|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2008/15
Karar Sayısı: 2011/57
Karar Günü: 30.3.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR:
1- Danıştay Onbirinci
Dairesi (Esas Sayısı: 2008/15)
2- Ankara 14. İdare
Mahkemesi (Esas Sayısı: 2008/53)
İTİRAZLARIN KONUSU: 24.2.1983 günlü, 2802
sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’na 29.6.2006 günlü, 5536 sayılı Yasa’nın
5. maddesiyle eklenen Geçici Madde 16’nın,
Anayasa’nın 2.,
10., 60. ve 153. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Davacıların, emekli aylık
ve ikramiye ödenmesine ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’nın yapmış
olduğu işlemin iptali istemiyle açtıkları davalarda, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
savını ciddi bulan Mahkemeler, iptali için başvurmuşlardır.
II- İTİRAZLARIN GEREKÇESİ
A- 2008/15 Esas Sayılı İtiraz Başvurusunun Gerekçe
Bölümü Şöyledir:
“Yargıtay üyeliğinden 19.7.2006 tarihinde emekli
olan davacı tarafından, emekli aylığı ve ikramiyesinin, en son aylık aldığı
15.7.2006 tarihindeki aylık ve diğer ödemeler esas alınarak değil, 5536
sayılı Kanunla 2802 sayılı Kanuna eklenen geçici 16. madde hükmü uyarınca
Haziran/2006 aylık ve ödemeleri dikkate alınarak belirlenmesine ilişkin
davalı idare işleminin iptali ve mahrum kaldığı parasal hakların yasal
faiziyle birlikte tazmini istemiyle Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına
karşı açılan davada; Ankara 2. İdare Mahkemesince verilen ve davanın
reddine ilişkin bulunan 16.5.2007 günlü, E:2006/2118, K:2007/1269 sayılı
kararı, yürütmenin durdurulması istemli olarak temyizen inceleyen Danıştay
Onbirinci Dairesince; uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak olan 2802 sayılı
Kanuna 5536 sayılı Kanunla eklenen geçici 16. madde hükmüyle ilgili olarak
davacının ileri sürdüğü Anayasa’ya aykırılık iddiasının ciddi olduğu
kanısına varılması üzerine işin gereği görüşüldü;
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 43.
maddesinde, bu Kanuna tabi kurumların kadrolarında bulunan personelin
aylıklarının, aylık gösterge tablosu ve ek gösterge rakamları göz önünde
bulundurulmak suretiyle tespit edileceği hüküm altına alınmıştır.
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanununun 41. maddesinin (a) fıkrasında, emekli, adi malullük ve vazife
malullüğü aylıklarının hesaplanmasında 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununun 43’üncü maddesinde yer alan gösterge tablosu ve personel kanunlarındaki
ek göstergelerin esas alınacağı, (b) fıkrasında ise emekli, adi malullük ve
vazife malullüğü aylıklarının, (a) fıkrasına göre tespit edilen rakamların
her yıl Bütçe Kanununda tespit edilen katsayı ile çarpılması sonunda
bulunacak tutarın fiili ve itibari hizmet toplamı 25 yıl olanlara %75’i, 25
yıldan az olanlara her tam yıl için %1 eksiği, fazla olanlara da her tam
yıl için %1 fazlası üzerinden bağlanacağı, bağlanacak aylıkların
toplamının, emekli ve adi malullük aylıklarında emekli aylığı bağlanmasına
esas aylıklarının %100’ünü geçemeyeceği, vazife malullüğü aylıkları
hakkında bu tahdidin uygulanmayacağı kurala bağlanmış, aynı Kanunun
13/06/1994 tarih ve 546 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesi ile
değişik ek 70. maddesinde, Sandık iştirakçilerine ödenmekte olan memuriyet
taban aylığı ve kıdem aylığı tutarları ile, zam, tazminat ve ödenekler ile
benzeri ödemeler toplamına karşılık gelmek üzere, 657 sayılı Devlet
Memurları Kanununa tabi en yüksek devlet memuru aylığı (ek gösterge dahil) brüt tutarının, bu maddede belirtilen yüzdelerine
tekabül eden miktarının; emeklilik keseneğine ve kurum karşılığına tabi
tutulacağı, bu tutarların, bu Kanunun 41’inci maddesinin (a) fıkrasına göre
emekli, adi malüllük, vazife malüllüğü, dul ve yetim aylıklarının; ek
20’inci maddesine göre de emeklilik ikramiyelerinin hesaplanmasına dahil
edileceği belirtilmiş, söz konusu Kanunun 21.04.2005 tarih ve 5335 sayılı
Kanunun 3. maddesi ile değişik 89. maddesinde ise emekli, adi malûllük veya
vazife malûllüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan; asker, sivil
tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için, aylık bağlamaya esas
tutarların bir aylığının emekli ikramiyesi olarak verileceği, verilecek
emekli ikramiyesinin hesabında, 30 fiili hizmet yılından fazla sürelerin
nazara alınmayacağı kuralına yer verilmiştir.
24.2.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Kanununun, 08.07.2006 tarih ve 26222 sayılı Resmi Gazetede
yayımlanarak 15.7.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5536 sayılı Kanunla
değişik 102, 103 ve 106. maddelerinde hakim ve
savcıların mali hakları düzenlenmiş, 111. maddesinde, devlet memurlarına
tanınan sosyal hak ve yardımlara ilişkin hükümlerin bu Kanunun 2’nci
maddesinde sayılanlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiş, aynı sayılı
Kanuna 5536 sayılı Kanunla eklenen geçici 16. maddede ise Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu yürürlüğe girinceye kadar, 103’üncü
maddede unvanları belirtilenlerin emekli kesenek ve karşılıkları ile emekli
aylıkları ve ikramiyelerinin hesaplanmasında, bu maddenin yürürlüğe girdiği
tarihten önceki bu hususlara dair hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı
hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler birlikte
incelendiğinde, emekli aylığı bağlanması gereken iştirakçilere,
görevlerinden ayrıldıkları tarihte, emekli keseneğine esas aylık veya
ücretleri baz alınarak, bu tarihe kadar olan fiili
ve itibari hizmet müddetleri toplamı üzerinden aylık bağlandığı ve emekliye
ayrılmadan önce en son almakta oldukları aylık gösterge, ek gösterge, taban
aylığı, kıdem aylığı ve özel hizmet tazminatı göz önünde bulundurulmak
suretiyle hesaplanan emekli aylığı bağlanmasına esas aylık tutarının, fiili
hizmet yılıyla çarpılması suretiyle bulunan miktar kadar emekli ikramiyesi
verildiği halde, hakim ve savcılar için son aylığın, Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu yürürlüğe girinceye kadar 2006/Haziran aylığı
olarak sabitlendiği, böylece emekli aylığı ve ikramiyesi yönünden diğer
devlet memurlarıyla aynı hukuki durumda bulunan, aynı sosyal güvenlik
kurumuna tabi hakim ve savcılar için diğer devlet memurlarından farklı bir
düzenlemeye gidildiği görülmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, Yargıtay üyeliğinden
19.7.2006 tarihinde emekli olan davacının 15.7.2006 tarihli aylığını, 5536
sayılı Kanun hükümleri uyarınca en yüksek devlet memurunun maaşına endeksli
olarak aldığı halde, emekli aylığı ve ikramiyesinin, en son aylık ve
ödemeleri üzerinden değil de 2802 sayılı Kanunun geçici 16. maddesi hükmü
uyarınca, 5536 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki uygulama
uyarınca yapılmış bulunan, 2006/Haziran ayına ilişkin aylık ve ödemeleri
esas alınarak ödenmesi üzerine, 5434 sayılı Kanunun 41. ve 89. maddesi
hükümleri uyarınca, çalışmakta olan hakim ve
savcılar ile emekli olan hakim ve savcıların aylıklarının, yasadaki belirli
oranlar gözönünde bulundurularak, aynı esaslara dayanılarak hesaplanması
gerektiği ileri sürülerek bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Anayasanın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiş, 10. maddesinde; herkesin, dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle
ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu vurgulanmış, 60. maddesinde
ise, herkesin, sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, Devletin, bu güvenliği
sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı öngörülmüştür.
Hukuk Devleti, en kısa tanımıyla, vatandaşların
hukuki güvenlik içinde bulundukları, Devletin eylem ve işlemlerinin hukuk
kurallarına bağlı olduğu bir sistemi ifade eder. Anayasa Mahkemesinin çoğu
kararlarında Hukuk Devleti; “insan haklarına saygılı ve hakları koruyucu
adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmekle kendisini yükümlü
sayan, bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlet”
şeklinde tanımlanmıştır. Anayasanın 10. maddesinde belirtilen eşitlik
ilkesi ise, birbirleriyle aynı durumda olanlara aynı kuralların
uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemek
amacına hizmet eder. Bu itibarla aynı hukuksal durumda olanlar için yapılan
farklı düzenlemeler Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur.
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 111.
maddesinde bulunan atıf uyarınca, devlet memurlarına tanınan sosyal hak ve
yardımlara ilişkin hükümlerden faydalanacaklarının öngörülmesi nedeniyle,
emekli aylığı ve ikramiyesi yönünden diğer devlet memurlarıyla aynı hukuki
durumda bulunan hakim ve savcılara, şu anda
yürürlükte olmayan bir ücret rejimine göre ve görevden ayrıldıkları tarih
değil, Haziran/2006 dönemi aylık ve ödemeleri dikkate alınmak suretiyle
emekli aylığı bağlanması ve ikramiye ödenmesi, kazanılmış hakların
korunması ve eşitlik ilkesine aykırı bulunmaktadır.
Öte yandan, 5434 sayılı Kanunun Ek 9. maddesini
değiştiren ve emekli, adi malüllük, vazife malüllüğü ile dul ve yetim
aylıklarının, her ay bir önceki aya ilişkin Devlet İstatistik Enstitüsü
tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları
indeksi değişim oranına göre belirleneceğine dair hüküm içeren 4457 sayılı
Kanunun 24. maddesinin iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesinin
23.2.2001 günlü ve E:1999/42, K:2001/41 sayılı kararıyla; devlet
memurlarının çalıştıkları ve emekli oldukları döneme ilişkin hak ve
yükümlülüklerinin yasalarla düzenlendiği, Emekli Sandığı Kanunu’nun “Emekli
Aylığı” başlıklı 41. maddesinin (a) fıkrasında; emekli, adi malüllük ve
vazife malüllüğü aylıklarının hesaplanmasında 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu’nun 43. maddesinde yer alan gösterge tablosu ve personel kanunlarındaki
ek göstergelerin esas alınacağının belirtildiği, buna göre, çalışmakta olan
devlet memuru ile emekli olan memurun aylıklarının hesaplanmasının,
yasadaki belirli oranlar gözönünde bulundurularak aynı esasa dayanılarak
yapılacağı, 5434 sayılı Yasa’nın Ek 9. maddesinin birinci fıkrasının
değişikliğinden önce, eski emeklilerle yeni emekliler arasında herhangi bir
eşitsizlik doğması engellenmiş iken, yeni düzenlemeyle emekli
aylıklarındaki artışın gösterge ve ek göstergelerdeki artışa göre
hesaplanması esasından vazgeçilerek, aylığın enflasyon oranındaki artışa
göre hesaplanmasının kabul edildiği, böylece çalışan memurların maaş artışı
ile emekli memurların maaş artışı arasında olduğu gibi, daha önce aynı
görevlerde bulunan eski ve yeni emeklilerin maaşları arasında da büyük
farkların ortaya çıkmasına neden olacak bir sistem getirildiği, bu durumun
ise Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesini zedelediği gerekçesiyle
dava konusu düzenlemenin, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı
bulunarak iptal edildiği, aynı şekilde 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa göre bağlanacak gelir
ve aylıkların, her yılın Ocak ve Temmuz ödeme tarihlerinden geçerli olmak
üzere, bir önceki altı aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu
tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel
indeksindeki değişim oranı kadar artırılarak belirleneceğine dair anılan
Kanunun 55’inci maddesinin ikinci fıkrasının iptali istemiyle ilgili olarak
da Anayasa Mahkemesinin 15.12.2006 gün ve E:2006/111, K:2006/112 sayılı
kararıyla; 4447 sayılı Kanunun 24’üncü maddesiyle değiştirilen 5434 sayılı
Kanun’un Ek 9. maddesinin birinci fıkrası Anayasa Mahkemesi tarafından
iptal edilmiş olmasına rağmen, yapılan bu düzenleme ile,
Anayasa’nın 153’üncü maddesi dikkate alınmaksızın, çalışan memurların maaş
artışı ile emekli memurların maaş artışı arasında olduğu gibi, daha önce
aynı görevlerde bulunan eski ve yeni emeklilerin maaşları arasında da büyük
farkların ortaya çıkmasına neden olacak bir sistem getirildiği, bu durumda,
Anayasa Mahkemesi’nin daha önce iptal ettiği kuralla yapılan düzenleme
açısından tümüyle benzer olan iptali istenen kuralın da, Anayasa’nın 2’nci,
10’uncu, 11’inci ve 153’üncü maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline
karar verildiği görülmüş olup, bu bakımdan bu dosyada iptali istenilen 2802
sayılı Kanunun geçici 16. maddesi hükmünde, Anayasa Mahkemesi kararlarının
yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel
kişileri bağladığına ilişkin Anayasanın 153’üncü maddesine de uyarlık
bulunmamaktadır.
Bu durumda, hakim ve
savcılara, diğer devlet memurlarında olduğu gibi, görevlerinden
ayrıldıkları tarihteki emekli keseneğine esas aylıkları esas alınarak
emekli aylığı bağlanması ve ikramiye ödenmesini engelleyen, 29.6.2006 tarih
ve 5536 sayılı Kanunun 5. maddesiyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar
Kanununa eklenen geçici 16. maddede yer alan düzenlemenin, Anayasanın
10’uncu maddesinde ifadesini bulan “eşitlik” ilkesine, 2’nci maddesinde
öngörülen hakları koruyucu adil bir hukuk düzenini kurmakla yükümlü
Devletin niteliklerinden olan “hukuk devleti” ilkesine, herkesin “sosyal
güvenlik hakkı”na sahip olduğunu düzenleyen 60’ıncı maddesine ve “Anayasa
Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı”na ilişkin 153’üncü maddesine aykırı
olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, 2802 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Kanununa, 29.6.2006 tarih ve 5536 sayılı Kanunla eklenen geçici
16. maddede yer alan, “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
yürürlüğe girinceye kadar, 103’üncü maddede unvanları belirtilenlerin
emekli kesenek ve karşılıkları ile emekli aylıkları ve ikramiyelerinin hesaplanmasında,
bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki bu hususlara dair hükümlerin
uygulanmasına devam olunur” şeklindeki düzenlemenin Anayasanın 2’nci,
10’uncu, 60’ıncı ve 153’üncü maddelerine aykırı olduğu kanısına
varıldığından, anılan madde hükmünün iptaline karar verilmesi istemiyle
Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, 4.12.2007 tarihinde oybirliği ile karar
verildi.”
B- 2008/53 Esas Sayılı İtiraz Başvurusunun Gerekçe
Bölümü Şöyledir:
“Danıştay Onuncu Dairesi Başkanlığından 25.3.2007
tarihinde emekli olan davacı tarafından, 2.983 YTL emekli aylığı
bağlanmasına, 58.256,78 YTL emekli ikramiyesi ödenmesine ilişkin işlemin iptali
ve mahrum kaldığı parasal hakların yasal faiziyle birlikte tazmini
istemiyle Danıştay Başkanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’na karşı
açılan davada uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak olan 2802 sayılı Kanuna
5536 sayılı Kanunla eklenen geçici 16. madde hükmüyle ilgili olarak
davacının ileri sürdüğü Anayasa’ya aykırılık iddiasının ciddi olduğu
kanısına varılması üzerine işin gereği görüşüldü;
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 43.
maddesinde, bu Kanuna tabi kurumların kadrolarında bulunan personelin
aylıklarının, aylık gösterge tablosu ve ek gösterge rakamları göz önünde
bulundurulmak suretiyle tespit edileceği hüküm altına alınmıştır.
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanununun 41. maddesinin (a) fıkrasında, emekli, adi malullük ve vazife
malullüğü aylıklarının hesaplanmasında 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununun 43’üncü maddesinde yer alan gösterge tablosu ve personel
kanunlarındaki ek göstergelerin esas alınacağı, (b) fıkrasında ise emekli,
adi malullük ve vazife malullüğü aylıklarının, (a) fıkrasına göre tespit
edilen rakamların her yıl Bütçe Kanununda tespit edilen Katsayı ile
çarpılması sonunda bulunacak tutarın fiili ve itibari hizmet toplamı 25 yıl
olanlara %75’i, 25 yıldan az olanlara her tam yıl için %1 eksiği, fazla olanlara
da her tam yıl için %1 fazlası üzerinden bağlanacağı, bağlanacak aylıkların
toplamının, emekli ve adi malullük aylıklarında emekli aylığı bağlanmasına
esas aylıklarının %100’ünü geçemeyeceği, vazife malullüğü aylıkları
hakkında bu tahdidin uygulanmayacağı kurala bağlanmış, aynı Kanunun
13/06/1994 tarih ve 546 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesi ile
değişik ek 70. maddesinde, sandık iştirakçilerine ödenmekte olan memuriyet
taban aylığı ve kıdem aylığı tutarları ile, zam, tazminat ve ödenekler ile
benzeri ödemeler toplamına karşılık gelmek üzere, 657 sayılı Devlet
Memurları Kanununa tabi en yüksek devlet memuru aylığı (ek gösterge dahil) brüt tutarının, bu maddede belirtilen yüzdelerine
tekabül eden miktarının; emeklilik keseneğine ve kurum karşılığına tabi
tutulacağı, bu tutarların, bu Kanunun 41’inci maddesinin (a) fıkrasına göre
emekli, adi malûllük, vazife malûllüğü, dul ve yetim aylıklarının; ek
20’inci maddesine göre de emeklilik ikramiyelerinin hesaplanmasına dahil
edileceği belirtilmiş, söz konusu Kanunun 21.04.2005 tarih ve 5335 sayılı
Kanunun 3. maddesi ile değişik 89. maddesinde ise emekli, adi malûllük veya
vazife malûllüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan; asker, sivil
tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için, aylık bağlamaya esas
tutarların bir aylığının emekli ikramiyesi olarak verileceği, verilecek
emekli ikramiyesinin hesabında, 30 fiili hizmet yılından fazla sürelerin
nazara alınmayacağı kuralına yer verilmiştir.
24.2.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar
Kanununun, 08.07.2006 tarih ve 26222 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak
15.7.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5536 sayılı Kanunla değişik 102, 103 ve
106. maddelerinde hakim ve savcıların mali hakları
düzenlenmiş, 111. maddesinde, devlet memurlarına tanınan sosyal hak ve
yardımlara ilişkin hükümlerin bu Kanunun 2’nci maddesinde sayılanlar
hakkında da uygulanacağı belirtilmiş, aynı sayılı Kanuna 5536 sayılı
Kanunla eklenen geçici 16. maddede ise Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu yürürlüğe girinceye kadar, 103’üncü maddede unvanları
belirtilenlerin emekli kesenek ve karşılıkları ile emekli aylıkları ve
ikramiyelerinin hesaplanmasında, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten
önceki bu hususlara dair hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı hüküm
altına alınmıştır.
Yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler birlikte
incelendiğinde, emekli aylığı bağlanması gereken iştirakçilere,
görevlerinden ayrıldıkları tarihte, emekli keseneğine esas aylık veya
ücretleri baz alınarak, bu tarihe kadar olan fiili
ve itibari hizmet müddetleri toplamı üzerinden aylık bağlandığı ve emekliye
ayrılmadan önce en son almakta oldukları aylık gösterge, ek gösterge, taban
aylığı, kıdem aylığı ve özel hizmet tazminatı göz önünde bulundurulmak
suretiyle hesaplanan emekli aylığı bağlanmasına esas aylık tutarının, fiili
hizmet yılıyla çarpılması suretiyle bulunan miktar kadar emekli ikramiyesi
verildiği halde, hakim ve savcılar için son aylığın, Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu yürürlüğe girinceye kadar 2006/Haziran aylığı
olarak sabitlendiği, böylece emekli aylığı ve ikramiyesi yönünden diğer
devlet memurlarıyla aynı hukuki durumda bulunan, aynı sosyal güvenlik
kurumuna tabi hakim ve savcılar için diğer devlet memurlarından farklı bir
düzenlemeye gidildiği görülmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, Danıştay Onuncu Dairesi
Başkanlığından 25.3.2007 tarihinde emekli olan davacının en son aylığını,
5536 sayılı Kanun hükümleri uyarınca en yüksek devlet memurunun maaşına
endeksli olarak aldığı halde, emekli aylığı ve ikramiyesinin, en son aylık
ve ödemeleri üzerinden değil de 2802 sayılı Kanunun geçici 16. maddesi
hükmü uyarınca, 5536 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki
uygulama uyarınca yapılmış bulunan, 2006/Haziran ayına ilişkin aylık ve
ödemeleri esas alınarak ödenmesi üzerine, 5434 sayılı Kanunun 41. ve 89.
maddesi hükümleri uyarınca, çalışmakta olan hakim
ve savcılar ile emekli olan hakim ve savcıların aylıklarının, yasadaki
belirli oranlar gözönünde bulundurularak, aynı esaslara dayanılarak
hesaplanması gerektiği ileri sürülerek bakılan davanın açıldığı
anlaşılmaktadır.
Anayasanın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiş, 10.
maddesinde; herkesin, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyası düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle
ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu vurgulanmış, 60. maddesinde
ise, herkesin, sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, Devletin, bu güvenliği
sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı öngörülmüştür.
Hukuk Devleti, en kısa tanımıyla, vatandaşların
hukuki güvenlik içinde bulundukları, Devletin eylem ve işlemlerinin hukuk
kurallarına bağlı olduğu bir sistemi ifade eder. Anayasa Mahkemesinin çoğu
kararlarında Hukuk Devleti; “insan haklarına saygılı ve hakları koruyucu
adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmekle kendisini yükümlü
sayan, bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlet”
şeklinde tanımlanmıştır. Anayasanın 10. maddesinde belirtilen eşitlik
ilkesi ise, birbirleriyle aynı durumda olanlara aynı kuralların
uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemek
amacına hizmet eder. Bu itibarla aynı hukuksal durumda olanlar için yapılan
farklı düzenlemeler Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur.
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 111.
maddesinde bulunan atıf uyarınca, devlet memurlarına tanınan sosyal hak ve
yardımlara ilişkin hükümlerden faydalanacaklarının öngörülmesi nedeniyle,
emekli aylığı ve ikramiyesi yönünden diğer devlet memurlarıyla aynı hukuki
durumda bulunan hakim ve savcılara, şu anda
yürürlükte olmayan bir ücret rejimine göre ve görevden ayrıldıkları tarih
değil, Haziran/2006 dönemi aylık ve ödemeleri dikkate alınmak suretiyle
emekli aylığı bağlanması ve ikramiye ödenmesi, kazanılmış hakların
korunması ve eşitlik ilkesine aykırı bulunmaktadır.
Öte yandan, 5434 sayılı Kanunun Ek 9. maddesini
değiştiren ve emekli, adi malullük, vazife malullüğü ile dul ve yetim
aylıklarının, her ay bir önceki aya ilişkin Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından
açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksi
değişim oranına göre belirleneceğine dair hüküm içeren 4457 sayılı Kanunun
24. maddesinin iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesinin
23.2.2001 günlü ve E:1999/42, K:2001/41 sayılı kararıyla; devlet
memurlarının çalıştıkları ve emekli oldukları döneme ilişkin hak ve
yükümlülüklerinin yasalarla düzenlendiği, Emekli Sandığı Kanunu’nun “Emekli
Aylığı” başlıklı 41. maddesinin (a) fıkrasında; emekli, adi malûllük ve
vazife malûllüğü aylıklarının hesaplanmasında 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu’nun 43. maddesinde yer alan gösterge tablosu ve personel
kanunlarındaki ek göstergelerin esas alınacağının belirtildiği, buna göre,
çalışmakta olan devlet memuru ile emekli olan memurun aylıklarının
hesaplanmasının, yasadaki belirli oranlar gözönünde bulundurularak aynı
esasa dayanılarak yapılacağı, 5434 sayılı Yasa’nın Ek 9. maddesinin birinci
fıkrasının değişikliğinden önce, eski emeklilerle yeni emekliler arasında
herhangi bir eşitsizlik doğması engellenmiş iken, yeni düzenlemeyle emekli
aylıklarındaki artışın gösterge ve ek göstergelerdeki artışa göre
hesaplanması esasından vazgeçilerek, aylığın enflasyon oranındaki artışa
göre hesaplanmasının kabul edildiği, böylece çalışan memurların maaş artışı
ile emekli memurların maaş artışı arasında olduğu gibi, daha önce aynı
görevlerde bulunan eski ve yeni emeklilerin maaşları arasında da büyük
farkların ortaya çıkmasına neden olacak bir sistem getirildiği, bu durumun
ise Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesini zedelediği gerekçesiyle
dava konusu düzenlemenin, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı
bulunarak iptal edildiği, aynı şekilde 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa göre bağlanacak gelir
ve aylıkların, her yılın Ocak ve Temmuz ödeme tarihlerinden geçerli olmak
üzere, bir önceki altı aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu
tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel
indeksindeki değişim oranı kadar artırılarak belirleneceğine dair anılan
Kanunun 55’inci maddesinin ikinci fıkrasının iptali istemiyle ilgili olarak
da Anayasa Mahkemesinin 15.12.2006 gün ve E:2006/111, K:2006/112 sayılı
kararıyla; 4447 sayılı Kanunun 24’üncü maddesiyle değiştirilen 5434 sayılı
Kanun’un Ek 9. maddesinin birinci fıkrası Anayasa Mahkemesi tarafından
iptal edilmiş olmasına rağmen, yapılan bu düzenleme ile,
Anayasa’nın 153’üncü maddesi dikkate alınmaksızın, çalışan memurların maaş
artışı ile emekli memurların maaş artışı arasında olduğu gibi, daha önce
aynı görevlerde bulunan eski ve yeni emeklilerin maaşları arasında da büyük
farkların ortaya çıkmasına neden olacak bir sistem getirildiği, bu durumda,
Anayasa Mahkemesi’nin daha önce iptal ettiği kuralla yapılan düzenleme
açısından tümüyle benzer olan iptali istenen kuralın da, Anayasa’nın 2’nci,
10’uncu, 11’inci ve 153’üncü maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle
iptaline karar verildiği görülmüş olup, bu bakımdan bu dosyada iptali
istenilen 2802 sayılı Kanunun geçici 16. maddesi hükmünde, Anayasa
Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağladığına ilişkin Anayasanın
153’üncü maddesine de uyarlık bulunmamaktadır.
Bu durumda, hakim ve
savcılara, diğer devlet memurlarında olduğu gibi, görevlerinden
ayrıldıkları tarihteki emekli keseneğine esas aylıkları esas alınarak
emekli aylığı bağlanması ve ikramiye ödenmesini engelleyen, 29.6.2006 tarih
ve 5536 sayılı Kanunun 5. maddesiyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar
Kanununa eklenen geçici 16. maddede yer alan düzenlemenin, Anayasanın
10’uncu maddesinde ifadesini bulan “eşitlik” ilkesine, 2’nci maddesinde
öngörülen hakları koruyucu adil bir hukuk düzenini kurmakla yükümlü
Devletin niteliklerinden olan “hukuk devleti” ilkesine, herkesin “sosyal
güvenlik hakkı”na sahip olduğunu düzenleyen 60’ıncı maddesine ve “Anayasa
Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığına ilişkin 153’üncü maddesine aykırı
olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; 2802 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Kanununa, 29.6.2006 tarih ve 5536 sayılı Kanunla eklenen geçici
16. maddede yer alan, “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
yürürlüğe girinceye kadar, 103’üncü maddede unvanları belirtilenlerin
emekli kesenek ve karşılıkları ile emekli aylıkları ve ikramiyelerinin hesaplanmasında,
bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki bu hususlara dair hükümlerin
uygulanmasına devam olunur” şeklindeki düzenlemenin Anayasanın 2’nci,
10’uncu, 60’ıncı ve 153’üncü maddelerine aykırı olduğu kanısına
varıldığından, anılan madde hükmünün iptaline karar verilmesi istemiyle
Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, 24.3.2008 tarihinde oybirliği ile karar
verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
24.2.1983 günlü, 2802
sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’na 29.6.2006
günlü, 5536 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle eklenen Geçici Madde 16 şöyledir:
“Geçici
Madde 16- Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu yürürlüğe girinceye kadar, 103 üncü maddede
unvanları belirtilenlerin emekli kesenek ve karşılıkları ile emekli
aylıkları ve ikramiyelerinin hesaplanmasında, bu maddenin yürürlüğe girdiği
tarihten önceki bu hususlara dair hükümlerin uygulanmasına devam olunur.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararlarında, Anayasa’nın 2., 10., 60.
ve 153. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 8.
maddesi gereğince yapılan ilk inceleme toplantılarında;
A- 2008/15 Esas sayılı dosyada, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi
ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla
PERKTAŞ’ın katılımlarıyla 6.3.2008 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
B- 2008/53 Esas sayılı dosyada, Haşim
KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, A. Nemci ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR,
Şevket APALAK ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla 12.6.2008 gününde
yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARI
24.2.1983 günlü, 2802
sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’na 29.6.2006
günlü, 5536 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle eklenen Geçici Madde 16’nın
iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin davanın, aralarındaki
hukuki irtibat nedeniyle 2008/15 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE,
esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2008/15 esas sayılı dosya
üzerinden yürütülmesine, 12.6.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, işin
esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuran Mahkemeler, 2802 sayılı
Kanun’un 111. maddesinde bulunan atıf uyarınca, hakim ve savcıların da
devlet memurlarına tanınan sosyal hak ve yardımlara ilişkin hükümlerden
faydalanacaklarının öngörüldüğü, emekli aylığı ve ikramiyesi yönünden diğer
devlet memurları ile aynı hukuki durumda bulunan hakim ve savcılara,
yürürlükte olmayan bir ücret rejimine göre ve görevden ayrıldıkları tarih
değil 2006 yılı Haziran ayı dönemi aylık ve ödemeler dikkate alınmak
suretiyle emekli aylığı ile ikramiyesinin ödendiği, böylece hakim ve
savcıların kazanılmış haklarının korunmadığı, hakim ve savcılara diğer
devlet memurlarında olduğu gibi görevlerinden ayrıldıkları tarihteki emekli
keseneğine esas aylıkları baz alınarak emekli aylığı bağlanması ve ikramiye
ödenmesinin engellendiği, Anayasa Mahkemesi’nin 2001/41 ile 2006/112 Karar
sayılı iptal kararlarının göz önünde bulundurulmadığı, daha önce aynı
görevde bulunan eski ve yeni emeklilerin maaşları arasında büyük farkların
oluşmasına neden olacak bir sistemin kabul edildiği belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 2., 10., 60. ve 153. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kural, Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu yürürlüğe girinceye kadar, 2802 sayılı Kanun’un 103. maddesinde unvanları
belirtilenlerin emeklilik kesenek ve karşılıkları ile emekli aylıkları ve
ikramiyelerinin hesaplanmasında 5536 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
tarihten önceki bu hususlara dair hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı
belirtilmiştir. Buna göre 2802 sayılı Kanun’un 103. maddesinde unvanları
belirtilenlerin emekli kesenek ve karşılıkları ile emekli aylıkları ve
ikramiyelerinin hesaplanmasında önceki mevzuat hükümleri uygulanacaktır.
Anayasa’nın 2. maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti,
toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına
saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel
ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir. Bu maddede nitelikleri belirtilen sosyal hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde yaşamalarını
güvence altına alan, kişi hak ve özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil
bir denge kurabilen, çalışma hayatını geliştirmek ve ekonomik önlemler
alarak çalışanlarını koruyan, onların insan onuruna uygun hayat
sürdürmelerini sağlayan, milli gelirin adalete uygun biçimde dağıtılması
için gereken önlemleri alan, sosyal güvenlik hakkını yaşama geçirebilen,
güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak sosyal adaleti ve toplumsal
dengeleri gözeten devlettir. Çağdaş devlet anlayışı sosyal hukuk
devletinin tüm kurum ve kurallarıyla Anayasa’nın özüne ve ruhuna uygun
biçimde kurularak işletilmesini, bu yolla bireylerin refah, huzur ve
mutluluğunun sağlanmasını gerekli kılar.
Anayasa’nın 10. maddesinde ise “Herkes,
dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve
benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir… Hiçbir
kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve
idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun
olarak hareket etmek zorundadırlar.”
denilmiştir.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal
durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil,
hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar
karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve
ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi
kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin
ihlali yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı
kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi
kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Sosyal hukuk devletinin somut göstergelerinden biri
olan sosyal güvenlik hakkının yer aldığı, Anayasa’nın 60. maddesinde,
“Herkes, sosyal güvenlik hakkına
sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve
teşkilatı kurar.” denilmektedir. Sosyal güvenlik, bireylerin istek ve
iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin, kendilerinin ve geçindirmekle
yükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve harcama
artırıcı etkilerini en aza indirmek, ayrıca sağlıklı ve asgari hayat
standardını güvence altına alabilmektir. Bu güvencenin
gerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlik kuruluşları oluşturularak,
kişilerin yaşlılık, hastalık, malûllük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklere
karşı asgari yaşam düzeylerinin korunması amaçlanmaktadır.
5536 sayılı Hakimler ve
Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla,
2802 sayılı Kanun’un 103. maddesinde ünvanları belirtilenlerin maaşlarının
hesaplanmasında önceki sistemden tamamen farklı bir sistem kabul
edilmiştir. Halen görevde bulunan 2802 sayılı Kanun’un 103. maddesinde
ünvanları belirtilen kişiler için getirilen bu sistemde mali hakların
hesaplanmasında gösterge, ek gösterge, kıdem aylığı, taban aylığı, tazminat
aylığı ile yapılan hesaplama yönteminden vazgeçilerek kıstas aylık ve yargı
ödeneğine göre hesaplama yöntemi kabul edilmiştir. Buna göre, 5536 sayılı
Kanun uygulamasında, 2802 sayılı Kanun’un 103. maddesinde ünvanları
belirtilen kişiler için gösterge, ek gösterge, kıdem, taban ve tazminat
aylığı gibi unsurlar, maaş hesaplama unsuru olmaktan çıkarılarak emekli
aylığı bağlanmasına ve ikramiye ödenmesine esas olan unsurları içermeyen
yeni bir sisteme geçilmiştir. Ancak, 2802 sayılı Kanun’un
103. maddesinde ünvanları belirtilen kişilerin emeklilik kesenek ve
karşılıkları ile emekli aylıkları ve ikramiyeleri, 5434 sayılı Kanun
gereğince çalışırken alınan maaşın brütüne ya da netine göre değil, tüm
kamu görevlilerinde olduğu gibi gösterge, ek gösterge, kıdem aylığı, taban
aylığı ve tazminat aylığı unsurları dikkate alınarak hesaplanmasına devam
edilmiştir. Böylece, görevde bulunan 2802 sayılı Kanun’un 103.
maddesinde ünvanları belirtilen kişilerin emekli kesenekleri ile emekli
aylık ve ikramiyelerinin 5536 sayılı Kanun’dan önce uygulanan hesaplama
yöntemine göre hesaplanarak bu kişilerin emekli aylık ve ikramiyelerini
alabilmeleri imkanı getirilmiştir. Dolayısıyla
dava konusu kural gereğince, 5536 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
tarihten önce veya sonra emekli olanların emekli aylık ve ikramiyelerinin
hesaplanmasında aynı hükümler uygulanacaktır. Buna göre dava konusu
kuralın, eşitlik ilkesiyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır.
Öte yandan, dava konusu kuralda, 2802 sayılı
Kanun’un 103. maddesinde ünvanları belirtilen kişilerin emekli kesenek ve
karşılıkları ile emekli aylıkları ve ikramiyelerinin hesaplanmasında, 5536
sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önceki bu hususlara dair
hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı öngörüldüğü için anılan kişiler hakkında
5536 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önceki 2802 sayılı Kanun’da
yer alan ek gösterge cetveli ile 270 sayılı Yüksek Hakimlik
Tazminatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de belirtilen gösterge
rakamlarının değiştirilmesi halinde bu değişiklikler emekli aylıklarına
yansıtılacaktır. Bu nedenle, 2802 sayılı Kanun’un 103. maddesinde ünvanları
belirtilen kişilerden emekli olanların gösterge ve ek gösterge
rakamlarındaki artışlardan yararlanamayacağı ve emekli aylıklarının
sabitlendiği söylenemez.
Diğer taraftan, 5434 sayılı Kanun gereğince 2802
sayılı Kanun’un 103. maddesinde ünvanları belirtilen kişilerin emeklilik
kesenek ve karşılıkları ile emekli aylıkları ve ikramiyeleri, çalışırken
alınan maaşın brütüne ya da netine göre değil, tüm kamu görevlilerinde
olduğu gibi görevin gösterge, ek gösterge, kıdem, taban ve tazminat aylığı
unsurları dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucunda belirlenmektedir. 2802 sayılı Kanun’un 103. maddesinde ünvanları
belirtilen kişilerin çalışırlarken aldıkları maaşın emekli aylıklarında
gözetilmesi ve emekli maaşının hesaplanmasında diğer kamu görevlilerinden
farklı bir sisteme göre düzenleme yapılabilmesi mümkün ise de bu husus
Anayasa’nın 65. maddesinde belirtildiği gibi Devletin mali imkanları gözetilerek yasa koyucunun takdir yetkisi
içine girmektedir. Kaldı ki, 5536 sayılı Kanun ile yapılan maaş
artışlarının emeklilik dönemine yansıtılabilmesi, çalışırken alınan maaş
brütünün daha fazlasının ya da tamamının emekli keseneğine tabi kılınmasını
gerektirmektedir. Bunun da emekli keseneğinin miktarını arttıracağı ve
çalışanların maaşlarında ele geçen tutarı azaltacağı açıktır.
Ayrıca, dava konusu kural, emekli aylıklarının
artışı ile ilgili bir düzenleme niteliğinde değildir. Zira, 2802 sayılı
Kanun’un 103. maddesinde ünvanları belirtilen kişilerin emekli aylık
artışları, 5510 sayılı Kanun’un Geçici 4. maddesinin beşinci fıkrası
gereğince, 5510 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5534 sayılı Kanun’a göre yapılacaktır. Dolayısıyla
Anayasa Mahkemesi’nin 2001/41 ile 2006/112 Karar sayılı kararları, gelir ve
aylıkların artışına dair kurallara ilişkin olup, kararlardaki gerekçelerin
dava konusu kuralla ilgisi bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın 2., 10.,
60. ve 153. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Mehmet ERTEN, Fettah OTO,
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Serruh KALELİ bu görüşe katılmamıştır.
VII- SONUÇ
1- 7.5.2010
günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli
düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön
meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel
bulunmadığına, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal
Mümtaz AKINCI’nın, gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı
Hâkimler ve Savcılar Kanunu’na 29.6.2006 günlü, 5536 sayılı Kanun’un 5.
maddesiyle eklenen Geçici Madde 16’nın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh
KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
30.3.2011 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
|
|
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
KARŞIOY YAZISI
2802
sayılı Kanun’a 5536 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle eklenen Geçici Madde
16’yla, hakim ve savcıların emekli aylıkları ve
ikramiyelerinde geçici bir süre için diğer devlet memurlarından farklı bir
düzenleme yapılmıştır.
Yargı
yetkisi, Anayasa’nın 9. maddesine göre Türk milleti adına bağımsız
mahkemelerce kullanılır. Mahkemelerin bağımsızlığı Anayasa’nın 138; hakimlik ve savcılık teminatı 139; hakimlik ve savcılık
mesleği ise 140. maddesinde düzenlenmiştir. 140. maddede hakim
ve savcıların aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin mahkemelerin
bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği
belirtilmiştir.
Yargı
mensuplarının yaptıkları görevin özelliğinden dolayı, emekliliklerinde de
sosyal güvenlik sisteminin sağladığı olanaklardan en üst düzeyde
yararlandırılmaları, böylece mesleklerini gelecek kaygısı olmadan ifa
etmelerinin sağlanması, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının
teminatlarındandır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de çeşitli
içtihatlarında, yargının toplumdaki özel konumu nedeniyle yargıçların temel
hak ve özgürlüklerden en üst düzeyde yararlandırılmaları gereğine işaret
etmiştir. Anayasa’nın 60. maddesinde yer alan sosyal güvenlik hakkından 2802
sayılı Kanun’da belirtilen kişilerin en üst düzeyde yararlanmaları
gerekir.
Anayasa’nın
65. maddesinde yer alan Devlet’in iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları
gözetilerek, hakim ve savcılar için özel ve farklı bir sosyal güvenlik
düzenlemesi yapılıp yapılmaması yasakoyucunun takdir alanı içerisinde ise
de, tüm çalışanların tek bir sosyal güvenlik sistemine bağlanması amacına
yönelik çıkarılan yasalarda 2802 sayılı Kanun’da belirtilen kişilerin diğer
devlet memurlarından farklı ve geride kalacak şekilde düzenlemeye tabi
tutulmasında Anayasa’nın 2., 60. ve 140.
maddelerine uyarlık bulunmamaktadır. Bu nedenle kuralın iptal edilmesi
gerekir.
|
|
Başkanvekili
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
1- 29.6.2006 tarih ve 5536 sayılı Kanun’un 5.
maddesi ile 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’na eklenen Geçici Madde
16 ile “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu yürürlüğe
girinceye kadar, 103 üncü maddede unvanları belirtilenlerin emekli kesenek
ve karşılıkları ile emekli aylıkları ve ikramiyelerinin hesaplanmasında, bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki bu hususlara dair hükümlerin
uygulanmasına devam olunur.” hükmü getirilmiştir.
5536 sayılı Kanun (ve 2802 sayılı Kanun’a eklenen
Geçici Madde 16) 15.7.2006 tarihinde yürürlüğe girmiş ve bu Kanun’un
öngördüğü yeni emekli aylığı sistemi gerek 15.7.2006 tarihinden önce emekli
statüsünde bulunanlara, gerekse de 15.7.2006 tarihinden sonra emekli
statüsüne ayrılacak hâkim ve savcılara uygulanmaya başlanmıştır.
İtirazlara konu kuralın Anayasa Mahkemesi’nde
iptalinin talep edilmesinden sonra, 17.4.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanun’un
80. maddesi ile 2802 sayılı Kanun’un Geçici 16. maddesi değiştirilmiş
(içerik olarak aynı metin), ancak söz konusu itiraz davaları nedeniyle
kuralın esası hakkında karar verilmesi zorunluluğu doğmuştur.
2- 29.6.2006 tarih ve 5536 sayılı Kanun’la hâkim ve
savcıların maaşlarının belirlenmesinde önceki sistemden tamamıyla farklı
bir sistem kabul edilmiş; “kıstas aylık” ve “yargı ödeneği” adı altında iki
ana ödeme kriteri esas alınarak aylık ödenmesi
esasına geçilmiş, getirilen sistemle, eskiden hâkim ve savcıların
aylıklarının hesabında gösterge, derece, kademe, varsa ek gösterge, taban
aylığı, kıdem aylığı ve varsa diğer unsurlar dikkate alınarak yapılan
hesaplama sisteminden vazgeçilmiş, keza temsil, makam ve yüksek hâkimlik
tazminatları hâkim ve savcı maaşlarının unsuru olmaktan çıkarılmıştır.
İtiraz konusu kuralla öngörülen sistemin özü; 2802
sayılı Kanun’un 103. maddesinde unvanları belirtilen kişilerin çalışırken
aldıkları maaşlarının tespitinde, 5536 sayılı Kanun’la getirilen kıstas
aylık ve yargı ödeneğinden oluşan yeni yöntemin uygulanması, buna karşılık
aynı kişilerin emekliye ayrılmaları durumunda emekli kesenekleri, emekli
aylıkları ve emekli ikramiyelerinin 5536 sayılı Kanun’dan önce uygulanan ek
göstergeler, emekli keseneğine ilişkin unsurlar yürürlükteymiş gibi bu
unsurları etkileyen yasal mevzuatla güncellenerek ödeme yapılmasından
ibarettir. Yine hemen işaret
etmek gerekir ki 5536 sayılı Kanun’la getirilen yeni aylık ödeme sistemine
rağmen, halen bu Kanun’a göre aylık almakta olan hâkim ve savcıların emekli
kesenekleri yeni getirilen aylıkları üzerinden değil 5434 sayılı T.C.
Emekli Sandığı Kanunu’nun 14., 15. ve Ek 70.
maddelerine göre gösterge aylığı, ek gösterge, kıdem aylığı, taban aylığı
ve tazminat aylığı gibi artık mevcut olmayan ancak geçiş hükümleriyle
varmış gibi kabul edilen “farazî” unsurlar toplanmak suretiyle çıkan tutar
üzerinden “emekli keseneğine esas tutar” iştirakçiden %16, kurumundan ise %20
oranında kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilmektedir.
Özetlemek gerekirse, 2802 sayılı Kanun’a tâbi hâkim
ve savcılara 5536 sayılı Kanun’la getirilen yeni sistem üzerinden aylık
ödenmekte; ancak bunların emekli kesenekleri yükselen aylıkları üzerinden
değil, yürürlükten kalkan bir sistemin öngördüğü kurallara göre düşük kalan
aylıkları esas alınarak tahsil edilmekte; bunların emekli olmaları halinde
ise bu kez 5434 sayılı Kanun’un 41. ve 89. maddeleri gözetilerek, derece
kademe aylığı+ek gösterge aylığı+taban aylığı+kıdem aylığı+tazminat aylığı
toplanmak suretiyle bulunacak tutarın, %75 - %100 arasındaki maaş bağlama
oranları gözetilerek fiili hizmet süresi üzerinden ödenecek miktarı ile
belirlenecek olan rakama, yüksek hâkimlik ve temsil tazminatlarının ilavesi
suretiyle çıkan sonuç ilave edilerek emekli aylığı ve emekli ikramiyesi
hesaplanmaktadır. En yalın
ifadeyle, 2820 sayılı Kanun kapsamındaki kişilerin çalışırken aldıkları
aylıklar ile emekli aylıkları (ve ikramiyeleri) ve emekli keseneklerinin farklı
sistemlere tâbi oldukları açıkça görülmektedir. (15.7.2006’dan önce
iştirakçi olanlar bakımından) Bu durum ise 5536 sayılı Kanun öncesi görev
aylığı-emekli aylığı arasında büyük fark bulunmayan hâkim ve savcıların,
zaman içerisinde büyük kayba uğramalarına ve neredeyse emekli aylıklarının
görev aylıklarının yarısına düşmesine yol açmaktadır.
3- Memuriyet statüsü ile emeklilik statüsü
arasındaki ilişkinin irdelendiği Anayasa Mahkemesi’nin 13.1.1977 tarih ve
E.1976/45, K.1977/1 sayılı kararı dava konusuna ışık tutacak mahiyettedir:
“…Emeklilik
statüsü memurluk statüsüne bağlı ve ona dayalı bulunması nedeniyle,
emekli aylıkları derecelerinin saptanmasında esas, memuriyette iken
kazanılan emekli aylığına esas dereceler ve kademeler olduğundan, o
statüdeki öğrenim derecelerine dayalı ve onunla orantılı ve sınırlı
yükselmeler, kuşkusuz emeklilik intibakına da yansır. Bu açıklamalardan
anlaşılacağı üzere, emeklilik
statüsü ile memurluk statüsü arasında organik bir bağ bulunmaktadır ve
bunun sonucu olarak memurluk statüsünde de etkisini göstermektedir. Örneğin,
emekli aylığının hesabında ya da emekliler hakkında yapılan intibaklarda
değerlendirilen hizmetler, memuriyette geçen fiili süreleridir. Emekli
aylıkları ve ikramiyeleri; memuriyet aylıklarına ya da memuriyet
derecelerine göre oluşturulmuş gösterge tutarlarına göre saptanır. Yine
emekliye intibakta esas alınan başlangıç ve tavan dereceleri, görevli iken
tabi olunan başlangıç ve tavan dereceleridir… Emekli sistemi, personel rejimine bağlı olanların o rejimde
kazandıkları haklara göre düzenlendiğine ve bu statüde kabul edilmiş
bulunan kariyer, yeterlik (liyakat), sınıflandırma, öğrenim derecesi ve
tavanı gibi ilkeler, göreve başlama ve yükselişlerde esas alındığına göre,
görevlilerin bu durumlarıyla emekliliğe intikalleri de doğaldır.”
İtiraz istemlerine konu kuralla, 2802 sayılı
Kanun’a tâbi hâkim ve savcıların aylıklar yönünden bulundukları statü ile
emekli aylıkları arasında bulunması gereken organik bağ tamamen ortadan
kaldırılmış, yasa koyucunun basit bir düzenleme ile alınan aylıklar
üzerinden emekli kesintisi yapmak suretiyle aşabileceği bir sorun mazeret
gösterilerek, görev aylıkları ile emekli aylıkları arasındaki farkın
giderek büyümesine yol açılarak, bunların emeklilerinin sosyal güvenlik
hakları büyük ölçüde zedelenmiş, sosyal hukuk devleti ilkesi ihlâl
edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, anılan kuralın Anayasa’nın 2.
ve 60. maddelerine aykırı olduğu değerlendirildiğinden iptali gerektiği
kanısına varılmakla, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz.
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
|
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Serruh KALELİ
|
|