|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2012/78
Karar Sayısı: 2012/111
Karar Günü: 12.9.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Dinar Sulh Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 26.9.2004 günlü,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin (3) numaralı fıkrasının
(a) bendinin son cümlesinin, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 13., 17., 19. ve 38. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I- OLAY
Sanık hakkında kamu görevlisine karşı görevinden
dolayı hakaret suçundan açılan kamu davasında itiraz
konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Mahkememizin 2010/114 sayılı dosyasında sanığın
mağdurlara “serseriler” demek suretiyle kamu görevlisine görevinden dolayı
hakaret ettiği gerekçesiyle kamu davası açıldığı, ilgili davada uygulanması
muhtemel kanun hükümlerinin 5237 sayılı TCK’nın 125/1, 125/3-a-son cümle,
125/4 olduğu mahkememizce tespit edilmiştir.
Sanığın atılı suçu işlediği sabit olduğu takdirde
verilecek cezanın TCK 125/1, 125/3-a, 125/4, 43/1 ve TCK 61 hükümleri
dikkate alınarak verilmesi düşünüldüğü halde sanığa verilecek cezanın en az
1 YIL 2 AY 17 GÜN veya 442 GÜN (442x20=8.840,00 TL) olacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti 1982 Anayasası ve uluslararası
insan hakları belgeleri birlikte değerlendirildiğinde, suç ve cezalarla
ilgili en önemli unsurun orantılılık olduğu sonucuna varılmaktadır.
Bir eylemin suç olarak düzenlenmesi eylemin
toplumsal düzeni bozucu niteliği dikkate alınarak yasama organının
takdirinde olduğu şüphesizdir. Ancak yasama organının suç olarak kabul
ettiği kamu düzenini bozucu nitelikteki eyleme uygulanan yaptırımın da
eylemle orantılı olması gerekmektedir.
Eldeki dosyada eylem sabit kabul edildiği takdirde
sanığın alacağı ceza miktarı işlediği suçun karşılığı olmanın ötesine
geçmiş olacak ve sanığın eyleminin karşılığı misli olarak sanığa ödetilmiş
olacaktır. Oysa cezanın amacı eyleme karşılık orantılı bir yaptırım
uygulamak ve ıslah olup, öç alma duygusu değildir.
Bu durum karşısında TCK 125/3-a-son cümle hükmünün
1982 TC Anayasası’nın Başlangıç Kısmı’na, 13, 17, 19 ve 38. maddelerine
aykırı olduğu kanaatine varılmış olup, ilgili hükmün Anayasa’nın 146-153
maddeleri gereğince iptaline karar verilmesi talep olunur.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
iptali istenen cümleyi de içeren
‘Hakaret’ başlıklı 125. maddesi şöyledir:
“MADDE 125-
(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte
somut bir fiil veya olgu isnat eden (...)veya sövmek suretiyle bir kimsenin
onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis
veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin
cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi
gerekir.
(2)
Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle
işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3)
Hakaret suçunun;
a) Kamu
görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini,
siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından,
değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve
yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin
mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az
olamaz.
(Değişik 4. fıkra: 5377 - 29.6.2005/ m.15) (4) Hakaretin alenen
işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul halinde çalışan kamu görevlilerine
görevlerinden dolayı hakaret edilmesi halinde suç, kurulu oluşturan üyelere
karşı işlenmiş sayılır. (Değişik 5. fıkra: 5377 - 29.6.2005/ m.15) (5) Kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı
hakaret edilmesi halinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş
sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri
uygulanır. ”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa
Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 13., 17., 19. ve 38. maddelerine dayanılmış, 2. maddesi
ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 48. maddesi gereğince Serruh KALELİ,
Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ,
Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi
DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal
TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN’ın
katılımlarıyla 12.9.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Anayasa Mahkemesi
Raportörü Yunus HEPER tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor,
itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, kanun koyucunun suç olarak kabul
ettiği eyleme uygulanan yaptırım ile öngörülen cezanın orantılı olması
gerektiği, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 125. maddesinde yer alan ve kamu görevlisine karşı görevinden
dolayı hakaret suçunun cezasının bir yıldan az olamayacağına ilişkin
kuralda, suç ile ceza arasında orantı bulunmadığı belirtilerek, kuralın,
Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 13., 17., 19. ve 38.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi
nedeniyle itiraz konusu ibare Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de
incelenmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin
birinci fıkrasında, hakaret suçunun basit haline
üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmüştür. İtiraz
konusu 125. maddenin üçüncü fıkrasının (a) bendinde ise hakaret suçunun
kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi bu suçun nitelikli hali
olarak kabul edilmiş ve
cezanın alt sınırının bir yıldan az olamayacağı hüküm altına
alınmıştır. Buna göre, itiraz konusu kural uyarınca kamu görevlisine
görevinden dolayı hakaret eden kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis veya
adli para cezası ile cezalandırılacaktır.
Anayasa’nın 2.
maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine
geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri
ile Anayasa’nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal,
kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri göz
önüne alınarak saptanacak ceza siyasetine göre belirlenir. Kanun koyucu,
cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç
sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı,
nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği
konularında takdir yetkisine sahiptir. Ancak hukuk devletinde, ceza hukuku
kurallarının, önleme ve iyileştirme amaçlarına uygun olarak ölçülü, adil ve
orantılı olması gerekir. Bununla birlikte sadece suçun temel şeklini esas
alarak ve suçun temel şekli için öngörülen ceza miktarlarını suçun
nitelikli halleri ile kıyaslayarak suç ve ceza arasında adil denge bulunup
bulunmadığı konusunda bir karar vermek sorunu eksik olarak ele almak
anlamına gelir. Bu nedenle suç ve ceza
arasında adalete uygun bir oranın bulunup bulunmadığının saptanmasında o
suçun toplumda yarattığı infial ve etki, kişiler üzerinde oluşturduğu
tehlike, zarar görenin kişiliği ile ona verilen zararın azlığı veya
çokluğu, işlenme oranındaki azalma veya artış gibi faktörlerin de dikkate
alınması gerekir.
Kamu görevlisine karşı işlenen hakaret suçunun
nitelikli hal kapsamında sayılabilmesi için hakaret suçunun kamu
görevlisinin görevinden dolayı işlenmesi gerekir. Bu bakımdan itiraz konusu
kural ile korunmak istenen hukuksal yarar, yaptığı görev dolayısıyla
devleti temsil eden kamu görevlilerinin toplum içindeki itibarı ve diğer
bireyler nezdindeki saygınlığı yanında; kamu
görevlisinin yürütülmesine katıldığı kamusal hizmetlerin daha etkin yerine
getirilmesini sağlamak ve kamu menfaatini korumaktır. Buna göre kamu görevlisine karşı işlenen hakaret suçu için öngörülen ceza ile korunan hukuki fayda dikkate
alındığında, suçun basit haline göre alt sınırı daha ağır bir ceza öngörülmesinde
ölçülülük ilkesi ile çelişen bir yön
bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural,
Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
İtiraz konusu kuralın Anayasa’nın Başlangıç’ı, 13., 17., 19. ve 38. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
VI- SONUÇ
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendinin son cümlesinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,
12.9.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|
|
|
|
|
|