|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2007/23
Karar Sayısı: 2011/64
Karar Günü: 14.4.2011
İPTAL DAVASINI AÇANLAR :
1- Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER (E. 2007/18)
2- Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri Ali TOPUZ
ve Kemal KILIÇDAROĞLU ile birlikte 117 Milletvekili (E. 2007/23)
İPTAL DAVASININ KONUSU : 31.1.2007 günlü, 5578 sayılı Toprak Koruma ve
Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un;
1- 4. maddesiyle 3.7.2005 günlü, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi
Kullanımı Kanunu’nun 17. maddesinin ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere
eklenen üçüncü fıkrasının, birinci cümlesinde yer alan “...gibi...” sözcüğü ile beşinci cümlesinin,
2- 6. maddesiyle 5403 sayılı Yasa’ya eklenen geçici 3. maddesinin,
Anayasa’nın Başlangıç kısmının dördüncü paragrafı
ile 2., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11. ve 138. maddelerine aykırılığı savıyla
iptallerine ve 6. maddesiyle 5403 sayılı Yasa’ya eklenen geçici 3. maddenin
yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN
GEREKÇELERİ
A- Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER tarafından
verilen 9.2.2007 günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“III- İPTAL İSTEMİNİN
GEREKÇESİ:
31.01.2007 günlü, 5578 sayılı Yasa’nın 6.
maddesiyle, 03.07.2005 günlü, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Yasası’na eklenen geçici 3. maddede,
“11/10/2004 tarihinden önce, gerekli izinler
alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış bulunan arazilerin istenilen
amaçla kullanımı için, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl
içerisinde Bakanlığa başvurulması, hazırlanacak toprak koruma projesine
uyulması ve tarım dışı kullanılan tarım arazilerinin her metre karesi için
beş Yeni Türk Lirası ödenmesi şartıyla izin verilir.
Söz konusu arazi ve tesislerin istenilen amaçla
kullanımı için çeşitli kurumlardan alınması gerekli ruhsat, izin gibi
işlemler, Bakanlığa başvuru tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde
tamamlanıncaya kadar başvuru sahipleri faaliyetlerine devam ederler. Bu
süreler içerisinde gerekli izinleri alamayanların üretim faaliyetleri
ilgili idarelerce durdurulur.
Tarım arazisi vasfından çıkarılan araziler, ilgili
kuruluşlarca başvuru sahibinin isteği doğrultusunda vasfını değiştirir”,
düzenlemesine yer verilmiştir.
Geçici maddenin,
- Birinci fıkrasında, 11.10.2004 gününden önce,
gerekli izinler alınmadan tarım dışı amaçla kullanıma açılan arazilerin,
istenilen amaçla kullanılması için gerekli düzenleme yapılmakta,
- İkinci fıkrasında, söz konusu arazi ve tesislerin
2 yıl süresince, ruhsat ve izin alınmadan istenilen amaçla kullanılmasının
sürdürülmesine olanak sağlanmakta, gerekli ruhsat ve izinlerin alınması
için 2 yıl süre tanınmakta, bu süre içinde gerekli izni alamayanların
üretim etkinliklerinin durdurulacağı belirtilmekte,
- Üçüncü fıkrasında da, tarım arazisi vasfından
çıkarılan arazilerin, ilgili kuruluşlarca başvuru sahibinin isteği
doğrultusunda vasfını değiştireceği vurgulanmaktadır.
Geçici maddeyle, özellikle bir yabancı şirket ya da
varsa belirli şirketlere ilişkin, tarım arazilerinde kurulu kimi sanayi
tesislerine, izin, onay ve ruhsatlarının yargı kararıyla iptal edilip
edilmediğine bakılmaksızın üretim etkinliklerini sürdürme olanağı
getirilmektedir.
Böylece, izin, onay ya da ruhsatı yargı kararı ile
iptal edilerek hukuksal dayanaktan yoksun kalan sanayi tesislerine yasal
geçerlilik tanınıp yargı kararları etkisiz kılınmaktadır.
Örneğin Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin
geçirdiği hukuksal süreç ve sonrasında gelişen olaylar, geçici 3. maddenin
5578 sayılı Yasa’ya neden konulduğunu açıklamaktadır.
Bursa, Orhangazi’deki 19.12.1990 gününde onaylanan
İznik Gölü Çevre Düzeni İmar Planı’nda, “tarımsal niteliği korunacak
alan-sulama alanı” ve “uzun mesafeli koruma alanı”ndaki taşınmazların,
tarımsal amaçlı “nişasta fabrikası alanı”na dönüştürülmesine ilişkin
değişiklik Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca 14.08.1998 günü onaylanmıştır.
Bu işlem, Danıştay 6. Dairesi’nin 26.11.2002 günlü,
2002/5652 sayılı kararıyla iptal edilmiş; bu karar, Danıştay İdari Dava
Daireleri Genel Kurulu’nun 11.03.2004 günlü kararıyla onanmıştır.
Öte yandan,
- Sözü edilen alanda Cargill Firması’nca nişasta
fabrikası kurulmasına olanak tanıyan mevzii imar planı değişikliğine
ilişkin Valilik işlemi, bu işlemin dayanağını oluşturan Başbakanlık Yüksek
Planlama Kurulu’nun 09.12.1997 günlü kararı ve bu işlem ve karara dayalı
olarak verilen yapı ruhsatı Bursa 2. İdare Mahkemesi’nin 08.11.2004 günlü,
E.2004/990, K.2004/1560 sayılı kararıyla,
- Aynı alanın bir başka parselinde yine aynı
Firma’nın nişasta fabrikası kurmasına olanak sağlayan mevzii imar planı
değişikliğinin onaylanmasına ilişkin 28.12.1999 günlü Bursa İl İdare Kurulu
kararı ile bu plan değişikliğine dayanılarak verilen 25.02.2000 günlü yapı
ruhsatı, Bursa 2. İdare Mahkemesi’nin 08.11.2004 günlü, E.2004/1127,
K.2004/1561 sayılı kararıyla,
- Aynı Firma’ya ilişkin mısır işleme tesisine bir
yıl süre ile deşarj ve emisyon izin belgeleri verilmesine ilişkin İl
Mahalli Çevre Kurulu’nun 10.08.2000 günlü kararı, Bursa 2. İdare
Mahkemesi’nin 30.11.2004 günlü, E.2004/1105, K.2004/1633 sayılı kararıyla,
iptal edilmiştir. Temyiz edilen bu kararların
Danıştay’daki incelemesi sürmektedir. Kararların yürütülmesinin
durdurulması istemleri ise, Danıştay 6. Dairesi’nce reddedilmiştir.
Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin tarımsal
sanayi amaçlı nişasta fabrikası, kurulduğu dönemde yürürlükte olan imar
planı değişikliklerine dayanılarak alınan izinlerle etkinliğe başlamıştır.
Ne var ki, Firma’ya bu olanağı sağlayan imar planı
değişiklikleri, ruhsat ve izinler idari yargı yerince iptal edildiğinden,
Firma’nın etkinliğinin hukuksal dayanağı kalmamış, bu yargı kararları
karşısında Firma’nın etkinliklerinin durdurulması hukuksal zorunluluk
durumuna gelmiştir.
Buna karşın, anılan iptal kararlarından sonra, adı
geçen Firma’ya ilişkin mısır işleme tesislerinin bulunduğu alan, bu kez
Bakanlar Kurulu’nun 05.05.2005 günlü, 2005/8944 sayılı kararıyla “Özel
Endüstri Bölgesi” ilan edilerek Firma’nın etkinliğinin sürdürmesi
sağlanmıştır. Bakanlar Kurulu’nun bu kararının da, Danıştay Onuncu
Dairesi’nin 08.02.2006 günlü, E.2005/6613 sayılı kararı ile yürütülmesi
durdurulmuş; yapılan itiraz Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun
23.06.2006 günlü kararıyla reddedilmiştir.
5578 sayılı Yasa’nın 6. maddesi ile getirilen
geçici 3. madde, yukarıda açıklanan yargı kararlarını etkisiz kılarak,
Yasa’da adı açıkça anılmasa da Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin ve
varsa benzeri durumda olan firmaların etkinliklerine hukuksal dayanak
oluşturmak amacıyla çıkarılmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin,
Başlangıç bölümünde belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve
sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir.
Hukuk devleti, tüm etkinliklerinde hukuka ve
Anayasa’ya uyan devlettir. Anayasa’nın egemenliği ve bağlayıcılığı yanında
yasakoyucunun uymak zorunda bulunduğu ilkeler ve evrensel hukuk kuralları
vardır.
Evrensel hukuk ilkelerine göre, yasaların genel,
soyut ve nesnel olması, kişiye özgü olmaması gerekmektedir. Yasaların bu
öğelere uygun çıkarılması hukuk devleti olabilmenin koşullarındandır.
Ayrıca, yasaların kamu yararı amacıyla çıkarılması da hukukun bilinen genel
ilkesi gereğidir.
Anayasa Mahkemesi’nin çeşitli kararlarında da
vurgulandığı gibi, yasaların genelliği ilkesi, özel, güncel ve geçici bir
durumu gözetmeyen, belli bir kişiyi hedef almayan, aynı statüdeki herkesi
kapsayan kuralların getirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Özellikle bir yabancı şirketin ya da varsa belirli
şirketlerin tarım arazilerinde kurulu sanayi tesislerinin sorununu çözmek
amacı taşıyan geçici 3. maddedeki düzenleme, yasaların genel, soyut ve
nesnel olmasını gerektiren evrensel hukuk kurallarıyla ve Anayasa’nın hukuk
devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Ayrıca, Anayasa’nın,
- 11. maddesinde, Anayasa’nın yasama, yürütme ve
yargı organlarını, yönetimi, diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk
kuralları olduğu vurgulanmış,
- 138. maddesinde de, yasama ve yürütme organları
ile yönetimin, yargı kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organlar ile
yönetimin, yargı kararlarını hiçbir biçimde değiştiremeyeceği, bunların
yerine getirilmesini geciktiremeyeceği kurala bağlanmıştır.
Bu kurallar, Anayasa’da hukuk devleti niteliğinin
gereği olan hukukun üstünlüğü ilkesinin benimsendiğini, Anayasa’nın ve
yargı kararlarının bağlayıcılığının koruma altına alındığını
göstermektedir.
Özellikle bir yabancı şirkete ya da belirli
şirketlere ilişkin, izin ya da ruhsatı hukuka aykırı bulunarak yargı kararı
ile iptal edilen tarım arazilerinde kurulu sanayi tesislerinin üretim
etkinliklerini sürdürmelerine olanak sağlayan yasa kuralının, hukuk
devleti, Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü, yargı kararlarının
bağlayıcılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı sonucuna varılmaktadır.
Öte yandan, geçici 3. maddede yapılan düzenlemeyle,
hukuka aykırı bir etkinliğin 3 yıl süreyle koruma altına alınarak
sürdürülmesi sağlanmaktadır.
Oysa, yasalara, ulusal çıkarlara ve kamu yararına
aykırı olduğu yargı kararlarıyla hükme bağlanmış, hukuka aykırı bir
etkinliğin, ilgili kamu yönetimlerince hiç geciktirilmeden durdurulması
hukuk devleti ilkesi ile Anayasa’nın 11. ve 138. maddeleri uyarınca
zorunludur.
Ayrıca, Anayasa’nın 10. maddesinde, herkesin,
ayırım gözetilmeksizin yasa önünde eşit olduğu, hiçbir kişi, aile, zümre ya
da sınıfa ayrıcalık tanınamayacağı, Devlet organları ve yönetimin tüm
işlemlerinde yasa önünde eşitlik ilkesine uygun davranmak zorunda bulunduğu
belirtilmiştir.
Geçici 3. madde kuralıyla, bir yabancı şirket ya da
belirli şirketlerin hukuka aykırı durumları ve etkinlikleri Yasa’nın
güvencesi ve koruması altına alınmış olmaktadır ki, böyle bir düzenlemenin
“ayrıcalık” tanıma niteliği taşıdığı ve Anayasa’nın 10. maddesine de aykırı
düştüğü kuşkusuzdur.
V- SONUÇ:
1- Yukarıda açıklanan gerekçelerle, 31.01.2007 günlü,
5578 sayılı Yasa’nın 6. maddesiyle, 03.07.2005 günlü, 5403 sayılı Toprak
Koruma ve Arazi Kullanımı Yasası’na eklenen geçici 3. maddenin, Anayasa’ya
aykırılığı nedeniyle iptaline,
2- Uygulanması durumunda doğacak giderilmesi güç ya
da olanaksız hukuksal sonuçlar gözönünde bulundurularak, söz konusu geçici
3. maddenin yürürlüğünün durdurulmasına,
karar verilmesini arzederim.”
B- Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Ali TOPUZ
ve Kemal KILIÇDAROĞLU ile birlikte 117 milletvekili tarafından verilen
2.3.2007 günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir :
“III. GEREKÇE
a) 31.01.2007
tarih ve 5578 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun 4 üncü Maddesinin, 5403 sayılı Toprak Koruma ve
Arazi Kullanımı Kanununun 17 nci Maddesine, İkinci fıkradan sonra gelmek
üzere eklediği Üçüncü Fıkranın Birinci Cümlesindeki “gibi” sözcüğü ile
Beşinci Cümlesinin
Türkiye Cumhuriyeti, Anayasamızın 2 nci maddesinde
ifade edildiği gibi bir hukuk devletidir.
Hukuk devleti, eylem ve işlemlerinde Anayasaya,
evrensel temel hukuk ilkelerine uygunluğu esas alan yönetim biçimini
tanımlayan bir kavramdır.
“Hukuk devleti”nin sağlamakla yükümlü olduğu
hususların başında hukuki güvenlik gelir. Hukuki güvenliğin
gerçekleştirilmesinde temel unsurlardan birisi de hukuki belirliliktir.
Hukuki belirliliği sağlamak üzere gözetilmesi
gereken en önemli husus, yasalardaki kuralların kuşku ve farklı yorumlara
yol açmayacak bir açıklık ve kesinlikle ifade edilmesidir.
Söz konusu birinci cümledeki iptali istenen “gibi”
sözcüğü ise özel arazi toplulaştırması ve/veya tarla içi geliştirme hizmeti
yapmak üzere yasada sıralananlar dışındaki tüzelkişiliklerin de istemde
bulunabilmesine imkan tanımakta; bu kişilerin kimler olabileceği sorusuna
yanıt getirebilecek belirlemenin açık ve kesin bir şekilde ortaya konulmasına
ise olanak vermemektedir.
Kuralı açıklıktan uzaklaştıran, bu nedenle keyfi
uygulamalara da yol açabilecek olan böyle bir düzenlemenin hukuki
belirliliği ortadan kaldıracağı; hukuki güvenliği tehlikeye sokacağı ve bu
nedenlerle de hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği ortada olduğundan
Anayasanın 2 nci maddesi ile çelişen “gibi” sözcüğünün iptal edilmesi
gerekmektedir.
Söz konusu üçüncü fıkranın beşinci cümlesinde ise,
belirtilen konularda usûl ve esas belirleme yetkisi ilgili idareye
bırakılmıştır. Yasada uygulanacak usûl ve esaslarla ilgili asli
düzenlemeler yapılmadığı için, bu konuda idareye bırakılan yetkinin, asli
düzenleme yetkisi olduğu görülmektedir.
Halbuki Anayasamıza göre, Anayasada gösterilen
ayrık haller dışında yürütmenin-idarenin asli düzenleme yetkisi yoktur.
İdare ancak asli düzenlemenin yasada yapıldığı bir alanda ikincil düzenleme
yetkisi kullanabilir.
Asli düzenleme yetkisinin idareye bırakılmasının
ise, Anayasanın 7 ve 8 inci maddelerine aykırı bir yetki devri niteliği
taşıyacağında ve bunun kökenini Anayasadan almadığı için Anayasanın 6 ncı
maddesi ile de bağdaşmayacağında kuşku yoktur.
Bu nedenle Anayasanın 6, 7
ve 8 inci maddelerine aykırı düşen söz konusu beşinci cümlenin iptal edilmesi
gerekmektedir.
b) 31.1.2007
tarih ve 5578 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun 6 ncı Maddesi ile 5403 sayılı Toprak Koruma ve
Arazi Kullanımı Kanununa eklenen Geçici Madde 3’ün Anayasa’ya Aykırılığı
31.1.2007 tarih ve 5578 sayılı Kanunun 6 ncı
maddesiyle 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa eklenen
Geçici Madde 3’ün birinci fıkrasına göre; 11.10.2004 gününden önce, gerekli
izinler alınmadan tarım dışı amaçla kullanıma açılan arazilerin, istenilen
amaçla kullanılmasına izin verilmesinin ilk şartı, “bu Kanunun yayımı
tarihinden itibaren bir yıl içerisinde Bakanlığa başvurulması” dır.
Bu maddenin ikinci
fıkrasında ise, söz konusu arazi ve tesislerin istenilen amaçla kullanımı
için çeşitli kurumlardan alınması gerekli ruhsat, izin gibi işlemler için
de, Bakanlığa başvuru tarihinden itibaren 2 yıl süre tanınmıştır.
Görüleceği üzere iptali istenen kuralla, 11.10.2004
tarihinden önce gerekli izni almadan tarım arazilerini tarım dışı kullanıma
açan özellikle bir yabancı şirket ya da varsa belirli şirketlere ilişkin,
tarım arazilerinde kurulu kimi sanayi tesislerine, izin, onay ve
ruhsatlarının yargı kararıyla iptal edilip edilmediğine bakılmaksızın
üretim etkinliklerini 5578 sayılı Kanunun yayımı tarihinden itibaren toplam
3 yıl sürdürme olanağı getirilmiştir.
Böylece, izin, onay ya da ruhsatı yargı kararı ile
iptal edilerek hukuksal dayanaktan yoksun kalan sanayi tesislerine yasal
geçerlilik tanınıp yargı kararları etkisiz kılınmaktadır.
Yaşanan birtakım olaylar incelendiğinde iptali
istenen kuralla yapılan düzenlemenin gerçek amacının; yargı kararını
etkisiz kılmak olduğu, “yasaların genelliği” ilkesine aykırı olarak belli
bir firmayı (Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş’ni) hedef alıp, kamu yararı
yerine bu firmanın çıkarlarını gözettiği ve dolayısıyla Anayasa’nın 2 nci
maddesinde belirtilen “hukuk devleti” ilkesiyle bağdaşmadığı görülmektedir.
Bursa ili, Orhangazi ilçesi, Gemiç Köyü, Karapınar
Mevkiinde yer alan mülkiyeti Cargill
Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş’ne ait, üzerinde mısır işleme tesislerinin
bulunduğu toplam 212.240
m2 büyüklüğündeki alan, 1/100.000 ölçekli Çevre
Düzeni Planında “Tarımsal Niteliği Korunacak Alan” olarak belirlenmiştir.
Bu Plana dayalı olarak yapılan Bursa,Orhangazi,Gemiç, Gürle H.22-61
paftadaki 6 parselden oluşan ve 19.12.1990 onay tarihli 1/25.000 ölçekli
İznik Gölü Çevre Düzeni Planında da, “tarımsal niteliği korunacak
alan-sulama alanı ve uzun mesafeli koruma alanı”nda kalan taşınmazın
“tarımsal sanayi amaçlı Nişaşta Fabrikası alanı”na dönüştürülmesi için
1/25.000 ölçekli İznik Gölü Çevre Düzeni Planında değişiklik yapılmasına
ilişkin 14.8.1998 günlü Bayındırlık ve İskan Bakanlığı işleminin iptali
için açılan davada, Danıştay 6.Dairesince verilen 7.11.2000 gün ve E.1998/6071,
K.2000/5507 sayılı kararın davanın esastan reddine ilişkin kısmı, Danıştay
İdari dava daireleri Genel Kurulunun 14.9.2001 gün ve E.2001/267,
K.2001/627 sayılı kararıyla bozulmuş ve bu kararın düzeltilmesi istemi de.
Danıştay İdari dava daireleri Genel Kurulunun 26.11.2002 günlü,
E.2002/4839, K.2002/5652 sayılı kararıyla (Ek.1) reddedilmiştir. Bunun
üzerine Danıştay 6. Dairesinin bozma kararı doğrultusunda verdiği
26.11.2002 gün ve E.2002/4839, K.2002/5652 sayılı kararıyla (Ek.2) söz
konusu plan değişikliği işlemi iptal edilmiştir.
Bursa ili, Orhangazi ilçesi Gemiç ve Gürle köyleri
mevkiinde yer alan 1310, 1318 parselleri kapsayan 194.072 m2’lik alanda
CARGİLL Firmasının nişaşta fabrikası kurmasına imkan veren Başbakanlık
Yüksek Planlama Kurulu’nun 9.12.1997
gün ve 97/T-89 sayılı kararı ve 1/1000 ölçekli mevzi imar planı yapılmasına
ilişkin Bursa Valiliği İl İdare Kurulunun 30.4.1998 günlü 1998/4.118 sayılı
işlemi ile söz konusu yerde nişaşta fabrikası yapımı için verilen 17.6.1998
gün ve 12/79 sayılı inşaat ruhsatı ise, Bursa 2. İdare Mahkemesinin
8.11.2004 günlü, E.2004/990, K.2004/1560 sayılı kararıyla iptal edilmiştir
(Ek.3).
Yine önceki 1310 - 1318 sayılı parselleri, yeni
1634 parsel sayılı taşınmazda Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından
nişansa fabrikası kurulmasına imkan veren 1/1000 ölçekli mevzi imar
planının onanmasına ilişkin Bursa Valiliği İl İdare Kurulunun 28.12.1999
günlü, 1999/4.371 sayılı işlemi ile söz konusu yerde nişaşta fabrikası
yapımı için verilen 25.2.2000 gün ve 16/06 sayılı inşaat ruhsatı da, Bursa
2. İdare Mahkemesinin 8.11.2004 günlü, E.2004/1127, K.2004/1561 sayılı
kararıyla iptal edilmiştir. (Ek.4)
İdari Yargının bu kararlarından sonra söz konusu
alan, Endüstri Bölgesi Koordinasyon Kurulu kararı ve Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı işlemine dayanılarak 4737 sayılı Özel Endüstri Bölgeleri Kanununa
22.6.2004 tarih ve 5195 sayılı Kanunun 8 nci maddesiyle eklenen geçici 2
nci maddesi uyarınca 5.7.2005
tarihli ve 25866 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5.5.2005 tarihli ve
2005/8944 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile “Özel Endüstri Bölgesi” olarak
ilan edilmiştir (Ek.5). Buna dayalı olarak Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret
A.Ş’nin başvurusu üzerine bölgeye ilişkin olarak hazırlanan ve Gemlik
Belediye Meclisinin 8.8.2005 günlü ve 2005/M-178 sayılı kararıyla kabul
edilen 1/1000 ölçekli mevzi imar planı, Bursa Büyükşehir Belediye
Meclisinin 10,10.2005 günlü, 540 sayılı kararıyla plan notlarının 14.
maddesinin değiştirilmesi suretiyle tasdik edilmiş ve 11.10.2005 - 10.11.2005 tarihleri arasında ilan
edilerek kesinleşmiştir. Kesinleşen bu plana göre de, Tarımsal Niteliği
Korunacak Alan iken yukarıda açıklanan Bakanlar Kurulu Kararıyla Özel
Endüstri Bölgesi ilan edilen alan içindeki taşınmazlar üzerine Cargill
Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş adına özel endüstri bölgesi kullanım amaçlı
15.2. 2006 günlü ve 2006-02 sayılı yapı ruhsatı düzenlenmiştir.
Danıştay 10. Dairesinin 8.2.2006 günlü ve
E.2005/6613 sayılı kararı ile; Bursa İli, Orhangazi İlçesi, Gemiç Köyü,
Karapınar Mevkiinde H22.b.06.c.2.A ve H22.b.06.b.3. D pafta 1634 parsel,
H22.b.06.c.B pafta 36 parsel ile H22.b.06.b pafta 1311, 1312, 1313, 1317
parsellerde yer alan Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye ait mısır
işleme tesislerinin bulunduğu toplam 212.240 m2
büyüklüğündeki alanın <<Özel Endüstri Bölgesi>> olarak ilan
edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararının yürütülmesinin durdurulmasına
karar verilmiş (Ek.6) ve bu karara karşı yapılan itiraz da, Danıştay İdari
Dava Daireleri Kurulunun 23.6.2006 günlü ve E.2006/447 sayılı kararı ile
reddedilmiştir. (Ek.7)
Öte yandan, Danıştay 6. Dairesinin 14.06.2006 gün
ve E.2006/2467 sayılı kararıyla (Ek.8) Bursa, Gemlik, Gemiç Köyü, H22-B06c
pafta, 1660 sayılı parselin bulunduğu alanda yapılan ve 12.06.2005 günü
onaylanan 1/25.000 ölçekli İznik Gölü Çevre Düzeni plan değişikliği için
yürütmenin durdurulmasına karar verilmiş, bu karara karşı yapılan itiraz da
Danıştay 6. Dairesinin 12.10.2006 gün ve YD. İtiraz No:2006/1108 sayılı
kararıyla reddedilmiştir (9).
Yine, Bursa 3. İdare Mahkemesinin 31.05.2006 günlü
ve E.2006/1138 sayılı kararıyla da Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş
adına düzenlenen 15.02. 2006 günlü ve 2006 - 02 sayılı yapı ruhsatı ile bu
ruhsatın dayanağı 1/1000 ölçekli uygulama imar planının yürütülmelerinin
durdurulmasına karar verilmiş (Ek.10) Bursa 3. İdare Mahkemesinin
12.09.2006 günlü ve E.2006/1138, K.2006/1464 sayılı kararıyla da dava
konusu işlemler iptal edilmiştir. (Ek.11)
Hukuk Devleti olabilmenin göstergelerinden biri de
yasalarda “genellik” ilkesine uyulmasıdır. <<Yasaların genelliği>>
ilkesi, özel, aktüel ve geçici bir durumu gözetmeyen, belli bir kişiyi
hedef almayan, aynı statüde olan herkesi kapsayan kuralların getirilmesini
zorunlu kılar (Anayasa Mahkemesi’nin 20.11.1996 günlü, E.1996/58, K.1996/43
sayılı kararı).
İptali istenen düzenlemenin ise belli bir kişiyi,
Cargill Sanayi ve Ticaret A.Ş. yi ve bu şirketin faaliyetlerine yasal
dayanak sağlamayı hedeflediğini, yukarıda sözü edilen gelişmeler açıkça
ortaya koymaktadır.
Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye ait alanın
tarım dışı amaçla kullanılmasının önünü açabilmek; bu amaca ulaşılabilmesi
için bu alanda nişasta tesislerinin kurulmasına imkan veren tüm plan
değişiklikleri ile nişasta fabrikası yapımı için verilen yapı ruhsatlarının
ve söz konusu alanın “Özel Endüstri Bölgesi” olarak ilan edilmesine dair
Bakanlar Kurulu Kararının iptaline ilişkin yargı kararlarını etkisiz kılmak
üzere yasa çıkarılmıştır.
Bu nedenle burada yasakoyucunun, belli bir kişiye
ve belli geçici bir duruma özgü bir düzenlemeyi gerçekleştirerek yasaların
genelliği ilkesinden ayrılmış olduğunu ve yapılan düzenlemenin bu nedenle
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesi ile
bağdaşmadığını söylemek gerekmektedir.
Üzerinde durulması gereken bir başka husus da,
iptali istenen kuralın kamu yararı amaçlanarak ortaya konulup
konulmadığıdır.
İptali istenen kuralla yapılan düzenleme, toprakların
durumunun yalnızca mülkiyet gözetilerek ele alındığı; tarımın en önemli
girdilerinden olan toprağın üretim gücünün korunması, geliştirilmesi ve
tarım işletmelerinde optimum parsel büyüklüğü oluşturulması, arazilerin
ekonomik ve ekolojik kazanımlar gözetilerek planlı kullanım ilkelerinin
belirlenmesi gibi durumların dikkate alınmadığı; yargı kararını etkisiz
kılmak suretiyle “yasaların genelliği” ilkesine aykırı olarak belli bir
firmanın (Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin) hedef alındığı; kamu yararı
yerine bu firmanın çıkarlarının gözetildiği bir düzenlemedir. İptali
istenen düzenleme ile, tarım arazilerinin tarımsal bütünlük aranmadan
istenilen amaçlarla kullanılmasına izin verilmesinin, tarım topraklarının
bir daha eski duruma getirilemeyecek ölçüde elden çıkarılmasına ya da
nitelik değiştirmesine yol açacak olması da, kamu yararıyla
bağdaştırılamaz. Bu da düzenlemenin kamu yararını hedeflemediğinin bir
başka göstergesidir.
Halbuki, Anayasa Mahkemesi’nin bir çok kararında
yinelenip vurgulandığı üzere Anayasa’nın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk
devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve
tutumları benimseyen, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, yasaların
üstünde Anayasa’nın ve yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri
bulunduğu bilincinde olan devlettir. Yasaların kamu yararına
dayanması gereği, kuşkusuz hukuk devletinin temel değerlerinden birini
oluşturmaktadır. Bir hukuk devletinde, devlet erki kullanılarak yapılan tüm
kamu işlemlerinin nihaî amacının “kamu yararı” olması gerekir.
Kamu yararını gerçekleştirmek ereğiyle yasakoyucu
değişik yolların seçimini siyasi tercihlerine göre yapmakta serbesttir.
Ancak, yasakoyucunun kişisel, siyasi ya da saklı bir amaç güttüğü
durumlarda, yani kamu yararı dışındaki özel ve başka bir amaca ulaşmak için
bir konuyu yasayla düzenlediği durumlarda bir “yetki saptırması” ve giderek
de amaç öğesi bakımından yasanın sakatlığı ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırılığı söz konusu olur.
İptali istenen düzenleme de yukarıda açıklandığı
gibi, bir yetki saptırmasını örneklemekte ve yasama erkinin kamu yararına
değil bir özel çıkarı korumaya, bunun için yargı kararlarının uygulanmasını
engellemeye yönelik olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır. Bu durumun
söz konusu işlemi, amaç unsuru bakımından sakatladığı ve Anayasanın 2 nci
maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesine açıkça aykırı bir görünüme
soktuğu ortadadır.
Diğer yandan 31.01.2007 tarih ve 5578 sayılı Toprak
Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 6
ncı maddesi ile 5403 sayılı Kanuna eklenen geçici madde 3’ün, yargı
kararlarının uygulanmasını engellemeyi de hedeflediği göz önünde tutulursa,
bu düzenlemenin Anayasanın 138 inci maddesiyle bağdaştığı da söylenemez.
Anayasanın 138/4 üncü maddesi gereği, yasama organı
dahil bütün devlet organları “mahkeme kararlarına uymak zorundadır, bu
organlar, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların
yerine getirilmesini geciktiremez”. Aksi taktirde, yargı bağımsızlığı söz
konusu olamaz ve hukuk devletinden de söz edilemez. Yasama organı,
beğenmediği yargı kararlarını, üstelik de geriye yönelik uygulanmak üzere
kanun çıkartıp etkisiz hale getirecekse, elbette ki yargı bağımsızlığı
zedelenecektir (Sabuncu, Yavuz, Anayasaya Giriş, 8. Basım, İmaj Yayıncılık,
Ankara 2002,s.186).
Ayrıca yasama erkinin, yargı kararlarının
etkisizleştirilmesi için kullanılmasını, Anayasanın Başlangıç kısmının
dördüncü paragrafı ile 7, 8 ve 9 uncu maddelerinde ifade edilen kuvvetler
ayrılığı ilkesi ile bağdaştırmak da olanaksızdır.
Gözden kaçırılmaması gereken bir başka husus da,
iptali istenen düzenleme ile özellikle bir yabancı şirkete ya da belirli
şirketlere ait, izin veya ruhsatı hukuka aykırı bulunarak iptal edilen,
tarım arazilerinde kurulu sanayi tesislerinin belli bir süre daha üretim
etkinliklerini sürdürmelerine olanak tanınmasıdır. Böyle bir durum da
kuşkusuz hukukun üstünlüğü anlayışına ve Anayasanın 2 nci maddesinde
belirtilen hukuk devleti ilkesine ve Anayasanın 138 inci maddesine aykırı
düşer.
Yasalara, ulusal çıkarlara ve kamu yararına
aykırılığı yargı kararlarıyla hükme bağlanmış olan hukuka aykırı bir
etkinliğin, ilgili kamu yönetimlerince hiç geciktirilmeden durdurulması
kuşkusuz hukuk devleti ilkesinin, Anayasanın 11 ve 138 inci maddelerinin
gereğidir. Söz konusu etkinliklerin sürdürülmesine olanak tanınması ise
Anayasanın 2, 11 ve 138 inci maddelerine aykırı düşer.
Öte yandan iptali istenen düzenleme ile belli bir
yabancı şirket ya da belirli şirketlerin hukuka aykırı durum ve
etkinliklerinin güvence ve koruma altına alınmış olmasının, bu şirketlere
ayrıcalık tanımak anlamına geleceği açıktır.
İptali istenen düzenleme ile, amaç dışı kullanılan
tarım arazilerine, her metre karesi için 5 YTL karşılığında izin verilmesi
de, maddi olanakları uygun olanların bu izinden yararlanabilmesi, uygun
olmayanların ise, yararlanamaması sonucunu doğuracak; bu da maddi
olanakları elverişli olanlarla olmayanlar arasında eşitsizlik yaratacak;
bir başka değişle maddi olanakları elverişli olanlara ayrıcalık
tanıyacaktır.
Böyle bir durumun, Anayasa’nın 10 uncu maddesinde
ifade edilen “kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırı olduğu kuşkusuzdur.
Anayasa’nın 10 uncu maddesinde “Herkes, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye,
aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare
makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak
hareket etmek zorundadırlar.” denilmektedir. Bu kural, birbiri ile aynı
durumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını, ayrıcalıklı kişi ve
toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Aynı durumda olanlar için
farklı düzenlemeler getirmek eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur.
Anayasa’nın amaçladığı eşitlik, mutlak ve eylemli eşitlik olmayıp hukuksal
eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş
olmaz.
Tarım arazilerini tarım dışında kullananlar, yasal
yükümlülükleri olan gerekli izni almayan kişi, kurum ve kuruluşlar
olduklarından aynı hukuki durumda bulundukları açıktır. Bunlar arasında
maddi durumlarına göre ayrıcalık yaratılmasının, hiçbir haklı nedeni
olamaz. Bu nedenle yapılan bu düzenleme Anayasa’nın 10 uncu maddesine de
aykırıdır.
Diğer taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın
herhangi bir kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden Anayasanın
11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf.
225).
Açıklanan nedenlerle 31.1.2007 tarih ve 5578 sayılı
Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun 6 ncı Maddesi ile 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununa eklenen Geçici Madde 3 Anayasanın 2 nci, 7 nci, 8 inci, 9 uncu, 10
uncu,11 inci ve 138 inci maddeleri hükümleri ile Anayasa’nın Başlangıç
kısmının dördüncü paragrafına aykırı olup, iptali gerekmektedir.
IV.
SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
31.1.2007 tarih ve 5578 sayılı Toprak Koruma ve
Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun;
a) 4 üncü maddesinin, 5403 sayılı Toprak Koruma ve
Arazi Kullanımı Kanununun 17 nci maddesine, ikinci fıkradan sonra gelmek
üzere eklediği üçüncü fıkranın birinci cümlesindeki “gibi” sözcüğünün Anayasanın 2 nci maddesine,
beşinci cümlesinin Anayasanın 6 ncı, 7 nci ve 8 inci maddelerine aykırı
olduğundan,
b) 6 ncı maddesi ile 5403 sayılı Toprak Koruma ve
Arazi Kullanımı Kanununa eklenen geçici madde 3’ün Anayasanın 2 nci, 5
inci, 7 nci, 8 inci, 9 uncu, 10 uncu, 11 inci ve 138 inci maddeleri
hükümleri ile Anayasa’nın Başlangıç kısmının dördüncü paragrafına aykırı
olduğundan,
iptallerine karar verilmesine ilişkin istemimizi
saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
31.1.2007 günlü, 5578 sayılı Toprak Koruma ve Arazi
Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un iptali istenilen
madde, cümle ve sözcüğün yer aldığı maddeleri aynen şöyledir:
“MADDE 4-
Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 17 nci maddesinin ikinci
fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki üçüncü fıkra eklenmiştir.
Köy tüzel kişiliği, belediyeler, kooperatifler,
birlikler gibi tüzel kişilikler
veya kamu kuruluşlarının, hizmet konuları ile ilgili özel arazi
toplulaştırması ve/veya tarla içi geliştirme hizmeti yapmak istemeleri
durumunda, Bakanlığa gerekçeleri ile başvurarak toplulaştırma isteklerini
bildirirler. Gerekçelerin yeterli görülmesi durumunda Bakanlığın teklifi
ile Bakanlar Kurulu kararı alındıktan sonra başvuran tüzel kişilik veya
kuruluş bu Kanuna göre toplulaştırma projesini hazırlar ve onay için
Bakanlığa iletir. Özel arazi toplulaştırması yapmak isteyen kuruluş,
gerekli teknik personeli bünyesinde bulundurmak veya proje süresince tâbi
oldukları mevzuat hükümlerine uygun olarak sözleşmeli personel çalıştırmak
zorundadır. Özel arazi toplulaştırması yapan kurum veya kuruluşlar kamu
yatırımları için ihtiyaç duyulan arazi miktarını toplulaştırma yoluyla
karşılayabilir. Özel arazi
toplulaştırması yapacak idarelerce ihtiyaç duyulacak yatırımlar için ortak
kullanım alanı kesinti payı ile karşılanamayan araziler, varsa hazine
arazilerinden, hazine arazilerinin yeterli olmadığı veya bulunmadığı
yerlerde ise ilgili idarelerce belirlenecek usûl ve esaslar dahilinde
fizikî tesislerin yapılacağı alana bağlı kalınmaksızın gerçek ve tüzel
kişilerinden anlaşma yoluyla karşılanabilir. Bu araziler, fizikî
tesislerin yapılacağı yere kaydırılır. Aynı alanda birden fazla kurum veya
kuruluş tarafından toplulaştırma ve/veya tarla içi geliştirme hizmeti
yapmak talebinde bulunulması halinde toplulaştırmayı ve/veya tarla içi
geliştirme hizmetini yapacak kuruluşu Bakanlık belirlemeye yetkilidir.”
“MADDE 6- Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa aşağıdaki
geçici madde eklenmiştir.
GEÇİCİ MADDE 3- 11/10/2004 tarihinden
önce, gerekli izinler alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış bulunan
arazilerin istenilen amaçla kullanımı için, bu Kanunun yayımı tarihinden
itibaren bir yıl içerisinde Bakanlığa başvurulması, hazırlanacak toprak
koruma projesine uyulması ve tarım dışı kullanılan tarım arazilerinin her
metre karesi için beş Yeni Türk Lirası ödenmesi şartıyla izin verilir.
Söz konusu arazi ve tesislerin
istenilen amaçla kullanımı için çeşitli kurumlardan alınması gerekli ruhsat,
izin gibi işlemler, Bakanlığa başvuru tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde
tamamlanıncaya kadar başvuru sahipleri faaliyetlerine devam ederler. Bu
süreler içerisinde gerekli izinleri alamayanların üretim faaliyetleri
ilgili idarelerce durdurulur.
Tarım arazisi vasfından çıkarılan
araziler, ilgili kuruluşlarca başvuru sahibinin isteği doğrultusunda
vasfını değiştirir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın Başlangıç kısmının
dördüncü paragrafı ile 2., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11. ve 138. maddelerine
dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca,
19.2.2007 ve 12.3.2007 tarihlerinde yapılan ilk inceleme toplantılarında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle
karar verilmiştir.
IV- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI KARARI
31.1.2007 günlü, 5578
sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un 6. maddesiyle 3.7.2005 günlü, 5403 sayılı Toprak Koruma
ve Arazi Kullanımı Kanunu’na eklenen geçici 3. maddenin, Anayasa’ya
aykırılığı konusunda güçlü belirtiler bulunduğu ve uygulanması halinde
sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların doğabileceği
gözetilerek ESAS HAKKINDA KARAR VERİLİNCEYE KADAR YÜRÜRLÜĞÜNÜN
DURDURULMASINA, 19.2.2007 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARI
31.1.2007 günlü, 5578
sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un 6. maddesiyle 3.7.2005 günlü, 5403 sayılı Toprak Koruma
ve Arazi Kullanımı Kanunu’na eklenen geçici 3. maddenin iptaline ve
yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemiyle açılan davanın,
aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2007/23 esas sayılı dava ile
BİRLEŞTİRİLMESİNE, 2007/18 esas sayılı dosyanın esasının kapatılmasına,
esas incelemenin 2007/23 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine,
12.3.2007 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçeleri ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenilen Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ile
bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Genel Açıklama
3.7.2005 günlü, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi
Kullanımı Kanun’u 19.7.2005 günlü, 25880 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
5403 sayılı Yasa’nın amacı birinci maddesinde;
toprağın doğal veya yapay yollarla kaybını ve niteliklerini yitirmesini
engelleyerek korunmasını, geliştirilmesini ve çevre öncelikli
sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak, plânlı arazi kullanımını
sağlayacak usûl ve esasları belirlemek olarak ifade edilmiştir.
Ülkemizde tarım arazileri çeşitli nedenlerle
küçülmüş, parçalara bölünmüş, verimlilik ve elde edilen gelir olması
gerekenin çok altında kalmıştır. Tarım işletmelerinin sahip olduğu
arazilerin ekonomik işletme büyüklüklerinin istenilen düzeyin altına
düşmesi, ekonomik tarım yapılmasını engellemektedir. Bunu önlemenin yolu
ise arazi toplulaştırması denilen çalışmanın yapılmasıdır.
Bu nedenle, 5403 sayılı Yasa’nın 17. maddesinde
arazi toplulaştırması ve dağıtımı ile ilgili hükümler öngörülmüştür. 5578
sayılı Yasa ile 5403 sayılı Yasa’nın 17. maddesinin ikinci fıkrasından
sonra gelmek üzere eklenen üçüncü fıkrasında ise özel arazi toplulaştırması
konusunda düzenleme yapılmıştır.
5403 sayılı Yasa’nın 3. maddesinde; arazi
toplulaştırması; “Arazilerin doğal ve
yapay etkilerle bozulmasını ve parçalanmasını önlemek, parçalanmış
arazilerde ise doğal özellikleri, kullanım bütünlüğü ve mülkiyet hakları
gözetilerek birden fazla arazi parçasının birleştirilip ekonomik, ekolojik
ve toplumsal yönden daha işlevsel yeni parsellerin oluşturulmasını ve bu
parsellerin arazi özellikleri ve alanı değerlendirilerek kullanım
şekillerinin belirlenmesini, köy ve arazi gelişim hizmetlerinin
sağlanmasını ifade eder” biçiminde, özel arazi toplulaştırması ise; “köy tüzel kişiliği, belediyeler,
kooperatifler, birlikler gibi tüzel kişilikler veya kamu kuruluşlarının,
hizmet konuları ile ilgili arazi teminini de kapsayacak şekilde yapacakları
arazi toplulaştırmasını ifade eder” şeklinde tanımlanmıştır.
B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
1- 5578 Sayılı Yasa’nın Dördüncü Maddesi İle 5403
Sayılı Yasanın 17. Maddesinin İkinci Fıkrasından Sonra Gelmek Üzere Eklenen
Üçüncü Fıkranın İlk Cümlesinde Yer Alan “...gibi ...” Sözcüğünün
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, iptali istenilen sözcük ile özel
arazi toplulaştırması ve/veya tarla içi geliştirme hizmeti yapmak üzere
yasada sıralananlar dışındaki tüzelkişiliklerin de istemde bulunabilmesine
imkân tanındığı, ancak bu kişilerin kimler olabileceği sorusunun açık ve
kesin bir şekilde ortaya konulmadığı, kuralı açıklıktan uzaklaştıran, keyfi
uygulamalara da yol açabilecek böyle bir düzenlemenin hukuki belirlilik,
hukuki güvenlik ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu belirtilerek,
iptali istenilen sözcüğün Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
5403 sayılı Yasa’nın 17. maddesinin üçüncü
fıkrasının ilk cümlesinde, köy tüzel kişiliği, belediyeler, kooperatifler,
birlikler gibi tüzel kişilikler veya kamu kuruluşlarının, hizmet konuları
ile ilgili özel arazi toplulaştırması ve/veya tarla içi geliştirme hizmeti
yapmak istemeleri durumunda, Bakanlığa gerekçeleri ile başvurarak
toplulaştırma isteklerini bildirecekleri öngörülmektedir.
Anayasa’nın 2.
maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu
belirtilmiştir. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri hukuk güvenliği
ilkesidir. Buna göre yasal düzenlemeler, herhangi bir duraksamaya ve
kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirli, açık, net, anlaşılır, uygulanabilir
ve nesnel olmalıdır.
İptali istenilen sözcüğün
bulunduğu 17. maddenin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde, hizmet
konuları ile ilgili özel arazi toplulaştırması ve/veya tarla içi geliştirme
hizmeti yapmak isteyebilecek kuruluşlar olarak köy tüzel kişiliği,
belediyeler, kooperatifler, birlikler gibi tüzel kişilikler veya kamu
kuruluşları gösterilmiştir. Yasa koyucu hizmet konuları ile ilgili özel
arazi toplulaştırması ve/veya tarla içi geliştirme
hizmeti yapmak isteyecek kuruluşları; köy tüzel kişiliği,
belediyeler, kooperatifler, birlikler şeklinde saydıktan sonra “...gibi...” sözcüğünü kullanmak suretiyle
bu cümlede belirtilen kuruluşlara benzer nitelikteki tüzel kişileri
amaçlamış, ancak bu sözcüğü Yasanın amacından bağımsız olarak
kullanmamıştır. Yasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ilk iki
cümlesinde, tüzelkişilerin hizmet konuları ile ilgili özel arazi
toplulaştırması ve/veya tarla içi geliştirme hizmeti yapmak istemeleri
durumunda, Bakanlığa gerekçeleri ile başvurarak toplulaştırma isteklerini
bildirecekleri, gerekçelerin yeterli görülmesi halinde Bakanlığın teklifi
ile Bakanlar Kurulu kararı alındıktan sonra başvuran tüzel kişiliğin bu
Kanuna göre toplulaştırma projesini hazırlayacağı ve onay için Bakanlığa
ileteceği belirtilmektedir. Bakanlık başvuran tüzel kişilerin gerekçelerini
değerlendirirken tarımsal içerikli olmayan ve Yasa’nın amacına uymayan başvuruları
kabul etmeyecektir. Bu nedenle, “...gibi...”
sözcüğünün belirsiz, soyut olduğundan ve keyfi uygulamalara yol
açabileceğinden söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle, iptali
istenilen “...gibi...” sözcüğü
Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Fettah OTO ile Zehra Ayla
PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
2- Yasa’nın
Dördüncü Maddesi İle 5403 Sayılı Yasanın 17. Maddesinin İkinci Fıkrasından
Sonra Gelmek Üzere Eklenen Üçüncü Fıkranın Beşinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde; itiraz konusu kuralda belirtilen
konularda usûl ve esasları belirleme yetkisinin ilgili idareye bırakıldığı,
Yasa’da uygulanacak usûl ve esaslarla ilgili asli düzenlemeler yapılmadığı
için bu konuda idareye bırakılan yetkinin asli düzenleme yetkisi olduğu, bu
durumun ise Anayasa’nın 6., 7. ve 8. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
5403 sayılı Yasa’nın 17. maddesinin üçüncü
fıkrasının iptali istenen beşinci cümlesinde; özel arazi toplulaştırması
yapacak idarelerce ihtiyaç duyulacak yatırımlar için ortak kullanım alanı
kesinti payı ile karşılanamayan arazilerin, varsa hazine arazilerinden,
hazine arazilerinin yeterli olmadığı veya bulunmadığı yerlerde ise ilgili
idarelerce belirlenecek usûl ve esaslar dahilinde fizikî tesislerin
yapılacağı alana bağlı kalınmaksızın gerçek ve tüzel kişilerinden anlaşma
yoluyla karşılanabileceği öngörülmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin
sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, yönetilenlere
hukuk güvencesi sağlar. Bu bağlamda yasa koyucu sosyal yaşamı düzenlemek
için kamu yararı amacı ile kimi kurallar koyabilir. Zaman içinde değişen
toplumsal gereksinmeleri karşılamak, kişi ve toplum yararının zorunlu
kıldığı düzenlemeleri yapmak, toplumdaki değişikliklere koşut olarak bu
yönde alınan önlemleri güçlendiren, geliştiren, etkilerini daha çok artıran
ya da tam tersine bunları hafifleten veya tümüyle ortadan kaldıran
işlemlerde bulunmak, yasa koyucunun yetkisindedir.
Anayasa’nın 7. maddesinde yasama yetkisinin Türk
Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin olduğu ve bu yetkinin
devredilemeyeceği belirtilmektedir. 8. maddesinde de, “Yürütme yetkisi
ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve
kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir” denilmiştir.
Buna göre, Anayasa’da yasayla düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme
organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi
olanaklı değildir. Yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve
bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle, Anayasa’da öngörülen ayrık durumlar
dışında, yasalarla düzenlenmemiş bir alanda, yasa ile yürütmeye genel
nitelikte kural koyma yetkisi verilemez. Yürütme organına düzenleme yetkisi
veren bir yasa kuralının Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için
temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir
alanı yönetimin düzenlemesine bırakmaması gerekir.
5403 sayılı Yasa’nın 17. maddesinin 3. fıkrasının
dördüncü cümlesinde, özel arazi toplulaştırması yapan kurum veya
kuruluşların kamu yatırımları için ihtiyaç duyulan arazi miktarını
toplulaştırma yoluyla karşılayabilecekleri belirtilmektedir. Aynı maddenin
7. fıkrasında, gerçek kişilere, kamu ve özel hukuk tüzel kişilerine ait
toplulaştırmaya konu arazilerden yol, kanal, tahliye kanalı gibi kamunun
ortak kullanacağı yerler için en fazla yüzde onu kadar ortak tesislere
katılım payı düşüleceği belirtilmektedir. Kesilen bu ortak kullanım alanı
kesinti paylarının tamamının kullanılmaması sonucunda artan araziler iptali
istenen beşinci cümleye göre arazi temininde öncelikle kullanılacaktır. Buradan
karşılanamayan araziler ise varsa hazine arazilerinden, hazine arazilerinin
yeterli olmadığı veya bulunmadığı yerlerde ise ilgili idarelerce
belirlenecek usûl ve esaslar dahilinde fizikî tesislerin yapılacağı alana
bağlı kalınmaksızın gerçek veya tüzel kişilerden anlaşma yolu ile
karşılanabilecektir.
İptali istenilen kural, kamu idarelerince gerekli
görülen hallerde, kendi hizmet konularıyla ilgili özel arazi
toplulaştırmasını talep ederek, kamulaştırmaya ihtiyaç duyulan
köy veya kısmi bir alandaki kadastral parsellerin toplulaştırma
kapsamında yeniden düzenlenmesiyle, o yöredeki hazine arazilerinin,
istenilen şeritvari güzergâha veya fiziki tesisler için en uygun
yerlere toplulaştırma çalışmasıyla kaydırılması; hazine arazilerinin
bulunmadığı veya yetersiz olduğu toplulaştırma alanlarında
ise, arazi maliklerinden gereken miktardaki arazinin uygun fiyattan,
problemsiz ve davasız olarak satın alınarak toplulaştırma tekniğiyle
fiziki tesislerin kamulaştırma sınırına bağlı kalınmadan yatırım
yapılacak alanlara kaydırılması suretiyle kamu yatırımları için
alan temin edilebilmesini ve kamulaştırma yükünün azaltılmasını
sağlamak için kamu yararı amacıyla öngörülmüştür. Bu şekilde kamu kurumları
tarafından yapılacak hizmet, hem daha kısa zamanda, daha az masrafla,
kaynaklar daha iyi kullanılmak suretiyle yerine getirilebilecek, hem de
ülke tarımına ve ekonomisine katkı sağlanmış olacaktır. Böyle bir
düzenlemenin de anayasal sınırlar içinde yasa koyucunun takdirinde olduğu
kuşkusuzdur.
Ayrıca, iptali istenilen
kural uyarınca özel arazi toplulaştırması yapacak idarelerce ihtiyaç
duyulacak yatırımlar için gerekli olan arazilerin ilgili idarelerce
belirlenecek usûl ve esaslar dahilinde fiziki tesislerin yapılacağı alana
bağlı kalınmaksızın gerçek ve tüzel kişilerden anlaşma yolu ile
karşılanabileceğinin öngörülmesi, yasa koyucunun 5403 sayılı Yasa ve ilgili
diğer yasalarda asli düzenlemeleri yapıp çerçeveyi belirlemiş olması
karşısında yasama yetkisinin devri niteliğinde değildir. Öte yandan, ilgili
idareler fiziki tesislerin yapılacağı alana bağlı kalınmaksızın gerçek ve
tüzel kişilerden anlaşma yolu ile karşılayabilecekleri arazilerin usûl ve
esaslarını belirlerken 5403 sayılı Yasa’nın ve iptali istenilen kuralın
çıkarılış amacını gözeteceklerinden verilen yetkiler yasama yetkisinin
devri anlamına gelmez.
Açıklanan nedenlerle iptali
istenilen kural Anayasa’nın 2., 7. ve 8. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 6. maddesi ile bir ilgisi
görülmemiştir.
3- Yasa’nın
Altıncı Maddesi İle 5403 Sayılı Yasa’ya Eklenen Geçici 3. Maddenin
İncelenmesi
Dava dilekçelerinde iptali istenilen kuralın,
Anayasa’nın Başlangıç kısmının dördüncü paragrafı ile 2., 5., 7., 8., 9.,
10., 11. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
31.1.2007
günlü, 5578 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun’un 6. maddesiyle, 5403 sayılı Yasa’ya eklenen
iptali istenilen Geçici 3. madde, 2.4.2008 günlü, 26835 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan, 26.3.2008 günlü, 5751 sayılı Toprak Koruma ve Arazi
Kullanımı Kanunu ile Mera Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un
2. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bu nedenle, konusu kalmayan istem
hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
VII- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
31.1.2007 günlü, 5578
sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un 6. maddesiyle 3.7.2005 günlü, 5403 sayılı Toprak Koruma
ve Arazi Kullanımı Kanunu’na eklenen Geçici 3. maddeye yönelik iptal istemi
hakkında, 14.4.2011 günlü, E. 2007/23, K. 2011/64 sayılı kararla karar
verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden, bu maddeye ilişkin
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
14.4.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VIII-
SONUÇ
31.1.2007 günlü, 5578 sayılı Toprak
Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un:
1- 4. maddesiyle, 3.7.2005 günlü,
5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 17. maddesinin
ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen üçüncü fıkranın;
a- Birinci cümlesinde yer alan “… gibi …”
sözcüğünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU,
Fettah OTO ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Beşinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
2- 6. maddesiyle, 5403 sayılı
Kanun’a eklenen Geçici 3. madde, 26.3.2008 günlü, 5751 sayılı Toprak
Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Mera Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un 2. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, bu maddeye
ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM
HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
14.4.2011 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
Fettah OTO
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
31.1.2007 günlü 5578 sayılı Yasa’nın 4. maddesiyle
5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 17. maddesine
eklenen üçüncü fıkrada, Bakanlığa özel toplulaştırma ve/veya tarla içi
geliştirme hizmeti yapmak isteğiyle başvurabilecekler, “Köy tüzel kişiliği,
belediyeler, kooperatifler, birlikler gibi” tüzel kişiler ve kamu
kuruluşları olarak belirlenmiştir. Dava dilekçesinde sadece “gibi” sözcüğünün
iptali istenmiştir.
Dava konusu fıkrada, özel toplulaştırma isteminde
bulunabilecekler arasında kamu tüzel kişilerinin yanı sıra kooperatifler
gibi özel hukuk tüzel kişileri de sayılmış ancak “gibi” sözcüğü eklenerek
idarenin takdiriyle belirlenecek benzer tüzel kişilikler de aynı kapsama
alınmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin
en önemli özelliklerinden biri de yasaların genel, eşit ve nesnel kurallar
içermesi, bu bağlamda düzenlediği konuların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak
biçimde, açık, anlaşılabilir ve öngörülebilir olması, ayrıca Anayasa’nın 8.
maddesi uyarınca, yürütme yetkisinin ve görevinin Anayasa’ya ve kanunlara
uygun olarak kullanılıp, yerine getirilmesi gerekir. İdarenin sınırları
Anayasa ve yasalarla belirlenmemiş bir alanda faaliyetine izin verilmesi
olanaklı değildir.
İptali istenen “gibi” sözcüğünün yer aldığı fıkrada
sayılanlar arasında kamu ve özel hukuk tüzel kişilerinin bulunduğu geniş
bir alanda idareye, bunların benzerlerini saptama hususunda, takdir yetkisi
tanınarak, başvuracaklar yönünden belirsizliğe, idare yönünden de yetki
aşımına yol açabilecek bir uygulamaya olanak sağlanmıştır. Bu durumun hukuk
devleti ilkesi ve idarenin kanuniliği ilkesi ile bağdaşmadığı açıktır.
Belirtilen nedenlerle dava konusu “gibi” sözcüğünün
iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Fettah OTO
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
26.03.2008 günlü
5751 sayılı Kanunla, 03.07.2005 günlü ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi
Kullanımı Kanunu’nun 17. maddesinin ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere
eklenen üçüncü fıkranın birinci cümlesindeki “köy tüzel kişiliği,
belediyeler, kooperatifler, birlikler gibi tüzel kişilikler veya kamu
kuruluşlarının, hizmet konuları ile ilgili özel arazi toplulaştırılması
ve/veya tarla içi geliştirme hizmeti yapmak istemeleri durumunda, Bakanlığa
gerekçeleri ile başvurarak toplulaştırma isteklerini bildirirler.”
şeklindeki düzenlemede yer alan “gibi” sözcüğünün iptali istenmektedir.
Anayasa’nın 2.
maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukuk devleti olup, buna
göre Devletin tüm organlarının Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile bağlı
olması görev ve yetkilerinin bu çerçevede konulan yasalarla belirlenmesi,
yürütme organına bırakılan yetkilerin açıkça gösterilmesi gerekmektedir.
Hukuk devleti siyasal iktidarı sınırlamak ve devlet faaliyetlerini
kurallara bağlamak suretiyle aynı zamanda istikrara da hizmet eder. Bu
istikrarın özü hukuki güvenlik ve öngörülebilirliktir. Hukuki güvenlik
kişilerin kamu otoriteleriyle ilişkilerinde bugün ve geleceğe dönük olarak
güven duygusu içinde olmaları demektir. Hukuki öngörülebilirlik ise
istikrar sayesinde kişilerin geleceği öngörebilmeleri ve her türlü
faaliyetlerini buna göre planlayıp yürütmeleri anlamına gelir. Hukuki
güvenlik ve öngörülebilirliği sağlamanın yolu, kural konulması gereken
konularda, kuralların genel, soyut, açık ve anlaşılabilir olması ile
mümkündür.
İptali istenen
düzenlemede ise özel arazi toplulaştırılması yapabilecek olan tüzel kişiler
ve kuruluşlar; “köy tüzel kişiliği, belediyeler, kooperatifler, birlikler
gibi” denilmek suretiyle tanımlanmıştır. Ayrıca söz konusu maddede
belirtilen tüzel kişilerin tarımla ilgisi ya da özel arazi
toplulaştırılmasının amacı konusunda herhangi bir sınırlama ya da belirlemekte
bulunmamaktadır.
Bu durumda, dava
konusu maddede yer alan “gibi” sözcüğü ile özel arazi toplulaştırılmasını
yapabilecek tüzel kişiler ve kuruluşlar tanımı belirlilikten yoksun hale
gelmekle, kuralın hukuki güvenirlilik ilkesine aykırı olarak keyfi uygulamalara
yol açabileceği, bu haliyle Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk
devleti ilkesine aykırı olduğu açıktır.
Belirtilen nedenle
26.03.2008 günlü 5751 sayılı Kanun ile 03.07.2005 gün ve 5403 sayılı Toprak
Koruma Arazi Kullanımı Kanunu’nun 17. maddesine eklenen üçüncü fıkranın
birinci cümlesinde yer alan “gibi” sözcüğünün iptali gerektiği düşüncesiyle
karara bu yönden katılmıyorum.
|