|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2008/56
Karar Sayısı: 2011/58
Karar Günü: 30.3.2011
İPTAL DAVASINI AÇAN: Anamuhalefet (Cumhuriyet Halk) Partisi TBMM Grubu adına
Grup Başkanvekilleri Hakkı Suha OKAY, K. Kemal ANADOL ile Kemal
KILIÇDAROĞLU
İPTAL DAVASININ KONUSU: 17.4.2008 günlü, 5754 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
1- 1. maddesiyle, 31.5.2006 günlü, 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3. maddesinin birinci
fıkrasının değiştirilen (29) numaralı bendinin,
2- 17.
maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 29. maddesinin ikinci
fıkrasının,
3- 68.
maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendinin,
4- 2.
maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerinin,
5- 38.
maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 60. maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı
alt bendinde yer alan “… ve (c) …” ibaresinin,
6- 64.
maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 106. maddesinin birinci
fıkrasının (8) numaralı bendinin,
7- 68.
maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesinin birinci
fıkrasının “… 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi
olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında
…” bölümünün,
8- 3.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 5. maddesine eklenen (g) bendinin,
9- 4.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrasının
değiştirilen (h) bendinin,
10- 4.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrasının
değiştirilen (k) bendinin,
11- 21.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un
34. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (a) bendinde yer alan “…
veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması …”
ibaresinin,
12- 30.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 50. maddesinin değiştirilen ikinci
fıkrasının (a) bendinin,
13- 31. maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 51.
maddesine ikinci fıkradan sonra gelmek üzere eklenen fıkranın,
14- 35.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 55. maddesinin değiştirilen ikinci
fıkrasının,
15- 38.
maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 60. maddesinin birinci
fıkrasının (f) bendinin,
16- 41.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 64. maddesinin birinci fıkrasına eklenen
(c) bendinin,
17- 46.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 76. maddesinin değiştirilen üçüncü
fıkrasının son cümlesinin,
18- 58.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 98. maddesine ikinci fıkradan sonra gelmek
üzere eklenen fıkranın,
19- 61. maddesiyle
değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 103. maddesinin,
20- 73. maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’a eklenen Geçici
20. maddesinin birinci fıkrasının,
21- 80.
maddesiyle değiştirilen, 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar
Kanunu’nun Geçici 16. maddesinin,
Anayasa’nın 2., 7.,
10., 17., 56., 60., 88., 95., 128. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi
istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe
bölümü şöyledir:
“III.
GEREKÇE
1) 17.04.2008 tarih
ve 5754 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun;
1- 1 inci maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının
(29) numaralı bendinin,
2- 17 nci maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin ikinci fıkrasının,
3- 68 inci maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin geçiş hükümleri”
başlıklı Geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin Anayasaya
Aykırılığı
5754 sayılı Kanunun;
1 inci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (29) numaralı bendinde, güncelleme katsayısının nasıl
hesaplanacağı kurala bağlanmıştır.
5754 sayılı Kanunun;
17 nci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin
ikinci fıkrasında, emeklilik aylığının bağlanmasındaki unsurlardan biri
olan ortalama kazancın güncelleme katsayısı ile güncelleneceği
belirtilmiştir.
5754 sayılı Kanunun;
68 inci maddesi ile değiştirilen Geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendinde, henüz emekli olmayan tüm SSK’lı ve Bağ – Kur’luların emekli
aylıklarının hesaplanacağı ve hesaplanan aylığın, kişilerin emekli olacağı
yıla kadar güncelleme katsayısı kadar arttırılacağı hükme bağlanmıştır.
Yukarıda madde
numaraları ve fıkraları belirtilen düzenlemeleri özetlemek gerekirse:
Güncelleme katsayısı
hesaplanırken, Sigortalının geçmiş yıllardaki aylık kazançları, kazancının
olduğu yılı takip eden her yılın TÜFE indeksindeki artış oranı ile
gayrisafi yurt içi hâsılanın sabit fiyatlarla gelişme hızının yüzde otuzu
kadar artırılacak,
Yaşlılık aylığı,
ortalama aylık kazanç ile aylık bağlama oranının çarpımı sonucu bulunan
tutara göre ödenecek ve ortalama aylık kazanç hesaplanırken, sigortalının
her yıla ait prime esas kazancı her yıl gerçekleşen güncelleme katsayısı
ile güncellenecek,
Henüz emekli olmayan
tüm SSK’lı ve Bağ – Kur’luların Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra
hesaplanacak emekli aylığı, kişilerin emekli olacağı yıla kadar güncelleme
katsayısı kadar arttırılacaktır.
Görüldüğü gibi 5510
sayılı Kanuna göre yaşlılık aylığı hesaplanırken, güncelleme katsayısı
kullanılarak sigortalının geçmiş yıllardaki aylık kazançları, kazancının
olduğu yılı takip eden her yılın TÜFE indeksindeki artış oranı ile
gayrisafi yurt içi hâsılanın sabit fiyatlarla gelişme hızının yüzde otuzu
kadar artırılacaktır. Yani yaşlılık aylığı bağlanırken ortalama aylık
kazanca TÜFE artışının tamamı ve büyüme hızının yüzde otuzu
yansıtılacaktır.
506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu’nda emekli aylıklarının hesaplanmasında 1978 yılından
1999 yılına kadar memur maaş katsayısı esas alınıyordu. 1999 yılında
yapılan değişiklik ile emekli aylıkları hesaplanırken sigortalının her
takvim yılına ait prime esas kazancının her yılın Aralık ayına göre TÜFE
indeksindeki artış oranı ile gayrisafi yurt içi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme
hızı kadar ayrı ayrı artırılarak bulunması esası getirilmişti. Getirilen bu
sistemle sigortalının geçmiş yıllardaki aylık kazançları, kazancının olduğu
yılı takip eden her yılın TÜFE indeksindeki artış oranı ile gayrisafi yurt
içi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak emekli
olacağı güne kadar güncellenmekte idi. Yani hem enflasyon oranının tamamı
hem büyüme oranının tamamı sigortalının kazancına yansıtılıyordu.
5510 sayılı Kanunun
3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (29) numaralı bendinde, güncelleme
katsayısının TÜFE artışının yarısı ile hesaplanacak ortalama prime esas
günlük kazancın yarısından oluşması ve gayrisafi yurt içi hâsıladaki
artıştan pay verilmemesi öngörülmüştü.
5510 sayılı Kanunun
3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (29) numaralı bendinde yer alan
güncelleme katsayısının nasıl hesaplanacağına dair kural Anayasa Mahkemesi
tarafından iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, söz konusu düzenlemeyi,
formülde sadece enflasyon karşısındaki değer kayıplarını önleyen TÜFE
değişim oranının esas alınmasını, büyüyen ekonomiden bireye düşecek refah
payının gözetilmemesini ve formüldeki katsayının eksi çıkması olasılığına
karşın asgari bir sınırın da öngörülmemesini Anayasaya aykırı bulmuştu.
Anayasa Mahkemesinin
iptal kararından sonra kabul edilen 5754 sayılı Yasada güncelleme
katsayısı: “Her yılın Aralık ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu
tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki
değişim oranının % 100’ü ile sabit fiyatlarla gayri safi yurtiçi hâsıla
gelişme hızının % 30’unun toplamına (1) tam sayısının ilâve edilmesi
sonucunda bulunan değer” olarak tanımlanmıştır.
5510 sayılı Kanunun
geçiş hükümlerine göre yaşlılık aylığının ödenmesinde ortalama aylık kazanç
hesaplanırken, sigortalının her yıla ait prime esas kazancı her yıl
gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncellenecek ve henüz emekli olmayan
tüm SSK’lı ve Bağ – Kur’luların Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra
hesaplanacak emekli aylığı, kişilerin emekli olacağı yıla kadar güncelleme
katsayısı kadar arttırılacaktır. Yani, yaşlılık aylığı almayı hak edenlerden
emeklilik için başvuruda bulunmayıp çalışmaya devam edenlere 5510 sayılı
Kanunun geçiş hükümleri uygulanacağından bağlanacak aylıklarda büyük bir
azalma ortaya çıkacaktır.
Görüldüğü gibi
emekli aylığının hesaplanmasında güncelleme katsayısı kritik bir öneme
haizdir. Yaşlılık aylığının hesaplanmasında ortalama aylık kazancın
hesabına büyümedeki (refahtaki) artışın sadece yüzde otuzunun yansıtılması
sosyal hukuk devleti ve sosyal güvenlik ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.
Güncelleme
katsayısının hesaplanmasında gayri safi yurt içi hâsıla artışının tamamı
yerine yüzde otuzunun dikkate alınması sosyal devleti ve adil gelir
dağılımını gerçekleştirmeyi amaçlayan bir anlayışı yansıtmamaktadır. Bu
uygulama, gelir dağılımının emeğin aleyhine bozulması anlamına gelmektedir.
Sosyal güvenliğin de
içinde bulunduğu sosyal hakların devletçe tanınmış olması yeterli değildir.
Bu hakların gerçekleşmesi için devletin olumlu edimde bulunması, sosyal
güvenlik alanında oluşturulacak kural ve kurumların da, Anayasanın sözüne
ve özüne, bu bağlamda sosyal hukuk devleti ilkesine uygun olması
zorunludur.
Sosyal hukuk
devletinin somut göstergelerinden bir olan sosyal güvenlik hakkının yer
aldığı Anayasanın 60 ıncı maddesinde, “Herkesin sosyal güvenlik hakkına
sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve
teşkilat kurar” denilmektedir.
Anayasanın 2 nci
maddesinde belirtilen sosyal hukuk devleti, sosyal adaleti ve sosyal
güvenliği sağlamakla ve herkes için insan onuruna yaraşır asgari bir yaşam
düzeyini gerçekleştirmekle yükümlü devlettir. Sosyal hukuk devleti,
çalışanlarını koruyan, onların insan onuruna yakışır bir hayat
sürdürmelerin sağlayan, milli gelirin adalete uygun biçimde dağıtılması
için gereken önlemleri alan, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak
sosyal adaleti ve sosyal dengeleri gözeten devlettir.
Anayasa Mahkemesinin
sosyal güvenlikle ilgili bir kararında: “Sosyal güvenlik, bireylerin istek
ve iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin kendilerinin ve geçindirmekle
yükümlü oldukları kişilerin üzerindeki gelir azaltıcı ve harcama artırıcı
etkilerini en aza indirmek, ayrıca sağlıklı ve asgari hayat standardını
güvence altına alabilmektir. Bu güvencenin gerçekleştirilebilmesi için
sosyal güvenlik kurumları oluşturularak, kişilerin yaşlılık, hastalık,
malullük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklere karşı asgari yaşam düzeylerinin
korunması amaçlanmaktadır” denilmektedir. (E.2006/111, K.2006/112)
Bir başka kararında
Anayasa Mahkemesi sosyal hukuk devletini şöyle tanımlamaktadır: “Sosyal
hukuk devleti, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği
yani sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü devlet
demektir... Hukuk devletinin amaçladığı kişinin korunması, toplumda sosyal
güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanması yoluyla gerçekleştirilebilir...
Anayasanın, Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer verdiği sosyal hukuk devletinin
dayanaklarından birini oluşturan sosyal güvenlik kavramının içerdiği temel
esas ve ilkeleri uyarınca toplumda yoksul ve muhtaç insanlara Devletçe
yardım edilerek onlara insan onuruna yaraşır asgari yaşam düzeyi
sağlanması, böylece, sosyal adaletin ve sosyal devlet ilkelerinin
gerçekleşmesine elverişli ortamın yaratılması” gerekir. (E.1988/19,
K.1988/33)
Öte yandan, hukuksal
tasarrufu doğuran irade sahiplerinin aynı yöntemle bu tasarrufu geri
almalarına veya değiştirmelerine olanak bulunmaktadır. Ancak, önceden
oluşmuş hukuksal durumların sonradan yapılacak işlemlerle değiştirilmesi,
hukuktan beklenen güvenlikle bağdaşmaz. Hukuk Devleti’nin unsurlarından
biri olan hukuk güvenliği, diğer bir ifadeyle “güvenin korunması ilkesi”
ilgilinin hukuki durumunun süreceğine olan güveni dolayısıyla hayal
kırıklığına uğratılmaması anlamına gelir. Güvenin korunması, her zaman
mevcut bir hukuki durumun dokunulmazlığı anlamında olmasa da, her düzenleme
değişikliğinde yasa koyucunun göz önünde bulundurması gereken bir husustur.
Halkın Devlete olan güveninin korunması da ancak hukuk güvenliğinin
sağlanmasıyla mümkündür. Bu yönüyle, Hukuk Devleti’nin önemli bir unsuru
olarak hukuk güvenliği, yalnızca hukuk düzeninin değil, aynı zamanda
belirli sınırlar içinde, bütün Devlet davranışlarının, az çok, önceden
öngörülebilir olması anlamını taşır. Hukuki güvenlik sadece bireylerin
devlet faaliyetlerine duyduğu güven değil, aynı zamanda yürürlükteki
mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir. Haklı beklenti, idarenin
ister bir taahhüt, isterse uzun süren bir uygulamasına güvenerek olsun,
bireylerin bir çıkarları ya da lehlerine olan bir sonuca ulaşabileceklerini
ya da edinebileceklerini ümit etmelerini ifade eder. Yeni düzenlemenin
hukuki istikrarı bozmaması, hakların kullanılmasını zorlaştırmayacak ya da
doğmuş olan haklarının hiçe sayılması anlamına gelecek şekilde
tasarlanmaması gerekmektedir.
Anayasanın 2 nci
maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve
işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde
yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu
bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasa koyucu,
yasaların yalnız Anayasaya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını
sağlamakla yükümlüdür.
Yukarıda açıklanan
nedenlerle, 17.04.2008 tarih ve 5754 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun:
1 inci maddesi ile
değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (29)
numaralı bendi; 17 nci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 29 uncu
maddesinin ikinci fıkrası; 68 inci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “Malullük, yaşlılık
ve ölüm sigortasına ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı Geçici 2 nci
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi Anayasanın 2 nci ve 60 ıncı
maddelerine aykırı olup, iptalleri gerekir.
2) 17.04.2008 tarih
ve 5754 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun;
1- 2 nci maddesi ile
değiştirilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun “Sigortalı sayılanlar” başlıklı 4 üncü Maddesinin (c) bendinin
(1) ve (2) nolu alt bentlerinin,
2- 38 inci maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun “Genel sağlık sigortalısı sayılanlar”
başlıklı 60 ıncı maddesinin (a) bendinin (1) nolu alt bendinde yer alan “ve
(c)” ibaresinin,
3- 64 üncü
maddesiyle değiştirilen 5510 sayılı Kanunun “Yürürlükten kaldırılan
hükümler” başlıklı 106 ncı maddesinin (8) numaralı bendinin,
4- 68 inci Maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin geçiş hükümleri”
başlıklı GEÇİCİ 1 inci Maddesinin birinci fıkrasının, Anayasaya aykırılığı
Anayasa Mahkemesi
5510 sayılı Yasa ile ilgili olarak verdiği E.2006/111, K.2006/ 112 sayılı
15.12.2006 tarihli Kararında, aynı hukuksal konumda bulunmayan memur ve
diğer kamu görevlileri ile bunların dışında kalan sigortalıların
birbirinden farklı olan özellikleri gözetilmeksizin aynı sisteme bağlı
tutulmasını Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 128 inci maddelerine aykırı
bularak Yasanın pek çok düzenlemesini memurlar açısından iptal etmişti.
Anayasa Mahkemesi Kararına göre, memurların sadece sosyal güvenlik hakları
değil sağlıkla ilgili hakları da diğer sigortalılardan farklı olarak ayrıca
düzenlenmelidir.
Anayasa Mahkemesi
5510 sayılı Kanunun:
3 üncü maddesinin
(29) numaralı bendini,
27 nci maddesinin
birinci fıkrasını,
28 inci maddesinin
ikinci fıkrasını,
29 uncu maddesinin
birinci, üçüncü ve beşinci fıkrasını,
31 inci maddesinin
birinci fıkrasını,
40 ıncı maddesinde
yer alan cetvelin 8., 12., 13. ve 14. sıralarındaki düzenlemeleri,
46 ncı maddesinin
dördüncü ve beşinci fıkralarını,
55 inci maddesinin
ikinci fıkrasını,
63 üncü maddesinin;
birinci fıkrasının (d) bendinin “... 18 yaşını doldurmamış veya 45 yaşından
gün almış kişilerin diş protezlerinin 72 nci maddeye göre belirlenen tutarının
% 50’si” bölümünü,
68 inci maddesinin
ikinci fıkrasını,
80 inci maddesinin
birinci ve ikinci fıkralarını,
81 inci maddesinin
birinci fıkrasının; (c) bendini,
Geçici 1 inci
maddesinin beşinci fıkrasını,
Geçici 2 nci
maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c), ve (d) bentlerindeki
düzenlemeleri,
Geçici 4 üncü
maddesinin ikinci ve dokuzuncu fıkralarındaki düzenlemeleri,
Yasa’nın 4 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına girenler yönünden iptal
etmişti.
Anayasa Mahkemesi
ayrıca,
Memur ve diğer kamu
görevlilerini diğer sigortalılarla beraber “sigortalı sayılanlar” arasına
alan “5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendini”,
Memur ve diğer kamu
görevlilerini diğer sigortalılarla aynı hükümlere tabi tutarak “genel
sağlık sigortalısı sayılanlar” arasına alan 5510 sayılı Kanunu 60 ıncı
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinin “…ve
(c)…” bölümünü,
5434 sayılı Emekli
Sandığı Kanununu uygulamadan kaldıran 105 inci ve 106 ncı maddelerini,
uygulama olanağı
kalmadı gerekçesiyle iptal etmişti.
5754 sayılı Yasa ile
getirilen yeni düzenlemeler, Anayasa Mahkemesi Kararının gerekçesinde ileri
sürülen hususlarla uyumlu düzenlemeler değildir. Şöyle ki:
5510 sayılı Kanunun
5754 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle değişik 4 üncü Maddesinin (c) bendinin
(1) ve (2) nolu alt bentlerinde yer alan düzenlemelerle memur ve diğer kamu
görevlileri diğer sigortalılarla beraber “Sigortalı sayılanlar” arasına
alınmış,
5510 sayılı Kanunun
5754 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle değişik 60 ıncı maddesinin (a)
bendinin (1) nolu alt bendinde yer alan düzenlemeyle memur ve diğer kamu
görevlileri diğer sigortalılarla aynı hükümlere tabi tutularak “Genel
sağlık sigortalısı sayılanlar” arasına alınmış,
5510 sayılı Kanunun
5754 sayılı Kanunun 64 üncü maddesiyle değişik “Yürürlükten kaldırılan
hükümler” başlıklı 106 ncı maddesinin (8) numaralı bendinde yer alan
düzenleme ile memur ve diğer kamu görevlilerinin 5434 sayılı Kanun ile olan
bağları kaldırılmış,
5510 sayılı Kanunun
5754 sayılı Kanunun 68 inci Maddesi ile değiştirilen “Malullük, yaşlılık ve
ölüm sigortasına ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı GEÇİCİ 1 inci Maddesinin
birinci fıkrasında yer alan düzenlemeyle, bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önce 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununa tabi olan memur ve diğer
kamu görevlileri 4 üncü maddesinin (c) bendi kapsamında kabul edilerek
diğer sigortalılarla beraber “Sigortalı sayılanlar” arasına alınmış,
5510 sayılı Kanunun
5754 sayılı Kanunun 68 inci Maddesi ile değiştirilen “5434 sayılı Kanuna
ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı GEÇİCİ 4 üncü Maddesinde yer alan
düzenlemeyle, Emekli Sandığı iştirakçisi iken bu Kanunun 4 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlara 5434 sayılı Kanun
hükümlerine göre işlem yapılması, aylık bağlanması; artırılması;
azaltılması; kesilmesi; yeniden bağlanması; toptan ödeme; ihya; yardımlar
ve ikramiyeleri hakkında yürürlükten kaldırılan hükümler de dâhil 5434
sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılması öngörülmüştür.
Böylece, getirilen
bu düzenlemeler ile Anayasada tanımı yapılan memur ve diğer kamu
görevlilerinden 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce göreve
başlayanların, sosyal güvenlik ile ilgili düzenlemeler açısından 5434
sayılı Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine, sağlıkla ilgili düzenlemeler
açısından ise 5510 sayılı Yasa hükümlerine tabi olması, buna karşılık memur
ve diğer kamu görevlilerinden 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden
sonra göreve başlayanların ise; hem sosyal güvenlik hem sağlıkla ilgili
düzenlemeler açısından 5510 sayılı Yasa hükümlerine tabi olması hükme
bağlanmıştır.
5510 sayılı yasanın
4 üncü, 60 ıncı, 106 ncı ve Geçici 1 inci maddesindeki memur ve diğer kamu
görevlileri ile ilgili düzenlemelerle, 5754 sayılı Kanunun 2 nci, 38 inci,
64 üncü ve Geçici 1 inci maddesiyle yeniden getirilen düzenlemeler
birbirinin aynıdır. Tek farklılık 5754 sayılı Kanunun Geçici 4 üncü
maddesindeki düzenlemedir. Bu maddedeki düzenleme ile eskiden 5434 sayılı
Kanun kapsamında olanlardan bu Kanun kapsamına alınanlara 5434 sayılı Kanun
hükümlerinin uygulanmaya devam etmesi kabul edilmiştir.
Kısacası, Anayasa
Mahkemesince “uygulama olanağı kalmadığı” gerekçesiyle iptal edilen
düzenlemelere 5754 sayılı Kanunda tekrar aynı şekilde yer verilmiştir.
5754 sayılı Kanunda
sadece “uygulama olanağı kalmadığı” gerekçesiyle iptal edilen düzenlemelere
değil, 5510 sayılı Yasa’nın 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamına girenler yönünden iptal edilen düzenlemelere de aynen yer
verilmiştir.
5754 sayılı Yasa
memurlar yönünden iptal edilen düzenlemelere aynen yer verirken, 5510
sayılı Yasadan farklı olarak ya; “sigortalılar” ibaresi yerine “4 üncü
maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındakiler” ibaresini veya “bu
Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra işe başlayanlar” ibaresini
kullanmıştır. Bazı maddelerdeki düzenlemelerde ise hiç değişiklik yapmadan
“4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındakiler” ibaresini
yinelemiştir.
5754 sayılı Yasa,
5510 sayılı Yasadan farklı olarak sadece:
“Bazı sigorta kollarının
uygulanacağı sigortalılar” başlıklı 5 inci,
“Malul sayılma”
başlıklı 25 inci,
“Evlenme ve cenaze
ödeneği” başlıklı 37 inci,
“Prime esas
kazançlar” başlıklı 80 inci,
“Prim oranları ve
Devlet katkısı” başlıklı 81 inci
maddelerde 4 üncü
maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındakiler için farklı
düzenlemeler getirmiştir.
Buna karşılık, memur
ve diğer kamu görevlileri ile ilgili olan ve hiç değiştirilmeden sadece
“sigortalılar” ibaresi yerine “4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamındakiler” ibaresinin veya “bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra
işe başlayanlar” veyahut doğrudan “4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c)
bendi kapsamındakiler” ibaresinin kullanıldığı düzenlemeler şunlardır:
“Tanımlar” başlıklı
3 üncü maddesi,
“Sigortalı
sayılmayanlar” başlıklı 6 ncı maddesi,
“Sigortalılığın
başlangıcı” başlıklı 7 nci maddesi,
“Sigorta bildirimi
ve tescil” başlıklı 8 inci maddesi,
“Malullük aylığının
hesaplanması, başlangıcı, kesilmesi ve yeniden bağlanması” başlıklı 27 nci
maddesi,
“Yaşlılık
sigortasında sağlanan haklar ve yararlanma şartları” başlıklı 28 inci
maddesi,
“Yaşlılık aylığının
hesaplanması” başlıklı 29 uncu maddesi,
“Yaşlılık aylığının
başlangıcı, kesilmesi veya sosyal güvenlik destek primi ödenmesi” başlıklı
30 uncu maddesi,
“Yaşlılık toptan
ödemesi ve ihya” başlıklı 31 inci maddesi,
“Ölüme bağlı toptan
ödeme ve ihya” başlıklı 36 ncı maddesi,
“Fiili hizmet
süresi” başlıklı 40 ıncı maddesi,
“Bazı kamu
görevlilerinin prime esas kazançları ve prime esas kazançların üst sınırı”
başlıklı 46 ncı maddesi,
“Vazife malullüğü,
harp malullüğü ile harp malullerine verilecek malullük zammı ve vazife
malullerine verilecek sürekli iş göremezlik geliri karşılığı” başlıklı 47
nci maddesi,
“Kamu görevlilerinin
emekliye sevk onayı” başlıklı 48 inci maddesi,
“Sigortalılık
hallerinin birleşmesi” başlıklı 58 inci maddesi,
“Prim belgeleri ve
iş yeri kayıtları” başlıklı 86 ncı maddesi,
“Prim ödeme
yükümlüsü” başlıklı 87 nci maddesi,
“Primlerin ödenmesi”
başlıklı 88 inci maddesi.
5754 sayılı Yasada memurlar
ve diğer kamu görevlileri için 5510 sayılı Yasadan farklı olarak düzenlenen
hükümler, memurların sosyal güvenlik bakımından diğer sigortalılardan
Anayasa gereği farklı olmasını gerektirdiği için düzenlenmiş maddeler
değildir.
Çünkü 5754 sayılı Yasa
ile getirilen düzenlemeler ayrıntılı olarak incelendiğinde kolayca
görülecektir ki, 5754 sayılı Yasa, 5510 sayılı Yasadaki pek çok eksikliği
giderme işlevi de görmüştür. 5754 sayılı Yasa, Anayasa Mahkemesinin
kararından sonra 5510 sayılı Kanununda yapılması zorunlu olan
değişikliklerden ibaret olan bir yasal düzenleme değildir. 5754 sayılı
Yasa, Anayasa Mahkemesi kararı ile ilgisi olmayan çok sayıda değişikliği
içeren bir yasadır. Yani 5 inci, 25 inci, 37 nci, 80 inci ve 81 inci
maddelerde yapılan memur ve diğer kamu görevlileri ile ilgili değişiklikler
Anayasa Mahkemesi kararının gereğini yerine getirme amacına yönelik
değildir. Tıpkı diğer başka değişiklikler gibi; ya bir eksikliği gidermek
için ya da farklı bir tercih sonucu getirilen düzenlemelerdir.
Memur ve diğer kamu
görevlileri için 5754 sayılı Yasada oluşturulan çatı, özlük haklarına
dayalı bir sistemde görev yapanların, prim esasına dayalı bir sistemde
görev yapan diğer sigortalılarla aynı emeklilik ve sağlık sistemine tabi
olması sonucunu doğurduğu için Anayasa Mahkemesi Kararı ile uyumlu
değildir.
Anayasa Mahkemesi,
5510 sayılı Yasadaki emeklilik ve sağlıkla ilgili düzenlemelerin bir
kısmını memurlar ve diğer kamu görevlileri açısından iptal ederken;
kazanılmış haklar bakımından iptal etmemiştir. İptal kararı, memur
statüsündekilerin diğer sigortalılarla aynı sisteme bağlı olmaması
gerekçesine dayanmaktadır.
Bu bakımdan, bu
yasanın yürürlüğe girmesinden önce göreve başlayan memur ve diğer kamu
görevlilerinin sosyal güvenlik hakları bakımından 5434 sayılı Emekli
Sandığı Kanunu hükümlerine tabi tutulması, bu yasanın yürürlüğe girmesinden
sonra göreve başlayan memur ve diğer kamu görevlilerinin ise sosyal
güvenlik hakları bakımından 5510 sayılı kanun hükümlerine tabi tutulması
eğer Anayasa Mahkemesi kararı, kazanılmış hakların korunması amacına
yönelik olsaydı, doğru bir yaklaşım olarak kabul edilebilirdi.
Anayasa Mahkemesinin
5510 sayılı Yasa ile ilgili iptal gerekçesinde Anayasanın başta 128 inci
maddesi olmak üzere memurlar ve diğer kamu görevlilerine ilişkin 51 inci,
52 nci, 68 inci, 70 inci ve 76 ncı maddelerindeki düzenlemeler örnek
gösterilerek memur ve diğer kamu görevlilerinin farklılıkları
vurgulanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin
söz konusu kararında, sosyal güvenlik hakkından yararlanacak olanların
hukuksal konumları gözetilerek aynı statüde bulunmayanların bu statülerinin
gerekli kıldığı kurallara bağlı tutulmalarının Anayasanın 10 uncu
maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesinin doğal bir sonucu
olduğu belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin
kararında: Bir hizmet sözleşmesine dayanarak bir veya birkaç işveren
tarafından çalıştırılan işçilerle bağımsız çalışanların zorunlu ve isteğe
bağlı olarak sosyal güvenliklerinin prim esasına dayalı sigorta sistemi ile
sağlandığı, bu bağlamda işçi ve kendi adına çalışan sigortalıların
emeklilik ve diğer haklarının “prime dayalı sigorta” esasına dayandığı,
buna karşılık memur ve diğer kamu görevlilerinin emeklilik ve diğer
haklarının ise, “özlük haklarına” esasına dayandığı belirtilmiştir. Söz
konusu kararda, memurların özlük haklarından olan sosyal güvenlik
kapsamındaki haklarının kamu hukuku kurallarına tabi olduğu, işçi ve
işveren arasındaki hak ve yükümlülüklerin ise tarafların özgür iradesi ile
belirlenen iş hukuku alanına giren sözleşmelere dayandığı hatırlatılarak,
Anayasanın 128 inci maddesinden kaynaklanan ve yasalarla belirlenen özlük
hakları, memurların emeklilik bakımından diğer sigortalılardan farklı
olmasını gerektirir denilmiştir.
Anayasa
Mahkemesi’nin söz konusu kararında: “Devletin en temel işlevlerinden olan
kamu hizmetinin görülmesindeki yeri tartışmasız olan kamu görevlileri için
statülerine, yaptıkları görevin gereklerine uygun, emeklileri için de
önceki statüleri ile uyumlu ayrı yasal düzenleme yapılmasını zorunlu
kılmaktadır. Ancak düzenlemenin aynı hukuksal konumda bulunmayanların bu
özelliklerini ve farklılıklarını yansıtmak koşuluyla aynı veya başka bir
yasa içinde yapılması hususu kuşkusuz yasa koyucunun takdiri içindedir”
denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi
Kararına göre, memurların sadece sosyal güvenlik hakları değil sağlıkla
ilgili hakları da kanunla ayrıca düzenlenmelidir. Anayasa Mahkemesi
Kararında aynen şöyle denilmektedir: “5510 sayılı Yasa ile sağlık
hizmetlerinin yaygın bir şekilde görülebilmesini sağlamak amacıyla genel
sağlık sigortası kurulması öngörülmüştür. Yasa’nın genel gerekçesinde beş
farklı emeklilik rejiminin aktüeryal olarak hak ve yükümlülüklerinin eşit
olacağı tek bir emeklilik rejimine dönüştürülmesinin planlandığı, buna
koşut olarak sağlık hizmetlerinin düzenlenmesinde de aynı anlayışın esas
alındığı anlaşılmaktadır. Oysa yukarıda da belirtildiği gibi memurlar ve
diğer kamu görevlilerinin yürüttükleri kamu hizmetine bağlı olarak hukuksal
konumları, diğer çalışanlardan birçok bakımdan farklılıklar göstermektedir.
Çalışmakta olanları ve emeklileri kapsayan genel sağlık sigortasından
yararlanma hakkı da Anayasanın 128 inci maddesinde memurlar ve diğer kamu
görevlileri için yasayla düzenlenmesi öngörülen haklar arasında
bulunduğundan, üstlendikleri kamu hizmetinin aksamadan yürütülmesi ve
hizmet alanlar yönünden de olumsuzluklar yaşanmaması için bu hususların da
memurların diğer hakları gibi onlara ilişkin düzenleme içinde ayrıca yer
alması Anayasal bir gerekliliktir.”
Çağdaş devlet
anlayışı sosyal hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla Anayasanın özüne
ve ruhuna uygun biçimde kurularak işletilmesini, bu yolla bireylerin refah,
huzur ve mutluluğunun sağlanmasını gerekli kılar. Anayasanın 2 nci
maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, eylem
ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan devlettir.
Kısacası, 5747
sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra göreve başlayanların bu Yasaya
göre sosyal güvenlik ve sağlık hakları bakımından diğer sigortalılar gibi
sigortalı sayılması, bu Yasanın yürürlüğe girmesinden önce göreve
başlayanların ise sağlık hakları bakımından diğer sigortalılarla aynı
hükümlere tabi olması Anayasaya aykırıdır.
Açıklanan
nedenlerle,
5754 Sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun; 2 nci maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun “Sigortalı sayılanlar” başlıklı 4 üncü Maddesinin (c) bendinin
(1) ve (2) nolu alt bentleri; 38 inci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı
Kanunun “Genel sağlık sigortalısı sayılanlar” başlıklı 60 ıncı maddesinin
(a) bendinin (1) nolu alt bendinde yer alan “ve (c)” ibaresi; 64 üncü
maddesiyle değiştirilen 5510 sayılı Kanunun “Yürürlükten kaldırılan
hükümler” başlıklı 106 ncı maddesinin (8) numaralı bendi; 68 inci Maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin geçiş hükümleri”
başlıklı GEÇİCİ 1 inci Maddesinin birinci fıkrası Anayasanın 2 nci, 10 uncu
ve 128 inci maddelerine aykırı olup iptali gerekir.
3) 5754 sayılı
Kanunun 3 üncü maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 5 inci
maddesinin birinci fıkrasına eklenen (g) bendinin Anayasaya aykırılığı
5754 sayılı Kanunun
3 üncü maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin
birinci fıkrasına eklenen (g) bendinde yapılan düzenleme ile: “Ülkemiz ile
sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt
dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçilerinin 4 üncü
maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılması,
bunlar hakkında kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası hükümlerinin
uygulanması, bu sigortalıların uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmak
istemeleri halinde, isteğe bağlı sigorta hükümleri uygulanması ve isteğe
bağlı sigorta hükümlerinden yararlananlardan ayrıca genel sağlık sigortası
primi alınmaması hükme bağlanmıştır.”
Getirilen bu
düzenleme ile yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen
Türk işçileri prim ödemelerini kendileri karşılamak koşuluyla uzun vadeli
sigorta dallarından yararlanabilecekler ve isteğe bağlı sigorta hükümlerinden
yararlananlardan ayrıca genel sağlık sigortası primi alınmayacaktır.
Kanun Tasarısının
Gerekçesinde, Türkiyeli iş adamlarının rekabet gücünün korunması amacıyla
bu düzenlemenin gerçekleştirildiği belirtilmektedir.
5510 sayılı Kanun
yürürlüğe girdiğinde, 5 inci maddenin (g) bendi gereğince bu işçiler için
işverenleri Genel Sağlık Sigortası primi olarak yüzde 12,5 oranında,
işkazası meslek hastalığı için yüzde 1 ile 6,5 arasında değişen oranda prim
ödeyerek toplam yüzde 13,5 ile yüzde 19 arasında prim ödeyeceklerdir. Yani
işverenlerin ödeyecekleri prim oranı düşürülmektedir. Öte yandan yurtdışına
çalışmaya götürülen bu işçilerden isteğe bağlı sigortalılık süresi içinde
genel sağlık sigortası primi alınmayacaktır. Yani hem prim oranı
düşürülmekte hem genel sağlık sigortası primi alınmayarak gerçekte işveren
yükümlülüğünde olması gereken bir konunun maliyeti kamuya yüklenmektedir.
Ayrıca, Rusya gibi
ülkelerde inşaatlarda zor şartlarda işçi olarak çalışanların isteğe bağlı
sigorta ödemeleri eski adıyla Bağ – Kur yeni adıyla 4/b sigortalılığına
sayılacaktır. Yani inşaatta çalışan işçiler, işveren gibi değerlendirilip
(7200 gün yerine) 9000 gün ile emekli edilecektir.
Kurumun prim kaybına
yol açan ve Sosyal Güvenlik kurumunu önemli bir yük altına sokan bu
düzenleme aynı zamanda yurt dışına gönderilen işçileri isteğe bağlı
sigortalılık nedeniyle 4/b sigortalılığı kapsamında esnaf saydığı için
bunların prim ödeme gün sayısı da artırılmış olmaktadır.
Anayasanın 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan
haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini
bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinde olan
devlettir. İşverenlerin yurt dışında çalıştırdıkları işçilerin sosyal
güvenlik kaynaklı yüklerini diğer sigortalılara yüklemekte kamu yararı
yoktur. Adil olmayan bir yasal düzenlemenin amacı kamu yararı olamaz. Hukuk
devletinin tanımına giren birçok unsurlardan birisi de, kamu yararı
düşüncesi olmaksızın herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğidir. Tüm
yasaların genel amacının kamu yararı olduğu bilinen bir gerçektir. Kabul
edilmesinde kamu yararı bulunmayan bir düzenleme, Anayasanın 2 nci maddesi
hükmüne aykırı nitelikte olur.
Anayasanın 10 uncu
maddesinde belirtilen eşitlik ilkesi ise, birbirleriyle aynı durumda
olanlara aynı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların
yaratılmasını engellemek amacına hizmet eder. Bu itibarla aynı hukuksal
durumda olanlar için yapılan farklı düzenlemeler Anayasanın eşitlik
ilkesine aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenlerle
5754 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 5
inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen (g) bendi Anayasanın 2 nci ve 10
uncu maddelerine aykırı olup iptali gerekir.
4) 5754 sayılı
Kanunun 4 üncü maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 6 ncı
maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin Anayasaya aykırılığı
5754 sayılı Kanunun
4 üncü maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin
birinci fıkrasının (h) bendinde yapılan düzenleme ile 4 üncü maddenin
birinci fıkrasının (b) ve (c) bentleri gereği sigortalı sayılması gerekenlerden
18 yaşını doldurmamış olanlar sigortalı olmayanlar arasında sayılmıştır.
Türkiye tarafından
da kabul edilen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, 18 yaşına
kadar olanları çocuk olarak nitelemekte ve bunların, ekonomik sömürüye ve
her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine zarar verecek ya da sağlığı veya
bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ya da toplumsal gelişmesi için zararlı
olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı korunmasını istemektedir.
Aynı yaklaşım, yakın
dönemde çocukların asgari çalışma yaşını düzenleyen ve Türkiye tarafından
1998 yılında 4334 sayılı kanunla kabul edilen 138 sayılı Uluslararası
Çalışma Sözleşmesi’nde de yer almıştır. Uluslararası Çalışma Örgütü, 138
sayılı sözleşmede tıpkı BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde olduğu gibi 18
yaşını doldurmayanları çocuk olarak kabul etmiş ve bir adım daha ileri
giderek bunların tamamının çalışma yaşamından uzaklaştırılmasını hedef
göstermiştir. Ancak, Uluslararası Çalışma Örgütü, çocukların çalışma
yaşamından hemen çekilmeleri sağlanamayacağından, çocukların çalışma
yaşamından uzaklaştırılması sağlanıncaya kadar çocukların çalışma
yaşamındaki koşullarının iyileştirilmesini hedef alan düzenlemelerde
bulunmaktadır.
Uluslararası Çalışma
Örgütü tarafından kabul edilen 15, 59, 138 ve 182 sayılı sözleşmeler,
çocukların çalışma koşullarını ve sektörlere göre en az çalışma yaşlarını
belirlemiştir. Türkiye, bu sözleşmeleri kabul etmiştir.
10 Haziran 2003
tarihinde yürürlüğe konulan 4857 sayılı İş Kanununda da çocukların
çalışmasına izin veren düzenlemeler vardır. 4857 sayılı İş Kanunu, hafif
işlerde de olsa, 14 yaşını doldurmuş olan çocukların çalışmasına izin
vermiştir. 15 yaşını doldurmuş çocuklar için, ağır ve tehlikeli işler ile
yer ve sualtı işleri açısından sınırlama getirilmiştir. Genel olarak ifade
etmek gerekirse, 15 yaşını dolduran çocuklar, İş Kanununda belirtilenler ve
özel kanunlarda yer alan istisnalar dışında kalan her işte
çalıştırılabileceklerdir.
Anayasanın ‘Çalışma
Şartları ve Dinlenme Hakları’ başlıklı 50 nci maddesinde, “Kimse, yaşına,
cinsiyetine ve gücüne uygun olmayan işte çalıştırılamaz. Küçükler ve
kadınlar ile bedeni ve ruhi rahatsızlığı olanlar çalışma şartları
bakımından özel olarak korunurlar” hükmüne yer verilmiştir.
Anayasadaki bu
düzenleme, çocukların çalıştırıldığı gerçeğinden hareketle, gücüyle ve
yaşıyla uygun işlerde ve iyi koşullarda çalıştırılmasını amaçlamaktadır.
En az çalışma
yaşının 16 olarak belirlendiği koşullarda, 18 yaşından küçüklerin kısa ve
uzun vadeli sigorta dallarının uygulanması kapsamında bulunmaması, sosyal
devlet ilkesine aykırıdır.
Anayasanın 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan
haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini
bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinde olan
devlettir. Anayasanın 2 nci maddesinde aynı zamanda, sosyal devlet
ilkesinden söz edilmektedir. Bu ilke, kişinin doğuştan sahip olduğu onurlu
bir yaşam sürdürme, maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve
yetkisini kullanmasını sağlar. Sosyal devletin görevi, güçsüzleri koruyarak
sosyal adaleti, sosyal refahı ve sosyal güvenliği sağlamaktır. Sosyal Hukuk
Devleti, kişisel özgürlük, sosyal adalet ve sosyal güvenlik öğelerini
birbirleriyle bağdaştırarak “hukuk devleti” ile “sosyal devlet” arasındaki
uyumu sağlar.
Anayasanın “Sosyal
güvenlik hakkı” başlıklı 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes
sosyal güvenlik hakkına sahiptir.”, ikinci fıkrasında da “Devlet, bu
güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilâtı kurar” denilmektedir.
Bu kural bireylere yaşlılık, hastalık, kaza, ölüm ve malûllük gibi sosyal
riskler karşısında asgarî ölçüde bir yaşam düzeyi sağlamak amacını
gerçekleştirmeye yöneliktir.
Açıklanan nedenlerle
en az çalışma yaşının 16 olarak belirlendiği koşullarda, 18 yaşından
küçüklerin kısa ve uzun vadeli sigorta dallarının uygulanması kapsamında
kabul edilmemesi Anayasanın 2 nci ve 60 ıncı maddelerine aykırı olup,
iptali gerekir.
5) 5754 sayılı
Kanunun 4 üncü maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 6 ncı
maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinin Anayasaya aykırılığı
5754 sayılı Kanunun
4 üncü maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin
birinci fıkrasının (k) bendinde yapılan düzenleme ile aylık net geliri
asgari ücretten az olan esnaflar sosyal güvenlik sisteminin kapsamı dışında
tutulmaktadır.
5510 sayılı Kanunun
6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yapılan düzenleme ile
aylık net tarımsal geliri asgari ücretten az olanlar sosyal güvenlik
sistemi dışında tutulmuştu. Yani 5510 sayılı Yasa ile halen 2925 ve 2926
sayılı Kanunlar gereğince sosyal güvenlik kapsamında olan yaklaşık 30
milyon yakın tarım işi yapanlar ile tarımda amele olarak çalışanlar sosyal
güvenlik sisteminin kapsamı dışında tutulmuşlardı.
Bu kez 5754 sayılı
Kanun ile esnaflardan aylık net geliri asgari ücretten az olanlar da sosyal
güvenlik sisteminin kapsamı dışında tutulmaktadırlar.
Anayasanın “Sosyal
güvenlik hakkı” başlıklı 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes
sosyal güvenlik hakkına sahiptir.”, ikinci fıkrasında da “Devlet, bu
güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilâtı kurar” denilmektedir.
Bu kural bireylere yaşlılık, hastalık, kaza, ölüm ve malûllük gibi sosyal
riskler karşısında asgarî ölçüde bir yaşam düzeyi sağlamak amacını
gerçekleştirmeye yöneliktir.
Sosyal devletin
görevi, güçsüzleri koruyarak sosyal adaleti, sosyal refahı ve sosyal
güvenliği sağlamaktır. Sosyal Hukuk Devleti, kişisel özgürlük, sosyal
adalet ve sosyal güvenlik öğelerini birbirleriyle bağdaştırarak “hukuk
devleti” ile “sosyal devlet” arasındaki uyumu sağlar.
Anayasa Mahkemesi
(E.1988/19, K.1988/33) sayılı Kararında sosyal hukuk devletini şöyle
tanımlamaktadır: “Sosyal hukuk devleti, güçsüzleri güçlüler karşısında
koruyarak gerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi
sağlamakla yükümlü devlet demektir... Hukuk devletinin amaçladığı kişinin
korunması, toplumda sosyal güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanması yoluyla
gerçekleştirilebilir... Anayasanın, Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer
verdiği sosyal hukuk devletinin dayanaklarından birini oluşturan sosyal
güvenlik kavramının içerdiği temel esas ve ilkeleri uyarınca toplumda
yoksul ve muhtaç insanlara Devletçe yardım edilerek onlara insan onuruna
yaraşır asgari yaşam düzeyi sağlanması, böylece, sosyal adaletin ve sosyal
devlet ilkelerinin gerçekleşmesine elverişli ortamın yaratılması” gerekir.
Toplumdaki yoksul ve
muhtaç insanları sosyal güvenlik sisteminin kapsamından çıkaran 5754 sayılı
Kanunun 4 üncü maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 6 ncı
maddesinin birinci fıkrasının (k) bendi, Anayasanın 2 nci ve 60 ıncı
maddelerine aykırı olup iptali gerekir.
6) 5754 sayılı
Kanunun 21 inci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 34 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki “veya kendi sigortalılığı
nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması” ibaresinin Anayasaya
aykırılığı
5754 sayılı Kanunun
21 inci maddesi ile değiştirilen 34 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendiyle getirilen düzenlemeye göre; sigortalının dul eşine % 75 oranında
aylık bağlanabilmesi için, aylık bağlanacak çocuğu bulunmaması koşulunun
yanında, bu Kanun veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaması ve
kendi sigortasına dayalı olarak gelir veya aylık bağlanmamış olması
gerekmektedir. Eğer bunlar varsa, aylık bağlama oranı % 50’ye düşecektir.
Getirilen bu
düzenleme, çalışmaları nedeniyle emekli geliri elde edenleri cezalandıran
bir düzenlemedir. Çalışması nedeniyle emekli geliri olanların ölen
sigortalının eşi olmaktan kaynaklanan hakları kısıtlanmaktadır. Yani, bu
düzenleme, eş nedeniyle kazanılmış bir hak olması gerekirken, çalışma/
çalışmama koşuluna bağlı olarak farklı oranlarda ödenen ve çalışan eş için
eşitsizlik yaratan bir düzenlemedir.
Anayasanın 10 uncu
maddesine göre yasa önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar
için söz konusudur. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin
yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım
yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Yasaların ve bu yasalarla
getirilen kuralların genel olması hukuk devleti ve yasa önünde eşitlik
ilkelerinin bir sonucudur. Yasaların genelliğinden anlaşılan, belli
kişileri hedef almayan, özel bir durum gözetmeyen, önceden saptanıp, soyut
biçimde herkese uygulanabilecek kurallar içermesidir. O halde yasa
kurallarının her şeyden önce genel nitelikte olması, herkes için objektif
hukuki durumlar yaratması ve aynı hukuki durumda bulunan kişilere ayrım
gözetmeksizin uygulanabilir olması gerekir. Yasaların ve bu yasalarla
getirilen kuralların genel olması hukuk devleti ve yasa önünde eşitlik
ilkelerinin bir sonucudur. Yasaların genelliğinden anlaşılan, belli
kişileri hedef almayan, özel bir durum gözetmeyen, önceden saptanıp, soyut
biçimde herkese uygulanabilecek kurallar içermesidir. O halde yasa
kurallarının her şeyden önce genel nitelikte olması, herkes için objektif
hukuki durumlar yaratması ve aynı hukuki durumda bulunan kişilere ayrım
gözetmeksizin uygulanabilir olması gerekir.
Aylık bağlanacak
çocuğu olmayan ve kendi çalışmaları nedeniyle aylık veya gelir bağlanmış
olanlara, eşlerinden dolayı aylık bağlanması halinde, dul aylığını % 75 den
% 50’ye düşüren düzenleme, sigortalının geride bıraktığı eşini zora sokan,
sosyal devlet ve sosyal güvenlik ilkeleriyle bağdaşmayan haksız ve
adaletsiz bir uygulamadır.
Haksız olan, yanlış
olan, adil olmayan bir yasal düzenlemenin amacı kamu yararı olamaz. Hukuk
devletinin tanımına giren birçok unsurlardan birisi de, kamu yararı
düşüncesi olmaksızın herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğidir. Tüm
yasaların genel amacının kamu yararı olduğu bilinen bir gerçektir. Kabul
edilmesinde kamu yararı bulunmayan bir düzenleme, Anayasanın 2 nci maddesi
hükmüne aykırı nitelikte olur.
Açıklanan nedenlerle
5754 sayılı Kanunun 21 inci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 34
üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki “veya kendi sigortalılığı
nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması” ibaresi, Anayasanın 2 nci ve
10 uncu maddelerine aykırı olup, iptali gerekir.
7) 17.04.2008 tarih
ve 5754 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun;
1- 30 uncu maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin ikinci fıkrasını (a)
bendinin,
2- 31 inci maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 51 inci maddesiyle maddeye ikinci
fıkradan sonra gelmek üzere eklenen fıkranın Anayasaya aykırılığı
İsteğe bağlı
sigortanın amacı, işsiz kalan sigortalıların primlerini kendileri ödeyerek
emeklilik için gerekli prim ödeme gün sayısını tamamlamalarıdır.
5754 Sayılı Kanunun
32 nci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 52 nci maddesinde
isteğe bağlı sigortalılığın prim oranları artırılmıştır. Kanun, 506 sayılı
Yasada yüzde 25 oranında olan malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primleri
oranını, yüzde 32’ye yükseltmektedir. Prim oranlarının artırılması,
emeklilik şartlarının da ağırlaştırılmasıyla isteğe bağlı sigorta amacından
uzaklaştırılmakta, işsiz ve geliri olmayan sigortalıların isteğe bağlı
sigorta yoluyla emekli olmaları imkânsız hale getirilmektedir. Ayrıca, 506
sayılı yasada var olan, isteğe bağlı sigortalılık için gereken en az 1080
gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi ödenmiş olması şartı 5754
sayılı Kanunla kaldırılmıştır. İsteğe bağlı sigortalılık, asıl amacından
uzaklaştırılarak prim ödeme gücü bulunanlara hiç çalışmadan emekli olma
imkânı sağlayan bir yapıya sokulmaktadır. Üstelik bu Kanunun yürürlüğe
girmesinden sonra işçi statüsündeki isteğe bağlı sigortalıların ödeyeceği
primler eski adıyla Bağ – Kur yeni adıyla 4/b sigortalılığına ödenmiş
sayılacaktır. Yani işçiler emeklilik haklarını işveren imiş gibi elde
edeceklerdir.
5754 Sayılı Kanunun
30 uncu maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 50 nci maddesinde
isteğe bağlı sigortalılığın şartları belirlenmiştir. İsteğe bağlı sigortalı
olabilmek için; Türkiye’de yasal olarak ikamet etmek, 18 yaşını doldurmuş
bulunmak, Kanuna tabi zorunlu sigortalı olmayı gerektirecek şekilde
çalışmamak veya sigortalı olarak çalışmakla birlikte, ay içerisinde 30
günden az çalışmak veya son bir yıl içinde 360 günden az çalışmış olmak ya
da tam gün çalışmamak, kendi sigortalılığı nedeniyle aylık bağlanmamış
olmak, isteğe bağlı sigorta giriş bildirgesiyle kuruma başvuruda bulunmak
şartları aranacaktır.
5754 Sayılı Kanunun
31 inci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde
ise, ay içerisinde 30 günden az çalışanların veya kısmi süreli (part –
time) çalışan sigortalıların aylık çalışma gün sayılarını 30 güne
tamamlayacak şekilde isteğe bağlı sigorta primi ödeyebilecekleri hükme
bağlanmıştır. Buna göre, ay içerisinde 30 günden az çalışan veya kısmi
süreli (part time) çalışan sigortalıların primi ödenen süreleri zorunlu
sigortalılığa ilişkin prim ödeme gün sayısına otuz günü geçmemek üzere
eklenecek ve eklenen bu süreler, 4/(b) bendi kapsamında sigortalılık süresi
olarak kabul edilecektir. Bu düzenleme nedeniyle işçiler emeklilik
haklarını işverenmiş gibi elde edebileceklerdir.
Anayasanın 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan
haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini
bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinde olan
devlettir. Adil olmayan bir yasal düzenlemenin amacı kamu yararı olamaz.
Hukuk devletinin tanımına giren birçok unsurlardan birisi de, kamu yararı
düşüncesi olmaksızın herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğidir. Tüm
yasaların genel amacının kamu yararı olduğu bilinen bir gerçektir. Kabul
edilmesinde kamu yararı bulunmayan bir düzenleme, Anayasanın 2 nci maddesi
hükmüne aykırı nitelikte olur.
Anayasanın “Sosyal
güvenlik hakkı” başlıklı 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes
sosyal güvenlik hakkına sahiptir.”, ikinci fıkrasında da “Devlet, bu
güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilâtı kurar” denilmektedir.
Bu kural bireylere yaşlılık, hastalık, kaza, ölüm ve malûllük gibi sosyal
riskler karşısında asgarî ölçüde bir yaşam düzeyi sağlamak amacını
gerçekleştirmeye yöneliktir.
İsteğe bağlı
sigortalılığı, prim ödeme gücü bulunanlara hiç çalışmadan emekli olma
imkânı sağlayan bir yapıya sokan 5754 sayılı Kanunun; 30 uncu maddesi ile
değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a)
bendi ile 31 inci maddesiyle değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 51 inci
maddesiyle maddeye ikinci fıkradan sonra gelmek üzere eklenen fıkra
Anayasanın 2 nci ve 60 ıncı maddelerine aykırı olup iptali gerekir.
8) 17.04.2008 tarih
ve 5754 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun;
35 inci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 55 inci maddesinin
ikinci fıkrasının Anayasaya aykırılığı.
5510 sayılı Kanunun
55 inci maddesinin ikinci fıkrasında: Bu Kanuna göre bağlanacak gelir ve
aylıkların her yılın Ocak ve Temmuz ödeme tarihlerinden geçerli olmak
üzere, bir önceki altı aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu
tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel
indeksindeki değişim oranı kadar artırılarak belirlenmesi öngörülmüştür.
5754 sayılı Yasa, 5510 sayılı Yasanın bu hükmünü aynen tekrar etmiştir.
Anayasa Mahkemesi
5510 sayılı Kanunda yer alan bu kuralı memur ve diğer kamu görevlileri
yönünden Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 128 inci maddelerine aykırı bularak
iptal etmişti. Ayrıca, 55 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki “Bu Kanuna
göre bağlanan gelir ve aylıklar” bölümünü de diğer sigortalılar yönünden
aylık hesaplanmasında güncelleme katsayısı kullanılacağı gerekçesiyle
Anayasanın 2 nci ve 60 ıncı maddelerine aykırı bularak iptal etmişti.
Anayasa
Mahkemesi’nin söz konusu kararında: Bir hizmet sözleşmesine dayanarak bir
veya birkaç işveren tarafından çalıştırılan işçilerle bağımsız çalışanların
zorunlu ve isteğe bağlı olarak sosyal güvenliklerinin prim esasına dayalı
sigorta sistemi ile sağlandığı, bu bağlamda işçi ve kendi adına çalışan
sigortalıların emeklilik ve diğer haklarının “prime dayalı sigorta” esasına
dayandığı, buna karşılık memur ve diğer kamu görevlilerinin emeklilik ve
diğer haklarının ise, “özlük haklarına” esasına dayandığı belirtilmiştir.
Söz konusu kararda, memurların özlük haklarından olan sosyal güvenlik
kapsamındaki haklarının kamu hukuku kurallarına tabi olduğu, işçi ve
işveren arasındaki hak ve yükümlülüklerin ise tarafların özgür iradesi ile
belirlenen iş hukuku alanına giren sözleşmelere dayandığı hatırlatılarak,
Anayasanın 128 inci maddesinden kaynaklanan ve yasalarla belirlenen özlük
hakları, memurların emeklilik bakımından diğer sigortalılardan farklı
olmasını gerektirir denilmiştir.
Anayasa
Mahkemesi’nin söz konusu kararında: “Devletin en temel işlevlerinden olan
kamu hizmetinin görülmesindeki yeri tartışmasız olan kamu görevlileri için
statülerine, yaptıkları görevin gereklerine uygun, emeklileri için de
önceki statüleri ile uyumlu ayrı yasal düzenleme yapılmasını zorunlu
kılmaktadır. Ancak düzenlemenin aynı hukuksal konumda bulunmayanların bu
özelliklerini ve farklılıklarını yansıtmak koşuluyla aynı veya başka bir
yasa içinde yapılması hususu kuşkusuz yasa koyucunun takdiri içindedir”
denilmektedir.
5754 sayılı Kanunun
35 inci maddesi ile değiştirilen 55 inci maddesine Anayasa Mahkemesinin
iptal gerekçesi doğrultusunda yeni düzenleme getirilmemiştir.
Anayasa Mahkemesi
benzer bir düzenlemeyi 1999 yılında da iptal etmişti. O tarihte 4447 sayılı
Kanunun 24 üncü maddesiyle 5434 sayılı Kanunun Ek 9 uncu Maddesi ile
değiştirilmek istenmiş ve getirilen değişiklikte; emekli, adi malullük
vazife malullüğü ile dul ve yetim aylıklarının, her ay bir önceki aya
ilişkin Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı
kentsel yerler tüketici fiyatları indeksi değişim oranına göre belirlenmesi
hükmü getirilmişti.
Anayasa Mahkemesinin
konuyla ilgili 23.02.2001 günlü ve E.1999/42, K.2001/41 sayılı kararı aynen
şöyledir: “Anayasanın 128 inci maddesinde, Devletin kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevleri memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle göreceği, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri,
atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ile aylık ve
ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği öngörülmüştür.
Devlet memurlarının çalıştıkları ve emekli oldukları döneme ilişkin hak ve
yükümlülükleri yasalarla düzenlenmiştir. Emekli Sandığı Kanunu’nun “Emekli
Aylığı” başlıklı 41 inci maddesinin (a) fıkrasında; emekli, adi malullük ve
vazife malullüğü aylıklarının hesaplanmasında 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu’nun 43 üncü maddesinde yer alan gösterge tablosu ve personel
kanunlarındaki ek göstergelerin esas alınacağı belirtilmiştir. Buna göre,
çalışmakta olan devlet memuru ile emekli olan memurun aylıklarının
hesaplanması, yasadaki belirli oranlar gözönünde bulundurularak aynı esasa
dayanılarak yapılacaktır. 5434 sayılı Yasa’nın Ek 9 uncu maddesinin birinci
fıkrasının değişikliğinden önce, eski emeklilerle yeni emekliler arasında
herhangi bir eşitsizlik doğması engellenmiş iken, yeni düzenlemeyle emekli
aylıklarındaki artışın gösterge ve ek göstergelerdeki artışa göre
hesaplanması esasından vazgeçilerek, aylığın enflasyon oranındaki artışa
göre hesaplanması kabul edilmiş, böylece çalışan memurların maaş artışı ile
emekli memurların maaş artışı arasında olduğu gibi daha önce aynı
görevlerde bulunan eski ve yeni emeklilerin maaşları arasında da büyük
farkların ortaya çıkmasına neden olacak bir sistem getirilmiştir. Bu durum
Anayasanın 10 uncu maddesindeki eşitlik ilkesini zedelemektedir. Eşitlik
temeline dayanan adil bir hukuk düzeni kurmak, hukuk devletinin en önemli
işlevlerinden biri olduğundan hukuksal eşitlik sağlanmadan hukuk devleti
ilkesinin gerçekleşmeyeceği açıktır. Bu nedenlerle, dava konusu kural
Anayasanın 2 nci ve 10 uncu maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.”
Öte yandan, 5754
sayılı Kanunun; 17 nci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 29 uncu
maddesinin ikinci fıkrasında, memur ve diğer kamu görevlileri dışındaki
sigortalıların emeklilik aylığının bağlanmasındaki unsurlardan biri olan
ortalama kazancın güncelleme katsayısı ile güncelleneceği belirtilmiştir.
Yani, Kanuna göre yaşlılık aylığı hesaplanırken, güncelleme katsayısı
kullanılarak sigortalının geçmiş yıllardaki aylık kazançları, kazancının
olduğu yılı takip eden her yılın TÜFE indeksindeki artış oranı ile
gayrisafi yurt içi hâsılanın sabit fiyatlarla gelişme hızının yüzde otuzu
kadar artırılacaktır. Yani yaşlılık aylığı bağlanırken ortalama aylık
kazanca TÜFE artışının tamamı ve büyüme hızının yüzde otuzu
yansıtılacaktır. Güncelleme katsayısında refahtan tam pay vermeme, 55 inci
maddenin ikinci fıkrasına göre yapılacak artışlara da yansıyacaktır.
Sosyal hukuk
devletinin somut göstergelerinden bir olan sosyal güvenlik hakkının yer
aldığı Anayasanın 60 ıncı maddesinde, “Herkesin sosyal güvenlik hakkına
sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve
teşkilat kurar” denilmektedir.
Çağdaş devlet
anlayışı sosyal hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla Anayasanın özüne
ve ruhuna uygun biçimde kurularak işletilmesini, bu yolla bireylerin refah,
huzur ve mutluluğunun sağlanmasını gerekli kılar. Anayasanın 2 nci
maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, eylem
ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan devlettir.
Yukarıda açıklanan
nedenlerle 5754 sayılı Kanunun 35 inci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı
Kanunun 55 inci maddesinin ikinci fıkrası memur ve diğer kamu görevlileri
açısından Anayasanın 2 nci ve 128 inci maddelerine aykırı olduğundan,
ikinci fıkrada yer alan “Bu kanuna göre bağlanan gelir ve aylıklar” ibaresi
ise güncelleme katsayısı ile bağlantısı yüzünden diğer sigortalılar
yönünden Anayasanın 2 nci ve 60 ıncı maddelerine aykırı olduğundan iptali
gerekir.
9) 5747 sayılı
Kanunun 38 inci Maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı
maddesinin (f) bendinin Anayasaya aykırılığı
5747 sayılı Kanunun
38 inci maddesi ile değiştirilen 60 ıncı maddenin (f) fıkrasında: “Bu Kanun
veya bu Kanundan önce yürürlükte bulunan sosyal güvenlik kanunlarına göre
gelir ve aylık alan kişiler” genel sağlık sigortalısı sayılanlar arasında
sayılmıştır.
Getirilen bu kural
ile birlikte 5434 sayılı kanuna göre emekli aylığı alanların sağlık yardım
ve giderleri, diğer sigortalılar gibi genel sağlık sigortası kurallarına
göre yapılacaktır.
5510 sayılı Yasa ile
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve
Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, 2925 sayılı
Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve
Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu kapsamında bulunanlar sosyal güvenlik ve
sağlık hizmetleri yönünden aynı sisteme bağlı tutulmuşlardı.
Anayasa Mahkemesinin
5510 sayılı Yasa ile ilgili E.2006/111, K.2006/112 sayılı Kararında:
“Devletin en temel
işlevlerinden olan kamu hizmetinin görülmesindeki yeri tartışmasız olan kamu
görevlileri için statülerine, yaptıkları görevin gereklerine uygun,
emeklileri için de önceki statüleri ile uyumlu ayrı yasal düzenleme
yapılmasını gerekli kılmaktadır. Ancak, düzenlemenin aynı hukuksal konumda
bulunmayanların bu özelliklerini ve farklılıklarını yansıtmak koşuluyla
aynı veya başka bir yasa içinde yapılması hususu kuşkusuz yasa koyucunun
takdiri içindedir. Bu durumda, sosyal güvenlik hakkının yansımalarından
biri olan emekli maaşının, sigorta esasına göre ödenen yaşlılık aylığı ile
benzerlikleri bulunsa da amacı ve özellikleri bakımından önemli
farklılıklar gösterdiği bir gerçektir. Bu farklılıklarına karşın emekli
maaşının hesaplanmasında da yaş, hizmet süresi ve emeklilik kesenekleri
gibi hususların belirleyici olması doğaldır. Yasa koyucunun, memurlara
ödenecek emekli maaşı ile diğer çalışanlara ödenecek yaşlılık aylığının
hesaplanmasında, bunların benzerliklerini ve farklılıklarını dikkate
alarak, aktüeryal dengeleri bozmadan düzenlemeler yapması olanağı bulunduğu
ve bu konudaki takdirin ise kendisine ait olduğu açıktır. Belirtilen
nedenlerle, 5510 sayılı Yasa’da, aynı hukuksal konumda bulunmayan memurlar
ve diğer kamu görevlileri ile bunlar dışında kalan sigortalıların yukarıda
belirtilen özellikleri gözetilmeksizin aynı sisteme bağlı tutulması, Anayasanın
2 nci, 10 uncu ve 128 inci maddelerine aykırıdır” denilmektedir.
Aynı kararda:
“5510 sayılı Yasa
ile sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde görülebilmesini sağlamak
amacıyla genel sağlık sigortası kurulması öngörülmüştür. Yasa’nın genel
gerekçesinde beş farklı emeklilik rejiminin aktüeryal olarak hak ve
yükümlülüklerin eşit olacağı tek bir emeklilik rejimine dönüştürülmesinin
planlandığı, buna koşut olarak sağlık hizmetlerinin düzenlenmesinde de aynı
anlayışın esas alındığı anlaşılmaktadır. Oysa yukarıda da belirtildiği gibi
memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yürüttükleri kamu hizmetine bağlı
olarak hukuksal konumları, diğer çalışanlardan birçok bakımdan farklılıklar
göstermektedir. Çalışmakta olanları ve emeklileri kapsayan genel sağlık
sigortasından yararlanma hakkı da, Anayasanın 128 inci maddesinde memurlar
ve diğer kamu görevlileri için yasayla düzenlenmesi öngörülen haklar
arasında bulunduğundan, üstlendikleri kamu hizmetinin aksamadan yürütülmesi
ve hizmet alanlar yönünden de olumsuzluklar yaşanmaması için bu hususların
da memurların diğer hakları gibi onlara ilişkin düzenleme içinde ayrıca yer
alması Anayasal bir gerekliliktir. Açıklanan nedenlerle genel sağlık
sigortası kapsamındaki dava konusu kurallar belirtilen özellikleri
taşımaması nedeniyle memurlar ve diğer kamu görevlileri yönünden Anayasanın
2 nci, 10 uncu ve 128 inci maddelerine aykırıdır. İptali gerekir”
deniliyordu.
Memur ve diğer kamu
görevlisi olarak görev yapanlardan 5434 sayılı kanuna göre gelir ve aylık
alanların yararlanacakları sağlık yardımlarını diğer sigortalılar gibi aynı
kurallara tabi tutan ve bunların sağlık yardım ve giderlerinin genel sağlık
sigortası kurallarına göre yapılmasını öngören 5747 sayılı Kanunun 38 inci
Maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin (f) bendi
Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 128 inci maddelerine aykırı olup iptali
gerekir.
10) 5754 sayılı
Kanunun 41 inci Maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanununun 64 üncü Maddesine eklenen (c) bendinin
Anayasaya aykırılığı
5754 sayılı Kanunun
64 üncü maddesinde yapılan düzenleme ile yabancı ülke vatandaşlarının genel
sağlık sigortalısı veya genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu
kişi sayıldığı tarihten önceki kronik hastalıkları kurumca finansmanı
sağlanmayacak sağlık hizmetleri arasına sokulmuştur.
Anayasa
Mahkemesi’nin E.1990/27, K.1991/2, sayılı Kararına göre: “Hukuk devletinin
amaç edindiği yaşama hakkının korunması, sosyal güvenliğin sağlanmasıyla
gerçekleşecektir. Sosyal güvenliği sağlayacak olan kuruluşların yasal
düzenlemeleri yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma haklarını
zedeleyecek veya ortadan kaldıracak hükümler içermemesi gerekir”. Anayasa
Mahkemesi, bu Kararında 506 Sayılı Kanun’un 34 üncü maddesinde öngörülen ve
sosyal sigortalılara yapılacak sağlık yardımını 18 ayla sınırlayan hükmünü
iptal etmiştir.
Anayasa
Mahkemesi’nin E.1990/27, K.1991/2, sayılı Kararında:
“Anayasanın 17 nci
maddesinin ilk tümcesi “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve
geliştirme hakkına sahiptir...” biçimindedir. Kişinin yaşama hakkı, maddi
ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan,
devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bu haklara karşı olan her
türlü engelin ortadan kaldırılması da devlete ödev olarak verilmiştir.
Güçsüzleri güçlüler karşısında koruyacak olan devlet, gerçek eşitliği sağlayacak,
toplumsal dengeyi koruyacak, böylece gerçek hukuk devleti niteliğine
ulaşacaktır. Hukuk devletinin amaç edindiği yaşama hakkının korunması,
sosyal güvenliğin sağlanmasıyla gerçekleşecektir. Sosyal güvenliği
sağlayacak olan kuruluşların yasal düzenlemeleri “yaşama hakkı ile maddi ve
manevi varlığı koruma haklarını” zedeleyecek veya ortadan kaldıracak
hükümler içermemesi gerekir.
Anayasanın 56 ncı
maddesinin 3 üncü, 4 üncü ve 5 inci fıkraları yine devlete, kişilerin
hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmelerini sağlamak için sağlık
kuruluşlarının hizmetlerini, düzenleme, denetleme ve organize etme gibi
görevler yüklemiştir. Anlaşılmaktadır ki, devlet, kişilerin yaşamlarını
sağlıklı biçimde sürdürmeyi sağlamak amacını çeşitli sosyal güvenlik
kuruluşları ile gerçekleştirecektir. Devlet için bir görev, kişiler için de
bir hak olan bu amaç gerçekleştirilirken bu hakkı sınırlayıcı, bu haktan
yararlanmayı zayıflatıcı düzenlemeler Anayasanın 56 ncı maddesine de
aykırıdır.
İtiraz konusu
maddenin “... 18 aya kadar ...” olan sözcükleri, temel olarak Anayasada
yerini almış “sosyal güvenlik hakkını” bir süre sonra kullanılmaz duruma
getirmekte, sosyal güvenlik hakkının öğelerinden biri olan sağlık yardımı
bu sürenin sonunda etkisiz kalmaktadır. Anayasanın 65 inci maddesi,
devletin sosyal ve ekonomik alanda belirtilen görevlerini yerine
getirirken, ekonomik istikrarın korunması, mali kaynakların yeterliliği
ölçütlerini gözönünde tutması gerektiğini belirtmektedir. Anayasanın 65
inci maddesindeki bu sınırlama ile itiraz konusu “... 18 aya kadar ...”
deyimi arasında bir ilişki kurulamaz. Anayasanın 60 ıncı maddesi kişilere
“sosyal güvenlik hakkını” vermekle birlikte ikinci fıkrasında bunun için
alınacak tedbirleri devlete görev olarak verirken 65 inci madde ile de bu
göreve bazı sınırlamalar getirmiştir. Ancak, 60 ıncı maddede belirtilen bu
sosyal hak, yine Anayasanın 17 nci maddesinde düzenlenen “... yaşama, maddi
ve manevi ve varlığını koruma ... hakkı” ile çok sıkı bağlantı içindedir.
Dolayısıyla devlet ekonomik ve sosyal alandaki görevlerini yerine
getirirken uygulayacağı sınırlamalarda “yaşama hakkını” ortadan kaldıran
düzenlemeler yapamayacaktır. Bu nedenle Anayasanın 65 inci maddesindeki
sınırlamaları, 506 sayılı Yasa’nın 34 üncü maddesindeki itiraz konusu “...
18 aya kadar...” sözcüklerine uygulama olanağı yoktur. İtiraz konusu “...
18 aya kadar ...” sözcükleri Anayasanın 60 ıncı maddesine aykırı olduğundan
iptali gerekir” denilmektedir.
5754 sayılı Kanunun
64 üncü maddesinde yapılan düzenleme ile yabancıların kronik
hastalıklarının tedavilerini engellemektedir. Yabancıların da yaşama hakkı
gözetilmelidir. Bu konuda düzenlenen uluslararası kurallar da aynı amaca
yönelik hükümler taşımaktadır. 16.06.1989 günlü, 3581 sayılı Yasa’yla
onaylanan Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi’nin 13 üncü maddesi de hastalık
durumunda gerekli olan tüm bakımların sağlanmasını öngörmektedir.
Açıklanan nedenlerle
5754 sayılı Kanunun 41 inci Maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 64 üncü Maddesine eklenen
(c) bendi Anayasanın 17 nci, 56 ncı ve 60 ıncı maddelerine aykırı olup
iptali gerekir.
11) 5754 sayılı
Kanunun 46 ncı Maddesi ile Değiştirilen 5510 Sayılı Kanunun 76 ncı
Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Son Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı
5754 sayılı Kanunun
46 ncı maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 76 ncı maddesinin
üçüncü fıkrasının son cümlesi aynen şöyledir: “Tedavinin sona erdiğine ve
çalışabilir durumda olduğuna dair Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık
kurullarından belge almaksızın başka işte çalışan genel sağlık
sigortalısının aynı hastalığı sebebiyle yapılan tedavi masrafları ise
kendisinden geri alınır.”
Hasta olmasına
karşın çalışmak zorunda kalan kişilerin cezalandırılması anlamına gelen bu
düzenleme, Anayasanın öngördüğü sosyal hukuk devleti kavramına ters düşen
bir düzenlemedir.
Sosyal hukuk
devleti, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği yani
sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü devlet demektir.
Anayasanın, Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer verdiği sosyal hukuk
devletinin dayanaklarından birini oluşturan sosyal güvenlik kavramının
içerdiği temel esas ve ilkeler uyarınca toplumda yoksul ve muhtaç insanlara
Devletçe yardım edilerek onlara insan onuruna yaraşır asgari yaşam düzeyi
sağlanması, böylece, sosyal adaletin ve sosyal devlet ilkelerinin
gerçekleşmesine elverişli ortamın yaratılması gerekir. Devlet ekonomik ve
sosyal alandaki görevlerini yerine getirirken uygulayacağı sınırlamalarda
‘yaşama hakkını’ ortadan kaldıran düzenlemeler yapmamalıdır.
Anayasanın 56 ncı
maddesinin 3 üncü, 4 üncü ve 5 inci fıkraları devlete, kişilerin hayatını
beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmelerini sağlamak için sağlık
kuruluşlarının hizmetlerini, düzenleme, denetleme ve organize etme gibi
görevler yüklemiştir.
İtiraz konusu
maddenin son cümlesinde yer alan: “Tedavinin sona erdiğine ve çalışabilir
durumda olduğuna dair Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık
kurullarından belge almaksızın başka işte çalışan genel sağlık sigortalısının
aynı hastalığı sebebiyle yapılan tedavi masrafları ise kendisinden geri
alınır “cümlesi, “sosyal güvenlik hakkını” kullanılmaz duruma getirmekte,
sosyal güvenlik hakkının öğelerinden biri olan sağlık yardımını etkisiz
kılmaktadır.
Anayasanın 60 ıncı
maddesi kişilere “sosyal güvenlik hakkını” vermekle birlikte ikinci
fıkrasında bunun için alınacak tedbirleri devlete görev olarak verirken 65
inci madde ile de bu göreve bazı sınırlamalar getirmiştir. Ancak, 60 ıncı
maddede belirtilen bu sosyal hak, yine Anayasanın 17 nci maddesinde
düzenlenen “... yaşama, maddi ve manevi ve varlığını koruma ... hakkı” ile
çok sıkı bağlantı içindedir. Dolayısıyla devlet ekonomik ve sosyal alandaki
görevlerini yerine getirirken uygulayacağı sınırlamalarda “yaşama hakkını”
ortadan kaldıran düzenlemeler yapamayacaktır.
Açıklanan nedenlerle
5754 sayılı Kanunun 46 ncı maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 76
ncı maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi Anayasanın 2 nci, 17 nci ve 60
ıncı maddesine aykırı olup, iptali gerekir.
12) 5754 sayılı
Kanunun 58 inci Maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanununun 98 inci Maddesinin ikinci fıkrasından
sonra gelmek üzere eklenen fıkranın Anayasaya aykırılığı
5754 sayılı Kanunun
58 inci Maddesi ile 5510 sayılı Kanununun 98 inci maddesinin ikinci
fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkrada: “Yıllık veya daha uzun
süreli tamamlayıcı veya destekleyici özel sağlık sigortalarına ilişkin usul
ve esaslar Kurumun uygun görüşü alınarak Hazine Müsteşarlığı tarafından
belirlenir” hükmü yer almaktadır.
Özel sağlık
sigortalarına ilişkin usul ve esasların yasa ile belirlenmesi gerekir.
Anayasanın 7 nci maddesine göre, yasama yetkisi, Türk Milleti adına Türkiye
Büyük Millet Meclisinindir, bu yetki devredilemez. Bir düzenleyici işlem
mevcut yasa hükümlerini değiştirebiliyor veya yürürlükten kaldırabiliyorsa,
bu işlem yasa niteliğinde veya gücündedir. Anayasanın 7 nci maddesinin
açıklığı karşısında, yasama organı, başka bir organa, mevcut yasa kurallarını
değiştirme ya da kaldırma yetkisi veremez. Anayasaya göre yasa ile
düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına, genel, sınırsız,
esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilemez.
Yasayla düzenleme
ilkesi, düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesi
değil, bunların yasa metninde kurallaştırılmasıdır. Kurallaştırma ise,
düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin çizilmiş
olmasını ifade eder. Ancak bu koşulla uzmanlık ve teknik konulara ilişkin
ayrıntıların belirlenmesi yürütme organının takdirine bırakılabilir.
Anayasada yasayla düzenlenmesi
öngörülen konularda, yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme
yetkisinin verilmesi olanaklı değildir. Yürütmenin düzenleme yetkisi,
sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle Anayasada
öngörülen ayrık durumlar dışında, yasalarla düzenlenmemiş bir alanda, yasa
ile yürütmeye genel nitelikte kural koyma yetkisi verilemez. Yürütme
organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasanın 7 nci
maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri koyması çerçeveyi çizmesi,
sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması
gerekir.
Anayasanın 2 nci
maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve
işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde
yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu
bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasa koyucu,
yasaların yalnız Anayasaya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını
sağlamakla yükümlüdür.
Hiçbir devlet
organı, Anayasadan aldığı yetkiyi, başka bir organa devredemez. Çerçevesi
çizilmeyen, sınırları belirlenmeyen bir alanda Hazine Müsteşarlığına usul
ve esas belirleme yetkisi veren düzenleme Anayasanın 2 nci ve 7 nci maddesine
aykırı olup, iptali gerekir.
13) 5754 sayılı
Kanunun 61 inci Maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanununun 103 üncü Maddesinin Anayasaya aykırılığı
5754 sayılı Kanunun
61 inci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununun 103 üncü maddesi 9.4.2008 tarihinde Türkiye
Büyük Millet Meclisinde kabul edilirken eylemli içtüzük ihlali yapılmıştır.
Danışma Kurulu,
8.4.2008 tarihli toplantısında Genel Kurulun 9.4.2008 Çarşamba günkü
Birleşiminde 13.00 – 22.00 saatleri arasında çalışmasının Genel Kurulun
onayına sunulmasını önermeyi kararlaştırmıştır. (Ek 1)
Genel Kurulun
9.4.2008 Çarşamba günkü Birleşiminde, Başkan’ın: “Madde üzerinde bir tek
önergemiz var. Maddenin bitimine kadar süreyi uzatmayı oylarınıza
sunuyorum” sözleri üzerine, Tunceli Milletvekili Kamer Genç ve Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay çalışma süresinin sona erdiğini, süre
bittikten sonra oylama yapılamayacağını belirterek süre uzatma oylamasının
yapılmasına itiraz etmiştir. Çalışma süresinin sonu olan saat 22.00 den
sonra süre uzatma ile ilgili oylama yapılamayacağına, oylamanın saat 22.00
den önce yapılması gerektiğine dair itirazları dikkate almayan Başkan,
önerge üzerinde konuşma yapacak olan Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’a
söz vermiştir. Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır: “Beni bir hukuksuzluğa
ortak etmiş oldunuz, keşke zaman bitmeden önce süre uzatılması kararı
verilseydi. Ana muhalefet partisi de salonu terk etmek zorunda kaldı”
demiştir. Bu sözler üzerine Başkan: “Bitmeden uzattık, bittikten sonra
uzatamayız efendim. Bittikten sonra uzatılmaz ki, bitmeden önce uzatılacak
tabii” şeklinde yanıt vermişse de, Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır:
“Ama süreniz bitmişti” diyerek sözlerine devam etmiştir. Şırnak
Milletvekili Sevahir Bayındır konuşmasını tamamladıktan sonra, Başkan 61
inci maddeyi oylamaya sunmuş, maddenin kabul edildiğini belirterek,
Birleşimi alınan karar gereğince 10.4.2008 tarihinde toplanmak üzere
kapatmıştır. Birleşimin kapanma saati tutanaklara göre saat 22.11’dir. (Ek
2)
Anayasanın 88 inci
maddesine göre: “Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet
Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir.”
Anayasanın 95 inci
maddesinde ise: “Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarını, kendi yaptığı
İçtüzük hükümlerine göre yürütür.” hükmü yer almaktadır.
İçtüzüğün 55 inci
maddesinde: Zorunlu hallerde o birleşim için geçerli olmak kaydıyla ve sona
ermek üzere olan işlerin tamamlanması amacıyla oturumun uzatılmasına Genel
Kurulca karar verilebileceği yazılıdır.
İçtüzük hükmü,
çalışma saati sona erdikten sonra süre uzatılması için oylama yapılmasına
olanak vermemektedir. Süre geçtikten sonra oylama yapılamaz; çünkü, süre
uzatılması için karar alınması, bir muamelenin tamamlanması değildir. Genel
Kurul uygun görmedikçe, izin vermedikçe süreyi uzatmak mümkün değildir.
Çalışma saatini aştıktan sonra süre uzatımı için oylama yapmak, eylemli
içtüzük ihlalidir.
5754 sayılı Kanunun
61 inci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununun 103 üncü maddesi içtüzükte olmayan bir kural
uyarınca oylanarak kabul edilmiştir. Bu nedenle Anayasanın 88 inci ve 95
inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekir.
14) 5754 sayılı
Kanunun 73 üncü Maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 20’nin
Anayasaya aykırılığı
5754 sayılı Kanunun
73 üncü Maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 20’deki
düzenlemeyle: 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki
bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları, sanayi odaları,
borsalar veya bunların teşkil ettikleri birlikler personeli için kurulmuş
bulunan sandıkların iştirakçileri ile aylık veya gelir bağlanmış olanlar
ile bunların hak sahipleri herhangi bir işleme gerek kalmaksızın bu
maddenin yayımı tarihinden itibaren üç yıl içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna
devredilerek bu Kanun kapsamına alınması öngörülmüştür.
Daha önce 11.05.1976
tarih ve 1912 sayılı Kanunla 506 sayılı Kanunun Geçici 20 nci maddesine
tabi vakıf ve sandıkların SSK’ya devri öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi bu
düzenlemeyi sosyal hukuk devleti ilkesine ve kişilerin sosyal güvenlik
hakkına aykırı bularak iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesinin E.1976/36,
K.1977/2 sayılı Kararında: “Devletin haklı bir neden ortaya koymaksızın
kendi kurduğu örgütten farksız ve hatta ondan daha üstün sosyal güvenlik
hakkı sağlayan vakıf kuruluşlarına el atması sosyal hukuk devleti ilkesiyle
bağdaştırılamaz. O halde bu kuruluşlar hakkında hiçbir inceleme yapılmadan
ve örgütlerin durumları açık ve seçik olarak ortaya konulmadan mensuplarının
sosyal sigorta kapsamına ilke olarak alınmasında Anayasaya uyarlık yoktur”
denilmiştir.
Anayasa mahkemesinin
bu kararından yıllar sonra bu kez 19.10.2005 tarihinde kabul edilen 5411
sayılı Bankacılık Kanununun Geçici 23 üncü maddesinde yapılan düzenlemeyle
506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın geçici 20 nci maddesi kapsamındaki
kurumların personeli için kurulmuş bulunan özel sosyal güvenlik sandıkları
iştirakçileri ile bu sandıkların malûllük, yaşlılık, ölüm sigortalarından
aylık alanların ve bunların hak sahiplerinin, herhangi bir işleme gerek
kalmaksızın üç yıl içinde Sosyal Sigortalar Kurumu’na devredilerek 506
sayılı Yasa kapsamına alınmaları öngörülmüştür.
5411 sayılı
Bankacılık Kanununun Geçici 23 üncü maddesinde yapılan düzenlemenin iptali
için Anayasa Mahkemesine başvurulmuş ve Anayasa Mahkemesinin konuyla ilgili
E.2005/139, K.2007/33 sayılı 22.03.2007 tarihli Kararında aynen şöyle
denilmiştir:
“Maddenin birinci
fıkrasında öngörüldüğü gibi devir işlemi sonucunda, sandıkların
iştirakçileri ile malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından aylık veya gelir
bağlanmış olanlar ile bunların hak sahipleri 506 sayılı Yasa kapsamına
alınmış olmaktadır. Buna göre kural sandık iştirakçileri ile malullük,
yaşlılık ve ölüm sigortasından aylık veya gelir bağlanmış olanlar ile
bunların hak sahiplerinin sosyal güvenlik haklarını ortadan
kaldırmamaktadır. Ancak, maddenin birinci fıkrası sandık iştirakçileri ile
malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından aylık veya gelir bağlanmış olanlar
ile bunların hak sahiplerinin 506 sayılı Yasa kapsamına alınmak suretiyle
devrini öngörürken, altıncı fıkrası bu devrin iştirakçilerin 506 sayılı
Yasa’ya göre emsallerine uygun olarak intibaklarının yapılması suretiyle
gerçekleştirileceğini belirtmektedir. Bu durum, 506 sayılı Yasa
kapsamındakilere uygulanan prim oranlarının üzerinde prim uygulamasında
bulunan Sandıklardan, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından aylık veya
gelir bağlanmış olanlar ile bunların hak sahiplerinin gelecekte gelir
kaybına uğramalarına yol açabilecektir. Her ne kadar sandıkların varlıkları
sona erdirilmemekte ve maddenin beşinci fıkrasında da sandıkların 506
sayılı Yasa’nın öngördüğü sosyal hakların ve ödemelerin üzerinde sağlamış
oldukları sosyal sigorta haklarına ve ödemelerine devam edebilecekleri
belirtilmekte ise de, kural gereği devir tarihi itibariyle devredilen
kişilerle ilgili olarak sandıkların yükümlülüğünün peşin değerinin
hesaplanarak borçlandırılması ve sandık iştirakçilerinin devri nedeniyle
sağlanan prim gelirleri yönünden de büyük kayba uğrayacak olmaları,
sandıkların 506 sayılı Yasa’nın öngördüğü sosyal hakların ve ödemelerin
üzerinde sağlamış oldukları sosyal sigorta haklarını ve ödemelerini
gerçekleştirebilmelerini ve devam ettirebilmelerini tehlikeye
düşürebilecektir. Sandıkların bu hakları ve ödemeleri gelecekte
karşılamakta ödeme güçlüğüne düşebilecekleri gözetildiğinde, bu kişilerin
haklarının korunması için gerekli düzenlemelerin yapılması sosyal hukuk
devleti ilkesinin bir gereğidir. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasanın 2
nci maddesine aykırıdır. İptali gerekir.”
5754 sayılı Kanunun
73 üncü Maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 20’de yer alan
düzenlemelerde vakıf ve sandık iştirakçilerinin hangi bedelle gelir ve
aylıklarının Sosyal Güvenlik Kurumuna devri ile ilgili ayrıntılı hükümler
konulmasına karşın vakıf iştirakçilerinin sağlık ve sosyal sigorta hakları
korunmamıştır. Devir nedeniyle gelir kaynakları kesilen sandık ve
vakıfların iştirakçilerine 5510 sayılı Yasa’nın öngördüğü sosyal hakların
ve ödemelerin üzerinde sağlamış oldukları sosyal sigorta haklarını ve
ödemelerini gerçekleştirebilmeleri ve devam ettirebilmeleri mümkün
değildir. Bu imkânsızlık gözönünde tutularak istihdam eden kuruluşun ödeme
yapması öngörülmüştür. Ancak istihdam eden kuruluşun ödeme güçlüğü çekmesi
olasılığına karşı hiçbir devlet güvencesi öngörülmemiştir. Kaldı ki
istihdam eden kuruluşun ödeme güvencesi sadece emekli olanlar içindir.
Halen çalışan ve ileride sağlayacağı sosyal güvenceleri gözönünde tutarak
yıllarca yüksek tutarda prim ödeyenler bu haktan mahrum bırakılmıştır.
Getirilen düzenlemeye göre 30.04.2008 tarihinden sonra sandıklarca
bağlanmış ve bağlanacak olan gelir ve aylıklara yapılacak artışlar 506
sayılı Kanuna göre bağlanan gelir veya aylıklara yapılacak artışlardan
fazla olamayacaktır. Bu durum yüksek tutarda prim ödeyen vakıf
iştirakçisine yapılan büyük haksızlıktır. Bu kişilerin vakıf senetlerinden
doğan kazanılmış hakları yok edilmiştir. 506 sayılı Kanuna göre bağlanan
gelir ve aylıklarda yapılan haksız ve adil olmayan artış yöntemi sandık ve
vakıf iştirakçilerine de yansıtılmıştır. Bir başka deyişle sandık ve vakıf
iştirakçilerinin emekli aylıkları da refahtan tam pay vermeden
artırılacaktır.
Devletin, haklı bir
neden ortaya koymaksızın, kendi kurduğu örgütten farksız ve hatta ondan
daha üstün sosyal güvenlik hakkı sağlayan vakıf kuruluşlarını işlevsiz hale
getirmesi sosyal hukuk devleti ilkesi ile bağdaştırılamaz.
Anayasanın 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan
haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini
bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinde olan
devlettir. Anayasanın 2 nci maddesinde aynı zamanda, sosyal devlet
ilkesinden söz edilmektedir. Bu ilke, kişinin doğuştan sahip olduğu onurlu
bir yaşam sürdürme, maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve
yetkisini kullanmasını sağlar. Sosyal devletin görevi, güçsüzleri koruyarak
sosyal adaleti, sosyal refahı ve sosyal güvenliği sağlamaktır. Sosyal Hukuk
Devleti, kişisel özgürlük, sosyal adalet ve sosyal güvenlik öğelerini
birbirleriyle bağdaştırarak “hukuk devleti” ile “sosyal devlet” arasındaki
uyumu sağlar.
Hukuk devletinde
kazanılmış haklara saygı gösterilmesi bir zorunluluk, hatta yükümlülüktür.
Hukuksal tasarrufu doğuran irade sahiplerinin aynı yöntemle bu tasarrufu
geri almalarına veya değiştirmelerine olanak bulunmaktadır. Ancak, önceden
oluşmuş hukuksal durumların sonradan yapılacak işlemlerle değiştirilmesi,
hukuktan beklenen güvenlikle bağdaşmaz. Kazanılmış hakları ortadan
kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2 nci maddesinde
açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir.” hükmüne
aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı hukuksal güvenceyi
ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Hukuk Devleti’nin
unsurlarından bir diğeri olan hukuk güvenliği, diğer bir ifadeyle “güvenin
korunması ilkesi” de ilgilinin hukuki durumunun süreceğine olan güveni
dolayısıyla hayal kırıklığına uğratılmaması anlamına gelir. Güvenin
korunması, her zaman mevcut bir hukuki durumun dokunulmazlığı anlamında
olmasa da, her düzenleme değişikliğinde yasa koyucunun göz önünde
bulundurması gereken bir husustur.
Halkın Devlete olan
güveninin korunması da ancak hukuk güvenliğinin sağlanmasıyla mümkündür. Bu
yönüyle, Hukuk Devleti’nin önemli bir unsuru olarak hukuk güvenliği,
yalnızca hukuk düzeninin değil, aynı zamanda belirli sınırlar içinde, bütün
Devlet davranışlarının, az çok, önceden öngörülebilir olması anlamını
taşır. Hukuki güvenlik sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu
güven değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni
de içerir. Haklı beklenti, idarenin ister bir taahhüt, isterse uzun süren
bir uygulamasına güvenerek olsun, bireylerin bir çıkarları ya da lehlerine
olan bir sonuca ulaşabileceklerini ya da edinebileceklerini ümit etmelerini
ifade eder. Yeni düzenlemenin hukuki istikrarı bozmaması, hakların
kullanılmasını zorlaştırmayacak ya da doğmuş olan haklarının hiçe sayılması
anlamına gelecek şekilde tasarlanmaması gerekmektedir.
Yukarıda açıklanan
nedenlerle 5754 sayılı Kanunun 73 üncü Maddesi ile 5510 sayılı Kanuna
eklenen Geçici Madde 20’nin birinci fıkrası Anayasanın 2 nci maddesine
aykırı olup, iptali gerekir.
15) 5754 sayılı
Kanunun 80 inci Maddesi ile değiştirilen 2802 sayılı Kanunun Geçici 16 ncı
maddesinin Anayasaya aykırılığı
5754 sayılı Kanunun 80
inci Maddesi ile değiştirilen 2802 sayılı Kanunun Geçici 16 ncı maddesi ile
hakim ve savcıların emeklilik kesenek ve karşılıkları ile emekli aylıkları
ve ikramiyelerinin hesaplanmasında 29.06.2006 tarihli ve 5536 sayılı
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki bu hususlara dair hükümlerin
uygulanmasına devam olunur hükmü getirilmiştir.
Getirilen bu hüküm
ne anlama gelmektedir?
29.06.2006 tarihinde
kabul edilen 5536 sayılı Hâkimler Ve Savcılar Kanunu İle Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar
Kanununda değişiklik yapmıştır. Yapılan değişiklikler sonucu hâkim ve
savcıların aylıkları, en yüksek Devlet memuruna (Başbakanlık Müsteşarı)
fazla çalışma ücreti hariç fiilen yapılmakta olan ödemeler (sözleşme
ücreti, ikramiyeler, özel hizmet tazminatı ve kadrosu için öngörülen makam
tazminatının yarısı) kıstas alınmak suretiyle yeniden belirlenmiştir.
Böylece çeşitli derecelerdeki hakim ve savcılara kıstas aylığın yasada
belirlenen oranı kadar aylık ödenmesi kabul edilmiştir. Ayrıca, hâkim ve
savcılara, aylıklarına ilave olarak yargı ödeneği ödenmesi öngörülmüştür.
Bu düzenlemeden önce hâkim ve savcılara, aylıklarına ek olarak yüksek
hakimlik tazminatı, temsil tazminatı ve yargı ödeneği ödenmekte idi. Hakim
ve savcıların aylıklarında artış sağlayan bu düzenleme, 5536 sayılı Kanunda
yapılan bir başka düzenleme ile hakim ve savcıların emekli aylıklarına
yansıtılmamıştı. 5536 sayılı Kanunda yer alan: “Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanunu yürürlüğe girinceye kadar, 103 üncü maddede
ünvanları belirtilenlerin emekli kesenek ve karşılıkları ile emekli
aylıkları ve ikramiyelerinin hesaplanmasında, bu maddenin yürürlüğe girdiği
tarihten önceki bu hususlara dair hükümlerin uygulanmasına devam olunur”
hükmü nedeniyle hakim ve savcıların emekli aylıklarının, Başbakanlık
Müsteşarının aylığı kıstas alınarak ödenen aylığa göre değil, önceki
düzenlemelere göre ödenmesi öngörülmüştü.
Yani, 5536 sayılı
Yasada yer alan hüküm nedeniyle 2006 yılı Haziran ayından sonra hakim ve savcılar
aylıklarını 5536 sayılı Kanunun getirdiği yeni kurallara göre alırken,
emekli hakim ve savcılar emekli aylıklarını eski kurallara göre almaya
devam ettiler. Bir başka ifadeyle hakim ve savcıların aylıklarında yapılan
artış emeklilere yansıtılmamıştır.
Bu arada bir emekli
hakim, emekli aylığı ve ikramiyesinin en son aldığı aylığa göre değil,
Haziran/2006 tarihindeki aylığına göre ödenmesi dolayısıyla Ankara 2. İdare
Mahkemesinde dava açmıştır. Davayı temyizen inceleyen Danıştay Onbirinci
Dairesi davacının ileri sürdüğü Anayasaya aykırılık savını ciddi bularak
Anayasa Mahkemesine başvurma kararı almıştır.
5754 sayılı Kanunun
80 inci Maddesi ile değiştirilen 2802 sayılı Kanunun Geçici 16 ncı maddesi,
5536 sayılı yasadaki hükmü devam ettirmektedir. Devam ettirme, hakim ve
savcıların aylıklarında yapılan veya yapılacak artışların emekli hakim ve
savcılara yansıtılmayacağı anlamına gelmektedir. Emekli olan veya ileride
emekli olacak olan hakim ve savcı aylıklarında yapılacak yeni
iyileştirmelerin (katsayı artışları hariç) emekli aylıklarına
yansıtılmasının önü kapatılmıştır.
Hukuk Devleti, en
kısa tanımıyla, vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulundukları, Devletin
eylem ve İşlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu bir sistemi ifade
eder. Anayasa Mahkemesinin çoğu kararlarında Hukuk Devleti; “insan
haklarına saygılı ve hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu
devam ettirmekle kendisini yükümlü sayan, bütün işlem ve eylemleri yargı
denetimine bağlı olan devlet” şeklinde tanımlanmıştır. Anayasanın 10 uncu
maddesinde belirtilen eşitlik ilkesi ise, birbirleriyle aynı durumda
olanlara aynı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların
yaratılmasını engellemek amacına hizmet eder. Bu itibarla aynı hukuksal
durumda olanlar için yapılan farklı düzenlemeler Anayasanın eşitlik
ilkesine aykırılık oluşturur.
2802 sayılı Hâkimler
ve Savcılar Kanunu’nun 111 inci maddesinde hakim ve savcıların devlet
memurlarına tanınan sosyal hak ve yardımlara ilişkin hükümlerden aynen
yararlanacakları hükme bağlanmıştır. Bu nedenle emekli aylığı yönünden
hakim ve savcılar, diğer devlet memurlarıyla aynı statüdedirler.
Devlet memurlarının
çalıştıktan ve emekli olduktan sonraki döneme ilişkin hak ve yükümlülükleri
yasalarla düzenlenmiştir. Emekli Sandığı Kanunu’nun “Emekli Aylığı”
başlıklı 41 inci maddesinin (a) fıkrasında; emekli, adi malullük ve vazife
malullüğü aylıklarının hesaplanmasında 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununun 43 üncü maddesinde yer alan gösterge tablosu ve personel
kanunlarındaki ek göstergelerin esas alınacağının belirtilmiştir.
Bu kural, 1999
yılında 4447 sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle 5434 sayılı Kanunun Ek 9
uncu Maddesi ile değiştirilmek istenmiştir. Getirilen değişiklikte; emekli,
adi malullük vazife malullüğü ile dul ve yetim aylıklarının, her ay bir
önceki aya ilişkin Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son
temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksi değişim oranına göre
belirlenmesi hükmü getirilmişti.
25.08.1999 tarihli
4447 sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle değiştirilen 5434 sayılı Kanunun Ek
9 uncu maddesini Anayasa Mahkemesi iptal etmiştir.
Anayasa Mahkemesinin
konuyla ilgili 23.02.2001 günlü ve E.1999/42, K.2001/41 sayılı kararı aynen
şöyledir: “Anayasanın 128 inci maddesinde, Devletin kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevleri memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle göreceği, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri,
atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ile aylık ve
ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği öngörülmüştür.
Devlet memurlarının çalıştıkları ve emekli oldukları döneme ilişkin hak ve
yükümlülükleri yasalarla düzenlenmiştir. Emekli Sandığı Kanunu’nun “Emekli
Aylığı” başlıklı 41 inci maddesinin (a) fıkrasında; emekli, adi malullük ve
vazife malullüğü aylıklarının hesaplanmasında 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu’nun 43 üncü maddesinde yer alan gösterge tablosu ve personel
kanunlarındaki ek göstergelerin esas alınacağı belirtilmiştir. Buna göre,
çalışmakta olan devlet memuru ile emekli olan memurun aylıklarının
hesaplanması, yasadaki belirli oranlar gözönünde bulundurularak aynı esasa
dayanılarak yapılacaktır. 5434 sayılı Yasa’nın Ek 9 uncu maddesinin birinci
fıkrasının değişikliğinden önce, eski emeklilerle yeni emekliler arasında
herhangi bir eşitsizlik doğması engellenmiş iken, yeni düzenlemeyle emekli
aylıklarındaki artışın gösterge ve ek göstergelerdeki artışa göre
hesaplanması esasından vazgeçilerek, aylığın enflasyon oranındaki artışa
göre hesaplanması kabul edilmiş, böylece çalışan memurların maaş artışı ile
emekli memurların maaş artışı arasında olduğu gibi daha önce aynı
görevlerde bulunan eski ve yeni emeklilerin maaşları arasında da büyük
farkların ortaya çıkmasına neden olacak bir sistem getirilmiştir. Bu durum
Anayasanın 10 uncu maddesindeki eşitlik ilkesini zedelemektedir. Eşitlik
temeline dayanan adil bir hukuk düzeni kurmak, hukuk devletinin en önemli
işlevlerinden biri olduğundan hukuksal eşitlik sağlanmadan hukuk devleti
ilkesinin gerçekleşmeyeceği açıktır. Bu nedenlerle, dava konusu kural
Anayasanın 2 nci ve 10 uncu maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.”
Anayasa Mahkemesinin
iptal ettiği bu kural daha sonra 5510 sayılı Kanun ile getirilmek
istenmiştir.
31.05.2006 tarih ve
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 55 inci
maddesinde yapılan düzenleme ile bu Kanuna göre bağlanacak gelir ve
aylıkların, her yılın Ocak ve Temmuz ödeme tarihlerinden geçerli olmak
üzere, bir önceki altı aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu
tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel
indeksindeki değişim oranı kadar artırılarak belirlenmesi öngörülmüştür.
Ancak 5510 sayılı Kanunla getirilen bu düzenleme de Anayasa Mahkemesinin
15.12.2006 gün ve E.2006/111, K.2006/112 sayılı kararıyla memur ve diğer
kamu görevlileri yönünden iptal edilmiştir.
5510 sayılı Kanunun
5754 sayılı Kanunun 68 inci Maddesi ile değiştirilen “5434 sayılı Kanuna
ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı GEÇİCİ 4 üncü Maddesinde yer alan
düzenlemeyle, Emekli Sandığı iştirakçisi iken bu Kanunun 4 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlara 5434 sayılı Kanun
hükümlerine göre işlem yapılması, aylık bağlanması; artırılması;
azaltılması; kesilmesi; yeniden bağlanması; toptan ödeme; ihya; yardımlar
ve ikramiyeleri hakkında yürürlükten kaldırılan hükümler de dahil 5434
sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılması öngörülmüştür.
Yani, 5754 sayılı
Kanun ile getirilen düzenlemeler sonucu 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi
olan memur ve diğer kamu görevlilerinden sadece emekli hakim ve savcıların
aylıkları yalnızca katsayı artışlarına bağlı olarak artacaktır. Hakim ve
savcı emeklileri gösterge ve ek gösterge artışlarından yararlanamayacakları
gibi, hakim ve savcılar 5434 sayılı Kanun çerçevesindeki hak ve
yükümlülükleri bakımından diğer memurlardan farklı kurallara tabi tutulmuştur.
5754 sayılı Kanunla
getirilen düzenlemeler sonucu, çalışan memurların maaş artışı ile emekli
memurların maaş artışı arasında veya eski emekli ile yeni emekli memur
maaşları arasında herhangi bir fark söz konusu olmayacaktır. Buna karşılık,
hakim ve savcılara diğer devlet memurlarında olduğu gibi, görevlerinden
ayrıldıkları tarihteki emekli keseneğine esas aylıkları esas alınarak
emekli aylığı bağlanması ve ikramiye ödenmesi engellenmiştir.
5754 sayılı Kanunun
80 inci Maddesi ile değiştirilen 2802 sayılı Kanunun Geçici 16 ncı maddesi
ile hakim ve savcıların emekli aylığı ve ikramiyesinin en son aldığı aylığa
göre değil, Haziran/2006 tarihindeki aylığına göre ödenmesi öngörülmüştür.
5754 sayılı Kanunun
80 inci Maddesi ile değiştirilen 2802 sayılı Kanunun Geçici 16 ncı maddesi,
Anayasanın 10 uncu maddesinde ifadesini bulan eşitlik ilkesine, 2 nci
maddesinde öngörülen hukuk devleti ilkesine, herkesin sosyal güvenlik
hakkına sahip olduğunu düzenleyen 60 ıncı maddesine ve Anayasa Mahkemesi
kararlarının bağlayıcılığına ilişkin 153 üncü maddesine aykırı olup, iptali
gerekir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ
DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Anayasa Mahkemesi
15.12.2007 tarihli ve E.2006/111, K.2006/112 sayılı Kararı ile 5510 sayılı
Kanunun bazı maddelerini iptal etmiş ve Kanunun yürürlüğünü durdurmuştur.
17.04.2008 tarih ve
5754 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun;
Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hükümler yerine yeni hükümler getirmekle
kalmamış, sosyal güvenlik sisteminde köklü değişiklikler yapan ek
düzenlemeler de getirmiştir.
Getirilen yeni
düzenlemelerden iptali istenenler, sosyal hukuk devleti ilkesini ve sosyal
güvenlik haklarını özünden zedeleyen düzenlemelerdir. Öte yandan getirilen
bu yeni düzenlemelerin bir bölümü Anayasa Mahkemesinin iptal kararına uygun
değildir.
Toplumun büyük bir
kısmını yakından ilgilendiren sağlık ve sosyal güvenlik ile ilgili
kuralların Anayasaya uygun olup olmadığının kısa sürede belirlenmesi
gerekmektedir. Aksi takdirde bu kuralların uygulanmaları halinde
giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağına şüphe yoktur.
Bu nedenle yukarıda
iptali istenilen kuralların yürürlüklerinin de durdurulması gerekli
görülmüştür.
V. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan
gerekçelerle, 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun;
1) 1-1 inci maddesi ile
değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (29)
numaralı bendi,
2- 17 nci maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin ikinci fıkrası,
3- 68 inci maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun Geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi,
Anayasanın 2 nci ve
60 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
2) 1- 2 nci maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun
4 üncü Maddesinin (c) bendinin (1) ve (2) nolu alt bentleri,
2- 38 inci maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin (a) bendinin (1)
nolu alt bendinde yer alan “ve (c)” ibaresi,
3- 64 üncü
maddesiyle değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 106 ncı maddesinin (8) numaralı
bendi,
4- 68 inci maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun Geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasındaki “5434 sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında” ibaresi,
Anayasanın 2 nci, 10
uncu ve 128 inci maddelerine aykırı olduğundan,
3) 3 üncü maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 5 inci maddesine eklenen (g) bendi,
Anayasanın 2 nci ve 10 uncu maddelerine aykırı olduğundan,
4) 4 üncü maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının
(h) bendi, Anayasanın 2 nci ve 60 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
5) 4 üncü maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının
(k) bendi, Anayasanın 2 nci ve 60 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
6) 21 inci maddesi
ile değiştirilen 34 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki “veya
kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması” ibaresi,
Anayasanın 2 nci ve 10 uncu maddelerine aykırı olduğundan,
7) 1- 30 uncu
maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin ikinci
fıkrasının (a) bendi,
2- 31 inci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı
Kanunun 51 inci maddesiyle maddeye ikinci fıkradan sonra gelmek üzere
eklenen fıkra,
Anayasanın 2 nci ve
60 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
8) 35 inci maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 55 inci maddesinin ikinci fıkrası,
Anayasanın 2 nci, 60 ıncı ve 128 inci maddelerine aykırı olduğundan,
9) 38 inci maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 60 ncı maddesinin (f) bendi,
Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 128 inci maddelerine aykırı olduğundan,
10) 41 inci maddesi ile değiştirilen
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 64 üncü
maddesine eklenen (c) bendi, Anayasanın 17 nci, 56 ncı ve 60 ıncı
maddelerine aykırı olduğundan,
11) 46 ncı maddesi ile
değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 76 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının son
cümlesi, Anayasanın 2 nci, 17 nci ve 60 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
12) 58 inci maddesi ile
değiştirilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun 98 inci maddesinin ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra,
Anayasanın 2 nci ve 7 nci maddelerine aykırı olduğundan,
13) 61 inci maddesi
ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 103 üncü maddesi, Anayasanın 88 inci
ve 95 inci maddelerine aykırı olduğundan,
14) 73 üncü maddesi ile 5510
sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 20’nin birinci fıkrası, Anayasanın 2 nci
maddesine aykırı olduğundan,
15) 80 inci maddesi
ile değiştirilen 2802 sayılı Kanunun Geçici 16 ncı maddesi, Anayasanın 2
nci, 60 ıncı ve 153 üncü maddelerine aykırı olduğundan,
iptallerine ve
uygulanmaları halinde sonradan giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve
durumlar doğacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin
durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
17.4.2008 günlü, 5754 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
1- 1. maddesiyle, 5510 sayılı Kanunu’nun 3.
maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (29) numaralı bendi şöyledir:
“Tanımlar
MADDE 3-
Bu Kanunun uygulanmasında;
…
29) Güncelleme katsayısı: Her yılın Aralık ayına
göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı
tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranının % 100’ü ile sabit
fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla gelişme hızının % 30’unun toplamına
(1) tam sayısının ilâve edilmesi sonucunda bulunan değeri,
ifade eder.”
2- 17.
maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un dava konusu fıkranın da yer
aldığı 29. maddesi şöyledir:
“Yaşlılık
aylığının hesaplanması
MADDE 29-
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki
sigortalılar ile aynı fıkranın (c) bendine göre bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten sonra ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başlayanların
yaşlılık aylığı, aşağıdaki hükümlere göre belirlenecek ortalama aylık
kazancı ile aylık bağlama oranının çarpımı sonucunda bulunan tutardır.
Ortalama aylık kazanç, sigortalının her yıla ait
prime esas kazancının, kazancın ait olduğu yıldan itibaren aylık talep
tarihine kadar geçen yıllar için, her yıl gerçekleşen güncelleme katsayısı
ile güncellenerek bulunan kazançlar toplamının, itibarî hizmet süresi ile
fiili hizmet süresi zammı hariç toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi
suretiyle hesaplanan ortalama günlük kazancın otuz katıdır.
Aylık bağlama oranı,
sigortalının malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi geçen toplam
prim ödeme gün sayısının her 360 günü için % 2 olarak uygulanır. Bu
hesaplamada 360 günden eksik süreler orantılı olarak dikkate alınır. Ancak
aylık bağlama oranı % 90’ı geçemez.
28 inci maddenin
dördüncü ve beşinci fıkralarına göre aylığa hak kazanan sigortalılar için
hesaplanacak aylık bağlama oranı, prim ödeme gün sayısı 9000 günden az
olanlar için çalışma gücü kayıp oranının 9000 gün prim ödeme gün sayısı ile
çarpımı sonucu bulunan rakamın % 60’a bölünmesi suretiyle hesaplanan gün
sayısına göre, % 50’yi geçmemek üzere üçüncü fıkra uyarınca tespit edilen
orandır. Prim ödeme gün sayısı 9000 günden fazla olanlar için ise toplam
prim ödeme gün sayısına göre aylık bağlama oranı belirlenir. Ancak, 4 üncü
maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için
bu fıkrada geçen 9000 prim gün sayısı 7200 gün, % 50 oranı da % 40 olarak
uygulanır.
Yukarıdaki şekilde
hesaplanan aylığın başlangıç tarihinin yılın ilk altı aylık dönemine
rastlaması halinde 55 inci maddenin ikinci fıkrasına göre Ocak ödeme dönemi
için gelir ve aylıklara uygulanan artış oranı kadar artırılarak, yılın
ikinci altı aylık dönemine rastlaması halinde ise öncelikle Ocak ödeme
dönemi, daha sonra Temmuz ödeme dönemi için gelir ve aylıklara uygulanan
artış oranları kadar artırılarak, sigortalının aylık başlangıç tarihindeki
aylığı hesaplanır.”
3- 68.
maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un dava konusu bendin de yer
aldığı Geçici 2. maddesi şöyledir:
“Bu
Kanundan önce yürürlükte bulunan sosyal güvenlik kanunlarına tâbi geçen
çalışmalar için bağlanacak aylıkların hesabı
GEÇİCİ MADDE 2 – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 17/7/1964 tarihli ve
506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925
sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı kanunlara tabi
olanlara bağlanacak yaşlılık aylıkları aşağıdaki şekilde hesaplanır:
a) Sigortalının bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe
kadar geçen sürelerdeki prim ödeme gün sayılarına veya fiili hizmet
süresine ait aylık; bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki kanun
hükümlerine göre, aylık talep tarihindeki toplam prim ödeme gün sayısı veya
fiili hizmet süresi üzerinden, bu Kanunun yürürlük tarihi itibarıyla
hesaplanacak aylığının bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadarki prim
ödeme gün sayısı veya fiili hizmet süresi ile orantılı bölümü, aylık talep
tarihine kadar geçen yıllar için, her yıl gerçekleşen güncelleme katsayısı
ile çarpılarak hesaplanır.
b) Sigortalının bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra geçen sürelerdeki prim ödeme gün
sayılarına ait aylığı, aylık talep tarihindeki toplam prim ödeme gün sayısı
üzerinden 29 uncu madde hükümlerine göre hesaplanacak aylığının, bu Kanunun
yürürlük tarihinden sonraki prim ödeme gün sayısına orantılı bölümü
kadardır. Ancak, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 3600 prim gün
sayısını doldurmamış olan sigortalıların yaşlılık aylığı bağlama oranının
hesabında, sigortalının Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra geçen ve
Kanunun yürürlük tarihinden önceki prim gün sayısını 3600 güne tamamlayan
hizmet sürelerinin her 360 günü için % 3 oranı esas alınır.
c) Aylık, (a) ve (b)
bentlerine göre hesaplanan kısmî aylıkların toplamından oluşur. Aylıklar
ayrıca 29 uncu maddenin son fıkrasına göre artırılarak belirlenir.
Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarih itibarıyla 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 82
nci maddesinin (a) bendine göre gösterge sistemi içinde hesaplanacak kısmî
aylıklara esas gösterge, sigortalıların ortalama yıllık kazanç hesabına
giren takvim yılı sayısı esas alınmak suretiyle hazırlanacak olan gösterge
ve üst gösterge tespit tabloları esas alınarak belirlenir.
Bu Kanunun yürürlük
tarihine kadar geçen sürelere ilişkin aylığın hesabında esas alınan asgari
aylık tutarı ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 82 nci
maddesinin ikinci fıkrasına göre belirlenen eski tam aylık tutarı, toplam
prim ödeme gün sayısı içinde bu Kanunun yürürlük tarihine kadar geçen prim
ödeme gün sayısının oranına tekabül eden tutar üzerinden esas alınır.
Yurt dışı hizmet
borçlanması yapanların aylıkları da yukarıda belirtilen fıkralara göre
hesaplanır.
Bu Kanunun 4 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamında sigortalı
sayılanlardan, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ilgili kanun
hükümleri ile bu madde hükümlerine göre yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra
çalışmaya başlaması nedeniyle aylıkları kesilenlerden, işten ayrılarak
yeniden yaşlılık aylığı bağlanması için yazılı istekte bulunanların yeni
aylıkları, bu Kanunun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına göre hesaplanır.
Malûllük ve ölüm
aylıkları, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki
sigortalılar için yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümler, (b) bendi
kapsamındaki sigortalılar için ise bu Kanunun yürürlük tarihinden önceki
hükümlere göre esas alınan süreler dikkate alınarak 27 nci veya 33 üncü
madde hükümlerine göre hesaplanır.
Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önce sigortalı veya iştirakçi olup, bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten sonra aylık talebinde bulunanlardan, farklı sosyal
güvenlik kurumlarına ya da bu Kanunda belirtilen sigortalılık hallerinden
birden fazlasına tabi olanlara aylık bağlanmasına esas alınacak kanun, bu
Kanunla mülga 2829 sayılı Kanun hükümlerine göre tespit olunur ve bunlar
hakkında, bu Kanunun geçici maddelerindeki hükümler uygulanır. Ancak,
bunlardan bu Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamına girmeyenlere 5434
sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz. Bu Kanunla mülga 2829 sayılı Kanuna göre
5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanması gerekenlerden, bu Kanunun geçici 4
üncü maddesi kapsamına girmeyenler için, bu maddenin birinci fıkrasının (a)
ve (b) bentleri esas alınır. (a) bendi hükümlerinin uygulamasına esas
alınacak kanun, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamında geçen süreler hariç, bu Kanunla mülga 2829 sayılı Kanun
hükümlerine göre belirlenir. Bu Kanuna tabi hizmetlerle 506 sayılı Kanunun
geçici 20 nci maddesine tabi sandıklarda geçen hizmetlerin
birleştirilmesinde de bu fıkra hükümleri esas alınmak suretiyle bu Kanunla
mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.”
4- 2.
maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un dava konusu bentlerin de yer
aldığı 4. maddesi şöyledir:
“Sigortalı
sayılanlar
MADDE 4-
Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından;
a) Hizmet akdi ile
bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar,
b) Köy ve mahalle
muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına
bağımsız çalışanlardan ise;
1) Ticarî kazanç
veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usûlde gelir
vergisi mükellefi olanlar,
2) Gelir vergisinden
muaf olup, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlar,
3) Anonim
şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş
komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma
iştiraklerinin ise tüm ortakları,
4) Tarımsal
faaliyette bulunanlar,
c) Kamu idarelerinde;
1) Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendine tabi
olmayanlardan, kadro ve pozisyonlarda sürekli olarak çalışıp ilgili
kanunlarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması
öngörülmemiş olanlar,
2) Bu maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b)
bentlerine tabi olmayanlardan, sözleşmeli olarak çalışıp ilgili
kanunlarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması
öngörülmemiş olanlar ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 86 ncı
maddesi uyarınca açıktan vekil atananlar,
sigortalı
sayılırlar.
Birinci fıkranın (a)
bendi gereği sigortalı sayılanlara ilişkin hükümler;
a) İşçi sendikaları
ve konfederasyonları ile sendika şubelerinin başkanlıkları ve yönetim
kurullarına seçilenler,
b) Bir veya birden
fazla işveren tarafından çalıştırılan; film, tiyatro, sahne, gösteri, ses
ve saz sanatçıları ile müzik, resim, heykel, dekoratif ve benzeri diğer
uğraşları içine alan bütün güzel sanat kollarında çalışanlar ile düşünürler
ve yazarlar,
c) Mütekabiliyet
esasına dayalı olarak uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ülke
uyruğunda olanlar hariç olmak üzere, yabancı uyruklu kişilerden hizmet akdi
ile çalışanlar,
d) 2/7/1941 tarihli
ve 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanuna göre
çalıştırılanlar,
e) 24/4/1930 tarihli
ve 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanununda belirtilen umumî kadınlar,
f) Milli Eğitim
Bakanlığı tarafından düzenlenen kurslarda usta öğretici olarak
çalıştırılanlar, kamu idarelerinde ders ücreti karşılığı görev verilenler
ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (C) bendi kapsamında
çalıştırılanlar,
hakkında da
uygulanır.
Birinci fıkranın (b)
bendi gereği sigortalı sayılanlara ilişkin hükümler; 10/7/1953 tarihli ve
6132 sayılı At Yarışları Hakkında Kanuna tabi jokey ve antrenörler hakkında
da uygulanır.
Birinci fıkranın (c)
bendi gereği sigortalı sayılanlara ilişkin hükümler;
a) Kuruluş ve
personel kanunları veya diğer kanunlar gereğince seçimle veya atama yoluyla
kamu idarelerinde göreve gelenlerden; bu görevleri sebebiyle kendilerine ilgili
kanunlarında Devlet memurları gibi emeklilik hakkı tanınmış olanlardan
hizmet akdi ile çalışmayanlar,
b) Başbakan,
bakanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, belediye başkanları, il
encümeninin seçimle gelen üyeleri,
c) Birinci fıkranın
(c) bendi kapsamında iken, bu kapsamdaki kişilerin kurduğu sendikalar ve
konfederasyonları ile sendika şubelerinin başkanlıkları ve yönetim
kurullarına seçilenlerden aylıksız izne ayrılanlar,
d) Harp okulları ile
fakülte ve yüksek okullarda, Türk Silâhlı Kuvvetleri hesabına okuyan veya
kendi hesabına okumakta iken askerî öğrenci olanlar ile astsubay meslek
yüksek okulları ve astsubay naspedilmek üzere temel askerlik eğitimine tâbi
tutulan adaylar,
e) Polis Akademisi
ile fakülte ve yüksek okullarda, Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına okuyan
veya kendi hesabına okumakta iken Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına okumaya
devam eden öğrenciler,
hakkında da
uygulanır.
Dördüncü fıkranın
(d) ve (e) bentlerinde belirtilen okulları tamamlamadan ayrılanlar ile bu
okulları tamamlamalarına rağmen görevlerine başlamadan ayrılanların, bu
okullarda geçen eğitim süreleri sigortalılıklarından sayılmaz.
Bu Kanunun kısa
vadeli sigorta kollarına ilişkin hükümleri bu maddenin birinci fıkrasının
(c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlara bu kapsamda oldukları sürece
uygulanmaz.
Bu maddenin
uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Kurum tarafından çıkarılacak
yönetmelikle düzenlenir.”
5- 38.
maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un dava konusu ibarenin de yer
aldığı 60. maddesi şöyledir:
“Genel
sağlık sigortalısı sayılanlar
MADDE 60-
İkametgahı Türkiye’de olan kişilerden;
a) 4 üncü maddenin
birinci fıkrasının;
1) (a) ve (c) bentleri gereğince sigortalı
sayılan kişiler,
2) (b) bendi
gereğince sigortalı sayılan kişiler,
b) İsteğe bağlı sigortalı
olan kişiler,
c) Yukarıdaki (a) ve
(b) bentlerine göre sigortalı sayılmayanlardan;
1) Harcamaları,
taşınır ve taşınmazları ile bunlardan doğan hakları da dikkate alınarak,
Kurumca belirlenecek test yöntemleri ve veriler kullanılarak tespit
edilecek aile içindeki geliri kişi başına düşen aylık tutarı asgari ücretin
üçte birinden az olan vatandaşlar,
2) Vatansızlar ve
sığınmacılar,
3) 1/7/1976 tarihli
ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk
Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerine göre aylık alan
kişiler,
4) 24/2/1968 tarihli
ve 1005 sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet
Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerine göre şeref
aylığı alan kişiler,
5) 28/5/1986 tarihli
ve 3292 sayılı Vatani Hizmet Tertibi Aylıklarının Bağlanması Hakkında Kanun
hükümlerine göre aylık alan kişiler,
6) 3/11/1980 tarihli
ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun
hükümlerine göre aylık alan kişiler,
7) 24/5/1983 tarihli
ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu hükümlerine
göre korunma, bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinden ücretsiz faydalanan
kişiler,
8) Harp malûllüğü
aylığı alanlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamında aylık alanlar,
9) 18/3/1924 tarihli
ve 442 sayılı Köy Kanununun 74 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre
görevlendirilen kişiler ile aynı Kanunun ek 16 ncı maddesine göre aylık
alan kişiler,
10) 11/10/1983
tarihli ve 2913 sayılı Dünya Olimpiyat ve Avrupa Şampiyonluğu Kazanmış Sporculara
ve Bunların Ailelerine Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerine göre
aylık alan kişiler,
d) Mütekabiliyet
esası da dikkate alınmak şartıyla, oturma izni almış yabancı ülke
vatandaşlarından yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında sigortalı olmayan kişiler,
e) 25/8/1999 tarihli
ve 4447 sayılı Kanun gereğince işsizlik ödeneği ve ilgili kanunları
gereğince kısa çalışma ödeneğinden yararlandırılan kişiler,
f) Bu Kanun veya bu
Kanundan önce yürürlükte bulunan sosyal güvenlik kanunlarına göre gelir
veya aylık alan kişiler,
g) Yukarıdaki
bentlerin dışında kalan ve başka bir ülkede sağlık sigortasından yararlanma
hakkı bulunmayan vatandaşlar,
genel sağlık
sigortalısı sayılır.
6 ncı maddenin
birinci fıkrasının (a), (b), (c), (f), (g), (h), (ı) ve (k) bentlerinde
sayılanların öncelikle, genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu
kişi olup olmadığına bakılır. Genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü
olduğu kişi ise tescili yapılmaz. Aksi takdirde birinci fıkra hükümlerinden
durumuna uyan bende göre genel sağlık sigortalısı sayılır. Birinci fıkranın
(f) bendi kapsamında gelir alması nedeniyle genel sağlık sigortalısı
sayılanlar, aynı zamanda diğer bentler gereği de genel sağlık sigortalısı
sayılması halinde (f) bendi dışındaki bentler kapsamında genel sağlık
sigortalısı sayılır.
6 ncı maddenin
birinci fıkrasının (d), (e) ve (l) bentleri kapsamında olanlar, ceza infaz
kurumları ile tutukevleri bünyesinde bulunan hükümlü ve tutuklular, birinci
fıkranın (d) bendi kapsamına girenlerden Türkiye’de bir yıldan kısa süreyle
yerleşik olanlar, (f) bendi kapsamında olup mülga 30/5/1978 tarihli ve 2147
sayılı ve 8/5/1985 tarihli ve 3201 sayılı kanunlara göre borçlanarak aylık
bağlanan kişilerden ise Türkiye’de ikamet etmeyenler genel sağlık
sigortalısı ve genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi
sayılmazlar.
Birinci fıkranın (d)
ve (g) bentlerinin uygulanmasında evli olanlar için, eşlerden hangisinin bu
maddeye göre genel sağlık sigortalısı, hangisinin bakmakla yükümlü olunan
kişi olacağının tespiti kendi tercihlerine bırakılır. Diğer bentler gereği
eşlerin her ikisinin de genel sağlık sigortalılık şartlarının oluşması
halinde her ikisi de ayrı ayrı genel sağlık sigortalısı sayılır.
4 üncü maddenin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlardan, ilgili
kanunları gereğince bir yıldan fazla aylıksız izin kullanan eşler, genel
sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi sayılır.
Bu maddenin birinci
fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi ile 80 inci maddede
belirtilen aile; aynı hane içerisinde yaşayan eş, evli olmayan çocuk, büyük
ana ve büyük babadan oluşur.
4/11/1981 tarihli ve
2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa göre üniversitelerde yükseköğrenim gören
yabancı uyruklu öğrenciler, yükseköğrenimlerinin devam ettiği sürelerle
sınırlı olarak birinci fıkranın (d) bendindeki ve 52 nci maddenin ikinci
fıkrasının ikinci cümlesindeki şartlar aranmaksızın, 82 nci maddeye göre
belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının 30 günlük tutarı
üzerinden kendilerince genel sağlık sigortası primi ödenmek suretiyle genel
sağlık sigortalısı olurlar. Ancak bunlardan kamu idareleri, kanunla kurulan
kurum ve kuruluşlar, kamu yararına faaliyet gösteren dernekler ile vergi
muafiyeti tanınan vakıflar tarafından tam burs sağlanan ve Yükseköğretim
Kurulu tarafından ayrılan kontenjanlar dâhilinde yükseköğrenim gören
yabancı uyruklu öğrenciler genel sağlık sigortalısı sayılmaz ve bunların
sağlık giderleri 2547 sayılı Kanunun 46 ncı ve 47 nci maddeleri
çerçevesinde üniversitelerin bütçelerine konulacak ödenekten karşılanır.
19/3/1969 tarihli ve
1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca avukatlık stajı yapmakta olanlardan
bu Kanuna göre genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü olunan kişi
durumunda olmayanlar staj süresi ile sınırlı olmak üzere genel sağlık
sigortalısı sayılır. Bu şekilde genel sağlık sigortalısı sayılanların genel
sağlık sigortası primleri Kanunun 82 nci maddesine göre belirlenen prime
esas günlük kazanç alt sınırının otuz günlük tutarının % 6’sıdır. Bu
primler Türkiye Barolar Birliği tarafından ödenir.”
6- 64.
maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un dava konusu bendin de yer
aldığı 106. maddesi şöyledir:
“Yürürlükten
kaldırılan hükümler
MADDE 106 – 1)
17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 142 ve 143 üncü,
ek 36 ncı, geçici 20 nci, geçici 81 inci ve geçici 87 nci maddeleri hariç
diğer maddeleri,
2) 2/9/1971 tarihli
ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kurumu Kanununun 83, 84, geçici 10 uncu ve ek geçici 6 ncı maddeleri
hariç diğer maddeleri,
3) 29/8/1977 tarihli
ve 2108 sayılı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının 5 inci maddesi,
4) 17/10/1983
tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kanunu,
5) 24/5/1983 tarihli
ve 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin
Birleştirilmesi Hakkında Kanun,
6) 17/10/1983
tarihli ve 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununun 1 ilâ 5
inci, 13 ilâ 17 nci, 24 üncü, 33 üncü ve 35 inci maddeleri,
7) 14/7/1965 tarihli
ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 107 nci, 209 uncu ve ek 22 nci
maddeleri,
8) 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 12 ilâ 19 uncu maddeleri, 23 üncü maddesi,
30 ilâ 39 uncu maddeleri, 41 ilâ 55 inci maddeleri, 57 ilâ 59 uncu
maddeleri, 61 ilâ 64 üncü maddeleri, 66 ilâ 71 inci maddeleri, 72 nci
maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 73 ilâ 80 inci maddeleri,
82 ilâ 88 inci maddeleri, 90 ilâ 100 üncü maddeleri, 102 nci maddesi, 104
ilâ 124 üncü maddeleri, 127 ilâ 129 uncu maddeleri, 131 ilâ 135 inci
maddeleri, ek 2 ilâ ek 4 üncü maddeleri, ek 8 ve ek 9 uncu maddeleri, ek 11
inci maddesi, ek 13 ilâ ek 19 uncu maddeleri, ek 21 ilâ ek 23 üncü maddeleri,
ek 25 ilâ ek 27 nci maddeleri, ek 29 ve ek 30 uncu maddeleri, ek 31 inci
maddesinin (a) ve (b) bentleri, ek 32 ilâ ek 39 uncu maddeleri, ek 46 ila
ek 49 uncu maddeleri, ek 56 ve ek 57 nci maddeleri, ek 59 uncu maddesi, ek
67 ilâ ek 70 inci maddeleri, ek 72 ilâ ek 76 ncı maddeleri, ek 78 inci
maddesi, ek 80 inci maddesi, geçici 8 inci maddesi, geçici 15 inci maddesi,
geçici 16 ncı maddesi, geçici 54 üncü, geçici 65 inci, geçici 85 inci,
geçici 86 ncı, geçici 88 inci, geçici 96 ilâ geçici 98 inci, geçici 103
üncü, geçici 104 üncü, geçici 109 ilâ geçici 113 üncü, geçici 115 ilâ
geçici 118 inci, geçici 120 nci, geçici 139 ilâ geçici 140 ıncı, geçici 146
ncı, geçici 147 nci, geçici 150 ilâ geçici 151 inci, geçici 153 üncü,
geçici 157 nci, geçici 159 uncu, geçici 161 ilâ geçici 166 ncı, geçici 170
inci, geçici 171 inci, geçici 173 üncü, geçici 176 ncı, geçici 180 inci,
geçici 182 ilâ geçici 186 ncı, geçici 190 ilâ geçici 192 nci, geçici 195
ilâ geçici 200 üncü, geçici 203 üncü, geçici 204 üncü, geçici 207 nci ve
geçici 208 inci, geçici 210 ilâ geçici 212 nci, geçici 216 ncı,
geçici 218 ilâ geçici 220 nci, ek geçici 1 inci, ek geçici 2 nci, ek geçici
7 nci, ek geçici 8 inci, ek geçici 11 inci, ek geçici 19 uncu, ek geçici 20
nci, ek geçici 22 nci ve ek geçici 23 üncü maddeleri,
9) 1/10/1992 tarihli
ve 3841 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesi, 24/11/1994 tarihli ve 4049
sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesi ve 13/6/2001 tarihli ve 4677 sayılı
Kanunun geçici 1 inci maddesi,
10) 14/1/1988
tarihli ve 311 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlileri ile İlgili Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 3
üncü maddesi,
11) 25/8/1999
tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun 50 nci maddesinin
beşinci fıkrası ile altıncı fıkrasının ikinci cümlesi ve 56 ncı maddesinin
(c) fıkrası,
12) 19/3/1969
tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 186 ilâ 188 inci ve 191 inci
maddeleri,
13) 18/1/1972
tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanununun 201 ilâ 203 üncü maddeleri,
14) 7/5/1987 tarihli
ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3 üncü maddesinin (d)
bendi ile geçici 3 üncü maddesi,
15) 22/1/1990
tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin
Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin
Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin 32 nci
maddesindeki “resmî ve özel sağlık kuruluşlarında ayakta ve yatarak
tedavileri ile” ibaresi,
16) 4/6/1937 tarihli
ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilâtı Kanununun 89 uncu maddesi,
17) 1/11/1983
tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat
Teşkilâtı Kanununun 18 inci maddesi,
18) 12/4/1991
tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 21 inci maddesinin
birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan “ve tedavi ettirilirler” ile (g)
bendinde yer alan “ve tedavileri yaptırılır” ibaresi,
19) 23/4/1981
tarihli ve 2453 sayılı Yurt Dışında Görevli Personele Nakdi Tazminat
Verilmesi ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci
fıkrasında yer alan “ile yaralanan veya sakat kalanların tedavi giderleri”
ibaresi,
20) 15/5/1959
tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak
Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü ve
dördüncü fıkraları,
21) 1/7/1976 tarihli
ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk
Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun 7 nci maddesi,
22) 24/2/1968
tarihli ve 1005 sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani
Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanunun 2 nci
maddesinin ikinci fıkrası,
23) 10/2/1954
tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanununun 18 inci maddesinin (c) bendi ile
20 nci maddesi,
24) 8/5/1985 tarihli
ve 3201 sayılı Kanunun 7 nci, 11 inci, geçici 1 ilâ geçici 4 üncü maddeleri
ile aynı Kanunda geçen “döviz” ibareleri,
25) 22/2/2006
tarihli ve 5458 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi,
26) 22/5/2003
tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 65 inci maddesinin beşinci fıkrasında
yer alan “Kısa çalışma ödeneği aldığı süre içinde işçinin hastalık ve
analık sigortasına ait primler İşsizlik Sigortası Fonu tarafından 2/3
oranında Sosyal Sigortalar Kurumuna aktarılır. Bu primler, sigorta
primlerinin hesabında esas alınan en alt kazanç sınırı üzerinden
hesaplanır.” Cümleleri,
27) 19/10/2005
tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun geçici 23 üncü maddesi,
yürürlükten
kaldırılmıştır.
18/6/1992 tarihli ve
3816 sayılı Kanun 1/1/2012 tarihinde, 506 sayılı Kanunun ek 36 ncı ve
geçici 20 nci maddeleri ise bu Kanunun geçici 20 nci maddesinde belirtilen
devir işlemlerinin tamamlanmasından sonra yürürlükten kaldırılmıştır.”
7- 68.
maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un dava konusu bölümün de yer
aldığı Geçici 1. maddesi şöyledir:
“Malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri
GEÇİCİ MADDE 1- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa
tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi
kapsamında, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar
Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı Tarımda Kendi
Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli
Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir.
17/7/1964 tarihli ve
506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925
sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı kanunlara göre
bağlanan veya hak kazanan; aylık, gelir ve diğer ödenekler ile 8/2/2006
tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ödenmekte olan ek
ödemenin verilmesine devam edilir. Bu gelir ve aylıkların durum değişikliği
nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında,
bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır.
Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarih itibarıyla 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı ve 2/9/1971
tarihli ve 1479 sayılı kanunlara göre ödenmekte olan sosyal yardım zammı
ile telafi edici ödeme tutarları, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte
ödenen tutarlar esas alınarak, ilgililerin gelir ve aylıklarına ilâve
edilerek ödenir. Sosyal yardım zammının ilavesinde tamamı dağıtılacak
şekilde, hak sahiplerinin gelir ve aylıklardaki hisseleri esas alınır.
Bu Kanunun 4 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine göre sigortalı
sayılanlara ve bunların hak sahiplerine bağlanmış olan aylık ve gelirler,
55 inci maddenin ikinci fıkrasına göre artırılır.
506, 1479, 2925,
2926 ve 5434 sayılı kanunlar kapsamında geçen sigortalılık süresi fiili
hizmet süresi ve prim ödeme gün sayısı, genel sağlık sigortasının
uygulanmasında gerekli olan sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayılarında
dikkate alınır.”
8- 3.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un dava konusu bendin de yer aldığı 5.
maddesi şöyledir:
“Bazı
sigorta kollarının uygulanacağı sigortalılar
MADDE 5-
Kısa ve uzun vadeli sigorta kolları bakımından aşağıda sayılan kişiler
hakkında uygulanacak sigorta kolları şunlardır:
a) Hizmet akdi ile
çalışmamakla birlikte, ceza infaz kurumları ile tutukevleri bünyesinde
oluşturulan tesis, atölye ve benzeri ünitelerde çalıştırılan hükümlü ve
tutuklular hakkında, iş kazası ve meslek hastalığı ile analık sigortası
uygulanır ve bunlar, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi
kapsamında sigortalı sayılırlar.
b) 5/6/1986 tarihli
ve 3308 sayılı Meslekî Eğitim Kanununda belirtilen aday çırak, çırak ve
işletmelerde meslekî eğitim gören öğrenciler hakkında iş kazası ve meslek
hastalığı ile hastalık sigortası; meslek liselerinde okumakta iken veya
yüksek öğrenimleri sırasında staja tabi tutulan öğrenciler ile 2547 sayılı
Yükseköğretim Kanununun 46 ncı maddesine tabi olarak kısmi zamanlı
çalıştırılan öğrencilerden aylık prime esas kazanç tutarı, 82 nci maddeye
göre belirlenen günlük prime esas kazanç alt sınırının otuz katından fazla
olmayanlar hakkında ise iş kazası ve meslek hastalığı sigortası uygulanır.
Bu bentte sayılanlar, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a)
bendi kapsamında sigortalı sayılırlar ve bunlardan bakmakla
yükümlü olunan kişi durumunda olmayanlar hakkında ayrıca genel sağlık
sigortası hükümleri uygulanır.
c) Harp malûlleri
ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu, 3/11/1980
tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanuna
göre vazife malûllüğü aylığı bağlanmış malûllerden, 4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamında sigortalı olarak çalışmaya
başlayanların aylıkları kesilmez. 3713 sayılı Kanuna göre aylık bağlanmış
malûller ile aynı Kanun kapsamına giren olaylar sebebiyle vazife malûllüğü
aylığı alan er ve erbaşların, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamında sigortalı olmaları halinde de aylıkları kesilmez. Aylıkları
kesilmeksizin 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışanlar
hakkında uzun vadeli sigorta kolları, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının
(a) ve (b) bentleri kapsamında çalışanlar hakkında ise iş kazası ve meslek
hastalığı sigortası hükümleri uygulanır. İş kazası ve meslek hastalığı
sigortası hükümleri uygulananların uzun vadeli sigorta kollarına tabi
olmayı istemeleri halinde, bu isteklerini Kuruma bildirdikleri tarihi takip
eden ay başından itibaren, haklarında uzun vadeli sigorta kolları da
uygulanır. Bu fıkra kapsamına girenlerden ayrıca genel sağlık sigortası
primi alınmaz.
d) (Mülga:
17/4/2008-5754/3 md.)
e) Türkiye İş Kurumu
tarafından düzenlenen meslek edindirme, geliştirme ve değiştirme eğitimine
katılan kursiyerler, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi
kapsamında sigortalı sayılırlar ve bunlar hakkında iş kazası ve meslek
hastalığı sigortası ile bunlardan bakmakla yükümlü olunan kişi durumunda
olmayanlar hakkında ayrıca genel sağlık sigortası hükümleri
uygulanır.
f) (Mülga:
17/4/2008-5754/3 md.)
g) Ülkemiz ile sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan
ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde
çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçileri 4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır ve bunlar hakkında kısa
vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası hükümleri uygulanır. Bu
sigortalıların uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmak istemeleri halinde,
50 nci maddenin ikinci fıkrasındaki Türkiye’de yasal olarak ikamet etme
şartı ile aynı fıkranın (a) bendinde belirtilen şartlar aranmaksızın haklarında
isteğe bağlı sigorta hükümleri uygulanır. Bu kapsamda, isteğe bağlı sigorta
hükümlerinden yararlananlardan ayrıca genel sağlık sigortası primi alınmaz.
“
9- 4.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un dava konusu bentlerin de yer aldığı 6.
maddesi şöyledir:
“Sigortalı sayılmayanlar
MADDE 6- Bu
Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları hükümlerinin uygulanmasında;
a) İşverenin
işyerinde ücretsiz çalışan eşi,
b) Aynı konutta
birlikte yaşayan ve üçüncü derece dahil bu dereceye kadar hısımlar arasında
ve aralarına dışardan başka kimse katılmaksızın, yaşadıkları konut içinde
yapılan işlerde çalışanlar,
c) Ev hizmetlerinde
çalışanlar (ücretle ve sürekli olarak çalışanlar hariç),
d) Askerlik
hizmetlerini er ve erbaş olarak yapmakta olanlar ile yedek subay okulu
öğrencileri,
e) Yabancı bir
ülkede kurulu herhangi bir kuruluş tarafından ve o kuruluş adına ve
hesabına Türkiye’ye bir iş için gönderilen ve yabancı ülkede sosyal
sigortaya tâbi olduğunu belgeleyen kişiler ile Türkiye’de kendi adına ve
hesabına bağımsız çalışanlardan, yurt dışında ikamet eden ve o ülke sosyal
güvenlik mevzuatına tâbi olanlar,
f) Resmî meslek ve
sanat okulları ile yetkili resmî makamların izniyle kurulan meslek veya
sanat okullarında ve yüksek okullarda fiilen normal eğitim süreleri içinde
yapılan, tatbikî mahiyetteki yapım ve üretim işlerinde çalışan öğrenciler,
g) Sağlık hizmet
sunucuları tarafından işe alıştırılmakta olan veya rehabilite edilen, hasta
veya malûller,
h) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) ve (c)
bentleri gereği sigortalı sayılması gerekenlerden 18 yaşını doldurmamış
olanlar,
ı) Kamu idarelerinde
ve Kanunun ek 5 inci maddesi kapsamında sayılanlar hariç olmak üzere, tarım
işlerinde veya orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz işlerde çalışanlar
ile tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; tarımsal
faaliyette bulunan ve yıllık tarımsal faaliyet gelirlerinden, bu faaliyete
ilişkin masraflar düşüldükten sonra kalan tutarın aylık ortalamasının, bu
Kanunda tanımlanan prime esas günlük kazanç alt sınırının otuz katından az
olduğunu belgeleyenler ile 65 yaşını dolduranlardan talepte bulunanlar, (1)
j) (Mülga:
17/4/2008-5754/4 md.)
k) Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan
gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlardan,
aylık faaliyet gelirlerinden bu faaliyetine ilişkin masraflar düşüldükten
sonra kalan tutarı, prime esas günlük kazanç alt sınırının otuz katından az
olduğunu belgeleyenler,
l) Kamu idarelerinin
dış temsilciliklerinde istihdam edilen ve temsilciliğin bulunduğu ülkede
sürekli ikamet izni veya bu devletin vatandaşlığını da haiz bulunan Türk
uyruklu sözleşmeli personelden, bulunduğu ülkenin sosyal güvenlik kurumunda
sigortalı olduğunu belgeleyenler ile kamu idarelerinin dış
temsilciliklerinde istihdam edilen sözleşmeli personelin uluslararası
sosyal güvenlik sözleşmeleri çerçevesinde ve temsilciliğin bulunduğu
ülkenin ilgili mevzuatının zorunlu kıldığı hallerde, işverenleri tarafından
bulunulan ülkede sosyal sigorta kapsamında sigortalı yapılanlar, (2)
4 üncü ve 5 inci
maddelere göre sigortalı sayılmaz.
(h) bendinin uygulanmasıyla ilgili olarak,
bir meslek veya sanat okulunu bitirenlerden, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı
Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre mahkemece ergin kılınmak suretiyle,
öğrenimleriyle ilgili görevlerde çalışanlar hakkında 18 yaşın bitirilmiş
olması şartı aranmaz.
Birinci fıkranın (ı)
bendinin uygulanmasında, Türkiye Ziraat Odaları Birliğinin görüşü alınır.
Bu maddenin
uygulamasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak
yönetmelikle düzenlenir.”
10- 21.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un
dava konusu ibarenin de yer aldığı 34. maddesi şöyledir:
“Ölüm
aylığının hak sahiplerine paylaştırılması
MADDE 34- Ölen
sigortalının 33 üncü madde hükümlerine göre hesaplanacak aylığının;
a) Dul eşine %
50’si; aylık bağlanmış çocuğu bulunmayan dul eşine ise bu Kanunun 5 inci
maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında
veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaması veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış
olması halinde % 75’i,
b) Bu Kanunun 5 inci
maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun
kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi
sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan;
1) 18 yaşını, lise
ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde
25 yaşını doldurmayanların veya,
2) Kurum Sağlık
Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malûl olduğu
anlaşılanların veya,
3) Yaşları ne olursa
olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan
kızlarının,
her birine %
25’i,
c) (b) bendinde
belirtilen çocuklardan sigortalının ölümü ile anasız ve babasız kalan veya
sonradan bu duruma düşenlerle, ana ve babaları arasında evlilik bağı
bulunmayan veya sigortalının ölümü tarihinde evlilik bağı bulunmakla
beraber ana veya babaları sonradan evlenenler ile kendisinden başka aylık
alan hak sahibi bulunmayanların her birine % 50’si,
d) Hak sahibi eş ve
çocuklardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde
etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve
diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir
ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25’i
oranında; ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye
bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25’i,
oranında aylık
bağlanır.
Sigortalı tarafından
evlât edinilmiş, tanınmış veya soy bağı düzeltilmiş veya babalığı hükme
bağlanmış çocukları ile sigortalının ölümünden sonra doğan çocukları,
bağlanacak aylıktan yukarıda belirtilen esaslara göre yararlanır.
Hak sahiplerine
bağlanacak aylıkların toplamı sigortalıya ait aylığın tutarını geçemez. Bu
sınırın aşılmaması için gerekirse hak sahiplerinin aylıklarından orantılı
olarak indirimler yapılır.”
11- 30.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un dava konusu bendin de yer aldığı 50.
maddesi şöyledir:
“İsteğe bağlı sigorta ve şartları
MADDE 50-
İsteğe bağlı sigorta; kişilerin isteğe bağlı olarak prim ödemek suretiyle
uzun vadeli sigorta kollarına ve genel sağlık sigortasına tâbi olmalarını
sağlayan sigortadır.
(Değişik ikinci
fıkra: 17/4/2008-5754/30 md.) İsteğe bağlı sigortalı olabilmek için
Türkiye’de ikamet edenler ile Türkiye’de ikamet etmekte iken sosyal
güvenlik sözleşmesi imzalanmamış ülkelerdeki Türk vatandaşlarından;
a) Bu Kanuna tâbi zorunlu sigortalı olmayı
gerektirecek şekilde çalışmamak veya sigortalı olarak çalışmakla birlikte
ay içerisinde 30 günden az çalışmak ya da tam gün çalışmamak,
b) Kendi
sigortalılığı nedeniyle aylık bağlanmamış olmak,
c) 18 yaşını
doldurmuş bulunmak,
d) İsteğe bağlı
sigorta talep dilekçesiyle Kuruma başvuruda bulunmak,
şartları aranır.”
12- 31. maddesiyle, 5510 sayılı
Kanun’un dava konusu fıkrayı da içeren 51. maddesi şöyledir:
“İsteğe
bağlı sigorta başlangıcı ve sona ermesi
MADDE 51-
İsteğe bağlı sigortalılık, müracaatın Kurum kayıtlarına intikal ettiği
tarihi takip eden günden itibaren başlar.
İsteğe bağlı
sigortalı olarak prim ödenen tarihlerde, 4 üncü maddeye göre sigortalı
olmayı gerektirecek çalışması bulunduğu tespit edilenlerin, zorunlu
sigortalılıkla çakışan isteğe bağlı prim ödenen süreleri iptal edilerek, bu
süreye ilişkin ödedikleri primler ilgililere iade edilir.
Ay içerisinde 30 günden az çalışan veya 80 inci
madde uyarınca prim ödeme gün sayısı, ay içindeki toplam çalışma saatinin
4857 sayılı Kanuna göre belirlenen günlük normal çalışma saatine bölünmesi
suretiyle hesaplanan sigortalıların aynı ay içerisinde isteğe bağlı
sigortaya prim ödemeleri halinde, primi ödenen süreler zorunlu
sigortalılığa ilişkin prim ödeme gün sayısına otuz günü geçmemek üzere eklenir
ve eklenen bu süreler, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi
kapsamında sigortalılık süresi olarak kabul edilir.
İsteğe bağlı
sigortalılık;
a) İsteğe bağlı
sigortalılığını sona erdirme talebinde bulunanların, primi ödenmiş son günü
takip eden günden,
b) Aylık talebinde
bulunanların, aylığa hak kazanmış olmak şartıyla talep tarihinden,
c) Ölen sigortalının
ölüm tarihinden,
itibaren sona erer.
İsteğe bağlı sigorta
primi ödenmiş süreler, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile genel
sağlık sigortası hükümlerinin uygulamasında dikkate alınır ve bu süreler 4
üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalılık süresi
olarak kabul edilir.”
13- 35.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un dava konusu fıkranın da yer aldığı 55.
maddesi şöyledir:
“Gelir ve aylıkların düzeltilmesi,
yükseltilmesi, alt sınırı, ödenmesi ve yoklama işlemleri
MADDE 55-
Bu Kanuna göre gelir veya aylık bağlanan sigortalı ile hak sahibi kişilerin
durumlarının, kendilerine veya başka hak sahiplerine bağlanmış bulunan
gelir veya aylık tutarının düzeltilmesini gerektirir bir şekilde değişmesi
halinde gelir veya aylık tutarları, değişikliğin meydana geldiği tarihten
sonraki ödeme dönemi başından başlanarak yeni duruma göre düzeltilir.
Bu Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıklar, her
yılın Ocak ve Temmuz ödeme tarihlerinden geçerli olmak üzere, bir önceki
altı aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en
son temel yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranı kadar
artırılarak belirlenir.
Bu Kanuna göre
sigortalıya bağlanacak aylıklar ile ölen sigortalının hak sahiplerinin
aylıklarının hesabına esas tutar, çalışma sürelerindeki her yıl için 82 nci
maddeye göre tespit edilen prime esas günlük kazanç alt sınırları dikkate
alınarak, talep veya ölüm yılına ait Ocak ayı itibariyle 29 uncu maddenin
ikinci fıkrasına göre belirlenen ortalama aylık kazancın % 35’inden,
sigortalının bakmakla yükümlü olduğu eşi veya çocuğu varsa % 40’ından az
olamaz. Hak sahibi kimselerin aylıkları; hak sahibi bir kişi ise bu fıkraya
göre hesaplanan alt sınır aylığının % 80’inden, hak sahibi iki kişi ise %
90’ından az olamaz. Uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri gereğince
bağlanan kısmı aylıklar için bu fıkra hükümleri uygulanmaz.
4 üncü maddenin
birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamındaki sigortalılar için
ayrı ayrı olmak üzere, malûllük sigortasından dosya bazında her yıl
bağlanan aylıkların aylık başlangıç tarihinin ait olduğu yılın Ocak ayı
itibarıyla yıl içine ait artışlar uygulanmaksızın hesaplanacak tutarları,
yaşlılık sigortasından bir önceki yılın son ödeme ayında söz konusu
sigortalılar için ayrı ayrı dosya bazında ödenen en düşük yaşlılık
aylığından az olamaz.
İş kazası veya
meslek hastalığı sonucu başka birinin sürekli bakımına muhtaç duruma gelen
sigortalı için bu Kanunun 19 uncu maddesine göre hesaplanacak sürekli iş
göremezlik geliri, 82 nci maddeye göre tespit edilen prime esas kazanç alt
sınırının aylık tutarının %85’inden az olamaz.
Sigortalıya veya hak
sahiplerine bağlanan gelir veya aylıklar, her ay peşin olarak ödenir. Gelir
ve aylıkların ödeme dönemleri, ödeme tarihleri, ödeme şekli ve ödeme
merkezleri Kurumca belirlenir.
Gelir ve aylık alma
şartlarının devam edip etmediğine yönelik yoklama işlemlerine ilişkin usûl
ve esaslar ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar,
Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelik ile düzenlenir.”
14- 38.
maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un dava konusu bendin de yer
aldığı 60. maddesi şöyledir:
“Genel sağlık sigortalısı sayılanlar
MADDE 60-
İkametgahı Türkiye’de olan kişilerden;
a) 4 üncü maddenin
birinci fıkrasının;
1) (a) ve (c)
bentleri gereğince sigortalı sayılan kişiler,
2) (b) bendi
gereğince sigortalı sayılan kişiler,
b) İsteğe bağlı sigortalı
olan kişiler,
c) Yukarıdaki (a) ve
(b) bentlerine göre sigortalı sayılmayanlardan;
1) Harcamaları,
taşınır ve taşınmazları ile bunlardan doğan hakları da dikkate alınarak,
Kurumca belirlenecek test yöntemleri ve veriler kullanılarak tespit
edilecek aile içindeki geliri kişi başına düşen aylık tutarı asgari ücretin
üçte birinden az olan vatandaşlar,
2) Vatansızlar ve
sığınmacılar,
3) 1/7/1976 tarihli
ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk
Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerine göre aylık alan
kişiler,
4) 24/2/1968 tarihli
ve 1005 sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet
Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerine göre şeref
aylığı alan kişiler,
5) 28/5/1986 tarihli
ve 3292 sayılı Vatani Hizmet Tertibi Aylıklarının Bağlanması Hakkında Kanun
hükümlerine göre aylık alan kişiler,
6) 3/11/1980 tarihli
ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun
hükümlerine göre aylık alan kişiler,
7) 24/5/1983 tarihli
ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu hükümlerine
göre korunma, bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinden ücretsiz faydalanan
kişiler,
8) Harp malûllüğü
aylığı alanlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamında aylık alanlar,
9) 18/3/1924 tarihli
ve 442 sayılı Köy Kanununun 74 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre
görevlendirilen kişiler ile aynı Kanunun ek 16 ncı maddesine göre aylık
alan kişiler,
10) 11/10/1983
tarihli ve 2913 sayılı Dünya Olimpiyat ve Avrupa Şampiyonluğu Kazanmış
Sporculara ve Bunların Ailelerine Aylık Bağlanması Hakkında Kanun
hükümlerine göre aylık alan kişiler,
d) Mütekabiliyet
esası da dikkate alınmak şartıyla, oturma izni almış yabancı ülke
vatandaşlarından yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında sigortalı olmayan kişiler,
e) 25/8/1999 tarihli
ve 4447 sayılı Kanun gereğince işsizlik ödeneği ve ilgili kanunları
gereğince kısa çalışma ödeneğinden yararlandırılan kişiler,
f) Bu Kanun veya bu Kanundan önce yürürlükte
bulunan sosyal güvenlik kanunlarına göre gelir veya aylık alan kişiler,
g) Yukarıdaki
bentlerin dışında kalan ve başka bir ülkede sağlık sigortasından yararlanma
hakkı bulunmayan vatandaşlar,
genel sağlık
sigortalısı sayılır.
6 ncı maddenin
birinci fıkrasının (a), (b), (c), (f), (g), (h), (ı) ve (k) bentlerinde
sayılanların öncelikle, genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu
kişi olup olmadığına bakılır. Genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü
olduğu kişi ise tescili yapılmaz. Aksi takdirde birinci fıkra hükümlerinden
durumuna uyan bende göre genel sağlık sigortalısı sayılır. Birinci fıkranın
(f) bendi kapsamında gelir alması nedeniyle genel sağlık sigortalısı
sayılanlar, aynı zamanda diğer bentler gereği de genel sağlık sigortalısı
sayılması halinde (f) bendi dışındaki bentler kapsamında genel sağlık
sigortalısı sayılır.
6 ncı maddenin
birinci fıkrasının (d), (e) ve (l) bentleri kapsamında olanlar, ceza infaz
kurumları ile tutukevleri bünyesinde bulunan hükümlü ve tutuklular, birinci
fıkranın (d) bendi kapsamına girenlerden Türkiye’de bir yıldan kısa süreyle
yerleşik olanlar, (f) bendi kapsamında olup mülga 30/5/1978 tarihli ve 2147
sayılı ve 8/5/1985 tarihli ve 3201 sayılı kanunlara göre borçlanarak aylık
bağlanan kişilerden ise Türkiye’de ikamet etmeyenler genel sağlık
sigortalısı ve genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi
sayılmazlar.
Birinci fıkranın (d)
ve (g) bentlerinin uygulanmasında evli olanlar için, eşlerden hangisinin bu
maddeye göre genel sağlık sigortalısı, hangisinin bakmakla yükümlü olunan
kişi olacağının tespiti kendi tercihlerine bırakılır. Diğer bentler gereği
eşlerin her ikisinin de genel sağlık sigortalılık şartlarının oluşması
halinde her ikisi de ayrı ayrı genel sağlık sigortalısı sayılır.
4 üncü maddenin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlardan, ilgili
kanunları gereğince bir yıldan fazla aylıksız izin kullanan eşler, genel
sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi sayılır.
Bu maddenin birinci
fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi ile 80 inci maddede
belirtilen aile; aynı hane içerisinde yaşayan eş, evli olmayan çocuk, büyük
ana ve büyük babadan oluşur.
4/11/1981 tarihli ve
2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa göre üniversitelerde yükseköğrenim gören
yabancı uyruklu öğrenciler, yükseköğrenimlerinin devam ettiği sürelerle
sınırlı olarak birinci fıkranın (d) bendindeki ve 52 nci maddenin ikinci
fıkrasının ikinci cümlesindeki şartlar aranmaksızın, 82 nci maddeye göre
belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının 30 günlük tutarı
üzerinden kendilerince genel sağlık sigortası primi ödenmek suretiyle genel
sağlık sigortalısı olurlar. Ancak bunlardan kamu idareleri, kanunla kurulan
kurum ve kuruluşlar, kamu yararına faaliyet gösteren dernekler ile vergi
muafiyeti tanınan vakıflar tarafından tam burs sağlanan ve Yükseköğretim
Kurulu tarafından ayrılan kontenjanlar dâhilinde yükseköğrenim gören
yabancı uyruklu öğrenciler genel sağlık sigortalısı sayılmaz ve bunların
sağlık giderleri 2547 sayılı Kanunun 46 ncı ve 47 nci maddeleri
çerçevesinde üniversitelerin bütçelerine konulacak ödenekten karşılanır.
19/3/1969 tarihli ve
1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca avukatlık stajı yapmakta olanlardan
bu Kanuna göre genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü olunan kişi
durumunda olmayanlar staj süresi ile sınırlı olmak üzere genel sağlık
sigortalısı sayılır. Bu şekilde genel sağlık sigortalısı sayılanların genel
sağlık sigortası primleri Kanunun 82 nci maddesine göre belirlenen prime
esas günlük kazanç alt sınırının otuz günlük tutarının % 6’sıdır. Bu
primler Türkiye Barolar Birliği tarafından ödenir.”
15- 41.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un dava konusu bendin de yer aldığı 64.
maddesi şöyledir:
“Kurumca finansmanı
sağlanmayacak sağlık hizmetleri
MADDE 64- Kurumca
finansmanı sağlanmayacak sağlık hizmetleri şunlardır:
a) Vücut bütünlüğünü
sağlamak amacıyla yapılan ve iş kazası ile meslek hastalığına, kazaya,
hastalıklara veya konjenital nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan durumlarda
yapılacak sağlık hizmetleri dışında estetik amaçlı yapılan her türlü sağlık
hizmeti ile estetik amaçlı ortodontik diş tedavileri.
b) Sağlık
Bakanlığınca izin veya ruhsat verilmeyen sağlık hizmetleri ile Sağlık
Bakanlığınca tıbben sağlık hizmeti olduğu kabul edilmeyen sağlık
hizmetleri.
c) Yabancı ülke vatandaşlarının; genel sağlık
sigortalısı veya genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi
sayıldığı tarihten önce mevcut olan kronik hastalıkları,
Bu maddenin
uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Sağlık Bakanlığının uygun görüşü
alınarak, Kurumca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
16- 46.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un dava konusu cümlenin de yer aldığı 76.
maddesi şöyledir:
İşverenin, genel sağlık sigortalısının ve üçüncü
kişilerin sorumluluğu
MADDE 76-
İşveren, iş kazasına uğrayan veya meslek hastalığına tutulan genel sağlık
sigortalısına sağlık durumunun gerektirdiği sağlık hizmetlerini derhal
sağlamakla yükümlüdür. Bu amaçla işveren tarafından yapılan ve
belgelere dayanan sağlık hizmeti giderleri ve 65 inci madde hükümlerine göre
yapılacak masraflar Kurum tarafından karşılanır.
Birinci fıkrada
belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmesindeki ihmalinden veya
gecikmesinden dolayı, genel sağlık sigortalısının tedavi süresinin
uzamasına veya malûl kalmasına veya malûllük derecesinin artmasına sebep
olan işveren, Kurumun bu nedenle yaptığı her türlü sağlık hizmeti giderini
ödemekle yükümlüdür.
İlgili kanunları
gereğince sağlık raporu alınması gerektiği halde sağlık raporuna
dayanmaksızın veya alınan raporlarda söz konusu işte çalışması tıbbî yönden
elverişli olmadığı belirtildiği halde genel sağlık sigortalısını çalıştıran
işverenlere, bu nedenle Kurumca yapılan sağlık hizmeti giderleri tazmin
ettirilir. Sağlık kurulu raporu ile belli bir işte çalışamayacağı
belgelenen 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki
kişiler bu işte çalıştırılamaz. Bu kişileri çalıştıran işverenler,
genel sağlık sigortalısının aynı hastalık sebebiyle Kurumca yapılan
masraflarını ödemekle yükümlüdür. Tedavinin
sona erdiğine ve çalışılabilir durumda olduğuna dair Kurumca
yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından belge almaksızın başka işte
çalışan genel sağlık sigortalısının aynı hastalığı sebebiyle yapılan tedavi
masrafları ise kendisinden alınır.
İş kazası ile meslek
hastalığı, işverenin kastı veya genel sağlık sigortalısının iş sağlığını
koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi
sonucu olmuşsa, Kurumca yapılan sağlık hizmeti giderleri işverene tazmin
ettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate
alınır.
Genel sağlık
sigortalısına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere kastı veya suç
sayılır bir hareketi veya ilgili kanunlarla verilmiş bir görevi yapmaması
ya da ihmali nedeniyle Kurumun sağlık hizmeti sağlamasına veya bu kişilerin
tedavi süresinin uzamasına sebep olduğu mahkeme kararıyla tespit edilen
üçüncü kişilere, Kurumun yaptığı sağlık hizmeti giderleri tazmin
ettirilir.”
17-
58. maddesiyle, 5510 sayılı
Kanun’un dava konusu fıkranın da yer aldığı 98. maddesi şöyledir:
“Ücretlerden kesinti yapılmaması, özel
sigortalara ilişkin hükümler ve sosyal güvenlik sözleşmelerinin yürütülmesi
MADDE 98-
İşveren, sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası için kendisine düşen
yükümlülükler nedeniyle, sigortalıların ücretlerinden kesinti yapamaz. Bu
Kanunda hüküm bulunmayan hallerde özel sigortalara ilişkin hükümler, bu
Kanun hükümlerinin uygulanmasında dikkate alınmaz.
Bu Kanun gereğince
sağlık hizmetlerinden yararlananların ödemekle yükümlü oldukları katılım
payları, özel sigorta şirketleri tarafından teminat veya ödeme konusu
yapılamaz.
Yıllık veya daha uzun süreli tamamlayıcı veya
destekleyici özel sağlık sigortalarına ilişkin usûl ve esaslar Kurumun
uygun görüşü alınarak Hazine Müsteşarlığı tarafından belirlenir.
Uluslararası sosyal
güvenlik sözleşmeleri kapsamında yapılacak her türlü işlemler ve
hesaplaşmalar, Kurum tarafından yürütülür. İlgili sözleşmelerde irtibat
kurumuna yapılan atıflar, Kuruma yapılmış sayılır.”
18- 61. maddesiyle
değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un dava konusu 103. maddesi şöyledir:
“İdarî yaptırımlar ve fesih
MADDE 103-
Kurumca yapılan inceleme
neticesinde;
a) Sağlık hizmeti sunulmadığı halde sağlık
hizmetini fatura ettiği,
b) Faturayı veya faturaya dayanak oluşturan
belgeleri, gerçeğe aykırı olarak düzenlediği,
c) 64 üncü madde gereğince kapsam dışı tutulan
sağlık hizmetlerini, kapsam içinde olan sağlık hizmetleri gibi gösterdiği,
d) Sağlık hizmetlerine hak kazanmayan kişilere,
sağlık hizmeti sunarak Kuruma fatura ettiği,
e) 73 üncü madde gereğince belirlenen tavanın
üzerinde ilave ücret aldığı,
tespit edilen sağlık hizmeti sunucuları hakkında
genel hükümlere göre takip yapılır. Bu fiiller nedeniyle Kurumun yersiz
ödediği tutar 96 ncı maddeye göre geri alınır. Ayrıca bu fiilleri işleyen
veya sağlık hizmeti satınalınmasına ilişkin sözleşmelerde belirtilen
hükümlere aykırı davrandığı tespit edilen sağlık hizmeti sunucularının
Kurum ile yaptıkları sözleşmeleri feshedilebilir ve Kurumca belirlenecek
süre içinde tekrar sözleşme yapılmaz.
71 inci maddede yer alan kimlik tespiti
yükümlülüğünü yapmayan ve bu nedenle bir başka kişiye sağlık hizmeti
sunulması nedeniyle Kurumun zarara uğramasına sebebiyet veren sağlık
hizmeti sunucularından uğranılan zarar geri alınır.”
19- 73. maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’a eklenen dava
konusu fıkranın da yer aldığı Geçici 20. maddesi şöyledir:
“506 sayılı Kanunun geçici 20 nci
maddesi kapsamındaki sandıklar ve ilgili hükümler
GEÇİCİ MADDE 20 – 506 sayılı Kanunun geçici 20
nci maddesi kapsamındaki bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret
odaları, sanayi odaları, borsalar veya bunların teşkil ettikleri birlikler
personeli için kurulmuş bulunan sandıkların iştirakçileri ile aylık veya
gelir bağlanmış olanlar ile bunların hak sahipleri herhangi bir işleme
gerek kalmaksızın bu maddenin yayımı tarihinden itibaren üç yıl içinde
Sosyal Güvenlik Kurumuna devredilerek bu Kanun kapsamına alınır. Üç yıllık
süre Bakanlar Kurulu kararı ile en fazla iki yıl daha uzatılabilir. Devir
tarihi itibarıyla sandık iştirakçileri bu Kanunun 4 üncü maddesinin (a)
bendi kapsamında sigortalı sayılırlar.
Sosyal Güvenlik
Kurumu, Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Devlet Plânlama Teşkilatı
Müsteşarlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Tasarruf Mevduatı
Sigorta Fonu, her sandık için ayrı ayrı olmak üzere hesabı yapılan Sandığı
temsilen bir ve Sandık iştirakçilerini istihdam eden kuruluşu temsilen bir
üyenin katılımıyla oluşturulacak komisyonca; her bir sandık için sandıktan
ayrılan iştirakçiler de dâhil olmak üzere, devir tarihi itibarıyla
devredilen kişilerle ilgili olarak, sandıkların bu Kanun kapsamındaki
sigorta kolları itibariyle gelir ve giderleri dikkate alınarak
yükümlülüğünün peşin değeri hesaplanır. Peşin değerin aktüeryal hesabında kullanılacak
teknik faiz oranı yüzde 9,8 olarak esas alınır.
Belirlenen peşin
değer, onbeş yıldan fazla olmamak üzere, yıllık eşit taksitlerle her yıl
için ayrı ayrı Hazine Müsteşarlığınca açıklanacak Yeni Türk Lirası
cinsinden iskontolu ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetlerinin yıllık
ortalama nominal faizi üzerinden sandıklardan ve bu sandık iştirakçilerini
istihdam eden kuruluşlardan müteselsilen Kurumca bu Kanun hükümlerine göre
tahsil edilir.
Devir işlemi
tamamlanıncaya kadar, sandık iştirakçileri, sandıktan aylık ve gelir
alanlar ile bunların hak sahiplerinin sağlık ve sosyal sigorta
yardımlarının sağlanması ile primlerinin tahsil edilmesine, ilgili sandık
mevzuat hükümlerine göre sandıklarca ve sandık iştirakçilerini istihdam
eden kuruluşlarca devam edilir.
Devir işlemi
tamamlandıktan sonra sandıklarca ödenen aylık ve gelirlerin, bu Kanunun
yürürlük tarihinden önceki süreler için 506 sayılı Kanun, yürürlük
tarihinden sonraki süreler için bu Kanun hükümleri uygulanmak suretiyle
hesaplanacak aylık ve gelirlerin üzerinde olması halinde söz konusu
farklar, peşin değer hesabında dikkate alınır ve Sosyal Güvenlik Kurumu
tarafından ilgililere ödenmeye devam edilir. Devir tarihinden sonra bu
kişilerin gelir ve aylıklarının durum değişikliği nedeniyle artırılması,
azaltılması, kesilmesi ve yeniden bağlanması işlemleri sırasında vakıf
senetlerine göre yapılacak hesaplamalar ilgili sandıklar veya sandık
iştirakçilerini istihdam eden kuruluşlar tarafından Kurum kontrolünde
yapılır.
Devir tarihi
itibariyle sandıklarda iştirakçi olanlar ile sandıklardan ayrılmış olup,
aylık veya gelir almayanların sandıklara karşı hak sahibi olmaları halinde
tahsis talep tarihi itibariyle aylıkları, bu Kanunun geçici 2 nci maddesi
hükümlerine göre hesaplanır. Geçici 2 nci maddenin birinci fıkrasının (a)
bendinin uygulanmasında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönem
için 506 sayılı Kanun hükümlerine göre Kurum tarafından ve vakıf
senetlerine göre ilgili sandıklar ve sandık iştirakçilerini istihdam
eden kuruluşlar tarafından Kurum kontrolünde hesaplama yapılır. Geçici 2
nci madde kapsamında hesaplanacak aylıklar ile sandıkta geçen süreler
dikkate alınarak sandık hükümlerine göre hesaplanacak aylıklar arasında
fark olması halinde söz konusu farklar, peşin değer hesabında dikkate
alınır ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ilgililere ödenmeye devam
edilir. Bu kişilerin gelir ve aylıklarının durum
değişikliği nedeniyle artırılması,
azaltılması, kesilmesi ve yeniden
bağlanması işlemleri sırasında vakıf senetlerine göre yapılacak
hesaplamalar ilgili sandıklar veya sandık iştirakçilerini istihdam eden
kuruluşlar tarafından Kurum kontrolünde yapılır.
Sandık iştirakçileri
ile aylık ve/veya gelir bağlanmış olanlar ve bunların hak sahiplerinin
Sosyal Güvenlik Kurumuna devrinden sonra bu kişilerin tabi oldukları vakıf
senedinde bulunmasına rağmen karşılanmayan diğer sosyal hakları ve
ödemeleri, sandıklar ve sandık iştirakçilerini istihdam eden kuruluşlarca
karşılanmaya devam edilir.
Bu maddenin
uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar ile bu maddenin beşinci ve altıncı
fıkralarında belirtilen farklara ilişkin peşin değerin ilk taksitle
birlikte defaten veya taksitler halinde ödenmesi konusu, Sosyal Güvenlik
Kurumu, Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Devlet Plânlama Teşkilatı
Müsteşarlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Tasarruf Mevduatı
Sigorta Fonu, Sandık iştirakçilerini istihdam eden kuruluşlar ile
sandıkların görüş ve önerileri alınarak Bakanlar Kurulu kararı ile
belirlenir. Taraflar, Sosyal Güvenlik Kurumunca belirlenecek tarihe kadar
görüş ve önerilerini yazılı olarak verirler.
Bu maddenin
uygulanmasına ilişkin iş ve işlemlerde Türkiye Odalar, Borsalar ve Birlik
Personeli Sigorta ve Emekli Sandığı Vakfı iştirakçilerini istihdam eden
kuruluşları, 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu ile kurulan Türkiye Odalar ve
Borsalar Birliği temsil eder.
Söz konusu sandıklar
ve sandık iştirakçilerini istihdam eden kuruluşlar ile Kurum, bu madde
uygulamasına ilişkin tüm işlemler nedeniyle doğacak her türlü vergi, resim
ve harçtan muaftır.
Bu Kanunun kısa
vadeli sigorta kolları ve genel sağlık sigortası hariç diğer hükümleri
bakımından; vakıf senetlerinde bu Kanuna aykırı hükümler bulunması halinde,
bu Kanunun yürürlük tarihi itibariyle bu Kanun hükümleri uygulanır.
30/4/2008 tarihinden
itibaren, sandıklarca bağlanmış/bağlanacak olan gelir veya aylıklara
yapılacak artışlar, 506 sayılı Kanuna göre bağlanan gelir veya aylıklara
yapılan artışlardan fazla olamaz.
Bu maddenin beşinci
ve altıncı fıkralarına göre Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenecek olan
aylık ve gelirler üzerindeki farklar ve bu madde çerçevesinde devre ilişkin
belirlenecek usûl ve esaslar bu maddenin yayımından önce 506 sayılı Kanunun
ek 36 ncı maddesine göre devri gerçekleşmiş veya devam eden sandıklar için
uygulanmaz.
5411 sayılı
Bankacılık Kanununun 58 inci maddesi hükümleri bu madde kapsamında
yapılacak devir ve diğer işlemler hakkında uygulanmaz.”
20- 80. maddesiyle
değiştirilen, 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun
dava konusu Geçici 16. maddesi şöyledir:
“Geçici Madde 16- 31/5/2006
tarihli ve 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce sigortalı
veya iştirakçi olup 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlardan 103 üncü maddede
ünvanları belirtilenlerin emeklilik kesenek ve karşılıkları ile emekli
aylıkları ve ikramiyelerinin hesaplanmasında 29/6/2006 tarihli ve 5536 sayılı
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki bu hususlara dair hükümlerin
uygulanmasına devam olunur.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 2., 7., 10., 17.,
56., 60., 88., 95., 128. ve 153. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
gereğince Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
katılımlarıyla 26.6.2008 gününde yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine ve yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki
raporun hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenilen yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten ve
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 30. maddesinin birinci fıkrası gereğince Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Ömer DİNÇER, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarı
Birol AYDEMİR, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı M. Emin ZARARSIZ, Sosyal
Güvenlik Kurumu Başkan Yardımcısı İlyas ÇELİKOĞLU, Sosyal Sigortalar Genel
Müdürü İbrahim ULAŞ, Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü Hasan ÇAĞIL,
Aktüerya ve Fon Yönetimi Daire Başkanı İsmail SEVİNÇ, 1. Hukuk Müşaviri
Mahmut BALLI, Sigortalı Emeklilik İşlemleri Daire Başkan Vekili Cevdet
CEYLAN, Sigortalı Tescil ve Hizmetleri Daire Başkan Vekili Başar HALICI ile
Kamu Görevlileri Emeklilik İşlemleri Daire Başkan Vekili İsmail ERTÜZÜN’ün
21.2.2011 günlü sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
A- 5754 Sayılı Kanun’un 1. Maddesiyle Değiştirilen,
5510 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin Birinci Fıkrasının (29) Numaralı
Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, güncelleme katsayısı
hesaplanırken, sigortalının geçmiş yıllardaki aylık kazançlarının, kazancının
ait olduğu yılı takip eden her yılın TÜFE indeksindeki artış oranı ile
gayrisafi yurt içi hâsılanın sabit fiyatlarla gelişme hızının yüzde otuzu
kadar artırılacağının öngörüldüğü, Anayasa Mahkemesi tarafından 5754 sayılı
Kanun’dan önceki güncelleme katsayısının, formülünde sadece enflasyon
karşısındaki değer kayıplarını önleyen TÜFE değişim oranının esas alınması,
büyüyen ekonomiden bireye düşecek refah payının gözetilmemesi ve katsayının
eksi çıkması olasılığına karşı asgari bir sınırın öngörülmemesi gerekçeleriyle
iptaline karar verildiği, güncelleme katsayısının hesaplanmasında gayri
safi yurt içi hâsıla artışının tamamı yerine yüzde otuzunun dikkate
alınmasının sosyal devlet ve adil gelir dağılımı ilkelerini
gerçekleştirmeyi amaçlayan bir anlayışı yansıtmadığı, sosyal güvenliğin de
içinde bulunduğu sosyal hakların Devlet tarafından tanınmış olmasının
yeterli olmadığı, bu hakların gerçekleşmesi için devletin olumlu edimde
bulunmasının gerektiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 60.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kural ile güncelleme katsayısı, her yılın Aralık
ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel
yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranının yüzde yüzü ile
sabit fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla gelişme hızının yüzde otuzunun
toplamına bir tam sayısının ilave edilmesi sonucunda bulunan değer olarak
tanımlanmıştır.
5510 sayılı Kanun’un
3. maddesinin son fıkrasında ise güncelleme katsayısının hesabında, en son
temel yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranı veya sabit
fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla gelişme hızının eksi olduğu yıllarda
eksi değerlerin sıfır olarak alınacağı öngörülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti,
toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına
saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel
ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Bu
maddede nitelikleri belirtilen sosyal hukuk devleti, insan haklarına
dayanan, kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde yaşamalarını güvence
altına alan, kişi hak ve özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil bir
denge kurabilen, çalışma hayatını geliştirmek ve ekonomik önlemler alarak
çalışanlarını koruyan, onların insan onuruna uygun hayat sürdürmelerini
sağlayan, milli gelirin adalete uygun biçimde dağıtılması için gereken
önlemleri alan, sosyal güvenlik hakkını yaşama geçirebilen, güçsüzleri
güçlüler karşısında koruyarak sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri gözeten
devlettir. Çağdaş devlet anlayışı sosyal hukuk devletinin tüm kurum ve
kurallarıyla Anayasa’nın özüne ve ruhuna uygun biçimde kurularak
işletilmesini, bu yolla bireylerin refah, huzur ve mutluluğunun
sağlanmasını gerekli kılar.
Sosyal hukuk devletinin somut göstergelerinden biri
olan sosyal güvenlik hakkının yer aldığı, Anayasa’nın 60. maddesinde,
“Herkes, sosyal güvenlik hakkına
sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve
teşkilatı kurar.” denilmektedir.
Sosyal güvenlik, bireylerin istek ve iradeleri
dışında oluşan sosyal risklerin, kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü
oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve harcama artırıcı
etkilerini en aza indirmek, ayrıca sağlıklı ve asgari hayat standardını
güvence altına alabilmektir. Bu güvencenin gerçekleştirilebilmesi için
sosyal güvenlik kuruluşları oluşturularak, kişilerin yaşlılık, hastalık,
malûllük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklere karşı asgari yaşam düzeylerinin
korunması amaçlanmaktadır.
Güncelleme katsayısının hesaplanmasında, sadece
enflasyon karşısındaki değer kayıplarını önleyen değişim oranının esas
alınması yanında büyüyen ekonomiden bireye düşecek refah payı da
gözetilerek katsayının eksi çıkması olasılığına karşı asgari bir sınır
öngörüldüğü ve gayri safi yurtiçi hasıla gelişme hızının yüzde otuzunun
güncelleme katsayısına yansıtıldığı anlaşıldığından kuralda, sosyal hukuk
devleti ve sosyal güvenlik ilkeleri ile çelişen bir yön bulunmamaktadır
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
2. ve 60. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
B- 5754 Sayılı Kanun’un 17. Maddesiyle Değiştirilen,
5510 Sayılı Kanun’un 29. Maddesinin İkinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, ortalama aylık kazanç
hesaplanırken, sigortalının her yıla ait prime esas kazancının her yıl
gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncelleneceği, henüz emekli olmayan
tüm SSK’lı ve Bağ–Kur’luların Kanun’un
yürürlüğe girmesinden sonra hesaplanacak emekli aylığının, kişilerin emekli
olacağı yıla kadar güncelleme katsayısı kadar arttırılacağı, yaşlılık
aylığının hesaplanmasında ortalama aylık kazancın hesabına büyümedeki
(refahtaki) artışın sadece yüzde otuzunun yansıtılmasının sosyal hukuk
devleti ve sosyal güvenlik ilkeleri ile bağdaşmadığı, bu uygulamanın, gelir
dağılımının emeğin aleyhine bozulması anlamına geldiği belirtilerek
kuralın, Anayasanın 2. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5510 sayılı Kanun’un
29. maddesinde, Kanun’un
4. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki
sigortalılar ile (c) bendine göre Kanun’un
yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa sigortalı olarak çalışmaya
başlayanların yaşlılık aylıklarının ne şekilde hesaplanacağı öngörülmüştür.
Dava konusu kuralda ise yaşlılık aylığı hesabında
ortalama aylık kazancın, sigortalının her yıla ait prime esas kazancının,
kazancın ait olduğu yıldan itibaren aylık talep tarihine kadar geçen yıllar
için, her yıl gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncellenerek bulunan
kazançlar toplamının, itibari hizmet süresi ile fiili hizmet süresi zammı
hariç toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle hesaplanan
ortalama günlük kazancın otuz katı olduğu belirtilmiştir.
Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (29) numaralı bendine
ilişkin gerekçede belirtildiği üzere güncelleme katsayısının hesaplanması
yöntemi Anayasa’ya aykırı görülmediğinden aynı gerekçelerle iptali
istenilen kural da Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamıştır.
C- 5754 Sayılı Kanun’un 68. Maddesiyle Değiştirilen, 5510 Sayılı
Kanun’un Geçici 2. Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kuralla, henüz emekli olmayan
tüm SSK’lı ve Bağ-Kur’luların 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra hesaplanacak emekli
aylığının, kişilerin emekli olacağı yıla kadar güncelleme katsayısı
oranında arttırılacağı, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nda emekli
aylıklarının hesaplanmasında 1978 yılından 1999 yılına kadar memur maaş
katsayısının esas alındığı, 1999 yılında yapılan değişiklik ile emekli
aylıkları hesaplanırken sigortalının her takvim yılına ait prime esas
kazancının her yılın Aralık ayına göre TÜFE indeksindeki artış oranı ile
gayrisafi yurt içi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı
artırılması esasının getirildiği, getirilen bu sistemle sigortalının geçmiş
yıllardaki aylık kazançlarının, kazancının ait olduğu yılı takip eden her
yılın TÜFE indeksindeki artış oranı ile gayrisafi yurt içi hâsıla sabit
fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak emekli olacağı güne
kadar güncellenmekte olduğu, böylece hem enflasyon hem de büyüme oranının
tamamının sigortalının kazancına yansıtıldığı, yeni güncelleme
katsayısında, sabit fiyatlarla gayri safi yurtiçi hâsıla gelişme hızının
yüzde otuzunun esas alındığı, 5510 sayılı Kanun’un geçiş hükümlerine göre yaşlılık aylığının ödenmesinde
ortalama aylık kazanç hesaplanırken, sigortalının her yıla ait prime esas
kazancının her yıl gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncelleneceği ve
henüz emekli olmayan tüm SSK’lı ve Bağ-Kur’luların 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden
sonra hesaplanacak yaşlılık aylığının, kişilerin emekli olacağı yıla kadar
güncelleme katsayısı kadar arttırılacağı, böylece yaşlılık aylığı almayı
hak edenlerden emeklilik için başvuruda bulunmayıp çalışmaya devam edenlere
5510 sayılı Kanun’un geçiş
hükümleri uygulanacağından bağlanacak aylıklarda büyük bir azalma ortaya
çıkacağı, yaşlılık aylığının hesaplanmasında güncelleme katsayısının kritik
bir önemi haiz olduğu, yaşlılık aylığının hesaplanmasında ortalama aylık
kazancın hesabına büyümedeki (refahtaki) artışın sadece yüzde otuzunun
yansıtılmasının sosyal devlet ve adil gelir dağılımı ilkelerini
gerçekleştirmeyi amaçlayan bir anlayışı yansıtmadığı ve bu uygulamanın
gelir dağılımının emeğin aleyhine bozulması anlamına geldiği belirtilerek
kuralın, Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un Geçici 2. maddesinde, Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce 17.7.1964 gün ve 506
sayılı, 2.9.1971 gün ve 1479 sayılı, 17.10.1983 gün ve 2925 sayılı, 5510
sayılı Kanunla mülga 17.10.1983 gün ve 2926 sayılı Kanunlara tabi olanlara
bağlanacak yaşlılık aylıklarının ne şekilde hesaplanacağı düzenlenmiştir.
Dava konusu kuralda ise sigortalının, Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen
sürelerdeki prim ödeme gün sayılarına veya fiili hizmet süresine ait
aylığın, Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önceki kanun hükümlerine göre
aylık talep tarihindeki toplam prim ödeme gün sayısı veya fiili hizmet
süresi üzerinden, Kanun’un yürürlük tarihi itibarıyla hesaplanacak
aylığının Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihe kadarki prim ödeme gün sayısı
veya fiili hizmet süresi ile orantılı bölümünün, aylık talep tarihine kadar
geçen yıllar için, her yıl gerçekleşen güncelleme katsayısı ile çarpılarak
hesaplanacağı belirtilmiştir. Böylece sigortalının tüm çalışma süreleri
dikkate alınarak, Kanun’un yürürlük tarihinden önce geçen çalışma
sürelerinin Kanun’un yürürlük tarihinden önceki kanun hükümlerine göre,
Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra geçen çalışma sürelerinin ise Kanun
ile getirilen hükümlere göre değerlendirilerek bu şekilde hesaplanan iki
kısmi tutarın toplamının aylık olarak bağlanması kurala bağlanmıştır.
Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (29) numaralı
bendine ilişkin gerekçede belirtildiği üzere güncelleme katsayısının
hesaplanması yöntemi Anayasa’ya aykırı görülmediğinden aynı gerekçelerle
iptali istenilen kural da Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamıştır.
D- 5754 Sayılı Kanun’un 2. Maddesiyle Değiştirilen, 5510 Sayılı Kanun’un
4. Maddesinin Birinci Fıkrasının (c) Bendinin (1) ve (2) Numaralı Alt
Bentlerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
kuralın, Anayasa Mahkemesi’nin 2006/111 Esas, 2006/112 Karar sayılı
kararının gerekçesiyle uyumlu olmadığı, memur ve diğer kamu görevlilerinin
diğer sigortalılarla beraber “sigortalı
sayılanlar” arasına alındığı, 5510 sayılı Kanun’un 106. maddesinin (8)
numaralı bendinde yer alan düzenlemeyle memur ve diğer kamu görevlilerinin
5434 sayılı Kanun ile bağlarının kaldırıldığı, Anayasa’da tanımı yapılan
memur ve diğer kamu görevlilerinden 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe
girmesinden önce göreve başlayanların sosyal güvenlik ile ilgili düzenlemeler
açısından 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine, sağlıkla ilgili
düzenlemeler açısından ise 5510 sayılı Kanun hükümlerine tabi olduğu, buna
karşılık 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra göreve başlayanların
ise hem sosyal güvenlik hem de sağlıkla ilgili düzenlemeler açısından 5510
sayılı Kanun hükümlerine tabi olduğu, memur ve diğer kamu görevlileri için
5754 sayılı Kanun’da oluşturulan çatının, özlük haklarına dayalı bir
sistemde görev yapanların, prim esasına dayalı bir sistemde görev yapan
diğer sigortalılarla aynı emeklilik ve sağlık sistemine tabi olması
sonucunu doğurduğu için Anayasa Mahkemesi’nin anılan kararı ile uyumlu
olmadığı, 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce göreve başlayan
memur ve diğer kamu görevlilerinin sosyal güvenlik hakları bakımından 5434
sayılı Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine, 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe
girmesinden sonra göreve başlayan memur ve diğer kamu görevlilerinin ise
sosyal güvenlik hakları bakımından 5510 sayılı Kanun hükümlerine tabi
tutulmasının ancak, kazanılmış hakların korunması durumunda doğru bir
yaklaşım olarak kabul edilebileceği, Anayasa Mahkemesi’nin 5510 sayılı
Kanun ile ilgili iptal gerekçesinde Anayasa’nın başta 128. maddesi olmak üzere
memurlar ve diğer kamu görevlilerine ilişkin 51., 52., 68., 70. ve 76.
maddelerindeki düzenlemelerin örnek gösterilerek memur ve diğer kamu
görevlilerinin farklılıklarının vurgulandığı, kararda sosyal güvenlik
hakkından yararlanacak olanların hukuksal konumlarının gözetilerek aynı
statüde bulunmayanların bu statülerinin gerekli kıldığı kurallara bağlı
tutulmalarının Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik
ilkesinin doğal bir sonucu olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 10.
ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un 3. maddesinde
kısa vadeli sigorta kollarının, iş kazası ve meslek hastalığı, hastalık ve
analık sigortası kollarını; uzun vadeli sigorta kollarının, malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortası kollarını;
kamu idarelerinin ise 10.12.2003 gün ve 5018 sayılı Kamu Mali
Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde
belirtilen kamu idareleri ve kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunlara bağlı
idare, ortaklık, müessese ve işletmeler ile bu belirtilenlerin ödenmiş
sermayesinin yüzde ellisinden fazlasına sahip oldukları ortaklık ve
işletmelerden Türk Ticaret Kanunu’na tabi olmayanlarla özel yasalarına göre
personel çalıştıran diğer kamu kurumlarını ifade ettiği belirtilmiştir.
Kanun’un 4. maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendinde, Kanun’un kısa ve uzun vadeli sigorta
kolları uygulaması bakımından hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren
tarafından çalıştırılanların; (b) bendinde, köy ve mahalle muhtarları ile
hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız
çalışanlardan ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek
veya basit usulde gelir vergisi mükellefi olanların, gelir vergisinden muaf
olup, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanların, anonim şirketlerin
yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının, sermayesi paylara bölünmüş komandit
şirketlerin komandite ortaklarının, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin
tüm ortaklarının ve tarımsal faaliyette bulunanların sigortalı
sayılacakları öngörülmüştür.
Dava konusu kurallarda
ise kamu idarelerinde, Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendine tabi olmayanlardan, kadro ve pozisyonlarda sürekli olarak çalışıp
ilgili yasalarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması
öngörülmemiş olanların; anılan fıkranın (a) ve (b) bentlerine tabi
olmayanlardan, sözleşmeli olarak çalışıp ilgili yasalarında (a) bendi
kapsamına girenler gibi sigortalı olması öngörülmemiş olanların ve 657
sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 86. maddesi uyarınca açıktan vekil
atananların sigortalı sayılacakları kurala bağlanmıştır.
Madde gerekçesinde
konuyla ilgili olarak “Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda bu
Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra ilk defa devlet memuru olarak göreve
başlayanların bu kanuna göre sigortalı sayılmaları öngörülmektedir.”
denilmiştir.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik
ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile
eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı,
aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı
kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Yasa
önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı
anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar
için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal
durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Sosyal hukuk devletinin
somut göstergelerinden biri olan sosyal güvenlik hakkının yer aldığı,
Anayasa’nın 60. maddesinde, “Herkes,
sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli
tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” denilmektedir.
Sosyal güvenlik,
bireylerin istek ve iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin, kendilerinin
ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı
ve harcama artırıcı etkilerini en aza indirmek, ayrıca sağlıklı ve asgari
hayat standardını güvence altına alabilmektir. Bu güvencenin
gerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlik kuruluşları oluşturularak,
kişilerin yaşlılık, hastalık, malûllük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklere
karşı asgari yaşam düzeylerinin korunması amaçlanmaktadır.
Kişilere sağlanan bu
anayasal güvencelerin yaşama geçirilebilmesi için Devlet tüm çalışanlara
sosyal güvenlik hakkını sağlamak ve bunun için gerekli önlemleri almakla
yükümlüdür. Ancak, bu doğrultuda düzenlemeler yapılırken, sosyal güvenlik
hakkından yararlanacak olanların hukuksal konumları gözetilerek aynı
statüde bulunmayanların farklı kurallara bağlı tutulmaları Anayasa’nın 10.
maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesinin doğal bir sonucudur.
Anayasa’nın 128.
maddesinde ise Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görüleceği, memurların ve diğer kamu görevlilerinin
nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri,
aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin yasayla düzenleneceği
belirtilerek, memurlar ve diğer kamu görevlileri maddede sayılan özlük
hakları bakımından yasal güvenceye kavuşturulmuştur.
Kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yürüten devlet memurlarının hukuki
rejimi, çağdaş personel hukukuna uygun olarak sınıflandırma, kariyer ve
liyakat esaslarına dayanmaktadır. Devlet memurları, görevlerinin
gerektirdiği niteliklere ve mesleklerine göre sınıflara ayrılmakta,
kariyerlerine, yürüttükleri hizmet için gerekli bilgilerine ve yetişme
şartlarına uygun biçimde, sınıflarında en yüksek derecelere kadar ilerleme
imkanı sağlanmaktadır. Kamu hizmetlerine alınmada ve görevde yükselmede ise
kamu personelinin nitelikleri, başarıları, işe bağlılıkları gibi liyakat
ölçütleri dikkate alınmaktadır. Ayrıca, memurlar ve diğer kamu görevlileri,
atama işlemiyle idarenin tek taraflı olarak idare hukuku esaslarına göre
önceden nesnel kurallarla belirlediği statü içine girmekte ve kamu gücünü
kullanma yetkisine sahip bulunmaktadırlar. Bunlara üstlendikleri kamu
hizmetinin karşılığı olarak Devlet bütçesinden maaş, ücret, ödenek gibi
isimler altında ödeme yapılmaktadır.
Kamu kesimi için özlük
hakları olarak değerlendirilen sosyal güvenlik kapsamındaki haklar da
Anayasa’nın 128. maddesinde belirtilen diğer haklar gibi kamu hukuku
kurallarına bağlı olmasına karşın, işçi ile işveren arasındaki hak ve
yükümlülükler tarafların özgür iradesi ile belirlenen iş hukuku alanına
giren sözleşmelere dayanır. Bu bağlamda, bir hizmet sözleşmesine dayanarak
bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılan işçiler ile bağımsız çalışanların
zorunlu ve isteğe bağlı olarak sosyal güvenlikleri de öteden beri memur ve
diğer kamu görevlilerinden farklı olarak prim esasına dayalı sigorta
sistemiyle sağlanmaktadır. Prim ise yasanın kendilerine karşı güvence
sağladığı sosyal risklerden birinin gerçekleşmesi halinde yapılacak sigorta
yardımlarıyla kurum yönetim giderlerinin karşılığı olarak sigortalı ve
işverenden, sigortalının kazancının veya basamak göstergesinin belli bir
yüzdesi üzerinden alınan parayı ifade etmektedir.
Yasa koyucunun
Anayasa’nın 7. maddesi uyarınca sahip olduğu genel düzenleme yetkisi
kapsamında bulunan konuların, 128. maddede özel olarak vurgulanarak yasa
ile yapılmasının Anayasa buyruğu haline getirilmesi, Devletin en temel
işlevlerinden olan kamu hizmetinin görülmesindeki yeri tartışmasız olan
kamu görevlileri için statülerine, yaptıkları görevin gereklerine uygun,
emeklileri için de önceki statüleri ile uyumlu yasal düzenleme yapılmasını
gerekli kılmaktadır. Ancak, düzenlemenin aynı hukuksal konumda bulunmayanların
bu özelliklerini ve farklılıklarını yansıtmak koşuluyla aynı veya başka bir
yasa ile yapılması hususu kuşkusuz yasa koyucunun takdiri içindedir.
Kanun’un Geçici 4.
maddesinde, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’na
ilişkin geçiş hükümleri düzenlenmiş ve Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte,
5434 sayılı Kanun’a göre iştirakçi olanlar hakkında sosyal sigortalar
bakımından bu Kanun hükümlerinin
uygulanmasına devam edileceği öngörülmüştür. Buna göre, 5510 sayılı
Kanun’da aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde, 5510 sayılı Kanun’un 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar ile önceden
5434 sayılı Kanun’a tabi çalışmış olup da 5510 sayılı Kanun’un 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya
başlayanlar ve bunların dul ve yetimleri hakkında 5434 sayılı Kanun
hükümleri uygulanacaktır.
Kanun’un 13. maddesinde,
kısa vadeli sigorta kolları kapsamında yer alan iş kazası tanımında dava
konusu kurala göre sigortalı olanlar sayılmamıştır. Buna göre, dava konusu
kural gereğince sigortalı sayılanlar hakkında iş kazası, meslek hastalığı,
hastalık ve analık sigortası hükümleri uygulanmayacak, dolayısıyla geçici
iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri ile emzirme ödeneği
düzenlemelerinden bu sigortalılar yararlanamayacaktır. Zira bu sigortalılar
hastalık, iş kazası ve meslek hastalığı sigortası yerine, Kanun’un 47.
maddesinde yer alan “vazife
malüllüğü” hükümlerine tabi olacaklardır. Bu sigortalılar, hastalık ve
analık hallerinde istirahatli bulundukları sürelerde aylıklarını tam
alacakları için bu sürelere ait geçici iş göremezlik ödenekleri de
ödenmeyecektir.
Kanun’un yürürlüğe
girdiği tarihten sonra ilk defa Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının
(c) bendi kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanların emekli
ikramiyeleri, 5434 sayılı Kanun’un Ek 82. maddesi hükmüne göre hesaplanıp
ödenecektir. Buna göre, 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesi dikkate alınarak,
aylığa veya toptan ödemeye hak kazanan sigortalıların emeklilik ikramiyesine
ilişkin azami süre, hesap yöntemi, emeklilik ikramiyesinin hesabında
kullanılan ödeme unsurları ile bu ödeme unsurlarına hak kazanma şartlarına
ilişkin usul ve esaslar, ödeme unsurlarının ikramiye hesabına esas alınan
oran ve/veya miktarları dikkate alınarak ödenecektir. 5510 sayılı Kanun’un
yürürlüğe girdiği tarihten önce iştirakçi olanların emekli ikramiyeleri ise
Kanun’un geçici 4. maddesinin beşinci fıkrası gereğince, mülga 2829 sayılı
Kanun hükümleri de dikkate alınmak şartıyla, 5434 sayılı Kanun hükümlerine
göre hesaplanacaktır. Böylece halen 5434 sayılı Kanun’a göre iştirakçi
olanlar ile 5510 sayılı Kanun’a göre ilk defa sigortalı olanların emekli
ikramiyeleri aynı hükümlere tabi olacak ve 5434 sayılı Kanun’a göre
hesaplanacaktır.
5510 sayılı Kanun’un “Prime esas kazançlar” başlıklı 80.
maddesinde, aynı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c)
bentlerindeki sigortalıların prime esas kazançları belirtilmiştir. Buna
göre, Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerindeki
sigortalıların prim oranları aynı olmasına rağmen prime esas kazançlarında
bazı farklılıklar bulunmaktadır. Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendi gereğince sigortalı sayılanların çalışmalarına karşılık ödenmesi
gereken ücretin prime tabi tutulabilmesi için hak edilmesi yeterli olup
ödenmesi koşulu bulunmamakta ancak, ücret dışında ödenen diğer kazançların
prime tabi olabilmesi için ödeme koşulu bulunmaktadır. Kanun’un 4.
maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince sigortalı sayılanların
prime esas kazançları, anılan Kanun’un 82. maddesine göre belirlenen prime
esas kazanç alt ve üst sınırları arasında kalmak kaydıyla kendileri
tarafından beyan edecekleri kazanç üzerinden hesaplanacaktır. Kanun’un 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi gereğince sigortalı sayılanların
prime esas kazançları ise anılan 80. maddenin üçüncü fıkrasında tek tek
sayılmış olup prime tabi olmaması gereken ödemelere yer verilmemiştir.
Kanun’un 81. maddesinde
malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları prim oranı, sigortalının prime esas
kazancının yüzde yirmisi olarak belirtilmiş olmasına karşın fiili hizmet
süresi zammı uygulanan işlerde eklenecek puan, sigortalının Kanun’un 4.
maddesinin birinci fıkrasının (a) veya (c) bendine tabi olmasına göre
değişiklik göstermektedir. Ayrıca işin, iş kazası ve meslek hastalığı
bakımından gösterdiği tehlikenin ağırlığına göre hesaplanacak olan kısa
vadeli sigorta kollarına ilişkin prim tutarının Kanun’un 4. maddesinin
birinci fıkrasının (a) kapsamındaki sigortalılar için işverence, (b)
kapsamındaki sigortalılar için ise kendilerince ödenmesi gerekmektedir.
Anılan fıkranın (c) bendi kapsamındaki sigortalılar için ise kısa vadeli
sigorta kapsamında olmadıklarından dolayı kısa vadeli sigorta kollarına
ilişkin prim ödenmeyecektir.
Anılan kurallar
gözetildiğinde, Kanun kapsamında kısa vadeli sigorta kolları, vazife ve
harp malüllüğü, emeklilik ikramiyesi ödenmesi, prime esas kazançlar ve prim
oranları hükümlerinin, Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrası kapsamında
sigortalı sayılanların hukuksal konumlarından kaynaklanan özellikler de
gözetilerek farklı şekilde düzenlendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, anılan
fıkra kapsamındaki sigortalıların farklılıklarının dikkate alınmak
suretiyle aynı yasa içinde düzenlenmesi hususu yasa koyucunun takdir
yetkisi içinde kalmaktadır.
Açıklanan nedenlerle
kural, Anayasa’nın 2., 10. ve 128.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamıştır.
E- 5754 Sayılı Kanun’un 38. Maddesiyle
Değiştirilen, 5510 Sayılı Kanun’un 60. Maddesinin Birinci Fıkrasının (a)
Bendinin (1) Numaralı Alt Bendinde Yer Alan “…ve (c)…” İbaresinin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa Mahkemesi’nin 2006/111
Esas, 2006/112 Karar sayılı kararına aykırı olarak genel sağlık sigortasına
ilişkin kurallarda da memur ve diğer kamu görevlilerinin farklı olan
özelliklerinin gözetilmediği, 5754 sayılı Kanun’da halen iştirakçi olanlar
ile ilk defa 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi kapsamında sigortalı olanların, sağlıkla ilgili düzenlemeler
açısından 5510 sayılı Kanun hükümlerine tabi tutulduğu belirtilerek
kuralın, Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kanun’un “Genel
sağlık sigortalısı sayılanlar” başlıklı 60. maddesinin birinci fıkrasının
dava konusu ibarenin de yer aldığı (1) numaralı alt bendinde, ikametgahı
Türkiye’de olan kişilerden Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve
(c) bentleri; (2) numaralı alt bendinde ise anılan fıkranın (b) bendi
gereğince sigortalı sayılan kişilerin genel sağlık sigortalısı sayılacağı
kurala bağlanmıştır.
Madde gerekçesinde konuyla ilgili olarak “5510
sayılı Kanunun 60. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (1)
numaralı alt bendinde yapılan düzenleme ile Kanunun 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar da genel sağlık sigortası
kapsamına alınmıştır.” denilmiştir.
Anayasa’nın 56. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh
sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve
verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını
tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve
özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları
denetleyerek yerine getirir. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine
getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.”
denilmektedir. Buna göre Devlet, sağlık hizmetlerini yürütürken herkesin bu
hizmetten yararlanması amacıyla eşgüdüm sağlayacak genel esasları
belirleyecektir.
Kanun ile sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde
görülebilmesini sağlamak amacıyla genel sağlık sigortası kurulması
öngörülmüştür. Kanun’un genel gerekçesinden, beş farklı emeklilik rejiminin
aktüeryal olarak hak ve yükümlülüklerin eşit olacağı tek bir emeklilik
rejimine dönüştürülmesinin planlandığı, buna uygun olarak sağlık hizmetlerinin
düzenlenmesinde de aynı anlayışın esas alındığı anlaşılmaktadır.
5754 sayılı Kanun’un 2.
maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un, 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerine ilişkin
başvurudaki gerekçede belirtildiği üzere, Kanun kapsamında kısa vadeli
sigorta kolları, vazife ve harp malüllüğü, emeklilik ikramiyesi ödenmesi,
prime esas kazançlar ve prim oranları hükümleri, Kanun’un 4. maddesinin
birinci fıkrası kapsamında sigortalı sayılanların hukuksal konumlarından
kaynaklanan özellikleri de gözetilerek farklı şekilde düzenlenmiştir.
Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrası kapsamında sigortalı sayılanların hukuksal
konumlarından kaynaklanan özelliklerinde farklılıklar olsa da, bu
sigortalıların genel sağlık sigortalısı sayılarak aynı sağlık
hizmetlerinden yararlandırılmaları Yasakoyucunun takdir yetkisi içindedir. Bu nedenle kural, Anayasa’nın 2., 10. ve 128.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamıştır.
F- 5754 Sayılı Kanun’un 64. Maddesiyle Değiştirilen, 5510 Sayılı
Kanun’un 106. Maddesinin Birinci Fıkrasının (8) Numaralı Bendinin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 5510 sayılı Kanun’un 5754 sayılı
Kanun’un 64. maddesiyle değişik “Yürürlükten kaldırılan hükümler”
başlıklı 106. maddesinin (8) numaralı bendinde yer alan düzenleme ile memur
ve diğer kamu görevlilerinin 5434 sayılı Kanun ile olan bağlarının
kaldırıldığı, Anayasa Mahkemesi’nce “uygulama olanağı kalmadığı”
gerekçesiyle iptal edilen düzenlemelere 5754 sayılı Kanun’da tekrar aynı
şekilde yer verildiği, özlük haklarına dayalı bir sistemde görev yapan memur
ve diğer kamu görevlilerinin prim esasına dayalı bir sistemde görev yapan
diğer sigortalılarla aynı emeklilik ve sağlık sistemine tabi olması
sonucunun doğurulduğu, Anayasa Mahkemesi’nin 2006/111 Esas, 2006/112 Karar
sayılı kararına uyulmadığı belirtilerek kuralın, Anayasanın 2., 10. ve 128.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, 8.6.1949 gün ve 5434 sayılı
Kanun’un 12 ila 19. maddelerinin, 23. maddesinin, 30 ila 39. maddelerinin,
41 ila 55. maddelerinin, 57 ila 59. maddelerinin, 61 ila 64. maddelerinin,
66 ila 71. maddelerinin, 72. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü
fıkralarının, 73 ila 80. maddelerinin, 82 ila 88. maddelerinin, 90 ila 100.
maddelerinin, 102. maddesinin, 104 ila 124. maddelerinin, 127 ila 129.
maddelerinin, 131 ila 135. maddelerinin, ek 2 ila ek 4. maddelerinin, ek 8
ve ek 9. maddelerinin, ek 11. maddesinin, ek 13 ila ek 19. maddelerinin, ek
21 ila ek 23. maddelerinin, ek 25 ila ek 27. maddelerinin, ek 29 ve ek 30.
maddelerinin, ek 31. maddesinin (a) ve (b) bentlerinin, ek 32 ila ek 39.
maddelerinin, ek 46 ila ek 49. maddelerinin, ek 56 ve ek 57. maddelerinin,
ek 59. maddesinin, ek 67 ila ek 70. maddelerinin, ek 72 ila ek 76.
maddelerinin, ek 78. maddesinin, ek 80. maddesinin, geçici 8. maddesinin,
geçici 15. maddesinin, geçici 16. maddesinin, geçici 54., geçici 65.,
geçici 85., geçici 86., geçici 88., geçici 96 ilâ geçici 98 ., geçici 103.,
geçici 104., geçici 109 ilâ geçici 113., geçici 115 ila geçici 118., geçici
120., geçici 139 ila geçici 140., geçici 146., geçici 147., geçici 150 ila
geçici 151., geçici 153., geçici 157., geçici 159., geçici 161 ila geçici
166., geçici 170., geçici 171., geçici 173., geçici 176., geçici 180.,
geçici 182 ila geçici 186., geçici 190 ila geçici 192., geçici 195 ila
geçici 200., geçici 203., geçici 204., geçici 207. ve geçici 208., geçici
210 ila geçici 212., geçici 216., geçici 218 ila geçici 220., ek
geçici 1., ek geçici 2., ek geçici 7., ek geçici 8., ek geçici 11., ek
geçici 19., ek geçici 20., ek geçici 22. ve ek geçici 23. maddelerinin
yürürlükten kaldırıldığı belirtilmiştir. Böylece 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe
girmesinden sonra 5434 sayılı Kanun’un uygulanma imkanı kalmayan maddeleri
yürürlükten kaldırılmıştır.
Kanun’un Geçici 4.
maddesinde ise 5434 sayılı Kanun’a ilişkin geçiş hükümleri düzenlenmiş ve
5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte 5434 sayılı Kanun’a göre
iştirakçi olanlar hakkında sosyal sigortalar bakımından 5434 sayılı Kanun
hükümlerinin uygulanmasına devam edileceği öngörülmüştür. Buna göre, 5510
sayılı Kanun’da aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde, bu Kanun’un 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar ile önceden
5434 sayılı Kanun’a tabi çalışmış olup da 5510 sayılı Kanun’un 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya
başlayanlar ve bunların dul ve yetimleri hakkında 5434 sayılı Kanun
hükümleri uygulanacaktır. 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten
sonra Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına
girenlere ise aynı Kanun hükümleri uygulanacaktır.
5754 sayılı Kanun’un 2.
maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri ile 5754 sayılı
Kanun’un 38. maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 60. maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “…ve (c)…” ibaresine ilişkin gerekçelerde
belirtilen nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamıştır.
G- 5754 Sayılı Kanun’un 68. Maddesiyle Değiştirilen, 5510 Sayılı
Kanun’un Geçici 1. Maddesinin Birinci Fıkrasının “… 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında …” Bölümünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
kuralın, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararıyla uyumlu olmadığı ve 5510
sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun’a tabi olan
memur ve diğer kamu görevlilerinin, 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilerek diğer sigortalılarla
beraber “sigortalı sayılanlar”
arasına alındığı, düzenlemenin önceki düzenlemeyle aynı olduğu belirtilerek
kuralın, Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
5510 sayılı Kanun’un dava
konusu ibarenin de yer aldığı “Malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı
değişik Geçici 1. maddesinin birinci fıkrasında, Kanun’un yürürlüğe girdiği
tarihten önce 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım
İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu’na tabi olanların 5510 sayılı Kanun’un 4.
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı Esnaf ve
Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve 5510
sayılı Kanunla mülga 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar
Sosyal Sigortalar Kanunu’na tabi olanların 5510 sayılı Kanun’un 4.
maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’na tabi olanların ise 5510 sayılı Kanun’un
4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edileceği
belirtilmiştir.
Madde gerekçesinde
konuyla ilgili olarak, “5510 sayılı
Kanunun Geçici 1 inci maddesi ile Kanunun yürürlük tarihinden önce
malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından hak kazanılan gelir, aylık,
sosyal yardım zammı ve diğer ödeneklere ilişkin geçiş hükümleri
düzenlenmektedir.” denilmiştir.
Dava konusu ibare ile
5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinde devlet memuru veya diğer kamu
görevlisi olarak görev yapan kişilerin 5434 sayılı Kanun ile ilişkilerini
sağlayan kurallar dışında kalan hususlarda yasal boşluğun önlenmesi
amaçlanmıştır.
5754 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle
değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerine ilişkin gerekçede belirtilen nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamıştır.
H- 5754 Sayılı Kanun’un 3. Maddesiyle, 5510 Sayılı Kanun’un 5. Maddesine
Eklenen (g) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 5754 sayılı Kanun’un 3.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 5. maddesine eklenen (g) bendinin,
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kural, 13.2.2011 günlü, 6111 sayılı
Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 24. maddesiyle değiştirilmiştir. Bu
nedenle, konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına
karar verilmesi gerekir.
I- 5754 Sayılı Kanun’un 4. Maddesiyle
Değiştirilen, 5510 Sayılı Kanun’un 6. Maddesinin Birinci Fıkrasının
(h) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Türkiye tarafından da kabul
edilen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile çocukların ekonomik
olarak sömürülmesinin, her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine, sağlığına,
bedensel, zihinsel, ruhsal, toplumsal veya ahlaki gelişmesine zarar
verebilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı korunmasının amaçlandığı, 1998
yılında 4334 sayılı Kanun ile kabul edilen 138 sayılı Uluslararası Çalışma
Sözleşmesi’nde de aynı hususların yer aldığı, Uluslararası Çalışma
Örgütünün ise çocukların çalışma yaşamındaki koşullarının iyileştirilmesini
hedef alan çalışmalar yaptığı, Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından kabul
edilen 15, 59, 138 ve 182 sayılı Sözleşmelerin, çocukların çalışma koşullarını
ve sektörlere göre asgari çalışma yaşlarını belirlediği, Türkiye’nin bu
sözleşmeleri kabul ettiği, 10.6.2003 günlü, 4857 sayılı İş Kanunu’nun hafif
işlerde de olsa, ondört yaşını doldurmuş olan çocukların çalışmasına izin
verdiği, onbeş yaşını doldurmuş çocuklar için, ağır ve tehlikeli işler ile
yeraltı ve sualtı işleri açısından sınırlama getirildiği, genel olarak
onbeş yaşını dolduran çocukların İş Kanunu’nda belirtilenler ve özel
yasalarda yer alan istisnalar dışında kalan her işte çalıştırılabilecekleri,
Anayasa’nın 50. maddesinde yer alan kural ile çocukların, gücüyle ve
yaşıyla uygun işlerde ve iyi koşullarda çalıştırılmasının amaçlandığı,
asgari çalışma yaşının onaltı olarak belirlendiği koşullarda, onsekiz
yaşından küçüklerin kısa ve uzun vadeli sigorta dallarının uygulanması
kapsamında bulunmamasının, sosyal devlet ilkesine uygun olmadığı
belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Kanun’un kısa ve uzun vadeli
sigorta kolları hükümlerinin uygulanmasında, Kanun’un 4. maddenin birinci
fıkrasının (b) ve (c) bentleri gereği sigortalı sayılması gerekenlerden
onsekiz yaşını doldurmamış olanların, Kanun’un 4. ve 5. maddelerine göre
sigortalı sayılmayacakları öngörülmüştür. Buna göre, onsekiz yaşını
doldurmamış olanlar, 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının
(b) ve (c) bentlerine uyacak nitelikte çalışmaları bulunsa bile onsekiz
yaşını dolduruncaya kadar sigortalı sayılmayacaklardır. Bu kişilerin
sigortalılıkları ise onsekiz yaşını doldurdukları tarihten itibaren
başlayacaktır. Ancak, Kanun’un 6. maddesinin ikinci fıkrası gereğince dava
konusu kuralın uygulanmasıyla ilgili olarak, bir meslek veya sanat okulunu
bitirenlerden, 22.11.2001 gün ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine
göre mahkemece ergin kılınmak suretiyle, öğrenimleriyle ilgili görevlerde
çalışanlar bakımından onsekiz yaşını bitirmiş olma şartı aranmayacaktır.
Diğer yandan kural, Kanun’un 4. maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendi gereğince sigortalı sayılması gerekenlerden onsekiz
yaşını doldurmamış olanları kapsamamaktadır. Nitekim, 5510 sayılı Kanun’un
38. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, onsekiz yaşından önce malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi olanların sigortalılık süreleri,
onsekiz yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilecek ve bu tarihten
önceki süreler için ödenen malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri,
prim ödeme gün sayılarının hesabına dahil edilecektir.
Kanun’un 61. maddesinde, anılan Kanun’un 60.
maddesi gereği genel sağlık sigortalısı sayılanların çocuklarının, ana ya
da babasının tescil edilmiş olmasına bakılmaksızın ve ayrıca bir işleme
gerek olmaksızın onsekiz yaşını dolduruncaya kadar genel sağlık sigortalısı
veya genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi olarak sağlık
hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlandırılacağı, onsekiz yaşından
küçük çocuğun ana ve babası yok ise onsekiz yaşını dolduruncaya kadar
Kanun’un 60. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (7) numaralı alt
bendi kapsamında primi Devlet tarafından ödenmek üzere genel sağlık
sigortalısı sayılacağı kurala bağlanmıştır.
Kanun’un 63. maddesinde ise genel sağlık
sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını,
hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını, iş kazası ile meslek
hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık
hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan
kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Sosyal Güvenlik
Kurumunca finansmanı karşılanacak sağlık hizmetleri düzenlenmiştir.
İptali istenen kural gereğince 5510 sayılı Kanun’un
4. maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentleri gereğince sigortalı
sayılması gerekenlerden onsekiz yaşını doldurmamış olanlar, onsekiz yaşını
dolduruncaya kadar genel sağlık sigortası kapsamına alındığından kural,
Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamıştır.
J- 5754 Sayılı Kanun’un 4. Maddesiyle Değiştirilen, 5510 Sayılı Kanun’un
6. Maddesinin Birinci Fıkrasının (k) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kuralla, aylık net geliri asgari
ücretten az olan esnafların sosyal güvenlik sisteminin kapsamı dışında
tutulduğu, bunun da güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek
eşitliği ve sosyal adalet ile toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü sosyal
hukuk devleti ilkesine uygun olmadığı belirtilerek kuralın, Anayasanın 2.
ve 60. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kural, Kanun’un kısa ve uzun vadeli
sigorta kolları hükümlerinin uygulanmasında, kendi adına ve hesabına
bağımsız çalışanlardan gelir vergisinden muaf olup esnaf ve sanatkâr
siciline kayıtlı olanlardan aylık faaliyet gelirlerinden bu faaliyetine
ilişkin masraflar düşüldükten sonra kalan tutarı, prime esas günlük kazanç
alt sınırının otuz katından az olduğunu belgeleyenlerin Kanun’un 4. ve 5.
maddelerine göre sigortalı sayılmayacaklarını kurala bağlamıştır.
Dava konusu kuralla, kendi nam ve hesabına
çalışanlardan gelir vergisinden muaf olan kişilerin yıllık ya da aylık
gelirlerinin net tutarının asgari ücretin altında olması halinde, yetersiz
gelirlerinden ayrıca sigorta primi kesintisi yapılarak bu kişilerin maddi
sıkıntılardan kurtulması, yatıramadıkları primlerden dolayı ayrıca gecikme
zammı külfetiyle karşılaşmamaları amacıyla zorunlu sigorta kapsamından
çıkartılmaları amaçlanmaktadır. Bu kişilerin talepleri halinde, isteğe
bağlı sigortaya tabi olarak sosyal güvenlik haklarından yararlanmaları
mümkündür. Ayrıca, bu kişilerin gelirlerinin söz konusu miktarın altında
olduğunu beyan etmedikleri ve belgelendirmedikleri sürece zorunlu sigorta
kapsamından çıkarılmaları da mümkün değildir. Bu açıdan kuralın
uygulanması, kişinin iradesine bağlı kılınmıştır.
Kaldı ki, Kanun’un 60. maddesinin birinci
fıkrasında kimlerin genel sağlık sigortalısı sayılacakları belirtilmiştir.
Anılan fıkranın (g) bendinde ise fıkrada sayılan bentlerin kapsamı dışında
kalan ve başka bir ülkede sağlık sigortasından yararlanma hakkı bulunmayan
vatandaşların genel sağlık sigortalısı sayılacakları öngörülmüştür. Buna
göre, dava konusu kural nedeniyle sigortalı sayılmayan kişiler, Kanun’un
60. maddesi kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılacaklarından dolayı,
genel sağlık sigortası kapsamı dışında kalmaları da söz konusu değildir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
2. ve 60. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
K- 5754 Sayılı Kanun’un 21. Maddesiyle Değiştirilen, 5510 Sayılı
Kanun’un 34. Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “…
veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması …”
İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 5510 sayılı Kanun’un 34.
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre, sigortalının dul eşine
yüzde yetmişbeş oranında aylık bağlanabilmesi için, aylık bağlanacak
çocuğunun bulunmaması koşulunun yanında, bu Yasa veya yabancı ülke mevzuatı
kapsamında çalışmaması ve kendi sigortasına dayalı olarak gelir veya aylık
bağlanmamış olmasının gerektiği, bunların bulunması halinde, aylık bağlama
oranının yüzde elliye düşeceği, çalışmaları nedeniyle emekli geliri elde
edenlerin cezalandırıldığı, çalışması nedeniyle emekli geliri olanların
ölen sigortalının eşi olmaktan kaynaklanan haklarının kısıtlandığı, eş
olmaktan dolayı kazanılmış bir hak olması gerekirken çalışma-çalışmama
koşuluna bağlı olarak farklı oranlarda ödenen ve çalışan eş için eşitsizlik
oluşturan bir düzenleme getirildiği, sigortalının geride bıraktığı eşinin
zora sokulduğu, dolayısıyla kuralla sosyal devlet ve sosyal güvenlik
ilkeleriyle bağdaşmayan haksız ve adaletsiz bir uygulama yapıldığı
belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kanun’un dava konusu ibarenin de yer aldığı “Ölüm aylığının hak sahiplerine
paylaştırılması “ başlıklı değişik 34. maddesinde, ölen sigortalının
Kanun’un 33. maddesi hükümlerine göre hesaplanacak aylığının, dul eşine
yüzde ellisi, aylık bağlanmış çocuğu bulunmayan dul eşine ise Kanun’un 5.
maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç, Kanun
kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaması veya kendi
sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması halinde yüzde
yetmişbeşi oranında aylık bağlanacağı belirtilmiştir. Buna göre kuralda,
sadece geride kalan eşin çalışması veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir
ya da aylık bağlanmış olması halinde ölüm aylığının yüzde yirmibeş
azaltılarak bağlanması öngörülmekte olup eşin kendi çalışması ya da
sigortalılığı nedeniyle elde ettiği gelir ya da kazancına
dokunulmamaktadır. Dolayısıyla kuralın, sosyal güvenlik hakkını ortadan
kaldıran bir yönü bulunmadığı gibi adil olmadığı da söylenemez.
Diğer taraftan, ölüm aylığındaki yüzde yetmişbeşlik
oranın, ölen eşin yokluğunda aylık ve geliri olmayan eşi desteklemeyi
amaçladığı gözetildiğinde, kendisine ölüm aylığı bağlanacaklardan, çalışan
veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir ya da aylık bağlanmış olan eş ile
çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir ya da aylık bağlanmamış
olan eşin konumlarının aynı olmadığı açıktır. Dolayısıyla kuralın eşitlik
ilkesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
L- 5754 Sayılı Kanun’un 30. Maddesiyle Değiştirilen, 5510 Sayılı Kanun’un
50. Maddesinin İkinci Fıkrasının (a) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, isteğe bağlı sigortanın
amacının, işsiz kalan sigortalıların primlerini kendilerinin ödeyerek
emeklilik için gerekli prim ödeme gün sayısını tamamlamaları olduğu, 5754
sayılı Kanun’un 32. maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanun’un 52.
maddesinde isteğe bağlı sigortalılığın prim oranlarının artırılarak yüzde
otuzikiye yükseltildiği, prim oranlarının artırılmasının, emeklilik
şartlarının da ağırlaştırılmasıyla isteğe bağlı sigortanın amacından
uzaklaştırıldığı, işsiz ve geliri olmayan sigortalıların isteğe bağlı
sigorta yoluyla emekli olmalarının imkânsız hale getirildiği, ayrıca 506
sayılı Kanun’da düzenlenen isteğe bağlı sigortalılık için gereken en az
1080 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi ödenmiş olması şartının
5754 sayılı Kanun ile kaldırıldığı, isteğe bağlı sigortalılığın prim ödeme
gücü bulunanlara hiç çalışmadan emekli olma imkânı sağlayan bir yapıya
sokulduğu, düzenlemenin adil olmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2.
ve 60. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un “İsteğe
bağlı sigorta ve şartları” başlıklı değişik 50. maddesinin birinci
fıkrasında, isteğe bağlı sigorta, kişilerin isteğe bağlı olarak prim ödemek
suretiyle uzun vadeli sigorta kollarına ve genel sağlık sigortasına tâbi
olmalarını sağlayan sigorta olarak ifade edilmiş; dava konusu kuralın da
yer aldığı ikinci fıkrasında ise isteğe bağlı sigortalı olabilmenin
şartları belirtilmiştir. Buna göre, Türkiye’de ikamet edenler ile Türkiye’de
ikamet etmekte iken sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmamış ülkelerdeki
Türk vatandaşlarının, isteğe bağlı sigortalı olabilmeleri için, Kanun’a
tâbi zorunlu sigortalı olmayı gerektirecek şekilde çalışmamaları veya
sigortalı olarak çalışmakla birlikte ay içerisinde otuz günden az
çalışmaları ya da tam gün çalışmamaları, kendi sigortalılığı nedeniyle
aylık bağlanmamış olması, onsekiz yaşını doldurmuş bulunmaları ve isteğe
bağlı sigorta talep dilekçesiyle Sosyal Güvenlik Kurumu’na başvuruda
bulunmaları gerekmektedir.
Kanun’un 51. maddesinin üçüncü fıkrasında, ay
içerisinde otuz günden az çalışan veya Kanun’un 80. maddesi uyarınca prim
ödeme gün sayısı, ay içindeki toplam çalışma saatinin 4857 sayılı Kanun’a
göre belirlenen günlük normal çalışma saatine bölünmesi suretiyle
hesaplanan sigortalıların aynı ay içerisinde isteğe bağlı sigortaya prim
ödemeleri halinde, primi ödenen süreler zorunlu sigortalılığa ilişkin prim
ödeme gün sayısına otuz günü geçmemek üzere ekleneceği ve eklenen bu
sürelerin, Kanun’un 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında
sigortalılık süresi olarak kabul edileceği;
anılan 51. maddenin son fıkrasında ise isteğe bağlı sigorta primi
ödenmiş sürelerin, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile genel sağlık
sigortası hükümlerinin uygulamasında dikkate alınacağı ve söz konusu
sürelerin, aynı maddenin 51. maddenin üçüncü fıkrası hükmü saklı olmak
üzere Kanun’un 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında
sigortalılık süresi olarak kabul edileceği öngörülmüştür. Buna göre,
örneğin ayda on gün kısmi çalışması olan bir kişinin, kalan yirmi günlük
kısmı isteğe bağlı sigortalılık ile ödeyebilme imkanı bulunmaktadır. Bu
kişinin yaşlılık aylığı bağlanma talepleri, Kanun’un 53. maddesinin son
fıkrası gereğince, en fazla sigortalılığın geçtiği sigortalılık haline ya
da hizmet sürelerinin eşit olması ile malûllük ve ölüm halleri ile yaş
haddinden re’sen emekli olma, süresi kanunla belirlenen vazifelere atanma
veya seçilme ve bağlı oldukları sigortalılık halinin kanunla değiştirilmesi
durumunda ise son sigortalılık şartlarına göre belirlenecektir.
Sosyal Güvenlik Kurumunun amacına uygun olarak
hizmet verebilmesi, sahip olduğu parasal kaynaklara bağlı olduğundan, temel
gelir kaynağı prim olan bu Kurumda aktüeryal dengeler gözetilerek
sigortalıların Kanun’da belirtilen süreler kadar prim ödemek suretiyle
Kurum ile ilişkilerini devam ettirmelerini ve Kurumun sağlayacağı haklardan
bu suretle yararlanmalarını öngören bir düzenleme getirilmesi sistemin
doğal bir sonucudur. Kaldı ki, isteğe bağlı sigortalılığın ortak özelliği,
prim sorumluluk ve yükümlülüğünün isteğe bağlı sigortalı olmak isteyen
kişinin kendisinde olmasıdır.
Kural aynı zamanda, isteğe bağlı olarak prim ödemek
suretiyle kişilerin uzun vadeli sigorta kollarına ve genel sağlık
sigortasına tâbi olmalarını sağladığından, zorunlu sigortalı olmayı
gerektirecek çalışması bulunmayan kişileri de genel sağlık sigortası
kapsamına almaktadır. Dolayısıyla kuralın, adil olmadığı da söylenemez.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
2. ve 60. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
M- 5754 Sayılı Kanun’un 31. Maddesiyle 5510 Sayılı Kanun’un 51.
Maddesine İkinci Fıkradan Sonra Gelmek Üzere Eklenen Fıkranın İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 5754 sayılı Kanun’un 31.
maddesiyle 5510 sayılı Kanun’un 51. maddesine ikinci fıkradan sonra gelmek
üzere eklenen fıkranın, Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Dava konusu kural, 13.2.2011 günlü, 6111 sayılı
Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 32. maddesiyle
değiştirilmiştir. Bu nedenle, konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine
yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
N- 5754 Sayılı Kanun’un 35. Maddesiyle Değiştirilen, 5510 Sayılı
Kanun’un 55. Maddesinin İkinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 5510 sayılı Kanun’da tekrarlanan
ve aynı şekilde kabul edilen kuralın Anayasa Mahkemesi’nin 2006/111 Esas,
2006/112 Karar sayılı kararı ile memur ve diğer kamu görevlileri yönünden
Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırı bulunması nedeniyle, 5510
sayılı Kanun’un 55. maddesinin ikinci fıkrasındaki “Bu Kanuna göre
bağlanan gelir ve aylıklar” bölümünün ise diğer sigortalılar yönünden
aylık hesaplanmasında güncelleme katsayısının kullanılacağı gerekçesiyle,
Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine aykırı bulunarak iptal edildiği, kuralda
iptal gerekçesi doğrultusunda yeni bir düzenleme getirilmediği, Anayasa
Mahkemesi’nin 1999/42 Esas, 2001/41 Karar sayılı kararıyla benzer bir
düzenlemeyi ayrıca iptal ettiği belirtilerek kuralın, memur ve diğer kamu
görevlileri açısından Anayasa’nın 2. ve 128. maddelerine, “Bu kanuna
göre bağlanan gelir ve aylıklar” ibaresinin ise güncelleme katsayısı
ile bağlantısı nedeniyle diğer sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2. ve 60.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Kanun’a göre bağlanan gelir ve
aylıkların her yılın Ocak ve Temmuz ödeme tarihlerinden geçerli olmak
üzere, bir önceki altı aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu
tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel
indeksindeki değişim oranı kadar artırılarak belirlenmesi öngörülmüştür.
5754 Sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen,
5510 sayılı Kanun’un, 3. maddesinin birinci fıkrasının (29) numaralı bendi
ile 5754 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen 5510 sayılı Kanun’un 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) ve (2) numaralı alt
bentlerine ilişkin gerekçelerde belirtilen nedenlerle kural, Anayasa’nın
2., 60. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN ve Serruh KALELİ bu görüşe
katılmamıştır.
O- 5754 Sayılı Kanun’un 38. Maddesiyle Değiştirilen, 5510 Sayılı Kanun’un
60. Maddesinin Birinci Fıkrasının (f) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kural ile birlikte 5434 sayılı
Kanun’a göre emekli aylığı alanların sağlık yardım ve giderlerinin diğer
sigortalılar gibi genel sağlık sigortası kurallarına göre yapılacağı,
Anayasa Mahkemesi’nin 2006/111 Esas, 2006/112 Karar sayılı iptal kararı
gözetilerek memur ve diğer kamu görevlisi olarak görev yapanların sağlık
yardımlarının diğer sigortalılar gibi aynı kurallara tabi olacağı ve
bunların sağlık yardımı ile giderlerinin genel sağlık sigortası kurallarına
göre yapılacağı, dolayısıyla kuralın, Anayasa’nın 2., 10. ve 128.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, 5510 sayılı Kanun veya bu
Kanun’dan önce yürürlükte bulunan sosyal güvenlik yasalarına göre gelir
veya aylık alan kişilerin genel sağlık sigortalısı sayılacağı
belirtilmiştir.
5754 sayılı Kanun’un 38. maddesiyle değiştirilen,
5510 sayılı Kanun’un 60. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (1)
numaralı alt bendinde yer alan “…ve
(c)…” ibaresine ilişkin başvurudaki gerekçede belirtilen nedenlerle
kural, Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamıştır.
P- 5754 Sayılı Kanun’un 41. Maddesiyle
Değiştirilen, 5510 Sayılı Kanun’un 64. Maddesine Eklenen (c) Bendinin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa Mahkemesi’nin 1990/27
Esas, 1991/2 Karar sayılı kararıyla 506 sayılı Kanun’un 34. maddesinde
öngörülen ve sosyal sigortalılara yapılacak sağlık yardımını onsekiz ayla
sınırlayan hükmün iptal edildiği, kuralla yabancıların kronik
hastalıklarının tedavilerinin engellendiği, 16.6.1989 günlü, 3581 sayılı
Kanunla onaylanan Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi’nin 13. maddesinde de
hastalık durumunda gerekli olan tüm bakımların sağlanmasının öngörüldüğü
belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 17., 56. ve 60. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Kanun’un değişik 60. maddesinin birinci fıkrasının
(d) bendinde, mütekabiliyet esası da dikkate alınmak şartıyla, oturma izni
almış yabancı ülke vatandaşlarından yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında
sigortalı olmayan kişilerin genel sağlık sigortalısı olacakları hüküm
altına alınmıştır. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında da anılan bendin
kapsamına girenlerden Türkiye’de bir yıldan kısa süreyle yerleşik olanların
genel sağlık sigortalısı ve genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü
olduğu kişi sayılmayacakları belirtilmiştir. Böylece oturma izni alarak bir
yılını doldurmuş ve yabancı bir ülkede sigortalı olmayan yabancı ülke
vatandaşlarının genel sağlık sigortalısı olabilmeleri imkanı getirilmiştir.
Ancak, bu kişilerin, Kanun’un 67. maddesinin (a) ve (c) bentleri gereğince,
bir yıl içinde toplam otuz gün genel sağlık sigortası prim ödeme gün
sayısının olması ve bu sürenin sonunda da prim borçlarının bulunmaması
gerekmektedir.
Dava konusu kuralda, yabancı ülke vatandaşlarının,
genel sağlık sigortalısı veya genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü
olduğu kişi sayıldığı tarihten önce mevcut olan kronik hastalıkları,
Kurumca finansmanı sağlanmayacak sağlık hizmetleri arasında sayılmıştır.
Yabancının genel sağlık sigortası kapsamına girdikten sonra ortaya çıkan
kronik hastalıklarına ilişkin sağlık hizmetlerinde ise böyle bir sınırlama
bulunmamaktadır.
Anayasa’nın 17. maddesinde herkesin yaşama, maddi
ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu
belirtilmiştir.
Sosyal
Güvenlik Kurumu’nun amacına uygun olarak hizmet verebilmesi sahip olduğu
parasal kaynaklara bağlıdır. Bu bakımdan sistemi zedeleyecek ya da işlemez
hale getirebilecek girişimleri engelleyecek düzenleme getirilmesi sistemin
doğal bir sonucudur. Bu bakımdan kuralla, diyaliz hastası, hemofili
hastalığı, organ yetmezliği gibi kronik hastalığı olan yabancı ülke
vatandaşlarının Ülkemize gelerek, ikamet izni almaları ve bir yılın sonunda
da genel sağlık sigortalısı olarak tedavi giderlerini genel sağlık
sigortasından ödetmelerinin önüne geçilerek verilen hakkın kötüye
kullanımının engellemek istendiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, Anayasa’nın 65. maddesindeki “Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda
Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun
öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine
getirir.” hükmü gözetildiğinde, genel sağlık sigortalısı kişinin bazı
giderlerinin karşılanmasında belirli hastalıklara ödeme yapılmaması ya da
bazılarına belli oranda ödeme yapılması Devletin mali kaynaklarının
yeterliliği ölçüsünde yasakoyucunun takdirindedir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
17., 56. ve 60. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
R- 5754 Sayılı Kanun’un 46. Maddesiyle Değiştirilen, 5510 Sayılı
Kanun’un 76. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Son Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kuralın Anayasa’nın öngördüğü
sosyal hukuk devleti kavramına ters düşen bir şekilde, hasta olmasına
rağmen çalışmak zorunda kalan kişilerin cezalandırılması anlamına geldiği,
sosyal hukuk devletinin, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek
eşitliği yani sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü devlet
olduğu, devletin ekonomik ve sosyal alandaki görevlerini yerine getirirken
uygulayacağı sınırlamalarda yaşama hakkını ortadan kaldıran düzenlemeler
yapamayacağı, kuralla sosyal güvenlik hakkının kullanılmaz duruma
getirildiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 17. ve 60. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, tedavinin sona erdiğine ve
çalışabilir durumda olduğuna dair Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık
kurullarından belge almaksızın başka işte çalışan genel sağlık
sigortalısının aynı hastalığı sebebiyle yapılan tedavi masraflarının
kendisinden alınacağı belirtilmektedir.
İstirahate ilişkin hekim raporları, kişinin
dinlenmesi ve bu süreçte tedaviyle sağlığının korunmasını sağlamaktadır.
İstirahatli iken kişinin çalışabilmesi, işin doğası gereği hekimin,
tedavinin sona erdiğine veya çalışabilir olduğuna ilişkin raporunu
gerektirmektedir. Çalışabilir raporu almadan ya da tedavinin sona erdiğini
belgelemeden başka bir işte çalışan kişi, tedavinin gereği gibi yapılabilmesine
kendi davranışıyla engel olmaktadır. Dolayısıyla kural, öncelikle kişinin
sağlığını korumayı amaçlamakta, masrafın kişiden alınması yönünden sınırlı
bir uygulama alanıyla da istirahat süresince geçici iş göremezlik
ödeneği alan sigortalının istirahat hakkını kötüye kullanmasını
engellemektedir. Bu bakımdan kuralın, yaşam hakkını ve sosyal güvenlik
hakkını ortadan kaldıran bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
2., 17., ve 60. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
S- 5754 Sayılı Kanun’un 58. Maddesiyle 5510 Sayılı Kanun’un 98.
Maddesine İkinci Fıkradan Sonra Gelmek Üzere Eklenen Fıkranın İncelenmesi
Dava dilekçesinde, özel sağlık sigortalarına ilişkin
usul ve esasların yasa ile belirlenmesi gerektiği, Anayasa’ya göre yasa ile
düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına genel, sınırsız,
esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilemeyeceği,
çerçevesi çizilmeyen, sınırları belirlenmeyen bir alanda Hazine
Müsteşarlığı’na usul ve esas belirleme yetkisi veren kuralın, Anayasa’nın
2. ve 7. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, yıllık veya daha uzun süreli
tamamlayıcı veya destekleyici özel sağlık sigortalarına ilişkin usul ve
esasların Kurum’un uygun görüşü alınarak Hazine Müsteşarlığı tarafından
belirleneceği öngörülmüştür.
Anayasa’nın 7. maddesinde yasama yetkisinin Türkiye
Büyük Millet Meclisi’ne ait olduğu, bu yetkinin devredilemeyeceği kuralı
yer almaktadır. Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralının
Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri koyması,
çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yönetimin
düzenlemesine bırakmaması gerekir. Bununla birlikte, yasada temel esasların
belirlenmesi koşuluyla, uzmanlık, özel ihtisas ve teknik konulara ilişkin
ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması Anayasa’ya aykırılık
oluşturmaz.
5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun “Sigorta sözleşmeleri” başlıklı 11.
maddesinin birinci fıkrasında, sigorta sözleşmelerinin ana muhtevasının,
Hazine Müsteşarlığınca onaylanan ve sigorta şirketlerince aynı şekilde
uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenleneceği; “Tarifeler” başlıklı 12. maddesinin
ikinci fıkrasında, Hazine Müsteşarlığı’nın bağlı bulunduğu Bakan’ın, gerek
görülen hallerde hayat, bir yıldan uzun süreli ferdi kaza, sağlık, hastalık
ve ihtiyari deprem sigortaları tarifeleri ile prim, formül ve cetvellerinin
uygulamaya konulabilmesini Hazine Müsteşarlığı’nın onayına tabi
kılabileceği; “Zorunlu sigortalar”
başlıklı 13. maddesinin ikinci fıkrasında ise Hazine Müsteşarlığı’nın,
zorunlu sigortaya konu teşkil eden menfaat üzerinde yapacakları iş ve
işlemler nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerini alarak zorunlu
sigorta denetimi yapabilecekleri belirlemeye yetkili olduğu öngörülerek,
Hazine Müsteşarlığı’na sigortacılıkla ilgili bazı yetkiler tanınmıştır.
Başka bir ifade ile yıllık veya daha uzun süreli tamamlayıcı veya
destekleyici özel sigortacılık faaliyetleri, 5684 sayılı Kanun kapsamında
Hazine Müsteşarlığı’nın görev ve yetki alanına girmektedir.
Hazine Müsteşarlığı, yıllık veya daha uzun süreli
tamamlayıcı veya destekleyici özel sağlık sigortasına ilişkin usul ve
esasları 5684 sayılı Kanun’a ve genel sigortacılık ilkelerine göre
belirleyeceğinden kuralda, yürütme organına genel, sınırsız, esasları ve
çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verildiğinden söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
2. ve 7. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
T- 5754 Sayılı Kanun’un 61. Maddesiyle Değiştirilen, 5510 Sayılı
Kanun’un 103. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kuralın, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde
görüşülmesi sırasında eylemli içtüzük ihlali yapıldığı, İçtüzüğün, çalışma
saati sona erdikten sonra süre uzatılması için oylama yapılmasına olanak
vermediği, süre geçtikten sonra oylama yapılamayacağı, çalışma saatini
aştıktan sonra süre uzatımı için oylama yapmanın, eylemli içtüzük ihlali
olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 88. ve 95. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Bir yasa tasarısının TBMM’de yasalaşma usulü ve
sürecine ilişkin İçtüzük kuralları gereğince yapılan işlemler yasanın şekil
unsurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle, davacının başvuru dilekçesindeki
iptal istemi, Kanun’un yapılış şekline yönelik olup iptali istenilen
kuralların “şekil” yönünden
denetimini gerektirmektedir.
Anayasa’nın 148. maddesinin birinci ve ikinci fıkrası,
“ Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas
bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar.
Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.
Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun
hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı
iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz. Kanunların şekil
bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp
yapılmadığı; ... hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme,
Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri
tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün
geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def’i
yoluyla da ileri sürülemez.” hükmünü içermektedir. 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 20. ve 22.
maddeleriyle de bu düzenlemeye paralel kurallar getirilmiştir. Buna göre,
Anayasa Mahkemesi, yasaların şekil bakımından denetlenmesinde, son
oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığını inceleyecektir.
Dava dilekçesinde, TBMM İçtüzüğü’nün eylemli ihlali
gerekçesine dayalı olarak dava konusu kuralın şekil bakımından iptali
istenilmektedir. Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin yasa kurallarını şekil
bakımından denetlemesi, son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp
yapılmadığı hususu ile sınırlıdır. Yapılan incelemede söz konusu maddenin
Anayasa’nın öngördüğü çoğunlukla oylandığı anlaşılmıştır. Kaldı ki, dava
dilekçesinde kuralın şekle dayalı iptali isteminde, son oylamanın öngörülen
çoğunlukla yapılmadığı gerekçesine de dayanılmamıştır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
148. maddesine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 88. ve 95. maddeleri ile
ilgisi görülmemiştir.
U- 5754 Sayılı Kanun’un 73. Maddesiyle 5510 Sayılı Kanun’a Eklenen
Geçici 20. Maddenin Birinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kuralda, vakıf ve sandık
iştirakçilerinin sağlık ve sosyal sigorta haklarının korunmadığı, devir
nedeniyle gelir kaynakları kesilen sandık ve vakıfların iştirakçilerine
Kanun’un öngördüğü sosyal hakların ve ödemelerin üzerinde sağlamış oldukları
sosyal sigorta haklarını ve ödemelerini gerçekleştirebilmeleri ve devam
ettirebilmelerinin mümkün olmadığı, bu imkânsızlık gözönünde tutularak
istihdam eden kuruluşun ödeme yapmasının öngörüldüğü ancak, istihdam eden
kuruluşun ödeme güçlüğü çekmesi olasılığına karşı hiçbir devlet
güvencesinin bulunmadığı, istihdam eden kuruluşun ödeme güvencesinin sadece
emekli olanlara yönelik olduğu, halen çalışan ve ileride sağlayacağı sosyal
güvenceleri göz önünde tutarak yıllarca yüksek tutarda prim ödeyenlerinse
bu haktan mahrum bırakıldığı, düzenlemeye göre 30.4.2008 tarihinden sonra
sandıklarca bağlanmış ve bağlanacak olan gelir ve aylıklara yapılacak
artışların 506 sayılı Kanun’a göre bağlanan gelir veya aylıklara yapılacak
artışlardan fazla olamayacağı, bu durumun yüksek tutarda prim ödeyen vakıf
iştirakçileri açısından büyük haksızlık oluşturduğu, bu kişilerin vakıf
senetlerinden doğan kazanılmış haklarının yok edildiği, 506 sayılı Kanun’a
göre bağlanan gelir ve aylıklarda yapılan haksız ve adil olmayan artış
yönteminin sandık ve vakıf iştirakçilerine de yansıtıldığı, sandık ve vakıf
iştirakçilerinin emekli aylıklarına refahtan tam pay vermeden artırılacağı,
devletin, haklı bir neden ortaya koymaksızın kendi kurduğu örgütten farksız
ve hatta ondan daha üstün sosyal güvenlik hakkı sağlayan vakıf
kuruluşlarını işlevsiz hale getirmesinin sosyal devlet ilkesi ile
bağdaştırılamayacağı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, 506 sayılı Kanun’un Geçici 20.
maddesi kapsamındaki bankaların, sigorta ve reasürans şirketlerinin,
ticaret odalarının, sanayi odalarının, borsaların veya bunların teşkil
ettikleri birlikler personeli için kurulmuş bulunan sandık
iştirakçilerinin, aylık veya gelir bağlanmış olanların ve bunların hak
sahiplerinin herhangi bir işleme gerek kalmaksızın 5510 sayılı Kanun’a
eklenen Geçici 20. maddesinin yayımı tarihinden itibaren üç yıl içinde
Sosyal Güvenlik Kurumu’na devredilerek 5510 sayılı Kanun kapsamına
alınacağı, üç yıllık sürenin Bakanlar Kurulu kararı ile en fazla iki yıl
daha uzatılabileceği, devir tarihi itibarıyla sandık iştirakçilerinin 551
sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında
sigortalı sayılacakları belirtilmiştir. Diğer bir ifade ile kural, belirtilen
sandıkların değil, sandık iştirakçilerinin, aylık ve gelir bağlanmış
olanların ve bunların hak sahiplerinin Sosyal Güvenlik Kurumu’na
devredilmeleri ve Kanun kapsamına alınmaları hususunu kurala bağlamaktadır.
Anılan maddenin diğer fıkralarında ise birinci fıkrada öngörülen devrin,
hangi esas ve usullere göre yapılacağı düzenlenmiştir.
5510 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 20.
maddenin iptal istemi dışında kalan diğer fıkralarında, kural kapsamındakilerin
aylık ve gelir farklarının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenmeye devam
edilmesi zorunluluğunun bulunması ve vakıf senedinde bulunmasına rağmen
karşılanmayan diğer sosyal haklar ile ödemelerin yalnızca sandıklar
tarafından değil, aynı zamanda sandık iştirakçilerini istihdam eden
kuruluşlarca da ödenmesi öngörüldüğünden, kural kapsamındakilerin
haklarının korunmadığı söylenemez.
Öte yandan, 506 sayılı Kanun’un Geçici 20. maddesi
kapsamındaki bankaların, sigorta ve reasürans şirketlerinin, ticaret
odalarının, sanayi odalarının, borsaların veya bunların teşkil ettikleri
birlikler personeli için kurulmuş bulunan sandık iştirakçilerinin, aylık
veya gelir bağlanmış olanlar ile bunların hak sahiplerinin, 5510 sayılı
Kanun kapsamında sigortalı sayılacağının öngörülmesi nedeniyle kural,
anılan kişilerin sosyal güvenlik haklarını da ortadan kaldırmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR ve Serruh
KALELİ bu görüşe katılmamıştır.
V- 5754 Sayılı Kanun’un 80. Maddesiyle Değiştirilen, 2802 Sayılı
Kanun’un Geçici 16. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, hâkim ve savcıların en yüksek
Devlet memuru kıstas alınmak suretiyle belirlenen aylıklarının, 5536 sayılı
Kanun’da yapılan düzenleme ile emekli aylıklarına yansıtılmadığı, 2802
sayılı Kanun’un 111. maddesinde hakim ve savcıların Devlet memurlarına
tanınan sosyal hak ve yardımlara ilişkin hükümlerden aynen yararlanacaklarının
hükme bağlanması nedeniyle emekli aylığı yönünden hakim ve savcıların diğer
Devlet memurlarıyla aynı statüde oldukları, Devlet memurlarının çalıştıktan
ve emekli olduktan sonraki döneme ilişkin hak ve yükümlülüklerinin
yasalarla düzenlendiği, Anayasa Mahkemesi’nin 4447 ve 5510 sayılı Kanunların
denetimlerinde verdiği iptal kararlarına aykırı olarak yeniden düzenleme
yapıldığı, 5510 sayılı Kanun’un 5754 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile
değiştirilen “5434 sayılı Kanuna
ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı geçici 4. maddesinde yer alan
düzenlemeyle Emekli Sandığı iştirakçisi iken 5510 sayılı Kanun’un 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlara 5434 sayılı
Yasa hükümlerinin uygulanmasının öngörüldüğü, 5754 sayılı Yasa ile
getirilen düzenlemeler sonucu 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olan memur
ve diğer kamu görevlilerinden farklı tutularak sadece emekli hakim ve
savcıların aylıklarının yalnızca katsayı artışlarına bağlı olarak artacağı,
5434 sayılı Kanun çerçevesindeki hak ve yükümlülükleri bakımından diğer
memurlardan farklı kurallara tabi tutularak hakim ve savcı emeklilerinin
gösterge ve ek gösterge rakamlarındaki artışlardan yararlanamayacağı, 5754
sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeler sonucu, çalışan memurların maaş
artışı ile emekli memurların maaş artışı arasında veya eski emekli ile yeni
emekli memur maaşları arasında herhangi bir farkın söz konusu olmayacağı
ancak, hakim ve savcılara diğer Devlet memurlarında olduğu gibi görevlerinden
ayrıldıkları tarihteki emekli keseneğine esas aylıkları esas alınarak
emekli aylığı bağlanacağı ve ikramiye ödeneceği belirtilerek kuralın
Anayasa’nın 2., 10., 60. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe
girdiği tarihten önce sigortalı veya iştirakçi olup 5510 sayılı Kanun’un 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlardan,
2802 sayılı Kanun’un 103. maddesinde ünvanları belirtilen kişilerin
emeklilik kesenek ve karşılıkları ile emekli aylıkları ve ikramiyelerinin
hesaplanmasında 5536 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önceki bu
hususlara dair hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı belirtilmiştir.
Buna göre, ilk defa 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının
(c) bendi kapsamına giren 2802 sayılı Kanun’un 103. maddesinde ünvanları
belirtilen kişiler kural kapsamında değildir. Dolayısıyla 5510 sayılı
Kanun’un yürürlük tarihi olan 1.10.2008 tarihinden önce iştirakçi olan
anılan kişilerin, emekli kesenek ve karşılıkları ile emekli aylık ve
ikramiyeleri hesaplanırken 5536 sayılı Kanun’dan önceki mevzuat hükümleri
uygulanacaktır.
5536 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla, 2802 sayılı Kanun’un 103.
maddesinde ünvanları belirtilenlerin maaşlarının hesaplanmasında önceki
sistemden tamamen farklı bir sistem kabul edilmiştir. Halen görevde bulunan
2802 sayılı Kanun’un 103. maddesinde ünvanları belirtilen kişiler için
getirilen bu sistemde mali hakların hesaplanmasında gösterge, ek gösterge,
kıdem aylığı, taban aylığı, tazminat aylığı ile yapılan hesaplama
yönteminden vazgeçilerek kıstas aylık ve yargı ödeneğine göre hesaplama yöntemi
kabul edilmiştir. Buna göre, 5536 sayılı Kanun uygulamasında, 2802 sayılı
Kanun’un 103. maddesinde ünvanları belirtilen kişiler için gösterge, ek
gösterge, kıdem, taban ve tazminat aylığı gibi unsurlar, maaş hesaplama
unsuru olmaktan çıkarılarak emekli aylığı bağlanmasına ve ikramiye
ödenmesine esas olan unsurları içermeyen yeni bir sisteme geçilmiştir.
Ancak, 2802 sayılı Kanun’un 103. maddesinde ünvanları belirtilen kişilerin
emeklilik kesenek ve karşılıkları ile emekli aylıkları ve ikramiyeleri,
5434 sayılı Kanun gereğince çalışırken alınan maaşın brütüne ya da netine
göre değil, tüm kamu görevlilerinde olduğu gibi gösterge, ek gösterge,
kıdem aylığı, taban aylığı ve tazminat aylığı unsurları dikkate alınarak
hesaplanmasına devam edilmiştir. Böylece, görevde bulunan 2802 sayılı
Kanun’un 103. maddesinde ünvanları belirtilen kişilerin emekli kesenekleri
ile emekli aylık ve ikramiyelerinin 5536 sayılı Kanun’dan önce uygulanan
hesaplama yöntemine göre hesaplanarak bu kişilerin emekli aylık ve
ikramiyelerini alabilmeleri imkanı getirilmiştir. Dolayısıyla dava konusu
kural gereğince, 5536 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce veya
sonra emekli olanların emekli aylık ve ikramiyelerinin hesaplanmasında aynı
hükümler uygulanacaktır. Buna göre dava konusu kuralın, eşitlik ilkesiyle
çelişen bir yönü bulunmamaktadır.
Öte yandan, dava konusu kuralda, 2802 sayılı
Kanun’un 103. maddesinde ünvanları belirtilen kişilerin emekli kesenek ve
karşılıkları ile emekli aylıkları ve ikramiyelerinin hesaplanmasında, 5536
sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önceki bu hususlara dair
hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı öngörüldüğü için anılan kişiler hakkında
5536 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önceki 2802 sayılı Kanun’da
yer alan ek gösterge cetveli ile 270 sayılı Yüksek Hakimlik Tazminatı
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de belirtilen gösterge rakamlarının
değiştirilmesi halinde bu değişiklikler emekli aylıklarına yansıtılacaktır.
Bu nedenle, 2802 sayılı Kanun’un 103. maddesinde ünvanları belirtilen
kişilerden emekli olanların gösterge ve ek gösterge rakamlarındaki
artışlardan yararlanamayacağı ve emekli aylıklarının sabitlendiği
söylenemez.
Diğer taraftan, 5434 sayılı Kanun gereğince 2802
sayılı Kanun’un 103. maddesinde ünvanları belirtilen kişilerin emeklilik
kesenek ve karşılıkları ile emekli aylıkları ve ikramiyeleri, çalışırken
alınan maaşın brütüne ya da netine göre değil, tüm kamu görevlilerinde
olduğu gibi görevin gösterge, ek gösterge, kıdem, taban ve tazminat aylığı
unsurları dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucunda belirlenmektedir.
2802 sayılı Kanun’un 103. maddesinde ünvanları belirtilen kişilerin
çalışırlarken aldıkları maaşın emekli aylıklarında gözetilmesi ve emekli
maaşının hesaplanmasında diğer kamu görevlilerinden farklı bir sisteme göre
düzenleme yapılabilmesi mümkün ise de bu husus Anayasa’nın 65. maddesinde
belirtildiği gibi Devletin mali imkanları gözetilerek yasa koyucunun takdir
yetkisi içine girmektedir. Kaldı ki, 5536 sayılı Kanun ile yapılan maaş
artışlarının emeklilik dönemine yansıtılabilmesi, çalışırken alınan maaş
brütünün daha fazlasının ya da tamamının emekli keseneğine tabi kılınmasını
gerektirmektedir. Bunun da emekli keseneğinin miktarını arttıracağı ve
çalışanların maaşlarında ele geçen tutarı azaltacağı açıktır.
Ayrıca, dava konusu kural, emekli aylıklarının
artışı ile ilgili bir düzenleme niteliğinde değildir. Zira, 2802 sayılı
Kanun’un 103. maddesinde ünvanları belirtilen kişilerin emekli aylık
artışları, 5510 sayılı Kanun’un Geçici 4. maddesinin beşinci fıkrası
gereğince, 5510 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil
5534 sayılı Kanun’a göre yapılacaktır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi’nin
2001/41 ile 2006/112 Karar sayılı kararları, gelir ve aylıkların artışına
dair kurallara ilişkin olup, kararlardaki gerekçelerin dava konusu kuralla
ilgisi bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın 2., 10., 60. ve 153. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Mehmet ERTEN, Fettah OTO,
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Serruh KALELİ bu görüşe katılmamıştır.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
17.4.2008 günlü, 5754 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A- 1- 1. maddesiyle, 31.5.2006 günlü, 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3. maddesinin birinci
fıkrasının değiştirilen (29) numaralı bendine,
2- 17. maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı
Kanun’un 29. maddesinin ikinci fıkrasına,
3- 68. maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı
Kanun’un Geçici 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine,
4- 2. maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un
4. maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerine,
5- 38. maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı
Kanun’un 60. maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “… ve (c) …”
ibaresine,
6- 64. maddesiyle değiştirilen, 5510 sayılı
Kanun’un 106. maddesinin birinci fıkrasının (8) numaralı bendine,
7- 68. maddesiyle
değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesinin birinci fıkrasının
“… 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında …”
bölümüne,
8- 4. maddesiyle,
5510 sayılı Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (h) ve (k) bentlerine,
9- 21. maddesiyle, 5510
sayılı Kanun’un 34. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (a) bendinde
yer alan “… veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış
olması …” ibaresine,
10- 30. maddesiyle,
5510 sayılı Kanun’un 50. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının (a)
bendine,
11- 35. maddesiyle,
5510 sayılı Kanun’un 55. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasına,
12- 38. maddesiyle
değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 60. maddesinin birinci fıkrasının (f)
bendine,
13- 41. maddesiyle, 5510 sayılı
Kanun’un 64. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (c) bendine,
14- 46. maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 76. maddesinin
değiştirilen üçüncü fıkrasının son cümlesine,
15- 58. maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 98. maddesine
ikinci fıkradan sonra gelmek üzere eklenen fıkraya,
16- 61. maddesiyle
değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 103 üncü maddesine,
17- 73. maddesiyle, 5510 sayılı
Kanun’a eklenen Geçici 20. maddesinin birinci fıkrasına,
18- 80. maddesiyle
değiştirilen, 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun
Geçici 16. maddesine,
yönelik iptal
istemleri, 30.3.2011 günlü, E. 2008/56, K. 2011/58 sayılı kararla
reddedildiğinden, bu madde, fıkra, bent, alt bent, cümle, bölüm ve
ibarelere ilişkin
YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,
B- 1- 3. maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 5.
maddesine eklenen (g) bendine,
2- 31.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 51. maddesine ikinci fıkradan sonra gelmek
üzere eklenen fıkraya,
yönelik iptali istemi hakkında, 30.3.2011
günlü, E. 2008/56, K. 2011/58 sayılı kararla karar verilmesine yer
olmadığına karar verildiğinden, bu fıkra ve bende ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİ HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
30.3.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- SONUÇ
A- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan,
Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi
sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel bulunmadığına, Mehmet ERTEN,
Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın, gerekçesi
2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 17.4.2008 günlü, 5754 sayılı Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
1- 1. maddesiyle, 31.5.2006
günlü, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun
3. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (29) numaralı bendinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- 17. maddesiyle
değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 29. maddesinin ikinci fıkrasının
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN’in
karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- 68. maddesiyle
değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
Mehmet ERTEN’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
4- 2. maddesiyle
değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) ve (2) numaralı alt
bentlerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Mehmet
ERTEN’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
5- 38. maddesiyle
değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 60. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde
yer alan “… ve (c) …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
6- 64. maddesiyle
değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 106. maddesinin birinci fıkrasının (8)
numaralı bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
Mehmet ERTEN’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
7- 68. maddesiyle
değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesinin birinci fıkrasının
“… 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında …”
bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Mehmet
ERTEN’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
8- 3. maddesiyle,
5510 sayılı Kanun’un 5. maddesine eklenen (g) bendi, 13.2.2011 günlü, 6111
sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 24. maddesiyle
değiştirildiğinden, bu bende ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR
VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
9- 4. maddesiyle,
5510 sayılı Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (h) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve iptal isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
10- 4. maddesiyle,
5510 sayılı Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (k)
bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
11- 21. maddesiyle,
5510 sayılı Kanun’un 34. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (a)
bendinde yer alan “… veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık
bağlanmamış olması …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
12- 30. maddesiyle,
5510 sayılı Kanun’un 50. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının (a)
bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
13- 31.
maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 51. maddesine ikinci fıkradan sonra gelmek
üzere eklenen fıkra, 6111 sayılı Kanun’un 32. maddesiyle
değiştirildiğinden, bu fıkraya ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR
VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
14- 35. maddesiyle,
5510 sayılı Kanun’un 55. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN ile
Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
15- 38. maddesiyle
değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 60. maddesinin birinci fıkrasının (f)
bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Mehmet
ERTEN’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
16- 41. maddesiyle, 5510 sayılı
Kanun’un 64. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (c) bendinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
17- 46. maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 76. maddesinin
değiştirilen üçüncü fıkrasının son cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
18- 58. maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un 98. maddesine
ikinci fıkradan sonra gelmek üzere eklenen fıkranın Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
19- 61. maddesiyle
değiştirilen, 5510 sayılı Kanun’un 103 üncü maddesinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
20- 73. maddesiyle, 5510 sayılı
Kanun’a eklenen Geçici 20. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar
ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
21- 80. maddesiyle
değiştirilen, 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun
Geçici 16. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR
ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
30.3.2011 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
|
|
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
|
KARŞIOY YAZISI
5754 sayılı Kanun’un 80. maddesiyle değiştirilen
2802 sayılı Kanun’un Geçici 16. maddesiyle hakim ve savcıların emekli
aylıkları ve ikramiyelerinde geçici bir süre için diğer devlet
memurlarından farklı bir düzenleme yapılmıştır.
Yargı yetkisi, Anayasa’nın 9. maddesine göre Türk
milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Mahkemelerin bağımsızlığı
Anayasa’nın 138; hakimlik ve savcılık teminatı 139; hakimlik ve savcılık
mesleği ise 140. maddesinde düzenlenmiştir. 140. maddede hakim ve
savcıların aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin mahkemelerin bağımsızlığı
ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
Yargı mensuplarının yaptıkları görevin özelliğinden
dolayı, emekliliklerinde de sosyal güvenlik sisteminin sağladığı
olanaklardan en üst düzeyde yararlandırılmaları, böylece mesleklerini
gelecek kaygısı olmadan ifa etmelerinin sağlanması, yargı bağımsızlığının
ve tarafsızlığının teminatlarındandır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de
çeşitli içtihatlarında, yargının toplumdaki özel konumu nedeniyle
yargıçların temel hak ve özgürlüklerden en üst düzeyde yararlandırılmaları
gereğine işaret etmiştir. Anayasa’nın 60. maddesinde yer alan sosyal
güvenlik hakkından 2802 sayılı Kanun’da belirtilen kişilerin en üst düzeyde
yararlanmaları gerekir.
Anayasa’nın 65. maddesinde yer alan Devlet’in
iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları gözetilerek, hakim ve savcılar
için özel ve farklı bir sosyal güvenlik düzenlemesi yapılıp yapılmaması
yasakoyucunun takdir alanı içerisinde ise de, tüm çalışanların tek bir
sosyal güvenlik sistemine bağlanması amacına yönelik çıkarılan yasalarda
2802 sayılı Kanun’da belirtilen kişilerin diğer devlet memurlarından farklı
ve geride kalacak şekilde düzenlemeye tabi tutulmasında Anayasa’nın 2., 60.
ve 140. maddelerine uyarlık bulunmamaktadır. Bu nedenle kuralın iptal
edilmesi gerekir.
|
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
17.4.2008 günlü, 5754 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun’un;
1) 17. maddesi ile değiştirilen 5510
sayılı Yasa’nın 29. maddesinin ikinci fıkrasının,
2) 68. maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Yasa’nın GEÇİCİ 2.
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin,
3) 2. maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı
Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) ve (2) numaralı
alt bentlerinin,
4) 38. maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Yasa’nın 60.
maddesinin (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “ve (c)” ibaresinin, ,
5) 64. maddesiyle değiştirilen 5510
sayılı Yasa’nın 106. maddesinin (8) numaralı bendinin,
6) 68. maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı
Yasa’nın GEÇİCİ 1. maddesinin birinci fıkrasındaki “5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi
olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamında” ibaresinin,
7) 4. maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı
Yasa’nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin,
8) 35. maddesi ile değiştirilen 5510
sayılı Yasa’nın 55. maddesinin ikinci fıkrasının,
9) 38. maddesi ile değiştirilen 5510
sayılı Yasa’nın 60. maddesinin (f) bendinin,
Aşağıda belirtilen nedenlerle Anayasa’ya
aykırı olduklarından iptalleri gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin 31.5.2006 günlü, 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun kimi kurallarını
iptal ettiği 15.12.2006 günlü, E2006/111 ve K2006/112 sayılı Kararında;
“Çalışma yaşamında kimilerinin hukuksal
konumlarından kaynaklanan değişik kurallara bağlı tutulmaları, diğer
çalışanlardan ayrıcalıklı duruma getirilmeleri anlamına gelmez. Yaptıkları
işin özelliği nedeniyle aynı kurallara bağlı tutulamayanlar için de koşut düzenlemeler
getirilerek ekonomik ve mali haklar yönünden eşitlik sağlanabilir.
Bu durumda, 5510 sayılı Yasa
kapsamında bulunan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile diğer
sigortalıların aynı hukuksal konumda bulunup bulunmadıklarının saptanması
Anayasal denetim yönünden önem taşımaktadır.
Anayasa’nın 128. maddesinde Devletin,
kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare
esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görüleceği, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri,
atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve
ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilerek,
memurlar ve diğer kamu görevlileri maddede sayılan özlük hakları bakımından
yasal güvenceye kavuşturulmuştur.
Anayasa Mahkemesi’nin önceki
kararlarında da belirtildiği gibi, memur statüsü ile emekli statüsü
arasında organik bir bağ bulunduğundan memur statüsünde yapılan değişiklikler
doğal olarak emekli statüsünde de etkisini göstermektedir. Bu nedenle
memurun sosyal güvenlik haklarından biri olarak emeklilik de Anayasa’nın
128. maddesinde belirtilen memurların ve diğer kamu görevlilerinin “diğer
özlük işleri” kapsamında aynı yasal güvence içindedir.
Kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli
ve sürekli görevleri yürüten Devlet memurlarının hukuki rejimi çağdaş
personel hukukuna uygun olarak sınıflandırma, kariyer ve liyakat esaslarına
dayanmaktadır. Devlet memurları, görevlerinin gerektirdiği nitelikle
|