|
TÜRK BORÇLAR
KANUNU
Kanun No. 6098 Kabul
Tarihi: 11/1/2011
BİRİNCİ
KISIM
Genel
Hükümler
BİRİNCİ
BÖLÜM
Borç
İlişkisinin Kaynakları
BİRİNCİ
AYIRIM
Sözleşmeden
Doğan Borç İlişkileri
A. Sözleşmenin kurulması
I. İrade açıklaması
1. Genel olarak
MADDE
1- Sözleşme, tarafların
iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur.
İrade açıklaması, açık veya örtülü olabilir.
2.
İkinci derecedeki noktalar
MADDE
2- Taraflar sözleşmenin esaslı
noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış
olsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır.
İkinci
derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim, uyuşmazlığı işin özelliğine
bakarak karara bağlar.
Sözleşmelerin şekline ilişkin hükümler saklıdır.
II. Öneri ve kabul
1. Süreli öneri
MADDE
3- Kabul için süre belirleyerek
bir sözleşme yapılmasını öneren, bu sürenin sona ermesine kadar önerisiyle
bağlıdır.
Kabul bu süre içinde kendisine ulaşmazsa; öneren,
önerisiyle bağlılıktan kurtulur.
2. Süresiz öneri
a. Hazır olanlar
arasında
MADDE
4- Kabul için süre
belirlenmeksizin hazır olan bir kişiye yapılan öneri hemen kabul edilmezse;
öneren, önerisiyle bağlılıktan kurtulur.
Telefon, bilgisayar gibi iletişim sağlayabilen
araçlarla doğrudan iletişim sırasında yapılan öneri, hazır olanlar arasında
yapılmış sayılır.
b. Hazır olmayanlar
arasında
MADDE
5- Kabul için süre
belirlenmeksizin hazır olmayan bir kişiye yapılan öneri, zamanında ve
usulüne uygun olarak gönderilmiş bir yanıtın ulaşmasının beklenebileceği
ana kadar, önereni bağlar.
Öneren,
önerisini zamanında ulaşmış sayabilir.
Zamanında gönderilen kabul, önerene geç ulaşır ve
öneren onunla bağlı olmak istemezse, durumu hemen kabul edene bildirmek
zorundadır.
3. Örtülü kabul
MADDE
6- Öneren, kanun veya işin
özelliği ya da durumun gereği açık bir kabulü beklemek zorunda değilse,
öneri uygun bir sürede reddedilmediği takdirde, sözleşme kurulmuş sayılır.
4. Ismarlanmayan
şeyin gönderilmesi
MADDE
7- Ismarlanmamış bir şeyin
gönderilmesi öneri sayılmaz. Bu şeyi alan kişi, onu geri göndermek veya
saklamakla yükümlü değildir.
5. Bağlayıcı
olmayan öneri ve herkese açık öneri
MADDE
8- Öneren, önerisi ile bağlı
olmama hakkının saklı olduğunu açıkça belirtirse veya işin özelliğinden ya
da durumun gereğinden bağlanma niyetinde olmadığı anlaşılırsa, önerisi
kendisini bağlamaz.
Fiyatını göstererek
mal sergilenmesi veya tarife, fiyat listesi ya da benzerlerinin
gönderilmesi, aksi açıkça ve kolaylıkla anlaşılmadıkça öneri sayılır.
6. İlan yoluyla
ödül sözü verme
MADDE
9- Bir sonucun gerçekleşmesi
karşılığında ödül vereceğini ilan yoluyla duyuran kimse, sözünü yerine
getirmekle yükümlüdür.
Ödül
sözü veren, sonucun gerçekleşmesinden önce sözünden cayarsa veya sonucun
gerçekleşmesini engellerse, dürüstlük kurallarına uygun olarak yapılan
giderleri ödemekle yükümlüdür. Ancak, bir ya da birden çok kişiye ödenecek
giderlerin toplamı, ödülün değerini aşamaz.
Ödül
sözü veren, giderlerinin ödenmesini isteyenlerin beklenen sonucu
gerçekleştiremeyeceklerini ispat ederse, giderleri ödeme yükümlülüğünden
kurtulur.
7.
Önerinin ve kabulün geri alınması
MADDE
10- Geri alma
açıklaması, diğer tarafa öneriden önce veya aynı anda ulaşmış ya da daha
sonra ulaşmakla birlikte diğer tarafça öneriden önce öğrenilmiş olursa,
öneri yapılmamış sayılır.
Bu kural, kabulün geri alınmasında da uygulanır.
III. Hazır
olmayanlar arasında kurulan sözleşmenin hüküm anı
MADDE
11- Hazır olmayanlar arasında
kurulan sözleşmeler, kabulün gönderildiği andan başlayarak hüküm doğurur.
Açık bir kabulün gerekli olmadığı durumlarda, sözleşme
önerinin ulaşma anından başlayarak hüküm doğurur.
B. Sözleşmelerin
şekli
I. Genel kural
MADDE
12- Sözleşmelerin geçerliliği,
kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir.
Kanunda
sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir.
Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz.
II. Yazılı şekil
1. Yasal şekil
a. Kapsamı
MADDE
13- Kanunda yazılı şekilde
yapılması öngörülen bir sözleşmenin değiştirilmesinde de yazılı şekle
uyulması zorunludur. Ancak, sözleşme metniyle çelişmeyen tamamlayıcı yan hükümler bu
kuralın dışındadır.
Bu kural, yazılı şekil dışındaki geçerlilik şekilleri
hakkında da uygulanır.
b. Unsurları
MADDE
14- Yazılı şekilde yapılması
öngörülen sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunması
zorunludur.
Kanunda aksi öngörülmedikçe, imzalı bir mektup, asılları borç
altına girenlerce imzalanmış telgraf, teyit edilmiş olmaları kaydıyla faks
veya buna benzer iletişim araçları ya da güvenli elektronik imza ile
gönderilip saklanabilen metinler de yazılı
şekil yerine geçer.
c. İmza
MADDE
15- İmzanın, borç altına girenin
el yazısıyla atılması zorunludur. Güvenli elektronik imza da, el yazısıyla
atılmış imzanın bütün hukuki sonuçlarını doğurur.
İmzanın el yazısı dışında bir araçla atılması, ancak örf
ve âdetçe kabul edilen durumlarda ve özellikle çok sayıda çıkarılan
kıymetli evrakın imzalanmasında yeterli sayılır.
Usulüne göre onaylanmadıkça veya imza ettikleri sırada
metnin içeriğini bildikleri ispat edilmedikçe, görme engellilerin imzaları
onları bağlamaz.
d. İmza yerine
geçen işaretler
MADDE
16- İmza atamayanlar, imza yerine
usulüne göre onaylanmış olması koşuluyla, parmak izi, el ile yapılmış bir
işaret ya da mühür kullanabilirler.
Kambiyo
senetlerine ilişkin hükümler saklıdır.
2. İradi şekil
MADDE
17- Kanunda şekle bağlanmamış bir
sözleşmenin taraflarca belirli bir şekilde yapılması kararlaştırılmışsa,
belirlenen şekilde yapılmayan sözleşme tarafları bağlamaz.
Herhangi bir belirleme olmaksızın yazılı şekil
kararlaştırılmışsa, yasal yazılı şekle ilişkin hükümler uygulanır.
C. Borç tanıması
MADDE
18- Borcun sebebini
içermemiş olsa bile borç tanıması geçerlidir.
D. Sözleşmelerin
yorumu, muvazaalı işlemler
MADDE
19- Bir sözleşmenin türünün ve
içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya
gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın,
gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.
Borçlu,
yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye
karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz.
E. Genel işlem koşulları
I. Genel olarak
MADDE
20- Genel işlem koşulları, bir
sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede
kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu
sözleşme hükümleridir. Bu koşulların, sözleşme metninde veya ekinde yer
alması, kapsamı, yazı türü ve şekli, nitelendirmede önem taşımaz.
Aynı
amaçla düzenlenen sözleşmelerin metinlerinin özdeş olmaması, bu
sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem koşulu sayılmasını
engellemez.
Genel
işlem koşulları içeren sözleşmeye veya ayrı bir sözleşmeye konulan bu
koşulların her birinin tartışılarak kabul edildiğine ilişkin kayıtlar, tek
başına, onları genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaz.
Genel
işlem koşullarıyla ilgili hükümler, sundukları hizmetleri kanun veya
yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve
kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de, niteliklerine bakılmaksızın
uygulanır.
II. Kapsamı
1. Yazılmamış
sayılma
MADDE
21- Karşı tarafın menfaatine
aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin
yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı
hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına
ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde,
genel işlem koşulları yazılmamış sayılır.
Sözleşmenin
niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları da
yazılmamış sayılır.
2. Yazılmamış
sayılmanın sözleşmeye etkisi
MADDE
22- Sözleşmenin yazılmamış sayılan
genel işlem koşulları dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda
düzenleyen, yazılmamış sayılan koşullar olmasaydı diğer hükümlerle
sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez.
III. Yorumlanması
MADDE
23- Genel işlem
koşullarında yer alan bir hüküm, açık ve anlaşılır değilse veya birden çok
anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır.
IV. Değiştirme yasağı
MADDE 24- Genel işlem koşullarının bulunduğu bir sözleşmede veya
ayrı bir sözleşmede yer alan ve düzenleyene tek yanlı olarak karşı taraf
aleyhine genel işlem koşulları içeren sözleşmenin bir hükmünü değiştirme ya
da yeni düzenleme getirme yetkisi veren kayıtlar yazılmamış sayılır.
V. İçerik denetimi
MADDE
25- Genel işlem
koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine
veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz.
F. Sözleşmenin
içeriği
I. Sözleşme
özgürlüğü
MADDE
26- Taraflar, bir
sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce
belirleyebilirler.
II. Kesin hükümsüzlük
MADDE
27- Kanunun emredici hükümlerine,
ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan
sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz
olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın
sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin
olarak hükümsüz olur.
III. Aşırı
yararlanma
MADDE
28- Bir sözleşmede
karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar
görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da
deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde,
zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer
tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak
edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.
Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya
deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan
kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu
tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.
IV. Önsözleşme
MADDE
29- Bir sözleşmenin ileride
kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir.
Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin
geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır.
G. İrade
bozuklukları
I. Yanılma
1. Yanılmanın
hükümleri
MADDE
30- Sözleşme
kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, sözleşme ile bağlı olmaz.
2. Yanılma hâlleri
a. Açıklamada
yanılma
MADDE
31- Özellikle aşağıda sayılan
yanılma hâlleri esaslıdır:
1. Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir
sözleşme için iradesini açıklamışsa.
2.
Yanılan, istediğinden başka bir konu için iradesini açıklamışsa.
3.
Yanılan, sözleşme yapma iradesini, gerçekte sözleşme yapmak istediği
kişiden başkasına açıklamışsa.
4.
Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri olan bir kişiyi dikkate
almasına karşın başka bir kişi için iradesini açıklamışsa.
5.
Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için
veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini
açıklamışsa.
Basit
hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini etkilemez; bunların
düzeltilmesi ile yetinilir.
b. Saikte yanılma
MADDE
32- Saikte yanılma, esaslı yanılma
sayılmaz. Yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da
iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması hâlinde yanılma
esaslı sayılır. Ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması
gerekir.
c. İletmede yanılma
MADDE
33- Sözleşmenin
kurulmasına yönelik iradenin haberci veya çevirmen gibi bir aracı ya da bir
araç tarafından yanlış iletilmiş olması hâlinde de yanılma hükümleri
uygulanır.
3. Yanılmada
dürüstlük kuralları
MADDE
34- Yanılan, yanıldığını dürüstlük
kurallarına aykırı olarak ileri süremez.
Özellikle diğer tarafın, sözleşmenin yanılanın
kasdettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirmesi durumunda, sözleşme
bu anlamda kurulmuş sayılır.
4. Yanılmada kusur
MADDE
35- Yanılan, yanılmasında kusurlu
ise, sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı gidermekle yükümlüdür.
Ancak, diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, tazminat
istenemez.
Hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, ifadan
beklenen yararı aşmamak kaydıyla, daha fazla tazminata hükmedebilir.
II. Aldatma
MADDE
36- Taraflardan biri, diğerinin
aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile,
sözleşmeyle bağlı değildir.
Üçüncü
bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin
yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda
olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir.
III. Korkutma
1. Hükmü
MADDE
37- Taraflardan biri, diğerinin
veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa,
sözleşmeyle bağlı değildir.
Korkutan
bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek
durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet
gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür.
2. Koşulları
MADDE
38- Korkutulan, içinde bulunduğu
durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya
da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna
inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır.
Bir
hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla
sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın,
diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması
hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.
IV. İrade
bozukluğunun giderilmesi
MADDE
39- Yanılma veya aldatma sebebiyle
ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı
öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir
yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri
istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.
Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan
bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.
H. Temsil
I. Yetkili temsil
1. Genel olarak
a. Temsilin hükmü
MADDE
40- Yetkili bir temsilci
tarafından bir başkası adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları,
doğrudan doğruya temsil olunanı bağlar.
Temsilci,
hukuki işlemi yaparken bu sıfatını bildirmezse, hukuki işlemin sonuçları
kendisine ait olur. Ancak, karşı taraf bir temsil ilişkisinin varlığını
durumdan çıkarıyor veya çıkarması gerekiyor ya da hukuki işlemi temsilci
veya temsil olunandan biri ile yapması farksız ise, hukuki işlemin
sonuçları doğrudan doğruya temsil olunana ait olur.
Diğer
durumlarda alacağın devri veya borcun üstlenilmesine ilişkin hükümler
uygulanır.
b. Temsil
yetkisinin içeriği ve derecesi
MADDE
41- Başkası adına ve hesabına
temsil kamu hukukundan doğmuşsa, temsil yetkisinin içeriği ve derecesi bu
konudaki yasal hükümlere; temsil hukuksal bir işlemden doğmuşsa, temsil
yetkisinin içeriği ve derecesi o hukuksal işleme göre belirlenir.
Temsil
yetkisi üçüncü kişilere bildirilmişse temsil yetkisinin içeriği ve
derecesi, bu bildirime göre belirlenir.
2. Hukuki işlemden
doğan yetki
a. Yetkinin
sınırlanması ve geri alınması
MADDE
42- Temsil olunan, hukuki bir
işlemden doğan temsil yetkisini her zaman sınırlayabilir veya geri
alabilir. Ancak, taraflar arasındaki hizmet, vekâlet veya ortaklık
sözleşmeleri gibi hukuki ilişkilerden doğabilecek haklar saklıdır.
Temsil
olunan, bu hakkından önceden feragat edemez.
Temsil
olunan verdiği yetkiyi üçüncü kişilere açıkça veya dolaylı biçimde
bildirmişse, bu yetkiyi tamamen veya kısmen geri aldığını onlara
bildirmediği takdirde, yetkinin geri alındığını iyiniyetli üçüncü kişilere
karşı ileri süremez.
b. Ölüm,
ehliyetsizlik ve diğer durumlar
MADDE
43- Hukuki işlemden doğan temsil
yetkisi, aksi taraflarca kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden
anlaşılmadıkça, temsil olunanın veya temsilcinin ölümü, gaipliğine karar
verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi veya iflas etmesi durumlarında sona
erer.
Bu
hüküm, bir tüzel kişiliğin sona ermesi durumunda da uygulanır.
Tarafların
karşılıklı kişisel hakları saklıdır.
c. Yetki belgesinin
geri verilmesi
MADDE
44- Temsilciye yetki belgesi
verilmişse, yetkinin sona ermesi durumunda temsilci, bu belgeyi temsil
olunana geri vermekle veya hâkimin belirleyeceği yere bırakmakla
yükümlüdür.
Temsil
olunan veya halefleri, temsilcinin belgeyi geri vermesi için gerekeni yapmazlarsa,
bundan dolayı iyiniyetli üçüncü kişilerin zararını gidermekle
yükümlüdürler.
d. Yetkinin sona
erdiğinin ileri sürülememesi
MADDE
45- Temsilci, yetkisinin sona
ermiş olduğunu bilmediği sürece, temsil olunan veya halefleri, temsilcinin
yapmış olduğu hukuki işlemlerin sonuçlarıyla bağlıdırlar.
Bu kural, üçüncü kişilerin yetkinin sona ermiş olduğunu
bildikleri durumlarda uygulanmaz.
II. Yetkisiz temsil
1. Onama hâlinde
MADDE
46- Bir kimse yetkisi olmadığı
hâlde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak onadığı
takdirde temsil olunanı bağlar.
Yetkisiz
temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer taraf, temsil olunandan, uygun
bir süre içinde bu hukuki işlemi onayıp onamayacağını bildirmesini
isteyebilir. Bu süre içinde işlemin onanmaması durumunda, diğer taraf bu
işlemle bağlı olmaktan kurtulur.
2. Onamama hâlinde
MADDE
47- Temsil olunanın açık veya
örtülü olarak hukuki işlemi onamaması hâlinde, bu işlemin geçersiz
olmasından doğan zararın giderilmesi, yetkisiz temsilciden istenebilir. Ancak,
yetkisiz temsilci, işlemin yapıldığı sırada karşı tarafın, kendisinin
yetkisiz olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse,
kendisinden zararın giderilmesi istenemez.
Hakkaniyet
gerektiriyorsa, kusurlu yetkisiz temsilciden diğer zararların giderilmesi
de istenebilir.
Sebepsiz zenginleşmeden doğan haklar saklıdır.
III. Saklı hükümler
MADDE
48- Ortaklık temsilcileri ile
organlarının ve ticari vekillerin yetkisine ilişkin hükümler saklıdır.
İKİNCİ AYIRIM
Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri
A. Sorumluluk
I. Genel olarak
MADDE
49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir
fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı
bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de,
bu zararı gidermekle yükümlüdür.
II. Zararın ve kusurun ispatı
MADDE
50- Zarar gören, zararını ve zarar
verenin kusurunu ispat yükü altındadır.
Uğranılan
zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan
akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın
miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.
III. Tazminat
1. Belirlenmesi
MADDE
51- Hâkim, tazminatın kapsamını ve
ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne
alarak belirler.
Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse,
borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.
2. İndirilmesi
MADDE
52- Zarar gören, zararı doğuran
fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş
yahut tazminat yükümlüsünün durumunu
ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.
Zarara
hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde
yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı
indirebilir.
IV. Özel durumlar
1. Ölüm ve bedensel
zarar
a.
Ölüm
MADDE
53- Ölüm hâlinde uğranılan
zararlar özellikle şunlardır:
1.
Cenaze giderleri.
2. Ölüm
hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya
da yitirilmesinden doğan kayıplar.
3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple
uğradıkları kayıplar.
b. Bedensel zarar
MADDE
54- Bedensel zararlar özellikle
şunlardır:
1.
Tedavi giderleri.
2.
Kazanç kaybı.
3.
Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
4. Ekonomik
geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.
c.
Belirlenmesi
MADDE
55- Destekten yoksun kalma
zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku
ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal
güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların
belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan
tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya
azaltılamaz.
Bu Kanun
hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu
diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen
yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda
da uygulanır.
d. Manevi tazminat
MADDE
56- Hâkim, bir kimsenin bedensel
bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde
tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak
ödenmesine karar verebilir.
Ağır bedensel zarar
veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat
olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.
2. Haksız rekabet
MADDE
57- Gerçek olmayan haberlerin
yayılması veya bu tür ilanların yapılması ya da dürüstlük kurallarına
aykırı diğer davranışlarda bulunulması yüzünden müşterileri azalan veya
onları kaybetme tehlikesiyle karşılaşan kişi, bu davranışlara son
verilmesini ve kusurun varlığı hâlinde zararının giderilmesini isteyebilir.
Ticari
işlere ait haksız rekabet hakkında Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklıdır.
3. Kişilik hakkının
zedelenmesi
MADDE
58- Kişilik hakkının
zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi
tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın
ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu
tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve
bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.
4. Ayırt etme
gücünün geçici kaybı
MADDE 59- Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, bu
sırada verdiği zararları gidermekle yükümlüdür. Ancak, ayırt etme gücünü
kaybetmede kusuru olmadığını ispat ederse, sorumluluktan kurtulur.
V. Sorumluluk
sebeplerinin çokluğu
1. Sebeplerin
yarışması
MADDE 60- Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe
dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya
kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan
sorumluluk sebebine göre karar verir.
2. Müteselsil
sorumluluk
a. Dış ilişkide
MADDE
61- Birden çok kişi birlikte bir
zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı
sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin
hükümler uygulanır.
b. İç ilişkide
MADDE
62- Tazminatın aynı zarardan
sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve
koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve
yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur.
Tazminatın kendi
payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer
müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına
halef olur.
VI. Hukuka
aykırılığı kaldıran hâller
1.
Genel olarak
MADDE
63- Kanunun verdiği yetkiye
dayanan ve bu yetkinin sınırları içinde kalan bir fiil, zarara yol açsa bile,
hukuka aykırı sayılmaz.
Zarar görenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya
kamusal yarar, zarar verenin davranışının haklı savunma niteliği taşıması,
yetkili kamu makamlarının müdahalesinin zamanında sağlanamayacak olması
durumunda kişinin hakkını kendi gücüyle koruması veya zorunluluk hâllerinde
de fiil, hukuka aykırı sayılmaz.
2.
Sorumluluk
MADDE
64- Haklı savunmada bulunan,
saldıranın şahsına veya mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz.
Kendisini veya
başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için diğer bir
kişinin mallarına zarar verenin, bu zararı giderim yükümlülüğünü hâkim
hakkaniyete göre belirler.
Hakkını
kendi gücüyle koruma durumunda kalan kişi, durum ve koşullara göre o sırada
kolluk gücünün yardımını zamanında sağlayamayacak ise ve hakkının kayba
uğramasını ya da kullanılmasının önemli ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka
bir yol da yoksa, verdiği zarardan sorumlu tutulamaz.
B. Kusursuz
sorumluluk
I. Hakkaniyet
sorumluluğu
MADDE
65- Hakkaniyet gerektiriyorsa;
hâkim, ayırt etme gücü bulunmayan kişinin verdiği zararın, tamamen veya
kısmen giderilmesine karar verir.
II. Özen
sorumluluğu
1. Adam
çalıştıranın sorumluluğu
MADDE
66- Adam çalıştıran, çalışanın,
kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı
gidermekle yükümlüdür.
Adam
çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve
denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni
gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz.
Bir
işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını
önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri
dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür.
Adam
çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat
sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir.
2. Hayvan
bulunduranın sorumluluğu
a. Giderim
yükümlülüğü
MADDE
67- Bir hayvanın bakımını ve
yönetimini sürekli veya geçici olarak üstlenen kişi, hayvanın verdiği
zararı gidermekle yükümlüdür.
Hayvan
bulunduran, bu zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini
ispat ederse sorumlu olmaz.
Hayvan, bir başkası veya bir başkasına ait hayvan
tarafından ürkütülmüş olursa, hayvanı bulunduranın, bu kişilere rücu hakkı
saklıdır.
b. Alıkoyma hakkı
MADDE
68- Bir kişinin hayvanı,
başkasının taşınmazı üzerinde bir zarar verdiği takdirde, taşınmazın
zilyedi, o hayvanı yakalayabilir, zararı giderilinceye kadar alıkoyabilir;
hatta durum ve koşullar haklı gösteriyorsa hayvanı diğer yollarla etkisiz
hâle getirebilir.
Bu durumda, taşınmazın zilyedi derhâl hayvan sahibine
bilgi vermek ve sahibini bilmiyorsa, onun bulunması için gerekli
girişimleri yapmak zorundadır.
3. Yapı malikinin
sorumluluğu
a. Giderim
yükümlülüğü
MADDE
69- Bir binanın veya diğer yapı
eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki
eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür.
İntifa
ve oturma hakkı sahipleri de, binanın bakımındaki eksikliklerden doğan
zararlardan, malikle birlikte müteselsilen sorumludurlar.
Sorumluların, bu sebeplerle kendilerine karşı
sorumlu olan diğer kişilere rücu hakkı saklıdır.
b. Zarar
tehlikesini önleme
MADDE
70- Bir başkasına ait bina veya diğer yapı eserlerinden zarar görme
tehlikesiyle karşılaşan kişi, bu tehlikenin giderilmesi için gerekli
önlemlerin alınmasını hak sahiplerinden isteyebilir.
Kişilerin ve malların korunması hakkındaki kamu hukuku
kuralları saklıdır.
III. Tehlike
sorumluluğu ve denkleştirme
MADDE
71- Önemli ölçüde tehlike arzeden
bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme
sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.
Bir
işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da
güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm
özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli
olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme
olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler
arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu
işletme de önemli ölçüde tehlike arzeden işletme sayılır.
Belirli bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk
hükümleri saklıdır.
Önemli
ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince
izin verilmiş olsa bile, zarar görenler,
bu işletmenin faaliyetinin sebep olduğu zararlarının uygun bir
bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler.
C. Zamanaşımı
I. Kural
MADDE
72- Tazminat istemi, zarar görenin
zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve
her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle
zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir
zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı
uygulanır.
Haksız
fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören,
haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her
zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.
II. Rücu isteminde
MADDE
73- Rücu istemi, tazminatın
tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu
kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde
tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle
zamanaşımına uğrar.
Tazminatın
ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu
kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin
dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar.
D. Yargılama
I. Ceza hukuku ile
ilişkisinde
MADDE
74- Hâkim, zarar verenin kusurunun
olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar
verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı
gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.
Aynı
şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın
belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.
II.Tazminat
hükmünün değiştirilmesi
MADDE
75- Bedensel zararın kapsamı, karar verme sırasında tam olarak belirlenemiyorsa
hâkim, kararın kesinleşmesinden başlayarak iki yıl içinde, tazminat hükmünü
değiştirme yetkisini saklı tutabilir.
III. Geçici
ödemeler
MADDE
76- Zarar gören, iddiasının
haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunduğu ve ekonomik durumu da
gerektirdiği takdirde hâkim, istem üzerine davalının zarar görene geçici
ödeme yapmasına karar verebilir.
Davalının
yaptığı geçici ödemeler, hükmedilen tazminata mahsup edilir; tazminata
hükmedilmezse hâkim, davacının aldığı geçici ödemeleri, yasal faizi ile
birlikte geri vermesine karar verir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri
A. Koşulları
I. Genel olarak
MADDE
77- Haklı bir sebep olmaksızın,
bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi
geri vermekle yükümlüdür.
Bu
yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya
da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur.
II. Borçlanılmamış edimin ifası
MADDE 78-
Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak,
kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir.
Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlaki bir ödevin yerine getirilmiş
olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez.
Borç olmadığı hâlde ödenmiş olan edimin geri
istenmesine ilişkin diğer kanun hükümleri saklıdır.
B. Geri vermenin
kapsamı
I. Zenginleşenin
yükümlülüğü
MADDE
79- Sebepsiz zenginleşen,
zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği
kısmın dışında kalanı geri vermekle yükümlüdür.
Zenginleşen,
zenginleşmeyi iyiniyetli olmaksızın elden çıkarmışsa veya elden çıkarırken
ileride geri vermek zorunda kalabileceğini hesaba katması gerekiyorsa,
zenginleşmenin tamamını geri vermekle yükümlüdür.
II. Giderleri
isteme hakkı
MADDE
80- Zenginleşen iyiniyetli ise,
yaptığı zorunlu ve yararlı giderleri, geri verme isteminde bulunandan
isteyebilir.
Zenginleşen
iyiniyetli değilse, zorunlu giderlerinin ve yararlı giderlerinden sadece
geri verme zamanında mevcut olan değer artışının ödenmesini isteyebilir.
Zenginleşen, iyiniyetli olup olmadığına bakılmaksızın,
diğer giderlerinin ödenmesini isteyemez. Ancak, kendisine karşılık
önerilmezse, o şey ile birleştirdiği ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan
eklemeleri geri vermeden önce ayırıp alabilir.
C. Geri istenememe
MADDE
81- Hukuka veya
ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri
istenemez. Ancak, açılan davada hâkim, bu şeyin Devlete mal edilmesine
karar verebilir.
D. Zamanaşımı
MADDE
82- Sebepsiz zenginleşmeden doğan
istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten
başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten
başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Zenginleşme, zenginleşenin bir alacak hakkı kazanması
suretiyle gerçekleşmişse diğer taraf, istem hakkı zamanaşımına uğramış olsa
bile, her zaman bu borcunu ifadan kaçınabilir.
İKİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkisinin Hükümleri
BİRİNCİ AYIRIM
Borçların İfası
A. Genel olarak
I. Şahsen ifa
zorunluluğunun olmaması
MADDE
83- Borcun, bizzat
borçlu tarafından ifa edilmesinde alacaklının menfaati bulunmadıkça borçlu,
borcunu şahsen ifa etmekle yükümlü değildir.
II. İfanın konusu
1. Kısmen ifa
MADDE
84- Borcun tamamı belli ve muaccel
ise, alacaklı kısmen ifayı reddedebilir.
Alacaklı kısmen ifayı kabul ederse borçlu, borcun
kendisi tarafından ikrar olunan kısmını ifadan kaçınamaz.
2. Bölünemeyen borç
MADDE
85- Bölünemeyen bir borcun birden
çok alacaklısı varsa, alacaklılardan her biri, borcun alacaklıların
tamamına ifasını isteyebilir. Borçlu, edimini alacaklıların hepsine
birden ifa etmek zorundadır.
Bölünemeyen
borcun birden çok borçlusu varsa, borçlulardan her biri borcun tamamını ifa
etmekle yükümlüdür.
Durumun
gereğinden aksi anlaşılmadıkça, ifada bulunan borçlu, alacaklıya halef olur
ve diğer borçlulardan payları oranında alacağını isteyebilir.
3. Çeşit borcu
MADDE
86- Çeşit borçlarında hukuki
ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimin seçimi borçluya
aittir. Ancak borçlunun seçeceği edim, ortalama nitelikten daha düşük
olamaz.
4. Seçimlik borç
MADDE
87- Seçimlik borçlarda, hukuki
ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimlerden birinin
seçimi borçluya aittir.
5. Faiz
MADDE
88- Faiz ödeme borcunda
uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun
doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.
Sözleşme
ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen
yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamaz.
B.
İfa yeri
MADDE
89- Borcun ifa yeri, tarafların
açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa,
aşağıdaki hükümler uygulanır;
1. Para
borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde,
2. Parça
borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde,
3.
Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim
yerinde,
ifa
edilir.
Alacaklının
yerleşim yerinde ifası gereken bir borcun doğumundan sonra alacaklının
yerleşim yerini değiştirmesi sebebiyle ifa önemli ölçüde güçleşmişse borç,
alacaklının önceki yerleşim yerinde ifa edilebilir.
C. İfa zamanı
I. Süreye
bağlanmamış borç
MADDE
90- İfa zamanı taraflarca
kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her
borç, doğumu anında muaccel olur.
II. Süreye bağlı
borç
1. Aya ilişkin
sürelerde vade
MADDE
91- Borcun ifası için bir ayın
başlangıcı veya sonu belirlenmişse, bundan ayın birinci ve sonuncu günü;
ayın ortası belirlenmişse, bundan da ayın onbeşinci günü anlaşılır.
Borcun ifası için gün belirtilmeksizin sadece ay
belirlenmişse, bundan o ayın son günü anlaşılır.
2. Diğer sürelerde
vade
MADDE
92- Bir borcun veya taraflardan
birine düşen herhangi bir yükümlülüğün sözleşmenin kurulmasından başlayarak
belli bir sürenin sonunda ifası gerekiyorsa, ifa zamanı aşağıdaki biçimde
belirlenir:
1. Gün
olarak belirlenmiş süre, sözleşmenin kurulduğu gün sayılmaksızın, bu
sürenin son günü dolmuş olur. Sekiz veya onbeş gün olarak belirlenmiş süre
ise, bir veya iki haftayı değil, tam sekiz veya onbeş günü ifade eder.
2. Hafta
olarak belirlenmiş süre, son haftanın sözleşmenin kurulduğu güne ismen uyan
gününde dolmuş olur.
3. Ay
olarak veya yıl, yarıyıl ve yılın dörtte biri gibi birden çok ayı içeren
bir zaman olarak belirlenmiş süre, sözleşmenin kurulduğu gün ayın kaçıncı
günü ise, son ayın bunu karşılayan gününde dolmuş olur. Son ayda bunu
karşılayan gün yoksa süre, bu ayın son günü dolmuş sayılır.
4. Yarım
aydan onbeş günlük süre anlaşılır. Bir veya birden çok ay ve yarım ay
olarak belirlenmiş sürenin dolduğu gün, son aya onbeş gün eklenerek
belirlenir.
Bu
kurallar, sürenin sözleşmenin kurulmasından başka bir andan işlemeye
başladığı durumlarda da uygulanır.
Borçlu,
belirli bir süre içinde yerine getirilmesi gereken bir borcu, bu sürenin
dolmasından önce ifa etmekle yükümlüdür.
3. Tatil günleri
MADDE
93- İfa zamanı veya sürenin son
günü, kanunlarda tatil olarak kabul edilen bir güne rastlarsa, kendiliğinden
bu günü izleyen ve tatil olmayan ilk güne geçer.
Aksine
anlaşma geçerlidir.
III. İş saatlerinde
ifa
MADDE
94- Borç, alışılmış iş saatlerinde
ifa ve kabul edilir.
IV. Sürenin
uzatılması
MADDE
95- Süre uzatılmış
ise yeni süre, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, önceki sürenin sona
ermesini izleyen birinci günden başlar.
V. Erken ifa
MADDE
96- Sözleşmenin hükümlerinden veya
özelliğinden ya da durumun gereğinden tarafların aksini kastettikleri
anlaşılmadıkça borçlu, edimini sürenin sona ermesinden önce ifa edebilir.
Ancak, kanun veya sözleşme ya da âdet gereği olmadıkça borçlu, erken ifada
bulunması sebebiyle indirim yapamaz.
VI. Karşılıklı borç
yükleyen sözleşmelerde
1. İfada sıra
MADDE
97- Karşılıklı borç yükleyen bir
sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve
özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa
etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir.
2. İfa güçsüzlüğü
MADDE
98- Karşılıklı borç yükleyen bir
sözleşmede, taraflardan birinin borcunu ifada güçsüzlüğe düşmesi ve
özellikle iflas etmesi ya da hakkındaki haciz işleminin sonuçsuz kalması
sebebiyle diğer tarafın hakkı tehlikeye düşerse bu taraf, karşı edimin
ifası güvence altına alınıncaya kadar kendi ediminin ifasından kaçınabilir.
Hakkı
tehlikeye düşen taraf, ayrıca uygun bir sürede istediği güvence verilmezse
sözleşmeden dönebilir.
D. Ödeme
I. Ülke parası ile
MADDE
99- Konusu para olan borç Ülke
parasıyla ödenir.
Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme
yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen
bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla
da ödenebilir.
Ülke
parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen
ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde
ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî
ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.
II. Mahsup
1. Kısmen ödemede
MADDE
100- Borçlu, faiz veya giderleri
ödemede gecikmemiş ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına
sahiptir. Aksine anlaşma yapılamaz.
Alacaklı,
alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya başka bir güvence almış ise,
borçlu kısmen yaptığı ödemeyi, güvence altına alınan veya güvencesi daha
iyi olan kısma mahsup etme hakkına sahip değildir.
2. Birden çok
borçta
a. Borçlu ve
alacaklının bildirimine göre
MADDE
101- Birden çok borcu bulunan
borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek istediğini alacaklıya
bildirebilir.
Borçlu
bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme, kendisi tarafından derhâl itiraz
edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği borç için yapılmış
sayılır.
b. Kanuna göre
MADDE
102- Kanunen geçerli bir açıklama
yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel
borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya
karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip
yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur.
Birden
çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan
hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış
sayılır.
III. Makbuz ve
senetlerin geri verilmesi
1. Borçlunun hakkı
MADDE
103- Borcu ödeyen borçlu, bir
makbuz ve borcun tamamı ödenmişse, buna ilişkin borç senedinin geri
verilmesini veya iptalini isteyebilir.
Borcun
tamamı ödenmemiş veya borç senedi alacaklıya başkaca haklar da vermekte ise
borçlu, ancak makbuz verilmesini ve ödemenin borç senedine işlenmesini
isteyebilir.
2. Hükümleri
MADDE
104- Faiz veya kira bedeli gibi
dönemsel edimlerden biri için, alacaklı tarafından çekince belirtilmeksizin
makbuz verilmişse, önceki dönemlere ait edimler de ifa edilmiş sayılır.
Alacaklı
anaparanın tamamı için makbuz vermişse, faizlerini de almış olduğu kabul
edilir.
Borç
senedi borçluya geri verilmişse, borç sona ermiş sayılır.
3. Senedin geri
verilememesi
MADDE
105- Alacaklı, borç senedini
kaybettiğini iddia ederse, borçlunun istemi üzerine, borcu ödeme sırasında,
kendisine borç senedinin iptalini ve borcun sona ermiş olduğunu gösteren
resmen düzenlenmiş veya usulüne göre onaylanmış bir belge vermek
zorundadır.
Kıymetli
evrakın iptaline ilişkin hükümler saklıdır.
E. Alacaklının
temerrüdü
I. Koşulları
MADDE
106- Yapma veya verme edimi gereği gibi kendisine önerilen alacaklı,
haklı bir sebep olmaksızın onu kabulden veya borçlunun borcunu ifa
edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini
yapmaktan kaçınırsa, temerrüde düşmüş olur.
Alacaklı,
müteselsil borçlulardan birine karşı temerrüde düşerse, diğerlerine karşı
da temerrüde düşmüş olur.
II. Hükümleri
1. Bir şeyin
teslimine ilişkin edimlerde
a. Tevdi hakkı
MADDE
107- Alacaklının temerrüde düşmesi
durumunda borçlu, hasar ve giderleri alacaklıya ait olmak üzere, teslim
edeceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir.
Tevdi
yerini, ifa yerindeki hâkim belirler. Bununla birlikte ticari mallar, hâkim
kararı olmadan da bir ardiyeye tevdi edilebilir.
b. Satma hakkı
MADDE
108- Sözleşmenin konusu olan şeyin
niteliği veya işin özelliği tevdi edilmesine uygun düşmez veya teslim
edilecek şey bozulabilir ya da bakımı, korunması veya tevdi edilmesi önemli
bir gideri gerektirir ise, borçlu, alacaklıya önceden ihtarda bulunması koşuluyla,
hâkimin izniyle onu açık artırma yoluyla sattırıp bedelini tevdi edebilir.
Teslim
edilecek şey, borsada kayıtlıysa veya piyasa fiyatı varsa ya da yapılacak
gidere oranla değeri az ise, satışın açık artırma yoluyla yapılması zorunlu
olmadığı gibi, hâkim, önceden ihtarda bulunma koşulunu aramaksızın satışa
izin verebilir.
c. Tevdi konusunu
geri alma
MADDE
109- Alacaklı, tevdi edilen şeyi
kabul ettiğini açıklamış veya tevdi bir rehnin ortadan kaldırılması
sonucunu doğurmuş olmadıkça borçlu, tevdi edilen şeyi geri alabilir.
Tevdi edilen şey geri alındığı anda alacak, bütün yan
haklarıyla birlikte varlığını sürdürür.
2. Diğer edimlerde
MADDE
110- Borcun konusu bir şeyin
teslimini gerektirmiyorsa, alacaklının temerrüdü hâlinde borçlu, borçlunun
temerrüdüne ilişkin hükümlere göre sözleşmeden dönebilir.
F.
Diğer ifa engelleri
MADDE
111- Borçlunun kusuru olmaksızın,
alacağın kime ait olduğunda veya alacaklının kimliğinde duraksama sebebiyle
ya da alacaklıdan kaynaklanan diğer kişisel bir sebeple borç, alacaklıya
veya temsilcisine ifa edilemezse borçlu, alacaklının temerrüdünde olduğu
gibi, tevdi ya da sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir.
İKİNCİ AYIRIM
Borçların İfa Edilmemesinin Sonuçları
A. Borcun ifa
edilmemesi
I. Giderim borcu
1. Genel olarak
MADDE
112- Borç hiç veya
gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun
yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını
gidermekle yükümlüdür.
2. Yapma ve yapmama
borçlarında
MADDE
113- Yapma borcu, borçlu
tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak
üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin
verilmesini isteyebilir; her türlü giderim isteme hakkı saklıdır.
Yapmama
borcuna aykırı davranan borçlu, bu aykırı davranışının doğurduğu zararı
gidermekle yükümlüdür.
Alacaklı,
ayrıca borca aykırı durumun ortadan kaldırılmasını veya bu konuda masrafı
borçluya ait olmak üzere kendisinin yetkili kılınmasını isteyebilir.
II. Sorumluluğun ve
giderim borcunun kapsamı
1. Genel olarak
MADDE
114- Borçlu, genel olarak her
türlü kusurdan sorumludur. Borçlunun sorumluluğunun kapsamı, işin özel
niteliğine göre belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar
sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir.
Haksız
fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık
hâllerine de uygulanır.
2. Sorumsuzluk
anlaşması
MADDE
115- Borçlunun ağır kusurundan
sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
Borçlunun
alacaklı ile hizmet sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle
sorumlu olmayacağına ilişkin olarak önceden yaptığı her türlü anlaşma kesin
olarak hükümsüzdür.
Uzmanlığı
gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili
makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif
kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin
olarak hükümsüzdür.
3. Yardımcı
kişilerin fiillerinden sorumluluk
MADDE
116- Borçlu, borcun ifasını veya bir
borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya
da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış
olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı
gidermekle yükümlüdür.
Yardımcı
kişilerin fiilinden doğan sorumluluk, önceden yapılan bir anlaşmayla
tamamen veya kısmen kaldırılabilir.
Uzmanlığı
gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun veya yetkili makamlar
tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin
fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
B. Borçlunun
temerrüdü
I. Koşulları
MADDE
117- Muaccel bir borcun borçlusu,
alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.
Borcun
ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir
hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak
suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin
işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte
borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli
olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.
II. Hükümleri
1. Genel olarak
a. Gecikme
tazminatı
MADDE
118- Temerrüde düşen borçlu,
temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından
dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
b. Beklenmedik
hâlden sorumluluk
MADDE
119- Temerrüde düşen borçlu,
beklenmedik hâl sebebiyle doğacak zarardan sorumludur.
Borçlu,
temerrüde düşmekte kusuru olmadığını veya borcunu zamanında ifa etmiş
olsaydı bile beklenmedik hâlin ifa konusu şeye zarar vereceğini ispat
ederek bu sorumluluktan kurtulabilir.
2. Temerrüt faizi
a. Genel olarak
MADDE
120- Uygulanacak yıllık temerrüt
faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte
yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.
Sözleşme
ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca
belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz.
Akdî
faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi
kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada
belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî
faiz oranı geçerli olur.
b. Faizlerde,
iratlarda ve bağışlamada temerrüt faizi
MADDE
121- Faiz veya irat borcunu ya da
bağışladığı bir miktar parayı ödemekte temerrüde düşen borçlu, icra
takibine girişildiği veya dava açıldığı günden başlayarak, temerrüt faizi
ödemekle yükümlüdür.
Buna
aykırı olarak yapılan anlaşmalar, ceza koşulu hükümlerine tabi olur.
Temerrüt
faizine, ayrıca temerrüt faizi yürütülemez.
3. Aşkın zarar
MADDE
122- Alacaklı, temerrüt faizini
aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını
ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt
faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa,
davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın
miktarına da hükmeder.
4. Karşılıklı borç
yükleyen sözleşmelerde
a. Süre verilmesi
MADDE
123- Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde,
taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi
için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hâkimden
isteyebilir.
b. Süre verilmesini
gerektirmeyen durumlar
MADDE
124- Aşağıdaki durumlarda süre
verilmesine gerek yoktur:
1. Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan
süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa.
2.
Borçlunun temerrüdü sonucunda borcun ifası alacaklı için yararsız kalmışsa.
3. Borcun ifasının, belirli bir zamanda veya belirli
bir süre içinde gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık kabul edilmeyeceği
sözleşmeden anlaşılıyorsa.
c. Seçimlik haklar
MADDE
125- Temerrüde düşen borçlu,
verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen
bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme
sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir.
Alacaklı,
ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini
hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini
isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir.
Sözleşmeden
dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar
ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu,
temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı,
sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de
isteyebilir.
d. Sürekli edimli
sözleşmelerde
MADDE
126- İfasına başlanmış sürekli
edimli sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklı, ifa ve gecikme
tazminatı isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin
süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini de
isteyebilir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Borç İlişkilerinin Üçüncü Kişilere Etkisi
A. Alacaklıya halef
olma
MADDE
127- Alacaklıya ifada bulunan
üçüncü kişi, aşağıdaki hâllerde ifası ölçüsünde alacaklının haklarına halef
olur:
1.
Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden kurtardığı ve bu şey
üzerinde mülkiyet veya başka bir ayni hakkı bulunduğu takdirde.
2.
Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişinin ona halef olacağı, borçlu
tarafından ifadan önce alacaklıya bildirildiği takdirde.
Diğer
halefiyet hâllerine ilişkin kanun hükümleri saklıdır.
B. Üçüncü kişinin
fiilini üstlenme
MADDE
128- Üçüncü bir kişinin fiilini
başkasına karşı üstlenen, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı
gidermekle yükümlüdür.
Belirli
bir süre için yapılan üstlenmede, sürenin bitimine kadar üstlenene edimini
ifa etmesi için yazılı olarak başvurulmaması hâlinde, üstlenenin sorumluluğunun
sona ereceği kararlaştırılabilir.
C. Üçüncü kişi
yararına sözleşme
I. Genel olarak
MADDE
129- Kendi adına sözleşme yapan
kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa,
edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir.
Üçüncü
kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların amacına veya
örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu
durumda, üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı kullanmak
istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra
edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez.
II. Sorumluluk
sigortalarında
MADDE
130- Başkasını çalıştıran kişi,
çalıştırdığı kişiye karşı hukuki sorumluluğunu güvence altına almak üzere
sigorta yaptırmışsa, sigortadan doğan haklar doğrudan doğruya çalışana ait
olur.
Ancak,
çalışana ödenecek sigorta tazminatı, genel hükümlere göre ödenecek
tazminattan indirilir.
Diğer
hukuki sorumluluk sigortalarına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi, Zamanaşımı
BİRİNCİ AYIRIM
Sona Erme Hâlleri
A. Asıl borca bağlı
hak ve borçların sona ermesi
MADDE
131- Asıl borç ifa ya da diğer bir
sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna
bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur.
İşlemiş
faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına
kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise ya da durum ve
koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza koşulu
istenebilir.
Taşınmaz rehnine, kıymetli evraka ve konkordatoya
ilişkin özel hükümler saklıdır.
B. İbra
MADDE
132- Borcu doğuran işlem kanunen
veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların
şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen
ortadan kaldırılabilir.
C. Yenileme
I. Genel olarak
MADDE
133- Yeni bir borçla mevcut bir
borcun sona erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur.
Özellikle
mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak
senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların
açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz.
II. Cari hesaplarda
MADDE
134- Çeşitli kalemlerin bir cari
hesaba sadece kaydedilmiş olması, borcun yenilenmiş olduğu anlamına gelmez.
Ancak,
hesabın kesilmiş ve hesap sonucu diğer tarafça kabul edilmiş olması
durumunda, borç yenilenmiş olur.
Kalemlerden
birinin güvencesi varsa, aksi kararlaştırılmadıkça, hesap kesilip sonucun
kabul edilmiş olması, güvenceyi sona erdirmez.
D. Birleşme
MADDE
135- Alacaklı ve borçlu
sıfatlarının aynı kişide birleşmesiyle borç sona erer. Ancak, üçüncü
kişilerin alacak üzerinde önceden mevcut olan hakları birleşmeden
etkilenmez.
Birleşme
geçmişe etkili olarak ortadan kalkarsa, borç varlığını sürdürür.
Taşınmaz
rehni ve kıymetli evraka ilişkin özel hükümler saklıdır.
E.
İfa imkânsızlığı
I.
Genel olarak
MADDE
136- Borcun ifası borçlunun
sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.
Karşılıklı
borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu,
karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca
geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme
hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın
alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.
Borçlu
ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın
artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle
yükümlüdür.
II.
Kısmi ifa imkânsızlığı
MADDE
137- Borcun ifası borçlunun
sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun
sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı
önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça
anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer.
Karşılıklı
borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve
alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir.
Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen
nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır.
III. Aşırı ifa
güçlüğü
MADDE
138- Sözleşmenin yapıldığı sırada
taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum,
borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı
sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük
kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da
borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan
haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni
koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme
hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme
hakkının yerine fesih hakkını kullanır.
Bu madde
hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.
F.
Takas
I.
Koşulları
1.
Genel olarak
MADDE
139- İki kişi, karşılıklı olarak
bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları
takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas
edebilir.
Alacaklardan
biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir.
Zamanaşımına
uğramış bir alacağın takası, ancak takas edilebileceği anda henüz
zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri sürülebilir.
2. Kefalet hâlinde
MADDE
140- Asıl borçlunun
takası ileri sürme hakkı bulundukça, kefili de
alacaklıya ifada bulunmaktan kaçınabilir.
3. Üçüncü kişi
yararına sözleşme hâlinde
MADDE
141- Üçüncü kişi yararına
borçlanan kişi, bu borcu ile sözleşmenin diğer tarafından olan
alacağını takas edemez.
4. Borçlunun iflası
hâlinde
MADDE
142- Borçlunun iflası hâlinde
alacaklılar, muaccel olmasalar bile, alacaklarını, müflise olan borçları
ile takas edebilirler.
II. Hükümleri
MADDE
143- Takas, ancak borçlunun takas
iradesini alacaklıya bildirmesiyle gerçekleşir. Bu durumda her iki borç,
takas edilebilecekleri anda daha az olan borç tutarınca sona erer.
Cari hesapla ilgili ticarete ilişkin özel teamüller
saklıdır.
III. Alacaklının
rızasıyla takas edilebilir alacaklar
MADDE
144- Aşağıdaki alacaklar takas
haklarının doğumundan sonra, ancak alacaklıların rızasıyla takas edilebilir:
1. Tevdi
edilmiş eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar.
2.
Haksız olarak alınmış veya aldatma sonucunda alıkonulmuş eşyanın
geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar.
3. Nafaka ve işçi ücreti gibi, borçlunun ve ailesinin
bakımı için zorunlu olup, özel niteliği gereği, doğrudan alacaklıya
verilmesi gereken alacaklar.
IV. Takastan
feragat
MADDE
145- Borçlu, takas hakkından
önceden de feragat edebilir.
İKİNCİ AYIRIM
Zamanaşımı
A. Süreler
I. On yıllık
zamanaşımı
MADDE
146- Kanunda aksine
bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.
II. Beş yıllık
zamanaşımı
MADDE
147- Aşağıdaki alacaklar için beş
yıllık zamanaşımı uygulanır:
1. Kira
bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler.
2. Otel,
motel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile
lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme bedelleri.
3. Küçük
sanat işlerinden ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar.
4. Bir
ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya
kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri,
denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar.
5.
Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti
alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacaklar.
6.
Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa
etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar.
III. Sürelerin
kesinliği
MADDE
148- Bu ayırımda belirlenen
zamanaşımı süreleri, sözleşmeyle değiştirilemez.
IV. Zamanaşımının
başlangıcı
1. Genel olarak
MADDE
149- Zamanaşımı, alacağın muaccel
olmasıyla işlemeye başlar.
Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu
hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlar.
2. Dönemsel
edimlerde
MADDE
150- Ömür boyunca gelir ve benzeri
dönemsel edimlerde, alacağın tamamı için zamanaşımı, ifa edilmemiş ilk
dönemsel edimin muaccel olduğu günde işlemeye başlar.
Alacağın
tamamı zamanaşımına uğramışsa, ifa edilmemiş dönemsel edimler de
zamanaşımına uğramış olur.
V.
Sürelerin hesaplanması
MADDE
151- Süreler hesaplanırken
zamanaşımının başladığı gün sayılmaz ve zamanaşımı ancak sürenin son günü
de hak kullanılmaksızın geçince gerçekleşmiş olur.
Zamanaşımı sürelerinin hesaplanmasında da, borçların
ifasındaki sürelerin hesaplanmasına ilişkin hükümler uygulanır.
B. Bağlı
alacaklarda zamanaşımı
MADDE 152- Asıl alacak zamanaşımına uğrayınca, ona bağlı faiz
ve diğer alacaklar da zamanaşımına uğramış olur.
C. Zamanaşımının
durması
MADDE
153- Aşağıdaki durumlarda
zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur:
1.
Velayet süresince, çocukların ana ve babalarından olan alacakları için.
2.
Vesayet süresince, vesayet altında bulunanların vasiden veya vesayet
işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için.
3.
Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için.
4.
Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan
alacakları için.
5.
Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece.
6.
Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece.
7.
Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride
geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, bu durumun ortaya
çıkmasına kadar geçecek sürece.
Zamanaşımını
durduran sebeplerin ortadan kalktığı günün bitiminde zamanaşımı işlemeye
başlar veya durmadan önce başlamış olan işlemesini sürdürür.
D. Zamanaşımının
kesilmesi
I. Sebepleri
MADDE
154- Aşağıdaki durumlarda
zamanaşımı kesilir:
1. Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş
veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse.
2. Alacaklı,
dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde
bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa.
II. Birlikte
borçlulara etkisi
MADDE
155- Zamanaşımı müteselsil
borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince,
diğerlerine karşı da kesilmiş olur.
Zamanaşımı
asıl borçluya karşı kesilince, kefile karşı da kesilmiş olur.
Zamanaşımı kefile karşı kesilince, asıl borçluya karşı
kesilmiş olmaz.
III. Yeni sürenin
başlaması
1. Borcun ikrar
edilmesi veya karara bağlanması hâlinde
MADDE
156- Zamanaşımının kesilmesiyle,
yeni bir süre işlemeye başlar.
Borç bir senetle ikrar edilmiş veya bir mahkeme ya da
hakem kararına bağlanmış ise, yeni süre her zaman on yıldır.
2. Alacaklının
fiili hâlinde
MADDE
157- Bir dava veya def’i yoluyla
kesilmiş olan zamanaşımı, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her
işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlar.
Zamanaşımı,
icra takibiyle kesilmişse, alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra
yeniden işlemeye başlar.
Zamanaşımı, iflas masasına başvurma sebebiyle kesilmişse, iflasa ilişkin
hükümlere göre alacağın yeniden istenmesi imkânının doğumundan itibaren
yeniden işlemeye başlar.
E. Davanın reddinde
ek süre
MADDE
158- Dava veya def’i; mahkemenin
yetkili veya görevli olmaması ya da
düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılması yahut vaktinden önce
açılmış olması nedeniyle reddedilmiş olup da o arada zamanaşımı veya hak
düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış günlük ek süre içinde haklarını
kullanabilir.
F. Taşınır rehni
ile güvenceye bağlanmış alacakta
MADDE
159- Alacağın bir taşınır rehniyle
güvenceye bağlanmış olması, bu alacak için zamanaşımının işlemesine engel
olmaz; bununla birlikte alacaklının, hakkını rehinden alma yetkisi devam
eder.
G. Zamanaşımından
feragat
MADDE
160- Zamanaşımından önceden
feragat edilemez.
Müteselsil borçlulardan birinin feragat etmiş olması,
diğerlerine karşı ileri sürülemez.
Bölünemez
bir borcun borçlularından birinin feragat etmiş olması durumunda da aynı
hüküm uygulanır.
Asıl borçlunun feragati de kefile karşı ileri sürülemez.
H. İleri sürülmesi
MADDE
161- Zamanaşımı
ileri sürülmedikçe, hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Borç İlişkilerinde Özel Durumlar
BİRİNCİ AYIRIM
Teselsül
A. Müteselsil
borçluluk
I. Doğuşu
MADDE
162- Birden çok borçludan her
biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini
bildirirse, müteselsil borçluluk doğar.
Böyle
bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde
doğar.
II.
Dış ilişki
1.
Hükümleri
a.
Borçluların sorumluluğu
MADDE 163- Alacaklı, borcun tamamının
veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız
birinden isteyebilir.
Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı
ödeninceye kadar devam eder.
b.
Borçluların savunmaları
MADDE
164- Müteselsil borçlulardan biri,
alacaklıya karşı, ancak onunla kendi arasındaki kişisel ilişkilerden veya
müteselsil borcun sebep ya da konusundan doğan def’i ve itirazları ileri
sürebilir.
Müteselsil
borçlulardan biri ortak def’i ve itirazları ileri sürmezse, diğerlerine
karşı sorumlu olur.
c. Borçluların
bireysel davranışı
MADDE
165- Kanun veya sözleşme ile aksi
belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların
durumunu ağırlaştıramaz.
2.
Borcun sona ermesi
MADDE
166- Borçlulardan biri, ifa veya
takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer
borçluları da borçtan kurtarmış olur.
Borçlulardan
biri, alacaklıya ifada bulunmaksızın borçtan kurtulmuşsa, diğer borçlular
bundan, ancak durumun veya borcun niteliğinin elverdiği ölçüde
yararlanabilirler.
Alacaklının
borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi, diğer borçluları da ibra
edilen borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan
kurtarır.
III. İç ilişki
1. Paylaşım
MADDE
167- Aksi kararlaştırılmadıkça
veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça,
borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit
paylarla sorumludurlar.
Kendisine
düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer
borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak
payı oranında rücu edebilir.
Borçlulardan
birinden alınamayan miktarı, diğer borçlular eşit olarak üstlenmekle
yükümlüdürler.
2. Alacaklıya halef
olma
MADDE
168- Diğerlerine rücu hakkına
sahip olan borçlulardan her biri, ifa ettiği miktar oranında alacaklının
haklarına halef olur.
Alacaklı
diğerlerinin zararına olarak borçlulardan birinin durumunu iyileştirirse,
bunun sonuçlarına katlanır.
B. Müteselsil
alacaklılık
MADDE
169- Müteselsil alacaklılık,
borçlunun, alacaklılardan her birine borcun tamamını isteme hakkını tanıdığı
veya kanunun belirlediği durumlarda doğar.
Borçlu,
alacaklılardan birine yaptığı ifayla, bütün alacaklılara karşı borcundan
kurtulmuş olur.
Alacaklılardan
birinin icraya veya mahkemeye başvurmuş olduğu kendisine bildirilmedikçe,
borçlu onlardan dilediği birine ifada bulunabilir.
Aksi
kararlaştırılmadıkça veya alacaklılar arasındaki hukuki ilişkinin
niteliğinden anlaşılmadıkça, alacaklılardan her birinin edim üzerindeki
hakları eşittir.
Kendisine
düşen paydan fazlasını elde eden alacaklı, bu fazlalığı payını alamamış olan
diğer alacaklılara ödemekle yükümlüdür.
İKİNCİ AYIRIM
Koşullar
A. Geciktirici
koşul
I. Genel olarak
MADDE
170- Bir sözleşmenin hüküm ifade
etmesi, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bırakılmışsa,
sözleşme geciktirici koşula bağlanmış olur.
Aksi
kararlaştırılmamışsa, geciktirici koşula bağlı sözleşme, ancak
koşulun gerçekleştiği andan başlayarak hüküm ifade eder.
II. Koşulun askıda
olduğu sıradaki durum
MADDE 171- Koşul gerçekleşinceye kadar borçlu, borcun gereği
gibi ifasını engelleyecek her türlü davranıştan kaçınmakla yükümlüdür.
Koşula
bağlı hakkı tehlikeye düşürülen alacaklı, alacağı koşula bağlı olmayan
alacaklıların haklarını korumak üzere başvurabilecekleri önlemleri
alabilir.
Koşulun
gerçekleşmesinden önce yapılan tasarruflar, koşulun hükümlerini zedelediği
oranda geçersiz olur.
III. Koşul
gerçekleşinceye kadar elde edilen yararlar
MADDE
172- Borcun konusunu oluşturan
şey, koşulun gerçekleşmesinden önce kendisine verilen alacaklı, koşul
gerçekleşirse, koşulun gerçekleşmesine kadar elde ettiği yararların sahibi
olur.
Koşul gerçekleşmezse alacaklı, elde ettiği yararları
geri vermekle yükümlüdür.
B. Bozucu koşul
MADDE
173- Sona ermesi önceden
gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bırakılan sözleşme,
bozucu koşula bağlanmış olur.
Bozucu
koşula bağlanmış sözleşmenin hükümleri, koşulun gerçekleştiği anda ortadan
kalkar.
Aksi
kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden anlaşılmadıkça sona erme, geçmişe
etkili olmaz.
C. Ortak hükümler
I. Koşulun
gerçekleşmesi
MADDE
174- Koşul, taraflardan birinin
bizzat yerine getirmesi gerekli bir davranış değilse, o tarafın ölümü
hâlinde mirasçısı onun yerine geçebilir.
II. Dürüstlük
kurallarına aykırı engelleme
MADDE
175- Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesine dürüstlük kurallarına
aykırı olarak engel olursa, koşul gerçekleşmiş sayılır.
Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesini dürüstlük
kurallarına aykırı biçimde sağlarsa, koşul gerçekleşmemiş sayılır.
III. Yasak koşullar
MADDE
176- Bir koşul, hukuka veya ahlaka
aykırı bir yapma veya yapmama fiilini sağlamak amacıyla konulmuşsa, bu
koşula bağlı hukuki işlem kesin olarak hükümsüzdür.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Bağlanma Parası, Cayma Parası ve Ceza Koşulu
A. Bağlanma parası
MADDE
177- Sözleşme yapılırken bir
kimsenin vermiş olduğu bir miktar para, cayma parası olarak değil sözleşmenin
yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır.
Aksine
sözleşme veya yerel âdet olmadıkça, bağlanma parası esas alacaktan düşülür.
B. Cayma parası
MADDE
178- Cayma parası
kararlaştırılmışsa, taraflardan her biri sözleşmeden caymaya yetkili
sayılır; bu durumda parayı vermiş olan cayarsa verdiğini bırakır; almış
olan cayarsa aldığının iki katını geri verir.
C. Ceza koşulu
I. Alacaklının
hakları
1. Cezanın
sözleşmenin ifası ile ilişkisi
MADDE
179- Bir sözleşmenin hiç veya
gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi
sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını
isteyebilir.
Ceza,
borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için
kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı
çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın
ifasını da isteyebilir.
Borçlunun,
kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle
sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır.
2. Ceza ile zarar
arasındaki ilişki
MADDE
180- Alacaklı hiçbir zarara
uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerekir.
Alacaklının
uğradığı zarar kararlaştırılan ceza tutarını aşıyorsa alacaklı, borçlunun
kusuru bulunduğunu ispat etmedikçe aşan miktarı isteyemez.
3. Kısmi ifanın
yanması
MADDE
181- Ceza koşuluna ilişkin
hükümler, dönme durumunda ifa edilmiş olan kısmın alacaklıya kalacağını öngören
sözleşmelere de uygulanır.
Taksitle
satışa ilişkin hükümler saklıdır.
II. Cezanın
miktarı, geçersizliği ve indirilmesi
MADDE
182- Taraflar, cezanın miktarını
serbestçe belirleyebilirler.
Asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise veya aksi
kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple
imkânsız hâle gelmişse, cezanın ifası istenemez. Ceza koşulunun geçersiz
olması veya borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple sonradan imkânsız
hâle gelmesi, asıl borcun geçerliliğini etkilemez.
Hâkim,
aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri
BİRİNCİ AYIRIM
Alacağın Devri
A. Koşulları
I. İradi devir
1. Genel olarak
MADDE
183- Kanun, sözleşme veya işin
niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını
üçüncü bir kişiye devredebilir.
Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç
tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın
devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez.
2. Şekli
MADDE
184- Alacağın devrinin
geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
Alacağın
devri sözü verme, şekle bağlı değildir.
II. Yasal veya
yargısal devir ve etkisi
MADDE
185- Alacağın devri kanun veya
mahkeme kararı gereğince gerçekleşmişse, bu devir özel bir şekle ve önceki
alacaklının rızasını açıklamasına gerek olmaksızın, üçüncü kişilere karşı
ileri sürülebilir.
B. Devrin hükümleri
I. Borçlunun durumu
1. İyiniyetle
yapılan ifa
MADDE
186– Borçlu, alacağın
devredildiği, devreden veya devralan tarafından kendisine bildirilmemişse,
önceki alacaklıya; alacak birkaç kez devredilmişse, son devralan yerine
önceki devralanlardan birine iyiniyetle ifada bulunarak borcundan kurtulur.
2. İfadan kaçınma
ve tevdi
MADDE
187- Kime ait olduğu çekişmeli
bulunan bir alacağın borçlusu, ifadan kaçınabilir ve alacağın konusunu
hâkim tarafından belirlenen yere tevdi etmekle borçtan kurtulur.
Borçlu, alacağın çekişmeli olduğunu bildiği hâlde ifada
bulunursa, bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olur.
Dava
konusu olan çekişme mahkemece henüz sonuca bağlanmamış ve borç da muaccel
ise, taraflardan her biri borçluyu, edimi tevdi etmeye zorlayabilir.
3. Borçluya ait
savunmalar
MADDE
188- Borçlu, devri öğrendiği
sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri
sürebilir.
Borçlu,
devri öğrendiği anda muaccel olmayan alacağını, devredilen alacaktan önce
veya onunla aynı anda muaccel olması koşuluyla borcu ile takas edebilir.
II. Öncelik hakları
ve bağlı hakların geçişi
MADDE
189- Alacağın devri ile devredenin
kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da
devralana geçer.
Asıl
alacakla birlikte işlemiş faizler de devredilmiş sayılır.
III. Senet ve
belgelerin teslimi ve bilgi verilmesi
MADDE
190- Devreden, devralana alacak
senedi ile elinde bulunan ispatla ilgili diğer belgeleri teslim etmek ve
alacağını ileri sürebilmesi için gerekli bilgileri vermekle yükümlüdür.
IV. Garanti
1. Genel olarak
MADDE
191- Alacak, bir edim karşılığında
devredilmişse devreden, devir sırasında alacağın varlığını ve borçlunun
ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olur.
Alacak
bir edim karşılığı olmaksızın devredilmiş ya da kanun gereğince başkasına
geçmişse, devreden veya önceki alacaklı, alacağın varlığından ve borçlunun
ödeme gücünden sorumlu değildir.
2. İfaya yönelik
devir
MADDE
192- Alacaklı, alacağını borcu
ifaya yönelik olarak devretmekle birlikte borca mahsup edilecek miktarı
belirlememişse devralan, ancak borçludan aldığı veya gereken özeni
gösterseydi alabilecek olduğu miktarı, kendi alacağına mahsup etmek
zorundadır.
3. Sorumluluğun
kapsamı
MADDE
193- Devralan garanti ile yükümlü
olan devredenden aşağıdaki istemlerde bulunabilir:
1. İfa
ettiği karşı edimin faizi ile birlikte geri verilmesini.
2.
Devrin sebep olduğu giderleri.
3.
Borçluya karşı devraldığı alacağı elde etmek için yaptığı ve sonuçsuz
girişimlerin yol açtığı giderleri.
4.
Devreden kusursuzluğunu ispat etmedikçe uğradığı diğer zararlarını.
C. Özel hükümlerin
saklılığı
MADDE
194- Bazı hakların devrine özgü
olarak kanunla konulmuş bulunan hükümler saklıdır.
İKİNCİ AYIRIM
Borcun Üstlenilmesi
A. İç üstlenme
sözleşmesi
MADDE
195- Borçlu ile iç üstlenme
sözleşmesi yapan kişi, borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının rızasıyla
borcu üstlenerek, borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girmiş
olur.
Borçlu,
iç üstlenme sözleşmesinden doğan borçlarını ifa etmedikçe, diğer taraftan
yükümlülüğünü yerine getirmesini isteyemez.
Borçlu, borcundan kurtarılmamışsa, diğer taraftan
güvence isteyebilir.
B. Dış üstlenme
sözleşmesi
I. Öneri ve kabul
MADDE
196- Borçlunun yerine yenisinin
geçmesi ve borcundan kurtarılması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında
yapılacak sözleşmeyle olur.
İç
üstlenme sözleşmesinin, üstlenen veya onun izni ile borçlu tarafından
alacaklıya bildirilmesi, dış üstlenme sözleşmesinin yapılmasına ilişkin
öneri anlamına gelir.
Alacaklının kabulü açık veya örtülü olabilir. Alacaklı,
çekince ileri sürmeksizin üstlenenin ifasını kabul eder veya onun borçlu
sıfatı ile yaptığı diğer herhangi bir işleme rıza gösterirse, borcun
üstlenilmesini kabul etmiş sayılır.
II. Önerinin
bağlayıcılığı
MADDE
197- Borcun üstlenilmesine ilişkin
öneri alacaklı tarafından her zaman kabul edilebilir. Ancak, üstlenen
veya önceki borçlu, kabul için bir süre koyabilir. Alacaklı bu sürenin
bitimine kadar susarsa, öneri reddedilmiş sayılır.
Önerinin
alacaklı tarafından kabul edilmesinden önce yeni bir iç üstlenme sözleşmesi
yapılır ve bu ikinci üstlenmeye ilişkin olarak alacaklıya öneride
bulunulursa, ilk öneride bulunan, önerisi ile bağlı olmaktan kurtulur.
C. Borçlunun
değişmesinin sonuçları
I. Bağlı hak ve
borçlar
MADDE
198- Borçlu değişmiş olsa bile,
alacaklının borçlunun kişiliğine özgü olanlar dışındaki bağlı hakları saklı
kalır.
Bununla birlikte borcun güvencesi olarak rehin veren
üçüncü kişinin ve kefilin sorumlulukları, ancak onların borcun
üstlenilmesine yazılı olarak rıza göstermeleri hâlinde devam eder.
II. Savunmalar
MADDE
199- Üstlenilen borca ilişkin
savunmaları ileri sürme hakkı, yeni borçluya geçer.
Dış
üstlenme sözleşmesinden aksi anlaşılmadıkça yeni borçlu, alacaklıya karşı
önceki borçlunun ileri sürebileceği kişisel savunmalarda bulunamaz.
Yeni borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan
savunmaları alacaklıya karşı ileri süremez.
D. Sözleşmenin
hükümsüzlüğü
MADDE
200- Dış üstlenme sözleşmesi
hükümsüz hâle gelirse, iyiniyetli üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak
üzere, eski borç bütün bağlı borçlarıyla birlikte varlığını sürdürür.
Bundan başka, borcu üstlenen üstlenme sözleşmesinin
hükümsüz hâle gelmesinde ve alacaklının zarara uğramasında kendisine bir
kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklı, önceden sağlanmış
güvenceyi yitirmesi yüzünden veya başka herhangi bir sebeple uğradığı
zararın giderilmesini üstlenenden isteyebilir.
E. Borca katılma
MADDE 201- Borca
katılma, mevcut bir borca borçlunun yanında yer almak üzere, katılan ile
alacaklı arasında yapılan ve katılanın, borçlu ile birlikte borçtan sorumlu
olması sonucunu doğuran bir sözleşmedir.
Borca katılan ile borçlu, alacaklıya karşı müteselsilen
sorumlu olurlar.
F. Malvarlığının
veya işletmenin devralınması
MADDE
202- Bir malvarlığını veya bir
işletmeyi aktif ve pasifleri ile birlikte devralan, bunu alacaklılara bildirdiği
veya ticari işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesinde, diğerleri için
Türkiye genelinde dağıtımı yapılan gazetelerden birinde yayımlanacak ilanla
duyurduğu tarihten başlayarak, onlara karşı malvarlığındaki veya
işletmedeki borçlardan sorumlu olur.
Bununla
birlikte, iki yıl süreyle önceki borçlu da devralanla birlikte müteselsil
borçlu olarak sorumlu kalır. Bu süre, muaccel borçlar için, bildirme veya
duyuru tarihinden; daha sonra muaccel olacak borçlar için ise, muacceliyet
tarihinden işlemeye başlar.
Borçların
bu yoldan üstlenilmesinin sonuçları, dış üstlenme sözleşmesinden doğan
sonuçlarla özdeştir.
Bildirme veya ilanla duyurma yükümlülüğü devralan
tarafından yerine getirilmedikçe, ikinci fıkrada öngörülen iki yıllık süre
işlemeye başlamaz.
G. İşletmelerin
birleşmesi ve şekil değiştirmesi
MADDE
203- Bir işletme, başka bir
işletme ile aktif ve pasiflerin karşılıklı olarak devralınması ya da
birinin diğerine katılması yoluyla birleştirilirse, her iki işletmenin
alacaklıları, bir malvarlığının devralınmasından doğan haklara sahip olup,
bütün alacaklarını yeni işletmeden alabilirler.
Bir tek kişiye ait olup da, kollektif veya komandit
ortaklık hâline dönüştürülen bir işletmenin borçları hakkında da aynı hüküm
uygulanır.
H. Özel hükümlerin
saklılığı
MADDE
204- Mirasın
paylaşılması ve rehinli taşınmazların devri konusundaki borcun
üstlenilmesine ilişkin özel hükümler saklıdır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Sözleşmenin Devri ve Sözleşmeye Katılma
A. Sözleşmenin
devri
MADDE 205- Sözleşmenin
devri, sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede kalan taraf arasında
yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile birlikte
bütün hak ve borçlarını devralana geçiren bir anlaşmadır.
Sözleşmeyi devralan ile devreden arasında yapılan
ve sözleşmede kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan veya
sonradan onaylanan anlaşma da, sözleşmenin devri hükümlerine tabidir.
Sözleşmenin
devrinin geçerliliği, devredilen sözleşmenin şekline bağlıdır.
Kanundan
doğan halefiyet hâlleri ile diğer özel hükümler saklıdır.
B. Sözleşmeye
katılma
MADDE 206-
Sözleşmeye katılma, mevcut bir sözleşmeye taraflardan birinin yanında yer
almak üzere, katılan ile bu sözleşmenin tarafları arasında yapılan ve
katılanın, yanında yer aldığı tarafla birlikte, onun hak ve borçlarına
sahip olması sonucunu doğuran bir anlaşmadır.
Anlaşmada
aksi kararlaştırılmamışsa, sözleşmeye katılan ile yanında yer aldığı taraf,
sözleşmenin diğer tarafına karşı müteselsilen alacaklı ve borçlu olurlar.
Sözleşmeye katılmanın geçerliliği, katılma konusu
sözleşmenin şekline bağlıdır.
İKİNCİ KISIM
Özel Borç İlişkileri
BİRİNCİ BÖLÜM
Satış Sözleşmesi
BİRİNCİ AYIRIM
Genel Hükümler
A. Tanımı ve
hükümleri
MADDE
207- Satış sözleşmesi, satıcının,
satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme,
alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.
Sözleşme
ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine bir âdet bulunmadıkça, satıcı ve
alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlüdürler.
Durum ve
koşullara göre belirlenmesi mümkün olan bedel, kararlaştırılmış bedel
hükmündedir.
B.
Yarar ve hasar
MADDE
208- Kanundan, durumun gereğinden
veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık hâller dışında,
satılanın yarar ve hasarı; taşınır satışlarında zilyetliğin devri, taşınmaz
satışlarında ise tescil anına kadar satıcıya aittir.
Taşınır
satışlarında, alıcının satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde düşmesi
durumunda zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine satılanın yarar ve hasarı
alıcıya geçer.
Satıcı
alıcının isteği üzerine satılanı ifa yerinden başka bir yere gönderirse,
yarar ve hasar, satılanın taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçer.
İKİNCİ AYIRIM
Taşınır Satışı
A. Konusu
MADDE 209- Taşınır satışı, Türk Medenî Kanunu uyarınca taşınmaz sayılanlar dışında kalan ve diğer kanunlarda
taşınır olarak belirtilen şeylerin satışıdır.
Ürünler,
bir yapının yıkıntıları ve taş ocağından çıkarılacak taşlar gibi,
taşınmazdan ayrıldıktan sonra mülkiyeti devredilecek bütünleyici parçaların
satılması da taşınır satışıdır.
B. Satıcının
borçları
I. Zilyetliğin
devri
1. Kural
MADDE
210- Satıcı, satılanın mülkiyetini
geçirmek amacıyla, zilyetliğini alıcıya devretmekle yükümlüdür.
2. Devir ve taşıma
giderleri
MADDE
211- Aksine sözleşme veya âdet
yoksa, ölçme ve tartma gibi devir giderleri satıcıya, satılanı devralmak
üzere yapılan giderler ve satılanın ifa yerinden başka yere taşınması
gerektiğinde, taşıma giderleri alıcıya aittir.
Gidersiz
devir kararlaştırılmışsa, satıcı taşıma giderlerini üstlenmiş sayılır.
Liman ve gümrük giderleri olmaksızın
devir kararlaştırılmışsa satıcı, dış satım, transit ve dış alım vergilerini
üstlenmiş sayılır; ancak satılanın alıcı tarafından devralındığı sırada
ödenmiş olan tüketim vergilerini üstlenmiş sayılmaz.
3. Satıcının
temerrüdü
a. Kural ve ayrık
durum
MADDE 212- Satıcının temerrüdü hâlinde, borçlunun temerrüdüne
ilişkin genel hükümler uygulanır.
Zilyetliğin devri için belirli bir
süre konulmuş olan ticari satışlarda, satıcı temerrüde düşerse alıcının,
devir isteminden vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararının
giderilmesini istediği kabul edilir.
Alıcı, satılanın devredilmesini
isteme niyetinde ise, belirlenen sürenin bitiminde bunu satıcıya hemen
bildirmek zorundadır.
b. Giderim borcu ve
kapsamı
MADDE 213- Borcunu ifa etmeyen satıcı, alıcının bu yüzden
uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
Satıcı borcunu ifa etmezse alıcı,
satış bedeli ile kendisine devredilmeyen satılanın yerine, bir başkasını
satın almak için dürüstlük kurallarına uygun olarak ödediği bedel
arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir.
Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa
fiyatı bulunan mallardan ise alıcı, onun yerine bir başkasını satın alma zorunda
olmaksızın, satış bedeli ile belirlenmiş ifa günündeki piyasa fiyatı
arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir.
II. Zapttan
sorumluluk
1. Konusu
MADDE 214- Satış sözleşmesinin kurulduğu sırada var olan bir
hak dolayısıyla, satılanın tamamı veya bir kısmı bir üçüncü kişi tarafından
alıcının elinden alınırsa satıcı, bundan dolayı alıcıya karşı sorumlu olur.
Alıcı, elinden alınma tehlikesini
sözleşmenin kurulduğu sırada biliyor idiyse satıcı, ayrıca üstlenmiş
olmadıkça bundan dolayı sorumlu olmaz.
Satıcı, üçüncü kişinin hakkını gizlemişse, sorumluluğunu
kaldırma veya sınırlama konusunda yapılmış olan anlaşma kesin olarak
hükümsüzdür.
2. Yargılama usulü
a. Davanın
bildirimi
MADDE 215- Satılanın elinden alınması tehlikesi ile
karşılaşan alıcı, kendisine karşı açılan davayı satıcıya bildirdiği zaman
satıcı, durumun gereğine göre ve yargılama usulü uyarınca ya alıcının
yanında davaya katılmak ya da alıcı yerine geçerek üçüncü kişiye karşı
davayı takip etmek ve savunmak zorundadır.
Bildirme, davaya katılmaya ve
savunmaya elverişli bir zamanda yapılmışsa, alıcının aleyhinde verilen
hüküm, onun ağır kusuru yüzünden verildiği ispat edilmedikçe, satıcı için
de sonuç doğurur.
Dava, kendisine yüklenilemeyen
sebeplerden dolayı satıcıya bildirilmemişse satıcı, zamanında bildirilmiş olsaydı
daha elverişli bir hüküm elde edilebileceğini ispatladığı ölçüde
sorumluluktan kurtulur.
b. Mahkeme kararı
olmaksızın satılanı verme
MADDE
216- Satıcının zapttan sorumluluğu
aşağıdaki hâllerde devam eder:
1.
Alıcı, bir mahkeme kararı beklemeksizin üçüncü kişinin hakkını dürüstlük
kurallarına uygun olarak tanımış ve satılanı ona vermişse.
2.
Alıcı, üçüncü kişinin kendisine karşı dava açmasını beklemeden, satıcıyı
satılan üzerindeki hak iddiasına ilişkin uyuşmazlığı dava yoluyla
çözümlemesi, aksi takdirde tahkim yoluna başvuracağı konusunda
gecikmeksizin uyarmış ve bundan sonuç alamadığı için tahkim yoluna
başvurmuşsa.
Satıcının sorumluluğu, alıcının satılanı üçüncü kişiye
vermekle yükümlü olduğunu ispat etmesi durumunda da devam eder.
3. Alıcının hakları
a. Tam zapt hâlinde
MADDE
217- Satılanın tamamı alıcının
elinden alınmışsa, satış sözleşmesi kendiliğinden sona ermiş sayılır ve
alıcı satıcıdan aşağıdaki istemlerde bulunabilir:
1. Satılandan elde ettiği veya elde
etmeyi ihmal eylediği ürünlerin değeri indirilerek, ödemiş olduğu satış bedelinin
faizi ile birlikte geri verilmesini.
2.
Satılanı elinden alan üçüncü kişiden isteyemeyeceği giderleri.
3.
Davayı satıcıya bildirmekle kaçınılabilecek olanlar dışında kalan bütün
yargılama giderleri ile yargılama dışındaki giderleri.
4.
Satılanın tamamen elinden alınması yüzünden doğrudan doğruya uğradığı diğer
zararları.
Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat
etmedikçe, alıcının satılanın elinden alınması yüzünden uğramış olduğu
diğer zararları da gidermekle yükümlüdür.
b. Kısmi zapt
hâlinde
MADDE
218- Satılanın bir kısmı elinden
alınmış veya satılan sınırlı ayni bir hakla yüklenmişse alıcı, sadece bu
yüzden uğradığı zararın giderilmesini isteyebilir.
Ancak alıcının, satılandaki bu durumu bilseydi onu satın
almayacağı durum ve koşullardan anlaşılıyorsa, alıcı hâkimden sözleşmenin
sona ermesine karar vermesini isteyebilir. Bu durumda alıcı, satılanın
elinde kalmış olan kısmını o zamana kadar elde etmiş olduğu yararlarla
birlikte, satıcıya geri vermekle yükümlüdür.
III. Ayıptan
sorumluluk
1. Konusu
a. Genel olarak
MADDE
219- Satıcı, alıcıya karşı
herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması
sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine
aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği
faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da
ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur.
Satıcı,
bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.
b. Hayvan satışında
MADDE
220- Hayvan
satışında satıcı, yazılı olarak üstlenmedikçe veya ağır kusuru olmadıkça
ayıptan sorumlu olmaz.
2. Sorumsuzluk
anlaşması
MADDE
221- Satıcı satılanı ayıplı olarak
devretmekte ağır kusurlu ise, ayıptan sorumluluğunu kaldıran veya
sınırlayan her anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
3. Alıcının bildiği
ayıplar
MADDE
222- Satıcı, satış sözleşmesinin
kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir.
Satıcı,
alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da,
ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olur.
4. Gözden geçirme
ve satıcıya bildirme
a. Genel olarak
MADDE 223- Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin
olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda
satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre
içinde ona bildirmek zorundadır.
Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal
ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden
geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm
uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen
satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul
edilmiş sayılır.
b. Hayvan satışında
MADDE
224- Hayvan satışında satıcının
sorumlu olacağı süre yazılı olarak belirlenmemiş ve ayıp da hayvanın
gebeliğine ilişkin değilse satıcı, ancak ayıbın devrin yapıldığı veya
alıcının devralmada temerrüdünün gerçekleştiği günden
başlayarak dokuz gün
içinde kendisine bildirilmesi ve ayrıca, hayvanın bilirkişilerce
gözden geçirilmesinin aynı süre içinde yetkili makamdan istenmesi hâlinde
sorumlu olur.
5. Satıcının ağır
kusurunun sonuçları
MADDE
225- Ağır kusurlu olan satıcı,
satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek
sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz.
Satıcılığı
meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hüküm
geçerlidir.
6. Satılanın başka
yerden gönderilmesi
MADDE
226- Başka yerden gönderilen
satılanın ayıplı olduğunu ileri süren alıcı, bulunduğu yerde satıcının
temsilcisi yoksa, satılanın korunması için gerekli önlemleri geçici olarak
almakla yükümlüdür. Alıcı, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü satılanın
korunması için gerekli önlemleri almaksızın onu satıcıya geri gönderemez.
Alıcı, satılanın durumunu
gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa,
ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu
ispat yükü alıcıya düşer.
Satılanın
kısa zamanda bozulma tehlikesi varsa, alıcı onu bulunduğu yerdeki mahkeme
aracılığıyla sattırmaya yetkili, hatta satıcının yararı gerektiriyorsa
sattırmakla yükümlüdür. Alıcı, durumu satıcıya en kısa zamanda bildirmezse,
bundan doğan zarardan sorumlu olur.
7. Alıcının
seçimlik hakları
a. Genel olarak
MADDE
227- Satıcının satılanın
ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini
kullanabilir:
1.
Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.
2.
Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.
3. Aşırı
bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak
üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.
4. İmkân
varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.
Alıcının
genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.
Satıcı,
alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın
tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.
Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde,
durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış
bedelinin indirilmesine karar verebilir.
Satılanın
değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden
dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme
haklarından birini kullanabilir.
b. Satılanın yok
olması veya ağır biçimde zarara uğraması
MADDE 228- Alıcıya ayıplı olarak devredilmiş olan
satılanın ayıptan, beklenmedik hâlden
veya mücbir sebepten dolayı
yok olması veya ağır biçimde zarara uğraması, alıcının sözleşmeden
dönme hakkını kullanmasını engellemez. Bu durumda alıcı, satılandan elinde
ne kalmışsa onu geri vermekle yükümlüdür.
Satılan alıcıya yüklenebilen bir sebep yüzünden yok
olmuşsa veya alıcı onu başkasına devretmişse ya da biçimini değiştirmişse
alıcı, ancak değerindeki eksiklik karşılığının satış bedelinden
indirilmesini isteyebilir.
8. Dönmenin
sonuçları
a. Genel olarak
MADDE
229- Satış sözleşmesinden dönen
alıcı, satılanı, ondan elde ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri
vermekle yükümlüdür. Buna karşılık alıcı da, satıcıdan aşağıdaki istemlerde
bulunabilir:
1.
Ödemiş olduğu satış bedelinin, faiziyle birlikte geri verilmesi.
2.
Satılanın tamamen zaptında olduğu gibi, yargılama giderleri ile satılan
için yapmış olduğu giderlerin ödenmesi.
3.
Ayıplı maldan doğan doğrudan zararının giderilmesi.
Satıcı,
kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının diğer
zararlarını da gidermekle yükümlüdür.
b. Birden çok mal
satışında
MADDE
230- Birden çok mal veya birden
çok parçadan oluşan bir mal, birlikte satılmış olup da bunlardan bazıları
ayıplı çıkarsa, dönme hakkı bunlardan ancak ayıplı çıkanlar için
kullanılabilir. Ancak, alıcıya veya satıcıya önemli bir zarar vermeksizin
ayıplı parçanın diğerinden ayrılmasına imkân yoksa, dönme hakkının
satılanın tamamını kapsaması zorunludur.
Satılanın
aslı için satıştan dönülmesi, ayrı satış bedeli gösterilerek satılmış
olsalar bile, eklentilerini de kapsar; fakat eklentiler için dönme,
satılanın aslını kapsamaz.
9. Zamanaşımı
MADDE
231- Satıcı daha uzun bir süre
için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her
türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın
alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Alıcının
satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan
doğan def’i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz.
Satıcı,
satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı
süresinden yararlanamaz.
C. Alıcının
borçları
I. Satış bedelinin
ödenmesi ve satılanın devralınması
MADDE
232- Alıcı, satış sözleşmesinde
kararlaştırılmış olduğu biçimde satış bedelini ödemek ve kendisine sunulan
satılanı devralmakla yükümlüdür.
Aksine
yerel âdet veya anlaşma yoksa, satılanın hemen devralınması
gereklidir.
II. Satış bedelinin
belirlenmesi
MADDE
233- Alıcı, satış bedelini
belirtmeksizin, malı alacağını kesin olarak bildirmişse satış, ifa yeri ve
zamanındaki ortalama piyasa fiyatı üzerinden yapılmış sayılır.
Satış
bedeli, satılanın ağırlığına göre hesaplanıyorsa, darası indirilir.
Bazı
ticari malların satışında, daralı ağırlıktan miktar olarak ya da yüzde
hesabıyla bir indirim yapılmasına veya bedelin, daralı ağırlık üzerinden
belirlenmesine ilişkin ticari teamüller saklıdır.
III. Satış
bedelinin muacceliyeti ve faizi
MADDE
234- Aksine sözleşme yoksa,
satılan alıcının zilyetliğine girince satış bedeli muaccel olur.
Faiz
istenebileceği konusunda bir teamül varsa veya alıcı maldan ürün ya da
diğer verimler elde etme imkânına sahip ise ya da belirli günün geçmesiyle
temerrüdün gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın
satış bedeline faiz istenebilir.
IV. Alıcının
temerrüdü
1. Satıcının dönme
hakkı
MADDE
235- Satılanın, ancak satış bedeli
ödendikten sonra veya ödenme anında devredilmesi gereken durumlarda alıcı
temerrüde düşerse satıcı, herhangi bir işlem gerekmeksizin satıştan
dönebilir.
Bu
hakkını kullanmak isteyen satıcı, durumu gecikmeksizin alıcıya bildirmek
zorundadır.
Satılanın
zilyetliği satış bedeli ödenmeden alıcıya devredilmişse, alıcının temerrüdü sebebiyle satıcının dönme
hakkını kullanarak satılanı geri alması, bu hakkın sözleşmede açıkça saklı
tutulmasına bağlıdır.
2. Zararın
hesaplanması ve giderimi
MADDE
236- Borcunu ifa etmeyen alıcı,
satıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
Satıcı,
satış bedelini ödemede temerrüde düşmüş olan alıcıdan, bu bedel ile
satılanın başkasına dürüstlük kurallarına uygun olarak satışından elde
ettiği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini
isteyebilir.
Satılan,
borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan ise satıcı, böyle bir
satışa gerek kalmaksızın alıcıdan, satış bedeli ile malın belirlenmiş ödeme
günündeki fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini
isteyebilir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Taşınmaz Satışı ve Satış İlişkisi Doğuran Haklar
A. Şekil
MADDE
237- Taşınmaz satışının geçerli
olabilmesi için, sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesi şarttır.
Taşınmaz
satışı vaadi, geri alım ve alım sözleşmeleri, resmî şekilde
düzenlenmedikçe geçerli olmaz.
Önalım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde
yapılmış olmasına bağlıdır.
B. Satış ilişkisi
doğuran haklar
I. Süresi ve şerhi
MADDE
238- Önalım, geri alım ve alım
hakları en çok on yıllık süre için kararlaştırılabilir ve kanunlarda belirlenen
süreyle tapu siciline şerh edilebilir.
II. Devredilmesi ve
miras yoluyla geçmesi
MADDE
239- Aksine anlaşma olmadıkça,
sözleşmeden doğan önalım, alım ve geri alım hakları devredilemez, ancak
miras yoluyla geçer.
Bu
hakların devredilebileceği sözleşmeyle kararlaştırılmışsa,
devir işlemi hakkın kurulması için öngörülen şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.
III. Önalım hakkı
1. İleri sürülmesi
MADDE
240- Önalım hakkı, taşınmazın
satışı ya da ekonomik bakımdan satışa eşdeğer her türlü işlemin yapılması
hâllerinde kullanılabilir.
Taşınmazın,
mirasın paylaşımında mirasçılardan birine özgülenmesi, cebrî artırma
yoluyla satışı ve kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi ve bunlara benzer
amaçlarla edinilmesi hâllerinde önalım hakkı kullanılamaz.
2. Koşulları ve
hükümleri
MADDE
241- Satıcı veya alıcı, satış
sözleşmesinin yapıldığını ve içeriğini önalım hakkı sahibine noter aracılığıyla
bildirmek zorundadır.
Önalım
hakkı kullanıldıktan sonra satış sözleşmesi ortadan kaldırılırsa ya da
alıcının şahsından kaynaklanan sebeplerle onaylanmazsa, bu durum önalım
hakkı sahibine karşı ileri sürülemez.
Önalım
hakkını kuran sözleşmede aksi öngörülmemişse, önalım hakkı sahibi
taşınmazı, satıcının üçüncü kişiyle kararlaştırdığı satışa ilişkin
koşullarla kazanır.
Ekonomik bakımdan satışa eşdeğer işlemlerde de
yukarıdaki hükümler uygulanır.
3. Kullanılması ve
hükümleri
MADDE
242- Sözleşmeden doğan önalım
hakkını kullanmak isteyen hak sahibi, bu hak şerhedilmiş ve taşınmazın
mülkiyeti alıcı adına tescil edilmişse alıcıya; aksi takdirde satıcıya
karşı, satışın veya ekonomik bakımdan satışa eşdeğer başka bir işlemin
kendisine bildirildiği tarihten başlayarak üç ay ve her hâlde satışın
yapılmasından başlayarak iki yıl içinde dava açmak zorundadır.
C. Taşınmaz satışı
I. Koşullu satış ve
mülkiyetin saklı tutulması
MADDE
243- Bir taşınmazın koşula bağlı
satışında, koşul gerçekleşmedikçe tapu siciline tescil yapılamaz.
Taşınmaz satışında mülkiyeti saklı
tutma koşulu da tescil edilemez.
II. Sorumluluk
MADDE
244- Aksine sözleşme olmadıkça,
satılan taşınmaz, satış sözleşmesinde yazılı yüzölçümü tutarını
kapsamıyorsa satıcı, eksiği için alıcıya tazminat ödemekle yükümlüdür.
Satılan
taşınmaz, resmî bir ölçüme dayanılarak tapu siciline yazılmış olan
yüzölçümü tutarını içermiyorsa satıcı, özellikle üstlenmiş olmadıkça
tazminat ile yükümlü değildir.
Bir
yapının ayıplı olmasından doğan davalar, mülkiyetin geçmesinden başlayarak
beş yılın ve satıcının ağır kusuru varsa yirmi yılın geçmesiyle
zamanaşımına uğrar.
III.
Yarar ve hasar
MADDE
245- Satılanın tescilden sonraki
bir zamanda alıcı tarafından teslim alınması için sözleşmeyle bir süre
belirlenmişse, onun yarar ve hasarı, alıcıya teslimle geçer. Bu hüküm,
alıcının satılanı teslim almada temerrüde düşmesi durumunda da uygulanır.
Bu
sözleşmenin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
IV. Taşınır
satışına ilişkin kuralların uygulanması
MADDE
246- Taşınır satışına ilişkin
kurallar, kıyas yoluyla taşınmaz satışında da uygulanır.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
Bazı Satış Türleri
A. Örnek üzerine
satış
I. Tanımı
MADDE
247- Örnek üzerine satış,
tarafların sözleşmenin konusu olan malın alıcıya veya üçüncü bir kişiye bırakılan
bir örneğe ya da tespit ettikleri bir mala uygun olması üzerinde
anlaşmalarıyla yapılan satıştır.
II. İspat yükü
MADDE
248- Örnek üzerine satışta
kendisine örnek verilen taraf, elindeki örneğin kendisine verilmiş örnek
olduğunu ispat yükü altında olmayıp, örneğin biçimi değişmiş olsa bile, bu
değişiklik gözden geçirmenin zorunlu bir sonucu ise, alıcının iddiası doğru
sayılır. Ancak, karşı tarafın her hâlde bunun aksini ispat hakkı vardır.
Örnek,
alıcının elindeyken bozulmuş veya yok olmuşsa, kusuru olmasa bile,
satılanın örneğe uygun olmadığını ispat yükü alıcıya düşer.
B. Beğenme
koşuluyla satış
I. Tanımı
MADDE
249- Beğenme koşuluyla satış,
alıcının satılanı deneyerek veya gözden geçirerek beğenmesi koşuluyla
yapılan satıştır.
II. Hükümleri
MADDE
250- Beğenme koşuluyla satışta
alıcı, satılanı kabul etmekte veya hiçbir sebep göstermeksizin geri
vermekte serbesttir.
Satılan, alıcının zilyetliğine geçmiş olsa bile,
satılanın mülkiyeti, beğenme koşulunun gerçekleştiği ana kadar satıcıda
kalır.
III. Deneme veya
gözden geçirme
1. Satıcının
yanında
MADDE
251- Deneme veya gözden geçirme
satıcının yanında yapılmak gerekip de alıcı, satılanı sözleşme veya âdete
göre gerekli süre içinde kabul edip etmediğini açıklamazsa, satıcı
sözleşmeyle bağlılıktan kurtulur.
Böyle bir süre belirlenmemişse, satıcı uygun bir süre
geçtikten sonra, satılanı kabul edip etmediğini bildirmesi için alıcıya
ihtarda bulunabilir; bu ihtara hemen cevap verilmezse satıcı,
sözleşmeyle bağlılıktan kurtulur.
2. Alıcının yanında
MADDE
252- Satılan, denenmeksizin veya
gözden geçirilmeksizin alıcıya verilmişse, sözleşme veya âdete göre gereken
süre içinde veya böyle bir süre yoksa, satıcının ihtarı üzerine alıcı,
satılanı beğenmediğini hemen bildirmez veya onu geri vermezse, beğenme
koşulu gerçekleşmiş olur.
Alıcının,
herhangi bir çekince belirtmeksizin satış bedelinin tamamını veya bir
kısmını ödemesiyle ya da satılanı deneme veya gözden geçirme amacını aşacak
biçimde kullanmasıyla da beğenme koşulu gerçekleşmiş olur.
C. Kısmi ödemeli
satışlar
I. Taksitle satış
1. Tanımı, şekli ve
içeriği
MADDE
253- Taksitle satış, satıcının,
satılan taşınırı alıcıya satış bedelinin ödenmesinden önce teslim etmeyi,
alıcının da satış bedelini kısım kısım ödemeyi üstlendikleri satıştır.
Taksitle
satış sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.
Malın
satıcının ticari faaliyeti kapsamında satılması hâlinde, sözleşmede
aşağıdaki hususlar belirtilir:
1.
Tarafların adı ve yerleşim yeri.
2.
Satışın konusu.
3.
Satılanın peşin satış bedeli.
4.
Taksitle ödeme sebebiyle belirtilecek ilave bedel.
5.
Toplam satış bedeli.
6.
Alıcının nakden veya aynen üstlendiği diğer bütün edimler.
7.
Peşinat ve taksitlerin tutarı ile vadesi ve ikiden az olmamak üzere taksit
sayısı.
8.
Alıcının yedi gün içinde sözleşme yapılması konusundaki irade açıklamasını
geri alma hakkı.
9.
Öngörülmüşse, mülkiyetin saklı tutulmasına veya satış bedeli alacağının
devrine ilişkin anlaşma kayıtları.
10.
Temerrüt veya vadenin ertelenmesi durumunda, yasal faiz oranının yüzde otuz
fazlasını geçmemek üzere ödenecek faiz.
11.
Sözleşmenin kurulduğu yer ve tarih.
2. Yasal
temsilcinin rızası
MADDE 254- Ayırt etme gücüne sahip bir küçük veya kısıtlı
tarafından yapılmış olan taksitle satış sözleşmesinin geçerliliği, yasal
temsilcinin yazılı rızasına bağlıdır. Bu durumda rızanın, en geç
sözleşmenin kurulduğu anda verilmiş olması gerekir.
3. Sözleşmenin
hüküm ve sonuçlarını doğurması ve geri alma açıklaması
MADDE
255- Taksitle satış sözleşmesi,
alıcı bakımından, taraflarca imzalanmış sözleşmenin bir nüshasının eline
geçmesinden yedi gün sonra hüküm ve sonuçlarını doğurur. Alıcı, bu süre
içinde irade açıklamasını geri aldığını satıcıya yazılı olarak
bildirebilir. Bu haktan önceden feragat edilemez. Geri alma bildiriminin
sürenin son gününde postaya verilmiş olması, sonuç doğurması için
yeterlidir.
Satıcı
geri alma süresi içinde malı alıcıya devretmişse alıcı, malı ancak olağan
bir gözden geçirmenin gerektirdiği ölçüde kullanabilir; aksi takdirde
sözleşme hüküm ve sonuçlarını doğurmuş olur.
Alıcının
geri alma hakkını kullanması hâlinde, kendisinden cayma parası istenemez.
4. Tarafların hak
ve borçları
a. Peşinatı ödeme
borcu ve sözleşmenin süresi
MADDE
256- Alıcı, peşin satış bedelinin
en az onda birini en geç teslim anında peşin olarak, satış bedelinin
geri kalan kısmını da sözleşmenin kurulmasını izleyen üç yıl içinde
ödemekle yükümlüdür.
Bakanlar
Kurulu, satılanın türüne göre peşinat miktarı ile yasal ödeme sürelerini yarıya
kadar indirebileceği gibi, iki katına kadar çıkartabilir.
Kanunda
belirlenen asgari peşinatı tamamen almaksızın, satılanı alıcıya devreden
satıcı, peşinatın ödenmeyen kısmı üzerinde istem hakkını kaybeder.
Peşinattan
vazgeçilmesi karşılığında, satış bedelinde yapılacak artırma hükümsüzdür.
b. Alıcının
def’ileri
MADDE
257- Alıcı, satıcının taksitle
satıştan doğan alacağı ile kendisinin satıcıdan olan alacağını takas etme
hakkından önceden feragat edemez.
Alacağın
devredilmesi durumunda alıcının, satış bedeli alacağına ilişkin def’ileri
sınırlanamaz ve ortadan kaldırılamaz.
c. Satış bedelinin
tamamen ödenmesi
MADDE
258- Taksit borcu kambiyo senedine
bağlanmış olmadıkça, alıcı satış bedelinin kalan kısmını her zaman bir defada
ödeyerek borcundan kurtulabilir. Bu durumda, peşin satış bedeline ilave
edilen bedelin ödenmemiş taksitlere isabet eden kısmı, yarısından az
olmamak üzere ödeme süresinin kısaltılmasına uygun olarak indirilir.
5. Alıcının
temerrüdü
a. Satıcının seçimlik
hakkı
MADDE
259- Alıcı peşinatı ödemede
temerrüde düşerse satıcı, sadece peşinatı isteyebilir veya sözleşmeden
dönebilir.
Alıcı
taksitleri ödemede temerrüde düşerse satıcı, muaccel olmuş taksitlerin veya
geri kalan satış bedelinin tamamının bir defada ödenmesini isteyebilir ya
da sözleşmeden dönebilir. Satıcının geri kalan satış bedelinin tamamını
isteyebilmesi veya sözleşmeden dönebilmesi, ancak bu hakkı açık biçimde
saklı tutmuş olmasına ve alıcının kararlaştırılan satış bedelinin en az
onda birini oluşturan ve birbirini izleyen en az iki taksidi veya en az
dörtte birini oluşturan bir taksidi ya da en son taksidi ödemede temerrüde
düşmüş olmasına bağlıdır. Ancak, satıcının dönme dolayısıyla isteyebileceği
miktar, ödenmiş olan taksitler tutarına eşit veya daha fazla ise satıcı
sözleşmeden dönemez.
Satıcı, satış bedelinin geri kalan kısmının tamamen
ödenmesini isteme veya sözleşmeden dönme haklarını kullanmadan önce,
alıcıya en az onbeş günlük bir süre tanımak zorundadır.
b. Sözleşmeden
dönme
MADDE
260- Satıcı, alıcının taksitleri
ödemede temerrüde düşmesi sebebiyle satılanın alıcıya devrinden sonra
sözleşmeden dönerse, her iki taraf aldığını geri vermekle yükümlüdür.
Satıcı, ayrıca hakkaniyete uygun bir kullanım bedeli ve satılanın
olağandışı kullanılması sebebiyle değerinin azalması hâlinde tazminat da
isteyebilir. Ancak satıcı, sözleşme zamanında ifa edilmiş olsaydı elde
edecek olduğundan fazlasını isteyemez.
Satıcı,
alıcının peşinatı ödemede temerrüde düşmesi yüzünden satılanın devrinden
önce sözleşmeden dönerse, alıcıdan sadece ödenmeyen peşinat üzerinden,
sözleşmeden döndüğü tarihe kadar işleyecek yasal faiz ile sözleşmenin
kurulmasından sonra, satılanın uğramış olduğu değer kaybı sebebiyle
tazminat isteyebilir. Ceza koşulu kararlaştırılmışsa, peşin satış bedelinin
yüzde onunu aşamaz.
c. Hâkimin
müdahalesi
MADDE
261- Hâkim, temerrüde düşen
alıcının borçlarını ödeyeceği konusunda güvence vermesi ve satıcının da bu
yeni düzenleme dolayısıyla herhangi bir zararının söz konusu olmaması
koşuluyla, alıcıya ödeme kolaylıkları sağlayabilir ve satıcının satılanı
geri almasını yasaklayabilir.
6. Yetkili mahkeme
ve tahkim
MADDE
262- Yerleşim yeri Türkiye’de olan
alıcı, tarafı olduğu taksitle satış sözleşmesinden doğacak uyuşmazlıklar
konusunda, yerleşim yerindeki mahkemenin yetkisinden önceden feragat
edemeyeceği gibi, tahkim sözleşmesi de yapamaz.
7. Uygulama alanı
MADDE
263- Taksitle satışa ilişkin
hükümler, aynı ekonomik amaçla yapılan işlemlere de uygulanır.
Bir
taşınırı edinme amacıyla yapılan ödünç sözleşmelerinde satıcının, mülkiyeti
saklı tutma kaydı ile birlikte veya bundan bağımsız olarak satış bedeli
alacağını ödünç verene devretmesi veya satıcı ile ödünç verenin başka surette
anlaşarak, alıcının satış bedelini daha sonra taksitler hâlinde ödemek üzere
malın teslimini sağlamaları durumunda, taksitle satışa ilişkin hükümler
kıyas yoluyla uygulanır. Ödünç sözleşmesinde, taksitle satış sözleşmelerine
konulması zorunlu olan hususların yer alması şarttır. Ancak, bunlardan
peşin satış bedeli ile toplam satış bedeli yerine, ödünç alınan miktar ile
ödünç verene ödenecek toplam ödünç miktarı gösterilir.
Peşin
satışla bağlantılı taksitle ödünç sözleşmelerinde, ödünç verene, yasal
asgari peşinatın ödenmiş ve peşin satış bedelinin ödünç sözleşmesinin
yapılması sırasında herhangi bir ilave yapılmaksızın tamamen karşılanmış
olması hâlinde, taksitle satışa ilişkin hükümler uygulanmaz.
Alıcının
tacir sıfatıyla hareket ettiği veya malın bir ticari işletmenin ihtiyacı
için ya da meslekî amaçlarla satın alınması durumunda, taksitle satışa
ilişkin hükümlerden sadece 259 uncu maddenin ikinci fıkrası, 260 ıncı
maddenin birinci fıkrası ve 261 inci maddesi hükümleri uygulanır.
II. Ön ödemeli
taksitle satış
1. Tanımı, şekli ve
içeriği
MADDE
264- Ön ödemeli taksitle satış,
alıcının taşınır bir malın satış bedelini önceden kısım kısım ödemeyi,
satıcının da bedelin tamamen ödenmesinden sonra satılanı alıcıya devretmeyi
üstlendikleri satıştır.
Ön
ödemeli taksitle satış sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli
olmaz. Sözleşmede aşağıdaki hususlar belirtilir:
1.
Tarafların adı ve yerleşim yeri.
2.
Satışın konusu.
3.
Toplam satış bedeli.
4.
Taksitlerin sayısı, tutarı, vadesi ve sözleşmenin süresi.
5.
Taksitleri kabule yetkili banka.
6.
Alıcıya karşı üstlenilen faiz miktarı.
7.
Alıcının yedi gün içinde sözleşme yapılması konusundaki irade açıklamasını
geri alma hakkı.
8.
Alıcının sözleşmeden cayma hakkı ve bu sebeple ödeyeceği cayma parası.
9.
Sözleşmenin kurulduğu yer ve tarih.
2. Tarafların hak
ve borçları
a. Ödemelerin
güvenceye bağlanması
MADDE
265- Ödeme süresi bir yıldan daha
uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, ödemeleri sözleşmede
belirtilen bir bankada kendi adına açılacak gelir getiren bir tasarruf veya
yatırım hesabına yatırmakla yükümlüdür.
Banka,
her iki tarafın çıkarlarını gözetmek zorundadır. Açılan hesaptan her iki
tarafın rızasıyla ödeme yapılabilir. Bu rıza önceden verilemez.
Ödeme
süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı,
satılanın devrine kadar 269 uncu madde uyarınca sözleşmeden cayarsa satıcı,
bu hesap üzerindeki bütün haklarını kaybeder.
b.
Alıcının malın devrini isteme hakkı
MADDE
266- Alıcı satış bedelinin
tamamını ödedikten sonra, her zaman malın kendisine devredilmesini isteyebilir.
Ancak, satıcı malı başkasından sağlayarak devredecek ise alıcı, bunun için
kendisine uygun bir süre tanımak zorundadır.
Satıcının
malı alıcıya devredebilmesi için, taksitle satışa ilişkin koşullara
uyulması gerekir.
Alıcı birden çok şey satın almış veya seçim hakkını
saklı tutmuş ise, satılanın kısım kısım devredilmesini, ancak 256 ncı
maddede öngörülen asgari peşinatı ödedikten sonra isteyebilir. Satılanın
eşya topluluğu oluşturduğu hâllerde bu istemde bulunulamaz. Satış bedelinin
tamamen ödenmemesi hâlinde, satıcıdan satılanı kısmen devretmesi, ancak
geri kalan kısmın yüzde onunun kendisine güvence olarak bırakılması
koşuluyla istenebilir.
c. Satış bedelinin
ödenmesi
MADDE
267- Ödeme süresi
bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde satış bedelinin,
satılanın devri anında tamamen ödenmiş olması gerekir. Satılanın
devredilmesini isteyen alıcı, hesabındaki bakiyeden, satış bedelinin en çok üçte birlik kısmını satıcı lehine serbest
bırakabilir. Ancak, sözleşmenin kuruluşu sırasında buna ilişkin taahhütte
bulunulamaz.
d. Satış bedelinin
belirlenmesi
MADDE
268- Satıcının sözleşmenin
kurulduğu sırada belirlenen toplam satış bedeline ek bir bedel isteme
hakkını saklı tutan bütün kayıtlar geçersizdir.
Ödenecek
toplam satış bedeli sözleşmede belirlenmiş olmakla birlikte, devredilecek
eşya önceden belirlenmemiş ve satıcı tarafından bu eşyayı seçme hakkı alıcıya tanınmış ise satıcı, peşin
satıştaki olağan bedelleri göz önünde tutmak suretiyle alıcının yapacağı
seçime tam olarak uymakla yükümlüdür.
Buna
aykırı anlaşmalar, ancak alıcının yararına olduğu ölçüde geçerlidir.
3. Sözleşmenin sona
ermesi
a. Cayma hakkı
MADDE
269- Ödeme süresi bir yıldan daha
uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, malın devrine kadar her zaman
sözleşmeden cayabilir.
Sözleşmeden
cayma hâlinde alıcı tarafından ödenmesi öngörülen cayma parası, durumun
özelliğine ve sözleşmenin kurulması ile cayma arasında geçen süreye
bakılarak belirlenir. Ancak, bu miktar satıcının toplam alacağının yüzde
ikisinden az ve yüzde beşinden fazla olamaz. Alıcı, yapmış olduğu
ödemelerin cayma parasını aşan kısmının, getirileri ile birlikte kendisine
geri verilmesini isteyebilir.
Alıcının
ölmesi veya kazanç elde etmekten sürekli olarak yoksun kalması sebebiyle ön
ödemeleri yapamayacak duruma düşmesi ya da sözleşmenin yerine olağan
koşullarla yapılacak bir taksitle satış sözleşmesinin konulmasına ilişkin
önerisinin satıcı tarafından kabul edilmemesi yüzünden sözleşmeden cayılmış
olursa, cayma parası istenemez.
b. Sözleşmenin
süresi
MADDE
270- Ön ödemeleri ifa borcu, beş
yılın geçmesiyle sona erer.
Ödeme süresi bir yıldan daha uzun
veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, sekiz yıl geçtiği hâlde satılanın
devri isteminde bulunmazsa, satıcı kendisini uyararak üç aylık süre tanır.
Alıcı bu süre içinde kayıtsız kalırsa satıcı, alıcıya sözleşmeden cayma
hâlinde tanınan haklara sahip olur.
c. Alıcının temerrüdü
MADDE
271- Alıcı bir veya daha çok ön
ödemede temerrüde düşerse satıcı, ancak vadesi gelmiş olan ödemeleri
isteyebilir. Bununla birlikte, toplam alacağın en az onda birini oluşturan
ve birbirini izleyen iki ön ödemenin veya toplam alacağın en az dörtte
birini oluşturan bir tek ön ödemenin ya da sonuncu ön ödemenin vadesi
gelmişse satıcı, ayrıca alıcıya tanıyacağı bir aylık ödeme süresinin
geçmesinden sonra sözleşmeden dönme hakkına sahip olur.
Satıcı,
ödeme süresi bir yıl veya daha az olan sözleşmeden dönerse, 260 ıncı
maddenin ikinci fıkrası hükmü kıyas yoluyla uygulanır. Süresi bir yılı aşan
sözleşmelerde satıcı, ancak 269 uncu maddenin ikinci fıkrasında öngörülen
cayma parasını ve alıcıya ödenmesi gereken ortalama banka mevduat faizini
aşan zararlarının giderilmesini isteyebilir.
Bir
yıldan daha uzun süreli sözleşmelerde temerrüde düşmüş olan alıcının malın
devrini istemesi hâlinde satıcı, yasal anapara faizi ile birlikte, devir
isteminden sonra malın değerinde oluşacak eksilmelerin giderilmesini
isteyebilir. Ceza koşulu öngörülmüşse miktarı, satış bedelinin yüzde onunu
geçemez.
Satılanın
devredilmiş olduğu hâllerde, dönme konusunda 260 ıncı maddenin birinci
fıkrası hükmü uygulanır.
4. Uygulama alanının sınırlanması
MADDE
272- Alıcının tacir
sıfatıyla hareket etmesi veya malın bir ticari işletmenin ihtiyacı için ya
da meslekî amaçlarla satın alınması durumunda, 264 ilâ 271 inci maddeler uygulanmaz.
III. Ortak hükümler
MADDE
273- Taksitle satışa ilişkin
hükümlerden yasal temsilcinin rızasına, sözleşmenin hüküm ve sonuçlarını doğurmasına ve geri alma
açıklamasına, alıcının
def’ilerine, satıcının alacağının devrine, hâkim tarafından sağlanan ödeme
kolaylıklarına ve yetkili mahkeme ile tahkime ilişkin olanlar, ön ödemeli
taksitle satışa da uygulanır.
Satılanı
devir süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan taksitle satışta
alıcı, satılanın devrinden önce ödemeleri yapmakla yükümlü ise, ön ödemeli
taksitle satışa ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
D. Açık artırma
yoluyla satış
I. Tanımı
MADDE
274- Açık artırma yoluyla satış;
yeri, zamanı ve koşulları önceden belirlenerek, hazır olanlar arasından en
yüksek bedeli öneren ile yapılan satıştır.
II. Kurulması
MADDE
275- Satıcı artırma koşullarında
aksi yönde bir irade açıklamasında bulunmamışsa, herkesin katılabileceği
isteğe bağlı açık artırmalarda satış sözleşmesi, artırmayı yönetenin en
yüksek bedeli öneren kişiye ihale etmesiyle kurulmuş olur.
Cebrî artırma yoluyla satış, artırmayı yöneten memurun
en yüksek bedeli öneren kişiye ihale etmesiyle kurulmuş olur.
III. Hükümleri
1. Artırmaya
katılanın bağlandığı an
a. Genel olarak
MADDE
276- Artırmaya katılan kişi, satış
için konulmuş olan koşullar çerçevesinde önerisiyle bağlıdır.
Aksine
bir koşul yoksa, öneride bulunanın bağlılığı, kendisinden daha yüksek bir
öneri yapılmasıyla sona erer veya daha yüksek öneri olup olmadığının
sorulması üzerine böyle bir önerinin olmadığının anlaşılması hâlinde, önerisinin
hemen kabul edilmemesiyle ortadan kalkar.
b. Taşınmazın açık
artırma yoluyla satışında
MADDE
277- Taşınmazın açık artırma
yoluyla satışında, ihalenin veya reddinin artırmadan hemen sonra yapılması
gerekir.
Öneride
bulunanın bağlılığının artırmadan sonra da devam edeceğini öngören koşul
geçersizdir. Ancak, bu kural cebrî artırmalarda ve ihalenin bir kamu
görevlisince onaylanması gerektiği durumlarda uygulanmaz.
2. Ödemenin peşin
olması gereği
MADDE
278- Artırma koşullarında aksi
kararlaştırılmamışsa, ihale bedelinin peşin ödenmesi gerekir.
İhale
bedeli peşin olarak veya artırma koşulları uyarınca ödenmezse satıcı,
satıştan hemen dönebilir.
3. Mülkiyetin
geçmesi
MADDE
279- Artırmada taşınır bir mal
alan kişi, onun mülkiyetini ihale anında kazanır. Artırmadan alınan
taşınmazın mülkiyeti, ancak tapu siciline tescille alıcıya geçer.
Artırma
görevlisi, satış tutanağında gösterilen taşınmazın alıcı adına tescilini
hemen tapu idaresine bildirir.
Cebrî artırma sonucunda yapılan ihalelerde mülkiyetin
geçmesine ilişkin özel hükümler saklıdır.
İsteğe bağlı özel artırmalarda mülkiyetin geçmesi genel
hükümlere tabidir.
4. Zapttan ve
ayıptan sorumluluk
MADDE
280- Cebrî artırmalarda zapttan ve
ayıptan sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanmaz.
Artırmadan
mal alan kişi, o mala, tapu siciline veya satış koşullarına ya da kanuna
göre belirli olan durumu, hakları ve yükleri ile birlikte malik olur.
İsteğe
bağlı açık artırmalarda satıcı, satılanın zaptından ve ayıplarından
sorumludur. Ancak, aldatma durumu dışında, artırma koşullarında açıkça
belirtip duyurmak suretiyle bu sorumluluktan kurtulabilir.
IV. Artırmanın
iptali
MADDE
281- Hukuka veya ahlaka aykırı
yollara başvurularak ihalenin gerçekleştirilmesi sağlanmışsa her ilgili,
iptal sebebini öğrendiği günden başlayarak on gün ve her hâlde ihale
tarihini izleyen bir yıl içinde ihalenin iptalini mahkemeden isteyebilir.
Cebrî artırmalar hakkında özel hükümler saklıdır.
İKİNCİ BÖLÜM
Mal Değişim Sözleşmesi
A.Tanımı
MADDE
282- Mal değişim
sözleşmesi, taraflardan birinin diğer tarafa bir veya birden çok şeyin
zilyetlik ve mülkiyetini, diğer tarafın da karşı edim olarak başka bir veya
birden çok şeyin zilyetlik ve mülkiyetini devretmeyi üstlendiği
sözleşmedir.
B. Tabi olduğu
hükümler
MADDE
283- Satış
sözleşmesine ilişkin hükümler, mal değişim sözleşmesine de uygulanır; buna
göre taraflardan her biri, vermeyi üstlendiği şey bakımından satıcı,
kendisine verilmesi üstlenilen şey bakımından alıcı durumundadır.
C. Zapttan ve
ayıptan sorumluluk
MADDE
284- Satış
sözleşmesinin zapttan ve ayıptan sorumluluğa ilişkin hükümleri uygun
düştüğü ölçüde, mal değişim sözleşmesine de uygulanır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Bağışlama Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE
285- Bağışlama sözleşmesi,
bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana
karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir.
Henüz
edinilmemiş olan bir haktan feragat etmek veya bir mirası reddetmek,
bağışlama değildir.
Ahlaki
bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama sayılmaz.
B. Bağışlama
ehliyeti
I. Bağışlayan için
MADDE
286- Fiil ehliyetine sahip olan
herkes, eşler arasındaki mal rejiminden veya miras hukukundan doğan
sınırlamalar saklı kalmak üzere, bağışlama yapabilir.
Bağışlamayı
izleyen bir yıl içinde başlatılmış bir yargılama sonucunda bağışlayanın,
savurganlığı yüzünden kısıtlanmasına karar verilirse, o bağışlama mahkemece
iptal edilebilir.
II. Bağışlanan için
MADDE
287- Fiil ehliyeti bulunmayan kişi
ayırt etme gücüne sahipse, bağışlamayı kabul edebilir. Ancak, bağışlananın
yasal temsilcisi bu kişinin bağışlamayı kabulünü yasaklar veya bağışlanılan
şeyin geri verilmesini emrederse, bağışlama ortadan kalkar.
C. Kurulması
I. Bağışlama sözü
verme
MADDE 288- Bağışlama sözü vermenin geçerliliği, bu sözleşmenin
yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.
Bir taşınmazın veya taşınmaz
üzerindeki ayni bir hakkın bağışlanması sözü vermenin geçerliliği, ancak
resmî şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
Şekle
uyulmaması sebebiyle geçersiz olan bağışlama sözü verme, bağışlayan
tarafından yerine getirildiğinde, elden bağışlama hükmündedir. Ancak,
geçerliliği resmî şekle bağlanmış olan bağışlamalarda bu hüküm uygulanmaz.
II. Elden bağışlama
MADDE
289- Elden
bağışlama, bağışlayanın bir taşınırını bağışlanana teslim etmesiyle
kurulmuş olur.
III. Koşullu
bağışlama
MADDE
290- Bağışlama, bir koşula
bağlanarak yapılabilir.
Yerine
getirilmesi bağışlayanın ölümüne bağlı olan bağışlamada, vasiyete ilişkin
hükümler uygulanır.
IV. Yüklemeli
bağışlama
MADDE
291- Bağışlayan bağışlamasına
yüklemeler koyabilir.
Bağışlayan,
sözleşme gereğince bağışlanan tarafından kabul edilmiş olan yüklemelerin
yerine getirilmesini isteyebilir.
Kamu
yararına olarak bağışlamaya konulmuş olan bir yüklemenin yerine
getirilmesini isteme yetkisi, bağışlayanın ölümünden sonra, ilgili kamu
kurumuna geçer.
Bağışlama
konusunun değeri, yüklemenin yerine getirilmesi masraflarını karşılamaz ve
aşan kısım kendisine ödenmezse bağışlanan, yüklemeyi yerine getirmekten
kaçınabilir.
V. Bağışlayana dönme
koşullu bağışlama
MADDE
292- Bağışlayan, bağışlananın
kendisinden önce ölmesi durumunda, bağışlama konusunun kendisine dönmesi
koşulunu koyabilir.
Bağışlama
konusu, taşınmaza veya taşınmaz üzerindeki bir ayni hakka ilişkin ise,
bağışlayana dönme koşulu tapu siciline şerh verilebilir.
VI. Bağışlama
önerisinin geri alınması
MADDE
293- Bir kimse başkasına
bağışlamayı önerdiği bir malı, başka mallarından fiilen ayırmış olsa bile,
bağışlananın kabulüne kadar, bağışlama önerisini geri alabilir.
D. Bağışlayanın sorumluluğu
MADDE 294- Bağışlayan, bağışlamadan doğan zarardan bu
zarara ağır kusuruyla sebep olmadıkça, bağışlanana karşı sorumlu değildir.
Bağışlayan,
bağışlanılan şey veya alacak hakkında ayrıca garanti sözü vermişse, bununla
sorumlu olur.
E. Bağışlamanın
ortadan kalkması
I. Bağışlamanın
geri alınması
MADDE
295- Bağışlayan, aşağıdaki
durumlardan biri gerçekleşmişse, elden bağışlamayı veya yerine getirdiği
bağışlama sözünü geri alabilir ve bağışlananın istem tarihindeki
zenginleşmesi ölçüsünde, bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebilir:
1.
Bağışlanan, bağışlayana veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç
işlemişse.
2.
Bağışlanan, bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan
doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranmışsa.
3.
Bağışlanan, yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep olmaksızın yüklemeyi
yerine getirmemişse.
II. Bağışlama sözü
vermenin geri alınması ve ifadan kaçınma
MADDE
296- Bağışlama sözü veren,
aşağıdaki durumlarda sözünü geri alabilir ve onu ifadan kaçınabilir:
1. Elden bağışlanılan bir malın geri
verilmesini isteyebileceği sebeplerden biri varsa.
2. Mali
durumu, sonradan sözün yerine getirilmesini kendisi için olağanüstü ağır
kılacak ölçüde değişmişse.
3.
Bağışlama sözü verdikten sonra, kendisi için yeni aile yükümlülükleri
doğmuş veya bu yükümlülükleri önemli ölçüde ağırlaşmışsa.
Bağışlama
sözü verenin borcunu ödeme güçsüzlüğü belirlenir veya iflasına karar
verilirse, ifa yükümlülüğü ortadan kalkar.
III.
Geri alma hakkının süresi ve mirasçılara geçmesi
MADDE
297- Bağışlayan, geri alma
sebebini öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alabilir.
Bağışlayan
bir yıllık süre dolmadan ölürse, geri alma hakkı mirasçılarına geçer ve
mirasçıları bu sürenin sona ermesine kadar bu hakkı kullanabilirler.
Bağışlayan,
sağlığında geri alma sebebini öğrenememişse, mirasçıları, ölümünden
başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alma hakkını kullanabilirler.
Bağışlanan,
bağışlayanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldürür veya onun geri alma
hakkını kullanmasını engellerse, mirasçıları bağışlamayı geri alabilirler.
IV. Bağışlayanın
ölümü
MADDE
298- Aksi kararlaştırılmamışsa,
dönemsel edimleri içeren bağışlama, bağışlayanın ölümüyle sona erer.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Kira Sözleşmesi
BİRİNCİ AYIRIM
Genel Hükümler
A. Tanımı
MADDE
299- Kira sözleşmesi, kiraya
verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını
kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira
bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
B. Kira süresi
MADDE 300- Kira sözleşmesi, belirli ve belirli olmayan bir
süre için yapılabilir.
Kararlaştırılan
sürenin geçmesiyle herhangi bir bildirim olmaksızın sona erecek kira
sözleşmesi belirli sürelidir; diğer kira sözleşmeleri belirli olmayan bir
süre için yapılmış sayılır.
C. Kiraya verenin
borçları
I. Teslim borcu
MADDE
301- Kiraya veren, kiralananı
kararlaştırılan tarihte, sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir
durumda teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla
yükümlüdür. Bu hüküm, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı aleyhine
değiştirilemez; diğer kira sözleşmelerinde ise, kiracı aleyhine genel işlem
koşulları yoluyla bu hükme aykırı düzenleme yapılamaz.
II. Vergi ve
benzeri yükümlülüklere katlanma borcu
MADDE
302- Kiralananla ilgili zorunlu
sigorta, vergi ve benzeri yükümlülüklere, aksi kararlaştırılmamış veya
kanunda öngörülmemiş ise, kiraya veren katlanır.
III. Yan giderlere
katlanma borcu
MADDE
303- Kiraya veren, kiralananın
kullanımıyla ilgili olmak üzere, kendisi veya üçüncü kişi tarafından
yapılan yan giderlere katlanmakla yükümlüdür.
IV. Kiraya verenin
kiralananın ayıplarından sorumluluğu
1. Kiralananın
teslim anındaki ayıplarından sorumluluk
MADDE
304- Kiralananın önemli ayıplarla
teslimi hâlinde kiracı, borçlunun temerrüdüne veya kiraya verenin
kiralananın sonradan ayıplı duruma gelmesinden doğan sorumluluğuna ilişkin
hükümlere başvurabilir.
Kiralananın
önemli olmayan ayıplarla tesliminde ise kiracı, kiralananda sonradan ortaya
çıkan ayıplardan dolayı kiraya verenin sorumluluğuna ilişkin hükümlere
başvurabilir.
2. Kiralananın
sonradan ayıplı hâle gelmesinden sorumluluk
a. Genel olarak
MADDE
305- Kiralanan sonradan ayıplı
duruma gelirse kiracı, kiraya verenden ayıpların giderilmesini veya kira
bedelinden ayıpla orantılı bir indirim yapılmasını ya da zararının
giderilmesini isteyebilir. Ancak, zararın giderilmesi istemi diğer seçimlik
hakların kullanılmasını önlemez.
Önemli
ayıp durumunda kiracının sözleşmeyi fesih hakkı saklıdır.
b. Ayıbın
giderilmesini isteme ve fesih
MADDE
306- Kiracı, kiraya verenden
kiralanandaki ayıbın uygun bir sürede giderilmesini isteyebilir; bu sürede
ayıp giderilmezse kiracı, ayıbı kiraya veren hesabına gidertebilir ve
bundan doğan alacağını kira bedelinden indirebilir veya kiralananın ayıpsız
bir benzeri ile değiştirilmesini isteyebilir.
Ayıbın,
kiralananın öngörülen kullanıma elverişliliğini ortadan kaldırması ya da
önemli ölçüde engellemesi ve verilen sürede giderilmemesi hâlinde kiracı,
sözleşmeyi feshedebilir.
Kiraya
veren, kiralanandaki ayıbı gidermek yerine, uygun bir süre içinde ayıpsız
benzeriyle değiştirebilir.
Kiraya
veren, kiracıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı
zararın tamamını gidererek, onun seçimlik haklarını kullanmasını
önleyebilir.
c. Kira bedelinin
indirilmesi
MADDE
307- Kiracı, kiralananın
kullanımını etkileyen ayıpların varlığı hâlinde, bu ayıpların kiraya veren
tarafından öğrenilmesinden ayıbın giderilmesine kadar geçen süre için, kira
bedelinden ayıpla orantılı bir indirim yapılmasını isteyebilir.
d. Zararın giderimi
MADDE
308- Kiraya veren, kusuru
olmadığını ispat etmedikçe, kiralananın ayıplı olmasından doğan
zararları kiracıya ödemekle yükümlüdür.
V. Üçüncü kişinin
ileri sürdüğü haklar sebebiyle sorumluluk
1. Zapttan
sorumluluk
MADDE
309- Bir üçüncü kişinin
kiralananda kiracının hakkıyla bağdaşmayan bir hak ileri sürmesi durumunda
kiraya veren, kiracının bildirimi üzerine davayı üstlenmek ve kiracının
uğradığı her türlü zararı gidermekle yükümlüdür.
2. Üçüncü kişinin
sözleşmenin kurulmasından sonra üstün hak sahibi olması
a. Kiralananın el
değiştirmesi
MADDE
310- Sözleşmenin kurulmasından
sonra kiralanan herhangi bir sebeple el değiştirirse, yeni malik kira
sözleşmesinin tarafı olur.
Kamulaştırmaya
ilişkin hükümler saklıdır.
b. Üçüncü kişinin
sınırlı ayni hak sahibi olması
MADDE
311- Sözleşmenin kurulmasından
sonra üçüncü bir kişi, kiralanan üzerinde kiracının hakkını etkileyen bir
ayni hak sahibi olursa, kiralananın el değiştirmesiyle ilgili hükümler
kıyas yoluyla uygulanır.
c. Tapu siciline
şerh
MADDE
312- Taşınmaz kiralarında,
sözleşmeyle kiracının kiracılık hakkının tapu siciline şerhi kararlaştırılabilir.
D. Kiracının
borçları
I. Kira bedelini
ödeme borcu
1. Genel olarak
MADDE
313- Kiracı, kira bedelini
ödemekle yükümlüdür.
2. İfa zamanı
MADDE
314- Kiracı, aksine sözleşme ve
yerel âdet olmadıkça, kira bedelini ve gerekiyorsa yan giderleri, her ayın
sonunda ve en geç kira süresinin bitiminde ödemekle yükümlüdür.
3. Kiracının
temerrüdü
MADDE
315- Kiracı, kiralananın
tesliminden sonra muaccel olan kira bedelini veya yan gideri ödeme borcunu
ifa etmezse, kiraya veren kiracıya yazılı olarak bir süre verip, bu sürede
de ifa etmeme durumunda, sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir.
Kiracıya
verilecek süre en az on gün, konut ve çatılı işyeri kiralarında ise en az
otuz gündür. Bu süre, kiracıya yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen
günden itibaren işlemeye başlar.
II. Özenle kullanma
ve komşulara saygı gösterme borcu
MADDE
316- Kiracı, kiralananı,
sözleşmeye uygun olarak özenle kullanmak ve kiralananın bulunduğu taşınmazda
oturan kişiler ile komşulara gerekli saygıyı göstermekle yükümlüdür.
Kiracının
bu yükümlülüğüne aykırı davranması durumunda kiraya veren, konut ve çatılı işyeri
kirasında, en az otuz gün süre
vererek, aykırılığın giderilmesi, aksi takdirde sözleşmeyi feshedeceği
konusunda yazılı bir ihtarda bulunur. Diğer kira ilişkilerinde ise, kiraya
veren, kiracıya önceden bir ihtarda bulunmaksızın, yazılı bir bildirimle
sözleşmeyi hemen feshedebilir.
Konut ve çatılı işyeri kirasında, kiracının kiralanana
kasten ağır bir zarar vermesi, kiracıya verilecek sürenin yararsız
olacağının anlaşılması veya kiracının bu yükümlülüğe aykırı davranışının
kiraya veren veya aynı taşınmazda oturan kişiler ile komşular bakımından
çekilmez olması durumlarında kiraya veren, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi
hemen feshedebilir.
III. Temizlik ve
bakım giderlerini ödeme borcu
MADDE
317- Kiracı, kiralananın olağan
kullanımı için gerekli temizlik ve bakım giderlerini ödemekle yükümlüdür.
Bu konuda yerel âdete de bakılır.
IV. Ayıpları kiraya
verene bildirme borcu
MADDE
318- Kiracı, kendisinin gidermekle
yükümlü olmadığı ayıpları kiraya verene gecikmeksizin bildirmekle
yükümlüdür; aksi takdirde bundan doğan zarardan sorumludur.
V. Ayıpların
giderilmesine ve kiralananın gösterilmesine katlanma borcu
MADDE
319- Kiracı, kiralananın
ayıplarının giderilmesine ya da zararların önlenmesine yönelik çalışmalara
katlanmakla yükümlüdür.
Kiracı,
bakım, satış ya da sonraki kiralama için zorunlu olduğu ölçüde, kiraya
verenin ve onun belirlediği üçüncü kişinin kiralananı gezip görmesine izin
vermekle yükümlüdür.
Kiraya
veren, çalışmaları ve kiralananın gezilip görüleceğini uygun bir süre önce
kiracıya bildirmek ve bunların yapıldığı sırada kiracının
yararlarını göz önünde tutmak zorundadır.
Kiracının
kira bedelinin indirilmesine ve zararının giderilmesine ilişkin hakları
saklıdır.
E. Özel durumlar
I. Kiralananda
yenilik ve değişiklik yapılması
1. Kiraya veren
tarafından
MADDE
320- Kiraya veren, kiralananda,
kira sözleşmesinin feshini gerektirmeyen ve kiracıdan katlanması
beklenebilecek olan yenilik ve değişiklikler yapabilir.
Bu yenilik ve değişikliklerin yapılması sırasında kiraya
veren, kiracının menfaatlerini gözetmekle yükümlüdür. Kiracının, kira
bedelinin indirilmesine ve zararının giderilmesine ilişkin hakları
saklıdır.
2. Kiracı
tarafından
MADDE
321- Kiracı, kiraya verenin yazılı
rızasıyla kiralananda yenilik ve değişiklikler yapabilir.
Yenilik
ve değişikliklere rıza gösteren kiraya veren, yazılı olarak
kararlaştırılmış olmadıkça, kiralananın eski durumuyla geri verilmesini
isteyemez.
Kiracı,
aksine yazılı bir anlaşma yoksa, kiraya verenin rızasıyla yaptığı yenilik
ve değişiklikler sebebiyle kiralananda ortaya çıkan değer artışının
karşılığını isteyemez.
II. Alt kira ve
kullanım hakkının devri
MADDE
322- Kiracı, kiraya verene zarar
verecek bir değişikliğe yol açmamak koşuluyla, kiralananı tamamen veya
kısmen başkasına kiraya verebileceği gibi, kullanım hakkını da başkasına
devredebilir.
Kiracı,
konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiraya verenin yazılı rızası olmadıkça,
kiralananı başkasına kiralayamayacağı gibi, kullanım hakkını da devredemez.
Alt
kiracı, kiralananı kiracıya tanınandan başka biçimde kullandığı takdirde
kiracı, kiraya verene karşı sorumlu olur. Bu durumda kiraya veren,
kiracısına karşı sahip olduğu hakları alt kiracıya veya kullanım hakkını
devralana karşı da kullanabilir.
III.
Kira ilişkisinin devri
MADDE
323- Kiracı, kiraya verenin yazılı
rızasını almadıkça, kira ilişkisini başkasına devredemez. Kiraya veren,
işyeri kiralarında haklı sebep olmadıkça bu rızayı vermekten kaçınamaz.
Kiraya
verenin yazılı rızasıyla kira ilişkisi kendisine devredilen kişi, kira
sözleşmesinde kiracının yerine geçer ve devreden kiracı, kiraya verene
karşı borçlarından kurtulur.
İşyeri
kiralarında devreden kiracı, kira sözleşmesinin bitimine kadar ve en fazla
iki yıl süreyle devralanla birlikte müteselsilen sorumlu olur.
IV. Kiralananın
kullanılmaması
1. Genel olarak
MADDE
324- Kullanıma elverişli
bulundurulduğu sürece kiralanan, kiracının kendisinden kaynaklanan bir
sebeple kullanılmasa veya sınırlı olarak kullanılsa bile kiracı, kira
bedelini ödemekle yükümlüdür. Bu durumda, kiraya verenin yapmaktan
kurtulduğu giderler kira bedelinden indirilir.
2. Kiralananın
sözleşmenin bitiminden önce geri verilmesi
MADDE
325- Kiracı, sözleşme süresine
veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı geri verdiği takdirde, kira
sözleşmesinden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya
verilebileceği makul bir süre için devam eder. Kiracının bu sürenin
geçmesinden önce kiraya verenden kabul etmesi beklenebilecek, ödeme gücüne
sahip ve kira ilişkisini devralmaya hazır yeni bir kiracı bulması hâlinde,
kiracının kira sözleşmesinden doğan borçları sona erer.
Kiraya
veren, yapmaktan kurtulduğu giderler ile kiralananı başka biçimde
kullanmakla elde ettiği veya elde etmekten kasten kaçındığı yararları kira
bedelinden indirmekle yükümlüdür.
V. Takastan feragat
yasağı
MADDE
326- Kiracı ve kiraya veren, kira
sözleşmesinden doğan alacaklarını takas etme hakkından önceden feragat
edemezler.
F. Sözleşmenin sona
ermesi
I. Sürenin geçmesi
MADDE
327- Açık veya örtülü biçimde bir
süre belirlenmişse, kira sözleşmesi bu sürenin sonunda kendiliğinden sona
erer.
Taraflar,
bu durumda, açık bir anlaşma olmaksızın kira ilişkisini sürdürürlerse, kira
sözleşmesi belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür.
II. Belirsiz süreli
kira sözleşmelerinde fesih bildirimi
1. Genel olarak
MADDE
328- Belirsiz süreli kira
sözleşmelerinde taraflardan her biri, daha uzun bir fesih bildirim süresi
veya başka bir fesih dönemi kararlaştırılmış olmadıkça, yasal fesih
dönemlerine ve fesih bildirim sürelerine uyarak sözleşmeyi feshedebilir.
Fesih dönemlerinin hesabında, kira sözleşmesinin başlangıç tarihi esas
alınır.
Sözleşmede
veya kanunda belirtilen fesih dönemine veya bildirim süresine uyulmamışsa,
bildirim bir sonraki fesih dönemi için geçerli olur.
2. Taşınmaz ve
taşınır yapı kiralarında
MADDE
329- Taraflardan her biri, bir
taşınmaza veya taşınır bir yapıya ilişkin kira sözleşmesini yerel âdette
belirlenen kira döneminin sonu için veya böyle bir âdetin bulunmaması
durumunda, altı aylık kira döneminin sonu için, üç aylık fesih bildirim
süresine uyarak feshedebilir.
3. Taşınır
kiralarında
MADDE
330- Taraflardan her biri, bir
taşınıra ilişkin kira sözleşmesini üç gün önceden yapılacak fesih bildirim
süresine uyarak her zaman feshedebilir.
Kiraya
verenin meslekî faaliyeti gereği kiraya verdiği ve kiracının da özel
kullanımına yarayan taşınır bir malın kiracısı, kira sözleşmesini, üç aylık
kira dönemi sonu için en az bir ay önceden yapacağı bir fesih bildirimiyle
sona erdirebilir. Bu durumda kiraya verenin, zararının giderilmesini isteme
hakkı yoktur.
III. Olağanüstü
fesih
1. Önemli sebepler
MADDE
331- Taraflardan her biri, kira
ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin
varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her
zaman feshedebilir.
Hâkim,
durum ve koşulları göz önünde tutarak, olağanüstü fesih bildiriminin
parasal sonuçlarını karara bağlar.
2. Kiracının iflası
MADDE
332- Kiracı, kiralananın
tesliminden sonra iflas ederse kiraya veren, işleyecek kira bedelleri için
güvence verilmesini isteyebilir.
Kiraya
veren, güvence verilmesi için kiracı ve iflas masasına yazılı olarak uygun
bir süre verir. Bu süre içinde kendisine güvence verilmezse kiraya veren,
sözleşmeyi herhangi bir fesih bildirim süresine uymaksızın hemen feshedebilir.
3. Kiracının ölümü
MADDE
333- Kiracının ölmesi durumunda
mirasçıları, yasal fesih bildirim süresine uyarak en yakın fesih dönemi
sonu için sözleşmeyi feshedebilirler.
G. Kiralananın geri
verilmesi
I. Genel olarak
MADDE
334- Kiracı kiralananı ne durumda
teslim almışsa, kira sözleşmesinin bitiminde o durumda geri vermekle
yükümlüdür. Ancak, kiracı sözleşmeye uygun kullanma dolayısıyla kiralananda
meydana gelen eskimelerden ve bozulmalardan sorumlu değildir.
Kiracının,
sözleşmenin sona ermesi hâlinde, sözleşmeye aykırı kullanmadan doğacak
zararları giderme dışında, başkaca bir tazminat ödeyeceğini önceden taahhüt
etmesine ilişkin anlaşmalar geçersizdir.
II.
Kiralananın gözden geçirilmesi ve kiracıya bildirme
MADDE
335- Kiraya veren, geri verme
sırasında kiralananın durumunu gözden geçirmek ve kiracının sorumlu olduğu
eksiklikleri ve ayıpları ona hemen yazılı olarak bildirmek zorundadır. Bu
bildirim yapılmazsa, kiracı her türlü sorumluluktan kurtulur. Ancak, teslim
alma sırasında olağan incelemeyle belirlenemeyecek olan eksikliklerin ve
ayıpların varlığı hâlinde, kiracının sorumluluğu devam eder. Kiraya veren,
bu tür eksiklikleri ve ayıpları belirlediğinde, kiracıya hemen yazılı
olarak bildirmek zorundadır.
H. Kiraya verenin
hapis hakkı
I. Konusu
MADDE
336- Taşınmaz kiralarında kiraya
veren, işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan altı aylık kira bedelinin
güvencesi olmak üzere, kiralananda bulunan ve kiralananın döşenmesine veya
kullanılmasına yarayan taşınırlar üzerinde hapis hakkına sahiptir.
Kiraya
verenin hapis hakkı, alt kiracının asıl kiracıya olan kira borcunu aşmamak
üzere, alt kiracının kiralanana getirdiği aynı nitelikteki taşınırları da
kapsar.
Hapis
hakkı, kiracının haczedilemeyen malları üzerinde kullanılamaz.
II. Üçüncü kişilere
ait olan eşya
MADDE
337- Üçüncü kişilerin, kiraya
verenin kiracıya ait olmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği eşya ile
çalınmış, kaybolmuş veya başka bir biçimde malikinin elinden iradesi
dışında çıkmış eşya üzerindeki hakları, kiraya verenin hapis hakkından önce
gelir.
Kiraya
veren, kiracı tarafından kiralanana getirilmiş olan taşınırların kiracının
mülkiyetinde olmadığını kira sözleşmesi devam ederken öğrendiği hâlde,
sözleşmeyi en yakın fesih döneminin sonu için feshetmezse, bu eşya üzerindeki
hapis hakkını kaybeder.
III. Hakkın
kullanılması
MADDE
338- Kiracı, taşınmak veya
kiralananda bulunan taşınırları başka bir yere taşımak istediği takdirde,
kiraya veren, alacağını güvence altına almasını sağlayacak miktardaki
taşınırı, sulh hâkiminin veya icra müdürünün kararıyla alıkoyabilir.
Alıkoyma
kararının konusu olan eşya, gizlice veya zorla götürülürse,
götürülmelerinden başlayarak on gün içinde kolluk gücünün yardımıyla
kiralanana geri getirilir.
İKİNCİ AYIRIM
Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları
A. Uygulama alanı
MADDE
339- Konut ve çatılı işyeri
kiralarına ilişkin hükümler, bunlarla birlikte kullanımı kiracıya bırakılan
eşya hakkında da uygulanır. Ancak bu hükümler, niteliği gereği geçici
kullanıma özgülenmiş taşınmazların altı ay ve daha kısa süreyle kiralanmalarında
uygulanmaz.
Kamu
kurum ve kuruluşlarının, hangi usul ve esaslar içinde olursa olsun
yaptıkları bütün kira sözleşmelerine de bu hükümler uygulanır.
B. Bağlantılı
sözleşme
MADDE
340- Konut ve çatılı işyeri
kiralarında sözleşmenin kurulması ya da sürdürülmesi, kiracının yararı
olmaksızın, kiralananın kullanımıyla doğrudan ilişkisi olmayan bir borç
altına girmesine bağlanmışsa, kirayla bağlantılı sözleşme geçersizdir.
C. Kullanma giderleri
MADDE
341- Kiracı, konut ve çatılı
işyeri kiralarında, sözleşmede aksi öngörülmemişse veya aksine yerel âdet
yoksa, ısıtma, aydınlatma ve su gibi kullanma giderlerine katlanmakla
yükümlüdür.
Giderlere
katlanan taraf, bu giderleri ispat edici belgelerin birer örneğini, istem
üzerine diğer tarafa vermek zorundadır.
D. Kiracının
güvence vermesi
MADDE
342- Konut ve çatılı işyeri
kiralarında sözleşmeyle kiracıya güvence verme borcu getirilmişse, bu
güvence üç aylık kira bedelini aşamaz.
Güvence
olarak para veya kıymetli evrak verilmesi kararlaştırılmışsa kiracı, kiraya
verenin onayı olmaksızın çekilmemek üzere, parayı vadeli bir tasarruf
hesabına yatırır, kıymetli evrakı ise bir bankaya depo eder. Banka, güvenceleri
ancak iki tarafın rızasıyla veya icra takibinin kesinleşmesiyle ya da
kesinleşmiş mahkeme kararına dayanarak geri verebilir.
Kiraya
veren, kira sözleşmesinin sona ermesini izleyen üç ay içinde kiracıya karşı
kira sözleşmesiyle ilgili bir dava açtığını veya icra ya da iflas yoluyla
takibe giriştiğini bankaya yazılı olarak bildirmemişse banka, kiracının
istemi üzerine güvenceyi geri vermekle yükümlüdür.
E. Kira bedeli
|