|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2008/80
Karar Sayısı : 2011/81
Karar Günü : 18.5.2011
İPTAL DAVALARINI AÇAN
: Anamuhalefet (Cumhuriyet Halk) Partisi adına Grup
Başkanvekilleri Hakkı Suha OKAY ve Kemal
KILIÇDAROĞLU (Esas Sayısı 2008/80 ve 2008/86)
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Ankara 9. İdare Mahkemesi (Esas Sayısı 2009/26)
İPTAL DAVALARININ VE İTİRAZIN KONUSU: 10.7.2008 günlü, 5786 sayılı Serbest
Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali
Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un;
1- 2. maddesi ile değiştirilen 3568
sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “milli
savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk”
ibaresinin,
2- 5. maddesi ile değiştirilen 3568
sayılı Kanun’un 9. maddesinin son fıkrasının,
3- 6. maddesi ile değiştirilen 3568
sayılı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ve son fıkrasının,
4- 8. maddesi ile değiştirilen 3568
sayılı Kanun’un 22. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinin,
5- 12. maddesi ile değiştirilen 3568
sayılı Kanun’un 35. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ve üçüncü fıkrasındaki
“en az beş yıl süreyle yeminli mali müşavirlik yapmış olanlar” ibaresinin,
6- 15. maddesi ile 3568 sayılı Kanun’un
40. maddesine sekizinci fıkradan sonra gelmek üzere eklenen dokuzuncu
fıkrasının ilk dört cümlesinin ve onuncu fıkrasının,
7- 20. maddesi ile 3568 sayılı Kanun’a
Geçici 8. maddeden sonra gelmek üzere eklenen Geçici Madde 9’un;
a- Birinci fıkrasının (b) bendinin (Kanunları uyarınca
vergi inceleme yetkisini almış ve mesleki yeterlik sınavını vermiş ancak 10
yıllık süreyi doldurmamış olanlar yönünden),
b- Son fıkrasının,
8- 20. maddesi ile 3568 sayılı Kanun’a
eklenen Geçici Madde 10’un birinci fıkrasının,
iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına
karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL DAVALARI İLE İTİRAZ
BAŞVURUSUNUN GEREKÇELERİ
A- Esas 2008/80 Sayılı İptal Davasının
Gerekçe Bölümü Şöyledir:
“…
III. GEREKÇE
1) 10.07.2008
Tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali
Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun 2 nci Maddesi ile Değiştirilen
3568 Sayılı Kanunun 4 üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının (d) Bendinin
“milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk”
Tümcesinin Anayasaya Aykırılığı
İptali
istenen tümceyle getirilen kurala göre; Türk Ceza Kanununun 53 üncü
maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, milli savunmaya karşı
suçlardan, devlet sırlarına karşı suçlardan ve casusluk, kamunun sağlığına
karşı suçlarından hapis cezasına mahkûm olanlar muhasebecilik, mali
müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik mesleğini icra edemeyeceklerdir.
Bu kural ile
doğrudan doğruya bir suçun karşılığı olmak üzere öngörülen asli cezaların
yanında, bu cezaya ek olarak hak yoksunluğu (muhasebecilik, mali müşavirlik
ve yeminli mali müşavirlik mesleğini icra edememe) getirilmektedir. Yasa
koyucunun, asli ceza getirme yanında, bu cezaya bağlı olarak kimi
kısıtlılıklar öngörüp öngörmeme konularında da anayasal ilkeler
çerçevesinde takdir hakkına sahip olduğu kuşkusuzdur. Muhasebecilik, mali
müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik mesleği için getirilen söz konusu hak
yoksunluğu anayasal ilkelerle bağdaşmamaktadır. Şöyle ki;
A- İptali
İstenen Tümcedeki “Milli Savunmaya Karşı Suçlar” İbaresinin Anayasaya
Aykırılığı
Milli
Savunmaya Karşı Suçlar “5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Altıncı Bölümünde
317 ila 325 inci maddelerinde düzenlenmiştir.
Söz konusu
maddelerin belirlediği bütün suçlardan hapis cezasına mahkûm olmak,
hekimlik mesleğinin icrası için bir hak yoksunluğu nedeni teşkil
etmektedir. Bu cümleden olmak üzere, TCK’nun 324
üncü maddesinde düzenlenen ve altı aydan üç yıla kadar hapis cezasını
gerektiren sulh zamanında seferberlikle ilgili görevlerini ihmal etme veya
geciktirme suçundan diğer bir anlatımla taksirli suçtan mahkûm olan
muhasebeci, mali müşavir ve yeminli mali müşavir, artık bir daha mesleğini
icra edemeyecektir. Çünkü iptali istenen tümceyi içeren fıkrada, “Türk Ceza
Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile” denilerek
taksirli suçtan mahkûmiyet halinde meslek ve sanatın icrası belli bir süre
ile (üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere) sınırlayan anılan madde
hükmünün uygulanması olanağı da ortadan kaldırılmıştır.
Suçlar kural
olarak ancak kasten işlenebilir. Kast suçu, suçun kanuni tanımındaki
unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir Taksir, 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu’nun 22 nci maddesinde, dikkat ve
özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun yasal
tanımında belirtilen sonuç öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi olarak
tanımlanmıştır.
Genel kural
olarak, bütün meslek grupları gibi muhasebeci, mali müşavir ve yeminli mali
müşavirlerin de meslek uygulamaları sırasında meydana getirdikleri hukuka
aykırı sonuç ve zararlardan kaynaklanan hukuki ve cezai sorumlulukları ve
cezai sorumluluklarına bağlı hak yoksunlukları vardır. Nitekim 3568 sayılı
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının değişiklikten önceki (d)
bendine göre; “vergi kaçakçılığı veya vergi kaçakçılığına teşebbüs
suçlarından dolayı hüküm giymiş bulunmamak” meslek mensubu olmanın genel
şarları arasında gösterilmiştir. Yine bu hükümde, ciddi ve kasıtlı
suçlardan mahkûm olanlar için meslek mensubu olamama hak yoksunluğu
öngörülmüştür. Ancak, taksirli suçlar söz konusu hak yoksunluğunun dışında
bırakılmıştır.
İptali
istenen düzenlemeyle, taksirli ve de mesleğiyle hiç ilgisi bulunmayan bir
suçtan mahkûm olan bir kişinin (muhasebeci, mali müşavir ve yeminli mali
müşavir) mesleğini icra etmekten süresiz yoksun bırakılması sonucunu
öngören iptali istenen tümcedeki “Milli Savunmaya Karşı Suçlar” ibaresinin;
Anayasanın 2 nci maddesinde ifadesini bulan ve Anayasa Mahkemesi’nin
yerleşik kararlarına göre güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek
eşitliği, yani sosyal devlet niteliği ile devletin temel amaç ve
görevlerini belirleyen 5 inci maddesindeki “. . kişinin
temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırma. .” kuralı ile “Çalışma hakkı ve ödevi” başlığı altındaki 49 uncu
maddenin ikinci fıkrasında vurgulanan “Devlet ‘... çalışanları korumak ... için gerekli
tedbirleri alır.”, 70 inci maddesindeki “…kamu hizmetine alınmada, görevin
gerektirdiği niteliklerden başka hiç bir ayrımın gözetilemeyeceği”
biçimindeki uyulması zorunlu hükümlerle ve 13 üncü maddesindeki “ölçülülük
ilkesi” ile bağdaştırması olası görülmemektedir.
Anayasanın 2 nci ve 5 inci maddelerinde belirtilen “hukuk devleti”
ilkesine göre işlem ve eylemlerin hukuka uygun olması, hukukun üstünlüğü
ilkesinin içtenlikle benimsenmesi, yasakoyucunun
çalışmalarında kendisini her zaman Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla
bağlı tutması, insan haklarına saygı göstermesi ve bu hakları korumaya,
adil ve hukuk düzeni kurarak bunu geliştirmeyi zorunlu sayması gerekir. Yasaların
üstünde yasakoyucunun da uymak zorunda bulunduğu
Anayasa ve temel hukuk ilkeleri vardır. Anayasada öngörülen devletin amacı
ve varlığıyla bağdaşmayan, hukukun ana ilkelerine dayanmayan yasalar kamu
vicdanını olumsuz etkiler. İnsanın doğuştan sahip olduğu onurlu bir hayat
sürdürme, maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkını; refah, huzur ve
mutluluğunu sağlamak, sosyal hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayacak
ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak sosyal hukuk devletinin temel amacı
ve görevidir.
İptali
istenen tümcedeki “Milli Savunmaya Karşı Suçlar” ibaresi, Hukuk Devletinin
bir gereği olan cezaların işlenen suçla orantılı olması ilkesine uygun
düşmemekte ve bu yönüyle de Anayasaya aykırı bir nitelik taşımaktadır.
Anayasa
Mahkemesi’nin 17.02.2004 tarih ve E.2001/119, K.2004/37 sayılı kararında,
“Anayasanın 2
nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve
işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlarından kaçınan,
hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde yasakoyucunun da uyması gereken
Anayasa ve temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir. Yasakoyucu, yalnız yasaların Anayasaya değil, Anayasanın
da evrensel hukuk ilkelerine uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür. Bu
bağlamda hukuk devletinde, ceza hukuku alanında olduğu gibi idari para
cezalarına ilişkin düzenlemelerde de kuralların, önleme ve iyileştirme
amaçlarına uygun olarak ölçülü, adil ve orantılı olması gerekir.”
denilmiş ve yine
Yüksek Mahkeme’nin 17.02.2004 tarih ve E.2001/406, K.2004/20 sayılı
kararında da,
“Kimseye hak
ettiğinden fazla ceza verilemez. Cezaların ağırlık derecesi, kanun
koyucunun takdirinde ise de, takdir korunan hukuksal değeri ihlal
derecesine göre olmalıdır. Aynı konuda ki düzenleme, ihlal derecelerine
göre yaptırım ve ceza yönünden adaletli, mantıklı, hakkaniyete uygun
olmalıdır.”
görüşüne yer
verilmiştir.
Anayasanın 49
uncu maddesinde öngörülen “çalışma hakkı”, bir temel hak ve özgürlük olarak
anayasal güvenceye bağlıdır. Devlet, çalışanların yaşam düzeyini
yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları korumak,
çalışmayı desteklemekle yükümlüdür. Sözü edilen maddenin gerekçesinde “Çalışmanın
hak ve ödev olması, sadece ulusal planda Devletin çalışmak isteyenlere iş
temin etmek için gereken tedbirleri alacağını ve çalışanların da ancak
çalışmak suretiyle gelir temin edeceklerini ifade etmekle kalmaz; ferdi
planda da çalışmanın bir hak ve ödev olarak telakki edilmesini gerektirir.”
denilmiştir.
Diğer
taraftan Anayasanın 13 üncü maddesinde öngörülen ölçülülük ve demokratik
toplumun gereklerine uygunluk ilkeleri iptali istenen kural bakımından da
geçerlidir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 15.10.2002 tarih ve E.2001/309,
K.2002/91 sayılı kararında “…sınırlamaların da temel hak ve özgürlüklerin
özüne dokunmaması, demokratik toplum düzeninin gerekli kıldığından fazla
olmaması ve ulaşılmak istenilen amacı aşmaması, başka bir anlatımla
ölçülülük ilkesiyle uyum içinde bulunması zorunludur” denilmiştir.
Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi de, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne koşut olarak çoğu
zaman ölçülülük ve demokratik toplumun gereklerine uygunluk ilkelerini bir
arada kullanmakta ve meşru bir nedene dayansa bile yasal sınırlamanın
“demokratik bir toplumda zorunlu bir tedbir niteliği taşımasını”
aramaktadır. Bu ilkeler bizim Anayasamızda temel hak ve özgürlüklere
ilişkin genel bir koruma maddesi olan 13 üncü madde içinde yer aldığına
göre, AİHM’nin bu yaklaşımının, temel hak ve
özgürlükleri sınırlayıcı tüm yasal düzenlemelerde gözönünde
tutulması, insan hakları kavramının evrensel niteliğine de uygun düşer.
Diğer
taraftan kısıtlama ile yürütülen hizmet arasında günün koşullarına ve
gerçeklerine uyan ve zorunlu bir neden sonuç bağının kurulması
gerekmektedir.
Sulh
zamanında seferberlikle ilgili görevlerini ihmal etme veya geciktirme
suçundan mahkûm olan bir meslek mensubunun (muhasebeci, mali müşavir ve
yeminli mali müşavir) bu mahkûmiyetinin, yürüteceği hizmetini ne şekilde
etkileyeceği konusunda günün koşullarına uygun bir neden – sonuç bağı
kurulamayacağı çok açıktır. Bu nedenle böyle bir yasaklamanın temel hakkın
özüne dokunulamayacağını öngören Anayasanın 13 üncü maddesine de uyarlık göstermeyeceği
de açıktır.
Öte yandan,
3581 sayılı Yasa’yla katılmış olduğumuz Avrupa Sosyal Şartı’nın başlangıç
kısmında: “Sosyal haklardan yararlanmanın ırk, renk, cinsiyet... ayrımı yapılmaksızın güvence altına alınması” gereği
belirtilmekte; I. Bölümün 14 üncü maddesi “Herkes sosyal refah
hizmetlerinden faydalanma hakkına sahiptir” hükmünü içermekte ve II. Bölüm,
1 inci madde de çalışma hakkının etkin kullanımını sağlamak üzere taraf
devletlerin, işçinin serbestçe girdiği bir meslekte hayatını kazanma,
ücretsiz iş bulma hizmetlerini sağlamayı ve uygun mesleğe yöneltmeyi
taahhüt ettiklerini açıklamaktadır.
“Anayasanın
90 ıncı maddesinde, “... usulüne
göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar
kanun hükmündedir” denildikten sonra, bunların Anayasaya aykırılığının iddia
edilemeyeceği bildirilmiştir.
Anayasadaki
bu düzenleme, kurallar hiyerarşisinde andlaşmaların
ulusal yasalardan daha üstün olduğu görüşüne dayanak oluşturmuştur.
Anayasaya
aykırılığı ileri sürülemediği için, uluslararası andlaşmalar
ulusal yasaların üstünde ve Anayasal normlara yakın konumda görülmüştür. Bu
düşünce, uluslararası andlaşmalardan doğan
yükümlülüklere de Anayasal bir üstünlük tanındığının öne sürülmesine yol
açmış ve bu üstünlük, “ahde vefa” ilkesinin bir gereği olarak tanımlanmıştır.
Diğer yandan Anayasanın 90 ıncı maddesinde
yapılan son değişiklikte, temel hak ve özgürlüklere ilişkin andlaşmalarla kanunların aynı konuda yaptığı
düzenlemelerde çatışma olması halinde andlaşma
hükümlerinin uygulanacağı yolundadır.
İptali
istenen tümcedeki söz konusu ibare, çalışma hakkının etkin kullanımını
sağlama görevini veren Avrupa Sosyal Şartı ile bağdaştırılması mümkün
bulunmayan bir düzenleme olduğundan Anayasanın 90 ıncı
maddesine de aykırı düşmektedir.
Yine, iptali
istenen bu kuralın, Anayasanın 10 uncu maddesindeki ‘Kanun önünde eşitlik ilkesi’ne de ters düştüğünü söylemek gerekir. Anayasa
Mahkemesi’nin birçok kararında vurgulandığı gibi, Anayasanın 10 uncu maddesinde
öngörülen kanun önünde eşitlik, eylemli değil hukuksal eşitliktir. Aynı
hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı
tutulursa Anayasanın öngördüğü eşitlik çiğnenmiş olmaz. Başka bir
anlatımla, kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar arasında,
yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz.
Bu bağlamda
mesleklerini icra etme yönünden muhasebeci, mali müşavir ve yeminli mali
müşavirlerin esnaf ve sanatkârlar ile aynı hukuki durumda oldukları
yadsınamaz. 5728 sayılı Kanunun 573 üncü maddesi ile
temel ceza kanunlarına uyum amacıyla 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar
Meslek Kuruluşları Kanununun 50 nci maddesinin
birinci fıkrasının (c) ve (d) bentleri birleştirilerek (c) bendi olarak
düzenlenmiş olup bu bent hükmünde; esnaf ve sanatkârlar meslek
kuruluşlarına genel başkan, başkan ve yönetim, denetim, disiplin
kurullarına üye olarak seçilebilmeleri için taksirle işlenen “milli
savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk”
suçlarından dolayı hüküm giymemiş olmak şartı aranmamış, diğer bir
anlatımla söz konusu suçlardan hak yoksunluğu getirilmemiştir. İptali
istenen tümceye göre seferberlikle ilgili görevlerini ihmal etme veya
geciktirme suçundan diğer bir anlatımla taksirli suçtan mahkûm olan bir
muhasebeci, mali müşavir ve yeminli mali müşavir meslek mensubu olamayacak
ve dolayısıyla Oda ve Birlik organlarına da seçilemeyecektir.
Açıklanan bu
durum, temel ceza kanunlarına uyum amacıyla 5728 sayılı Yasa’nın 174 üncü
maddesiyle 6269 sayılı Kimyagerlik ve Kimya Mühendisliği Hakkında Kanunun 7
nci madde¬sinde; 265 inci maddesiyle 7472 sayılı
Ziraat Yüksek Mühendisliği Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde yapılan
değişiklikler dolayısıyla kimyagerler ve kimya mühendisleri ile ziraat
mühendisleri için iptali istenen kuralın öngördüğü şekilde bir mahkûmiyet
nedeniyle bu mesleklerin icrasını yasaklayan hak yoksunluğu
getirilmemiştir. Böyle bir durum ise, temel ceza kanunlarına uyum amacıyla
yapılan bir düzenlemede, söz konusu mesleklerin yürüttüğü hizmet ile iptali
istenen kuralın öngördüğü bir mahkûmiyetten dolayı hak yoksunluğu
getirilmesi arasında, günün koşullarına ve gerçeklerine uyan ve zorunlu bir
neden – sonuç bağının kurulamadığının açık bir göstergesi olduğu gibi
muhasebeci, mali müşavir ve yeminli mali müşavirler için aynı nedenle
getirilen hak yoksunluğunun, “kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırılığının
da bir kanıtıdır.
Açıklanan
nedenlerle, iptali istenen tümcedeki “Milli Savunmaya Karşı Suçlar” ibaresi
Anayasanın 2 nci, 5 inci, 10 uncu, 11 inci, 13
üncü, 49 uncu ve 90 ıncı maddelerine aykırıdır.
B- İptali
İstenen Tümcedeki “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” İbaresinin
Anayasaya Aykırılığı
“Devlet
Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Yedinci
Bölümünde 326 ila 339 uncu maddelerinde düzenlenmiştir
Söz konusu
maddelerin belirlediği bütün suçlardan hapis cezasına mahkûm olmak,
hekimlik mesleğinin icrası için bir hak yoksunluğu nedeni teşkil
etmektedir. Bu cümleden olmak üzere;
- TCK.’nun “Devlet sırlarından yararlanma, Devlet
hizmetlerinde sadakatsizlik” başlığını taşıyan 333 üncü maddesinin (4)
numaralı fıkrasında “Bu maddede tanımlanan suçların işleneceğini haber alıp
da bunları zamanında yetkililere ihbar etmeyenlere, suç teşebbüs
derecesinde kalmış olsa bile altı aydan iki yıla kadar hapis cezası
verilir.”,
- TCK.’nun “Yasaklanan bilgileri açıklama” başlıklı 336 ncı maddesinin (3) numaralı fıkrasında” Fiil, failin
taksiri sonucu meydana gelmiş ise, birinci fıkrada yazılı olan hâlde faile
altı aydan iki yıla, ikinci fıkrada yazılı hâlde üç yıldan sekiz yıla kadar
hapis cezası verilir.”,
- TCK.’nun “Taksir sonucu casusluk fiillerinin işlenmesi”
başlıklı 338 inci maddesinde “Bu bölümde tanımlanan suçların işlenmesi,
ilgili kişilerin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmaları sonucu
mümkün olmuş veya kolaylaşmış ise, taksirle davranan faile altı aydan üç
yıla kadar hapis cezası verilir.”
hükümlerine yer
verilmiştir.
Bu hükümlerin
incelenmesinden de anlaşılacağı üzere muhasebeci, mali müşavir ve yeminli
mali müşavir, Türk Ceza Kanunu’nun “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve
Casusluk” suçları başlıklı Yedinci Bölümünün yukarıda değinilen
maddelerinde belirtilen suçları; taksirle işleyen, dikkat ve özen
yükümlülüğüne aykırı davranarak suçun işlenmesini mümkün kılan veya
kolaylaştıran bir bu fiilinden dolayı altı ay hapse mahkûm olduğu takdirde
bir daha mesleklerini icra edemeyeceklerdir.
İptali
istenen tümcedeki “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” ibaresi de
yukarıda ve (A) başlığı altında belirttiğimiz nedenlerle Anayasanın 2 nci, 5 inci, 10 uncu, 13 üncü, 49 uncu ve 90 ıncı maddelerine aykırıdır.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı
sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve E.1987/28,
K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf. 225).
Açıklanan
nedenlerle, 10.07.2008 tarih ve 5786 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest
Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanununun 2 nci maddesi ile
değiştirilen 3568 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d)
bendinin “milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve
casusluk” tümcesi Anayasanın 2 nci, 5 inci, 10
uncu, 11 inci, 13 üncü, 49 uncu ve 90 ıncı maddelerine
aykırı olup, iptali gerekmektedir.
2) 10.07.2008
Tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali
Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun 5 inci Maddesi ile Değiştirilen 3568 Sayılı Kanunun 9 uncu
Maddesinin Son Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
3568 sayılı
Kanunun yeminli mali müşavir olmanın özel şartlarını belirleyen 9 uncu
maddesinin iptali istenen kural ile yapılan değişiklikten önceki son
fıkrasında, kanunları uyarınca vergi inceleme yetkisini almış ve mesleki
yeterlilik sınavını vermiş olanlar için sınav şartı aranmayacağı hükme
bağlanmıştı. İptali istenen kural ile söz konusu kişilerin mali müşavirlik
sınavlarına katılmalarını öngören, diğer bir anlatımla bu kişilere mali
müşavir olabilmek için sınav şartı getiren bir düzenleme yapılmıştır.
3568 sayılı
Yasanın genel gerekçesinde vurgulandığı ve bu Yasanın 12 nci maddesinde açıkça belirtildiği üzere, Yeminli Mali
Müşavirlik müessesesi esas itibariyle vergi denetim elemanları tarafından
yürütülmekte olan kamusal görevlerin, fiili imkânsızlıklar ve idareye
kolaylıklar sağlama amacıyla yetki almış meslek mensuplarına devredilmesi
amacıyla oluşturulmuştur. Yeminli Mali Müşavirlerce yapılan tasdik
işlemleri, tasdike tabi evrakı kamu idaresinin yetkili memurlarınca (vergi
denetim elemanları) incelenmiş belgeler statüsüne getirmektedir. Diğer bir ifade ile Yeminli Mali Müşavirlik mesleği, esas
itibarıyla Maliye Bakanlığının yetkili personeli tarafından yürütülmesi
gereken görevlerin, vergi denetimi konusundaki ağır yükü hafifletmek, vergi
sisteminin yozlaşmasına mani olmak, vergicilik, işletmecilik sahasında
güven ve ahlak unsurunun gelişmesini temin edebilmek ve vergi kanunlarının
uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkları en az düzeye indirebilmek
amaçlarıyla yetki almış meslek mensupları tarafından da yapılabilmesi için
ihdas edilmiştir. Bunun yanı sıra, Yeminli Mali Müşavirlerce yapılan
tasdik işlemleri sadece vergi denetim elemanları tarafından aksine bir
durum ortaya konulana kadar geçerli kabul edilmekte; bu tasdik işlemi,
vergi denetim elemanlarının Yeminli Mali Müşavirlerce tasdik edilen mali
tablo ve beyannameler üzerinde sonradan inceleme yapma yetkilerini hiç bir
şekilde bertaraf etmemektedir. Kısacası, vergi inceleme elemanlarının
yürüttüğü inceleme işlemleri asıl fonksiyonu teşkil etmekte; Yeminli Mali
Müşavirler, denetim elemanlarının yapacakları işe yardımcı olmak üzere
Kanunla kendilerine verilmiş olan tali nitelikte bir yetkiyi
kullanmaktadır.
Bu itibarla,
yetkinin asıl sahibi olan ve bu sıfatı Devlet tarafından yapılan çok aşamalı
sınavlarda başarı göstererek, uzun süreli pratik ve teorik eğitime tabi
tutularak, eğitim dönemi sonunda girilen yazılı ve sözlü bölümlerden oluşan
mesleki yeterlilik sınavlarında başarı göstererek kazanan, kamu adına vergi
mükelleflerini, meslek mensuplarını, hatta meslek odalarını denetlemek
suretiyle mesleki faaliyetlerine bundan sonra da devam eden vergi inceleme
elemanlarının, tali nitelikli bir yetki kullanma durumunda olan Yeminli
Mali Müşavirlerce yapılan işlemleri de yapabilmeleri için sınava tabi
tutulmaları, işin doğasına aykırılık teşkil edecek, denetleyen – denetlenen
arasındaki hiyerarşik ilişki düzeyinde karışıklığa neden olacaktır. Ayrıca, vergi
inceleme elemanlarının bu faaliyetleri yürütebilmek için yeterli bilgi
düzeyine sahip olup olmadıklarını TÜRMOB tarafından düzenlenen sınavlara
girerek ispatlamalarının öngörülmesi ile bu sınavlara girmeyen vergi
inceleme elemanlarınca yapılan işlerin ve bunların hukuki sonuçlarının da
tartışmalı hale geleceği hususu ayrıca dikkate alınmalıdır. Diğer taraftan,
“sınav”, kişilerin yetkinlik derecelerinin tespiti ya da bilgi düzeyinin
saptanması için yapılan yoklama, imtihan, test gibi faaliyetleri ifade eden
bir kavramdır. Dolayısıyla, ancak bilgi ve beceri düzeyinin yeterliliği
konusunda bir şüphe bulunan kişilerin sınava tabi tutulması uygun bir
davranış olacaktır. Yeterli düzeyde bilgi ve beceriye sahip olduğu, Devlet
tarafından tespit edilerek, Kamu adına denetim yapma yetkisinin tanındığı
kişilerin aynı yetkilerin sınırlı bir bölümünün kullanımını içeren bir
mesleğin icrası için de sınava tabi tutulmasının hiçbir haklı nedeni
bulunmamaktadır.
Bu çerçevede,
Devletin, bir yandan, ruhsat almış meslek mensupları tarafından yapılan iş
ve işlemleri ya da bunlar tarafından tasdik edilmiş evrakları denetlemek
üzere vergi inceleme elemanlarına yetki kullandırırken, bir yandan da bu
kişilerin bilgi ve beceri düzeylerinin yeterli olup olmadığının, kendisi de
söz konusu denetim elemanlarının denetimine tabi olan TÜRMOB tarafından
yapılacak sınavlar ile test edilmesini bir ihtiyaç olarak belirlemesinin
kendi içerisinde çelişki doğurduğu açıktır. Bu kişilerin
bilgi ve beceri düzeylerinin, bizzat Devlet tarafından yapılan “mesleki
yeterlilik sınavları” ile test edildiği ve ancak bu sınavlarda başarılı
olunması halinde bu mesleklerin icrasına devam edilebildiği hususu da
dikkate alındığında, bu çelişki daha da dikkat çekici bir hal almaktadır.
Bu bağlamda, yetkinliklerini mesleki yeterlilik sınavlarında başarılı olmak
suretiyle ispatlamış kişiler olarak Devlet adına yetki kullanan vergi
inceleme elemanlarının, tekrar bir sınava tabi tutulmasının kabul
edilebilir haklı bir nedeninin bulunmadığı yadsınamaz.
5786 sayılı
Yasanın genel gerekçesinde, “uluslararası kabul edilebilirlik konusunda
yaşadıkları sorunların aşılması ve meslek mensuplarının kalitesinin ve
standartlarının yükseltilmesi” amacıyla bu değişikliğin gündeme getirildiği
ifade edilmektedir.
“Uluslararası
Kabul Edilebilirlik” hususu, bu konuda kurumsal olarak uygulama birliği ve
akreditasyon sağlayan Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu (IFAC) ve
Avrupa Birliği (AB) kurumlarına işaret etmektedir. TÜRMOB, halihazırda IFAC’a üyedir ve
IFAC, vergi inceleme elemanlarının sertifikasyonunu kabul edilebilirlik
açısından bir engel olarak görmemektedir.
AB düzenlemeleri
çerçevesinde de, vergi inceleme elemanlarının sertifikasyonunu engelleyici
herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. AB’nin konuyla ilgili 8.
Direktifi’nin 4 üncü maddesi ile 6 ilâ 10 uncu maddelerinde yasal denetçi
olarak onaylanacak kişilerde aranacak şartlar belirlenmiştir. Bu koşullar
aşağıda belirtilmektedir:
1) Üye
Ülkelerin yetkili mercileri, sadece iyi şöhrete sahip gerçek kişilere ya da
firmalara onay vereceklerdir (Madde 4),
2) Yasal
denetçi olarak onaylanacak kişilerin (Madde 6),
- Üniversiteye
ya da eşit düzeyde eğitim veren bir eğitim kurumuna girmiş olması,
- Daha sonra
teorik bir eğitim programını tamamlamış olması,
- Konuyla
ilgili pratik eğitimi görmüş olması,
- İlgili Üye
Ülke tarafından düzenlenen ve resmen tanınan üniversite final ya da eşdeğer
düzeyde bir mesleki yeterlilik sınavını vermiş olması gerekir.
3) Mesleki
yeterlilik sınavı, adayın yasal denetim alanındaki konulara ilişkin teorik
bilgi düzeyinin yeterliliğini ve adayın bu bilgileri başarıyla pratiğe
uygulayabildiğinin kanıtı anlamına gelmektedir. Söz konusu yeterlilik
sınavının en azından bir bölümünün yazılı olarak yapılması gerekir. (Madde
7)
4) Teorik
bilgi sınavının, öncelikle, Direktifin 8 inci maddesinde yazılı konuları
kapsaması gerekmektedir.
5) Üye
ülkeler, 8 inci maddede belirtilen sayılan konuların biri ya da birkaçı
için, üniversite seviyesinde ya da buna eşdeğerde bir sınavda başarılı
olan; ya da ilgili konu ya da konularda üniversite seviyesinde bir diploma
ya da buna eşdeğerde bir dereceye sahip bulunan bir adayı ilgili sınav ya
da diploma kapsamında yer alan konularla ilgili teorik bilgi sınavına
girmekten muaf tutabilecektir. (Madde 9/1)
6) Aynı
şekilde, üye ülkeler, 8 inci maddede sayılan konuların birinden ya da
birkaçından üniversite seviyesinde bir diploma ya da buna eşdeğerde bir
dereceye sahip olan bir adayı, bu sınav ya da diploma ile ilgili alanlarda
pratik eğitime sahip olduğunu da kanıtlaması durumunda, pratik becerilere
ilişkin sınavdan da muaf tutabilecektir. (Madde 9/2)
7) Bunların
yanı sıra, yasal denetçi olarak onaylanacak kişilerin, sahip olduğu teorik
bilgileri pratiğe uygulamadaki becerilerini geliştirmek üzere, ilgili
konuları kapsayan asgari üç yıl süreyi kapsayan bir pratik eğitim sürecini
de tamamlaması gerekmektedir. (Madde 10)
Bu bağlamda,
yürütmekte oldukları meslekleri dolayısıyla, gerek sınav, gerekse pratik
eğitim ve çalışma koşullarını yerine getirmiş olduğu tartışmasız olan vergi
inceleme elemanlarının Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali
Müşavirlik sınavlarından muaf tutulması, eşitlik ilkesine aykırılık teşkil
etmeyecek; aksine, bu durumun, eşitlik ilkesinin bir gereği olarak kabul
edilmesi gerekecektir. Nitekim AB’nin yukarıda bahsedilen 8. Direktifinin 9
uncu maddesi de bu ilkeyi gözetmek suretiyle, belli durumlarda olan kişiler
için bu koşullar açısından muafiyetler getirilebileceğini ortaya koymuştur.
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve
işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun
üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların
üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk
ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinde olan devlettir (Anayasa
Mahkemesinin 04.06.2003 tarih ve E.2002/132. K.2003/48).
Kanun
koyucunun adaletsiz, hakkaniyete aykırı iptali istenen düzenlemesi
Anayasanın hukuk devleti ilkesine aykırıdır,
Diğer
taraftan, 5786 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten önce kanunları
uyarınca vergi inceleme yetkisini almış ve mesleki yeterlilik sınavını
vermiş olanlardan 10 yıllık süreyi tamamlamamış olanların yeminli mali
müşavir unvanını almaya hak kazanabilmeleri için Maliye Bakanlığınca
yapılacak özel yeminli mali müşavirlik sınavında başarılı olmaları şartını
getiren iptali istenen kural, aşağıda (6) numaralı başlık altında etraflıca
belirtilen nedenlerle “hukuk güvenliği ilkesi” ile de bağdaşmamakta ve bu
nedenle de Anayasanın 2 nci maddesine aykırı
düşmektedir.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı
ilkeleriyle çelişmesine yol açacak ve dolayısı ile Anayasanın 2 nci ve 10 uncu maddesinin yanısıra,
11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf.
225).
Yukarıda açıklanan
nedenlerle, 10.07.2008 tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest
Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun 5 inci maddesi ile değiştirilen 3568 sayılı
Kanunun 9 uncu maddesinin son fıkrası Anayasanın 2 nci
ve 11 inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekir.
3) 10.07.2008
Tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali
Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun 6 ncı Maddesi ile Değiştirilen
3568 Sayılı Kanunun 10 uncu Maddesinin Birinci Fıkrasının İkinci Cümlesinin
Anayasaya Aykırılığı
10.07.2008
tarih ve 5786 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali
Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanununun 6 ncı maddesi ile değiştirilen
3568 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istenen
ikinci fıkrasındaki kural ile Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve
Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği tarafından yapılacak yeminli mali
müşavirlik sınavının adil, tarafsız ve mevzuatına uygun bir şekilde
yapılması için gerekli tedbirleri almaya Maliye Bakanlığı yetkili
kılınmıştır.
Yapılan bu
düzenlemede, sınavın adil ve tarafsız yapılmasını sağlayacak tedbirler
konusunda bir belirleme yapılmamış, söz konusu tedbirlerin çerçevesi ve
sınırları gösterilmemiştir. Kanun Koyucu Maliye Bakanlığına yetki verirken,
bunun sınırlarını ve çerçevesini de kanunla belirlemelidir. Kanunun emrine
dayanılarak yürütme organınca alınacak tedbirler, umuma şamil (objektif)
nitelik taşımalı ve idareye keyfi uygulamalara sebep olmayacak çok geniş
takdir yetkisi verilmemelidir.
Bu
yetkilendirme; yetkinin sınırları çok geniş olduğu için Anayasanın 7 nci maddesindeki yasama yetkisinin devredilemezliği
ilkesine aykırıdır. Kaldı ki böyle bir yetkilendirme, verilen yetki, keyfi
uygulamalara yol açacak kadar geniş ve belirsiz olduğu için, hukuk
güvenliğini sarsacak ve Anayasanın 2 nci
maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesiyle çelişecektir.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı
sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve E.1987/28,
K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf. 225).
Açıklanan
nedenlerle, 10.07.2008 tarih ve 5786 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest
Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanununun 6 ncı maddesi ile
değiştirilen 3568 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının
ikinci cümlesi Anayasanın 2 nci, 7 nci ve 11 inci maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
4) 10.07.2008
Tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali
Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanununun 12 nci Maddesi ile
Değiştirilen 3568 Sayılı Kanunun 35 inci Maddesinin Birinci Fıkrasının Son
Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı
İptali
istenen 5786 sayılı Kanunun 12 nci maddesi ile
değiştirilen 3568 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin birinci fıkrasının son
cümlesinde “Üst üste iki seçim döneminde iki defa Birlik Yönetim Kurulu
başkanlığına seçilmiş olanlar, aradan iki seçim dönemi geçmedikçe Yönetim
Kurulu üyeliğine seçilemezler.” denilmiştir. Bu kuralda,
üst üste iki seçim döneminde iki defa Birlik Yönetim Kurulu Başkanlığına
seçilmiş olanlar için getirilen Birlik Yönetim Kurulu üyeliğine seçilememe
kısıtlamasının geçmiş dönemlerde yapılan görevleri içermediği
belirtilmediğinden, söz konusu kısıtlamanın iptalin istenen bu kuralın
yürürlüğünden önceki dönemleri de içerdiği, diğer bir anlatımla halen
Birlik Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüteni de kapsadığı ve dolayısıyla
Başkanlık görevini sürdürmekte olan yönünden gelecek için öngöremediği bir
engelleme getirdiği kuşkusuzdur.
Kişilerin
seçilerek, koşulları Kanunla belirlenmiş bir göreve getirildikten sonra
geriye dönük düzenlemelerle haklarının, hukuki istikrar ve güvenlik
gözetilmeden kısıtlanması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz ve Anayasanın 2
nci maddesine aykırı düşer.
Nitekim
Anayasa Mahkemesinin, 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları
Kanunu’nun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasının “Başkanlık ve genel
başkanlık görevini üst üste iki dönem yapanlar bir seçim dönemi geçmedikçe
tekrar başkan seçilemezler.” tümcesinin iptaline ilişkin 30.09.2005 tarih
ve E.2005/78, K.2005/59 sayılı kararında aynen şöyle denilmiştir:
“Anayasanın
135 inci maddesinde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst
kuruluşlarının maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda kanunla kurulan ve
organları kendi üyeleri tarafından kanunla gösterilen usullere göre yargı
gözetimi altında gizli oyla seçilen kamu tüzelkişileri olduğu
belirtilmiştir. Bu düzenleme uyarınca, esnaf ve sanatkârların oda, birlik
ve federasyonlarında başkanlık ile konfederasyonlarında genel başkanlık
yapacakların, seçim usullerinin bu bağlamda niteliklerinin yasayla
belirleneceği açıktır.
Anayasanın 2 nci maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru,
millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” denilmektedir.
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve
işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde yasa koyucunun da uyması gereken Anayasa ve temel hukuk
ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda,
hukuk devletinde yasa koyucu, yalnız yasaların Anayasaya değil, evrensel
hukuk ilkelerine uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür. Hukuk güvenliğinin
sağlanması, bu doğrultuda yasaların geleceğe yönelik öngörülebilir
belirlemeler yapılabilmesine olanak verecek kurallar içermesi de, Hukukun
üstünlüğünü temel alan hukuk devletinin vazgeçilmez koşulları arasında yer
almaktadır. Bu nedenle, hukuk devletinde güven ve istikrarın korunabilmesi
için kural olarak yasalar, yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olaylara
uygulanırlar. Bazı durumlarda, adaletin sağlanması, temel hakların
korunması gibi nedenlerden kaynaklanan zorunluluklar dışında yasaların
geçmişe yürümesi söz konusu değildir.
Dava konusu
kuralla üst üste iki dönem başkanlık ve genel başkanlık yapanların bir
seçim dönemi geçmedikçe tekrar başkan seçilemeyecekleri belirtilerek bu
görevlerini sürdürmekte olanların gelecek için öngöremedikleri bir
engelleme getirilmiştir.
Kişilerin
seçilerek, koşulları Kanunla belirlenmiş bir göreve getirildikten sonra
geriye dönük düzenlemelerle haklarının, hukuki istikrar ve güvenlik
gözetilmeden kısıtlanması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Açıklanan
nedenlerle Kural, Anayasanın 2 nci ve dolayısıyla
11 inci maddesine aykırıdır. İptali gerekir.”
Bu nedenle,
10.07.2008 tarih ve 5786 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci
Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanununun 12 nci maddesi ile
değiştirilen 3568 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin birinci fıkrasının son
cümlesi, Anayasanın 2 nci ve dolayısıyla 11 inci
maddesine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
5) 10.07.2008
Tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali
Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun 15 inci Maddesi ile 3568 Sayılı Kanunun 40 ıncı Maddesine Sekizinci Fıkradan Sonra Gelmek Üzere
Eklenen Dokuzuncu Fıkrasının İlk Dört Cümlesi ile Onuncu Fıkrasının
Anayasaya Aykırılığı
a) 5786
Sayılı Kanunun 15 inci Maddesi ile 3568 Sayılı Kanunun 40 ıncı Maddesine Sekizinci Fıkradan Sonra Gelmek Üzere
Eklenen Dokuzuncu Fıkrasının İlk Dört Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı
Serbest
muhasebeci mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler odaları ile Türkiye
Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları
Birliği organlarının seçimlerine ilişkin esaslar, 3568 sayılı Yasa’nın 40
maddesinde yer almıştır.
İptali istenen
cümleler ile seçimlerde liste esasının geçerli olacağı, verilen oyların
gruplara verilmiş oylar olarak değerlendirileceği bir düzenleme getirilmiş
ve seçimlerde, üyelerin bağımsız aday olabilecekleri gibi, aralarında
oluşturacakları grupların listelerinden de aday olabilecekleri
öngörülmüştür.
Yapılan bu
düzenleme yer verilen “grup” kavramının; benzer siyasi görüşleri paylaşan
kişilerin bir ülkenin yönetiminde söz sahibi olmak üzere kurdukları,
tüzelkişiliğe sahip örgütler olan siyasi parti gruplarını içermediği çok
açıktır. Diğer taraftan bu kavramın, gerek resmi grup, gerek sosyal grup
olmadığı da yadsınamaz. Zira belli amaçlar ve bunları
gerçekleştirme çabası çerçevesinde toplanmış, belli kurallara göre, belirli
süre karşılıklı sosyal ilişkide bulunan, en az iki kişiden oluşan, göreli
bir sürekliliği olan bireyler topluluğuna “sosyal grup” denildiği gibi,
resmi gruplar da, yetkili organlarca oluşturulmuş ve önceden belirlenmiş
yasa, tüzük, yönetmelik gibi hukuk kurallarına göre düzenlenmiş gruplardır.
Bu durumda,
belirli süre belli amaçları gerçekleştirme yönünde sosyal ilişkileri söz
konusu olmayanlar için kullanılacak oyların da, gruplara değil doğrudan bu
gruplarda yer alanlara verilmiş oylar olduğu çok açıktır. Hal böyleyken
kullanılan oyların grup listesindeki tüm adaylara verilmiş oylar olarak
değerlendirilmesi, yapılacak seçimin demokratik olmadığının bir
göstergesidir. Çünkü bir ülkedeki seçimin demokratik olarak kabul
edilebilmesi için o seçimin bazı evrensel koşulları taşıması, bu bağlamda
da seçmenin iradesinin sandığa aynen yansıması gerekir. İptali istenen
düzenlemenin seçmen iradesini sandığa aynen yansıtmadığı kuşkusuzdur.
Diğer
taraftan adaylardan sadece biri için verilen oyun, grup listesinde yer alan
tüm adaylara verilmiş oy olarak kabulünün adaletsiz ve hakkaniyete aykırı
olduğu yadsınamaz.
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve
işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun
üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan,
yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve
Anayasa bulunduğu bilincinde olan devlettir (Anayasa Mahkemesinin
04.06.2003 tarih ve E.2002/132. K.2003/48).
Öte yandan
iptali istenen birinci cümlede, “Seçimlerde, üyeler bağımsız aday
olabilecekleri gibi, aralarında oluşturacakları grupların listelerinden de
aday olabilirler.” denilmek suretiyle bir adayın birden fazla listede aday
olabilecekleri de öngörülmüştür. Bu durumda, yani bir adayın birden fazla
listede aday olması halinde kullanılan oyların bu listelere ne şekilde
yansıtılacağı konusunda yapılmış bir düzenlemeye de Yasa’da yer
verilmemiştir.
Hukukun
üstünlüğünün egemen olduğu bir devlette hukuk güvenliğinin sağlanması,
hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz koşuludur. Hukuk güvenliği,
kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik gerektirir. Bu nedenle de, iptali
istenen düzenleme anayasanın 2 nci maddesine
aykırıdır.
b) 5786
Sayılı Kanunun 15 inci Maddesi ile 3568 Sayılı Kanunun 40 ıncı Maddesine Sekizinci Fıkradan Sonra Gelmek Üzere
Eklenen Onuncu Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
Söz konusu
maddenin iptali istenen onuncu fıkrası ile Kurul asil ve yedek üyelikleri
ile Birlik Genel Kurul asil ve yedek temsilciliklerinin, gruplara ve
bağımsız adaylara tahsis yöntemi olarak dünyada meslek odalarında örneği
olmayan nispi temsil sistemi öngörülmüştür.
Nispi temsil
sistemi, milletvekili seçimlerinde ve mahalli idareler seçimlerinde
uygulanan bir sistemdir. Nispi temsil sistemi her siyasal partiye temsil
edilme şansı sunar; bu amaçla sistemi çok partili bir sistem (multipartisme) olmaya iter. Nispi temsile göre yapılan
seçimlerde, yalnızca çoğunluğun değil, aynı zamanda azınlığın görüşleri de
değerlendirilir. Böylece parlamento yalnızca büyük partilerin adaylarına
açık bir organ olmaktan çıkar ve aynı zamanda küçük partiler de parlamentoda
seslerini duyurabilirler. Buna karşılık bu sistem hükümet
istikrarsızlıklarını kolaylaştıran bir sistemdir. Çoğunluk sağlamak zor
olduğundan; kuvvetli ve tek partiye dayanan hükümetler kurulması da
güçleşir. Seçilenler genellikle tabandan ve seçmenden uzaklaşır. Hükümet
buhranlarına ve istikrarsız iktidarlara çok rastlanır. Devlet idaresi ve
bürokrasi, koalisyon hükümetleri ve iktidarların parçalanmasından çok zarar
görür. Türkiye bilhassa 1973 – 1980 devrinde bu sıkıntıları yaşamıştır.
Meslek kuruluşları
ve üst kuruluşları Anayasanın 135 inci maddesinde şöyle tanımlanmıştır:
“Kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe
mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, meslekî faaliyetlerini
kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini
sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan
ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplini ve
ahlâkını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri
tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli
oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir.”
Bu anayasal
tanımdan da anlaşılacağı üzere meslek kuruluşları, Türkiye’de sivil
toplumun gelişmesinde önemli rol oynayan kuruluşlar olup, gerek ülke
çıkarları gerek mesleki sorunlara yaklaşım konusunda siyasi erkten bağımsız
özerk kararlarını alabilen, önermelerde bulunan ve çözümler üreten bir
yapıya sahiptirler. Bu yapının korunabilmesi için meslek kuruluşlarının
karar ve yönetim organlarının oluşumunda istikrarın sağlanması esastır.
Nispi temsil sistemi ile oluşan organların başarılı çalışmalar yapabilmesi,
uyumlu çalışma ortamını oluşturabilmesi son derece güçtür.
Bu nedenle,
serbest muhasebeci mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler odaları ile
Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler
Odaları Birliği organlarının oluşumunda nispi temsil sistemini öngören
iptali istenen kural kamu yararına dayanmamaktadır.
Bir hukuk
devletinde, devlet erki kullanılarak yapılan tüm kamu işlemlerinin nihaî
amacının “kamu yararı” olması gerekir. Bu gereklilik, kamu yararını, yasama
organının takdir yetkisi için de bir sınır konumuna getirir.
Diğer
taraftan, Anayasa Mahkemesi’nin 18.11.1995 gün ve E.1995/54, K.1995/59
sayılı kararında,
“Toplumsal
istemlerin ve yeğlemelerin yasama organına tam olarak yansımasını
sağlayacak yöntemleri içeren sistemlerin en uygununu, en doyurucusunu,
başka bir anlatımla hiçbir yakınmaya yol açmayanını edinmek olanaksız ise
de yakınmaya en az neden olanı yeğlemek olanaklıdır. Seçimlerde ideal bir
sistem bulunmamış olmakla birlikte ülke koşulları ve anayasal gerekler
karşısında yasal düzenlemeleri gerçekleştirerek Anayasaya en uygununu almak
ya da aykırı olanını bırakmak gerekir.”
denilmiştir. Yüce Mahkeme’nin
bu kararından da anlaşılacağı üzere; yasama organı tarafından oy verme yöntemini
belirlenirken ülke koşulları ve anayasal gereklerin dikkate alınarak
Anayasaya en uygun olanın alınması ya da aykırı olanın bırakılması
gerekmektedir.
Meslek kuruluşları
ve üst kuruluşların organlarının seçiminde öngörülen nispi temsil sistemi,
bu kuruluşların yapılarına ve işlevlerine uygun olmadığından kamu yararına
dayanmamakta ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci
maddesine aykırı düşmektedir.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı
sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve E.1987/28,
K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf. 225).
Açıklanan
nedenlerle, 10.07.2008 tarih ve 5786 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest
Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanununun 15 inci maddesi ile 3568 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesine sekizinci fıkradan sonra gelmek üzere
eklenen dokuzuncu fıkrasının ilk dört cümlesi ile onuncu fıkrası Anayasanın
2 nci ve 11 inci maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
6) 10.07.2008
Tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali
Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun 20 nci Maddesi ile 3568 Sayılı
Kanuna Geçici 8 inci Maddeden Sonra Gelmek Üzere Eklenen Geçici Madde 9’un
Birinci Fıkrasının (b) Bendinin (Kanunları uyarınca vergi inceleme yetkisini
almış ve mesleki yeterlilik sınavını vermiş olanlar yönünden) ve Aynı
Maddenin Son Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
5786 sayılı
Kanunun 5 inci maddesiyle 3568 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinde yapılan
değişiklik ile kanunları uyarınca vergi inceleme yetkisini almış ve mesleki
yeterlilik sınavını vermiş olanların yeminli mali müşavir (YMM) olabilmek
için bundan sonra yeminli mali müşavirlik sınavlarına girmelerini şart
koşan bir düzenleme getirilmiştir.
Tasarının
Geçici 9 uncu maddesinin son fıkrası ile yapılan ve iptali istenen
düzenleme ile de, vergi inceleme yetkisine sahip ve mesleki yeterlilik
sınavını vermiş olanlardan kamu görevinde 10 yıllık süreyi tamamlamamış olanlar
için de YMM sınavını kazanmak şartı getirilmektedir.
01.06.1989
tarih ve 3568 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin 5786 sayılı Kanunun 5 inci
maddesi ile yapılan değişiklikten önceki son fıkrası hükmüne göre, vergi
inceleme yetkisine sahip ve mesleki yeterlilik sınavını vermiş olanlar 10
yıllık kamu hizmeti süresini doldurduklarında YMM unvanını hak edeceklerdi.
Kamu hizmetinde 10 yıllık süreyi doldurmamış olanların yasa ile tanınmış
böyle bir beklentisi diğer bir anlatımla yeminli mali müşavirlik ruhsatını
alma hakları varken iptali istenen kural, bu haklarını ortadan
kaldırmıştır.
Anayasanın 2 nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti
olduğu belirtilmiştir. Cumhuriyetin nitelikleri arasında
sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda
adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen
kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel
hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devletinin
unsurlarından biri de, vatandaşlarına hukuk güvenliği sağlamasıdır. Hukuk
devleti, tüm eylem ve işlemlerinde yönetilenlere en güçlü en kapsamlı
şekilde hukuksal güvence sağlayan devlettir. Hukukun üstünlüğünün egemen
olduğu bir devlette hukuk güvenliğinin sağlanması, hukuk devleti ilkesinin
olmazsa olmaz koşuludur.
Hukuk
güvenliği, kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik gerektirir. Belirlilik
ve öngörülebilirlik ise, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden
bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre düzene sokabilmesidir.
Kişi ve
kuruluşların devlete güven duymaları, maddi ve manevi varlıklarını
korkusuzca geliştirebilmeleri, temel hak ve özgürlüklerden
yararlanabilmeleri ancak hukuk güvenliği ve üstünlüğü sağlandığı bir hukuk
devleti düzeninde gerçekleştirilebilir.
Anayasa
Mahkemesinin 07.02.2008 tarihli ve E.2005/38, K.2008/53 sayılı Kararında,
“Hukuk devleti ilkesinin önkoşullarından biri olan hukuk güvenliği ile
kişilerin hukuki güvenliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Hukuk güvenliği
ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal
düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını
gerekli kılar.”
3201 sayılı
Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun 55 inci maddesini değiştiren 611 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’nin Anayasa Mahkemesince iptaline rağmen, Emniyet Genel
Müdürlüğünce açılan komiser yardımcılığı kursu sınavına sadece dört yıllık
yüksek öğretim kurumu mezunu polis memurlarının başvurabileceği
belirtildiğinden, bu sınavda başarılı olarak komiser yardımcılığı kursuna
başlayan kişilerde söz konusu kursun sonunda (A) grubu polis amiri olma
beklentisi yaratılmıştır. Bu durumda, komiser yardımcılığı kursu devam
etmekte iken çıkarılan 4638 sayılı Yasa ile Emniyet Teşkilatı Kanununa
eklenen geçici 20 nci maddede, bu Yasa’nın
yürürlüğe girdiği tarihten önce dört yıllık yüksek öğretim kurumlarından
mezun olarak komiser yardımcılığı kursunu bitirenlerin (A) grubunda
değerlendirileceği yolundaki düzenlemenin kapsamına anılan Yasa’nın
yürürlüğe girdiği tarihte komiser yardımcılığı kursuna devam edenlerin
alınmamış olması, hukuk güvenliği ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.”
denilmiştir.
Anayasa
Mahkemesi’nin bu kararından da anlaşılacağı üzere, kişilerin mevcut
statülerinden kaynaklanan kazanımlarının sonradan yapılacak yasa
değişiklikleri ile ortadan kaldırılması ve önceki mevzuat çerçevesinde
oluşturulan beklentilerin yasa değişiklikleri yoluyla geçersiz hale
getirilmesi “hukuk güvenliği ilkesi” ile bağdaştırılamaz.
5786 sayılı
Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten önce kanunları uyarınca vergi inceleme
yetkisini almış ve mesleki yeterlilik sınavını vermiş olanlardan 10 yıllık
süreyi tamamlamamış olanların yeminli mali müşavir unvanını almaya hak
kazanabilmeleri için Maliye Bakanlığınca yapılacak özel yeminli mali
müşavirlik sınavında başarılı olmaları şartının aranması “hukuki güvenlik
ilkesi” ne aykırılık oluşturmaktadır.
Diğer
taraftan, geçici madde 9’un iptali istenen son fıkrasında, Maliye
Bakanlığınca yapılması öngörülen özel yeminli mali müşavirlik sınavının
usul ve esaslarının bu Bakanlıkça belirlenmesi hükme bağlanmıştır. Yapılan
bu düzenlemede, sınavın usul ve esasları konusunda bir belirleme
yapılmamış, söz konusu usul ve esasların çerçevesi ve sınırları
gösterilmemiştir. Kanun Koyucu Maliye Bakanlığına yetki verirken, bunun
sınırlarını ve çerçevesini de kanunla belirlemelidir.
Anayasaya
göre yürütmenin asli düzenleme yetkisi, Anayasanın gösterdiği ayrık haller
dışında yoktur. Bu yetki Anayasanın 7 nci
maddesinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiştir ve devredilemez.
Yürütme, ancak yasayla asli olarak düzenlenmiş alanda kural koyabilir.
İptali
istenen söz konusu kural ile yapılacak sınavın usul ve esasları belirleme
konusunda Maliye Bakanlığına verilen yetkinin sınırları çok geniş olduğu
için Anayasanın 7 nci maddesindeki yasama
yetkisinin devredilemezliği ilkesine aykırıdır. Kaldı ki böyle bir
yetkilendirme, verilen yetki, keyfi uygulamalara yol açacak kadar geniş ve
belirsiz olduğu için, hukuk güvenliğini sarsacak ve Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesiyle çelişecektir.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı
sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve E.1987/28,
K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf. 225).
Açıklanan
nedenlerle, 10.07.2008 tarih ve 5786 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest
Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanununun 20 nci maddesi ile
3568 sayılı Kanuna geçici 8 inci maddeden sonra gelmek üzere eklenen geçici
madde 9’un birinci fıkrasının (b) bendi (Kanunları uyarınca vergi inceleme
yetkisini almış ve mesleki yeterlilik sınavını vermiş ancak 10 yıllık
süreyi tamamlamamış olanlar yönünden) hukuk güvenliği ilkesine ve
dolayısıyla Anayasanın 2 nci ve 11 inci
maddelerine; aynı maddenin son fıkrası hukuk güvenliği ve “yasama
yetkisinin devredilmezliği ilkelerine ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci, 7 nci ve 11 inci
maddelerine aykırı olup, iptalleri gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ
DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
10.07.2008
tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali
Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun ile getirilen yeni düzenlemelerden iptali istenen kurallar;
Anayasanın 2 nci maddesinde hüküm altına alınan
hukuk devleti ve bu ilkenin en önemli unsurlarından olan hukuk güvenliği
ilkesi ile bağdaşmamakta, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine ters
düşmekte ve kamu yararına dayanmamaktadır.
Öte yandan,
anayasal düzenin en kısa sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması,
hukuk devleti sayılmanın gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin,
bir hukuk devletinde subjektif yararların
üstünde, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği
kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı bir düzende, kişi
hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu ilkenin
zedelenmesinin hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve
zararlara yol açacağında duraksama bulunmamaktadır.
Arz ve izah
olunan nedenlerle, söz konusu kurallar hakkında yürürlüğünün durdurulması
da istenerek iptal davası açılmıştır.
…”
B- Esas 2008/86 Sayılı İptal Davasının
Gerekçe Bölümü Şöyledir:
“…
III. GEREKÇE
1) 10.07.2008
Tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali
Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun 6 ncı Maddesi ile Değiştirilen
3568 Sayılı Kanunun 10 uncu Maddesinin Son Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı
İptali
istenen kural ile, serbest muhasebeci mali
müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik sınav sonuçlarının yargı mercilerine
intikal etmesi ve mahkemece bilirkişi incelemesine gerek görülmesi halinde,
mahkemece tayin edilecek bilirkişi heyetinin; sınav komisyonunda görev almamış olmaları
kaydıyla Maliye Bakanlığı merkezi vergi denetim elemanından bir, alanında
uzman meslek mensubundan bir ve dava edilen sınav konusunda ihtisas sahibi
öğretim üyesinden de bir olmak üzere üç kişiden oluşacağı hükme
bağlanmıştır.
3786 sayılı
Kanunun 10 uncu maddesiyle değiştirin 3568 sayılı Kanunun 10 uncu
maddesinin ikinci fıkrasında “Sınav komisyonu biri başkan olmak üzere yedi
üyeden oluşur. Sınav komisyonu başkan ve üyeleri; dördü Maliye Bakanlığı
vergi denetim elemanları arasından, biri Yükseköğretim Kurulunca önerilecek
iki aday arasından, ikisi ise Birlikçe önerilecek dört aday arasından
Maliye Bakanı tarafından seçilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükümden
de anlaşılacağı üzere, serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali
müşavirlik sınav komisyonunun başkan dahil yedi
üyesinin dördü doğrudan, üçü de dolaylı olarak Maliye Bakanı tarafından
seçilecektir. Böyle bir sınav komisyonunun yapacağı sınavların yargıya
götürülmesi halinde, iptali istenen kural ile, üç
kişilik bilirkişi heyetinde, Maliye Bakanlığı merkezi vergi denetim
elemanının (sınav komisyonunda yer almasa dahi) bulunmasının öngörülmüş
olması, bilirkişilerin “tarafsız olma” nitelikleriyle bağdaşmayan bir
durumdur.
Hukuki
niteliği itibariyle hakimin yardımcısı ve danışmanı
konumunda bulunan bilirkişinin, kendisine başvurulan özel veya teknik
konuda yetkin ve uzman olması, tarafsız bir konumda bulunması ve tarafsız
bir tutum içinde görüş bildirmesi gerekir.
Anayasa
Mahkemesi kararlarında hukuk devletinin, Anayasanın açık hükümlerinden
önce, hukukun bilinen ve tüm uygar ülkelerin benimseyip uyduğu ilkelere
uygun olması gerektiği belirtilmiştir. (E.1995/20, K.1996/4)
Bu nedenle
iptali istenen kural, “hukuk devleti” ilkesine ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci maddesine aykırıdır.
Diğer
taraftan, kanunen belirlenmiş kişilerin mevcudiyeti halinde, hakim bilirkişiyi iptali istenen kuralda olduğu üzere
kanunun belirlediği kişiler arasından seçmek zorundadır. Bu kişilerin
verdikleri raporlara itiraz edilmesi halinde de, yeni bilirkişi kuruluna
gidilmesinde bilirkişi kurulu, yine kanunen belirlenmiş bu kişilerden
oluşacaktır.
Böyle bir
durum da, Anayasanın 36 ncı maddesindeki hak
arama özgürlüğünün kullanımını Anayasanın 13 üncü maddesine aykırı biçimde
ölçüsüzce sınırlandıracaktır.
Açıklanan
nedenlerle, 10.07.2008 Tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest
Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun 6 ncı maddesi ile
değiştirilen 3568 Sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin son fıkrası,
Anayasa’nın 2 nci, 13 üncü ve 36 ncı maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
2) 10.07.2008
Tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali
Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun 8 inci Maddesi ile Değiştirilen 3568 Sayılı Kanunun 22 nci Maddesinin Son Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı
İptali
istenen kural ile odalarda üst üste iki seçim döneminde iki defa Yönetim
Kurulu başkanlığına seçilmiş olanların, aradan iki seçim dönemi geçmedikçe
Yönetim Kurulu üyeliğine seçilemeyecekleri hükme bağlanmıştır.
Bu kuralda,
üst üste iki seçim döneminde iki defa Oda Yönetim Kurulu Başkanlığına
seçilmiş olanlar için getirilen Oda Yönetim Kurulu üyeliğine seçilememe
kısıtlamasının geçmiş dönemlerde yapılan görevleri içermediği belirtilmediği
gibi 10.07.2008 Tarih ve 5786 Sayılı Yasa’nın 20 nci
maddesiyle 3568 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 10 ile yapılan
düzenlemede belirtilen şekilde bir hükmü içermemektedir.
Söz konusu
kısıtlamanın iptali istenen kuralın yürürlüğünden önceki dönemleri de
içerdiği, diğer bir anlatımla Yasa’nın yürürlük tarihinde Oda Yönetim
Kurulu Başkanlığını yürüteni de kapsadığı ve dolayısıyla Başkanlık görevini
sürdürmekte olan yönünden gelecek için öngöremediği bir engelleme getirdiği
kuşkusuzdur.
Kişilerin
seçilerek, koşulları Kanunla belirlenmiş bir göreve getirildikten sonra
geriye dönük düzenlemelerle haklarının, hukuki istikrar ve güvenlik
gözetilmeden kısıtlanması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz ve Anayasanın 2
nci maddesine aykırı düşer.
Nitekim
Anayasa Mahkemesinin, 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları
Kanunu’nun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasının “Başkanlık ve genel
başkanlık görevini üst üste iki dönem yapanlar bir seçim dönemi geçmedikçe
tekrar başkan seçilemezler.” tümcesinin iptaline ilişkin 30.09.2005 tarih
ve E.2005/78, K.2005/59 sayılı kararında aynen şöyle denilmiştir:
“Anayasanın
135 inci maddesinde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst
kuruluşlarının maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda kanunla kurulan ve
organları kendi üyeleri tarafından kanunla gösterilen usullere göre yargı
gözetimi altında gizli oyla seçilen kamu tüzelkişileri olduğu
belirtilmiştir. Bu düzenleme uyarınca, esnaf ve sanatkârların oda, birlik
ve federasyonlarında başkanlık ile konfederasyonlarında genel başkanlık
yapacakların, seçim usullerinin bu bağlamda niteliklerinin yasayla
belirleneceği açıktır.
Anayasanın 2 nci maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru,
millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” denilmektedir.
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve
işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde yasa koyucunun da uyması gereken Anayasa ve temel hukuk
ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda,
hukuk devletinde yasa koyucu, yalnız yasaların Anayasaya değil, evrensel
hukuk ilkelerine uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür. Hukuk güvenliğinin
sağlanması, bu doğrultuda yasaların geleceğe yönelik öngörülebilir
belirlemeler yapılabilmesine olanak verecek kurallar içermesi de, Hukukun
üstünlüğünü temel alan hukuk devletinin vazgeçilmez koşulları arasında yer almaktadır.
Bu nedenle, hukuk devletinde güven ve istikrarın korunabilmesi için kural
olarak yasalar, yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olaylara
uygulanırlar. Bazı durumlarda, adaletin sağlanması, temel hakların
korunması gibi nedenlerden kaynaklanan zorunluluklar dışında yasaların
geçmişe yürümesi söz konusu değildir.
Dava konusu
kuralla üst üste iki dönem başkanlık ve genel başkanlık yapanların bir
seçim dönemi geçmedikçe tekrar başkan seçilemeyecekleri belirtilerek bu
görevlerini sürdürmekte olanların gelecek için öngöremedikleri bir
engelleme getirilmiştir.
Kişilerin
seçilerek, koşulları Kanunla belirlenmiş bir göreve getirildikten sonra
geriye dönük düzenlemelerle haklarının, hukuki istikrar ve güvenlik
gözetilmeden kısıtlanması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Açıklanan
nedenlerle Kural, Anayasanın 2 nci ve dolayısıyla
11 inci maddesine aykırıdır. İptali gerekir.”
Bu nedenle,
10.07.2008 Tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci
Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun 8 inci maddesi ile değiştirilen 3568 Sayılı Kanunun 22
maddesinin son cümlesi, Anayasanın 2 nci ve
dolayısıyla 11 inci maddesine aykırı olup, iptal edilmesi gerekmektedir.
3) 10.07.2008
Tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali
Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun 19 uncu Maddesi ile değiştirilen 3568 sayılı Kanunun 35
inci Maddesinin Üçüncü Fıkrasındaki “en az beş yıl süreyle yeminli mali müşavirlik
yapmış olanlar” İbaresinin Anayasa’ya Aykırılığı
3568 sayılı
Kanunun “Birlik Yönetim Kurulu” başlıklı 35 inci maddesinde; Birlik Yönetim
Kurulunun, kayıtlı olduğu meslek odasında en az üç yıl kıdemli olup serbest
veya bir işyerine bağlı olarak bu Kanun hükümlerine fiilen mesleki
faaliyette bulunan Birlik Genel Kurulu üyeleri arasından üç yıl için
seçilen dokuz asıl ve dokuz yedek üyeden kurulacağı, Yönetim Kurulu
üyelerinden beşinin yeminli mali müşavir olmasının zorunlu olduğu, Yönetim
Kurulunun kendi üyeleri arasından bir başkan, bir genel sekreter ile bir
muhasip seçeceği hükme bağlanmıştır.
Bu madde
metnindeki “Yönetim Kurulu Başkanı yeminli mali müşavirler arasından
seçilir” cümlesindeki “yeminli mali müşavirler” ibaresi, Yasa’nın 19 uncu
maddesi ile “en az beş yıl süreyle yeminli mali müşavirlik yapmış olanlar”
şeklinde değiştirilmiş, diğer bir anlatımla Birlik Yönetim Kurulu
Başkanlığına seçilecek Birlik Yönetim Kurulu üyesi yeminli mali müşavir
için, meslekte en an beş yıl kıdem şartı getirilmiştir.
Birlik
yönetim kurulu üyeliği için üç yıllık mesleki kıdem öngörülürken iptali
istenen kural ile Birlik başkanlığı için beş yıllık kıdem koşulu
getirilmektedir. Birlik başkanının seçimi ise ayrı bir seçim olmayıp,
Birlik yönetim kurulu üyelerinin kendi arasında yaptığı bir seçimdir.
Birlik Yönetim Kuruluna seçilen üyelerin tamamının üç veya dört yıllık bir
kıdeme sahip üyeler arasından seçilmiş olduğu bir durumun ortaya
çıkmasının, 3568 sayılı Yasa’nın 35 inci maddesinin Birlik yönetim kurulu
üyeliği ile Birlik Başkanlığına seçilmek için farklı kıdem süreleri öngören
hükmü karşısında gerçekleşmesi mümkün bir olasılık olduğu yadsınamaz. Böyle
bir durumda ise, Birlik Başkanının seçilemeyeceği kuşkusuzdur. Birlik
Başkanının seçilememesi gibi olasılıklara açık bir düzenlemenin ise, hukuk
devlet ilkesi bağdaşmayacağı ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci maddesine aykırı düşeceği açıktır.
Diğer
taraftan, üç yıllık bir kıdeme sahip olan Birlik Yönetim Kurulu üyelerinin
aynı statü içinde oldukları, diğer bir anlatımla Birlik Yönetim Kurulu
üyesi olarak en az beş yıl yeminli mali müşavirlik yapmış olanlarla aynı
hukuki durumda oldukları halde, Birlik Yönetim Kurulu Başkanlığına
seçilememeleri Anayasanın 10 uncu maddesindeki “Kanun önünde eşitlik”
ilkesine de aykırıdır.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı
sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve E.1987/28,
K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf. 225).
Açıklanan
nedenlerle, 10.07.2008 Tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest
Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun 19 uncu maddesi ile değiştirilen 3568 sayılı
Kanunun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki “en az beş yıl süreyle
yeminli mali müşavirlik yapmış olanlar” ibaresi Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 11 inci maddelerine aykırı olup,iptali gerekmektedir.
4) 10.07.2008
Tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali
Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun 20 nci Maddesi ile 3568 Sayılı
Kanuna Geçici 8 inci Maddeden Sonra Gelmek Üzere Eklenen Geçici Madde 10’un
Birinci Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
İptali
istenen bu kural ile, 1/4/2008 tarihinden sonra
yapılan seçimlerden itibaren üst üste iki seçim döneminde iki defa oda veya
Birlik Yönetim Kurulu başkanlığına seçilmiş olanların, aradan iki seçim
dönemi geçmedikçe Yönetim Kurulu üyesi olarak seçilemeyecekleri hükme
bağlanmıştır.
Bu kural ile
Oda veya Birlik Yönetim Kurulu üyesi olma yönünden getirilen kısıtlama,
Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten (26.07.2008) önce yapılan seçimleri de
kapsamakta yani geçmişe etkili bir düzenleme yapılmıştır.
Kanunların
geriye yürümezliği ilkesi, bir hukuki eylem ya da davranışın, bir hukuki
ilişkinin vuku bulduğu ya da meydana geldiği dönemdeki kanun hükümlerine
tabi kalmakta devam edeceğini ifade eder. Sonradan çıkan kanun, kural
olarak yürürlüğünden önceki olaylara ve ilişkilere uygulanmaz.
Hukuk
devletinin temel özelliği, bütün vatandaşlar, hatta -vatandaş olmasa bile-
ülkesindeki tüm insanlara hukuki güvence sağlamasıdır.
Hukuki
güvencenin ilk ve en basit şartı ise aleyhteki kanunların geriye
yürümemesidir.
Anayasa
Mahkemesi’nin de bu yönde verilmiş birçok kararı vardır. Nitekim Yüksek
Mahkeme <<geriye yürümezlik>> ilkesini incelerken bir kararında
aynen şöyle demiştir:
“… yasallık ilkesi yanında verginin genel ve eşit olması,
idare ve kişiler yönünden duraksamaya yol açmayacak belirlilik içermesi,
geçmişe yürümemesi, öngörülebilir olması ve hukuk güvenliği ilkesine de
uygunluğunun sağlanması gerekir.” denilmiştir (02.10.2003 tarihli ve
E.2003/73, K.2003/86 sayılı kararında da (R.G. 20.12.2005, Sa.26029).
Bu nedenle
10.07.2008 Tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci
Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun 20 nci maddesi ile 3568 Sayılı
Kanuna geçici 8 inci maddeden sonra gelmek üzere eklenen geçici madde 10’un
birinci fıkrası Anayasanın 2 nci ve dolayısıyla
11 inci maddesine aykırı olup, iptal edilmesi gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ
DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
10.07.2008
tarih ve 5786 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik
ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun
ile getirilen yeni düzenlemelerden iptali istenen kurallar, Anayasanın 2 nci maddesinde hüküm altına alınan hukuk devleti ve bu
ilkenin en önemli unsurlarından olan hukuk güvenliği ilkesi ile
bağdaşmamaktadır.
Öte yandan,
anayasal düzenin en kısa sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması,
hukuk devleti sayılmanın gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin,
bir hukuk devletinde subjektif yararların
üstünde, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de
zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı bir
düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu
ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum
ve zararlara yol açacağında duraksama bulunmamaktadır.
Arz ve izah
olunan nedenlerle, söz konusu kurallar hakkında yürürlüklerin durdurulması
da istenerek iptal davası açılmıştır.
…”
C- Esas 2009/26 Sayılı İtiraz
Başvurusunun Gerekçe Bölümü Şöyledir:
5786 sayılı
Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali
Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 6. fıkrası ile 3568
sayılı Kanunun 10. maddesi değiştirilmiş ve son fıkrasında “Serbest
muhasebeci mali müşavirlik
ve yeminli mali müşavirlik sınav sonuçlarının yargı mercilerine intikal
etmesi ve mahkemece bilirkişi incelemesine gerek görülmesi halinde, sınav
komisyonunda görev almamış olmaları kaydıyla, biri Maliye Bakanlığı merkezi
vergi denetim elemanı, biri alanında uzman meslek mensubu, biri ise dava
edilen sınav konusunda ihtisas sahibi öğretim üyesinden oluşan üç kişilik
bir bilirkişi heyeti tayin edilir.” hükmü yer almıştır.
Hukuk devleti
bütün faaliyetlerinde hukukun genel ilkeleri ile bağlayıcılığı ve üstünlüğü
olan Anayasa hükümlerine uygun hareket etmek zorundadır.
T.C.
Anayasasının 2. maddesinde “Türkiye
Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde,
insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen
temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”
hükmü, 9. maddesinde “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız
mahkemelerce kullanılır.” hükmü yer almıştır.
Öte yandan,
Anayasanın “A. Mahkemelerin Bağımsızlığı” başlıklı 138. maddesinde,”
Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak
vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.
Hiçbir organ,
makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve
hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde
bulunamaz.
Görülmekte
olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile
ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.
Yasama ve
yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu
organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların
yerine getirilmesini geciktiremez.” hükümleri yer almıştır.
Dava
dosyasının incelenmesinden, davacının TÜRMOB tarafından 22.10.2007-
31.10.2007 tarihleri arasında yapılan Yeminli Mali Müşavirlik sınavına
katıldığı, anılan sınavda Finansal Yönetim Dersinden almış olduğu (83)
notunun hatalı takdir edildiği gerekçesiyle not verme işleminin delil
tespiti ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle iptali ve yürütmenin
durdurulması istemiyle 20.03.2008 tarihinde bakılmakta olan davayı açtığı,
uyuşmazlık devam ederken yürürlüğe giren 5786 sayılı Kanun 6. maddesi ile
3568 sayılı Kanunun 10. maddesi değiştirilmiş ve anılan maddenin son fıkrasında,
Serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik sınav
sonuçlarının yargı mercilerine intikal etmesi ve mahkemece bilirkişi
incelemesine gerek görülmesi halinde, sınav komisyonunda görev almamış
olmaları kaydıyla, biri Maliye Bakanlığı merkezi vergi denetim elemanı,
biri alanında uzman meslek mensubu, biri ise dava edilen sınav konusunda
ihtisas sahibi öğretim üyesinden oluşan üç kişilik bir bilirkişi heyetinin
tayin edileceğinin kurala bağlandığı anlaşılmıştır.
2577 sayılı
İdari Yargılama Kanunun 31. maddesinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile
Vergi Usul Kanununun uygulanacağı haller düzenlenmiş ve bilirkişilikte bu
hallerden biri olarak sayılmış, ancak davanın ihbarı ve bilirkişi seçiminin
Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re’sen yapılacağı belirtilmiştir. Ayrıca Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununun 275. maddesinde de Mahkemenin, çözümü özel veya teknik
bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına
karar vereceği, hakimlik mesleğinin gerektirdiği
genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi
dinlenemeyeceği belirtilmiştir. Tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde çözümü
özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişilerin
uyuşmazlığın çözümünde önemli bir yere sahip olduğu açık olup bu yönüyle
bilirkişilerin de yargıçlarda aranan kimi niteliklere sahip olması
gerekmekte, tarafsızlıkta bu niteliklerden birini oluşturmaktadır.
Olayda,
uyuşmazlığın çözümü sırasında uygulanması gereken 3568 sayılı Kanunun 10.
maddesini değiştiren 5786 sayılı Kanunun 6. maddesinin son fıkrasında yer alan
serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik sınav
sonuçlarının yargı mercilerine intikal etmesi ve mahkemece bilirkişi
incelemesine gerek görülmesi halinde, sınav komisyonunda görev almamış
olmaları kaydıyla, biri Maliye Bakanlığı merkezi vergi denetim elemanı,
biri alanında uzman meslek mensubu, biri ise dava edilen sınav konusunda
ihtisas sahibi öğretim üyesinden oluşan üç kişilik bir bilirkişi heyetinin
tayin edileceğine ilişkin hükümle sınavın adil, tarafsız ve mevzuatına
uygun yapılması için gerekli tedbirleri almakla yükümlü olan Maliye
Bakanlığının merkezi denetim elemanı ile görevini yaparken TÜRMOB’a bağlı olan Meslek Odasına kayıtlı olması
gereken alanında uzman meslek mensuplarından bilirkişi seçme zorunluluğu
getirilerek hem bilirkişilerin tarafsızlığına davacılar nezdinde gölge
düşürülmesine, hem de hakimin re’sen
bilirkişi seçme yetkisini ortadan kaldıracağı ortadadır.
Bu durumda,
Serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik sınav
sonuçlarının yargı mercilerine intikal etmesi ve mahkemece bilirkişi
incelemesine gerek görülmesi halinde sınav komisyonunda yer almamaları
öngörülmüş olmasına karşın biri Maliye Bakanlığı merkezi vergi denetim
elemanı, biri alanında uzman meslek mensubu, biri ise dava edilen sınav
konusunda ihtisas sahibi öğretim üyesinden üç kişilik bilirkişi heyetinin
oluşturulmasının bilirkişilerin tarafsızlığını ve hakimin resen bilirkişi
seçme yetkisini ortadan kaldıracağı anlaşıldığından, 3568 sayılı Serbest
Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali
Müşavirlik Kanununun 10. maddesinde değişiklik öngören ve 26.07.2008 gün ve
26948 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5786 sayılı
Yasanın 6. maddesinin son fıkrası Anayasanın, 2.,
9. ve 138. maddelerine aykırılık oluşturmaktadır.
…”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
10.7.2008 günlü, 5786 sayılı Serbest Muhasebecilik,
Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 2., 5., 6.,
8., 12., 15., 19. ve 20. maddeleri ile değiştirilen ve iptali istenilen
fıkra, bent, düzenleme ve bölümleri içeren 3568 sayılı Kanun’un 4., 9., 10., 22., 35., 40., Geçici 9.
ve Geçici 10. maddeleri şöyledir:
1- “Madde 4- Meslek mensubu
olabilmenin genel şartları şunlardır:
a) T.C. vatandaşı olmak (yabancı serbest muhasebeci
mali müşavirler hakkındaki hüküm saklıdır).
b) Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip
bulunmak.
c) Kamu haklarından mahrum bulunmamak.
d) (Değişik: 10/7/2008-5786/2
md.) Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa
bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle
hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı
suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet
sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık,
dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye
fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan
malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak.
e) Ceza veya disiplin soruşturması sonucunda
memuriyetten çıkarılmış olmamak.
f) Meslek şeref ve haysiyetine uymayan durumları
bulunmamak.”
2- “ Madde 9- Yeminli mali müşavir olabilmek için:
a) En az 10 yıl serbest muhasebeci mali müşavirlik
yapmış olmak,
b) Yeminli mali müşavirlik sınavını vermiş olmak,
c) Yeminli mali müşavir ruhsatını almış olmak,
Şartları aranır.
Şu kadar ki, kanunları uyarınca vergi inceleme
yetkisi almış olanların, bu yetkiyi aldıkları tarihten itibaren kamu kurum
ve kuruluşlarında geçen hizmet süreleri ve bunların bilanço esasında defter
tutan özel kuruluşların muhasebe birimlerinde birinci derece imza yetkisini
haiz, muhasebenin fiilen sevk ve idare edilmesinden veya mali denetiminden
sorumlu olarak geçen hizmet süreleri, yeminli mali müşavirlik ve serbest
muhasebeci mali müşavirlik şirketlerinde geçen hizmet süreleri; serbest
muhasebeci mali müşavirlerden bir işyerine bağlı olarak çalışanların bu
işyerlerinde geçen hizmet süreleri ile hukuk, iktisat, maliye, işletme,
muhasebe, bankacılık, kamu yönetimi ve siyasal bilimler dallarında öğretim
üyeliği veya görevliliği yapmış olanların bu hizmetlerinde geçen süreleri
serbest muhasebeci mali müşavirlikte geçmiş süre olarak kabul edilir. (Ek cümle: 10/7/2008-5786/5
md.) Ancak, kanunları uyarınca vergi inceleme yetkisini almış olanlardan
yeterlilik sınavında başarılı olamayanların, sınav tarihinden sonra vergi
inceleme yetkisini haiz olmaksızın kamu kurum ve kuruluşlarında geçen
hizmet süreleri dikkate alınmaz.
Kanunları uyarınca vergi inceleme
yetkisini almış ve mesleki yeterlilik sınavını vermiş olanlar, yeterlilik
sınavını kazandıkları tarihten itibaren açılacak yeminli mali müşavirlik
sınavlarına genel hükümlere göre katılabilirler. Ancak, bunların yeminli
mali müşavir ruhsatını alabilmeleri için birinci fıkranın (a) bendindeki
süreyi tamamlamaları şarttır.”
3- “Madde 10- Yeminli malî müşavirlik sınavı Birlik tarafından
yazılı olarak yapılır. Maliye
Bakanlığı bu sınavın adil, tarafsız ve mevzuatına uygun bir şekilde
yapılması için gerekli tedbirleri almaya yetkilidir.
Sınav komisyonu biri başkan olmak üzere yedi üyeden
oluşur. Sınav komisyonu başkan ve üyeleri; dördü Maliye Bakanlığı vergi
denetim elemanları arasından, biri Yükseköğretim Kurulunca önerilecek iki
aday arasından, ikisi ise Birlikçe önerilecek dört aday arasından Maliye
Bakanı tarafından seçilir.
Sınav komisyonu üyeliklerine aday gösterileceklerin;
hukuk, iktisat, maliye, işletme, muhasebe, bankacılık veya idarî bilimler
dallarının birinden lisans veya lisansüstü seviyesinde mezun olmaları ve bu
konularda en az onbeş yıl çalışmış veya bu kadar
süre öğretim üyeliği veya görevliliği yapmış bulunmaları şarttır.
Sınav komisyonunun çalışma usulleri, sınav konuları
ve sınava ilişkin diğer usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü
alınmak suretiyle Birlikçe çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
Serbest
muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik sınav sonuçlarının
yargı mercilerine intikal etmesi ve mahkemece bilirkişi incelemesine gerek
görülmesi halinde, sınav komisyonunda görev almamış olmaları kaydıyla, biri
Maliye Bakanlığı merkezi vergi denetim elemanı, biri alanında uzman meslek
mensubu, biri ise dava edilen sınav konusunda ihtisas sahibi öğretim
üyesinden oluşan üç kişilik bir bilirkişi heyeti tayin edilir.”
4- “Madde 22- Yönetim Kurulu üyeleri, kayıtlı olduğu meslek
odasında en az üç yıl kıdemli olup serbest veya bir işyerine bağlı olarak
bu Kanun hükümlerine göre fiilen mesleki faaliyette bulunanlar arasından
seçilir. Üye sayısı yüzden az olan odalarda üç yıllık süre şartı aranmaz. Odalarda üst üste iki seçim döneminde
iki defa Yönetim Kurulu başkanlığına seçilmiş olanlar, aradan iki seçim
dönemi geçmedikçe Yönetim Kurulu üyeliğine seçilemezler.
Seçilme yeterliğini kaybeden Yönetim Kurulu
üyelerinin görevi kendiliğinden sona erer.”
5- “Madde 35- Birlik Yönetim Kurulu, kayıtlı olduğu meslek
odasında en az üç yıl kıdemli olup serbest veya bir işyerine bağlı olarak
bu Kanun hükümlerine göre fiilen mesleki faaliyette bulunan Birlik Genel
Kurulu üyeleri arasından üç yıl için seçilen dokuz asıl ve dokuz yedek
üyeden oluşur. Yönetim Kurulu üyelerinden beşinin yeminli mali müşavir olması
zorunludur. Üst üste iki seçim
döneminde iki defa Birlik Yönetim Kurulu başkanlığına seçilmiş olanlar,
aradan iki seçim dönemi geçmedikçe Yönetim Kurulu üyeliğine seçilemezler.
Birlik Yönetim Kurulu Başkan ve üyeleri, Kanunun
seçilmeye ilişkin hükümleri saklı kalmak kaydıyla Genel Kurul
toplantılarına katılma ve oy kullanma hakkına sahiptirler.
Yönetim Kurulu kendi üyeleri arasından bir başkan,
bir genel sekreter ile bir muhasip seçer. Yönetim Kurulu Başkanı en az beş yıl süreyle yeminli mali
müşavirlik yapmış olanlar arasından seçilir. Başkanın Bulunmadığı
hallerde Başkanın tevkil edeceği kişi Başkanlık yapar.
Birliğin hukuki temsilcisi Yönetim Kurulu
Başkanıdır.
Yönetim Kurulu asıl üyeleri arasında boşalma olursa
yedeklerden sırasıyla en fazla oy alanlar getirilir. Yeni üye ilk
toplantıya çağırılır.”
6- “Madde 40- Odaların ve birliğin organ seçimleri gizli oyla
yapılır ve seçim işlemleri aşağıdaki esaslara göre yargı gözetimi altında
gerçekleştirilir.
Seçim yapılacak Genel Kurul toplantısından en az 15
gün önce oda ve birlik seçimleri için üyeleri belirleyen liste, toplantının
gündemi, yeri, günü, saati ile çoğunluk olmadığı takdirde yapılacak ikinci
toplantıya dair hususları belirten bir yazıyla birlikte üç nüsha olarak o
yer ilçe seçim kurulu başkanına tevdi edilir. Bir yerde birden fazla ilçe
seçim kurulu bulunduğu takdirde görevli ilçe seçim kurulu, Yüksek Seçim
Kurulunca belirlenir. Toplantı tarihlerinin, gündemde yer alan diğer
konular gözönünde bulundurularak, görüşmelerin,
bir cumartesi günü akşamına kadar sonuçlanmasını ve seçimlerin ertesi günü
olan pazar gününün dokuz - onyedi saatleri
arasında yapılmasını sağlayacak şekilde düzenlenmesi zorunludur.
Hakim,
gerektiğinde ilgili kayıt ve belgeleri de getirtip incelemek suretiyle
varsa noksanları tamamlattırdıktan sonra seçime katılacak üyeleri
belirleyen liste ile yukarıdaki fıkrada belirtilen diğer hususları onaylar.
Onaylanan liste ile toplantıya ait diğer hususlar oda ve birlik ilan
yerlerinde asılmak suretiyle üç gün süre ile ilan edilir.
İlan süresi içinde listeye yapılacak itirazlar hakim tarafından incelenir ve en geç iki gün içinde
kesin karara bağlanır.
Bu suretle kesinleşen listeler ile toplantıya ait
diğer hususlar onaylanarak ilgili oda veya birliğe gönderilir.
Hakim,
kamu görevlileri veya aday olmayan üyeler arasından bir başkan ile iki
üyeden oluşan bir seçim sandık kurulu tayin eder. Aynı şekilde ayrıca üç
yedek üye de belirler. Seçim sandık kurulu başkanının yokluğunda kurula en
yaşlı üye başkanlık eder.
Seçim sandık kurulu, seçimlerin kanunun öngördüğü
esaslara göre yürütülmesi, yönetimi ve oyların tasnifi ile görevli olup bu
görevleri seçim ve tasnif işleri bitinceye kadar aralıksız olarak devam
eder.
Dörtyüz
kişiden fazla üye bulunması halinde her dörtyüz
kişi için bir oy sandığı bulunur ve her seçim sandığı için ayrı bir kurul
oluşturulur. Seçimlerde kullanılacak araç ve gereçler ilçe seçim kurulundan
sağlanır ve sandıkların konacağı yerler hakim
tarafından belirlenir.
Seçimlerde, üyeler bağımsız aday
olabilecekleri gibi, aralarında oluşturacakları grupların listelerinden de
aday olabilirler. Kurul üyelikleri ve Birlik Genel Kurul temsilcilikleri
için ayrı oy pusulaları oluşturulur. Oy pusulalarında, grup listelerinden
aday olanlar ilgili grup ismi altında, bağımsız adaylar ise ayrıca
listelenir. Oy pusulaları, hangi kurul üyeliği için hangi grup ya da
bağımsız adaya oy verileceğini gösterecek şekilde hazırlanır, grup
isimlerinin ve bağımsız adayların adları yanına işaret konacak kare
şeklinde kutulara yer verilmek suretiyle çoğaltılır, ilçe seçim kurulu
mührü ile mühürlendikten sonra kullanılır. Oylar pusulada yer alan grup ya da bağımsız
adayların ismi yanındaki kutu işaretlenmek suretiyle kullanılır. Oy verme
işlemi, gizli oy açık tasnif esaslarına göre yapılır. Üye listesinde adı
yazılı bulunmayan meslek mensubu oy kullanamaz. Oylar, oy verenin kimliğini
resmi kuruluşlarca verilen belgeyle ispat etmesinden ve listedeki isminin
karşısındaki yeri imzalamasından sonra kullanılır. Oylar, üzerinde ilçe
seçim kurulu mührü bulunan ve oy verme sırasında sandık kurulu başkanı
tarafından verilecek zarflara konulmak suretiyle kullanılır. Mühürsüz oy
pusulası ve zarfla kullanılan oylar geçersiz sayılır.
Seçime katılan grupların ve bağımsız
adayların adları alt alta ve aldıkları geçerli oy hizalarına yazılır.
Grupların oy sayıları, önce bire, sonra ikiye, sonra üçe… şeklinde devam edilmek suretiyle, yedekler dahil o kurulun
çıkaracağı üye ve Birlik Genel Kurul temsilcisi sayısına ulaşıncaya kadar
bölünür. Elde edilen paylar ile bağımsız adayların aldıkları oylar ayrım
yapılmaksızın en büyükten en küçüğe doğru sıralanır. Kurul asil ve yedek
üyelikleri ile Birlik Genel Kurul asil ve yedek temsilcilikleri, gruplara
ve bağımsız adaylara rakamların büyüklük sırasına göre tahsis olunur. Son
kalan üye veya temsilcilik için oyların eşit olması halinde, bunlar
arasında ad çekilmek suretiyle tahsis yapılır. Kurul üyeliği ve Birlik
Genel Kurulu temsilciliklerinin gruplara tahsisi oy pusulasında yer verilen
sıralamaya göre yapılır.
Üyeler, oda veya birlik yönetim, denetleme ve
disiplin kurullarından sadece birinde görev alabilirler.
Seçim süresinin sonunda seçim sonuçları tutanakla tespit
edilip seçim sandık kurulu başkan ve üyeleri tarafından imzalanır. Birden
fazla sandık bulunması halinde tutanaklar, hakim
tarafından birleştirilir. Tutanakların birer örneği seçim yerinde asılmak
suretiyle geçici seçim sonuçları ilan edilir. Kullanılan oylar ve diğer
belgeler tutanağın bir örneği ile birlikte üç ay süreyle saklanmak üzere
ilçe seçim kurulu başkanlığına tevdi edilir.
Seçimin devamı sırasında yapılan işlemler ile tutunakların düzenlenmesinden itibaren iki gün içinde
seçim sonuçlarına yapılacak itirazlar, hakim
tarafından aynı gün incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. İtiraz
süresinin geçmesi ve itirazların karara bağlanmasından hemen sonra hakim yukarıdaki hükümlere göre kesin sonuçları ilan
eder ve ilgili oda ile birliğe bildirir.
Hakim,
seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna aykırı
uygulama sebebiyle seçimlerin iptaline karar verdiği takdirde, süresi bir
aydan az ve iki aydan fazla olmamak üzere seçimin yenileneceği pazar gününü
tespit ederek oda ve birliğe bildirir. Belirlenen günde yalnız seçim
yapılır ve seçim işlemleri bu madde ile kanunun öngördüğü diğer hükümlere
uygun olarak yürütülür.
İlçe seçim kurulu başkanı hakime
ve seçim sandık kurulu başkanı ile üyelerine, Seçimlerin Temel Hükümleri ve
Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda belirtilen esaslara göre ücret ödenir. Bu
ücret ve diğer seçim giderleri birlik ve ilgili odaların bütçelerinden
karşılanır.
Seçimler sırasında sandık kurulu başkan ve
üyelerine karşı işlenen suçlar, kamu görevlilerine karşı işlenmiş gibi
cezalandırılır.
Seçimlerin düzen içerisinde ve sağlıklı biçimde
yürütülmesi amacıyla hakimin ve sandık kurulunun
aldığı tedbirlere uymayanlara eylemin ağırlığına göre bu Kanunda yazılı
disiplin cezaları verilir.”
7- “Geçici Madde 9
Bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarihte;
a) Türkiye genelinde mali denetim yapan kamu
bankalarının müfettişleri ile kanunları uyarınca vergi inceleme yetkisi
almış olanlardan, bu yetkilerini aldıkları tarihten itibaren kamu kurum ve
kuruluşlarında sekiz yıllık hizmet süresini dolduranlar ile 5 inci maddenin
birinci fıkrasının (a) bendinde sayılan konularda en az sekiz yıl öğretim
üyesi veya görevlisi olarak çalışmış olanlar için serbest muhasebeci mali
müşavirlik,
b) Kanunları uyarınca vergi inceleme
yetkisini almış ve mesleki yeterlilik sınavını vermiş olanlardan 9 uncu
maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen süreyi tamamlamış
olanlar ile aynı maddenin ikinci fıkrasında sayılan konularda profesörlük
unvanını almış olanlar için yeminli mali müşavirlik,
sınav
şartı aranmaz.
Bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce kanunları uyarınca vergi inceleme
yetkisini almış ve mesleki yeterlilik sınavını vermiş olanlardan 9 uncu
maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen 10 yıllık süreyi
tamamlamamış bulunanlar, usul ve esasları Maliye Bakanlığı tarafından
belirlenecek ve Bakanlıkça yapılacak özel yeminli mali müşavirlik sınavında
başarılı olmaları kaydıyla, yeminli mali müşavir unvanını almaya hak
kazanırlar. Ancak, bunların yeminli mali müşavir ruhsatını alabilmeleri
için 9 uncu maddenin birinci fıkrasının (a) bendindeki süreyi tamamlamaları
şarttır.”
8- “Geçici Madde 10
1/4/2008
tarihinden sonra yapılan seçimlerden itibaren üst üste iki seçim döneminde
iki defa oda veya Birlik Yönetim Kurulu başkanlığına seçilmiş olanlar,
aradan iki seçim dönemi geçmedikçe Yönetim Kurulu üyesi olarak
seçilemezler.
31/12/2008 tarihine kadar oda ve Birlik organları ile Birlik Genel Kurulu
temsilcilikleri için yapılacak seçimlerde; 40 ıncı
maddedeki seçim esasları ile 20 nci, 21 inci, 22 nci, 25 inci, 27 nci, 32 nci, 34 üncü, 35 inci, 38 inci ve 39 uncu maddelerde
yer alan görev ve seçim süreleri ile yönetim kurulu ve Birlik genel kurulu
temsilcisi üye sayılarına ilişkin hükümler yönünden bu Kanunun değişmeden
önceki hükümleri uygulanır.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
İptal davalarında ve itiraz başvurusunda,
Anayasa’nın 2., 5., 7., 9., 10., 11., 13., 36.,
49., 90. ve 138. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi uyarınca, 11.9.2008, 18.9.2008 ve 7.5.2009 tarihlerinde yapılan ilk
inceleme toplantılarında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki raporun
hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- BİRLEŞTİRME KARARI
18.9.2008 ve 7.5.2009 tarihlerinde yapılan ilk
inceleme toplantılarında, 3568 sayılı
Yasa’nın yukarıda belirtilen maddelerinin iptali istemiyle açılan Esas
2008/86 ve 2009/26 sayılı davaların, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle,
Esas 2008/80 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esaslarının kapatılmasına,
esas incelemesinin 2008/80 Esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine
oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçeleri ve ekleri, başvuru
kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptal ve itiraz konusu Yasa
kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
1.6.1989 günlü, 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik,
Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu, genel
olarak işletmelerde faaliyetlerin ve işlemlerin sağlıklı ve güvenilir bir
şekilde işleyişini sağlamak, faaliyet sonuçlarını ilgili mevzuat
çerçevesinde denetlemeye, değerlendirmeye tabi tutarak gerçek durumu ilgililerin
ve resmi mercilerin istifadesine tarafsız bir şekilde sunmak ve yüksek
mesleki standartları gerçekleştirmek amacıyla, “Serbest Muhasebecilik”
“Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik” ve “Yeminli Mali Müşavirlik” meslekleri
ve hizmetleri ile Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali
Müşavirler Odaları, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali
Müşavirler Odaları Birliğinin kurulmasına, teşkilat, faaliyet ve
denetimlerine, organlarının seçimlerine dair esasları düzenlemektedir.
10.7.2008 günlü, 5786 sayılı Serbest Muhasebecilik,
Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile 3568 sayılı Yasa’da yapılan
değişikliklerle “Serbest Muhasebecilik” mesleği kaldırılmış, Serbest
Muhasebeci Malî Müşavirlik ve Yeminli Malî Müşavirlik için aranan özel
şartlar değiştirilmiş, birlik ve odaların kuruluşu ve organlarına ilişkin
hükümlerde değişiklikler yapılmış, 3568 sayılı Yasa’nın yürürlüğe
girmesinden sonra diğer yasalarda gerçekleşen değişikliklere uyumun
sağlanması amacıyla da diğer bazı hükümler değiştirilmiştir.
A- 3568 Sayılı Kanun’un Değiştirilen 4. Maddesinin Birinci
Fıkrasının (d) Bendinde Yer Alan “milli savunmaya karşı suçlar, devlet
sırlarına karşı suçlar ve casusluk” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, iptali istenen maddede, milli
savunmaya, devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk suçlarından hapis
cezasına mahkûm olanların, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde belirtilen
süreler geçmiş olsa bile, muhasebecilik, mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik mesleğini icra
edemeyecekleri, doğrudan doğruya bir suçun karşılığı olmak üzere öngörülen
asli cezalara ek olarak hak yoksunluğunun getirildiği; söz konusu
düzenlemelerin bir bölümünde mesleğiyle hiç ilgisi bulunmayan bir suçtan
veya azami haddi bir yıl ya da daha az hapis cezasını gerektiren veya
dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak taksirli bir suçtan mahkûm
olan bir kişinin mesleğini icra etmekten süresiz yoksun bırakılması
sonucunun öngörüldüğü; yasa koyucu, asli cezanın yanında bu cezaya bağlı
olarak kimi kısıtlılıklar öngörüp öngörmeme konularında anayasal ilkeler
çerçevesinde takdir hakkına sahip olmakla birlikte, söz konusu hak
yoksunluklarının Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerinde ifadesini bulan “Hukuk
Devleti” ilkesi ile bağdaşmadığı, bu meslek mensuplarının yürüttüğü hizmet
ile iptali istenen kuralların öngördüğü mahkûmiyetten dolayı hak yoksunluğu
getirilmesi arasında, günün koşullarına ve gerçeklerine uyan ve zorunlu bir
neden-sonuç bağının bulunmadığı, yaptırımların işlenen suçla
orantısızlığının adaletsiz ve hakkaniyete aykırı olduğu, söz konusu meslek
veya görev sahiplerinin mesleklerini veya görevlerini icra etme yönünden
diğer meslek mensupları ile aynı hukuki durumda bulunmaları nedeniyle iptal
istemine konu bölümlerdeki meslek mensupları ile görevliler yönünden
getirilen farklı kuralların kanun önünde eşitlik ilkesi, ölçülülük ve
demokratik toplumun gereklerine uygunluk ilkesi, çalışma hakkı, kamu
hizmetine alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiç bir ayrımın
gözetilemeyeceği ilkesi ve çalışma hakkının etkin kullanımını sağlama
görevini veren Avrupa Sosyal Şartını da ihlâl ettiği belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 2., 5., 10., 11., 13., 49. ve 90.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu ibarelerin yer aldığı kuralla, Türk
Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile kasten
işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına
mahkûm olanların yanı sıra affa uğramış olsa bile “milli savunmaya karşı suçlar”, “Devlet sırlarına karşı suçlar” ve “casusluk” suçları gibi sayılan diğer suçlardan herhangi
birinden kasıtlı bir eylem nedeniyle olmasa bile bir gün dahi hapis cezası
alınması mesleki faaliyetin yürütülmesine engel olacaktır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık devlettir.
Kanun koyucu asli cezalara bağlı olarak kimi
yoksunluklar öngörüp öngörmeme konularında anayasal ilkeler çerçevesinde
takdir hakkına sahiptir. Ceza hukukunda, doğrudan doğruya bir suçun
karşılığı olmak üzere öngörülen asli cezanın yanında, bu cezanın etkisini
artırmak, suç işlenmesinde caydırıcılığı sağlamak için, ek olarak kimi hak
yoksunlukları da getirilmiştir. Kuralda da serbest muhasebeci mali
müşavirlik veya yeminli mali müşavirlik mesleklerinin saygınlığı, bunlara
karşı toplumun güven duygusu ve içeriklerinde yer alan etik değerleri göz
önüne alarak, bu meslekleri icra edecek olanların belli suçlardan mahkûm
olmaları hâlinde, aslî cezanın yanı sıra sürekli olarak hak yoksunlukları
öngörülmüştür. Ancak, ceza hukuku alanında olduğu gibi hak yoksunluğu
getiren iptal davasına konu düzenlemedeki kuralların, önleme ve iyileştirme
amaçlarına uygun olarak ölçülü, adil ve orantılı olması gerekir. Kanun
koyucunun hak yoksunluklarını belirlerken takdir hakkı çerçevesindeki
tercihini de Anayasa’ya uygun olarak kullanması gerektiği açıktır.
Dava konusu kuralda yer alan suçlar, kasıtla
işlenen, müebbet ve uzun süreli hapis cezası gerektiren suçlardan, taksirle
işlenen veya altı aya kadar hapis cezasını gerektiren suçlara kadar
çeşitlilik göstermektedir. Buna göre, mesleklerin
özellikleri, suçların niteliği, bu suçlara verilen cezalar ve cezaların
süresi, suçların kasıtla veya taksirle işlenip işlenmediği gibi hususlar
gözetilmediğinden, bu suçlardan mahkûm olanların söz konusu meslekleri
sürekli olarak icra edememeleri sonucu doğmakta, bu durum ise kişilerin
işledikleri suçlara göre eylemle orantılı olmayan adaletsiz ve ölçüsüz bir
hak yoksunluğuna yol açmaktadır. Bu nedenle kural Anayasa’nın 2.
maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırıdır. İptali gerekir.
Bu sonuca Serdar ÖZGÜLDÜR değişik gerekçeyle
katılmıştır.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve
Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.
Dava konusu kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı
görülerek iptal edildiğinden Anayasa’nın 5., 10.,
11., 13., 49. ve 90. maddeleri yönünden inceleme yapılmasına gerek
görülmemiştir.
B- 3568 Sayılı Kanun’un Değiştirilen 9. Maddesinin Son
Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, yeminli mali müşavirlik
müessesesinin esas itibariyle vergi denetim elemanları tarafından
yürütülmekte olan kamusal görevlerin, fiili imkânsızlıklar ve idareye
kolaylıklar sağlama amacıyla yetki almış meslek mensuplarına devredilmesi
amacıyla oluşturulduğu, bu kişiler tarafından yapılan tasdik işlemlerinin
sadece vergi denetim elemanları tarafından aksine bir durum ortaya konulana
kadar geçerli kabul edilmekte olduğu, Devlet tarafından yapılan çok aşamalı
sınavlarda başarı göstererek ve uzun süreli pratik ve teorik eğitime tabi
tutularak, eğitim dönemi sonunda girilen yazılı ve sözlü bölümlerden oluşan
mesleki yeterlilik sınavlarında başarı göstererek kazanan, kamu adına vergi
mükelleflerini, meslek mensuplarını, hatta meslek odalarını denetlemek
suretiyle mesleki faaliyetlerine bundan sonra da devam eden vergi inceleme
elemanlarının, tali nitelikli bir yetki kullanma durumunda olan yeminli
mali müşavirlerce yapılan işlemleri de yapabilmeleri için sınava tabi
tutulmalarının işin doğasına aykırı olduğu, bu kişilerin ayrıca sınava tabi
tutulmasının hiçbir haklı nedeni bulunmadığı, hakkaniyete aykırı ve hukuk
güvenliği ilkesini ihlal eden bu kuralın hukuk devleti ilkesi ile çeliştiği
belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 10. ve 11.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3568 sayılı Kanun’da yeminli mali müşavir olabilmek
için kural olarak en az 10 yıl serbest muhasebeci mali müşavirlik yapma
şartı aranmakla birlikte, belli mesleklerde geçen sürenin de serbest
muhasebeci mali müşavirlikte geçtiği kabul edilmektedir.
Dava konusu kural, vergi inceleme yetkisine sahip
olanlar dâhil olmak üzere yeminli mali müşavir olmak isteyen herkesin
Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odasının
yapacağı sınava katılmasını ve bu sınavda başarılı olmasını öngörmektedir.
3568 sayılı Kanun’da 5786 sayılı Kanun ile
değişiklik yapılmadan önceki düzenlemeye göre, kanunları uyarınca vergi
inceleme yetkisi almış ve meslekî yeterlilik sınavını vermiş olanlar ile
belirli alanlarda öğretim üyesi veya görevlisi olarak görev yapanlar
herhangi bir sınava tabi tutulmadan yeminli mali müşavir olabilirken,
getirilen yeni kural, yeminli mali müşavir olabilmek için herhangi bir
istisna öngörmeden, herkesin Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli
Mali Müşavirler Odaları Birliği tarafından yapılacak sınava girmelerini ve
bu sınavda başarılı olmalarını şart koşmaktadır.
3568 sayılı Kanun’un genel
gerekçesinde konu ile ilgili olarak “meslek
mensuplarının uluslar arası kabul edilebilirlik konusunda yaşadıkları
sorunların aşılması ve meslek mensuplarının kalitesinin ve standartlarının
yükseltilmesi amacıyla, “serbest muhasebeci mali müşavir” ve “yeminli mali
müşavir” olmak için bazı meslek gruplarına daha önce getirilmiş olan sınav
muafiyeti kaldırılarak, prensip olarak bu unvanların sınavla kazanılması
esası getirilmektedir” ifadeleri yer almaktadır.
Kanunların, kamu yararının sağlanması amacına
yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini
gözetmesi ve kazanılmış hakları ihlal etmemesi Anayasa’nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun
hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar
içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak
kullanması gerekir.
Kazanılmış haklara saygı ilkesi, hukukun genel
ilkelerinden birisi olup hukuk güvenliği
ilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için
bu hakkın, yeni yasadan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün
sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir. Kazanılmış hak, kişinin
bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe
dönüşmüş haktır. Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar ise
bu nitelikte değildir. Kanunlarda yapılan değişiklikler kazanılmış hakları
etkilemediği ve hukuk güvenliğini zedelemediği sürece bu değişikliklerin
hukuk devleti ilkesine aykırı oldukları ileri sürülemez.
3568 sayılı Kanun’un Geçici 9. maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte vergi
inceleme yetkisini almış ve mesleki yeterlik sınavını vermiş ve 10 yıllık
süreyi tamamlamış olanlar için yeminli mali müşavirlik sınav şartı
aranmamakta ve bu kişilerin kazanılmış hakları korunmaktadır. Vergi
inceleme yetkisini almış olmakla birlikte mesleğinde 10 yılını doldurmamış
olanlar için ise kazanılmış herhangi bir haktan söz edilemeyeceğinden kural
hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle iptal isteminin reddi gerekir.
C- 3568 sayılı Kanun’un Değiştirilen
10. Maddesinin Birinci Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, sınavın adil ve tarafsız
yapılmasını sağlayacak tedbirler konusunda bir belirleme yapılmadığı,
Maliye Bakanlığına keyfi uygulamalara yol açabilecek şekilde sınırsız bir
yetki verildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kural, Serbest Muhasebeci Mali
Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) tarafından
yeminli malî müşavirlik sınavının tarafsız ve mevzuatına uygun bir şekilde
yapılması için Maliye Bakanlığına gerekli tedbirleri alma konusunda yetki
vermektedir.
3568 sayılı Kanun’un 10. maddesinin dördüncü
fıkrasına göre ise sınav komisyonunun çalışma usulleri, sınav konuları ve
sınava ilişkin diğer usul ve esaslar, Maliye Bakanlığının uygun görüşü
alınmak suretiyle Birlik tarafından çıkarılacak yönetmelik ile
belirlenecektir. Bu durumda, yeminli mali müşavirlik sınavı konusundaki
mevzuatın 3568 sayılı Kanun’da yer alan kurallar ile Birlik tarafından
çıkarılacak yönetmelikten oluştuğu anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 7. maddesine göre, yasama yetkisi, Türk
Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.
Yasama organı, başka bir organa yasa kurallarını değiştirme ya da kaldırma
yetkisi veremez.
Anayasa’da kanun ile düzenlenmesi öngörülen
konularda, yürütme organına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi
belirsiz bir düzenleme yetkisi verilemez. Yürütmeye devredilen yetkinin
Anayasa’ya uygun olabilmesi için, yasada temel hükümlerin ya da temel
esasların belirlenmesi gerekir. Ancak uzmanlık ve yönetim tekniğine ilişkin
konuların düzenlenmesi yürütme organına bırakılabilir. Kuşkusuz yürütme
organının yasayla yetkili kılınmış olması, yasayla düzenleme anlamına
gelmez.
İptal davasına konu olan yasa kuralı ile Maliye
Bakanlığına aslında herhangi bir konuda düzenleme yapma yetkisi
tanınmamakta, sadece yeminli mali müşavirlik sınavının adil, tarafsız ve
mevzuata uygun bir biçimde yapılması için gerekli tedbirleri alma yetkisi
verilmektedir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7.
maddesine aykırı değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesi ile ilgisi
görülmemiştir
Ç- 3568 Sayılı Kanun’un Değiştirilen
10. Maddesinin Son Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde ve başvuru kararında, serbest
muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik sınav komisyonunun
başkan dahil yedi üyesinin dördünün doğrudan, üçünün ise dolaylı olarak
Maliye Bakanı tarafından seçileceği, sınavların yargıya götürülmesi
halinde, Maliye Bakanlığı merkezi vergi denetim elemanının sınav komisyonunda
yer almasa dahi üç kişilik bilirkişi heyetinde bulunmasının öngörülmüş
olmasının bilirkişilerin tarafsız olma nitelikleriyle bağdaşmayacağı,
bilirkişinin tarafsız bir konumda bulunması ve tarafsız bir tutum içinde
görüş bildirmesinin gerektiği, Anayasa Mahkemesi kararlarında hukuk
devletinin, Anayasa’nın açık hükümlerinden önce, hukukun bilinen ve tüm
uygar ülkelerin benimseyip uyduğu ilkelere uygun olması gerektiğinin
belirtildiği, kanunen belirlenmiş kişilerin mevcudiyeti halinde, hakim
bilirkişiyi iptali istenen kuralda olduğu üzere kanunun belirlediği kişiler
arasından seçmek zorunda olduğu, bu kişilerin verdikleri raporlara itiraz
edilmesi halinde de yeni bilirkişi kuruluna gidilmesinde bilirkişi kurulu,
yine kanunen belirlenmiş bu kişilerden oluşacağı belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 2., 9., 13., 36. ve 138. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralda yeminli mali müşavirlik
sınavlarına karşı dava açılması ve bilirkişi incelemesi yapılması halinde,
oluşturulacak üç kişilik bilirkişi heyetinin hangi kaynaklardan seçileceği
düzenlenmiştir. Buna göre bilirkişilerden biri Maliye Bakanlığı merkezi vergi
denetim elemanları, biri alanında uzman meslek mensupları, biri ise dava
konusu sınav alanında uzman öğretim üyeleri arasından tayin edilecektir.
Bilirkişilik müessesesi için genel kural olan 1086
sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 276. maddesine göre, bilirkişi
bir, iki veya üç kişiden oluşabilmekte iken, iptal davasına konu olan
kurala göre, üç kişiden oluşan bir bilirkişi heyeti oluşturulması zorunlu
hale getirilmiştir. Öte yandan, 1086 sayılı Yasa’da kimlerin bilirkişi
olarak seçilebileceği ile ilgili olarak herhangi bir kural bulunmamakta
iken, iptal davasına konu olan kuralla yeminli mali müşavir sınavlarının
dava konusu edilmesi halinde, kimlerin bilirkişi olarak seçilebileceği
sayılmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık devlettir.
Anayasa’nın 36. maddesinde herkesin yargı mercileri
önünde davacı veya davalı olarak adil yargılanma hakkına sahip olduğu, 138.
maddesinde de mahkemelerin bağımsızlığı ve hiçbir organ ya da kişinin yargı
yetkisinin kullanılmasında mahkemelere emir ve talimat veremeyeceği,
tavsiye ve telkinde bulunamayacağı hükme bağlanmıştır.
Dava konusu kuralda, sınavla ilgili dava açılması
halinde oluşturulacak bilirkişi heyetinin hangi kaynaklardan ve uzmanlık alanlarından
seçileceği düzenlenmiştir. Buna göre, sınav komisyonunda görev almamış
olmaları kaydıyla, bilirkişi heyetinde bir merkezi denetim elemanı, bir
meslek mensubu ve bir öğretim üyesi yer alacaktır. Davaya bakan mahkemenin
bu kaynaklardan olmak koşuluyla uygun gördüğü kişileri bilirkişi atamasının
önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Hangi niteliklere sahip olan
kişilerin bilirkişi olarak atanabileceğini düzenlemek yasama organının
takdir yetkisi içindedir.
Öte yandan, dava konusu yapılacak yeminli mali
müşavirlik sınavının Birlik tarafından düzenlendiği ve sınava giren kişiler
göz önünde bulundurulduğunda, Maliye Bakanlığı’nın ihtilaf konusu davanın
doğrudan tarafı olması söz konusu değildir.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 36. ve 138. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
İptali istenen kuralın Anayasa’nın 9. ve 13.
maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
D- 3568 Sayılı Kanun’un Değiştirilen
22. Maddesinin Birinci Fıkrasının Son Cümlesinin ve Değiştirilen 35. Maddesinin
Birinci Fıkrasının Son Cümlesinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, iptali istenilen kurallarda öngörülen Odalarda ve Birlikte
üst üste iki seçim döneminde iki defa başkanlığa seçilmiş olanların, aradan
iki seçim dönemi geçmedikçe Yönetim Kurulu üyeliğine seçilemeyeceklerine
ilişkin yasağın geçmiş dönemlerde yapılan görevleri içermediği
belirtilmediğinden geçmişe yürürlü olarak çıkarıldığı bu nedenle anılan
kişilerin haklarının, hukuki istikrar ve güvenlik gözetilmeden
kısıtlanmasının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı belirtilerek,
kuralların Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu
22. maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile “Serbest Muhasebeci Mali
Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları”nda, 35. maddenin birinci
fıkrasının son cümlesi ile de “Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve
Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği”nde üst üste iki seçim döneminde
iki defa Yönetim Kurulu başkanlığına seçilmiş olanların, aradan iki seçim
dönemi geçmedikçe Yönetim Kurulu üyeliğine seçilemeyecekleri hükme bağlanmıştır.
Kanunların,
aksine bir düzenleme içermedikleri sürece yürürlüğe girdikleri tarihten
sonraki olaylar bakımından geçerli olacakları hukukun genel
ilkelerindendir. Dava konusu kurallar da aksine bir hüküm olmadığı sürece yürürlük
tarihinden sonraki olaylar bakımından uygulanacaklardır. İptali istenen
kuralların ne zaman uygulanacağına ilişkin olarak 5786 sayılı Kanunla 3568
sayılı Kanuna eklenen Geçici 10. maddede bir düzenleme yer almaktadır. Dava dilekçelerinde ileri sürülen iptal
gerekçeleri dava konusu 22. ve 35. maddelerde öngörülen düzenlemelerin içeriğine
ilişkin değil, bunların ne zaman yürürlüğe gireceğini düzenleyen Geçici 10.
maddeye ilişkindir. Söz konusu Geçici 10. maddenin Anayasa’ya uygunluğu
ayrıca incelenecektir.
Anayasa’nın
135. maddesinde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst
kuruluşlarının maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda kanunla kurulan ve
organları kendi üyeleri tarafından kanunla gösterilen usullere göre yargı gözetimi
altında gizli oyla seçilen kamu tüzelkişileri olduğu belirtilmiştir. Bu
düzenleme uyarınca, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali
Müşavirler Odaları ile Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali
Müşavirler Odaları Birliği’nin yönetim organlarının seçim usullerinin
kanunla belirleneceği açıktır. Demokratik ilkeler çerçevesinde seçimlerde
uyulacak kuralların belirlenmesi kanun koyucunun takdir yetkisi içindedir.
Üst üste iki dönem başkanlık yapanların iki dönem yönetim kurulu üyesi
seçilmesinin yasaklanmasında Anayasa’ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle kurallar Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Bu görüşe Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU ve Mehmet ERTEN
katılmamışlardır.
Konunun
Anayasa’nın 11. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
E- 3568 Sayılı Kanun’un 40. Maddesine
Sekizinci Fıkradan Sonra Gelmek Üzere Eklenen Dokuzuncu Fıkrasının İlk Dört
Cümlesinin ve Onuncu Fıkrasının İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, meslek kuruluşlarının, Türkiye’de sivil toplumun gelişmesinde
önemli rol oynayan kuruluşlar olduğu, gerek ülke çıkarları gerek mesleki
sorunlara yaklaşım konusunda siyasi erkten bağımsız özerk kararlar
alabilen, önermelerde bulunan ve çözümler üreten bir yapıya sahip oldukları,
bu yapının korunabilmesi için meslek kuruluşlarının karar ve yönetim
organlarının oluşumunda istikrarın sağlanmasının esas olduğu, nispi temsil
sistemi ile oluşan organların başarılı çalışmalar yapabilmesi, uyumlu
çalışma ortamını oluşturabilmesinin son derece güç olduğu, bu nedenle kamu
yararına dayanmadığı belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2. maddesine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu
kurallar hem odaların hem de Birliğin organlarının üyelerinin seçimi ile
ilgili düzenlemeler içermektedir. Kanunda seçimlerle ilgili olarak bu
değişiklik yapılmadan önce odaların ve Birlik organlarının seçimlerinde
bireysel adaylık ve basit çoğunluk sistemi öngörülmüştür. Adayların
aldıkları oy sayısına göre en çok oy alandan başlanmak üzere asıl ve yedek
üye olarak seçilmesi, oyların eşitliği halinde kura çekilmesi hükme
bağlanmıştır. Dava konusu düzenleme ile oda ve birlik organlarında görev
yapacak üyelerin seçim sistemi tamamen değiştirilerek gruplar halinde
seçime katılıma olanak tanınmış ve nispi temsil sistemi getirilmiştir.
Bu
değişikliğin gerekçesi “Oda ve Birlik
organlarının seçim esaslarına ilişkin yapılan değişiklikle, demokrasinin
gereği olan temsilde adaletin sağlanmasına ve katılımcı yönetimlerin
oluşmasına yönelik düzenlemeler yapılmakta, seçime iştirak eden grupların
ve bağımsız üyelerin aldıkları oy oranında kurullarda üyelik ve birlik
temsilcisi çıkarmalarına imkân sağlanmaktadır. Böylece, demokratik olmayan
mevcut çoğunluk sistemi uygulamasının sakıncaları giderilmektedir.”
şeklinde açıklanmıştır.
Anayasa’nın
2. maddesinde yer alan demokratik devlet ilkesinin en önemli unsuru
çoğulculuk ve yönetilenlerin yönetime dengeli bir biçimde katılımının
sağlanmasıdır. Bu durum ülke düzeyinde yapılan genel ve yerel seçimlerde
geçerli olduğu gibi, herhangi bir meslek örgütüne üye olanlarının
çıkarlarını sağlamak ve mesleğin gelişmesine katkıda bulunmayı amaçlayan
kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları için de geçerlidir.
Yasakoyucu, seçimler
konusundaki anayasal ilkelere uymak koşuluyla, uygun gördüğü sistemi
belirleyebilir. Demokratik seçimin en önemli niteliği, adil bir katılım
ilkesine dayalı serbest, eşit ve genel oy esasını içermesidir. Serbest
muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavir odalarının seçiminde
getirilen yeni sistem azınlıkta kalanların da yönetim, disiplin ve denetim
kurullarında temsil edilebilmelerine olanak sağlama amacıyla getirildiği
anlaşıldığından kuralların, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğundan söz
edilemez.
Açıklanan
nedenlerle, iptal isteminin reddi gerekir.
F- 3568 Sayılı Kanun’un 35.
Maddesinin Değiştirilen Üçüncü Fıkrasındaki “en az beş yıl süreyle yeminli
mali müşavirlik yapmış olanlar” İbaresinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Birlik yönetim kurulu üyeliği için üç yıllık mesleki kıdem
öngörülürken iptali istenen kural ile Birlik başkanlığı için beş yıllık
kıdem koşulu getirildiği, Birlik başkanının Birlik yönetim kurulu
üyelerinin kendi arasında yaptığı bir seçim sonucunda belirlendiği, Birlik
Yönetim Kuruluna seçilen üyelerin tamamının üç veya dört yıllık bir kıdeme
sahip üyeler arasından seçilmiş olduğu bir durumun ortaya çıkması halinde
birlik başkanının seçilemeyeceği, Birlik Başkanının seçilememesi gibi
olasılıklara açık bir düzenlemenin hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacağı,
üç yıllık bir kıdeme sahip olan Birlik Yönetim Kurulu üyelerinin aynı statü
içinde oldukları halde, Birlik Yönetim Kurulu Başkanlığına
seçilememelerinin “Kanun önünde eşitlik” ilkesine de aykırı olduğu
belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Birlik
Yönetim Kurulu’nun düzenlendiği 3568 sayılı Kanun’un 35. maddesinin birinci
fıkrasında, Birlik Yönetim Kurulu üyelerinin, kayıtlı olduğu meslek
odasında en az üç yıl kıdemi bulunan Birlik Genel Kurulu üyeleri arasından
seçileceği, iptal konusu kuralın yer aldığı üçüncü fıkrasında ise Yönetim
Kurulunun kendi üyeleri arasından bir başkan, bir genel sekreter ile bir
muhasip seçeceği, Yönetim Kurulu Başkanının en az beş yıl süreyle yeminli
mali müşavirlik yapmış olanlar arasından seçileceği kurala bağlanmıştır.
3568 sayılı
Kanun’un 35. maddesinde 5786 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmadan önceki
kuralda yönetim kurulu başkanlığına seçilebilmek için belli bir süre
yeminli mali müşavirlik yapma koşulu öngörülmemiştir.
Anayasa’nın
10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar
için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik
öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin
yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım
yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda
bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında
eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden
aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler,
kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Belli
görevler için bazı niteliklere sahip olma gerekliliği başta Anayasa olmak
üzere birçok düzenlemede yer almaktadır. Çeşitli kamu kurum ve
kuruluşlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında belli
görevlere atanabilmek için görevin niteliğine göre belli bir kıdem
koşulunun aranması yasakoyucunun takdir yetkisi
içindedir.
Öte yandan,
meslekte beş yılını doldurmuş olanların seçilebileceği başkanlık görevi ile
üç yılını doldurmuş olanların seçilebileceği yönetim kurulu üyeliği
görevlerinin özellikleri aynı olmadığından Anayasa’nın 10. maddesine de
aykırılıktan söz edilemez.
Açıklanan
nedenlerle, iptal isteminin reddi gerekir.
Konunun
Anayasa’nın 2. ve 11. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
G- 3568
Sayılı Kanun’a Geçici 8. Maddeden Sonra Gelmek Üzere Eklenen Geçici 9.
Maddenin İncelenmesi
a-
Maddenin Birinci Fıkrasının (b) Bendinin (Kanunları Uyarınca Vergi
İnceleme Yetkisini Almış Ve Mesleki Yeterlilik Sınavını Vermiş Ancak Yasada
Öngörülen 10 Yıllık Süreyi Doldurmamış Olanlar Yönünden)
İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, kamu hizmetinde 10 yıllık süreyi doldurmamış olanların
kanundan kaynaklanan haklı beklentilerinin ve mevcut statülerinden
kaynaklanan kazanımlarının, yapılan kanun değişikliği ile ortadan
kaldırıldığı belirtilerek hukuk güvenliği ilkesini ihlal eden kuralın
Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali
istenilen kural Kanun’un değiştirilen 9. maddesinin son fıkrasına ilişkin
belirtilen gerekçelerle Anayasa’ya aykırı görülmemiştir. İptal isteminin
reddi gerekir.
b-
Maddenin Son Fıkrasının İncelenmesi
Dava
dilekçesinde iptali istenen kuralın, Maliye Bakanlığınca yapılması
öngörülen özel yeminli mali müşavirlik sınavının usul ve esaslarını
belirlemeyerek idareye bıraktığı ve bu niteliğiyle hukuki güvenlik ilkesini
ihlal ettiği belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 2., 7. ve 11. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Değişik 3568
sayılı Kanun’a göre yeminli mali müşavirlik sınavı kural olarak TÜRMOB
tarafından yapılacaktır. Dava konusu kural ise 5786 sayılı Kanun’un
yürürlüğe girdiği tarihten önce vergi inceleme yetkisini almış, ancak 10
yıllık süreyi doldurmamış olanların yeminli mali müşavir olabilmeleri için
Maliye Bakanlığı’nın sınav yapmasını öngörmektedir.
6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43.
maddesine göre, ilgisi nedeniyle iptali istenen kural Anayasa’nın 135.
maddesi yönünden de incelenmiştir.
Anayasa’nın
135. maddesinin beşinci fıkrasında, kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları üzerinde Devletin idari ve mali denetimine ilişkin kuralların
kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Genel olarak
kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları üzerindeki Devlet denetiminin
bir vesayet yetkisi olduğu kabul edilmektedir. Ancak, kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşlarında uygulanması gereken vesayet, Anayasa’nın 127.
maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen vesayet yetkisinden farklıdır. Bu
maddede vesayet yetkisinin hangi koşullarda kullanılabileceği açıklanmakta
olup, bu koşullar, mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun
şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum
yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması olarak
sayılmaktadır. Buna karşın, Anayasa’nın 135. maddesinin beşinci fıkrasında,
kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları üzerinde Devletin “idari ve
mali denetiminden” söz edilmektedir. Bu durumda, merkezi idarenin, kamu
kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşu olan TÜRMOB’un
yerine geçerek, vergi inceleme yetkisini almış ancak 10 yıllık süreyi
tamamlamamış olan kişiler için yeminli mali müşavirlik sınavı yapması, idari ve mali denetim kapsamına
girmemektedir. Bu durum, denetimin ötesinde, merkezi idarenin kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşunun yerine geçerek faaliyet göstermesi
anlamına gelmektedir. Bu nedenlerle bazı kişilerin gireceği yeminli mali
müşavirlik sınavının idari ve mali denetim yetkisini aşacak biçimde merkezi
idare içerisinde yer alan Maliye Bakanlığı’na verilmesi Anayasa’nın 135.
maddesine aykırı düşer.
Açıklanan nedenlerle, kural Anayasa’ya aykırıdır, iptali gerekir.
Kural,
Anayasa’nın 135. maddesine aykırı bulunarak iptal edildiğinden Anayasa’nın
2., 7. ve 11. maddeleri yönünden ayrıca inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
H- 3568 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici
10. Maddenin Birinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava
dilekçesinde iptali istenen kuralın geçmişe etkili olarak çıkarıldığı bu
nedenle bireylerin kazanılmış haklarını ihlal ettiği ve hukuki güvenlik
ilkesini ortadan kaldırdığı belirtilerek Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali
istenen kural ile 3568 sayılı Kanun’un 22. ve 35. maddelerinde 5786 sayılı
Kanunla yapılan değişikle getirilen üst üste iki seçim döneminde iki defa
oda veya Birlik Yönetim Kurulu başkanlığına seçilmiş olanların, aradan iki
seçim dönemi geçmedikçe Yönetim Kurulu üyesi olarak seçilemeyeceklerine
ilişkin hükümlerin 1.4.2008 tarihinden sonra yapılan seçimlerden itibaren
uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın
2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez unsurlarından
birisi kanunların hukuk güvenliğini sağlaması, bu doğrultuda geleceğe
yönelik, öngörülebilir kurallar içermesi gerekliliğidir. Bu nedenle, hukuk
devletinde güven ve istikrarın korunabilmesi için kural olarak kanunlar,
yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olaylara uygulanırlar. Kanunların
geriye yürümezliği ilkesi uyarınca, kanunlar kamu yararı ve kamu düzeninin
gereği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi kimi
ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay,
işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren
kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili
olmaması hukukun genel ilkelerindendir.
3568 sayılı
Kanun’da değişiklikler öngören 5786 sayılı Kanun 26.7.2008 günü Resmî
Gazete’de yayımlanmıştır. Oysa dava konusu Geçici 10. maddede belli
koşullarda seçimlerde aday olma yasağı öngören yeni kuralların 1 Nisan 2008
tarihinden sonra yapılan seçimlerden itibaren uygulanacağı hükme
bağlanmıştır. Dolayısıyla yaklaşık olarak dört aylık geriye doğru uygulanma
söz konusudur. Kişilerin seçilerek, koşulları kanunla belirlenmiş bir
göreve getirildikten sonra geriye dönük düzenlemelerle haklarının, hukuki
istikrar ve güvenlik gözetilmeden kısıtlanması hukuk devleti ilkesiyle
bağdaşmaz.
Açıklanan
nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
VI- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ
GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun, kanun hükmünde kararname ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal
kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi İptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez” denilmekte, Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3)
numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
3568 sayılı Yasa’nın değiştirilen 4. maddesinin
birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “milli savunmaya karşı suçlar,
devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk” bölümünün iptal edilmesi
nedeniyle doğacak hukuki boşluk kamu düzenini bozucu nitelikte
görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî
Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun
görülmüştür.
VII- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
10.07.2008
günlü, 5786 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali
Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un:
A- 2. maddesiyle, 1.6.1989 günlü, 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik,
Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 4.
maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (d) bendinde yer alan “… milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı
suçlar ve casusluk, …” ibaresinin iptaline ilişkin hükmün süre verilerek
yürürlüğe girmesinin ertelenmesi nedeniyle bu ibarenin YÜRÜRLÜĞÜNÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,
B- 20.
maddesiyle, 3568 sayılı Kanun’a Geçici 8. maddesinden sonra gelmek üzere
eklenen;
1- Geçici 9. maddenin son fıkrasına,
2- Geçici 10.
maddenin birinci fıkrasına,
ilişkin yürürlüğün
durdurulması isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
C- 1- 5.
maddesiyle, 3568 sayılı Kanun’un 9. maddesinin değiştirilen son fıkrası,
2- 6. maddesiyle, 3568 sayılı Kanun’un
değiştirilen 10. maddesinin, birinci
fıkrasının ikinci cümlesi ile son fıkrası,
3- 8.
maddesiyle, 3568 sayılı Kanun’un değiştirilen 22. maddesinin birinci
fıkrasının son cümlesi,
4- 12.
maddesiyle, 3568 sayılı Kanun’un 35. maddesinin değiştirilen birinci
fıkrasının son cümlesi,
5- 15.
maddesiyle, 3568 sayılı Kanun’un 40. maddesine sekizinci fıkradan sonra
gelmek üzere eklenen dokuzuncu fıkranın birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü
cümleleri ile onuncu fıkra,
6- 19.
maddesiyle, 3568 sayılı Kanun’un 35. maddesinin değiştirilen üçüncü
fıkrasında yer alan “… en az beş yıl süreyle
yeminli mali müşavirlik yapmış olanlar …” ibaresi,
7- 20. maddesiyle, 3568 sayılı Kanun’a
Geçici 8. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen Geçici 9. maddenin birinci
fıkrasının (b) bendinin, “Kanunları uyarınca vergi inceleme yetkisini almış
ve mesleki yeterlik sınavını vermiş ancak 10 yıllık süreyi doldurmamış
olanlar” yönünden,
iptaline yönelik
istemler, 18.5.2011 günlü, E. 2008/80, K. 2011/81 sayılı kararla
reddedildiğinden, bu fıkra, bent, cümle ve ibarelere ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,
18.5.2011
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
VIII- SONUÇ
10.07.2008 günlü, 5786 sayılı Serbest
Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un:
A- 1- 2. maddesiyle, 1.6.1989
günlü, 3568 sayılı Serbest
Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali
Müşavirlik Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (d)
bendinde yer alan “… milli savunmaya karşı suçlar,
devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile
Celal Mümtaz AKINCI’nın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 5. maddesiyle, 3568 sayılı Kanun’un
9. maddesinin değiştirilen son fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- 6.
maddesiyle, 3568 sayılı Kanun’un değiştirilen 10. maddesinin, birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile son
fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
4- 8. maddesiyle, 3568 sayılı Kanun’un değiştirilen
22. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Serruh
KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU ile Mehmet ERTEN’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
5- 12. maddesiyle, 3568 sayılı Kanun’un 35.
maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının son cümlesinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Serruh
KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU ile Mehmet ERTEN’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
6- 15. maddesiyle, 3568 sayılı Kanun’un 40.
maddesine sekizinci fıkradan sonra gelmek üzere eklenen dokuzuncu fıkranın
birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü cümleleri ile onuncu fıkranın
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
7- 19. maddesiyle, 3568 sayılı Kanun’un 35.
maddesinin değiştirilen üçüncü fıkrasında yer alan “… en
az beş yıl süreyle yeminli mali müşavirlik yapmış olanlar …” ibaresinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
8- 20.
maddesiyle, 3568 sayılı Kanun’a Geçici 8. maddesinden sonra gelmek üzere
eklenen;
a-
Geçici 9. maddenin,
aa-
Birinci fıkrasının (b) bendinin, “Kanunları uyarınca vergi inceleme
yetkisini almış ve mesleki yeterlik sınavını vermiş ancak 10 yıllık süreyi
doldurmamış olanlar” yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
bb- Son
fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b-
Geçici 10. maddenin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve
İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B- 2. maddesiyle, 3568 sayılı Kanun’un 4.
maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (d) bendinde yer alan “… milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı
suçlar ve casusluk, …” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın
153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3)
numaralı fıkrası gereğince İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE
YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
18.5.2011 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
Fettah
OTO
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
KARŞIOY YAZISI
3568 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci
fıkrasının (d) bendine 5786 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle “milli
savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk”
suçlarından mahkumiyetin meslek mensubu olmaya
engel teşkil edeceği öngörülmüştür.
Kanunla düzenlenen serbest muhasebecilik, serbest
muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik mesleklerinin güven,
dikkat, dürüstlük ve emniyet gerektiren işlerden olduğu, milli savunmaya
karşı suçların, devlet sırlarına karşı suçların ve casusluk suçlarının
kasıt veya taksirle işlenmesinin meslekte gerekli vasıfların mevcudiyeti
yönünden olumsuz değerlendirilmesinin yasakoyucunun
takdir hakkı içinde kaldığı, bu suçlardan dolayı verilecek cezanın az veya
çok oluşunun değil suçun niteliğinin esas alındığı, bunun kişilere ek
cezalar verilmesi veya feri ceza tertibi anlamına gelmediği, bu suçları
işlemiş olanların meslekten yasaklanmasının değil mesleğe ehil
olmadıklarının kabul edildiği, kuralın bu mesleklerin kamu düzeni
gereklerine uygun olarak ve saygınlık içinde yürütülmesini sağlamaya yönelik
olduğu, bu nedenle mesleğe esasen uygun görülmeyen kişilerin mesleği
yapmalarına engelin sürekli olduğu, aldıklara cezalara göre süre itibariyle
kademeli bir düzenleme öngörülmesinin amaca elverişli olmayacağı açıktır.
Kural bu nedenlerle Anayasa’nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devletinin gereklerine aykırı olmadığı gibi, meslekten
yasaklanan kişiler aldıkları eğitim ve becerilerine uygun başka işler de
yapabileceklerinden, Anayasa’nın 49. maddesinde yer alan çalışma hakkının
ölçüsüz bir kısıtlamasından da söz edilemez.
Başkanvekili
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞI OY
3568 sayılı Yasa’nın değiştirilen 22. maddesinin
birinci fıkrası son tümcesi ile 35. maddesinin birinci fıkrası son
tümceleri odalarda ve birlik yönetim kurulu başkanlık seçimlerinde iki defa
başkanlığa seçilmiş olanların, aradan iki seçim dönemi geçmedikçe bir daha
yönetim kurulu üyeliğine seçilemeyeceğini ifade etmektedir.
İptali istenen kuralın benzeri mahkememizin 2005/78
E., 2005/59 K. sayılı kararı ile denetlenmiş ve
Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilirken kuralın
getirdiği sınırlamanın ayrıca sosyal eşitliği zedelediği, seçenin
kanaatinin serbestçe oluşmasını da engellediği gibi nedenler ile farklı
gerekçelerle karara katınılmış idi.
İptali istenen kural, yasalaşmadan önce henüz
tasarı halinde iken, Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki seçimler
için uygulanacak olması düşünülmüş ise de, yasanın TBMM görüşmelerinde
verilen bir önerge ile kuralın 01.04.2008 tarihinden sonra yapılan seçimler
için uygulanacağının kabul edildiği ve böylece bu tarihten önce bu kuralı
bilmeksizin seçilmiş olanlar yönünden yeni seçim dönemleri için bir
sınırlama getirdiği görülmektedir.
Seçilmişler yönünden öngörülmemiş gelecek için
getirilmiş bu engelleme adil düzen duygusu, hukuk güvenliği, yasaların
geleceğe yönelik öngörülebilir belirlemeler yapan kurallar içermesi
gerekliliği, zorunluluklar hariç yasaların geçmişe yürümemesi gibi temel
hukuk devleti ilkelerine aykırılıklar içermektedir.
Ayrıca, sosyal hukuk devletinin bireyin gelişimine
katkısının zorunlu olduğu, birey çıkarı ile toplumsal yararı dengeleme
adına özgürlüklere müdahil oluna bilinirse de kuralda seçilmişlerin yeniden
seçilememesi yönünde inandırıcı kamusal korunan bir değer bulunduğu
anlaşılamadığından sınırlamanın ölçülü ve adil olduğu söylenemeyecektir.
Kaldı ki Anayasa’nın 135. maddesinde yöneticilere seçilme yönünden
getirilmiş bir sınırlama alanı da bulunmamaktadır.
Seçme ve seçilme hakkına getirilen bu sınırlama ile
seçilememe yasağı var oldukça seçen yönünden, seçme iradesine kural ile
getirilen bu müdahalenin demokratik bir hukuk devletinde anayasal dayanağı
bulunmamaktadır. Anılan gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
KARŞIOY GEREKÇESİ
3568 sayılı Yasa’nın 10.7.2008 günlü 5786 sayılı
Yasa’nın 8. maddesi ile değiştirilen 22. maddesinin birinci fıkrasının son
tümcesinde, “Odalarda üst üste iki seçim döneminde iki defa Yönetim Kurulu
başkanlığına seçilmiş olanlar, aradan iki seçim dönemi geçmedikçe Yönetim
Kurulu üyeliğine seçilemezler”; aynı Yasa’nın 35. maddesinin 5786 sayılı
Yasa’nın 12. maddesi ile değiştirilen birinci fıkrasının son tümcesinde de
“Üst üste iki seçim döneminde iki defa Birlik Yönetim Kurulu Başkanlığına
seçilmiş olanlar, aradan iki seçim dönemi geçmedikçe Yönetim Kurulu
üyeliğine seçilemezler”. denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin 30.9.2005 günlü, E:2005/78,
K:2005/59 sayılı Kararına ilişkin farklı gerekçede de belirtildiği gibi,
Anayasa’nın 135. maddesinin birinci fıkrasında, “Kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların
müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak,
mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek
mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve
güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve
ahlâkını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri
tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli
oyla seçilen kamu tüzelkişileridir.” denilerek, kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşlarının, kuruluş ve işleyişlerinin demokratik esaslara uygun
olması amaçlanmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin, demokratik, lâik
ve sosyal bir hukuk devleti olduğu vurgulanmıştır. Demokratik devlet
ilkesinin olmazsa olmaz koşulu hiç kuşkusuz, serbest, eşit, gizli oy
esasına göre katılımı gerçekleştiren ve yargı yönetim ve denetimi altında
yapılan seçimlerdir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının
organlarının kendi üyeleri tarafından seçilmelerinin öngörülmesinin, üyeler
yönünden seçme, adaylar yönünden ise seçilme hakkının kullanılması sonucunu
doğurduğu açıktır.
Dava konusu kurallarla odalarda, Yönetim Kurulu
Başkanlığına ve Birlikte de Birlik Yönetim Kurulu Başkanlığına üst üste iki
seçim döneminde iki defa seçilmiş olanların aradan iki seçim dönemi
geçmedikçe Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmeleri engellenmektedir. Bu
kurallarla seçme ve seçilme hakkı yönünden getirilen sınırlama, Demokrasi
anlayışı ile bağdaşmadığı gibi, Anayasal dayanaktan da yoksun
bulunmaktadır. Uygulamada görülen bir olumsuzluğun demokratik işleyişe
müdahale nedeni sayılmasının, giderek daha büyük sınırlamalara yol açma
tehlikesi göz ardı edilemez. Demokratik hukuk devleti esasını benimseyen
Anayasa kamu yararı veya benzer bir gerekçe ile de olsa bu tür müdahalelere
izin vermemektedir.
Öte yandan, Anayasa’nın 135. maddesinin ilk
fıkrasında, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının organlarının,
kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında gizli oyla
seçileceği öngörülerek, bu konuda yasa koyucuya düzenleme yetkisi verilmiş
ise de, bu yetki yalnız seçim usullerinin belirlenmesiyle sınırlıdır. Seçme
ve seçilme hakkının kullanılmasına getirilen engellemelerin bu kapsamda olmadığı
açıktır. Anayasa’nın 6. maddesine göre, hiç kimse veya organ kaynağını
Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağından, yasa koyucunun
Anayasa’da sınırlama nedenleri gösterilmemiş demokratik hakların,
kullanılmasını engelleyecek düzenlemeler yapması olanaklı değildir.
Açıklanan nedenlerle belirtilen kuralların
Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne
katılmıyorum.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
KARŞI OY VE EK GEREKÇE
5786 sayılı Kanun’un;
1- 8. maddesiyle değiştirilen
3568 sayılı Kanun’un 22. maddesinin birinci fıkrasının “Odalarda üst üste iki seçim döneminde iki defa Yönetim Kurulu
başkanlığına seçilmiş olanlar, aradan iki seçim dönemi geçmedikçe Yönetim
Kurulu üyeliğine seçilemezler” biçimindeki son cümlesinin,
2- 12. maddesiyle
değiştirilen 3568 sayılı Kanun’un 35. maddesinin birinci fıkrasının “Üst
üste iki seçim döneminde iki defa Birlik Yönetim Kurulu başkanlığına
seçilmiş olanlar, aradan iki seçim dönemi geçmedikçe yönetim Kurulu
üyeliğine seçilemezler” biçimindeki son cümlesinin,
3- 20. maddesiyle
eklenen 3568 sayılı Kanun’un GEÇİCİ MADDE 10. birinci fıkrasının “1/4/2008
tarihinden sonra yapılan seçimlerden itibaren üst üste iki seçim döneminde
iki defa oda veya Birlik Yönetim Kurulu başkanlığına seçilmiş olanlar,
aradan iki seçim dönemi geçmedikçe Yönetim Kurulu üyesi olarak
seçilemezler” hükmünün,
Anayasa
Mahkemesi’nin 30.09.2005 günlü, E.2005/78, K.2005/59 sayılı Resmî
Gazete’nin 21.07.2006 günlü, 26235 sayılı baskısında yayımlanan Karar’ının
“Değişik gerekçe” bölümünde Anayasa’ya aykırılık nedeni olarak belirttiğim
gerekçeyle söz konusu kurallar Anayasa’nın 13. ve 67. maddelerine
aykırıdır.
Bu nedenle 3568
sayılı Kanun’un 22. ve 35. maddelerinin son cümlelerinin iptallerine,
GEÇİÇİ 10.
maddesinin birinci fıkrasının iptal gerekçesine ise bu gerekçenin de
eklenerek iptaline,
Karar verilmesi
gerektiğinden, çoğunluk görüşüne katılmadım.
Üye
Mehmet
ERTEN
DEĞİŞİK EK GEREKÇE
İptal istemine konu 3568 sayılı Kanun’un 5.
maddesinin (d) bendi ile serbest muhasebecilik, serbest muhasebeci mali
müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik mesleklerini icra etmeye engel
birtakım suçlardan dolayı mahkûmiyet halleri sayılırken, “milli savunmaya karşı suçlar devlet
sırlarına karşı suçlar ve casusluk” suçları da bu cümleden olmak üzere ifade
edilmiştir. Anılan meslekleri icra edenlerin oluşturduğu birliğin (TÜRMOB)
Anayasa’nın 135. maddesinde ifadesini bulan “kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşu” olduğu izahtan varestedir. Dolayısiyle,
yasakoyucunun bu mesleği icra edecekler yönünden
birtakım kısıtlayıcı hükümler koyması, sahip olduğu takdir yetkisinin doğal
sonucudur. Ne var ki yasakoyucunun bu yetkisini
kullanırken Anayasa’nın 135. maddesi çerçevesi içinde kalması da zaruridir.
Anılan maddede, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst
kuruluşlarının “…meslek
mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve
güveni hakim kılmak üzere…” kanunla kurulan
kamu tüzelkişilikleri olduğu ifade edilmektedir. İptal istemine konu
suçların Anayasa’nın 135. maddesinde işaret edilen kriterlerle
uyum sağlamadığı, bir mesleği ifadan men gibi çok ağır bir hak yoksunluğu
sonucunu doğuran kuralın ölçüsüz olması itibariyle Anayasa’nın 2.
maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı, dolayısiyle kuralın bu ek gerekçe ile de iptali
gerektiği kanısındayım.
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
KARŞIOY YAZISI
Yeminli mali müşavirler gerçek ve tüzel kişilerin
mali tablolarını ve beyannamelerinin mevzuata uygun olup olmadığını
onaylarken, vergi inceleme yetkisi almış olanlar gerçek ve tüzel kişilerin
hesaplarını denetleyebilmekte, ödenecek vergi veya benzeri mali
yükümlülükler ortaya çıkması durumunda vergi tarh edilmesini veya vergi
cezası kesilmesini talep edebilmektedirler. Özetle yeminli mali
müşavirlerin görevi “ONAYLAMA”, vergi inceleme yetkisi almış olanların
görevi ise “DENETİMDİR”.
Yeminli mali müşavirler, kamu hizmeti gören, kendi
nam ve hesabına çalışan kişiler olup, Anayasa’nın 135. maddesinde ifade
olunan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına mensupturlar.
Anayasa’nın 135. maddesince kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları;
“… meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde DÜRÜSTLÜĞÜ ve
GÜVENİ hakim kılmak üzere meslek DİSİPLİNİ ve AHLAKINI
korumak maksadı ile kanunla kurulan… tüzelkişilik
olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlamadan hareket edildiğinde kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşu mensubu Yeminli Mali Müşavirlerin DÜRÜST,
GÜVENİLİR ve MESLEK DİSİPLİN ve AHLAKINI korumakla yükümlü kişiler olması
gerektiği açıktır. Kanunkoyucu bu yüzden bu
meslek mensuplarının milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı
suçlar ve casusluk suçlarından mahkum olmamasını
şart koşmuştur. Milli Savunmaya, devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk
suçları alelade ve basit suçlar olmadığından bu suçları taksirli olarak
dahi işlenmiş olanların Yeminli Mali Müşavir olamamaları kuralı Yasakoyucunun bu mesleğe verdiği önemin, duyulması
gereken güvenin bir sonucudur. Meslek Mensubu olabilmenin genel şartlarının
sayıldığı 5786 sayılı Kanun’un 4. maddesi (d) bendinde yer alan hususlar
belirtilen gerekçelerle Yasakoyucunun takdirinde
olan kurallar olup, kuralda Anayasa’ya aykırılık bulunmadığı kanaatinde
olduğumdan aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Celal
Mümtaz AKINCI
|