|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2010/32
Karar Sayısı: 2011/105
Karar Günü: 16.6.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR :
1- Hava
Kuvvetleri Komutanlığı Hava Eğitim Komutanlığı Askeri Mahkemesi (E.2010/32)
2- Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi (E.2010/110)
İTİRAZLARIN KONUSU : 26.10.1963 günlü, 357 sayılı Askeri Hâkimler
Kanunu’nun 25. ve 26. maddelerinin, Anayasa’nın 2., 10., 36., 138., 139.,
140. ve 145. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Görevi ihmal, resmi belgede sahtecilik,
resmi belgede sahtecilik suçuna iştirak suçlarından birinci sınıf askeri
hâkimler hakkında açılan davalarda, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya
aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler iptalleri için başvurmuşlardır.
II- İTİRAZLARIN GEREKÇELERİ
1-E.2010/32 Sayılı İtiraz Başvurusunun
Gerekçe Bölümü Şöyledir:
“III- İNCELEME VE
DEĞERLENDİRME:
Sanık Hak. Bnb. … 19.12.2006 tarihinde 1’inci sınıf
Askeri Hâkimliğe ayrıldığı dosya kapsamından anlaşılmıştır. Sanık …’ın
görevi ihmal suçunu işlediği iddiasıyla Mahkememizde yargılanmasına
başlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Yargı başlıklı 3’üncü
bölümündeki; 138’inci maddesinde mahkemelerin bağımsızlığı, 139’uncu
maddesinde Hâkimlik ve Savcılık teminatı, 140’ıncı maddesinde Hâkimlik ve
Savcılık mesleği ve 145’inci maddesinde Askeri Yargı düzenlenmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre adli yargı hâkimleri ile askeri
hâkimler arasında bir ayrım yapılmamıştır. Bir başka deyişle adli yargı
hâkimleri ile askeri yargı hâkimleri arasında statü bakımından farklılık
bulunmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2’nci maddesine göre
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olup 10’uncu maddesine göre ise
herkes kanun önünde eşittir. Kanun koyucu 2802 sayılı Kanunda 1’inci sınıf
hâkimler için özel bir yargılama usulü belirlemiştir. Buna göre 1’inci
sınıf hâkimlik statüsünü kazanan adli yargı hâkim ve savcıların
yargılanmalarının 1’inci sınıf hâkimlerden oluşan Yargıtay’ın ceza
dairesinde yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 357 sayılı Kanunda ise bütün
Askeri Hâkim ve Savcıların statü ayrımı yapılmaksızın en yakın Askeri
Mahkemede yargılanacağı belirtilmiştir. Bilindiği gibi bütün Askeri
Mahkemeler eşit derecede mahkemeler olup birbirlerine herhangi bir üstlük
durumu bulunmamaktadır. Yargılanması gereken 1’inci sınıf bir Askeri
Hâkimin en yakın Askeri Mahkemede 1’inci sınıf olmayan hâkimler tarafından
yargılanması mümkündür. Bunun ise yukarıda belirtilen eşitlik ilkesine
aykırı olduğu açıktır.
Tüm bu sebepler dikkate alınarak 357 sayılı Askeri
Hâkimler Kanununun 25 ve 26’ncı maddelerinin Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’na aykırı olduğu değerlendirilmiş ve Anayasa Mahkemesine bu
maddelerin iptali için başvurulmasına karar verilmiştir.”
2- E.2010/110 Sayılı İtiraz
Başvurusunun Gerekçe Bölümü Şöyledir:
“3- Anayasaya Aykırılık Gerekçesi:
Sanıklar hakkında Genelkurmay Askeri Savcılığının
4.6.2010 gün ve 2010/276-180 esas ve karar sayılı iddianamesi ile 5237
sayılı TCK.nun 204/(2) nci maddesinde düzenlenen görevi gereği düzenlemeye
yetkili olduğu resmi bir belgeyi gerçeğe aykırı olarak düzenlemek suçundan
kamu davası açılmış olup bu suçtan mahkememizde yargılamaları devam
etmektedir. Sanıklara isnat edilen suç görev suçudur.
Sanık Hv. Hâk. Alb. …’un 21 Ekim 1999 tarihinde
birinci sınıf hâkimliğe geçirilmiş olduğu, Hava Kuvvetleri Komutanlığının
25 Haziran 2010 tarihli yazısı ile 30 Haziran 2010 tarihinden itibaren
birinci sınıf askeri hâkim statüsünden çıkarılmış olduğu, sanık Hv. Hâk.
Bnb. …’in ise 30 Ağustos 2009 tarihinden geçerli olarak birinci sınıf hâkimliğe
geçirildiği ve halen bu statüsünü taşımakta olduğu Milli Savunma Bakanlığının
dava dosyasında mevcut 26 Ekim 2010 tarihli yazısıyla bildirilmiştir.
357 sayılı Askeri Hâkimler Kanununun 25 inci
maddesinin 2 nci fıkrasında “Milli Savunma Bakanınca hazırlık soruşturması
açılmasına izin verildiği takdirde düzenlenmiş olan evrak gereği yapılmak
üzere ilgilinin görevli bulunduğu yere en yakın askeri mahkemenin savcısına
gönderilir.” şeklinde düzenleme bulunması ve sanıkların suç tarihlerinde
Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığında görevli olmaları, buraya en
yakın askeri mahkemenin Genelkurmay Askeri Mahkemesi olması nedeniyle
sanıklar askeri mahkememizde yargılanmaktadırlar.
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun
“Soruşturma ve Kovuşturma” başlıklı 7 nci kısmında adli ve idari yargı
hâkim ve savcıları hakkında soruşturma ve kovuşturmanın ne şekilde
yapılacağı ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu kısmın son soruşturma
mercileri başlıklı 90 ıncı maddesinde “Haklarında son soruşturma açılmasına
karar verilenlerden; birinci sınıfa ayrılmış olanlarla ağır ceza
mahkemeleri heyetine dahil bulunan hâkim ve cumhuriyet savcılarının, son
soruşturmaları Yargıtay’ın görevli ceza dairesinde görülür. Birinci fıkra
dışındaki hâkim ve savcıların son soruşturmaları, yargı çevresi içinde
bulundukları ağır ceza mahkemesinde yapılır.”; son soruşturma merciinin
saptanması başlıklı 91 inci maddesinde ise “Bu kanun gereğince haklarında
kovuşturma yapılacak olanların, son soruşturma mercilerinin saptanmasında,
son soruşturma zamanındaki, son soruşturmadan önce görevden ayrılanların
ise ayrılma zamanındaki sıfatları esas alınır. Geçici yetkililer hakkında
soruşturma ve kovuşturma mercilerinin saptanmasında yetkili bulundukları
yerdeki sıfatları esas tutulur.” denmek suretiyle, görevden doğan veya
görev sırasındaki işledikleri suçlar nedeniyle adli ve idari yargı hâkim ve
savcılarından birinci sınıfa ayrılmış olanlarla ağır ceza mahkemeleri
heyetine dâhil bulunanların Yargıtay’ın görevli ceza dairesinde
yargılanmaları, bunun dışındaki hâkim ve savcıların ise yargı çevresi
içinde bulundukları ağır ceza mahkemelerinde yargılanmaları öngörülmüştür.
Düzenlemelerden görüleceği üzere görevden doğan
veya görev sırasında işlenen suçlarda adli ve idari yargı hâkim ve
savcılarının işledikleri suçun vasfına bakılmaksızın görev yaptıkları
mahkemeye göre daha yüksek görevli mahkemelerde yargılanmaları
öngörülmüştür.
Yine 2802 sayılı Kanunun 93 üncü maddesinde adli
yargı hâkim ve savcılarının kişisel suçları hakkında soruşturmanın
ilgilinin bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi
cumhuriyet başsavcısı tarafından yapılacağı, son soruşturmanın
(Kovuşturmanın) ise o yer ağır ceza mahkemesinde yapılacağı düzenlenmiştir.
Askeri hâkim ve savcılar hakkında soruşturma ve
kovuşturmanın ne şekilde ve nerede yapılacağı 357 sayılı Askeri Hâkimler ve
Savcılar Kanununun 2 nci kısmının “Soruşturma ve Kovuşturma” başlıklı 5
inci bölümünde düzenlenmiştir. Bölüm başlığı soruşturma ve kovuşturma
olmakla ve bölümde soruşturma ile ilgili ayrıntılı düzenleme bulunmakla
birlikte, kovuşturma ile ilgili ayrıntılı düzenleme bulunmamaktadır. 5 inci
bölümün soruşturma başlıklı 25 inci maddesinin 2 nci fıkrasında “Milli
Savunma Bakanınca hazırlık soruşturması açılmasına izin verildiği takdirde
düzenlenmiş olan evrak gereği yapılmak üzere ilgilinin görevli bulunduğu
yere en yakın askeri mahkemenin savcısına gönderilir.” şeklinde düzenleme
bulunması nedeniyle askeri hâkim ve savcılar görevlerinden dolayı veya
görevleri sırasında işledikleri suçlardan dolayı birinci sınıf olup
olmadıklarına bakılmaksızın görev yaptıkları mahkeme veya savcılığa en
yakın askeri mahkemede yargılanmaktadırlar.
357 sayılı Askeri Hâkimler ve Savcılar Kanununun
“Genel Yargıya Tabi Şahsi Suçlar” başlıklı 28 nci maddesinde ise 2802
sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 93 üncü maddesine paralel düzenleme
bulunmakta olup, bu düzenleme gereği askeri hâkim ve savcıların kişisel
suçlarından dolayı adli ve idari yargı hâkim ve savcıları gibi soruşturmalarının
ağır ceza mahkemesi savcılığınca, kovuşturmalarının ise ağır ceza
mahkemesince yapılması öngörülmüştür.
Yargı fonksiyonu Anayasanın 3 üncü kısmının 3 üncü
bölümünde Yargı başlığı altında, 138-160 ıncı maddeleri arasında
düzenlenmiştir. Mahkemelerin bağımsızlığı 138 inci maddede, hâkimlik ve
savcılık teminatı 139 uncu maddede düzenlenmiştir. “Hâkimlik ve Savcılık
Mesleğinin Özellikleri” başlıklı 140 ıncı maddenin 3 üncü fıkrasında “Hâkim
ve savcıların... haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin
cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri
suçlardan dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar
verilmesi...”nin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına
göre kanunla düzenleneceği öngörülmüştür. Anayasada hâkim ve savcılar
hakkında nerede ve nasıl soruşturma ve kovuşturma yapılacağı açıklanmamış,
bu hususun mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına uygun
olarak kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür.
Nitekim yukarıda değinildiği üzere 2802 sayılı
Hâkimler ve Savcılar Kanununda bu ilkelere uygun olarak düzenleme yapılmış
ve adli ve idari yargı hâkim ve savcılarının görev yaptıkları mahkemelere
göre daha yüksek görevli mahkemelerde yargılanmaları öngörülmüştür.
Bu bölümün 145 inci maddesinde askeri yargı
düzenlenmiştir. Anayasanın 145 inci maddesinin 3 üncü fıkrası “Askeri yargı
organlarının kuruluşu, işleyişi, askeri hâkimlerin özlük işleri, askeri
savcılık görevlerini yapan askeri hâkimlerin mahkemesinde görevli
bulundukları komutanlık ile ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik
teminatı, askerlik hizmetlerinin gereklerine göre kanunla düzenlenir.
Kanun, ayrıca askeri hâkimlerin yargı hizmeti dışındaki askeri hizmetler
yönünden askeri hizmetlerin gereklerine göre teşkilatında görevli
bulundukları komutanlık ile olan ilişkilerini de gösterir.” şeklinde iken,
bu fıkrada 5982 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu 145 inci
maddenin son fıkrası “Askeri yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askeri
hâkimlerin özlük işleri, askeri savcılık görevlerini yapan askeri
hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı
ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.” şeklinde yeniden
düzenlenmiştir. Yapılan değişiklik ile fıkranın 2 nci cümlesi tamamen
kaldırıldığı gibi, 1 inci cümledeki “Askerlik hizmetinin gereklerine”
ibaresi de kaldırılmıştır. Yapılan değişiklikten sonra askeri hâkim ve
savcıların özlük işleri ve maddede sayılan konularda yapılacak yasal
düzenlemelerde göz önüne alınacak ölçüt mahkemelerin bağımsızlığı ve
hâkimlik teminatı esaslarına uygun olmaktır. Doğal olarak yasal
düzenlemenin hukuk devleti, eşitlik ve adil yargılanma ilkelerine de uygun
olması gerekmektedir.
Bu anayasal düzenlemeler göz önüne alındığında,
askeri hâkim ve savcılar hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasına dair
kanuni düzenlemenin Anayasanın 2, 36, 138, 139, 140 ve 145 inci
maddelerinde belirtilen ilkelere uygun olması gerekmektedir.
Hukuk devleti ilkesi Anayasanın 2 nci maddesinde
düzenlenmiş olup, 10 uncu maddede ise eşitlik ilkesi düzenlenmiştir.
Anayasanın eşitlik ilkesi gereği eşitlik her bakımdan aynı hukuki durumda
olanlar arasında aranacak bir özellik olup, farklı durumdakilere farklı
kurallar uygulanması eşitliği bozmaz ise de, kişilerin farklı kurallara
tabi tutulmalarının haklı nedenlere dayanıyor olması gerekmektedir.
Kişilerin farklı kurallara tabi tutulmaları haklı nedenlere dayanmıyorsa
eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olacaktır. Anayasa Mahkemesinin kararlarında
eşitlik ilkesine aykırılığın hukuk devleti ilkesine de aykırılık
oluşturacağı kabul edilmektedir.
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama
Usulü Kanununun 6000 sayılı Kanun ile değişik 2 nci maddesinde “Askeri
mahkemeler, bu kanunda aksi yazılı olmadıkça üç askeri hâkimden kurulur.
Askeri mahkeme kurulunda bulunanların en kıdemlisi, mahkeme başkanlığı
görevini yapar.” şeklinde mahkeme kuruluşu düzenlenmiştir. Bu madde
uyarınca üç askeri hâkimin bulunması yeterli olup, askeri mahkemelerin
henüz birinci sınıfa dahi ayrılmamış üç askeri hâkimden kurulması mümkün
bulunmaktadır. Ayrıca askeri mahkemeler arasında bir derecelendirme mevcut
değildir.
Askeri mahkemeler arasında bir derecelendirme
mevcut olmadığı gibi, 353 sayılı Kanunun 202 nci maddesine 5530 sayılı
Kanun ile eklenen 2 nci fıkrası ile bu kanunda aksine hüküm bulunmayan
hallerde yapılacak itirazları en yakın askeri mahkemenin incelemesi
öngörülmüş olup, bir askeri mahkemeye en yakın askeri mahkeme o askeri mahkemenin
itiraz merciidir. Askeri savcılıkların itiraza tabi kararlarında da itiraz
mercii en yakın askeri mahkemedir. Somut yargılamada sanıklar Hava
Kuvvetleri Askeri Savcılığında görevli oldukları sırada işledikleri suçlar
nedeniyle mahkememizde yargılanmakta olup, mahkememizin kararlarına karşı
yapılacak itirazları incelemeye 353 sayılı Kanunun 202/2 nci maddesi
gereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi yetkilidir. Yine 353
sayılı Kanunun 43 üncü maddesi uyarınca reddolunan hâkimin müzakereye
katılamamasından dolayı askeri mahkemenin kurulamaması halinde yalnız bu
hususta karar verilmesi için başka bir hâkimle yeni bir kurulun kurulması,
bu yolla da mahkemenin kurulması mümkün olmazsa en yakın askeri mahkemeden
bir hâkim istenmesi öngörülmüştür. Sanıkların mahkememiz heyetinden iki
hâkimi reddetmeleri ve mahkememizdeki diğer hâkimlerle heyet
oluşturulamaması halinde 353 sayılı Kanunun 43 ncü maddesi gereğince mahkememize
en yakın mahkeme olan Hava Kuvvetleri Askeri Mahkemesinden hâkim istenmesi
durumu ortaya çıkacaktır. Mevcut durumda da başka dava dosyalarında mahkememizin
kararlarına yapılan itirazlar Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri
Mahkemesince, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinin kararlarına
karşı yapılan itirazlar ise mahkememizce karara bağlanmaktadır. 357 sayılı
Kanunun 25/2 nci maddesinde askeri hâkim ve savcıların görev yaptıkları
yere en yakın askeri mahkemede yargılanmalarının öngörülmüş olmasının usul
hukuku bakımından da bu gibi mahsurları bulunmaktadır. Uygulamada bu
mahsurlar hâkimin davadan çekilmesi gibi önlemlerle giderilmeye
çalışılmaktadır.
Ceza muhakemesi hukukunda soruşturma ve kovuşturma
mercileri, hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan kişilerin hal ve
sıfatına göre belirlenebilmektedir. Doktrinde; kişi yönünden yetki olarak
adlandırılan yetki normlarının sanıkların kişiliklerinin göz önünde
tutularak belirlenmesinden, bir başka anlatımla bazı hal ve sıfata sahip
kişilerin yargılanacağı mercilerin hal ve sıfatları göz önüne alınarak
belirlenmesinden maksat kişilerin kendilerinin korunması olmayıp, kişilerin
yerine getirdiği fonksiyonun korunmasıdır. Bu doğrultuda hâkim ve
savcıların yargılanacağı mercilerin hal ve sıfatlarına göre genel yetki
ilkelerinden farklı düzenlenmesinden amaç yargı fonksiyonunun korunması
olup, yargı fonksiyonunun özelliği göz önüne alınarak gereği gibi yerine
getirilebilmesinin sağlanmasıdır. Hâkimlere yargılanma bakımından tanınan
bu teminat, hâkimlerin kişiliğine getirilen bir koruma olmayıp, hiçbir etki
altında kalmaksızın adalet dağıtmalarının ve vatandaşların bu teminat
içinde adaletin sağlandığı inancı içerisinde yaşamalarını sağlamaya
yöneliktir.
Anayasanın 3 üncü bölümü incelendiğinde, yargı fonksiyonunun
adli, idari ve askeri yargı tarafından yerine getirilmesinin öngörüldüğü
görülmektedir. Aynı anayasal yargı fonksiyonunu yerine getiren askeri hâkim
ve savcıların da adli ve idari yargı hâkim ve savcıları ile aynı
teminatlara sahip olması gerekmektedir.
Birinci sınıfa ayrılmış adli ve idari yargı hâkim
ve savcıları ile ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil bulunanların görev
suçlarıyla ilgili Yargıtay’ın ceza dairesinde yargılanmaları öngörülmüş
iken, aynı anayasal yargı fonksiyonunu yerine getiren birinci sınıfa
ayrılmış askeri hâkim ve savcıların birinci sınıfa ayrılmamış hâkim ve
savcılardan dahi oluşması mümkün bulunan görev yaptığı mahkemenin eşiti mahkemede
yargılanmalarının, keza birinci sınıfa ayrılmamış askeri hâkimlerin de adli
ve idari yargı hâkim ve savcıları gibi görev yaptıkları mahkemeye göre daha
yüksek yetkili bir mahkemede yargılanmak yerine, görev yaptıkları
mahkemenin eşiti mahkemede yargılanmalarının yukarıda açıklanan anayasal
düzenlemeler karşısında haklı bir sebebi bulunmamaktadır.
Kişisel yetkinin kişiyi değil, kişinin yaptığı
fonksiyonu korumak amacıyla düzenlendiği, askeri hâkim ve savcıların görev
suçlarından dolayı yargılanmaları yönünden yeterli teminata sahip
olmamalarının aynı zamanda askeri yargı fonksiyonunun da yeterli derecede
korunmaması sonucunu yaratacağı göz önüne alındığında; askeri hâkim ve
savcıların yukarıda değinildiği üzere kişisel suçlarından dolayı adli ve
idari yargı hâkim ve savcıları gibi ağır ceza mahkemelerinde
yargılanmaları, soruşturmalarının ağır ceza mahkemesi savcılığınca
yapılması 2802 sayılı Kanuna paralel olarak düzenlenmiş iken, görev
suçlarına ilişkin yargılamalarda bu paralelliğin sağlanmamış olmasının da
haklı bir sebebi bulunmamaktadır.
357 sayılı Kanunun 25/2 nci maddesinin uygulanması askeri
hâkim ve savcıların görev yaptıkları mahkemeye göre daha yüksek görevli bir
mahkemede yargılanmamaları sonucunu yarattığı gibi, yukarıda açıklandığı
üzere en yakın askeri mahkemeler birbirlerinin kararlarında itiraz mercii
olmaları sebebiyle askeri hâkim ve savcıların fiilen en yakın görev
ilişkisinde bulundukları askeri mahkemede yargılanmaları sonucunu
doğurmaktadır.
Diğer taraftan bir askeri mahkemeye en yakın askeri
mahkeme, askeri mahkeme hizmet binalarının coğrafi konumlarına,
birbirlerine olan fiziki mesafelerine göre belirlenmekte olup, askeri
mahkemelerin hizmet binaları idari bir tasarrufla değiştirilebilmekte, buna
bağlı olarak da en yakın askeri mahkemeler değişebilmektedir. Bunun sonucunda
idari bir tasarrufla askeri hâkimin yargılanacağı mahkemenin değiştirilmesi
mümkün bulunmaktadır. Bu hususun da en yakın askeri mahkemede yargılanması
öngörülen askeri hâkim ve savcılar bakımından hâkimlik teminatı ve adil
yargılanma ilkesine aykırılık teşkil ettiği düşünülmektedir.
Tüm açıklanan nedenler göz önüne alındığında, 357
sayılı Askeri Hâkimler Kanununun 25 inci maddesinin 2 nci fıkrasının
Anayasanın hukuk devleti ilkesine dair 2 nci, eşitlik ilkesine dair 10
uncu, adil yargılanma ilkesine dair 36 ncı, mahkemelerin bağımsızlığına
dair 138 inci, hâkim ve savcılık teminatına dair 139 uncu ve 140 ile 145
inci maddelerine aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
Hava Eğitim Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 23 Mart
2010 gün ve 2010/209-120 esas-müteferrik karar numaralı kararıyla 357
sayılı Kanunun 25 ve 26 ncı maddelerinin Anayasanın 2, 10, 138, 139, 140 ve
145 inci maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine
başvurulduğuna, Anayasa Mahkemesinin 9.4.2010 gün ve 2010/32 esas sayılı
ilk inceleme kararıyla 357 sayılı Kanunun 25 inci maddesinin 2 nci
fıkrasının esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verildiğine işaret
olunur.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
26.10.1963 günlü, 357 sayılı Askeri Hâkimler
Kanunu’nun itiraz konusu kuralları içeren 25. ve 26. maddeleri aşağıdaki
gibidir:
“Madde 25- Soruşturma
Millî
Savunma Bakanı, soruşturma yapmaya memur edilen askeri adalet müfettişince
düzenlenen ve düşüncesini de kapsayan evrakı inceler, elde edilen sonuca
göre hazırlık soruşturması yapılması için izin verilmesi veya disiplin
cezası tayinine yahut kovuşturma yapılmasına lüzum görmezse evrakın
işlemden kaldırılmasına karar verir.
Millî Savunma Bakanınca hazırlık
soruşturması açılmasına izin verildiği takdirde düzenlenmiş olan evrak
gereği yapılmak üzere ilgilinin görevli bulunduğu yere en yakın askeri
mahkemenin savcısına gönderilir.
Bir
suçtan dolayı yapılacak ceza soruşturması disiplin cezası uygulanmasına
engel olmaz.”
“Madde
26- Soruşturma Sonucu
Askeri adalet müfettişince düzenlenen
evrak kendisine gönderilen askeri savcı, suç, Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu,
Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları hakkındaki Kanunda yazılı olsa
bile, Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu
hükümlerine göre gerekli işlemi yapar. Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu,
Yargılama Usulü ve Disiplin suç ve Cezaları hakkındaki Kanunun 2 nci
kısmında yer alan disiplin suç ve cezalarına ait hükümler askeri mahkemeler
tarafından da uygulanır.
Askeri adalet
müfettişince yapılan soruşturma hazırlık soruşturması olarak kabul
edilebilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararlarında, iptali istenilen kuralların
Anayasa’nın 2., 10., 36., 138., 139., 140. ve 145. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
A- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
gereğince, E.2010/32 sayılı dosyada 9.4.2010 gününde yapılan ilk inceleme
toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu üzerinde durulmuştur.
Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine
göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir
kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı
görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi
olduğu kanısına varırsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne
başvurmaya yetkilidir. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa
Mahkemesi’ne başvurabilmesi için, elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin
görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralın da o davada
uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak yasa kuralları, bakılmakta olan
davayı yürütmeye, uyuşmazlığı çözmeye, davayı sona erdirmeye veya kararın
dayanağını oluşturmaya yarayacak kurallardır.
Başvuran Mahkeme, 26.10.1963 günlü, 357 sayılı
Askeri Hâkimler Kanunu’nun 25. ve 26. maddelerinin iptalini istemiştir.
357 sayılı Kanunun 25. maddesinin birinci ve üçüncü
fıkraları ile 26. maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesi ve ikinci
fıkrasında, yargılama öncesi safhaya ilişkin usuller düzenlendiğinden
itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin uygulayacağı kural değildir.
26. maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi,
16.6.1964 günlü, 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü
ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkındaki Kanunun ikinci kısmında yer alan
disiplin suç ve cezalarına ilişkin hükümlerin askeri mahkemeler tarafından
da uygulanacağına ilişkindir. Bakılmakta olan davada sanığın görevi ihmal
eylemi, 477 sayılı Kanunun ikinci kısmında yer alan suç ve cezalar
kapsamında yer almadığından maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi de
davada uygulanacak kural niteliğinde değildir.
Bu nedenle,
26.10.1963 günlü, 357 sayılı Askeri
Hâkimler Kanun’un;
1- 25.
maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları ile 26. maddesinin, itiraz başvurusunda bulunan
Mahkeme’nin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu
fıkralara ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddine,
2- 25.
maddesinin ikinci fıkrasının
ise dosyada eksiklik bulunmadığından
esasının incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B- Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi hükmü gereğince, E.2010/110 sayılı dosyada 7.12.2010 gününde yapılan ilk inceleme
toplantısında;
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan,
Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi
sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz
AKINCI’nın, gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından
işin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
karar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARI
26.10.1963 günlü, 357 sayılı Askeri Hâkimler
Kanunu’nun 25. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmesi
istemiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2010/110 sayılı davanın,
aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2010/32 esas sayılı dava ile
birleştirilmesine, esasının
kapatılmasına, esas incelemenin 2010/32 esas sayılı dosya üzerinden
yürütülmesine, 7.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
1- Genel Açıklama
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama
Usulü Kanunu’nun “Askeri Hâkimler ve
Savcılar Hakkında Soruşturma” başlıklı 104. maddesinde askeri
hâkimler ile askeri savcılar veya yardımcıları hakkında özel kanuna göre
soruşturma yapılacağı belirtilmiştir.
Askeri hâkimler ve askeri savcıların soruşturma ve
kovuşturmaları, 357 sayılı Askeri Hâkimler Kanunu’nun Beşinci Bölümünde,
23. ve 29. maddeler arasında düzenlenmiş, 24., 25., 26., 27. ve 28.
maddelerde “mahkeme” ve “dava” kavramlarına yer verilmiştir. Kanun’da,
askeri hâkimler ve savcıların geçirdikleri soruşturmalar sonucunda
yargılanmalarına karar verilmesi halinde, davanın hangi mahkemede
görüleceği üzerine özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Davanın görüleceği
mahkeme, 25. maddenin itiraz başvurusuna konu olan ikinci fıkrasındaki
düzenlemeden anlaşılmakta; Millî Savunma Bakanınca hazırlık soruşturması
açılmasına izin verildiği takdirde düzenlenmiş olan evrakın, gereği
yapılmak üzere ilgilinin görevli
bulunduğu yere en yakın askeri mahkemenin savcısına gönderilmesi,
soruşturmayı yapacak olan savcıyla birlikte, davanın görüleceği mahkemeyi
de göstermektedir.
Askeri ceza yargısı, adli yargı gibi, iki
derecelidir. Bu yargı kolunun ilk derece mahkemeleri, askeri mahkemeler ve
disiplin mahkemeleri, üst mahkemesi ise Askeri Yargıtay’dır. Askeri yargı,
Anayasa’nın 145. maddesinde, askeri mahkemelerin kuruluşu da 353 sayılı
Kanun’da düzenlenmiştir.
353 sayılı Kanun’un 6. maddesine göre, teşkilatında
askeri mahkeme kurulan her kıta komutanı veya askeri kurum amirinin
refakatinde bir askeri savcı ile yeteri kadar askeri savcı yardımcı olarak
bulunur. Askeri savcının yetkisi,
353 sayılı Kanuna göre, teşkilatında bulunduğu askeri mahkemenin yetkisi
ile sınırlı olduğundan, askeri savcının bu askeri mahkemenin dışında bir
askeri mahkemeye dava açması mümkün değildir. İtiraz başvurusuna konu
edilen 25. madde kapsamındaki görev suçlarında, yetkili ve görevli mahkeme,
hakkında soruşturma açılan askeri hâkim ve savcının görevli bulunduğu yere
en yakın askeri mahkemedir.
Adli ve idari yargıda görev yapan hâkim ve savcıların
görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlar nedeniyle
haklarında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda, hâkimin ilk derece
mahkemesi hâkimi veya yüksek mahkemede görev yapmasına göre farklı muhakeme
usulü kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi hâkimleri bakımından 2802
sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu hükümleri, yüksek mahkemelerde görev
yapan hâkimler bakımından ise kendi özel kanunlarında yer alan soruşturma
ve kovuşturma usulleri geçerli olmaktadır.
2802 sayılı Kanunda, adli ve idari yargı hâkim ve
savcılarının görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri
suçlar nedeniyle son soruşturma mercilerinin belirlenmesinde, son
soruşturma kararının verildiği tarihteki “meslek sınıfları” ve “görev
sıfatları” esas alınmıştır. Buna göre; “birinci sınıfa ayrılmış bulunanlar”
ile “ağır ceza mahkemesi heyetine dâhil bulunanlar” bakımından Yargıtay’ın
görevli ceza dairesi, bunların dışında kalan hâkim ve savcılar bakımından
da yargı çevresi içinde bulundukları ağır ceza mahkemeleri görevlidir. Adli
ve idari yargı hâkim ve savcıları hakkında, özel bir kovuşturma usulü
belirlenmişken, askeri hâkim ve savcıların soruşturma ve kovuşturma usulünü
düzenleyen 353 sayılı Kanunun itiraz konusu kuralı nedeniyle, tüm askeri hâkim ve
savcılar, görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri
suçlardan dolayı, hiçbir ayrım ve ölçüt gözetilmeksizin, görevli
bulundukları yere en yakın ve eşit derecelerdeki askeri mahkemede
yargılanmaktadırlar. Kurala
göre, birinci sınıfa ayrılmış bir askeri hâkimin ve savcının, en yakın
askeri mahkemede birinci sınıfa ayrılmamış olan hâkimler tarafından
yargılanması mümkündür.
357 sayılı Kanun’un “Genel Yargıya Tabi Şahsi
Suçlar” başlıklı 28. maddesinde ise
askeri hâkim ve savcıların kişisel suçlarından dolayı soruşturmalarının,
adli ve idari yargı hâkim ve savcıları gibi ağır ceza mahkemesi savcılığınca,
kovuşturmalarının ise ağır ceza mahkemesince yapılması öngörülmüştür.
2- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararlarında, Anayasa’da adli ve idari yargı hâkimleri ile askeri hâkimler
arasında bir ayrım yapılmadığı, aynı anayasal yargı fonksiyonunu yerine getiren
birinci sınıfa ayrılmış askeri hâkim ve savcıların, adli ve idari yargı hâkim ve
savcılarından farklı olarak, birinci sınıfa ayrılmamış hâkimlerden oluşması
mümkün bulunan mahkemede yargılanmalarının haklı bir sebebinin bulunmadığı,
Anayasa’dan askerlik hizmetinin gerekleri sözcüklerinin
çıkarıldığı, askeri hâkim ve savcılar hakkında yapılacak yasal
düzenlemelerin, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına,
hukuk devleti, eşitlik ve adil yargılanma ilkelerine uygun olması, soruşturma
ve kovuşturma mercilerinin hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan
kişilerin hal ve sıfatına göre belirlenmesi gerektiği, askeri
hâkim ve savcıların görev suçlarından dolayı yargılanmaları yönünden
yeterli teminata sahip olmamalarının aynı zamanda askeri yargı
fonksiyonunun da yeterli derecede korunmaması sonucunu yaratacağı, askeri
hâkim ya da savcının yargılanacağı en yakın askeri mahkemenin idari bir
tasarrufla değiştirilmesinin mümkün bulunduğu, bu hususun mahkemelerin
bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve adil yargılanma ilkelerini zedeleyeceği,
bu nedenlerle itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 2., 10., 36., 138., 139.,
140. ve 145. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
357 sayılı Askeri Hâkimler Kanunu’nun itiraz konusu
kuralı içeren 25. maddesinin ikinci
fıkrasında, askeri hâkim ve savcılar hakkında Millî Savunma Bakanınca hazırlık
soruşturması açılmasına izin verildiği takdirde, düzenlenmiş olan evrakın
gereği yapılmak üzere ilgilinin görevli bulunduğu yere en yakın askeri
mahkemenin savcısına gönderileceği belirtilmek suretiyle madde kapsamındaki görev suçlarında, yetkili ve
görevli mahkeme, hakkında soruşturma açılan askeri hâkim ve savcının
görevli bulunduğu yere en yakın askeri mahkeme olarak öngörülmüştür.
Anayasa’nın, 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin
“demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti” olduğu, “Yargı yetkisi”
başlıklı 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Ulusu adına bağımsız
mahkemelerce kullanılacağı belirtilmiş, 36. ve 37. maddelerinde de “hak
arama hürriyeti” ve “kanunî hâkim güvencesi” hakların korunmasıyla ilgili
hükümler arasında sayılmıştır.
Anayasa’nın 138. maddesinde “Mahkemelerin
bağımsızlığı”, 139. maddesinde “Hâkimlik ve savcılık teminatı” ilkeleri yer
almış; 140. maddesinin ikinci fıkrasında, hâkimlerin görevlerini,
mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre yerine
getirecekleri, üçüncü fıkrasında, hâkim ve savcıların haklarında görevleriyle
ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlardan dolayı soruşturma
yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesinin mahkemelerin bağımsızlığı
ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği, 145. maddesinin
dördüncü fıkrasında ise, askeri yargı organlarının kuruluşu, işleyişi,
askeri hâkimlerin özlük işleri askeri savcılık görevlerini yapan askeri
hâkimlerin mahkemesinde görevli bulundukları komutanlık ile ilişkilerinin,
mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla
düzenleneceği belirtilmiştir.
Hukuk devleti ilkesinin temel bileşenlerinden olan
yargı bağımsızlığı, insan haklarının ve özgürlüklerinin başlıca ve en etkin
güvencesidir. Mahkemelerin bağımsızlığı, genellikle hâkimlerin bağımsızlığı
kavramı ile eş anlamlı olarak kullanılmakta ve biri diğerinin nedeni ve
doğal sonucu olarak anlaşılmaktadır. Hâkimlerin görevlerine ilişkin
bağımsızlığı, onlara tanınan bir ayrıcalık olmayıp, bunun amacı adaletin
dolaylı dolaysız her türlü etki, baskı, yönlendirme ve kuşkudan uzak
dağıtılacağı yolundaki güven ve inancı yerleştirmektir. Yargının bir
karakteri olan bağımsızlık, hâkimin, çekinmeden ve endişe duymadan,
Anayasa’nın öngördüğü gereklerden başka herhangi bir dış etki altında
kalmadan, yansız tutumla, özgürce karar verebilmesidir. Hâkim
bağımsızlığının yalnız yürütme organına karşı değil, demokratik bir
toplumda, devlet yapısı içinde tüm kurum ve kuruluşlar ile kişilere karşı
da düşünüp sağlanması gerekir.
Yargının bağımsızlığı konusunda düzenlemeler
yapılırken, hâkimlerin yargı içi ve dışı her türlü etki ve kuşkudan uzak
karar vermeleri koşullarının hazırlanması kadar, tarafların ve toplumun
yargıya olan güveninin sağlanmasına da özen gösterilmelidir. Hâkimler,
hâkimliğin gerektirdiği her türlü yüksek nitelikleri taşısalar bile kamu
vicdanında tarafsızlıkları konusunda kuşku uyandıracak düzenlemelerden
kaçınılmalıdır. Herhangi bir baskının, etkinin yapılması kadar yapılabilme
olasılığı da yargı bağımsızlığını zedeler. Hâkimlerin bağımsızlığı, onların
kararlarını verirken özgür olmaları, her türlü kaygıdan, maddî ve manevî
baskı ve etkiden uzak bulunmaları ile mümkündür. Hak aranılan mahkemenin
“bağımsızlığı ve tarafsızlığı” adil yargılanmanın koşulları arasındadır.
Başka herhangi bir kişi, kurum veya organdan emir almamak, yasamanın,
yürütmenin ve diğer dış etkilerin etki alanının dışında olmak, baskı
altında olmamak şeklinde tanımlanan bağımsızlık, tarafların etki alanının
dışında kalmayı, dava taraflarına karşı bağımsızlığı da kapsamaktadır.
Anayasa’da öngörülen yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatının, askeri
yargı için de geçerli olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
357 sayılı Kanun’un 25. maddenin ikinci fıkrasında
yapılan düzenlemeye göre soruşturmayı yürüten askeri savcının, soruşturma
sonunda yetkisizlik ve görevsizlik kararı vermediği takdirde, teşkilatında
bulunduğu askeri mahkemede dava açma zorunluluğu göz önünde
bulundurulduğunda, yargılamanın da bu mahkemede yapılması gerekeceği
açıktır. Yasayla kurulmuş mahkeme, kuruluş, yetki, yargılama yöntemleri
gibi konuların “yargılamadan önce” yasayla düzenleme anlamına gelir.
Yasayla düzenleme ise “belirliliği” ve “öngörülebilirliği” içerir. “En
yakın yer” sözcükleri, somut ve açık olarak, bağımsız ve tarafsız bir
mahkemeyi tanımlamamaktadır. En yakın mahkemeyi kimin nasıl belirleyeceği,
bu konuda ortaya çıkan uyuşmazlıkların nasıl çözümleneceği Yasa’da belli
değildir. Askeri hâkim ve savcıların da, adli ve idari yargıda olduğu gibi,
sınıf ve görev sıfatları dikkate alınarak yargılama yapılmaması hukuk
devleti, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkim teminatı ilkelerini ve adil
yargılanma hakkını zedeler.
Anayasayla güvence altına alınan, hâkimlerin
bağımsızlığı, hâkimlik ve savcılık güvencesi ilkeleri, demokratik hukuk
devletinin olmazsa olmazı “yargı erki”nin nüfuz ve itibarını korumayı
öngörürken, yasa koyucunun da aynı ilkelere ve korumaya uygun davranması
gerekir. Yargılanan taraf, kendisinin adil yargılanabileceği bir mahkeme
beklerken, yargılamayı yapan yargıç da hiçbir etki altında kalmadan
yargılama yapmalıdır. Hâkim
ve savcılara yargılanma bakımından tanınan teminat, onların kişiliğine
getirilen bir koruma olmayıp, hiçbir etki altında kalmaksızın adalet
dağıtmalarını ve vatandaşların bu teminat içinde adaletin dağıtıldığı
inancı içerisinde yaşamalarını sağlamaya yöneliktir. Taraflara karşı objektif davranamayan hâkim,
kararlarında da bağımsız ve tarafsız olamaz. Hâkimin, liyakat, kariyer ve
kıdemi kendisinden yüksek bir yargıç ve savcıyı yargılarken etki altında
kalmayacağı önlemler alınmalıdır. Bağımsız yargılamada ne taraflar ne de
hâkim kendisini en ufak etki altında hissetmemeli, “önyargı sahibi”
olmamalıdır. Kaldı ki, en yakın mahkemede yargılamayı yapacak hâkim ile
yargılanacak olan hâkim ya da savcı arasında, önceden kaynaklanan farklı
roller ya da ilişkilerle karşılaşılabilmesi mümkündür.
İtiraz konusu kuralda, yargılamayı yapacak hâkime,
yargılanan üst sınıftaki hâkim ya da savcının etki etmesini önleyecek
önlemler alınmadığı gibi, yargıcın, kendisinden kıdemli yargıcı
yargılarken, davaya gereken tarafsızlıkla yaklaşamayacağına dair meşru
korkuyu aşacak tarafsızlık önlemleri de alınmamıştır. Yasa koyucu, davanın
görüleceği mahkemeyi, hazırlık soruşturmasını yürütecek savcıyla bağlantılı
olarak gösterirken, yargılanacak olan hâkim ya da savcının, sınıf ve görev sıfatıyla
bağlantılı statüsünü göz önünde bulundurarak özel bir düzenleme de
yapmamıştır.
Öte yandan, Anayasa’nın
36. maddesindeki “Hak arama hürriyeti”, sadece mahkemelere başvurma
hakkından ibaret olmayıp “adil yargılanma hakkını” da kapsamaktadır. Mahkemelerin
ve hâkimlerin bağımsızlığı, adil yargılanmanın en temel unsurudur. Avrupa
İnsan Hakları Sözleşme’nin 6. maddesinin birinci fıkrasında da, adil
yargılanma hakkı tanımlanmış ve herkesin, “yasal, bağımsız ve tarafsız bir
mahkeme” tarafından yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Hâkimin
tarafsızlığı yeterli değildir. Aynı zamanda tarafsızlığından kuşku da
duyulmamalıdır.
Anayasa’nın 36. maddesinin ve Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin 6. maddesinin koruması altında olan, içerik olarak adil bir
karar verilip verilmediğiyle birlikte, adil bir karar verilebilmesi için
gerekli koşulların sağlanıp sağlanmadığıdır. Yargının hiyerarşik
organizasyonu, kıdem, sınıf veya derece farkları hiçbir biçimde yargıcın
etki altında kalmadan, özgürce karar vermesine yönelik bir müdahaleye
dönüşmemelidir. İtiraz konusu kuralda, sadece “en yakın askeri mahkeme”
sözcüklerinin kullanılmasıyla davanın görüleceği mahkeme belirlenerek, yargılanacak hâkim ve savcı ile
yargılamayı yapacak hâkim yönlerinden adil yargılanma hakkı
korunmamıştır.
Ayrıca, mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsızlığı
ilkesi, adli, idari ve askeri, hiçbir ayrım gözetilmeksizin tüm mahkemeler
ve hâkimler için söz konusudur. Nitekim Anayasa’nın 145. maddesinden,
bağımsızlığı zayıflatan “askerlik hizmetlerinin gerekleri” sözcükleri
çıkarılmak suretiyle bu durum netleştirilmiştir. Bağımsız mahkemelerde adil
yargılanma bakımından, tüm hâkim ve savcılar aynı durumdadır. Aynı anayasal yargı fonksiyonunu yerine getiren
askeri hâkim ve savcıların da adli ve idari yargı hâkim ve savcıları ile
aynı teminatlara sahip olması gerekmektedir. Hâkim ve savcıların, görevleriyle ilgili veya
görevleri sırasında işledikleri suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma
usulü, yargı erkinin niteliği ve bu görevin yerine getirilmesinden beklenen
kamu yararı nedeniyle diğer kamu görevlilerinden farklı olmakla birlikte,
bu farklılığın, adli, idari veya askeri yargı alanlarında görev yapan hâkim
ve savcıların kendi aralarında bulunması Anayasa’nın 10. maddesiyle de
bağdaşmaz.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural,
Anayasa’nın 2., 10., 36., 138., 139., 140. ve 145. maddelerine aykırıdır.
İptali gerekir.
VII- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE
GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasında “Kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî
Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa
Mahkemesi İptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca
kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden
başlayarak bir yılı geçemez” denilmekte, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulü Hakkında Kanun’un 66. maddesinin üçüncü fıkrasında da bu
kural tekrarlanmaktadır.
357 sayılı
Kanun’un itiraz konusu 25. maddesinin ikinci fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal
boşluk nedeniyle yeni yasal düzenleme yapılması amacıyla, Anayasa’nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası
gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından
başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VIII- SONUÇ
1- 26.10.1963 günlü, 357 sayılı
Askeri Hâkimler Kanunu’nun 25. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE,
2- 357 sayılı Kanun’un 25.
maddesinin ikinci fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası
gereğince İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN
RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA
YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
16.6.2011
gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
|
|
|
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
|
|
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
|
|
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
|