|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2009/30
Karar Sayısı : 2011/76
Karar Günü : 12.5.2011
İPTAL DAVASINI AÇAN
: Anamuhalefet (Cumhuriyet Halk) Partisi TBMM Grubu adına Grup
Başkanvekilleri Hakkı Suha OKAY, Kemal KILIÇDAROĞLU ve Kemal ANADOL
DAVANIN KONUSU : 18.2.2009 günlü, 5838 sayılı Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un;
1- 22. maddesi ile 12.4.2000 günlü, 4562 sayılı Organize Sanayi
Bölgeleri Kanunu’nun Geçici 7. maddesine eklenen fıkranın “… mülkiyete
yönelik Hazinece dava açılmaz, açılmış davalardan vazgeçilir, açılan
davalar sonunda bu taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına ve özel
sicile yazılmasına dair verilen ve kesinleşen mahkeme kararları uygulanmaz
ve bu kararlar uyarınca tapu kütüklerine konulan şerhler terkin edilir.”
bölümünün,
2- 32. maddesinin (17) numaralı fıkrasının 29.6.2001 günlü, 4706
sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer
Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un “6 ncı maddesi yürürlükten
kaldırılmıştır.” hükmünü içeren (b) bendinin,
Anayasa’nın 2., 11., 45.
ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve
yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe
bölümü şöyledir:
“…
III.
GEREKÇE
1) 18.02.2009
tarihli ve 5838 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanununun 22 nci maddesi ile 12.4.2000 tarihli ve 4562 sayılı Organize
Sanayi Bölgeleri Kanununun geçici 7 nci maddesine eklenen fıkradaki; a-
“mülkiyete yönelik Hazinece dava açılmaz, açılmış davalardan vazgeçilir,” ile b- “açılan davalar sonunda bu
taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına ve özel sicile yazılmasına
dair verilen ve kesinleşen mahkeme kararları uygulanmaz ve bu kararlar
uyarınca tapu kütüklerine konulan şerhler terkin edilir” tümcelerinin
Anayasa’ya aykırılığı
a- “mülkiyete yönelik Hazinece dava açılmaz,
açılmış davalardan vazgeçilir,” tümcesinin Anayasa’ya aykırılığı
İptali istenen bu tümce ile, Organize Sanayi
Bölgelerinin bulunduğu alanlardaki mera vasıflı taşınmazlar hakkında,
mülkiyete yönelik Hazinece dava açılamayacağı, açılmış davalardan da
vazgeçileceği öngörülmektedir.
Anayasanın 45 inci maddesinin birinci fıkrasında,
“Devlet, tarım arazileri ile çayır ve
meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim
planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak
maksadıyla tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin
ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır”
hükmüne
yer verilmiştir. Bu maddenin gerekçesinde de aynen,
“Madde, Devlet’e tarım arazilerinin ve çayırlarla meraların amaç dışı
kullanılmasını önleme görevini yüklemektedir. Bu ifade ile amaçlanan; tarım
arazilerinin endüstri ve şehirleşme sebebiyle yok edilmesinin önlenmesidir.
Devlet, bu amaçla yasal düzenlemeler yapmalıdır”
denilmiştir. Bu gerekçeden de anlaşılacağı üzere, Devlet’e,
tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tarım
arazilerinin endüstri ve şehirleşme nedeniyle yok edilmesinin önlenmesi
görevi verilmiştir. Organize Sanayi Bölgelerinin bulunduğu alanlardaki mera
vasıflı taşınmazlar hakkında;
mülkiyete yönelik Hazinece dava açılmaz, açılmış davalardan vazgeçilir
kuralı ile meraların endüstri nedeniyle yok edilmenin önü açılmaktadır.
Bu nedenle iptali
istenen tümce, Anayasa’nın 45 inci maddesine aykırıdır.
b- “açılan davalar sonunda
bu taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına ve özel sicile yazılmasına
dair verilen ve kesinleşen mahkeme kararları uygulanmaz ve bu kararlar
uyarınca tapu kütüklerine konulan şerhler terkin edilir” tümcesinin
Anayasa’ya aykırılığı
İptali istenen bu tümce
de, yukarıda (a) başlığı altından belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 45 inci
maddesine aykırı olduğu gibi ayrıca Anayasa’nın 138 inci maddesine de ters
düşmektedir.
“Anayasa
Mahkemesinin pek çok kararında tanımlandığı gibi, hukuk devleti;
İnsan
haklarına saygı gösteren, bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran,
bunu sürdürmeye kendisini yükümlü sayan, bütünüyle hukuka uyan devlet
demektir. Hukuk devleti niteliğini kazanmanın vazgeçilmez koşullarından
birisi mahkeme kararlarına uyulma zorunluluğudur. Anayasanın 138.
maddesinde; Yasama ve yürütme organları ile idarenin, mahkeme kararlarına
uymak zorunda olduğu,
bu organlar ve idarenin,
mahkeme kararlarını hiç bir surette değiştiremeyeceği ve bunların yerine
getirilmesini geciktiremeyeceği öngörülmüştür.
Bu kural
gereğince yasama organının yapacağı düzenlemelerde daha önce aynı konuda
verilen yargı kararlarını etkisiz kılacak biçimde yasa çıkarmamak yükümlülüğü
vardır.”
(Anayasa Mahkemesi’nin 24.12.2003 tarihli ve E.2002/43, K.2003/103 sayılı
kararı).
Bu nedenle, kesinleşen
mahkeme kararları uygulanmayacağını ve bu kararlar uyarınca tapu
kütüklerine konulan şerhlerin terkin edileceğini öngören iptali istenen
tümcenin, Anayasanın 138 nci maddesine de aykırı olduğu kuşkusuzdur.
Diğer taraftan, bir yasa kuralının
Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının tespiti onun hukuk devleti,
Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle çelişmesine yol açacak ve
dolayısı ile Anayasanın 2 nci maddesinin yanısıra, 11 inci maddesine de
aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve
E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24,
shf. 225).
Bu nedenle iptali istenen tümceler,
Anayasa’nın 2 nci ve 11 inci maddelerine de aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle, 18.02.2009 tarihli ve
5838 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanununun 22 nci
maddesi ile 12.4.2000 tarihli ve 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri
Kanununun geçici 7 nci maddesine eklenen fıkradaki;
a- “mülkiyete yönelik
Hazinece dava açılmaz, açılmış davalardan vazgeçilir,” tümcesi, Anayasa’nın
2 nci,11 inci ve 45 inci maddelerine aykırı olduğundan,
b- “açılan davalar sonunda
bu taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına ve özel sicile yazılmasına
dair verilen ve kesinleşen mahkeme kararları uygulanmaz ve bu kararlar
uyarınca tapu kütüklerine konulan şerhler terkin edilir” tümcesi,
Anayasa’nın 2 nci, 11 inci, 45 inci ve 138 inci maddelerine aykırı
olduğundan,
iptal edilmeleri
gerekmektedir.
2) 18.02.2009 tarihli ve 5838 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanununun 32 nci maddesinin (17) numaralı fıkrasının (b)
bendinin Anayasa’ya aykırılığı
Tarihi ve doğal mirasın devlet koruması altına alınması büyük önem
arz etmekte, tarihi ve doğal miras koruma altına alınırken bireylerin
mülkiyet hakkı da gözetilmektedir. Anayasamızda mülkiyet hakkı, temel hak
ve özgürlüklerin kapsamına alınarak koruma altına alınmıştır. Taşınmazları
doğal ve arkeolojik sit alanı kapsamında bulunan bireylerin mülkiyet
haklarının korunarak aynı zamanda bu taşınmazların devlet koruması altına
alınması, sosyal hukuk devletinin gereğidir.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, doğal,
arkeolojik ve kentsel sit alanında kalan taşınmazların hukuki durumlarını
düzenlemektedir. Bu düzenlemelere göre, taşınmazı I. ve II. derece
arkeolojik ve doğal sit alanında kalan taşınmaz sahibi birey, söz konusu
taşınmazı üzerinde inşaat yapamamaktadır. Sit alanı kapsamında taşınmazı
bulunan bireylerin, tasarrufta bulunmalarım kısıtlayan bu düzenleme ve
koruma hükümlerinin mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaması adına, bu tür
taşınmazların Hazine taşınmazları ile takas edilmesi yöntemi kabul
edilmiştir.
Nitekim, iptali istenen bu kural ile yürürlükten
kaldırılan 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve
Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun “Sit
Alanlarında Kalan Taşınmaz Mallar” başlıklı 6 ncı maddesi,
“21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür
ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu uyarınca, sit alanı ilan edilmiş ve
onanlı koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı getirilmiş arsa ve
arazilerin, Hazineye ait taşınmazlarla değiştirilmesi işlemlerinde,
taşınmaz maliklerinin kabul etmesi halinde Hazineye ait taşınmazların satış
işlemlerinde ödeme aracı olarak kabul edilmek üzere, taşınmazın bedelini
gösteren bir belge verilir.
Belgenin işleme tabi
tutulacağı tarihteki bedeli, belgede yazılı bedele kıymet takdir tarihinden
itibaren kanuni faiz uygulanmak suretiyle tespit edilir.”
hükmüne amirdi.
Bu kural ile öngörülen sistem şöyle işletilmekteydi:
Taşınmazı I. ve II. derece doğal ve arkeolojik sit alam kapsamında
bulunan ve takas yapmak isteyen vatandaş, önce Kültür ve Turizm Bakanlığı
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne başvuru yapmakta, başvurusu
üzerine taşınmaza ait 1/1000 ölçekli koruma amaçlı imar planı
hazırlanıyordu. Gerekli plan ve evrakları tamamlanan
takas dosyası, Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü'ne iletilmekte,
Genel Müdürlük talimatıyla taşınmaza 2886 sayılı yasa uyarınca kıymet
takdiri yapılmakta, kıymet takdir kararı, taşınmaz sahibine bildirilmekte,
bedeli kabul etmesi halinde, söz konusu bedel üzerinden taşınmaz sahibi
adına “sertifika” adı verilen ve taşınmazın değerini gösteren belge
düzenlenmekte idi. 4706 sayılı Yasa’nın 6 ncı maddesinde düzenlenen bu
belge, Hazineye ait taşınmazların satış ihalelerinde ödeme aracı olarak
kullanılabilmekte idi. Böylece, Hazineden alınan taşınmaz ile sit alanında
kalan taşınmaz trampa edilebiliyordu.
Bu suretle gerek taşınmazı sit alanında bulunan taşınmaz sahiplerinin
mülkiyet hakkı korunmakta, gerek tarihi ve doğal sit özelliği taşıyan
alanlar devlet tarafından koruma altına alınmaktaydı.
5838 sayılı Yasa’nın 32 nci maddesinin 17 numaralı fıkrasının iptali
istenen (b) bendi hükmü ile sertifika düzenlenmesini öngören söz konusu
yasa maddesi yürürlükten kaldırılmış, dolayısıyla mevcut sistem ortadan
kaldırıldığı halde, sit alanlarının değerlendirilmesi ve taşınmaz sahiplerinin
hakları konusunda yeni bir düzenleme getirilmemiştir.
Anayasa’nın 35 inci maddesinde mülkiyet hakkı, 63 üncü maddesinde
tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması düzenlenmiştir. Anayasa ile
koruma altına alınan ve düzenlenen iki önemli konuyu da kapsayan söz konusu
düzenlemenin kaldırılması “Yasaların kamu yararına dayanması” ilkesi ile
bağdaşmaz.
“Anayasa'nın 2.
maddesinde öngörülen hukuk devleti ilkesi, yasaların kamu yararına dayanması ögesini içerdiği gibi, yasama
organı tarafından konulacak kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerinin
gözönünde tutulmasının gerekliliği, yine bu ilkenin doğal bir yansımasıdır.
Bu ölçütler ise hukuk kurallarının korunmasında birbiriyle çatışan
yararların uzlaştırılmasını zorunlu kılar.”(Anayasa Mahkemesi’nin 29.12.2004
tarihli ve E.2002/39, K.2004/125 sayılı kararı).
Taşınmaz sahiplerinin yararları ile sit
alanlarının korunmasındaki devlet yararını diğer bir anlatımla çatışan yararların
uzlaştırılması öngören bir yasa kuralını(4706 sayılı Yasa’nın 6 ncı maddesini)
ortadan kaldıran ve bu konuda yeni bir düzenleme de getirmeyen iptali
istenen kuralın kamu yararına dayanmadığı ve dolayısıyla Anayasa’nın 2 nci
maddesine aykırı olduğu çok açıktır.
Diğer taraftan iptali istenen kural, Yasa’nın yayımı 5838 sayılı
Yasa’nın yürürlük tarihinden önce düzenlenen sertifika sahiplerinin
kazanılmış haklarını da ortadan kaldırmaktadır. Hukuk devletinin temel
unsurları arasında “kazanılmış haklara saygı” yer almaktadır. Bu nedenle de
iptali istenen kural, Anayasa’nın 2 nci maddesine aykırıdır.
Diğer taraftan, bir yasa kuralının
Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının tespiti onun hukuk devleti,
Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle çelişmesine yol açacak ve
dolayısı ile Anayasanın 2 nci maddesinin yanısıra, 11 inci maddesine de
aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve
E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24,
shf. 225).
Açıklanan nedenlerle, 18.02.2009 tarihli ve
5838 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanununun 32 nci
maddesinin (17) numaralı fıkrasının (b) bendi Anayasa’nın 2 nci ve 11 inci
maddelerine aykırı olup iptali gerekmektedir.
IV.
YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
18.02.2009 tarihli ve
5838 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanununun 22 nci
maddesi ile 12.4.2000 tarihli ve 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri
Kanununun geçici 7 nci maddesine eklenen fıkradaki tümcelerin, Anayasanın “çayır ve meraların amaç dışı
kullanılması ve tahribinin önlenmesi için devleti gerekli tedbirleri alması
için görevlendiren” 45 inci maddesine açıkça aykırılığı ortadadır.
Ancak Anayasanın 153 üncü maddesindeki “iptal
kararlarının geriye yürümezliği” kuralı karşısında, doğal kaynaklarımızı
işgal edip el koyanlar, söz konusu tümcelerin getirdiği hükümlere dayanarak
iptal kararı yayımlanıncaya kadar çayır ve meralarımızda mülkiyet tesis
edebileceklerdir. Bu nedenle giderilmesi olanaksız durum ve zararlar
doğacağından, iptal davası sonuçlanıncaya kadar iptali istenen söz konusu
tümcelerin yürürlüklerinin durdurulması gerekmektedir.
Öte yandan, Anayasal düzenin en kısa sürede hukuka
aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın da gereğidir.
Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde subjektif
yararların üstünde, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de
zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı bir
düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu
ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum
ve zararlara yol açacağında duraksama bulunmamaktadır.
Bu zarar ve
durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan iptali
istenen hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de
durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
V. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan gerekçelerle 18.02.2009 tarihli ve
5838 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanununun;
1) 22 nci maddesi ile
12.4.2000 tarihli ve 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun geçici
7 nci maddesine eklenen fıkradaki;
a- “mülkiyete yönelik
Hazinece dava açılmaz, açılmış davalardan vazgeçilir,” tümcesi, Anayasa’nın
2 nci,11 inci ve 45 inci maddelerine aykırı olduğundan,
b- “açılan davalar sonunda
bu taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına ve özel sicile yazılmasına
dair verilen ve kesinleşen mahkeme kararları uygulanmaz ve bu kararlar
uyarınca tapu kütüklerine konulan şerhler terkin edilir” tümcesi,
Anayasa’nın 2 nci, 11 inci, 45 inci ve 138 inci maddelerine aykırı olduğundan,
2) 32 nci maddesinin (17)
numaralı fıkrasının (b) bendi Anayasa’nın 2 nci ve 11 inci maddelerine
aykırı olduğundan,
iptallerine ve uygulanmaları halinde giderilmesi güç ya da
olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar
yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı
ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
1- 12.4.2000
günlü, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun dava konusu bölümü de içeren Geçici
7. maddesi şöyledir:
“Geçici Madde 7- 4342 sayılı Mera Kanununun yürürlüğe girdiği tarihe kadar mera
olarak nitelendirilen alanlara yapılmış OSB’ler; Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı tarafından onaylanmış ve yatırım programına alınmış olmaları
şartıyla mera vasfını kaybetmiş olur. Bu alanlar 4342 sayılı Mera Kanununun
hükümlerine tabi değildirler. İl mera komisyonlarının bu alanlarla ilgili
daha önce aldıkları kararlar hükümsüzdür.
1/1/2005
tarihinden önce kesinleşen imar planlarında küçük sanayi sitesi olarak ayrılan
veya aynı tarihten önce, Bakanlık tarafından onaylanan ve yatırım
programına alınan OSB’lerin bulunduğu alanlardaki mera vasıflı taşınmazlar
hakkında; ilgili kamu idarelerince daha önce yapılan kamulaştırma ve diğer
işlemler, tezyidi bedel dâhil kamulaştırma, faiz ve diğer bedellerin
ödenmesi kaydıyla geçerli kabul edilir, bu işlemlere dayanılarak ilgili
gerçek ve tüzel kişiler adına tapuda yapılan tesciller korunur, mülkiyete yönelik Hazinece dava
açılmaz, açılmış davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda bu
taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına ve özel sicile yazılmasına
dair verilen ve kesinleşen mahkeme kararları uygulanmaz ve bu kararlar
uyarınca tapu kütüklerine konulan şerhler terkin edilir.”
2- Dava konusu bendi de içeren 18.2.2009 günlü, 5838 sayılı Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 32. maddesinin (17)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(17) 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların
Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un
a) 4 üncü maddesinin son fıkrasında yer alan
“organize hayvancılık yapacaklar ile kamu kurum ve kuruluşlarına” ibaresi
ve “üzerinde en az onmilyon ABD Doları karşılığı Türk Lirası tutarında ve
en az elli kişi istihdam sağlayacak yatırım yapacaklara,” ibaresi madde
metninden çıkarılmıştır.
b) 6 ncı maddesi yürürlükten
kaldırılmıştır.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde
Anayasa’nın 2., 11., 45. ve 138. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi uyarınca, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A.
Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK,
Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara
bağlanmasına, 7.5.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi,
başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, dava konusu Yasa
kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
1- 5838 sayılı Kanun’un 22. Maddesi
ile 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun Geçici 7. Maddesine
Eklenen Fıkranın “… mülkiyete yönelik Hazinece
dava açılmaz, açılmış davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonunda bu
taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına ve özel sicile yazılmasına
dair verilen ve kesinleşen mahkeme kararları uygulanmaz ve bu kararlar
uyarınca tapu kütüklerine konulan şerhler terkin edilir” Bölümü Yönünden
İnceleme
Dava dilekçesinde, iptali istenilen kuralın mera alanlarının sanayileşme nedeniyle
yok edilmesinin önünü açacağı ve mahkeme kararlarının uygulanmasını
engelleyeceği belirtilerek Anayasa’nın 2., 11.,
45. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kural ile
1.1.2005. tarihinden önce kesinleşen
imar planlarında küçük sanayi sitesi olarak ayrılan veya aynı tarihten
önce, Bakanlık tarafından onaylanan ve yatırım programına alınan Organize
Sanayi Bölgelerinin bulunduğu alanlardaki mera vasıflı taşınmazlar hakkında mülkiyete yönelik Hazine tarafından dava
açılamayacağı, açılmış davalardan vazgeçileceği, açılan davalar
sonunda bu taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına ve özel sicile
yazılmasına dair verilen ve kesinleşen mahkeme kararlarının uygulanmayacağı
ve bu kararlar uyarınca tapu kütüklerine konulan şerhlerin terkin edileceği
öngörülmüştür.
Anayasa’nın 45. maddesinin birinci fıkrasında, “Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını
ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak
bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla tarım ve hayvancılıkla
uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin
sağlanmasını kolaylaştırır” denilmektedir.
Anayasa’nın 45. maddesinin gerekçesinde de
belirtildiği gibi bu kuralla Devlete, tarım arazilerinin sanayi ve
şehirleşme sebebiyle yok edilmesini, tarım arazileri ile çayırlar ve
meraların amaç dışı kullanılmasını önleme görevi yüklenmiştir.
Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrası “Yasama ve yürütme organları ile idare,
mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme
kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini
geciktiremez.” hükmünü içermektedir.
Yasama organının mahkeme kararlarını
değiştirememesi ilkesi yasama organının kanun yoluyla kesinleşmiş olan
kararları ortadan kaldıramaması anlamına gelir. Mahkeme kararının kanun
yoluyla değiştirilememesi ilkesi, maddi hukukta herhangi bir değişiklik
yapmaksızın sadece somut mahkeme kararlarının kanun yoluyla değiştirilmesi
ya da uygulanmasının engellenmesi hâlleri için söz konusu olacaktır. Bu
nedenle iptali istenen kural ile kesinleşmiş mahkeme kararlarının
uygulanamayacağının öngörülmüş olması Anayasanın 138. maddesine aykırılık
oluşturmaktadır.
Mülkiyete yönelik hazinece dava açılamaması,
açılmış davalardan vazgeçilmesi ve kesinleşen mahkeme kararlarının
uygulanmaması, tapu kütüklerine konulan şerhlerin terkin edilmesi, devlete
meraların korunması görevini veren Anayasanın 45. maddesi ile bağdaşmaz.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 45. ve 138.
maddelerine aykırıdır. İptali gerekir
Kural Anayasa’nın 45. ve 138. maddelerine aykırı
görülerek iptal edildiğinden ayrıca 2. ve 11. maddeler yönünden
incelenmesine gerek görülmemiştir.
2- 5838 sayılı Kanun’un 32.
Maddesinin (17) Numaralı Fıkrasının (b) Bendi Yönünden İnceleme
Dava dilekçesinde yürürlükten kaldırılan kural
ile bir taraftan taşınmazı sit alanında bulunan taşınmaz sahiplerinin
mülkiyet hakkının korunduğu, diğer taraftan ise tarihi ve doğal sit
özelliği taşıyan alanların Devlet tarafından koruma altına alındığı ancak
dava konusu kural ile bu uygulamanın kaldırılmasının kanunların kamu
yararına olma gerekliliği ile bağdaşmadığı, ayrıca 5838 sayılı Kanun’un
yürürlük tarihinden önce düzenlenen sertifika sahiplerinin kazanılmış
haklarının ortadan kaldırıldığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2.
maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava Konusu kural, 4706 sayılı Kanun’un 6.
maddesini yürürlükten kaldırmıştır. Yürürlükten
kaldırılan “Sit Alanlarında Kalan Taşınmaz Mallar” başlıklı 6. maddede, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu
uyarınca, sit alanı ilan edilmiş ve onanlı koruma amaçlı imar planında
kesin inşaat yasağı getirilmiş arsa ve arazilerin, Hazineye ait
taşınmazlarla değiştirilmesi işlemlerinde ve taşınmaz maliklerinin kabul
etmesi halinde Hazineye ait taşınmazların satış işlemlerinde ödeme aracı
olarak kabul edilmek üzere, taşınmazın bedelini gösteren bir belge verilmesi
öngörülmüştür. Ayrıca bu belgelerde
yazılı bedele, kıymet takdir tarihinden itibaren kanuni faiz
uygulanmak suretiyle işlem tarihindeki bedelin belirlenmesi hükme
bağlanmıştır.
Yürürlükten kaldırılan bu hüküm, sit alanı ilan edilen ve inşaat
yasağı getirilen taşınmaz sahiplerinin kabul etmesi halinde taşınmazın
değerinin tespit edilerek bir belgeye bağlanması ve bu belgenin Hazine
tarafından yapılacak taşınmaz satışlarında bir ödeme aracı olarak
kullanılmasını sağlamıştır. Uygulamada Kanun kapsamına giren taşınmaz
sahiplerinin başvurusu üzerine taşınmaz sahibi adına “sertifika” adı
verilen ve taşınmazın değerini gösteren bir belge düzenlenmiş ve bu belge,
Hazineye ait taşınmazların satış ihalelerinde ödeme aracı olarak
kullanılmak suretiyle Hazineden alınan taşınmaz ile sit alanında kalan
taşınmazın trampası mümkün olabilmiştir.
Dava konusu kuralın
gerekçesinde de belirtildiği gibi uygulamada istenilen sonucu doğurmayan bu
düzenlemeden dava konusu kural ile vazgeçilmiş ve yerine daha sonra 25.6.2009 günlü, 5917 sayılı Kanun’un
24. maddesiyle 2863 sayılı Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 15. maddesinin (f) fıkrası değiştirilerek bu
alanlarla ilgili yeni bir düzenleme getirilmiştir.
İptali istenilen
kuralla yürürlükten kaldırılan düzenlemenin kamu yararını daha iyi
gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğini ya da çatışan değerleri daha iyi
uzlaştırıp uzlaştırmayacağını belirlemek yasa koyucunun takdir alanı içinde
bulunduğundan anayasallık denetimi kapsamı içinde değerlendirilemez.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel
gereklerinden birisi kazanılmış haklara saygı ilkesidir. Kazanılmış haklara
saygı, yürürlükteki hukuka uygun olarak doğmuş olan hakların yeni bir yasa
ile ortadan kaldırılamamasını gerektirir. 4706 sayılı Kanun’un 6. maddesi
yürürlükteyken bu maddeye dayanarak düzenlenen ve taşınmazın değerini
tespit eden sertifikaların, üzerinde kesin inşaat yasağı bulunan
taşınmazların Hazine arazisi ile trampasına olanak tanıdığından malik için
bir kolaylık getirdiği dikkate alınarak malikler açısından kazanılmış hak
doğurduğu söylenebilir. Ancak, 5838 sayılı Kanun’un 24. maddesiyle 4706 sayılı Kanun’a eklenen geçici 11. maddesi ile
bir geçiş hükmü öngörülerek daha önce düzenlenen sertifikaların 31.12.2011
tarihine kadar kullanılmasına olanak tanınmıştır. Kanun’un 28 Şubat 2009
tarihinde yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, sertifikaların
kullanılabilmesi için yaklaşık üç yıllık bir sürenin tanındığı anlaşılmaktadır.
Bu süre hak sahiplerinin kazanılmış haklarını kullanabilmeleri için yeterli
ve makul bir süredir. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın
11. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİ
18.2.2009 günlü, 5838 sayılı Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un;
1- 22. maddesiyle, 12.4.2000 günlü, 4562
sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun Geçici 7. maddesine eklenen
fıkranın “… mülkiyete yönelik Hazinece dava
açılmaz, açılmış davalardan vazgeçilir açılan davalar sonucunda bu
taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına ve özel sicile yazılmasına
dair verilen ve kesinleşen mahkeme kararları uygulanmaz ve bu kararlar
uyarınca tapu kütüklerine konulan şerhler terkin edilir.” bölümü, 12.5.2011
günlü, E. 2009/30, K. 2011/76 sayılı kararla iptal edildiğinden, bu
bölümün, uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız
durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için
kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA,
2- 32. maddesinin
(17) numaralı fıkrasının 29.6.2001 günlü, 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz
Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun’un “6 ncı maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.”
hükmünü içeren (b) bendine yönelik iptal istemi, 12.5.2011 günlü, E.
2009/30, K. 2011/76 sayılı kararla reddedildiğinden, bu bende ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,
12.5.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
VI- SONUÇ
18.2.2009 günlü, 5838 sayılı Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un;
1- 22. maddesiyle, 12.4.2000 günlü, 4562
sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun Geçici 7. maddesine eklenen
fıkranın “… mülkiyete yönelik Hazinece dava
açılmaz, açılmış davalardan vazgeçilir açılan davalar sonucunda bu
taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına ve özel sicile yazılmasına
dair verilen ve kesinleşen mahkeme kararları uygulanmaz ve bu kararlar
uyarınca tapu kütüklerine konulan şerhler terkin edilir.” bölümünün
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
2- 32. maddesinin (17) numaralı fıkrasının
29.6.2001 günlü, 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi
ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un “6
ncı maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.” hükmünü içeren (b) bendinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
12.5.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|