|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2011/116
Karar Sayısı : 2012/39
Karar Günü : 15.3.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Akçaabat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî
Kanunu’nun 303. maddesinin, Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı savıyla
iptali istemidir.
I- OLAY
Davacı vekili tarafından açılan babalık davasında,
itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme,
iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN
GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Davacı ile davalılar
arasında mahkememizde görülmekte olan babalık davasının görülmesi sırasında
mahkememizce 03.06.2011 tarihli celse ara kararı ile davada uygulama yeri
olan TMK 303. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu değerlendirilip somut
norm denetimi için dosyanın Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine
karar verilmiştir.
Soybağının tespitine ilişkin
kurallar, kamu düzenine ait nüfus kayıtların doğru tutulması ve aile
hukukunun evlenme yasağına ilişkin kurallarının uygulanması ile doğrudan
ilgilidir.
Soybağının tespiti ve doğru
olarak nüfus kütüğüne işlenmesi hukuk sistemimizde kamu düzenine ait
kurallardandır. TMK.nun
303. maddesi ile belirlenen süre geçtikten sonra, hak düşürücü sürenin kamu
düzenine ait dava şartlarından olduğu da gözetildiğinde, hatalı veya eksik
tescil edilmiş resmi nüfus kütük kayıtlarının düzeltilmesi imkanı ortadan
kalkmaktadır. Bu durum kamu yararına açıkça aykırıdır.
Davamızda ise
davacının davasını ispatladığı faraziyesinde, babasının hanesi ile nüfus
kütüğünde irtibatı, hak düşürücü süre uygulandığında imkansız
hale gelecek ve miras hukukundan kaynaklanan haklarını kullanamayacak bu
amaçla açacağı davalar aktif husumet yokluğu nedeniyle reddedilebilecektir.
Anılan gerekçelerle
ilgili yasa kuralının kamu düzenine ve Anayasa’nın 36. maddesine aykırı
olması nedeni ile iptali gerekmektedir. Saygı ile arz ederim. 17.10.2011”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa
Kuralı
22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî
Kanunu’nun itiraz konusu 303. maddesi şöyledir:
“III-
Hak düşürücü süreler
MADDE 303- Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra
açılabilir. Ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer.
Çocuğa doğumdan sonra kayyım atanmışsa, çocuk
hakkında bir yıllık süre, atamanın kayyıma tebliği tarihinde; hiç kayyım
atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar.
Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin
ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.
Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı
kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde
dava açılabilir.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 36. maddesine
dayanılmış, 2. ve 17. maddeleri ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Haşim KILIÇ, Serruh
KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN,
Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra
Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla 17.11.2011 gününde yapılan ilk
inceleme toplantısında öncelikle davada uygulanacak kural ve sınırlama
sorunu görüşülmüştür.
A- Uygulanacak Kural Sorunu
Anayasa’nın 152. ve
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 40. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda
uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa’ya
aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının
ciddi olduğu kanısına varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne
başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine
başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren
bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların da o davada uygulanacak
olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik
evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu
ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
Bakılmakta olan dava, ergin çocuk
tarafından açılan babalık davasıdır. Çocuğa daha önce kayyım atanmamış
olup, başka bir erkek ile arasında soybağı
ilişkisi de bulunmamaktadır. Bundan dolayı, Türk Medenî Kanunu’nun 303. maddesinin
birinci ve üçüncü fıkraları ile ikinci fıkrasının “Çocuğa doğumdan sonra
kayyım atanmışsa, çocuk hakkında bir yıllık süre, atamanın kayyıma tebliği tarihinde ... işlemeye başlar.”
bölümü davada uygulanacak kural değildir.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi’nin 27.10.2011 günlü, 2010/71
Esas, 2011/143 Karar sayılı kararıyla, Türk Medenî Kanunu’nun 303.
maddesinin ikinci fıkrasının iptaline ve iptal hükmünün kararın Resmi
Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine
karar verilmiştir. Dolayısıyla, itiraz konusu Türk Medenî Kanunu’nun 303.
maddesinin ikinci fıkrasının “…hiç
kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte..”
bölümü hakkında daha önce inceleme yapılmış bulunmaktadır.
Bu nedenle,
1- 22.11.2001
günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 303. maddesinin birinci ve üçüncü
fıkraları ile ikinci fıkrasının “Çocuğa doğumdan sonra kayyım atanmışsa,
çocuk hakkında bir yıllık süre, atamanın kayyıma tebliği tarihinde
... işlemeye başlar.” bölümünün, itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin bakmakta
olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu fıkralar ve bölüme
ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddine,
2- 22.11.2001
günlü, 4721 sayılı Türk Medenî
Kanunu’nun 303. maddesinin ikinci fıkrasının “...hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte...”
bölümü, 27.10.2011 günlü, E. 2010/71, K. 2011/143 sayılı karar ile iptal
edildiğinden, itiraz konusu bu bölüm hakkında yeniden karar verilmesine yer
olmadığına,
3- Dosyada eksiklik bulunmadığından, 22.11.2001 günlü,
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 303. maddesinin dördüncü
fıkrasının esasının incelenmesine,
Oybirliğiyle karar verilmiştir.
B- Sınırlama Sorunu
Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı
Kanun’un 40. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak başvurular,
itiraz yoluna başvuran Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulayacağı yasa
kuralları ile sınırlıdır.
İlk inceleme toplantısı sonucunda
esasının incelenmesine karar verilen, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 303.
maddesinin dördüncü fıkrası, hem ana hem de çocuk tarafından
açılacak babalık davalarında uygulanabilecek ortak bir kuraldır. Bakılmakta
olan dava ise çocuk tarafından açılmış olan babalık davasıdır.
Bu nedenle, 22.11.2001 günlü, 4721
sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 303. maddesinin dördüncü fıkrasına ilişkin esas
incelemenin, “çocuk” yönünden sınırlı olarak yapılmasına oybirliğiyle karar
verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- İtiraz Konusu Kuralın Anlam ve
Kapsamı
Soybağı, 743 sayılı önceki Medenî Kanundaki
nesep sözcüğünün yerine 4721 sayılı Türk Medenî Kanun’u tarafından hukuk
diline kazandırılan bir terim olup, biri geniş diğeri dar olmak üzere iki
farklı anlamda kullanılmaktadır.
Geniş anlamda soybağı,
bir kimse ile onun ecdadı, üstsoyu arasındaki biyolojik ve doğal bağlantıyı
ifade eder. Dar anlamda soybağı ise, sadece
çocuklar ile ana ve babaları arasındaki bağlantıyı, başka bir deyişle
çocuğun ana ve babasına nisbetini ifade eder ki,
Türk Medenî Kanunu’nun “Aile Hukuku”
başlıklı ikinci kitabında düzenlenmiş olan soybağı
da bu dar anlamdaki soybağıdır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun soybağının
hükümlerini düzenleyen 282. maddesinde, çocuk ile ana arasındaki soybağının doğumla, çocuk
ile baba arasındaki soybağının ise ana ile
evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulacağı belirtilmiştir. Ayrıca bu
maddeye göre, soybağı evlat edinme yoluyla da
kurulabilir. Çocuk ile
babası arasında, anne ile evlenme, tanıma ve evlat edinme yoluyla soybağı ilişkisi kurulmasında babanın rızası bulunmaktadır.
Babanın rızasının bulunmadığı durumlarda, çocuk ile babası arasında soybağının
kurulması için hakim kararına ihtiyaç
bulunmaktadır. Çocuk ile babası arasında soybağının
kurulması için açılan bu davaya babalık davası denilmektedir.
Babalık davası ile ilgili hükümler Türk Medenî
Kanunu’nun 301-304. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kanun’un 301.
maddesinin birinci fıkrasında, çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ile çocuğun
isteyebileceği belirtilmiştir. Kanun’un 303. maddesinin
birinci fıkrasında ise babalık davasının, çocuğun doğumundan önce veya
sonra açılabileceği, ananın dava hakkının, doğumdan başlayarak bir yıl
geçmekle düşeceği, ikinci fıkrasında, çocuğa doğumdan sonra kayyım
atanmışsa çocuk hakkında bir yıllık sürenin atamanın kayyıma tebliği
tarihinde, hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye
başlayacağı, üçüncü fıkrasında, çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa bir yıllık sürenin bu ilişkinin
ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlayacağı, itiraz konusu dördüncü
fıkrasında ise, bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan
sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava
açılabileceği öngörülmektedir.
Kanun’un 303. maddesinde babalık davası için
öngörülmüş olan süreler hak düşürücü sürelerdir.
B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında, soybağının tespitine ilişkin kuralların kamu düzenini
ilgilendirdiği, itiraz konusu kuralda öngörülen süre geçtikten sonra nüfus
kaydının düzeltilmesi imkânının ortadan kalktığı, bu durumun kamu yararına
açıkça aykırı olduğu, davada davacı davasını ispatlasa dahi, hak düşürücü
süre uygulandığında babasının hanesi ile nüfus kütüğünde irtibatının
imkânsız hale geleceği, dolayısıyla miras hukukundan kaynaklanan haklarını
kullanamayacağı, bu nedenle itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 36.
maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi
nedeniyle itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. ve 17. maddeleri yönünden de
incelenmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak
ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
hukuk güvenliğini sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın “Kişinin
dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” başlıklı 17. maddesinde, “Herkes, yaşama, maddî ve manevî
varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir” denilmektedir. Buna
göre kişinin yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma hakkı birbirleriyle
sıkı bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bu
haklara karşı her türlü engelin ortadan kaldırılması da devlete görev
olarak verilmiştir.
Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin gerekli
araç ve yollardan yararlanarak yargı organları önünde davacı ya da davalı
olarak sav ve savunma hakkı bulunduğu belirtilmektedir. Maddeyle güvence
altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak
niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken
şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili
güvencelerden biridir.
İtiraz konusu kuralda, çocuğun babalık davası
açması için öngörülen bir yıllık sürenin geçmesinden sonra gecikmeyi haklı
kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde
dava açılabileceği belirtilmektedir. Kuralda öngörülen ek dava açma süresi,
yargılama usulüne ilişkin olup, soybağı
davalarında dava açma süresini belirleyip belirlememe yetkisi, Anayasa’daki
kurallara bağlı kalmak ve adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek
koşuluyla yasa koyucunun takdirindedir.
Yasa koyucu, soybağı
davalarında dava açma süresine ilişkin hükümleri düzenlerken hukuk devleti
ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak
üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, getirilen kuralın,
ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik”,
getirilen kuralın, ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve “orantılılık”
ise getirilen kural ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken
ölçüyü ifade etmektedir.
Ölçülülük ilkesi nedeniyle yasa koyucu,
sınırlamadan beklenen kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında
adil bir dengeyi sağlamakla yükümlüdür. Bu nedenle, yasa
koyucu, bir yandan çocukların; babalarını bilmelerini, babalarının nüfusuna
yazılmalarını ve bunun getireceği haklardan yararlanmalarını sağlamak,
diğer yandan da davalı babanın ve ailesinin uzun süre dava tehdidi altında
kalmalarını önlemek amacıyla babalık davasında çocuğa verilen ek dava açma
süresini makul bir süre olarak belirlemeli ve her iki tarafın özgürlükleri
arasında adil bir denge kurmalıdır.
Ayrıca, Anayasa’da düzenlenen kişinin maddi ve manevi
varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile Devlet’in herkesin maddi ve manevi
varlığını geliştirmesi için gerekli şartları hazırlama görevi göz önüne
alındığında; kişi evlilik dışı dünyaya gelse bile, ana babasını bilmek,
babasının nüfusuna yazılmak, bunun getireceği haklardan yararlanmak, ana ve
babasından kendisine karşı olan görevlerini yerine getirmelerini istemek
gibi kişiliğine bağlı temel haklara sahiptir.
İtiraz konusu kuralda, çocuğa dava açmak için
tanınan bir yıllık sürenin haklı bir sebeple kullanılamaması durumunda
bunun yerine bir aylık, çok sınırlı bir ek süre öngörülmüştür. Hak düşürücü
niteliğinden dolayı da çok sınırlı olan bu sürenin geçmesinden sonra çocuk,
babası ile arasında soybağını kurma ve buna bağlı
haklara sahip olma olanağını yitirecektir. Bu nedenle, çocuğun maddi ve
manevi varlığını geliştirme hakkını ve hak arama özgürlüğünü sınırlayan
itiraz konusu kuralda öngörülen süre
adil, ölçülü ve makul değildir.
Açıklanan
nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2.,
17. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Serruh
KALELİ bu görüşe katılmamıştır.
VI- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasında “Kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî
Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa
Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca
kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden
başlayarak bir yılı geçemez” denilmekte, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı
fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 303.
maddesinin dördüncü fıkrasının “çocuk” yönünden iptal edilmesi nedeniyle
doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin
(3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de
yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun
görülmüştür.
VII-
SONUÇ
1- 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî
Kanunu’nun 303. maddesinin dördüncü fıkrasının “çocuk” yönünden Anayasa’ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Serruh KALELİ’nin karşıoyu ve
OYÇOKLUĞUYLA,
2- 4721 sayılı
Kanun’un 303. maddesinin dördüncü fıkrasının “çocuk” yönünden iptal
edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu fıkraya ilişkin
İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL
SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
15.3.2012 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
KARŞIOY
Başvuran mahkeme 4721 sayılı Yasa’nın 303.
maddesinin Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı nedeniyle iptal istemi ile
başvurmuş ise de,
Maddenin ikinci fıkrasının “...hiç kayyum
atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte ...” bölümü Anayasa
Mahkemesi’nin 27.10.2011 gün ve 2010/71 E. 2011/143 sayılı kararı ile iptal
edilmiş olduğu için bölüm hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığı
kararı ile davada uygulanacak kural ilkesi nedeniyle yalnızca maddenin dördüncü
fıkrasının esasının “çocuk” yönünden sınırlı olarak incelenmesine
17.11.2011 tarihinde karar verilmiştir.
Önceki 2010/71 E.,
2011/143 K. sayılı dosya başvurusunda, kişinin soy bağını bilmesinin en
temel haklardan birisi olduğu kişinin babası olmayan birisi üzerine
kaydedilmesi ve bunu daha sonra öğrenmesi durumunda dava açma hakkının
itiraz konusu kural ile belli bir süreyle sınırlandırılmasının hak arama
özgürlüğünü sınırladığı iddiasında bulunmuştur.
Mahkememizde anılan davada, kullandığı gerekçede
kural ile gelen sınırlamadan beklenen kamu yararı ile bireyin hak ve
özgürlüğü arasında olması gereken adil dengenin gözetilmeyip ölçülülük
ilkesine uyulmadığını, hak arama özgürlüğünün zarar görmemesi için yasa
koyucunun kullandığı taktir yetkisi kapsamında ki
sürenin makul olması gerektiğini savunarak itiraz konusu kural, oyçokluğu
ile iptal etmiştir. Anılan ve bakılan bu davada itirazen iptali istenen kural, Medeni Yasa’nın soy
bağının kurulması başlıklı birinci bölümünün kurguladığı sistem içinde yer
almış, “tanıma ve babalık hükmü” başlıklı ikinci kısmın üçüncü ayrımında
yer alan iptali istenen 303. madde ise babalık hükmünde hak düşürücü süre
başlığı altında dört fıkradan oluşan bir madde olarak ifade edildiği
görülmüştür.
Madde bütünü incelendiğinde, ananın dava açma
hakkının doğumdan itibaren bir yıl olduğu, aynı süre esas alınarak kayyum
atanmış çocuklarda atamadan sonraki bir yıl, atanmamış ise çocuğun ergen
olduğu tarihten sonra işleyen bir yıl, çocuğun bir başka erkek ile soy bağı
ilişkisi var ise bir yıllık sürenin bu süre kalktıktan sonra işlemeye
başlayacağını söyleyerek dava açmada hak düşürücü sürenin 1 yıllık bir
zaman süreci olarak tüm olası haller için genel ve ORTAK bir anlayış ve
yeterlilik takdiri içinde kullanıldığı, tüm bu genel kuralın istisnası
olarak da dördüncü fıkrada hak düşürücü sürenin kullanılamamasını haklı
kılan bir sebebin varlığının tespiti halinde ise sebebin ortadan kalkmasını
TAKİBEN BİR AYLIK ek bir dava açma süresinin İSTİSNAİ HAL olarak normatif
düzene yerleştirildiği görülmektedir.
Yasa koyucunun, Medeni Yasa’nın iptali istenen 303.
maddesinin de yer aldığı soy bağı kurulması başlıklı bölümünün altında
düzenlediği kurallar arasında herhangi bir ayrım yapmadan birçok maddesinde
mahkemece makul bulunmayan aynı bir yıllık süreyi kullandığı görülmektedir.
Yasa’nın 285., 291., 300., 303., 319. gibi tüm
ilgili maddelerinde hak düşürücü sürenin bir yıl olduğunu ortak bir anlayış
ile kurala bağlamış bir yıllık sürenin kullanılmasındaki kesinliği kaldıran
istisnai hallerin ise diğer fıkralarda, ifade edildiği bir düzen
kurduğu görülmektedir.
Mahkememiz önceki 2010/71 E.,
2011/143 K. sayılı 303. maddenin ikinci fıkrasının son cümlesinin iptaline
ilişkin kararında, Anayasa’da belirlenen kurallara bağlı kalmak adalet,
hakkaniyet ve kamu yararı ölçümlerini gözetmek koşulu ile soy bağı
davalarında yargılama usulüne ilişkin olduğunu kabul ettiği dava açma
süresinin belirleme yetkisinin yasa koyucuda olduğunu söylemektedir.
Ancak bu kararda çoğunluğu iptale götüren düşüncede
davacı kişinin, maddi manevi varlığı geliştirme hakkı nedeniyle babalık
davasını açabilecek iken, davalı babayı da sürekli dava tehdidi altında
bırakmayacak, makul bir süre içinde dava açma hakkının kullanılabilmesi gerektiğini,
ancak sürenin hak düşürücü olup çocuğun soy bağı kurma olanağını yitirmesi
olasılığı ile kuralda öngörülen ergenlikten sonraki bir sene sürenin dava
açmak için kısa olduğuna işaret eden bir karar verdiği görülmektedir. Yani yasa koyucuya (bir yıl az benim kabul
edilebilir bulacağım bir süre olmalıdır) diyerek sistem bütününden aynı
maddenin dördüncü fıkrasının getirdiği ölçülü, tolereli,
hakkaniyet ve adil hal hükümlerini uygulatan fıkrayı, madde bütününü Medeni
Kanun sistematiğini görmeyi tercih etmemiştir.
Nitekim 303. maddenin ilk üç fıkrası yönünden ortak
olan dördüncü fıkrasının kurala getirdiği denge ile bir yıllık süre dışında
gecikmeyi haklı kılan sebebin varlığı halinde meşru nedenlerle her zaman
babalık davası açabilme haline işaret edilerek çocuk ile baba arasında soy
bağı kurulması bir hak olmakla birlikte bu hakkın kullanımının ihlal
edildiğini söylemeye imkan olmadığını ve yasa
koyucu değişik ihtimalleri gözeterek dava hakkı tanıdığının açıklığı
karşısında kuralda anayasal bir aykırılığın bulunmadığı kanaati ile
çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Hal böyle iken aynı maddenin (303. maddenin
dördüncü fıkrasının) çocuk yönünden esas denetimi yaptıran 2011/116 sayılı
işbu dava dosyamızda da gecikmeyi haklı kılan haklı sebebin varlığının
ortadan kalkmasından sonra başlayan dava açmak için verilen ek BİR AYLIK
sürede makul ve ölçülü görülmeyerek oy çokluğu ile iptal edilmiştir.
Medeni Yasa’nın toplumsal düzende kavranması ve
işlevini yerine getirebilmesi için belirli bir seviyede kuralları arasında
ortak tutarlılığa usul ve kapsadığı alan ve içerik yönünden temel ilkelere
sahip olması gerekir. Aile hukukuna ilişkin soy bağının kurulması,
babalığın tanınması v.b, zorunlu düzen kurallarının oluşmasında öngörülen
ortak payda da yasa koyucunun tercih ettiği politika ve düzenleme amacı pragmatik bir tutarsızlığa düşmemelidir.
Pozitif normun hak düşürücü süre başlığında
öngördüğü süreye ölçüsüz denebilmesi, hukukta ölçülülüğü elverişli/gerekli/orantılı
unsurlarından sadece birinin tanımı ya da yarattığı hukuki beklenti ile
özdeşleşmiyorsa, (düzenlemeyi ortadan kaldıran İPTAL KARARI ile yasa koyucu
yerine geçilmeyecek ise) ölçülükten beklenenin nelerden ibaret olması
gerektiği de belirtilmelidir. Böylece iptal sonucu gelecek yeni yasa kural
insan hayatının, davranışlarının belirlenmesinde, tercihlerde anayasal
meşruluğa ya da kabule uygun, yakın düzenlemeler ile yasa koyucuya yönlendirme
pratiğinde hizmet etmiş olmalı, tahmin edilebilir yasal çerçeve çizmesi
beklenmelidir.
Ölçüsüzlük yorumunun güvenli bir ölçütü yoktur.
Medeni Kanun’un 303. maddesinin getirdiği düzenlemede, kullandırılan hak
yönünden işlevsel, mantıki bir sistem nitelenerek kural haline
getirilmiştir. Ahlaki içeriği, zorunluluğu Medeni Yasa’nın kabul ettiği
sistematiğe uygun genel davranış ilkeleri ile şekillenmiş önceden
bilinebilir, anlaşılabilir açık, benzer tanımlı eylemler ve hukukları
yönünden eşit ve doğal adalet duyguları ile uyumlu bir ifası vardır. Bir
kuralın ölçüsüzlüğü ifadesi onun hakkaniyetsiz, adaletsiz, hukuk devleti
gereklerini karşılayamayan nitelikte olduğu söylemini içerir. Bir yorumda
bu yaklaşımın kabul görmesi halinde ise devlet karşısında korunan birey
özgürlüğü ile çatışan bir alan çıktığında ve bunun mahkemece tespitinde
normun ulaştırmayı istediği amaç da eksik olanın teorisinin, sınırlarının
öngörülmesi gerektiği düşünülmektedir.
Örneğin bir aylık süre sahip olunacak haklara
ulaşmayı engelleyen mahkememiz kabulüne göre adil, makul ve ölçülü olmayan
bir sınırlı süre ise her yapılan yeni düzenlemede kayba uğrayan hak ile
sınırlama kuralının koruduğu yarar dengesini ne ile ölçülecek, kıstas
olarak neler ele alınacak, dengeyi oluşturmaya çalışırken terazinin
kefelerine konacak birimler neler olacaktır?
Çatışma alanlarında orantısızlık ölçüsüzlüğün
genelde yaklaşılan en öncelikli ilkelerinden biri olmakla beraber iptal
edilen kararda bir aylık ek dava açma süresinin neye oranla ölçüsüz
olduğunun ifadesi yoktur.
Anayasa’nın 17. maddesi ile korunan maddi manevi
varlığı geliştirme hakkı devredilemez ve vazgeçilemez ise de kapsamı
kamusal yarar ve sosyal niteliği nedeniyle toplumsal denge adına kollanmak
ve gözetilmek zorundadır. Anayasa’nın 36. maddesinin yarattığı hak arama
özgürlüğü de diğer temel hak ve özgürlüklerden yararlanılması noktasında
etkili bir güvence olsa da o hakların kullanılma niteliği de birlikte
değerlendirilmeye alınmak zorundadır.
Anayasa’nın 40. maddesinde hak ve hürriyeti ihlal
edilmiş herkese yetkili makama gecikmeden başvurma ödevi ve imkanının sağlanmasını isteme hakkı getirdiği düzende
Medeni Kanun’un ilgili bölümünde soy bağının kurulmasına ilişkin hükümlerde
tüm benzer diğer hükümler yönünden getirilen ortak ölçü sisteminde bir
farlılık oluşturmayan iptali istenen düzenlemede yer alan ek sürenin hakka
ulaşmada bir engel getirmediği ve korunan düzen ile ulaşılacak hak arasında
makul bir denge öngördüğü kaldı ki, 303. maddenin ikinci fıkrasının daha
önce Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmesi ile çocuk yönünden hakka kavuşmak
adına dava açmasını engelleyen bir süre sınırı da kalmayıp ek dava açma
süresine ihtiyaç kalmadığı nedenleri ile çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|