|
Esas Sayısı : 2007/16
Karar Sayısı : 2009/147
Karar Günü : 15.10.2009
İPTAL DAVASINI AÇAN
: Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri Ali TOPUZ
ve Haluk KOÇ ile birlikte 122 Milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU : 28.11.2006 günlü, 5558 sayılı “Avukatlık
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 1. maddesinin Anayasa’nın 2., 10. ve 11. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve
yürürlüğünün durdurulması istemidir.
I- İPTAL VE
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
İptal ve yürürlüğün
durdurulması istemini içeren dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“III. GEREKÇE
28.11.2006
Tarih ve 5558 Sayılı Avukatlık Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun
1 inci Maddesinin Anayasaya Aykırılığı
8.11.2006 tarih ve
5558 sayılı Avukatlık Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun iptali
istenen 1 inci maddesi ile “... Avukatlık sınavını başarmış olmak ...”
avukatlık mesleğine kabul şartı olmaktan çıkarılmış ve 1136 sayılı
Avukatlık Kanununun bu sınava ilişkin diğer hükümleri de yürürlükten
kaldırılmıştır.
Yukarıda “Olay”
başlığı altında da açıklandığı üzere “...Avukatlık sınavını başarmış
olma...”nın avukatlık mesleğinin kabul
şartlarından olması, baroların bağımsızlığı ve avukatlık mesleğinin hak
ettiği saygınlığa kavuşturulması gereksiniminin bir sonucudur.
Sadece hukukçuların
yapabileceği avukatlık mesleği de, savcılık ve hâkimlik mesleği gibi kamu
hizmeti niteliğinde özel bir meslektir. Bu nedenle avukatın da gerekli
donanımlara sahip olacak şekilde, çok özel olarak yetiştirilen bir kişi
olması gereği açıktır. Anayasanın 2 nci
maddesinde ifade edilen “Hukuk Devleti” ilkesi, Cumhuriyetin değiştirilemez
ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez niteliklerindendir.
Hukukun üstünlüğü
ve hukuk devleti kavramları nitelikli ve yetişkin hukukçuların ve
avukatların özverili uygulama ve eylemleriyle yaşama geçebilir. Evrensel
demokratik ilkeler ve insan haklarını içeren normlar ve yasaların dahi
amaca uygun uygulanabilmesi, amaca uygun yorumlanabilmesi, yargılama ve
karar sürecinde hukukçuların sağlam hukuk bilgisine, yorum ve değerlendirme
gücüne bağlıdır. Hukuksal yorum ve değerlendirme sosyoloji, psikoloji,
siyasal tarih, felsefe, iktisat, mantık ve hatta matematik gibi bilim
dallarına olan ilgi ve bilgi ile mümkündür. Ancak bütün bunları özümsemiş
ve böylece hukuki düşünmeyi öğrenmiş hukukçular ve avukatlar
yetiştirdiğimiz takdirde hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti kavramlarını
yaşama geçirmiş olabiliriz.
Bugün üyelik
görüşmelerinin sürdürüldüğü Avrupa Birliği açısından da sınav zorunludur.
Sınav olmayan bir Avrupa Birliği ülkesi yoktur. Özellikle Almanya’da lisans
eğitimi sonrasında bir devlet sınavı ve 2,5 yıllık bir staj eğitiminden
sonra sınav yapılmakta, Avusturya’da hukuk fakültesi eğitiminden sonra 5
yıllık pratik eğitim ve 5 sınav bulunmaktadır. Diğer AB üyesi ülkelerde de
değişik biçimlerde bu sınavlar yapılmaktadır.
Yargının kurucu
unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eden avukat ve avukatlık
mesleği; hukuki sorunların ve anlaşmazlıkların adalete ve hakkaniyete uygun
olarak çözümlenmesi, hukuk kurallarının tam olarak uygulanması, bireylerin
hak ve özgürlüklerinin korunması ve hukuk devletinin işlerliğinin
sağlanması bağlamında, yaşamsal bir önem ve değere sahiptir. Bu amaçla, dünyanın bütün gelişmiş demokratik ülkelerinde, savunmanın
ve savunma mesleğinin önündeki engeller kaldırılmış, uluslararası sözleşmelerle
avukatların mesleklerini özgürce yerine getirmelerine olanak sağlanmış,
avukatlık mesleğinin kalitesinin yükseltilmesi amacıyla, başta avukatlık
mesleğine sınavla kabul olmak üzere, pek çok önlem alınmış iken Türkiye
Barolar Birliği ve 78 Baronun muhalefetine rağmen Avukatlık Yasasında
değişiklik yapmak suretiyle “...Avukatlık
sınavını başarmış olmak...” şartını avukatlık mesleğine kabul için gerekli
olmaktan çıkartan ve dolayısıyla 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun bu sınava
ilişkin diğer hükümlerinin de yürürlükten kaldırılmasını öngören ve iptali
istenen söz konusu düzenleme, sadece avukatlık mesleğine yönelik ağır bir
saldırı değil, aynı zamanda vatandaşların hak ve yararlarının tehlikeye
atılmasına neden olabilecek bir düzenleme olduğundan kamu yararı amacına
yönelik olmadığı kuşkusuzdur.
Anayasa
Mahkemesinin 28.1.2004 tarih ve E.2003/86, K.2004/6 sayılı kararında,
“Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk
devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve
tutumları benimseyen, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, yasaların
üstünde Anayasanın ve yasakoyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Yasaların kamu yararına dayanması gereği kuşkusuz hukuk
devletinin temel değerlerinden birini oluşturmaktadır. Hukuk devletinde
hukuk güvenliğinin sağlanabilmesi için yasakoyucunun
öngörülebilir düzenlemeler getirmesi de asıldır.”
görüşü
açıklanmış ve bu görüş, Anayasa Mahkemesinin 29.12.2004 tarih ve E.2002/39,
K.2004/125 sayılı kararında da “Anayasanın 2 nci
maddesinde öngörülen hukuk devleti ilkesi, yasaların kamu yararına
dayanması ögesini içerdiği gibi, yasama organı
tarafından konulacak kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerinin gözönünde tutulmasının gerekliliği, yine bu ilkenin
doğal bir yansımasıdır. Bu ölçütler ise hukuk kurallarının korunmasında
birbiriyle çatışan yararların uzlaştırılmasını zorunlu kılar. Aynı ilke
uyarınca, Devlet organlarının görev ve yetkilerinin bu çerçevede yasalarla
belirlenmesi gerektiği kuşkusuzdur.”
biçiminde yinelenmiştir. O halde bir hukuk devletinde, devlet erki
kullanılarak yapılan tüm kamu işlemlerinin nihaî amacının “kamu yararı” olması
gerekir. Bu gereklilik, kamu yararını, yasama organının takdir yetkisi için
de bir sınır konumuna getirir.
Açıklanan
nedenlerle kamu yararı amacına yönelik olmayan ve iptali istenen söz konusu
düzenleme Hukuk Devleti ilkesine ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci maddesine aykırıdır.
Öte yandan Anayasa
Mahkemesinin 23.6.1989 tarih ve E.1988/50, K.1989/20 sayılı kararında,
“Avukatlık
Yasası’nın 1 inci maddesine göre “kamu hizmeti ve serbest bir meslek” olan
avukatlık iki yönlüdür. Hem “kamu hizmeti” hem “serbest meslek” nitelemesi,
serbest meslek çalışmalarını yürütürken görev yapılan alanın kamusal
ağırlığına dayanmaktadır. Adalet, yargı, hukuk işleri, kamu hizmetinin en
yoğun olduğu “kamu” kavramının anlam olarak en önde geldiği alandır.
Avukatlık Yasası’nın “Avukatlığın amacı” başlıklı 2 nci
maddesi, bu gerçekleri uygulamaya yansıtan özgün kuraldır.
Tüm bu kurallar,
yinelenmesinde yarar olmayan nice tanım, anlatım ve değerlendirmeler, avukatlığın
kamusal yönü ağır basan bir meslek olduğu gerçeğini doğrulamaktadır. Bilgi
ve deneyimlerini öncelikle adalet hizmetine vererek, adalete ve hakkaniyete
uygun çözümler için hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasında yargı organlarıyla
yetkili kurul ve kurumlara yardımı görev bilen avukatın, hukuk devletinin
yargı düzeni içindeki yeri özellik taşımaktadır. Adaletin sav, savunma ve
yargı öğelerinden savunma bölümünün temsilcisi, başlıca görevlisi olan avukatın
hem temsil ettiği kişiler, hem de önlerinde görev yaptığı hâkim, savcı ve
yetkili öbür kurul ve kurumlarca inan, güven ve saygı ile karşılanması
gerekir.”
yorumu
yapılmıştır. Bu yorumdan da anlaşılacağı üzere yargıçlık, savcılık,
avukatlık meslekleri arasında astlık üstlük ilişkisi bulunmadığı gibi
üstünlük farkı ve sıralaması da bulunmamaktadır. Bu üçlü arasındaki ilişki
işbölümü ilişkisidir. O nedenle sav, savunma ve karar üçgeninde görev alan
hukukçuların mesleğe kabul, meslek için ilerleme ve benzeri konularda eşit
işleme tabi tutulması ve sınavda teklik ilkesinin yaşama geçirilmesi
gerektiği kuşkusuzdur. Yargılama bir olay hakkında hukukun ne dediğinin
bildirilmesidir. Hukukun yaşama sağlıklı geçmesi için bu üçlü arasında
mesleğe kabul anlamında eşitliğin sağlanmasına bağlıdır. Çünkü yargılamanın
bu üç öğesindeki olumlu veya olumsuzluğun hükme ve dolayısıyla adaletin
gerçekleşmesine olumlu ya da olumsuz anlamda yansıması kaçınılmazdır.
Anayasa
Mahkemesinin pek çok kararında vurgulandığı gibi yasa önünde eşitlik
ilkesi, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına
gelmemekle birlikte, yasaların uygulanmasında birbirinin aynı durumda
olanlara ayrı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplumların
yaratılmasını engellemektedir. Kimi yurttaşların haklı bir nedene
dayanılarak değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık
oluşturmamakta, hatta durumlarındaki ve konumlarındaki özellikleri, kimi
kişi ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları
gerekli kılmaktadır. Anayasa ile eylemli değil hukuki eşitlik
amaçlanmaktadır. Anayasanın öngördüğü eşitlik ilkesinin çiğnenmemesi için,
aynı hukuksal durumların aynı, ayrı hukuksal durumların ayrı kurallara
bağlı tutulması gerekmektedir. (Anayasa Mahkemesinin 18.10.2005 tarihli,
E.2003/7, K.2005/71 sayılı kararı).
Sav, savunma ve
yargının adaletin gerçekleşmesi yönünden aynı hukuki durumda oldukları Anayasa
Mahkemesinin yukarıda açıklanan kararında da vurgulandığı üzere yadsınamaz.
Bu nedenle iptali
istenen kural, sav, savunma ve karar üçgeninde görev alan hukukçulardan sav
kısmında görev alanlar için “sınavda başarılı olma” şartını kaldırarak
hiçbir haklı nedene dayanmaksızın farklı bir uygulama getirdiğinden
Anayasanın 10 uncu maddesinde ifade edilen “kanun önünde eşitlik ilkesiyle
de bağdaşmamaktadır.
Diğer taraftan, bir
yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığı onun aynı
zamanda Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu doğuracaktır
(Anayasa Mahkemesinin 3.6.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı,
AMKD., sa. 24, shf. 225).
Açıklanan
nedenlerle 6.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci maddesi, Anayasanın 2 nci,
10 uncu ve 11 inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
IV.
YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Adaletin kurucu öğelerinden savunmanın
temsilcisi avukatların, mesleğe kabul yönünden diğer kurucu öğelerden
farklı hükümlere tabi tutulmalarını öngören ve iptali istenen kuralın
uygulanması halinde; adaletin gerçekleşmesinin olumsuz yönde
etkilenebileceği kuşkusuzdur. Bu durumda ortaya giderilmesi olanaksız durum
ve zararların çıkabileceği yadsınamaz.
Bu türden durum ve zararların
önlenebilmesi, hukukun ve Anayasanın üstünlüğünün korunabilmesi için
Anayasaya aykırı olduğu gerekçemizde açıkça gösterilen söz konusu kuraldan
Anayasal düzenin en kısa sürede arındırılması açık bir zorunluluk olup,
hukuk devleti sayılmanın da bir gereğidir.
Bu nedenle, iptali istenen kuralın
yürürlüğünün iptal davası sonuçlanıncaya kadar durdurulması da istenerek
Anayasa Mahkemesine iptal davası açılmıştır.
V.
SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan
gerekçelerle 6.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun;
19.3.1969
tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 3 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (d) bendini, 6 ncı maddesinin
birinci fıkrasında yer alan “Avukatlık sınavını başarmış olanlar
veya” ibaresini, 28 inci, 29 uncu, 30 uncu, 31 inci maddelerini, 121
inci maddesinin birinci fıkrasının (20) numaralı bendini, geçici
17 nci maddesinin birinci fıkrasında yer
alan “ve sınav” ibaresini ve geçici 20 nci
maddesinin ikinci fıkrası ile 02.05.2001 tarihli ve 4667 sayılı
Kanunun geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasını yürürlükten
kaldıran 1 inci maddesinin Anayasanın 2 nci, 10
uncu ve 11 inci maddelerine aykırı olduğundan,
iptaline
ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün durdurulmasına karar
verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen
Yasa Kuralı
28.11.2006 günlü, 5558 sayılı “Avukatlık Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un iptali istenilen 1. maddesi şöyledir:
“ 19/3/1969
tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 3 üncü maddesinin birinci
fıkrasının (d) bendi, 6 ncı maddesinin birinci
fıkrasında yer alan “Avukatlık sınavını başarmış olanlar veya” ibaresi, 28
inci, 29 uncu, 30 uncu, 31 inci maddeleri, 121 inci maddesinin birinci
fıkrasının (20) numaralı bendi, geçici 17 nci
maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ve sınav” ibaresi ve geçici 20 nci maddesinin ikinci fıkrası ile 2/5/2001 tarihli ve
4667 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrası yürürlükten
kaldırılmıştır.”
B- Dayanılan ve
İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde,
Anayasa’nın 2., 10. ve 11. maddelerine
dayanılmış, 36. maddesi ilgili görülmüştür.
III- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi gereğince Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM,
A. Necmi ÖZLER, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ün katılımlarıyla 27.2.2007 gününde
yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki ek raporun
hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.
IV- ESASIN
İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve
ekleri, işin esasına ilişkin rapor, dava konusu Yasa kuralı, dayanılan ve
ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Anlam ve Kapsam
28.11.2006
günlü, 5558 sayılı Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un
1. maddesiyle;
A) 19.3.1969 günlü,
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun;
1) 3. maddesinin
birinci fıkrasının (d) bendindeki, avukatlığa kabulde aranan “Avukatlık
sınavını başarmış olmak” koşulu,
2) 6. maddesinin
birinci fıkrasındaki, avukatlık sınavını başarmış olanların Baroya yazılma
isteminde bulunabilmeleri,
3) 28.
maddesindeki, avukatlık sınavının Türkiye Barolar Birliği’nce yaptırılması,
4) 29.
maddesindeki, sınava gireceklerin tespiti,
5) 30.
maddesindeki, sınavın şekli ve konuları,
6) 31.
maddesindeki, sınav sonuçlarının bildirilmesi,
7) Türkiye Barolar
Birliği yönetim kurulunun görevlerinin belirtildiği 121. maddesinin birinci
fıkrasının (20) numaralı bendindeki, avukatlık sınavı ile ilgili olarak
Türkiye Barolar Birliği’ne verilen görevlerin yerine getirilmesi,
8) Dava ve iş
takibine ilişkin geçici 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ve
sınav” ibaresi,
9) Geçici 20.
maddesinin ikinci fıkrasına göre 10.5.2001 tarihinde hukuk fakültelerinde
öğrenci olanların sınava tabi tutulmaması,
B) 2.5.2001 günlü,
4667 sayılı “Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un
geçici 1. maddesinin birinci fıkrasındaki, avukatlık staj sonu sınavının,
sınavın getirildiği 10.5.2001 tarihinden sonra başvuranlara da uygulanması,
Yasa kuralları
arasından çıkarılarak avukatlık stajı sonrası sınav kaldırılmıştır. Buna
göre, dava konusu kuralın yürürlüğe girmesiyle birlikte, 1136 sayılı Yasa
hükümlerine uygun olarak avukatlık başvurusunda bulunarak stajı
tamamlayanlar, bilgi, beceri, yetenek ve yeterliliklerinin ölçülmesi
amacıyla herhangi bir sınava ya da seçmeye bağlı tutulmaksızın avukatlık
ruhsatı almaya hak kazanacaklardır.
1136
sayılı Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesinde avukat, “yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız
savunmayı serbestçe temsil eder” şeklinde ifade edilmiş, 2. maddesinde
de avukatlığın
amacı, her derecede yargı organları, hakemler, resmî ve özel kişi, kurul ve kurumlar
bakımından; hukukî münasebetlerin düzenlenmesi, her türlü hukukî mesele ve
anlaşmazlıkların
adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi, hukuk kurallarının tam
olarak uygulanması olarak gösterilmiştir. Belli koşulların gerçekleşmesi halinde avukatlara ilâm niteliğinde belge
hazırlama yetkisi de verilmiştir. 5271 sayılı Yasa, aramada, soruşturma ve
kovuşturma evrelerinde hazır bulunma, baro tarafından görevlendirme,
mahkeme tarafından görevlendirme istemi, doğrudan soru yöneltme, istemsiz
görevlendirme, uzlaşmacı olarak görevlendirme, kanun yollarına başvurma, zorunlu
müdafilik gibi birçok konuda avukatlarla ilgili hüküm içermektedir.
Tarihsel süreç
içinde avukatlık mesleğinde sınav süreklilik kazanamamış olmakla birlikte
tamamen de kaldırılması düşünülmemiştir. 2001 yılında 2.5.2001 günlü, 4667
sayılı Yasa’yla 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda yapılan ek ve
değişikliklerle sınav yeniden getirilmiştir. Avukatlık mesleğinde sınav
koşulunu getiren Yasa’nın gerekçesinde, “sınav sistemi ile ülkemizde
sayıları hızla artan hukuk fakülteleri nedeniyle eğitim öğretim açısından
oluşan farklılıkların önlenmesi, avukatlık mesleğinin kalitesinin
artırılması ve giderek savunma ile yargıya yansıyan olumsuzlukların
giderilmesi amaçlanmıştır”
denilmiştir.
Dava konusu
kuralla, avukatlık sınavı kaldırılmadan önce, Ülkemizde sayıları hızla artan hukuk fakülteleri arasında müfredat
birlikteliği sağlandığı, fakat eğitim ve öğretim kalitesi bakımından eşit
şartlar oluşturulamadığı gerekçesiyle sınavın staj öncesine alınması
yönünde bir yasa teklifi verilmiştir. Bu teklif görüşülmeden
verilen ikinci yasa teklifinde ise
avukatlığın bir meslek olarak bilgiye, kişisel ve mesleki tecrübeye
dayandığı, sadece mevzuatın bilinip bilinmediğine yönelik yapılacak bir
sınavın avukatlık yapmak için gerekli olan beceriyi ölçmeyeceğinin aşikâr
olduğu, teklif ile avukatlık mesleğini icra edecek kişiler için herhangi
bir fayda sağlamayacak sözkonusu sınav sisteminin
yürürlükten kaldırılmasının amaçlandığı gerekçesiyle avukatlık sınavının
kaldırılması teklifinde bulunulmuştur. İkinci teklif TBMM Genel Kurulu’nda aynen
yasalaşmıştır.
B-
Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Dava dilekçesinde,
sınavla baroların bağımsızlığı ve avukatlık mesleğinin hak ettiği
saygınlığa kavuşturulmasının amaçlandığı, avukatlık mesleğinin de hâkimlik
ve savcılık mesleği gibi kamu hizmeti niteliğinde özel bir meslek olduğu ve
gerekli donanım, bilgi ve kaliteye ulaşmış kişilerden olması
gerektiği, yargının kurucu unsurlarından
olan bağımsız savunmanın hukukun uygulanması ve temel hak ve özgürlüklerin
korunmasında yaşamsal bir önem ve değere sahip bulunduğu, sınavın Türkiye
Barolar Birliği ve baroların muhalefetine rağmen kaldırıldığı, kamusal yanı
ağır basan avukatlıkta sınavın kaldırılmasında kamu yararının
gözetilmediği, sav, savunma ve yargılamayı yapanların adaletin
gerçekleşmesi yönünden aynı hukuksal durumda olduklarından mesleğe
kabullerinde de eşit işleme tabi tutulmaları gerektiği, bu nedenlerle
avukatlık sınavının kaldırılmasının Anayasa’nın 2.,
10. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2949 sayılı
Yasa’nın 29. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, yasaların Anayasa’ya
aykırılığı konusunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere
dayanmaya mecbur değildir. Taleple bağlı kalmak koşuluyla başka gerekçe ile
de Anayasa’ya aykırılık kararı verebilir. Bu nedenle, kuralın Anayasa’nın
36. maddesi yönünden de incelemesi uygun görülmüştür.
Avukatlık
mesleğinin nitelikleri ve önemi, bir kamu hizmeti olduğu, avukatın
yargılama süreci içinde adaletin bulunup ortaya çıkarılmasında görev
aldığı, kamu yararını koruduğu, 1136 sayılı
Avukatlık Kanunu’nun genel gerekçesinde belirtilmiştir. Yasa’nın 1. ve 2.
maddelerinde avukatlığın kamusal yönü ağır basan bir meslek olduğu
vurgulanmıştır. Bilgi ve deneyimlerini öncelikle adalet hizmetine vererek,
adalete ve hakkaniyete uygun çözümler için hukuk kurallarının tam olarak
uygulanmasında yargı organlarıyla yetkili kurul ve kurumlara yardımı görev
bilen avukatın, hukuk devletinin yargı düzeni içindeki yeri özellik
taşımaktadır.
Anayasa’nın 135.
maddesi ile birlikte Avukatlık Kanunu’nun Barolara ve Türkiye Barolar Birliği’ne
yüklediği görevler, tanıdığı hak ve yetkilerle bu kuruluşların toplum ve
devlet yaşamı için gözardı edilmeyecek önemleri
de düşünülürse, avukatların genel niteliklerine verilen değer kendiliğinden
ortaya çıkmaktadır. Her serbest
mesleğin kendine özgü yanları, birbirinden ayrılıkları bulunduğu gibi
uzmanlık alanlarının farklılığı, farklı uygulamaları doğal, hattâ zorunlu kılar. Avukatların, savunma görevini
üstlenmeleri ve adaletin gerçekleşmesine katkıları, mesleğin özelliği
sayılmakta ve kimi kısıtlamalara bağlı tutulmalarının haklı nedenlerini
oluşturmaktadır. Avukatlık mesleğini seçenlerin, avukatlık adına uygun
biçimde görevlerinin gereklerini özenle yerine getirmeleri, avukatlık
unvanından ayrı düşünülemeyecek saygı ve güveni koruyup güçlendirmenin
başta gelen koşullarından biridir.
Anayasa’nın
2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun,
insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen
kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı
denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı
temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Yasaların, kamu
yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar
içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın
gereğidir. Bu nedenle yasa koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine
tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve
kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir. Önceki
kuralların, yeni yasayla değiştirilmesi ya da tümüyle yürürlükten
kaldırılması hukukun doğal karşıladığı, genel ilkelere uygun bulduğu bir
düzenleme biçimidir. Yeni kural, eski kuralı yürürlükten kaldırabilir. Bu
tür düzenlemeler, yasa koyucunun takdir yetkisi içinde olan bir yasama
işlemidir. Tıpkı, yürürlüğe giren yasalar gibi, yürürlükten kaldırılan
kurallar da yasama tasarrufudur ve yasa koyucu bu yetkisini kullanırken
Anayasa’ya bağlı kalmak durumundadır.
Hukuk devletinin olmazsa
olmaz koşulu olan “bağımsız yargı”, yargının olmazsa olmaz koşulu olan
“savunma” ile birlikte anlam kazanır. Savunma, “sav-savunma-karar”
üçgeninden oluşan yargının vazgeçilmez öğesidir. Adaletli bir yargılamanın
varlığı, ancak avukatın etkin katılımıyla sağlanabilir. Avukatlığın önemi
ve özelliği nedeniyle bu mesleğe girişin kimi koşul ve kayıtlamalara bağlı
kılınması, hukuk devletinin ve adil yargılanma hakkının gereğidir.
Avukatın
seçkinliği ve üstün nitelikler taşıması, hem kamunun hem de yargının
beklediği bir husus olup, bunun sağlanmasında mesleğin gelişmesine katkı
kadar mesleğe seçilme de önem kazanır. Sadece temel hukuki konularda eğitilmiş
olmak, bir mesleği yürütmek için yeterli olamaz. Mesleki açıdan yetkinlik,
stajyerlik gibi özel eğitimlerin yanı sıra mesleğe girişte seçme ya da
elemeyi de içerir.
Yasa koyucu tarafından
sınavın getirilmesindeki, savunma hakkı ve adil yargılamaya, adaletin gerçekleşmesine
ve avukatlık mesleğinin niteliğine dayalı kamu yararının, sınavın
kaldırıldığı tarihte de geçerliliğini koruyup korumadığının saptanması,
sınavın getirildiği zamandaki koşullar, kaldırılma zamanında değişmemiş ya
da ortadan kalkmamış, hatta avukatlık mesleğinin niteliği yönünden çok daha
önemli hale gelmişse bunun da değerlendirilmesi gerekir.
Öte
yandan, Anayasa’nın 36. maddesinde, herkesin meşrû
vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu
belirtilmiştir. Yargının kurucu
unsurlarından olan, bağımsız, serbestçe temsil eden, hukuksal ilişkilerin düzenlenmesinde,
her türlü hukuksal sorun ve uyuşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun
olarak çözümlenmesinde ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasında
temel görev üstlenen avukat, hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma
hakkının da önemli bir unsurudur. Güçlü ve bağımsız savunma mesleği;
hukukun üstünlüğünün, hukuksal uzlaşmanın, adil yargılanma duygusunun ve
toplumsal barışın güvencesi olup bu değerler, mesleğinde yetkin bağımsız
savunucularla teminat altına alınmıştır.
Yukarıda
açıklanan hususlar gözetilmeden yasalaştığı anlaşılan dava konusu kural
Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine
aykırıdır. İptali gerekir.
Şevket
APALAK bu görüşe katılmamıştır.
Kural, Anayasa’nın
2. ve 36. maddelerine aykırı bulunarak iptal edildiğinden ayrıca
Anayasa’nın 10. ve 11. maddeleri yönünden incelenmesine gerek
görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİ
28.11.2006 günlü,
5558 sayılı Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesinin
yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE, 15.10.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
VI- İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinin
ikinci fıkrasında, Yasa’nın belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının
veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, bunların da Anayasa
Mahkemesi’nce iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
5558
sayılı Yasa’nın 1. maddesinin iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan
yürürlük ve yürütmeyle ilgili 2. ve 3. maddelerinin de, 2949 sayılı
Yasa’nın 29. maddesinin ikinci fıkrası gereğince iptali gerekir.
VII- SONUÇ
28.11.2006
günlü, 5558 sayılı Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun’un;
1- 1. maddesinin Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, Şevket
APALAK’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2-
1. maddesinin iptali
nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan 2. ve 3. maddelerinin de, 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29.
maddesinin ikinci fıkrası gereğince
İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
15.10.2009
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Mustafa YILDIRIM
|
|
Üye
Cafer ŞAT
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
AZLIK OYU
Anayasa, yasama
yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğunu,
bu yetkinin devredilemeyeceğini vurgulamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi
her alanda ve her konuda yasa yapabilmektedir. Yasama işlevi anayasal
ilkelere uygun kullanılabilecek takdir yetkisini de içinde
barındırmaktadır. Yasalar, kimi zaman yeni kurallar içerirken, kimi zamanda
yasal metinlerin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin olabilecektir. Önceki
yasaların yeni yasalarla değiştirilmesi ya da yürürlükten kaldırılması
hukukun doğal karşıladığı takdir yetkisinin daha engin boyutta kullanıldığı
düzenlemeleridir.
Görülen
davada da önceki yasal metni yürürlükten kaldıran kural irdelenmektedir.
Kuralla, avukatlık için getirilen sınavla ilgili yasa maddeleri yürürlükten
kalkmaktadır. Bu bakımdan yürürlükten kaldırılan metne de tüm yönleriyle
bakılması, bir yasayı yürürlükten kaldırma yolundaki kuralın anayasal
ilkelerle değerlendirilmesi sırasında kaçınılmaz olmaktadır.
2.5.2001
tarihli ve 4667 sayılı Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la avukatlık
mesleğine kabul edilebilmek için “avukatlık sınavını başarmış olmak” koşulu
getirilmiş, ilgili maddelerde bu yönde değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklere göre avukatlık sınavının staj sonunda Öğrenci
Seçme ve Yerleştirme Merkezince yapılacağı, sınava staj bitim belgesinin
verildiği tarihi izleyen dört yıl içinde altı kez girilebileceği, sınavda
meslek kuralları bilgisi ile hukuk ilkeleri ve mevzuat hükümlerini olaylara
uygulayabilme yeterliliğinin değerlendirileceği, sınav konuları ve başarı
puanı gibi konuların da yönetmelikte gösterileceği anlaşılmaktadır. Avukatlık
Kanununda anılan değişiklikleri öngören 4667 sayılı Yasa geçici madde 1’de
sınava ilişkin hükümlerin bu kanunun yayımından sonra avukatlık stajına
başvuranlara uygulanacağını belirtmektedir. Ancak 25.6.2002 tarihli 4765
sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle 1136 sayılı Yasa’ya eklenen geçici madde
20’nin ikinci fıkrasıyla stajla ilgili hükmün 10.5.2001 tarihinde hukuk
fakültelerinde öğrenci olanlar hakkında uygulanmayacağı, bunların sınava tabi tutulamayacağı
kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın kamu
hizmetine girişle ilgili 70. ve kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşlarını konu eden 135. maddelerinde sınav kaydı yer almamakta ise de,
nitelikli bireyler seçme yaklaşımının somutlaşması olan giriş sınavlarının
yerinde olduğu görüşüne ulaşılabilir. Bu amaçla önemli ve seçkin bir meslek
olan avukatlığa girişte bilgili ve yetenekli kişilerin seçilmesi için
düşünülen sınav, staj sonunda
sınırlı zaman ve sayıda yapılacaktır. Oysa hâkimlik mesleğine girişle
ilgili asıl sınav ise stajdan önce yapılmaktadır. Staj sonuna bırakılan
sınavlar, genellikle stajın değerlendirilmesi amacına yönelik olmaktadır.
Nitelikli bireylerin seçimi temel amacı gözetildiğinde lisans eğitiminin
yansımalarının meslekte aranacak temel ölçütler arasında yer alması
beklenir. Gerçekten de, sınavı düzenleyen
4667 sayılı Yasa’nın gerekçesinde eğitim ve öğretim düzeyleri arasında
oluşan farklılıklara değinilmektedir. Yüksek öğretime ilişkin ilkelere ve
lisans öğretimine yönelik değerlendirmeler içeren gerekçeye bağlı bu
yaklaşım yanında sınavın staj sonuna bırakılması ilgililerin beklentilerini
ve amaçlarını saptamada belirsizliklere de etken olacaktır. Sınavla ilgili zaman ve sayı sınırlanması
anayasal yaklaşımların başka bir konusunu oluşturacak, çalışma hayatıyla ilgili anayasal
ilkelerle beliren kamusal yarar da değerlendirmelerde öncelikli bakışlar
arasında yer alacaktır.
Yürürlükten kaldırılan
sınavla ilgili kurallarda hukuk ilkelerini ve mevzuat hükümlerini olaylara
uygulayabilme yeterliliğinin belirlenmesi de belirtilmektedir. Yukarıda da
değinildiği gibi eğitim açısından oluşan farklılıklarla ilgili yasal
amaçla, staj sonuna bırakılan sınav yöntemi uyuşmadığı gibi, olgu
çözümlemeleri de lisans düzeyini tam yansıtmayacak ve böylesi saptamaların
test yoluyla yapılması ölçme ve değerlendirme ilkelerinde tartışmalara yol
açabilecektir. Ayrıca 4667 sayılı yasa sınav koşulu öngörerek yasanın yayımıyla
uygulamaya başlamayı geçici 1. maddeyle öngörmesine karşın, bir yıl sonra
2001 yılında hukuk öğrencisi olanlar sınavdan bağışık tutulmuştur. Bu
durumda yasanın yürürlüğü giriş sırasında öğrenci olanlar sınavdan bağışık
olmalarına karşın daha önce eğitimi tamamlayan ancak staj yapmamış
olanlarda duraksama yaşanacaktır. Kaldıki,
nitelikli kişilerin arandığı bir meslekte sonradan getirilen istisnalar,
zamana yayılabilecek öğrenim süresi nedeniyle yasanın amacının
gerçekleşmesini ertelemiş olacaktır.
Değinilen olgular
iptale konu Yasanın doğrudan metinleri değilse de kaldırdığı yasanın
içerikleridir. Bir yasayı kaldırmada daha etkin ve geniş olan yasamadaki
takdir yetkisi, yasakoyucuya düzenleme yapılırken
etken olan nedenler yanında kaldırılan kurallara bakılarak bir anlama
kavuşabilecektir. Bu durumda mesleğin önemi ve güdülen kamu yararı
ilkesiyle yakından ilgili lisans eğitimine yönelik bulguların lisans sonrası
meslek giriş sınavlarıyla çözülebilmesi ve istenilen seçmelerin
yapılabilmesinde öngörülen sınav yönteminin yeterli karşılıklar içerdiği ve
böylece yasal amacın tam olarak gerçekleşebilecek olduğu söylenemez.
Öte yandan, adil
yargılanma ile kurulan ilintinin yargılama yöntemlerinde kimi bakışların
geliştirilmesini gerektirdiği ve yasakoyucuya
yönelik değerlendirme yapma yolundaki yaklaşımın da yasal işlemler akışında
öncelik aldığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, sınavla ilgili metinlerle birlikte yasakoyucunun
takdir yetkisi gözetildiğinde bu haliyle kuralda Anayasa’ya aykırılık
saptanamamaktadır. Davanın belirtilen yorumlarla reddi gerekeceği oyuyla
karara karşıyım.
Üye
Şevket
APALAK
|