolu ödeme emirleri düzenlenmesi üzerine, sözkonusu ödeme emirlerinin iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.

Bu durumda, söz konusu ödeme emirlerine karşı açılan davada, 5510 sayılı Yasa’nın 88. maddesi gözetildiğinde İş Mahkemesinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 10.İdare Mahkemesi’nin başvurusunun kabulü ile Bakırköy 16.İş Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 10. İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Bakırköy 16.İş Mahkemesi’nin 4.5.2012 gün ve E:2012/6, K:2012/213 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/644

KARAR NO: 2013/641

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Emekli Sandığına tabi olarak işe başlayan ve Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde Röntgen Teknisyeni (Sağlık Memuru) olarak görev yapan davacının, fiili hizmet süresi zammından yararlanması istemiyle açtığı davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : O.S.

Vekili         : Av.F.A.D.

Davalılar    : 1- Sağlık Bakanlığı                              (Adli Yargıda)

Vekili         : Av. M.A.

    2- Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı               (Adli Yargıda)

Vekili         : Av. M.B.

    3- Odunpazarı Kaymakamlığı               (İdari Yargıda)

O L A Y    : Davacı vekili özetle; Odunpazarı Kaymakamlığı Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde röntgen teknisyeni olarak görev yapan müvekkilinin, fiili hizmet zammından yararlanabilmesi amacıyla yaptığı başvurunun reddine ilişkin Odunpazarı Kaymakamlığının (Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinin) 9.03.2011 gün ve 595 sayılı işleminin iptali istemiyle, davalı Odunpazarı Kaymakamlığına karşı idari yargı yerinde dava açmıştır.

ESKİŞEHİR 2.İDARE MAHKEMESİ; 03.05.2011 gün, E:2011/477, K:2011/409 sayı ile, davacının 657 sayılı Kanuna tabi olarak davalı idarede statü hukuku kapsamında çalıştığı, yürüttüğü görevin röntgen teknisyenliği olduğu ve çalıştığı birimin de 5510 sayılı yasanın 40/11 maddesi kapsamında fiili hizmet süresi zammı almasını gerektiren bir birim olduğu ileri sürülerek davalı idareden fiili hizmet süresi zammından yararlandırılması ve buna ilişkin primlerin yatırılmasını istediği, bu isteminin reddi üzerine bakılan davanın açıldığı; bu durumda, her ne kadar davacının statü hukuku kapsamında ve kamu görevlisi olarak çalıştığı kurumuna başvurusunun reddi üzerine davanın açıldığı görülmekte ise de; 5510 sayılı yasanın 40. maddesinin uygulanmasına ilişkin olarak çıkarıldığı görülen uyuşmazlığın çözümünün, aynı Kanunun 101.maddesinde belirtilen özel görev kuralı gereği adli yargı yeri olarak İş Mahkemelerinin görevinde olduğu gerekçesiyle davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez aynı taleple davalılar Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına karşı adli yargı yerinde dava açmıştır.

Eskişehir İş Mahkemesi; 06.03.2012 gün, E:2011/1061, K:2012/132 sayı ile; işin esasını inceleyerek davanın kabulüne karar vermiş olup, temyiz başvurusu üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesince, 14.05.2012 gün, E:2012/10417, K:2012/8699 sayı ile özetle, davacının 5434 sayılı yasanın 32/h maddesi kapsamında fiili hizmet zammının kesilmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın, idari yargıda çözümlenmesi gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay bozma ilamından sonra, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde;

ESKİŞEHİR İŞ MAHKEMESİ;9.10.2012 gün ve E:2012/714, K:2012/740 sayı ile özetle; davacının 5434 sayılı yasanın 32/h maddesi kapsamında fiili hizmet zammının kesilmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın, idari yargıda çözümlenmesi gerektiğinden bahisle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte olup, bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Dosyanın incelenmesinden; Davacı tarafından, 9.03.2011 gün ve 595 sayılı Odunpazarı Kaymakamlığı Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinin işleminin iptali istemiyle, kamu kurumu niteliğindeki davalı Odunpazarı Kaymakamlığı aleyhine ilk önce idari yargıda dava açılmış olup, İdare Mahkemesi ‘’5510 sayılı yasanın 40.maddesinin uygulanmasına ilişkin olarak çıkarılan uyuşmazlığın çözümünün adli yargı yeri olarak İş Mahkemelerinin görevinde olduğundan bahisle, 2577 sk.nun 15/1-a maddesi uyarınca davanın görev yönünden reddine’’ karar vermiş olup, sonrasında ise, davacı tarafından aynı taleple bu kez yine kamu kurumu niteliğindeki Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ve Sağlık Bakanlığı davalı olarak gösterilmek suretiyle adli yargıda dava açılmış ve İş Mahkemesi ‘’davacının 5434 sayılı yasanın 32/h maddesi kapsamında fiili hizmet zammının kesilmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın, idari yargıda çözümlenmesi gerektiğinden bahisle davanın görev yönünden reddine’’ karar vermiştir.

Davacı tarafından, adli yargı yerinde dava açılırken hem kamu kurumu niteliğindeki Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, hem de Sağlık Bakanlığı'nın davalı olarak gösterilmiş olmasına karşın, idari yargı yerinde dava açılırken sadece kamu kurumu niteliğindeki Odunpazarı Kaymakamlığı’nın davalı olarak gösterilmiş oluşu birlikte değerlendirildiğinde, her ne kadar adli yargı yeri ile idari yargı yerindeki davalılar birbirinden farklı ise de, davacının talep konusunun Odunpazarı Kaymakamlığı Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinin işlemi olduğu, iptali talep edilen işlemin netice itibariyle idarece tesis edilmiş olan bir işlem olduğu, somut olayda farklı yargı kollarındaki hasımların netice itibariyle aynı mahiyetli işlemi yapabilecek konumda oldukları hep birlikte değerlendirildiğinde, adli yargı yeri ile idari yargı yeri arasında 2247 sk.nun 14.maddesi kapsamında olumsuz görev uyuşmazlığı oluştuğunun kabulü usul ekonomisi açısından da gerekli olduğundan, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde Sağlık Memuru/Röntgen Teknisyeni olarak görev yapan davacının, fiili hizmet süresi zammından yararlanabilmesi amacıyla yaptığı başvurunun reddine ilişkin 9.03.2011 gün ve 595 sayılı Odunpazarı Kaymakamlığı (Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi) işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden; 8.11.1995 tarihinde Emekli Sandığına tâbi, Eskişehir Doğum ve Çocuk Bakımevinde, Sağlık Memuru(Röntgen Teknisyeni) olarak kamu görevine başlayan davacının, 1.12.2010 tarihinde Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Merkezine Sağlık Memuru(Röntgen Teknisyeni) olarak atandığı, 15.8.2011 tarihinden itibaren Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesinde Sağlık Memuru (Röntgen Teknisyeni) olarak görevini sürdürdüğü; 8.3.2011 tarihli dilekçe ile Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Baştabipliğine müracaat ederek fiili hizmet süresi zammından yararlanıp yararlanamayacağına dair bilgi verilmesini talep ettiği, Odunpazarı Kaymakamlığı, Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinin 9.03.2012 tarihli cevabi yazısı ile, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü Emekli Sandığı Hizmet Borçlanması ve İşlemler Dairesi Başkanlığının 04.02.2008 tarihli yazısında diş bölümünde çalışan diş hekimleri ve röntgen teknisyenlerinin direkt olarak şuaya maruz kalması söz konusu olmadığından, diş muayenehane ve laboratuvarlarında çalışanların, 5434 sayılı Kanunun 32.maddesine 1621 sayılı Yasayla eklenen (h) fıkrası uyarınca, verilmesi öngörülen fiili hizmet süresi zammından yararlandırılmalarına imkan bulunmadığının belirtildiği ifade edilerek, bu sebepten merkezde görev yapan Röntgen Teknisyenlerinin fiili hizmet süresi zammından yararlanamadığı belirtilmiş, bunun üzerine davacı vekili tarafından bu işlemin iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır. 5510 sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754 sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

5510 sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır. 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir… Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır…”

Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.

Kaldı ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.

Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce 8.11.1995 tarihinde işe başlamış olan davacı tarafından açılan davanın idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Eskişehir 2.İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir

SONUÇ    : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Eskişehir 2. İdare Mahkemesi’nin 03.05.2011 gün, E:2011/477, K:2011/409 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2012/645

KARAR NO: 2013/642

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Emekli Sandığına tabi olarak işe başlayan ve Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde Röntgen Teknisyeni (Sağlık Memuru) olarak görev yapan davacının, fiili hizmet süresi zammından yararlanması istemiyle açtığı davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : M.G.

Vekili         : Av.F.A.D.

Davalılar    : 1- Sağlık Bakanlığı (Adli Yargıda)

Vekili         : Av. M.A.

    2- Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (Adli Yargıda)

Vekili         : Av. M.B.

    3- Odunpazarı Kaymakamlığı               (İdari Yargıda)

O L A Y    : Davacı vekili özetle; Odunpazarı Kaymakamlığı Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde röntgen teknisyeni olarak görev yapan müvekkilinin, fiili hizmet zammından yararlanabilmesi amacıyla yaptığı başvurunun reddine ilişkin Odunpazarı Kaymakamlığının (Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinin) 9.03.2011 gün ve 596 sayılı işleminin iptali istemiyle, davalı Odunpazarı Kaymakamlığına karşı idari yargı yerinde dava açmıştır.

ESKİŞEHİR 1.İDARE MAHKEMESİ; 05.05.2011 gün, E:2011/512, K:2011/483 sayı ile, davacının 657 sayılı Kanuna tabi olarak davalı idarede statü hukuku kapsamında çalıştığı, yürüttüğü görevin röntgen teknisyenliği olduğu ve çalıştığı birimin de 5510 sayılı yasanın 40/11 maddesi kapsamında fiili hizmet süresi zammı almasını gerektiren bir birim olduğu ileri sürülerek davalı idareden fiili hizmet süresi zammından yararlandırılması ve buna ilişkin primlerin yatırılmasını istediği, bu isteminin reddi üzerine bakılan davanın açıldığı; bu durumda, her ne kadar davacının statü hukuku kapsamında ve kamu görevlisi olarak çalıştığı kurumuna başvurusunun reddi üzerine davanın açıldığı görülmekte ise de; 5510 sayılı yasanın 40. maddesinin uygulanmasına ilişkin olarak çıkarıldığı görülen uyuşmazlığın çözümünün, aynı Kanunun 101.maddesinde belirtilen özel görev kuralı gereği adli yargı yeri olarak İş Mahkemelerinin görevinde olduğu gerekçesiyle davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez aynı taleple davalılar Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına karşı adli yargı yerinde dava açmıştır.

Eskişehir İş Mahkemesi; 06.03.2012 gün, E:2011/1063, K:2012/133 sayı ile; işin esasını inceleyerek davanın kabulüne karar vermiş olup, temyiz başvurusu üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesince, 14.05.2012 gün, E:2012/10413, K:2012/8697 sayı ile özetle, davacının 5434 sayılı yasanın 32/h maddesi kapsamında fiili hizmet zammının kesilmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın, idari yargıda çözümlenmesi gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay bozma ilamından sonra, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde;

ESKİŞEHİR İŞ MAHKEMESİ;9.10.2012 gün ve E:2012/716, K:2012/739 sayı ile özetle; davacının 5434 sayılı yasanın 32/h maddesi kapsamında fiili hizmet zammının kesilmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın, idari yargıda çözümlenmesi gerektiğinden bahisle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte olup, bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Dosyanın incelenmesinden; Davacı tarafından, 9.03.2011 gün ve 596 sayılı Odunpazarı Kaymakamlığı Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinin işleminin iptali istemiyle, kamu kurumu niteliğindeki davalı Odunpazarı Kaymakamlığı aleyhine ilk önce idari yargıda dava açılmış olup, İdare Mahkemesi ‘’5510 sayılı yasanın 40.maddesinin uygulanmasına ilişkin olarak çıkarılan uyuşmazlığın çözümünün adli yargı yeri olarak İş Mahkemelerinin görevinde olduğundan bahisle, 2577 sayılı Kanunun 15/1-a maddesi uyarınca davanın görev yönünden reddine’’ karar vermiş olup, sonrasında ise, davacı tarafından aynı taleple bu kez yine kamu kurumu niteliğindeki Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ve Sağlık Bakanlığı davalı olarak gösterilmek suretiyle adli yargıda dava açılmış ve İş Mahkemesi ‘’davacının 5434 sayılı yasanın 32/h maddesi kapsamında fiili hizmet zammının kesilmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın, idari yargıda çözümlenmesi gerektiğinden bahisle davanın görev yönünden reddine’’ karar vermiştir.

Davacı tarafından, adli yargı yerinde dava açılırken hem kamu kurumu niteliğindeki Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, hem de Sağlık Bakanlığı'nın davalı olarak gösterilmiş olmasına karşın, idari yargı yerinde dava açılırken sadece kamu kurumu niteliğindeki Odunpazarı Kaymakamlığı’nın davalı olarak gösterilmiş oluşu birlikte değerlendirildiğinde, her ne kadar adli yargı yeri ile idari yargı yerindeki davalılar birbirinden farklı ise de, davacının talep konusunun Odunpazarı Kaymakamlığı Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinin işlemi olduğu, iptali talep edilen işlemin netice itibariyle idarece tesis edilmiş olan bir işlem olduğu, somut olayda farklı yargı kollarındaki hasımların netice itibariyle aynı mahiyetli işlemi yapabilecek konumda oldukları hep birlikte değerlendirildiğinde, adli yargı yeri ile idari yargı yeri arasında 2247 sk.nun 14.maddesi kapsamında olumsuz görev uyuşmazlığı oluştuğunun kabulü usul ekonomisi açısından da gerekli olduğundan, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

 Dava, Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde Sağlık Memuru/Röntgen Teknisyeni olarak görev yapan davacının, fiili hizmet süresi zammından yararlanabilmesi amacıyla yaptığı başvurunun reddine ilişkin 9.03.2011 gün ve 596 sayılı Odunpazarı Kaymakamlığı (Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi) işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden; 10.9.1991 tarihinde Emekli Sandığına tâbi, Eskişehir Çifteler Devlet Hastanesinde, Sağlık Memuru(Röntgen Teknisyeni) olarak kamu görevine başlayan davacının, 17.5.2010 tarihinde Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Merkezine Sağlık Memuru(Röntgen Teknisyeni) olarak atandığı, 5.10.2011 tarihinden itibaren Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesinde Sağlık Memuru(Röntgen Teknisyeni) olarak görevini sürdürdüğü; 3.3.2011 tarihli dilekçe ile Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Baştabipliğine müracaat ederek fiili hizmet süresi zammından yararlanıp yararlanamayacağına dair bilgi verilmesini talep ettiği, Odunpazarı Kaymakamlığı, Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinin 9.03.2012 tarih, 596 sayılı cevabi yazısı ile, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü Emekli Sandığı Hizmet Borçlanması ve İşlemler Dairesi Başkanlığının 04.02.2008 tarihli yazısında diş bölümünde çalışan diş hekimleri ve röntgen teknisyenlerinin direkt olarak şuaya maruz kalması söz konusu olmadığından, diş muayenehane ve laboratuvarlarında çalışanların, 5434 sayılı Kanunun 32.maddesine 1621 sayılı Yasayla eklenen (h) fıkrası uyarınca, verilmesi öngörülen fiili hizmet süresi zammından yararlandırılmalarına imkan bulunmadığının belirtildiği ifade edilerek, bu sebepten merkezde görev yapan Röntgen Teknisyenlerinin fiili hizmet süresi zammından yararlanamadığı belirtilmiş, bunun üzerine davacı vekili tarafından bu işlemin iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır. 5510 sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754 sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

5510 sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır. 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir… Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır…”

Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.

Kaldı ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.

Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce 10.9.1991 tarihinde işe başlamış olan davacı tarafından açılan davanın idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Eskişehir 1.İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir

SONUÇ    : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Eskişehir 1. İdare Mahkemesi’nin 05.05.2011 gün, E:2011/512, K:2011/483 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/95

KARAR NO: 2013/643

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET :     1-Hukuk uyuşmazlıklarında, adli yargı yerince görevsizlik kararı verildikten sonra, dava dosyası gönderilmekle idari yargı yerinde dava açılmış sayılmayacağı;

2- 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Maliye Hâzinesi

Vekilleri     : Av. A.K., Av.E.K.,Av. S.C.

Davalı        : Yozgat Özel Yaşam Sağ. Hiz. Med. İnş. Turz. Ltd. Şti.

O L A Y    : Davacı vekili, dava dilekçesinde, Yozgat Vergi Dairesinin 982 035 5916 vergi numaralı mükellefi olan Yozgat Özel Yaşam Sağlık Hizmetleri Med. İnş. Tur. Tic. Ltd. Şti.nin Yozgat Vergi Dairesine olan borçlarından dolayı, Yozgat İcra Müdürlüğü ve Defterdarlık Muhasebe Müdürlüğü nezdindeki alacaklarına 6183 sayılı A.A.T.U.H.K. hükümlerine göre haciz şerhi konulduğunu; ancak Yozgat 1. İcra Dairesinin, göndermiş olduğu cevabi yazısında; İcra İflas Kanununun 100. maddesine göre, adı geçen Şirketten tahsil edilen paraların üzerine iştirak haczi konulabilmesi için, paraların dosyaya girdiği anda mevcut olan hacizleri kapsadığı gerekçesiyle haciz bildirisinin yerine getirilmesine yer olmadığına karar verildiğini; oysaki hem Defterdarlık Muhasebe Müdürlüğüne hem de İcra Dairesine yapmış oldukları haciz bildirimlerinin bulunmakta olduğunu; bu nedenle borçlusu anılan Şirket olan Yozgat 1. İcra Müdürlüğünün 2009/6981 takip sayılı dosyasındaki hacze iştirak edebilmeleri için Yozgat 1. İcra Dairesinin 2011/202 Muh. Sayılı ve 27.05.2011 tarihli kararına karşı şikâyet yoluna başvurma zorunluluğu doğduğunu ifade ederek; şikâyetlerinin kabulüne karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

YOZGAT İCRA HUKUK MAHKEMESİ:24.11.2011 gün ve E:2011/111, K:2011/191 sayı ile, şikayete konu Yozgat 1 İcra Müdürlüğünün 2009/6981 Esas sayılı takip dosyasının celb edildiği, yapılan incelemesinde Yozgat Özel Yaşam Sağ. Hiz. Med. İnş. Turz. Ltd. Şti.nin vergi borcundan dolayı olarak haciz konulduğu, Vergi Dairesi Müdürlüğünün 30/04/2011 tarihli faks yazıları ile anılan Şirketin hak ve alacakları olması halinde 6183 sayılı A.A.T.U.H kanuna göre vergi dairesinin T.C. Ziraat Bankası Yozgat şubesindeki hesabına aktarılmasını hakkında haciz bildirisi gönderildiği, İcra Müdürlüğünce bu talebin 27/05/2011 tarihinde reddedildiği; Yargıtay 12. HD. 20/02/2002 tarih 2543/3884 sayılı kararının özetle "6183 sayılı yasaya göre vergi dairesinin koyduğu haczin kaldırılması merciden istenemez, bu yoldaki talebi mercinin reddetmesi gerekirken..." şeklinde olduğu; Yargıtay 12. HD. 19/06/2007 tarih 10389/12534 sayılı kararında özetle, "satış memuru davaya bakan sulh hukuk memuru tarafından tain edildiğinden onun işlemlerine karşı şikayetler ve açılacak ihalenin feshi davalarında sulh hukuk mahkemesince bakılır şeklinde olduğunun görüldüğü; dosyanın yapılan incelemesinden, vergi dairesinin talep içeriğinin 6183 sayılı yasayanın uygulanmasına ilişkin olduğu, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre 6183 sayılı yasanın uygulanmasına ilişkin şikayetler için, icra mahkemesinin görevli olmadığının anlaşıldığı; şikayetin görev yönünden reddine, HMK 20. maddesi uyarınca karar kesinleştikten itibaren istek halinde 2 hafta içerisinde yetkili ve görevli kayseri vergi mahkemesine gönderilmesine karar vermenin gerektiği belirtilerek; sonuç itibariyle, şikayetin görev yönünden REDDİNE, HMK 20 maddesi uyarınca karar kesinleştikten itibaren istek halinde 2 hafta içerisinde yetkili ve görevli KAYSERİ VERGİ MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE karar vermiş; bu karar temyiz edilmediğinden kesinleşmiştir.

Davacı vekili dosyanın kesinleştirilerek Kayseri Vergi Mahkemesine gönderilmesini talep etmiş, Yozgat İcra Hukuk Mahkemesi dosyayı Vergi Mahkemesine göndermiştir.

KAYSERİ VERGİ MAHKEMESİ: 3.10.2012 gün ve E:2012/1334, sayı ile, Davacı Maliye Hâzinesi tarafından, Yozgat Vergi Dairesinin mükellefi olan Yozgat Özel Yaşam Sağlık Hizmetleri Med. İnş. Tur. Tie. Ltd. Şti'nin vergi borçları sebebiyle, Yozgat 1. İcra Müdürlüğünün 2009/6981 takip sayılı dosyasındaki hacze iştirak etmek için yapılan başvurunun, 1. İcra Müdürlüğünün 27.05.2011 gün ve 2011/202 Muh. Sayılı kararı ile reddedilmesi üzerine söz konusu karara karşı Yozgat İcra Hukuk Mahkemesine yapılan şikayet neticesinde, Yozgat İcra Hukuk Mahkemesi tarafından görevsizlik kararı verilerek davacının talebi üzerine gönderilen davada işin gereğinin görüşüldüğü; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un Yargı Mercilerinin Uyuşmazlık Mahkemesine Başvurmaları başlıklı 19'uncu maddesinde; Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı merciinin davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurabileceği ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteleyeceği, yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyalarını Uyuşmazlık Mahkemesine göndereceğinin hüküm altına alındığı; 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 6. maddesinde, vergi mahkemelerinin, a) Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve hA.lar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları, b) (a) bendindeki konularda 6183 sayılı Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları, c) diğer kanunlarla verilen işleri çözümleyeceği kuralına bağlandığını, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 100. maddesinde hangi alacaklıların ilk haciz üzerine satılan malın tutarına iştirak edebilecekleri belirtildikten sonra, 140. maddede ise, satış tutarının bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemiye yetmemesi durumunda, icra dairesi tarafından alacaklıların bir sıra cetvelinin yapılacağının hüküm altına alındığı, 2004 sayılı Kanunun 16. maddesinde ise, kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabileceği 4. maddesinde ise icra ve iflas dairelerinin muamelelerine karşı yapılan şikayetlerle itirazların incelenmesi icra mahkemesi hakimi yahut kanun gereğince bu görev kendisine verilmiş olan hakim tarafından yapılacağı hükmüne bağlandığını ve Uyuşmazlık konusu olayda; Yozgat İcra Hukuk Mahkemesi'nce, 6183 sayılı yasanın uygulanmasına ilişkin şikayetlerde icra mahkemesinin görevli olmadığından bahisle görevsizlik kararı verilmiş ise de; dava konusu uyuşmazlık, davacı tarafından 6183 uygulamasına ilişkin yeni bir dosya açılmaksızın, icra dairesi müdürlüğünde mevcut olan icra dosyasındaki hak ve alacaklar üzerine konulan hacze iştirak istemine ilişkin olduğunu, bu talebin de İcra Müdürlüğünce redddilmesi sonucu 2004 sayılı Kanunun 16. ve 4. maddesi uyarınca şikayet yoluyla İcra Hukuk Mahkemesine gidildiğinden, davacı tarafından, Yozgat Vergi Dairesinin mükellefi olan Yozgat Özel Yaşam Sağlık Hizmetleri Med. İnş. Tur. Tie. Ltd. Şti'nin vergi borçları sebebiyle, Yozgat 1. İcra Müdürlüğünün 2009/6981 takip sayılı dosyasındaki hacze iştirak etmek için yaptığı başvurunun 1. İcra Müdürlüğünün 27.05.2011 gün ve 2011/202 Muh. Sayılı kararı ile reddedilmesi neticesinde söz konusu karara karşı yapılan şikayet başvurusunun görüm ve çözümünde, 2004 sayılı Kanunun 16. ve 4. maddesince adli yargı yerinin görevli olduğundan, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve işleyişi Hakkında Kanun'un Yargı Mercilerinin Uyuşmazlık Mahkemesine Başvurmaları başlıklı 19'uncu maddesi uyarınca iş bu davada görevli yargı kolunun belirlenmesi için dava dosyasının Yozgat İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2011/111 Esas No'lu dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesinin gerekmekte olduğu gerekçesiyle; iş bu uyuşmazlığın çözümü için görevli yargı kolunun belirlenmesi için dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

 Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” ve 19. maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.

 (Değişik ikinci fıkra: 23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir” denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.

Öte yandan; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler” başlıklı 20.maddesinin 1.fıkrasında; “ (1) Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.” hükmüne yer verilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 'İdari davaların açılması' başlıklı 3. maddesinde; idari davaların, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılması öngörülmüş; aynı Kanunun 9. maddesinde; çözümlenmesi Danıştay’ın idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemelerde dava açılabileceği hükme bağlanmış; Yasanın “İlk inceleme üzerine verilecek karar” başlıklı 15.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde; “ 1. (Değişik bent: 05/04/1990 - 3622/6 md.) Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin; a) 3/a bendine göre adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine; idari yargının görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine, (…) karar verilir” denilmiştir.

Dosyanın, 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca incelenmesinden:

Hukuk uyuşmazlıklarında, görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi, ancak aynı yargı düzeni içinde yer alan mahkemeler arasında olanaklı olup; bu hususa ilişkin 6100 sayılı H.M.K’nın 20. (1086 sayılı H.U.M.K.’nun 27.) maddesiyle 2577 sayılı İ.Y.U.K.’ nun 15. maddesinin 1. fıkrası (a) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “görev” kuralları, aynı yargı düzeni içindeki mahkemelerin işbölümü esasına ilişkin düzenlemelerdir. Oysa yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda, görevli olduğundan bahisle farklı bir yargı düzeninde yer alan mahkemeye dava dosyasının gönderilebilmesine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamaktadır.

Göreve ilişkin kararın, işbölümü esasına göre veya yargı yolu bakımından verilmiş olması farklı sonuçlar doğurmaktadır. Şöyle ki; işbölümü esasına göre verilen görevsizlik kararı sonucu dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi durumunda, dava başvuru tarihi itibariyle görevli mahkemede açılmış sayılmaktadır. Yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda ise, görevli olduğu işaret edilen yargı yerine, bu yargı yerinin uyguladığı usul kurallarına uygun olarak yeniden dava açılması zorunlu bulunmaktadır.

Olayda, davacı vekili tarafından, ortada vergi mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadan, Yozgat İcra Hukuk Mahkemesi'ne verilen dilekçe ile, dosyanın Kayseri Vergi Mahkemesine gönderilmesi talep edilmiş; Mahkeme'ce, yazı ekinde dava dosyası Kayseri Vergi Mahkemesi Başkanlığına gönderilmiş ve bu yargı yerince, kendisine gelen adli yargı yerine ait dava dosyası üzerinden inceleme yapılarak görevsizlik kararı verilmiş olup, yukarıda yapılan açıklamalara göre, İ.Y.U.K.’nun 3 ve 9. maddelerinde öngörülen şekilde usulüne uygun olarak idari yargı yerine açılmış bir dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

2247 sayılı Yasa’nın 19. madde hükmüne göre, bir yargı yerinin re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuruda bulunabilmesi için; tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada daha önce diğer yargı yerlerinden birisi tarafından görevsizlik kararı verilmiş ve bu kararın kesinleşmiş bulunması ve bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen yargı yerinin de davada görevsizlik kararı veren yargı yerinin görevli olduğu kanısına varması gerekmektedir. Ancak, başvuru koşullarının incelenebilmesi için öncelikle, yargı yerinde usulüne göre açılmış bir dava bulunması gerektiği tartışmasızdır.

Bu durumda, ortada vergi mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşullar gerçekleşmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 13.5.2013 gününde Üye Nurdane TOPUZ’un KARŞI OYU VE OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Dava, davacı Maliye Hazinesi tarafından, borçlusu davalı Şirket olan Yozgat 1. İcra Müdürlüğünün 2009/6981 takip sayılı dosyasındaki hacze iştirak edebilmeleri için, Yozgat 1. İcra Dairesinin 2011/202 Muh. Sayılı ve 27.05.2011 tarihli kararına karşı yaptıkları şikâyetlerinin kabulüne karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, “Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir" ve 27. maddesinde, “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder" denilmiştir.

Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. maddesinin birinci fıkrasında(Değişik: 10/6/1994-4001/2 md.), “İdari davalar, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılır" ve 9. maddesinin birinci fıkrasında(Değişik: 5/4/1990 - 3622/2 md.), “Çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir" hükmü yer almıştır.

Olayda, adli yargı yerince yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilen dava dosyası davacı vekilinin istemi üzerine idari yargı yerine gönderilmiş ve bu yargı yerince, adli yargı yerine ait dava dosyası üzerinde inceleme yapılarak davada adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Yasa'nın 19. maddesi uyarınca görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiş olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3 ve 9. maddelerinde öngörülen şekilde usulüne uygun olarak idari yargı yerinde açılmış bir dava bulunduğundan sözetmek mümkün değildir.

Durum böyle olmakla birlikte, İdari Yargılama Usulü Kanunu'na göre yapılan usule aykırılığın 2247 sayılı Kanunun 27. maddesi kapsamında incelenemeyeceği, bu hususun Uyuşmazlık Mahkemesi’nin görev ve yetkisi dışında kaldığı, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının varlığı kabul edilerek çözüme kavuşturulmasının dava ekonomisine ve Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun düşeceği, bu nedenle görev uyuşmazlığının esası incelenerek görevli yargı yerinin belirlenmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.

 

Üye

Nurdane Topuz

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/130

KARAR NO: 2013/644

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, 2918 ve 5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : H.G.

Davalı        : İstanbul Valiliği    O L A Y                : Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetimler sırasında 34 ZP 2427 plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, sürücü belgesi sahibi Cuma Gövtepe adına 10.8.2012 tarih ve GN-995058 seri-sıra numaralı,araç sahibi davacı adına 10.8.2012 tarih ve GN-995059 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek ayrı ayrı 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen 10.8.2012 tarih ve 188487 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.

Davacı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 6. İDARE MAHKEMESİ: 31.10.2012 gün ve E:2012/1385, K:2012/2085 sayıyla; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez adına düzenlenen idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.

BÜYÜKÇEKMECE 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: 26.12.2012 gün ve D. İş:2012/2182 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle ve Uyuşmazlık Mahkemesi’nin konu ile ilgili benzer kararları da emsal gösterilerek, davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine ve dosyanın görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan dava yönünden tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler ” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı adına kayıtlı aracın, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.

Uyuşmazlığın çözümü için, aynı maddi olaydan kaynaklanan aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ve para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca, ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.

Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.

Uyuşmazlığın esasını oluşturan, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin karara gelince:

13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, ”Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; “Motorlu Araçlara Ait Şartlar” başlığı altında düzenlenen beşinci kısım ikinci bölümünde yer alan 30.maddesinde araçların teknik şartlara uygunluğu,31.maddesinde araçlarda bulundurulması zorunlu gereçler, 32. maddesinde adres değiştirme ve araçlar üzerindeki değişiklikleri bildirme,Ek 2.maddesinde araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması; altıncı kısım üçüncü bölümde düzenlenen “Sürücülerin Uyacağı Diğer Kurallar” başlıklı 65.maddesinde araçların yüklenmesi ile ilgili esaslar, uyulması gereken kural-lar,uymayanlara verilecek cezalar ve araçların hangi koşullarda trafikten men edileceklerine ilişkin hususlar ayrıntılı ve idarece tek yanlı kurallar şeklinde belirlenmiş,79.maddesinde de, trafikten men edilen araçlar ile ilgili işlemlerin usul ve esaslarının yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19. maddesinde, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;

a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,

b) İşyerinin kapatılması,

c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,

d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,

gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.

Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" hükmü yer almış olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.

Buna göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, Kanun’un 19. maddesinde sayılan yaptırımlar saklı tutulmak kaydıyla, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

2918 sayılı Kanun’un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulaması başlıklı Dokuzuncu Kısım’a dahil 112. maddesinin ilk paragrafında da; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle araçların belirli bir süre için trafikten men edilmelerine ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutul- muştur.

Olayda; davacının, tescil edildiği amacın dışında kullandığından bahisle aracının 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemlerin ayrıntılı idari kurallarla düzenlendiği, kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, aracın geçici olarak ( belirli bir süre için )trafikten men edilmesi hususunun trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği, aynı şekilde 5326 sayılı Kanun’un 19. maddesinde de, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için kara nakil aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı hususu da dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Büyükçekmece 2. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan başvurunun 19. madde kapsamında kabulü ile, İstanbul 6. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ    : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Büyükçekmece 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURU-SUNUN KABULÜ ile, İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nin 31.10.2012 gün ve E:2012/1385, K:2012/2085 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/132

KARAR NO: 2013/645

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, 2918 ve 5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : S.K.

Vekili         : Av. B.S.G.

Davalı        : Gebze İlçesi Emn. Müd. Trf. Tescil Büro Amirliği

O L A Y    : Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetimler sırasında 34 ZA ….. plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, sürücü belgesi sahibi Eren Çimen adına 6.7.2012 tarih ve GL-777893 seri-sıra numaralı, araç sahibi davacı adına 6.7.2012 tarih ve GL-777894 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek ayrı ayrı 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen 6.7.2012 tarih ve 3719 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.

Davacı vekili, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

KOCAELİ 2. İDARE MAHKEMESİ: 16.7.2012 gün ve E:2012/646, K:2012/890 sayıyla; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.

GEBZE 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: 9.10.2012 gün ve D. İş:2012/678 sayıyla; İl Emniyet Müdürlüğünün cevabi yazılarında, davaya konu aracın (P) plakası olmadan servis taşımacılığı yaptığının tespit edildiği, bu iş için gerekli belgelerini ibraz edemediğinden ve (P) plakası olmadığından, idari para cezası verildiği ve araç trafikten men tutanağı düzenlendiğinin belirtildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle ve Uyuşmazlık Mahkemesi’nin konu ile ilgili benzer kararları da emsal gösterilerek, davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine ve dosyanın görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler ” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı adına kayıtlı aracın, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.

Uyuşmazlığın çözümü için, aynı maddi olaydan kaynaklanan aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ve para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca, ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.

Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.

Uyuşmazlığın esasını oluşturan, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin karara gelince:

13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, ”Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; “Motorlu Araçlara Ait Şartlar” başlığı altında düzenlenen beşinci kısım ikinci bölümünde yer alan 30.maddesinde araçların teknik şartlara uygunluğu,31.maddesinde araçlarda bulundurulması zorunlu gereçler,32.maddesinde adres değiştirme ve araçlar üzerindeki değişiklikleri bildirme, Ek 2. maddesinde araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması; altıncı kısım üçüncü bölümde düzenlenen “Sürücülerin Uyacağı Diğer Kurallar” başlıklı 65.maddesinde araçların yüklenmesi ile ilgili esaslar, uyulması gereken kural-lar,uymayanlara verilecek cezalar ve araçların hangi koşullarda trafikten men edileceklerine ilişkin hususlar ayrıntılı ve idarece tek yanlı kurallar şeklinde belirlenmiş,79.maddesinde de, trafikten men edilen araçlar ile ilgili işlemlerin usul ve esaslarının yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Saklı tutulan hükümler” başlığını taşıyan 19. maddesinde, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;

a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,

b) İşyerinin kapatılması,

c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,

d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,

gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” denilmiştir.

Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" hükmü yer almış olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.

Buna göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, Kanun’un 19. maddesinde sayılan yaptırımlar saklı tutulmak kaydıyla, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

2918 sayılı Kanun’un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulaması başlıklı Dokuzuncu Kısım’a dahil 112. maddesinin ilk paragrafında da; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle araçların belirli bir süre için trafikten men edilmelerine ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuştur.

Olayda; davacının, tescil edildiği amacın dışında kullandığından bahisle aracının 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemlerin ayrıntılı idari kurallarla düzenlendiği, kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, aracın geçici olarak ( belirli bir süre için )trafikten men edilmesi hususunun trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği, aynı şekilde 5326 sayılı Kanun’un 19. maddesinde de, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için kara nakil aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı hususu da dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Gebze 3. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan başvurunun 19. madde kapsamında kabulü ile, Kocaeli 2. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ    : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Gebze 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Kocaeli 2. İdare Mahkemesi’nin 16.7.2012 gün ve E:2012/646, K:2012/890 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/227

KARAR NO: 2013/646

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk

K A R A R

Davacı        : A. Turizm İşletmeleri Tic. Ltd. Şti.

Vekili         : Av. M.U.

Davalı        : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı               

O L A Y    : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğünün 4.7.2007 gün ve B.13.0.ÇGM.1.34/801790/175-04 sayılı işlemi ile, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un 18.maddesine muhalefet edilerek, izinsiz yabancı uyruklu işçi çalıştırdığından bahisle, davacı adına aynı Kanun’un 21.maddesi dördüncü fıkrası uyarınca 14.288 YTL idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.

FATİH 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: 11.10.2007 gün ve 2007/2171 Müt.No.sayıyla; 4817 sayılı Kanun’un 17. maddesinde,bakanlıkça verilecek kararlara karşı ilgililerin 30 gün içinde itiraz edebileceklerinin, itirazın reddedilmesi halinde ise idari yargı yoluna başvurulabileceğinin düzenlendiği açıklanarak,davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 10. İDARE MAHKEMESİ: 22.2.2008 gün ve E:2007/2524, K:2008/210 sayıyla;4817 sayılı Kanun’un 21. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezalarına karşı ilgililerin yedi gün içinde sulh ceza mahkemelerine itiraz edebileceklerinin düzenlendiği açıklanarak, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, kararın temyiz edilmesi üzerine, hüküm Danıştay 10. Daire’since onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının; davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece 15. maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; Başkanlık yazısıyla, adli yargı dosyasının getirtildiği ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un 18. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle, 21. maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

27.2.2003 tarih ve 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde,“ Bu Kanunun amacı, yabancıların Türkiye'deki çalışmalarını izne bağlamak ve bu yabancılara verilecek çalışma izinleri ile ilgili esasları belirlemektir” denilmiş;“Bildirim yükümlülüğü” başlıklı 18. maddesinde, “a)Bağımsız çalışan yabancı-lar,çalışmaya başladıkları tarihten ve çalışmanın bitiminden itibaren,

 b)Yabancı çalıştıran işverenler yabancının çalışmaya başladığı tarihten,çalışma izninin verildiği tarihten itibaren otuz gün içerisinde çalışmaya başlamaması halinde bu sürenin bitiminden itibaren ve herhangi bir nedenle hizmet akdinin sona erdiği tarihten itibaren,

 En geç on beş gün içerisinde durumu Bakanlığa bildirmekle yükümlüdürler”hükmü yer almış; 21. maddesinde, idari para cezasının hangi hallerde verileceği ve verilecek idari para cezası miktarları belirtildikten sonra, bu Kanunda öngörülen idari para cezalarının gerekçesi belirtilmek suretiyle Bakanlık bölge müdürlüğünce ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, idari para cezalarının tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde vergi daireleri veya mal müdürlüklerine ödeneceği, ilgililerin cezaya bu süre içinde yetkili sulh ceza mahkemesi nezdinde itiraz edebilecekleri, başvurunun, cezanın takip ve tahsilini durdurmayacağı öngörülmüşken, bu madde, 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun’un 499. maddesiyle, “18 inci maddeye göre bildirim yükümlülüğünü süresi içinde yerine getirmeyen bağımsız çalışan yabancı ile yabancı çalıştıran işverene her bir yabancı için ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Çalışma izni olmaksızın bağımlı çalışan yabancıya beşyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Çalışma izni bulunmayan yabancıyı çalıştıran işveren veya işveren vekillerine her bir yabancı için beşbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu durumda, işveren veya işveren vekili yabancının ve varsa eş ve çocuklarının konaklama giderlerini, ülkelerine dönmeleri için gerekli masrafları ve gerektiğinde sağlık harcamalarını karşılamak zorundadır.

Birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarda sayılan fiillerin tekrarı hâlinde idarî para cezaları bir kat artırılarak uygulanır.

Bu Kanuna göre verilmiş çalışma izni olmaksızın bağımsız çalışan yabancıya ikibin Türk Lirası idarî para cezası verilir ve varsa işyeri veya işyerlerinin Bakanlık bölge müdürlerince kapatılması kararı alınarak, bu kararın uygulanması için durum ilgili valiliğe bildirilir.

Tekrarı hâlinde, varsa işyeri veya işyerlerinin kapatılmasının yanı sıra idarî para cezası bir kat artırılarak uygulanır.

Bu Kanuna göre idarî para cezası ile cezalandırılan bağımlı veya bağımsız çalışan yabancılar ile yabancı çalıştıran işverenler İçişleri Bakanlığına bildirilir” şeklinde değiştirilmiştir. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Olayda, davanın, para cezasının kaldırılması istemiyle açıldığı; 4817 sayılı Yaban-cıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır.1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde         " (1) Bu Kanunun;

   a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

   b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

   uygulanır." denilmiştir.19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4817 sayılı Kanun’da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılmasının gerektiği düşünülmektedir.

SONUÇ    : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle, Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 11.10.2007 gün ve 2007/2171 Müt. No. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.5.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2013/229

KARAR NO: 2013/647

KARAR TR : 13.05.2013

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2/3. maddesi uyarınca aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, 2918 ve 5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

 Davacı       : A.N.I.

 Davalı       : İstanbul Valiliği,C Bölgesi Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü         O L A Y                : Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede 34 TU….. plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, davacı adına 16.10.2012 tarih ve GN-004598 seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen 16.10.2012 tarih ve 215634 sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır.

Davacı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 7. İDARE MAHKEMESİ: 2.11.2012 gün ve E:2012/1945, K:2012/1796 sayıyla; 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.

PENDİK 1. SULH CEZA MAHKEMESİ: 13.12.2012 gün ve D. İş:2012/1027 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 13.5.2013 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdari ve adli yargı yerleri arasında, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan dava yönünden 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının; davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece 15. maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; Başkanlık yazısıyla, idari yargı dosyasının Mahkemesinden getirtildiği ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı M. BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı adına kayıtlı aracın, 2918 sayılı Yasa’nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.

Uyuşmazlığın çözümü için, aynı maddi olaydan kaynaklanan aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ve para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca, ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması” başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü fıkrasında, “(Ek fıkra: 31/5/2012-6321/3 md.) İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir” hükmü yer almıştır.

Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır.