|
Esas Sayısı: 2012/61
Karar Sayısı: 2012/135
Karar Günü: 27.9.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Daire
İTİRAZIN KONUSU : 28.5.1988 günlü, 3466 sayılı Uzman Jandarma
Kanunu’nun 16. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin, Anayasa’nın 2.
maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Davacının, dikkatsizlik ve tedbirsizlikle ölüme
sebebiyet vermek suçundan (6) aydan fazla hapis cezası alması nedeniyle
hakkında uygulanan ilişik kesme işleminin yürütmesinin durdurulması ve
iptali istemiyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı
olduğu savını ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“...
Davacı vekilince,
birçok kanunda çeşitli statülere alınmada ve çıkarılmada taksirli suçlardan
hükümlülük halinin; statüye alınmaya engel bir hal olarak görülmediği gibi
statüden çıkarılmayı gerektiren bir hal olarak da görülmediği, ancak uzman
jandarmaların statü kanunu olan 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu’nun
16’ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde; “mülkî, adlî ve askerî görevlerini yaptıkları sırada işledikleri
suçlardan (6) aydan fazla hapis cezasına hüküm giyenler”in
ilişiklerinin kesilmesinin öngörülmesi suretiyle suçun kasten veya taksirle
işlenip işlenmediği hususunda ayrım yapılmadığından, bir başka ifade ile
taksirle işlenen suçlardan hükümlülük hali hariç tutulmadığından, 3466
sayılı Uzman Jandarma Kanunu’nun 16’ncı maddesinin birinci fıkrasının (d)
bendi hükmünün Anayasa’nın 10’uncu maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine
aykırılık teşkil ettiği öne sürülmüştür.
3466 sayılı Uzman
Jandarma Kanunu’nun 16’ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde; “mülkî, adlî ve askerî görevlerini yaptıkları sırada işledikleri
suçlardan (6) aydan fazla hapis cezasına hüküm giyenler”in
ilişiklerinin kesilmesinin öngörülmesine bağlı olarak; uzman jandarmaların
mülki, adli ve askeri görevlerini yaptıkları sırada taksirle işledikleri
suçlardan (6) aydan fazla hüküm giymeleri durumunda (dava konusu olayda
olduğu gibi) ilişiklerinin kesilmesi şeklinde bir sonuç ortaya çıkmaktadır.
Bu nedenle “taksirle işlenen suçlardan hükümlülük hali” kavramı, bu noktada
önem arz etmektedir.
Bu kapsamda çeşitli
statüleri kazanmada ve kaybetmede diğer kanunlarda taksirli suçlardan
hükümlülük halinin ne şekilde düzenlendiğini askeri şahıslarla sınırlı
olmak üzere irdeleyecek olursak:
- Türk Silahlı
Kuvvetleri’nden çıkarma fer’i cezasının düzenlendiği 1632 sayılı Askeri Kanunu’nun
30’uncu maddesinin, birinci fıkrasında; bu fer’i cezanın verileceği asker
kişiler arasında uzman jandarmalar da sayıldıktan sonra, aynı
madde ve fıkranın (A) bendinde; “Taksirli
suçlardan verilen cezalar hariç olmak üzere...” denilmek suretiyle
taksirli suçlardan hükümlülük halinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nden çıkarma
fer’i cezasının verilemeyeceğinin öngörüldüğü,
- Askerî öğrencilik
hukukunu kaybettirme fer’i cezasının düzenlendiği 1632 sayılı Askeri Ceza
Kanunu’nun 32’nci maddesinin, birinci fıkrasının (A) bendinde; “Taksirli suçlardan verilen cezalar hariç olmak
üzere...” denilmek suretiyle taksirli suçlardan hükümlülük
halinde askerî öğrencilik hukukunu kaybettirme fer’i cezasının verilemeyeceğinin
öngörüldüğü,
- Çeşitli suçlardan
hükümlülük halinde subaylar hakkında ayırma işlemi yapılmasını öngören 926
sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 50’inci maddesinin
birinci fıkrasının (d) bendinde; “Aşağıda belirtilen
suçlardan hükümlü olma nedeniyle ayırma:
Ertelenmiş,
para cezasına veya tedbire çevrilmiş, affa uğramış olsalar bile, Devletin
şahsiyetine karşı işlenen suçlarla, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 131
nci maddesinin birinci fıkrasının az vahim hali hariç basit ve nitelikli
zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı
kötüye kullanma, dolanlı iflas, iftira gibi yüz kızartıcı veya şeref ve
haysiyet kırıcı nitelikteki suçlardan veya istimal ve istihlak kaçakçılığı
hariç kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma
suçlarından hükümlü olan subaylar hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır.” denildiğinden, maddede taksirle işlenen suçlardan
hükümlülük haline yer verilmediği gibi sayılan suçların kasten işlenebilen
suçlar olduğu,
- Çeşitli suçlardan
hükümlülük halinde astsubaylar hakkında ayırma işlemi yapılmasını öngören
926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 94’ncü maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendinde; “Aşağıda
belirtilen suçlardan hükümlülükleri ertelenen, para cezasına veya tedbire
çevrilen veya affa uğrayanların ayrılmaları:
Ertelenmiş,
para cezasına veya tedbire çevrilmiş, affa uğramış olsalar bile Devletin
şahsiyetine karşı işlenen suçlarla, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 131
nci maddesinin birinci fıkrasının az vahim hali hariç, basit ve nitelikli
zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı
kötüye kullanma, dolanlı iflas, iftira gibi yüz kızartıcı veya şeref ve
haysiyet kırıcı nitelikteki suçlardan veya istimal ve istihlak kaçakçılığı
hariç kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma
suçlarından hükümlü olan astsubaylar hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır.” denildiğinden, maddede taksirle işlenen suçlardan
hükümlülük haline yer verilmediği gibi sayılan suçların kasten işlenebilen
suçlar olduğu,
- Lisansüstü öğrenim
kıdemi verilmesi usul ve esaslarının düzenlendiği 926 sayılı Türk Silahlı
Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 36’ncı maddesinin birinci fıkrasının (d)
bendinin 4/cc alt bendinde; “Taksirli suçlar
hariç olmak üzere, yukarıdaki bentlerde belirtilen suçların dışındaki
suçlardan, askerî ve adlî mahkemeler, disiplin mahkemeleri veya disiplin
amirlerince toplam olarak 21 gün ve daha fazla hapis veya oda hapsi cezası
ile mahkûm veya cezalandırılmış olmaması gerekir.” hükmüne
yer verildiğinden taksirli suçlardan hükümlülük halinin, lisansüstü öğrenim
kıdemi verilmesine engel teşkil etmediği,
- Açığa çıkarılan,
tutuklanan veya firar ve izin tecavüzünde bulunan, cezası infaz edilmekte
olan subaylar hakkında yapılacak işlemlere ilişkin usul ve esasların
düzenlendiği 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 65’inci
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde; “Haklarında ölüm
veya ağır hapis cezasını gerektiren veya yüz kızartıcı bir suçtan ya da
taksirli suçlar hariç olmak üzere 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını
gerektiren bir cürümden veya emre itaatsizlikte ısrar, üste veya amire
fiilen taarruz, üste veya amire hakaret, mukavemet suçlarından dolayı kamu
davası açılanlar mensup oldukları bakanlıklarca açığa çıkarılabilirler.”
hükmüne yer vermek suretiyle
taksirli suçlardan hakkında kamu davası açılanların açığa alınmamalarının
öngörüldüğü,
- Astsubaylıktan
subaylığa geçme usul ve esasların düzenlendiği 926 sayılı Türk Silahlı
Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 109’ncu maddesinin, astsubaylıktan subaylığa
geçmeye engel hallerin düzenlendiği altıncı fıkrasının (c) bendinde; “Taksirli suçlar hariç olmak üzere...”
ibaresine yer verilmek suretiyle taksirli suçlardan hükümlülük halinin,
astsubaylıktan subaylığa geçmeye engel teşkil etmeyeceğinin öngörüldüğü,
- Disiplin
mahkemelerinde görev yapacak başkan ve üyelerde bulunması gereken
niteliklerin düzenlendiği 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu,
Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanun’un 4’ncü maddesinde;
“taksirli suçlar dışında bir cürüm ile hükümlü
bulunmamaları” şeklinde şarta yer verilmek suretiyle taksirli
suçlardan hükümlü bulunma halinin, disiplin mahkemelerinde başkan ve üye
olarak görev yapmaya engel bir hal olarak görülmediği,
- 477 sayılı Disiplin
Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında
Kanun’un 6’ncı maddesinin üçüncü fıkrasında; askeri hakim sınıfına mensup
subaylar arasından atanmış olan disiplin subayının veya bu görevi yapan
adli müşavir veya yardımcısının bulunmaması yahut görevini yapmasını
engelleyici sebeplerin var olması halinde disiplin subaylığı görevini diğer
bir sınıf subayının yapacağı belirtildikten sonra, bu sınıf subayının
taksirli suçlar dışında bir cürüm ile hükümlü bulunmayan teğmen ile binbaşı
rütbesindeki subaylar arasından seçilmesi öngörülmek suretiyle taksirli
suçlardan hükümlülük halinin, askeri hakim sınıfından olmayan subayların
disiplin subaylığı yapmasına engel teşkil etmediği,
- Sözleşmeli subay
veya sözleşmeli astsubayların sözleşmelerinin idarece feshi hallerinin
düzenlendiği 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek
Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun’un 13’üncü maddesinin ikinci
fıkrasının (e) bendinde; “Taksirli suçlar hariç olmak üzere
adli veya askeri mahkemeler tarafından bir ay ve daha fazla süreli
hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkum olmak.” şartına yer
verilmek suretiyle taksirli suçlardan hükümlülük halinin, sözleşme feshi
halleri arasında sayılmadığı,
- Uzman erbaşların
sözleşmelerinin idarece feshi hallerinin düzenlendiği 3269 sayılı Uzman
Erbaş Kanunu’nun 12’inci maddesinin dördüncü fıkrasının (ç) bendinde;
taksirli suçlar nedeniyle altı ay veya daha fazla süre ile hürriyeti
bağlayıcı bir cezaya mahkûm olanların sözleşmelerinin fesih edilmesi
öngörülmekle birlikte, aynı madde ve fıkranın (c) bendinde; “Taksirli suçlar hariç olmak üzere diğer suçlardan adlî
veya askerî mahkemeler tarafından otuz günden daha fazla süreli hürriyeti
bağlayıcı bir ceza ile mahkûm olanlar” denilmek suretiyle
maddede sayılan diğer suçlardan adlî veya askerî mahkemeler tarafından otuz
günden daha fazla süreli hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile mahkûm olanların
sözleşmelerinin feshi öngörülürken taksirli suçların hariç tutulduğu,
- Sözleşmeli er
olarak Türk Silahlı Kuvvetlerine alınacaklarda bulunması gereken
niteliklerin düzenlendiği 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun
3’üncü maddesinin (3) numaralı fıkrasının (e) bendinde; “Taksirli suçlar hariç olmak üzere bir suçtan bir ay
veya daha fazla hapis cezası ile mahkûm olmamak” şartına yer
verilmek suretiyle taksirli suçlardan mahkumiyet halinin, sözleşmeli er
olarak Türk Silahlı Kuvvetlerine alınmaya engel bir hal olarak görülmediği,
- 2955 sayılı Gülhane
Askeri Tıp Akademisi Kanunu’nun, yardımcı doçentliğe atanma usul ve
esaslarının düzenlendiği 19’ncu maddesinde; doçentliğe atanma usul ve
esaslarının düzenlendiği 21’inci maddesinde ve profesörlüğe yükselme ve
atama usul ve esasların düzenlendiği 22’nci maddesinde; atanmaya engel
haller sayılırken “Taksirli suçlar hariç olmak üzere ...”
denilmek suretiyle taksirli suçlardan hükümlülük halinin; yardımcı
doçentliğe, doçentliğe ve profesörlüğe atanmada engel bir hal olarak
öngörülmediği,
Anlaşılmıştır.
Görüldüğü üzere birçok kanunda, kanun koyucu;
taksirle işlenen suçlardan hükümlülük halini, statünün kazanılmasına engel
bir hal olarak öngörmediği gibi o statünün kaybını gerektiren bir hal
olarak da öngörmediği ve birçok kanunda “Taksirli suçlar
hariç olmak üzere ...” ibaresine yer vermek suretiyle bu
hususu özellikle vurguladığı anlaşılmaktadır.
Türk Silahlı
Kuvvetleri’nde subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay,
uzman erbaş ve sözleşmeli er ve erbaş olarak istihdam edilecek personelin
statüye alımına ve statüye alındıktan sonra bu statülerinin kaybına ilişkin
yasal düzenlemeler içeren 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel
Kanunu, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu, 4678 sayılı Türk Silahlı
Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında
Kanun, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er
Kanunu gibi kanunlarda taksirli suçlardan hükümlülük hali; statüye alınmaya
engel teşkil etmediği gibi bu statülerin kaybı sebebi olarak da
öngörülmediği halde ve hatta sözleşmeli subay ve astsubay, uzman erbaş ve
sözleşmeli er ve erbaş gibi bulundukları statü ile olan bağları sözleşmeye
dayandığından uzman jandarmalara göre daha gevşek olmasına rağmen, bu
statüler için taksirli suçlardan hükümlülük hali statünün sona ermesi
sebebi olarak öngörülmediği halde, 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu’nun
16’ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde; uzman jandarmalar için
kast-taksir ayrımına gidilmeksizin taksirle işlenen suçları da kapsayacak
şekilde “mülkî, adlî ve askerî görevlerini yaptıkları sırada
işledikleri suçlardan (6) aydan fazla hapis cezasına hüküm giyenler”in
uzman jandarma statülerinin sona ermesi öngörülmüştür. Kanaatimizce bu
durum, hak ve nasafet kuralları ile bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, söz
konusu yasal düzenleme; davacı ile aynı statüde bulunan herkes için geçerli
olup yürürlükte bulunduğu sürece uygulanacağından, davacı vekilinin
iddiasının aksine eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğu söylenemez ise de;
anılan normun kapsam ve içeriği itibari ile kendi içerisinde bir takım
adaletsiz sonuçlar doğurduğu da açıktır. Zira, taksirle işlenen aynı suçun
görev haricinde işlenmesi durumunda statünün sona ermesi sonucunu doğuran
bir yaptırım uygulanmayacaktır. Somut olayda davacı, görevi gereği kavgayı
dağıtmak maksadıyla havaya ateş etmesi neticesinde bir kişinin ölümüne
sebebiyet vermesi eylemi nedeniyle “Dikkatsizlik ve Tedbirsizlikle Ölüme
Sebebiyet Vermek” suçundan yargılanmış ve yargılama sonucunda bu suçtan 6
aydan fazla hapis cezasına hüküm giydiği için anılan yasal düzenleme
gereğince uzman jandarma statüsüne son verilmiştir. Oysa davacı, aynı
suçtan kendisinin veya bir başkasının düğününde (görevi gereği olmaksızın)
aynı maksatla havaya ateş açmasına bağlı olarak bir kişinin ölümüne
sebebiyet vermesi nedeniyle 6 aydan fazla hapis cezasına hüküm giyseydi,
uzman jandarma statüsüne son verilmeyecekti. İşte bu noktada dava konusu
olayda olduğu gibi, görevini ve yetkisini kötüye kullanmayıp iyi niyetli ve
görevi ifa kastıyla hareket etmekle birlikte istemediği bir netice doğuran
ajanın taksirli eylemi neticesinde yargılanıp 6 aydan fazla hüküm giymesi
halinde o ajanın statüsüne son verilmesi şeklinde adil olmayan bir durum
ortaya çıkmaktadır. Ceza Hukuku Sistemimizde, kanun hükmünü veya yetkili
bir merciden verilip yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emrin
uygulanması (5237 sayılı TCK.nın 24’ncü maddesi), ceza sorumluluğunu
kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması (5237 sayılı TCK.nın
27’inci maddesi) halleri cezai sorumluluğunu kaldıran veya azaltan bir
sebep olarak düzenlenmiştir. Her ne kadar somut olay bu kapsamda
değerlendirilemez ise de; bu hallere yakın şekilde suç işleyen bir idare
ajanının, cezai sorumluluğu yanında, ayrıca statüsünün kaybı şeklinde bir
sonuç da ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan anılan yasal düzenlemenin bu
yönüyle de hakkaniyete uygun düşmediği değerlendirilmiştir.
Sonuç
olarak; uzman jandarmaların, kast-taksir ayrımına gidilmeksizin taksirle
işlenen suçları da kapsayacak şekilde mülkî, adlî ve askerî görevlerini
yaptıkları sırada işledikleri suçlardan (6) aydan fazla hapis cezasına
hüküm giymeleri halinde ilişiklerinin kesilmesini öngören 3466 sayılı Uzman
Jandarma Kanunu’nun 16’ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin,
Anayasa’nın 2’nci maddesinde düzenlenen “Hukuk Devleti”
ilkesine aykırılık teşkil ettiği yönündeki, davacı vekilinin Anayasaya
aykırılık iddiası ciddi bulunarak anılan yasal düzenlemenin iptali için
Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması gerektiği kanaatine varılmıştır.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
28.5.1988 günlü, 3466 sayılı Uzman Jandarma
Kanunu’nun 16. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi şöyledir:
“Mülki, adli ve askeri görevlerini yaptıkları
sırada işledikleri suçlardan (6) aydan fazla hapis cezasına hüküm giyenler,”
B- Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru kararında Anayasa’nın 2.
maddesine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh
KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR,
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep
KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi
DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN ve Muammer TOPAL’ın
katılımlarıyla 15.6.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri,
Anayasa Mahkemesi Raportörü Berrak YILMAZ tarafından hazırlanan işin
esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralı
ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten
sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, uzman
jandarmaların kast-taksir ayrımına gidilmeksizin taksirle işlenecek suçları
da kapsayacak şekilde mülki, adli ve askeri görevlerini yaptıkları sırada
işledikleri suçlardan (6) aydan fazla hapis cezasına hüküm giymeleri
halinde ilişiklerinin kesilmesini öngören itiraz konusu kuralın Anayasa’nın
2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kural ile, mülki, adli ve askeri görevlerini yaptıkları sırada
işledikleri suçlardan (6) aydan fazla hapis cezasına hüküm giyen uzman
jandarmalar hakkında, işledikleri suçun kasten veya taksirli şekilde
işlenmesi konusunda bir ayrım yapılmaksızın ilişik kesme işlemi uygulanacağı
öngörülmektedir.
Anayasa’nın
2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık olan devlettir. Hukuk
devletinde yasa koyucu, Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu
düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir.
Kanun koyucu asli cezalara
bağlı olarak kimi yoksunluklar öngörüp öngörmeme konularında anayasal
ilkeler çerçevesinde takdir hakkına sahiptir. Ceza hukukunda, doğrudan
doğruya bir suçun karşılığı olmak üzere öngörülen asli cezanın yanında, bu
cezanın etkisini artırmak, suç işlenmesinde caydırıcılığı sağlamak için,
asli cezaya ek olarak kimi hak yoksunlukları da getirilmiştir. İtiraz
konusu kuralda da, uzman jandarmaların mesleklerinin saygınlığı, bunlara
karşı toplumun güven duygusu ve içeriklerinde yer alan etik değerleri göz
önüne alınarak, bu mesleği icra edecek olanların belli suçlardan mahkûm
olmaları hâlinde, aslî cezanın yanı sıra sürekli olarak hak yoksunluğu
öngörülmüştür. Ancak, ceza hukuku alanında olduğu gibi hak yoksunluğu
getiren itiraza konu düzenlemede de kuralların, önleme ve iyileştirme
amaçlarına uygun olarak ölçülü, adil ve orantılı olması gerekir. Kanun
koyucunun hak yoksunluklarını belirlerken takdir hakkı çerçevesindeki
tercihini de Anayasa’ya uygun olarak kullanması gerektiği açıktır.
Dava
konusu kuralda, meslek veya görevlerin özelliklerine, suçların niteliğine,
bu suçlara verilen cezalar ve cezaların süresine, suçların kasıtla veya
taksirle işlenip işlenmediğine bakılmamakta ve işlenen suçlar arasında bir
kademelendirme de yapılmayarak altı aydan fazla hapis cezasına mahkûm olan
uzman jandarmaların söz konusu mesleği sürekli olarak icra edememeleri gibi
insan hayatında çok önemli bir hukuki sonuç öngörülmektedir. Bu durum ise kişilerin işledikleri suçlara göre
adaletli ve eylemle orantılı olmayan ölçüsüz bir hak yoksunluğuna yol
açmaktadır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
İptali gerekir.
VI- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ
GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasında “Kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî
Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa
Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca
kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden
başlayarak bir yılı geçemez” denilmekte, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı
fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
28.5.1988 günlü, 3466
sayılı Kanun’un 16. maddesinin birinci
fıkrasının (d) bendinin iptal edilmesi nedeniyle,
doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu bende ilişkin iptal hükmünün,
kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe
girmesi uygun görülmüştür.
VII- SONUÇ
1- 28.5.1988 günlü, 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu’nun 16. maddesinin birinci
fıkrasının “Mülki, adli ve askeri görevlerini yaptıkları sırada işledikleri
suçlardan (6) aydan fazla hapis cezasına hüküm giyenler.” biçimindeki (d)
bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
2- 3466
sayılı Kanun’un 16. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin iptal
edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince İPTAL HÜKMÜNÜN,
KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE
GİRMESİNE,
27.9.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|
|
|
|
|