|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2007/37
Karar
Sayısı: 2010/114
Karar
Günü: 16.12.2010
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN : Malatya İcra Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 3.7.2005 günlü, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15.
maddesinin son fıkrasının Anayasa’nın Başlangıcı ile 2., 10., 12.,
18., 123., 125. ve 176. maddelerine
aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
İlamlı
takip konusu alacağın tahsili amacıyla, borçlu Belediyenin kamu hizmetinde
fiilen kullanılan araçları ile bankadaki hesabına konulan haczin iptali
için açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına
varan Mahkeme iptali
istemiyle başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru
kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Davacı vekili Ağılbaşı Belediyesine ait araçlara ve Darende Ziraat
Bankasının 26785962-5001 nolu hesabına, Malatya
2. İcra Müdürlüğünün 2006/3817 Esas sayılı icra takip dosyasında verilen
haciz kararının 5393 sayılı Belediye Yasası’nın 15/son maddesinde yer alan
“Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri,
şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile, belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve
harç gelirleri haczedilemez” hükmüne göre yasal olmadığından, verilen haciz
kararının iptali dava edilmiştir.
Getirtilen Malatya 2. İcra
Müdürlüğünün 2006/3817 Esas sayılı icra takip dosyasında Darende Asliye
Hukuk Mahkemesinin 2004/69 Esas, 2006/24 karar sayı ile,
işçi alacağının ilamlı takip konusu olduğu, davacı Ağılbaşı
Belediyesine ait araçlara ve banka hesabına haciz konulduğu, haczin iptali
davasının yasal süresinde açıldığı, hacze konu edilen araçların davacı
belediye adına trafiğe kayıtlı olduğu, haciz işlemlerinin İcra ve İflas
yasasında öngörülen koşullara uygun yapıldığı görülmüştür.
Davacı Belediyenin haciz
konusu edilen araçlarının Belediye Yasası’nın 15/Son maddesine göre kamu
hizmetinde kullanıldıklarına ilişkin yazı dosyada mevcuttur.
KONUYA İLİŞKİN ANAYASAL İLKELER VE ANAYASAYA
AYKIRILIK DEĞERLENDİRMESİ:
Anayasamızın başlangıç
kısmının 6. paragrafında; Her Türk vatandaşının Anayasa’daki temel hak ve
hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak, hukuk
düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme hakkının olduğu açıklanmıştır.
Anayasa’nın başlangıç
kısmının Anayasa metnine dahil olduğu kabul
edilmiştir.
Anayasa’nın 12. maddesine
göre, Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel
hak ve hürriyetlere sahiptir.
Anayasa’nın 18. maddesinde;
Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır. Angarya yasağı çalışma veya
sağlanan hizmetin karşılığının mutlak surette ödenmesini gerektirir.
Anayasa’nın 123. maddesinde,
İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve Kanunla düzenlenir. İdarenin
kuruluş ve görevleri merkezden yönetim ve yerinde yönetim esaslarına
dayanır.
Anayasa’nın 125. maddesinde,
idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.
İcra takibine konu para
borcu, davacı belediyenin yıllarca işçi olarak çalıştırdığı alacaklının iş
akdini hukuka aykırı olarak feshinin saptandığı yargı kararından
kaynaklanmıştır. Ülkemizde Belediyelerin karar organlarını oluşturan
kişiler siyasi partilerce aday gösterilip seçilmektedir. 5393 sayılı
Belediye Yasası’nın 15/son maddesinde yer alan Kamu Hizmeti kavramının
tanımı yasalarda yapılmamıştır. Hukuk Fakültelerinde okutulan ders
kitaplarında kamu hizmeti kavramı kısaca, tatmininde kamu yararı olan,
toplumsal bir gereksinimi karşılayan bir faaliyet olarak tanımlanmıştır.
Devletin yerine getirdiği kamu hizmetlerinin pek çoğu özel hukuk tüzel
kişileri veya gerçek kişilerce de yerine getirilmektedir. Böylece kamu
hizmeti faaliyetleri kar amacı gütmeyen hizmet olmaktan çıkartılmış, kar
amaçlı iktisadi hizmetlere dönüşmüştür. Kısacası, klasik kamu hizmeti
yerine kar getiren ekonomik girişimler şeklinde yürütülen faaliyetler
haline dönüşmüştür. Buna karşın yasalarda klasik kamu hizmeti kavramı
ayrıcalıklı konumunu muhafaza etmeye devam etmektedir. Kamu hizmeti alan
toplumun alacaklı birey karşısında ekonomik acze düştüğünden bahsedilemez.
Anayasa’nın 119. maddesinde ağır ekonomik bunalım hallerinde temel hak ve
özgürlüklerde kısıtlama yapılabileceği, vatandaşlar için ek ekonomik külfet
getirilebileceği açıklanmıştır. Ancak bir beldede sağlanan kamu hizmetinin
ekonomik yükünü sınırlı sayıdaki belediyeden alacaklı olan kişilerin
üzerine fedakarlık olarak yüklenemez. Topluma
sağlanan kamu hizmetlerinden kaynaklanan borçları alacaklı kişilerin
ekonomik yıkımına sebep olacak şekilde ödenmemesini olanaklı kılan mevcut
yasal düzenleme, Anayasamızın 2. maddesinde açıklanan devletin sosyal hukuk
devleti olması, 10. maddesinde yer alan, yasa önünde eşitlik ilkesi ile
bağdaşmamaktadır. Devletin yönetim organizasyonu bünyesindeki belediyelere
gerekli mali kaynağı sağlayıp hukuksal disiplin ve planlama içerisinde denetim
yapması gerekir. Aksi halde belediyelerin partizanca hukuksal sorun üreten,
istediği borcu ödeyip istemediğini ödemeyen keyfi yönetim içerisine
girebilecekleri dikkatlerden uzak tutulmamalıdır.
Hukuk Devleti,
faaliyetlerinde hukuk kurallarına bağlı olan, yönetilenlere hukuksal
güvenceler sağlayan devlettir. Temel hak ve özgürlüklerin güvence altına
alınmış olması, idarenin tüm eylem ve işlemlerinde yasaya uygun davranması,
idarenin işlem ve eylemlerinin yargısal denetiminin yapılabilmesi, idarenin
mali sorumluluğunu yerine getirmesi, hukuk devleti ilkesinin zorunlu
gereklerindendir. Mahkeme kararı ile davacı belediyeden alacaklı olduğu
kanıtlanmış vatandaşın borcunu fiilen tahsil olanağı kalmamıştır. Belediye
tüm malvarlığı ve gelirleri hakkında kamu hizmetine tahsis kararı almıştır.
Buna karşın ülkemizde belediye başkanlarının, belediyeye ait makam araçları
ile görevli oldukları ilin dışına çıkabildikleri, araçları siyasi irade
doğrultusunda veya keyfi kullandıkları, partizanca uygulamalar yaptıkları inkar edilemez. Hukukun bir tanım şekli de, hakkın
çoğulu olarak bilinir. Hakkın, uygulamada yerine getirilmediği sürece kağıt üzerinde soyut bir kavram olarak kalacağı, bu
durumun vatandaşın Devlete olan güvenini sarsacağı da kuşkusuzdur.
Anayasa’nın 2. Maddesi,
Devletin sosyal hukuk devleti olması dolayısı ile gelirleriyle orantılı
olarak giderlerine ve borçlarına da kaynak sağlama zorunluluğu olduğu,
borçlu olma yönünden vatandaşın alacaklarının tahsilini imkansız
kılacak şekilde yasal düzenlemeler yapamamasını gerektirir. Kamu idaresinin
bir parçası olan belediyelerin günümüzde, alınan kamu yararı ve tahsis
kararları nedeniyle borçlarını ödemede tamamen keyfi davrandıkları, bu
konuda belediyelerin merkezi yönetimce gerektiği gibi denetlenmediği,
alacaklı vatandaşı mağdur ettikleri bilinen bir gerçektir.
Anayasa’nın 10. Maddesinde
yer alan yasa önünde eşitlik ilkesi, alacaklılık ve borçluluk yönünden
hiçbir tarafa ayrıcalık sağlanamayacağı şeklinde yorumlanmayı gerektirir.
Anayasa’nın 18. Maddesinde
yer alan Angarya yasağı gereği, Belediye’nin borçlarını karşılıksız
bırakma, işlemlerinin Anayasaya aykırı olduğuna karar vermeyi
gerektirmektedir.
Anayasa’nın 123. maddesi
gereği, yerinden yönetim birimi olan Belediyelerin, borçlarından dolayı
kamu idaresini temsil eden Devlet, kendini tamamen kayıtsız sayamaz.
Anayasa’nın 125. maddesinde
yer alan işlem ve eylemlerinde, Yargı kararlarına bağlılık, yargı
kararlarının infaz edilmesi olanağını da gerektirmektedir. Aksi halde
verilen Mahkeme kararlarını kağıt üzerinde kalan
bir ifade olmaktan öteye götürmeyecek, boş bir kavram olarak kalmasına
sebebiyet verecektir.
Bu nedenlerle, Belediye
Yasası’nın 15/son maddesinde yer alan “Belediyenin proje karşılığı
borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri şartlı bağışlar ye kamu
hizmetlerinde fiilen kullanılan mallar ile Belediye tarafından tahsil
edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez” şeklindeki yasal
düzenlemenin Anayasa’ ya aykırı olduğu kanaati Mahkemede oluşmuş
bulunmakla;
KARAR: Yukarıda açıklanan
nedenlerle;
Belediye
Yasası’nın 15/son maddesinde yer alan düzenlemenin Anayasa’nın 2.
maddesinde yer alan “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Sosyal Hukuk Devleti”
olması, 10. maddede yer alan “Herkesin yasalar önünde alacaklılık ve
borçlanma yönünden eşit olduğu” 12. maddesinde yer alan “Herkesin
dokunulmaz devredilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu”, 18.
maddesinde yer alan “Karşılıksız çalışma, angarya yasağı” ilkesine,
Anayasa’nın 123. maddesinde yer alan “İdarenin bütünlüğü” ilkesine,
Anayasanın 125. maddesinde yer alan “İdari işlemlere karşı yargı yolunun
açık olduğu ve bu ilke gereği Mahkemelerce verilip kesinleşen yargı
kararlarının infazının sağlanması” gereğine, Anayasa’ nın
başlangıç kısmına ve 176. maddesine aykırılık teşkil ettiğinden, dosyanın
bu konuda karar verilmek üzere Anayasa Mahkemesine gönderilmesine,
Anayasa Mahkemesinin konu
hakkındaki kararının beklenmesine,
Dosyanın bir örneğinin
muhafaza edilmesine,
Taraf vekillerinin hazır
bulunduğu celsede karar verildi.”
III- YASA
METİNLERİ
A- İtiraz
Konusu Yasa Kuralı
3.7.2005 günlü, 5393 sayılı
Belediye Kanunu’nun 15. maddesinin itiraz konusu son fıkrası şöyledir:
“…
Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde
ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan
malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç
gelirleri haczedilemez.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru
kararında, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile
2., 10., 12., 18., 123., 125. ve 176. maddelerine dayanılmış, 13. ve 35. maddeleri ile de ilgisi görülmüştür.
IV- İLK
İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK,
Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ün katılımlarıyla 11.4.2007 gününde
yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararı
ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan
ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Sınırlama
Sorunu
İtiraz yoluna
başvuran Mahkemece, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinin “Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde
ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan
malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç
gelirleri haczedilemez.”
hükmünü içeren son fıkrasının iptali
istenilmiştir.
Anayasa’nın 152.
ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 28. maddesinde, Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yoluyla yapılacak
başvurular, itiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada
uygulayacağı yasa kuralları ile sınırlı tutulmuştur.
Başvuran
Mahkemede bakılmakta olan davanın konusunu, borçlu durumda olan belediyenin
aleyhine yapılan ilâmlı icra takibi sırasında, İller Bankası payından, Türk
Telekom payından ve mutemet tarafından yatırılmış bütçe gelirlerinden
oluşan banka hesabına ve kamu hizmetinde fiilen kullanılan araçlar üzerine konulan haczin
iptali istemi oluşturmaktadır.
Bu nedenle, 5393
sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinin son fıkrasına ilişkin esas
incelemenin fıkranın “... ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile
belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri
… ” bölümü ile sınırlı olarak yapılmasına, OYBİRLİĞİYLE,
16.12.2010 gününde karar verilmiştir.
B- Anayasa’ya
Aykırılık Sorunu
Başvuru
kararında, Devletçe yerine getirilen
ve kâr amacı gütmeyen kamu hizmetlerinin pek çoğunun, günümüz itibarıyla, özel hukuk
tüzel kişileri veya gerçek kişilerce de yerine getirilebilen, kâr amaçlı
ekonomik hizmetlere dönüştürülmesine karşın, klasik kamu hizmeti kavramının
yasalardaki ayrıcalıklı konumunu korumaya devam ettiği, bu durumun Anayasa
tarafından koruma altına alındığından söz edilemeyeceği, Anayasa’ya göre,
ağır ekonomik bunalım hallerinde temel hak ve özgürlüklerde kısıtlama
yapılabilmesi, vatandaşlar için ek ekonomik külfetler getirilebilmesi
mümkün ise de, bir beldede sağlanan kamu hizmetlerinin ekonomik yükünün
sınırlı sayıdaki belediyeden alacaklı olan kişiler üzerine fedakarlık
olarak yüklenilmesinin bu kapsamda değerlendirilemeyeceği ve toplumun
tamamına sağlanan kamu hizmetlerinden kaynaklanan borçların, alacaklı
kişilerin ekonomik yıkımına sebep olacak şekilde ödenmemesini olanaklı
kılan düzenlemelerin hukuk devletinin gerekleriyle ve eşitlik ilkesiyle
bağdaştığından söz edilemeyeceği, ayrıca kamu idaresinin bir parçası olan belediyelerin, aldıkları kamu
yararı ve tahsis kararlarına dayalı olarak, borçlarını ödemede tamamen
keyfi davrandıkları, bu konuda belediyelerin merkezi yönetimce yeteri kadar
denetlenmediği, yönetilenlere hukuksal güvenceler sağlanması suretiyle
temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasının da hukuk devleti
olmanın gereklerinden olduğu, yasa önünde eşitlik ilkesinin alacaklılar ve
borçlular yönünden eşit davranılmasını gerektirdiği, Anayasa’nın 125. maddesinde
yer alan yargı kararlarına bağlı olmanın yargı kararlarının infaz
edilmesinin sağlanmasını da kapsadığı, Anayasa’nın 18. maddesinde yer alan
angarya yasağının belediyelerin borçlarını karşılıksız bırakma işlemlerini
de kapsayacağı belirtilerek, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın Başlangıç’ı
ile 2., 10. 12.,18.,123.,125. ve 176. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5393
sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinin son fıkrasının itiraz konusu
kurallarında belediyeler tarafından
tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri ile
belediyelerin kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan mallarının haczedilemeyeceği
öngörülmektedir. 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel
Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun’un 7. maddesinin
birinci fıkrasında yer alan “Bu Kanunda, il özel idareleri ve
belediyelere, genel bütçe vergi gelirleri tahsilatından
ayrılacak paylar ile diğer kanunlarda bu idarelere verilmesi öngörülen
paylar vergi hükmündedir.” kuralı uyarınca, belediyelere genel bütçe vergi
gelirleri tahsilatından ayrılacak paylar ile diğer kanunlarla belediyelere
verilmesi öngörülen her çeşit paylar da söz konusu haciz yasağının
kapsamında bulunmaktadır.
5779 sayılı
Yasa’nın 7. maddesine ilişkin gerekçede de,
“…,
il özel idareleri ve belediyelere, genel bütçe vergi gelirleri
tahsilatından ayrılacak paylar ile bu Kanunda ve diğer Kanunlarda bu
idarelere verilmesi öngörülen payların vergi hükmünde olduğu ifade
edilmiştir. Bu çerçevede, genel bütçeden gönderilen payların hukuki
çerçevesi çizilmiş ve bu gelirlerin, 5393 sayılı Belediye Kanununun 15 inci
maddesinin son fıkrasındaki, … hükmü uyarınca
haczedilmesinin önlenmesi amaçlanmıştır.” denilmiştir.
Anayasa’nın
2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devleti olarak
nitelendirilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri
hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini
bağlı sayıp yargı denetimine açık olan devlettir.
Kişilerin,
devlete güven duymaları, maddî ve manevî varlıklarını korkusuzca
geliştirebilmeleri, temel hak ve özgürlüklerden yararlanabilmeleri ancak
hukuk güvenliği ve üstünlüğünün sağlandığı bir hukuk düzeninde gerçekleşebilir.
Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği, kişilerin,
hukuk düzeninin koruması altındaki haklarını elde etmeleri için gereken her
türlü önlemin alınmasını zorunlu kılar.
Anayasa’nın
13. maddesinde “Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik
toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine
aykırı olamaz” denilmiş; 35. maddesinde de, herkesin mülkiyet ve miras
haklarına sahip olduğu, bu hakların, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı
olamayacağı hükme bağlanmıştır.
İtiraz konusu kuralla, belediyelerin bazı varlıkları
haciz yasağı kapsamına alınarak belediyeden olan alacaklarını icra yoluyla
tahsil etmek zorunda kalanlar bakımından
mülkiyet hakkına bir sınırlama getirilmiş ise de, belediyelerin, 5393
sayılı Kanun’un 15. maddesinin son fıkrasında belirtilenlerin dışındaki
gelir ve varlıkları üzerine haciz işlemi yapılabilmesi imkânının bulunması,
kişilerin bu hakkının tamamen ortadan kaldırılmadığını ve hukuk düzeninin koruması altındaki haklarını elde
edebilme imkânlarının bulunduğunu göstermektedir.
Ayrıca
belediyelerin, belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki
ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan kamu tüzel kişileri olmaları nedeniyle,
bunlara yasalarla yüklenilen görevler, yerel toplumsal yaşamın zorunlu gereksinimleridir.
Belediyeler bu gereksinimleri karşılamak amacıyla bazı etkinliklerde
bulunurlar. Bunun için de ayni ve nakdi varlığa ihtiyaç duyarlar. Toplumsal
yaşamın sürekli, düzenli ve sistemli bir şekilde sürdürülebilmesi için, bu
etkinliklerden bazılarının kesintisiz bir biçimde yürütülmesi; bunun
sağlanabilmesi bakımından da belediyelerin ayni ve nakdi varlığa sahip
olmaları gerekir. Belediyelere ait bazı ayni ve nakdi varlıklara haciz
yasağı getirilmesindeki amaç da, belediyelerce yerine getirilen kamu
hizmetlerinin bazılarının, toplumsal yaşamın gerektirdiği zorunluluklara
bağlı olarak sürekli ve düzenli bir şekilde yürütülmesi gereğidir. Yani
toplum yararının üstün tutulmasıdır. Yine belirtmek gerekir ki, belediyelerin devamlılık gösteren kamu hizmetlerinin
görülmesine ayrılmış olan tüm kaynaklarının hacze konu olabilmesinin, bu
hizmetlerin ifa araçlarını tamamen ortadan kaldırmak gibi bir sonuç
doğurabileceği de kuşkusuzdur. İtiraz konusu kuralla getirilen
sınırlamadaki amaç da belirtilen nitelikteki istenilmeyen sonucun ortaya
çıkmasını engellemektir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz
konusu kural Anayasa’nın 2., 13. ve 35.
maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya
KANTARCIOĞLU, Fettah OTO, Recep KÖMÜRCÜ,
Alparslan ALTAN ile Celal Mümtaz AKINCI
bu görüşe
katılmamışlardır.
İtiraz konusu kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı
ile 10., 12., 18.,
123., 125. ve 176. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
VI- SONUÇ
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca,
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp
çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin
çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın, gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada
belirtilen karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 3.7.2005 günlü, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15.
maddesinin;
a- Son fıkrasına ilişkin esas
incelemenin, fıkranın “… ve kamu hizmetlerinde
fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi,
resim ve harç gelirleri …” bölümü ile sınırlı olarak yapılmasına, OYBİRLİĞİYLE,
b- Son fıkrasının “… ve
kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil
edilen vergi, resim ve harç gelirleri …” bölümünün Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT’ün
“bölümün tamamının”, Fulya KANTARCIOĞLU, Fettah
OTO, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN ile Celal Mümtaz AKINCI’nın
ise “… ile belediye tarafından tahsil edilen
vergi, resim ve harç gelirleri …” bölümünün iptali gerektiği yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
16.12.2010
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
|
|
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
|
|
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
KARŞIOY YAZISI
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinin son
fıkrasının “ …ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye
tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri …” bölümünün
Anayasa’ya aykırı olduğu yönündeki gerekçelerim aşağıdadır.
İtiraz konusu kuralla belediyelerin kamu
hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil
edilen vergi, resim ve harç gelirlerinin haczedilemeyeceği öngörülmektedir.
Buna göre, belediyeden alacağı olan herhangi bir gerçek veya tüzel kişi,
hukukun alacak-borç ilişkisinde haklı konumda olan bir kişinin alacağını
elde etmesi için devletin kamu gücüne dayanarak sağladığı en büyük güvence
olan icra olanağından yararlanamamaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin
bir hukuk devleti olduğu, 35. maddesine mülkiyet hakkının kamu yararı
dışında sınırlanamayacağı, 125. maddesinde idarenin her türlü eylem ve
işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiştir.
Alacak hakkının mülkiyet hakkı kapsamında olduğunda
kuşku bulunmamaktadır. Buna göre, alacak hakkının kullanılmasını eylemli
olarak geçersiz kılacak bir sınırlama ancak kanunla ve kamu yararı amacıyla
öngörülebilir. Eylem ve işlemleri yargı denetimine tabi olan idarenin,
yargı kararı ile kesinleşmiş olsa bile borcunu ödememekte direnmesi halinde
icraya verilememesi, kamu yararı ile açıklanamaz. Haklı bir alacağın tahsil
edilememesinde kamu yararı bulunduğu savunulamaz.
Belediye halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını
karşılamak üzere kurulan ve karar organları seçmenler tarafından seçilerek
oluşturulan bir kamu tüzel kişisinin, yapacağı hizmetleri gelir ve gider
dengesini gözeterek planlaması, kamu yönetimi esaslarına göre vatandaşları
mağdur etmeyecek şekilde yürütmesi esastır. Asıl kamu yararı bundadır. Uyması gereken ilke ve esaslara aykırı davranması nedeniyle
gelir-gider dengesi bozulan ve kişilere karşı borçlarını ödeyemeyen bir
belediyenin, kendi edimini iyi niyetle ifa etmiş olan ve alacağını isteyen
kişiye karşı sırf kamu tüzel kişisi olduğu için daha fazla korumaya mazhar
olması, bireyin çıkarının kayıtsız şartsız idarenin çıkarına feda edilmesi,
artık terk edilmesi gereken “ceberut devlet” anlayışının bir tezahürüdür.
Haciz nedeniyle kamu hizmetlerinde kullanılan malları veya vergi, resim ve
harç gelirleri haczedilen belediyenin yürütmek zorunda bulunduğu
hizmetlerin aksamaması için, esasen vesayet yetkisine sahip olan merkezi
idarenin katkısı, desteği veya borcu üstlenmesi gibi, hukuk devletine
yaraşır pek çok farklı çözüm yolu bulunabilecekken vatandaşın, şayet varsa,
belediyenin kamu hizmetine tahsis edilmemiş olan mallarına karşı icra
takibi yapmak, o da olmuyorsa şansına küsmek zorunda bırakılması sonucunu
doğuran itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk
devletine, 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkına açıkça
aykırıdır. Kuralın iptali gerekir.
|
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinin son
fıkrasının, sınırlama kararı uyarınca incelenen, belediyenin “kamu
hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil
edilen vergi, resim ve harç gelirleri”nin
haczedilemeyeceğine ilişkin bölümüyle belediyelerin haczedilebilecek
taşınmazları ile vergi, resim ve harç dışında gelirleri bulunmaması
durumunda belediyeden alacaklı olan kişilerin haklarına kavuşması olanaksız
hale getirilmiştir.
Mülkiyet hakkını düzenleyen Anayasa’nın 35.
maddesinin gerekçesinde de belirtildiği gibi mülkiyet hakkı için öngörülen
anayasal güvence, yalnız menkul ve taşınmaz malları değil, para ile
değerlendirilebilen hakları ve mal varlığını da kapsamaktadır. Bu nedenle
kişilerin alacak haklarının da 35. maddenin güvencesi altında olduğunda duraksamaya
yer yoktur. Maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla
kanunla sınırlandırılabileceği vurgulanmış ise de bir hak ve özgürlüğün
tümüyle kullanılamaz hale getirilmesinin, sınırlamayı aşan onu yok eden bir
durum olduğu açıktır.
İtiraz konusu düzenlemeyle belediyenin başka bir
mali kaynağının bulunmaması durumunda kişilerin kesinleşmiş yargı
kararlarıyla hüküm altına alınan ve mülkiyet hakkı kapsamında bulunan
alacak haklarına haciz yoluyla ulaşmalarının tümüyle engellenmesi,
Anayasa’nın 35. maddesine aykırılık oluşturmaktadır. Hak arama özgürlüğünün
varlığının kabulü için, yalnız hakkın aranmasının güvence altına alınması
yeterli olmayıp ona ulaşılmasının da sağlanması gerektiğinden, yargı
kararıyla kesinleşen bir alacağın haciz yasağı nedeniyle tahsilinin
engellenmesi, Anayasa’nın hak arama özgürlüğüne ilişkin 36. maddesine de
aykırıdır.
İnsanı öne çıkaran çağdaş demokrasilerde, kamu
yararı gerekçesiyle de olsa kişi haklarını tümüyle kullanılamaz hale
getirebilecek düzenlemelere izin verilmemekte, bu konuda adil bir denge
kurulmasına özen gösterilmektedir. Bu bağlamda, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi; “Tütüncü ve Diğerleri/Türkiye Davası”nda Belediye
Meclisi Kararı ile işten çıkarılan işçilere, ödenmeyen maaş, sosyal haklar
ve kıdem tazminatlarının ödenmesine hükmeden Diyarbakır İş Mahkemesi
kararının gereği yerine getirilmeyerek kendilerine ödeme yapılmaması sonucu
haciz istemleri kabul edilerek Belediye’nin banka hesapları ve bazı
taşınmazları hakkında verilen haciz kararlarının, 1580 sayılı Yasa’nın kamu mallarının
haczedilemeyeceğine ilişkin 19. maddesi uyarınca iptal edilmesi üzerine
yapılan başvuruyu inceleyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1 No’lu Ek Protokol’ün Mülkiyetin korunmasına ilişkin 1.
maddesinin ihlâl edildiğine karar vermiştir.
Belediyelerin vergi, resim ve harç gelirlerine
haciz yasağı getirilmesinin nedeni, kuşkusuz gördükleri hizmetle
sağladıkları kamu yararıdır. Ancak, kamu yararı da kişi haklarının tümüyle
yok edilebilmesinin gerekçesi olamaz. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen
demokratik hukuk devletinde, yalnız hakkın ortadan kaldırılması değil, elde
edilmesinin önemli ölçüde zorlaştırılması da kuralın Anayasa’ya
aykırılığının kabulü için yeterlidir. Buna göre, kimi durumlarda kişilerin
belediyelerden olan alacaklarını tahsil etmelerini önemli ölçüde
zorlaştıran kimi durumlarda da tümüyle engelleyen vergi, resim ve harç
gelirlerinin haczedilemeyeceğine ilişkin kural, Anayasa’nın 2., 35. ve 36. maddelerine aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle başvurunun reddine ilişkin
çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Fettah OTO
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
İtiraz konusu kural, belediyelerin kamu hizmetlerinde fiilen
kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil
edilen vergi, resim ve harç gelirlerinin haczedilemeyeceğini hükme
bağlamaktadır.
Haczedilemezliğin kabul edilmesinin arka planında Devleti niteleyen
egemenliğin, kendisine karşı zor kullanılmasıyla bağdaşamayacağı, zor
kullanmanın Devlete tanınmış bir yetki olduğundan bunu Devletin kendisine
karşı kullanmasının düşünülemeyeceği, kamu hizmetlerinin aksatılmadan ve
kesintiye uğramadan ifası ve bütçenin getirdiği esasların cebri icra sonunda
tahmin dışı ihlallere uğratılmamasının esas olduğu gibi düşünceler
yatmaktadır.
Hukuk devleti ilkesinin egemen olduğu bir ülkede, Devlet mallarının
haczedilmeyeceğine ilişkin kural, Devletin borçlarını kendiliğinden
ödeyeceği ve bunun hukuk devletinin gereği olduğu esasına dayanır. Ancak,
Devletin, borçlarını kendi isteğiyle ödeyeceği varsayımı her zaman
gerçeklere uygun düşmemektedir. Nitekim itiraz başvurusuna konu olayda işçi
olarak çalışan şahıs iş akdinin feshi nedeniyle açtığı tazminat ve alacak
davasını kazanmış ve ilgili Belediye aleyhine icra takibine geçmesine
rağmen itiraz konusu kural nedeniyle takibi sonuçlandırarak alacağını elde
edememiştir.
Anayasa’nın 35. maddesinde herkesin, mülkiyet ve miras haklarına
sahip olduğu, bu hakların, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabileceği belirtilmiştir. Maddenin gerekçesinde mülkiyet hakkı için
öngörülen anayasal güvencenin yalnızca menkul ve taşınmaz malları değil,
para ile değerlendirilebilen hakları ve mal varlıklarını da kapsadığı
belirtilmiştir. AİHM’ne göre de, istenilebilir
olduğu yeterince ortaya koyulduğunda, 1 No’lu Ek
Protokol’ün 1. maddesi uyarınca, bir “alacak”, “mülk” olarak
nitelendirilebilir (Bkz. Yunanistan Rafinerileri Stran
ve Stratis Andreadis-Yunanistan,
A serisi No: 301-B, s. 84, § 59 ve Bourdov-Rusya
No: 59498/00, §40, CEDH 2002-II). Bu nedenle kişilerin alacak haklarının da
Anayasa’nın 35. maddesinin güvencesi altında olduğunda duraksamaya yer
yoktur. Maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın ancak kamu
yararı amacıyla kanunla sınırlandırılabileceği vurgulanmış, “Temel hak ve
hürriyetlerin sınırlanması” başlığını taşıyan 13. maddede de, temel hak ve
hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği,
bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum
düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı
olamayacağı belirtilmiştir. Bir hak ve özgürlüğün tümüyle
kullanılamaz hale getirilmesi ise kuşkusuz, sınırlamayı aşan hakkı yok eden
bir durumdur.
İtiraz konusu
düzenleme ile belediyelerin kimi malları alacaklılarına karşı korumaya
alınmıştır. Buna göre, belediyelerin kamu hizmetine özgülenmemiş özel
mülkleri ya da gelir getiren taşınmazları olmadıkça kişilerin alacaklarına
kavuşma olanağı bulunmamaktadır.
İtiraz konusu hükümde yer alan belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde
ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan
malları ile ilgili haciz yasağı kabul edilebilir ise de, belediye
gelirlerinin esasını oluşturan belediye tarafından tahsil edilen vergi,
resim ve harç gelirlerinin haczedilememesi, belediyeden olan alacakların rızaen ödenmemesi durumunda, alacaklarına cebri icra
yoluyla kavuşmaları şansını tümüyle ortadan kaldırmaktadır.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi benzer bir olayla
ilgili olarak, Diyarbakır Belediyesi tarafından işten çıkarıldıktan sonra,
Belediye aleyhinde Diyarbakır İş Mahkemesi’nde açtığı davayı kazanmasına ve
haciz yoluna başvurmasına rağmen haciz yasağı öngören kural nedeniyle
alacağına kavuşamayan başvurucu yönünden Sözleşmenin 1 No’lu
Ek Protokol’ünün 1. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlal edildiği
sonucuna varmıştır. Kararda, idarenin borcunu ödemede gecikmesinin, talep
edilebilir bir “alacağı” olan kişinin finansal kaybını artırdığı ve özellikle
bazı Devletlerde paranın değer kaybetmesi gözönüne
alındığında, bu durumun kişiyi belirsiz bir duruma soktuğu, mevcut ulusal
mevzuata göre, başvuranın Diyarbakır İş Mahkemesi tarafından verilen
kararın infazını elde etme olanaklarının bulunmadığı vurgulanmıştır.
Anayasa’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesinde,
herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri
önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu
belirtilmektedir. “Yargı mercileri” kavramının icra dairelerindeki
işlemleri de içine aldığı, keza “meşru” ibaresinin hukukun üstünlüğüne
dayanan, hukuk düzenine uygun vasıta ve yollar olduğu Anayasa Mahkemesi
kararlarıyla açıklığa kavuşturulmuştur.
Dava konusu olayda, davacı taraf haklı olduğunu mahkemede ispat
ederek alacağını hüküm altına aldırmış ve alacağı ödenmediği için de icra
yoluna başvurmuştur. Ancak dava konusu yasa kuralı nedeniyle alacağına
kavuşma olanağı bulamamıştır. Mahkemelerin tarafların hakkını tespit ve
teslim eden kararından sonra asıl ve önemli olan, alacaklının alacağına
kavuşmasıdır. Bu da borçlunun borcunu rızası ile ödemesiyle, ödenmediği
takdirde borçlunun borcunu karşılayacak malının haczedilip satılmasıyla
olanaklıdır. Yargı kararlarının etkinliği bu kararların yasama, yürütme ve
yargı organlarınca yerine getirilmesi yani uygulanmasıyla sağlanabilir.
Haklı olan tarafın hakkının mahkeme tarafından tespit edilmesi, buna
karşılık borçlu tarafa borcu ödeyip ödememede, ödeyecekse zamanını ve miktarını
tespit etme konusunda tam bir serbesti tanınması, alacaklının cebri icra
yoluyla alacağına kavuşmasının engellenmesi hak arama hürriyetinin özünü
zedelemek, içini boşaltmak, kullanılamaz hale getirmek sonucunu
doğurmaktadır.
İtiraz konusu düzenlemeyle belediyelerin geliri olmayan tüm mal
varlıklarının kamu hizmetine özgülenmesi ve gelir getiren mallarının da
bulunmaması halinde kesinleşmiş yargı kararlarına rağmen alacaklıların
haciz yoluyla haklarına ulaşmaları tümüyle engellenmektedir. Gelirleri
sınırlı olan Belediyelerden alacaklı olanların alacaklarına kavuşmalarını
sağlayacak başka bir yöntem de öngörülmediğinden sınırlamanın ötesinde
hakkı ortadan kaldıran bu durum, Anayasa’nın 35. ve 13. maddeleri yanında,
hak arama özgürlüğüne ilişkin 36. maddesine de açık bir aykırılık
oluşturmaktadır.
Çağdaş demokratik rejimlerin temel ilkelerinden biri olan hukuk
devleti, kişilerin devlete güven duymaları, maddi ve manevi varlıklarını
geliştirebilmeleri, temel hak ve özgürlüklerden yararlanabilmeleri ancak
hukuk güvenliği ve üstünlüğünün sağlandığı bir hukuk devleti düzeninde
gerçekleşebilir. Bu bağlamda hukuk devleti hak ve özgürlüklere saygı
gösteren, onları koruyan, güçlenmelerine olanak sağlayan, adaletli bir
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm temel organlarına
egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan,
eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açık olan devlettir.
Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği,
kişilerin, hukuk düzeninin koruması altında bulunan haklarını elde etmeleri
için gereken her türlü önlemin alınmasını zorunlu kılar.
Yasalara göre tespit edilmiş bir alacak hakkının cebri icra yoluyla
elde edilmesinin engellenmesi ve ödeme şekli ve zamanı belirtilerek başka
bir güvenceye de kavuşturulmamış olması hukuk güvenliğini zedelemektedir.
Kişiye, hukuka uygun araç ve yollardan yararlanarak hakkına kavuşması
olanağı tanınmasının, hukuk devletinin vazgeçilmez bir gereği olduğu
tartışmasızdır.
Bireyi ve
bireyin temel hak ve özgürlüklerini esas alan çağdaş demokrasilerde, kamu
yararı gerekçesiyle de olsa hakları tümüyle kullanılamaz hale getiren
düzenlemelere izin verilmemekte, bu konuda adil bir denge kurulmasına özen
gösterilmektedir. Demokratik hukuk devletinde yalnız hakkın ortadan
kaldırılması değil, elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaştırılması da kabul
edilemez. Bu nedenle, itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesi ile de
bağdaşmamaktadır.
Belirtilen
nedenlerle, kişilerin belediyelerden olan alacaklarını tahsil etmelerini
önemli ölçüde zorlaştıran, kimi durumlarda da tümüyle engelleyen itiraz
konusu kuralın belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç
gelirlerinin haczedilemeyeceğine ilişkin bölümünün Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ve iptali
gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Üye
Recep
KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Celal
Mümtaz AKINCI
|
|