|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2009/11
Karar Sayısı : 2011/93
Karar Günü : 9.6.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Ankara 14. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 3.6.2007 günlü, 5684 sayılı Sigortacılık
Kanunu’nun 22. maddesinin (14) numaralı fıkrasının “Bu sınırlandırmalar söz konusu kimselerin eş ve velayeti altındaki
çocukları için de geçerlidir.” biçimindeki son cümlesinin, Anayasa’nın
2., 13. ve 48. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Bir süre (A) sınıfı sigorta eksperi olarak görev yaptıktan sonra ara verdiği
mesleğini yeniden aktif olarak icra etme yönündeki talebi eşinin bir
sigorta şirketinde yönetici olduğu gerekçesiyle Hazine Müsteşarlığı
tarafından reddedilen davacının, bu işlemin iptali istemiyle açtığı davada
itiraz konusu kuralın Anayasa’ya
aykırılığı savını ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe
bölümü şöyledir:
“Davacı (…) vekili (…)
tarafından (01/11/2004 gün ve 04/142 sayılı belge
ile (A) sınıfı Sigorta Eksperi olarak görev yapmakta iken mesleğine bir
süre ara veren davacının, yeniden aktif Sigorta Eksperliği görevine dönmek
amacıyla yaptığı başvurunun reddine dair davalı idarenin 21/10/2008 gün ve
45949 sayılı işleminin iptali ve yürütmenin durdurulma istemiyle) Hazine
Müsteşarlığına karşı açılan davada; davacı tarafından ileri sürülen Anayasa’ya
aykırılık itirazı ciddî bulunarak işin gereği görüşüldü:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın
11’inci maddesinin ikinci fıkrasında kanunların Anayasa’ya aykırı olamayacağı
belirtilmiş; 152’nci maddesinde de “Bir davaya bakmakla olan mahkeme,
uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini
Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık
iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda
vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Mahkeme, Anayasaya aykırılık
iddiasını ciddi görmezse bu iddia, temyiz merciince esas hükümle birlikte
karara bağlanır. Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak
üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse
mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak,
Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar
gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır. Anayasa Mahkemesi’nin işin esasına
girerek verdiği red kararının Resmî Gazete’de
yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya
aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.” hükmüne yer
verilmiştir.
Anayasa’nın 152’nci madde
hükmüne göre, bir davaya bakmakta olan mahkemenin itiraz yoluyla bir kanun
hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için, iptali
istenen kuralın davada uygulanacak nitelikte bir kural olması gerekir.
Davacının faal Sigorta Eksperi olarak çalışmasını engelleyen 5684 sayılı
Sigortacılık Kanunu’nun 22’nci maddesinin (14) no.lu fıkrasının son
tümcesinin ise bakılan davada uygulanacak bir kural niteliğinde olduğu
açıktır.
Dava dosyasının
incelenmesinden; davacının, 01/11/2004 gün ve
04/142 sayılı belge ile (A) sınıfı Sigorta Eksperi olarak görev yapmakta
iken mesleğine bir süre ara verdiği sırada 14/06/2007 tarihli Resmî Gazete’de
yayımlanan 5684 sayılı yeni Sigortacılık Kanunu’nun yürürlüğe girdiği,
anılan Kanun’un geçici 6’ncı maddesi uyarınca süresi içerisinde ruhsatını
değiştirme şartını yerine getirdiği, ancak aynı Kanun’un 22/(14) maddesinde
yer verilen Sigorta şirketlerinin, sigorta acentelerinin ve brokerlerin
ortakları, yönetim ve denetiminde bulunan kişiler ve bunlar adına imza
atmaya yetkili olanlar ile mesleki faaliyette bulunan şirket çalışanları
sigorta eksperliği yapamaz; tüzel kişi sigorta eksperlerinin yönetim ve
denetim kurullarında görev alamaz, imzaya yetkili olarak çalışamaz, bunlara
ortak olamaz ve bunlardan ücret karşılığı herhangi bir iş kabul edemez. Bu
sınırlandırmalar söz konusu kimselerin eş ve velayeti altındaki çocukları
için de Sgeçerlidir.” hükmü gerekçe gösterilerek,
(hâlen eşi … Sigorta A.Ş. Ege Bölge Müdürlüğü’nde
Bölge Müdür Yardımcısı olarak görev yapan)
davacının yeniden aktif Sigorta Eksperliği görevine döndürülmesi ve bu
doğrultuda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) bünyesinde tutulan
(aktif olarak görev yapan Sigorta Eksperlerini gösteren) Levha’ya kaydolunması
isteğiyle yaptığı başvurunun reddi üzerine bakılan davanın açıldığı
anlaşılmaktadır.
Davacı; 5684 sayılı Kanun’un
yürürlüğe girdiği tarihten önce sigorta eksperliği
yapmaya hak kazandığını eski yasal düzenlemede eşinin sigorta şirketinde
imza yetkilisi olarak çalışmasının kendisinin sigorta eksperliği yapmasına
engel teşkil ettiğine dair bir hüküm bulunmadığı, çıkarılan yeni Yasa’nın
kendisinin müktesep hak niteliğindeki mesleğini yapmaya engel teşkil etmesinin
kanunların geriye yürümezlik ilkesine ve çalışma hürriyetine aykırı
olduğunu ileri sürerek, 5684 sayılı Kanun’un 22’nci maddesinin (14) no.lu
fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu itirazında bulunmuştur.
Sigorta eksperlerinin çalışma usûl ve esaslarını düzenleyen mülga 7397 sayılı Sigorta
Murakebe Kanunu’nun 38’inci maddesinin birinci
fıkrasında “Sigorta hasar eksperi”, “Sigorta edilen rizikoların
gerçekleşmesi sonucunda ortaya çıkan kayıp ve hasarların miktarını,
nedenlerini ve niteliklerini tespit ile mutabakatlı kıymet, ön ekspertiz ve gözetim gibi işlemleri mutad
meslek hâlinde yapan kişiler” olarak tanımlanmış, ikinci fıkrasında sigorta
hasar eksperliği yapabilecek kişilerin nitelikleri, çalışma usûl ve esasları ile sigorta hasar eksperliği
mesleğinin düzenlenmesine ilişkin diğer hususların yönetmelikle tespit
edileceği belirtilmiş, dördüncü fıkrasında ise sigorta hasar eksperlerinin,
taraflardan birisi ile arasında tarafsızlığını şüpheye düşürecek önemli
nedenler veya taraflardan biri ile Hukuk Usûlü
Muhakemeleri Kanunu’nun 245’inci maddesinin 1, 2 ve 3 numaralı bentlerinde
yazılı derecelerde akrabalığı veya bir iş ortaklığı varsa, eksperlik
görevini kabul edemeyecekleri hükme bağlanmıştır.
Mülga 7397 sayılı Kanun’a
dayanılarak çıkarılan ve Resmî Gazete’nin 11/05/1992
gün ve 21225 sayılı nüshasında yayımlanarak yürürlüğe konulan mülga Sigorta
Eksperleri Yönetmeliği ile sigorta eksperlerinin nitelikleri, çalışma
şekilleri ve şartları ile tâbi olacakları denetim esasları belirlenmiştir
(md. 1). Anılan Yönetmeliğin 2/g maddesinde Hazine Müsteşarlığı nezdinde
bir Sigorta Eksperleri Sicili tutulması öngörülmüş; 3’üncü maddesinin
birinci fıkrası ile 20’nci maddesinde de ancak bu sicile kaydolunan gerçek
ve tüzel kişilerin sigorta eksperliği
yapabilecekleri, Sigorta Eksperleri Siciline kayıtlı olmayan kişilerin
sigorta eksperliği yapamayacakları ifade edilmiştir.
Eşleri sigorta şirketlerinin
yönetim ve denetiminde bulunan kişiler ve bunlar adına imza atmaya yetkili
olanların sigorta eksperliği yapamayacağına ilişkin herhangi bir düzenleme
içermeyen 7397 sayılı Sigorta Murakebe Kanunu,
03/06/2007 tarihinde kabul edilen ve 14/06/2007 gün ve 26552 sayılı Resmî
Gazete’de yayımlanan 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ile yürürlükten
kaldırılmış ve bu Kanun’a dayanılarak da yeni bir Sigorta Eksperleri
Yönetmeliği (RG., 22/06/2008-26914) yürürlüğe konulmuştur.
5684 sayılı Kanun’un 2/(l)-ğ
maddesinde Kanun’da geçen “Levha” deyiminin “Sigorta eksperleri ve sigorta
acenteleri için Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından ayrı ayrı düzenlenecek faal olarak çalışanlara ilişkin
kayıtları gösterir levha”yı ifade ettiği belirtilmiş, aynı maddenin (m)
bendinde “Sigorta Eksperi”, “Sigorta konusu risklerin gerçekleşmesi
sonucunda ortaya çıkan kayıp ve hasarların miktarını, nedenlerini ve
niteliklerini belirleyen ve mutabakatlı kıymet tespiti, ön ekspertiz ve hasar gözetimi gibi işleri mutat meslek
olarak yapan tarafsız ve bağımsız kişi” olarak tanımlanmış; 22/(2)
maddesinde sigorta eksperliği yapmak isteyen kişilerin Müsteşarlıktan
sigorta eksperlik ruhsatı alması ve Levha’ya yazılı olması gerektiği hükme
bağlanmış, aynı maddenin (4) no.lu fıkrasında “Sigorta eksperi unvanı,
sigorta eksperliği ruhsatnamesinin alınmasından sonra kazanılır. Sigorta eksperliği yapacaklar, ruhsatnamelerini aldıktan sonra
Levha’ya kayıt olmak için Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine başvurur.”
hükmüne yer verilmiş, (5) no.lu fıkrasının (ç) bendinde sigorta
eksperlerinin kaydının, Sigorta Eksperliğinden ayrılmışsa Levha’dan
silineceği kurala bağlanmış, (7) no.lu fıkrasında Levha’dan silinmeyi
gerektiren hâllerinin sona erdiğini ispat eden sigorta eksperinin, Levha’ya
yeniden yazılma hakkını kazanacağı, ancak hakkında meslekten çıkarma kararı
verilmiş olan kişinin bir daha Levha’ya yazılmasının mümkün olmadığı, Levha’ya
yeniden yazılan sigorta eksperinden kayıt ücreti alınmayacağı belirtilmiş,
(8) no.lu fıkrasında Levha’ya yeniden yazılma talebinde bulunanların, Levha’ya
yazılma şartlarının varlığının devam ettiğini ispatla zorunlu
tutulabileceği kuralı yer almış, (13) no.lu fıkrasında “Sigorta eksperi
tarafsız olmak zorundadır. Sigorta eksperleri taraflardan birisi ile
arasında tarafsızlığını şüpheye düşürecek önemli nedenler veya taraflardan
birisi ile 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu’nun 245 inci maddesinin (1),
(2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı derecelerde akrabalığı veya bir iş
ortaklığı varsa, sigorta eksperliği görevini kabul edemez. Bu hüküm, tüzel
kişi sigorta eksperlerinin yanında çalıştırdıkları
sigorta eksperleri için de geçerlidir. Bu hükme aykırı olarak düzenlenen
raporlar geçersizdir.” hükmüne; Anayasa’ya aykırılık itirazının konusu olan
(14) no.lu fıkrasında ise “Sigorta şirketlerinin, sigorta acentelerinin ve
brokerlerin ortakları, yönetim ve denetiminde bulunan kişiler ve bunlar
adına imza atmaya yetkili olanlar ile mesleki faaliyette bulunan şirket
çalışanları sigorta eksperliği yapamaz; tüzel kişi
sigorta eksperlerinin yönetim ve denetim kurullarında görev alamaz, imzaya
yetkili olarak çalışamaz, bunlara ortak olamaz ve bunlardan ücret karşılığı
herhangi bir iş kabul edemez. Bu sınırlandırmalar söz konusu kimselerin eş
ve velayeti altındaki çocukları için de geçerlidir.” hükmüne yer
verildikten sonra geçici 6’ncı maddesinde bu Kanun’un yayımı tarihinden
önce düzenlenmiş olan eksperlik ve brokerlik
ruhsatlarının, Müsteşarlık tarafından değiştirilinceye kadar geçerli
olduğu, söz konusu değiştirme işlemini, bu Kanun’un yürürlüğe girmesinden
itibaren bir yıl içinde yaptırmayanların meslekî faaliyette bulunamayacağı
ve sigorta eksperlerinin eksperlik faaliyetine devam edebilmesi için bu
Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört ay içinde Levha’ya
kaydını yaptırması gerektiği belirtilmiştir.
Görüldüğü üzere; sigorta eksperlerinin tarafsız ve bağımsızlığını sağlamak
amacıyla, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 22/(14) maddesi ile eşi veya
velayeti altındaki çocuğu sigorta şirketlerinin yönetim ve denetiminde
bulunan ve bunlar adına imza atmaya yetkili olan kimselerin Sigorta
Eksperliği yapamayacağı yönünde bir düzenleme getirmiştir.
Anılan Kanun hükmünün Anayasa’ya
aykırı olup olmadığının saptanması bakımından iki yönlü bir değerlendirme
yapılması gerekmektedir. Bu değerlendirmenin bir yönü, eski yasal
düzenlemede bulunmayan bu sınırlandırmanın, yeni Yasa’da herhangi bir
geçici düzenlemeye yer verilmeyerek ve hatta “Levhaya yeniden yazılma
talebinde bulunanlar, Levhaya yazılma şartlarının varlığının devam ettiğini
ispatla zorunlu tutulabilir.” denilerek (md.
22/(8) eski Yasa döneminde faal sigorta eksperi olma hakkını kazanan ve
Hazine Müsteşarlığı nezdinde tutulan sicile kaydolarak faal sigorta eksperliği
yapmakta iken mesleğe bir süre ara veren kişiler hakkında da uygulanmasına
yol açılması ve bu suretle davacının eski Yasa döneminde elde ettiği “faal
sigorta eksperliği yapma hakkı” şeklindeki kazanılmış hakkının ortadan kaldırılması
iken; Anayasa’ya aykırılık değerlendirmesinin bir diğer yönü ise, eşi veya
velâyeti altındaki çocuğu sigorta şirketlerinin yönetim ve denetiminde
bulunan ve bunlar adına imza atmaya yetkili olan kimselerin sigorta
eksperliği yapamayacağı yönündeki düzenlemenin, Anayasa’nın 48’inci maddesi
ile teminat altına alınan çalışma hürriyetini ölçülülük ilkesine aykırı
surette sınırladığıdır. Aşağıda sıralanan Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri,
bu iki yönlü değerlendirme esas alınarak yapılacaktır.
Anayasa’mızın 2’nci maddesinde
Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesi, en kısa
tanımıyla vatandaşların hukukî güvenlik içinde bulundukları, devletin eylem
ve işlemlerinde hukuk kurallarına bağlı olduğu bir sistemi anlatır.
Şüphesiz ki, vatandaşların kendilerini hukukî güvenlik içinde
hissetmelerinin birinci koşulu, yürürlükteki mevzuata uygun olarak ve bütün
sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş hak ve hürriyetlerin, sonradan çıkarılan
yasal ve idarî düzenlemeler ile ortadan kaldırılamaması anlamına gelen kazanılmış
haklara saygı ilkesine riayet edilmesidir. Kazanılmış haklara saygı ilkesi,
Anayasa’mızda açıkça belirtilmemiş ve düzenlenmemiş olmakla birlikte, uygar
milletlerce kabul edilmiş genel hukuk kaidelerinden biri olan bu ilke,
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında (Anayasa’nın 2. maddesinde yer
alan hukuk devleti ilkesi kapsamında) Anayasa’ya uygunluk denetiminde esas
aldığı ölçü normlar (anayasallık bloku) arasında bulunmaktadır.
Buna göre; genel hukuk ilkelerinden biri olan kazanılmış haklara saygı ilkesine
riayet etmeyen bir devletin hukuk devleti olduğu ileri sürülemeyecek, böyle
bir devlet düzeninde vatandaşların hukukî güvenlik içinde bulundukları ya
da böyle bir düzenden devletin eylem ve işlemlerinde hukuk kurallarına
bağlı olduğu bir sistem olarak bahsedilemeyecektir.
Dava konusu olayda; davacı,
7397 sayılı Kanun’un yürürlükte olduğu dönemde aldığı belge ile sigorta eksperi olarak çalışmaya başlamış, mesleğine bir süre
ara vermiş olmakla birlikte sigorta eksperi unvanını koruduğundan 5684
sayılı yeni Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra tekrar sigorta eksperi
olarak fiilen çalışmak istediğinde yeni Yasa ile getirilen kural gerekçe
gösterilerek, sigorta eksperi olarak çalışması için gerekli olan Levha’ya
kaydedilme isteği reddedilmiştir. Yeni Yasa davacının, eski Yasa döneminde
aldığı sigorta eksperlik ruhsatının geçersizliği
ve bundan böyle hiçbir şekilde bu görevi yapamaması sonucunu doğurmamakla
birlikte; eski Yasa döneminde fiilen yapmasına engel bulunmayan faal
eksperlik görevinde bulunması, yeni Yasa’da getirilen hükümle önlenmiştir. Davacı,
eski Yasa tarafından düzenlenen Sigorta Eksperliği statüsüne bireysel bir
işlemle girerek çalışmaya başlamış; ancak yeni Yasa’nın yürürlüğe
girmesinden sonra faal Sigorta Eksperliği görevine yeniden başlaması engellenmiştir.
Her ne kadar davacı, eski Yasa döneminde elde ettiği sigorta eksperi olarak çalışma hakkını kullanmaya yine eski Yasa
döneminde ara vermiş ise de, ara verirken de her zaman mevcut koşulları ile
faal eksperlik görevine geri dönebileceği inancı ve güveniyle hareket etmiş
olduğunu kabul etmek gerekmektedir.
Bu durumda; davacının, eski
Yasa döneminde elde ettiği faal sigorta eksperi
olarak çalışma hakkını, eşinin imza atmaya yetkili sigorta şirketi
yöneticiliğinden ayrılıncaya kadar askıya alan ve bu süreyle sınırlı olarak
da olsa bu hakkını sona erdiren, en azından Kanun’un yürürlüğe girdiği
tarihte sigorta eksperi unvanını haiz kişiler bakımından bu sonuçların
ortaya çıkmasını engelleyici bir geçiş hükmüne de yer vermeyen 5684 sayılı
Sigortacılık Kanunu’nun 22’nci maddesinin (14) nolu
fıkrasında yer alan “Bu sınırlandırmalar söz konusu kimselerin eş ve
velayeti altındaki çocukları için de geçerlidir.” tümcesi Anayasa’nın 2’nci
maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Diğer yandan; Anayasa’mızın 48’inci
maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme
hürriyetlerine sahiptir.” hükmüne yer verilerek, çalışma ve sözleşme
hürriyeti temel hak ve özgürlükler arasında sayılmış; anılan maddede söz
konusu hürriyetin özel bir sınırlandırılma sebebine yer verilmemiş; yine
Anayasa’nın (03/10/2001 gün ve 4709 sayılı Kanun’un
2’nci maddesi ile değişik) 13’üncü maddesinde yer verilen “Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.
Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin
ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
hükmü ile de temel hak ve hürriyetlerin yalnızca Anayasa’nın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceği ve bu
sınırlamanın ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Anayasa’nın çalışma ve
sözleşme hürriyetini düzenleyen 48’inci maddesinde özel bir sınırlandırma
sebebi sayılmadığı gibi, 5684 sayılı Kanun’un 22/(14) maddesinde yer
verilen hüküm, davacının faal sigorta eksperi
olarak çalışma hakkını ölçülülük ilkesine aykırı surette
sınırlandırmaktadır. Şöyle ki; bağımsız ve tarafsızlığını korumak amacıyla
sigorta eksperlerinin çalışma koşullarına ilişkin
bazı yasal sınırlandırmaların yapılması makûl ve
ölçülülük ilkesine uygun olsa da, yapılan sınırlandırmanın ilgilinin
çalışma hayatını (bir süre) tamamen askıya almasının ölçülülük ilkesi
yönünden değerlendirilmesini gerektirmektedir. Bilindiği üzere;
“sınırlamanın sınırları” olarak anılan Anayasal ilkelerden biri olan
ölçülülük ilkesi, sınırlamada başvurulan aracın, sınırlama amacını
gerçekleştirmeye elverişli olmasını bu aracın sınırlama amacı açısından
gerekli olmasını ve araçla amacın ölçüsüz bir oran içinde bulunmamasını
ifade etmektedir. Buna göre; bir temel hak ve hürriyetin (örneğin çalışma
ve sözleşme hürriyetinin) Sınırlandırılması ile ulaşılmak istenen amaca
(örneğin sigorta eksperlerinin bağımsız ve
tarafsızlığını sağlama amacına), daha makûl ve
kabul edilebilir bir sınırlandırma aracı ile ulaşılabiliyor ise, bu makûl ve kabul edilebilir düzeyi aşan
sınırlandırmaların ölçülülük ilkesine ve dolayısıyla Anayasa’ya aykırı
olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.
5684 sayılı Sigortacılık
Kanunu’nun muhtelif maddelerinde, sigorta eksperi
olarak çalışan kimselerin taraflar (sigortacı ile sigorta ettiren) arasında
bağımsız ve yansızlığını sağlama amacına yönelik düzenlemeler
bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri, “Gerçek kişi sigorta eksperleri, sigorta eksperliğini mutat meslek hâlinde
yapmak zorundadır. Gerçek kişi sigorta eksperleri,
bu faaliyetlerine devam ettikleri sürede esnaf veya tacir sıfatıyla
mesleğin niteliği ile bağdaşması mümkün olmayan başka bir işle uğraşamaz,
sigorta acenteliği ve brokerlik faaliyetinde bulunamaz.” hükmünü amir olan
22’nci maddenin (10)’uncu fıkrası; “Sigorta eksperi tarafsız olmak
zorundadır. Sigorta eksperleri, taraflardan birisi ile arasında
tarafsızlığını şüpheye düşürecek önemli nedenler veya taraflardan birisi
ile 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanununun 245 inci maddesinin (1),
(2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı derecelerde akrabalığı veya bir iş
ortaklığı varsa, sigorta eksperliği görevini kabul edemez. Bu hüküm, tüzel
kişi sigorta eksperlerinin yanında çalıştırdıkları
sigorta eksperleri için de geçerlidir. Bu hükme aykırı olarak düzenlenen
raporlar geçersizdir.” hükmünü amir olan aynı maddenin (13)’üncü fıkrası
ile “Sigorta şirketlerinin, sigorta acentelerinin ve brokerlerin ortakları,
yönetim ve denetiminde bulunan kişiler ve bunlar adına imza atmaya yetkili
olanlar ile meselâ faaliyette bulunan şirket çalışanları sigorta eksperliği yapamaz; tüzel kişi sigorta eksperlerinin
yönetim ve denetim kurullarında görev alamaz, imzaya yetkili olarak
çalışamaz, bunlara ortak olamaz ve bunlardan ücret karşılığı herhangi bir
iş kabul edemez.” hükmünü amir olan (14) no.lu fıkranın ilk tümcesidir.
Bu durumda; sigorta eksperi olarak çalışan kişilerin bağımsız ve tarafsızlığını
sağlamaya yönelik olarak; 5684 sayılı Kanun’un 22’nci maddesinin (10) ve
(13) fıkraları ile (14) no.lu fıkrasının ilk tümcesinde bazı
sınırlandırmalar getirilmiş iken, bir de (14)’üncü fıkranın son tümcesinde
yer verilen hüküm ile aynı fıkranın birinci tümcesinde yer alan
sınırlandırmanın bunların eş ve velâyetleri altındaki çocuklarına da teşmil
edilmesinin ölçülülük ilkesine aykırı olduğu kanaatine varılmaktadır. Zira; dava konusu somut olay bakımından düşünülecek
olursa, … Sigorta A.Ş. Ege Bölge Müdürlüğünde imza yetkisine sahip yönetici
olarak çalışan kişinin sigorta eksperi olarak
çalışmasının önlenmesi ile bu şahsın eşinin, … Sigorta A.Ş.’nin taraf olduğu bir uyuşmazlıkta eksperlik
görevi ifa etmesinin engellenmesinin makûl ve
kabul edilebilir bir sınırlama olduğu söylenebilir ise de; … Sigorta A.Ş.’nin taraf olmadığı uyuşmazlıklarda bile davacının
sigorta eksperliği yapmasına getirilen itiraz
konusu sınırlandırmanın ölçülülük ilkesine aykırı olduğu açıktır. Başka bir
ifadeyle; … Sigorta A.Ş.’de yöneticilik görevinde bulunan şahsın bizatihi
kendisinin sigorta eksperliği yapmasına engel olan
(14) no.lu fıkranın birinci tümcesi ve davacının, eşinin yöneticilik
yaptığı şirketin taraf olduğu uyuşmazlıklarda sigorta eksperliği görevi ifa
etmesini engelleyen (13) no.lu fıkra bulunmakta iken, (14) no.lu fıkranın
ikinci tümcesi ile bir de davacının tüm sigorta uyuşmazlıklarında eksperlik
yapmasına sınırlama getirilmesinde “sınırlamada başvurulan aracın,
sınırlama ile elde edilmek istenen amacın gerçekleşmesi için gerekli olması
ve araç ile amaç arasında makûl ve kabul
edilebilir bir oran bulunması” anlamında ölçülülük ilkesine uygunluk
bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; Anayasa’nın
152’nci maddesi uyarınca bakılmakta olan davada uygulanacak olan 5684 sayılı
Sigortacılık Kanunu’nun 22’nci maddesinin (14) nolu
fıkrasında yer alan “... Bu sınırlandırmalar söz konusu kimselerin eş ve
velâyeti altındaki çocukları için de geçerlidir.” tümcesinin Anayasa’nın 2,
13 ve 48’inci maddelerine aykırı olduğu kanaatiyle, anılan tümcenin iptali
istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, Anayasa Mahkemesinin konu
hakkında vereceği karara kadar davanın geri bırakılmasına, beş ay içinde
bir karar verilmezse davanın yürürlükteki kanun hükümlerine göre
sonuçlandırılmasına, kararın birer örneğinin taraflara tebliğine, işbu
kararla birlikte dava dosyası ve içeriği evrakın çıkarılacak birer onaylı
örneğinin Anayasa Mahkemesine gönderilmesine, 21/01/2009
tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu
Yasa Kuralı
3.6.2007 günlü, 5684 sayılı
Sigortacılık Kanunu’nun “Sigorta eksperleri”
başlıklı 22. maddesinin itiraz konusu cümleyi de içeren (14) numaralı
fıkrası şöyledir:
“(14) Sigorta şirketlerinin,
sigorta acentelerinin ve brokerlerin ortakları, yönetim ve denetiminde
bulunan kişiler ve bunlar adına imza atmaya yetkili olanlar ile meslekî
faaliyette bulunan şirket çalışanları sigorta eksperliği
yapamaz; tüzel kişi sigorta eksperlerinin yönetim ve denetim kurullarında
görev alamaz, imzaya yetkili olarak çalışamaz, bunlara ortak olamaz ve
bunlardan ücret karşılığı herhangi bir iş kabul edemez. Bu sınırlandırmalar söz konusu
kimselerin eş ve velayeti altındaki çocukları için de geçerlidir. ”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın
2., 13. ve 48. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket
APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine,
26.2.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- SINIRLAMA SORUNU
Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesine göre,
Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurular itiraz
yoluna başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulayacağı yasa kuralı
ile sınırlıdır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkemece, 3.6.2007 günlü,
5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 22. maddesinin (14) numaralı fıkrasının
“Bu sınırlandırmalar söz konusu
kimselerin eş ve velayeti altındaki çocukları için de geçerlidir.”
biçimindeki son cümlesinin Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülerek iptali
istenilmiştir. Somut olayda davanın konusunu davacının aktif olarak sigorta
eksperliği mesleğini icra etmek amacıyla TOBB
nezdinde tutulan levhaya kayıt talebinin eşinin bir sigorta şirketinde
yönetici olması nedeniyle reddedilmesi oluşturmaktadır. İptali istenen
cümlede velayet altındaki çocuklar bakımından da aynı sınırlama yer
almaktadır. Evlilik ve velayet ilişkilerinin kişilere yüklediği hak ve
mükellefiyetler birbirlerinden farklı olduğundan esasa ilişkin incelemenin “… eş ve…”
sözcükleri ile sınırlı olarak yapılması gerekmektedir.
Bu nedenlerle, 3.6.2007
günlü, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 22. maddesinin (14) numaralı
fıkrasının “Bu sınırlandırmalar söz
konusu kimselerin eş ve velayeti altındaki çocukları için de geçerlidir.”
biçimindeki son cümlesine ilişkin esas incelemenin, cümlede yer alan “… eş ve…”
sözcükleri ile sınırlı olarak yapılmasına, 9.6.2011 gününde OYBİRLİĞİ ile karar verildi.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında,
eşleri sigorta şirketlerinin yönetim ya da denetiminde bulunan ve
bunlar adına imza atmaya yetkili kimselerin sigorta eksperliği yapamayacağı
yönündeki kuralın Anayasa’nın 48. maddesinde düzenlenen çalışma ve sözleşme
hürriyetini ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlandırdığı; ayrıca eşleri
bu durumda olup 5684 sayılı Kanun’dan önceki dönemde sigorta eksperi olma
hakkını kazanan ve dilediği takdirde faal eksperlik görevine dönebileceği
inanç ve güveni ile mesleğine ara vermiş kişilerin bu haklarının Kanun’da
korunmamasının Anayasa’nın 2., 13. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmektedir.
İptali istenilen kuralda, sigorta şirketlerinin,
sigorta acentelerinin ve brokerlerinin ortaklarının, yönetim ve denetim
kurulu üyelerinin ve bunlar adına imza atmaya yetkili olanlar ile bu
kuruluşlarda mesleki faaliyette bulunan şirket çalışanlarının eşlerinin
sigorta eksperliği yapmaları ya da tüzel kişi
sigorta eksperlerinin yönetim ve denetim kurullarında görev almaları,
imzaya yetkili olarak çalışmaları, bunlara ortak olmaları ya da bunlardan
ücret karşılığında herhangi bir iş kabul etmeleri yasaklanmıştır. Kuralın
gerekçesinde ise sigorta eksperliğinin temel
ilkesi olan bağımsızlık ve tarafsızlığın sağlanabilmesini teminen sigorta şirketlerinin, acentelerinin ve
brokerlerinin ortakları yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile bu
şirketlerde doğrudan sigortacılıkla ilgili faaliyette bulunan çalışanların
eksperlik yapamayacaklarına ve tüzel kişi eksperlere ortak ya da yönetici
olamayacağına ilişkin düzenleme yapıldığı vurgulanmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde Cumhuriyetin temel
nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına saygı gösteren
ve bu hakları koruyucu adaletli bir hukuk düzeni kurup sürdürmekle
kendisini yükümlü sayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa’ya uyan, işlem
ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir. Böyle bir düzenin
kurulması, yasama, yürütme ve yargı alanına giren tüm işlem ve eylemlerin
hukuk kuralları içinde kalması, temel hak ve özgürlüklerin anayasal
güvenceye bağlanmasıyla olanaklıdır.
Anayasa’nın 13. maddesinde, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca
Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak
kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.
Anayasa’nın “Çalışma ve sözleşme hürriyeti” kenar
başlıklı 48. maddesinde “Herkes
dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler
kurmak serbesttir.
Devlet,
özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun
yürütülmesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak
tedbirleri alır.” kuralı yer
almaktadır. Maddenin gerekçesinde ise, “Hürriyet
temeline dayalı bir toplumda irade serbestliği çerçevesinde ferdin sözleşme
yapma, meslek seçme ve çalışma hürriyetlerinin garanti altına alınması tabiîdir.
Ancak, bu
hürriyetler, kamu yararı amacı ile ve kanunla sınırlanabilir. (…) Devlet,
kamu yararı olan hallerde ve mili ekonominin gerekleri ve sosyal amaçlarla
özel teşebbüs özgürlüğüne sınırlamalar getirebilir. (…)” denilmektedir.
Sosyal ve ekonomik yaşamda ortaya çıkan çeşitli
risklerin teminat altına alınmasını sağlaması ve ekonomik gelişmeye uzun
vadeli fon yaratması nedeniyle yaygın bir kitleyi ilgilendiren sigortacılık
faaliyetlerine yönelik düzenlemelerin, bu hukuksal kurumun gerektirdiği
güveni sağlayacak nitelikte olması zorunludur. Bu nedenle sigortalanan
değer ve ortaya çıkan hasarın tespitine yönelik sigorta eksperlerince
hazırlanan raporların objektif ve yansız olması gerekir. Eksperlerin
uzmanlıklarının gerektirdiği mesleki bilgi ve niteliğe sahip olmalarının
yanında bağımsızlıklarının ve tarafsızlıklarının sağlanması, sigorta
ettiren ve sigortacı açısından olduğu kadar sigortacılık kurumunun istikrar
ve güvenliği bakımından da büyük önem taşımaktadır.
Sigorta eksperliği
mesleğinin gerekleri ile tarafların karşılıklı hak ve yükümlülükleri göz
önünde tutularak, mesleğin icrasında dürüstlüğü ve güveni egemen kılmak
için diğer sigorta unsurlarıyla aralarındaki ilişkileri ve faaliyet alanını
da değerlendirmek suretiyle, ortaya çıkabilecek çıkar çatışmalarını ya da
etik değerleri zedeleyebilecek durumları engellemek amacıyla, yasakoyucunun gerekli önlemleri almasının kamu
yararının bir gereği olduğu kuşkusuzdur.
Sigorta eksperlerinin
bağımsızlık ve tarafsızlığını sağlamaya yönelik olarak 5684 sayılı Kanun’un
22. maddesinin (10) numaralı fıkrasında sigorta eksperliğinin mutad meslek olarak yapılmasının gerektiği, bu faaliyetlerin
devamı süresince esnaf veya tacir sıfatıyla mesleğin niteliği ile
bağdaşması mümkün olmayan başka bir işle uğraşılamayacağı, sigorta
acenteliği ve brokerlik faaliyetinde bulunulamayacağı belirtilmektedir.
(13) numaralı fıkraya göre ise sigorta eksperi
tarafsız olmak zorundadır. Sigorta eksperlerinin,
taraflardan birisi ile aralarında tarafsızlığı şüpheye düşürecek önemli
nedenler ya da 18.6.1927 günlü, 1086 sayılı Hukuk Usûlü
Muhakemeleri Kanunu’nun 245. maddesinin birinci fıkrasının (1), (2) ve (3)
numaralı bentlerinde yazılı derecelerde akrabalık veya bir iş ortaklığı
varsa, bu görevi kabul edemeyecekleri, bu yasağın, tüzel kişi sigorta
eksperlerinin yanında çalıştırdıkları sigorta eksperleri için de geçerli
olduğu, buna aykırı olarak düzenlenen raporların hüküm ifade etmeyeceği
belirtilmektedir.
Yasakoyucu, çalışma hürriyeti ile ilgili bir
konuyu düzenlerken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük
ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik”
ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”,
başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik”
başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve “orantılılık”
ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken
ölçüyü ifade etmektedir.
Ölçülülük ilkesi nedeniyle devlet,
sınırlamadan beklenen kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında
adil bir dengeyi sağlamakla yükümlüdür. 5684 sayılı Kanun’un 22. maddesinin (10) ve (13) numaralı
fıkralarındaki düzenlemeler karşısında sigorta eksperlerinin
eş ve yakın
akrabalarının ortağı ya da yöneticisi bulunduğu sigorta şirketinin taraf
olduğu uyuşmazlıklarda eksperlik görevi icra etmelerine zaten imkân
bulunmamakta olup bu kişilerin sigorta eksperliği mesleğini icra
etmelerinin tümüyle yasaklanması, ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli
ve orantılı bir tedbir olarak görülemez. İtiraz
konusu kural, kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında
adil bir denge oluşturmadığından ölçülülük ilkesine aykırılık içermektedir.
Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 2., 13. ve 48. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Alparslan ALTAN bu görüşe
katılmamıştır.
VII- SONUÇ
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
3.6.2007 günlü, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun
22. maddesinin (14) numaralı fıkrasının, “Bu sınırlandırmalar söz konusu kimselerin eş ve velayeti altındaki
çocukları için de geçerlidir.” biçimindeki son tümcesinde yer alan “eş
ve” sözcükleri Anayasa’nın 2., 13. ve 48.
maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
Sigortacılık Kanunu’nun 22. maddesinin (14)
numaralı fıkrasının ilk tümcesinde, sigorta şirketlerinin, sigorta
acentelerinin ve brokerlerin ortakları, yönetim ve denetiminde bulunan
kişiler ve bunlar adına imza atmaya yetkili olanlar ile mesleki faaliyette
bulunan şirket çalışanlarının sigorta eksperliği
yapamayacakları, tüzel kişi sigorta eksperlerinin yönetim ve denetim
kurullarında görev alamayacakları, imzaya yetkili olarak çalışamayacakları,
bunlara ortak olamayacakları ve bunlardan ücret karşılığı herhangi bir iş
kabul edemeyecekleri kuralına yer verilmiştir. İptali istenen son tümcede
ise söz konusu sınırlamaların bu kişilerin eş ve velayetleri altındaki
çocukları bakımından da geçerli olduğu ifade edilmektedir.
Sigortacılık faaliyetlerinde bulunan kişi ve
kuruluşların bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanması
ve korunması, başta sigortalılar ve sigorta şirketleri olmak üzere
sigortacılık alanında faaliyette bulunan malî kuruluşlar ve ülke ekonomisi
açısından büyük önem taşımaktadır. Bu durum sözkonusu
meslek grubunun çalışma ilkelerinin bağımsızlık ve tarafsızlık güvencesini
sağlayacak biçimde oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır. Bağımsızlık ve
tarafsızlığın amacı, her türlü etki baskı, yönlendirme ve kuşkudan uzak
kalınarak görevin yapılacağı konusundaki güven ve inancı yerleştirmektir.
Sigorta eksperinin eşi ya
da velayeti altındaki çocuğunun sigorta şirketleri ya da sigorta acentelerinin
ortağı veya idarecisi olması yahut brokerlik yapması sigorta ilişkisinin
taraflarında bu görevin ifasında yakınlarının menfaatlerinin gözetilip
kollanıldığı konusunda bir kanının oluşmasına neden olabilecektir. Bu
durum, yalnızca sigorta sözleşmesinin taraflarına değil, aynı zamanda azami
hüsnüniyet ve güven ilkelerine dayalı olan sigortacılık kurumunun tümüne
yönelik kuşkular oluşmasına, sektörün zarara uğramasına yol açabilecektir.
Yasa koyucu, hâkimlik, tanıklık, bilirkişilik ve
bunlara benzer özellikler taşıyan mesleki faaliyetler açısından bu hususu
göz önünde tutarak eşler arasındaki ilişkinin neden olabileceği
sakıncaların önüne geçmek ve kişiler üzerindeki olumsuz algıya neden
olmamak amacıyla özel düzenlemeler getirmiştir.
Sigortacılık Kanunu ile itiraz konusu kuralda
olduğu gibi sigorta faaliyetleri yürüten kişi ve kurumların bu faaliyetlerinin
devamı süresince mesleğin temel ilkesi olan bağımsızlık ve tarafsızlıkla
bağdaşması mümkün olmayan başka işlerle iştigalini yasaklayan çeşitli
düzenlemeler getirilmiştir:
Sigortacılık Kanunu’nun 21. maddesine göre, sigorta
şirketlerinin, sigorta acentelerinin ve sigorta eksperlerinin
ortakları, yönetim ve denetiminde bulunan kişiler ve bunlar adına imza
atmaya yetkili olanlar ile meslekî faaliyette bulunan şirket çalışanları;
brokerlik yapamaz, tüzel kişi brokerin yönetim ve denetim kurullarında
görev alamaz, imzaya yetkili olarak çalışamaz, bunlara ortak olamaz ve
bunlardan ücret karşılığı herhangi bir iş kabul edemez. Bu sınırlandırmalar
söz konusu kimselerin eş ve velayeti altındaki çocukları için de
geçerlidir.
Sigortacılık Kanunu’nun 23. maddesine göre, sigorta
şirketlerinin, sigorta sözleşmeleri için brokerlik yapanların ve sigorta eksperlerinin yönetim ve denetiminde bulunan kişiler ile
bunlar adına imza atmaya yetkili olanlar sigorta acentelerinin yönetim ve
denetim kurullarında görev alamaz; imzaya yetkili olarak çalışamaz; bu
şirketlere ortak olamaz ve bunlardan ücret karşılığı herhangi bir iş kabul
edemez. Bu sınırlandırmalar söz konusu kimselerin eş ve velayeti altındaki
çocukları için de geçerlidir. Ancak, sigorta şirketlerinin yönetiminde,
denetiminde bulunan kişiler ile bunlar adına imza atmaya yetkili olanların
eş ve velayeti altındaki çocukları için sınırlandırma bu kişilerin
faaliyette bulunduğu şirketin sigorta acenteliği içindir.
Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesine
göre, sigorta hakemleri ve raportörler
tarafsız olmak zorundadır. Sigorta şirketlerinin, reasürans
şirketlerinin, sigortacılık yapan diğer kuruluşların, sigorta
eksperlerinin, sigorta acentelerinin ve brokerlerin ortakları, yönetim ve
denetiminde bulunan kişiler ve bunlar adına imza atmaya yetkili olanlar ile
tüm bu kuruluşlarda meslekî faaliyette bulunanlar ve sigorta eksperleri,
sigorta acenteleri ve brokerler sigorta hakemliği yapamaz. Bu
sınırlandırmalar söz konusu kimselerin eş ve çocukları için de geçerlidir.
Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu’nun 28. maddesi
sigorta hakemleri hakkında da uygulanır.
Benzer düzenlemeler başka kanunlarda da yeralmaktadır.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 11. maddesinde,
ihaleyi yapan idarenin ihale yetkilisi kişileri ile bu yetkiye sahip
kurullarda görevli kişiler ile ihaleyi yapan idarenin ihale konusu işle
ilgili her türlü ihale işlemlerini hazırlamak, yürütmek, sonuçlandırmak ve
onaylamakla görevli olanların eşleri ve üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci
dereceye kadar kayın hısımları ile evlatlıkları ve evlat
edinenlerinin doğrudan veya dolaylı veya alt yüklenici olarak,
kendileri veya başkaları adına hiçbir şekilde ihalelere katılamayacakları
belirtilmiştir.
Yine 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun;
- 50. maddesinde bankaların, yönetim kurulu
üyelerine, genel müdüre, genel müdür yardımcılarına ve kredi açmaya yetkili
mensuplarına; bunların eş ve velâyet altındaki çocuklarına; tek başlarına
ya da birlikte sermayesinin yüzde yirmibeş veya
fazlasına sahip oldukları ortaklıklara ve bunlar dışında kalan mensupları
ile bunların eş ve velâyeti altındaki çocuklarına her ne şekil ve surette
olursa olsun nakdî ve gayrinakdî kredi
veremeyecekleri, tahvil ya da benzeri menkul kıymetlerini satın
alamayacakları,
- 51. maddesinde, kredi açma yetkisini haiz
olanların, kendileri ile eş ve velâyeti altındaki çocuklarının veya
bunlarla risk grubu oluşturan diğer gerçek ve tüzel kişilerin taraf olduğu
kredi işlemlerine ilişkin değerlendirme ve karar verme aşamalarında yer
alamayacakları ve bu hususu yazılı olarak yetkililere bildirecekleri,
- 86. maddesinde, Kurul Başkan ve üyelerinin; 115.
maddesinde ise Fon Kurulu Başkan ve üyelerinin göreve başlamadan önce
kendilerinin veya eş ve velâyeti altındaki çocuklarının sahibi bulunduğu
menkul kıymetlerden Hazine tarafından çıkarılan borçlanmaya ilişkin olanlar
hariç Kurumun düzenlemek ve denetlemekle sorumlu olduğu kuruluşların her
türlü sermaye piyasası araçlarını eş, evlatlık, üçüncü dereceye kadar kan
ve ikinci dereceye kadar kayın hısımları dışındakilere otuz gün içinde
satmak suretiyle elden çıkarmak zorunda oldukları, Kurul üyeliklerine atanmalarından
itibaren otuz gün içinde bu fıkraya uygun hareket etmeyen üyelerin,
üyelikten çekilmiş sayılacakları,
hükme
bağlanmıştır.
Anayasa yargısında yasa kuralının diğer yasa
kurallarıyla karşılaştırılması ile anayasaya aykırılık değerlendirmesi
yapılamamakla birlikte, bu tür düzenlemelerin özellikleri konusunda fikir
vermesi açısından belirtilen bu kurallarda ilgili meslek alanının
gerektirdiği güven ve tarafsızlığın sağlanması ve korunmasının amaçlandığı
görülmektedir.
Çoğunluk kararında itiraz konusu düzenlemenin
Anayasa’da düzenlenen çalışma ve sözleşme özgürlüğünü Anayasa’nın 2., 13. ve 48. maddelerine aykırı olarak sınırlandırdığı
belirtilmektedir.
Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın
ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabileceği belirtilmiştir. Bu durumda özel maddesinde bir
sınırlama nedeni öngörülmemiş olan temel hak ve özgürlükler yönünden konuya
salt pozitivist açıdan yaklaşıldığında, anayasa koyucunun, özel maddesinde
sınırlama nedeni öngörmediği temel haklar ve özgürlükleri
sınırlayamayacağını kabul etmek gerekecektir. Ancak günümüzde doğal hukuka
dayalı sınırsız bir özgürlük anlayışı terkedilmiştir.
Çağdaş gelişmelere uygun olarak, Anayasamızda da sınırsız ve içeriksiz
özgürlük anlayışından uzaklaşılarak bir yandan siyasi iktidarı
sınırlandıran bir yandan da toplumsal içeriğe ve konuma sahip olan pozitif
bir özgürlük anlayışı benimsenmiştir. İlgili maddelerinde hak ve
özgürlüklere hiçbir sınırlama getirilmemiş olsa bile, bunların
niteliklerinden ve eşyanın tabiatından kaynaklanan doğal sınırlarının
bünyelerinde mündemiç bulunduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle, yasa koyucunun,
hakkında hiçbir sınırlandırma nedenine yer verilmemiş olan temel hak ve
özgürlüklerin koruma alanları dışında kalan kullanım alanlarına belli kayıtlar
ve sınırlar getirebileceği kabul edilmelidir.
Belirli bir mesleğin icra edilebilmesi bakımından,
bu meslek ile çıkar çelişkisi göz önünde tutularak bu meslekleri icra eden
kişilerle belirli düzeyde akrabalık ilişkisinin bulunmasının, bu mesleği
icra etmeye engel olarak düzenlenmesi, bu mesleği icra için gerekli
vasıflardan birisi olarak değerlendirilmelidir. Sözkonusu
düzenlemelerle, Anayasa’nın çalışma hak ve özgürlüğü ile ilgili güvence
altına aldığı özgürlüğün norm alanı daraltılmamakta, koruma alanının
sınırları belirlenmektedir. Zira, Anayasa’da
çalışma özgürlüğünün güvence altına alınmış olduğu olgusuna dayalı olarak,
itiraz konusu kuralla düzenlenen sigorta eksperliği mesleğinin, her isteyen
tarafından icra edilmesine olanak sağlanması gerektiği şeklinde bir sonuca
ulaşmak anayasal denetimle bağdaşmaz. Bu nedenle, sigorta eksperliği mesleğinin gerektirdiği nitelik ve
yeterlilikleri belirleme konusunda yasakoyucunun
takdir yetkisinin bulunduğunun kabulü gerekir. Sigorta eksperliği
mesleğinin faaliyet alanı, diğer sigorta unsurlarıyla aralarındaki
ilişkiler, meslekî ilkeleri, hak ve yükümlülükleri değerlendirmek
suretiyle, ortaya çıkabilecek çıkar çatışmalarını ya da etik değerleri
zedeleyebilecek durumları engellemek amacıyla kişilerin kendileri, eşleri
ya da velayetleri altındaki çocuklarının icra ettikleri belirli meslekleri
ya da belirli alandaki faaliyetlerin, bu kişilerin aralarındaki hukuki ve
sosyal ilişkinin boyutları göz önünde tutularak aktif sigorta eksperliği
yapmaya engel olarak düzenlenmesi yasa koyucunun takdirindedir. Bu bağlamda
sigorta eksperliği mesleği ya da görevinin
gereklerinin göz önünde tutularak bunları icra edenlerin birbirleriyle ve
toplumla ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni egemen kılmak için gerekli
düzenlemelerin yapılması olağandır.
Hukuk devletinde yasa koyucunun kazanılmış hakları
ihlal etmemek koşuluyla geleceğe yönelik olarak statü hukukunda değişiklik
yapmasına ya da yeni kurallar koymasına, kamu hizmetinin yürütülmesine
ilişkin koşulları belirlemesine engel bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle kuralın Anayasa’nın 2., 13. ve 48. maddelerine aykırı yönünün bulunmadığı ve
iptal isteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk
görüşüne katılmadım.
Üye
Alparslan
ALTAN
|