|
24 Temmuz 2009 CUMA
|
Resmî Gazete
|
Sayı : 27298
|
|
UYUŞMAZLIK
MAHKEMESİ KARARLARI
|
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2007/61
KARAR NO: 2008/178
KARAR TR : 7.7.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T :
2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN
REDDİ gerektiği hk.
K A R A R
Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesini İsteyen : A.P.
Vekili : Av. M.Ö.
Karşı Taraf : Büyükçekmece Belediye Başkanlığı
O L A Y : I) Yakuplu Belediye Başkanlığı’nca
A.P. vekiline gönderilen 5.10.1995 gün ve 1074/986 sayılı yazıda; 20.9.1995
gün ve 1074 sayılı dilekçe ile, 775 sayılı Yasa’ya dayanarak gecekondu önleme
bölgesinden 198 ada, 3 parsel sayılı gayrimenkulün A.P.’e tahsis edildiği,
satış bedelinin de Büyükçekmece Belediyesi’nce tahsil edildiği belirtilerek
tahsis belgesinin verilmesinin talep edildiği, bahse konu arsanın bulunduğu
gecekondu önleme bölgesinin beldelerinin daha önce mücaviri olduğu dönemde
Büyükçekmece Belediyesi’nce ihdas edilerek arsa tahsis işlemleri yapılıp
bedellerinin tahsil edildiği, bölgeyle ilgili arsa devir işlemleri konusunda
Büyükçekmece Belediyesi ile Belediyeleri arasında protokol yapıldığı, ancak,
devir işleminin henüz tamamlanamadığı, Büyükçekmece Belediyesi’nden
Belediyelerine intikal eden belgelerin incelenmesi neticesinde, A.P.’e tahsis
edildiği belirtilen arsanın S.D., F.F., ile S.M. adına tahsis edildiği ve
tahsis belgesinin verildiğinin anlaşıldığı belirtilmiştir.
A.P. vekili, bu işlemin iptali istemiyle Büyükçekmece Belediye
Başkanlığı’nı davalı göstermek suretiyle 16.11.1995 tarihinde idari yargı
yerinde dava açmıştır. Mahkemece, davalının Büyükçekmece Belediye Başkanlığı
ile Yakuplu Belediye Başkanlığı olarak düzeltilmesine karar verilmiş; dava bu
davalılar husumetiyle görülmüştür.
İstanbul 5. İdare Mahkemesi; 28.1.1998 gün ve E:1995/1904, K:1998/37
sayı ile davanın reddine karar vermiş; bu kararın, A.P. vekili tarafından
temyizi üzerine, Danıştay 6. Dairesi’nin 18.11.1999 gün ve E:1998/5322,
K:1999/5871 sayılı kararı ile bozulmasına karar verilmiştir.
İstanbul 5. İdare Mahkemesi; 13.2.2002 gün ve E:2000/507, K:2002/122
sayı ile, Danıştay bozma kararına uymak suretiyle yaptığı araştırma sonucu
davanın reddine karar vermiş; bu kararın A.P. vekili tarafından temyizi
üzerine Danıştay 6. Dairesi’nin 25.5.2004 gün ve E:2002/5962, K:2004/3281
sayılı kararı ile bozulmasına karar verilmiştir.
Bunun üzerine, İSTANBUL 5. İDARE MAHKEMESİ; 28.1.2005 gün ve
E:2004/2348, K:2005/78 sayı ile, Danıştay 6.
Dairesi’nin 25.5.2004 günlü ve E:2002/5962, K:2004/3281 sayılı bozma kararına
uyularak işin gereğinin görüşüldüğü, davanın,
775 sayılı Gecekondu Kanunu uyarınca davacıya tahsis edilmesi gereken
İstanbul, Büyükçekmece, 198 ada, 3 sayılı parselin 3. kişilere tahsisine
ilişkin 5.10.1995 günlü, 1076/985 sayılı işlemin iptali istemiyle açıldığı,
775 sayılı Gecekondu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 14. maddesinde,
"Arsa tahsis edilen vatandaşların adı ve soyadı, arsanın ada ve parsel
numaraları ve Gecekondu Kanununun 26. maddesine göre tesbit edilen arsa
bedeli belediyelerce bir mektup ile Türkiye Emlak Kredi Bankasına da
bildirilir. Lehlerine arsa tahsis edilen şahıslar, tahsisin yapıldığına dair
ilan tarihinden itibaren 6 ay içinde arsa bedelinin 1/10'unu Türkiye Emlak
Kredi Bankasında belediyeler adına açılan fon hesabına yatırmak
mecburiyetindedirler. Bu mecburiyetleri müddeti içinde yerine getirmeyenlere
tescil işlemi yapılmaz ve yapılan tahsis de iptal olunur. Kamu kurum ve
kuruluşlarına, Bakanlıkça arsa tahsisi veya satışında Türkiye Emlak Kredi
Bankası nezdinde 2 nolu hesabına; Belediyesince arsa tahsisi veya satışında
ise aynı banka nezdindeki Belediye fon hesabına arsa bedelinin tamamının
yatırılması halinde arsaları teslim edilir" hükmünün getirildiği, anılan
Yönetmeliğin 15. maddesinde ise, "Kendilerine gecekondu ıslah ve önleme
bölgelerinde arsa tahsis edilenlerden 6 aylık süre içinde banka bedelinin 1/10'unu
bankadaki belediye fon hesabına yatırdığına dair banka makbuzu ibraz edenlere
belediyelerce arsa tahsis belgesi verilir. Tahsis sahipleri bu belgeleri alır
almaz derhal bankaya başvurarak bakiye arsa bedelini borçlanmak üzere
Bankanın tanzim edeceği sözleşmeyi imzalar. Tapu daireleri; lehine arsa
tahsis edilen şahıs ve Banka tarafından ibraz edilen sözleşme ve tahsis
belgesine istinaden belgeye sözleşmede ada ve parsel numaraları belirtilmiş
olan arsayı lehdar adına tescil ve aynı anda mezkur arsa üzerine sözleşmedeki
meblağ ve şartlar dairesinde birinci derece ve sırada olmak üzere Bankaya
verir" denildiği, dosyanın incelenmesinden, 16.6.1992 de Büyükçekmece
Belediyesi’nce tahsis edilen dava konusu parselin arsa bedelini ödeyerek,
6.7.1995 günlü arsa tahsis belgesi istemli dilekçesi ile Büyükçekmece
Belediyesi’ne başvuran davacıya taşınmazın yeni kurulan Yakuplu Belediyesi
sınırları içinde kaldığının bildirildiği, anılan Belediyeye yapılan başvuru
üzerine dava konusu işlemle, taşınmazın bulunduğu gecekondu önleme bölgesinin
Büyükçekmece Belediyesi’nce ihdas edilerek
arsa tahsis işlemlerinin yapıldığı, bölgeyle ilgili arsa devir işlemleri
konusunda Büyükçekmece Belediyesi’yle protokol yapıldığı, ancak devir
işleminin henüz tamamlanmadığı, arsanın S.D., F.F., S.M. adına tahsis
edilerek tahsis belgesinin verildiğinin anlaşıldığı, Yakuplu Belediyesi ile
Büyükçekmece Belediyesi arasında imzalanan protokolün 16. maddesinde,
Büyükçekmece Belediyesi’nce ferdi olarak tahsis edilen 193, 198, 199, 200
sayılı imar adalarına isabet eden şahısların 775 sayılı Kanun’a göre
haklarının Yakuplu Belediyesi’nce korunacağının belirtildiği, yukarıda
belirtilen Yönetmelik hükmünde arsa tahsis bedelinin ödenmemesi halinde
tahsisin iptal edileceğinin açıkça belirtildiği, davacının, 16.6.1992 günlü
yazı ile; arsa tahsisinin yapıldığı, arsa tahsis belgesi almak için 30 gün
içinde Belediyeye başvurması gerektiği, aksi halde tahsisin iptal
edileceğinin bildirilmesi üzerine Yönetmelikte öngörülen altı aylık süre
içinde 3.9.1992 günü arsa bedelini ödediği, Yakuplu Belediyesi’nin 1.12.1993
gün ve 21775 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İçişleri Bakanlığı kararı ile
kurulduğu, Büyükçekmece Belediyesi ile bu Belediye arasında yapılan protokol
sonucu devri gereken arsaların Yakuplu Belediyesi’ne devrinin yapılmadığı,
Yakuplu Belediyesi’nin kurulduğu tarihten önce 198 ada, 3 parsel için
1988-1992 yıllarında ödemenin 3.9.1992 günlü makbuzla yapıldığı, hak sahibi
olduğu sabit olup, Büyükçekmece Belediyesi’nce bu husus dikkate alınmayarak
3. kişilere yapılan tahsis yerinde olmadığı gibi, yeni kurulan Yakuplu Belediyesi’ne
yapılan başvuru üzerine idarece bir araştırılma yapılmaksızın tesis edilen
işlemde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline
karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
II) S.S. Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi vekilince; davalı Büyükçekmece
Belediye Başkanlığı’nın, gecekondu önleme bölgesi ilan ettiği Yakuplu Köyü
hudutları içerisindeki çok sayıda taşınmazla birlikte, eski 7 ada 3 parsel, (ifraz
sonucu 7 ada 40-41-42-43-44-45 parsel) nolu taşınmazı da kamulaştırdığı ve
tapuların da Belediye adına intikal ettiği, davalı Belediyenin, kamulaştırma
veya devir yolu ile edindiği gecekondu önleme bölgesi içerisinde kalan
taşınmazları, ada ve parsellere ayırdığı ve ihtiyaç sahibi kişi veya
kooperatiflere tahsis ettiği, 7744.16 m2 alanlı eski 198 parsel(yeni 661
parsel), 8117.95 m2
miktarlı eski 198 parsel(yeni 662 parsel) ile 7429.39 m2 miktarlı
eski 200 parsel(yeni 663 parsel) davalı Belediye tarafından 71 özel parsel
olarak kişilere verildiği, bu üç parselin toplam alanının 23.291.50 m2
olduğu, parsel maliklerinin daha sonra, diğer münferit parsel sahipleri
kişilerle birlikte, davalı İdarenin talimatı doğrultusunda davacı kooperatif
bünyesinde toplandıkları, 1/2500 ölçekli özel plana göre hazırlanan haritada
toplam 23.291.50 m2 alanlı eski 198,199 ve 200 (yeni 661-662 ve 663 nolu
parseller) 7 ada 45 parsel içerisinde kaldığı, 7 ada 45 parselin tapuda 78.594 m2 olarak davalı
Belediye adına kayıtlı olduğu, Kooperatif üyelerine tahsisi yapılan
taşınmazların arsa bedellerinin tamamının, üyeler tarafından davalı idareye
ödendiği, davalı idarece kooperatiflerine tahsis edilen 7 ada 45 nolu parsel
içerisinde kalan toplam 23.291.50 m2 alanlı eski 198-199-200 parsellerin
tapularının(yeni 661-662-663 parseller) tüm yazılı ve sözlü taleplerine
rağmen, davalı İdarece kooperatiflerine devir edilmediği, bu nedenlerle,
davalı İdarece 71 özel parsel olarak planlanan ve kooperatif üyelerine
tahsisi yapılan toplam 23.291.50 m2 miktarlı, eski 198-199-200 parselin (yeni
661-662-663 parseller) 7 ada 45 parsel içerisinde kalan yaklaşık 23.291.50 m2
lik bölümünün bu parselden ifraz edilerek oluşacak parselin, davalı İdare
adına olan tapu kaydının iptali ve kooperatif adına tapuya tescili için işbu
davayı açmak zorunda kaldıklarını, davalı İdarenin kooperatife tahsis ettiği
taşınmazı başka kişi veya kooperatiflere tahsis ve devri ihtimali söz konusu
olduğundan, taşınmazın tapu kaydı üzerine, üçüncü kişilere devrin önlenmesi bakımından
ihtiyati tedbir konulmasını, sonuç olarak, ihtiyati tedbir taleplerinin
kabulü ile, 7 ada 45 parselin tapu kaydı üzerine, üçüncü kişilere devir ve
temlikin önlenmesi bakımından, ihtiyati tedbir vaazına, kooperatife tahsis
edilen, toplam 23.291.50 m2 miktarlı eski 198-199 ve 200 parselin (yeni
661-662 ve 663 parsel) davalı İdareye ait, 7 ada, 45 parsel içerisinde kalan,
yaklaşık, 23.291.50m2 lik bölümünün 7 ada 45 parselden ifraz edilerek, davalı
İdareye ait olan tapu kaydının iptali ile, oluşacak parselin kooperatif adına
tapuya tesciline karar verilmesi istemiyle Büyükçekmece Belediye
Başkanlığı’nı davalı göstermek suretiyle 20.2.2001 tarihinde adli yargı
yerinde dava açmıştır.
BÜYÜKÇEKMECE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 15.4.2004 gün ve E:2001/306,
K:2004/197 sayı ile, davacı vekili, 20.2.2001
tarihli dava dilekçesini tekrar ile davalı Belediye Başkanlığı’nca gecekondu
önleme bölgesi olarak ilan edilen Yakuplu Beldesi eski 198 parsel yeni 661
parseldeki 1 ile 25, eski 199, yeni 662 parseldeki 1 ile 24 ve eski 200, yeni
663 parsel içerisindeki 1 ila 22 nolu parselleri özel bölmek sureti ile
müvekkili kooperatifin ortaklarına tahsis ettiğini, müvekkili kooperatif
ortaklarının kendilerine tahsis edilen taşınmazlarda amacına uygun olarak
inşaatlarını tamamladıklarını ve tahsis bedelini davalı Belediyeye ödemiş
olduklarını, Belediyeye yapılan başvuruya rağmen davalı Belediyenin tahsis
ettiği taşınmazları tapuda kooperatif ortaklarına bu güne kadar
devretmediğini, ayrıca kooperatifçe yapılan 30.6.2001 tarihli genel kurulda
oy çokluğu ile alınan karar ile Belediyece ortaklara tahsis edilen
taşınmazların müvekkili kooperatife devredildiğini; Genel Kurulun bu kararına
muhalif olan 2 üyenin de sonradan verdikleri 16.9.2002 tarihli muvafakatname
ile kendilerine tahsis edilen haklarını kooperatife devrettiklerini, böylece
başlangıçta kooperatif ortaklarına tahsis edilen taşınmazların tahsis
haklarının müvekkili kooperatife geçtiğini, inşaatların tamamlanması üzerine
gerekli devir ve işlemlerin yapılabilmesi için kooperatifin yetki aldığını,
ayrıca taşınmazların bulunduğu mevkide Belediyece yapılan imar uygulaması
nedeni ile 661 ada 1 ila 25, 662 ada 1 ile 24 ve 663 ada 1 ile 22 müstakil
parseller oluşturulduğunu belirterek buna göre taleplerini ıslah etmek sureti
ile kooperatife tahsis edilen Yakuplu 661 ada 1 ila 25, 662 ada 1 ile 24 ve
663 ada 1 ile 22 nolu parsellerin davalı Belediye adına olan tapu
kayıtlarının iptali ile müvekkili kooperatif adına tesciline karar
verilmesini dava ve talep ettiği, davalı vekilinin açılan davanın haksız ve
yersiz olduğunu belirterek davanın reddini istediği, davanın, davalı Belediye tarafından 775 sayılı Yasa
hükmüne göre gecekondu önleme bölgesi olarak ilan edilen ve bu amaçla
ooperatif üyelerine tahsis edilen taşınmazların halen Belediye adına olan
tapu kaydının iptali ile davacı kooperatif adına tescili talebi olduğu,
davaya konu edilen taşınmaza ait tapu kayıtlarının getirtildiği, ayrıca
davacı kooperatife ait üye kayıtları ile davacının dayanak yaptığı 30.6.2001
tarihli davacı kooperatif genel kurulu karar ve davacı kooperatifin
üyelerinin tahsis haklarının kooperatifi devrettiklerine dair kayıtlar
getirilip incelendiği, seçilen bilirkişiler yardımı ile mahallinde keşif
yapılarak bilirkişilerden uygulama ile ilgili mütalaa raporu ve kroki
alındığı, tüm bunlardan davacı kooperatif üyelerine tahsis edildiği
ihtilafsız olan taşınmazın üyeler tarafından tahsis bedellerinin davalı
Belediyeye ödendiği halde taşınmazların devrinin yapılmadığı ve taşınmazlar
üzerine tahsis amacına uygun konutlar yapılmış olduğu, yine kooperatif genel
kurulunca alınan karar ile ortaklarının tahsis haklarını kooperatife
devretmiş oldukları, bu karara muhalif kalan üyelerinde bilahare verilen
noterden düzenlenmiş muvafakatname ile söz konusu haklarını devrettikleri
anlaşılmış olduğundan buna göre sabit olan davanın kabulüne karar
verilmesinin icap ettiği gerekçesiyle davacı
vekili tarafından davalı Belediye Başkanlığı aleyhine açılan ve sabit olan
davanın kabulü ile Büyükçekmece Yakuplu Beldesi eski 198 nolu parsel, yeni
aynı yer 661 ada,
1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11,12,13,14,15,16,17,18,19,20,21,22,23,24,25, eski 199
nolu parsel, yeni aynı yer 662 ada, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12,
13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24 ve eski 200 nolu parsel yeni aynı
yer 663 ada, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18,
19, 20, 21 ve 22 parsellerin davalı adına olan tapusunun iptali ile davacı
S.S.Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi adına tapuya tesciline karar vermiş; bu
karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ’NDEN İSTEK: A.P. vekili, davalı
olarak Büyükçekmece Belediye Başkanlığı’nı göstermek suretiyle Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne hitaben verdiği dilekçesinde; yargılamanın duruşmalı olarak yapılarak, İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin
2004/2348 E - 2005/78 K sayılı kesinleşmiş kararı ile
Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2001/306 E - 2004/197 K sayılı
kesinleşmiş kararı arasındaki hüküm uyuşmazlığının ve müvekkilinin mağduriyetinin
giderilmesi gerektiği, müvekkiline 775
sayılı Yasa’ya dayanarak gecekondu önleme bölgesinden 198 ada, 3
parsel sayılı gayrimenkulün tahsisinin Büyükçekmece Belediyesi tarafından
yapıldığı, tahsis edilmiş olan arsa bedelinin Büyükçekmece Belediyesi’ne
ödendiği, arsa bedeli bir tamam ödendiği
halde 198 ada 3 parselin müvekkili adına
tescili ile ilgili işlemlerin başlatılmasının müvekkilince
Büyükçekmece Belediyesi’nden talep edildiğinde ise Belediyenin cevap yazısı
ile, ilgi taşınmazın başka 3. kişilere tahsis edildiğini müvekkilinin
öğrendiği, bunun üzerine müvekkilinin Büyükçekmece Belediye Başkanlığı
aleyhine 775 sayılı Gecekondu Kanunu gereğince müvekkiline tahsis edilmesi
gereken Büyükçekmece 198 ada 3 parsel sayılı taşınmazın 3. kişilere tahsisine
ilişkin 5.10.1995 günlü 1076/985 sayılı idari işlemin iptali için açtığı
davada, İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin 2004/2348
E - 2005/78 K sayılı kararı ile, dava konusu idarî işlemin iptaline ve söz konusu parselin müvekkili adına
tahsisine karar verildiği, bu kararın taraflarına tebliğini ve kesinleşmesini
müteakip Büyükçekmece Belediyesi’nden, Yakuplu Belediyesi’nden ve
Büyükçekmece Kaymakamlık Makamı’ndan ilgi karar da eklenmek üzere dava konusu
yerin taraflarına tahsisinin talep edildiği,
Büyükçekmece Kaymakamlığı tarafından dilekçelerine cevaben gönderilen 5.6.2006 tarihli, 1436
sayılı yazı ile, “Büyükçekmece Belediye Başkanlığından
alınan cevabi yazıda; S.S. Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi tarafından 1.
Asliye Hukuk Mahkemesinde 2001/306 Esas ve 2004/197 Karar sayı ile açılan
tapu iptali ve tescil davası neticesinde söz konusu parselin S.S. Ulukübra
Konut Yapı Kooperatifi adına 25.10.2005 tarihinde tescil edildiği bildirilmiş
ve yine konu ile ilgili olarak Yakuplu İlk Kademe Belediye Başkanlığından
alınan cevabi yazıda da; söz konusu taşınmazın Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk
Mahkemesinin 2001/306 Esas no'lu kararı ile S.S. Ulukübra Konut Yapı
Kooperatifi adına tapuda tescil edildiği bildirilmiş olup, yapılan inceleme
neticesinde konunun hukuki mahiyet taşıması bakımından müracaatın adli
makamlara yapılması gerektiği Kaymakamlığımızca yapılacak bir işlem bulunmadığı anlaşılmıştır” şeklinde
cevap verildiği, yazıyı müteakiben yapmış oldukları araştırma neticesinde
Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2001/306 E - 2004/197 K sayılı
kararı ile, daha önce taraflarına tahsis
edilmesi gereken ve bedeli yıllar
önce ödenmiş ve derdest bir davaları bulunan söz konusu taşınmazın
davacısı S.S. Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi adına tesciline karar verilmiş
olduğunu ve bu kararın da kesinleşmiş olduğunu öğrendikleri, bu durumda
İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin 2004/2348 E - 2005/78 K sayılı kararı ile
Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2001/306 E - 2004/197 K sayılı kararı arasında Uyuşmazlık
Mahkemesi Kanunu’nun 24. maddesi anlamında bir hüküm uyuşmazlığının mevcut
olduğu, müvekkilinin, Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı sebebi ile yıllar önce bedelini ödemiş
olduğu ve yasal yollarla elde etmeye çalıştığı ve hak kazanmış olduğu hakkını alamadığı, müvekkilinin
söz konusu taşınmaz ile ilgili hak takibinin, S.S. Ulukübra Konut Yapı
Kooperatifi’nin Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdindeki davasından
önce başladığı ve nihayetinde müvekkilinin kazanılmış hakkının İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin 2004/2348 E - 2005/78 K
sayılı kararı ile tasdiklendiği
belirtilerek yargılamanın duruşmalı olarak yapılarak, yapılacak
yargılama neticesinde İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin 2004/2348 E - 2005/78 K
sayılı kararı ile Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2001/306 E -
2004/197 K sayılı kararı arasındaki hüküm uyuşmazlığının giderilmesine, dava
konusu taşınmazın önceden hak sahibi olan müvekkili adına tahsisine karar
verilmesini istemiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 24. ve 16. maddelerine göre ilgili
Başsavcıların yazılı düşünceleri istenilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI: Abdullah Pişkin adına
775 sayılı Yasa uyarınca gecekondu önleme bölgesinden tahsis edilen 198 ada,
3 sayılı parselin 3. kişilere tahsisine ilişkin işlemin iptali istemiyle
Büyükçekmece Belediye Başkanlığı ile Yakuplu Belediye Başkanlığı aleyhine
açılan davada, Danıştay 6. Dairesi’nin bozma kararına uyularak dava konusu
işlemin iptali yolunda verilen ve temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen
İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin 28.1.2005 günlü, E:2004/2348, K:2005/78
sayılı kararı ile S.S.Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi tarafından Büyükçekmece
Belediye Başkanlığı’na karşı açılan tapu iptali ve tescil davasında, eski 198
parsel, yeni 661 ada, 1-25 parselin Belediye adına olan tapu kayıtlarının
iptali ile davacı kooperatif adına tapuya tescili yolunda verilen ve temyiz
edilmemek suretiyle kesinleşen Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
15.4.2004 günlü, E:2001/306, K:2004/197 sayılı kararı arasında, A. P.
tarafından, oluştuğu ileri sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesinin
istenilmesi üzerine, konu ile ilgili olarak Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığı’nca Başsavcılıklarından yazılı düşünce istenilmiş olmakla dosyanın
incelendiği, adli ve idari yargı kararları arasında oluştuğu ileri sürülen
hüküm uyuşmazlığının çözümü için öncelikle hüküm uyuşmazlığının oluşup
oluşmadığının belirlenmesi gerektiği, 2247
sayılı Yasa’nın 24. maddesine göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için, adli,
idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili
olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe
ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan iki ayrı kararın bulunması ve bu
kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin olanaksız
olması gerektiği, hüküm uyuşmazlığına konu
edilen kararlardan İstanbul 5. İdare Mahkemesi kararının, Abdullah Pişkin
tarafından 775 sayılı Yasa uyarınca gecekondu önleme bölgesinden tahsis
edilen ve bedeli ödenen 198 ada, 3 sayılı parselin 3. kişilere tahsisine
ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, dava konusu işlemin iptaline
ilişkin olarak verilmiş bir karar olduğu, Büyükçekmece
1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararının ise, A. P. adına tahsisli iken
Büyükçekmece Belediyesi’nce aynı yerle ilgili olarak adlarına arsa tahsis belgesi
düzenlenen S. D., F. F. ve S. M.'in söz konusu taşınmazı devrettikleri
S.S.Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi tarafından, Belediye adına olan tapu
kaydının iptali ile kooperatif adına tescili istemiyle açılan davada, davanın
kabulü yönünde verilmiş bir karar olduğu, bu durumda, adli ve idari yargı
mercileri tarafından esasa ilişkin olarak verilip kesinleşen aynı konu ve
sebebe dayalı, taraflardan en az biri aynı olan söz konusu kararlar arasında
çelişki olduğu gibi, bu çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi de
olanaksız bulunduğundan, olayda 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen
anlamda hüküm uyuşmazlığının varlığının kabulü gerektiği, anılan uyuşmazlığın
ne yolda çözümleneceğine gelince; 775 sayılı
Gecekondu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 14. maddesinde "Arsa tahsis
edilen vatandaşların adı ve soyadı, arsanın ada ve parsel numaraları ve
Gecekondu Kanununun 26. maddesine göre tesbit edilen arsa bedeli
belediyelerce bir mektup ile Türkiye Emlak Kredi Bankasına da bildirilir.
Lehlerine arsa tahsis edilen şahıslar, tahsisin
yapıldığına dair ilan tarihinden itibaren 6 ay içinde arsa bedelinin 1/10'unu
Türkiye Emlak Kredi Bankasında belediyeler adına açılan fon hesabına yatırmak
mecburiyetindedirler. Bu mecburiyetleri müddeti içinde yerine getirmeyenlere
tescil işlemi yapılmaz ve yapılan tahsis de iptal olunur. Kamu Kurum ve Kuruluşlarına, Bakanlıkça arsa tahsisi veya
satışında Türkiye Emlak Kredi Bankası nezdinde 2 nolu hesabına; Belediyesince
arsa tahsisi veya satışında ise aynı banka nezdindeki Belediye fon hesabına
arsa bedelinin tamamının yatırılması halinde arsaları teslim edilir"
hükmüne, 15. maddesinde de, "Kendilerine gecekondu ıslah ve önleme
bölgelerinde arsa tahsis edilenlerden 6 aylık süre içinde arsa bedelinin
1/10'unu bankadaki belediye fon hesabına yatırdığına dair banka makbuzu ibraz
edenlere belediyelerce arsa tahsis belgesi verilir. Tahsis sahipleri bu belgeleri alır almaz derhal bankaya
başvurarak bakiye arsa bedelini borçlanmak üzere Bankanın tanzim edeceği
sözleşmeyi imzalar. Tapu daireleri; lehine arsa tahsis edilen şahıs ve Banka
tarafından ibraz edilen sözleşme ve tahsis belgesine istinaden belge ve
sözleşmede ada ve parsel numaraları belirtilmiş olan arsayı lehdar adına
tescil ve aynı anda mezkur arsa üzerine sözleşmedeki meblağ ve şartlar
dairesinde birinci derece ve sırada olmak üzere Bankaya verir" hükmüne
yer verildiği, anılan Yönetmelik hükümleri
uyarınca, adlarına tahsis edilen arsa bedellerini ödeyenlere belediyece arsa
tahsis belgesi, tapu dairelerinin de, bu tahsis belgelerine dayanarak
arsaları ilgililer adına tescil ederek tapu senetlerini vermesi gerektiği,
olayda, Büyükçekmece gecekondu önleme bölgesinden tarafına tahsis edilen
arsanın bedelini ödeyen Abdullah Pişkin'in hak sahibi olduğunda kuşku
bulunmadığına göre, davanın İdare Mahkemesinde karara bağlandığı biçimde
çözümü isabetli olup, bu kararla çelişen adli yargı kararının kaldırılmasının
icap ettiği, bu nedenlerle, Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
kesinleşen 15.4.2004 tarih ve E:2001/306, K:2004/197 sayılı kararının
kaldırılması ve İstanbul 5. İdare Mahkemesi kararı doğrultusunda karar
verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: İstanbul 5. İdare
Mahkemesi’nin 28.1.2005 gün, 2004/2348 Esas ve 2005/78 sayılı kararı ile
Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.4.2004 gün, 2001/306 Esas ve
2004/197 sayılı kararı nedeniyle oluşan hüküm uyuşmazlığının giderilmesi için
davacı A. P. vekili tarafından 2247 sayılı Kanun’un 24. maddesi gereğince
yapılan başvuru ile ilgili Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 2007/61 Esas
sayılı dosyasının incelendiği, davacı A. P. adına 775 sayılı Yasa uyarınca
gecekondu önleme bölgesinden tahsis edilen 198 ada, 3 sayılı parselin 3.
kişilere tahsisine ilişkin 5.10.1995 gün ve 1074/986 sayılı işlemin iptali
istemiyle Büyükçekmece Belediye Başkanlığı ile Yakuplu Belediye Başkanlığı
aleyhine idari yargı yerinde açılan dava sonucunda, İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin
28.1.2005 gün, 2004/2348 Esas ve 2005/78 sayılı kararıyla, dava konusu
işlemin iptaline dair verilen kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiği, S.S. Ulukübra Konut Yapı
Kooperatifi vekili tarafından Büyükçekmece Belediye Başkanlığı aleyhine
açılan tapu iptal ve tescil davasında, eski 198 parsel, yeni 661 ada, 1-25
sayılı parsellerin davalı Belediye adına olan tapu kayıtlarının iptali ile
davacı kooperatif adına tapuya tesciline dair Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
15.4.2004 günlü, E:2001/306, K:2004/197 sayılı kararının taraflarca temyiz
edilmeyerek kesin hüküm halini aldığı, kesinleşen
hükümler arasında, Abdullah Pişkin vekili tarafından, oluştuğu ileri sürülen
hüküm uyuşmazlığının giderilmesinin istenilmesi üzerine, konu ile ilgili
olarak Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’nca Başsavcılıklarından yazılı düşünce
istenilmiş olmakla dosyanın incelendiği, adli
ve idari yargı kararları arasında oluştuğu ileri sürülen hüküm uyuşmazlığının
çözümü için öncelikle hüküm uyuşmazlığının oluşup oluşmadığının belirlenmesi
gerektiği, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesine göre, hüküm uyuşmazlığının
varlığı için, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından
görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya
ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan iki ayrı kararın
bulunması ve bu kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine
getirilmesinin olanaksız olması gerektiği, İstanbul
5. İdare Mahkemesi kararının, davacı A. P. vekili tarafından 775 sayılı Yasa
uyarınca gecekondu önleme bölgesinden tahsis edilen ve bedeli ödenen 198 ada,
3 sayılı parselin 3. kişilere tahsisine ilişkin işlemin iptali istemiyle
açılan davada, dava konusu işlemin iptaline ilişkin olarak verilmiş bir karar
olduğu, Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararının ise, A. P. adına
tahsisli iken Büyükçekmece Belediyesi'nce aynı yerle ilgili olarak adlarına
arsa tahsis belgesi düzenlenen S.D.,F. F. ve S. M’in söz konusu taşınmazı
devrettikleri S.S. Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi tarafından, belediye adına
olan tapu kaydının iptali ile kooperatif adına tescili istemiyle açılan
davada, davanın kabulü yönünde verilmiş bir karar olduğu, adli ve idari yargı mercileri tarafından esasa ilişkin
olarak verilip kesinleşen aynı konu ve sebebe dayalı, taraflardan en az biri
aynı olan söz konusu kararlar arasında çelişki olduğu gibi, bu çelişki
yüzünden hakkın yerine getirilmesi de olanaksız bulunduğundan, olayda 2247
sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığının
varlığının kabulü gerektiği, anılan uyuşmazlığın ne yolda çözümleneceğine
gelince; 775 sayılı Gecekondu Kanunu
Uygulama Yönetmeliği’nin 14. maddesinde "Arsa tahsis edilen
vatandaşların adı ve soyadı, arsanın ada ve parsel numaraları ve Gecekondu
Kanununun 26. maddesine göre tesbit edilen arsa bedeli belediyelerce bir
mektup İle Türkiye Emlak Kredi Bankasına da bildirilir. Lehlerine arsa tahsis edilen şahıslar, tahsisin
yapıldığına dair ilan tarihinden itibaren 6 ay içinde arsa bedelinin 1/10'unu
Türkiye Emlak Kredi Bankasında belediyeler adına açılan fon hesabına yatırmak
mecburiyetindedirler. Bu mecburiyetleri müddeti içinde yerine getirmeyenlere
tescil işlemi yapılmaz ve yapılan tahsis de iptal olunur. Kamu Kurum ve Kuruluşlarına, Bakanlıkça arsa tahsisi veya
satışında Türkiye Emlak Kredi Bankası nezdinde 2 nolu hesabına; Belediyesince
arsa tahsisi veya satışında ise aynı banka nezdindeki Belediye fon hesabına
arsa bedelinin tamamının yatırılması halinde arsaları teslim edilir” hükmüne,
15. maddesinde de, "Kendilerine gecekondu ıslah ve önleme bölgelerinde
arsa tahsis edilenlerden 6 aylık süre içinde arsa bedelinin 1/10'unu bankadaki
belediye fon hesabına yatırdığına dair banka makbuzu ibraz edenlere
belediyelerce arsa tahsis belgesi verilir. Tahsis
sahipleri bu belgeleri alır almaz derhal bankaya başvurarak bakiye arsa
bedelini borçlanmak üzere Bankanın tanzim edeceği sözleşmeyi imzalar. Tapu
daireleri; lehine arsa tahsis edilen şahıs ve Banka tarafından ibraz edilen
sözleşme ve tahsis belgesine istinaden belge ve sözleşmede ada ve parsel
numaraları belirtilmiş olan arsayı lehdar adına tescil ve aynı anda mezkur
arsa üzerine sözleşmedeki meblağ ve şartlar dairesinde birinci derece ve
sırada olmak üzere Bankaya verir" hükmüne yer verildiği, anılan
Yönetmelik hükümleri uyarınca, adlarına tahsis edilen arsa bedellerini
ödeyenlere Belediyece arsa tahsis belgesi, tapu dairelerinin de, bu tahsis
belgelerine dayanarak arsaları ilgililer adına tescil ederek tapu senetlerini
vermesi gerektiği, olayda, Büyükçekmece gecekondu önleme bölgesinden tarafına
tahsis edilen arsanın bedelini ödeyen A. P.'in hak sahibi olduğunda kuşku
bulunmadığına göre, davanın İdare Mahkemesince karara bağlandığı biçimde
çözümü isabetli olup, bu kararla çelişen adli yargı kararının kaldırılmasının
icap ettiği gerekçesiyle Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.4.2004
gün, 2001/306 Esas ve 2004/197 sayılı kararının kaldırılması ve İstanbul 5.
İdare Mahkemesi kararı doğrultusunda karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı
düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa
KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin
KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen
koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun başvurunun reddi
gerektiği yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24.
maddesinde(Değişik birinci fıkra: 21.1.1982-2592/7 md.), “1 inci maddede
gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın
kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin,
taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden
hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının
varlığı kabul edilir.
Ceza
kararlarında; sanığın, fiilin ve maddi olayların aynı olması halinde hüküm
uyuşmazlığı var sayılır.
İlgili
kişi veya makam Uyuşmazlık Mahkemesine başvurarak hüküm uyuşmazlığının
giderilmesini isteyebilir. Bu halde olumsuz görev uyuşmazlığının çıkarılması
ile ilgili 15 ve 16 ncı maddelerdeki usul kuralları uygulanır” denilmiştir.
Buna göre,
hüküm uyuşmazlığının varlığı için:
a)
Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en
az ikisi tarafından verilmesi,
b) Konu,
dava sebebi ve taraflardan en az birinin aynı olması,
c) Her iki
kararın da kesinleşmiş olması,
d)
Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,
e)Kararlar
arasındaki çelişki nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması
koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.
Hüküm
uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen adli ve idari yargı kararlarının
incelenmesinden: ortada adli ve idari yargı yerlerince verilmiş ve
kesinleşmiş kararlar bulunduğu; her iki kararda da işin esasının hükme
bağlandığı; taraflardan en az birinin (Büyükçekmece Belediye Başkanlığı
yönünden) aynı olduğu anlaşılmaktadır.
Konu ve
dava sebebinin aynı olup olmadığına gelince:
İdare Mahkemesindeki dava; A. P. vekili tarafından, 775 sayılı Yasa’ya
dayanarak gecekondu önleme bölgesinde olan 198 ada, 3 parsel sayılı gayrimenkulün
A. P.’e tahsis edildiği, satış bedelinin Büyükçekmece Belediyesi’ne ödendiği
belirtilerek tahsis belgesinin verilmesinin talep edilmesi üzerine A.P.’e tahsis edildiği belirtilen
arsanın S. D., F. F. ile S. M. adına tahsis edildiği ve tahsis belgesinin
verildiğinin anlaşıldığı yolunda Yakuplu Belediye Başkanlığı’nca tesis edilen
işlemin iptali istemiyle açılmış; Mahkemece, dava
konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesindeki dava ise; S.S. Ulukübra Konut Yapı
Kooperatifi vekilince, kooperatife tahsis edilen, toplam 23.291.50 m2
miktarlı eski 198-199 ve 200 parselin (yeni 661-662 ve 663 parsel) 7 ada, 45
parsel içerisinde kalan yaklaşık 23.291.50 m2 lik bölümünün 7 ada 45
parselden ifraz edilerek, davalı Büyükçekmece Belediye Başkanlığı’na ait olan
tapu kaydının iptali ile, oluşacak parselin kooperatif adına tapuya tesciline
karar verilmesi istemiyle açılmış ve Mahkemece, davanın
kabulü ile söz konusu parsellerin davalı adına olan tapusunun iptali ile
davacı S.S.Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi adına tapuya tesciline karar
verilmiştir.
Bu duruma göre, İdare Mahkemesindeki davanın, Yakuplu Belediye
Başkanlığı’nca tesis edilen işlemin iptaline; Asliye Hukuk Mahkemesindeki
davanın ise, tapu iptali ve tescile ilişkin olduğu anlaşıldığından, İdare
Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği kararlar arasında hüküm
uyuşmazlığının oluşmasında aranan koşullardan olan “konu ve dava sebebinin
aynı olması” koşulunun gerçekleşmediği sonucuna varılmıştır.
Olayda, davacıları farklı olan kimseler hakkında
verilen kararlar arasındaki çelişki nedeniyle ”hakkın yerine getirilmesinin
olanaksız bulunması” koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğine gelince:
2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesi ile, iki ayrı yargı
merciinden verilen çelişik kararlar nedeniyle bir kimsenin hakkının yerine
getirilmesinin olanaksız bulunması halinde Uyuşmazlık Mahkemesi’nce bu
çelişkinin giderilmesi yoluyla, o kimse hakkında bir çözüme ulaşılması
amaçlanmakta olup, bu suretle verilecek kararın uyuşmazlıkla ilgisi bulunmayan
özel ve tüzel kişileri etkilememesi gerekmektedir.
Diğer bir anlatımla “hakkın yerine getirilmesinin
olanaksız bulunması” durumu; davacı yönünden sübjektif bir nitelik taşımakta
ve yargı kararı ile kendisine tanınmış bir hakkın yerine getirilmemesi söz konusu
iken davalı idare yönünden, ilamı yerine getirmekle yükümlü olması bakımından
objektif bir nitelik taşımakta ve davacıya yargı kararı ile tanınmış olan bir
hakkın idarece yerine getirilmesinin olanaksızlığını ifade etmektedir.
Bilindiği üzere, mahkeme kararı, kural olarak,
davanın taraflarını bağlar ve bunlar için kesin hüküm sonucunu doğurur.
Ancak, verilen karar üçüncü kişileri bağlamaz.
Olayda, her iki yargı yerinde açılan davada davacılar(idari
yargıda A. P., adli yargıda S.S. Ulukübra Konut Yapı
Kooperatifi) istemlerinde haklı bulunarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Her iki davada da 198/3 sayılı parselden kaynaklı (İdare Mahkemesinde,
Yakuplu Belediye Başkanlığı’nca tesis edilen işlemin iptaline; Asliye Hukuk
Mahkemesinde, tapu iptali ve tesciline ilişkin) uyuşmazlık
karara bağlanmıştır.
A. P., Asliye Hukuk Mahkemesinde açılıp
görülen davada davanın tarafı olmayıp 3. kişi durumunda bulunduğu ve davalı
Belediyelerce bu kişi lehine İdare Mahkemesince verilen iptal kararının
uygulanmaması durumunda adı geçenin adli ve idari yargı yerlerinde dava açma
hakkına sahip olduğu gözetildiğinde, verilen bu karar nedeniyle anılan kişi
yönünden hakkın yerine getirilmesinin imkansızlığından söz edilmesi mümkün
değildir.
Belirtilen
duruma göre ve olayda, konu ve dava sebeplerinin aynı olması ve hakkın yerine
getirilmesinin olanaksız bulunması koşullarının da gerçekleşmemesi
karşısında, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesine uygun olmayan başvurunun reddi
gerekmiştir.
SONUÇ :
2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN
REDDİNE, 7.7.2008 gününde Üye Habibe ÜNAL’ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
KARŞI OY
2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24.
maddesinde(Değişik birinci fıkra:
21/1/1982 - 2592/7 md.), “1 nci maddede gösterilen yargı mercilerinden
en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya
kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı
olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi
olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.
Ceza
kararlarında; sanığın, fiilin ve maddi olayların aynı olması halinde hüküm
uyuşmazlığı var sayılır.
İlgili
kişi veya makam Uyuşmazlık Mahkemesine başvurarak hüküm uyuşmazlığının
giderilmesini istiyebilir. Bu halde olumsuz görev uyuşmazlığının çıkarılması
ile ilgili 15 ve 16 ncı maddelerdeki usul kuralları uygulanır” denilmiştir.
Hüküm uyuşmazlığına konu edilen kararlardan İstanbul 5.
İdare Mahkemesi kararı, Abdullah Pişkin tarafından 775 sayılı Yasa uyarınca
gecekondu önleme bölgesinden tahsis edilen ve bedeli ödenen 198 ada, 3 sayılı
parselin 3. kişilere tahsisine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan
davada, dava konusu işlemin iptaline ilişkin olarak verilmiş bir karardır.
Büyükçekmece 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı ise,A.P.
adına tahsisli iken Büyükçekmece Belediyesi’nce aynı yerle ilgili olarak
adlarına arsa tahsis belgesi düzenlenen S. D., F. F. ve S. M.'in söz konusu
taşınmazı devrettikleri S.S. Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi tarafından,
Belediye adına olan tapu kaydının iptali ile kooperatif adına tescili
istemiyle açılan davada, davanın kabulü yönünde verilmiş bir karardır.
Bu durumda, adli ve idari yargı mercileri tarafından esasa ilişkin
olarak verilip kesinleşen aynı konu ve sebebe dayalı, taraflardan en az biri
aynı olan söz konusu kararlar arasında çelişki olduğu gibi, bu çelişki
yüzünden hakkın yerine getirilmesi de olanaksız bulunduğundan, olayda 2247
sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığının
varlığının kabulü gerektiği düşüncesiyle
çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Habibe
ÜNAL
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2007/165
KARAR NO: 2008/181
KARAR TR : 7.7.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 54. maddesinin
birinci fıkrasına aykırılık nedeniyle verilen para cezasına karşı yapılan
itirazın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : R.Ö.
Vekili : Av.
A.Ö.
Davalı : Gazipaşa
Kaymakamlığı, İlçe Emniyet Müdürlüğü, Trafik Tescil Denetleme İstasyon Büro
Amirliği
O L A Y :
Davacı vekili, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 54. maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendine aykırılık(geçme kurallarına riayet etmemek)
nedeniyle, trafik zabıtasınca düzenlenen ve para cezası içeren 20.1.2007 tarihli, EE
seri- 550601 sayılı Trafik Ceza Tutanağının iptali istemiyle, sulh
ceza mahkemesinde itirazda bulunmuştur.
GAZİPAŞA SULH CEZA MAHKEMESİ 14.2.2007 gün ve 2007/21 D.İş
sayı ile, 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 3. maddesinin "Bu Kanunun genel
hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır." hükmünün
Anayasa Mahkemesinin 1.3.2006 Gün ve 2005/108-2006/35 sayılı kararı ile iptal
edildiği ve bu bağlamda kanun koyucu tarafından anılan kanun hükmünün, "
Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin
hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, uygulanır"
şeklinde değiştirildiği, dolayısıyla idari para cezalarına karşı yasa yolu
denetiminde yetkili ve görevli merciin tayininde, mutlak surette Sulh Ceza
Mahkemesinin görevli olduğundan bahsedilemeyeceği, bu açıdan itiraz konusu
olay ele alındığında; 2918 sayılı kanunun 116. maddesi uyarınca, ancak tescil
plakalarına göre araç sahibinin gıyabında düzenlenen ceza tutanaklarına karşı
Sulh Ceza Mahkemesinde itirazın mümkün olduğu, bu kapsamda bulunmayan
sürücünün yüzüne karşı tanzim olunduğu anlaşılan ancak muterizin imzadan imtina ettiği
idari para cezası tutanağına dayanan itirazın, Uyuşmazlık Mahkemesinin
6.12.1999 gün ve 44/45 sayılı ilamı ile kabul edildiği üzere, göreve ilişkin
genel kurala göre, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği, bu hususun
benzer olaylar nedeniyle Yargıtay 7.Ceza Dairesinin 26.12.2001 gün ve
2001-18821-20184, 3.7.2002 gün ve 2002/13273-10592, 06.02.2003 gün ve
2003/10-83 sayılı ilamları ile de kabul edildiği gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı
vekili, aynı istekle idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 29.3.2007 gün ve E:2007/520
sayı ile, 5326
sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3. maddesinde, 5560 sayılı Kanunla yapılan
değişiklik ile idari para cezalarına karşı açılacak davalarda görevli mahkemenin,
kural olarak, idari para cezasının verilmesine dayanak alınan kanunda açıkça
görevli mahkeme olarak idare mahkemesi gösterilmiş ise idare mahkemesi,
kanunda bu konuda bir hüküm yoksa "genel kanun" olan Kabahatler
Kanunu'nun 27'inci maddesi uyarınca sulh ceza mahkemesi olduğu; bakılan
davada, davacıya dava konusu idari para cezasının 2918 sayılı Karayolları
Trafik Kanunu uyarınca verildiği, bu Kanunda da bu cezaya karşı açılacak
davalarda görevli mahkemenin belirlenmediği ve yine 5326 sayılı Kanunun
27/8'inci maddesi dikkate alındığında idari para cezasının verildiği işlem
kapsamında, idari yargının görev alanına giren bir kararın da verilmediği
görülmekle, dava konusu idari para cezasının iptali istemiyle açılan bu
davanın adli yargı yerince görüm ve çözümünün gerektiği; ancak, daha önce
Gazipaşa Sulh Ceza Mahkemesince görevsizlik kararı verildiğinden, 2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunu'nun 19'uncu
maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesine gönderilmesine, bu konuda verilecek karara değin davanın
incelenmesinin ertelenmesine, karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;
I-İLK
İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü,
E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da
şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine
ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri
arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında
kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği
sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça
belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
İdare
Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde
başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın Çelik’in, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2918
sayılı Yasa’nın 54. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine aykırılık
nedeniyle trafik zabıtasınca düzenlenen para cezasına ilişkin ceza
tutanağının iptali istemiyle açılmıştır.
13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç”
başlıklı 1. maddesinde,”Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal
güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini
ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; 54.
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, sürücülerin geçme sırasında uymak
zorunda oldukları kural ve yasakların neler olduğu belirtilmiş, aynı maddelerin son bendinde ise, bu madde hükümlerine
uymayan sürücülerin para cezası ile cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına
göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına
karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada
idari cezalarla ilgili davalarda (116. maddedeki itiraz yolu hariç) görevli
yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin
görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak;
Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan
olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh
ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Son
olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği
durumunda
ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli
mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde
belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin
hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı
nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri
dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve
çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli
yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Sulh Ceza
Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 2. İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ
İLE Gazipaşa Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen
14.02.2007 gün ve 2007/21 D.İş sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
——
• ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2007/175
KARAR NO: 2008/182
KARAR TR : 7.7.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde
öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca
REDDİ gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Malatya Valiliği Merkez İlçe ve
Köylere Hizmet Götürme Birliği Başkanlığı
Davalı : Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı
(Malatya Sigorta İl Müdürlüğü)
O L A Y : Aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal
süre içersinde Kuruma verilmemesi nedeniyle davacı adına 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu’nun 140. maddesine göre idari para cezası verilmiş, yapılan
itiraz komisyon kararı ile reddedilmiştir.
Davacı,
söz konusu para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerinde itirazda
bulunmuştur.
MALATYA
2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 24.1.2007 gün ve
2006/2492 Müt. sayı ile, 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesinde
yapılmış olan değişikliğin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiği, bu
nedenle davanın görüm ve çözüm görevinin idari yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.
Davacı bu
kez, aynı istemle 20.3.2007 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
MALATYA İDARE MAHKEMESİ ; 12.4.2007 gün ve E: 2007/461 sayı ile, 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal
edilmesiyle yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar Sulh Ceza Mahkemelerinin
görevli olmaya devam edecekleri gerekçesiyle 2247
sayılı Kanun'un 19'uncu maddesi uyarınca, bakılan davada görevli yargı
yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına, Uyuşmazlık
Mahkemesi karar verinceye değin bakılan davanın incelenmesinin ertelenmesine
ve dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O. Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 07.07.2008 günlü toplantısında; Hâkim-Raportör G. Fatma BÜYÜKEREN’in
2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı
Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya üzerinde 2 247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’
ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri
ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde,
olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde
incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.
maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri
sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin
tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri
ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir”
hükmü yer almış, 19. maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen
bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler. (Değişik:21.1.1982-2592/6
md.)Mahkemenin gerekçeli kararı, dava dosyası ile birlikte Uyuşmazlık
Mahkemesine gönderilir” denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise,
Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına
ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine
uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına
yer verilmektedir.
Malatya 2.
Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının temyiz edildiği ve dava
dosyasının temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay’a gönderildiği, dosyanın
halen Yargıtay’da olduğunun bildirildiği, Mahkememiz ile adli yargı yeri
arasında yapılan yazışmalar sonucu anlaşılmıştır.
Bu
durumda, olayda, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşullar oluşmamıştır.
Açıklanan
nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan
başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddine karar verilmesi
gerekmiştir.
SONUÇ :
2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN,
aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
——
• ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2007/304
KARAR NO: 2008/184
KARAR TR : 7.7.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : İdari usul ve esaslara göre idarece değerlendirilmesi gereken
bir konuda açılan tespit davasına bakılıp bakılamayacağının takdirinde İDARİ
YARGI YERİNİN görevli olduğu hk.
K A R A R
Davacılar : 1- J.D.K.V.
(Ö.K.)
2- Ö.A.K.V.
Vekilleri
: Av. M.L.- Av. M.K.Ö.
Davalılar :
1-Alaçatı Belediye Başkanlığı
Vekili : Av.
N.A.
2-Çeşme Belediye Başkanlığı
Vekili : Av.
E.Ş.
O L A Y : Çakmak Yolu,
Kızılkaya Villa Kunt Ilıca/Çeşme” adresinde ve tapuda “Çeşme, Ilıca Mah.
Kızılkaya mevkii, 28 ada, 10 parsel, 10 pafta’daki taşınmaz J. D. K. V. (Ö.
K.) adına kayıtlı bulunmaktadır.
İzmir, Çeşme Alaçatı Belediye Başkanlığı'nca, bina vasfındaki
gayrimenkul için 1999 ila 2002 takvim yıllarına ilişkin olarak Ö.A.K.V. adına
tanzim edilen 4 adet vergi ceza ihbarnamesi ile emlak (bina) vergisi ve
eğitime katkı payı salınmıştır.(Bu vergilerin terkini istemiyle açılan ve
İzmir 3. Vergi Mahkemesinin 1.10.2004 gün ve E:2002/1453, K:2004/878 sayılı
kararı ile sonuçlanan davada Mahkeme, davanın kabulüne, bina vergilerinin
terkinine hükmetmiştir.)
Davacılar
vekili tarafından; gayrimenkulün Çeşme Belediye sınırları içersinde olduğu,
tüm yıllara ilişkin emlak vergilerinin anılan belediyeye ödendiği, Çeşme
Kadastro Müdürlüğü ve Çeşme Belediye Başkanlığı'nın yazılarında gayrimenkulün
Çeşme Belediye sınırları içersinde kaldığının belirtildiği, buna göre Alaçatı
Belediye Başkanlığı'nın bu gayrimenkule ilişkin olarak emlak vergisi tahsil
etme yetkisinin bulunmadığı, tapuda D. K. V. (Ö. K.) adına kayıtlı olan gayrimenkule
ilişkin olarak oğlu Ö. A. K. V. adına ihbarname düzenlenip tebligat yapılarak
usulsüz işlemler tesis edildiği, bu işlemlerin devam etmemesi ve müvekkilinin
mağdur olmaması iddialarıyla; “taşınmazın hangi belediye sınırları içersinde
kaldığının tespitine karar verilmesi”
istemiyle, 23.9.2003 gününde adli yargı yerinde dava açılmıştır.
Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesi, 1.7.2004 gün ve E:2003/332, K:2004/340
sayı ile, uyuşmazlığın esası hakkında karar vermiş; bu karar, YARGITAY
4.HUKUK DAİRESİ'nin 10.4.2006 gün ve E:2005/5183, K.2006/4036 sayılı kararı
ile, davacının isteğinin idari bir işleme dayandığı, İdari makamların kamu
hukuku kuralları içinde gerçekleştirdikleri işlemlere karşı ise adli yargı
yerinde dava açılamayacağı, bu nitelikteki davaların 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesine göre idari yargı yerinde (Vergi
mahkemesinde) açılmasının gerektiği, gerekçesiyle bozulmuştur.
ÇEŞME ASLİYE HUKUK
MAHKEMESİ; 21.09.2006 gün ve E:2006/198, K:2006/214 sayı ile, Mahkemelerince yapılan
yargılamada davanın kabulüne yönelik hüküm kurulduğu, kararın tarafların temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince
bozularak iadesi üzerine, dava dilekçesinin görev yönünden reddi gerektiği
kanaatine varılmış olduğu, bu nedenle, Davacının dava dilekçesinin görev
yönünden reddine, karar kesinleştiğinde dosyanın istek halinde İzmir Vergi
mahkemesine gönderilmesine karar vermiş; bu karar, Yargıtay 4. Hukuk
Dairesi’nin 8.2.2007 gün ve E:2007/762, K:2007/1234 sayılı kararıyla onanarak
kesinleşmiştir.
Davacı
vekillerinin talebi üzerine, Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesinin
E:2006/198, K:2006/214 sayılı dosyası İzmir Nöbetçi Vergi Mahkemesine
gönderilmiş ve 10.5.2007 tarihinde 3. Vergi Mahkemesinin E:2007/623 dosya
numarasına kayıtlanmıştır.
Davacı vekillerinin, İzmir 3. Vergi
Mahkemesine verdiği 24.05.2007 günlü davanın esasına ilişkin
beyanlarını içeren dilekçede; Davalarının evveliyatından Çeşme Asliye Hukuk
Mahkemesinde açılırken, mevcut bir ihbar mektubu ya da ödeme emrine karşı
açılmış ve bunun iptalini talep eden bir dava olmadığı; zira, daha önce aynı
durumla karşılaşıldığı ve bunun için İzmir 3. Vergi Mahkemesinde 2002/1543 E.
2003/878 K. sayılı kararı ile Alaçatı Belediyesinin ödeme emrinin iptal
edilmiş olduğu ve bu kararın kesinleştiği; davaları, sadece tespit davası
olup, bu durumla bir daha karşılaşmamak için, müvekkilin yasal zorunluluğu
olan Emlak vergisini ödeyeceği makamı belirleme amacını taşıdığı, davalarının
başka bir amacının bulunmadığını ifade ettikleri görülmüştür.
İZMİR 3. VERGİ MAHKEMESİ; 28.5.2007 gün ve E:2007/623
sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2.maddesindeki
düzenlemede "Tespit Davaları"na yer verilmediği, idari davaya konu
edilebilecek idari işlemlerin, yetkili makamlarca sonuçlandırılmış kesin ve
uygulanabilir nitelikte ve bu haliyle kişilerin menfaatlerini etkileyebilecek
güçte işlemler olduğu; vergi, resim ve harçlarla bunlara bağlı kamu
alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklarda kesin ve idari davaya konu olabilecek
işlemlerin ise; vergi ve ceza ihbarnamesi, tahakkuk fişi ve ödeme emri
düzenlenerek tebliğ edilmesi ve haciz tutanağının düzenlenmesi, tahakkuku
tahsile bağlı vergi, resim ve harçlarla bunların tahsil edilmesi ve düzeltme
ve şikayet başvurularının reddolunması şeklinde oluştuğu; uyuşmazlığa konu
olayda; Tapunun Çeşme- Ilıca Mah.-Kızılkaya Mevkii 28 Ada, 10 Parsel 10 Pafta
no'da J. D. K. V. (Ö. K.) adına kayıtlı bina vasfındaki gayrimenkul için
Alaçatı Belediye Başkanlığınca 1999 ila 2002 takvim yıllarına ilişkin olarak
131 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 3.maddesi hilafına binanın maliki olmadığı
için emlak(bina) vergisi mükellefiyetinden de bahsedilemeyecek olan (oğlu) Ö.
A. K. V. adına tanzim ve tebliğ edilen 4 adet vergi ceza ihbarnamesiyle emlak
(bina) vergisi ile eğitime katkı payının salınması üzerine bina maliki J. D.
K. V. (Ö. K.) ve adına ihbarname tanzim edilerek tarhiyata muhatap tutulan
(oğlu) Ö.A.K.V. tarafından Tapunun Çeşme- Ilıca Mah. Kızılkaya Mevkii 28 Ada
10 Parsel 10 Pafta no da kayıtlı gayrimenkulun Hangi Belediye Sınırlar
İçersinde Kaldığının Tespiti istemiyle Çeşme ve Alaçatı Belediye Başkanlıkları
aleyhine dava açıldığının tartışmasız olduğu; zira, 2577 sayılı İ.Y.U.K.nun
3.maddesinin d) ve e) bentlerinde: Vergi, resim, harç, benzeri yükümlerin ve
bunların zam ve cezalarının uyuşmazlık konusu edilen tutarlarının, davanın
ilgili bulunduğu vergi ve/veya cezanın nev’i - yılı, tebliğ edilen
ihbarnamenin tarihi-numarasının dava dilekçesinde gösterileceği kurala
bağlandığı halde, Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan dilekçenin dava
konusu bölümünde bu verilere yer verilmemiş olduğu; davanın "gayrimenkulün
Çeşme Belediye sınırları içersinde olduğu, tüm yıllara ilişkin emlak
vergilerinin anılan belediyeye ödendiği, Çeşme Kadastro Müdürlüğü ve Çeşme
Belediye Başkanlığı’nın ilgi yazılarında gayrimenkulün çeşme belediye
sınırları içersinde kaldığının belirtildiği; buna göre Alaçatı Belediye
Başkanlığı'nın bu gayrimenkule ilişkin olarak emlak vergisi tahsil etme
yetkisinin bulunmadığı, tapuda D. K. V. (Ö. K.) adına kayıtlı olan
gayrimenkule ilişkin olarak oğlu Ö. A. K. V.adına ihbarname düzenlenip tebligat
yapılarak usulsüz işlemler tesis edildiği, bu işlemlerin devam etmemesi ve
müvekkilinin mağdur olmaması" iddialarıyla taşınmazın hangi belediye
sınırları içerisinde kaldığının tespiti amacıyla açıldığı belirtilerek; dava
açma iradesinin, taşınmazın hangi belediye sınırları içerisinde kaldığının
tespitine yöneltildiğinin vurgulanmış olduğu; hal böyle olunca; J. D. K. V.
(Ö. K.) adına kayıtlı bina vasfındaki gayrimenkul için oğlu Ö. A. K. V. adına
emlak (bina) vergisi ve eğitime katkı payı içerikli vergi ceza
ihbarnamelerinin tanzim ve tebliği üzerine, 2577 Sayılı İ.Y.U.K.nun
2.maddesinde sayılan iptal davasına konu edilecek idari işlem niteliğindeki
vergi ceza ihbarnameleri ile içeriği emlak vergisi ve eğitime katkı payına
karşı değil, emlak vergisine konu edilen gayrimenkulün "Hangi Belediye
Sınırları İçersinde Kaldığının Tespiti" amacıyla "Tespit
Davası" açıldığının tartışmasız olduğu, 2577 Sayılı İ.Y.U.K.nun
2.maddesinde, idari dava türleri arasında "Tespit Davalarına" yer
verilmediği cihetle, Tapunun Çeşme- Ilıca Mah.-Kızılkaya Mevkii 28 Ada 10
Parsel 10 Pafta no da kayıtlı gayrimenkulun hangi Belediye Sınırları
İçersinde Kaldığının Tespiti istemiyle Çeşme ve Alaçatı Belediye
Başkanlıkları aleyhine açılan davanın görüm ve çözümünün görevsizlik kararı veren
adli yargı yerinin görevine girdiği; açıklanan nedenlerle 2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19.maddesi
uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dava dosyasının Uyuşmazlık
Mahkemesi'ne gönderilmesine, bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar
verilinceye kadar yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mahmut BİLGEN, Ramazan TUNÇ, Habibe ÜNAL,
O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan
7.7.2008 günlü toplantısında;
I-İLK
İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan
incelemeye göre; Hukuk uyuşmazlıklarında, görevli veya yetkili olmayan mahkemeye
açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli
veya yetkili mahkemeye gönderilmesi ancak aynı yargı düzeni içinde yer alan
mahkemeler arasında olanaklı olup; bu hususa ilişkin H.M.U.K’nun 27.
maddesiyle, İ.Y.U.K.’nun 15. maddesinin 1. fıkrası (a) bendinin ikinci
cümlesinde yer alan “görev” kuralları, aynı yargı düzeni içindeki
mahkemelerin işbölümü esasına ilişkin düzenlemelerdir. Oysa yargı yolunu
değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda, görevli olduğundan bahisle
farklı bir yargı düzeninde yer alan mahkemeye dava dosyasının
gönderilebilmesine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamaktadır.
Göreve
ilişkin kararın, işbölümü esasına göre veya yargı yolu bakımından verilmiş
olması farklı sonuçlar doğurmaktadır. Şöyle ki; işbölümü esasına göre verilen
görevsizlik kararı sonucu dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi
durumunda; dava başvuru tarihi itibariyle görevli mahkemede açılmış
sayılmaktadır. Yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda
ise; görevli olduğu işaret edilen yargı yerinde, bu yargı yerinin uyguladığı
usul kurallarına uygun olarak yeniden dava açılması zorunlu bulunmaktadır.
Olayda, adli yargı yerince, davanın görev
yönünden reddine, karar kesinleştiğinde dosyanın istek halinde İzmir Vergi
mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, davacı vekillerinin talebi
üzerine de, dava dosyasının İzmir Nöbetçi Vergi
Mahkemesine gönderildiği ve Vergi Mahkemesinin esas kaydına alındığı
anlaşılmıştır.
Bu haliyle, her ne kadar Yasa’da öngörülen yönteme
uymamakta ise de, Vergi Mahkemesince bu husus
gözardı edilerek davaya bakıldığı ve 2247 sayılı Yasa’nın 19.
maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu, sonuçta Uyuşmazlık Mahkemesi’nin
önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava
ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun
olacağından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın Çelik’in, davanın
çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ayla SONGÖR’ün, davada idari yargının; Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacı adına kayıtlı bina vasfındaki gayrimenkulün,
hangi belediyenin sınırları içersinde kaldığının tespitine karar
verilmesi istemiyle açılmıştır.
Görev
uyuşmazlığının çözümü için öncelikle, tespit davasının hukukumuzdaki yerinin
incelenmesi gerekli bulunmaktadır.
Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda tespit davasını düzenleyen açık ve genel bir
hükme yer verilmemekteyse de, doktrinde ve yerleşik yargısal içtihatlarla,
bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının saptanması için tespit davası açılabileceği
kabul edilmiş bulunmakta; tespit davasının esasının incelenebilmesi için de,
genel dava koşullarının yanı sıra, dava konusunun bir hukuki ilişki olması ve
bu hukuki ilişkinin var olup olmadığının öncelikle saptanmasında hukuki yarar
bulunması koşulları aranmaktadır. Buna göre, özel hukuk alanını ilgilendiren
bir hukuki ilişkinin saptanması için adli yargı yerinde müstakil olarak bir
tespit davası açılabilmesi olanaklı bulunmaktadır.
Buna
karşılık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “ İdari Dava Türleri
ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında, idari
dava türleri: iptal, tam yargı ve genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için
yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara
ilişkin davalar olarak sayılmış olup, tespit davası şeklinde bir dava türüne
idari yargıda yer verilmemiştir. Anılan Yasanın “ İdari Davalarda Delillerin
Tespiti” başlıklı 58/1. maddesi “Taraflar, idari dava açtıktan sonra bu
davalara ilişkin delillerin tespitini ancak davaya bakan Danıştay, idare ve vergi
mahkemelerinden isteyebilir.” hükmünü taşımakta olup, idari yargıda, ancak
açılmış bir idari dava ile ilgili bulunan “ delillerin tespiti” nin
istenilmesine olanak bulunmaktadır. Buna göre, idari dava türleri arasında
sayılmayan tespit davasının, yorum yoluyla idari yargının görevine müstakil
bir dava olarak dahil edilmesine hukuken olanak bulunmadığından, idari yargı
yerinde, idare hukuku alanını ilgilendiren bir hukuki ilişkinin varlığının
ancak açılmış bulunan bir idari davaya bağlı olarak delil tespiti kapsamında
saptanabileceği açıktır.
Belirtilen
yasal durum karşısında, tespit davasına konu olabilecek hukuki ilişkinin özel
hukuk alanını ilgilendirmesi gerektiği ve bir eda davasının öncüsü durumunda
olan tespit davasının adli yargı yerinin görevine girdiği ortaya çıkmaktadır.
Ancak, adli yargıda açılacak bir eda davasında hiçbir zaman
kullanılmayacağının, buna karşılık idari bir işlem tesisi istemiyle bir idari
makama veya idari yargıda açılacak bir davada idare mahkemesine ibraz edilmek
ve bu makam veya mahkemeyi hukuken bağlayacak nitelikte belge elde etmek
amacıyla açıldığının anlaşılması halinde tespit davası adli yargıda
görülemeyecek ve görev yönünden reddi gerekecektir. Bu durumdaki tespit
davasının idare hukuku kurallarına göre çözümlenmesi gerekmekteyse de,
müstakil bir dava olarak açılması halinde idari yargı yerince, idari yargıda
böyle bir dava türü olmadığı ve ancak bir idari dava açıldıktan sonra bu
davaya ilişkin delil tespiti kapsamında incelenebileceği noktasından
reddedilmesi uygun olacaktır.
Bu
açıklamalara göre tespit isteminin konusu incelendiğinde:
5393
sayılı Belediye Kanunu’nun İkinci Bölümünde,
Belediyenin Kuruluşu Ve Sınırları hususu düzenlenmiş, “Kuruluş” başlıklı 4.
Maddesinde, “Nüfusu 5.000 ve üzerinde olan yerleşim birimlerinde
belediye kurulabilir. İl ve ilçe merkezlerinde belediye kurulması zorunludur.
İçme ve
kullanma suyu havzaları ile sit ve diğer koruma alanlarında ve meskûn sahası
kurulu bir belediyenin sınırlarına 5.000 metreden daha yakın olan yerleşim
yerlerinde belediye kurulamaz.
Köylerin
veya muhtelif köy kısımlarının birleşerek belediye kurabilmeleri için meskûn
sahalarının, merkez kabul edilecek yerleşim yerinin meskûn sahasına azami 5.000 metre mesafede
bulunması ve nüfusları toplamının 5.000 ve üzerinde olması gerekir.
Bir veya
birden fazla köyün köy ihtiyar meclisinin kararı veya seçmenlerinin en az
yarısından bir fazlasının mahallin en büyük mülkî idare amirine yazılı
başvurusu ya da valinin kendiliğinden buna gerek görmesi durumunda, valinin
bildirimi üzerine, mahallî seçim kurulları, onbeş gün içinde köyde veya köy
kısımlarında kayıtlı seçmenlerin oylarını alır ve sonucu bir tutanakla
valiliğe bildirir.
İşlem
dosyası valinin görüşüyle birlikte İçişleri Bakanlığına gönderilir.
Danıştay’ın görüşü alınarak müşterek kararname ile o yerde belediye kurulur.
Yeni iskân
nedeniyle oluşturulan ve nüfusu 5.000 ve üzerinde olan herhangi bir yerleşim
yerinde, İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine müşterek kararnameyle belediye
kurulabilir.”;
“Sınırların Tespiti” başlıklı 5.Maddesinde,
“Yeni kurulan bir belediyenin sınırları, kuruluşu izleyen altı ay
içinde aşağıdaki şekilde tespit edilir:
a) Eskiden
beri o yerleşim yerine ait sayılan tarla, bağ, bahçe, çayır, mera, otlak,
yaylak, zeytinlik, palamutluk, fundalık gibi yerler ile kumsal ve plajlar
belediye sınırı içine alınır.
b)
Belediye sınırlarını dere, tepe, yol gibi belirli ve sabit noktalardan
geçirmek esastır. Bunun mümkün olmaması durumunda, sınır düz olarak çizilir
ve işaretlerle belirtilir.
c)
Belediyenin sınırları içinde kalan ve eskiden beri komşu belde veya köy halkı
tarafından yararlanılan yayla, çayır, mera, koru, kaynak ve mesirelik gibi
yerlerden geleneksel yararlanma hakları devam eder. Bu haklar için sınır
kâğıdına şerh konulur.
d) Çizilen
sınırların geçtiği yerlerin bilinen adları sınır kâğıdına yazılır. Ayrıca
yetkili fen elemanı tarafından düzenlenen kroki sınır tespit tutanağına
eklenir.”;
“Sınırların Kesinleşmesi” başlıklı
6.Maddesinde, “Belediye sınırları, belediye meclisinin kararı ve
kaymakamın görüşü üzerine valinin onayı ile kesinleşir.
Kesinleşen
sınırlar, valilikçe yerinde uygulanmak suretiyle taraflara gösterilir ve
durum bir tutanakla belirlenir. Kesinleşen sınır kararları ile dayanağı olan
belgelerin birer örneği; belediyesine, mahallî tapu dairesine, il özel
idaresine ve o yerin mülkî idare amirine gönderilir.
Kesinleşen
sınırlar zorunlu nedenler olmadıkça beş yıl süre ile değiştirilemez.”;
“Sınır Uyuşmazlıklarının Çözümü” başlıklı
7.Maddesinde “ Bir il dâhilindeki beldeler veya köyler arasında sınır
uyuşmazlığı çıkması hâlinde ilgili belediye meclisi ve köy ihtiyar meclisi
ile kaymakamın görüşleri otuz gün süre verilerek istenir. Vali, bu görüşleri
değerlendirerek sınır uyuşmazlığını karara bağlar. Büyükşehir belediyesi
sınırları içinde kalan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin sınır
değişikliklerinde büyükşehir belediye meclisinin de görüşü alınır.
İl ve ilçe
sınırlarının değiştirilmesini gerektirecek sınır uyuşmazlıklarında 5442
sayılı İl İdaresi Kanunu hükümleri uygulanır.” hükümlerine yer verilmiş;
Yasanın, “Hemşehri Hukuku” başlıklı 13. Maddesinin
üçüncü fıkrasında; Belediye sınırları içinde oturan, bulunan veya
ilişiği olan her şahsın, belediyenin kanunlara dayanan kararlarına,
emirlerine ve duyurularına uymakla ve belediye vergi, resim, harç, katkı ve
katılma paylarını ödemekle yükümlü olduğu; “Belediyenin Görev Ve Sorumlulukları” başlıklı 14.Maddesin yedinci
fıkrasında; Belediyenin görevi, sorumluluk ve yetki alanının belediye
sınırlarını kapsayacağı belirtilmiştir.
Anılan
yasal düzenlemelerden, belediyeler arasındaki sınırların saptanması ve mevcut
sınırlardan kaynaklanan anlaşmazlıkların doğması halinde, bu anlaşmazlığın
idari usul ve esaslara göre idarece çözümleneceği anlaşılmaktadır.
Olayda,
davacılar tarafından mağduriyetlerine neden olan konu
hakkında yönteme uygun şekilde idareye bir başvuruda bulunulmadığı ve
idarece inceleme yapılmasına ve anlaşmazlığın çözümüne ilişkin bir tutum
belirlenmesine olanak tanınmayıp, yasa ile idareye verilmiş bulunan bir yetki
hakkında doğrudan doğruya yargı merciine başvurularak, gayrimenkulün hangi belediye sınırları içersinde kaldığının tespiti
istenilmiştir.
Belirtilen
durum karşısında, açılan davanın ileride açılacak eda davasının öncüsü
niteliğinde özel hukuk ilişkisinin tespitine ilişkin bulunmadığı; yukarıda
açıklandığı gibi, belirtilen idari usuller çerçevesinde idarece
değerlendirilmesi gereken bir tespitin yapılması istemiyle müstakil açılan
tespit davasına bakılıp bakılamayacağı hususunun, idari yargının görev alanı
içinde olduğu açıktır.
Bu
nedenle, Vergi Mahkemesince yapılan başvurunun
reddi gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle İzmir 3.Vergi Mahkemesi’nce; 28.5.2007 gün ve E:2007/623 sayı
ile yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 7.7.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
——
• ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2007/356
KARAR NO: 2008/185
KARAR TR : 7.7.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre
diğer kamu kurum ve kuruluşlarından birinin memur kadrosuna naklen atanan
davacının, özelleştirme kapsamında bulunan Turban Turizm A.Ş. ve Sümer
Holding A.Ş’nde kapsam dışı personel olarak çalıştığı döneme ilişkin kıdem
tazminatı ile yıllık izin ücretinin ödenmesi istemiyle açtığı davanın İDARİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : M.Ç.A.
Vekili : Av.
F.A.
Davalı :
Sümer Holding A.Ş. Genel Müdürlüğü
Vekili : Av. E.B.T.
O L A Y : Turban Turizm A.Ş.’nde kapsam dışı
personel statüsünde çalışmakta iken; Turban Turizm A.Ş.’nin 01.03.2002
tarihinde Sümer Holding A.Ş. ile birleşmesi üzerine anılan kuruma devredilen,
08.07.2003 tarihinde kendisine bildirilen işlemle 4046 Sayılı Yasanın 22.
maddesi uyarınca Gazi Üniversitesi Rektörlüğü
emrine şef kadrosu ile atanan davacı, daha
önce çalıştığı kurumda işçi statüsünde geçen hizmetine tekabül eden kıdem
tazminatının ve 90 günlük yıllık izin ücretinin ödenmesi istemiyle
Sümer Holding A.Ş. Genel Müdürlüğüne karşı idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 4.
İDARE MAHKEMESİ; 09.01.2004 günlü, E:2004/1, K:2004/8 sayılı kararıyla, 1475 sayılı İş Kanunu kapsamında bazı idari para cezası
uygulamalarının dışında, ilgilinin çalışma hayatı ve özlük hakları ile ilgili
konularda çıkabilecek uyuşmazlıklarda adli yargı yerlerinin görevli
bulunduğu; uyuşmazlıkta ise; 4046 sayılı Kanunun 22. maddesi kapsamında Gazi
Üniversitesi'ne naklen atanan davacının, eski kurumunda işçi statüsünde geçen
hizmetlerinin karşılığı 1475 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca oluşan kıdem
tazminatı ve 90 günlük yıllık izin ücretinin ödenmesinin istenildiğinin
görüldüğü; bu durumda, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde, uyuşmazlığın 1475
sayılı Kanuna tabi olarak çalışılan döneme ait olması nedeniyle adli yargı
yerlerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle davayı görev yönünden
reddetmiş; bu karar kesinleşmiştir.
Davacı,
önceki istemine ek olarak, 250,00YTL kıdem tazminatının ve 250,00YTL izin
ücretinin 9.7.2003 tarihinden itibaren hesaplanacak faiziyle birlikte
ödenmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Ankara
7. İş Mahkemesi’nin, işin esasını inceleyerek verdiği 18.10.2006 gün ve E.2005/719,
K.2006/519 sayılı kararı; Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 8.3.2007 gün ve
E.2007/787, K.2007/6130 sayılı ilamı ile bozulmuştur.
ANKARA
7. İŞ MAHKEMESİ; 22.5.2007 gün ve E:2007/299, K:2007/231 sayı ile Mahkemeleri
kararının, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin ilamı ile bozulduğu, bozma ilamında;
"Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının 10.6.1993 tarihinden itibaren
Turban A.Ş.'de kapsam dışı personel olarak çalışmaya başladığı, Turban
A.Ş.'nin varlık satışı yoluyla kısmen özelleştirildikten sonra özelleştirme
kapsamındaki Sümer Holding A.Ş. ile birleştirilmiş olduğu, davacının 7.2.2003
tarihinden itibaren Sümer Holding bünyesinde çalıştığı, davanın da adı geçen
kuruluşa karşı açıldığı anlaşılmaktadır. Sümer Holding A.Ş. özelleştirme
kapsamında olup, henüz özelleştirme işlemi tamamlanmamıştır. Buna göre davacının
hizmet akdinin sona erdiği tarihte kamu hisselerinin %51'nin
özelleştirilmediği anlaşıldığından, Uyuşmazlık Mahkemesinin 21.1.1996 gün,
1995/1 Esas-1996/1 Karar sayılı ilke kararı uyarınca dava konusu uyuşmazlığın
çözüm yeri İdari Yargıdır. Mahkemece bu husus gözetilerek görevsizlik kararı
verilmesi gerekirken işin esasına girilerek hüküm kurulması hatalıdır."
denildiği gerekçesiyle; bozma ilamına uyularak, bozma ilamı doğrultusunda
görevsizlik kararı vermiş; bu karar
temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı
vekili 29.05.2007 tarihli dilekçe ile görevli yargı yerinin belirlenmesi için
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi isteminde bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli
yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin
istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece; idari yargı
kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin Başkanlık yazısı
üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın Çelik’in, davanın
çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davacının önce Turban Turizm A.Ş., daha sonra Sümer Holding A.Ş.’nde kapsam
dışı personel statüsünde çalıştığı, döneme ilişkin 10 yıl 28 günlük çalışma
süresi karşılığı tahakkuk edecek kıdem tazminatı ile 90 günlük yıllık izin
ücretinin ödenmesi isteminden ibarettir.
233 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi bir kuruluş olan Turban Turizm
A.Ş.’nin Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 01.03.1988 günlü işlemi ile Sümer
Holding A.Ş.’ne tüm hak ve yükümlülükleri ile devredilerek tüzelkişiliğinin
sona erdirilmesine karar verilmiş, bu karar üzerine Sümer Holding A.Ş.’ne
aynı statü ile devredilen davacı, Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne 657 sayılı
Yasaya tabi bir göreve atandığı tarihe kadar anılan kurumda görev yapmıştır.
Sümer Holding A.Ş.’nin tüm hisselerinin 4046 sayılı Özelleştirme
Uygulamalarının Düzenlenmesine Ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 3/a. maddesi ile verilen yetkiye
dayanılarak özelleştirme kapsam ve programına alınmasına Özelleştirme Yüksek
Kurulunca karar verilmiş olup; aynı Yasanın 4. maddesi ile, Başbakana bağlı
kamu tüzel kişiliğine sahip ve özel bütçeli olarak kurulan Özelleştirme
İdaresi Başkanlığının, özelleştirme programına alınan kuruluşlardan, anonim
şirket statüsünde olan ve anonim şirket haline dönüştürülen kuruluşların
sermayelerindeki kamu payı %50’nin altına düşünceye, diğerlerinde ise
özelleştirme uygulamaları sonucu devredildikleri tarihe kadar bunların
sermaye miktarını belirlemek, kuruluş, birleşme ya da bölünmelerinde gerekli
düzenlemeleri yapmak, mal varlıkları ile hak ve yükümlülüklerine ilişkin
esasları saptamak, hesapları ve faaliyetleri ile ilgili her türlü düzenlemeyi
yapmak, bu işlemleri kolaylaştırıcı önlemleri almak, yasal sınırlamalar saklı
kalmak kaydıyla, kuruluşların mali, yönetsel ve hukuksal yapıları ile ilgili
olarak düzenlemeler yapmak ve belirtilen diğer hususlarla görevli ve yetkili
olduğuna işaret edilmiştir.
4046 sayılı
Yasanın 22. maddesinde, özelleştirme programına alınan, özelleştirilen,
faaliyeti durdurulan, küçültülen, kapatılan ya da tasfiye edilen kuruluşlarda
çalışan 657 sayılı Yasaya tabi personel ile kapsam dışı personel dahil, sözleşmeli
personelin “kamu personeli” olduğu ifade edilmiş ve bunların diğer kamu kurum
ve kuruluşlarına nasıl nakledilecekleri ile özlük ve diğer haklarına ilişkin
düzenlemelere yer verilmiştir.
Yukarıdan
beri açıklandığı üzere, Sümer Holding A.Ş. özelleştirme sürecine girmiş
olmakla birlikte dava tarihi bakımından satışı henüz tamamlanmadığından kamu
kuruluşu niteliğini sürdürmekte olup, davacının da gerek bu kuruluşta,
gerekse bu kuruluşa devredilmeden önce görev yaptığı Turban Turizm A.Ş.’nde
çalıştığı dönemdeki statüsü bakımından 4046 sayılı Yasada açıkta belirtilmiş
olan “kamu personeli” olduğu kuşkusuzdur.
Bu
durumda, çalıştığı dönemdeki statüsü bakımından kamu personeli olan davacı
ile bir kamu kuruluşu olduğu çekişmesiz bulunan Sümer Holding A.Ş. arasındaki
ilişkinin, yönetim hukuku ilkelerine dayanan ve yönetim hukuku kurallarıyla
düzenlenen bir kamu hukuku ilişkisi olduğu açıktır. Her ne kadar davacı
tarafından kıdem tazminatının ve yıllık izin
ücretinin ödenmesine hükmedilmesi istemiyle dava açılmış ise de, bu
durum, kamu personeli olan davacı ile yönetim arasında kamu hukukuna ilişkin
bulunan hukuksal ilişkinin niteliğini değiştirmemektedir.
Belirtilen
tüm bu hususlar ile 1.3.1996 tarih ve 22567 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanmış bulunan Uyuşmazlık Mahkemesinin 22.1.1996 gün ve E:1995/1,
K:1996/1 sayılı kararıyla, özelleştirme kapsamında bulunan kuruluşlarda kapsam
dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan
anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğuna ve konunun 2247 sayılı
Yasanın 30. maddesi uyarınca bu doğrultuda ilke kararına bağlanmasına karar
verilmiş olması karşısında, davacıya kapsam dışı personel olarak çalıştığı
döneme ilişkin kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti ödenip ödenemeyeceğinden
doğan uyuşmazlık konusu davanın, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekeceği
açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, Ankara 4. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 4.İdare Mahkemesi’nce verilen 09.01.2004 gün ve
E:2004/1 ve K:2004/8 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2007/402
KARAR NO: 2008/187
KARAR TR : 7.7.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : Uyuşmazlık Mahkemesi’nce; 2918 sayılı
Yasa’nın 116. maddesinde öngörülen biçimde araç tescil plakasına göre verilen
para cezasına karşı açılan
davaların, adli yargının görev alanında görüldüğü ve Sulh Ceza Mahkemesince,
uyuşmazlığın özü olan ceza tutanağının içeriğine ilişkin olarak yargılama
yapılarak işin esası hakkında karar verildiği dikkate alındığında; asıl para
cezasının zamanında ödenmemiş olmasından dolayı arttırılan para cezasına
karşı yapılan itirazın da ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : S.A.
Davalı : Hatay
Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü
O L A Y : Davacının araç
tescil plakasına, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 51.maddesine
aykırılık (hız sınırını aşma) nedeniyle trafik zabıtasınca 29.4.2004 tarih, DD-244296 seri no.lu trafik ceza tutanağı
ile 169.400.000 TL. para cezası kesilmiştir.
Davacı,
hakkında trafik ceza tutanağı düzenlendiğini vergi dairesine gittiğinde
öğrendiğini, bu nedenle itiraz da edemediğini, haberi olmadığı için cezanın 3
katına çıkarak 508.00 YTL olduğunu iddia ederek, para
cezasının kaldırılması istemiyle 11.8.2006 gününde adli yargı yerinde
itirazda bulunmuştur.
HATAY
2.SULH CEZA MAHKEMESİ; 20.11.2006 gün ve SAYI: 2006/630 Müt. sayı ile, itiraz edenin yokluğunda düzenlenen tutanağın,
05.07.2004 tarihinde Cumhuriyet Mah. Cemal Gürsel Cad. Süslü Apt. No: 1
Samandağ adresine tebliğe çıkarıldığı ancak adreste tanınmadığından bahisle
tebliğ edilemediği, ceza tutanağının Hatay Vergi Dairesi Müdürlüğünde
16.09.2004 tarihinde askı ilanın yapıldığı, bu suretle tutanağın
kesinleştiğinin belirlenmiş olduğu, itiraz edenin Mahkemelerine müracaat
tarihi, ceza tutanağını öğrenme tarihi kabul edilmekle 5326 sayılı Kabahatler
Kanunun 27. ve 28/1-c bendi gereği itirazın yasal süre içersinde yapıldığının
kabul edildiği; evrak ve idarenin cevap dilekçesi birlikte
değerlendirildiğinde; itiraz eden hakkında, radarlı hız kontrolünde hız
sınırını %30’dan fazla aştığı tespit edilmekle, 2918 sayılı yasanın
51/2-b.fıkrası gereği trafik ceza tutanağı düzenlendiğinin belirlendiği;
itiraz edenin radarla hız kontrolünde hız sınırını aştığı için düzenlenen
trafik ceza tutanağının, hukuka uygun olarak düzenlendiği; tutanağın
kesinleşme şekli ve belirlenen cezaya faiz işlemesi nedeni ile cezanın artmış
olmasının mahkemelerinin görev alanına girmeyip, idari yargıda
halledilebilecek bir sorun olduğu sonucuna varılarak, itirazın reddine dair
aşağıdaki gibi hüküm kurulmuş olduğu; açıklanan gerekçe sonucunda; İtirazın
REDDİNE, İdari para cezasının miktarı itibarı ile 5326 sayılı yasanın 28/9.
maddesi gereğince kesin olmak üzere, karar vermiştir.
Davacı bu kez; adına kayıtlı bulunan aracı için 1.11.2004 tarihinde
davalı idare tarafından 169.40 YTL ceza yazıldığını, ancak kendisine tebliğ
edilmemesi nedeniyle itiraz edemediğini ve cezanın 3 katına çıkarak 508,00
YTL olduğunu, cezanın kaldırılması söz konusu olmasa dahi yasal faiz
dışındaki ana parayı ödemeye hazır olduğunu iddia ederek, tebligat usulsüz
olduğundan para cezasının faizinin kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde
dava açmıştır.
HATAY
İDARE MAHKEMESİ; 8.12.2006 gün ve E:2006/445, K:2006/25 sayı ile, 5326 sayılı
Kabahatler Kanununun yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden itibaren idari
para cezalarına karşı açılan davaların, Kabahatler Kanunun kapsamında olduğu
ve idari yaptırım olarak para cezası öngören kanunlarda itiraz yeri olarak
idare mahkemeleri gösterilmiş olsa dahi görüm ve çözümün adli yargı
yerlerinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığından, dava konusu para
cezasına karşı açılan davada görevli yargı yerinin adli yargı olduğu; dava
konusu olayda da, davacının adına kayıtlı bulunan aracı için 1.11.2004
tarihinde davalı idare tarafından 169.400.000 TL para cezası tahakkuk
ettirildiği, ancak davacının kendi iddiasına göre bu ceza tutanağının
kendisine tebliğ edilmemesi nedeniyle bu cezanın ödenmediği, bunun üzerine
cezanın 3 katına çıkarılarak 508,00 YTL olarak tahakkuk ettirilmesi
sonucunda, davacının ana para dışındaki fazlaya ilişkin (3 katına
çıkarılmasına) kısmının kaldırılması için bakılan davayı açtığının anlaşılmış
olduğu, uyuşmazlığın özünün trafik para cezasından kaynaklanmış olması ve
ceza miktarının asıl para cezasının zamanında ödenmemiş olmasından dolayı
arttırılarak uygulanması karşısında, asıl para cezasının devamı niteliğinde
olan bu para cezasına karşı açılan davada da görevli yargı yerinin adli yargı
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş;
bu karar kesinleşmiştir.
Davacı bu
kez; tarafına tebligat yapılmadığını, tutanağın kesinleşme şekli ve
belirlenen cezaya faiz işlemesi nedeni ile cezanın artmış olmasının
mağduriyetine neden olduğunu, bu nedenle hakkında verilen cezanın yasal faizi
ile birlikte kaldırılması istemiyle, yeniden
adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
HATAY 2.SULH CEZA MAHKEMESİ; 28.2.2007 gün ve SAYI:
2007/54 Müt. sayı ile, Mahkemelerinin
20.11.2006 tarih 2006/630 Müt sayılı kesin kararı ile; aynı itiraz eden
tarafından yapılan talep sonucunda; itiraz edenin radarla hız kontrolünde hız
sınırını aştığı için düzenlenen trafik ceza tutanağının hukuka uygun olarak
düzenlendiği sonucuna varıldığından, itirazın reddine karar verilmiş olduğu;
itiraz edenin, tutanağın kesinleşme ve belirlenen cezaya faiz yürütülmesine
dair itirazında ise idari yargıda halledilecek bir sorun olduğuna dair karar
gerekçesinde değinildiği; itiraz edenin, para cezasına uygulanan faizin
kaldırılmasına karar verilmesi istemi ile Hatay İdare Mahkemesine başvurduğu,
Mahkemenin 08.12.2006 tarih 2006/445-25 EK sayılı kararı ile Kabahatler
Kanunun 27.maddesi gereği talep konusunda görevli yargı yerinin adli yargı
olduğundan bahisle görev yönünden red kararı verildiği, kararın 28.01.2007
tarihinde kesinleştiğinin belirlendiği; Mahkemelerinin 20.11.2006 tarih
2006/630 Müt sayılı kararı ile, itiraz başvurusu üzerine, sürücüsü
belirlenemediği için tescil plakasına yazılan ceza tutanağı içeriğinin hukuka
uygun olduğu kabul edilmekle itirazın reddine dair karar verilmiş olduğu,
itiraz konusu yapılan tutanağın tebliğ işleminin usulsüzlüğü ile cezaya
yürütülen faiz konusunda karar gerekçesinde idari yargıda halledilmesi
gereken bir sorun olduğundan bahsedilmiş bulunulduğu; bu konuda her hangi bir
hüküm kurulmamış olduğu; bu itibarla; Trafik Ceza Tutanağının tebliği ve
cezaya faiz yürütülmesi işlemleri birer idari işlem olup, adli yargının görev
alanına girmediği; idari yargıda halledilmesi gerektiği sonucuna
varıldığından; ancak İdare Mahkemesince de aynı konu ile ilişkin adli
yargının görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verildiği belirlendiğinden,
görev konusunda çıkan uyuşmazlığın çözümü için 2247 sayılı Yasanın 19.
maddesi gereğince dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiş, bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;
I-İLK
İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü,
E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2’nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da
şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine
ya da beraatına hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri
arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında
kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği
sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...”açıkça
belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, Trafik Ceza Tutanağının tebliği ve cezanın üç
katına çıkarılması yönünden tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada;
idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş
ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine
gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği
karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre,
idari yargı yerinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince
de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz
görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir
davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma
görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu
belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma
olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin
ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasa
koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması
halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma
iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa
zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile daha önce görevsizlik
kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el
çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla
yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da
öngörülen yönteme uymamakta ise de; Hatay 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen
yapılan başvurunun, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü
ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan ve Trafik Ceza Tutanağının
tebliği ve cezanın üç katına çıkarılması yönünden doğmuş bulunan olumsuz
görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. .
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın Çelik’in, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2918
sayılı Yasa’nın 51 maddesine aykırılık nedeniyle, trafik zabıtasınca araç
tescil plakasına göre düzenlenen trafik ceza
tutanağı ile kesilen para cezasının; Trafik
Ceza Tutanağının tebliğinin yapılmadığı ve cezanın üç katına çıkarılmasının
usulsüz olduğu iddialarıyla, iptali istemiyle açılmıştır.
Ancak Hatay 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce, işlem ayrılarak, sürücüsü
belirlenemediği için tescil plakasına yazılan ceza tutanağı içeriğinin hukuka
uygun olduğu kabul edilerek itirazın reddine; ancak Trafik Ceza Tutanağının
tebliği ve cezaya faiz yürütülmesi işlemlerinin birer idari işlem olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş; Hatay İdare Mahkemesi’nce de;
uyuşmazlığın özünün trafik para cezasından kaynaklanmış olması ve ceza
miktarının asıl para cezasının zamanında ödenmemiş olmasından dolayı
arttırılarak uygulanması karşısında, asıl para cezasının devamı niteliğinde
olan bu para cezasına karşı açılan davada da görevli yargı yerinin adli yargı
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi
nedeniyle; olumsuz görev uyuşmazlığının Trafik Ceza Tutanağının
tebliği ve para cezasının üç katına çıkarılması yönünden sınırlandırılması
gerekmektedir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal
güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini
ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; 51
maddesinin ilk iki fıkrasında; sürücülerin, aksine bir karar alınıp
işaretlenmemişse yönetmelikte belirtilen hız sınırlarını aşmamak zorunda
oldukları, hız ölçen teknik cihaz veya çeşitli teknik usullerle yapılan
tespit sonucu hız aşan sürücülere para cezası uygulanacağı hususu
düzenlenmiştir.
Anılan
Yasanın İkinci Bölümünde yer alan 121. maddede, “ Para cezalarının tahsilinde ve takibinde uygulanacak esas ve
usuller ile kullanılacak makbuzun, suç ve ceza tutanağının şekli ve kullanma
esasları ile Bayındırlık Bakanlığı mensuplarından hangi niteliklere sahip
kişilerin, hangi şartlarda, suç ve ceza tutanağı düzenleyeceği, genel
zabıtaya mensup kişilerin bu Kanuna göre düzenleyecekleri tutanaklar hakkında
yapılacak işlemler, yetki sınırları, koordinasyon ve işbirliği esasları
İçişleri,Maliye ve Bayındırlık bakanlıklarınca müştereken çıkarılacak
yönetmelikte gösterilir.
Makbuz ve
tutanaklar Maliye Bakanlığınca bastırılır ve trafik kuruluşlarına dağıtım
sağlanır.” Hükmüne yer verilmiştir.
Bu madde
dayanak alınarak çıkarılan “Trafik Para Cezalarının Tahsilinde ve Takibinde
Uygulanacak Esas ve Usuller İle Kullanılacak Belgeler Hakkında Yönetmelik”
in;
“Tescil Plakasına Göre Düzenlenen Tutanaklar İçin Yapılacak İşlemler”
başlıklı 10. maddesinde”, “(Değişik:22.04.2003-25087) Karayolları Trafik Kanunu'nun 116.
maddesi hükümleri gereğince, görevlilerce yetki sınırları içerisinde tescil plakasına
göre düzenlenen tutanaklar;
a) Aracın
kayıtlı olduğu kuruluştan arşiv kayıtlarına göre araç sahibi veya işleteni
tespit edilerek (birden fazla ise ilk sıradaki) Tutanağın boş kalan yerleri
doldurularak ilgiliye 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca tebliğ
edilir ve Tutanağın bir nüshası takip ve tahsil için ilgili mal sandığına
gönderilir. Tebligat işlemine yedi iş günü içinde başlanır. Yapılan
tebligatta bu şekilde uygulanan cezalar için, tebliğ tarihinden itibaren yedi
gün içinde yetkili mahkemeye itiraz edebilecekleri belirtilir. İtiraz,
ödemeyi ve ödeme ile ilgili süreyi durdurur. Ancak itiraz üzerine verilen
kararlar kesindir.
b) Tescil
plakasına göre tutanak düzenlenen araçlar, Tutanağın düzenlendiği yerin
dışında başka bir tescil kuruluşuna kayıtlı olup bilgisayar sorgulamasında
adresi tespit edilemiyorsa, adres tespiti için Tutanağın iki nüshası ilgili
tescil kuruluşuna yedi iş günü içerisinde gönderilir. Tescil kaydına göre
araç sahibi veya işleteninin adresleri arşiv kayıtlarından tespit edilir ve
7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca 7 iş günü içerisinde tebliğ
işlemlerine başlanarak tebligat yapılır, Tutanağın bir sureti de takip ve
tahsili için ilgili mal sandığına gönderilir.
(…)
Karayolları
Trafik Kanunu'nca tescil plakasına göre düzenlenen ve Tebligat Kanunu
hükümleri uyarınca tebliğ edilemeyen ceza tutanakları, ilgili mal
sandıklarına takip ve tahsili için gönderilir.”;
“Para Cezalarının Ödenmesinde Takip Edilecek Esas ve Usuller Para
Cezalarının Ödenebileceği Yerler ve İşlemler” başlıklı 11. maddesinde, “ Para cezalarının alındı karşılığı derhal ödemeyenler için
yetkili kılınmış görevlilerce “Trafik Ceza Tutanağı” düzenlenir.
Bu ceza tutanaklarında
yazılı trafik para cezaları Maliye ve Gümrük Bakanlığı'nın Sayman Mutemetlerine,
Mal Sandıklarına veya bu Yönetmeliğin altıncı maddesine göre yetkili kılınmış
görevlilere ödenebileceği gibi PTT idaresine veya bu Bakanlığın yetkili
kıldığı bankalara ödenebilir.
Para
cezalarını tahsil eden banka veya PTT idaresi, Maliye ve Gümrük Bakanlığı'nca
tespit edilen süre içinde, ceza tutanaklarında belirtilen mal sandıklarına
bilgi vermek zorundadırlar.
Banka veya
PTT ile yapılan ödemelerde paranın bankaya veya PTT’ye veriliş tarihi
ödeme tarihi sayılır.
PTT veya bankalara
ödenecek para cezalarının tahsil ve takibinde uygulanacak esas ve usuller ile
koordinasyon ve işbirliği Maliye ve Gümrük Bakanlığı ile bu kuruluşlar
arasında yapılacak protokolle belirlenerek, ilan edilir.”;
“Para Cezalarının Ödeme Süresi” başlıklı 12.
maddesinde ise, “Alındı karşılığı tahsilat derhal yapılamadığı takdirde
düzenlenen ceza tutanağının bir örneğinin ilgiliye verildiği veya tebliğ
edildiği tarihten itibaren para cezalarının on gün içinde ödenmesi gerekir.
On gün içinde
ödenmeyen para cezaları iki katına çıkar ve ödeme süresi on gün daha uzar, bu
süre içinde de ödenmeyen para cezaları üç katına çıkar.
PTT veya
banka idareleri bu süreleri dikkat ederek tahsilat yapmak zorundadır.”
denilmiştir.
Anayasa’nın
125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, buna göre idare, hukuka
aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerinden doğan hak ihlâlini tam olarak
gidermek; diğer bir ifadeyle hakları ihlâl edilenlerin uğradığı gerçek
zararları tazmin etmekle yükümlü bulunmaktadır.
Nitekim,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddesine göre, ilgililerin
haklarını ihlâl eden bir idari işlem dolayısıyla idari yargı yerlerinde
doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte
açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması
üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde
verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan
dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası
açabilmeleri olanaklıdır.
2577
sayılı Yasa’nın 12. maddesine göre ilgililerin haklarını ihlâl eden bir idari
işlem dolayısıyla bu işleme karşı açtıkları iptal davasının sonuçlanması
üzerine açacakları tam yargı (ve benzeri) davasının görüm ve çözümünde, iptal
davasına bakan yargı merciinin görevli olduğu kuşkusuzdur.
Olayda,
araç tescil plakasına kesilen trafik para cezasının tebliğ edilmediği ve bu
nedenle cezanın arttığı iddiasıyla cezaya itiraz eden davacının isteminin;
Sulh Ceza Mahkemesi tarafından cezanın aslı yönünden reddedildiği, Trafik
Ceza Tutanağının tebliği ve cezaya faiz yürütülmesi işlemleri yönünden ise
ayrıma tabi tutularak görevsizlik kararı verildiği görülmüştür.
Ancak,
yukarıda ayrıntılı olarak yazılan 2918 sayılı Yasa ve ilgili Yönetmelik
hükümlerinin incelenmesinden; Yasanın 51. maddesi uyarınca kesilen 169.40,YTL
trafik para cezasının, süresinde ödenmemesi üzerine, Yönetmeliğin 12.
maddesinin uygulanması suretiyle, üç katına çıkarak 508.20 YTL olduğu ve bu
miktarın yargı organları nezdinde uyuşmazlık konusu edildiği anlaşılmaktadır.
Yargı organlarınca yapılan yargılama faaliyeti esnasında ise, davacı
tarafından ileri sürülen iddiaların ve sunulan kanıtların, dava konusu edilen
işleme etkilerinin değerlendirileceği ve işlemin iptaline/itirazın kabulüne
ya da davanın/itirazın reddine gerekçe oluşturacağı açıktır.
Bu durumda, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce;
2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesinde öngörülen biçimde sürücüsü belirlenemediği
için araç tescil plakasına göre verilen para
cezasına karşı açılan davaların, adli yargının görev alanında
görülmesi ve Sulh Ceza Mahkemesince de uyuşmazlığın özü olan ceza tutanağının
içeriğine ilişkin olarak yargılama yapılarak işin esası hakkında karar verildiği
dikkate alındığında; asıl para cezasının zamanında ödenmemiş olmasından
dolayı arttırılan bu para cezasına karşı açılan davada da görevli yargı yeri,
adli yargı olacaktır.
Açıklanan
nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun
reddi gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Hatay 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin
2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen 28.02.2007 gün ve SAYI:2007/54 Müt. sayı ile
yapılan BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2007/437
KARAR NO: 2008/188
KARAR TR : 7.7.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : Çevrenin Korunması Yönünden Kontrol
Altında Tutulan Yakıt ve Atıklara İlişkin Tebliğ (Dış Ticarette
Standardizasyon: 2005/3) uyarınca, 30.000 Mton antrasit ithalatı için alınan
Kontrol Belgesi kapsamında; davacı şirket tarafından verilen Taahhütnamenin
15. ve 16. maddelerine aykırı olarak evrakların geç gönderilmesi nedeniyle,
aynı Taahhütnamenin 21/b maddesinde yazılı bedelin (cezai şart) ödenmesi ve
cezai şartın zamanında ödenmemesi durumunda yine aynı taahhütname uyarınca
6183 sayılı Kanuna göre işlem yapılacağının bildirilmesi yolunda tesis edilen
işlemin iptali istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : İÇDAŞ
Çelik Enerji Tersane Ve Ulaşım San. A.Ş.
Vekili : Av.
Y.S.
Davalı : Çevre ve
Orman Bakanlığı (Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü )
O L A Y : Davacı
Şirkete, 31.12.2004 tarihli ve 25687 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan
"Çevrenin Korunması Yönünden Kontrol Altında Tutulan Yakıt ve Atıklara
İlişkin Tebliğ (Dış Ticarette Standardizasyon: 2005/3)" sayılı Tebliğ
uyarınca, 28.02.2005 tarihinde "2005.ÇYG.02.78" numaralı Kontrol
Belgesi verilmiştir.
2005/3 sayılı Tebliğin "Ek I ve Ek II/A-B sayılı
listelerde yer alan yakıt, atık ve metal hurdaların ithalatında Kontrol
Belgesi alınabilmesi için; (...) ile Çevre ve Orman Bakanlığı'nca istenecek
taahhütname ve diğer bilgi ve belgelerle birlikte malların ihracatçı ülkede
çıkış işlemleri tamamlanmadan önce anılan Bakanlığa başvurulur"
şeklindeki 2. maddesi uyarınca Davacı Şirketten 02.02.2005 tarihinde bir
“Taahhütname” alınmıştır.
Davalı Çevre ve Orman Bakanlığı (Çevre Yönetimi Genel
Müdürlüğü)nün 23.11.2005 günlü ve 65773 sayılı yazısıyla;
a) Kontrol Belgesi'nin, geçerlik süresi olan 08.08.2005
tarihini izleyen 30 günlük sürenin sonu olan 07.09.2005 tarihinde değil de,
08.09.2005 tarihinde kapatılmış olması gerekçesiyle, Verilen Taahhütnamenin
15. maddesinin (a) bendine binaen ve 21. maddesinin (b) bendi uyarınca, CIF
değerinin % 5'i olan 80.637,205 ABD Doları;
b) 1. parti olan 4.551,520 Mton yakıtın analiz raporunun
geç gönderilmesi nedeniyle, verilen Taahhütnamenin 16. maddesinin (a) bendine
binaen ve 21. maddesinin (b) bendi uyarınca, CIF değerinin % 5'i olan
20.595,628 ABD Doları;
c) 2. parti olan 9.277,603 Mton yakıtın analiz raporunun
geç gönderilmesi nedeniyle, verilen Taahhütnamenin 16. maddesinin (a) bendine
binaen ve 21. maddesinin (b) bendi uyarınca, CIF değerinin % 5'i olan
45.840,704 ABD Doları;
d) 3. parti olan 3.864,182 Mton yakıtın analiz raporunun
geç gönderilmesi nedeniyle, verilen Taahhütnamenin 16. maddesinin (a) bendine
binaen ve 21. maddesinin (b) bendi uyarınca, CİF değerinin % 5'i olan
14.200,869 ABD Doları olmak üzere toplam 161.274,41 ABD Doları bedelin (cezai
şart) Çevre ve Orman Bakanlığı hesabına yatırılması,
aksi halde 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre tahsili cihetine gidileceği
yolundaki işlemi tesis etmiştir.
Davacı Şirket vekili, “Davalı İdarenin 23.11.2005 tarihli
ve 65773 sayılı, idari para cezası verilmesine ilişkin işleminin iptali”
istemiyle 6.12.2005 tarihinde adli yargı
yerinde itirazda bulunmuştur.
BAĞCILAR 1 .SULH CEZA MAHKEMESİ; 29.09.2006 gün ve E:
2005/1063 Müt., K: 2005/1063 Müt.sayı ile, dosyanın incelenmesinden, itiraza
konu idari para cezasının, Çevre Ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel
Müdürlüğünün 23.11.2005 tarih, 65773 sayılı yazısı ile verilmiş olduğu, söz
konusu yazıda özetle; muteriz tarafından Bakanlığa verilen 02.02.2005 tarihli
taahhütnamenin 15 ve 16.madde kapsamında evrakların geç gönderilmesi
nedeniyle 21(b) maddesinde yazılı bedelin (cezai şart) ödenmesinin gerektiği
ve toplam 161.274.41 $’ın yazının tebliğ edildiği tarihteki T.C Merkez
Bankası Döviz Satış Kuru üzerinden hesaplanarak TL. karşılığının Çevre Ve
Orman Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırılması gerektiğinin
bildirildiğinin görüldüğü; 5326 sayılı Yasanın 27.maddesinde, idari para
cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına
karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde
sulh ceza mahkemesine başvurulabilir denildiği, itiraza konu para cezasının,
taraflar arasında yapılmış olan ve yukarıda bahsi geçen 23.11.2005 tarihli
65773 sayılı yazı içeriğinde belirtilen 02.02.2005 tarihli taahhütnameden
doğan cezai şarta ilişkin olduğu, dolayısıyla idari para cezası niteliğinde
olmadığı ve bu nedenle de söz konusu idari işlemin, Mahkemelerince incelenebilecek
idari para cezalarına itiraz niteliğinden olmaması nedeniyle, muterizin
itirazının 5326 sayılı yasanın 28/1-b maddesi gereğince görev yönünden
reddine karar vermek ve tüm bu nedenlerle aşağıdaki şekilde hüküm kurmanın
gerekmiş olduğu; yukarıda açıklanan nedenlerle; 5326 sayılı yasanın 27/1
maddesinde idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari
yaptırımlara karşı sulh ceza mahkemesine başvurulabileceğinin belirtilmesi
karşısında, itiraza konu idari işlemin taraflar arasındaki taahhütten doğan
cezayı şarta ilişkin olması ve dolayısıyla idari para cezası niteliğinde
olmaması nedeniyle, 5326 Sayılı yasanın 28/1 -b maddesi gereğince başvuru konusu
idari işlemin sulh ceza mahkemesinde incelenebilecek işlerlerden olmaması
nedeniyle başvurunun görev yönünden REDDİNE karar vermiş; yapılan itiraz, Bakırköy
7. Ağır Ceza Mahkemesinin
26.01.2007 gün ve 2007/261 D. iş no.lu kararı ile kesin olarak reddedilmiş ve
bu karar kesinleşmiştir.
Davacı
vekili bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 6.İDARE MAHKEMESİ; 24.5.2007 gün ve E:2007/115 sayı ile, uyuşmazlık
konusu işlemin, davacı şirket tarafından Çevrenin Korunması Yönünden Kontrol
Altında Tutulan Yakıt ve Atıklara İlişkin Dış Ticarette Standardizasyon
Tebliği uyarınca davalı idareye verilen taahhütnameden doğan cezai şarta
ilişkin olduğu açık olup, uyuşmazlığa bakmaya görevli olan yargı yerinin
belirlenebilmesi bakımından, cezai şartın bir idari yaptırım olup olmadığının
ve 5326 sayılı Kanun kapsamında kabahat olarak değerlendirilip
değerlendirilemeyeceği hususunun açıklığa kavuşturulmasının gerektiği; 5326
sayılı Yasanın 3. maddesi hükmünden; Kabahatler Kanununun idari yaptırım
kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin diğer kanunlarda aksine
hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı, diğer kanunlarda görevli mahkemenin
gösterilmesi halinde ise söz konusu hükümlerin uygulanmayacağının
anlaşıldığı; bu durumda, 5326 sayılı Kanunun 16. maddesinin; idari
yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğu yolundaki
hükmü göz önünde bulundurulduğunda, taahhütnameden kaynaklanan cezai şartın
ödenmesine ilişkin işlemin idari para cezası niteliğinde olmadığı, ancak
idari bir yaptırım olduğu ve buna ilişkin uyuşmazlığın Kabahatler Kanunu
Kapsamında çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmakla, bu konuda idare
mahkemelerinin görevli olduğu yolunda bir kanun hükmü de mevcut olmadığından,
5326 sayılı Kanunun 3. maddesi uyarınca Sulh Ceza Mahkemesince çözümlenmesi
gereken uyuşmazlığa ilişkin davanın, idari yargı yerinde görülüp
çözümlenmesine hukuken olanak bulunmadığı; açıklanan nedenlerle, Mahkemelerinin
görevsizliğine, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyiş
Hakkında Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu
konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine, karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle
incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne
alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk
Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19.
maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında
doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar
verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın Çelik’in, davanın
çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Çevrenin Korunması Yönünden Kontrol Altında Tutulan Yakıt ve
Atıklara İlişkin Tebliğ (Dış Ticarette Standardizasyon: 2005/3) uyarınca,
ısınma amaçlı kullanılmak üzere 30.000 Mton antrasit ithalatı için alınan
Kontrol Belgesi kapsamında; davacı şirket tarafından verilen Taahhütnamenin
15. ve 16. maddelerine aykırı olarak evrakların geç gönderilmesi nedeniyle,
aynı Taahhütnamenin 21/b maddesinde yazılı bedelin (cezai şart) ödenmesi ve
cezai şartın zamanında ödenmemesi durumunda yine aynı taahhütname uyarınca
6183 sayılı Kanuna göre işlem yapılacağının bildirilmesi yolunda tesis edilen
23.11.2005 tarih ve 65773 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
2709 sayılı 1982 Anayasasının 56.
maddesinde; herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu,
çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin
Devletin ve vatandaşların ödevi olduğu belirtilmiş; Devlete yüklenilen,
çevrenin korunması ve kirlenmesinin önlenmesi ödevi, 8/5/2003 tarih 25102
sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4856 sayılı Çevre ve Orman
Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun ile anılan Bakanlığa
verilmiştir.
Dış ticarette teknik düzenleme, standardizasyon, uygunluk
değerlendirmesi ve belgelendirme faaliyetleri çerçevesinde, ithalatta insan
sağlığının ve emniyetinin, hayvan veya bitki varlığının veya çevrenin
korunmasını sağlamak amacıyla, hazırlanan ve 96/7794 sayılı Bakanlar Kurulu
Kararı ile kabul edilen “Dış Ticarette Teknik Düzenlemeler ve Standardizasyon
Rejim Kararı”, 01.02.1996 tarih ve 22541 (mükerrer) sayılı Resmî Gazetede
yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur.
Söz konusu Rejim Kararı'nın 4. maddesinde, "Çevre
kirliliğine yol açtığı veya bu yönden risk taşıdığı tespit edilen her türlü
atık, artık, kimyevi madde ve ürünü ithal edenlere, kusur şartı aranmaksızın,
genel hükümler dışında ayrıca bu Kararın 5 inci maddesindeki müeyyideler
uygulanır." hükmü; 5. maddesinde, "Bu Karar ve bu Karara istinaden
yayımlanacak yönetmelik, tebliğ, talimat ve taahhütnamelere aykırı
davrananlar ... hakkında ilgili kanun hükümleri saklı kalmak üzere, ayrıca
aşağıdaki müeyyidelerden biri veya birkaçı uygulanır." hükmü getirilmiş;
aynı maddenin (f) bendinde de, Taahhütname alınan durumlarda,taahhütnamede
belirtilen meblağın, 6183 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde ithalatçının bağlı
bulunduğu vergi dairesince tahsil edileceği, öngörülmüştür.
Yukarıda sözü edilen Rejim
Kararı'na dayanılarak, Dış Ticaret Müsteşarlığı'nca hazırlanan ve 31 Aralık
2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan "Çevrenin Korunması Yönünden
Kontrol Altında Tutulan Yakıt ve Atıklara İlişkin Tebliğ (Dış Ticarette
Standardizasyon: 2005/3) ile Tebliğ eklerinde yer alan madde ve yakıtların
ithalden önce ve fiili ithal sırasında çevrenin korunması yönünden uygunluğunun
onay yetkisi Çevre ve Orman Bakanlığına verilmiştir.
Söz konusu Tebliğin 1. maddesine göre, ithal edilecek
yakıtlarda çevrenin korunması yönünden uygunluğun, Bakanlıkça verilecek
Kontrol Belgesi ile belgeleneceği; bu kontrol belgesinin alınabilmesi için,
ithalatçı firmanın, Tebliğin 2. maddesinde sayılmış olan, proforma fatura,
analiz sertifikası, kontrol belgesi ile birlikte sanayici taahhütnamesi ve
ithalatçı firmadan alınan Taahhütnamenin Bakanlığa verilmesinin gerektiği, Kontrol
Belgesinin süresinin, Tebliğin 8. maddesine göre altı ay olduğu belirtilmiş;
11. maddesinde de, sanayicilerin ve sanayici adına ithalat yapan firmaların,
bu Tebliğ hükümlerine ve bu Tebliğ gereğince alınan taahhütnamelere aykırı
fiillerinden müteselsilen sorumlu oldukları hükme bağlanmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarenin
08.02.2005 tarih ve 1093 sayılı yazısı ile 2005/3 sayılı Tebliğ kapsamında
yapılan inceleme sonucu, Davacı Şirkete sanayi amaçlı kullanılmak üzere
30.000 (otuz bin) Mton antrasit ithalatı için 08.02.2005 tarih ve
2005.ÇYG.02.78 no.lu Kontrol Belgesinin verilmiş olduğu; bu Tebliğ uyarınca;
İdarece Kontrol Belgesi verilirken ithalatçı firmadan ithalat öncesi ve
sonrasında uyulması gerekli olan hususları ihtiva eden 2.2.2005 tarihli bir
Taahhütname alındığı; söz konusu Taahhütnamenin 15. Maddesinde "Kontrol
Belgesi dosyalarının kapatılması için;
a) Kontrol Belgesi kapsamı yakıtın tamamının ya da bir
bölümünün ithalatından vazgeçilmesi veya Kontrol Belgesi'nin geçerlilik
süresinin bitimi halinde, Bakanlığınız uygunluk yazısı, Kontrol Belgesi,
Yakıt Kalite Belgesi ve onaylı proforma faturanın asıllarını kontrol belgesi
geçerlilik süresi bitiminden itibaren en geç 30 gün içerisinde,
b)Kontrol Belgesi kapsamı yakıtın
tamamının ithalatının gerçekleşmesi halinde, gümrük giriş beyannamesi ile ihracatçı
tarafından verilen faturanın ve Bakanlığınızca düzenlenen Kontrol Belgesinin
ilgili gümrük idaresince onaylanmış bir nüshasını, kontrol belgesi geçerlilik
süresi bitiminden itibaren en geç 30 gün içerisinde , (…)"Bakanlığa
gönderileceği;
Taahhütnamenin 16.Maddesinin (a) bendinde
"İthal edilen yakıtın gümrükten çekilmesi aşamasında 5. 6. ve 7.
maddeler çerçevesinde alınan numunelerin 11.maddede belirtilen şekilde
yaptırılan analizlerin sonuçlarını belirten belgeyi, yakıtın millileşmesi
tarihinden itibaren en geç 30 gün içerisinde Bakanlığınıza ve ithalatın
gerçekleştirildiği limanın bağlı olduğu ilin Valiliğine (İl Çevre ve Orman Müdürlüğüne)
gönderileceği (…)";
Taahhütnamenin, Ceza Hükümleri başlıklı
21. maddesinde; maddelerde belirtilen hususlara aykırı davranılması halinde,
ithale konu yakıtın CIF değerine göre saptanan oranını bağlı bulunduğu vergi
dairesince taraflarına tebliğ edildiği tarihteki T.C.Merkez Bankası döviz
satış kuru üzerinden hesaplanacak TL(YTL) karşılığını Bütçeye gelir
kaydedilmek üzere Çevre ve Orman Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü
hesabına yatıracağı; 23. maddesinde ise, taahhütname hükümlerinin yerine
getirilmemesinden doğan alacakların, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip
ve tahsili kabul ve taahhüt edilmiştir.
Olayda, Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre
Yönetimi Genel Müdürlüğünce tesis edilen 23.11.2005 tarih, 65773 sayılı işlem
ile, davacı şirketten, Taahhütnamenin 15. ve 16. maddesi kapsamındaki evrakı
geç göndermesi nedeniyle 21(b) Maddesinde yazılı bedeli (cezai şart)
ödemesinin talep edildiği; işlemin sonuç kısmında, toplam 161.274,41 USD'nın,
bu yazının tebliğ edildiği tarihteki TC Merkez Bankası döviz satış kuru
üzerinden hesaplanarak TL karşılığının (...)15 gün içerisinde yatırılarak,
dekontun Bakanlıklarına iletilmesi gerektiği; aksi takdirde 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun hükümlerine göre işlem
yapılacağının bildirildiği anlaşılmıştır.
Buna göre,
davacı şirketin; Çevrenin Korunması Yönünden
Kontrol Altında Tutulan Yakıt ve Atıklara İlişkin Tebliğ(Dış Ticarette
Standardizasyon: 2005/3 sayılı) uyarınca; ithalat yapmak amacıyla Kontrol
Belgesi alabilmesi için davalı idareye Taahhütname vermesinin zorunlu şart olarak öngörüldüğü ve taahhütname hükümlerinin yerine getirilmemesi nedeniyle
cezai şarttan doğan alacakların, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip ve
tahsil edileceği hususları göz önüne alındığında, kamu alacağı
niteliği kazanan bedelin ödenmesinin bildirimi niteliğindeki dava konusu
işlemin, idarece kamu gücüne dayalı ve tek taraflı irade ile tesis edilmiş
idari işlem olarak kabulü gerekmektedir.
Bu
durumda, uyuşmazlığa konu edilen davanın, 2577 sayılı İ.Y.U.K.’nun 2/1-a.
maddesinde sayılan iptal davası kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı
yeri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesinin başvurusunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 6.İdare
Mahkemesi’nce 24.5.2007 gün ve E:2007/115 sayı ile yapılan BAŞVURUNUN
REDDİNE, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2007/487
KARAR NO: 2008/190
KARAR TR : 7.7.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : İ. K.
Vekili : Av. S.P.
Davalı : Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı
(İzmir Sigorta İl Müdürlüğü)
O L A Y : İşyeri bildirgesi, sigortalı işe giriş
bildirgesi, aylık prim ve hizmet belgelerinin, aylık sigorta prim bildirgelerinin,
dört aylık sigorta primleri bordrolarının yasal süre içersinde Kuruma
verilmemesi nedeniyle davacı adına 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun
140. maddesine göre idari para cezası verilmiş, yapılan itiraz komisyon
kararı ile reddedilmiştir.
Davacı
vekili, söz konusu para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerinde
itirazda bulunmuştur.
İZMİR
2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 23.1.2007 gün ve
D. İş E:2006/130, D.İş K:2007/87 sayı ile, 5560
sayılı Yasa ile değişik 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’na göre, 506 sayılı
Kanun’un 140. maddesinde görevli yargı yeri belirtilmediğinden davanın görüm
ve çözüm görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görev yönünden
başvurunun reddine karar vermiştir.
Davacı
vekili bu kez, aynı istemle 8.3.2007 tarihinde idari yargı yerinde dava
açmıştır.
İZMİR 3.
İDARE MAHKEMESİ; 23.3.2007 gün ve E: 2007/415, K:2007/377 sayı ile, 506
sayılı Kanunun 140. maddesi ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerine
göre idari para cezalarına karşı Sulh Ceza Mahkemelerinin görevli olduğu
gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleştikten sonra davacı vekilinin
talebi üzerine dava dosyası, 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 15. maddesi uyarınca
ortaya çıkan görev uyuşmazlığının çözümü için Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderilmiştir
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O. Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 07.07.2008 günlü toplantısında; Hâkim-Raportör G. Fatma BÜYÜKEREN’in
2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı
Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1
sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu
Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan,
‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından,
bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği...”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne
alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk
Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Her ne
kadar adli yargı yerince verilen kararın hüküm fıkrasında “ mahkemenin görevsizliğine”,
“davanın görev yönünden reddine” şeklinde bir ibare yer almamakta ise de,
karar gerekçesinde davanın idare mahkemesinde görülmesi gerektiğinin açıkça
belirtilmiş olması karşısında verilen kararın görevsizlik kararı olarak kabul
edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
İzmir 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen görevsizlik
kararının temyiz edildiği ve dava dosyasının temyiz incelemesi yapılmak üzere
Yargıtay’a gönderildiği, dosyanın halen Yargıtay’da olduğunun bildirildiği,
Mahkememiz ile adli yargı yeri arasında yapılan yazışmalar sonucu
anlaşılmıştır.
2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun
ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az
ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz
görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması
gerekir.
Bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca
ilgili makamlarca ileri sürülebilir.”, 27. maddesinde ise, “Uyuşmazlık
Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri
önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde
ileri sürülmemiş istemleri reddeder.” denilmektedir.
Açıklanan
nedenlerle, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının kesinleşmediği,
bu nedenle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi
gerekmiştir.
SONUÇ :
2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN,
aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2007/518
KARAR NO: 2008/191
KARAR TR : 7.7.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T :
Görevli bulunduğu askeri aracın uğradığı trafik kazası sonucunda ölen
J.Kd.Binbaşının eşi tarafından, idare aleyhine açılan tazminat davasının,
ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : İ. Ş. K.
Vekili : Av. S.A.
Davalı : İçişleri
Bakanlığı
O L A Y :Davacının eşi J.
Kd. Bnb. Serdar Köksoy, Batman İl Jandarma Komutanlığı, İstihbarat Şube
Müdürlüğünde çalışmakta iken, Diyarbakır E Tipi Cezaevinde bulunan
tutuklularla görüşme yapmak üzere görevlendirilmesi üzerine; adı geçenin emir
ve komutasında bir heyet oluşturulmuş, 27 Aralık 1997 günü saat 06.00
sularında Batman İli Jandarma Komutanlığına ait 772220 plakalı Peugeot
minibüs ve 772207 plakalı Beyaz Renault ile yola çıkılmış; Bismil İlçesi
Salat Köprüsüne gelindiğinde, trafik kazası olduğu görülmüş ve diğer
araçlarla birlikte jandarma konvoyu da durmuş; bu esnada, Batman
istikametinden gelen ham petrol yüklü bir tanker duramayıp yayalara ve
araçlara çapmış; davacının eşi, yaralı olarak olay yerinden alınarak
hastaneye kaldırılmış, ancak kurtarılamayarak hastanede vefat etmiştir.
Davacı
vekili, olay sebebiyle, müvekkilinin tazminat davası açma zorunluluğu
doğduğundan bahisle; fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydı ile
şimdilik 100.00, YTL. maddi, 10.000.00 YTL. manevi olmak üzere toplam, 10.100.00
YTL. tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte
davalıdan tahsili istemiyle 31.1.2007
gününde adli yargı yerinde dava açılmıştır.
Davalı
idare vekilince, birinci savunma dilekçesinde, davada idari yargının görevli
olduğu öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.
ANKARA 2.
ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 25.4.2007 günlü celsesinde E:2007/35 sayı ile, davanın sonuç olarak trafik kazası sebebiyle açılan bir
tazminat davası olduğu ve bu tür davalara adli mahkemelerde bakılması gerektiğinden
bahisle, davalı idarenin görev itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı
idare vekilince, süresinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe ve ekleri AYİM
Başsavcılığına gönderilmiştir.
ASKERİ
YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; Anayasanın
125’nci maddesinin son fıkrasında idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü olduğunun düzenlendiği, idari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılacak tam yargı
davalarının görüm ve çözümünün idari yargı yerlerinin görevine girdiğinin
tartışmasız olduğu; ancak dava konusunu oluşturan zararın davalı idareye ait
aracın trafik kazası yapması sonucu meydana gelmiş olması nedeniyle görevli
yargı yeri açısından Karayolları Trafik Kanunu hükümlerinin irdelenmesinin
gerektiği; 2918 sayılı Karayolları
Trafik Kanununun, trafik kazalarına ilişkin yedinci kısmını
izleyen hukuki sorumluluk ve sigorta
hakkındaki sekizinci kısmının,
'İşleten ve Araç İşleticisinin Bağlı Olduğu Teşebbüs Sahibinin Hukuki
Sorumluluğu" başlıklı birinci
bölümünde aynı başlıkla yer alan
85’nci maddesi, değişik birinci fıkrasında
"Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına
yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün
unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle
işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün
sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.” ve değişik beşinci fıkrasında "İşleten
ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın
kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi
sorumludur. " hükümlerini taşıdığı; aynı kısmın "Özel
Durumlar" başlıklı üçüncü
bölümünde Devlete ve kamu kuruluşlarına ait araçların durumunu düzenleyen değişik 106’ncı maddesinde ise; "Genel bütçeye dahil dairelerle
katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi
teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları
zararlardan dolayı, bu Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin
hükümleri uygulanır. " hükmüne yer verildiği; anılan 85nci maddeden,
işleten ve teşebbüs sahibinin, bir motorlu aracın işletilmesinden ve bu arada
aracın sürücüsünün ve işletme yardımcılarının eylem ve davranışlarından
dolayı üçüncü kişilerin uğradıkları zararlardan, kusurlu olup olmamalarına
bakılmaksızın "tehlike esası"na göre sorumlu tutuldukları; 106ncı
madde ile de, maddede sayılan kamu kurum ve kuruluşlarının işleten gibi aynı
hukuki sorumluluğa tabi kılındığının anlaşıldığı; sözü edilen Yasa
hükümlerinde, açıkça göreve ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi,
esasen 85nci maddedeki işletenin hukuki sorumluluğunun zarar gören üçüncü kişiler
bakımından ele alınmış olması karşısında, işleten veya teşebbüs sahibi ile
hizmet ilişkisi içinde bulunan araç sürücüsü veya diğer görevlilerin
uğradıkları zararlardan dolayı hukuki sorumluluğun genel hükümlere tabi
olmasının doğal olduğu; nitekim Karayolları Trafik Kanununun hukuki
sorumluluğa ilişkin diğer hükümlerinde, 85nci madde kapsamı dışında kalan
hallerde genel hükümlerin uygulanacağına işaret edilmiş bulunduğu; belirtilen
duruma göre, kamu kurumuna ait motorlu aracın kamu hizmetinin yürütülmesi
amacıyla işletilmesi sırasında, bir kamu görevlisinin yaralanması ya da
ölmesi nedeniyle uğranılan zararlardan dolayı, idarenin hizmet kusuru ya da
objektif sorumluluk esasları çerçevesinde sorumlu olup olmadığının yargısal
denetiminin, idari eylemden doğan zararların giderilmesi için açılacak bir
tam yargı davası kapsamında idari yargı yerlerince yapılacağı açık olduğu,
(Bkz.:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü 20.11.2000 tarih ve E.:2000/20,
K.:2000/47 sayılı kararı) Anayasa'nın 157nci maddesinde, Askeri Yüksek idare
Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker
kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden
doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi
olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker
kişi olması şartı aranmayacağının belirtildiği; 20.7.1972 günlü ve 1602
Sayılı Yasanın 25.12.1981 günlü ve 2568 Sayılı Yasa ile değişik 20nci maddesinde
de aynı hükmün yer aldığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya
bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi “ ve
“askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesinin
gerektiği; 1602 Sayılı Yasa'nın değişik 20nci maddesinde, Türk Silahlı
Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri
memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve
erler ile sivil memurların asker kişi sayıldığı; idari eylemin "askeri
hizmete ilişkin bulunması" eylemin kanun ve nizamlarının Türk Silahlı
Kuvvetlerine tanıdığı yetki ve görevlerin yerine getirilmesi amacına yönelik
olması anlamını taşıdığı, askeri nitelikte idari eylemi de, askeri kural ve
gerekler çerçevesinde yürütülen askeri hizmet sırasındaki bir hareket, tutum
veya meydana gelen ya da getirilen bir olay
olarak tanımlamanın olanaklı
olduğu; idari eylemin ''asker kişiyi ilgilendirmesi" için, eylemin bir
asker kişiye yönelmesi, zarar verici etkilerini bir asker kişinin beden
bütünlüğü veya malvarlığı sahasında meydana getirmiş olmasının gerektiği;
olayda, davalı idareye ait aracın tahsis
edildiği görevin veya hizmetin yürütülmesi sırasında araçta yolcu olarak
bulunan Jandarma Binbaşının yapılan trafik kazası sonucu ölümü dolayısıyla,
uğranılan zararların idare tarafından tazmin edilmesi istenildiği
anlaşılmakla, zararın askeri bir görevin/hizmetin yürütülmesi sırasında
doğması ve asker kişinin bedeninde oluşması karşısında, davada idari eylemin
"askeri hizmete ilişkin bulunması" ve "asker kişiyi ilgilendirmesi"
koşullarının birlikte gerçekleştiği ve dolayısıyla AYİM'in görevli olduğunun
değerlendirildiği; gerekçesiyle, askeri idari yargı yararına olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarmış ve 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev
konusunun incelenmesini uyuşmazlık Mahkemesinden istemiştir.
Başkanlıkça,
2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısından yazılı düşüncesi istenilmiştir.
YARGITAY
CUMHURİYET BAŞSAVCISI; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu hükümlerinde
açıkça göreve ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi, esasen 85.
maddedeki işletenin hukuki sorumluluğunun zarar gören üçüncü kişiler
bakımından ele alınmış olması karşısında, işleten veya teşebbüs sahibi ile
hizmet ilişkisi içinde bulunan araç sürücüsü veya diğer görevlilerin
uğradıkları zarardan dolayı hukuki sorumluluğun genel hükümlere tabi
olmasının doğal bulunduğu, nitekim anılan Yasa’da 85. madde dışında kalan
hallerde genel hükümlerin uygulanacağına işaret edildiği, belirtilen duruma
göre kamu kurumuna ait motorlu aracın kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla
işletilmesi sırasında bir kamu görevlisinin yaralanması ya da ölmesi
nedeniyle uğranılan zararlardan dolayı idarenin hizmet kusuru ya da objektif
sorumluluk esasları çerçevesinde sorumlu olup olmadığının yargısal
denetiminin, açılacak tam yargı davası kapsamında idari yargı yerlerince
yapılacağı, olayda askeri aracın tahsis edildiği hizmetin yürütülmesi
sırasında araç içinde görevli bulunan subayın ölümü dolayısıyla uğranılan
zararın idarenin hizmet kusuru esasına göre görüm ve çözümünde, Anayasanın
157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddeleri hükümlerine göre AYİM’in görevli
bulunduğu, bu nedenle AYİM Başsavcılığının başvurusunun kabulü gerektiği
yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;
I-İLK
İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre, davalı Bakanlık vekilince anılan Yasa’nın 10. maddesinde
öngörülen yönteme uygun şekilde ve 12. maddede belirlenen süre içinde
başvurulması üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı tarafından
uyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın Çelik’in, davanın
çözümünde AYİM’in görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada AYİM’in görevli
olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, görevli
bulunduğu askeri aracın uğradığı trafik kazası sonucunda ölen J.Kd.Binbaşının
eşi tarafından, olayın meydana gelmesindeki kusuruna karşılık, maddi ve
manevi tazminatın davalı idarece ödenmesine hükmedilmesi istemiyle
açılmıştır.
Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin
kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala
bağlanmış olup, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlâl
edilenler tarafından açılacak tam yargı davalarının görüm ve çözümünün idari
yargı yerlerinin görevine girdiği tartışmasızdır.
Ancak, tazminatın konusunu oluşturan zararın kamu
idaresine ait bir motorlu aracın karayolu üzerinde işletilmesi sırasında
meydana gelmiş olması nedeniyle, görevli yargı yerinin belirlenebilmesi için
konuya ilişkin özel düzenleme içeren Karayolları Trafik Kanunu hükümlerinin
gözden geçirilmesi gerekmektedir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun, trafik
kazalarına ilişkin yedinci kısmını izleyen hukuki sorumluluk ve sigorta
hakkındaki sekizinci kısmının, “ İşleten ve Araç İşleticisinin Bağlı Olduğu
Teşebbüs Sahibinin Hukuki Sorumluluğu” başlıklı birinci bölümünde aynı
başlıkla yer alan 85. maddesi, değişik birinci fıkrasında “ Bir motorlu
aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin
zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme
adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde,
motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan
müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.” ve değişik beşinci fıkrasında
“İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın
kullanılmasına yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.”
hükümlerini taşımakta; aynı kısmın “Özel Durumlar” başlıklı üçüncü bölümünde
Devlete ve kamu kuruluşlarına ait araçların durumunu düzenleyen değişik 106.
maddesinde ise, “Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel
idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu
kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu
Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır.”hükmüne
yer verilmektedir.
Anılan 85.
maddeden, işleten ve teşebbüs sahibinin, bir motorlu aracın işletilmesinden
ve bu arada aracın sürücüsünün ve işletme yardımcılarının eylem ve davranışlarından
dolayı üçüncü kişilerin uğradıkları zararlardan, kusurlu olup olmamalarına
bakılmaksızın“tehlike esası”na göre sorumlu tutuldukları; 106. madde ile de,
maddede sayılan kamu kurum ve kuruluşlarının işleten gibi aynı hukuki
sorumluluğa tabi kılındığı anlaşılmaktadır.
Sözü
edilen Yasa hükümlerinde, açıkça göreve ilişkin bir düzenlemeye yer
verilmediği gibi, esasen 85. maddedeki işletenin hukuki sorumluluğunun zarar
gören üçüncü kişiler bakımından ele alınmış olması karşısında, işleten veya
teşebbüs sahibi ile hizmet ilişkisi içinde bulunan araç sürücüsü veya diğer
görevlilerin uğradıkları zararlardan dolayı hukuki sorumluluğun genel
hükümlere tabi olması doğaldır.
Nitekim,
Karayolları Trafik Kanunu’nun hukuki sorumluluğa ilişkin diğer hükümlerinde,
85. madde kapsamı dışında kalan hallerde genel hükümlerin uygulanacağına
işaret edilmiştir.
Belirtilen
duruma göre, kamu kurumuna ait motorlu aracın kamu hizmetinin yürütülmesi
amacıyla işletilmesi sırasında bir kamu görevlisinin yaralanması ya da ölmesi
nedeniyle uğranılan zararlardan dolayı, idarenin hizmet kusuru ya da objektif
sorumluluk esasları çerçevesinde sorumlu olup olmadığının yargısal
denetiminin, idari eylemden doğan zararların giderilmesi için açılacak bir
tam yargı davası kapsamında idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır.
Davada,
idari yargı yerlerinden hangisinin görevli olduğuna gelince:
Anayasa’nın
157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca
tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete
ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini
yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden
doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı
belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568
sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari
işlem ya da eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi“ ve “askeri hizmete ilişkin
bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1602
sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli
bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri
öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar
asker kişi sayılmaktadır.
İdari
eylemin “askeri hizmete ilişkin bulunması”, eylemin kanun ve nizamların Türk
Silahlı Kuvvetlerine tanıdığı yetki ve görevlerin yerine getirilmesi amacına
yönelik olması anlamını taşımaktadır. Askeri nitelikteki idari eylemi de,
askeri kural ve gerekler çerçevesinde yürütülen askeri hizmet sırasındaki bir
hareket, tutum veya meydana gelen ya da getirilen bir olay olarak tanımlamak
olanaklıdır.
İdari
eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” için, eylemin bir asker kişiye
yönelmesi, zarar verici etkilerini bir asker kişinin beden bütünlüğü veya
malvarlığı sahasında meydana getirmiş olması gerekir.
Olayda,
askeri aracın tahsis edildiği hizmetin yürütülmesi sırasında araçta görevli
bulunan binbaşının ölümü dolayısıyla uğranılan zararların idarece tazmin
edilmesi istenildiğine göre, zararın askeri kural ve talimatlar çerçevesinde
yürütülen bir hizmet sırasında doğması ve asker kişinin bedeninde oluşması
karşısında, davada idari eylemin “askeri hizmete ilişkin bulunması” ve “asker
kişiyi ilgilendirmesi” koşullarının birlikte gerçekleştiği anlaşıldığından,
uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi görevli bulunmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, AYİM Başsavcılığınca yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin davalı idarenin görev itirazının reddine ilişkin kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın
çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek
İdare Mahkemesi Başsavcılığının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 25.4.2007 gün
ve E:2007/35 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.07.2008 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2007/538
KARAR NO: 2008/193
KARAR TR : 7.7.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 5.8.2006 tarihinde
meydana gelen kaza nedeniyle sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta
şirketi tarafından, zararın, kusur ve sorumluluk oranına göre Çoruh Elektrik
Dağıtım A.Ş. tarafından giderilmesi istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Güneş Sigorta A.Ş.
Vekili : Av. F.K.
Davalı : Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş.
Vekili : Av. M. M. G.
O L A Y : 5.8.2006 tarihinde davacı sigorta
şirketi tarafından sigorta poliçesi ile sigortalanan aracın da karıştığı
maddi hasarlı trafik kazası meydana gelmiştir. Maddi hasarlı trafik kazası
tespit tutanağında, çalışma alanında gerekli tedbir ve önlemleri almayan,
işaretlemeleri eksik yapan (çalışma, sola mecburi yön, sağdan daralan yol
gibi) levhaları kullanmayan Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin (Ş. Şefi Gökhan
Bulut) bu kazada yetersiz ve eksik levha kullandığından % 40 oranında kusurlu
olduğu belirtilmiştir.
Davacı
vekili, trafik kazası sonucu sigortalı araçta 1.695,00 YTL’lık hasar meydana
geldiğini, tespit edilen hasar bedelinin sigortalı araç sahibine 5.9.2006
tarihinde ödendiğini belirterek, olayın meydana gelişinde % 40 kusurlu
bulunan davalı idareden(şirketlerinin TTK 1301. maddesine göre sigortalısının
haklarına halef olarak kusur nispetine göre) 678,00 YTL’ nın 5.9.2006
tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsili istemiyle idari yargı yerinde
dava açmıştır.
Davalı
vekili, birinci savunma dilekçesinde, davanın
görevsiz mahkemede açıldığını, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın 27.6.2005
tarih ve 8559 sayılı yazısına istinaden, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun
2.4.2004 tarih, 2004/22 sayılı kararı ile TEDAŞ’ın özelleştirme kapsam ve
programına alındığını, 4046 sayılı Yasa’nın 20 nci maddesinde, Özelleştirme
İdaresine devredilen KİT'lerin anonim şirkete dönüştürülmesine ilişkin
hükümlerin bulunduğunu, buna istinaden, davalı TEDAŞ Trabzon Elektrik Dağıtım
Müessesesi’nin Çoruh Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi adını aldığını, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın kararıyla TEDAŞ'ın 20
ayrı dağıtım şirketine ayrılmasına karar verildiğini, Çoruh Elektrik Dağıtım
A.Ş.’nin de bunlardan biri olduğunu, Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin, ayrı
tüzel kişiliği ve sermayesi olan tamamen özel hukuk hükümlerine tabi bir
ticaret şirketi olduğunu ve ana sözleşmesine göre, bu şirketin karlılık ve
verimlilik esaslarına göre faaliyet gösterdiğini, bu nedenle davanın idare mahkemesinde
açılmasının isabetli olmadığını ileri sürmüştür.
TRABZON İDARE MAHKEMESİ; 15.5.2007 gün ve
E:2006/2587 sayı ile, davacı Güneş Sigorta A.Ş vekili tarafından; davalı
idarenin hizmet kusuruna dayalı olarak 600,00 YTL’nin faizi ile birlikte
tazmini istemiyle Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş.'ne karşı açılan davada, davalı
idarece görev itirazında bulunulduğundan dosyanın incelendiği, 2577 sayılı
Yasa’nın 2. maddesinde; idari dava türlerinin, idari işlemler hakkında yetki,
şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından
dolayı açılan iptal davaları; idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları; kamu
hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden
dolayı açılan davalar olarak sayıldığı; idari yargının idari eylem ve
işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimini yapmakla görevli olduğunun kurala
bağlandığı, dava dosyasının incelenmesinden, davacı şirkete 42174647 sayılı
poliçe ile kasko sigortalı 61 EK 409 plakalı aracın 5.8.2006 tarihinde
Trabzon İlinde maddi hasarlı kaza yaptığı, kazanın oluşumunda davalı idarenin
yol güzergahı üzerinde yaptığı çalışma alanında gerekli ve tedbir ve
önlemleri almaması nedeniyle %40 oranında kusurlu olduğunun kaza tespit
tutanağından belirlenmiş olması nedeniyle, söz konusu olay nedeniyle oluşan
ve sigortalıya ödenen toplam hasar tutarının davalı idarenin kusurundan
kaynaklanan hasar bedeli kısmı olan 600,00 YTL’nin yasal faizi ile birlikte
tazmini istemiyle iş bu davanın açıldığının anlaşıldığı, Anayasa’nın 125 inci
maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı
ödemekle yükümlü olduğunun belirtildiği, olayda, TEDAŞ'ın özelleştirme kapsam
ve programına alınması nedeniyle Özelleştirme İdaresi Başkanlığı kararı ile
20 ayrı dağıtım şirketine ayrılmasına karar verildiği, bu şirketlerden
birinin de davacı Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. olduğu, ayrı tüzel kişiliği ve
sermayesi olan, özel hukuk hükümlerine tabi bir ticari şirketin verdiği zararlara
karşı açılacak davaların idari yargıda görülmemesi gerektiği iddia edilmiş
ise de; şirketin henüz özelleştirme sürecini tamamlamadığı, şirket halen kamu
personeli tarafından kamu hukuku kurallarına göre yönetildiğinden; kamu
hizmeti faaliyeti esnasında verilen zararlara karşı açılacak davaların idari
yargı yerlerinde görülmesi gerektiği, bu nedenlerle, davalı idarenin görev
itirazının reddine, uyuşmazlığı çözümlemeye Mahkemelerinin görevli olduğuna karar vermiştir.
Davalı
vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile, şirketlerinin kamu tüzel kişisi
olmadığı, şirketin özelleştirme çalışmaları kapsamında kurulmuş olan,
karlılık ve verimlilik esasına göre işletilen bir özel hukuk tüzel kişisi
olduğu(KİT), yaptığı tüm işlemlerin özel hukuk hükümlerine tabii bulunduğu
ileri sürülerek adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması
isteminde bulunulması üzerine dilekçe ve dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Müvekkilinin trafik
kazasında meydana gelen hasar nedeniyle ödediği tazminatın davalının kusuru
oranında rücuen tahsili istemiyle davacı vekili tarafından davalı idare
aleyhine açılan davada, davalı idarenin görev itirazında bulunduğu, bu
itirazın reddedilmesi üzerine davalı idare tarafından olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılması talebinde bulunulması nedeniyle dosyanın
Başsavcılıklarına gönderildiğinin anlaşıldığı, davalı idarenin 233 sayılı
Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında
bulunduğu, anılan KHK’nin, Kamu İktisadi Teşebbüslerini İktisadi Devlet
Teşekkülleri ve Kamu İktisadi Kuruluşları olmak üzere iki gruba ayırdığı, bu
yasal düzenlemeye göre, bunlardan İktisadi Devlet Teşekküllerinin,
sermayesinin tamamı Devlete ait olmak, iktisadi alanda ticari esaslara göre
faaliyet göstermek ve hususi hukuk hükümlerine tabi bulunmak üzere; Kamu
İktisadi Kuruluşlarının ise, yine sermayesinin tamamı Devlete ait olmak ve
tekel niteliğindeki mallar ile temel mallar ve hizmetler üretmek, pazarlamak
üzere kurulduğunun anlaşıldığı, 233 sayılı KHK'nin 1. maddesinde, İktisadi
Devlet Teşekküllerinin ticaret şirketleri gibi verimlilik ve karlılık
ilkeleri doğrultusunda çalışacaklarının vurgulandığı, sonraki hükümlerde, Teşebbüslerin,
kuruluş ve müesseseler biçiminde teşkilatlanacaklarının açıklandığı, 16.
maddede, kurulacak müesseselerin statülerini ve unvanlarını ticaret siciline
tescil ve ilan ettirecekleri, bunların özel hukuk hükümlerine tabi
olacakları, sorumluluklarının sermayeleri ile sınırlı bulunduğu, Genel
Muhasebe Kanunu ile İhale Kanunu hükümlerinin bunlara uygulanmayacağı,
Sayıştay denetimine tabi olmadıklarının hükme bağlandığı, Kanun koyucunun
özel hukuk hükümlerine tabi tutmak suretiyle, bunların birer ticaret şirketi
veya tacir olduklarını benimsediğinin anlaşıldığı, teşebbüslerin taşınır ve
taşınmaz her türlü mallarının haczedilemeyeceğine dair hükmün, 4011/1 sayılı
Kanun ile iptal edilerek, bu teşebbüslerin mallarının haczedilebileceği
hükmünün getirildiği, öte yandan, Vergi Usul Kanunu'nda da, müesseselerin tacirler
gibi defter tutacakları ve gelirlerinin kurumlar vergisine tabi bulunduğunun
kabul edildiği, Kamu İktisadı Teşebbüsünün tacir sıfatını kazanmasının
Ticaret Kanunu’nun 18/1. maddesinde belirlenen iki koşuldan birini taşımasını
gerektirdiği, kuruluş yasaları uyarınca özel hukuk hükümlerine göre idare
edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere kurulması gerektiği, 233 sayılı
KHK hakkındaki bu kısa açıklamadan sonra, davalı TEDAŞ'ın ana statüsü bakımından
incelenmesinde yarar görüldüğü, Türkiye Elektrik Kurumu’nun, 233 sayılı
KHK'nin verdiği yetki ile Resmi Gazetenin 9 Kasım 1984 sayısında yayımlanan
Ana Statü ile kurulduğu, Statünün 3. maddesinde, Kurumun tüzel kişiliğe
sahip, faaliyetlerinde özerk, hususi hukuk hükümlerine tabi ve sorumluluğu
sermayesi ile sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşu olduğunun açıklandığı,
12.8.1993 gün ve 93/4789 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Türkiye Elektrik
Üretim İletim A.Ş. (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) unvanı ile
İktisadi Devlet Teşekkülleri ile aralarında hizmet bağıtı bulunduğuna göre
mevcut münasebetin hususi hukuk icaplarına ve aradaki bağıt hükümlerine göre
çözümlenmesi gerektiği bu kuruluşların sermayesinin Devlet tarafından konulsa
bile özel hukuk tüzel kişisi oldukları ve doğan uyuşmazlığın özel hukuk
hükümlerine göre genel adli yargı yerinde çözümlenebileceğinin düşünüldüğü,
kamu idare ve kurumlarının kamu gücünü kullanarak yaptığı eylemlerinde hizmet
kusuru aranabileceği, olaya bakıldığında, idari bir eylem ya da işlemden
doğmuş zararın söz konusu olmadığı, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan
rücu davası olduğu, sigorta şirketinin, zarara neden olan davalı şirketin
haksız eylemi nedeniyle zarar gören sigortalısına ödediği tazminatı
sigortalısının ardılı sıfatıyla rücuen zarar veren davalıdan istediği, ödenen
tazminatın rücuen davalılardan tahsilinin istenmesine, tazmin yükümlülüğünün
saptanmasına ilişkin bulunan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve
çözümünde adli yargı görevli olduğundan, İdare Mahkemesinin görevlilik
kararının kaldırılması gerektiğinin düşünüldüğü belirtilerek, bu nedenlerle,
2247 sayılı Kanun’un 10 ve 13. maddeleri gereğince olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar
vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre,
Danıştay Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Davacı şirket tarafından kasko
sigorta poliçesi ile sigortalanan aracın, 5.8.2006 tarihinde şehir şebekesi
tesisi çalışması yapılan yolda bir başka araca çarpması sonucu meydana gelen
zarar için 5.9.2006 tarihinde ödenen miktarın %40'ına düşen kısmının faiziyle
birlikte tahsili istemiyle Trabzon İdare Mahkemesi’nde açılan davada,
davalının görev itirazının reddi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmış olmakla dosyanın incelendiği, Anayasa’nın 125 inci
maddesinde, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle
yükümlü olduğunun belirtildiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun
2 nci maddesinde, idari dava türlerinin sayıldığı, bu maddenin (1-b) bendinde
de, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından
açılacak tam yargı davalarının, görüm ve çözümünün idari yargının görev
alanına giren idari dava türleri arasında gösterildiği, kamu hizmetini yürütmekle yükümlü kılınan kamu
kuruluşunun, kamu hizmetini yürütürken kişilere verdiği zararın tazminine
ilişkin davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuk kurallarına uygun olarak
yürütülüp yürütülmediği, kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediği,
sonuçta, hizmet kusuru ve idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup
olmadığının tayin ve tespitinin idari yargı yerlerine ait olduğu, Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin, ayrı bir tüzel
kişiliğinin, sermayesinin ve özel hukuk hükümlerine tabi olmasının ve
özelleştirme kapsam ve programında bulunmasının, kamu kurumu olma niteliğini
değiştirmeyeceğinin açık bulunduğu, uyuşmazlığın,
sigortalı aracın 5.8.2006 tarihinde uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketi
tarafından açılan davada hizmet kusuru esasına dayanılarak zararın kusur
oranına göre idarece giderilmesi istemine ilişkin olduğu, bu durumda, Çoruh Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi’nin
hizmet kusuru nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararın tazmini istemiyle
açılan davanın, idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından
açılacak tam yargı davalarına bakmakla görevli olan idari yargı yerinde
çözümlenmesinin icap ettiği, bu nedenlerle, 2247 sayılı Kanun’un 10 uncu ve
izleyen maddeleri uyarınca, yapılan başvurunun kabulüne hukuki olanak
bulunmadığı yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı vekilinin anılan Yasanın
10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi
ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın
çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
5.8.2006 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu sigortalı aracın
uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın kusur ve sorumluluk
oranına göre davalı tarafından giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir
rücuen tazminat davasıdır.
Elektrik
sektöründeki dağınık yapıyı ortadan kaldırmak ve işletme bütünlüğünü sağlamak
amacıyla 1970 yılında çıkarılan 1312 sayılı Kanun ile Türkiye Elektrik Kurumu
(TEK) kurulmuş, imtiyazlı şirketlerin görev bölgeleri ve belediye sınırları
dışında tüm yurtta elektriğin üretim, iletim, dağıtım ve satış hizmetleri TEK
bünyesinde toplanmıştır. Hizmetlerin daha etkin, daha verimli ve çağdaş bir
şekilde sürdürülebilmesi amacıyla ve özelleştirme politikaları çerçevesinde
TEK, Bakanlar Kurulunun 12.8.1993 tarih ve 93/4789 sayılı Kararı ile, Türkiye
Elektrik Üretim-İletim A.Ş. (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ)
adı altında iki ayrı İktisadi Devlet Teşekkülü olarak yeniden
yapılandırılmıştır. 1994 yılında TEAŞ ve TEDAŞ tüzel kişiliklerine
kavuşmuşlardır.
Elektrik
dağıtım ve perakende satış sektöründe rekabete dayalı bir ortamın
oluşturulması ve gerekli reformların yapılmasını teminen dağıtım bölgeleri
baz alınarak Kamu mülkiyetindeki elektrik işletmelerinin yeniden
yapılandırılması suretiyle elektrik enerjisi dağıtım hizmetlerinin
özelleştirilmesine karar verilmiş ve TEDAŞ 2.4.2004 tarih ve 2004/22 sayılı
Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına
alınmıştır. Dağıtım bölgeleri yeniden belirlenerek, Türkiye 21 dağıtım
bölgesine ayrılmıştır.
Özelleştirme
Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan TEDAŞ;
özelleştirme sürecinde bulunan ve sermayesinin tamamı T.C. Başbakanlık
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na ait bir kuruluştur.
Amacı,
elektrik enerjisinin dağıtımı, perakende satışı ve perakende satış hizmeti
faaliyetlerini karlılık ve verimlilik ilkesi çerçevesinde, ticari, ekonomik
ve sosyal gereklere uygun biçimde yürütmek olan TEDAŞ’ın ve buna bağlı olarak
bölgesel dağıtım şirketlerinden biri olan Çoruh Elektrik Dağıtım Anonim
Şirketi’nin yaptığı hizmetin kamu hizmeti niteliğinde olduğu açıktır.
Bu
nedenle, TEDAŞ’a ait bölgesel dağıtım şirketlerinden biri olan Çoruh Elektrik
Dağıtım A.Ş.’ne karşı hizmet kusuruna dayanılarak açılan davanın idari yargı
yerinde görülmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Öte
yandan, davacı Sigorta Şirketi, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1301.
maddesinde yer alan, “Sigortacı sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken
sigorta ettiren kimse yerine geçer. Sigorta ettiren kimsenin vâkı zarardan
dolayı üçüncü şahıslara karşı dava hakkı varsa, bu hak, tazmin ettiği bedel
nispetinde sigortacıya intikal eder” hükmü uyarınca zarar görenin kanuni
halefi olduğundan, incelenen uyuşmazlığın konusunu oluşturan dava tipik bir
tam yargı davasıdır.
Bu
nedenle, uyuşmazlığın, adli yargı yerinde aleyhine açılan tazminat davasını
kaybedenler tarafından, hissesinden fazla ödediği miktardan sorumlu bulunan
idare aleyhine açılan ve bir borçlar hukuku müessesesi olan “rücuen alacak”
davası kapsamında olmadığı açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketi
tarafından, zararın, kusur ve sorumluluk oranına göre davalı tarafından
giderilmesi istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde idari yargı yerleri
görevli olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE,
7.7.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2007/542
KARAR NO: 2008/194
KARAR TR : 7.7.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : İş bitirme belgesi
ve müteahhit kıymetlendirme raporunun verilmemesinden kaynaklanan uyuşmazlığın
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Gümüşdere İnş. Tic. ve San. A.Ş.
Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü
Vekilleri : Av. B.S. - Av. Ü.E.
O L A Y : Karayolları Genel
Müdürlüğü ile Gümüşdere İnş. Tic. ve San. A.Ş. arasında 9.8.1982 tarihinde Kahramanmaraş-Göksun
ayrımı Süleymanlı yolunun tesviye, sanat, üstyapı vs. inşaat işine ait
istisna akdi yapılarak 15.10.1982 tarihinde işyeri teslimi yapılmış ve işin
bitim tarihi 31.8.1984 olarak tespit edilmiştir. Karayolları Genel Müdürlüğü’nce
işin toplam süresi 475 gün iken, 815 gün daha ek süre verilmesine ve 1988 yılının
son aylarına gelinmesine rağmen taahhüdünü yerine getirmediğinden ve işi
sürüncemede bıraktığından bahisle şirketle yapılan sözleşme 12.12.1988
tarihli “Olur” la feshedilmiştir.
Davacı vekili, müvekkilinin davalı İdare ile yaptığı sözleşmenin eki sayılan
1982 tarihli Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 31. maddesinin açık ve
amir hükmünde “mukavelenin feshinden sonra idarece tayin olunacak bir günde
müteahhidin huzuru ile (hesap kesme sitüasyonu) yapılır” dendiği halde
müvekkilinin çeşitli kez yapmış bulunduğu başvurular karşısında yerine
getirilmediği, son olarak İdarenin 4.8.1998 tarih ve 6254 gelen evrak
numarasında kayıtlı talebinin de yanıtsız kaldığı, kamu adına iş yapan
müvekkili müteahhit firmanın, kesin hesap işlemi yapılmamasından ve buna
bağlı olarak sair işlemlerin yapılmamasından zarar gördüğü, öncelikle, davalı
Kurumun müvekkilinin “iş bitirme belgesini” tanzim etmesi gerektiği, % 113
seviyesindeki ihtilafsız kısım için iş bitirme belgesinin tanzimini talep
ettiklerini, Kamuya iş yapan müvekkili için, gecikmesi ciddi mali zararlara
yol açan bu belgenin tanziminin, aynı zamanda yasanın İdareye yüklediği bir
iş olduğu, iş bitirme belgesine bağlı olarak tanzim edilen müteahhitlik
değerlendirme raporunun da ne şekilde tanzim edildiği dahası tanzim edilip
edilmediğinin bilinmediği, müvekkilinin imal etmiş bulunduğu işin seviyesinin
etken olacağı bu rapor için, kesin hesap işleminin yapılarak iş seviyesinin
tespitinin gerektiği, bunların yanında kesin hak ediş raporunun da bağlı
olarak tanzim edilemediği ve müvekkilinin ne sözleşme birim fiyatları ile
olan alacağını, ne de 88/13181 sayılı Kararnamede belirtili fiyat farklarını
alamadığı, yani davalı İdare kamusal gücünü tek taraflı olarak kullanarak tek
taraflı bir tasarrufta bulunurken, bu tasarrufun devamı nitelikteki
görevlerini yerine getirmeyerek müvekkilinin ciddi olarak zararlanmasına
neden olduğunu ileri sürerek öncelikle ihtilafsız olan ve Kurumca tespit ve
kabul görmüş bulunan işin %113 seviyesinde tespit edildiği üzere bu oran üzerinden
iş bitirme belgesinin tanzim edilmesine, BİGŞ’nin amir hükümlerinden olan
tasfiye kesin hesabının yapılarak kesin hak ediş raporunun tanzim edilmesine
ve müvekkilinin alacağının ödenmesine, müteahhitlik değerlendirme raporunun
olumsuz tanzim edilmiş ya da hiç tanzim edilmemiş olması durumunda,
müvekkilinin sözleşme şartlarını yerine getirmiş olmasına paralel olarak
tanzim edilmesine, adli yargıda doğabilecek sair dava haklarının saklı
tutulmasına karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 1. İDARE MAHKEMESİ; 17.2.1999 gün ve E:1998/1187, K:1999/92
sayı ile, 2576 sayılı Yasa’nın 2. maddesi, idari
işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile
hukuka aykırı olmaları nedeniyle iptalleri için kişisel hakları ihlal
edilenler tarafından açılacak davaların idari yargıda çözümleneceğini hükme
bağladığı, genel bütçeye dahil dairelerle,
katma bütçeli idareler, özel idareler ve belediye hizmetlerinin ihale
suretiyle karşılanması yoluna gidilmesi durumunda, ihaleye katılma
koşullarının ve işin muammen bedelinin belirlenmesi, şartnamenin hazırlanması,
ilanın yapılması, tekliflerin değerlendirilmesi ve uygun bedelin tesbiti ile
ihalenin ita amirince onaylanmasına ilişkin işlemlerin 2886 sayılı Devlet
İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde tesis edileceği ve bu işlemlerin
yapılması sırasında doğabilecek olan uyuşmazlıkların da 2886 sayılı Yasa bir
kamu yasası olduğundan idari yargı yerince çözümleneceğinin açık olduğu,
ancak ihale safhası tamamlanıp, taraflar arasında sözleşme imzalandıktan
sonra, bu sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünün
ise adli yargı yerine ait olduğunun tartışmasız bulunduğu, dosyanın incelenmesinden, 2886 sayılı Yasa’ya göre
yapılan ihale sonrasında davalı idare ile davacı şirket arasında 9.8.1982
tarihinde Kahramanmaraş-Göksun ayrımı Süleymanlı yolunun tesviye, sanat, üst
yapı inşaası işine ilişkin istisna sözleşmesi yapılarak 15.10.1982 tarihinde
işyeri teslimi yapıldığı, işin bitim tarihinin 31.8.1984 olarak
kararlaştırıldığı, ancak, 1988 yılına gelinmesine rağmen taahhüdün yerine
getirilmemesi üzerine İdarece sözleşmenin 12.12.1988 günlü olurla
feshedildiği, bakılan uyuşmazlığın ise davacının işin bitirildiği ihtilafsız
olan kısımları için tasfiye kesin hesabının çıkarılarak alacağının ödenmediği
ve bağlı işlemlerin yerine getirilmediği iddiasından doğduğunun anlaşıldığı,
bu durumda, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanmasından
kaynaklanan uyuşmazlığın özel hukuk hükümleri çerçevesinde adli yargı yerince
çözümlenmesi gerekeceğinden, Mahkemelerince uyuşmazlığın esasını inceleme
olanağının bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar,
Danıştay 6. Dairesi’nin 17.10.2000 gün ve E:1999/3341, K: 2000/5143 sayılı
kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez,
Kahramanmaraş-Göksun ayrımı Süleymanlı
yolu inşaatı işinin 88/13181 sayılı Kararname çerçevesinde kesin hesabının çıkarılarak kesin alacağın tespitine,
tespit edilecek alacak miktarının fiyat farkları için itibar edilecek rayiç yılı başından itibaren en yüksek reeskont
faiz oranları ile hesaplanacak
faizleri ile birlikte davalıdan tahsiline, kesin
hesap sonucuna bağlı olarak müvekkilinin kusuru olmaksızın iş bitirme
belgesi ile müteahhit kıymetlendirme raporunun davalı İdareye tanzim
ettirilmesine yada yerine geçecek bir kararın ittihazına karar verilmesi
istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 20.4.2004 gün ve
E:2001/907, K:2004/238 sayı ile, davacı vekilinin
isteminin, davacı alacağının tesbiti yönünde ve işin bitirildiğinden bahisle
iş bitirme belgesi ile müteahhitlik kıymetlendirme raporunun tanzimine dair
olduğundan, iş bitirme belgesi ve müteahhitlik kıymetlendirme raporu yönünden
bu işlemlerin idari işlem bulunması nedeniyle idari yargı görevli
bulunduğundan, davanın bu yönü ile reddine, hükmün kesinleşmesi halinde
sorunun Uyuşmazlık Mahkemesi’nde çözümlenmesine ve davacının alacağının
miktarının tesbiti yönünden de davacının yaptığı işe göre alacak miktarı ile
ilgili olarak dava açabileceği halde bunun miktarının tesbiti ile ilgili
tesbit davası açması, eda davasının açılmasının mümkün bulunduğu hallerde
tesbit davası açılamayacağından, alacağın tesbiti yönündeki talebinin de
reddine karar vermek gerektiği, davacının
açtığı kesin alacağın tesbiti yönündeki talebin reddine, davacının iş bitirme
belgesi ile müteahhit kıymetlendirme raporunun davalı idareye tanzim
ettirilmesi yönündeki talebinin yargı yolu bakımından reddine karar vermiş; bu karar, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin
21.7.2005 gün ve E:2004/5319, K:2005/4431 sayılı kararıyla onanmak suretiyle
kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri
arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde iş bitirme belgesi ve müteahhit kıymetlendirme raporu
yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının idari yargı
dosyası ile birlikte 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının
istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Karayolları Genel Müdürlüğü ile Gümüşdere İnş.
Tic. ve San. A.Ş. arasında 9.8.1982 tarihinde Kahramanmaraş-Göksun ayrımı
Süleymanlı yolunun tesviye, sanat, üstyapı vs. inşaat işine ait istisna akdi
yapılmış ise de; Karayolları Genel Müdürlüğü’nce, şirketle yapılan
sözleşmenin feshedilmesi üzerine iş bitirme belgesi
ile müteahhit kıymetlendirme raporunun tanzim edilmesi istemiyle yapılan
başvurunun idarece cevap verilmeyerek reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle
açılmıştır.
13.12.1983 gün ve 180 sayılı Bayındırlık ve İskan
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin “Amaç” başlığını taşıyan 1.
maddesinde (Değişik 19.11.1986 -
3322/4 md.), “Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı, ülkenin alt yapı
ihtiyacını karşılamak üzere, kamu yapılarının inşaatı ile esaslı
onarımlarının yapılması veya yaptırılması, yapı malzemesi, deprem araştırma,
afet uygulaması hizmetleri ile inşaatlarının ve bağlı ve ilgili kuruluşlara
kendi kuruluş kanunları ile verilmiş iş ve hizmetlerin yürütülebilmesi için Bayındırlık ve İskan Bakanlığının kurulmasına,
teşkilat ve görevlerine ait esasları düzenlemektir” denilmiş; “Görev”
başlığını taşıyan 2. maddesinde (Değişik:
8.6.1984 - KHK - 209/2 md.), “Bayındırlık
ve İskan Bakanlığının görevleri; Milli Savunma Bakanlığının inşaat milli ve
Nato alt yapı hizmetleri ile Ulaştırma Bakanlığına bağlı genel müdürlüklere
kanunlarla yapım yetkisi verilmiş olan özel ihtisas işleri hariç şunlardır”
denildikten sonra, (i) bendinde, gerçek ve
tüzel kişilere yapılan işler dışında yurt içinde kamu kurum ve kuruluşlarına
iş yapan ve belirlenecek gerekli nitelikleri taşıyan müteahhitlere belge
vermek ve gizli sicillerini tutmak, (j)
bendinde, yurt dışında iş yapmak isteyen müteahhitlerle ilgili olarak
mevzuatın gerektirdiği işlemleri yapmak, sicillerini tutmak, (n) bendinde, bu işlerle ilgili tüzük,
yönetmelik, tip sözleşme, şartname, rayiç, fiyat analizleri ve birim
fiyatları hazırlamak ve yayınlamak sayılmış; 32. maddesinde ise, (180 sayılı KHK'nin 41 inci maddesi hükmü
olup, 8.6.1984 tarih ve 209 sayılı KHK'nin 15 inci maddesiyle madde numarası
32 olarak değiştirilmiştir; Değişik: 8.6.1984 - 209 KHK - 15 md.), Kamu kurum ve kuruluşları; katma bütçeli
daireler, il özel idareleri, belediyelerin; 2 nci maddenin (n) bendinde
belirtilen tüzük, yönetmelik, tip sözleşme, şartname, rayiç, fiyat analizleri
ve birim fiyatlarına uymak ve uygulamakla yükümlü oldukları belirtilmiştir.
28.3.1981 gün ve 17293 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yapı, Tesis
ve Onarım İşleri İhalelerine Katılma Yönetmeliği’nin “Yönetmeliğin kapsamı”
başlığını taşıyan 1. maddesinde (Değişik - R.G.: 2.3.1995 - 22218), “Bu
yönetmelik 13.12.1983 tarihli ve 180 sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesi
hükmü uyarınca hazırlanmış olup, aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin 32 nci
maddesi kapsamına giren Devlet daire ve kuruluşları, Katma Bütçeli Daireler,
İl özel idareleri ve belediyelerce yaptırılacak her çeşit yapı, tesis ve
onarım işleri ihalelerinde ve müteahhitlik karnesi ile ilgili işlemlerde
uygulanır” denilmiş, çeşitli maddelerinde iş bitirme belgesi ve müteahhit
kıymetlendirme raporundan söz edildikten sonra “Kıymetlendirme raporu”
başlığını taşıyan 16. maddesinde (Değişik - R.G.: 2.3.1995 - 22218),
“Mütteahhidin yaptığı işe ait ve örnek 6' ya göre işi yaptıran idarece düzenlenecek
kıymetlendirme raporu, işin geçici veya fesh (tasfiye) kabul tarihinden
itibaren en geç 3 ay içinde, ilgili kuruluşun bağlı bulunduğu Bakanlık veya
Kurumunca Bayındırlık ve İskan Bakanlığına gizli olarak gönderilir”
düzenlemesine yer verilmiş; Yönetmeliğin ekindeki örnek:5/a da “iş bitirme
belgesi” ne, örnek 6 da “gizli müteahhit kıymetlendirme raporu” na yer
verilmiştir.
Bu düzenlemelerden, iş bitirme belgesi ve müteahhit kıymetlendirme
raporunun, müteahhidin yaptığı iş nedeniyle işi yaptıran idarece
düzenleneceği ve bu belgelerin, Devlet daire ve kuruluşları, Katma Bütçeli
Daireler, İl özel idareleri ve belediyelerce yaptırılacak ihalelerde ve
müteahhitlik karnesi ile ilgili işlemlerde önem taşıdığı anlaşılmaktadır.
Olayda, uyuşmazlığın taraflar arasında
düzenlenen sözleşmeden doğmayıp, sözleşme uyarınca müteahhit tarafından
yapılan işin İdarece değerlendirilmek suretiyle iş bitirme belgesi ve
müteahhit kıymetlendirme raporunun verilmemesinden kaynaklandığı açıktır.
Bu durumda, söz konusu belgelerin verilmemesinden kaynaklanan
uyuşmazlığın idari yargı yerinde görülmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının iş
bitirme belgesi ve müteahhit kıymetlendirme raporu yönünden kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna,bu nedenle Ankara 1.İdare
Mahkemesi’nin 17.2.1999 gün ve E:1998/1187, K:1999/92 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ iş bitirme belgesi ve
müteahhit kıymetlendirme raporu yönünden KALDIRILMASINA,
7.7.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2007/574
KARAR NO: 2008/195
KARAR TR : 7.7.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : Kurum alacaklarının tahsili için 6183
sayılı Yasa hükümlerine göre emekli aylığına konulan haczin iptali isteminden
doğan davanın, 506 sayılı Yasa’nın 80. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca
ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Ş.Ö.
Vekili : Av. R.B.
Davalı : Sosyal
Sigortalar Kurumu Başkanlığı Bolu Sigorta İl Müdürlüğü
O L A Y : Davacı vekili, müvekkilinin S.S.K. emeklisi olup, maaşını Oyakbank Bolu Şube
Müdürlüğü'nden aldığını ve aynı zamanda Bol-Et Bolu Entegre Et Gıda San. Ltd.
Şti.’nin müdürü ve yöneticisi olduğunu; Davalı tarafından, anılan şirketin
borcundan dolayı davacının Oyakbank Bolu Şube Müdürlüğü'ndeki emeklilik
maaşına da haciz konulduğunu; bu nedenle emeklilik maaşını alamadığını;
S.S.K. emekli maaşının haczinin mümkün olmadığını, kaldı ki davacının başka
gelirinin de bulunmadığını belirterek; emekli maaşına vaki haczin
kaldırılması istemiyle, 20.7.2007 gününde adli yargı yerinde dava
açmıştır.
BOLU 1.
İCRA HUKUK MAHKEMESİ; 20.07.2007 gün ve E:2007/171, K:2007/161 sayı ile, müşteki vekilinin dilekçesinde özetle, müvekkilinin SSK
emeklisi olup, Bolu Oyakbank Şubesinden maaş aldığını, aynı zamanda Bol-Et
Bolu Entegre Et Gıda Sanayi Ltd. Şti. yöneticisi olduğunu, aldığı maaş hesabı
üzerine haciz konulduğunu, vaki haczin kaldırılmasını talep ettiğini, dilekçe
eki belgelerden haczin müştekinin yöneticisi olduğu şirketin borcundan
dolayı, 6183 sayılı Yasaya bağlı olarak konulduğunun anlaşıldığı; 6183 sayılı
Kanun uyarınca yapılan takip sonucunda konulan haczin kaldırılmasının, icra
mahkemelerinden değil, İdari yargı yerinden istenilmesinin gerektiği
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
Davacı
vekili, bu kez S.S.K emeklilik maaşının haczine dair işlemin iptali ile
haczin kaldırılmasına, karar verilmesi istemiyle 31.07.2007 gününde idari yargı yerinde(vergi
mahkemesinde) dava açmıştır.
Sakarya
Vergi Mahkemesi; 11.9.2007 gün ve E:2007/559, K:2007/644 sayı ile, haciz
işleminin dayanağı olan borcun vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümden
kaynaklanmaması karşısında, uyuşmazlığın çözümünün 2576 sayılı yasa uyarınca
Vergi Mahkemesi'nin görev alanına girmeyip İdare Mahkemesi'nin görev alanına
girdiği gerekçesiyle, davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
14/ ve 15/1-a maddesi uyarınca görev yönünden reddedilerek dava dosyasının
Sakarya İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiş ve dava dosyası
Sakarya İdare Mahkemesi'ne gönderilmiştir.
SAKARYA
2. İDARE MAHKEMESİ; 14.11.2007 gün E: 2007/1158 sayı ile, SSK'ya olan prim
borçları ile ilgili olarak davacının maaşına 6183 sayılı Yasa gereğince haciz
konulması ve Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanunun
uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta
Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesinin yetkili olduğu göz önüne
alındığında, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün Adli Yargının görevine girdiği
sonucuna ulaşıldığı; açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi
Yasasının 19.maddesi uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dava
dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;
l-İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre, İdare Mahkemesince anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen
biçimde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
lI-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın Çelik’in, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
Kurumun alacaklarının tahsili için 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre emekli
aylığına konulan haczin iptali isteminden ibarettir.
506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “Primlerin ödenmesi” başlıklı 80. maddesinin
değişik beşinci fıkrasında, Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer
alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanunun 51 ve 102. maddeleri hariç diğer maddelerinin uygulanacağına işaret
edilmiş; 6183 sayılı Yasa’nın 71. maddesinde, kısmen haczedilebilecek
gelirler arasında “sigorta ve emeklilik sandıkları tarafından bağlanan
gelirler” gösterilmiş ve en çok üçte birinin haczedilebileceği belirtilmiş;
506 sayılı Yasa’nın 80. maddesinin yedinci fıkrasında “Kurum alacaklarının
tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak
uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer
İş Mahkemesi yetkilidir.” hükmü yer almıştır.
Olayda,
Kurumun alacağının tahsili için 6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanarak
davacının emekli aylığına haciz konulmuştur.
Bu duruma
göre, Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Yasa’nın uygulanmasından
doğan davada, 506 sayılı Yasa’nın 80. maddesinin yedinci fıkrasının açık
hükmü karşısında, İş Mahkemeleri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesi’nin başvurusunun kabulü ile İcra Hukuk
Mahkemesince yargı yolu yönünden verilen görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna,bu nedenle Sakarya 2.İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN
KABULÜ İLE Bolu 1. İcra Hukuk Mahkemesi’nce verilen
20.07.2007 gün ve E:2007/171, K:2007/161 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/75
KARAR NO: 2008/196
KARAR TR : 7.7.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : İdari yargı yerinin göreve ilişkin
olmayan kararı üzerine adli yargı yerince re’sen yapılan BAŞVURUNUN, 2247
sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımadığı ve yöntemine
uygun bulunmadığı nedeniyle, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı :
Nihat Uyar Demir Çelik San. ve Tic. Ltd. Şti.
Vekili :
Av. S.B.
Davalı :
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü
Vekili :
Av. G.K.
O L A Y :
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü’nün 17.3.2006
gün ve 10607 sayılı işlemi ile, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77. maddesine
muhalefet edildiğinden bahisle 108. maddesine dayanılarak 105. maddesine göre
davacı adına para cezası verilmiştir.
Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda
bulunmuştur.
Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi; 28.12.2006 gün ve Müteferrik No:2006/1357 sayı ile, muterizin
itirazının reddine karar vermiş; bu karara yapılan itiraz üzerine İSTANBUL 1.
AĞIR CEZA MAHKEMESİ; 11.4.2007 gün ve Müt. No: 2007/205 sayı ile, Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 28.12.2006 tarihli,
2006/1357 Müt. sayılı dosyasında verilen idari para cezasına itirazın reddine
dair karara itirazda bulunan Nihat Uyar Demir Çelik San. Tic. Ltd. Şti.
vekili tarafından itiraz edilmiş olmakla dosya ve eklerinin incelendiği,
Nihat Uyar Demir Çelik San. Tic. Ltd. Şti.
hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü’nce
4857 sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesi gereğince idari para cezası
düzenlendiği, buna yönelik itirazın 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3-27.
maddesi gereğince Fatih Sulh Ceza Mahkemesi’nce değerlendirilerek
reddine karar verildiğinin anlaşıldığı, 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’na dayanak 3. maddenin Anayasa Mahkemesi’nce
1.3.2006 gün ve 2005/108 E ve 2006/35 K sayı ile iptal edilmiş ve iptal
kararı da öngörülen 6 aylık sürenin sonu olan 22.1.2007 tarihinde yürürlüğe
girmiş olduğundan, Sulh Ceza Mahkemesinin olaya ilişkin görev ve yetkisinin de ortadan kalktığı, anılan İş
Kanunu’nun 108. maddesinde itirazın idare mahkemesince değerlendirileceği
anlaşılmakla, itirazın kabulüne ve Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 28.12.2006 gün ve
2006/1357 Müt. sayılı kararın kaldırılmasına, Mahkemenin görevsizliğine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu gereğince dava dosyasının
görevli ve yetkili İstanbul Vergi Mahkemesine gönderilmesine, kararın taraflara tebliğ ve dosyanın görevli
mahkemeye gönderilmesi için dava dosyasının Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne
gönderilmesine karar vermiştir.
Bu kez, dosyanın gönderildiği
İSTANBUL 8. VERGİ MAHKEMESİ; 13.7.2007 gün ve E:2007/1689, K:2007/1850 sayı
ile, Nihat Uyar Demir Çelik
Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü’ne karşı 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesine
göre verilen 714.00.-YTL para cezasına ilişkin 17.3.2006 tarih ve 10607
sayılı işlemin iptali istemiyle Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi nezdinde açılan
ve ilgili Mahkemece 28.12.2006 tarih ve 2000/1357 müteferrik sayılı kararına
vaki itiraz sonucu İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce 11.04.2007 tarih ve
2007/205 sayılı müteferrik kararıyla Mahkemenin görevsizliğine, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu gereğince dava açmaya görevli ve yetkili
İstanbul Vergi Mahkemesine gönderilmesine, dosyanın görevli mahkemeye
gönderilmesi için Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmesi
üzerine Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 15.6.2007 tarihli yazısıyla
gönderilen dosyanın incelenip gereğinin düşünüldüğü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun
"Görevli Olmayan Yerlere Başvurma'' başlıklı 9. maddesinin 3622 sayılı Kanun’un
2. maddesiyle değişik 1. bendinde, çözümlenmesi Danıştay’ın, idare ve vergi
mahkemesinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine
açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde bu husustaki
kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli
mahkemede dava açılabileceğinin belirtildiği, aynı Kanunun 3. maddesinin 1.
bendinde, idari davaların Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesinin
başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılacağının öngörüldüğü,
2577 sayılı Kanun’un "Dilekçelerin Verileceği
Yerler" başlıklı 4. maddesinde de, dilekçeler ve savunmalar ile davalara
ilişkin her türlü evrakın, Danıştay veya ait olduğu mahkeme başkanlıklarına
ve bunlara gönderilmek üzere idare ve vergi mahkemesi başkanlıklarına, idare
veya vergi mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk hakimliklerine veya
yabancı memleketlerde Türk konsolosluklarına verileceğinin hükme bağlandığı,
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda idare veya vergi
mahkemelerinde açılacak davalara ilişkin dilekçelerin verilebileceği yerler
sayıldığından adli yargı yerlerinde görevsizlik kararı verilmesi üzerine, 3.
madde uyarınca idare ve vergi mahkemelerine hitaben yazılmış usulüne uygun
bir dilekçenin anılan 9. maddede öngörülen sürede 4. maddede sayılan yerlere
verilmesi suretiyle davanın açılmasının gerektiği, bunun dışında görevsizlik kararı veren adli mahkeme
tarafından usul yönünden görevli vergi mahkemesine dosyanın gönderilmesi
şeklinde bir dava açma usulüne mevzuatta rastlanmadığı, dolayısıyla, adli
yargı yerince görevsizlik kararı verildikten sonra dava dosyasının
gönderilmesiyle idari yargı yerinde davanın açılmış sayılamayacağı
gerekçesiyle 2577 sayılı Kanun’un 9. maddesine göre Mahkemelerinde açılan bir
dava ve 3. maddesine göre idari yargı mercilerine hitaben yazılmış bir dilekçe
olmadığından ve bu haliyle uyuşmazlığı inceleme olanağı bulunmadığından,
dosyanın İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne iade edilmek üzere Fatih 1.Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine
karar vermiştir.
Bunun üzerine, İstanbul 1. Ağır
Ceza Mahkemesi’nce, İstanbul 8. Vergi
Mahkemesi’nin 2007/1689 Esas sayılı dosyasında verilen karar ile Fatih 1.
Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2006/1357 Müt. sayılı dosyasında verilen karar
arasında uyuşmazlık doğduğundan bahisle dosya Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa
KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin
KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;
Hâkim-Raportör Nurdane TOPUZ’un 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları
taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi
gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’
ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,
askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne
alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk
Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.
maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi
için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları,
konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda
verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca
ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık
Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin
istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya
süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer
verilmektedir.
Olayda, Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nce davacının itirazının
reddedilmesi nedeniyle bu karara yapılan itiraz üzerine İstanbul 1. Ağır Ceza
Mahkemesi’nce, Mahkemenin görevsizliği yolunda karar verilmiş ise de;
İstanbul 8. Vergi Mahkemesi’nin kararı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 3 ve 9. maddelerinde öngörülen usul ve yönteme uygun şekilde dava
açılmadığı nedeniyle dosyanın Mahkemesine iadesi yolunda olup, ortada olumsuz
görev uyuşmazlığı doğmasına neden olacak şekilde, idari yargı yerince göreve
ilişkin olarak verilmiş bir karar bulunmamaktadır.
Diğer
taraftan, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunması halinde, 2247 sayılı
Yasa’nın 14. maddesine göre, bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, hukuk
uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebileceğinden, yargı
yerlerince anılan 14. madde kapsamında olumsuz görev uyuşmazlığının
giderilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulabilmesine olanak
bulunmadığını da belirtmek gerekir.
Belirtilen
nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan
ve yöntemine uygun bulunmayan başvurunun anılan Yasanın 27. maddesi uyarınca
reddi gerekmiştir.
SONUÇ :2247 sayılı Yasa’nın 14.maddesinde
öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca
REDDİNE, 7.7.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/89
KARAR NO: 2008/197
KARAR TR : 7.7.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : İdari yargı yerinin göreve ilişkin
olmayan kararı üzerine adli yargı yerince re’sen yapılan başvurunun, 2247
sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımadığı ve yöntemine
uygun bulunmadığı nedeniyle, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı : DHMİ Genel Müdürlüğü
Vekili : Av. G.G.A.
Davalı : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge
Müdürlüğü
O L A Y : Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge
Müdürlüğü’nün 6.4.2006 gün ve 14648 sayılı
işlemi ile, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. maddesine muhalefet edildiğinden(istenilen evrak ve belgeleri ibraz etmeyip teftişin
sonuçlanmasını engellemek) bahisle aynı Kanunun 108. maddesine
dayanılarak 107. maddesine göre davacı Genel
Müdürlük adına idari para cezası verilmiştir.
Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde
itirazda bulunmuştur.
Fatih 1.Sulh Ceza Mahkemesi; 19.12.2006 gün
ve MÜT. No: 2006/1866 sayı ile, uyuşmazlığın esası hakkında karar
vermiş; davacı vekili bu karara itiraz etmiştir.
İSTANBUL
1. AĞIR CEZA MAHKEMESİ; 3.4.2007 gün ve Müt. No: 2007/438 sayı ile, davacı
hakkında 4857 sayılı Kanunun 108. maddesi gereğince idari para cezası
düzenlendiği, buna yönelik itirazın, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3-27.
maddeleri gereğince Fatih Sulh Ceza Mahkemesince değerlendirilerek reddine
karar verildiğinin anlaşıldığı; 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3
maddesinin Anayasa Mahkemesi'nce 1.3.2006 gün ve 2005/108 E. ve
2006/35 K sayı ile iptal edilmiş ve iptal kararı da öngörülen 6 aylık sürenin
sonu olan 22.1.2007 tarihinde yürürlüğe girmiş olduğundan; Sulh Ceza
Mahkemesinin olaya ilişkin görev ve yetkisinin de ortadan kalktığı, itirazın
İdare Mahkemesince değerlendirileceği anlaşılmakla; İtirazın KABULÜNE; Fatih
1. Sulh Ceza Mahkemesinin 19.12.2006 gün ve 2006/1866 Müt. sayılı KARARIN
KALDIRILMASINA, Mahkemenin görevsizliğine; 2577 sayılı İdari Yargılama Usul
Kanunu gereğince dava dosyasının görevli ve yetkili İstanbul Vergi
Mahkemesine gönderilmesine; kararın taraflara tebliğ ve dosyanın
görevli mahkemeye gönderilmesi için dava dosyasının Fatih 1. Sulh Ceza
Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiştir.
Bunun üzerine, İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin
29.5.2007 tarihli ve Muh. No:2006/1866 sayılı yazısı ile dava dosyası
İstanbul Vergi Mahkemesine gönderilmiştir.
İSTANBUL
7. VERGİ MAHKEMESİ; 12.7.2007 gün ve E: 2007/1744, K: 2007/1721 sayı ile,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda İdare veya Vergi Mahkemelerinde
açılacak davalara ilişkin dilekçelerin verilebileceği yerler sayıldığından,
adli yargı yerlerinde görevsizlik kararı verilmesi üzerine 3. madde uyarınca
idare ve vergi mahkemelerine hitaben yazılmış usulüne uygun bir dilekçenin,
anılan Kanunun 9. maddede öngörülen sürede 4. maddede sayılan yerlere
verilmesi suretiyle davanın açılmasının gerektiği; bunun dışında, görevsizlik
kararı veren adli mahkeme tarafından, dosyanın görevli idare veya vergi
mahkemesine gönderilmesi şeklinde bir dava açma usulünün mevzuatta yer
almadığı; dolayısıyla adli yargı yerince görevsizlik kararı verildikten sonra
dava dosyası gönderilmekle idari yargı yerinde dava açılmış sayılayacağı;
açıklanan nedenlerle, dosya esas kaydının kapatılıp, dava dosyasının İstanbul
1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine, kararın davacıya tebliğine,
dosyanın İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesi için Fatih 1. Sulh
Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiştir.
Sonuçta,
dava dosyası İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince;
13.2.2008 gün ve 2007/438 Müt. sayı ile yazı ekinde ve “doğan
uyuşmazlığın halli için” Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa
KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin
KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 07.07.2008 günlü toplantısında;
Hâkim-Raportör Taşkın ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları
taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi
gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulunun 13.10.1988 tarih ve 19958 sayılı Resmi Gazetede
yayımlanan 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı “ Ceza uygulamasına
ilişkin idari kararlar nedeniyle açılan davalarla ilgili görev uyuşmazlıklarının
Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde görüşülüp çözümlenmesi gerektiği
hakkında” ilke kararında da ifade olunduğu üzere, kanunun öngördüğü bir ceza
idarenin bir organı eliyle uygulanabiliyorsa bu genel ceza hukukunun değil,
idare hukukunun bir müeyyidesidir. Bu tür cezalar, uygulama alanı itibariyle,
idarenin kamu düzeninin sağlanması ve korunması görev ve yükümlülüğünün
yerine getirilmesi amacına yönelik bir hukuki müeyyide niteliğini taşımakta
olup; idari ceza uygulaması, konusu olan suçun niteliği, uygulayan merci ve
uygulanan usul ile hukuki sonuçları itibariyle adli ceza uygulamasından
farklılık göstermekte ve hukuki müeyyideler, esasen gerçek anlamda bir ceza
sayılmamaktadırlar.
Hukuk
uyuşmazlıklarında, görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın
görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili
mahkemeye gönderilmesi ancak aynı yargı düzeni içinde yer alan mahkemeler
arasında olanaklı olup; bu hususa ilişkin H.M.U.K’nun 27. maddesiyle,
İ.Y.U.K.’nun 15. maddesinin 1. fıkrası (a) bendinin ikinci cümlesinde yer
alan “görev” kuralları, aynı yargı düzeni içindeki mahkemelerin işbölümü
esasına ilişkin düzenlemelerdir. Oysa yargı yolunu değiştiren görevsizlik
kararı verilmesi durumunda, görevli olduğundan bahisle farklı bir yargı
düzeninde yer alan mahkemeye dava dosyasının gönderilebilmesine olanak
tanıyan bir düzenleme bulunmamaktadır.
Göreve
ilişkin kararın, işbölümü esasına göre veya yargı yolu bakımından verilmiş
olması farklı sonuçlar doğurmaktadır. Şöyle ki; işbölümü esasına göre verilen
görevsizlik kararı sonucu dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi
durumunda; dava başvuru tarihi itibariyle görevli mahkemede açılmış
sayılmaktadır. Yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda
ise; görevli olduğu işaret edilen yargı yerinde, bu yargı yerinin uyguladığı
usul kurallarına uygun olarak yeniden dava açılması zorunlu bulunmaktadır.
Bu
bağlamda, adli yargı yerince yargı yolu bakımından görevsizlik kararı
verilerek dava dosyasının görevli olduğu işaret edilen idari yargı yerine
gönderilmesi üzerine, bu yargı yerince, İ.Y.U.K.’nun 3 ve 9. maddelerinde
öngörülen usule uygun şekilde Mahkemelerinde açılmış bir dava bulunmadığı
nedeniyle adli yargı yerine ait dava dosyasının Mahkemesine iade edilmiş
olması, yukarıda yapılan tespite uygun düşmektedir.
2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanunun 14.
maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi
için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları,
konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda
verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca
ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin,
uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil
ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri
sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.
Olayda, İstanbul 1.Sulh Ceza Mahkemesi'nce davacının itirazının
reddedildiği ve itiraz mercii olarak gösterilen İstanbul 1. Ağır Ceza
Mahkemesince, Mahkemenin görevsizliği yolunda karar verilmiş ise de;
İstanbul 7. Vergi Mahkemesinin kararı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 3 ve 9. maddelerinde öngörülen usul ve yönteme uygun şekilde dava
açılmadığı nedeniyle dosyanın Mahkemesine iadesi yolunda olup, ortada olumsuz
görev uyuşmazlığı doğmasına neden olacak şekilde, idari yargı yerince göreve
ilişkin olarak verilmiş bir karar bulunmamaktadır.
Diğer
taraftan, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunması halinde, 2247 sayılı Yasanın
14. maddesine göre bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, hukuk
uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebileceğinden, yargı
yerlerince anılan 14. madde kapsamında olumsuz görev uyuşmazlığının
giderilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulabilmesine olanak
bulunmadığını da belirtmek gerekir.
Belirtilen
nedenlerle, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan ve
yöntemine uygun bulunmayan başvurunun anılan Yasanın 27. maddesi uyarınca
reddi gerekmiştir.
SONUÇ : 2247 sayılı Yasanın 14.maddesinde
öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca
REDDİNE, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2007/78
KARAR NO: 2008/211
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca
REDDİ gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Tüsan
Taş Ürünleri A.Ş.
Vekili : Av.Doç.Dr.
M. T.
Davalı : Sosyal
Sigortalar Kurumu (Genel Müdürlüğü) Başkanlığı
O L A Y : Eskişehir Sigorta Müdürlüğüne 4.4009.0110.287 40.26.01.91
sicil numarası ile kayıtlı bulunan davacı şirkete ait işyerine, 2000/12
dönemine ait, aylık sigorta prim bildirgesi vermediği gerekçesiyle, 5.02.2004
gün ve 7945 sayılı işlemle idarece re’sen 743.000.000TL. prim borcu tahakkuk
ettirilmiş, yapılan itiraz 19.4.2004 gün ve 49 sayılı Ünite İtiraz Komisyonu
Kararı ile reddedilmiştir.
Davacı vekili, söz konusu
miktarın idari para cezası olduğundan bahisle iptali istemiyle, adli
yargı yerinde dava açmıştır.
ESKİŞEHİR İŞ MAHKEMESİ; 22.12.2004 gün ve E:2004/540,
K:2004/716 sayı ile, Davacı vekilinin 14.6.2004 yünlü dilekçesi ile
Mahkemelerine başvurarak, özetle; Müvekkilinin Eskişehir Sigorta Müdürlüğüne
4.4009.0110.287 40.26.01.91 sicil numarası ile kayıtlı bulunduğunu; 2000 / 12
dönemine ait aylık sigorta prim bildirgesinin verilmediği gerekçesiyle
kurumun 18.02.2004 gün ve 7945 sayılı kararı ile müvekkili aleyhinde idari
para cezası kesildiğini; Karara karşı itiraz ettikleri, ancak komisyonun
19.4.2004 gün ve 49 sayılı kararı ile bunu reddettiğini; bu ret kararının
yersiz olduğunu; 2000 yılı içerisinde Odunpazarı Belediye Başkanlığınca ihale
edilen "Muhtelif mahaller ve muhtelif sokakların A tipi mıcır ile tek
katı sathi kaplama işini" alan müvekkilinin bunu süresi içerisinde
tamamladığını; İhaleye konu olan ve iş piyasasından fatura karşılığı temin
edilen malzemenin taşeron firmaya taşıttırılması serme ve sıkıştırma
işlerinin müvekkil şirketin personeli tarafından yapıldığını ve bu iş için
ayrıca işçi çalıştırılmadığını; bu durumun ihale makamınca Eskişehir Sigorta
Müdürlüğüne gönderilen 9.4.2002 yün ve 242645 sayılı yazı ile de teyit
edildiğini; bu yüzden ayrıca işçi çalıştırılması söz konusu olmadığından 506
sayılı yasanın 79. maddesine dayanarak, aylık sigorta primleri bildirgesi
verilmemesi nedeniyle, resen idari para cezası tahakkuk ettirilmesinde hukuka
aykırılık olduğunu belirterek, bunun iptaline karar verilmesini istemiş
olduğu; Davalı vekilinin 23.8.2004 günlü yanıt dilekçesinde özetle; öncelikle
İdari para cezalarının iptaline yönelik davaların İdare Mahkemesinde açılması
gerektiğini belirterek dosyanın görev yönünden reddine; Esas açısından ise ,
tebligata rağmen işverenin 2000/Aralık ayına ait sigorta prim bildirgelerini
vermediğini belirterek, yersiz davanın reddine karar verilmesini istemiş
olduğu; 4854 sayılı yasa ile yapılan değişiklik sonucu bu tür davalara
bakmanın İdari Yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, kesinleşmiştir.
Bu defa, Eskişehir Sigorta Müdürlüğüne
4.4009.01.10.28739.026.01.90 sicil numarası ile kayıtlı bulunan davacı şirkete
ait işyerine; 15 sigortalı ile ilgili olarak, 2000 yılı 9 ve 10. aylara
ilişkin, aylık sigorta prim bildirgesini vermediği gerekçesiyle,
682.500.000.-lira prim, 97.500.000.-lira işsizlik primi ve
2.409.796.526.-lira gecikme zammı olmak üzere toplam 3.189.796.526.-lira prim
borcunun tahsili amacıyla re’sen düzenlenen 26.3.2004 gün ve 021530 sayılı
işlem tesis edilmiştir.
Davacı vekili, söz konusu miktarı idari para
cezası olarak niteleyerek; iptali istemiyle bu kez, idari yargı
yerinde dava açmıştır.
Eskişehir İdare Mahkemesi;10.6.2005 gün ve E:2005/983,
K:2005/708 sayı ile, Mahkemelerinde açılan bu davanın kesinleşme tarihinden
itibaren 30 gün geçtikten sonra 22.4.2005 tarihinde açıldığının anlaşıldığı,
bu nedenle de davanın esasının süre aşımı nedeniyle incelenme olanağı
bulunmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımından reddine karar vermiş; bu
kararın Eskişehir Bölge İdare Mahkemesinin 27.12.2005 gün ve E.2005/575,
K.2005/578 sayılı kararıyla bozulması üzerine bozma kararına uyularak dava
dosyası yeniden incelenmiştir.
ESKİŞEHİR İDARE MAHKEMESİ; 12.4.2006 gün ve E: 2006/918,
K: 2006/787 sayı ile, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 80. maddesinin
5. fıkrasında; Kurumun süresi içerisinde ödenmeyen alacaklarının tahsilinde,
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51. maddesi
hariç diğer maddelerinin uygulanacağı belirtilmiş, 7. fıkrasında ise, kurum
alacaklarının tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı kanunun
uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta
Müdürlüğünün bulunduğu yerdeki iş mahkemesinin yetkili olduğu hükme
bağlanmış, Kanunun 81. maddesinde ise, bu kanuna göre alınacak sigorta
primleri ve para cezalarının ödenmesi için işverene yapılacak bildirim
üzerine prim borçları ve para cezaları ödenmezse kurumca düzenlenen prim
borcunu ve para cezasını gösteren belgelerin resmi dairelerinin usulüne göre
verdikleri belgeler hükmünde olup, icra ve iflas dairelerince bunların tabi
oldukları hükümlere göre işlem yapılacağının öngörülmüş olduğu; aynı Kanunun
134. maddesinde de; bu Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların
yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerinde
görüleceği hükmüne yer verildiği; 506 sayılı Kanunun 140. maddesinin sondan
ikinci paragrafında ise; tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde kuruma
ödenmeyen idari para cezalarının, bu Kanunun 80. maddesi hükmü gereğince
hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte tahsil edileceği hükmünün
öngörüldüğü; dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirket tarafından 2000
yılı 9 ve 10. aylara ilişkin sigorta prim bildirgesinin verilmediğinden
bahisle dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmakta olup, niteliği
itibariyle Yasanın 80. maddesinin 7. fıkrası ve 134. maddesinde yer alan
hükümlere göre alacaklı sigorta müdürlüğünün bulunduğu yerdeki iş mahkemesi
veya bu davaya bakmakla görevli mahkemelerin yetkili olması nedeniyle bakılan
davanın görüm ve çözümünde Mahkemelerinin görevli bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; yapılan itirazın Eskişehir Bölge İdare Mahkemesince reddedilmesi üzerine,
bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekilinin talebi üzerine, dosya Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem
ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan
13.10.2008 günlü toplantısında; Raportör-Hâkim Taşkın ÇELİK’in 2247 sayılı
Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki
raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.
maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi
için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları,
konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda
verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın
taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise,
Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına
ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan
veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer
verilmektedir.
Olayda, İş
Mahkemesi kararında, …..91 sicil numarası ile
kayıtlı bulunan davacı şirkete ait işyerinin, 2000/12 dönemine ait, aylık
sigorta prim bildirgesi vermediği gerekçesiyle, 5.02.2004 gün ve 7945 sayılı
işlemle idarece re’sen tahakkuk ettirilen 743.000.000TL. prim borcuna yapılan
itirazın, 19.4.2004 gün ve 49 sayılı Ünite İtiraz Komisyonu Kararı ile
reddedilmesine ilişkin işlemin, İdare Mahkemesi kararında ise, ……90 sicil numarası ile kayıtlı bulunan davacı şirkete
ait işyerinin, 15 sigortalı ile ilgili olarak, 2000 yılı 9 ve 10. aylara
ilişkin, aylık sigorta prim bildirgesini vermediği gerekçesiyle,
682.500.000.-lira prim, 97.500.000.-lira işsizlik primi ve 2.409.796.526.-lira
gecikme zammı olmak üzere toplam 3.189.796.526.-lira prim borcunun tahsili
amacıyla re’sen düzenlenen 26.3.2004 gün ve 021530 sayılı işlemin dava
konusu edildiğinin kabulü suretiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Bu
durumda, görev uyuşmazlığına konu edilen İş Mahkemesinin kararı ile İdare
Mahkemesinin kararı aynı konuya ve sebebe ilişkin olmadığından, 2247 sayılı
Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşullar gerçekleşmemiştir.
Açıklanan
nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan
başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14.maddesinde
öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca
REDDİNE, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/9
KARAR NO: 2008/215
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun 48/5. maddesine aykırılık nedeniyle verilen para cezasına karşı yapılan
itirazın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : O.S.
Vekili : Av. İ.Ş.
Davalı : İstanbul Çevre Yolları Trafik Müdürlüğü
O L A Y : Davacı adına, 2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48/5. maddesine aykırılık nedeniyle
trafik zabıtasınca 15.2.2003 tarih ve 148625 seri
no.lu trafik ceza tutanağı ile 265.300.000TL. tutarında para cezası
kesilmiştir.
Davacı, para cezasının kaldırılması istemiyle 15.5.2007
gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
BAKIRKÖY 3.SULH CEZA MAHKEMESİ;17.09.2007
gün ve E:2007/931, K:2007/1015 sayı ile, idari
para cezası karar tutanağının incelenmesinde söz konusu idari para cezasının
muterizin yüzüne karşı uygulandığının anlaşıldığı; Yargıtay 7. Ceza
Dairesinin 27.03.2007 tarih 2005/3487 Esas ve 2007/2048 Karar sayılı
ilamında, idari para cezasının yüze karşı uygulanmış olması halinde idari
para cezasına itirazın idari yargı mahkemesinde görülmesi gerektiğinin belirtilmiş
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar temyiz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı, aynı istemle 5.10.2007 gününde idari yargı yerinde dava
açmıştır.
İSTANBUL 9. İDARE MAHKEMESİ; 24.10.2007 gün ve E:2007/1927, K:
2007/375 sayı ile, dava konusu uyuşmazlıkla ilgili olarak, öngörülen trafik
para cezasının 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 16. maddesinde belirtilen
idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Kanunda da bu para
cezasına itiraz konusunda görevli mahkeme gösterilmediğinden, Kabahatler
Kanunu'nun 5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere,
idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli
mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı kanun hükümleri dikkate alınacağından,
uyuşmazlığın görüm ve çözümünde anılan Kanunun 27/1. bendi uyarınca adli
yargı yerinin görevli bulunduğu; nitekim, aynı olaya ilişkin olarak
Uyuşmazlık Mahkemesinin 02.04.2007 gün, E:2007/313, K:2007/43 sayılı
kararının da bu yönde olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem
ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan
13.10.2008 günlü toplantısında;
I- İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü,
E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da
şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine
ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri
arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında
kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği
sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu
görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari
yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin
istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2918 sayılı Yasa’nın 48/5. maddesine aykırılık
nedeniyle trafik zabıtasınca düzenlenen para cezasının iptali istemiyle
açılmıştır.
13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
“Amaç” başlıklı 1. maddesinde, ”Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal
güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini
ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş;
“Alkollü içki, uyuşturucu veya keyif verici maddelerin etkisi altında araç
sürme yasağı”nı düzenleyen 48. maddesinin değişik beşinci fıkrasında, Yönetmelik ile belirtilen miktarların
üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği
tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü
belgelerinin altı ay süre ile geri alınacağı ve haklarında 265.300.000 lira
para cezası uygulanacağı, öngörülmüştür.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına
göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına
karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada
idari cezalarla ilgili davalarda (116. maddedeki itiraz yolu hariç) görevli
yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin
görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak;
Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan
olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh
ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması
sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı
doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
belirtilmiştir.
Son
olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği
durumunda
ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği
için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli
mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun
5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, İdari yaptırım
kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine
hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin
belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para
cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27.
maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, sulh ceza mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna,bu nedenle Bakırköy 3.Sulh Ceza Mahkemesi’nin 17.9.2007 gün ve
E:2007/931, K:2007/1015 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/10
KARAR NO: 2008/216
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 2918 sayılı Yasa’nın 65/1-f md.
uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan
davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : H.k.
Davalı : Keşan Bölge
Trafik Denetleme İstasyon Amirliği
O L A Y :
Edirne Valiliği, Keşan Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğinin 26.07.2007
gün ve 199529 sayılı Trafik Ceza Tutanağı ile, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun 65/1-f maddesi(Gabari dışı yük yüklenmesi, yük üzerine veya araç
dışına yolcu bindirilmesi) uyarınca davacı adına idari para cezası
verilmiştir.
Davacı, para cezasına karşı adli yargı yerinde
itirazda bulunmuştur.
KEŞAN SULH CEZA MAHKEMESİ; 24.09.2007gün ve DEĞ. İŞ
NO : 2007/591, K.NO:2007/591 sayı ile, hakkında düzenlenen idari para cezası
karar tutanağının, itiraz edenin yüzüne karşı verildiği, Uyuşmazlık
Mahkemesinin 06.03.2006 tarih 2006/7 Esas, 2006/27 Karar sayılı kararı ve
Yargıtay 7.C.D.sinin
27.03.2007 tarih ve 2005/3487 Esas 2007/2048 Karar sayılı ilamında
açıklandığı, üzere 2918 sayılı Kanunda öngörülen idari para cezasının yüze
karşı uygulanması halinde, idari para cezasının iptali istemiyle açılan
davanın idari yargı mahkemesinde görülmesi gerektiği ve itiraza bakmaya
Edirne İdare Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; bu karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez, söz konusu tutanak ile kesilen cezanın iptali
istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
EDİRNE İDARE MAHKEMESİ; 08.01.2007 gün ve E: 2007/1270 sayı ile, dava
konusu edilen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun'un 16.maddesinde
belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları
Trafik Kanunu'nda bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin
gösterilmediğinin anlaşıldığı; bu durumda, Kabahatler Kanunu'nun 3.
maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağından, dava konusu idari para cezasının görüm ve çözümü 5326
sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27.'nci maddesinin 1.'nci bendi uyarınca Sulh
Ceza Mahkemesinin görev alanına girmekte olduğu; açıklanan nedenlerle,
Mahkemelerinin görevsizliğine, 2247 sayılı Kanun'un 19'ncu maddesi uyarınca görevli
yargı merciinin tayin ve tespiti için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve
dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine ve davanın incelenmesinin
Uyuşmazlık Mahkemesi'nin kararına kadar ertelenmesine, karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem
ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan
13.10.2008 günlü toplantısında;
I- İLK İNCELEME:
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’
ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,
askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında,
olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde
incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdare Mahkemesince anılan Yasanın 19. maddesinde
öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2918
sayılı Yasa’nın 65. maddesine aykırılık nedeniyle, trafik zabıtasınca
düzenlenen para cezasına ilişkin ceza tutanağının iptali istemiyle
açılmıştır.
13.10.1983
tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde,
“Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik
düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak
önlemleri belirlemektir” denilmiş; 65. maddesinde, araçların yüklenmesi ile
ilgili kurallar ile bu kurallara uymamanın müeyyidesi düzenlenmiştir.
Uyuşmazlık
Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına
göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına
karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada
idari cezalarla ilgili davalarda (116. maddedeki itiraz yolu hariç) görevli
yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada
gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112.
maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin
görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak;
Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan
olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh
ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması
sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı
doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.
Son
olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini
değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı
halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli
mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun
5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idarî yaptırım
kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine
hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin
belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para
cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27.
maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesince
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Edirne İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Keşan
Sulh Ceza Mahkemesi’nin 24.9.2007 gün ve D.İş No 2007/591, K:2007/591 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/12
KARAR NO: 2008/217
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 3194 sayılı Kanunun 42. md uyarınca
verilen idari para cezasına karşı açılan davanın
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : A.K.
Davalı : Adana İl Özel İdare İl Encümeni
O L A Y : Adana İl Özel
İdaresi İl Encümeninin 15.03.2007 gün, 117 sayılı işlemi ile, Tufanbeyli
İlçesi Şar Köyü, Comana Antik Kenti 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı
içerisindeki Tiyatronun sahne bölümünde A. K. tarafından yapı ruhsatı almadan
yapılan ve İl Özel İdaresi teknik elemanlarınca tespiti yapılarak, yapı tatil
zaptı tutulan 7.25x5 mt ebatlarında 5 basamakla çıkılan beton tabla
şeklindeki kaçak yapıdan dolayı, yapı sahibine; 3194 sayılı İmar Kanununun
42’nci maddesi, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3’ncü maddesi, 5302 Sayılı
İl Özel İdaresi Kanununun 26/e maddeleri gereğince 846,00 YTL para cezası
uygulanmasına karar verilmiştir.
Davacı, söz
konusu Encümen Kararının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
ADANA 2.
İDARE MAHKEMESİ; 23.05.2007 gün ve E:2007/688, K:2007/633 sayı ile, 3194
sayılı İmar Kanununun “Ceza Hükümleri” başlıklı 42. maddesi ile 5326 sayılı
Kabahatler Kanununun 2, 3, 16, 27. maddelerinden söz ederek; 3194 sayılı İmar
Kanunu'nda, bu Kanun gereğince uygulanan para cezasına karşı açılacak
davaların idare mahkemelerinde görüleceğine ilişkin özel bir hüküm
bulunmadığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3. maddesinin gereği olarak
idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünün Mahkemelerinin
görev alanına girmeyip Adli Yargı Yerlerinin görev alanına girdiği
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu defa aynı istemle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
TUFANBEYLİ
SULH CEZA MAHKEMESİ; 16.11.2007 gün ve 2007/29 Müt. sayı ile, her ne kadar
başvurucu Adana İl Özel İdaresi İl Encümeni tarafından 3194 sayılı yasanın
42. maddesi gereğince verilen idari yaptırım kararının iptali mahkemelerinden
talep etmiş ise de Anayasa Mahkemesinin 2007/35 Esas, 2007/36 Karar sayılı
hükmü gereğince başvuru hakkında karar verme görevinin idari yargıya ait
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; itiraz üzerine, Kozan Ağır
Ceza Mahkemesi; 18.12.2007 gün ve Değişik İş No :2007/307 sayı ile;
Tufanbeyli Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen kararın usul ve yasaya uygun
görüldüğü belirtilerek; itirazın Mahkemelerinin yetkisizliği nedeniyle
reddine, Ortaya çıkan Adli ve İdari yargı yerleri arasındaki olumsuz yetki
uyuşmazlığının çözümü için, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmek üzere
Tufanbeyli Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vererek dosya iade
edilmiş; Mahkemece bir üst yazıyla dosya Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem
ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan
13.10.2008 günlü toplantısında;
I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle
incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde,
olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde
incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada;
idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş
ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine
gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği
karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” hükmüne göre,
idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince
de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz
görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir
davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma
görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu
belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma
olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin
ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her
iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın
taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme
ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren
yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden
doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmesine karşın, Ağır
Ceza Mahkemesinin kararı üzerine görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne başvurulmuştur.
Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da
öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda
bulunulmadığı gözetilerek, yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi
kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan
görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın
çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 3194
sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesine göre İl Özel İdaresi İl Encümeni
tarafından verilen para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
3.5.1985
tarih ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde “Bu Kanun,
yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre
şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiştir” denilmiş; 42.
maddesinin birinci fıkrasında, ruhsat alınmadan veya ruhsat veya eklerine
veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının yapı sahibine, fenni mesule
ve müteahhidine, istisnalar dışında özel parselasyon ile hisse karşılığı
belirli bir yer satan ve alana para cezası verileceği kurala bağlanmış;
anılan Yasa maddesinin itiraz merci olarak sulh ceza mahkemesini belirleyen
beşinci fıkrası Anayasa Mahkemesi’nin 15.5.1997 tarihli ve E:1996/72,
K:1997/51 sayılı kararıyla; bir idari işlemin bir bölümünün idari yargının,
diğer bir bölümünün ise adli yargının denetimine bırakılmasında, kamu yararı
bulunmadığı, zira bu işlemlerin, kamu gücünün kullanılmasıyla ilgili bir
idari işlemin devamı ve idari bir yasağa aykırı davranan kişiye idari bir
yaptırımın uygulanması niteliğinde olduğu, çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde
de idari yargının yetkili olacağı, idarenin aynı yapı için aldığı kararın bir
bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli yargıda görülmesinin yargılamanın
bütünlüğünü bozacağı, idari bir işlemin bölünerek bir bölümünün idari
yargının bir bölümünün de adli yargının denetimine bırakılmasında isabet
bulunmadığı belirtilmek suretiyle iptal edilmiş olup, yasama organınca bu
konuda düzenleme yapılmamıştır.
Anayasa
Mahkemesinin iptal kararını gözeten Uyuşmazlık Mahkemesi, 3194 sayılı
Yasa’nın 42. maddesine göre verilen idari para cezalarına karşı açılan
davaları, göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında
görmüştür.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin
görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak;
Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan
olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh
ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş; gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme
yapılmadığı süreçte, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle,
aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından,
Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda
yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
belirtilmiştir.
Son
olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır."
denilmiştir.
Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560
sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi
ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş
olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık
iddialarının, bu işlemin iptali
talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler
Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı
bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari
yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari
yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı
merciinde görüleceği anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı
Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu,
3194 sayılı İmar Kanunu’nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli
mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari
para cezasına konu yapı ile ilgili
olarak idari yargının görev alanına giren kararın(yapı tatil zaptı) da verildiği anlaşıldığından; idari para
cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği kuşkusuzdur.
Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve
aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra hükmü
bir arada değerlendirildiğinde, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarınca verilen para cezasına karşı
açılacak davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun
kabulü ile İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ
görevli olduğuna, bu nedenle Tufanbeyli Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı
Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Adana 2. İdare
Mahkemesi’nin 23.5.2007 gün ve E:2007/688, K:2007/633 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/40
KARAR NO: 2008/219
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 5149 sayılı Yasa’nın 23. md. uyarınca
verilen idari para cezasına karşı açılan davanın
ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : M.G.
Davalı : Ankara Valiliği Gençlik ve Spor İl
Müdürlüğü
O L A Y : Ankara Valiliği Gençlik ve Spor İl
Müdürlüğü’nün 14.6.2006 gün ve 6497 sayılı yazısı ile, 20.5.2006 tarihinde
saat 20.00’de, 19 Mayıs Stadyumunda, Altay Spor – Ordu Spor takımları
arasında oynanan Turkcell Süper Ligi Futbol Müsabakasında 5149 sayılı Kanun’a
muhalefet ettiğinin tespit edildiğinden bahisle davacıya, Kanunun 23. maddesinin
2. fıkrası gereğince İl Spor Güvenlik Kurulunca karar alınarak, Valilik
Makamının 2005-2006/09 sayı ve 27.4.2006 tarihli Olur’ları ile 1.221 YTL
tutarında idari para cezası verilmesinin uygun görüldüğü bildirilmiştir.
Davacı, para
cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 7. İDARE MAHKEMESİ;24.7.2006 gün ve E: 2006/1698, K: 2006/1963
sayı ile, 1.6.2005 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5326
sayılı Kabahatler Kanunu bazı maddelerinden bahisle; Kanunun uygulanabilmesi
için idari yaptırımın dayanağı olan Yasanın amacı dikkate alınarak,
Kabahatler Kanununun 1. maddesinde belirtilen alanların korunmasına yönelik
bulunması, 2. maddesinde yapılan kabahat tanımına ve 16. maddesinde
belirtilen yaptırım türlerine uyması, 19. maddesinde sayılan geçici
istisnalardan olmaması, 27. maddesinin (I) numaralı bendinde itiraz yolu
öngörülen idari yaptırımlardan olmasının gerektiği; bu durumda, yukarıda
belirtilen koşulları taşıdığı anlaşılan 5149 sayılı Spor Müsabakalarında
Şiddet Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun'un 23/2. maddesine dayanılarak
kesilen idari para cezasına karşı Mahkemelerinin esasına kayden açılan davaya
bakma görevinin Sulh Ceza Mahkemesine ait bulunduğu; her ne kadar 5326 sayılı
Kabahatler Kanununun "Genel Kanun Niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesinin 1 3.2006 gün ve E:20055/108 K:2006/35 sayılı kararıyla
iptal edilmiş ise de gerekçe kararın henüz Resmi Gazetede yayımlanmadığı;
diğer taraftan, Anayasa Mahkemesi Kararından sonra verilen Uyuşmazlık
Mahkemesinin 6.3 2006 gün E:2006 /13, K: 2006/28 sayılı, kararıyla da 5326
sayılı Kabahatler Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan
itirazların Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiğine hükmedilmiş olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez, aynı
istemle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANKARA 9. SULH CEZA MAHKEMESİ; 14.3.2007 gün ve Müt.:2006/1282 sayı
ile, İtiraz eden hakkında 5149 Sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve
Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun 23/2. maddesine göre idari para cezası verildiği ve aynı Kanununun 28/2 maddesine göre itiraza bakma
görevi Ankara İdare Mahkemesine ait olduğundan, mahkemelerinin
görevsizliğine, ancak aynı konuda Ankara 7. İdare Mahkemesinin 2006/1698 esas 2006/1963 karar sayılı görevsizlik kararı da
bulunduğu; yukarıda açıklanan gerekçeye göre; itiraza bakma görevi Ankara İdare Mahkemesine ait olduğundan
mahkemelerinin görevsizliğine, aynı
konuda Ankara 7. İdare Mahkemesinin 2006/1698 E., 2006/1963 K. sayılı görevsizlik kararı bulunduğundan olumsuz
görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın hüküm kesinleştiğinde Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine
karar vermiş; bu karar kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem
ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan
13.10.2008 günlü toplantısında;
I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle
incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde,
olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde
incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada;
idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş
ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine
gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği
karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” hükmüne göre,
idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince
de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz
görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir
davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma
görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu
belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma
olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi
hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasa
koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması
halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma
iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa
zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik
kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el
çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla
yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da
öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda
bulunulmadığı gözetilerek, Ankara 9.Sulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen yapılan
başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme
kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin
kuruluş amacına uygun olacağından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 5149
sayılı Kanun’un 23. maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
28.4.2004
tarih ve 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine
Dair Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı; spor
müsabakalarının yapıldığı alanlar ile bunların eklenti ve çevresinde müsabaka
öncesinde, müsabaka esnasında veya sonrasında şiddetli rekabet ve bunun
doğurduğu fanatizm sonucu patlayıcı, parlayıcı, yanıcı, yakıcı, kesici veya
delici maddelerin kullanılmasının, şiddet ve düzensizliğin, kişilik
haklarına, ailevî veya manevî değerlere yönelik hakaret, sövme ve aşağılayıcı
slogan ve davranışların yer aldığı sporun ruhuna, ilke ve kurallarına uymayan
kötü tezahüratın önlenmesi suretiyle huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığı
ve kamu düzeninin sağlanmasına yönelik olarak alınacak önlemler ve
uygulanacak yaptırımlarla ilgili usul ve esasları düzenlemektir” denilmiş;
23. maddesinde, yasaklara uymama halinde verilecek idari para cezaları
düzenlenmiş; 28. maddesinde, bu Kanuna aykırı eylemlerde bulunanlar hakkında
spor güvenlik kurulunun re’sen veya kendisine gelen şikâyet ve ihbarlar
üzerine yapacağı inceleme sonucunda mahallin en büyük mülkî idare amiri
tarafından ilgili hakkında bu Kanundaki idarî para cezaları veya tedbirlerin
uygulanmasına karar verileceği, bu Kanunda yazılı olan idarî para cezalarına
dair kararların ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu
hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden
itibaren yedi gün içinde idare mahkemesine itiraz edilebileceği, itirazın
cezanın yerine getirilmesini durdurmayacağı, itiraz üzerine verilen kararın
kesin olduğu, itirazın zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme
yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılacağı, idarî para cezalarının 21.7.1953
tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun
hükümlerine göre tahsil olunacağı belirtilmiştir.
Daha
sonra, 23.1.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun’un 535. maddesi ile değişik 23.
maddesinde, 17 nci maddenin birinci fıkrasına aykırı davranan kişilere beşyüz
Türk Lirasından bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verileceği, 17 nci
maddenin ikinci fıkrasına aykırı davranan kişilere bin Türk Lirası, tekrarı
halinde ikibin Türk Lirası idarî para cezası verileceği, fail, kulübün veya
bir taraftar derneğinin mensubu ise fiilin tekrarı halinde mensubu bulunduğu
kulüp veya dernek hakkında da üçbin Türk Lirası idarî para cezası verileceği
belirtilmiş; aynı Kanunun 5728 sayılı Kanun’un 537. maddesi ile değişik 28.
maddesinde de, “Bu Kanuna aykırı eylemlerde bulunanlar hakkında büyükşehir ve
il belediye sınırları içinde il spor güvenlik kurulunun, bunun dışındaki
yerlerde ilçe spor güvenlik kurulunun re’sen veya kendisine gelen şikâyet ve
ihbarlar üzerine yapacağı inceleme sonucunda mahallin en büyük mülkî idare
amiri tarafından ilgili hakkında bu Kanundaki idarî para cezaları veya
tedbirlerin uygulanmasına karar verilir.
Bu Kanun
hükümlerine göre verilen idarî para cezalarından tahsil edilen miktarın
tamamı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü hesabına aktarılır. Bu paralar Gençlik
ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından çıkarılacak yönetmelik esaslarına göre
yüzde ellisi Engelliler Spor Federasyonu ile engelliler kulüp ve
faaliyetlerine, yüzde ellisi ise fair play kurallarına uygun hareket eden
amatör spor kulüpleri ile okul sporlarının geliştirilmesine ayrılır.
Bu Kanunda
belirtilen yasaklara uymayan kişilerin kimlik bilgileri, müsabakanın veya eylemin
yapıldığı mahallin emniyet birimlerince fotoğraflı olarak kaydedilir ve bu
kayıtlardaki kişiler takibe alınır” denilmiştir. 5728 sayılı Kanun hükümleri
8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
5149
sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair
Kanun’da, son haliyle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir
düzenlemeye yer verilmemiştir.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin
görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak;
Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan
olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh
ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması
sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı
doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesinde "(1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 5149 sayılı
Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’da idari
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanunla değişik
3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan
davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı bendi
uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun
reddi ile ayrıca verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 9. Sulh
Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN
REDDİ ile aynı Mahkemece ayrıca verilen 14.3.2007 gün ve Müt:2006/1282 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/41
KARAR NO: 2008/220
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 4458 sayılı Gümrük Kanunu uyarınca
verilen para cezasına karşı açılan davanın
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Solgar Vitamin ve Sağlık Ürünleri
San. ve Tic. Ltd. Şti.
Vekili : Av. İ.E.
Davalı : Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı
Atatürk Hava Limanı Gümrük Müdürlüğü
O L A Y : Atatürk Hava Limanı Gümrük
Müdürlüğü’nün 18.10.2005 gün ve muhtelif sayılı 44 adet para cezası kararı
ile, davacının eylemi nedeniyle 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 241/3-b
maddesine istinaden para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Ceza
kararlarına yapılan itirazlar, İstanbul Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğü’nün
25.11.2005 gün ve muhtelif sayılı kararları ile reddedilmiştir.
Davacı
vekili, para cezalarının kaldırılması ve itirazın reddine ilişkin kararların
iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL
4. İDARE MAHKEMESİ; 30.1.2006 gün ve E:2005/3267, K:2006/165 sayı ile, davanın, davacının Gümrük
Kanunu'na muhalefet ettiğinden bahisle kesilen para cezalarının ve bu para
cezalarına yapılan itirazların reddine ilişkin Gümrük Müsteşarlığı İstanbul
Gümrük Muhafaza Başmüdürlüğü işlemlerinin iptali istemiyle açıldığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun
muhtelif maddelerinden söz ederek, Kabahatler
Kanunu hükümleri incelendiğinde, 01.06.2005 tarihinden itibaren açılacak
bütün idari para ceza davalarında artık 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun
uygulanması gerekeceği sonucuna varıldığı, bu
durumda, dava tarihi itibariyle artık Kabahatler Kanunu kapsamında olan
dava konusu idari para cezasının görüm ve çözümü adli yargı mercilerinin
görev alanında bulunduğundan, davanın görev yönünden reddinin icap ettiği
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı
vekili, bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
BAKIRKÖY
3. SULH CEZA MAHKEMESİ; 2.2.2007 gün ve D. İş E:2006/150, D. İş K:2007/27
sayı ile, başvuran vekilinin dilekçesinde,
müvekkili şirket hakkında 44 adet idari para cezası uygulandığını ve
düzenlenen idari para cezasının yerinde olmadığını ileri sürüp itiraz yoluyla
kaldırılmasını talep ettiği, dosyanın
incelemesinden, başvuranın İstanbul 4. İdare Mahkemesi’ne açtığı davanın,
9.1.2006 tarih ve 2005/3267 Esas, 2006/135 Karar sayılı ilam ile görev
yönünden reddedildiğinin görüldüğü, 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinden söz ederek, 4458 sayılı Gümrük
Kanunu’nun 242/7 maddesinde, bu Kanun gereği uygulanan idari yaptırım
kararlarına karşı başvurunun idari yargıya yapılmasının öngörüldüğü, görev
kurallarının kamu düzenine aidiyeti de göz önüne alınarak 5326 sayılı
Kanun’un 5560 sayılı Kanun’la değişik 34/8 ve CMK 3 maddesi gereğince
Mahkemelerinin görevsizliğine karar vermenin gerektiği, aynı konuda İdare Mahkemesince
de verilmiş görevsizlik kararı bulunduğu anlaşılmakla dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermenin icap ettiği gerekçesiyle 5326 sayılı Kanun’un 27. maddesini değiştiren 5560 sayılı
Kanun’un 34/8 ve CMK 3 maddesi gereğince görevsizlik kararı vererek dosyanın görevli mahkemenin belirlenmesi bakımından
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar
kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’
ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,
askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte
olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza
davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara
ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk
Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu
durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada;
idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş
ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine
gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği
karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247 sayılı
Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun
ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az
ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz
görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması
gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” hükmüne göre,
idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince
de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz
görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir
davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma
görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu
belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma
olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin
ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her
iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın
taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme
ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren
yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden
doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla
yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da
öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda
bulunulmadığı gözetilerek, Bakırköy 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen yapılan
başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme
kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin
kuruluş amacına uygun olacağından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın
çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4458 sayılı Kanun’un 241. maddesinin üçüncü
fıkrasının (b) bendi uyarınca verilen para cezalarının kaldırılması ve
itirazın reddine ilişkin kararların iptali istemiyle açılmıştır.
27.10.1999 tarih ve 4458 sayılı Gümrük
Kanunu’nun 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı, Türkiye Cumhuriyeti Gümrük
Bölgesine giren ve çıkan eşyaya ve taşıt araçlarına uygulanacak gümrük
kurallarını belirlemektir” denilmiş; 241. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanunda ayrı bir ceza tayin edilmiş haller saklı
kalmak üzere, bu Kanuna ve bu Kanunda tanınan yetkilere dayanılarak çıkarılan
tüzük, yönetmelik, tebliğ ve talimatlarla getirilen şekil ve usullere aykırı
hareket edenlere 30,000,000 TL. usulsüzlük cezası uygulanacağı; üçüncü
fıkrasında, usulsüzlük cezası aşağıdaki hallerde 1 inci fıkrada belirtilen
miktarın iki katı olarak uygulanacağı belirtildikten sonra bu fıkranın (b)
bendinde, vergi kaybı doğurmamasına karşın, 24 üncü maddeye göre
birbirleriyle ilişkisi bulunan kişiler arasında bir satış işlemi olması ve bu
ilişkinin beyan edilmemesi hali sayılmış; 242. maddesinde, “1.
Yükümlüler, kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri için tebliğ tarihinden
itibaren onbeş gün içinde ilgili gümrük idaresine verecekleri bir dilekçe ile
düzeltme talebinde bulunabilirler.
2. Düzeltme talepleri ilgili gümrük
müdürlüğü tarafından otuz gün içinde karara bağlanarak yükümlüye tebliğ edilir.
3. Kişiler, düzeltme taleplerine ilişkin
kararlara, idari kararlara, gümrük vergilerine ve cezalara karşı yedi gün
içinde kararı alan gümrük idaresinin bağlı bulunduğu gümrük başmüdürlüğü
nezdinde itirazda bulunabilirler.
4. Gümrük başmüdürlüklerine intikal eden
itirazlar otuz gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edilir.
5. İlk kararın alındığı idarenin gümrük
başmüdürlüğü olduğu hallerde, bu karara karşı onbeş gün içinde Gümrük
Müsteşarlığına itiraz edilebilir.
6. Gümrük Müsteşarlığına intikal eden
itirazlar kırkbeş gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edilir.
7. Gümrük başmüdürlükleri ile Gümrük
Müsteşarlığı kararlarına karşı işlemin yapıldığı gümrük müdürlüğünün veya
gümrük başmüdürlüğünün bulunduğu yerdeki idari yargı mercilerine
başvurulabilir.
8. (Ek: 5.4.2007-5622/8 md.) Bu Kanuna göre
yapılacak yazılı bildirimler posta ile taahhütlü olarak gönderilebilir. Bu
takdirde bildirimin postaya verildiği tarih gümrük idaresine verilme tarihi
yerine geçer. Bu hüküm derdest olan uyuşmazlıklarda da uygulanır” hükmü yer
almıştır.
Olayda,
para cezalarının kaldırılması ve itirazın reddine ilişkin kararların iptali
istemiyle dava açılmış olup; 4458 sayılı Yasa’nın 242. maddesinde yer alan
düzenleme karşısında, bu davanın görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin
görevli olacağının kabulü gerekir.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi
üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara
ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate
alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen
koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari
yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak
itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle
doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar
verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması
sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı
doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
belirtilmiştir.
Son
olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini
değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır"
denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa
kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe
girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel
hukuk ilkesi karşısında, 4458 sayılı Yasa’nın 241. maddesi uyarınca verilen
para cezalarının kaldırılması ve itirazın reddine ilişkin kararların iptali
istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde anılan Yasa hükmü gereği idari
yargı yerinin görevli olduğu açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun
kabulü ile İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ:
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,bu nedenle Bakırköy 3. Sulh
Ceza Mahkemesi’nin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile
İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin 30.1.2006 gün ve E:2005/3267, K:2006/165
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/45
KARAR NO: 2008/221
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 4077 sayılı Tüketicinin Korunması
Hakkında Kanun uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Enformasyon
Reklamcılık ve Filmcilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.
Vekili : Av. İ.A.
Davalı : Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
O L A Y : Davacı Şirkete ait CNBC-e logosuyla
yayın yapan televizyon kanalında yayımlanan, “Kampus” isimli programda, 4077
sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı Kanunla değişik
16. maddesine aykırılık(örtülü reklam) olduğu nedeniyle, Reklâm Kurulunca
davacı Şirkete, anılan Yasa’nın 17. ve 25/8. maddeleri uyarınca idari para ve
durdurma cezaları verilmiş; Bakanlık Makamının 17.5.2005 tarih ve 111 sayılı
onayıyla uygun bulunan ve 26.5.2005 tarih ve 12753 sayılı yazı ile 1.6.2005
tarihinde tebliğ edilen bu işlem sonrasında, davacı şirket vekili; idari para
cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle 7.6.2005 gününde idari
yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA
6.İDARE MAHKEMESİ; 17.8.2005 gün ve E:2005/1103, K:2005/1118 sayı ile, 5326
sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2., 3., 16. ve 27 maddelerinden bahisle;
1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326 sayılı Yasada sayılan idari para cezası ve
idari tedbirlerden oluşan idarî yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan
idari yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan istisnai durumlar
haricinde "Sulh Ceza Mahkemeleri nezdinde dava açılabilmekte olduğu;
buna göre; davacı şirkete, 4077 sayılı Yasa hükümleri uyarınca 44.975.YTL
tutarında idari para cezası verilmesine ilişkin işleminin iptali isteğiyle
7.6.2005 tarihinde Mahkeme kayıtlarına giren dilekçe ile bakılan dava açılmış
ise de; yukarıya alınan Yasa hükümleri uyarınca, 4077 sayılı Yasa hükümlerine
göre verilen idari yaptırım niteliğindeki para cezasına karşı açılacak
davalarda Sulh Ceza mahkemelerinin görevli kılınmış olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karara karşı yapılan temyiz istemi; Danıştay
Onuncu Dairesinin, 22.11.2006 gün ve E:2005/8313, K:2006/6655 sayılı
kararıyla, incelenmeksizin ret şeklinde sonuçlanmış; bu karara karşı yapılan
Karar Düzeltme istemi de aynı Dairenin, 22.1.2008 gün ve E:2007/2019,
K:2008/76 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.
Davacı
şirket vekili, aynı istemle 16.9.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda
bulunmuştur.
ANKARA 12.
SULH CEZA MAHKEMESİ; 18.11.2005 gün ve E:2005/647 Müt. sayı ile, İdare
tarafından, idari para cezasının 4822 sayılı Yasanın 25.maddesine göre
tahakkuk ettirilmiş olduğu, 4822 sayılı Yasanın 26.maddesinde, bu cezalara
karşı itiraz mercii olarak açıkça idare mahkemesinin gösterildiği; tahakkuk
ettirilen idari para cezasının idarenin kamu gücünü kullanarak yaptığı bir
işlem olduğu, bu bakımdan idari para cezası niteliğini taşıyan cezaların
idari yargı denetimi dışında tutulmasının idarenin yargısal denetiminin etkin
ve doğal anlamda gerçekleşmemesi sonucunu doğuracağı; esasen Anayasa
Mahkemesinin kararlarının da bu doğrultuda bulunduğu; Kabahatler Kanununda,
kabahat deyiminden Kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını
öngördüğü haksızlık olduğu belirtilmişse de verilen para cezasının kamu gücü
kullanılarak yapılan bir idari işlem olduğu ve 4822 sayılı Yasanın
26.maddesinde yetkili mahkemenin idare mahkemesi olduğuna dair yetkiyi
belirleyen maddenin halen yürürlükte olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu sonunda Yargıtay 7.Ceza
Dairesi; 20.11.2007 gün ve E:2006/3046, K:2007/9320 sayı ile, kararın
onmasına, görev uyuşmazlığının halli yönünden dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilmesinin mahal mahkemesince yerine getirilmesine karar vermiş; bunun
üzerine dava dosyası Mahkemece bir üst yazıyla Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem
ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan
13.10.2008 günlü toplantısında;
I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle
incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde,
olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde
incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada;
idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş
ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine
gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği
karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” hükmüne göre,
idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince
de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz
görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir
davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma
görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu
belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma
olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin
ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her
iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın
taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme
ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren
yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden
doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmesine karşın, Yargıtay
kararı üzerine görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
başvurulmuştur.
Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da
öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı
gözetilerek, yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında
olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev
uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın
çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4077
sayılı Yasa’nın 16. maddesine aykırılık nedeniyle, aynı Yasanın 25.
maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca verilen idari para cezasının
kaldırılması istemiyle açılmıştır.
23.2.1995
tarih ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 6.3.2003 tarih ve
4822 sayılı Kanun’un 23. maddesi ile değişik 16. maddesinde, ticari reklâm ve
ilânların kanunlara, Reklâm Kurulu’nca belirlenen ilkelere, genel ahlaka,
kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, dürüst ve doğru olmalarının esas
olduğu, tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi
noksanlıklarını istismar edici, tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye
düşürücü, şiddet hareketlerini ve suç işlemeyi özendirici, kamu sağlığını
bozucu, hastaları, yaşlıları, çocukları ve özürlüleri istismar edici reklâm
ve ilânlar ve örtülü reklâm yapılamayacağı, aynı ihtiyaçları karşılayan ya da
aynı amaca yönelik rakip mal ve hizmetlerin karşılaştırmalı reklâmlarının
yapılabileceği, reklâm verenin, ticari reklâm veya ilânda yer alan somut
iddiaları ispatla yükümlü bulunduğu, reklâm verenlerin, reklâmcılar ve mecra
kuruluşlarının bu madde hükümlerine uymakla yükümlü oldukları belirtilmiş;
25. maddesinin olay tarihinde yürürlükte olan 8. fıkrasında, 16 ncı maddeye
aykırı hareket edenler hakkında üç aya kadar tedbiren durdurma ve/veya
durdurma ve/veya düzeltme ve/veya 3.500.000.000 lira para cezası uygulanacağı,
Reklâm Kurulu’nun, ihlalin niteliğine göre bu cezaları birlikte veya ayrı
ayrı verebileceği, 16 ncı maddeye aykırılık, ülke düzeyinde yayın yapan
yazılı, sözlü, görsel ve sair araçlar ile gerçekleşmiş ise, para cezasının on
katı olarak uygulanacağı kurala bağlanmış; 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı
Kanun’un 477. maddesiyle 26. maddesi değiştirilerek, “25 inci maddenin
birinci, dördüncü, yedinci, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu fıkralarındaki
idarî yaptırımlara Bakanlık tarafından, diğer fıkralarındaki idarî para
cezalarına mahallî mülkî amir tarafından karar verilir.
Bu
yaptırımlara ilişkin kararlar, kararı veren makam tarafından yedi gün
içerisinde ilgilinin mensup olduğu meslek kuruluşuna bildirilir.
Bu Kanun
hükümlerine göre verilen idarî yaptırım kararlarına karşı 6/1/1982 tarihli ve
2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna
başvurulur. Ancak, idare mahkemesinde dava, işlemin tebliği tarihinden
itibaren onbeş gün içinde açılır. İdare mahkemesinde iptal davası açılmış
olması, kararın yerine getirilmesini durdurmaz” denilmiştir. 5728 sayılı
Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
4077
sayılı Yasa’nın 26. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, para cezalarına
karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli
olacağının kabulü gerekir.
1.6.2005
tarihinde yürürlüğe giren 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31.
maddesinde,
" (1)
Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır"
denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda
aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli
mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa
kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe
girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel
hukuk ilkesi karşısında, 4077 sayılı Yasa’nın 16. ve 25. maddelerine göre
verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde anılan
Yasanın 26. maddesine göre idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.
Açıklanan
nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun
kabulü ile İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ:
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 12. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı
Yasa’nın 19.maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin 17.8.2005 gün ve
E:2005/1103, K:2005/1118 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/46
KARAR NO: 2008/222
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 2872 sayılı Kanunu uyarınca verilen
idari para cezasına karşı açılan davanın
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : G. H.
Davalı : Gaziantep
İl Çevre ve Orman Müdürlüğü
O L A Y : 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun Ek-1/c
maddesine muhalefetten dolayı(anız yakılması fiili
nedeniyle) davacı adına idari para cezası verilmiştir.
Davacı,
para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde
dava açmıştır.
GAZİANTEP 1. İDARE MAHKEMESİ; 31.8.2006 gün ve
E:2006/2489, K:2006/1192 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun yürürlüğe girdiği 1.6.2005
tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı açılan davaların, Kabahatler
Kanunu kapsamında olduğu ve idari yaptırım olarak para cezası öngören
kanunlarda itiraz yeri olarak idare mahkemeleri gösterilmiş olsa dahi, görüm
ve çözümünün adli yargı yerlerinin görev alanına girdiği; dosyanın
incelenmesinden, davacının anız yakılması fiili nedeniyle, davalı idarece
çevreye zarar verdiğinden bahisle dava konusu cezanın tesis edildiği, bu
durumda; davacıya 2872 sayılı Çevre Kanununa muhalefet nedeniyle 2.400,00 YTL
idari para cezası verilmesine ilişkin davalı idare işleminin, 5326 sayılı
Kanunda tanımlanan kabahatlerden olması nedeniyle 24.8.2006 tarihinde açılan
işbu davanın görüm ve çözümünün adli yargı mahkemelerinin görevine girdiği
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, kesinleşmiştir.
Davacı bu
kez aynı istemle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
NURDAĞI SULH CEZA MAHKEMESİ; 2.3.2007 gün ve 2006/12 D.İş sayı ile, söz konusu
itirazın 2872 Sayılı Çevre Kanunun ek 1. maddesinin (c ) bendine
muhalefetten, anız yakılmasından
kaynaklandığı; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun, 5560 sayılı 31. maddesi ile değişik 3. maddesinin (a) bendindeki
"İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanır" hükmü ve 2872
sayılı yasanın 26.4.2006 tarih 5491 Sayılı Yasanın 17. maddesi ile değişik
25. maddesindeki "İdari yaptırım kararlarına karşı tebliğ tarihinden
itibaren 30 gün içinde idare mahkemesine dava açılabilir." özel hükmü karşısında,
söz konusu itirazın, bu konudaki itirazlara bakmakla görevlendirilen idare mahkemesine yapılması gerektiği
kanaatine varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı ve ayrıca kararın kesinleşmesinden sonra, görevli mahkemenin
belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiş; bu karar, kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem
ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan
13.10.2008 günlü toplantısında;
I- İLK
İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü,
E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da
şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine
ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri
arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında
kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği
sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...”açıkça
belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada;
idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş
ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine
gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği
karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun
ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az
ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz
görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması
gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre,
idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince
de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz
görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir
davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma
görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu
belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma
olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin
ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasa
koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması
halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma
iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa
zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile daha önce görevsizlik
kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el
çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla
yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da
öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda
bulunulmadığı gözetilerek, Nurdağı Sulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen yapılan
başvurunun, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme
kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin
kuruluş amacına uygun olacağından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın
çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2872 sayılı Kanun’un Ek-1/c
maddesine muhalefetten dolayı aynı Kanunun
20/l maddesine göre verilen para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
9.8.1983 gün ve 2872 sayılı Çevre
Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı, bütün canlıların
ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma
ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamaktır” denilmiş;
Ek 1. madde, birinci fıkrasının (c) bendinde, anız yakılması, çayır ve
mer'aların tahribi ve erozyona sebebiyet verecek her türlü faaliyetin yasak
olduğu belirtilmiş; 20. maddesinde, idari nitelikteki cezalar sayılmış;
anılan Yasanın 25. maddesinin birinci fıkrasında, idari cezalara karşı 7 gün
içerisinde idare mahkemesine itiraz edilebileceği yolunda düzenleme mevcut
iken; 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi
karşısında, Mahkememizce; Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği”
başlıklı 3. maddesindeki, “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki
kabahatler hakkında da uygulanır” yolundaki hüküm de dikkate alınarak,
Kabahatler Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki
idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari
yaptırımlara karşı, Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılan
davaların görüm ve çözümünde, adli yargı yerleri görevli kılınmış; bilahare,
anılan Yasanın 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108,
K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Ancak daha sonra, 2872 sayılı
Çevre Kanunu’nun 26.4.2006 günlü, 5491 sayılı Yasanın 17. maddesiyle değiştirilen ve 13.5.2006 tarih ve 26167
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe giren 25. maddesinde, “Bu Kanunda öngörülen idarî
yaptırımların uygulanmasını gerektiren fiillerle ilgili olarak yetkili
denetleme elemanlarınca bir tutanak tanzim edilir. Bu tutanak denetleme
elemanlarının bağlı bulunduğu ve idarî yaptırım kararını vermeye yetkili
mercie intikal ettirilir. Bu merci, tutanağı değerlendirerek gerekli idarî
yaptırım kararını verir. İdarî yaptırım kararı, 11.2.1959 tarihli ve 7201
sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre idarî yaptırım kararını veren merci
tarafından ilgiliye tebliğ edilir.
İdari
yaptırım kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde idare
mahkemesinde dava açılabilir. Dava açmış olmak idarece verilen cezanın
tahsilini durdurmaz.
İdari
para cezalarının tahsil usûlü hakkında 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır.
Ceza
vermeye yetkili kurum ve merciler tarafından tahsil edilen idarî para
cezaları, Maliye Bakanlığından izin alınarak Bakanlıkça bastırılan ve
dağıtılan makbuz karşılığında tahsil edilir.
Bu Kanuna göre verilecek idari para cezalarında ihlalin tespiti
ve cezanın kesilmesi usûlleri ile ceza uygulamasında kullanılacak makbuzların
şekli, dağıtımı ve kontrolüne ilişkin usûl ve esaslar Maliye Bakanlığının
görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." denilmiştir.
Buna göre,
2872 sayılı Çevre Kanunu’nda belirtilen idari yaptırım kapsamındaki idari
para cezalarına karşı açılacak davalarda idare mahkemesi genel görevli
kılınmış, ancak idari para cezalarının tahsil usûlü hakkında Kabahatler Kanunu
hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, dava konusu edilen idari para cezasına ilişkin yasa kuralı
değiştirilmiş ve yeni düzenleme 13.5.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş
olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk
ilkesi karşısında, 2872 sayılı Yasa’nın 20. maddesine göre verilen idari para
cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin
görevli olduğu kuşkusuzdur
Kaldı ki,
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü,
5560 sayılı Yasa’nın 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 31. maddesinde
"(1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına
karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm
bulunmaması halinde,
b) Diğer
genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi
yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır" denilmiş olup,
2872 sayılı Yasa’da bu cezalara karşı idare mahkemesinde dava
açılabileceğinin belirtilmesi karşısında, idari para cezasına karşı yapılan
itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun
kabulü ile İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Nurdağı Sulh
Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen
BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Gaziantep 1. İdare Mahkemesi’nin 31.8.2006 gün ve
E:2006/2489, K:2006/1192 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/81
KARAR NO: 2008/225
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 3213 sayılı Maden Kanunu uyarınca
verilen idari para cezasına karşı açılan davanın
ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : A. D.
Vekili : Av. A. K.
Davalı : Antalya İl Özel İdaresi
Vekili : Av. D.Ç.
O L A Y : Antalya İl Özel İdaresi’nin 28.2.2006
gün ve 294 sayılı işlemi ile, 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 12. maddesi
uyarınca davacı adına idari para cezası verildiği bildirilmiştir.
Davacı
vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANTALYA 3.
SULH CEZA MAHKEMESİ; 8.8.2006 gün ve D.İş E:2006/67, D.İş K:2006/113 sayı
ile, Antalya İl Özel İdaresi’nin 28.02.2006 tarih ve 294 sayılı idari
yaptırım kararına itiraz edildiği, Anayasa Mahkemesi’nin 01.03.2006 tarih ve
2005/108 Esas, 2006/35 Karar sayılı kararı ile Kabahatler Kanunu’nun 3.
maddesinin iptal edildiği ve bu kararın 22.07.2006 tarih ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlandığı, bu iptal kararı ile idari para cezalarına karşı
başvuru yolu konusunda 1 Haziran 2005 tarihi öncesindeki uygulamaya büyük
oranda geri dönüldüğü, buna göre, idari para cezasının kaynağı olan yasada
kişiler hakkında idare tarafından verilen idari para cezalarına karşı itiraz
yolu açık biçimde sulh ceza mahkemeleri olarak belirlenmemiş ise; idarenin
her türlü eylem ve işlemlerinin hukuksal denetimini yapmakla görevli
Mahkemelerin(Anayasamızın ilgili hükümleri ve İdare Mahkemelerinin Kuruluşu
Hakkındaki Kanun hükümlerinden yola çıkılarak) idare mahkemeleri olduğu
hukuksal sonuca ulaşılabileceği, itiraz eden hakkında düzenlenen idari para
cezasının dayanağı olan 3213 sayılı Maden Kanunu hükümlerine göre idare
tarafından verilen idari para cezalarına karşı itiraz merciinin özel olarak açık
biçimde sulh ceza mahkemesi olarak gösterilmediğinin anlaşıldığı, Kabahatler
Kanunu’nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda anılan kararı ile
iptal edilmesi de dikkate alınarak ve Mahkemelerin görevi kamu düzeni ile
ilgili olduğundan ve yargılamanın her aşamasında dikkate alınabileceğinden
re’sen görev yönü ile itiraz dosyasının ele alınıp incelendiği, yapılan
inceleme sonucunda itiraz eden hakkında uygulanan idari para cezasının
dayanağı olan özel yasada Mahkemeleri özel olarak görevlendirilmediğinden,
yapılan itirazı değerlendirme ve sonuçlandırma görevinin idare mahkemesine
ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara yapılan
itirazın reddi suretiyle kesinleşmiştir.
Davacı
vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari
yargı yerinde dava açmıştır.
ANTALYA 2.
İDARE MAHKEMESİ; 13.12.2007 gün ve E: 2006/2490 sayı ile, davacı vekili
tarafından, davacı şirketin 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 12’nci maddesi
uyarınca 22.440,00YTL idari para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin
Valilik Makamı’nın 8.2.2006 günlü, 144 olur sayılı işleminin iptali istemiyle
Antalya İl Özel İdaresi’ne karşı dava açıldığı, 3213 sayılı Maden Kanunu’nun
12’nci maddesinin 5’inci fıkrasından ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3.
ve 27. maddelerinden söz ederek, bakılan davada, davacı şirkete dava konusu
idari para cezasının 3213 sayılı Maden Kanunu uyarınca verildiği, bu Kanunda
da bu cezaya karşı açılacak davalarda görevli mahkemenin belirlenmediği ve
yine 5326 sayılı Kanun’un 27/8’inci maddesi dikkate alındığında idari para
cezasının verildiği işlem kapsamında idari yargının görev alanına giren bir
kararın da verilmediği görülmekle, dava konusu idari para cezasının iptali
istemiyle açılan bu davanın adli yargı yerince görüm ve çözümünün gerektiği,
ancak, daha önce Antalya 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nce görevsizlik kararı
verildiğinden görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
başvuru zorunluluğunun doğduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19’uncu maddesi uyarınca
görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderilmesine, bu konuda verilecek karara değin davanın incelenmesinin
ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun
11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle
incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara
bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan
itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne
alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk
Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19.
maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında
doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar
verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 3213 sayılı Kanun’un 12. maddesi uyarınca
verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
4.6.1985
gün ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun “Amaç” başlığını taşıyan 1. maddesinde,
“Bu Kanun madenlerin aranması, işletilmesi, üzerinde hak sahibi olunması ve
terk edilmesi ile ilgili esas ve usulleri düzenler” denilmiş; 12. maddesinin
birinci fıkrasında, üretilen madenin sevk fişi ile sevkiyatının zorunlu
olduğu, ikinci fıkrasında, tesislerden elde edilen ürünlerin sevk fişi
kullanımı ve denetimi ile ilgili hususların yönetmelikle belirleneceği,
üçüncü fıkrasında, ruhsat sahibi tarafından sevk fişi olmaksızın maden sevk
edildiğinin mülkî idare amirliklerince tespit edilmesi halinde, söz konusu
madenin ocak başı satış bedelinin üç katı tutarında idarî para cezası
verileceği, dördüncü fıkrasında, denetim ve inceleme sonucunda, yaptığı
üretim ve sevkiyatı bildirmediği tespit edilen ruhsat sahiplerine, ödenmesi
gereken Devlet hakkına ilaveten bildirilmeyen miktar için hesaplanacak Devlet
hakkının on katı tutarında idarî para cezası verileceği, beşinci fıkrasında
ise; ruhsat veya işletme izni olmadan üretim faaliyetinde bulunulduğunun
tespiti halinde, üretilen madene mülkî idare amirliklerince el konulacağı, bu
kişilere, bu fıkra kapsamında üretilmiş olup el konulan ve el konulma imkânı
ortadan kalkmış olan tüm madenin, ocak başı satış bedelinin beş katı
tutarında idarî para cezası uygulanacağı, bu şekilde maden çıkartılması
ve/veya sevk edilmesinin Devlet malına karşı işlenmiş fiil sayılacağı, bu
fiili işleyenlerin adlî takibat yapılmak üzere ilgili makamlara
bildirileceği, el konulan madenlerin, mülkî idare amirliklerince satılarak
bedelinin özel idareye aktarılacağı belirtilmiştir.
Olayda,
para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 3213 sayılı Maden
Kanunu’nda, idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye
yer verilmemiştir.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin
görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak;
Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan
olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh
ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması
sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı
doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
belirtilmiştir.
Son
olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 3213 sayılı
Maden Kanunu’nda idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin
gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı
Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına
karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm
bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin
belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para
cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27.
maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle,
İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesince
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 2.İdare
Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Antalya 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin
8.8.2006 gün ve D.İş E:2006/67, D.İş K:2006/113 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/93
KARAR NO: 2008/227
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca
verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk
K A R A R
Davacı :
“Fleet Trader 1”
Gemisi Donatanı Adına acentesi Assos Denizcilik ve Ticaret Ltd. Şti
Vekili : Av. E.E.,
Av. İ.İ.P.
Davalı :
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili :
Av.N.Ö.
O L A Y : İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin
3.1.2006 gün ve Cilt No:4, Sayfa No:79 sayılı ceza kararnamesi ile, 2872/3301
sayılı Çevre Kanunu’nun 24/a fıkrasının verdiği yetkiye göre 22/a-b-c fıkrası
gereği davacı adına idari para cezası verilmiştir.
Davacı vekili, bu işlemin iptali istemiyle idari
yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 1. İDARE MAHKEMESİ; 24.1.2006 gün ve E:2006/132,
K:2006/24 sayı ile, Kabahatler Kanunu
bir bütün olarak incelendiğinde, idari para
cezalarının da idari bir yaptırım türü olarak kabul edilmesi ve bu cezalara
karşı yapılacak itirazların Kabahatler Kanunu uyarınca Sulh Ceza Mahkemesince
çözümlenmesinin gerektiği, olayda davacıya 2872 sayılı Yasaya aykırılık nedeniyle idari para cezası
verildiği görülmüş olup, kabahat niteliğindeki
bu fiil nedeniyle verilen para cezasının Kabahatler Kanunun 17. maddesi
kapsamında bir yaptırım olduğu, bu itibarla
söz konusu cezaya yönelik itirazın
adli yargı yerince çözümlenmesi gerekeceği sonucuna varıldığı gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde
itirazda bulunmuştur.
TUZLA SULH CEZA MAHKEMESİ; 13.9.2006 gün ve Müt.E:2006/37,
Müt.K: 2006/115 sayı ile, yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm
dosya kapsamına göre; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’na genel kanun niteliği
veren 3. maddenin Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 tarih, 2005/108 E, 2006/35 K
sayılı ilamı ile iptal edildiği, kararın 22.7.2006 tarih ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayınlandığı, yine 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun bazı
maddelerinin 26.4.2006 tarihli 5491 sayılı Kanun ile değiştirildiği, bu
değişiklik ile idari para cezalarında yetkinin 24. maddede düzenlendiği ve bu
kanunda öngörülen idari yaptırım kararlarını verme yetkisinin Çevre ve Orman
Bakanlığı’na ait olduğunun belirtildiği, 25. maddede idari yaptırımların
uygulanması, tahsilinin düzenlendiği, buna göre "idari yaptırım
kararlarına karşı tebliğden itibaren 30 gün içinde idare mahkemesinde dava
açabileceği" hükmünün getirildiği, buna göre Mahkemelerinin bu konuda
karar vermeye herhangi bir yetkisinin olmadığı, olayın idari yargının görev
alanına girdiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu
karar itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem
ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan
13.10.2008 günlü toplantısında;
I- İLK İNCELEME:
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle
incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde,
olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde
incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı
Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu,
adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı
vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari
yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin Başkanlık
yazısı üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi
bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın
çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2872
sayılı Kanun’un 22. maddesine göre verilen para cezasının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
9.8.1983 gün ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Amaç”
başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı, bütün canlıların ortak varlığı
olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri
doğrultusunda korunmasını sağlamaktır” denilmiş; 22.
maddesinde(Mülga: 26/4/2006 – 5491/24
md.), gemiler için verilecek cezalar düzenlenmiş; anılan Yasanın 25.
maddesinin birinci fıkrasında, idari cezalara karşı 7 gün içerisinde idare
mahkemesine itiraz edilebileceği yolunda düzenleme mevcut iken, 1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında,
Mahkememizce; Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesindeki, “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler
hakkında da uygulanır” yolundaki hüküm de dikkate alınarak, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı,
Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılan davaların görüm ve
çözümünde, adli yargı yerleri görevli kılınmış; bilahare, anılan Yasanın 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiştir. Ancak daha sonra, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun
26.4.2006 günlü, 5491 sayılı Yasanın 17. maddesiyle değiştirilen 25.
maddesinde, “Bu Kanunda öngörülen idari yaptırımların uygulanmasını
gerektiren fiillerle ilgili olarak yetkili denetleme elemanlarınca bir
tutanak tanzim edilir. Bu tutanak denetleme elemanlarının bağlı bulunduğu ve
idarî yaptırım kararını vermeye yetkili mercie intikal ettirilir. Bu merci,
tutanağı değerlendirerek gerekli idarî yaptırım kararını verir. İdarî
yaptırım kararı, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine
göre idarî yaptırım kararını veren merci tarafından ilgiliye tebliğ edilir.
İdari
yaptırım kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde idare
mahkemesinde dava açılabilir. Dava açmış olmak idarece verilen cezanın
tahsilini durdurmaz.
İdari
para cezalarının tahsil usûlü hakkında 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır.
Ceza
vermeye yetkili kurum ve merciler tarafından tahsil edilen idarî para
cezaları, Maliye Bakanlığından izin alınarak Bakanlıkça bastırılan ve
dağıtılan makbuz karşılığında tahsil edilir.
Bu Kanuna göre verilecek idarî para cezalarında ihlalin tespiti
ve cezanın kesilmesi usûlleri ile ceza uygulamasında kullanılacak makbuzların
şekli, dağıtımı ve kontrolüne ilişkin usûl ve esaslar Maliye Bakanlığının
görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." denilmiştir.
Buna göre,
2872 sayılı Çevre Kanunu’nda belirtilen idari yaptırım kapsamındaki idari
para cezalarına karşı açılacak davalarda idare mahkemesi genel görevli
kılınmış, ancak idarî para cezalarının tahsil usûlü hakkında Kabahatler Kanunu
hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, dava konusu edilen idari para cezasına ilişkin yasa kuralı
değiştirilmiş ve yeni düzenleme 13.5.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş
olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk
ilkesi karşısında, 2872 sayılı Yasa’nın 22. maddesine göre verilen idari para
cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin
görevli olduğu kuşkusuzdur
Kaldı ki,
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü,
5560 sayılı Yasa’nın 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 31. maddesinde
"(1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına
karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm
bulunmaması halinde,
b) Diğer
genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi
yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır" denilmiş olup,
2872 sayılı Yasa’da bu cezalara karşı idare mahkemesinde dava açılabileceğinin
belirtilmesi karşısında, idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve
çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 1.İdare
Mahkemesi’nin 24.1.2006 gün ve E:2006/132, K:2006/24 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/103
KARAR NO: 2008/230
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca
REDDİ gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Kervan Gıda San. Tic. Ltd. Şti.
Vekili : Av. K.H.
Davalı : Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı
(İstanbul Sigorta İl Müdürlüğü)
O L A Y : Sigortalı işe giriş bildirgesinin yasal
süre içersinde Kuruma verilmemesi nedeniyle davacı adına 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu’nun 9 ve 140. maddelerine göre idari para cezası verilmiş,
yapılan itiraz komisyon kararı ile reddedilmiştir.
Davacı
vekili, söz konusu para cezasının iptali istemiyle 21.6.2004 tarihinde idari
yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL BÖLGE İDARE MAHKEMESİ; 11.10.2006 gün ve E:2006/1321,
K:2006/4116 sayı ile, İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nce, dava konusu işlemin
iptaline dair verilen kararın bozulmasına, 506 sayılı Kanunun 5454
sayılı Kanunla değişik 140. maddesinde, idari para cezalarına karşı Sulh Ceza
Mahkemelerinde dava açılacağı hükme bağlandığından, 506 sayılı Kanun uyarınca
verilen idari para cezasının iptali istemiyle açılan bu davanın görüm ve
çözüm görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev
yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.
Davacı
vekili bu kez, aynı istemle 20.2.2007 tarihinde adli yargı yerinde itirazda
bulunmuştur.
BAKIRKÖY
1.SULH CEZA MAHKEMESİ; 19.6.2007 gün ve E:2007/643 Değ.İş, K:2007/1245 Değ.
İş sayı ile, 506 sayılı Yasa’nın 140.
maddesinde yapılmış olan değişikliğin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal
edildiği, 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesine dayanılarak verilen para
cezalarına ilişkin uyuşmazlıkların görüm ve çözüm görevinin İdare Mahkemesine
ait olduğunun Danıştay 10. Dairesi kararları ile de belirlendiği, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinde yapılan değişiklik ve 28/1-b maddesindeki
“--- başvuru konusu idari yaptırım kararının Sulh Ceza Mahkemesi’nde
incelenebilecek kararlardan olmadığının anlaşılması halinde, başvurunun
reddine karar verilir.” düzenlemesi karşısında, dava konusu kararın Sulh Ceza
Mahkemesi’nde incelenebilecek kararlardan olmadığı gerekçesiyle başvurunun
reddine karar vermiş, karar kesinleştikten sonra davacı vekilinin talebi ve
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş
ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 15. maddesi uyarınca ortaya çıkan görev
uyuşmazlığının çözümü için dosya Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O. Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında; Hâkim-Raportör G. Fatma BÜYÜKEREN’in
2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay
Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1
sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu
Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan,
‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile
başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte
olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza
davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara
ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk
Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...”açıkça belirtilmiştir. Bu durum
göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Her ne kadar
adli yargı yerince verilen kararın hüküm fıkrasında “ mahkemenin görevsizliğine”,
“davanın görev yönünden reddine” şeklinde bir ibare yer almamakta ise de,
karar gerekçesinde davanın idare mahkemesinde görülmesi gerektiğinin açıkça
belirtilmiş olması karşısında verilen kararın görevsizlik kararı olarak kabul
edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nce, Bakırköy 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 23.5.2007 gün ve E:2007/644
Değ. İş, K:2007/876 Değ. İş sayılı ve İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nin
11.10.2006 gün ve E: 2006/1321, K:2006/4116 sayılı görevsizlik kararları
nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığı hakkında daha önce önüne gelmiş
bulunan görev uyuşmazlığının 3.3.2008 gün ve E:2007/561, K:2008/73 sayılı
karar ile çözüme bağlandığı ve bu karar ile İstanbul Bölge İdare
Mahkemesi’nin 11.10.2006 gün ve E:2006/1321, K:2006/4116 sayılı görevsizlik
kararının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.”, 27. maddesinde
ise, “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına
ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan
veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder.” denilmektedir.
Açıklanan nedenlerle, daha önce Mahkememizce İstanbul
Bölge İdare Mahkemesi’nin görevsizlik kararı kaldırılmış olduğundan, 2247
sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen koşulları taşımayan başvurunun aynı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ :
2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN,
aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/109
KARAR NO: 2008/232
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 5179 sayılı Kanun uyarınca verilen
idari para cezasına karşı açılan davanın
ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Perşembe
Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Müdürlüğü
Davalı : Perşembe
Kaymakamlığı
O L A Y : Perşembe Tarım İlçe Müdürlüğünün
20.5.2005 Kaymakamlık olur tarihli,1/1 cilt/sayfa no.lu işlemi ile Davacı
adına, toplu tüketime sunulan yemek partisinin her çeşidinden alınarak 72
saat uygun şartlarda saklanması gereken numunelerin saklanmadığından bahisle,
5179 sayılı Kanunun 29 maddesinin (h) bendine göre 5.560,00 YTL idari para
cezası verilmiştir.
Davacı, para cezasına ilişkin işlemin
iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
ORDU
İDARE MAHKEMESİ; 17.10.2005 gün ve E: 2005/1558, K: 2005/1762 sayı ile, uyuşmazlık
hakkında görevli yargı yerinin belirlenmesi için 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe
giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun irdelenmesi gerektiği, Kabahatler
Kanunu’nun 2., 3., 16., 27., geçici 2., geçici 3. maddelerinden bahisle, dava dosyasının incelenmesinden; 5179 sayılı Gıdaların
Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 17. maddesine dayanılarak çıkarılan
Gıda ve Gıda ile Temasta Bulunan Madde ve Malzemelerin Piyasa Gözetimi.
Kontrolü, Denetimi ile İşyeri Sorumluluklarına Dair Yönetmeliğin 17/j
maddesine aykırı davranıştan dolayı davacı okul adına idari para cezası
verildiği ve cezanın davacı okula Kabahatler Kanununun yürürlüğe girmesinden
sonra tebliğ edildiğinin anlaşıldığı, dava konusu cezanın verilmesine neden
olan, toplu tüketime sunulan yemek partisinin her çeşidinden alınarak 72 saat
uygun şartlarda saklanması gereken numunelerin saklanmaması fiilinin, 5179
sayılı Yasa kapsamında bir kabahat olup, bu nedenle verilen idari para
cezasına karşı da Kabahatler Kanunu uyarınca Sulh Ceza Mahkemesine
başvurulması gerektiği sonucuna varılmış olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karara karşı
davacı temyiz isteminde bulunmuş, Danıştay Onuncu Dairesi; 13.4.2007 gün ve
E:2005/9228, K:2007/1949 sayı ile, temyiz isteminin
incelenmeksizin reddine karar vermiş; bu karara karşı ayrıca karar düzeltme
yoluna başvurulmamış ve karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu
kez aynı istemle adli yargı yerinde itirazda
bulunmuştur.
PERŞEMBE SULH CEZA MAHKEMESİ; 16.1.2008 gün ve Değişik İş
No: 2008/5 sayı ile, 5179 sayılı gıdaların üretimi, tüketimi ve
denetlenmesine dair kanun hükmünde kararnamenin değiştirilerek kabulü
hakkındaki kanunun 30. maddesinde, bu kanunda öngörülen para cezalarına karşı
yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceğinin belirtildiği; idari para
cezası kararına itirazın, 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. ve devam eden
maddelerinde düzenlendiği; bu Kanunun 27., 28 ve 29. maddelerinden söz ederek; yasal
düzenlemeler ve açıklamalar ışığında itiraz eden Perşembe Anadolu Otelcilik
ve Turizm Meslek Lisesi Müdürlüğü'nün 25.12.2007 havale tarihli itiraz
dilekçesi ve ekleri ile bu konuya ilişkin olarak düzenlenen Perşembe İlçe
Tarım Müdürlüğü'nün 20.5.2005 tarih ve 1 sayılı idari para cezası kararı ve
ekleri incelendiğinde, Perşembe İlçe Tarım Müdürlüğü tarafından, itiraz eden
Perşembe Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Müdürlüğü hakkında, 18.4.2005
tarihinde Perşembe Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi yatılı öğrenci
yemekhanesinde öğle yemeğinden sonra bazı parasız yatılı öğrencilerde görülen
mide bulantısı ve kusma olaylarından sonra, Perşembe İlçe Tarım Müdürlüğü'nün
incelemeleri sonucu 5179 Kanunun 17. maddesi ve bu maddeye dayalı olarak
çıkarılan Yönetmeliğin 7/j maddesine aykırı olarak, toplu tüketime sunulan
yemek partisinin her çeşidinden alınarak 72 saat uygun şartlarda saklanması
gereken numunelerin saklanmadığının tespit edildiği nedeniyle, 5179 sayılı Kanunun
29/h maddesi gereği 5.560,00.YTL. idari para cezasına karar verildiği, idari
para cezası kararının, yasaya ve usulüne uygun olarak 20.5.2005 tarihinde
itiraz edene tebliğ edildiği, itiraz edenin, yasal süre içerisinde Ordu İdare
Mahkemesi'ne itiraz ettiği, Ordu İdare Mahkemesi tarafından 17.10.2005 tarih
ve 2005/1558 Esas-2005/1762 Karar sayılı kararla davanın görev yönünden
reddine karar verildiği, itiraza ilişkin olarak verilen görevsizlik
kararının, yasal süresi içerisinde yasaya ve usulüne uygun olarak itiraz eden
tarafından temyiz edildiği, ancak Danıştay 10. Dairesi'nin, 13.4.2007 tarih
ve 2005/9228 Esas 2007/1949 Karar sayılı kararı ile 5179 Sayılı Yasa gereği
verilen para cezalarına yapılan itiraz üzerine idare mahkemesince verilen
kararların kesin olduğundan bahisle temyiz talebinin reddine karar verildiği,
ancak mahkemelerince; gerek Ordu İdare Mahkemesi'nin görevsizlik kararının, gerekse
Danıştay 10.Dairesi'nin kararının, yasaya ve usulüne uygun olarak
değerlendirilmediği, 5179 Sayılı Yasa gereği verilen idari para cezalarına
ilişkin itiraz üzerine yetkili ve görevli idare mahkemesi tarafından, ancak
işin esasına girilerek verilen kararların kesin nitelikte olacağı, oysa
yargılamaya konu somut davada 5179 Sayılı Yasa'nın 30. Maddesi gereği
mahkemelerince görevli ve yetkili olduğu kanaatine varılan Ordu İdare
Mahkemesi’nin itiraz üzerine işin esasına girerek karar vermediği,
dolayısıyla bu kararın kesin nitelikte kabul edilemeyeceği, kaldı ki 5326
Sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3. Maddesi'ni değiştiren 6.12.2006 tarih ve 5560
Sayılı Yasa'nın 31. Maddesi gereği bu kanunun, idari yaptırım kararlarına
karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm
bulunmaması halinde uygulanacağı, oysa 5179 sayılı Kanunda, öngörülen para
cezalarına karşı yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceğinin
düzenlendiği, bu durum karşısında tüm dosya kapsamı birlikte
değerlendirildiğinde; 5179 sayılı Kanunun 30. maddesi gereği Mahkemelerinin
görevsizliğine ve dosyanın, görevli yargı yerinin belirlenmesi amacıyla
Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar itiraz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem
ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan
13.10.2008 günlü toplantısında;
I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle
incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği...”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne
alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk
Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay
kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada;
idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş
ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine
gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği
karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247
sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekir.
Bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza
davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre,
idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince
de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz
görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247
sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden
birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir
davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma
görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu
belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma
olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin
ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her
iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın
taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme
ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile daha önce görevsizlik kararı veren
yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden
doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda,
adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla
yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da
öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda
bulunulmadığı gözetilerek, Perşembe Sulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen yapılan
başvurunun, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması,
gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun
olacağından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar
verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 5179 sayılı Kanun’un 29. maddesinin (h) bendi
uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
27.5.2004 gün ve 5179 sayılı Gıdaların
Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu
Kanunun amacı, gıda güvenliğinin temini, her türlü gıda maddesinin ve gıda
ile temasta bulunan madde ve malzemelerin teknik ve hijyenik şekilde üretim,
işleme, muhafaza, depolama, pazarlama ve halkın gereği gibi beslenmesini
sağlamak, üretici ve tüketici menfaatleriyle halk sağlığını korumak üzere
gıda maddelerinin üretiminde kullanılan her türlü ham, yarı mamul ve mamul
gıda maddeleri ile gıda işlemeye yardımcı maddeler ve gıda ile temasta
bulunan madde ve malzemelerin güvenliğine ilişkin özelliklerinin tespit
edilmesi, gıda maddeleri üreten ve satan işyerlerinin asgari teknik ve
hijyenik şartlarının belirlenmesi, gıda maddeleri ile ilgili hizmetler ile
denetimine dair usul ve esasları belirlemektir” denilmiş; “Ceza Hükümleri”
başlıklı 29. maddesinin (h) bendinde, “17 nci maddede belirtilen işyeri
sorumluluğu ile ilgili hükümlere uymayan gerçek ve tüzel kişilere beşmilyar
lira idarî para cezası verilir, eylemin tekrarı halinde idarî para cezası iki
kat olarak uygulanır..” hükmü yer almış; 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı
Kanunun 542 maddesiyle madde başlığı “İdari
yaptırımlar ve cezalar” şeklinde değiştirilmiş, ancak (h) bendinde değişikliğe
gidilmemiştir.
Anılan Yasanın 30. maddesinde de, bu Kanunda yazılı olan idari para
cezalarının, o yerin en büyük mülki amiri tarafından verileceği, verilen
idari para cezalarına dair kararların ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201
sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı,
yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği belirtilmişken; bu madde; 5728
sayılı Kanunun 543 maddesiyle “İdari yaptırımlara karar verme yetkisi” başlığı altında, “Bu Kanunda yazılı olan idari yaptırımlara karar vermeye,
mahallî mülki amir yetkilidir.” şeklinde değiştirilmiş; 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Olayda, idari
para cezasının iptali istemiyle dava açılmış olup; 5179 sayılı Gıdaların
Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’da, bu cezaya karşı kanun yoluna ilişkin
bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin
görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak;
Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan
olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh
ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması
sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı
doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
belirtilmiştir.
Son
olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 5179 sayılı
Kanun’da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanunla değişik
3. maddesinde belirtildiği üzere, İdari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan
davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı bendi
uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun
reddi ile ayrıca verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Perşembe Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın
19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile aynı Mahkemece ayrıca
verilen 16.1.2008 gün ve Değişik İş No: 2008/5
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/119
KARAR NO: 2008/234
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 4817 sayılı Yabancıların Çalışma
İzinleri Hakkında Kanun uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
TMS Sağlık Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti.
Vekili :
Av. M.T.
Davalı :
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Başkanlığı
O L A Y : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Antalya Bölge Müdürlüğü’nün 1.5.2006 gün ve 8819 sayılı işlemi ile, 4817
sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un 21. maddesi uyarınca
davacı adına 7.844.-YTL idari para cezası verilmiştir.
Davacı
vekili, dava dilekçesinde, 783.-YTL tutarındaki idari para cezasına ilişkin
8821 sayılı işlemi göstermiş ise de; 7.844.-YTL tutarındaki idari para
cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANTALYA 1.
SULH CEZA MAHKEMESİ; 9.6.2006 gün ve D. İş E:2006/753, D. İş K:2006/753 sayı
ile, başvuran hakkında Antalya Bölge Çalışma Müdürlüğü tarafından dosya
kapsamındaki idari para cezasının düzenlendiği, bu düzenleme üzerine başvuran
tarafından idari para cezasının iptalinin istendiği, Anayasa Mahkemesi’nin
2005/108 Esas, 2006/35 Karar sayılı, 1.3.2006 tarihli kararı ile Kabahatler
Kanunu’nun 3. maddesinin iptal edildiği, bu iptal kararı ile idari para
cezalarına karşı başvuru yolu konusunda 1 Haziran 2005 tarihi öncesindeki
uygulamaya büyük oranda geri dönüldüğü, buna göre, idari para cezasının
kaynağı olan yasada, kişiler hakkında idare tarafından verilen idari para
cezalarına karşı itiraz yolu açık biçimde sulh ceza mahkemeleri olarak
belirlenmemiş ise, idarenin her türlü eylem ve işlemlerinin hukuksal
denetimini yapmakla görevli mahkemelerin (Anayasa’nın ilgili hükümleri ve
İdare Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkındaki Kanun hükümlerinden yola çıkılarak)
idare mahkemeleri olduğu hukuksal sonucuna ulaşılabileceği, itiraz eden
hakkında düzenlenen idari para cezasının dayanağı olan yasa hükmünün ve bu
hükmün yer aldığı özel yasanın bütünüyle incelenmesi halinde, bu yasa
gereğince verilen idari para cezalarına karşı itiraz yolunun özel olarak açık
biçimde sulh ceza mahkemeleri olarak gösterilmediğinin anlaşıldığı,
Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda anılan
kararı ile iptal edilmesi de dikkate alınarak yapılan inceleme sonucu, itiraz
eden hakkında uygulanan idari para cezasının dayanağı olan özel yasa da
Mahkemeleri özel olarak görevlendirilmediğinden, yapılan itirazı
değerlendirme ve sonuçlandırma görevinin idare mahkemesine ait olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili,
bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı
yerinde dava açmıştır.
ANTALYA 1.
İDARE MAHKEMESİ; 5.12.2007 gün ve E:2006/2847, K:2007/1797 sayı ile, davanın,
davacı şirketin çalışma izni olmayan yabancıları çalıştırıldığından bahisle
4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un 21. maddesi
uyarınca 7.844.-YTL para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 1.5.2006 tarih
ve 8819 sayılı işlemin iptali istemiyle açıldığı, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 6.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. ve 27.
maddesinden söz ederek, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında
Kanun’un 21. maddesinin 6. fıkrasında, “Bu Kanunda öngörülen idari para
cezaları gerekçesi belirtilmek suretiyle Bakanlık Bölge Müdürlüğünce
ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. İdari
para cezaları tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde vergi daireleri veya
mal müdürlüklerine ödenir. İlgililer cezaya bu süre içinde yetkili sulh ceza
mahkemesi nezdinde itiraz edebilir” hükmüne yer verildiği, 4817 sayılı
Kanun’da, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin aksine bir hüküm
bulunmadığından, 4817 sayılı Kanun uyarınca verilen idari para cezalarına
karşı açılan davalarda sulh ceza mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna
ulaşıldığı, bu durumda, 4817 sayılı Yasa’nın 21. maddesi uyarınca verilen
dava konusu para cezasına ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli
yargının(sulh ceza mahkemesinin) görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye
göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’
ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,
askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte
olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza
davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara
ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk
Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu
durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari
yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin
istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği, Başkanlıkça adli yargı dosyasının da ilgili Mahkemesinden
getirtildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un 21.
maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle
açılmıştır.
27.2.2003 tarih ve 4817 sayılı Yabancıların Çalışma
İzinleri Hakkında Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, bu Kanunun
amacının, yabancıların Türkiye'deki çalışmalarını izne bağlamak ve bu
yabancılara verilecek çalışma izinleri ile ilgili esasları belirlemek olduğu; 21. maddesinde, idari para cezasının hangi hallerde
verileceği ve verilecek idari para cezası miktarları belirtildikten sonra, bu
Kanunda öngörülen idari para cezalarının gerekçesi belirtilmek suretiyle
Bakanlık bölge müdürlüğünce ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu
hükümlerine göre tebliğ edileceği, idari para cezalarının tebliğ tarihinden
itibaren yedi gün içinde vergi daireleri veya mal müdürlüklerine ödeneceği,
ilgililerin cezaya bu süre içinde yetkili sulh ceza mahkemesi nezdinde itiraz
edebilecekleri, başvurunun, cezanın takip ve tahsilini durdurmayacağı öngörülmüşken,
bu madde, 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun’un 499. maddesiyle, “18 inci maddeye göre bildirim yükümlülüğünü süresi içinde
yerine getirmeyen bağımsız çalışan yabancı ile yabancı çalıştıran işverene
her bir yabancı için ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.
Çalışma izni olmaksızın bağımlı çalışan
yabancıya beşyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.
Çalışma izni bulunmayan yabancıyı
çalıştıran işveren veya işveren vekillerine her bir yabancı için beşbin Türk
Lirası idarî para cezası verilir. Bu durumda, işveren veya işveren vekili
yabancının ve varsa eş ve çocuklarının konaklama giderlerini, ülkelerine
dönmeleri için gerekli masrafları ve gerektiğinde sağlık harcamalarını
karşılamak zorundadır.
Birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarda
sayılan fiillerin tekrarı hâlinde idarî para cezaları bir kat artırılarak
uygulanır.
Bu Kanuna göre verilmiş çalışma izni olmaksızın
bağımsız çalışan yabancıya ikibin Türk Lirası idarî para cezası verilir ve
varsa işyeri veya işyerlerinin Bakanlık bölge müdürlerince kapatılması kararı
alınarak, bu kararın uygulanması için durum ilgili valiliğe bildirilir.
Tekrarı hâlinde, varsa işyeri veya
işyerlerinin kapatılmasının yanı sıra idarî para cezası bir kat artırılarak
uygulanır.
Bu
Kanuna göre idarî para cezası ile cezalandırılan bağımlı veya bağımsız
çalışan yabancılar ile yabancı çalıştıran işverenler İçişleri Bakanlığına
bildirilir” şeklinde
değiştirilmiştir. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Olayda, para cezasının kaldırılması istemiyle dava
açılmış olup; 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’da
yapılan değişiklikle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir
düzenlemeye yer verilmemiştir.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun
yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen
Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı
yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19.
maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları
ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005
tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli
kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin
görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel
kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve
E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı
22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün,
kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe
girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda
yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte
bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama
organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu
Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin
hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı;
diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise
uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni
bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı,
bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının,
değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına
dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı
verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli
hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna
göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım
türlerinden biri olduğu, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında
Kanun’da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin
gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı
Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına
karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm
bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin
belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para
cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin
(1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Antalya 1.Sulh Ceza Mahkemesi’nin 9.6.2006 gün ve D. İş
E:2006/753, D. İş K:2006/753 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/123
KARAR NO: 2008/235
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : Maden Kanununun I(A) Grubu Madenleri
İle İlgili Uygulama Yönetmeliği uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : M.Z.
Davalı : Kırıkkale Valiliği İl Özel İdaresi
Vekili : Av. E.K.
O L A Y : Kırıkkale Valiliği İl Özel İdaresi’nin
28.7.2006 gün ve 3439 sayılı işlemi ile, Maden Kanununun I(A) Grubu Madenleri
İle İlgili Uygulama Yönetmeliği’nin 18. maddesi uyarınca davacı adına idari
para cezası verilmiştir.
Davacı,
para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
KIRIKKALE
2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 30.3.2007 gün ve Değişik İş:2006/672, Değişik
İş K:2006/672 sayı ile, Kırıkkale Valiliği İI Özel İdaresi'nin 28.7.2006 tarih ve
3439 seri no’lu idari para cezasının kaldırılmasının talep edildiği, itiraz konusunun, 5177
sayılı Yasa’nın 1(A) Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliği’nin
18'inci maddesi uyarınca verilen idari para cezası olduğu, cezanın, Kırıkkale
İl Özel İdaresi Kum-Çakıl Ocakları İnceleme ve Denetleme Komisyonu’nun
23.6.2006 günlü raporuna dayanılarak Kırıkkale İl Özel İdaresi tarafından
düzenlendiği, 5302
sayılı İl Özel İdare Yasası’nın 16 ve 17. maddeleri uyarınca oluşturulan
komisyon raporu uyarınca ceza verilmesinin aynı Yasanın 55 ve 56.
maddelerinde düzenlendiği, devamı maddelerinde ise itiraz hükümlerine yer
verildiği, 5302
sayılı Yasa’ya göre verilen ceza kararlarına ilişkin 59'uncu madde de
müracaatların idari yargı mercilerine yapılacağının düzenlendiği, Kabahatler Yasası’nın
3'üncü maddesinin 5560 sayılı Yasa ile değiştirildiği, buna göre
idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanabileceğinden, 5302 sayılı
Yasa’nın 59'uncu maddesinde özel düzenleme olduğuna göre itiraz hakkında
Mahkemelerinin görevsiz olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle CMK'nun 3,
4, 5, 6 ve 5302 sayılı Yasa’nın 59'uncu maddesi uyarınca görevsizlik kararı
vermiş; bu karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu
kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı
yerinde dava açmıştır.
KIRIKKALE İDARE MAHKEMESİ; 20.7.2007 gün ve E:2007/728 sayı ile, davacı tarafından, Maden Kanunu'nun 12. maddesi ve Maden
Kanununun I(A) Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliği'nin 18.
maddesi uyarınca 28.7.2006 tarih ve 3439 sayılı işlemle uygulanan 20.098.-YTL
idari para cezasının iptali istemiyle Kırıkkale Valiliği İl Özel İdaresi'ne
karşı dava açıldığı, Kırıkkale 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 30.3.2007 tarih ve
D.İş K.No:2006/672 sayılı görevsizlik kararı
üzerine Mahkemelerinde açılan davada, dava dilekçesinin usulüne uygun
olmadığı gerekçesiyle 3.5.2007 tarih ve K:2007/367 sayılı karar ile yeniden
dava açmakta serbest olmak üzere dilekçenin reddedildiği; işbu dava dilekçesinin
ise 30 günlük yasal süreden sonra Mahkemeleri kaydına girdiği anlaşılmakta
ise de; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesi hükmü gereği
"görev" konusunun süre aşımından önce ele alınması gerektiğinden ve
işbu davada idari yargının görev alanına girmediğinden dava dilekçesinin
süresinde yenilenmemesi hususu değerlendirmeye alınmadan görev hususunun
öncelikle incelendiği, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 5177 sayılı Kanun’la
değişik 2. maddesinde, 1. grup madenler arasında (a) inşaat ile yol yapımında
kullanılan ve tabiatta doğal olarak bulunan kum ve çakılların da sayıldığı;
7. maddesinde, madencilik faaliyetlerinde üretim ve sevkiyatın usulü ile
ruhsatsız ve izinsiz üretim ve sevkiyat halinde uygulanacak idari para
cezalarının düzenlendiği; Maden Kanunu'nda değişiklik yapan 26.5.2004 tarih
ve 5177 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi uyarınca yürürlüğe giren Maden
Kanununun I(A) Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliği'nin 18.
maddesinde, ruhsat olmadan I(a) Grubu bir madenin üretilip sevk edilmesinin,
Genel Müdürlüğün ve mülki amirin yetkilendirdiği kişiler tarafından tespit
edilmesi halinde, durumun bir tutanak ile tespit edileceği; üretilen madene
mülki idare amirliğince el konularak; bu kişilere, bu fıkra kapsamında
üretilmiş olup el konulan ve el konulma imkanı ortadan kalkmış olan tüm
madenin, ocak başı satış bedelinin beş katı tutarında idari para cezası
uygulanacağının hükme bağlandığı, ancak, bahsi geçen mevzuatta, uygulanan
idari para cezalarına karşı gidilecek yargı yolunun belirtilmediği, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2, 3, 16 ve 27. maddelerinden
söz ederek, bu hükümlerin incelenmesinden, idari
para cezalarına karşı açılacak davalarda diğer kanunlarda aksine hüküm
bulunmaması halinde görevli yargı yerinin idari yargı değil adli yargı yeri
olduğu sonucuna varıldığı, dosyanın
incelenmesinden, davacının Balışeyh İlçesi Akçakavak Köyü Köçekgölü mevkii
1457 parseldeki ocak sahasında ruhsatı dışında alanlarda çalışma yaptığından
bahisle 3213 sayılı Maden Kanunu ve Maden Kanununun I(A) Grubu Madenleri İle
İlgili Uygulama Yönetmeliği'nin 18. maddesi uyarınca verilen para cezasının
iptali istemiyle adli yargıda açılan davanın Kırıkkale 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin
30.3.2007 tarih ve D.İ.K.No:2006/672 sayılı "görevsizlik" kararı
ile reddi üzerine bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı, bu durumda, yukarıda yer alan hükümler uyarınca verilen
cezanın iptali istemiyle açılan davalarda idare mahkemeleri görevli olmayıp,
anılan 5326 sayılı Yasa'nın 3. ve 27. maddeleri uyarınca sulh ceza
mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle Kırıkkale
2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 30.3.2007 gün ve D.İ.K.No:2006/672 sayılı
"görevsizlik" kararı üzerine açılan bu davada görevli yargı yerinin
belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa'nın 19. maddesi uyarınca Uyuşmazlık
Mahkemesi'ne başvurulmasına, dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi'ne
gönderilmesine ve karar alınana kadar davanın incelenmesinin ertelenmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık
Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke
Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’
ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,
askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte
olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza
davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara
ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk
Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu
durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdare Mahkemesince anılan Yasanın 19. maddesinde
öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 3213
sayılı Maden Kanununun I(a) Grubu madenleri ile ilgili yapılacak işlemlere
ait usul ve esasları düzenlemek amacıyla hazırlanan Maden Kanununun I(A)
Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliği'nin 18. maddesi gereğince
verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
4/6/1985 gün ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun “Amaç”
başlığını taşıyan 1. maddesinde, “Bu Kanun madenlerin aranması, işletilmesi,
üzerinde hak sahibi olunması ve terk edilmesi ile ilgili esas ve usulleri
düzenler” denilmiş; 12. maddesinin birinci fıkrasında, üretilen madenin sevk
fişi ile sevkiyatının zorunlu olduğu, ikinci fıkrasında, tesislerden elde
edilen ürünlerin sevk fişi kullanımı ve denetimi ile ilgili hususların
yönetmelikle belirleneceği, üçüncü fıkrasında, ruhsat sahibi tarafından sevk
fişi olmaksızın maden sevk edildiğinin mülkî idare amirliklerince tespit
edilmesi halinde, söz konusu madenin ocak başı satış bedelinin üç katı
tutarında idarî para cezası verileceği, dördüncü fıkrasında, denetim ve inceleme
sonucunda, yaptığı üretim ve sevkiyatı bildirmediği tespit edilen ruhsat
sahiplerine, ödenmesi gereken Devlet hakkına ilaveten bildirilmeyen miktar
için hesaplanacak Devlet hakkının on katı tutarında idarî para cezası
verileceği, beşinci fıkrasında ise; ruhsat veya işletme izni olmadan üretim
faaliyetinde bulunulduğunun tespiti halinde, üretilen madene mülkî idare
amirliklerince el konulacağı, bu kişilere, bu fıkra kapsamında üretilmiş olup
el konulan ve el konulma imkânı ortadan kalkmış olan tüm madenin, ocak başı
satış bedelinin beş katı tutarında idarî para cezası uygulanacağı, bu şekilde
maden çıkartılması ve/veya sevk edilmesinin Devlet malına karşı işlenmiş fiil
sayılacağı, bu fiili işleyenlerin adlî takibat yapılmak üzere ilgili
makamlara bildirileceği, el konulan madenlerin, mülkî idare amirliklerince
satılarak bedelinin özel idareye aktarılacağı belirtilmiştir.
Maden Kanununun I(A) Grubu Madenleri İle İlgili
Uygulama Yönetmeliği'nin 18. maddesinde, “Ruhsat
olmadan I (a) Grubu bir madenin üretilip sevk edilmesinin, Genel Müdürlüğün
veya mülki amirin yetkilendirdiği kişiler tarafından tespit edilmesi halinde,
durum bir tutanak ile tespit edilir. Bu tutanakta üretimin yapıldığı yer,
üretimi yapan kişi, taşıyan aracın plakası, aracı kullanan kişi, tartılması
mümkün ise sevk edilen maden cinsi ve miktarı ya da yaklaşık miktarı tespit
edilir. Üretilen madene mülki idare amirliğince el konulur. Bu kişilere, bu
fıkra kapsamında üretilmiş olup el konulan ve el konulma imkanı ortadan
kalkmış olan tüm madenin, ocak başı satış tutarının beş katı miktarında idari
para cezası uygulanır. Bu şekilde maden çıkartılması ve/veya sevk edilmesi
Devlet malına karşı işlenmiş fiil sayılır. Bu fiili işleyenler adli takibat
yapılmak üzere ilgili makamlara bildirilir. El konulan madenler, mülki idare
amirliğince satılarak bedeli il özel idaresine aktarılır” denilmiştir.
Olayda,
para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 3213 sayılı Maden
Kanunu’nda, idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye
yer verilmemiştir.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin
görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak;
Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan
olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh
ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması
sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı
doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
belirtilmiştir.
Son olarak,
30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini
değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 3213 sayılı
Maden Kanunu’nda idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin
gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı
Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına
karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm
bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin
belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para
cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27.
maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Sulh Ceza
Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Kırıkkale İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ
ile Kırıkkale 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 30.3.2007 gün ve Değişik
İş:2006/672, Değişik İş K:2006/672 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/154
KARAR NO: 2008/239
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 5149 sayılı Yasa’nın 23. md uyarınca
verilen idari para cezasına karşı açılan davanın
ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : G.T.
Davalı : Ankara Valiliği Gençlik ve Spor İl
Müdürlüğü
O L A Y : Ankara Valiliği Gençlik ve Spor İl
Müdürlüğü’nün 27.3.2007 gün ve 3168 sayılı yazısı ile, 11.03.2007 Pazar günü
saat 15:00 da MKE Ankaragücü-Beşiktaş takımları arasında oynanan Turkcell
Süper Ligi Futbol Müsabakasında 5149 sayılı Kanunun 12. ve 17. maddesinin 2.
fıkrası ile 24. maddesinin 1. fıkrasına muhalefet ettiğinin (çirkin ve kötü
tezahüratta bulundukları ve spor alanlarını zarara uğrattıkları) tespit
edildiğinden bahisle davacıya; Kanunun 23. maddesinin 2. fıkrası gereğince İl
Spor Güvenlik Kurulunca karar alınarak, Valilik Makamının 2006-2007/7 sayı ve
14.3.2007 tarihli Olur’ları ile 1.316 YTL tutarında idari para cezası
verilmesinin uygun görüldüğü bildirilmiştir.
Davacı, para
cezasının kaldırılması istemiyle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
FATİH 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 6.4.2007 gün ve Müt.:2007/1387 sayı ile,
5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3.maddesinin, Anayasa Mahkemesinin 2005/108
E.ve 2006 /35 karar sayılı kararı ile iptalinden sonra yeniden düzenlenen
5560 sayılı yasa ile değişik 3.maddesine göre “Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım
kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine
hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımım gerektiren bütün fiiller hakkında.uygulanır.”
şeklinde düzenlendiği; idari para cezasına dayanak 4077 sayılı Kanunun 4822
sayılı kanunla değişik 17 ve 25/8 inci maddelerine :. göre: bu
cezalara karşı tebliğ, tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili
İDARE MAHKEMESİNE itiraz edilebilir hükmü bulunduğundan, idari para cezasına
yönelik açılan davada İDARİ YARGI yerinin görevli olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez, aynı
istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 11.
İDARE MAHKEMESİ; 1.4.2008 gün ve E:2007/1397 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler
Kanun'unun 2.maddesinde; Kabahat deyiminden, kanunun karşılığında idari
yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı, 5560 sayılı
Yasayla değişik 3.maddesinde, bu Kanunun idari yaptırım kararlarına karşı kanun
yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı, 27.maddesinde, idari para cezalarına karşı kararın
tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza
mahkemesine başvurulabileceğinin hükme bağlandığı; dava dosyasının
incelenmesinden, davacıya 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve
Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun 23.maddesi uyarınca 1.316,00 YTL para
cezası verildiği, bu cezaya karşı Fatih 2.Sulh Ceza Mahkemesinde 06.04.2007
tarihinde açılan davanın anılan Mahkemenin 06.04.2007 günlü 2007/1387 sayılı
kararıyla idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle reddi üzerine de
19.04.2007 tarihinde İstanbul idare Mahkemesine verilen dilekçeyle bakılan
davanın açıldığı ve İstanbul 3.İdare Mahkemesinin 15.05.2007 tarih
E:2007/785, K:2007/1303 sayılı yetki ret kararı nedeniyle dosyanın
Mahkemelerine gönderildiği, ancak 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728
sayılı Yasa
uyarınca, 5149 sayılı Yasanın davanın idari yargıda görülmesini düzenleyen
28.maddesinin
değiştirilerek bu yöndeki hükümlerin kaldırıldığının anlaşıldığı; görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilenen bir genel hukuk ilkesi
olduğu; buna göre, davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; bu durumda, 5326 sayılı Yasanın genel
hükümleri kapsamında olan davanın görüm ve çözümünün adli yargının görev
alanında bulunduğu; açıklanan nedenlerle, Mahkemelerinin görevsizliğine, 2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun
19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinin
karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem
ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan
13.10.2008 günlü toplantısında;
I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle
incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...”
açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
İdare Mahkemesince anılan Yasanın 19. maddesinde
öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 5149
sayılı Kanun’un 23. maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
28.4.2004
tarih ve 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine
Dair Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı; spor
müsabakalarının yapıldığı alanlar ile bunların eklenti ve çevresinde müsabaka
öncesinde, müsabaka esnasında veya sonrasında şiddetli rekabet ve bunun
doğurduğu fanatizm sonucu patlayıcı, parlayıcı, yanıcı, yakıcı, kesici veya
delici maddelerin kullanılmasının, şiddet ve düzensizliğin, kişilik
haklarına, ailevî veya manevî değerlere yönelik hakaret, sövme ve aşağılayıcı
slogan ve davranışların yer aldığı sporun ruhuna, ilke ve kurallarına uymayan
kötü tezahüratın önlenmesi suretiyle huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığı
ve kamu düzeninin sağlanmasına yönelik olarak alınacak önlemler ve
uygulanacak yaptırımlarla ilgili usul ve esasları düzenlemektir” denilmiş;
23. maddesinde, yasaklara uymama halinde verilecek idari para cezaları
düzenlenmiş; 28. maddesinde, bu Kanuna aykırı eylemlerde bulunanlar hakkında
spor güvenlik kurulunun re’sen veya kendisine gelen şikâyet ve ihbarlar
üzerine yapacağı inceleme sonucunda mahallin en büyük mülkî idare amiri
tarafından ilgili hakkında bu Kanundaki idarî para cezaları veya tedbirlerin
uygulanmasına karar verileceği, bu Kanunda yazılı olan idarî para cezalarına
dair kararların ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu
hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden
itibaren yedi gün içinde idare mahkemesine itiraz edilebileceği, itirazın
cezanın yerine getirilmesini durdurmayacağı, itiraz üzerine verilen kararın
kesin olduğu, itirazın zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme
yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılacağı, idarî para cezalarının 21.7.1953
tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun
hükümlerine göre tahsil olunacağı belirtilmiştir.
Daha
sonra, 23.1.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun’un 535. maddesi ile değişik 23.
maddesinde, 17 nci maddenin birinci fıkrasına aykırı davranan kişilere beşyüz
Türk Lirasından bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verileceği, 17 nci
maddenin ikinci fıkrasına aykırı davranan kişilere bin Türk Lirası, tekrarı
halinde ikibin Türk Lirası idarî para cezası verileceği, fail, kulübün veya
bir taraftar derneğinin mensubu ise fiilin tekrarı halinde mensubu bulunduğu
kulüp veya dernek hakkında da üçbin Türk Lirası idarî para cezası verileceği
belirtilmiş; aynı Kanunun 5728 sayılı Kanun’un 537. maddesi ile değişik 28.
maddesinde de, “Bu Kanuna aykırı eylemlerde bulunanlar hakkında büyükşehir ve
il belediye sınırları içinde il spor güvenlik kurulunun, bunun dışındaki
yerlerde ilçe spor güvenlik kurulunun re’sen veya kendisine gelen şikâyet ve
ihbarlar üzerine yapacağı inceleme sonucunda mahallin en büyük mülkî idare
amiri tarafından ilgili hakkında bu Kanundaki idarî para cezaları veya tedbirlerin
uygulanmasına karar verilir.
Bu Kanun
hükümlerine göre verilen idarî para cezalarından tahsil edilen miktarın
tamamı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü hesabına aktarılır. Bu paralar Gençlik
ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından çıkarılacak yönetmelik esaslarına göre
yüzde ellisi Engelliler Spor Federasyonu ile engelliler kulüp ve
faaliyetlerine, yüzde ellisi ise fair play kurallarına uygun hareket eden
amatör spor kulüpleri ile okul sporlarının geliştirilmesine ayrılır.
Bu Kanunda
belirtilen yasaklara uymayan kişilerin kimlik bilgileri, müsabakanın veya
eylemin yapıldığı mahallin emniyet birimlerince fotoğraflı olarak kaydedilir
ve bu kayıtlardaki kişiler takibe alınır” denilmiştir. 5728 sayılı Kanun
hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
5149
sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair
Kanun’da, son haliyle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir
düzenlemeye yer verilmemiştir.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen
idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev
hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak;
Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan
olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh
ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması
sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı
doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesinde "(1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 5149 sayılı
Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’da idari
para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır.
Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde
belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin
hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı
nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri
dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve
çözümünde, anılan Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli
yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesinin
verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 11.İdare
Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin
6.4.2007 gün ve Müt:2007/1387 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/157
KARAR NO: 2008/240
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 4077 sayılı Tüketicinin Korunması
Hakkında Kanun uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : A Yapım Televizyon Programcılık
A.Ş.(NTV)
Vekili : Av. İ. A.
Davalı : Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
O L A Y : Davacı Şirkete ait NTV logosuyla yayın
yapan televizyon kanalında yayımlanan, Pas Fotomaç Gazetesi’ne ilişkin futbol
konulu reklamın, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822
sayılı Kanunla değişik 16. maddesine aykırı olduğu nedeniyle, Reklâm
Kurulunca davacı Şirkete, anılan Yasa’nın 17. ve 25/8. maddeleri uyarınca
idari para ve durdurma cezaları verilmiş; Bakanlık Makamının 29.4.2005 tarih
ve 96 sayılı onayıyla uygun bulunan ve 26.5.2005 tarih ve 12699 sayılı yazı
ile 20.7.2005 tarihinde tebliğ edilen bu işlem sonrasında, davacı şirket
vekili; idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle
25.7.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA
12.İDARE MAHKEMESİ; 28.10.2005 gün ve E:2005/1444, K:2005/1126 sayı ile, 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun
karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı;
3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler
hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler
karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari
tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya
geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme
bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine
başvurulabileceği öngörülmüş olup, anılan Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005
tarihinden itibaren Yasa’da sayılan idari yaptırımlara karşı 19. maddede
belirtilen istisnalar haricinde sulh ceza mahkemelerinde dava açılabileceği;
buna göre, 4077 sayılı Yasa hükümleri uyarınca, 25.7.2005 tarihinde idari
yaptırım niteliğindeki para cezasına karşı açılan davada, sulh ceza
mahkemesinin görevli kılındığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu
karara karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
DANIŞTAY ONUNCU DAİRESİ; 15.11.2006 gün ve E:2006/1098, K:2006/6368
sayı ile, 4077 sayılı Yasanın 26/2. maddesinden bahisle, davacı adına verilen
para cezasının iptali istemiyle idare mahkemesi nezdinde açılan davada, idare
mahkemesince verilen kararın kesin olduğu ve itiraz talebinin inceleme
olanağının bulunmadığı gerekçesiyle incelenmeksizin ret kararı vermiş; bu
karara karşı yapılan Karar Düzeltme istemi de aynı Dairenin, 22.1.2008 gün ve
E:2007/2519, K:2008/66 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.
Davacı
şirket vekili, aynı istemle 9.12.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda
bulunmuştur.
ANKARA 12.
SULH CEZA MAHKEMESİ; 10.3.2006 gün ve E:2005/1022 Müt. sayı ile, Kabahatler
Kanunu’nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği, yasaların
uygulanmasında özel yasaların öncelikli olduğu, 4077 sayılı Yasada, ceza
hükümlerine karşı itirazın, tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde yetkili
idare mahkemesine yapılması gerektiğinin hükme bağlandığı, kararın idari
işlem niteliğinde bulunduğu mahkemelerinin itirazla ilgili karar verme
yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar yasa
yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem
ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan
13.10.2008 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME: Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun
11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle
incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde,
olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde
incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli
yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin
istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece; idari yargı
kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin Başkanlık yazısı
üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4077
sayılı Yasa’nın 16. maddesine aykırılık nedeniyle, aynı Yasanın 25.
maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca verilen idari para cezasının
kaldırılması istemiyle açılmıştır.
23.2.1995
tarih ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 6.3.2003 tarih
ve 4822 sayılı Kanun’un 23. maddesi ile değişik 16. maddesinde, ticari reklâm
ve ilânların kanunlara, Reklâm Kurulu’nca belirlenen ilkelere, genel ahlaka,
kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, dürüst ve doğru olmalarının esas
olduğu, tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi
noksanlıklarını istismar edici, tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye
düşürücü, şiddet hareketlerini ve suç işlemeyi özendirici, kamu sağlığını
bozucu, hastaları, yaşlıları, çocukları ve özürlüleri istismar edici reklâm
ve ilânlar ve örtülü reklâm yapılamayacağı, aynı ihtiyaçları karşılayan ya da
aynı amaca yönelik rakip mal ve hizmetlerin karşılaştırmalı reklâmlarının
yapılabileceği, reklâm verenin, ticari reklâm veya ilânda yer alan somut
iddiaları ispatla yükümlü bulunduğu, reklâm verenlerin, reklâmcılar ve mecra
kuruluşlarının bu madde hükümlerine uymakla yükümlü oldukları belirtilmiş;
25. maddesinin olay tarihinde yürürlükte olan 8. fıkrasında, 16 ncı maddeye
aykırı hareket edenler hakkında üç aya kadar tedbiren durdurma ve/veya
durdurma ve/veya düzeltme ve/veya 3.500.000.000 lira para cezası uygulanacağı,
Reklâm Kurulu’nun, ihlalin niteliğine göre bu cezaları birlikte veya ayrı ayrı
verebileceği, 16 ncı maddeye aykırılık, ülke düzeyinde yayın yapan yazılı,
sözlü, görsel ve sair araçlar ile gerçekleşmiş ise, para cezasının on katı
olarak uygulanacağı kurala bağlanmış; 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun’un
477. maddesiyle 26. maddesi değiştirilerek, “25 inci maddenin birinci,
dördüncü, yedinci, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu fıkralarındaki idarî
yaptırımlara Bakanlık tarafından, diğer fıkralarındaki idarî para cezalarına
mahallî mülkî amir tarafından karar verilir.
Bu
yaptırımlara ilişkin kararlar, kararı veren makam tarafından yedi gün
içerisinde ilgilinin mensup olduğu meslek kuruluşuna bildirilir.
Bu Kanun
hükümlerine göre verilen idarî yaptırım kararlarına karşı 6/1/1982 tarihli ve
2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna
başvurulur. Ancak, idare mahkemesinde dava, işlemin tebliği tarihinden
itibaren onbeş gün içinde açılır. İdare mahkemesinde iptal davası açılmış
olması, kararın yerine getirilmesini durdurmaz” denilmiştir. 5728 sayılı
Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
4077
sayılı Yasa’nın 26. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, para cezalarına
karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli
olacağının kabulü gerekir.
1.6.2005
tarihinde yürürlüğe giren 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31.
maddesinde,
" (1)
Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır"
denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa
kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe
girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel
hukuk ilkesi karşısında, 4077 sayılı Yasa’nın 16. ve 25. maddelerine göre
verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde anılan
Yasanın 26. maddesine göre idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.
Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,bu nedenle Ankara 12.İdare
Mahkemesi’nin 28.10.2005 gün ve E:2005/1444, K:2005/1126 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/168
KARAR NO: 2008/241
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 5253 sayılı Dernekler Kanunu uyarınca
verilen idari para cezasına karşı açılan davanın
ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : A. İ.
Davalı : Konya Valiliği
O L A Y : Konya Valiliği’nin 13.6.2007 gün ve
3107 sayılı ceza kararı ile, 2006 yılına ait dernek beyannamesinin kanuni
süresinden sonra verilmiş olması nedeniyle 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun
19. maddesinin ihlali sebebiyle, aynı Kanunun 32/L ve 33. maddeleri uyarınca
dernek başkanı olan davacı adına idari para cezası verilmiştir.
Davacı,
para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
KONYA 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; 24.10.2007 gün ve Değişik İş:2007/1026
sayı ile, itiraz
edenin Konya Valiliği tarafından verilen 13.6.2007 tarih ve 3107 sayılı idari
para cezasının kaldırılmasını talep ettiği, Konya Valiliği’nden celp olunan
evrakın tetkikinden, itiraz edenin başkanı olduğu Tarım Spor Kulübü
Derneği’nin beyannamesini süresi içerisinde vermemesi nedeni ile 591.-YTL
idari para cezası ile cezalandırılmış olduğunun anlaşıldığı, talebin idari
para cezasına itiraz niteliğinde olup, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3/1.
maddesinde, Kanunun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin
hükümlerinin diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağının belirtildiği, Yasanın ifade tarzından 5326 sayılı Yasa’nın 27
ve devamı maddeleri ile Mahkemelerini yetkili kılan itiraz usulünün ancak
idari yaptırımın dayanağını teşkil eden yasada özel hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağının açıkça anlaşıldığı, idari yaptırım kararının dayanağını
teşkil eden 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 33. maddesinde, idari para cezalarına
tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içersinde yetkili idare mahkemesine başvurulabileceğinin
belirtildiği, bu durumda, idari yaptırım kararının dayanağı özel yasada
itiraz usulü ve mercii açıkça belirtilmiş olduğundan, söz konusu idari yaptırım
kararının 5326 sayılı Yasa’nın 7 ve devamı maddeleri gereğince Mahkemelerince
incelenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş;
bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı, bu
kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı
yerinde dava açmıştır.
KONYA 2.
İDARE MAHKEMESİ; 28.2.2008 gün ve E:2007/1582 sayı ile, davacı tarafından dernek beyannamesinin süresinde
verilmediğinden bahisle 5253 sayılı Dernekler Kanunu uyarınca verilen
591,00YTL idari para cezasının iptali istemiyle Konya Valiliği'ne karşı dava
açıldığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27. maddelerinden söz
ederek, 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 33.
maddesinin 4. fıkrasında, bu kanuna göre verilen idari para cezalarına karşı
tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz
edilebileceğinin hükme bağlandığı, ancak bu hükmün 8.2.2008 tarih ve 26781
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza
Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 578. maddesinin (yy) bendi ile
yürürlükten kaldırıldığı, dosyanın incelenmesinden, davacı adına, dernek
beyannamesinin süresinde verilmediğinden bahisle 5253 sayılı Dernekler
Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca 591,00YTL idari para cezası kesildiği, bu
işlemin iptali istemiyle Konya 3. Sulh Ceza Mahkemesi'nde açılan davada
anılan Mahkemenin 24.10.2007 tarih ve 2007/1026 Değişik İş sayılı kararı ile,
Dernekler Kanunu’nun 33/4. maddesi uyarınca idare mahkemelerinin görevli olduğundan
bahisle görevsizlik kararı verildiği, bu kararın itiraz edilmeyerek
kesinleştiği, daha sonra Mahkemeleri kayıtlarına giren dilekçe ile bakılmakta
olan davanın açıldığının anlaşıldığı, olayda,
5253 sayılı Dernekler Kanunu uyarınca verilen para cezalarına karşı açılacak
davalarda idari yargı mercilerinin yetkili ve görevli olduğunu belirten 33.
maddenin 4. fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olması ve bu konuda Dernekler
Kanunu’nda başka bir hüküm bulunmaması karşısında, Dernekler Kanunu uyarınca
verilen para cezalarında görevli mahkemenin, genel kanun niteliği taşıyan
5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca adli yargı mahkemeleri olduğu sonucuna
varıldığı, bu duruma göre davacı şirkete
Dernekler Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca 591,00YTL idari para cezası
kesilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmış olan iş bu davanın görüm
ve çözümünde adli yargı mercileri görevli olup, Mahkemelerince esasının
incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanun'un 19. maddesi gereğince, Konya 3. Sulh Ceza Mahkemesi'nin
24.10.2007 tarih ve 2007/1026 Değişik İş sayılı kararı ile görev yönünden
reddedilmesi üzerine Mahkemelerinde açılmış bulunan işbu davanın adli
yargının görev alanına girdiği kanaatine varılmış olduğundan, dava dosyası ve
eklerinin görevli merciin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne
gönderilmesine, davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi'nce görevli
merciin belirlenmesine ilişkin karar verilinceye kadar ertelenmesine
karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun
11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle
incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne
alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk
Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19.
maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında
doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar
verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 5253
sayılı Kanun’un 32/l ve 33. maddelerine göre verilen idari para cezasının
kaldırılması istemiyle açılmıştır.
4.11.2004
tarih ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1.
maddesinde, “Bu Kanunun amacı; dernekler, dernek şube veya temsilcilikleri,
federasyonlar, konfederasyonlar ve yabancı dernekler ile merkezleri yurt
dışında bulunan dernek ve vakıf dışındaki kâr amacı gütmeyen kuruluşların
Türkiye'deki şube veya temsilciliklerinin yasak ve izne tâbi faaliyetlerini,
yükümlülüklerini, denetimlerini ve uygulanacak cezalar ile derneklere ilişkin
diğer hususları düzenlemektir” denilmiş; 32. maddesinin (l) bendinde, 21, 22,
23 ve 24 üncü maddelerde belirtilen bildirim yükümlülüğünü, 19 uncu maddede
belirtilen beyanname verme yükümlülüğünü yerine getirmeyen dernek
yöneticilerinin beşyüzmilyon lira idarî para cezası ile cezalandırılacağı
kurala bağlanmış; 33. maddesinin üçüncü fıkrasında, bu Kanunda yazılı olan
idarî para cezalarının mülkî idare amiri tarafından verileceği, verilen idarî
para cezalarına dair kararların ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu
hükümlerine göre tebliğ edileceği, dördüncü fıkrasında, bu cezalara karşı
tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz
edilebileceği, itirazın, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini
durdurmayacağı, itiraz üzerine verilen kararın kesin olduğu, itirazın,
zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede
sonuçlandırılacağı öngörülmüşken, 23.1.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun’un 578.
maddesi ile, 33. maddenin dördüncü fıkrası yürürlükten
kaldırılmıştır. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe
girmiştir.
Olayda,
para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 5253 sayılı
Dernekler Kanunu’nda son haliyle idari para cezasına karşı kanun yoluna
ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin
görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak;
Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan
olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh
ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması
sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı
doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
belirtilmiştir.
Son
olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde
"(1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 5253 sayılı
Dernekler Kanunu’nda idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin
gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı
Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına
karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm
bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin
belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para
cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27.
maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Sulh Ceza
Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 2. İdare
Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Konya 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin
24.10.2007 gün ve Değişik İş:2007/1026 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/196
KARAR NO: 2008/250
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 5179 sayılı Kanun uyarınca verilen
idari para cezasına karşı açılan davanın
ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Sayınlar
Gıda Maddeleri San.ve Tic.A.Ş
Vekili
: Av. M. G.
Davalı : Gaziantep
Valiliği (Tarım İl Müdürlüğü)
O L A Y :Gaziantep Valiliği
Tarım İl Müdürlüğünün
11.10.2006 tarihli Valilik olurlu,
9.10.2006 tarih, 2006/46 sayılı işlemi ile Davacıya, rafine zeytinyağı
numunesi analizinin olumsuz çıktığından bahisle, 5179 sayılı Kanunun 29 maddesinin
(d) bendine göre 6.105,00YTL idari para cezası verilmiştir.
Davacı
vekili, para cezası verilmesine ilişkin işleme
karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
GAZİANTEP 1 .SULH CEZA MAHKEMESİ; 7.2.2007 gün ve 2006/1455
Müt sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 01.06.2005 tarihinde
yürürlüğe girmesiyle birlikte, bu tarihten itibaren 5326 sayılı Kanunu'nun 3.
maddesinde belirtilen “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki
kabahatler hakkında da uygulanır” ve aynı Kanun'un 27.maddesinde belirtilen “İdari
para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararma
karşı sulh ceza mahkemesine başvurulabilir” hükümleri gereğince verilen idari
para cezalarım karşı yapılan itirazlara bakma görevinin sulh ceza mahkemesine
ait olduğu; ancak 19.12.2006 günü yürürlüğe giren Çeşitli Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin 5560 sayılı Kanun'un 31. maddesi ile 5326 sayılı
Kanunu'nun 3. maddesi ile değiştirilerek “Bu Kanun'un idari yaptırım
kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine
hüküm bulunmaması halinde uygulanır" hükmünün getirildiği; bu durumda
5179 sayılı Gıdaların Üretimi. Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun'un 30. maddesinde açıkça “Bu
cezalara karşı, yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir.." hükmü
bulunduğundan, 5179 sayılı Kanun gereğince verilen idari para cezalarına
karşı yapılan itirazlara bakma görevinin 19.12.2006 tarihinden itibaren
yeniden idari Yargıya verilmiş bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez aynı istemle
idari yargı yerinde dava açmıştır.
GAZİANTEP 2. İDARE MAHKEMESİ ; 20.2.2008 gün ve E:
2007/91, K: 2008/124 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 2., 3., 4.,
16., 17., 27. ve 29. maddelerinden söz ederek; 5179 sayılı Gıdaların Üretimi,
Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulü Hakkında Kanun'un "Cezaların Tahsili ve İtiraz" başlıklı 30.
maddesinde "Bu Kanunda yazılı olan idari para cezaları, o yerin en büyük
mülki amiri tarafından verilir. Verilen İdari para cezalarına dair kararlar
ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre
tebliğ edilir. Bu cezalara karşı, yetkili idare mahkemesine itiraz
edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz,
itiraz üzerine, verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde
evrak üzerinde inceleme yapılarak, en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna
göre verilen idari para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil
olunur." hükmüne yer verilmiş olduğu, anılan maddenin 08.02.2008 tarih
ve 26781 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 23.01.2008 tarih
ve 5728 sayılı "Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda
ye Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 543. maddesi ile
"İdarî Yaptırımlara Karar Verme Yetkisi" başlığı altında "Bu
Kanunda yazılı olan idari yaptırımlara karar vermeye, mahallî mülkî amir
yetkilidir." seklinde yeniden düzenlenerek yargı yolunu gösteren
kısmının yürürlükten kaldırıldığı; dava dosyasının incelenmesinden, davacı
şirkete, 5179 sayılı Kanunun 7. maddesine aykırı olarak üretim ve faaliyet
gösterdiğinden bahisle 6.105,00 YTL idari para cezası kesildiği ve bu işlemin
iptali istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; bu durumda, 5179
sayılı Kanunun para cezalarına ilişkin olarak açılan davalarda görevli
mahkemeyi gösteren 30. maddesinin ilgili kısmının yürürlükten kaldırılması
karşısında, 5326 sayılı yasanın 3. ve 27. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın
görüm ve çözümünün adli yargı
yerinin görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem
ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan
13.10.2008 günlü toplantısında;
I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle
incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara
bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan
itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne
alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk
Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari
yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin
istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 5179 sayılı Kanun’un 29. maddesinin (d) bendi
uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
27.5.2004 gün ve 5179 sayılı Gıdaların
Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu
Kanunun amacı, gıda güvenliğinin temini, her türlü gıda maddesinin ve gıda
ile temasta bulunan madde ve malzemelerin teknik ve hijyenik şekilde üretim,
işleme, muhafaza, depolama, pazarlama ve halkın gereği gibi beslenmesini
sağlamak, üretici ve tüketici menfaatleriyle halk sağlığını korumak üzere
gıda maddelerinin üretiminde kullanılan her türlü ham, yarı mamul ve mamul
gıda maddeleri ile gıda işlemeye yardımcı maddeler ve gıda ile temasta
bulunan madde ve malzemelerin güvenliğine ilişkin özelliklerinin tespit
edilmesi, gıda maddeleri üreten ve satan işyerlerinin asgari teknik ve
hijyenik şartlarının belirlenmesi, gıda maddeleri ile ilgili hizmetler ile
denetimine dair usul ve esasları belirlemektir” denilmiş; “Ceza Hükümleri”
başlıklı 29. maddesinin (d) bendinde, “18 inci maddede belirtilen sağlığın
korunması ile ilgili hükümler dışında, 7 nci maddede belirtilen gıda
kodeksine uygun faaliyet göstermeyen gerçek ve tüzel kişilere beş milyar lira
idarî para cezası verilir. Aykırılık, gıda maddelerinin etiket bilgilerinden
kaynaklanıyorsa, etiket bilgileri düzeltilinceye kadar bu gıda maddelerine el
konulur.” hükmü yer almış; 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunun 542
maddesiyle madde başlığı “İdari
yaptırımlar ve cezalar” şeklinde, (d) bendi ise “d) 18 inci maddede belirtilen sağlığın korunması ile
ilgili hükümler dışında, 7 nci maddede belirtilen gıda kodeksine uygun
faaliyet göstermeyen gerçek ve tüzel kişilere beşbin Türk Lirası idari para
cezası verilir. Aykırılık, gıda maddelerinin etiket bilgilerinden
kaynaklanıyorsa, etiket bilgileri düzeltilinceye kadar bu gıda maddelerinin
satışına izin verilmez.” şeklinde değiştirilmiştir.
Anılan Yasanın 30. maddesinde de, bu Kanunda yazılı olan idari para
cezalarının, o yerin en büyük mülki amiri tarafından verileceği, verilen
idari para cezalarına dair kararların ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201
sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı,
yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği belirtilmişken; bu madde; 5728
sayılı Kanunun 543 maddesiyle “İdari yaptırımlara karar verme yetkisi” başlığı altında, “Bu Kanunda yazılı olan idari yaptırımlara karar vermeye,
mahallî mülki amir yetkilidir.” şeklinde değiştirilmiş; 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Olayda, idari
para cezasının iptali istemiyle dava açılmış olup; 5179 sayılı Gıdaların
Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’da, bu cezaya karşı kanun yoluna ilişkin
bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin
görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak;
Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19.maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,
27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması
halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin
olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza
mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması
sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı
doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
belirtilmiştir.
Son
olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz
hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya
göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı
halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme,
artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği
için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu,5179 sayılı
Kanun’da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği
anlaşılmıştır.Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanunla değişik
3. maddesinde belirtildiği üzere, İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı
nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri
dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve
çözümünde, anılan Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli
yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ:
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gaziantep 1.Sulh
Ceza Mahkemesi’nin 7.2.2007 gün ve 2006/1455 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/223
KARAR NO: 2008/254
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu
uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan
davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : A. Ü.
Davalı : Alaşehir İlçe Jandarma Komutanlığı
O L A Y : Alaşehir İlçe Jandarma Komutanlığı’nın
22.2.2008 gün ve 305801 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu idari para cezası
tutanağı ile, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 26. maddesinin (a) bendi
uyarınca davacı adına para cezası verilmiştir.
Davacı,
para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ALAŞEHİR
SULH CEZA MAHKEMESİ; 17.3.2008 gün ve Değişik İş: 2008/167 sayı ile, Alaşehir İlçe Jandarma Komutanlığı’nın Seri A 305801 numaralı Karayolu
Taşıma Kanunu idari para cezası tutanağı ile verilen 5.778.-YTL tutarındaki
idari para cezasına itiraz edildiği, itiraz eden dilekçesiyle, özetle,
itiraza konu idari para cezasının usule uygun olmadığını, suça konu 45 ZK 047
plaka sayılı aracını M. K.’a kiraladığını ve onun tarafından kullanıldığını,
bu nedenle, cezanın kendisine verilmemesi gerektiğinden idari para cezasının
kaldırılmasını talep ettiği, itiraz eden itiraz dilekçesine Alaşehir Vergi
Dairesi’nin tahakkuk fişini eklediğinden Alaşehir Vergi Dairesi’nden idari
para cezasına ilişkin evrakların tasdikli suretinin getirtildiği, itiraza
konu idari para cezasının 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 26/a
maddesine göre yetki belgesi olmadan taşıma faaliyetinde bulunmaktan
verildiği, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 30. maddesine göre itiraza
bakmak görev ve yetkisinin idari yargıya ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez, söz konusu idari para cezasının
kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
MANİSA İDARE MAHKEMESİ; 25.4.2008 gün ve E: 2008/702
sayı ile, davacıya 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu'nun
26/a maddesi uyarınca verilen 5.778.-YTL idari para cezasının kaldırılması
istemiyle Alaşehir Sulh Ceza Mahkemesi'nin D. İş No: 2008/167 sayılı
dosyasında açılan davada 17.3.2008 tarihli görevsizlik kararı verilmesi
nedeniyle, kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine davacı tarafından
aynı istemle Mahkemelerinde görülmekte olan davanın açıldığının anlaşıldığı,
4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu'nun 8.2.2008 tarihli, 26781 sayılı Resmi
Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun’un 520. maddesiyle
değişik 30. maddesinde, "Bu Kanunda belirtilen idarî para cezasını gerektiren fiillerin
işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde aynı nitelikteki fiili üç defa
işlediği tespit edilen gerçek ve tüzel kişilere, işlediği fiillerin
cezalarının toplamının on katı idarî para cezası verilir ve taşıt şoförünün
yurt içi ve yurt dışı taşımalarda sürücü mesleki yeterlilik belgesi ile varsa
uluslararası sürücü sertifikası bir yıl süreyle askıya alınır" hükmüne
yer verildiği, öte yandan, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3. ve 27.
maddelerinden söz ederek, dosyanın incelenmesinden; dava konusu idari para
cezasının 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu'nu uyarınca verildiği, 5728
sayılı Kanun'un 520. maddesiyle yapılan değişiklik sonrasında, Kanunda bu
cezaya karşı yapılacak itirazlara idare mahkemelerinin bakmakla görevli
olduğuna yönelik açık ve özel bir hüküm bulunmadığının anlaşıldığı, aktarılan
hükümlere göre, dava konusu idari para cezasına karşı açılacak davanın görüm
ve çözüm görevinin yer yönünden yetkili sulh ceza mahkemesine ait olduğu
kanaatiyle görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Kanun'un 19.
maddesi uyarınca dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine, işin
esasının incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi'nce verilecek karara kadar
ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;
I-İLK
İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi
Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
“2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun
bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2
nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması,
bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması
gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan
cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da
açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari
niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi
gerektiği...”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde
yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi
gerektiği kuşkusuzdur.
İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19.
maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında
doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar
verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4925
sayılı Kanun’un 26. maddesinin (a) bendine göre verilen idari para cezasının
kaldırılması istemiyle açılmıştır.
10.7.2003
gün ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde,
“Bu Kanunun amacı; karayolu taşımalarını ülke ekonomisinin gerektirdiği
şekilde düzenlemek, taşımada düzeni ve güvenliği sağlamak, taşımacı, acente
ve taşıma işleri komisyoncuları ile nakliyat ambarı ve kargo işletmeciliği ve
benzeri hizmetlerin şartlarını belirlemek, taşıma işlerinde istihdam edilenlerin
niteliklerini, haklarını ve sorumluluklarını saptamak, karayolu
taşımalarının, diğer taşıma sistemleri ile birlikte ve birbirlerini
tamamlayıcı olarak hizmet vermesini ve mevcut imkânların daha yararlı bir
şekilde kullanılmasını sağlamaktır” denilmiş; 26. maddesinin (a) bendinde, Bu Kanunun; 5 inci maddesine göre
yetki belgesi almadan taşıma işinde faaliyette bulunanlara beşbin Türk
Lirası, 5 inci
maddesinin beşinci fıkrasına aykırı davranan taşımacılara beşyüz Türk Lirası,
5 inci maddesinin altıncı fıkrasına göre taşıma hizmetini yapmaktan kaçınan
taşımacılara dörtyüz Türk Lirası, 5 inci maddesinin yedinci fıkrasına aykırı davranarak bir
taşımacının diğer bir taşımacının taşıma faaliyetini engellemesi halinde
dörtbin Türk Lirası, idari para cezası verileceği kurala
bağlanmış; 30. maddesinde, para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren
otuz gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği, itiraz
üzerine verilen kararların kesin olduğu öngörülmüşken, bu madde, 23.1.2008
gün ve 5728 sayılı Kanun’un 520. maddesiyle, “Bu Kanunda
belirtilen idarî para cezasını gerektiren fiillerin işlendiği tarihten
itibaren bir yıl içinde aynı nitelikteki fiili üç defa işlediği tespit edilen
gerçek ve tüzel kişilere, işlediği fiillerin cezalarının toplamının on katı
idarî para cezası verilir ve taşıt şoförünün yurt içi ve yurt dışı
taşımalarda sürücü mesleki yeterlilik belgesi ile varsa uluslararası sürücü
sertifikası bir yıl süreyle askıya alınır” şeklinde değiştirilmiştir.
5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Olayda,
para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 4925 sayılı Karayolu
Taşıma Kanunu’nda yapılan son değişiklikle idari para cezasına karşı kanun
yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin
görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak;
Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan
olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh
ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması
sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı
doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesinde "(1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4925 sayılı
Karayolu Taşıma Kanunu’nda idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin
gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı
Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına
karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan
davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi
uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Sulh Ceza
Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Manisa İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile
Alaşehir Sulh Ceza Mahkemesi’nin 17.3.2008 gün ve Değişik İş: 2008/167 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/225
KARAR NO: 2008/256
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında
Kanun uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan
davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : S. Y.
Vekili : Av. M. H. Y.
Davalı : Muğla Valiliği İl Özel İdare
Müdürlüğü
O L A Y : Muğla Valiliği İl İdare Kurulu
Müdürlüğü’nün 11.10.2007 gün ve 1057 sayılı işlemi ile, davacının “yeraltı
suyu kullanma belgesi” almadan izinsiz derin kuyu inşa ettirdiği, 167 sayılı
Yeraltı Suları Hakkında Kanun’a göre kuyular açılmadan önce yeraltı suyu
arama belgesi ve bu arama belgesine dayanılarak açıldıktan sonra bir ay
içerisinde yeraltı suyu kullanma belgesi alınmasının zorunlu olduğu, bu
durumda, yapılan işin Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 18. maddesinin (a)
bendine girdiği anlaşıldığından, 6.5.2003 tarih ve 25100 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan 4854 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 23. bendi ve 5.
maddesi gereğince davacı adına para cezası verilmesine karar verilmiştir.
Davacı
vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
MUĞLA SULH CEZA MAHKEMESİ; 3.12.2007 gün ve Değişik
İş E:2007/790 sayı ile, itiraz eden vekilinin, Muğla
İl İdare Kurulu Müdürlüğü'nün 11.10.2007 tarihli kararları ile, müvekkili
hakkında Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 18. maddesinin (a) bendi gereğince
694.-YTL para cezası verildiğini, İl Özel İdare Müdürlüğü’nce verilen idari
para cezasının usul ve yasaya aykırı olup, takdir edilen idari para cezasının
ortadan kaldırılarak iptaline karar verilmesini talep ve dava ettiği, itiraz
eden hakkında Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 18. maddesinin (a) bendine
girdiği belirlenen itiraz edene ait kuyu ile ilgili 6.5.2003 tarihinde
yayımlanan 4854 sayılı Yasa’nın 7. maddesinin 23. bendi ve 5. maddesi
kapsamında Muğla Valiliği İl İdare Kurulu Müdürlüğü'nce 11.10.2007 tarihinde
694.-YTL para cezası verildiği görülmekle, 24.4.2003 tarih ve 4854 sayılı
Yasa’nın 5. maddesi ile değişik 167 sayılı Yer Altı Suları Kanunu’nun 18. ek fıkrası
gereğince bu Kanundan dolayı verilen idari para cezalarına karşı tebliğ
tarihinden itibaren en geç 7 gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz
edilebileceğinin düzenlendiği, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3.
maddesinin l/a bendi gereğince, "bu kanunun idari yaptırım kararlarına
karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri diğer kanunlarda aksine hüküm
bulunmaması halinde uygulanır" düzenlemesi karşısında, 5560 sayılı Yasa
ile getirilen değişiklik hükmü uyarınca itiraz eden hakkında uygulanan idari
para cezasına yönelik itirazı inceleyecek olan yargı yeri idari yargı
olmakla, itiraz edenin vaki talebi ile ilgili idari yargıya başvurulması
gerektiği, Mahkemelerinin görevsiz olduğu kanaatine varıldığı gerekçesiyle görevsizlik
kararı
vermiş; bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para
cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
MUĞLA 1.
İDARE MAHKEMESİ; 6.3.2008 gün ve E:2008/399, K:2008/432 sayı ile, davanın, davacı tarafından "yeraltı suyu kullanma belgesi"
alınmadan derin kuyu açtırdığından bahisle, 167 sayılı Yeraltı Suları
Hakkında Kanun uyarınca 694,00YTL idari para cezası ile cezalandırılmasına
ilişkin 11.10.2007 tarihli işlemin iptali istemiyle açıldığı, Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası’nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşu, görev ve
yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğinin
öngörüldüğü, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun muhtelif maddelerinden söz ederek,
167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun'un idari para cezalarına karşı
yetkili idare mahkemelerine itiraz edilebileceğine ilişkin 18. maddesinin son
fıkrasının, 5728 sayılı Yasa’nın 270. maddesiyle, "Bu Kanunda yazılı
olan idari para cezaları mahalli mülki amir tarafından verilir" şeklinde
değiştirildiği anlaşılmakta olup, anılan değişiklikle, idarî para cezalarına
karşı idare mahkemesine dava açılacağına ilişkin hükmün kaldırıldığının
anlaşıldığı, bu durumda; dava konusu uyuşmazlığa uygulanacak ilgili Yasada,
yukarıda anılan yasa ile yapılan değişiklik sonrasında idarî yargı merciine
dava açılabileceğine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmaması ve idarî yaptırım
kararının verildiği işlem kapsamında idarî yargının görev alanına giren
kararların da verilmemesi nedeniyle, dava konusu idarî para cezasının görüm
ve çözümünün adlî yargı mercilerinin görev alanında bulunduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun
11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle
incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında,
olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde
incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari
yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin
istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği, Başkanlıkça adli yargı dosyasının da ilgili Mahkemesinden
getirtildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 167
sayılı Kanun’un 4854 sayılı Kanun’un 1. maddesinin A-23. bendi ve 5. maddesi
ile değişik 18. maddesine göre verilen para cezasının kaldırılması istemiyle
açılmıştır.
16.12.1960 gün ve 167 sayılı Yeraltı
Suları Hakkında Kanun’un “Yeraltı sularının mülkiyeti” başlığını taşıyan 1.
maddesinde, “Yeraltı suları umumi sular meyanında olup Devletin hüküm ve
tasarrufu altındadır. Bu suların her türlü araştırılması, kullanılması,
korunması ve tescili bu kanun hükümlerine tabidir” denilmiş; 4854 sayılı
Kanun’un 1. maddesinin A-23. bendi ile, 16.12.1960 tarihli ve 167 sayılı
Yeraltı Suları Hakkında Kanunun; 18 inci maddesinin (a) bendinde yer alan
"500 liradan 3000 liraya kadar ağır para cezası" ibaresi
"altıyüzdoksandörtmilyon lira idarî para cezası", aynı maddenin (b)
bendinde yer alan "500 liradan 1500 liraya kadar ağır para cezası"
ibaresi "üçyüzkırkyedimilyon lira idarî para cezası" şeklinde
değiştirilmek suretiyle 18. maddenin (a) bendinde, belge almadan sekizinci
maddedeki işleri yapanlar ile kasten yanlış bilgi verenlerin
altıyüzdoksandörtmilyon lira idari para cezası ile cezalandırılacakları, ceza
alınmakla beraber, kuyunun açılıp işletilmesinde Devlet Su İşleri Umum
Müdürlüğünce bir mahzur görülmezse, sahibine gerekli belgenin verileceği,
aksi halde, kuyunun kapatılacağı ve masrafının kuyuyu açtırandan alınacağı,
tekerrürü halinde, cezanın iki misli olacağı ve o kimseye belge
verilmeyeceği, kuyunun kapatılacağı ve masrafın kuyuyu açtırandan alınacağı
düzenlemesine yer verilmiş; 4854 sayılı Kanun’un 5. maddesi ile de, Yeraltı
Suları Hakkında Kanunun 18 inci maddesine, “Bu Kanunda yazılı olan idarî para
cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen idarî para
cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat
Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden
itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir.
İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz
üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak
üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre
verilen idarî para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur” fıkrası
eklenmiştir.
“Ceza hükümleri”
başlığını taşıyan söz konusu 18. madde, 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı
Kanun’un 270. maddesiyle, “Bu Kanundaki vecibeleri yerine getirmeyenler bu
hareketlerinden dolayı, diğer kanunlara göre suç oluşturmadığı takdirde, bu
madde hükmüne göre cezalandırılırlar.
a)
Belge almadan 8 inci maddedeki işleri yapanlar ile kasten yanlış bilgi
verenler bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile
cezalandırılır. Ceza alınmakla beraber, kuyunun açılıp işletilmesinde Devlet
Su İşleri Genel Müdürlüğünce bir mahzur görülmezse, sahibine gerekli belge
verilir. Aksi hâlde, kuyu kapatılır ve masrafı kuyuyu açtırandan alınır.
b)
10 ve 11 inci madde hükümlerine aykırı hareket edenlerle arama, kullanma,
ıslah ve tadil faaliyetleri sırasında konulan şartlara riayet etmeyenler,
müracaat formlarında istenen bilgileri vermeyenler, 8 inci maddenin son
fıkrasındaki mecburiyete riayet etmeyenler beşyüz Türk Lirasından ikibin Türk
Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Ayrıca, kuyu kapatılarak
masrafı açtırandan alınır.
Bu Kanunda
yazılı olan idarî para cezaları mahallî mülkî amir tarafından verilir”
şeklinde yeniden değiştirilmiştir. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008
tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Olayda,
para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 167 sayılı Yeraltı
Suları Hakkında Kanun’da yapılan son değişiklikle idari para cezasına karşı
kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin
görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen
idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27.
maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması
halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin
olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza
mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması
sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı
doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesinde "(1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı
halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 167 sayılı
Yeraltı Suları Hakkında Kanun’da idari para cezasına itiraz konusunda görevli
mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun
5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım
kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine
hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde
5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı
açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı
bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,bu nedenle Muğla Sulh Ceza
Mahkemesi’nin 3.12.2007 gün ve Değişik İş E:2007/790 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/230
KARAR NO: 2008/257
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu
uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan
davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : MİB Mağazacılık Tic. Ltd. Şti.
Vekilleri : Av. H. K. - Av. H. Ç.
Davalı : Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü
Vekili : Av. M. S.
O L A Y : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Türkiye İş Kurumu Adana İl Müdürlüğü’nün 11.8.2006 gün ve 9837 sayılı işlemi
ile, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 48. maddesine muhalefet
edildiğinden bahisle 54. maddesi uyarınca davacı adına idari para cezası verilmiştir.
Davacı
vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ADANA 3.
SULH CEZA MAHKEMESİ; 28.3.2007 gün ve Müt:2006/116 sayı ile, muteriz
vekilleri, Türkiye İş Kurumu Adana İl Müdürlüğü’nün 11.8.2006 tarihli ve 9837 sayılı kararı ile vermiş olduğu
idari para cezasının haksız olduğunu belirterek kaldırılmasını talep ettiği,
para cezasına ilişkin kayıtlar ve belgelerin getirtildiği, itiraz edene 4447
sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu uyarınca para cezası verildiğinin
anlaşıldığı, 4447 sayılı İşsizlik sigortası Kanunu’nun 54. maddesi gereğince
idari para cezası verildiği, bu Kanunun 54. maddesinde; Tebligat Kanunu
hükümlerine göre tebliğ edilen idari para cezalarına karşı 60 gün içinde
yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceğine ilişkin hüküm bulunduğu,
19.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun ile değişik 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 3/1 maddesinin "Kabahatler Kanununun idari yaptırım
kararlarına karşı Kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, ancak diğer Kanunlarda
aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanabileceği" hükmünü
taşıdığı, idari yaptırım kararının dayanağını oluşturan 4447 sayılı İşsizlik
Sigortası Kanunu’nun 54. maddesinde, itirazın yetkili idare mahkemesine yapılması gerektiği hükmü bulunduğundan; sonuç
itibariyle, Mahkemelerinin söz konusu idari cezaya karşı başvuruyu
incelemekle görevli olmadığı, görev hususu kamu düzenine ilişkin olup resen
dikkate alınması gerektiğinden, Mahkemelerinin görevsizliğine karar vermenin
icap ettiği gerekçesiyle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun
ile değişik 3/1 ve 28/1-b maddeleri gereğince görevsizlik kararı vermiş; bu
karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para
cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
ADANA 1.
İDARE MAHKEMESİ; 12.3.2008 gün ve E: 2007/880, K: 2008/314 sayı ile, davanın, davacı şirket tarafından,
4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'nun 54. maddesi uyarınca 1.062,00YTL
idari para
cezasıyla
cezalandırılmasına ilişkin Türkiye İş Kurumu Adana İl Müdürlüğü'nün 11.8.2006
tarih ve 9837 sayılı işleminin iptali istemiyle açıldığı, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu'nun muhtelif hükümlerinden söz ederek, 19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli
mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağının anlaşıldığı,son olarak 8.2.2008
gün ve 26781 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı
Kanun ile temel ceza kanunlarına uyum amacıyla çeşitli kanunlarda ve diğer
bazı kanunlarda değişiklikler yapıldığı, buna göre özel kanunlarında daha
önce dava yolu idari yargı olarak gösterilen kimi düzenlemelerin kanunlarından
çıkarılmış bulunduğu, incelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin
görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralının değiştirildiği ve yeni düzenleme
8.2.2008 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının
geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 4447 sayılı
Yasa'nın 54. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan
itirazın görüm ve çözümünde gerek 5728 sayılı Kanun gerekse Kabahatler
Kanunu'nun değişik 3. maddesi hükmü nedeniyle adli yargı yerinin görevli
olduğu sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar
kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun
11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle
incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne
alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk
Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari
yargı dosya örneğinin 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı
vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4447 sayılı Kanun’un 48.
maddesine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 54. maddesi uyarınca
verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
25.8.1999 gün ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası
Kanunu’nun 48. maddesinde, işsizlik sigortasına ilişkin genel hükümlere yer
verilmiş, “İdari para cezaları ile
idari işlemlere karşı itirazlar” başlığını taşıyan 54. maddesinde, “Kurumca
dayanağı belirtilmek suretiyle;
a) İşsizlik sigortasına ilişkin yükümlülükleri
nedeniyle sigortalıların ücretlerinden indirim veya kesinti yapan işverenlere
her bir sigortalı için 25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü
maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için
uygulanan aylık asgari ücret tutarında,
b) 48 inci maddede öngörülen işten ayrılma
bildirgesini Kuruma vermeyen işverenlere her bir fiil için ayrı ayrı 25.8.1971
tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde
çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin iki
katı tutarında,
İdari para cezası verilir.
(Değişik ikinci fıkra: 25.6.2003 – 4904/ 31 md.)
İdarî para cezaları tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde Kuruma ödenir
veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz
takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler idarî yargı yoluna
başvurabilirler. Yargı yoluna başvurulması cezanın takip ve tahsilini
durdurmaz.
İşsizlik sigortası uygulamasına
ilişkin işlemlere karşı sigortalıların ve işverenlerin yapacakları
itirazlardan Sosyal Sigortalar Kurumuna verilen görevlerle ilgili olanlar adı
geçen Kuruluşa, diğerleri ise Kuruma yapılır. İtirazların, işlemin tebliğ
tarihinden itibaren 15 gün içinde yapılması ve 30 gün içinde
sonuçlandırılması zorunludur. Yapılan itirazlar daha önce yapılmış bulunan
işlemlerin uygulanmasını geciktirmez. İtiraz yoluna başvurulmuş olması
ilgililerin yargı yoluna başvurma haklarını ortadan kaldırmaz” hükmü yer
alırken, 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun’un 478. maddesiyle bu maddenin
birinci fıkra hükmü değiştirilmiş; 578. maddesiyle de ikinci fıkrası
yürürlükten kaldırılmıştır. 5728 sayılı Kanun hükümleri
8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Olayda,
para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 4447 sayılı İşsizlik
Sigortası Kanunu’nda son haliyle idari para cezasına karşı kanun yoluna
ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin
görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak;
Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan
olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh
ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması
sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı
doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
belirtilmiştir.
Son
olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4447 sayılı
İşsizlik Sigortası Kanunu’nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli
mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun
5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım
kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine
hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin
belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para
cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27.
maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Adana 3. Sulh
Ceza Mahkemesi’nin 28.3.2007 gün ve Müt:2006/116 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/269
KARAR NO: 2008/263
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : Asker kişi statüsünü kazanmayan tank
uzman erbaş adayının sağlık raporunun iptali istemiyle açtığı davanın, GENEL
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı
: M. S. İ.
Davalı : Milli Savunma Bakanlığı
O L A Y : Tank uzman erbaş adayı olan davacının
muayenesi sonucu Diyarbakır Asker Hastahanesi Baştabipliği’nce düzenlenen
15.1.2008 gün ve 177 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri sağlık raporunda, “becker
nevus” tanısı konularak “(29/A/F1) tank uzman erbaş adayı olamaz” kararı
verilmiştir.
Davacı, uzman erbaş
alımı için yapılan sınava başvurduğunu, yazılı sınavdan 86 puan alarak
geçtiğini, ön sağlık seçmesini fiziki kabiliyet ve yeterlilik testini de
geçtiğini, tank şoförlüğü branşını seçmiş olduğundan, psikoteknik test
uygulaması sonucu en yüksek puan olan K1 aldığını, mülakatta ise Türkiye
genelinde 25 nci olduğunu, mülakattan sonra gereken heyet raporu için
Diyarbakır Askeri Hastanesi’nde bütün bölümleri geçtikten sonra sadece Deri
Hastalıkları Bölümünde "Becker nevus" tanısı konduğu için olumsuz
sağlık kurulu kararı verildiğini, başvuru koşullarından olan ön sağlık
seçmeleri başlığında yer alan şartlarda vücutta jilet, bıçak, yanık ve dövme
izinin olmamasının gerektiğinin belirtildiğini, vücudunda bu sayılanlardan
hiçbirinin olmadığını, sadece doğuştan olan ben izi bulunduğunu, bunun da
sayılan şartlar arasında yer almadığını, Deri Hastalıkları Bölümünün
tanısının doğru olmadığını, dolayısıyla sağlık kurulu kararının hukuka aykırı
olduğunu ileri sürerek iptali istemiyle askeri idari yargı yerinde dava
açmıştır.
ASKERİ
YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ DAİRESİ; 28.2.2008 gün ve E:2008/281,
K:2008/426 sayı ile, Anayasa’nın 157 nci
maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin, askeri olmayan makamlarca
tesis edilmiş olsa bile askeri kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete
ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini
yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden
doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağının
belirtildiği, Anayasa’nın belirtilen kuralına paralel düzenleme içeren 1602
sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 20 nci maddesinde de; Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile
asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve
eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı
denetimini yapacağı, aynı maddede, bu konunun uygulamasında asker kişiden
maksadın, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış
olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman
jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların olduğunun belirtildiği,
Kanunun 21 inci maddesinde 20 nci madde de belirtilen kişileri ilgilendiren
ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı menfaati ihlal
edilenler tarafından açılacak davaların Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde
çözümleneceği düzenlemesine yer verildiği, Kanunun 45/A maddesinde, Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevine girmeyen davaların reddine karar
verileceğinin belirtildiği,bu hükümler uyarınca Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin
"asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete ilişkin"
bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiği, dava konusu
uyuşmazlıkta davacının uzman erbaş adayı olması nedeniyle, 1602 sayılı
Kanun’un 20 nci maddesi kapsamında "asker kişi" sayılmasının mümkün
olmadığı, bu nedenle "asker kişiyi ilgilendirme" koşulu
gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümünde genel idari yargının görevli
olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.
Davacı, bu kez, Kuruma
ibraz edilmesi gereken heyet raporu için Diyarbakır Askeri Hastahanesi
Baştabipliği’ne müracaatta bulunduğunu, Deri Hastalıkları Bölümünün raporda
belirtildiği gibi doğuştan var olan beni sebebiyle "becker nevus"
tanısı koyması nedeniyle sağlık raporunun olumsuz düzenlendiğini, bu nedenle,
tank uzman erbaş olarak göreve alınmama işlemine dayanak teşkil
eden Diyarbakır Askeri Hastahanesi Baştabipliği’nin 15.1.2008 gün ve 177
sayılı sağlık kurulu raporunun iptaline, yeniden sağlık kurulu raporu alınmak
üzere hastaneye sevkinin sağlanmasına karar verilmesi istemiyle genel idari
yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 1. İDARE MAHKEMESİ;
10.4.2008 gün ve E:2008/612 sayı ile, Mehmet Soner İnan tarafından, tank uzman erbaş olarak
göreve alınmama işlemine dayanak teşkil eden ve Diyarbakır Askeri Hastanesi
Baştabipliği’nce (29/A/F1) "tank uzman erbaş adayı olamaz" şeklinde
düzenlenen 15.1.2008 tarihli ve 177 sayılı raporun açıkça hukuka aykırı
olması sebebiyle iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Milli Savunma
Bakanlığı'na karşı dava açıldığı, Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek
İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker
kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden
doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi
olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker
kişi olması şartının aranmayacağı belirtildiği, 1602 sayılı Askeri Yüksek
İdare Mahkemesi Kanunu’nun 20. maddesinde de aynı hükmün yer aldığı, Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için, dava konusu idari
işlemin "asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete
ilişkin bulunması" şartlarının birlikte gerçekleşmesinin arandığı, 1602
sayılı Yasa'nın 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan
veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci,
uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker
kişi sayıldığı, incelenen dosyada; davacının, tank uzman erbaş olarak göreve
alınmama işlemine dayanak teşkil eden ve Diyarbakır Askeri Hastanesi
Baştabipliği’nce (29/A/F1) "tank uzman erbaş adayı olamaz" şeklinde
düzenlenen 15.1.2008 tarihli ve 177 sayılı raporun iptali istemiyle Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi'nde açılan dava sonucunda, Üçüncü Dairenin 28.2.2008
günlü ve E:2008/281, K:2008/426 sayılı kararı ile, davanın görev yönünden
reddedilmesi üzerine söz konusu raporun iptali ve yürütmenin durdurulması ile
tekrar askeri bir hastaneye sevk edilerek rapor alınması istemiyle
Mahkemelerinde bu davanın açıldığının anlaşıldığı, idari işlemin, görevli
yargı yerinin tespiti yönünden "askeri hizmete ilişkin" olup
olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerektiği, eğer
idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre
tesis edilmiş ise bu işlemin askeri nitelikte olduğunun kabul edilmesi
gerektiği, işlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile
durumun değişmediği, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerektiği, olayda, davacının tank uzman erbaş olarak göreve alınmama işlemine
dayanak teşkil eden, (29/A/F1) "tank uzman erbaş adayı olamaz"
şeklindeki raporun, askeri bir kurum olan Diyarbakır Askeri Hastanesi
Baştabipliği'nce düzenlenmiş bulunduğu, bu durumda, "askeri
makamca" tesis edilmiş olup, "asker kişiyi ilgilendirecek
olması" ve "askeri hizmete ilişkin bulunması" karşısında; söz
konusu raporun iptali istemiyle açılan bu davanın; askeri gerekler, askeri
usul ve yöntemler göz önünde bulundurularak incelenecek olması nedeniyle,
davanın çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu sonucuna
varıldığı, bu nedenlerle; görüm ve çözümü idari yargının, dolayısı ile
Mahkemelerinin görevinde bulunmayan davada; 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesi uyarınca
görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda karar
verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı
Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, genel ve askeri idari
yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın
çözümünde genel idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı
Gülen AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Yasin TEKAKÇA’nın, davada genel idari
yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Diyarbakır
Asker Hastahanesi Baştabipliği’nce “becker nevus” tanısı konularak “(29/A/F1)
tank uzman erbaş adayı olamaz” şeklinde düzenlenen 15.1.2008 gün ve 177
sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri sağlık raporunun iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın
157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin, askeri olmayan makamlarca
tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete
ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini
yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden
doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı
belirtilmiş; 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 25.12.1981
tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinin birinci fıkrasında
“Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca
tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete
ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece
mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri
yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker
kişi olması şartı aranmaz” denilmiştir.
Buna göre,
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu
idari işlem veya eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete
ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1602
sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli
bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri
öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar
asker kişi sayılmaktadır.
Hakkında
düzenlenen sağlık raporunun iptalini isteyen davacının, tank uzman erbaş adayı olduğu, henüz “asker kişi” statüsünü kazanmadığı açıktır.
Belirtilen
durum karşısında, olayda Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20.
maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri
hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleşmediğinden, davanın görüm
ve çözümü genel idari yargı yerinin görevine girmektedir.
Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ
:Davanın çözümünde GENEL İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 1. İdare Mahkemesi’nce 10.4.2008 gün ve
E:2008/612 sayı ile yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 13.10.2008
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/273
KARAR NO: 2008/264
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi
Kullanımı Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : M. A.
Vekili : Av. M. G.
Davalı : Konya Valiliği Tarım İl Müdürlüğü
O L A Y : Konya Valiliği İl Tarım Müdürlüğü’nün
7.8.2006 gün ve 17514 sayılı işlemi ile, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi
Kullanım Kanunu’nun 21/a maddesi gereğince, arazinin tamamında yapı yapmak ve
tarım dışı amaçla izinsiz kullanıma başladığının tespit edildiğinden bahisle
davacı adına 22. madde uyarınca Valilik Makamının 3.8.2006 tarihli Oluru ile
idari para cezası verildiği bildirilmiştir.
Davacı
vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
KONYA 1. SULH
CEZA MAHKEMESİ; 17.1.2008 gün ve Değişik İş:2006/939 sayı ile, muteriz
tarafından, Konya İl Tarım Müdürlüğü tarafından "izin alınmadan 20.000 m2 arazi üzerine
yapı yapmak ve tarım dışı kullanmak" eylemi nedeni ile 7.8.2006 tarih ve
17514 sayılı karar ile verilen 21.960,00 YTL idari para cezasına itiraz
edilerek kaldırılmasının talep edildiği, muterizin Karakaya Köyü Bağlar mevkiinde
bulunan ve M.A..'e ait olan 20.000
m2 yüzölçümlü arazinin işletme izni alınmadan yapı
yapmak ve tarım dışı amaçla kullanmak fiilini ihlal ettiğinden bahisle 5403
sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’nun 22. maddesi gereğince
21.960,00YTL idari para cezası uygulandığı, 5403 sayılı Toprak Koruma ve
Arazi Kullanım Kanunu’nun 22. maddesine göre, bu konuda verilen idari para
cezalarına karşı yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceğinin
belirtildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.
Davacı
vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari
yargı yerinde dava açmıştır.
KONYA 2.
İDARE MAHKEMESİ; 4.4.2008 gün ve E:2008/363 sayı ile, davacı vekili tarafından tarım arazilerinin üzerine izin alınmadan yapı
yapıldığının tespit edilmesi nedeniyle 5403 sayılı Kanun’un 21. maddesinin
(a) bendi uyarınca 21.960,00YTL idari para cezası uygulanmasına ilişkin
7.8.2006 tarih ve 17514 sayılı Konya Valiliği Tarım Müdürlüğü işleminin
iptali istemiyle Konya Valiliği Tarım Müdürlüğü’ne karşı dava açıldığı, 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. ve 27. maddelerinden söz ederek, 5403 sayılı
Toprak Kullanımı ve Arazi Kanunu’nun 22 nci maddesi, bu kanuna göre verilen
idari para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde
yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceğini hükme bağlamışken, bu hükmün
8.2.2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren
5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 577. maddesi ile yürürlükten
kaldırıldığı, dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden, davanın, davacının
tarım arazilerinin üzerine izin alınmadan yapı yapıldığının tespit edilmesi
nedeniyle 5403 sayılı Kanun’un 21. maddesinin (a) bendi uyarınca 21.960,00YTL
idari para cezası uygulanmasına ilişkin Konya Valiliği Tarım Müdürlüğü'nün
7.8.2006 tarih ve 17514 sayılı işleminin iptali istemiyle açıldığının
anlaşıldığı, yukarıda yer verilen Kanun hükümleri gereğince, özel kanunundaki
açıkça görevli yargı merciinin idari yargı yerlerinin görevli olduğunu
belirten hükmün 5728 sayılı Kanun’la kaldırılması karşısında, ortada kalan
idari para cezası 8.2.2008 tarihinden itibaren sulh ceza mahkemelerinin
görevine girdiğinden, işbu davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli
olduğu kanısına varıldığı gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin
Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19. maddesi gereğince, Konya 1. Sulh
Ceza Mahkemesi'nin 17.1.2007 tarih ve 2006/939 D.İş sayılı kararı ile görev
yönünden reddedilen ve Mahkemelerinde açılmış bulunan işbu davanın adli
yargının görev alanına girdiği kanaatine varılmış olduğundan, dava dosyası ve
eklerinin görevli merciin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine,
davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi'nce görevli merciin
belirlenmesine ilişkin karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun
11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle
incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne
alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk
Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19.
maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında
doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar
verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 5403
sayılı Yasa’nın 21. maddesinin (a) bendi uyarınca verilen idari para
cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
3.7.2005
tarih ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun “Amaç”
başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı; toprağın doğal veya yapay
yollarla kaybını ve niteliklerini yitirmesini engelleyerek korunmasını,
geliştirilmesini ve çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun
olarak, plânlı arazi kullanımını sağlayacak usûl ve esasları belirlemektir”
denilmiş; 21. maddesinin (a) bendinde, arazi kullanımı için izinsiz işe
başlanılmış ve çalışmalar devam ediyorsa; valiliğin işi tamamen durduracağı,
yapılan iş tamamlanmış ise kullanımına izin verilmeyeceği, kullanılan arazi
tarım dışı amaçlı kullanıma uygun yerlerden ise kullanılan alanın her metre
karesi için bir Yeni Türk Lirası idarî para cezası verileceği ve bu Kanunda
öngörülen tedbirlerle birlikte gerekli izinlerin alınması şartıyla işin
tamamlanmasına veya iş bitmiş ise kullanımına izin verileceği, arazi kullanım
plânlarında, tarımsal amaçlı kullanım için ayrılmış arazilerde, izinsiz
yapılan bütün yapıların yıkılacağı ve temizleneceği, arazinin yeniden eski
haline gelmesi için yapılan masrafların sorumlulardan tahsil edileceği,
ayrıca, zarar verilen tarım arazilerinin, her metre karesi için iki Yeni Türk
Lirası idarî para cezası verileceği kurala bağlanmış; 22. maddesinde, bu
Kanunda yazılı olan idari cezaların o yerin en büyük mülki amiri tarafından
verileceği, verilen idari cezalara dair kararların ilgililere 11.2.1959
tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu
cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili
idare mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüşken; bu madde 23.1.2008
gün ve 5728 sayılı Kanun’un 577. maddesi ile, “Bu Kanunda yazılı olan idarî cezalar mahallî mülkî amir
tarafından verilir” şeklinde değiştirilmiştir. 5728 sayılı Kanun
hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Olayda,
para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 5403 sayılı Toprak
Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda yapılan değişiklikle idari para cezasına
karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin
görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak;
Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan
olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh
ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması
sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı
doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
belirtilmiştir.
Son
olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise,
mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale
geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 5403 sayılı
Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda da idari para cezasına itiraz konusunda
görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler
Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere,
idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli
mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından,
idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun
27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Sulh Ceza
Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 2. İdare
Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Konya 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin
17.1.2008 gün ve Değişik İş:2006/939 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/275
KARAR NO: 2008/265
KARAR TR : 13.10.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu
uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan
davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Siemens Finansal Kiralama A.Ş.
Vekilleri : Av. B.S. – Av. A.T.
Davalı : Antalya Ulaştırma Bölge Müdürlüğü
O L A Y : Antalya Ulaştırma Bölge Müdürlüğü’nün
15.8.2007 gün ve181574 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu idari para cezası
tutanağı ile, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 26. maddesinin (a) bendi
uyarınca davacı adına para cezası verilmiştir.
Davacı
vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANTALYA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 15.10.2007 gün ve
Müt. E:2007/2015, Müt. K:2007/2015 sayı ile, itiraz edenin, 4925
sayılı Yasa’nın 5. maddesine dayalı olarak düzenlenen idari para cezasının
iptalini istediği, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinden söz
ederek, 4925 sayılı Yasa’nın 5. maddesi gereğince verilen idari para cezaları
için aynı Kanunun 30. maddesi gereğince itiraz mercii olarak idare
mahkemesinin gösterildiği, mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgili
olduğundan ve yargılamanın her aşamasında verilebileceğinden resen görev yönü
ile itiraz dosyasının ele alınıp incelendiği, yapılan inceleme sonucu, itiraz
eden hakkında uygulanan idari para cezasının dayanağı olan özel yasada idare
mahkemesi özel olarak görevlendirilmediğinden, Kabahatler Kanunu’nun 3.
maddesindeki düzenleme ve diğer kanunlarda aksi hüküm bulunmaması halinde
ibaresi ile belirtilen istisna nazara alınarak yapılan itirazı değerlendirme
ve sonuçlandırma görevinin idare mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı
vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari
yargı yerinde dava açmıştır.
ANTALYA 1.
İDARE MAHKEMESİ; 20.3.2008 gün ve E: 2008/449, K: 2008/563 sayı ile, davanın,
davacı şirketin 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 26/a maddesi
uyarınca 5.000.-YTL para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin 15.8.2007 tarih
ve 181574 sayılı Antalya Ulaştırma Bölge Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle
açıldığı, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 8.2.2008 tarih ve 26781
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun’un 516.
maddesiyle değiştirilen 26 maddesinde; bu Kanunun; 7. ve 5. maddesine aykırı
davranan taşımacılara çeşitli miktarlarda para cezası verileceği ve 5728
sayılı Kanun’un 520. maddesiyle değiştirilen 30. maddesinde; fiilin tekrarı
halinde yapılacak yaptırımlar gösterilmiş olup, maddenin bu değişiklikten
önceki halinde mevcut olan, para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren
otuz gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceğine ilişkin
düzenlemenin 5728 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırıldığının anlaşıldığı,
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3, 16. ve 27. maddelerinden söz ederek, bakılan davada, davacı
şirketin yetki belgesi olmadan taşımacılık yaptığından bahisle 4925 sayılı
Karayolu Taşıma Kanunu’nun 26/a maddesi uyarınca 5.000,00YTL para cezasıyla
cezalandırıldığı, bu para cezasına karşı 4925 sayılı Yasa’da açıkça idari
yargı yerinde dava açılabileceğine ilişkin bir düzenlemenin (8.2.2008 tarih
ve 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı
Kanun’un 520. maddesiyle) artık bulunmadığı anlaşılmış olup, bu nedenle bu
davada, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin a) fıkrası gereğince
adli yargı yerinin(sulh ceza mahkemesi) görevli bulunduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe
ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla
yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;
I-İLK
İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi
Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
“2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun
bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2
nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği...”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne
alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk
Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari
yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin
istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın
çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli
yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4925
sayılı Kanun’un 26. maddesinin (a) bendine göre verilen idari para cezasının
kaldırılması istemiyle açılmıştır.
10.7.2003 gün ve 4925 sayılı Karayolu
Taşıma Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı; karayolu
taşımalarını ülke ekonomisinin gerektirdiği şekilde düzenlemek, taşımada
düzeni ve güvenliği sağlamak, taşımacı, acente ve taşıma işleri
komisyoncuları ile nakliyat ambarı ve kargo işletmeciliği ve benzeri
hizmetlerin şartlarını belirlemek, taşıma işlerinde istihdam edilenlerin
niteliklerini, haklarını ve sorumluluklarını saptamak, karayolu
taşımalarının, diğer taşıma sistemleri ile birlikte ve birbirlerini tamamlayıcı
olarak hizmet vermesini ve mevcut imkânların daha yararlı bir şekilde
kullanılmasını sağlamaktır” denilmiş; 26. maddesinin (a) bendinde, bu Kanunun; 5 inci maddesine göre yetki belgesi almadan
taşıma işinde faaliyette bulunanlara beşmilyar lira, 5 inci maddesinin
beşinci fıkrasına aykırı davranan taşımacılara beşyüzmilyon lira, 5 inci
maddesinin altıncı fıkrasına göre taşıma hizmetini yapmaktan kaçınan
taşımacılara dörtyüzmilyon lira, 5 inci maddesinin yedinci fıkrasına aykırı
davranarak bir taşımacının diğer bir taşımacının taşıma faaliyetini
engellemesi halinde dörtmilyar lira para cezası verileceği kurala
bağlanmış; 30. maddesinde, para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren
otuz gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği, itiraz
üzerine verilen kararların kesin olduğu öngörülmüşken, bu madde, 23.1.2008
gün ve 5728 sayılı Kanun’un 520. maddesiyle, “Bu Kanunda
belirtilen idarî para cezasını gerektiren fiillerin işlendiği tarihten
itibaren bir yıl içinde aynı nitelikteki fiili üç defa işlediği tespit edilen
gerçek ve tüzel kişilere, işlediği fiillerin cezalarının toplamının on katı
idarî para cezası verilir ve taşıt şoförünün yurt içi ve yurt dışı
taşımalarda sürücü mesleki yeterlilik belgesi ile varsa uluslararası sürücü
sertifikası bir yıl süreyle askıya alınır” şeklinde değiştirilmiştir.
5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Olayda,
para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 4925 sayılı Karayolu
Taşıma Kanunu’nda yapılan son değişiklikle idari para cezasına karşı kanun
yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
1.6.2005
tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin
görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda
düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak;
Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan
olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh
ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha
sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması
sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı
doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesinde "(1) Bu Kanunun;
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006
tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev
kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir
müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev
kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile
görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni
yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi
gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe
girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer
taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun
değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme,
artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği
için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4925 sayılı
Karayolu Taşıma Kanunu’nda idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin
gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı
Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına
karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326
sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan
davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi
uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 2. Sulh
Ceza Mahkemesi’nin 15.10.2007 gün ve Müt. E:2007/2015, Müt. K:2007/2015
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO : 2007/557
KARAR NO: 2008/275
KARAR TR : 17.11.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca
REDDİ gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar : a) Ölü Sem’o Oğlu H.A. Mirasçıları
1- H.A., 2- A.A., 3- Z.A., 4-M.A., 5-İ.A., 6-N.A., 7-İ.A.,
8-A.A., 9-M.A. 10-İ.A.
11-C.A., 12-T.A., 13-O.A. 14-Y.A., 15-A.A., 16-H.A.,
17-F.A., 18-F.A., 19-N.A.,
20-S.A., 21-H.A., 22-Z.A., 23-S.A., 24-N.A.
b) Ölü Sem’o Oğlu
M.A. Mirasçıları
1- F.A., 2- M.A., 3- H.A, 4-Z.A., 5-Y.A., 6- L.A. 7-A.A.,
8-R.A., 9-N.A., 10-N.A.,
11-A.A., 12-İ.A., 13-M.A., 14-F.A. 15-H.A., 16-F.A.,
17-Z.A., 18-A.A., 19-S.A.
Vekilleri : Av. C.Ç., Av.
E.G.
Davalılar : 1- Maliye Hazinesi/ Maliye Hazinesini Temsilen Harran
Malmüdürlüğü
2-
Tarım Reformu Genel Müdürlüğü
O L A Y : Davacılar vekili; müvekkillerinin, Harran ilçesi 1 ila 9 nolu parsellerde müşterek malik
olduklarını; söz konusu parsellerin kadastro tespitine vaki Maliye
Hazinesinin itirazı sebebiyle, Harran Kadastro Mahkemesinin 1990/11 Esas
sayısında, tespite itiraz davası şeklinde görülen davanın 2000/3 sayılı
Kararla sonuçlandığını (Davanın ilk açılış tarihi, 24.3.1972’dir.) ve
4.12.2000 tarih ve 16 HD.nin 4979-4757 E/K sayılı kararıyla onanarak
kesinleştiğini; tespite itiraz davası devam ederken, davalı Tarım Reformu
Genel Müdürlüğünün, 21.10.1976 tarih ve 2916 karar no ve 914/1059 dosya no
ile, itirazlı olduğunu bile bile ve kamulaştırma kararında “itirazlı”dır
yazmak suretiyle, davacılar murisi S. oğlu H. A.’- ’den 8 nolu parselden
113.621 ve 9 nolu parselden 88.265 dönüm tarım arazisini ve keza 21.10.1976
tarih ve 2910 karar no ve 914/1058 dosya no ile davacılar murisi S. oğlu M.
A.’den 8 nolu parselde 113.621 ve 9 nolu parselde 88.265 olmak üzere her
birinden toplam 201.886
m2 tarım arazisini kamulaştırmış olduğunu; 1757 sayılı
Yasaya göre kamulaştırılan bu arazilerin, sahibine bırakılan arazinin
dışındaki “norm fazlası” olarak ve bu gerekçeyle kamulaştırılmış olduğunu ve
Genel Müdürlüğün 22.10.1976 tarih ve 2346 sayılı yazıyla Maliye Hazinesi
adına Tapuya tescilinin sağlanmış bulunduğunu; bu kamulaştırma işleminden çok
sonra da, bu defa Harran Kadastro Mahkemesindeki davanın sonuçlandığını ve
10.03.2000 tarih ve 1999/11 esas ve 2000/3 sayılı kararla bu defa, tapu ve
vergi kaydı fazlası olduğu gerekçesiyle 2 kardeşten toplam 319.750 dönüm
arazinin tespit hilafına Maliye Hazinesi adına tesciline karar verildiğini ve
kararın kesinleştiğini; 5.11.2001 tarih ve 2704 sayılı, Tarım Reformu Bölge
Müdürlüğünün yazısında; davacılar murislerine ayrı ayrı 897.436 er dönüm
arazi bırakıldığının belirtilmekte olduğu; keza yukarıda da değindikleri
Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün 22.10.1976 tarihli yazısında da; M. ve H.
A.’e ayrı ayrı 897.436 dönüm arazi bırakıldığının, norm fazlasının kamulaştırıldığının
ve kamulaşan arazinin Maliye Hazinesi adına tescilinin gerektiğinin
bildirilmekte olduğu; bütün bu maddi olgular birlikte değerlendirildiğinde ve
Kadastro Mahkemesinin kesinleşen ilamı doğrultusunda tescil işleminin gerçekleşmesi
halinde, müvekkilleri murislerine bırakıldığı bildirilen 897.436 dönüm
arazinin söz konusu olamadığı ve bu miktarın yaklaşık 200 dönümünün her
kardeşten ayrı ayrı fazladan kesilmiş olduğu; bu istenmeyen ve düşünülmeyen
sonucun münhasıran Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün hatalı ve aceleye
getirilmiş kamulaştırma kararının bir sonucu olduğu; şayet Kadastro
Mahkemesinin mülkiyeti belirleyen kararı beklenmiş olsa idi, bu davanın
sonucuna göre davacılar murislerinin arazi varlıklarının hesaplanacağı ve bu
takdirde her birinden yaklaşık 160’ar dönüm arazi Maliye Hazinesine geçmiş
olacağından, kamulaştırma sadece 45’er dönüm söz konusu olacak iken; şimdi
hem kamulaştırma sebebiyle 422.000
m2 arazinin eksildiği ve hem de mahkeme ilamıyla 320
dönüm arazinin kaydedilmiş bulunduğu; bu nedenle, kendilerine göre mahkemece
yapılacak işin, davacıların murislerine bırakılan ve iade edilen arazi
toplamı 897.436 dönüm araziyi tamamlatmak olduğu; bunun için de ehil ve uzman
bilirkişiler marifetiyle mahallinde keşif yapmak suretiyle ve ya dosya
üzerinde inceleme yapılarak, Kadastro Mahkemesi kararı muvacehesinde hak
sahiplerinin arazi varlıklarının hesaplanması ve hesaplanan bu miktara göre
1757 ve 3083 sayılı Yasalar muvacehesinde, norm fazlası var ise ancak bu
kadarının kamulaştırılmış bulunduğu varsayılarak, gerisinin davacılar
adlarına tesciline karar verilmesi olduğu; arz ve izahına çalışılan
sebeplerle, kamulaştırma sebepleri henüz yok iken yapılan bu haksız
kamulaştırma ile Maliye Hazinesi adına oluşturulan tapu kaydının illetsiz ve
dayanaksız olmasıyla, neticeden Maliye Hazinesinin, Harran ilçesi Yardımlı
köyünde 8 ve 9 nolu parsellerdeki (Toplulaştırma sonucu oluşan yeni
parsellerdeki ) toplam 320 dönüm arazisinin tapusunun iptali ile davacılar
adlarına tescilini istemek üzere iş bu davanın ikamesi zaruretinin hasıl
olduğunu ifade ederek, sonuçta; haksız ve dayanıksız oluşturulan Maliye
Hazinesi tapusunun iptali ile toplam 320.000 dönüm arazinin hisseleri
nispetinde davacılar adlarına tesciline karar verilmesi istemiyle,
10.4.2003 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.
HARRAN
ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 19.2.2004 gün ve E:2003/64, K:2004/6 sayı ile,
Davacılar vekillerinin mahkemelerine verdikleri dilekçe ile, davacıların Harran
ilçesi 1 ilâ 9 no.lu parselde müşterek malik olduklarını, söz konusu
parseller hakkında Harran Kadastro Mahkemesinde 1999/11 esas no ile tesbite
itiraz davası açıldığını, davanın 2000/3 no.lu kararla sonuçlandığını,
kararın 16. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleştiğini, Kadastro
Mahkemesinde dava devam ederken davalı Tarım "Reformu Genel Müdürlüğünün
21.10.1976 tarih ve 2916 karar no ile Aygün'e ait parsellerde norm fazlası
olarak her birinden 201.886
m2 tarım arazisini kamulaştırıp Genel Müdürlüğün
22.10.1976 tarih ve 2346 sayılı yazısıyla Maliye adına tescilinin
sağlandığını, Kadastro Mahkemesindeki dava sonuçlandığında ise her iki
kardeşe ait gayrimenkulden tapu ve vergi kaydı fazlası olarak toplam 319.750
dönüm arazinin hazine adına tesciline karar verildiğini ve kararın
kesinleştiğini, bu durumda Kadastro Mahkemesinin kesinleşen ilamı
doğrultusunda davacıların murislerine bırakıldığı bildirilen 897.436 dönüm
arazinin olmadığını, bu miktarın yaklaşık 200 dönümünün her muristen ayrı
ayrı kesildiğini, bu durumun Tarım Reformunun hatalı kamulaştırma kararının
bir sonucu olduğunu, bu nedenle Harran ilçesi Yardımlı köyü 8 ve 9 parselde
Hazine adına bulunan 320 dönüm arazinin tapusunun iptali ile davacılar adına
tesciline karar verilmesini istemiş olduğu; Mahkemelerince taraflara duruşma
gününü bildirir davetiye tebliğ edildiği, tarafların kendilerini vekille
temsil ettirdikleri; Mahkemelerince Tapu Sicil Müdürlüğüne müzekkere
yazılarak dava konusu parsellerin tapu kayıtlarının; Harran Kadastro
Mahkemesinin 1999/11 E.no.lu dosyasının ve Mahkemece Tarım Reformu Bölge
Müdürlüğüne müzekkere yazılarak dava konusu parsellerle ilgili evrakın
dosyaya celbedilmiş bulunduğu; dosyanın, davacı vekilinin talebi
doğrultusunda ilgili hesaplamaların yapılması için bilirkişiye tevdi edildiği;
bilirkişinin, raporunu 21.1.2004 tarihinde ibraz ettiği; davanın, Tarım
Reformu Şanlıurfa Bölge Müdürlüğünün, Kadastro Müdürlüğünün kararını
beklemeye gerek duymadan, itirazlı parselde toplulaştırma çalışmalarına
başlayarak, dava konusu parsellerden bir kısmını "norm fazlası
olduğu" gerekçesiyle Hazine adına tesciline karar vermesinden
kaynaklandığı; Kadastro Mahkemesinin, 1999/11-2000/3 sayılı kararıyla söz
konusu parsellerde tapu ve vergi kaydı fazlası olması nedeniyle 319.750 dönüm
arazinin Hazine adına tesciline karar vermiş olduğu, kararın 16.Hukuk
Dairesinin 4.12.2001 tarih 2000/4979-4754 sayılı ilamı ile onanarak
kesinleştiği; Davacılar vekillerinin, Kadastro Mahkemesinin 1999/11-2000/3
sayılı 10.3.2000 tarihli kararını dayanak alarak, Tarım Reformu Bölge
Müdürlüğünün işleminin iptali ile fazladan müvekkillerinden yapılan
kesintinin iptalini ve adlarına tescilini istedikleri; yani burada
istenilenin, Tarım Reformu Bölge Müdürlüğünün hatalı olduğu kabul edilen
toplulaştırma işleminin iptali olduğu, iptali istenilen tapu kaydının
dayanağının söz konusu idari işlem olduğu; Mahkemelerince yapılan yargılama
sonucunda toplanan delillerden, davacıların iptalini istedikleri tapu
kaydının dayanağı olan idari işlemin halen geçerli olduğu, söz konusu tapu kaydının
iptal edilebilmesi için Tarım Reformu Bölge Müdürlüğünün toplulaştırma
işleminin iptal edilmesi gerektiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu kararın
temyiz edilmesi üzerine, YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ’nce 23.6.2004 gün ve E:2004/7083,
K:2004/7650 sayı ile; “Davadaki istek, idari işlem niteliğindeki
toplulaştırmadan kaynaklandığına göre sözü edilen tasarrufun geçerliliğini
koruduğu, idari yargı yerinde iptal edilmediği sürece eldeki davanın dinlenme
olanağı yoktur. Davanın reddedilmiş olması, bu gerekçe ile ve sonucu
bakımından doğrudur. Hükmün belirtilen sebeple onanmasına…” karar verilmiş ve
karar kesinleşmiştir.
Davacılar
vekili tarafından aynı istekle, bu kez idari yargı yerinde dava açılmıştır.
GAZİANTEP
2. İDARE MAHKEMESİ; 22.12.2004 gün ve E:2004/949, K:2004/234 sayı ile
davanın; davacılar vekili tarafından, Harran İlçesi Yardımlı Köyü 8 ve 9
parsellerindeki 320 dönüm arazinin toplulaştırma sonucu Maliye Hazinesi adına
tapuya tescilinin iptali istemiyle açılmış olduğu; 2576 sayılı Bölge İdare
Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri
Hakkında Kanun'un 5. maddesinin 3410 sayılı Kanunun 1. maddesi ve 4577 sayılı
Kanunun 2. maddesiyle değişik 1. fıkrasında; İdare Mahkemelerinin, Vergi
Mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştay'da çözümlenecek
olanlar dışındaki; iptal davalarını, tam yargı davalarını ve tahkim yolu
öngörülen imtiyaz, şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç,
kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden
dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları ve diğer
kanunlarla verilen işleri çözümleyeceğinin hükme bağlandığı; 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15. maddesinin 1/a bendinde ise, adli ve askeri
yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği,
aynı Kanunun 14/6. maddesinde ise, bu hususun ilk incelemeden sonra tespit
edilmesi halinde de davanın her safhasında 15. madde hükmünün uygulanacağının
belirtildiği; 8.12.2001 tarih ve 24607 sayılı Resmi Gazetemde yayımlanarak
yürürlüğe giren 22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1027.
maddesinin 1. fıkrasında; "İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça tapu
memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla
düzeltebilir." hükmünün düzenlendiği; dava dosyasının incelenmesinden,
davacılar vekilinin mahkemelerine verdiği 10.4.2003 tarihli dilekçe ile
davacıların, Harran İlçesi 1 ila 9 no.lu parselde müşterek malik olduklarını,
söz konusu parseller hakkında Harran Kadastro Mahkemesinde 1999/11 esas no
ile tespite itiraz davası açıldığı, davanın 2003/3 nolu kararla sonuçlandığı,
kararın 16. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleştiği, Kadastro
Mahkemesinde dava devam ederken davalı Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün
21.10.1976 tarih ve 2916 karar no ile A.'e ait parsellerde norm fazlası
olarak her birinden 201.886
m2 tarım arazisini kamulaştırıp Genel Müdürlüğün
22.10.1976 tarih ve 2346 sayılı yazısıyla Maliye adına tescilinin
sağlandığını, Kadastro Mahkemesindeki dava sonuçlandığında ise her iki
kardeşe ait gayrimenkulden tapu ve vergi kaydı fazlası olarak toplam 319.750
dönüm arazinin hazine adına tesciline karar verildiği ve kararın
kesinleştiği, bu durumda Kadastro Mahkemesinin kesinleşen ilamı doğrultusunda
davacıların murislerine bırakıldığı bildirilen 897.436 dönüm arazinin
olmadığı, bu miktarın yaklaşık 200 dönümünün her muristen ayrı ayrı
kesildiği, bu durumun Tarım Reformunun hatalı kamulaştırma kararının bir
sonucu olduğu, bu nedenle Harran İlçesi Yardımlı Köyü 8 ve 9 parselde Hazine
adına bulunan 320 dönüm arazinin tapusunun iptali ile davacılar adına
tesciline karar verilmesi istemiyle açılan davada Harran Asliye Hukuk
Mahkemesin 19.2.2004 tarih ve E:2003/684, K:2004-6 sayılı kararı ile tapu
kaydı işleminin dayanağının idari işlem olduğu ve halen geçerli olduğu,
toplulaştırma işleminin iptal edilmesi gerektiği belirtilerek davada
görevsizlik kararı verildiği ve bakılan davanın açıldığının anlaşılmakta
olduğu; uyuşmazlık konusu olayda; davacı tarafından bir kısım taşınmazın
tapuya tescil işlemlerinin dava konusu edildiği, bu işlemlerin dayanağının
idari işlem niteliğinde olan kamulaştırma ve toplulaştırma işlemleri olduğu,
ancak bu işlemlerin dava konusu edilmediğinin açık olduğu, tapu tescil
işlemlerinin iptali istemiyle açılan iş bu davanın görüm ve çözümünün adli
yargının görevinde bulunduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, DANIŞTAY 8. DAİRESİ’nin
30.1.2007 gün ve E:2005/5696, K:2007/331 sayılı kararıyla onanmış ve
kesinleşmiştir.
İNCELEME
VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa
KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Nüket YOKLAMACIOĞLU, Serdar AKSOY ve
Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 17.11.2008 günlü toplantısında;
Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli
olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile
Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun başvurunun reddi gerektiğine ilişkin
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.
maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi
için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları,
konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda
verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın
taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise,
Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına
ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine
uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına
yer verilmektedir.
Davacı
vekilinin istemi üzerine Mahkememize gönderilen İdare Mahkemesi dosyası ile
Asliye Hukuk Mahkemesi dosyasının incelenmesinden; aynı konuda açılan
davalarda İdare Mahkemesince görevsizlik kararı verilmiş ve kesinleşmiş ise
de, Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının temyiz edilmesi
üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince verilen kararda; “Davadaki istek, idari
işlem niteliğindeki toplulaştırmadan kaynaklandığına göre sözü edilen
tasarrufun geçerliliğini koruduğu, idari yargı yerinde iptal edilmediği
sürece eldeki davanın dinlenme olanağı yoktur. Davanın reddedilmiş olması, bu
gerekçe ile ve sonucu bakımından doğrudur. Hükmün belirtilen sebeple onanmasına…”
denilmiş ve karar kesinleşmiştir.
Yargıtay
1. Hukuk Dairesinin kararında belirttiği gerekçe gözetildiğinde, olumsuz
görev uyuşmazlığı doğmasına neden olacak nitelikte adli yargı yerince
verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığı sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan
başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14.maddesinde
öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca
REDDİNE, 17.11.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2007/562
KARAR NO: 2008/276
KARAR TR : 17.11.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : Suya vaki
müdahalenin önlenmesi ve kaynak üzerine yapılmış tesislerin kal’ine karar
verilmesi istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Koyulhisar İlçesi Gökdere Köyü
Tüzelkişiliğini Temsilen Muhtar
S.Ç. / İ.B.
Davalı : Doğanşar İlçesi Kabaçam Köyü
Tüzelkişiliğini Temsilen Muhtar
M.A.K.
Vekili : Av. Y.Ö., Av. Ö.F.B.
O L A Y : Gökdere Köyü sınırları içinde kalan
Alipoğlu su kaynağına; Kabaçam Köyü tüzel kişiliğince, kaynağın kendilerine
tahsis edildiğinden bahisle boru hattı döşenmiştir.
Davacı Gökdere Köyü Tüzelkişiliği adına Köy Muhtarı
tarafından; kendilerine ait su kaynaklarına boru
döşemek suretiyle müdahale edildiği, dava konusu kaynağın Köy Hizmetlerince
kendilerine tahsis edilmiş olduğu, kadimden beri köy halkı tarafından içme,
sulama ve zirai amaçlı olarak kullanıldığı; davalıların, tahsis edilmemiş
kaynağı hiçbir yasal dayanağı olmadan kaptaj yaparak ve boru döşeyerek kendi kullanımlarına
aldıkları, dava konusu kaynağın kendilerine tahsis edilmiş olduğu iddiasıyla;
davalıların suya vaki müdahalesinin önlenmesi ve kaynak üzerine yapılmış
tesislerin kal’ine karar verilmesi istemiyle 10.5.2001 tarihinde adli
yargı yerinde dava açılmıştır.
Davalı taraf ise; Köy Hizmetleri 5. Bölge Müdürlüğü Sivas
İl Müdürlüğünün 29.1.1999 günlü, 1999/122 sayılı İçmesuyu Memba Tahsis ve
Tevzii Komisyon Kararı gereğince, dava konusu Alipoğlu su kaynağının
kendilerine tahsis edildiğini, tahsis kararının ilan edilerek kesinleştiğini
beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.
KOYULHİSAR
ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ, 30.1.2004 günlü, E:2001/32; K:2004/6 sayı ile, Mahkemelerinin 2001/31 Esas-41 karar sayılı dosyası ile
99/7 değişik iş sayılı dosyası ve Köy Hizmetleri Bölge Müdürlüğünün Alipoğlu
kaynağına ilişkin tahsis edildiği konusundaki kararı, istikşaf krokisi ve
proje raporu örneklerinin dosyaya getirtildiği ayrıca bölgede suların en az
olduğu dönemin DSİ Bölge Müdürlüğüne sorulduğu ve mahalli bilirkişi listesinin
tespit olulduğu; Refakate teknik,ziraat ve jeoloji ve inşaat mühendisi
bilirkişi olarak alınarak, mahallinde 8.7.2002 ve 9.7.2003 tarihlerinde iki
ayrı keşif icra edilmiş olduğu; keşif mahallinde dinlenen mahalli
bilirkişilerin; dava konusu kaynağın Alipoğlu olarak bilindiğini, kaynağın
çıktığı yerin şahıs arazisi olmayıp herkesin kullanımına açık araziler
olduğunu, kaynağın Gökdere köyü sınırları içerisinde kaldığını ve Gökdere
köyü tarafından kullanıldığını dava konusu Alipoğlu kaynağı ile Çamlıoluk
kaynağının daha önceleri, yani kaptaj altına alınmadan her iki suyun Alipoğlu
deresinde birleştiğini daha sonra Değirmenderesine indiğini, Değirmenderesi
ile de birleştikten sonra Gökdere köyüne kadar devam ettiğini, kış dönemlerinde
Alipoğlu kaynağı ve Çamlıoluk kaynağının Kelkit çayına döküldüğünü, yaz
aylarında Gökdere köyü tarafından hayvan sulama ve tarım arazisi sulaması
için kullanıldığını, kadimden beri bu şekilde kullanıldığını, dava konusu
kaynak ile Çamlıoluk kaynağının geçmiş, yıllarda kaptaj altına alınmak
suretiyle boru döşenerek Kabaçam köyüne götürüldüğünü, Çamlıoluk kaynağının
da kadimden beri kullanım hakkının Gökdere köyüne ait olduğunu beyan etmiş
oldukları; davacı tanıklarının beyanlarında; dava konusu kaynağın Alipoğlu
kaynağı olduğunu, Alipoğlu kaynağının kaptaj altına alınmadan önce Alipoğlu
deresine aktığını, Alipoğlu deresine kavuştuktan sonra kuzeye doğru akarak
aşağıda Bahçe köyüne ait Delmece, Üçmerit yaylarının altında yine buralardan
gelen sular ile birleşerek Değirmen deresine kadar aktığını,daha sonra,
Gökdere köyüne kadar indiğini kendini bildiğinden beri birleşen bu su
kaynağının Gökdere köyü tarafından kullanıldığını, kadimden beri kullanımın
bu şekilde olduğunu, Kabaçam köyünün dava konusu kaynağı kullanmadığını ancak
daha sonra Alipoğlu kaynağının Çamlıoluk kaynağı ile birleştirilerek kaptaj
altına alındığını ve Kabaçam köyüne götürüldüğünü beyan etmiş oldukları;
davalı tanıkları beyanlarında; dava konusu kaynağın Alipoğlu kaynağı
olduğunu, kadimden bu yana Kabaçam köylüleri tarafından kullanıldığını,
hayvanlarını otlatıp arazilerin suladıklarını, kaynağın bulunduğu yerde
Kabaçam köylülerine ait arazilerin bulunduğunu, 2000 yılında dava konusu
Alipoğlu kaynağı ile Çamoluk kaynağının kaptaj altına alınmak ve boru döşenmek
suretiyle Kabaçam köyüne götürüldüğünü ve içme suyu olarak kullanılmaya başlandığını
beyan ettikleri; keşif sonucunda bilirkişilerden rapor alındığı; Teknik
bilirkişi D. A.’nın 15.7.2003 havale tarihli raporunda; dava konusu kaynağın
yerinin memleket haritasında tespit edip işaretlediğini, krokide 1 numara ile
gösterilen Alipoğlu kaynağının kaptajla Kabaçam köyüne içme suyu olarak
akıtıldığını, tahsis kararında Alipoğlu 1 ve Alipoğlu 2 kaynaklarının
gösterilmiş olduğunu, ancak zeminde 1 numara ile gösterilen Alipoğlu bir
kaynağının bulunduğunu, 2 numara ile gösterilen alanda Çamlıoluk kaynağının
bulunduğunun mahalli bilirkişi beyanından anlaşıldığını, icra edilen ilk keşif
ile teknik bilirkişi Z. Ö. tarafından 1/25.000’lik haritada gösterilen
kaynağı kendi çizdiği krokide ve memleket haritasında 3 numara ile
gösterdiğini ancak zeminde böyle bir kaynağın mevcut olmadığını krokinin
tamamen hatalı olduğunu beyan etmiş olduğu; Ziraat bilirkişisi V. E.’in
raporunda; kaynak ve üzerinde yapılan kaptaj çalışmalarını açıklamış ve keşif
sırasında ölçülen Alipoğlu kaynağının debisinin 0,2 lt/sn olduğunu Çamlıoluk
kaynağının debisinin ise 0,331t/sn olduğunu her iki kaynağın toplam debisinin
0,83 lt/sn olduğunu beyan etmiş olduğu; Jeoloji mühendisinin 15.7.2003 havale
tarihli raporunda; dava konusu Alipoğlu kaynağının, yerinde yaptığı inceleme
sonunda; Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü tarafından kaptajı yapılarak davalı
Kabaçam köyüne içme ve kullanma suyu olarak götürüldüğünü, yapılan ölçümde
kaynağın debisinin 0,2lt/sn olarak tespit edildiğim, GPS ile yapılan ölçümler
sırasında kaynağın bulunduğu yerin doğru olarak hesaplandığını, Köy
Hizmetlerinin projesinde ve daha önceki bilirkişi raporlarında kaynağın
yerinin alet kullanmadan sadece gözlemsel bir şekilde tespit edildiğinden,
kaynağın yerinin birbirinden farklı olarak hatalı işlendiğini, Köy Hizmetleri
projesinde işaretlenen kaynak yerinin de koordinat okunarak arazide yerinin
tespit edildiğini, ancak tespit edilen bu yerlerde herhangi bir kaynağın
bulunamadığını, raporunda ekli haritada kaynağın yerinin doğru olarak tespit
edip gösterdiğini, her ne kadar Köy Hizmetleri projelerinde bir takım
yanlışlıklar olmakla birlikte dava konusu yer ile tahsisli yerin (mevcut
kaptaj ve ishale hattının ) aynı yer olduğunu beyan etmiş olduğu; İnşaat
bilirkişisi Ü. Y.’ın raporunda; dava konusu Alipoğlu kaynağının Sivas Köy
Hizmetleri İl müdürlüğü tarafından ishale hattı yapılarak Kabaçam köyüne içme
suyu olarak götürüldüğünü, her ne kadar Köy Hizmetleri projesinde ve gerekse
daha önceki bilirkişi raporlarında kaynağın yerinin birbirinden farklı ve
hatalı olarak işaretlendiğini, Köy Hizmetleri tahsis kararının keşif yerine
uymadığını, memleket haritasında yanlış gösterildiğini ancak etrafta Alipoğlu
kaynağında başka su kaynağı olmadığını, dava konusu kaynak ile tahsisi
yapılan yerlerin aynı yerler olduğunu beyan etmiş olduğu; davanın, suya vaki
el atmanın önlenmesi ve kaynağın eski hale getirilmesi davası olduğu; tüm
dosya kapsamına göre, dava konusu kaynağın devletin hüküm ve tasarrufunda olan
kaynak olduğu konusunda taraflar arasında tartışma bulunmadığı; her ne kadar
davacı tarafın, Köy Hizmetleri Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan tahsisin
davaya konu kaynağa ilişkin olmadığı ve tahsis kararı ekinde bulunan istikşaf
krokisinde belirtilen kaynağın dava konusu kaynağa ait olmadığını iddia
etmişse de keşif mahallinde dinlenen mahalli bilirkişi ve tanıkların davaya
konu kaynağın Alipoğlu kaynağı olduğunu, başkaca bir kaynağın mevcut
olmadığını bildirdikleri, beyan ettikleri; Köy Hizmetlerinin tahsis
projelerindeki memleket haritasında işaretlenmiş olan yerlerde su kaynağı
mevcut değil ise de, dosyada mevcut olan teknik bilirkişi raporlarının bunun
ölçüm hatasından kaynaklandığını, Alipoğlu su kaynağı ile Köy Hizmetleri
tahsis projesindeki kaynağın aynı kaynaklar olduğunu rapor etmiş
bulundukları; Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamaları ve yasal düzenlemeler göz
önüne alındığında, Devlet ve Hükümet tasarrufunda olan yerlerden çıkan
kaynaklardan ilgili birimlerce yönetime uygun şekilde belirli kişi ve kurumların
tahsisine karar verilebileceği, mevcut tahsis kararı olması halinde bu su
kaynaklarına ilişkin davaların idari yargının görevine girdiğinden Adli
Yargıda dinlenilemeyeceğinin açık olduğu; tüm bu hususlar göz önüne
alındığında, Alipoğlu kaynağının Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünce tahsis edilen
kaynak ile aynı olduğunun anlaşıldığı, halen yürürlükte olan tahsis kararı gereğince
davanın, İdari Yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik
nedeniyle dava reddedilmiş, anılan karar, YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ’nin
20.4.2004 gün ve E:2004/3625, K:2004/3931 sayılı kararıyla onanarak
kesinleşmiştir.
Davacı köy
tüzelkişiliğince; Köy Hizmetlerinin tahsis etmiş olduğu kaynağın haricinde
bulunan Alipoğlu isimli kaynağa müdahale edildiği iddiasıyla ve suya vaki
müdahalenin önlenmesine ve kaynak üzerinde yapılmış tesislerin kal’ine karar
verilmesi istemiyle davalı köy tüzelkişiliğine karşı, 9.6.2004 tarihinde
idari yargı yerinde dava açılmıştır.
SİVAS
İDARE MAHKEMESİ; 15.6.2004 gün ve E:2004/735; K:2004/609 sayı ile, İdarenin
tesis etmiş olduğu su tahsis kararına dayanılarak, ayni bir hakka müdahalenin
hukuka uygunluğunun yargısal denetiminin işin esasını oluşturduğu, olayda bir
idari işlemin iptalinin istenilmemiş olması karşısında, su kaynağına müdahale
ile ortaya çıkan hak iddiasına dayanan müdahalenin men’i davasının özel hukuk
hükümleri çerçevesinde adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle
dava görev yönünden reddedilmiştir.
Anılan
karar davalı vekilince 13.9.2004 tarihinde Sivas İdare Mahkemesinde kayda
giren dilekçe ile temyiz edilmiş; DANIŞTAY
10.DAİRESİ’nce, 28.6.2006 gün ve E:2005/5839, K:2006/4684 sayı ile, dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi gerekirken, davanın görev yönünden reddi
ile yetinilmesinde mevzuat hükümlerine uyarlık görülmediği gerekçesiyle karar
bozulmuştur.
SİVAS İDARE MAHKEMESİ, 3.10.2007 gün ve E: 2007/1694, sayı
ile, Danıştay 1O.Dairesinin 28.6.2006 tarih ve E:2005/5839, K:2006/4684
sayılı bozma kararına uyularak işin gereğinin görüşüldüğü; dava dosyasının
incelenmesinden; Sivas ili, Koyulhisar ilçesi, Gökdere Köyü sınırları
içerisinde bulunan su kaynağına, Kabaçam Köyü tüzel kişiliği tarafından
yapılan müdahalenin ve el atmanın önlenmesi ve yapılan inşaatın yıkılmasına
karar verilmesi istemiyle davacı tarafından adli yargı yerinde dava açılmış
olduğu, açılan bu davanın Koyulhisar Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.1.2004
tarih ve E:2001/32, K:2004/6 sayılı kararıyla görev yönünden reddedildiği, bu
kararın Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 20.4.2004 tarih ve E:2004/3625 K2004/3931
sayılı kararıyla onanıp kesinleşmesi üzerine bu defa mahkemelerinde aynı
istemlerle ve herhangi bir idari işlemin iptali istenilmeksizin bakılan
davanın açıldığının anlaşıldığı; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun
2. maddesinde idari davaların; İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep,
konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı
iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak
tanımlanmış olduğu; bakılan davada ise davacı tarafça, ne dava dilekçesinde
ne de davanın gelişen aşamasında herhangi bir su kaynağının tahsisi ile
ilgili olarak alınan idari bir işlemin iptalinin istenilmemiş olduğu,
muhtemel bir idari işleme dayanılarak yapılan müdahalenin önlenmesi ve
yapılan inşai faaliyetlerin yıkımına karar verilmesinin istenilmekte olduğu;
bu hali ile ortada, idari dava konusu olabilecek herhangi bir idari işlemin
bulunmadığı, sadece muhtemel bir idari işleme istinaden yapılan el atmanın ve
müdahalenin önlenmesi istenilmiş olduğundan; işbu davanın görüm ve çözümü
görevinin adli yargı yerinde olmasının gerektiği; açıklanan nedenlerle 2247
sayılı Yasanın 19. maddesi hükmü uyarınca görevli yargı yerinin
belirlenebilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine,
uyuşmazlığın görüm ve çözümünün yüksek mahkemece bir karar verilip dosya iade
edilene kadar bekletilmesine, karar vermiştir.
İNCELEME
VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa
KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Nüket YOKLAMACIOĞLU, Serdar AKSOY ve
Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 17.11.2008 günlü toplantısında;
l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, idare mahkemesince anılan
Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda
bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmemiş
olup, esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay
Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, suya vaki müdahalenin önlenmesi ve kaynak üzerine
yapılmış tesislerin kal’ine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
3202
sayılı “Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun”un adı, 13/1/2005 tarihli ve 5286 sayılı Kanunun 1 inci
maddesiyle,“Köye Yönelik Hizmetler Hakkında Kanun” olarak; 3 üncü maddesiyle,
2 nci maddenin başlığı “Görev” iken, “Hizmetler” şeklinde, maddede geçen
"Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri" ibaresi ise,
"Köye yönelik hizmetler" şeklinde değiştirilmiştir.
3202
sayılı Yasanın 2. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde; “Köy ve bağlı
yerleşim birimlerinin yol, su, elektrik, kanalizasyon tesislerinin inşaatı,
bakımı, onarımı, geliştirme ve işletme hizmetlerini düzenlemek üzere gerekli
tedbirleri almak, bakım, onarım, işletme ve geliştirme hizmetlerine ait
esasları tespit etmek ve yürütmek”; (e) bendinde ise; “Köy ve bağlı yerleşme
birimlerine, askeri garnizonlara sağlıklı, yeterli içmesuyu ve kullanma suyu
tesislerini yapmak, geliştirmek ve yapımına destek olmak, sondaj kuyuları
açmak, bu maksatla umuma ait sular ile kanunlarla köye ve köylüye devir ve
tahsis edilmiş veya köyün veya köylerin eskiden beri intifaında bulunmuş olan
suları; köylerin ve bağlı yerleşme birimlerinin, askeri garnizonların
ihtiyacına göre tevzi etmek, kısmen veya tamamen başka köye, köylere, bağlı
yerleşme birimlerine, askeri garnizonlara tahsis etmek ve tahsis şeklini
değiştirmek; Sahipli veya köyün bedeli mukabili iktisap ettiği sularla diğer
gayrimenkulleri, 2492 sayılı Kamulaştırma Kanunu gereğince kamulaştırmak veya
gayrimenkul üzerinde irtifak hakkı tesis etmek, (…)”Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.İdarenin yürütmekle yükümlü
bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projenin
hukuka aykırı olduğu nedeniyle iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılacak davalar ile idarenin aynı plan ve projeye göre meydana
getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin
kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların
tazmini istemiyle idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel
olanlar tarafından açılacak davaların görüm ve çözümünün, iptal ve tam yargı
davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu;
idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu
taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş
görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın
tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere
ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği,
yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Dosyada mevcut Köy
Hizmetleri 5. Bölge Müdürlüğü Sivas İl Müdürlüğünün 29.1.1999 günlü, 1999/122
sayılı “İçmesuyu Memba Tahsis ve Tevzii Komisyon Kararı”nda Alipoğlu su
kaynağının Kabaçam köyüne tahsis edildiği, buna ilişkin İstikşaf Krokisinde
kaynağın yerinin işaretlenmiş olduğu görülmüş; buna karşılık Davacı
köy tüzelkişiliğince; Köy Hizmetlerinin tahsis etmiş olduğu kaynağın
haricinde bulunan kaynağa müdahale edildiği iddia edilmiştir.
Olayda; açılan
davanın, idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak
kurulmuş bir işleme karşı ya da bu nitelikteki işlem ve eyleminden doğan
zararların tazminine yönelik olarak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanununun 2/1. maddesinde belirtilen dava türlerinden olmadığı anlaşılmıştır.
Bu duruma
göre, davacı tarafın kadimden beri yararlandıklarını ileri sürdükleri suyun,
davalı köy muhtarlığınca köye içme suyu olarak götürülmek suretiyle yapılan
müdahalenin önlenmesi istemiyle açılan davanın, haksız fiillere ilişkin özel
hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekeceği açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, Sivas İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Koyulhisar
Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Sivas İdare Mahkemesinin Başvurusunun kabulü ile,
Koyulhisar Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 30.1.2004 gün ve E:2001/32,
K:2004/6 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 17.11.2008 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi
Başkanlığından:
ESAS NO : 2008/7
KARAR NO: 2008/279
KARAR TR : 17.11.2008
(Hukuk Bölümü)
Ö Z E T : Davalı idare ile davacı arasında yapılan bayilik sözleşmesinin
idarece feshedilmesi ve verilen bayilik ruhsalının iptal edilmesine ilişkin işlemin
iptali ile işlemden dolayı uğranılan zararların karşılığı olarak maddi ve
manevi tazminat ödenmesi istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlen-mesinin
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : R.A.
Vekili : Av. Ö.F.E.
Davalı : Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (Spor Toto
Teşkilat Müdürlüğü)
Vekili : Av. M.A.
O L A Y : Davacı ile Spor
Toto Teşkilat Başkanlığı arasında 24.07.2006 tarihinde 126009 nolu Bayilik
(Spor Toto Ve Sayısal Bayii) sözleşmesi imzalanmıştır.
Davacı çalışmaya başladıktan sonra, 14.11.2006
tarihinde yapılan
denetim esnasında, işyerinde
jetonlu kumar makinesi
bulundurduğu gerekçesiyle tutanak düzenlenmiştir.
Davalı idarece; Bayilik Sözleşmesinin 2. maddesinin (ö)
bendinde, bayiliğin yapılacağı mahalde Teşkilat tarafından temin edilecek
terminaller dışında oyun oynatan başka bir oyun makinesinin bulunamayacağı,
8. maddesinin ( b ) bendinde, bayi tarafından bu sözleşmenin maddelerine
uyulmaması halinde bayilik ruhsatının Teşkilat tarafından ayrıca bir gerekçe gösterilmeksizin
iptal edilebileceği belirtilerek, davacıya ait bayi terminalinin bulunduğu
mahalde jetonlu kumar makinesinin bulunması nedeniyle 15.12.2006 gün ve
10/7851 sayılı/olurlu işlem ile bayilik ruhsatı iptal edilmiş, 18.12.2006 gün ve 7868 sayılı
yazı ile de durum davacıya bildirilmiştir.
Davacı
vekili; davacı ile davalı idare arasında imzalanan sözleşme hükümlerine
istinaden, davacının sahibi bulunduğu Spor Toto Teşkilat Müdürlüğü bayilik
ruhsatının iptaline ilişkin 18.12.2006 gün ve 7868 sayılı işlemin iptali
istemiyle idari yargı yerinde dava
açmıştır.
ANKARA 10. İDARE MAHKEMESİ; 27.3.2007 gün ve E:2007/181,
K:2007/671 sayı ile, dava konusu kararın dayanağının, davacı ile davalı idare
arasında özel hukuk hükümlerine göre karşılıklı irade beyanı sonucu imzalanan
Bayilik Sözleşmesine dayanması, idarenin tek yanlı ve kamu gücüne dayanılarak
tesis edilen bir işleminin bulunmaması nedeniyle dava konusu uyuşmazlığın
çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı
vekili bu defa; davalının müvekkiline verdiği bayilik ruhsatının
/sözleşmesinin iptaline ilişkin işleminin iptalî ile bayilik
ruhsatının/bayilik sözleşmesinin devamına, ruhsatın müvekkiline iadesine;
fazlaya dair dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.000,00
YTL maddi, ve 8.000,00 YTL manevi tazminatın, başvuru tarihinden itibaren işleyecek
faiziyle birlikte tahsiline hükmedilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı
idare vekilince, birinci savunma dilekçesinde davanın görüm ve çözümünün
idari yargının görevine girdiği ileri sürülerek görev itirazında
bulunulmuştur.
ANKARA
7.ASLİYE ASLİYE MAHKEMESİ’nce; 13.9.2007 günlü celsede, E:2007/223 sayı ile,
özel bahis sözleşmesi ile ilgili nizanın adli yargıda görüleceği
gerekçesiyle, görev hususundaki itirazın reddine karar verilmiştir.
Davalı
idare vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dosya, Danıştay
Başsavcılığına gönderilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI; 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor
Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2.
maddesinde, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün, futbol ve diğer spor
müsabakalarına dayalı olarak sabit ihtimalli ve müşterek bahisler ile şans
oyunlarını düzenleme hak ve yetkisini; kendisine bağlı, Spor Toto Teşkilat
Başkanlığı eliyle kullanacağı ve yürüteceği, Teşkilat Başkanlığının söz
konusu yetkisini bizzat kullanabileceği gibi kısmen veya tamamen özel hukuk
tüzel kişilerine devredebileceği hükmüne yer verilmiş olduğu; Futbolda
Müşterek Bahis Oyunları Uygulama Yönetmeliğinin 15. maddesinde, Teşkilat
tarafından bayilik ruhsatı verilen gerçek veya tüzel kişiler ile Teşkilat
arasında bayilik sözleşmesi düzenleneceği, bayilik sözleşmesinin, ruhsatın
iptali halinde başkaca bir işleme gerek olmaksızın kendiliğinden
feshedileceği hükmüne, 22. maddesinde, Bayilerin; bu yönetmeliğin 38 ve 39
uncu maddelerinde sayılmayan fakat bayilik ruhsatının iptalini gerektiren
fiil ve hareketleri tesbit edildiği takdirde, Teşkilatın takdir hakkını
kullanarak iptal kararı verebileceği, 38/e maddesinde, Teşkilatın itibarını
zedeleyecek veya Teşkilatla olan güvenin sarsılmasına neden olacak davranış,
yayın ve faaliyetlerde bulunması, verilen talimat ve kurallara riayet
etmemesi, uyumlu çalışmayı bozması hallerinde bayilik ruhsatının, Teşkilat
tarafından tek tarafı olarak ve herhangi bildirim süresine uyulmaksızın iptal
edileceği hükmüne yer verilmiş bulunduğu; öte yandan, davacının Spor Toto Teşkilat
Müdürlüğü ile yapmış olduğu Bayilik Sözleşmesinde de anılan düzenlemeye koşut
hükümlerin yer almış olduğu; anılan düzenlemeler uyarınca, müşterek bahisler
ile şans oyunları düzenleme hak ve yetkisinin sonuçta Spor Toto Teşkilat
Başkanlığına ait olduğuna ve bu hakkın bir sözleşme ile bayilik ruhsatı alma
koşullarını taşıyanlara devredilebildiğine göre, buna ilişkin bayilik
sözleşmesinin, bir genel hizmetin yürütülmesi için yapılan idari sözleşme
olduğu; olayda, davacının bayi terminalinin bulunduğu mahalde, jetonlu kumar
makinesinin bulunduğunun saptanması üzerine, bayilik sözleşmesi hükümleri
uyarınca bayilik ruhsatının iptal edildiğinin anlaşıldığı; bu durumda,
idarece kamu gücüne dayanılarak ve tek yanlı irade ile yapılan bayilik
sözleşmesinde yer alan yaptırımların uygulanmasına ilişkin işlemin iptali
isteminden doğan uyuşmazlığın çözümünde, idari yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna ulaşıldığı; ayrıca, dava konusu işlem, bayilik sözleşmesine
dayanılarak tesis edilmiş olmakla birlikte, Spor Toto Teşkilat Başkanlığının,
ilgililerin bayilik ruhsatını, Futbolda Müşterek Bahis Oyunları Uygulama
Yönetmeliğinin anılan hükümleri uyarınca tek taraflı olarak iptal etme
yetkisi göz önüne alındığında, sırf sözleşme hükümlerinin uygulanmasından
kaynaklanan bir uyuşmazlıktan söz etme olanağının bulunmadığı; açıklanan
nedenlerle, 2247 sayılı Yasanın 10.maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, karar
vermiştir.
Başkanlıkça,
2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan düşüncesi istenilmiştir.
YARGITAY
CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Davacı ile Spor Toto Teşkilat Başkanlığı
arasında 24.07.2006 tarihinde 126009 no.lu Bayilik (Spor Toto Ve Sayısal
Bayii) sözleşmesi imzalanmış olduğu; Davacının, çalışmaya başladıktan bir
süre sonra yapılan denetim esnasında, işyerinde jetonlu kumar makinesi
bulundurduğu gerekçesiyle davalı idarenin, sözleşme hükümlerine istinaden
18.12.2006 gün ve 7868 sayılı işlemle sözleşmeyi feshetmiş bulunduğu; Davacının,
işlemin iptali için idari yargıya başvurduğu, Ankara 10. İdare Mahkemesinin,
27.03.2007 gün 2007/181 esas ve 2007/671 sayılı kararı ile davanın görüm ve
çözümünün adli yargı yeri olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş,
bilahare Asliye Hukuk Mahkemesine dava açılmış olduğu; Spor Toto Teşkilat
Müdürlüğünün, 29.4.1959 tarih ve 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor
Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un
tanıdığı yetkiye dayanılarak 9.2.1960 tarih ve 4/12702 sayılı BKK. ile
yürürlüğe konulan Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahis Nizamnamesi ile
"Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahis Müdürlüğü" adıyla kurulan ve
anılan Nizamnameyi yürürlükten kaldıran 15.2.1965 tarih ve 6/4372 sayılı Bakanlar
Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahisler
Tüzüğüne göre faaliyette bulunan ve 21.5.1986 tarih ve 3289 sayılı Gençlik ve
Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un değişik 4.
maddesine göre, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün bağlı birimi olduğu;
anılan Yasanın 1.maddesinde " Futbol ve diğer spor müsabakaları üzerine
sabit ihtimalli ve müşterek bahisler ile şans oyunlarını düzenleme hak ve
yetkisi Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne aittir. 10/7/1953 tarihli ve 6132
sayılı At Yarışları Hakkında Kanun, 4/4/1988 tarihli ve 320 sayılı Milli
Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname hükümleri ile bu kuruluşlara verilen müşterek bahis ile şans
oyunları oynatma hak ve yetkileri saklıdır."; 2.maddesinde
ise,"Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü futbol ve diğer spor müsabakalarına
dayalı olarak sabit ihtimalli ve müşterek bahisler ile şans oyunlarını
düzenleme hak ve yetkisini, kendisine bağlı, Spor Toto Teşkilat Başkanlığı
eliyle kullanır ve yürütür. Teşkilat Başkanlığı söz konusu yetkisini bizzat
kullanabileceği gibi kısmen veya tamamen özel hukuk tüzel kişilerine
devredebilir veya mal ve hizmet satın alma yoluna gidebilir." hükmüne
yer verilmiş olduğu; Futbolda Müşterek Bahis Oyunları Uygulama
Yönetmeliği'nin 15. maddesinde, Teşkilat tarafından bayilik ruhsatı verilen
gerçek ve tüzel kişiler ile Teşkilat
arasında bayilik sözleşmesi düzenleneceği, bayilik sözleşmesinin, ruhsatın
iptali halinde başkaca bir işleme gerek olmaksızın kendiliğinden
feshedileceği hükmüne, 22.maddesinde, Bayilerin; bu yönetmeliğin 38 ve 39
uncu maddelerinde sayılmayan fakat bayilik ruhsatının iptalini gerektiren
fiil ve hareketleri tespit edildiği takdirde, Teşkilatın takdir hakkını
kullanarak iptal karan verebileceği, 38/e maddesinde, Teşkilatın itibarını
zedeleyecek veya Teşkilatla olan güvenin sarsılmasına neden olacak davranış,
yayın ve faaliyetlerde bulunması, verilen talimat ve kurallara riayet
etmemesi, uyumlu çalışmayı bozması hallerinde bayilik ruhsatının, Teşkilat
tarafından tek taraflı olarak ve herhangi bildirim süresine uyulmaksızın
İptal edileceği hükmüne yer verilmiş bulunduğu; anılan düzenlemeler uyarınca,
müşterek bahisler ile şans oyunları düzenleme hak ve yetkisinin sonuçta Spor
Toto Teşkilat Başkanlığına ait olduğuna ve bu hakkın bir sözleşme ile bayilik
ruhsatı alma koşullarını taşıyanlara devredebildiğine göre, buna ilişkin
bayilik sözleşmesinin, bir genel hizmetin yürütülmesi için yapılan idari
sözleşme olduğu; bu durumda, idarece kamu gücüne dayanılarak ve tek yanlı
irade ile yapılan bayilik sözleşmesinde yer alan yaptırımların uygulanmasına
ilişkin işlemin iptali isteminden doğan uyuşmazlığın çözümünde, idari yargı
yerinin görevli olduğu sonucuna ulaşıldığı; ayrıca, dava konusu işlemin, bayilik
sözleşmesine dayanılarak tesis edilmiş olmakla birlikte, davalı idarenin,
ilgililerin bayilik ruhsatını, anılan Yönetmelik hükümleri uyarınca tek
taraflı olarak iptal etme yetkisi göz önüne alındığında, sırf sözleşme
hükümlerinin uygulanmasından kaynaklanan bir uyuşmazlıktan söz etme
olanağının bulunmadığı; açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığının 2247
sayılı Yasanın 10.maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Ankara
7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/223 esas sayılı görevlilik kararının
kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce
vermiştir.
İNCELEME
VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa
KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Nüket YOKLAMACIOĞLU, Serdar AKSOY ve
Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 17.11.2008 günlü toplantısında;
l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarece anılan Yasa’nın
10. maddesinde öngörülen şekilde görev itirazında bulunulduğu ve 12. maddede
öngörülen süre içinde başvurulduğu, bu nedenle Danıştay Başsavcısı tarafından
Yasa’da öngörülen yönteme uygun biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmakta olup, esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,
davalı idare ile davacı arasında yapılan bayilik sözleşmesinin idarece
feshedilmesi ve verilen bayilik ruhsatının iptal edilmesine ilişkin işlemin
iptali ile işlemden dolayı uğranılan zararların karşılığı olarak maddi ve
manevi tazminat ödenmesi istemiyle açılmıştır.
3289
sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanunun 1. Maddesi uyarınca, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Başbakanlığa
bağlı ve tüzelkişiliğe sahip bir kamu kurumudur. Aynı Kanunun 4. Maddesine
göre, Spor Toto Teşkilat Başkanlığı Genel Müdürlüğe bağlı bir birim olup,
tüzelkişiliği bulunmamaktadır. Söz konusu Kanunun 2. Maddesinin (i) bendi
uyarınca, Türkiye'de düzenlenecek futbol ve diğer spor müsabakalarına dayalı
müşterek ve sabit ihtimalli bahislerin düzenlenmesi ve yürütülmesi yetki ve
görevi Genel Müdürlüğe ait olup; Genel Müdürlük bu yetkisini "7258 sayılı
Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi
Hakkında Kanunun 2.Maddesi uyarınca Spor Toto Teşkilat Başkanlığı kanalı ile
kullanmakta; Başkanlık ise kendisine ait olan bu faaliyetini sözleşme
imzaladığı ve bayilik ruhsatı verdiği spor toto bayileri aracılığı ile
yürütmektedir.
14.8.2002
tarih ve 24842 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Futbolda
Müşterek Bahisler Uygulama Yönetmeliği hükümleri ile Spor Toto Teşkilat
Başkanlığınca, futbol müsabakaları üzerine düzenlenecek müşterek bahis
oyunlarının uygulama şekli ile usul ve esasları belirlenmiştir.
|