24 Temmuz 2009 CUMA

Resmî Gazete

Sayı : 27298

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2007/61

KARAR NO: 2008/178

KARAR TR : 7.7.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T : 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesini İsteyen        : A.P.

Vekili                                                                        : Av. M.Ö.

Karşı Taraf                                                                : Büyükçekmece Belediye Başkanlığı

O L A Y     : I) Yakuplu Belediye Başkanlığı’nca A.P. vekiline gönderilen 5.10.1995 gün ve 1074/986 sayılı yazıda; 20.9.1995 gün ve 1074 sayılı dilekçe ile, 775 sayılı Yasa’ya dayanarak gecekondu önleme bölgesinden 198 ada, 3 parsel sayılı gayrimenkulün A.P.’e tahsis edildiği, satış bedelinin de Büyükçekmece Belediyesi’nce tahsil edildiği belirtilerek tahsis belgesinin verilmesinin talep edildiği, bahse konu arsanın bulunduğu gecekondu önleme bölgesinin beldelerinin daha önce mücaviri olduğu dönemde Büyükçekmece Belediyesi’nce ihdas edilerek arsa tahsis işlemleri yapılıp bedellerinin tahsil edildiği, bölgeyle ilgili arsa devir işlemleri konusunda Büyükçekmece Belediyesi ile Belediyeleri arasında protokol yapıldığı, ancak, devir işleminin henüz tamamlanamadığı, Büyükçekmece Belediyesi’nden Belediyelerine intikal eden belgelerin incelenmesi neticesinde, A.P.’e tahsis edildiği belirtilen arsanın S.D., F.F., ile S.M. adına tahsis edildiği ve tahsis belgesinin verildiğinin anlaşıldığı belirtilmiştir.

A.P. vekili, bu işlemin iptali istemiyle Büyükçekmece Belediye Başkanlığı’nı davalı göstermek suretiyle 16.11.1995 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır. Mahkemece, davalının Büyükçekmece Belediye Başkanlığı ile Yakuplu Belediye Başkanlığı olarak düzeltilmesine karar verilmiş; dava bu davalılar husumetiyle görülmüştür.

İstanbul 5. İdare Mahkemesi; 28.1.1998 gün ve E:1995/1904, K:1998/37 sayı ile davanın reddine karar vermiş; bu kararın, A.P. vekili tarafından temyizi üzerine, Danıştay 6. Dairesi’nin 18.11.1999 gün ve E:1998/5322, K:1999/5871 sayılı kararı ile bozulmasına karar verilmiştir.

İstanbul 5. İdare Mahkemesi; 13.2.2002 gün ve E:2000/507, K:2002/122 sayı ile, Danıştay bozma kararına uymak suretiyle yaptığı araştırma sonucu davanın reddine karar vermiş; bu kararın A.P. vekili tarafından temyizi üzerine Danıştay 6. Dairesi’nin 25.5.2004 gün ve E:2002/5962, K:2004/3281 sayılı kararı ile bozulmasına karar verilmiştir.

Bunun üzerine, İSTANBUL 5. İDARE MAHKEMESİ; 28.1.2005 gün ve E:2004/2348, K:2005/78 sayı ile, Danıştay 6. Dairesi’nin 25.5.2004 günlü ve E:2002/5962, K:2004/3281 sayılı bozma kararına uyularak işin gereğinin görüşüldüğü, davanın, 775 sayılı Gecekondu Kanunu uyarınca davacıya tahsis edilmesi gereken İstanbul, Büyükçekmece, 198 ada, 3 sayılı parselin 3. kişilere tahsisine ilişkin 5.10.1995 günlü, 1076/985 sayılı işlemin iptali istemiyle açıldığı, 775 sayılı Gecekondu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 14. maddesinde, "Arsa tahsis edilen vatandaşların adı ve soyadı, arsanın ada ve parsel numaraları ve Gecekondu Kanununun 26. maddesine göre tesbit edilen arsa bedeli belediyelerce bir mektup ile Türkiye Emlak Kredi Bankasına da bildirilir. Lehlerine arsa tahsis edilen şahıslar, tahsisin yapıldığına dair ilan tarihinden itibaren 6 ay içinde arsa bedelinin 1/10'unu Türkiye Emlak Kredi Bankasında belediyeler adına açılan fon hesabına yatırmak mecburiyetindedirler. Bu mecburiyetleri müddeti içinde yerine getirmeyenlere tescil işlemi yapılmaz ve yapılan tahsis de iptal olunur. Kamu kurum ve kuruluşlarına, Bakanlıkça arsa tahsisi veya satışında Türkiye Emlak Kredi Bankası nezdinde 2 nolu hesabına; Belediyesince arsa tahsisi veya satışında ise aynı banka nezdindeki Belediye fon hesabına arsa bedelinin tamamının yatırılması halinde arsaları teslim edilir" hükmünün getirildiği, anılan Yönetmeliğin 15. maddesinde ise, "Kendilerine gecekondu ıslah ve önleme bölgelerinde arsa tahsis edilenlerden 6 aylık süre içinde banka bedelinin 1/10'unu bankadaki belediye fon hesabına yatırdığına dair banka makbuzu ibraz edenlere belediyelerce arsa tahsis belgesi verilir. Tahsis sahipleri bu belgeleri alır almaz derhal bankaya başvurarak bakiye arsa bedelini borçlanmak üzere Bankanın tanzim edeceği sözleşmeyi imzalar. Tapu daireleri; lehine arsa tahsis edilen şahıs ve Banka tarafından ibraz edilen sözleşme ve tahsis belgesine istinaden belgeye sözleşmede ada ve parsel numaraları belirtilmiş olan arsayı lehdar adına tescil ve aynı anda mezkur arsa üzerine sözleşmedeki meblağ ve şartlar dairesinde birinci derece ve sırada olmak üzere Bankaya verir" denildiği, dosyanın incelenmesinden, 16.6.1992 de Büyükçekmece Belediyesi’nce tahsis edilen dava konusu parselin arsa bedelini ödeyerek, 6.7.1995 günlü arsa tahsis belgesi istemli dilekçesi ile Büyükçekmece Belediyesi’ne başvuran davacıya taşınmazın yeni kurulan Yakuplu Belediyesi sınırları içinde kaldığının bildirildiği, anılan Belediyeye yapılan başvuru üzerine dava konusu işlemle, taşınmazın bulunduğu gecekondu önleme bölgesinin Büyükçekmece Belediyesi’nce ihdas edilerek arsa tahsis işlemlerinin yapıldığı, bölgeyle ilgili arsa devir işlemleri konusunda Büyükçekmece Belediyesi’yle protokol yapıldığı, ancak devir işleminin henüz tamamlanmadığı, arsanın S.D., F.F., S.M. adına tahsis edilerek tahsis belgesinin verildiğinin anlaşıldığı, Yakuplu Belediyesi ile Büyükçekmece Belediyesi arasında imzalanan protokolün 16. maddesinde, Büyükçekmece Belediyesi’nce ferdi olarak tahsis edilen 193, 198, 199, 200 sayılı imar adalarına isabet eden şahısların 775 sayılı Kanun’a göre haklarının Yakuplu Belediyesi’nce korunacağının belirtildiği, yukarıda belirtilen Yönetmelik hükmünde arsa tahsis bedelinin ödenmemesi halinde tahsisin iptal edileceğinin açıkça belirtildiği, davacının, 16.6.1992 günlü yazı ile; arsa tahsisinin yapıldığı, arsa tahsis belgesi almak için 30 gün içinde Belediyeye başvurması gerektiği, aksi halde tahsisin iptal edileceğinin bildirilmesi üzerine Yönetmelikte öngörülen altı aylık süre içinde 3.9.1992 günü arsa bedelini ödediği, Yakuplu Belediyesi’nin 1.12.1993 gün ve 21775 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İçişleri Bakanlığı kararı ile kurulduğu, Büyükçekmece Belediyesi ile bu Belediye arasında yapılan protokol sonucu devri gereken arsaların Yakuplu Belediyesi’ne devrinin yapılmadığı, Yakuplu Belediyesi’nin kurulduğu tarihten önce 198 ada, 3 parsel için 1988-1992 yıllarında ödemenin 3.9.1992 günlü makbuzla yapıldığı, hak sahibi olduğu sabit olup, Büyükçekmece Belediyesi’nce bu husus dikkate alınmayarak 3. kişilere yapılan tahsis yerinde olmadığı gibi, yeni kurulan Yakuplu Belediyesi’ne yapılan başvuru üzerine idarece bir araştırılma yapılmaksızın tesis edilen işlemde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

II) S.S. Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi vekilince; davalı Büyükçekmece Belediye Başkanlığı’nın, gecekondu önleme bölgesi ilan ettiği Yakuplu Köyü hudutları içerisindeki çok sayıda taşınmazla birlikte, eski 7 ada 3 parsel, (ifraz sonucu 7 ada 40-41-42-43-44-45 parsel) nolu taşınmazı da kamulaştırdığı ve tapuların da Belediye adına intikal ettiği, davalı Belediyenin, kamulaştırma veya devir yolu ile edindiği gecekondu önleme bölgesi içerisinde kalan taşınmazları, ada ve parsellere ayırdığı ve ihtiyaç sahibi kişi veya kooperatiflere tahsis ettiği, 7744.16 m2 alanlı eski 198 parsel(yeni 661 parsel), 8117.95 m2 miktarlı eski 198 parsel(yeni 662 parsel) ile 7429.39 m2 miktarlı eski 200 parsel(yeni 663 parsel) davalı Belediye tarafından 71 özel parsel olarak kişilere verildiği, bu üç parselin toplam alanının 23.291.50 m2 olduğu, parsel maliklerinin daha sonra, diğer münferit parsel sahipleri kişilerle birlikte, davalı İdarenin talimatı doğrultusunda davacı kooperatif bünyesinde toplandıkları, 1/2500 ölçekli özel plana göre hazırlanan haritada toplam 23.291.50 m2 alanlı eski 198,199 ve 200 (yeni 661-662 ve 663 nolu parseller) 7 ada 45 parsel içerisinde kaldığı, 7 ada 45 parselin tapuda 78.594 m2 olarak davalı Belediye adına kayıtlı olduğu, Kooperatif üyelerine tahsisi yapılan taşınmazların arsa bedellerinin tamamının, üyeler tarafından davalı idareye ödendiği, davalı idarece kooperatiflerine tahsis edilen 7 ada 45 nolu parsel içerisinde kalan toplam 23.291.50 m2 alanlı eski 198-199-200 parsellerin tapularının(yeni 661-662-663 parseller) tüm yazılı ve sözlü taleplerine rağmen, davalı İdarece kooperatiflerine devir edilmediği, bu nedenlerle, davalı İdarece 71 özel parsel olarak planlanan ve kooperatif üyelerine tahsisi yapılan toplam 23.291.50 m2 miktarlı, eski 198-199-200 parselin (yeni 661-662-663 parseller) 7 ada 45 parsel içerisinde kalan yaklaşık 23.291.50 m2 lik bölümünün bu parselden ifraz edilerek oluşacak parselin, davalı İdare adına olan tapu kaydının iptali ve kooperatif adına tapuya tescili için işbu davayı açmak zorunda kaldıklarını, davalı İdarenin kooperatife tahsis ettiği taşınmazı başka kişi veya kooperatiflere tahsis ve devri ihtimali söz konusu olduğundan, taşınmazın tapu kaydı üzerine, üçüncü kişilere devrin önlenmesi bakımından ihtiyati tedbir konulmasını, sonuç olarak, ihtiyati tedbir taleplerinin kabulü ile, 7 ada 45 parselin tapu kaydı üzerine, üçüncü kişilere devir ve temlikin önlenmesi bakımından, ihtiyati tedbir vaazına, kooperatife tahsis edilen, toplam 23.291.50 m2 miktarlı eski 198-199 ve 200 parselin (yeni 661-662 ve 663 parsel) davalı İdareye ait, 7 ada, 45 parsel içerisinde kalan, yaklaşık, 23.291.50m2 lik bölümünün 7 ada 45 parselden ifraz edilerek, davalı İdareye ait olan tapu kaydının iptali ile, oluşacak parselin kooperatif adına tapuya tesciline karar verilmesi istemiyle Büyükçekmece Belediye Başkanlığı’nı davalı göstermek suretiyle 20.2.2001 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

BÜYÜKÇEKMECE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 15.4.2004 gün ve E:2001/306, K:2004/197 sayı ile, davacı vekili, 20.2.2001 tarihli dava dilekçesini tekrar ile davalı Belediye Başkanlığı’nca gecekondu önleme bölgesi olarak ilan edilen Yakuplu Beldesi eski 198 parsel yeni 661 parseldeki 1 ile 25, eski 199, yeni 662 parseldeki 1 ile 24 ve eski 200, yeni 663 parsel içerisindeki 1 ila 22 nolu parselleri özel bölmek sureti ile müvekkili kooperatifin ortaklarına tahsis ettiğini, müvekkili kooperatif ortaklarının kendilerine tahsis edilen taşınmazlarda amacına uygun olarak inşaatlarını tamamladıklarını ve tahsis bedelini davalı Belediyeye ödemiş olduklarını, Belediyeye yapılan başvuruya rağmen davalı Belediyenin tahsis ettiği taşınmazları tapuda kooperatif ortaklarına bu güne kadar devretmediğini, ayrıca kooperatifçe yapılan 30.6.2001 tarihli genel kurulda oy çokluğu ile alınan karar ile Belediyece ortaklara tahsis edilen taşınmazların müvekkili kooperatife devredildiğini; Genel Kurulun bu kararına muhalif olan 2 üyenin de sonradan verdikleri 16.9.2002 tarihli muvafakatname ile kendilerine tahsis edilen haklarını kooperatife devrettiklerini, böylece başlangıçta kooperatif ortaklarına tahsis edilen taşınmazların tahsis haklarının müvekkili kooperatife geçtiğini, inşaatların tamamlanması üzerine gerekli devir ve işlemlerin yapılabilmesi için kooperatifin yetki aldığını, ayrıca taşınmazların bulunduğu mevkide Belediyece yapılan imar uygulaması nedeni ile 661 ada 1 ila 25, 662 ada 1 ile 24 ve 663 ada 1 ile 22 müstakil parseller oluşturulduğunu belirterek buna göre taleplerini ıslah etmek sureti ile kooperatife tahsis edilen Yakuplu 661 ada 1 ila 25, 662 ada 1 ile 24 ve 663 ada 1 ile 22 nolu parsellerin davalı Belediye adına olan tapu kayıtlarının iptali ile müvekkili kooperatif adına tesciline karar verilmesini dava ve talep ettiği, davalı vekilinin açılan davanın haksız ve yersiz olduğunu belirterek davanın reddini istediği, davanın, davalı Belediye tarafından 775 sayılı Yasa hükmüne göre gecekondu önleme bölgesi olarak ilan edilen ve bu amaçla ooperatif üyelerine tahsis edilen taşınmazların halen Belediye adına olan tapu kaydının iptali ile davacı kooperatif adına tescili talebi olduğu, davaya konu edilen taşınmaza ait tapu kayıtlarının getirtildiği, ayrıca davacı kooperatife ait üye kayıtları ile davacının dayanak yaptığı 30.6.2001 tarihli davacı kooperatif genel kurulu karar ve davacı kooperatifin üyelerinin tahsis haklarının kooperatifi devrettiklerine dair kayıtlar getirilip incelendiği, seçilen bilirkişiler yardımı ile mahallinde keşif yapılarak bilirkişilerden uygulama ile ilgili mütalaa raporu ve kroki alındığı, tüm bunlardan davacı kooperatif üyelerine tahsis edildiği ihtilafsız olan taşınmazın üyeler tarafından tahsis bedellerinin davalı Belediyeye ödendiği halde taşınmazların devrinin yapılmadığı ve taşınmazlar üzerine tahsis amacına uygun konutlar yapılmış olduğu, yine kooperatif genel kurulunca alınan karar ile ortaklarının tahsis haklarını kooperatife devretmiş oldukları, bu karara muhalif kalan üyelerinde bilahare verilen noterden düzenlenmiş muvafakatname ile söz konusu haklarını devrettikleri anlaşılmış olduğundan buna göre sabit olan davanın kabulüne karar verilmesinin icap ettiği gerekçesiyle davacı vekili tarafından davalı Belediye Başkanlığı aleyhine açılan ve sabit olan davanın kabulü ile Büyükçekmece Yakuplu Beldesi eski 198 nolu parsel, yeni aynı yer 661 ada, 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11,12,13,14,15,16,17,18,19,20,21,22,23,24,25, eski 199 nolu parsel, yeni aynı yer 662 ada, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24 ve eski 200 nolu parsel yeni aynı yer 663 ada, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21 ve 22 parsellerin davalı adına olan tapusunun iptali ile davacı S.S.Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi adına tapuya tesciline karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ’NDEN İSTEK: A.P. vekili, davalı olarak Büyükçekmece Belediye Başkanlığı’nı göstermek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne hitaben verdiği dilekçesinde; yargılamanın duruşmalı olarak yapılarak, İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin 2004/2348 E - 2005/78 K sayılı kesinleşmiş kararı ile Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2001/306 E - 2004/197 K sayılı kesinleşmiş kararı arasındaki hüküm uyuşmazlığının ve müvekkilinin mağduriyetinin giderilmesi gerektiği, müvekkiline 775 sayılı Yasa’ya dayanarak gecekondu önleme bölgesinden 198 ada, 3 parsel sayılı gayrimenkulün tahsisinin Büyükçekmece Belediyesi tarafından yapıldığı, tahsis edilmiş olan arsa bedelinin Büyükçekmece Belediyesi’ne ödendiği, arsa bedeli bir tamam ödendiği halde 198 ada 3 parselin müvekkili adına tescili ile ilgili işlemlerin başlatılmasının müvekkilince Büyükçekmece Belediyesi’nden talep edildiğinde ise Belediyenin cevap yazısı ile, ilgi taşınmazın başka 3. kişilere tahsis edildiğini müvekkilinin öğrendiği, bunun üzerine müvekkilinin Büyükçekmece Belediye Başkanlığı aleyhine 775 sayılı Gecekondu Kanunu gereğince müvekkiline tahsis edilmesi gereken Büyükçekmece 198 ada 3 parsel sayılı taşınmazın 3. kişilere tahsisine ilişkin 5.10.1995 günlü 1076/985 sayılı idari işlemin iptali için açtığı davada, İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin 2004/2348 E - 2005/78 K sayılı kararı ile, dava konusu idarî işlemin iptaline ve söz konusu parselin müvekkili adına tahsisine karar verildiği, bu kararın taraflarına tebliğini ve kesinleşmesini müteakip Büyükçekmece Belediyesi’nden, Yakuplu Belediyesi’nden ve Büyükçekmece Kaymakamlık Makamı’ndan ilgi karar da eklenmek üzere dava konusu yerin taraflarına tahsisinin talep edildiği, Büyükçekmece Kaymakamlığı tarafından dilekçelerine cevaben gönderilen 5.6.2006 tarihli, 1436 sayılı yazı ile, “Büyükçekmece Belediye Başkanlığından alınan cevabi yazıda; S.S. Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi tarafından 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2001/306 Esas ve 2004/197 Karar sayı ile açılan tapu iptali ve tescil davası neticesinde söz konusu parselin S.S. Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi adına 25.10.2005 tarihinde tescil edildiği bildirilmiş ve yine konu ile ilgili olarak Yakuplu İlk Kademe Belediye Başkanlığından alınan cevabi yazıda da; söz konusu taşınmazın Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/306 Esas no'lu kararı ile S.S. Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi adına tapuda tescil edildiği bildirilmiş olup, yapılan inceleme neticesinde konunun hukuki mahiyet taşıması bakımından müracaatın adli makamlara yapılması gerektiği Kaymakamlığımızca yapılacak bir işlem bulunmadığı anlaşılmıştır” şeklinde cevap verildiği, yazıyı müteakiben yapmış oldukları araştırma neticesinde Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2001/306 E - 2004/197 K sayılı kararı ile, daha önce taraflarına tahsis edilmesi gereken ve bedeli yıllar önce ödenmiş ve derdest bir davaları bulunan söz konusu taşınmazın davacısı S.S. Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi adına tesciline karar verilmiş olduğunu ve bu kararın da kesinleşmiş olduğunu öğrendikleri, bu durumda İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin 2004/2348 E - 2005/78 K sayılı kararı ile Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2001/306 E - 2004/197 K sayılı kararı arasında Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu’nun 24. maddesi anlamında bir hüküm uyuşmazlığının mevcut olduğu, müvekkilinin, Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı sebebi ile yıllar önce bedelini ödemiş olduğu ve yasal yollarla elde etmeye çalıştığı ve hak kazanmış olduğu hakkını alamadığı, müvekkilinin söz konusu taşınmaz ile ilgili hak takibinin, S.S. Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi’nin Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdindeki davasından önce başladığı ve nihayetinde müvekkilinin kazanılmış hakkının İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin 2004/2348 E - 2005/78 K sayılı kararı ile tasdiklendiği belirtilerek yargılamanın duruşmalı olarak yapılarak, yapılacak yargılama neticesinde İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin 2004/2348 E - 2005/78 K sayılı kararı ile Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2001/306 E - 2004/197 K sayılı kararı arasındaki hüküm uyuşmazlığının giderilmesine, dava konusu taşınmazın önceden hak sahibi olan müvekkili adına tahsisine karar verilmesini istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 24. ve 16. maddelerine göre ilgili Başsavcıların yazılı düşünceleri istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI: Abdullah Pişkin adına 775 sayılı Yasa uyarınca gecekondu önleme bölgesinden tahsis edilen 198 ada, 3 sayılı parselin 3. kişilere tahsisine ilişkin işlemin iptali istemiyle Büyükçekmece Belediye Başkanlığı ile Yakuplu Belediye Başkanlığı aleyhine açılan davada, Danıştay 6. Dairesi’nin bozma kararına uyularak dava konusu işlemin iptali yolunda verilen ve temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin 28.1.2005 günlü, E:2004/2348, K:2005/78 sayılı kararı ile S.S.Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi tarafından Büyükçekmece Belediye Başkanlığı’na karşı açılan tapu iptali ve tescil davasında, eski 198 parsel, yeni 661 ada, 1-25 parselin Belediye adına olan tapu kayıtlarının iptali ile davacı kooperatif adına tapuya tescili yolunda verilen ve temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.4.2004 günlü, E:2001/306, K:2004/197 sayılı kararı arasında, A. P. tarafından, oluştuğu ileri sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesinin istenilmesi üzerine, konu ile ilgili olarak Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’nca Başsavcılıklarından yazılı düşünce istenilmiş olmakla dosyanın incelendiği, adli ve idari yargı kararları arasında oluştuğu ileri sürülen hüküm uyuşmazlığının çözümü için öncelikle hüküm uyuşmazlığının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerektiği, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesine göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan iki ayrı kararın bulunması ve bu kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin olanaksız olması gerektiği, hüküm uyuşmazlığına konu edilen kararlardan İstanbul 5. İdare Mahkemesi kararının, Abdullah Pişkin tarafından 775 sayılı Yasa uyarınca gecekondu önleme bölgesinden tahsis edilen ve bedeli ödenen 198 ada, 3 sayılı parselin 3. kişilere tahsisine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, dava konusu işlemin iptaline ilişkin olarak verilmiş bir karar olduğu, Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararının ise, A. P. adına tahsisli iken Büyükçekmece Belediyesi’nce aynı yerle ilgili olarak adlarına arsa tahsis belgesi düzenlenen S. D., F. F. ve S. M.'in söz konusu taşınmazı devrettikleri S.S.Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi tarafından, Belediye adına olan tapu kaydının iptali ile kooperatif adına tescili istemiyle açılan davada, davanın kabulü yönünde verilmiş bir karar olduğu, bu durumda, adli ve idari yargı mercileri tarafından esasa ilişkin olarak verilip kesinleşen aynı konu ve sebebe dayalı, taraflardan en az biri aynı olan söz konusu kararlar arasında çelişki olduğu gibi, bu çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi de olanaksız bulunduğundan, olayda 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığının varlığının kabulü gerektiği, anılan uyuşmazlığın ne yolda çözümleneceğine gelince; 775 sayılı Gecekondu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 14. maddesinde "Arsa tahsis edilen vatandaşların adı ve soyadı, arsanın ada ve parsel numaraları ve Gecekondu Kanununun 26. maddesine göre tesbit edilen arsa bedeli belediyelerce bir mektup ile Türkiye Emlak Kredi Bankasına da bildirilir. Lehlerine arsa tahsis edilen şahıslar, tahsisin yapıldığına dair ilan tarihinden itibaren 6 ay içinde arsa bedelinin 1/10'unu Türkiye Emlak Kredi Bankasında belediyeler adına açılan fon hesabına yatırmak mecburiyetindedirler. Bu mecburiyetleri müddeti içinde yerine getirmeyenlere tescil işlemi yapılmaz ve yapılan tahsis de iptal olunur. Kamu Kurum ve Kuruluşlarına, Bakanlıkça arsa tahsisi veya satışında Türkiye Emlak Kredi Bankası nezdinde 2 nolu hesabına; Belediyesince arsa tahsisi veya satışında ise aynı banka nezdindeki Belediye fon hesabına arsa bedelinin tamamının yatırılması halinde arsaları teslim edilir" hükmüne, 15. maddesinde de, "Kendilerine gecekondu ıslah ve önleme bölgelerinde arsa tahsis edilenlerden 6 aylık süre içinde arsa bedelinin 1/10'unu bankadaki belediye fon hesabına yatırdığına dair banka makbuzu ibraz edenlere belediyelerce arsa tahsis belgesi verilir. Tahsis sahipleri bu belgeleri alır almaz derhal bankaya başvurarak bakiye arsa bedelini borçlanmak üzere Bankanın tanzim edeceği sözleşmeyi imzalar. Tapu daireleri; lehine arsa tahsis edilen şahıs ve Banka tarafından ibraz edilen sözleşme ve tahsis belgesine istinaden belge ve sözleşmede ada ve parsel numaraları belirtilmiş olan arsayı lehdar adına tescil ve aynı anda mezkur arsa üzerine sözleşmedeki meblağ ve şartlar dairesinde birinci derece ve sırada olmak üzere Bankaya verir" hükmüne yer verildiği, anılan Yönetmelik hükümleri uyarınca, adlarına tahsis edilen arsa bedellerini ödeyenlere belediyece arsa tahsis belgesi, tapu dairelerinin de, bu tahsis belgelerine dayanarak arsaları ilgililer adına tescil ederek tapu senetlerini vermesi gerektiği, olayda, Büyükçekmece gecekondu önleme bölgesinden tarafına tahsis edilen arsanın bedelini ödeyen Abdullah Pişkin'in hak sahibi olduğunda kuşku bulunmadığına göre, davanın İdare Mahkemesinde karara bağlandığı biçimde çözümü isabetli olup, bu kararla çelişen adli yargı kararının kaldırılmasının icap ettiği, bu nedenlerle, Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kesinleşen 15.4.2004 tarih ve E:2001/306, K:2004/197 sayılı kararının kaldırılması ve İstanbul 5. İdare Mahkemesi kararı doğrultusunda karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin 28.1.2005 gün, 2004/2348 Esas ve 2005/78 sayılı kararı ile Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.4.2004 gün, 2001/306 Esas ve 2004/197 sayılı kararı nedeniyle oluşan hüküm uyuşmazlığının giderilmesi için davacı A. P. vekili tarafından 2247 sayılı Kanun’un 24. maddesi gereğince yapılan başvuru ile ilgili Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 2007/61 Esas sayılı dosyasının incelendiği, davacı A. P. adına 775 sayılı Yasa uyarınca gecekondu önleme bölgesinden tahsis edilen 198 ada, 3 sayılı parselin 3. kişilere tahsisine ilişkin 5.10.1995 gün ve 1074/986 sayılı işlemin iptali istemiyle Büyükçekmece Belediye Başkanlığı ile Yakuplu Belediye Başkanlığı aleyhine idari yargı yerinde açılan dava sonucunda, İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin 28.1.2005 gün, 2004/2348 Esas ve 2005/78 sayılı kararıyla, dava konusu işlemin iptaline dair verilen kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiği, S.S. Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi vekili tarafından Büyükçekmece Belediye Başkanlığı aleyhine açılan tapu iptal ve tescil davasında, eski 198 parsel, yeni 661 ada, 1-25 sayılı parsellerin davalı Belediye adına olan tapu kayıtlarının iptali ile davacı kooperatif adına tapuya tesciline dair Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.4.2004 günlü, E:2001/306, K:2004/197 sayılı kararının taraflarca temyiz edilmeyerek kesin hüküm halini aldığı, kesinleşen hükümler arasında, Abdullah Pişkin vekili tarafından, oluştuğu ileri sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesinin istenilmesi üzerine, konu ile ilgili olarak Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’nca Başsavcılıklarından yazılı düşünce istenilmiş olmakla dosyanın incelendiği, adli ve idari yargı kararları arasında oluştuğu ileri sürülen hüküm uyuşmazlığının çözümü için öncelikle hüküm uyuşmazlığının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerektiği, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesine göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan iki ayrı kararın bulunması ve bu kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin olanaksız olması gerektiği, İstanbul 5. İdare Mahkemesi kararının, davacı A. P. vekili tarafından 775 sayılı Yasa uyarınca gecekondu önleme bölgesinden tahsis edilen ve bedeli ödenen 198 ada, 3 sayılı parselin 3. kişilere tahsisine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, dava konusu işlemin iptaline ilişkin olarak verilmiş bir karar olduğu, Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararının ise, A. P. adına tahsisli iken Büyükçekmece Belediyesi'nce aynı yerle ilgili olarak adlarına arsa tahsis belgesi düzenlenen S.D.,F. F. ve S. M’in söz konusu taşınmazı devrettikleri S.S. Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi tarafından, belediye adına olan tapu kaydının iptali ile kooperatif adına tescili istemiyle açılan davada, davanın kabulü yönünde verilmiş bir karar olduğu, adli ve idari yargı mercileri tarafından esasa ilişkin olarak verilip kesinleşen aynı konu ve sebebe dayalı, taraflardan en az biri aynı olan söz konusu kararlar arasında çelişki olduğu gibi, bu çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi de olanaksız bulunduğundan, olayda 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığının varlığının kabulü gerektiği, anılan uyuşmazlığın ne yolda çözümleneceğine gelince; 775 sayılı Gecekondu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 14. maddesinde "Arsa tahsis edilen vatandaşların adı ve soyadı, arsanın ada ve parsel numaraları ve Gecekondu Kanununun 26. maddesine göre tesbit edilen arsa bedeli belediyelerce bir mektup İle Türkiye Emlak Kredi Bankasına da bildirilir. Lehlerine arsa tahsis edilen şahıslar, tahsisin yapıldığına dair ilan tarihinden itibaren 6 ay içinde arsa bedelinin 1/10'unu Türkiye Emlak Kredi Bankasında belediyeler adına açılan fon hesabına yatırmak mecburiyetindedirler. Bu mecburiyetleri müddeti içinde yerine getirmeyenlere tescil işlemi yapılmaz ve yapılan tahsis de iptal olunur. Kamu Kurum ve Kuruluşlarına, Bakanlıkça arsa tahsisi veya satışında Türkiye Emlak Kredi Bankası nezdinde 2 nolu hesabına; Belediyesince arsa tahsisi veya satışında ise aynı banka nezdindeki Belediye fon hesabına arsa bedelinin tamamının yatırılması halinde arsaları teslim edilir” hükmüne, 15. maddesinde de, "Kendilerine gecekondu ıslah ve önleme bölgelerinde arsa tahsis edilenlerden 6 aylık süre içinde arsa bedelinin 1/10'unu bankadaki belediye fon hesabına yatırdığına dair banka makbuzu ibraz edenlere belediyelerce arsa tahsis belgesi verilir. Tahsis sahipleri bu belgeleri alır almaz derhal bankaya başvurarak bakiye arsa bedelini borçlanmak üzere Bankanın tanzim edeceği sözleşmeyi imzalar. Tapu daireleri; lehine arsa tahsis edilen şahıs ve Banka tarafından ibraz edilen sözleşme ve tahsis belgesine istinaden belge ve sözleşmede ada ve parsel numaraları belirtilmiş olan arsayı lehdar adına tescil ve aynı anda mezkur arsa üzerine sözleşmedeki meblağ ve şartlar dairesinde birinci derece ve sırada olmak üzere Bankaya verir" hükmüne yer verildiği, anılan Yönetmelik hükümleri uyarınca, adlarına tahsis edilen arsa bedellerini ödeyenlere Belediyece arsa tahsis belgesi, tapu dairelerinin de, bu tahsis belgelerine dayanarak arsaları ilgililer adına tescil ederek tapu senetlerini vermesi gerektiği, olayda, Büyükçekmece gecekondu önleme bölgesinden tarafına tahsis edilen arsanın bedelini ödeyen A. P.'in hak sahibi olduğunda kuşku bulunmadığına göre, davanın İdare Mahkemesince karara bağlandığı biçimde çözümü isabetli olup, bu kararla çelişen adli yargı kararının kaldırılmasının icap ettiği gerekçesiyle Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.4.2004 gün, 2001/306 Esas ve 2004/197 sayılı kararının kaldırılması ve İstanbul 5. İdare Mahkemesi kararı doğrultusunda karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. maddesinde(Değişik birinci fıkra: 21.1.1982-2592/7 md.), “1 inci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.

Ceza kararlarında; sanığın, fiilin ve maddi olayların aynı olması halinde hüküm uyuşmazlığı var sayılır.

İlgili kişi veya makam Uyuşmazlık Mahkemesine başvurarak hüküm uyuşmazlığının giderilmesini isteyebilir. Bu halde olumsuz görev uyuşmazlığının çıkarılması ile ilgili 15 ve 16 ncı maddelerdeki usul kuralları uygulanır” denilmiştir.

Buna göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için:

a) Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,

b) Konu, dava sebebi ve taraflardan en az birinin aynı olması,

c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması,

d) Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,

e)Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.

Hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen adli ve idari yargı kararlarının incelenmesinden: ortada adli ve idari yargı yerlerince verilmiş ve kesinleşmiş kararlar bulunduğu; her iki kararda da işin esasının hükme bağlandığı; taraflardan en az birinin (Büyükçekmece Belediye Başkanlığı yönünden) aynı olduğu anlaşılmaktadır.

Konu ve dava sebebinin aynı olup olmadığına gelince:

İdare Mahkemesindeki dava; A. P. vekili tarafından, 775 sayılı Yasa’ya dayanarak gecekondu önleme bölgesinde olan 198 ada, 3 parsel sayılı gayrimenkulün A. P.’e tahsis edildiği, satış bedelinin Büyükçekmece Belediyesi’ne ödendiği belirtilerek tahsis belgesinin verilmesinin talep edilmesi üzerine A.P.’e tahsis edildiği belirtilen arsanın S. D., F. F. ile S. M. adına tahsis edildiği ve tahsis belgesinin verildiğinin anlaşıldığı yolunda Yakuplu Belediye Başkanlığı’nca tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılmış; Mahkemece, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

Asliye Hukuk Mahkemesindeki dava ise; S.S. Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi vekilince, kooperatife tahsis edilen, toplam 23.291.50 m2 miktarlı eski 198-199 ve 200 parselin (yeni 661-662 ve 663 parsel) 7 ada, 45 parsel içerisinde kalan yaklaşık 23.291.50 m2 lik bölümünün 7 ada 45 parselden ifraz edilerek, davalı Büyükçekmece Belediye Başkanlığı’na ait olan tapu kaydının iptali ile, oluşacak parselin kooperatif adına tapuya tesciline karar verilmesi istemiyle açılmış ve Mahkemece, davanın kabulü ile söz konusu parsellerin davalı adına olan tapusunun iptali ile davacı S.S.Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi adına tapuya tesciline karar verilmiştir.

Bu duruma göre, İdare Mahkemesindeki davanın, Yakuplu Belediye Başkanlığı’nca tesis edilen işlemin iptaline; Asliye Hukuk Mahkemesindeki davanın ise, tapu iptali ve tescile ilişkin olduğu anlaşıldığından, İdare Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği kararlar arasında hüküm uyuşmazlığının oluşmasında aranan koşullardan olan “konu ve dava sebebinin aynı olması” koşulunun gerçekleşmediği sonucuna varılmıştır.

Olayda, davacıları farklı olan kimseler hakkında verilen kararlar arasındaki çelişki nedeniyle ”hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması” koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğine gelince:

2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesi ile, iki ayrı yargı merciinden verilen çelişik kararlar nedeniyle bir kimsenin hakkının yerine getirilmesinin olanaksız bulunması halinde Uyuşmazlık Mahkemesi’nce bu çelişkinin giderilmesi yoluyla, o kimse hakkında bir çözüme ulaşılması amaçlanmakta olup, bu suretle verilecek kararın uyuşmazlıkla ilgisi bulunmayan özel ve tüzel kişileri etkilememesi gerekmektedir.

Diğer bir anlatımla “hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması” durumu; davacı yönünden sübjektif bir nitelik taşımakta ve yargı kararı ile kendisine tanınmış bir hakkın yerine getirilmemesi söz konusu iken davalı idare yönünden, ilamı yerine getirmekle yükümlü olması bakımından objektif bir nitelik taşımakta ve davacıya yargı kararı ile tanınmış olan bir hakkın idarece yerine getirilmesinin olanaksızlığını ifade etmektedir.

Bilindiği üzere, mahkeme kararı, kural olarak, davanın taraflarını bağlar ve bunlar için kesin hüküm sonucunu doğurur. Ancak, verilen karar üçüncü kişileri bağlamaz.

Olayda, her iki yargı yerinde açılan davada davacılar(idari yargıda A. P., adli yargıda S.S. Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi) istemlerinde haklı bulunarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Her iki davada da 198/3 sayılı parselden kaynaklı (İdare Mahkemesinde, Yakuplu Belediye Başkanlığı’nca tesis edilen işlemin iptaline; Asliye Hukuk Mahkemesinde, tapu iptali ve tesciline ilişkin) uyuşmazlık karara bağlanmıştır.

A. P., Asliye Hukuk Mahkemesinde açılıp görülen davada davanın tarafı olmayıp 3. kişi durumunda bulunduğu ve davalı Belediyelerce bu kişi lehine İdare Mahkemesince verilen iptal kararının uygulanmaması durumunda adı geçenin adli ve idari yargı yerlerinde dava açma hakkına sahip olduğu gözetildiğinde, verilen bu karar nedeniyle anılan kişi yönünden hakkın yerine getirilmesinin imkansızlığından söz edilmesi mümkün değildir.

Belirtilen duruma göre ve olayda, konu ve dava sebeplerinin aynı olması ve hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması koşullarının da gerçekleşmemesi karşısında, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesine uygun olmayan başvurunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 7.7.2008 gününde Üye Habibe ÜNAL’ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. maddesinde(Değişik birinci fıkra: 21/1/1982 - 2592/7 md.), “1 nci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.

Ceza kararlarında; sanığın, fiilin ve maddi olayların aynı olması halinde hüküm uyuşmazlığı var sayılır. 

İlgili kişi veya makam Uyuşmazlık Mahkemesine başvurarak hüküm uyuşmazlığının giderilmesini istiyebilir. Bu halde olumsuz görev uyuşmazlığının çıkarılması ile ilgili 15 ve 16 ncı maddelerdeki usul kuralları uygulanır” denilmiştir.

Hüküm uyuşmazlığına konu edilen kararlardan İstanbul 5. İdare Mahkemesi kararı, Abdullah Pişkin tarafından 775 sayılı Yasa uyarınca gecekondu önleme bölgesinden tahsis edilen ve bedeli ödenen 198 ada, 3 sayılı parselin 3. kişilere tahsisine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, dava konusu işlemin iptaline ilişkin olarak verilmiş bir karardır.

Büyükçekmece 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı ise,A.P. adına tahsisli iken Büyükçekmece Belediyesi’nce aynı yerle ilgili olarak adlarına arsa tahsis belgesi düzenlenen S. D., F. F. ve S. M.'in söz konusu taşınmazı devrettikleri S.S. Ulukübra Konut Yapı Kooperatifi tarafından, Belediye adına olan tapu kaydının iptali ile kooperatif adına tescili istemiyle açılan davada, davanın kabulü yönünde verilmiş bir karardır.

Bu durumda, adli ve idari yargı mercileri tarafından esasa ilişkin olarak verilip kesinleşen aynı konu ve sebebe dayalı, taraflardan en az biri aynı olan söz konusu kararlar arasında çelişki olduğu gibi, bu çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi de olanaksız bulunduğundan, olayda 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığının varlığının kabulü gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye

Habibe ÜNAL

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2007/165

KARAR NO: 2008/181

KARAR TR : 7.7.2008

(Hukuk Bölümü)   

Ö Z E T     : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 54. maddesinin birinci fıkrasına aykırılık nedeniyle verilen para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : R.Ö.

Vekili         : Av. A.Ö.

Davalı : Gazipaşa Kaymakamlığı, İlçe Emniyet Müdürlüğü, Trafik Tescil Denetleme İstasyon Büro Amirliği

O L A Y : Davacı vekili, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 54. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine aykırılık(geçme kurallarına riayet etmemek) nedeniyle, trafik zabıtasınca düzenlenen ve para cezası içeren 20.1.2007 tarihli, EE seri- 550601 sayılı Trafik Ceza Tutanağının iptali istemiyle, sulh ceza mahkemesinde itirazda bulunmuştur.

GAZİPAŞA SULH CEZA MAHKEMESİ 14.2.2007 gün ve 2007/21 D.İş sayı ile, 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 3. maddesinin "Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır." hükmünün Anayasa Mahkemesinin 1.3.2006 Gün ve 2005/108-2006/35 sayılı kararı ile iptal edildiği ve bu bağlamda kanun koyucu tarafından anılan kanun hükmünün, " Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, uygulanır" şeklinde değiştirildiği, dolayısıyla idari para cezalarına karşı yasa yolu denetiminde yetkili ve görevli merciin tayininde, mutlak surette Sulh Ceza Mahkemesinin görevli olduğundan bahsedilemeyeceği, bu açıdan itiraz konusu olay ele alındığında; 2918 sayılı kanunun 116. maddesi uyarınca, ancak tescil plakalarına göre araç sahibinin gıyabında düzenlenen ceza tutanaklarına karşı Sulh Ceza Mahkemesinde itirazın mümkün olduğu, bu kapsamda bulunmayan sürücünün yüzüne karşı tanzim olunduğu anlaşılan ancak muterizin imzadan imtina ettiği idari para cezası tutanağına dayanan itirazın, Uyuşmazlık Mahkemesinin 6.12.1999 gün ve 44/45 sayılı ilamı ile kabul edildiği üzere, göreve ilişkin genel kurala göre, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği, bu hususun benzer olaylar nedeniyle Yargıtay 7.Ceza Dairesinin 26.12.2001 gün ve 2001-18821-20184, 3.7.2002 gün ve 2002/13273-10592, 06.02.2003 gün ve 2003/10-83 sayılı ilamları ile de kabul edildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, aynı istekle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 29.3.2007 gün ve E:2007/520 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3. maddesinde, 5560 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ile idari para cezalarına karşı açılacak davalarda görevli mahkemenin, kural olarak, idari para cezasının verilmesine dayanak alınan kanunda açıkça görevli mahkeme olarak idare mahkemesi gösterilmiş ise idare mahkemesi, kanunda bu konuda bir hüküm yoksa "genel kanun" olan Kabahatler Kanunu'nun 27'inci maddesi uyarınca sulh ceza mahkemesi olduğu; bakılan davada, davacıya dava konusu idari para cezasının 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca verildiği, bu Kanunda da bu cezaya karşı açılacak davalarda görevli mahkemenin belirlenmediği ve yine 5326 sayılı Kanunun 27/8'inci maddesi dikkate alındığında idari para cezasının verildiği işlem kapsamında, idari yargının görev alanına giren bir kararın da verilmediği görülmekle, dava konusu idari para cezasının iptali istemiyle açılan bu davanın adli yargı yerince görüm ve çözümünün gerektiği; ancak, daha önce Gazipaşa Sulh Ceza Mahkemesince görevsizlik kararı verildiğinden, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunu'nun 19'uncu maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, bu konuda verilecek karara değin davanın incelenmesinin ertelenmesine, karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın Çelik’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2918 sayılı Yasa’nın 54. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine aykırılık nedeniyle trafik zabıtasınca düzenlenen para cezasına ilişkin ceza tutanağının iptali istemiyle açılmıştır.

13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde,”Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; 54. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, sürücülerin geçme sırasında uymak zorunda oldukları kural ve yasakların neler olduğu belirtilmiş, aynı maddelerin son bendinde ise, bu madde hükümlerine uymayan sürücülerin para cezası ile cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.

Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda (116. maddedeki itiraz yolu hariç) görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde    " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği

durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır.

Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 2. İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ İLE Gazipaşa Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 14.02.2007 gün ve 2007/21 D.İş sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2007/175

KARAR NO: 2008/182

KARAR TR : 7.7.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T  : 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Malatya Valiliği Merkez İlçe ve Köylere Hizmet Götürme Birliği Başkanlığı

Davalı        : Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı (Malatya Sigorta İl Müdürlüğü)

O L A Y     : Aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süre içersinde Kuruma verilmemesi nedeniyle davacı adına 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 140. maddesine göre idari para cezası verilmiş, yapılan itiraz komisyon kararı ile reddedilmiştir.

Davacı, söz konusu para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

MALATYA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 24.1.2007 gün ve 2006/2492 Müt. sayı ile, 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesinde yapılmış olan değişikliğin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiği, bu nedenle davanın görüm ve çözüm görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Davacı bu kez, aynı istemle 20.3.2007 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

MALATYA İDARE MAHKEMESİ ; 12.4.2007 gün ve E: 2007/461 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesiyle yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar Sulh Ceza Mahkemelerinin görevli olmaya devam edecekleri gerekçesiyle 2247 sayılı Kanun'un 19'uncu maddesi uyarınca, bakılan davada görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına, Uyuşmazlık Mahkemesi karar verinceye değin bakılan davanın incelenmesinin ertelenmesine ve dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O. Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 07.07.2008 günlü toplantısında; Hâkim-Raportör G. Fatma BÜYÜKEREN’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2 247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir” hükmü yer almış, 19. maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. (Değişik:21.1.1982-2592/6 md.)Mahkemenin gerekçeli kararı, dava dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir” denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Malatya 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının temyiz edildiği ve dava dosyasının temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay’a gönderildiği, dosyanın halen Yargıtay’da olduğunun bildirildiği, Mahkememiz ile adli yargı yeri arasında yapılan yazışmalar sonucu anlaşılmıştır.

Bu durumda, olayda, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşullar oluşmamıştır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2007/304

KARAR NO: 2008/184

KARAR TR : 7.7.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : İdari usul ve esaslara göre idarece değerlendirilmesi gereken bir konuda açılan tespit davasına bakılıp bakılamayacağının takdirinde İDARİ YARGI YERİNİN görevli olduğu hk.

K A R A R

Davacılar    : 1- J.D.K.V. (Ö.K.)

     2- Ö.A.K.V.

Vekilleri     : Av. M.L.- Av. M.K.Ö.

Davalılar    : 1-Alaçatı Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. N.A.

2-Çeşme Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av. E.Ş.

O L A Y     : Çakmak Yolu, Kızılkaya Villa Kunt Ilıca/Çeşme” adresinde ve tapuda “Çeşme, Ilıca Mah. Kızılkaya mevkii, 28 ada, 10 parsel, 10 pafta’daki taşınmaz J. D. K. V. (Ö. K.) adına kayıtlı bulunmaktadır.

İzmir, Çeşme Alaçatı Belediye Başkanlığı'nca, bina vasfındaki gayrimenkul için 1999 ila 2002 takvim yıllarına ilişkin olarak Ö.A.K.V. adına tanzim edilen 4 adet vergi ceza ihbarnamesi ile emlak (bina) vergisi ve eğitime katkı payı salınmıştır.(Bu vergilerin terkini istemiyle açılan ve İzmir 3. Vergi Mahkemesinin 1.10.2004 gün ve E:2002/1453, K:2004/878 sayılı kararı ile sonuçlanan davada Mahkeme, davanın kabulüne, bina vergilerinin terkinine hükmetmiştir.)

Davacılar vekili tarafından; gayrimenkulün Çeşme Belediye sınırları içersinde olduğu, tüm yıllara ilişkin emlak vergilerinin anılan belediyeye ödendiği, Çeşme Kadastro Müdürlüğü ve Çeşme Belediye Başkanlığı'nın yazılarında gayrimenkulün Çeşme Belediye sınırları içersinde kaldığının belirtildiği, buna göre Alaçatı Belediye Başkanlığı'nın bu gayrimenkule ilişkin olarak emlak vergisi tahsil etme yetkisinin bulunmadığı, tapuda D. K. V. (Ö. K.) adına kayıtlı olan gayrimenkule ilişkin olarak oğlu Ö. A. K. V. adına ihbarname düzenlenip tebligat yapılarak usulsüz işlemler tesis edildiği, bu işlemlerin devam etmemesi ve müvekkilinin mağdur olmaması iddialarıyla; “taşınmazın hangi belediye sınırları içersinde kaldığının tespitine karar verilmesi” istemiyle, 23.9.2003 gününde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesi, 1.7.2004 gün ve E:2003/332, K:2004/340 sayı ile, uyuşmazlığın esası hakkında karar vermiş; bu karar, YARGITAY 4.HUKUK DAİRESİ'nin 10.4.2006 gün ve E:2005/5183, K.2006/4036 sayılı kararı ile, davacının isteğinin idari bir işleme dayandığı, İdari makamların kamu hukuku kuralları içinde gerçekleştirdikleri işlemlere karşı ise adli yargı yerinde dava açılamayacağı, bu nitelikteki davaların 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesine göre idari yargı yerinde (Vergi mahkemesinde) açılmasının gerektiği, gerekçesiyle bozulmuştur.

ÇEŞME ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 21.09.2006 gün ve E:2006/198, K:2006/214 sayı ile, Mahkemelerince yapılan yargılamada davanın kabulüne yönelik hüküm kurulduğu, kararın tarafların temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince bozularak iadesi üzerine, dava dilekçesinin görev yönünden reddi gerektiği kanaatine varılmış olduğu, bu nedenle, Davacının dava dilekçesinin görev yönünden reddine, karar kesinleştiğinde dosyanın istek halinde İzmir Vergi mahkemesine gönderilmesine karar vermiş; bu karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 8.2.2007 gün ve E:2007/762, K:2007/1234 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

Davacı vekillerinin talebi üzerine, Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2006/198, K:2006/214 sayılı dosyası İzmir Nöbetçi Vergi Mahkemesine gönderilmiş ve 10.5.2007 tarihinde 3. Vergi Mahkemesinin E:2007/623 dosya numarasına kayıtlanmıştır.

Davacı vekillerinin, İzmir 3. Vergi Mahkemesine verdiği 24.05.2007 günlü davanın esasına ilişkin beyanlarını içeren dilekçede; Davalarının evveliyatından Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesinde açılırken, mevcut bir ihbar mektubu ya da ödeme emrine karşı açılmış ve bunun iptalini talep eden bir dava olmadığı; zira, daha önce aynı durumla karşılaşıldığı ve bunun için İzmir 3. Vergi Mahkemesinde 2002/1543 E. 2003/878 K. sayılı kararı ile Alaçatı Belediyesinin ödeme emrinin iptal edilmiş olduğu ve bu kararın kesinleştiği; davaları, sadece tespit davası olup, bu durumla bir daha karşılaşmamak için, müvekkilin yasal zorunluluğu olan Emlak vergisini ödeyeceği makamı belirleme amacını taşıdığı, davalarının başka bir amacının bulunmadığını ifade ettikleri görülmüştür.

İZMİR 3. VERGİ MAHKEMESİ; 28.5.2007 gün ve E:2007/623 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2.maddesindeki düzenlemede "Tespit Davaları"na yer verilmediği, idari davaya konu edilebilecek idari işlemlerin, yetkili makamlarca sonuçlandırılmış kesin ve uygulanabilir nitelikte ve bu haliyle kişilerin menfaatlerini etkileyebilecek güçte işlemler olduğu; vergi, resim ve harçlarla bunlara bağlı kamu alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklarda kesin ve idari davaya konu olabilecek işlemlerin ise; vergi ve ceza ihbarnamesi, tahakkuk fişi ve ödeme emri düzenlenerek tebliğ edilmesi ve haciz tutanağının düzenlenmesi, tahakkuku tahsile bağlı vergi, resim ve harçlarla bunların tahsil edilmesi ve düzeltme ve şikayet başvurularının reddolunması şeklinde oluştuğu; uyuşmazlığa konu olayda; Tapunun Çeşme- Ilıca Mah.-Kızılkaya Mevkii 28 Ada, 10 Parsel 10 Pafta no'da J. D. K. V. (Ö. K.) adına kayıtlı bina vasfındaki gayrimenkul için Alaçatı Belediye Başkanlığınca 1999 ila 2002 takvim yıllarına ilişkin olarak 131 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 3.maddesi hilafına binanın maliki olmadığı için emlak(bina) vergisi mükellefiyetinden de bahsedilemeyecek olan (oğlu) Ö. A. K. V. adına tanzim ve tebliğ edilen 4 adet vergi ceza ihbarnamesiyle emlak (bina) vergisi ile eğitime katkı payının salınması üzerine bina maliki J. D. K. V. (Ö. K.) ve adına ihbarname tanzim edilerek tarhiyata muhatap tutulan (oğlu) Ö.A.K.V. tarafından Tapunun Çeşme- Ilıca Mah. Kızılkaya Mevkii 28 Ada 10 Parsel 10 Pafta no da kayıtlı gayrimenkulun Hangi Belediye Sınırlar İçersinde Kaldığının Tespiti istemiyle Çeşme ve Alaçatı Belediye Başkanlıkları aleyhine dava açıldığının tartışmasız olduğu; zira, 2577 sayılı İ.Y.U.K.nun 3.maddesinin d) ve e) bentlerinde: Vergi, resim, harç, benzeri yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının uyuşmazlık konusu edilen tutarlarının, davanın ilgili bulunduğu vergi ve/veya cezanın nev’i - yılı, tebliğ edilen ihbarnamenin tarihi-numarasının dava dilekçesinde gösterileceği kurala bağlandığı halde, Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan dilekçenin dava konusu bölümünde bu verilere yer verilmemiş olduğu; davanın "gayrimenkulün Çeşme Belediye sınırları içersinde olduğu, tüm yıllara ilişkin emlak vergilerinin anılan belediyeye ödendiği, Çeşme Kadastro Müdürlüğü ve Çeşme Belediye Başkanlığı’nın ilgi yazılarında gayrimenkulün çeşme belediye sınırları içersinde kaldığının belirtildiği; buna göre Alaçatı Belediye Başkanlığı'nın bu gayrimenkule ilişkin olarak emlak vergisi tahsil etme yetkisinin bulunmadığı, tapuda D. K. V. (Ö. K.) adına kayıtlı olan gayrimenkule ilişkin olarak oğlu Ö. A. K. V.adına ihbarname düzenlenip tebligat yapılarak usulsüz işlemler tesis edildiği, bu işlemlerin devam etmemesi ve müvekkilinin mağdur olmaması" iddialarıyla taşınmazın hangi belediye sınırları içerisinde kaldığının tespiti amacıyla açıldığı belirtilerek; dava açma iradesinin, taşınmazın hangi belediye sınırları içerisinde kaldığının tespitine yöneltildiğinin vurgulanmış olduğu; hal böyle olunca; J. D. K. V. (Ö. K.) adına kayıtlı bina vasfındaki gayrimenkul için oğlu Ö. A. K. V. adına emlak (bina) vergisi ve eğitime katkı payı içerikli vergi ceza ihbarnamelerinin tanzim ve tebliği üzerine, 2577 Sayılı İ.Y.U.K.nun 2.maddesinde sayılan iptal davasına konu edilecek idari işlem niteliğindeki vergi ceza ihbarnameleri ile içeriği emlak vergisi ve eğitime katkı payına karşı değil, emlak vergisine konu edilen gayrimenkulün "Hangi Belediye Sınırları İçersinde Kaldığının Tespiti" amacıyla "Tespit Davası" açıldığının tartışmasız olduğu, 2577 Sayılı İ.Y.U.K.nun 2.maddesinde, idari dava türleri arasında "Tespit Davalarına" yer verilmediği cihetle, Tapunun Çeşme- Ilıca Mah.-Kızılkaya Mevkii 28 Ada 10 Parsel 10 Pafta no da kayıtlı gayrimenkulun hangi Belediye Sınırları İçersinde Kaldığının Tespiti istemiyle Çeşme ve Alaçatı Belediye Başkanlıkları aleyhine açılan davanın görüm ve çözümünün görevsizlik kararı veren adli yargı yerinin görevine girdiği; açıklanan nedenlerle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine, bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar verilinceye kadar yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mahmut BİLGEN, Ramazan TUNÇ, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre; Hukuk uyuşmazlıklarında, görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi ancak aynı yargı düzeni içinde yer alan mahkemeler arasında olanaklı olup; bu hususa ilişkin H.M.U.K’nun 27. maddesiyle, İ.Y.U.K.’nun 15. maddesinin 1. fıkrası (a) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “görev” kuralları, aynı yargı düzeni içindeki mahkemelerin işbölümü esasına ilişkin düzenlemelerdir. Oysa yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda, görevli olduğundan bahisle farklı bir yargı düzeninde yer alan mahkemeye dava dosyasının gönderilebilmesine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamaktadır.

Göreve ilişkin kararın, işbölümü esasına göre veya yargı yolu bakımından verilmiş olması farklı sonuçlar doğurmaktadır. Şöyle ki; işbölümü esasına göre verilen görevsizlik kararı sonucu dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi durumunda; dava başvuru tarihi itibariyle görevli mahkemede açılmış sayılmaktadır. Yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda ise; görevli olduğu işaret edilen yargı yerinde, bu yargı yerinin uyguladığı usul kurallarına uygun olarak yeniden dava açılması zorunlu bulunmaktadır.

Olayda, adli yargı yerince, davanın görev yönünden reddine, karar kesinleştiğinde dosyanın istek halinde İzmir Vergi mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, davacı vekillerinin talebi üzerine de, dava dosyasının İzmir Nöbetçi Vergi Mahkemesine gönderildiği ve Vergi Mahkemesinin esas kaydına alındığı anlaşılmıştır.

Bu haliyle, her ne kadar Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de, Vergi Mahkemesince bu husus gözardı edilerek davaya bakıldığı ve 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu, sonuçta Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın Çelik’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün, davada idari yargının; Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı adına kayıtlı bina vasfındaki gayrimenkulün, hangi belediyenin sınırları içersinde kaldığının tespitine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Görev uyuşmazlığının çözümü için öncelikle, tespit davasının hukukumuzdaki yerinin incelenmesi gerekli bulunmaktadır.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda tespit davasını düzenleyen açık ve genel bir hükme yer verilmemekteyse de, doktrinde ve yerleşik yargısal içtihatlarla, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının saptanması için tespit davası açılabileceği kabul edilmiş bulunmakta; tespit davasının esasının incelenebilmesi için de, genel dava koşullarının yanı sıra, dava konusunun bir hukuki ilişki olması ve bu hukuki ilişkinin var olup olmadığının öncelikle saptanmasında hukuki yarar bulunması koşulları aranmaktadır. Buna göre, özel hukuk alanını ilgilendiren bir hukuki ilişkinin saptanması için adli yargı yerinde müstakil olarak bir tespit davası açılabilmesi olanaklı bulunmaktadır.

Buna karşılık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “ İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında, idari dava türleri: iptal, tam yargı ve genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmış olup, tespit davası şeklinde bir dava türüne idari yargıda yer verilmemiştir. Anılan Yasanın “ İdari Davalarda Delillerin Tespiti” başlıklı 58/1. maddesi “Taraflar, idari dava açtıktan sonra bu davalara ilişkin delillerin tespitini ancak davaya bakan Danıştay, idare ve vergi mahkemelerinden isteyebilir.” hükmünü taşımakta olup, idari yargıda, ancak açılmış bir idari dava ile ilgili bulunan “ delillerin tespiti” nin istenilmesine olanak bulunmaktadır. Buna göre, idari dava türleri arasında sayılmayan tespit davasının, yorum yoluyla idari yargının görevine müstakil bir dava olarak dahil edilmesine hukuken olanak bulunmadığından, idari yargı yerinde, idare hukuku alanını ilgilendiren bir hukuki ilişkinin varlığının ancak açılmış bulunan bir idari davaya bağlı olarak delil tespiti kapsamında saptanabileceği açıktır.

Belirtilen yasal durum karşısında, tespit davasına konu olabilecek hukuki ilişkinin özel hukuk alanını ilgilendirmesi gerektiği ve bir eda davasının öncüsü durumunda olan tespit davasının adli yargı yerinin görevine girdiği ortaya çıkmaktadır. Ancak, adli yargıda açılacak bir eda davasında hiçbir zaman kullanılmayacağının, buna karşılık idari bir işlem tesisi istemiyle bir idari makama veya idari yargıda açılacak bir davada idare mahkemesine ibraz edilmek ve bu makam veya mahkemeyi hukuken bağlayacak nitelikte belge elde etmek amacıyla açıldığının anlaşılması halinde tespit davası adli yargıda görülemeyecek ve görev yönünden reddi gerekecektir. Bu durumdaki tespit davasının idare hukuku kurallarına göre çözümlenmesi gerekmekteyse de, müstakil bir dava olarak açılması halinde idari yargı yerince, idari yargıda böyle bir dava türü olmadığı ve ancak bir idari dava açıldıktan sonra bu davaya ilişkin delil tespiti kapsamında incelenebileceği noktasından reddedilmesi uygun olacaktır.

Bu açıklamalara göre tespit isteminin konusu incelendiğinde:

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun İkinci Bölümünde, Belediyenin Kuruluşu Ve Sınırları hususu düzenlenmiş, “Kuruluş” başlıklı 4. Maddesinde, “Nüfusu 5.000 ve üzerinde olan yerleşim birimlerinde belediye kurulabilir. İl ve ilçe merkezlerinde belediye kurulması zorunludur.

İçme ve kullanma suyu havzaları ile sit ve diğer koruma alanlarında ve meskûn sahası kurulu bir belediyenin sınırlarına 5.000 metreden daha yakın olan yerleşim yerlerinde belediye kurulamaz.

Köylerin veya muhtelif köy kısımlarının birleşerek belediye kurabilmeleri için meskûn sahalarının, merkez kabul edilecek yerleşim yerinin meskûn sahasına azami 5.000 metre mesafede bulunması ve nüfusları toplamının 5.000 ve üzerinde olması gerekir.

Bir veya birden fazla köyün köy ihtiyar meclisinin kararı veya seçmenlerinin en az yarısından bir fazlasının mahallin en büyük mülkî idare amirine yazılı başvurusu ya da valinin kendiliğinden buna gerek görmesi durumunda, valinin bildirimi üzerine, mahallî seçim kurulları, onbeş gün içinde köyde veya köy kısımlarında kayıtlı seçmenlerin oylarını alır ve sonucu bir tutanakla valiliğe bildirir.

İşlem dosyası valinin görüşüyle birlikte İçişleri Bakanlığına gönderilir. Danıştay’ın görüşü alınarak müşterek kararname ile o yerde belediye kurulur.

Yeni iskân nedeniyle oluşturulan ve nüfusu 5.000 ve üzerinde olan herhangi bir yerleşim yerinde, İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine müşterek kararnameyle belediye kurulabilir.”;

“Sınırların Tespiti” başlıklı 5.Maddesinde, “Yeni kurulan bir belediyenin sınırları, kuruluşu izleyen altı ay içinde aşağıdaki şekilde tespit edilir:

a) Eskiden beri o yerleşim yerine ait sayılan tarla, bağ, bahçe, çayır, mera, otlak, yaylak, zeytinlik, palamutluk, fundalık gibi yerler ile kumsal ve plajlar belediye sınırı içine alınır.

b) Belediye sınırlarını dere, tepe, yol gibi belirli ve sabit noktalardan geçirmek esastır. Bunun mümkün olmaması durumunda, sınır düz olarak çizilir ve işaretlerle belirtilir.

c) Belediyenin sınırları içinde kalan ve eskiden beri komşu belde veya köy halkı tarafından yararlanılan yayla, çayır, mera, koru, kaynak ve mesirelik gibi yerlerden geleneksel yararlanma hakları devam eder. Bu haklar için sınır kâğıdına şerh konulur.

d) Çizilen sınırların geçtiği yerlerin bilinen adları sınır kâğıdına yazılır. Ayrıca yetkili fen elemanı tarafından düzenlenen kroki sınır tespit tutanağına eklenir.”;

“Sınırların Kesinleşmesi” başlıklı 6.Maddesinde, “Belediye sınırları, belediye meclisinin kararı ve kaymakamın görüşü üzerine valinin onayı ile kesinleşir.

Kesinleşen sınırlar, valilikçe yerinde uygulanmak suretiyle taraflara gösterilir ve durum bir tutanakla belirlenir. Kesinleşen sınır kararları ile dayanağı olan belgelerin birer örneği; belediyesine, mahallî tapu dairesine, il özel idaresine ve o yerin mülkî idare amirine gönderilir.

Kesinleşen sınırlar zorunlu nedenler olmadıkça beş yıl süre ile değiştirilemez.”;

“Sınır Uyuşmazlıklarının Çözümü” başlıklı 7.Maddesinde “ Bir il dâhilindeki beldeler veya köyler arasında sınır uyuşmazlığı çıkması hâlinde ilgili belediye meclisi ve köy ihtiyar meclisi ile kaymakamın görüşleri otuz gün süre verilerek istenir. Vali, bu görüşleri değerlendirerek sınır uyuşmazlığını karara bağlar. Büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin sınır değişikliklerinde büyükşehir belediye meclisinin de görüşü alınır.

İl ve ilçe sınırlarının değiştirilmesini gerektirecek sınır uyuşmazlıklarında 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu hükümleri uygulanır.” hükümlerine yer verilmiş;

Yasanın, “Hemşehri Hukuku” başlıklı 13. Maddesinin üçüncü fıkrasında; Belediye sınırları içinde oturan, bulunan veya ilişiği olan her şahsın, belediyenin kanunlara dayanan kararlarına, emirlerine ve duyurularına uymakla ve belediye vergi, resim, harç, katkı ve katılma paylarını ödemekle yükümlü olduğu; “Belediyenin Görev Ve Sorumlulukları” başlıklı 14.Maddesin yedinci fıkrasında; Belediyenin görevi, sorumluluk ve yetki alanının belediye sınırlarını kapsayacağı belirtilmiştir.

Anılan yasal düzenlemelerden, belediyeler arasındaki sınırların saptanması ve mevcut sınırlardan kaynaklanan anlaşmazlıkların doğması halinde, bu anlaşmazlığın idari usul ve esaslara göre idarece çözümleneceği anlaşılmaktadır.

Olayda, davacılar tarafından mağduriyetlerine neden olan konu hakkında yönteme uygun şekilde idareye bir başvuruda bulunulmadığı ve idarece inceleme yapılmasına ve anlaşmazlığın çözümüne ilişkin bir tutum belirlenmesine olanak tanınmayıp, yasa ile idareye verilmiş bulunan bir yetki hakkında doğrudan doğruya yargı merciine başvurularak, gayrimenkulün hangi belediye sınırları içersinde kaldığının tespiti istenilmiştir.

Belirtilen durum karşısında, açılan davanın ileride açılacak eda davasının öncüsü niteliğinde özel hukuk ilişkisinin tespitine ilişkin bulunmadığı; yukarıda açıklandığı gibi, belirtilen idari usuller çerçevesinde idarece değerlendirilmesi gereken bir tespitin yapılması istemiyle müstakil açılan tespit davasına bakılıp bakılamayacağı hususunun, idari yargının görev alanı içinde olduğu açıktır.

Bu nedenle, Vergi Mahkemesince yapılan başvurunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ     : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 3.Vergi Mahkemesi’nce; 28.5.2007 gün ve E:2007/623 sayı ile yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 7.7.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2007/356

KARAR NO: 2008/185

KARAR TR : 7.7.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarından birinin memur kadrosuna naklen atanan davacının, özelleştirme kapsamında bulunan Turban Turizm A.Ş. ve Sümer Holding A.Ş’nde kapsam dışı personel olarak çalıştığı döneme ilişkin kıdem tazminatı ile yıllık izin ücretinin ödenmesi istemiyle açtığı davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : M.Ç.A.

Vekili         : Av. F.A.

Davalı        : Sümer Holding A.Ş. Genel Müdürlüğü

Vekili         : Av. E.B.T.

O L A Y     : Turban Turizm A.Ş.’nde kapsam dışı personel statüsünde çalışmakta iken; Turban Turizm A.Ş.’nin 01.03.2002 tarihinde Sümer Holding A.Ş. ile birleşmesi üzerine anılan kuruma devredilen, 08.07.2003 tarihinde kendisine bildirilen işlemle 4046 Sayılı Yasanın 22. maddesi uyarınca Gazi Üniversitesi Rektörlüğü emrine şef kadrosu ile atanan davacı, daha önce çalıştığı kurumda işçi statüsünde geçen hizmetine tekabül eden kıdem tazminatının ve 90 günlük yıllık izin ücretinin ödenmesi istemiyle Sümer Holding A.Ş. Genel Müdürlüğüne karşı idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 4. İDARE MAHKEMESİ; 09.01.2004 günlü, E:2004/1, K:2004/8 sayılı kararıyla, 1475 sayılı İş Kanunu kapsamında bazı idari para cezası uygulamalarının dışında, ilgilinin çalışma hayatı ve özlük hakları ile ilgili konularda çıkabilecek uyuşmazlıklarda adli yargı yerlerinin görevli bulunduğu; uyuşmazlıkta ise; 4046 sayılı Kanunun 22. maddesi kapsamında Gazi Üniversitesi'ne naklen atanan davacının, eski kurumunda işçi statüsünde geçen hizmetlerinin karşılığı 1475 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca oluşan kıdem tazminatı ve 90 günlük yıllık izin ücretinin ödenmesinin istenildiğinin görüldüğü; bu durumda, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde, uyuşmazlığın 1475 sayılı Kanuna tabi olarak çalışılan döneme ait olması nedeniyle adli yargı yerlerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle davayı görev yönünden reddetmiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı, önceki istemine ek olarak, 250,00YTL kıdem tazminatının ve 250,00YTL izin ücretinin 9.7.2003 tarihinden itibaren hesaplanacak faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Ankara 7. İş Mahkemesi’nin, işin esasını inceleyerek verdiği 18.10.2006 gün ve E.2005/719, K.2006/519 sayılı kararı; Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 8.3.2007 gün ve E.2007/787, K.2007/6130 sayılı ilamı ile bozulmuştur.

ANKARA 7. İŞ MAHKEMESİ; 22.5.2007 gün ve E:2007/299, K:2007/231 sayı ile Mahkemeleri kararının, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin ilamı ile bozulduğu, bozma ilamında; "Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının 10.6.1993 tarihinden itibaren Turban A.Ş.'de kapsam dışı personel olarak çalışmaya başladığı, Turban A.Ş.'nin varlık satışı yoluyla kısmen özelleştirildikten sonra özelleştirme kapsamındaki Sümer Holding A.Ş. ile birleştirilmiş olduğu, davacının 7.2.2003 tarihinden itibaren Sümer Holding bünyesinde çalıştığı, davanın da adı geçen kuruluşa karşı açıldığı anlaşılmaktadır. Sümer Holding A.Ş. özelleştirme kapsamında olup, henüz özelleştirme işlemi tamamlanmamıştır. Buna göre davacının hizmet akdinin sona erdiği tarihte kamu hisselerinin %51'nin özelleştirilmediği anlaşıldığından, Uyuşmazlık Mahkemesinin 21.1.1996 gün, 1995/1 Esas-1996/1 Karar sayılı ilke kararı uyarınca dava konusu uyuşmazlığın çözüm yeri İdari Yargıdır. Mahkemece bu husus gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek hüküm kurulması hatalıdır." denildiği gerekçesiyle; bozma ilamına uyularak, bozma ilamı doğrultusunda görevsizlik kararı vermiş; bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili 29.05.2007 tarihli dilekçe ile görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi isteminde bulunmuştur.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece; idari yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin Başkanlık yazısı üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.    

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın Çelik’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının önce Turban Turizm A.Ş., daha sonra Sümer Holding A.Ş.’nde kapsam dışı personel statüsünde çalıştığı, döneme ilişkin 10 yıl 28 günlük çalışma süresi karşılığı tahakkuk edecek kıdem tazminatı ile 90 günlük yıllık izin ücretinin ödenmesi isteminden ibarettir.

233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi bir kuruluş olan Turban Turizm A.Ş.’nin Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 01.03.1988 günlü işlemi ile Sümer Holding A.Ş.’ne tüm hak ve yükümlülükleri ile devredilerek tüzelkişiliğinin sona erdirilmesine karar verilmiş, bu karar üzerine Sümer Holding A.Ş.’ne aynı statü ile devredilen davacı, Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne 657 sayılı Yasaya tabi bir göreve atandığı tarihe kadar anılan kurumda görev yapmıştır. Sümer Holding A.Ş.’nin tüm hisselerinin 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine Ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 3/a. maddesi ile verilen yetkiye dayanılarak özelleştirme kapsam ve programına alınmasına Özelleştirme Yüksek Kurulunca karar verilmiş olup; aynı Yasanın 4. maddesi ile, Başbakana bağlı kamu tüzel kişiliğine sahip ve özel bütçeli olarak kurulan Özelleştirme İdaresi Başkanlığının, özelleştirme programına alınan kuruluşlardan, anonim şirket statüsünde olan ve anonim şirket haline dönüştürülen kuruluşların sermayelerindeki kamu payı %50’nin altına düşünceye, diğerlerinde ise özelleştirme uygulamaları sonucu devredildikleri tarihe kadar bunların sermaye miktarını belirlemek, kuruluş, birleşme ya da bölünmelerinde gerekli düzenlemeleri yapmak, mal varlıkları ile hak ve yükümlülüklerine ilişkin esasları saptamak, hesapları ve faaliyetleri ile ilgili her türlü düzenlemeyi yapmak, bu işlemleri kolaylaştırıcı önlemleri almak, yasal sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla, kuruluşların mali, yönetsel ve hukuksal yapıları ile ilgili olarak düzenlemeler yapmak ve belirtilen diğer hususlarla görevli ve yetkili olduğuna işaret edilmiştir.

4046 sayılı Yasanın 22. maddesinde, özelleştirme programına alınan, özelleştirilen, faaliyeti durdurulan, küçültülen, kapatılan ya da tasfiye edilen kuruluşlarda çalışan 657 sayılı Yasaya tabi personel ile kapsam dışı personel dahil, sözleşmeli personelin “kamu personeli” olduğu ifade edilmiş ve bunların diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nasıl nakledilecekleri ile özlük ve diğer haklarına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

Yukarıdan beri açıklandığı üzere, Sümer Holding A.Ş. özelleştirme sürecine girmiş olmakla birlikte dava tarihi bakımından satışı henüz tamamlanmadığından kamu kuruluşu niteliğini sürdürmekte olup, davacının da gerek bu kuruluşta, gerekse bu kuruluşa devredilmeden önce görev yaptığı Turban Turizm A.Ş.’nde çalıştığı dönemdeki statüsü bakımından 4046 sayılı Yasada açıkta belirtilmiş olan “kamu personeli” olduğu kuşkusuzdur.

Bu durumda, çalıştığı dönemdeki statüsü bakımından kamu personeli olan davacı ile bir kamu kuruluşu olduğu çekişmesiz bulunan Sümer Holding A.Ş. arasındaki ilişkinin, yönetim hukuku ilkelerine dayanan ve yönetim hukuku kurallarıyla düzenlenen bir kamu hukuku ilişkisi olduğu açıktır. Her ne kadar davacı tarafından kıdem tazminatının ve yıllık izin ücretinin ödenmesine hükmedilmesi istemiyle dava açılmış ise de, bu durum, kamu personeli olan davacı ile yönetim arasında kamu hukukuna ilişkin bulunan hukuksal ilişkinin niteliğini değiştirmemektedir.

Belirtilen tüm bu hususlar ile 1.3.1996 tarih ve 22567 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış bulunan Uyuşmazlık Mahkemesinin 22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı kararıyla, özelleştirme kapsamında bulunan kuruluşlarda kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğuna ve konunun 2247 sayılı Yasanın 30. maddesi uyarınca bu doğrultuda ilke kararına bağlanmasına karar verilmiş olması karşısında, davacıya kapsam dışı personel olarak çalıştığı döneme ilişkin kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti ödenip ödenemeyeceğinden doğan uyuşmazlık konusu davanın, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekeceği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 4. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 4.İdare Mahkemesi’nce verilen 09.01.2004 gün ve E:2004/1 ve K:2004/8 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2007/402

KARAR NO: 2008/187

KARAR TR : 7.7.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : Uyuşmazlık Mahkemesi’nce; 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesinde öngörülen biçimde araç tescil plakasına göre verilen para cezasına karşı açılan davaların, adli yargının görev alanında görüldüğü ve Sulh Ceza Mahkemesince, uyuşmazlığın özü olan ceza tutanağının içeriğine ilişkin olarak yargılama yapılarak işin esası hakkında karar verildiği dikkate alındığında; asıl para cezasının zamanında ödenmemiş olmasından dolayı arttırılan para cezasına karşı yapılan itirazın da ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : S.A.

Davalı : Hatay Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü

O L A Y     : Davacının araç tescil plakasına, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 51.maddesine aykırılık (hız sınırını aşma) nedeniyle trafik zabıtasınca 29.4.2004 tarih, DD-244296 seri no.lu trafik ceza tutanağı ile 169.400.000 TL. para cezası kesilmiştir.

Davacı, hakkında trafik ceza tutanağı düzenlendiğini vergi dairesine gittiğinde öğrendiğini, bu nedenle itiraz da edemediğini, haberi olmadığı için cezanın 3 katına çıkarak 508.00 YTL olduğunu iddia ederek, para cezasının kaldırılması istemiyle 11.8.2006 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

HATAY 2.SULH CEZA MAHKEMESİ; 20.11.2006 gün ve SAYI: 2006/630 Müt. sayı ile, itiraz edenin yokluğunda düzenlenen tutanağın, 05.07.2004 tarihinde Cumhuriyet Mah. Cemal Gürsel Cad. Süslü Apt. No: 1 Samandağ adresine tebliğe çıkarıldığı ancak adreste tanınmadığından bahisle tebliğ edilemediği, ceza tutanağının Hatay Vergi Dairesi Müdürlüğünde 16.09.2004 tarihinde askı ilanın yapıldığı, bu suretle tutanağın kesinleştiğinin belirlenmiş olduğu, itiraz edenin Mahkemelerine müracaat tarihi, ceza tutanağını öğrenme tarihi kabul edilmekle 5326 sayılı Kabahatler Kanunun 27. ve 28/1-c bendi gereği itirazın yasal süre içersinde yapıldığının kabul edildiği; evrak ve idarenin cevap dilekçesi birlikte değerlendirildiğinde; itiraz eden hakkında, radarlı hız kontrolünde hız sınırını %30’dan fazla aştığı tespit edilmekle, 2918 sayılı yasanın 51/2-b.fıkrası gereği trafik ceza tutanağı düzenlendiğinin belirlendiği; itiraz edenin radarla hız kontrolünde hız sınırını aştığı için düzenlenen trafik ceza tutanağının, hukuka uygun olarak düzenlendiği; tutanağın kesinleşme şekli ve belirlenen cezaya faiz işlemesi nedeni ile cezanın artmış olmasının mahkemelerinin görev alanına girmeyip, idari yargıda halledilebilecek bir sorun olduğu sonucuna varılarak, itirazın reddine dair aşağıdaki gibi hüküm kurulmuş olduğu; açıklanan gerekçe sonucunda; İtirazın REDDİNE, İdari para cezasının miktarı itibarı ile 5326 sayılı yasanın 28/9. maddesi gereğince kesin olmak üzere, karar vermiştir.

Davacı bu kez; adına kayıtlı bulunan aracı için 1.11.2004 tarihinde davalı idare tarafından 169.40 YTL ceza yazıldığını, ancak kendisine tebliğ edilmemesi nedeniyle itiraz edemediğini ve cezanın 3 katına çıkarak 508,00 YTL olduğunu, cezanın kaldırılması söz konusu olmasa dahi yasal faiz dışındaki ana parayı ödemeye hazır olduğunu iddia ederek, tebligat usulsüz olduğundan para cezasının faizinin kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

HATAY İDARE MAHKEMESİ; 8.12.2006 gün ve E:2006/445, K:2006/25 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı açılan davaların, Kabahatler Kanunun kapsamında olduğu ve idari yaptırım olarak para cezası öngören kanunlarda itiraz yeri olarak idare mahkemeleri gösterilmiş olsa dahi görüm ve çözümün adli yargı yerlerinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığından, dava konusu para cezasına karşı açılan davada görevli yargı yerinin adli yargı olduğu; dava konusu olayda da, davacının adına kayıtlı bulunan aracı için 1.11.2004 tarihinde davalı idare tarafından 169.400.000 TL para cezası tahakkuk ettirildiği, ancak davacının kendi iddiasına göre bu ceza tutanağının kendisine tebliğ edilmemesi nedeniyle bu cezanın ödenmediği, bunun üzerine cezanın 3 katına çıkarılarak 508,00 YTL olarak tahakkuk ettirilmesi sonucunda, davacının ana para dışındaki fazlaya ilişkin (3 katına çıkarılmasına) kısmının kaldırılması için bakılan davayı açtığının anlaşılmış olduğu, uyuşmazlığın özünün trafik para cezasından kaynaklanmış olması ve ceza miktarının asıl para cezasının zamanında ödenmemiş olmasından dolayı arttırılarak uygulanması karşısında, asıl para cezasının devamı niteliğinde olan bu para cezasına karşı açılan davada da görevli yargı yerinin adli yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı bu kez; tarafına tebligat yapılmadığını, tutanağın kesinleşme şekli ve belirlenen cezaya faiz işlemesi nedeni ile cezanın artmış olmasının mağduriyetine neden olduğunu, bu nedenle hakkında verilen cezanın yasal faizi ile birlikte kaldırılması istemiyle, yeniden adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

HATAY 2.SULH CEZA MAHKEMESİ; 28.2.2007 gün ve SAYI: 2007/54 Müt. sayı ile, Mahkemelerinin 20.11.2006 tarih 2006/630 Müt sayılı kesin kararı ile; aynı itiraz eden tarafından yapılan talep sonucunda; itiraz edenin radarla hız kontrolünde hız sınırını aştığı için düzenlenen trafik ceza tutanağının hukuka uygun olarak düzenlendiği sonucuna varıldığından, itirazın reddine karar verilmiş olduğu; itiraz edenin, tutanağın kesinleşme ve belirlenen cezaya faiz yürütülmesine dair itirazında ise idari yargıda halledilecek bir sorun olduğuna dair karar gerekçesinde değinildiği; itiraz edenin, para cezasına uygulanan faizin kaldırılmasına karar verilmesi istemi ile Hatay İdare Mahkemesine başvurduğu, Mahkemenin 08.12.2006 tarih 2006/445-25 EK sayılı kararı ile Kabahatler Kanunun 27.maddesi gereği talep konusunda görevli yargı yerinin adli yargı olduğundan bahisle görev yönünden red kararı verildiği, kararın 28.01.2007 tarihinde kesinleştiğinin belirlendiği; Mahkemelerinin 20.11.2006 tarih 2006/630 Müt sayılı kararı ile, itiraz başvurusu üzerine, sürücüsü belirlenemediği için tescil plakasına yazılan ceza tutanağı içeriğinin hukuka uygun olduğu kabul edilmekle itirazın reddine dair karar verilmiş olduğu, itiraz konusu yapılan tutanağın tebliğ işleminin usulsüzlüğü ile cezaya yürütülen faiz konusunda karar gerekçesinde idari yargıda halledilmesi gereken bir sorun olduğundan bahsedilmiş bulunulduğu; bu konuda her hangi bir hüküm kurulmamış olduğu; bu itibarla; Trafik Ceza Tutanağının tebliği ve cezaya faiz yürütülmesi işlemleri birer idari işlem olup, adli yargının görev alanına girmediği; idari yargıda halledilmesi gerektiği sonucuna varıldığından; ancak İdare Mahkemesince de aynı konu ile ilişkin adli yargının görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verildiği belirlendiğinden, görev konusunda çıkan uyuşmazlığın çözümü için 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi gereğince dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş, bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatına hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, Trafik Ceza Tutanağının tebliği ve cezanın üç katına çıkarılması yönünden tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idari yargı yerinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasa koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de; Hatay 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen yapılan başvurunun, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan ve Trafik Ceza Tutanağının tebliği ve cezanın üç katına çıkarılması yönünden doğmuş bulunan olumsuz görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. .

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın Çelik’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2918 sayılı Yasa’nın 51 maddesine aykırılık nedeniyle, trafik zabıtasınca araç tescil plakasına göre düzenlenen trafik ceza tutanağı ile kesilen para cezasının; Trafik Ceza Tutanağının tebliğinin yapılmadığı ve cezanın üç katına çıkarılmasının usulsüz olduğu iddialarıyla, iptali istemiyle açılmıştır.

Ancak Hatay 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce, işlem ayrılarak, sürücüsü belirlenemediği için tescil plakasına yazılan ceza tutanağı içeriğinin hukuka uygun olduğu kabul edilerek itirazın reddine; ancak Trafik Ceza Tutanağının tebliği ve cezaya faiz yürütülmesi işlemlerinin birer idari işlem olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş; Hatay İdare Mahkemesi’nce de; uyuşmazlığın özünün trafik para cezasından kaynaklanmış olması ve ceza miktarının asıl para cezasının zamanında ödenmemiş olmasından dolayı arttırılarak uygulanması karşısında, asıl para cezasının devamı niteliğinde olan bu para cezasına karşı açılan davada da görevli yargı yerinin adli yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi nedeniyle; olumsuz görev uyuşmazlığının Trafik Ceza Tutanağının tebliği ve para cezasının üç katına çıkarılması yönünden sınırlandırılması gerekmektedir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; 51 maddesinin ilk iki fıkrasında; sürücülerin, aksine bir karar alınıp işaretlenmemişse yönetmelikte belirtilen hız sınırlarını aşmamak zorunda oldukları, hız ölçen teknik cihaz veya çeşitli teknik usullerle yapılan tespit sonucu hız aşan sürücülere para cezası uygulanacağı hususu düzenlenmiştir.

Anılan Yasanın İkinci Bölümünde yer alan 121. maddede, “ Para cezalarının tahsilinde ve takibinde uygulanacak esas ve usuller ile kullanılacak makbuzun, suç ve ceza tutanağının şekli ve kullanma esasları ile Bayındırlık Bakanlığı mensuplarından hangi niteliklere sahip kişilerin, hangi şartlarda, suç ve ceza tutanağı düzenleyeceği, genel zabıtaya mensup kişilerin bu Kanuna göre düzenleyecekleri tutanaklar hakkında yapılacak işlemler, yetki sınırları, koordinasyon ve işbirliği esasları İçişleri,Maliye ve Bayındırlık bakanlıklarınca müştereken çıkarılacak yönetmelikte gösterilir.

Makbuz ve tutanaklar Maliye Bakanlığınca bastırılır ve trafik kuruluşlarına dağıtım sağlanır.” Hükmüne yer verilmiştir.

Bu madde dayanak alınarak çıkarılan “Trafik Para Cezalarının Tahsilinde ve Takibinde Uygulanacak Esas ve Usuller İle Kullanılacak Belgeler Hakkında Yönetmelik” in;

“Tescil Plakasına Göre Düzenlenen Tutanaklar İçin Yapılacak İşlemler” başlıklı 10. maddesinde”, “(Değişik:22.04.2003-25087) Karayolları Trafik Kanunu'nun 116. maddesi hükümleri gereğince, görevlilerce yetki sınırları içerisinde tescil plakasına göre düzenlenen tutanaklar;

a) Aracın kayıtlı olduğu kuruluştan arşiv kayıtlarına göre araç sahibi veya işleteni tespit edilerek (birden fazla ise ilk sıradaki) Tutanağın boş kalan yerleri doldurularak ilgiliye 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca tebliğ edilir ve Tutanağın bir nüshası takip ve tahsil için ilgili mal sandığına gönderilir. Tebligat işlemine yedi iş günü içinde başlanır. Yapılan tebligatta bu şekilde uygulanan cezalar için, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde yetkili mahkemeye itiraz edebilecekleri belirtilir. İtiraz, ödemeyi ve ödeme ile ilgili süreyi durdurur. Ancak itiraz üzerine verilen kararlar kesindir.

b) Tescil plakasına göre tutanak düzenlenen araçlar, Tutanağın düzenlendiği yerin dışında başka bir tescil kuruluşuna kayıtlı olup bilgisayar sorgulamasında adresi tespit edilemiyorsa, adres tespiti için Tutanağın iki nüshası ilgili tescil kuruluşuna yedi iş günü içerisinde gönderilir. Tescil kaydına göre araç sahibi veya işleteninin adresleri arşiv kayıtlarından tespit edilir ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca 7 iş günü içerisinde tebliğ işlemlerine başlanarak tebligat yapılır, Tutanağın bir sureti de takip ve tahsili için ilgili mal sandığına gönderilir.

(…)

Karayolları Trafik Kanunu'nca tescil plakasına göre düzenlenen ve Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca tebliğ edilemeyen ceza tutanakları, ilgili mal sandıklarına takip ve tahsili için gönderilir.”;

“Para Cezalarının Ödenmesinde Takip Edilecek Esas ve Usuller Para Cezalarının Ödenebileceği Yerler ve İşlemler” başlıklı 11. maddesinde, “ Para cezalarının alındı karşılığı derhal ödemeyenler için yetkili kılınmış görevlilerce “Trafik Ceza Tutanağı” düzenlenir.

Bu ceza tutanaklarında yazılı trafik para cezaları Maliye ve Gümrük Bakanlığı'nın Sayman Mutemetlerine, Mal Sandıklarına veya bu Yönetmeliğin altıncı maddesine göre yetkili kılınmış görevlilere ödenebileceği gibi PTT idaresine veya bu Bakanlığın yetkili kıldığı bankalara ödenebilir.

Para cezalarını tahsil eden banka veya PTT idaresi, Maliye ve Gümrük Bakanlığı'nca tespit edilen süre içinde, ceza tutanaklarında belirtilen mal sandıklarına bilgi vermek zorundadırlar.

Banka veya PTT ile yapılan ödemelerde paranın bankaya veya PTT’ye veriliş tarihi ödeme tarihi sayılır.

PTT veya bankalara ödenecek para cezalarının tahsil ve takibinde uygulanacak esas ve usuller ile koordinasyon ve işbirliği Maliye ve Gümrük Bakanlığı ile bu kuruluşlar arasında yapılacak protokolle belirlenerek, ilan edilir.”;

“Para Cezalarının Ödeme Süresi” başlıklı 12. maddesinde ise, “Alındı karşılığı tahsilat derhal yapılamadığı takdirde düzenlenen ceza tutanağının bir örneğinin ilgiliye verildiği veya tebliğ edildiği tarihten itibaren para cezalarının on gün içinde ödenmesi gerekir.

On gün içinde ödenmeyen para cezaları iki katına çıkar ve ödeme süresi on gün daha uzar, bu süre içinde de ödenmeyen para cezaları üç katına çıkar.

PTT veya banka idareleri bu süreleri dikkat ederek tahsilat yapmak zorundadır.” denilmiştir.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, buna göre idare, hukuka aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerinden doğan hak ihlâlini tam olarak gidermek; diğer bir ifadeyle hakları ihlâl edilenlerin uğradığı gerçek zararları tazmin etmekle yükümlü bulunmaktadır.

Nitekim, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddesine göre, ilgililerin haklarını ihlâl eden bir idari işlem dolayısıyla idari yargı yerlerinde doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilmeleri olanaklıdır.

2577 sayılı Yasa’nın 12. maddesine göre ilgililerin haklarını ihlâl eden bir idari işlem dolayısıyla bu işleme karşı açtıkları iptal davasının sonuçlanması üzerine açacakları tam yargı (ve benzeri) davasının görüm ve çözümünde, iptal davasına bakan yargı merciinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Olayda, araç tescil plakasına kesilen trafik para cezasının tebliğ edilmediği ve bu nedenle cezanın arttığı iddiasıyla cezaya itiraz eden davacının isteminin; Sulh Ceza Mahkemesi tarafından cezanın aslı yönünden reddedildiği, Trafik Ceza Tutanağının tebliği ve cezaya faiz yürütülmesi işlemleri yönünden ise ayrıma tabi tutularak görevsizlik kararı verildiği görülmüştür.

Ancak, yukarıda ayrıntılı olarak yazılan 2918 sayılı Yasa ve ilgili Yönetmelik hükümlerinin incelenmesinden; Yasanın 51. maddesi uyarınca kesilen 169.40,YTL trafik para cezasının, süresinde ödenmemesi üzerine, Yönetmeliğin 12. maddesinin uygulanması suretiyle, üç katına çıkarak 508.20 YTL olduğu ve bu miktarın yargı organları nezdinde uyuşmazlık konusu edildiği anlaşılmaktadır. Yargı organlarınca yapılan yargılama faaliyeti esnasında ise, davacı tarafından ileri sürülen iddiaların ve sunulan kanıtların, dava konusu edilen işleme etkilerinin değerlendirileceği ve işlemin iptaline/itirazın kabulüne ya da davanın/itirazın reddine gerekçe oluşturacağı açıktır.

Bu durumda, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce; 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesinde öngörülen biçimde sürücüsü belirlenemediği için araç tescil plakasına göre verilen para cezasına karşı açılan davaların, adli yargının görev alanında görülmesi ve Sulh Ceza Mahkemesince de uyuşmazlığın özü olan ceza tutanağının içeriğine ilişkin olarak yargılama yapılarak işin esası hakkında karar verildiği dikkate alındığında; asıl para cezasının zamanında ödenmemiş olmasından dolayı arttırılan bu para cezasına karşı açılan davada da görevli yargı yeri, adli yargı olacaktır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ     : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Hatay 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen 28.02.2007 gün ve SAYI:2007/54 Müt. sayı ile yapılan BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2007/437

KARAR NO: 2008/188

KARAR TR : 7.7.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : Çevrenin Korunması Yönünden Kontrol Altında Tutulan Yakıt ve Atıklara İlişkin Tebliğ (Dış Ticarette Standardizasyon: 2005/3) uyarınca, 30.000 Mton antrasit ithalatı için alınan Kontrol Belgesi kapsamında; davacı şirket tarafından verilen Taahhütnamenin 15. ve 16. maddelerine aykırı olarak evrakların geç gönderilmesi nedeniyle, aynı Taahhütnamenin 21/b maddesinde yazılı bedelin (cezai şart) ödenmesi ve cezai şartın zamanında ödenmemesi durumunda yine aynı taahhütname uyarınca 6183 sayılı Kanuna göre işlem yapılacağının bildirilmesi yolunda tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : İÇDAŞ Çelik Enerji Tersane Ve Ulaşım San. A.Ş.

Vekili         : Av. Y.S.               

Davalı        : Çevre ve Orman Bakanlığı (Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü )

O L A Y     : Davacı Şirkete, 31.12.2004 tarihli ve 25687 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Çevrenin Korunması Yönünden Kontrol Altında Tutulan Yakıt ve Atıklara İlişkin Tebliğ (Dış Ticarette Standardizasyon: 2005/3)" sayılı Tebliğ uyarınca, 28.02.2005 tarihinde "2005.ÇYG.02.78" numaralı Kontrol Belgesi verilmiştir.

2005/3 sayılı Tebliğin "Ek I ve Ek II/A-B sayılı listelerde yer alan yakıt, atık ve metal hurdaların ithalatında Kontrol Belgesi alınabilmesi için; (...) ile Çevre ve Orman Bakanlığı'nca istenecek taahhütname ve diğer bilgi ve belgelerle birlikte malların ihracatçı ülkede çıkış işlemleri tamamlanmadan önce anılan Bakanlığa başvurulur" şeklindeki 2. maddesi uyarınca Davacı Şirketten 02.02.2005 tarihinde bir “Taahhütname” alınmıştır.

Davalı Çevre ve Orman Bakanlığı (Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü)nün 23.11.2005 günlü ve 65773 sayılı yazısıyla;

a) Kontrol Belgesi'nin, geçerlik süresi olan 08.08.2005 tarihini izleyen 30 günlük sürenin sonu olan 07.09.2005 tarihinde değil de, 08.09.2005 tarihinde kapatılmış olması gerekçesiyle, Verilen Taahhütnamenin 15. maddesinin (a) bendine binaen ve 21. maddesinin (b) bendi uyarınca, CIF değerinin % 5'i olan 80.637,205 ABD Doları;

b) 1. parti olan 4.551,520 Mton yakıtın analiz raporunun geç gönderilmesi nedeniyle, verilen Taahhütnamenin 16. maddesinin (a) bendine binaen ve 21. maddesinin (b) bendi uyarınca, CIF değerinin % 5'i olan 20.595,628 ABD Doları;

c) 2. parti olan 9.277,603 Mton yakıtın analiz raporunun geç gönderilmesi nedeniyle, verilen Taahhütnamenin 16. maddesinin (a) bendine binaen ve 21. maddesinin (b) bendi uyarınca, CIF değerinin % 5'i olan 45.840,704 ABD Doları;

d) 3. parti olan 3.864,182 Mton yakıtın analiz raporunun geç gönderilmesi nedeniyle, verilen Taahhütnamenin 16. maddesinin (a) bendine binaen ve 21. maddesinin (b) bendi uyarınca, CİF değerinin % 5'i olan 14.200,869 ABD Doları olmak üzere toplam 161.274,41 ABD Doları bedelin (cezai şart) Çevre ve Orman Bakanlığı hesabına yatırılması, aksi halde 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre tahsili cihetine gidileceği yolundaki işlemi tesis etmiştir.

Davacı Şirket vekili, “Davalı İdarenin 23.11.2005 tarihli ve 65773 sayılı, idari para cezası verilmesine ilişkin işleminin iptali” istemiyle 6.12.2005 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

BAĞCILAR 1 .SULH CEZA MAHKEMESİ; 29.09.2006 gün ve E: 2005/1063 Müt., K: 2005/1063 Müt.sayı ile, dosyanın incelenmesinden, itiraza konu idari para cezasının, Çevre Ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün 23.11.2005 tarih, 65773 sayılı yazısı ile verilmiş olduğu, söz konusu yazıda özetle; muteriz tarafından Bakanlığa verilen 02.02.2005 tarihli taahhütnamenin 15 ve 16.madde kapsamında evrakların geç gönderilmesi nedeniyle 21(b) maddesinde yazılı bedelin (cezai şart) ödenmesinin gerektiği ve toplam 161.274.41 $’ın yazının tebliğ edildiği tarihteki T.C Merkez Bankası Döviz Satış Kuru üzerinden hesaplanarak TL. karşılığının Çevre Ve Orman Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırılması gerektiğinin bildirildiğinin görüldüğü; 5326 sayılı Yasanın 27.maddesinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabilir denildiği, itiraza konu para cezasının, taraflar arasında yapılmış olan ve yukarıda bahsi geçen 23.11.2005 tarihli 65773 sayılı yazı içeriğinde belirtilen 02.02.2005 tarihli taahhütnameden doğan cezai şarta ilişkin olduğu, dolayısıyla idari para cezası niteliğinde olmadığı ve bu nedenle de söz konusu idari işlemin, Mahkemelerince incelenebilecek idari para cezalarına itiraz niteliğinden olmaması nedeniyle, muterizin itirazının 5326 sayılı yasanın 28/1-b maddesi gereğince görev yönünden reddine karar vermek ve tüm bu nedenlerle aşağıdaki şekilde hüküm kurmanın gerekmiş olduğu; yukarıda açıklanan nedenlerle; 5326 sayılı yasanın 27/1 maddesinde idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı sulh ceza mahkemesine başvurulabileceğinin belirtilmesi karşısında, itiraza konu idari işlemin taraflar arasındaki taahhütten doğan cezayı şarta ilişkin olması ve dolayısıyla idari para cezası niteliğinde olmaması nedeniyle, 5326 Sayılı yasanın 28/1 -b maddesi gereğince başvuru konusu idari işlemin sulh ceza mahkemesinde incelenebilecek işlerlerden olmaması nedeniyle başvurunun görev yönünden REDDİNE karar vermiş; yapılan itiraz, Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.01.2007 gün ve 2007/261 D. iş no.lu kararı ile kesin olarak reddedilmiş ve bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 6.İDARE MAHKEMESİ; 24.5.2007 gün ve E:2007/115 sayı ile, uyuşmazlık konusu işlemin, davacı şirket tarafından Çevrenin Korunması Yönünden Kontrol Altında Tutulan Yakıt ve Atıklara İlişkin Dış Ticarette Standardizasyon Tebliği uyarınca davalı idareye verilen taahhütnameden doğan cezai şarta ilişkin olduğu açık olup, uyuşmazlığa bakmaya görevli olan yargı yerinin belirlenebilmesi bakımından, cezai şartın bir idari yaptırım olup olmadığının ve 5326 sayılı Kanun kapsamında kabahat olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunun açıklığa kavuşturulmasının gerektiği; 5326 sayılı Yasanın 3. maddesi hükmünden; Kabahatler Kanununun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı, diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi halinde ise söz konusu hükümlerin uygulanmayacağının anlaşıldığı; bu durumda, 5326 sayılı Kanunun 16. maddesinin; idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğu yolundaki hükmü göz önünde bulundurulduğunda, taahhütnameden kaynaklanan cezai şartın ödenmesine ilişkin işlemin idari para cezası niteliğinde olmadığı, ancak idari bir yaptırım olduğu ve buna ilişkin uyuşmazlığın Kabahatler Kanunu Kapsamında çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmakla, bu konuda idare mahkemelerinin görevli olduğu yolunda bir kanun hükmü de mevcut olmadığından, 5326 sayılı Kanunun 3. maddesi uyarınca Sulh Ceza Mahkemesince çözümlenmesi gereken uyuşmazlığa ilişkin davanın, idari yargı yerinde görülüp çözümlenmesine hukuken olanak bulunmadığı; açıklanan nedenlerle, Mahkemelerinin görevsizliğine, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyiş Hakkında Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine, karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın Çelik’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Çevrenin Korunması Yönünden Kontrol Altında Tutulan Yakıt ve Atıklara İlişkin Tebliğ (Dış Ticarette Standardizasyon: 2005/3) uyarınca, ısınma amaçlı kullanılmak üzere 30.000 Mton antrasit ithalatı için alınan Kontrol Belgesi kapsamında; davacı şirket tarafından verilen Taahhütnamenin 15. ve 16. maddelerine aykırı olarak evrakların geç gönderilmesi nedeniyle, aynı Taahhütnamenin 21/b maddesinde yazılı bedelin (cezai şart) ödenmesi ve cezai şartın zamanında ödenmemesi durumunda yine aynı taahhütname uyarınca 6183 sayılı Kanuna göre işlem yapılacağının bildirilmesi yolunda tesis edilen 23.11.2005 tarih ve 65773 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

2709 sayılı 1982 Anayasasının 56. maddesinde; herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin Devletin ve vatandaşların ödevi olduğu belirtilmiş; Devlete yüklenilen, çevrenin korunması ve kirlenmesinin önlenmesi ödevi, 8/5/2003 tarih 25102 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun ile anılan Bakanlığa verilmiştir.

Dış ticarette teknik düzenleme, standardizasyon, uygunluk değerlendirmesi ve belgelendirme faaliyetleri çerçevesinde, ithalatta insan sağlığının ve emniyetinin, hayvan veya bitki varlığının veya çevrenin korunmasını sağlamak amacıyla, hazırlanan ve 96/7794 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edilen “Dış Ticarette Teknik Düzenlemeler ve Standardizasyon Rejim Kararı”, 01.02.1996 tarih ve 22541 (mükerrer) sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur.

Söz konusu Rejim Kararı'nın 4. maddesinde, "Çevre kirliliğine yol açtığı veya bu yönden risk taşıdığı tespit edilen her türlü atık, artık, kimyevi madde ve ürünü ithal edenlere, kusur şartı aranmaksızın, genel hükümler dışında ayrıca bu Kararın 5 inci maddesindeki müeyyideler uygulanır." hükmü; 5. maddesinde, "Bu Karar ve bu Karara istinaden yayımlanacak yönetmelik, tebliğ, talimat ve taahhütnamelere aykırı davrananlar ... hakkında ilgili kanun hükümleri saklı kalmak üzere, ayrıca aşağıdaki müeyyidelerden biri veya birkaçı uygulanır." hükmü getirilmiş; aynı maddenin (f) bendinde de, Taahhütname alınan durumlarda,taahhütnamede belirtilen meblağın, 6183 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde ithalatçının bağlı bulunduğu vergi dairesince tahsil edileceği, öngörülmüştür.

Yukarıda sözü edilen Rejim Kararı'na dayanılarak, Dış Ticaret Müsteşarlığı'nca hazırlanan ve 31 Aralık 2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan "Çevrenin Korunması Yönünden Kontrol Altında Tutulan Yakıt ve Atıklara İlişkin Tebliğ (Dış Ticarette Standardizasyon: 2005/3) ile Tebliğ eklerinde yer alan madde ve yakıtların ithalden önce ve fiili ithal sırasında çevrenin korunması yönünden uygunluğunun onay yetkisi Çevre ve Orman Bakanlığına verilmiştir.

Söz konusu Tebliğin 1. maddesine göre, ithal edilecek yakıtlarda çevrenin korunması yönünden uygunluğun, Bakanlıkça verilecek Kontrol Belgesi ile belgeleneceği; bu kontrol belgesinin alınabilmesi için, ithalatçı firmanın, Tebliğin 2. maddesinde sayılmış olan, proforma fatura, analiz sertifikası, kontrol belgesi ile birlikte sanayici taahhütnamesi ve ithalatçı firmadan alınan Taahhütnamenin Bakanlığa verilmesinin gerektiği, Kontrol Belgesinin süresinin, Tebliğin 8. maddesine göre altı ay olduğu belirtilmiş; 11. maddesinde de, sanayicilerin ve sanayici adına ithalat yapan firmaların, bu Tebliğ hükümlerine ve bu Tebliğ gereğince alınan taahhütnamelere aykırı fiillerinden müteselsilen sorumlu oldukları hükme bağlanmıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarenin 08.02.2005 tarih ve 1093 sayılı yazısı ile 2005/3 sayılı Tebliğ kapsamında yapılan inceleme sonucu, Davacı Şirkete sanayi amaçlı kullanılmak üzere 30.000 (otuz bin) Mton antrasit ithalatı için 08.02.2005 tarih ve 2005.ÇYG.02.78 no.lu Kontrol Belgesinin verilmiş olduğu; bu Tebliğ uyarınca; İdarece Kontrol Belgesi verilirken ithalatçı firmadan ithalat öncesi ve sonrasında uyulması gerekli olan hususları ihtiva eden 2.2.2005 tarihli bir Taahhütname alındığı; söz konusu Taahhütnamenin 15. Maddesinde "Kontrol Belgesi dosyalarının kapatılması için;

a) Kontrol Belgesi kapsamı yakıtın tamamının ya da bir bölümünün ithalatından vazgeçilmesi veya Kontrol Belgesi'nin geçerlilik süresinin bitimi halinde, Bakanlığınız uygunluk yazısı, Kontrol Belgesi, Yakıt Kalite Belgesi ve onaylı proforma faturanın asıllarını kontrol belgesi geçerlilik süresi bitiminden itibaren en geç 30 gün içerisinde,

b)Kontrol Belgesi kapsamı yakıtın tamamının ithalatının gerçekleşmesi halinde, gümrük giriş beyannamesi ile ihracatçı tarafından verilen faturanın ve Bakanlığınızca düzenlenen Kontrol Belgesinin ilgili gümrük idaresince onaylanmış bir nüshasını, kontrol belgesi geçerlilik süresi bitiminden itibaren en geç 30 gün içerisinde , (…)"Bakanlığa gönderileceği;

Taahhütnamenin 16.Maddesinin (a) bendinde "İthal edilen yakıtın gümrükten çekilmesi aşamasında 5. 6. ve 7. maddeler çerçevesinde alınan numunelerin 11.maddede belirtilen şekilde yaptırılan analizlerin sonuçlarını belirten belgeyi, yakıtın millileşmesi tarihinden itibaren en geç 30 gün içerisinde Bakanlığınıza ve ithalatın gerçekleştirildiği limanın bağlı olduğu ilin Valiliğine (İl Çevre ve Orman Müdürlüğüne) gönderileceği (…)";

Taahhütnamenin, Ceza Hükümleri başlıklı 21. maddesinde; maddelerde belirtilen hususlara aykırı davranılması halinde, ithale konu yakıtın CIF değerine göre saptanan oranını bağlı bulunduğu vergi dairesince taraflarına tebliğ edildiği tarihteki T.C.Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak TL(YTL) karşılığını Bütçeye gelir kaydedilmek üzere Çevre ve Orman Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatıracağı; 23. maddesinde ise, taahhütname hükümlerinin yerine getirilmemesinden doğan alacakların, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip ve tahsili kabul ve taahhüt edilmiştir.

Olayda, Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünce tesis edilen 23.11.2005 tarih, 65773 sayılı işlem ile, davacı şirketten, Taahhütnamenin 15. ve 16. maddesi kapsamındaki evrakı geç göndermesi nedeniyle 21(b) Maddesinde yazılı bedeli (cezai şart) ödemesinin talep edildiği; işlemin sonuç kısmında, toplam 161.274,41 USD'nın, bu yazının tebliğ edildiği tarihteki TC Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanarak TL karşılığının (...)15 gün içerisinde yatırılarak, dekontun Bakanlıklarına iletilmesi gerektiği; aksi takdirde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağının bildirildiği anlaşılmıştır.

Buna göre, davacı şirketin; Çevrenin Korunması Yönünden Kontrol Altında Tutulan Yakıt ve Atıklara İlişkin Tebliğ(Dış Ticarette Standardizasyon: 2005/3 sayılı) uyarınca; ithalat yapmak amacıyla Kontrol Belgesi alabilmesi için davalı idareye Taahhütname vermesinin zorunlu şart olarak öngörüldüğü ve taahhütname hükümlerinin yerine getirilmemesi nedeniyle cezai şarttan doğan alacakların, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil edileceği hususları göz önüne alındığında, kamu alacağı niteliği kazanan bedelin ödenmesinin bildirimi niteliğindeki dava konusu işlemin, idarece kamu gücüne dayalı ve tek taraflı irade ile tesis edilmiş idari işlem olarak kabulü gerekmektedir.

Bu durumda, uyuşmazlığa konu edilen davanın, 2577 sayılı İ.Y.U.K.’nun 2/1-a. maddesinde sayılan iptal davası kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 6.İdare Mahkemesi’nce 24.5.2007 gün ve E:2007/115 sayı ile yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2007/487

KARAR NO: 2008/190

KARAR TR : 7.7.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : İ. K.

Vekili         : Av. S.P.

Davalı        : Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı (İzmir Sigorta İl Müdürlüğü)

O L A Y     : İşyeri bildirgesi, sigortalı işe giriş bildirgesi, aylık prim ve hizmet belgelerinin, aylık sigorta prim bildirgelerinin, dört aylık sigorta primleri bordrolarının yasal süre içersinde Kuruma verilmemesi nedeniyle davacı adına 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 140. maddesine göre idari para cezası verilmiş, yapılan itiraz komisyon kararı ile reddedilmiştir.

Davacı vekili, söz konusu para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

İZMİR 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 23.1.2007 gün ve D. İş E:2006/130, D.İş K:2007/87 sayı ile, 5560 sayılı Yasa ile değişik 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’na göre, 506 sayılı Kanun’un 140. maddesinde görevli yargı yeri belirtilmediğinden davanın görüm ve çözüm görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görev yönünden başvurunun reddine karar vermiştir.

Davacı vekili bu kez, aynı istemle 8.3.2007 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

İZMİR 3. İDARE MAHKEMESİ; 23.3.2007 gün ve E: 2007/415, K:2007/377 sayı ile, 506 sayılı Kanunun 140. maddesi ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerine göre idari para cezalarına karşı Sulh Ceza Mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleştikten sonra davacı vekilinin talebi üzerine dava dosyası, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 15. maddesi uyarınca ortaya çıkan görev uyuşmazlığının çözümü için Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmiştir

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O. Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 07.07.2008 günlü toplantısında; Hâkim-Raportör G. Fatma BÜYÜKEREN’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Her ne kadar adli yargı yerince verilen kararın hüküm fıkrasında “ mahkemenin görevsizliğine”, “davanın görev yönünden reddine” şeklinde bir ibare yer almamakta ise de, karar gerekçesinde davanın idare mahkemesinde görülmesi gerektiğinin açıkça belirtilmiş olması karşısında verilen kararın görevsizlik kararı olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

İzmir 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının temyiz edildiği ve dava dosyasının temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay’a gönderildiği, dosyanın halen Yargıtay’da olduğunun bildirildiği, Mahkememiz ile adli yargı yeri arasında yapılan yazışmalar sonucu anlaşılmıştır.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.”, 27. maddesinde ise, “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder.” denilmektedir.

Açıklanan nedenlerle, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının kesinleşmediği, bu nedenle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2007/518

KARAR NO: 2008/191

KARAR TR : 7.7.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : Görevli bulunduğu askeri aracın uğradığı trafik kazası sonucunda ölen J.Kd.Binbaşının eşi tarafından, idare aleyhine açılan tazminat davasının, ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : İ. Ş. K.

Vekili         : Av. S.A.

Davalı        : İçişleri Bakanlığı

O L A Y :Davacının eşi J. Kd. Bnb. Serdar Köksoy, Batman İl Jandarma Komutanlığı, İstihbarat Şube Müdürlüğünde çalışmakta iken, Diyarbakır E Tipi Cezaevinde bulunan tutuklularla görüşme yapmak üzere görevlendirilmesi üzerine; adı geçenin emir ve komutasında bir heyet oluşturulmuş, 27 Aralık 1997 günü saat 06.00 sularında Batman İli Jandarma Komutanlığına ait 772220 plakalı Peugeot minibüs ve 772207 plakalı Beyaz Renault ile yola çıkılmış; Bismil İlçesi Salat Köprüsüne gelindiğinde, trafik kazası olduğu görülmüş ve diğer araçlarla birlikte jandarma konvoyu da durmuş; bu esnada, Batman istikametinden gelen ham petrol yüklü bir tanker duramayıp yayalara ve araçlara çapmış; davacının eşi, yaralı olarak olay yerinden alınarak hastaneye kaldırılmış, ancak kurtarılamayarak hastanede vefat etmiştir.

Davacı vekili, olay sebebiyle, müvekkilinin tazminat davası açma zorunluluğu doğduğundan bahisle; fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydı ile şimdilik 100.00, YTL. maddi, 10.000.00 YTL. manevi olmak üzere toplam, 10.100.00 YTL. tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle 31.1.2007 gününde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

Davalı idare vekilince, birinci savunma dilekçesinde, davada idari yargının görevli olduğu öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 25.4.2007 günlü celsesinde E:2007/35 sayı ile, davanın sonuç olarak trafik kazası sebebiyle açılan bir tazminat davası olduğu ve bu tür davalara adli mahkemelerde bakılması gerektiğinden bahisle, davalı idarenin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı idare vekilince, süresinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe ve ekleri AYİM Başsavcılığına gönderilmiştir.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; Anayasanın 125’nci maddesinin son fıkrasında idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun düzenlendiği, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılacak tam yargı davalarının görüm ve çözümünün idari yargı yerlerinin görevine girdiğinin tartışmasız olduğu; ancak dava konusunu oluşturan zararın davalı idareye ait aracın trafik kazası yapması sonucu meydana gelmiş olması nedeniyle görevli yargı yeri açısından Karayolları Trafik Kanunu hükümlerinin irdelenmesinin gerektiği; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun, trafik kazalarına ilişkin yedinci kısmını izleyen hukuki sorumluluk ve sigorta hakkındaki sekizinci kısmının, 'İşleten ve Araç İşleticisinin Bağlı Olduğu Teşebbüs Sahibinin Hukuki Sorumluluğu" başlıklı birinci bölümünde aynı başlıkla yer alan 85’nci maddesi, değişik birinci fıkrasında "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.” ve değişik beşinci fıkrasında "İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur. " hükümlerini taşıdığı; aynı kısmın "Özel Durumlar" başlıklı üçüncü bölümünde Devlete ve kamu kuruluşlarına ait araçların durumunu düzenleyen değişik 106’ncı maddesinde ise; "Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır. " hükmüne yer verildiği; anılan 85nci maddeden, işleten ve teşebbüs sahibinin, bir motorlu aracın işletilmesinden ve bu arada aracın sürücüsünün ve işletme yardımcılarının eylem ve davranışlarından dolayı üçüncü kişilerin uğradıkları zararlardan, kusurlu olup olmamalarına bakılmaksızın "tehlike esası"na göre sorumlu tutuldukları; 106ncı madde ile de, maddede sayılan kamu kurum ve kuruluşlarının işleten gibi aynı hukuki sorumluluğa tabi kılındığının anlaşıldığı; sözü edilen Yasa hükümlerinde, açıkça göreve ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi, esasen 85nci maddedeki işletenin hukuki sorumluluğunun zarar gören üçüncü kişiler bakımından ele alınmış olması karşısında, işleten veya teşebbüs sahibi ile hizmet ilişkisi içinde bulunan araç sürücüsü veya diğer görevlilerin uğradıkları zararlardan dolayı hukuki sorumluluğun genel hükümlere tabi olmasının doğal olduğu; nitekim Karayolları Trafik Kanununun hukuki sorumluluğa ilişkin diğer hükümlerinde, 85nci madde kapsamı dışında kalan hallerde genel hükümlerin uygulanacağına işaret edilmiş bulunduğu; belirtilen duruma göre, kamu kurumuna ait motorlu aracın kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla işletilmesi sırasında, bir kamu görevlisinin yaralanması ya da ölmesi nedeniyle uğranılan zararlardan dolayı, idarenin hizmet kusuru ya da objektif sorumluluk esasları çerçevesinde sorumlu olup olmadığının yargısal denetiminin, idari eylemden doğan zararların giderilmesi için açılacak bir tam yargı davası kapsamında idari yargı yerlerince yapılacağı açık olduğu, (Bkz.:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü 20.11.2000 tarih ve E.:2000/20, K.:2000/47 sayılı kararı) Anayasa'nın 157nci maddesinde, Askeri Yüksek idare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartı aranmayacağının belirtildiği; 20.7.1972 günlü ve 1602 Sayılı Yasanın 25.12.1981 günlü ve 2568 Sayılı Yasa ile değişik 20nci maddesinde de aynı hükmün yer aldığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi “ ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği; 1602 Sayılı Yasa'nın değişik 20nci maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi sayıldığı; idari eylemin "askeri hizmete ilişkin bulunması" eylemin kanun ve nizamlarının Türk Silahlı Kuvvetlerine tanıdığı yetki ve görevlerin yerine getirilmesi amacına yönelik olması anlamını taşıdığı, askeri nitelikte idari eylemi de, askeri kural ve gerekler çerçevesinde yürütülen askeri hizmet sırasındaki bir hareket, tutum veya meydana gelen ya da getirilen bir olay olarak tanımlamanın olanaklı olduğu; idari eylemin ''asker kişiyi ilgilendirmesi" için, eylemin bir asker kişiye yönelmesi, zarar verici etkilerini bir asker kişinin beden bütünlüğü veya malvarlığı sahasında meydana getirmiş olmasının gerektiği; olayda, davalı idareye ait aracın tahsis edildiği görevin veya hizmetin yürütülmesi sırasında araçta yolcu olarak bulunan Jandarma Binbaşının yapılan trafik kazası sonucu ölümü dolayısıyla, uğranılan zararların idare tarafından tazmin edilmesi istenildiği anlaşılmakla, zararın askeri bir görevin/hizmetin yürütülmesi sırasında doğması ve asker kişinin bedeninde oluşması karşısında, davada idari eylemin "askeri hizmete ilişkin bulunması" ve "asker kişiyi ilgilendirmesi" koşullarının birlikte gerçekleştiği ve dolayısıyla AYİM'in görevli olduğunun değerlendirildiği; gerekçesiyle, askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış ve 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini uyuşmazlık Mahkemesinden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu hükümlerinde açıkça göreve ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi, esasen 85. maddedeki işletenin hukuki sorumluluğunun zarar gören üçüncü kişiler bakımından ele alınmış olması karşısında, işleten veya teşebbüs sahibi ile hizmet ilişkisi içinde bulunan araç sürücüsü veya diğer görevlilerin uğradıkları zarardan dolayı hukuki sorumluluğun genel hükümlere tabi olmasının doğal bulunduğu, nitekim anılan Yasa’da 85. madde dışında kalan hallerde genel hükümlerin uygulanacağına işaret edildiği, belirtilen duruma göre kamu kurumuna ait motorlu aracın kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla işletilmesi sırasında bir kamu görevlisinin yaralanması ya da ölmesi nedeniyle uğranılan zararlardan dolayı idarenin hizmet kusuru ya da objektif sorumluluk esasları çerçevesinde sorumlu olup olmadığının yargısal denetiminin, açılacak tam yargı davası kapsamında idari yargı yerlerince yapılacağı, olayda askeri aracın tahsis edildiği hizmetin yürütülmesi sırasında araç içinde görevli bulunan subayın ölümü dolayısıyla uğranılan zararın idarenin hizmet kusuru esasına göre görüm ve çözümünde, Anayasanın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddeleri hükümlerine göre AYİM’in görevli bulunduğu, bu nedenle AYİM Başsavcılığının başvurusunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı Bakanlık vekilince anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde ve 12. maddede belirlenen süre içinde başvurulması üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı tarafından uyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın Çelik’in, davanın çözümünde AYİM’in görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada AYİM’in görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, görevli bulunduğu askeri aracın uğradığı trafik kazası sonucunda ölen J.Kd.Binbaşının eşi tarafından, olayın meydana gelmesindeki kusuruna karşılık, maddi ve manevi tazminatın davalı idarece ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlâl edilenler tarafından açılacak tam yargı davalarının görüm ve çözümünün idari yargı yerlerinin görevine girdiği tartışmasızdır.

Ancak, tazminatın konusunu oluşturan zararın kamu idaresine ait bir motorlu aracın karayolu üzerinde işletilmesi sırasında meydana gelmiş olması nedeniyle, görevli yargı yerinin belirlenebilmesi için konuya ilişkin özel düzenleme içeren Karayolları Trafik Kanunu hükümlerinin gözden geçirilmesi gerekmektedir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun, trafik kazalarına ilişkin yedinci kısmını izleyen hukuki sorumluluk ve sigorta hakkındaki sekizinci kısmının, “ İşleten ve Araç İşleticisinin Bağlı Olduğu Teşebbüs Sahibinin Hukuki Sorumluluğu” başlıklı birinci bölümünde aynı başlıkla yer alan 85. maddesi, değişik birinci fıkrasında “ Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.” ve değişik beşinci fıkrasında “İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.” hükümlerini taşımakta; aynı kısmın “Özel Durumlar” başlıklı üçüncü bölümünde Devlete ve kamu kuruluşlarına ait araçların durumunu düzenleyen değişik 106. maddesinde ise, “Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır.”hükmüne yer verilmektedir.

Anılan 85. maddeden, işleten ve teşebbüs sahibinin, bir motorlu aracın işletilmesinden ve bu arada aracın sürücüsünün ve işletme yardımcılarının eylem ve davranışlarından dolayı üçüncü kişilerin uğradıkları zararlardan, kusurlu olup olmamalarına bakılmaksızın“tehlike esası”na göre sorumlu tutuldukları; 106. madde ile de, maddede sayılan kamu kurum ve kuruluşlarının işleten gibi aynı hukuki sorumluluğa tabi kılındığı anlaşılmaktadır.

Sözü edilen Yasa hükümlerinde, açıkça göreve ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi, esasen 85. maddedeki işletenin hukuki sorumluluğunun zarar gören üçüncü kişiler bakımından ele alınmış olması karşısında, işleten veya teşebbüs sahibi ile hizmet ilişkisi içinde bulunan araç sürücüsü veya diğer görevlilerin uğradıkları zararlardan dolayı hukuki sorumluluğun genel hükümlere tabi olması doğaldır.

Nitekim, Karayolları Trafik Kanunu’nun hukuki sorumluluğa ilişkin diğer hükümlerinde, 85. madde kapsamı dışında kalan hallerde genel hükümlerin uygulanacağına işaret edilmiştir.

Belirtilen duruma göre, kamu kurumuna ait motorlu aracın kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla işletilmesi sırasında bir kamu görevlisinin yaralanması ya da ölmesi nedeniyle uğranılan zararlardan dolayı, idarenin hizmet kusuru ya da objektif sorumluluk esasları çerçevesinde sorumlu olup olmadığının yargısal denetiminin, idari eylemden doğan zararların giderilmesi için açılacak bir tam yargı davası kapsamında idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır.

Davada, idari yargı yerlerinden hangisinin görevli olduğuna gelince:

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem ya da eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi“ ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari eylemin “askeri hizmete ilişkin bulunması”, eylemin kanun ve nizamların Türk Silahlı Kuvvetlerine tanıdığı yetki ve görevlerin yerine getirilmesi amacına yönelik olması anlamını taşımaktadır. Askeri nitelikteki idari eylemi de, askeri kural ve gerekler çerçevesinde yürütülen askeri hizmet sırasındaki bir hareket, tutum veya meydana gelen ya da getirilen bir olay olarak tanımlamak olanaklıdır.

İdari eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” için, eylemin bir asker kişiye yönelmesi, zarar verici etkilerini bir asker kişinin beden bütünlüğü veya malvarlığı sahasında meydana getirmiş olması gerekir.

Olayda, askeri aracın tahsis edildiği hizmetin yürütülmesi sırasında araçta görevli bulunan binbaşının ölümü dolayısıyla uğranılan zararların idarece tazmin edilmesi istenildiğine göre, zararın askeri kural ve talimatlar çerçevesinde yürütülen bir hizmet sırasında doğması ve asker kişinin bedeninde oluşması karşısında, davada idari eylemin “askeri hizmete ilişkin bulunması” ve “asker kişiyi ilgilendirmesi” koşullarının birlikte gerçekleştiği anlaşıldığından, uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, AYİM Başsavcılığınca yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nin davalı idarenin görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 25.4.2007 gün ve E:2007/35 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2007/538

KARAR NO: 2008/193

KARAR TR : 7.7.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 5.8.2006 tarihinde meydana gelen kaza nedeniyle sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketi tarafından, zararın, kusur ve sorumluluk oranına göre Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. tarafından giderilmesi istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Güneş Sigorta A.Ş.

Vekili         : Av. F.K.

Davalı        : Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş.

Vekili         : Av. M. M. G.

O L A Y     : 5.8.2006 tarihinde davacı sigorta şirketi tarafından sigorta poliçesi ile sigortalanan aracın da karıştığı maddi hasarlı trafik kazası meydana gelmiştir. Maddi hasarlı trafik kazası tespit tutanağında, çalışma alanında gerekli tedbir ve önlemleri almayan, işaretlemeleri eksik yapan (çalışma, sola mecburi yön, sağdan daralan yol gibi) levhaları kullanmayan Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin (Ş. Şefi Gökhan Bulut) bu kazada yetersiz ve eksik levha kullandığından % 40 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir.

Davacı vekili, trafik kazası sonucu sigortalı araçta 1.695,00 YTL’lık hasar meydana geldiğini, tespit edilen hasar bedelinin sigortalı araç sahibine 5.9.2006 tarihinde ödendiğini belirterek, olayın meydana gelişinde % 40 kusurlu bulunan davalı idareden(şirketlerinin TTK 1301. maddesine göre sigortalısının haklarına halef olarak kusur nispetine göre) 678,00 YTL’ nın 5.9.2006 tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsili istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı vekili, birinci savunma dilekçesinde, davanın görevsiz mahkemede açıldığını, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın 27.6.2005 tarih ve 8559 sayılı yazısına istinaden, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 2.4.2004 tarih, 2004/22 sayılı kararı ile TEDAŞ’ın özelleştirme kapsam ve programına alındığını, 4046 sayılı Yasa’nın 20 nci maddesinde, Özelleştirme İdaresine devredilen KİT'lerin anonim şirkete dönüştürülmesine ilişkin hükümlerin bulunduğunu, buna istinaden, davalı TEDAŞ Trabzon Elektrik Dağıtım Müessesesi’nin Çoruh Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi adını aldığını, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın kararıyla TEDAŞ'ın 20 ayrı dağıtım şirketine ayrılmasına karar verildiğini, Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin de bunlardan biri olduğunu, Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin, ayrı tüzel kişiliği ve sermayesi olan tamamen özel hukuk hükümlerine tabi bir ticaret şirketi olduğunu ve ana sözleşmesine göre, bu şirketin karlılık ve verimlilik esaslarına göre faaliyet gösterdiğini, bu nedenle davanın idare mahkemesinde açılmasının isabetli olmadığını ileri sürmüştür.

TRABZON İDARE MAHKEMESİ; 15.5.2007 gün ve E:2006/2587 sayı ile, davacı Güneş Sigorta A.Ş vekili tarafından; davalı idarenin hizmet kusuruna dayalı olarak 600,00 YTL’nin faizi ile birlikte tazmini istemiyle Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş.'ne karşı açılan davada, davalı idarece görev itirazında bulunulduğundan dosyanın incelendiği, 2577 sayılı Yasa’nın 2. maddesinde; idari dava türlerinin, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davaları; idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları; kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı açılan davalar olarak sayıldığı; idari yargının idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimini yapmakla görevli olduğunun kurala bağlandığı, dava dosyasının incelenmesinden, davacı şirkete 42174647 sayılı poliçe ile kasko sigortalı 61 EK 409 plakalı aracın 5.8.2006 tarihinde Trabzon İlinde maddi hasarlı kaza yaptığı, kazanın oluşumunda davalı idarenin yol güzergahı üzerinde yaptığı çalışma alanında gerekli ve tedbir ve önlemleri almaması nedeniyle %40 oranında kusurlu olduğunun kaza tespit tutanağından belirlenmiş olması nedeniyle, söz konusu olay nedeniyle oluşan ve sigortalıya ödenen toplam hasar tutarının davalı idarenin kusurundan kaynaklanan hasar bedeli kısmı olan 600,00 YTL’nin yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle iş bu davanın açıldığının anlaşıldığı, Anayasa’nın 125 inci maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun belirtildiği, olayda, TEDAŞ'ın özelleştirme kapsam ve programına alınması nedeniyle Özelleştirme İdaresi Başkanlığı kararı ile 20 ayrı dağıtım şirketine ayrılmasına karar verildiği, bu şirketlerden birinin de davacı Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. olduğu, ayrı tüzel kişiliği ve sermayesi olan, özel hukuk hükümlerine tabi bir ticari şirketin verdiği zararlara karşı açılacak davaların idari yargıda görülmemesi gerektiği iddia edilmiş ise de; şirketin henüz özelleştirme sürecini tamamlamadığı, şirket halen kamu personeli tarafından kamu hukuku kurallarına göre yönetildiğinden; kamu hizmeti faaliyeti esnasında verilen zararlara karşı açılacak davaların idari yargı yerlerinde görülmesi gerektiği, bu nedenlerle, davalı idarenin görev itirazının reddine, uyuşmazlığı çözümlemeye Mahkemelerinin görevli olduğuna karar vermiştir.

Davalı vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile, şirketlerinin kamu tüzel kişisi olmadığı, şirketin özelleştirme çalışmaları kapsamında kurulmuş olan, karlılık ve verimlilik esasına göre işletilen bir özel hukuk tüzel kişisi olduğu(KİT), yaptığı tüm işlemlerin özel hukuk hükümlerine tabii bulunduğu ileri sürülerek adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması isteminde bulunulması üzerine dilekçe ve dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Müvekkilinin trafik kazasında meydana gelen hasar nedeniyle ödediği tazminatın davalının kusuru oranında rücuen tahsili istemiyle davacı vekili tarafından davalı idare aleyhine açılan davada, davalı idarenin görev itirazında bulunduğu, bu itirazın reddedilmesi üzerine davalı idare tarafından olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması talebinde bulunulması nedeniyle dosyanın Başsavcılıklarına gönderildiğinin anlaşıldığı, davalı idarenin 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında bulunduğu, anılan KHK’nin, Kamu İktisadi Teşebbüslerini İktisadi Devlet Teşekkülleri ve Kamu İktisadi Kuruluşları olmak üzere iki gruba ayırdığı, bu yasal düzenlemeye göre, bunlardan İktisadi Devlet Teşekküllerinin, sermayesinin tamamı Devlete ait olmak, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek ve hususi hukuk hükümlerine tabi bulunmak üzere; Kamu İktisadi Kuruluşlarının ise, yine sermayesinin tamamı Devlete ait olmak ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mallar ve hizmetler üretmek, pazarlamak üzere kurulduğunun anlaşıldığı, 233 sayılı KHK'nin 1. maddesinde, İktisadi Devlet Teşekküllerinin ticaret şirketleri gibi verimlilik ve karlılık ilkeleri doğrultusunda çalışacaklarının vurgulandığı, sonraki hükümlerde, Teşebbüslerin, kuruluş ve müesseseler biçiminde teşkilatlanacaklarının açıklandığı, 16. maddede, kurulacak müesseselerin statülerini ve unvanlarını ticaret siciline tescil ve ilan ettirecekleri, bunların özel hukuk hükümlerine tabi olacakları, sorumluluklarının sermayeleri ile sınırlı bulunduğu, Genel Muhasebe Kanunu ile İhale Kanunu hükümlerinin bunlara uygulanmayacağı, Sayıştay denetimine tabi olmadıklarının hükme bağlandığı, Kanun koyucunun özel hukuk hükümlerine tabi tutmak suretiyle, bunların birer ticaret şirketi veya tacir olduklarını benimsediğinin anlaşıldığı, teşebbüslerin taşınır ve taşınmaz her türlü mallarının haczedilemeyeceğine dair hükmün, 4011/1 sayılı Kanun ile iptal edilerek, bu teşebbüslerin mallarının haczedilebileceği hükmünün getirildiği, öte yandan, Vergi Usul Kanunu'nda da, müesseselerin tacirler gibi defter tutacakları ve gelirlerinin kurumlar vergisine tabi bulunduğunun kabul edildiği, Kamu İktisadı Teşebbüsünün tacir sıfatını kazanmasının Ticaret Kanunu’nun 18/1. maddesinde belirlenen iki koşuldan birini taşımasını gerektirdiği, kuruluş yasaları uyarınca özel hukuk hükümlerine göre idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere kurulması gerektiği, 233 sayılı KHK hakkındaki bu kısa açıklamadan sonra, davalı TEDAŞ'ın ana statüsü bakımından incelenmesinde yarar görüldüğü, Türkiye Elektrik Kurumu’nun, 233 sayılı KHK'nin verdiği yetki ile Resmi Gazetenin 9 Kasım 1984 sayısında yayımlanan Ana Statü ile kurulduğu, Statünün 3. maddesinde, Kurumun tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk, hususi hukuk hükümlerine tabi ve sorumluluğu sermayesi ile sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşu olduğunun açıklandığı, 12.8.1993 gün ve 93/4789 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Türkiye Elektrik Üretim İletim A.Ş. (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) unvanı ile İktisadi Devlet Teşekkülleri ile aralarında hizmet bağıtı bulunduğuna göre mevcut münasebetin hususi hukuk icaplarına ve aradaki bağıt hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği bu kuruluşların sermayesinin Devlet tarafından konulsa bile özel hukuk tüzel kişisi oldukları ve doğan uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre genel adli yargı yerinde çözümlenebileceğinin düşünüldüğü, kamu idare ve kurumlarının kamu gücünü kullanarak yaptığı eylemlerinde hizmet kusuru aranabileceği, olaya bakıldığında, idari bir eylem ya da işlemden doğmuş zararın söz konusu olmadığı, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan rücu davası olduğu, sigorta şirketinin, zarara neden olan davalı şirketin haksız eylemi nedeniyle zarar gören sigortalısına ödediği tazminatı sigortalısının ardılı sıfatıyla rücuen zarar veren davalıdan istediği, ödenen tazminatın rücuen davalılardan tahsilinin istenmesine, tazmin yükümlülüğünün saptanmasına ilişkin bulunan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan, İdare Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerektiğinin düşünüldüğü belirtilerek, bu nedenlerle, 2247 sayılı Kanun’un 10 ve 13. maddeleri gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre, Danıştay Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Davacı şirket tarafından kasko sigorta poliçesi ile sigortalanan aracın, 5.8.2006 tarihinde şehir şebekesi tesisi çalışması yapılan yolda bir başka araca çarpması sonucu meydana gelen zarar için 5.9.2006 tarihinde ödenen miktarın %40'ına düşen kısmının faiziyle birlikte tahsili istemiyle Trabzon İdare Mahkemesi’nde açılan davada, davalının görev itirazının reddi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmış olmakla dosyanın incelendiği, Anayasa’nın 125 inci maddesinde, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun belirtildiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2 nci maddesinde, idari dava türlerinin sayıldığı, bu maddenin (1-b) bendinde de, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davalarının, görüm ve çözümünün idari yargının görev alanına giren idari dava türleri arasında gösterildiği, kamu hizmetini yürütmekle yükümlü kılınan kamu kuruluşunun, kamu hizmetini yürütürken kişilere verdiği zararın tazminine ilişkin davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuk kurallarına uygun olarak yürütülüp yürütülmediği, kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediği, sonuçta, hizmet kusuru ve idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tayin ve tespitinin idari yargı yerlerine ait olduğu, Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin, ayrı bir tüzel kişiliğinin, sermayesinin ve özel hukuk hükümlerine tabi olmasının ve özelleştirme kapsam ve programında bulunmasının, kamu kurumu olma niteliğini değiştirmeyeceğinin açık bulunduğu, uyuşmazlığın, sigortalı aracın 5.8.2006 tarihinde uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketi tarafından açılan davada hizmet kusuru esasına dayanılarak zararın kusur oranına göre idarece giderilmesi istemine ilişkin olduğu, bu durumda, Çoruh Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi’nin hizmet kusuru nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın, idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davalarına bakmakla görevli olan idari yargı yerinde çözümlenmesinin icap ettiği, bu nedenlerle, 2247 sayılı Kanun’un 10 uncu ve izleyen maddeleri uyarınca, yapılan başvurunun kabulüne hukuki olanak bulunmadığı yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 5.8.2006 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın kusur ve sorumluluk oranına göre davalı tarafından giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır.

Elektrik sektöründeki dağınık yapıyı ortadan kaldırmak ve işletme bütünlüğünü sağlamak amacıyla 1970 yılında çıkarılan 1312 sayılı Kanun ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kurulmuş, imtiyazlı şirketlerin görev bölgeleri ve belediye sınırları dışında tüm yurtta elektriğin üretim, iletim, dağıtım ve satış hizmetleri TEK bünyesinde toplanmıştır. Hizmetlerin daha etkin, daha verimli ve çağdaş bir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla ve özelleştirme politikaları çerçevesinde TEK, Bakanlar Kurulunun 12.8.1993 tarih ve 93/4789 sayılı Kararı ile, Türkiye Elektrik Üretim-İletim A.Ş. (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) adı altında iki ayrı İktisadi Devlet Teşekkülü olarak yeniden yapılandırılmıştır. 1994 yılında TEAŞ ve TEDAŞ tüzel kişiliklerine kavuşmuşlardır.

Elektrik dağıtım ve perakende satış sektöründe rekabete dayalı bir ortamın oluşturulması ve gerekli reformların yapılmasını teminen dağıtım bölgeleri baz alınarak Kamu mülkiyetindeki elektrik işletmelerinin yeniden yapılandırılması suretiyle elektrik enerjisi dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesine karar verilmiş ve TEDAŞ 2.4.2004 tarih ve 2004/22 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır. Dağıtım bölgeleri yeniden belirlenerek, Türkiye 21 dağıtım bölgesine ayrılmıştır.

Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan TEDAŞ; özelleştirme sürecinde bulunan ve sermayesinin tamamı T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na ait bir kuruluştur.

Amacı, elektrik enerjisinin dağıtımı, perakende satışı ve perakende satış hizmeti faaliyetlerini karlılık ve verimlilik ilkesi çerçevesinde, ticari, ekonomik ve sosyal gereklere uygun biçimde yürütmek olan TEDAŞ’ın ve buna bağlı olarak bölgesel dağıtım şirketlerinden biri olan Çoruh Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi’nin yaptığı hizmetin kamu hizmeti niteliğinde olduğu açıktır.

Bu nedenle, TEDAŞ’a ait bölgesel dağıtım şirketlerinden biri olan Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş.’ne karşı hizmet kusuruna dayanılarak açılan davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Öte yandan, davacı Sigorta Şirketi, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1301. maddesinde yer alan, “Sigortacı sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren kimse yerine geçer. Sigorta ettiren kimsenin vâkı zarardan dolayı üçüncü şahıslara karşı dava hakkı varsa, bu hak, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder” hükmü uyarınca zarar görenin kanuni halefi olduğundan, incelenen uyuşmazlığın konusunu oluşturan dava tipik bir tam yargı davasıdır.

Bu nedenle, uyuşmazlığın, adli yargı yerinde aleyhine açılan tazminat davasını kaybedenler tarafından, hissesinden fazla ödediği miktardan sorumlu bulunan idare aleyhine açılan ve bir borçlar hukuku müessesesi olan “rücuen alacak” davası kapsamında olmadığı açıktır.

Açıklanan nedenlerle, sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketi tarafından, zararın, kusur ve sorumluluk oranına göre davalı tarafından giderilmesi istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 7.7.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2007/542

KARAR NO: 2008/194

KARAR TR : 7.7.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : İş bitirme belgesi ve müteahhit kıymetlendirme raporunun verilmemesinden kaynaklanan uyuşmazlığın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Gümüşdere İnş. Tic. ve San. A.Ş.

Davalı        : Karayolları Genel Müdürlüğü

Vekilleri     : Av. B.S. - Av. Ü.E.

O L A Y     : Karayolları Genel Müdürlüğü ile Gümüşdere İnş. Tic. ve San. A.Ş. arasında 9.8.1982 tarihinde Kahramanmaraş-Göksun ayrımı Süleymanlı yolunun tesviye, sanat, üstyapı vs. inşaat işine ait istisna akdi yapılarak 15.10.1982 tarihinde işyeri teslimi yapılmış ve işin bitim tarihi 31.8.1984 olarak tespit edilmiştir. Karayolları Genel Müdürlüğü’nce işin toplam süresi 475 gün iken, 815 gün daha ek süre verilmesine ve 1988 yılının son aylarına gelinmesine rağmen taahhüdünü yerine getirmediğinden ve işi sürüncemede bıraktığından bahisle şirketle yapılan sözleşme 12.12.1988 tarihli “Olur” la feshedilmiştir.

Davacı vekili, müvekkilinin davalı İdare ile yaptığı sözleşmenin eki sayılan 1982 tarihli Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 31. maddesinin açık ve amir hükmünde “mukavelenin feshinden sonra idarece tayin olunacak bir günde müteahhidin huzuru ile (hesap kesme sitüasyonu) yapılır” dendiği halde müvekkilinin çeşitli kez yapmış bulunduğu başvurular karşısında yerine getirilmediği, son olarak İdarenin 4.8.1998 tarih ve 6254 gelen evrak numarasında kayıtlı talebinin de yanıtsız kaldığı, kamu adına iş yapan müvekkili müteahhit firmanın, kesin hesap işlemi yapılmamasından ve buna bağlı olarak sair işlemlerin yapılmamasından zarar gördüğü, öncelikle, davalı Kurumun müvekkilinin “iş bitirme belgesini” tanzim etmesi gerektiği, % 113 seviyesindeki ihtilafsız kısım için iş bitirme belgesinin tanzimini talep ettiklerini, Kamuya iş yapan müvekkili için, gecikmesi ciddi mali zararlara yol açan bu belgenin tanziminin, aynı zamanda yasanın İdareye yüklediği bir iş olduğu, iş bitirme belgesine bağlı olarak tanzim edilen müteahhitlik değerlendirme raporunun da ne şekilde tanzim edildiği dahası tanzim edilip edilmediğinin bilinmediği, müvekkilinin imal etmiş bulunduğu işin seviyesinin etken olacağı bu rapor için, kesin hesap işleminin yapılarak iş seviyesinin tespitinin gerektiği, bunların yanında kesin hak ediş raporunun da bağlı olarak tanzim edilemediği ve müvekkilinin ne sözleşme birim fiyatları ile olan alacağını, ne de 88/13181 sayılı Kararnamede belirtili fiyat farklarını alamadığı, yani davalı İdare kamusal gücünü tek taraflı olarak kullanarak tek taraflı bir tasarrufta bulunurken, bu tasarrufun devamı nitelikteki görevlerini yerine getirmeyerek müvekkilinin ciddi olarak zararlanmasına neden olduğunu ileri sürerek öncelikle ihtilafsız olan ve Kurumca tespit ve kabul görmüş bulunan işin %113 seviyesinde tespit edildiği üzere bu oran üzerinden iş bitirme belgesinin tanzim edilmesine, BİGŞ’nin amir hükümlerinden olan tasfiye kesin hesabının yapılarak kesin hak ediş raporunun tanzim edilmesine ve müvekkilinin alacağının ödenmesine, müteahhitlik değerlendirme raporunun olumsuz tanzim edilmiş ya da hiç tanzim edilmemiş olması durumunda, müvekkilinin sözleşme şartlarını yerine getirmiş olmasına paralel olarak tanzim edilmesine, adli yargıda doğabilecek sair dava haklarının saklı tutulmasına karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 1. İDARE MAHKEMESİ; 17.2.1999 gün ve E:1998/1187, K:1999/92 sayı ile, 2576 sayılı Yasa’nın 2. maddesi, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olmaları nedeniyle iptalleri için kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılacak davaların idari yargıda çözümleneceğini hükme bağladığı, genel bütçeye dahil dairelerle, katma bütçeli idareler, özel idareler ve belediye hizmetlerinin ihale suretiyle karşılanması yoluna gidilmesi durumunda, ihaleye katılma koşullarının ve işin muammen bedelinin belirlenmesi, şartnamenin hazırlanması, ilanın yapılması, tekliflerin değerlendirilmesi ve uygun bedelin tesbiti ile ihalenin ita amirince onaylanmasına ilişkin işlemlerin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde tesis edileceği ve bu işlemlerin yapılması sırasında doğabilecek olan uyuşmazlıkların da 2886 sayılı Yasa bir kamu yasası olduğundan idari yargı yerince çözümleneceğinin açık olduğu, ancak ihale safhası tamamlanıp, taraflar arasında sözleşme imzalandıktan sonra, bu sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünün ise adli yargı yerine ait olduğunun tartışmasız bulunduğu, dosyanın incelenmesinden, 2886 sayılı Yasa’ya göre yapılan ihale sonrasında davalı idare ile davacı şirket arasında 9.8.1982 tarihinde Kahramanmaraş-Göksun ayrımı Süleymanlı yolunun tesviye, sanat, üst yapı inşaası işine ilişkin istisna sözleşmesi yapılarak 15.10.1982 tarihinde işyeri teslimi yapıldığı, işin bitim tarihinin 31.8.1984 olarak kararlaştırıldığı, ancak, 1988 yılına gelinmesine rağmen taahhüdün yerine getirilmemesi üzerine İdarece sözleşmenin 12.12.1988 günlü olurla feshedildiği, bakılan uyuşmazlığın ise davacının işin bitirildiği ihtilafsız olan kısımları için tasfiye kesin hesabının çıkarılarak alacağının ödenmediği ve bağlı işlemlerin yerine getirilmediği iddiasından doğduğunun anlaşıldığı, bu durumda, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlığın özel hukuk hükümleri çerçevesinde adli yargı yerince çözümlenmesi gerekeceğinden, Mahkemelerince uyuşmazlığın esasını inceleme olanağının bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, Danıştay 6. Dairesi’nin 17.10.2000 gün ve E:1999/3341, K: 2000/5143 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, Kahramanmaraş-Göksun ayrımı Süleymanlı yolu inşaatı işinin 88/13181 sayılı Kararname çerçevesinde kesin hesabının çıkarılarak kesin alacağın tespitine, tespit edilecek alacak miktarının fiyat farkları için itibar edilecek rayiç yılı başından itibaren en yüksek reeskont faiz oranları ile hesaplanacak faizleri ile birlikte davalıdan tahsiline, kesin hesap sonucuna bağlı olarak müvekkilinin kusuru olmaksızın iş bitirme belgesi ile müteahhit kıymetlendirme raporunun davalı İdareye tanzim ettirilmesine yada yerine geçecek bir kararın ittihazına karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 20.4.2004 gün ve E:2001/907, K:2004/238 sayı ile, davacı vekilinin isteminin, davacı alacağının tesbiti yönünde ve işin bitirildiğinden bahisle iş bitirme belgesi ile müteahhitlik kıymetlendirme raporunun tanzimine dair olduğundan, iş bitirme belgesi ve müteahhitlik kıymetlendirme raporu yönünden bu işlemlerin idari işlem bulunması nedeniyle idari yargı görevli bulunduğundan, davanın bu yönü ile reddine, hükmün kesinleşmesi halinde sorunun Uyuşmazlık Mahkemesi’nde çözümlenmesine ve davacının alacağının miktarının tesbiti yönünden de davacının yaptığı işe göre alacak miktarı ile ilgili olarak dava açabileceği halde bunun miktarının tesbiti ile ilgili tesbit davası açması, eda davasının açılmasının mümkün bulunduğu hallerde tesbit davası açılamayacağından, alacağın tesbiti yönündeki talebinin de reddine karar vermek gerektiği, davacının açtığı kesin alacağın tesbiti yönündeki talebin reddine, davacının iş bitirme belgesi ile müteahhit kıymetlendirme raporunun davalı idareye tanzim ettirilmesi yönündeki talebinin yargı yolu bakımından reddine karar vermiş; bu karar, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 21.7.2005 gün ve E:2004/5319, K:2005/4431 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde iş bitirme belgesi ve müteahhit kıymetlendirme raporu yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının idari yargı dosyası ile birlikte 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Karayolları Genel Müdürlüğü ile Gümüşdere İnş. Tic. ve San. A.Ş. arasında 9.8.1982 tarihinde Kahramanmaraş-Göksun ayrımı Süleymanlı yolunun tesviye, sanat, üstyapı vs. inşaat işine ait istisna akdi yapılmış ise de; Karayolları Genel Müdürlüğü’nce, şirketle yapılan sözleşmenin feshedilmesi üzerine iş bitirme belgesi ile müteahhit kıymetlendirme raporunun tanzim edilmesi istemiyle yapılan başvurunun idarece cevap verilmeyerek reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

13.12.1983 gün ve 180 sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin “Amaç” başlığını taşıyan 1. maddesinde (Değişik 19.11.1986 - 3322/4 md.), “Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı, ülkenin alt yapı ihtiyacını karşılamak üzere, kamu yapılarının inşaatı ile esaslı onarımlarının yapılması veya yaptırılması, yapı malzemesi, deprem araştırma, afet uygulaması hizmetleri ile inşaatlarının ve bağlı ve ilgili kuruluşlara kendi kuruluş kanunları ile verilmiş iş ve hizmetlerin yürütülebilmesi için Bayındırlık ve İskan Bakanlığının kurulmasına, teşkilat ve görevlerine ait esasları düzenlemektir” denilmiş; “Görev” başlığını taşıyan 2. maddesinde (Değişik: 8.6.1984 - KHK - 209/2 md.), “Bayındırlık ve İskan Bakanlığının görevleri; Milli Savunma Bakanlığının inşaat milli ve Nato alt yapı hizmetleri ile Ulaştırma Bakanlığına bağlı genel müdürlüklere kanunlarla yapım yetkisi verilmiş olan özel ihtisas işleri hariç şunlardır” denildikten sonra, (i) bendinde, gerçek ve tüzel kişilere yapılan işler dışında yurt içinde kamu kurum ve kuruluşlarına iş yapan ve belirlenecek gerekli nitelikleri taşıyan müteahhitlere belge vermek ve gizli sicillerini tutmak, (j) bendinde, yurt dışında iş yapmak isteyen müteahhitlerle ilgili olarak mevzuatın gerektirdiği işlemleri yapmak, sicillerini tutmak, (n) bendinde, bu işlerle ilgili tüzük, yönetmelik, tip sözleşme, şartname, rayiç, fiyat analizleri ve birim fiyatları hazırlamak ve yayınlamak sayılmış; 32. maddesinde ise, (180 sayılı KHK'nin 41 inci maddesi hükmü olup, 8.6.1984 tarih ve 209 sayılı KHK'nin 15 inci maddesiyle madde numarası 32 olarak değiştirilmiştir; Değişik: 8.6.1984 - 209 KHK - 15 md.), Kamu kurum ve kuruluşları; katma bütçeli daireler, il özel idareleri, belediyelerin; 2 nci maddenin (n) bendinde belirtilen tüzük, yönetmelik, tip sözleşme, şartname, rayiç, fiyat analizleri ve birim fiyatlarına uymak ve uygulamakla yükümlü oldukları belirtilmiştir.

28.3.1981 gün ve 17293 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yapı, Tesis ve Onarım İşleri İhalelerine Katılma Yönetmeliği’nin “Yönetmeliğin kapsamı” başlığını taşıyan 1. maddesinde (Değişik - R.G.: 2.3.1995 - 22218), “Bu yönetmelik 13.12.1983 tarihli ve 180 sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesi hükmü uyarınca hazırlanmış olup, aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin 32 nci maddesi kapsamına giren Devlet daire ve kuruluşları, Katma Bütçeli Daireler, İl özel idareleri ve belediyelerce yaptırılacak her çeşit yapı, tesis ve onarım işleri ihalelerinde ve müteahhitlik karnesi ile ilgili işlemlerde uygulanır” denilmiş, çeşitli maddelerinde iş bitirme belgesi ve müteahhit kıymetlendirme raporundan söz edildikten sonra “Kıymetlendirme raporu” başlığını taşıyan 16. maddesinde (Değişik - R.G.: 2.3.1995 - 22218), “Mütteahhidin yaptığı işe ait ve örnek 6' ya göre işi yaptıran idarece düzenlenecek kıymetlendirme raporu, işin geçici veya fesh (tasfiye) kabul tarihinden itibaren en geç 3 ay içinde, ilgili kuruluşun bağlı bulunduğu Bakanlık veya Kurumunca Bayındırlık ve İskan Bakanlığına gizli olarak gönderilir” düzenlemesine yer verilmiş; Yönetmeliğin ekindeki örnek:5/a da “iş bitirme belgesi” ne, örnek 6 da “gizli müteahhit kıymetlendirme raporu” na yer verilmiştir.

Bu düzenlemelerden, iş bitirme belgesi ve müteahhit kıymetlendirme raporunun, müteahhidin yaptığı iş nedeniyle işi yaptıran idarece düzenleneceği ve bu belgelerin, Devlet daire ve kuruluşları, Katma Bütçeli Daireler, İl özel idareleri ve belediyelerce yaptırılacak ihalelerde ve müteahhitlik karnesi ile ilgili işlemlerde önem taşıdığı anlaşılmaktadır.

Olayda, uyuşmazlığın taraflar arasında düzenlenen sözleşmeden doğmayıp, sözleşme uyarınca müteahhit tarafından yapılan işin İdarece değerlendirilmek suretiyle iş bitirme belgesi ve müteahhit kıymetlendirme raporunun verilmemesinden kaynaklandığı açıktır.

Bu durumda, söz konusu belgelerin verilmemesinden kaynaklanan uyuşmazlığın idari yargı yerinde görülmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Bu itibarla, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının iş bitirme belgesi ve müteahhit kıymetlendirme raporu yönünden kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ     : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,bu nedenle Ankara 1.İdare Mahkemesi’nin 17.2.1999 gün ve E:1998/1187, K:1999/92 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ iş bitirme belgesi ve müteahhit kıymetlendirme raporu yönünden KALDIRILMASINA, 7.7.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2007/574

KARAR NO: 2008/195

KARAR TR : 7.7.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : Kurum alacaklarının tahsili için 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre emekli aylığına konulan haczin iptali isteminden doğan davanın, 506 sayılı Yasa’nın 80. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Ş.Ö.

Vekili         : Av. R.B.

Davalı        : Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı Bolu Sigorta İl Müdürlüğü

O L A Y     : Davacı vekili, müvekkilinin S.S.K. emeklisi olup, maaşını Oyakbank Bolu Şube Müdürlüğü'nden aldığını ve aynı zamanda Bol-Et Bolu Entegre Et Gıda San. Ltd. Şti.’nin müdürü ve yöneticisi olduğunu; Davalı tarafından, anılan şirketin borcundan dolayı davacının Oyakbank Bolu Şube Müdürlüğü'ndeki emeklilik maaşına da haciz konulduğunu; bu nedenle emeklilik maaşını alamadığını; S.S.K. emekli maaşının haczinin mümkün olmadığını, kaldı ki davacının başka gelirinin de bulunmadığını belirterek; emekli maaşına vaki haczin kaldırılması istemiyle, 20.7.2007 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

BOLU 1. İCRA HUKUK MAHKEMESİ; 20.07.2007 gün ve E:2007/171, K:2007/161 sayı ile, müşteki vekilinin dilekçesinde özetle, müvekkilinin SSK emeklisi olup, Bolu Oyakbank Şubesinden maaş aldığını, aynı zamanda Bol-Et Bolu Entegre Et Gıda Sanayi Ltd. Şti. yöneticisi olduğunu, aldığı maaş hesabı üzerine haciz konulduğunu, vaki haczin kaldırılmasını talep ettiğini, dilekçe eki belgelerden haczin müştekinin yöneticisi olduğu şirketin borcundan dolayı, 6183 sayılı Yasaya bağlı olarak konulduğunun anlaşıldığı; 6183 sayılı Kanun uyarınca yapılan takip sonucunda konulan haczin kaldırılmasının, icra mahkemelerinden değil, İdari yargı yerinden istenilmesinin gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

   Davacı vekili, bu kez S.S.K emeklilik maaşının haczine dair işlemin iptali ile haczin kaldırılmasına, karar verilmesi istemiyle 31.07.2007 gününde idari yargı yerinde(vergi mahkemesinde) dava açmıştır.

Sakarya Vergi Mahkemesi; 11.9.2007 gün ve E:2007/559, K:2007/644 sayı ile, haciz işleminin dayanağı olan borcun vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümden kaynaklanmaması karşısında, uyuşmazlığın çözümünün 2576 sayılı yasa uyarınca Vergi Mahkemesi'nin görev alanına girmeyip İdare Mahkemesi'nin görev alanına girdiği gerekçesiyle, davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14/ ve 15/1-a maddesi uyarınca görev yönünden reddedilerek dava dosyasının Sakarya İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiş ve dava dosyası Sakarya İdare Mahkemesi'ne gönderilmiştir.

SAKARYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 14.11.2007 gün E: 2007/1158 sayı ile, SSK'ya olan prim borçları ile ilgili olarak davacının maaşına 6183 sayılı Yasa gereğince haciz konulması ve Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesinin yetkili olduğu göz önüne alındığında, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün Adli Yargının görevine girdiği sonucuna ulaşıldığı; açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Yasasının 19.maddesi uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesince anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen biçimde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

lI-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın Çelik’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Kurumun alacaklarının tahsili için 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre emekli aylığına konulan haczin iptali isteminden ibarettir.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “Primlerin ödenmesi” başlıklı 80. maddesinin değişik beşinci fıkrasında, Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 ve 102. maddeleri hariç diğer maddelerinin uygulanacağına işaret edilmiş; 6183 sayılı Yasa’nın 71. maddesinde, kısmen haczedilebilecek gelirler arasında “sigorta ve emeklilik sandıkları tarafından bağlanan gelirler” gösterilmiş ve en çok üçte birinin haczedilebileceği belirtilmiş; 506 sayılı Yasa’nın 80. maddesinin yedinci fıkrasında “Kurum alacaklarının tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesi yetkilidir.” hükmü yer almıştır.

Olayda, Kurumun alacağının tahsili için 6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanarak davacının emekli aylığına haciz konulmuştur.

Bu duruma göre, Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Yasa’nın uygulanmasından doğan davada, 506 sayılı Yasa’nın 80. maddesinin yedinci fıkrasının açık hükmü karşısında, İş Mahkemeleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nin başvurusunun kabulü ile İcra Hukuk Mahkemesince yargı yolu yönünden verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ     : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,bu nedenle Sakarya 2.İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ İLE Bolu 1. İcra Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20.07.2007 gün ve E:2007/171, K:2007/161 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/75

KARAR NO: 2008/196

KARAR TR : 7.7.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : İdari yargı yerinin göreve ilişkin olmayan kararı üzerine adli yargı yerince re’sen yapılan BAŞVURUNUN, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımadığı ve yöntemine uygun bulunmadığı nedeniyle, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Nihat Uyar Demir Çelik San. ve Tic. Ltd. Şti.

Vekili         : Av. S.B.

Davalı        : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü

Vekili         : Av. G.K.

O L A Y     : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü’nün 17.3.2006 gün ve 10607 sayılı işlemi ile, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle 108. maddesine dayanılarak 105. maddesine göre davacı adına para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi; 28.12.2006 gün ve Müteferrik No:2006/1357 sayı ile, muterizin itirazının reddine karar vermiş; bu karara yapılan itiraz üzerine İSTANBUL 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİ; 11.4.2007 gün ve Müt. No: 2007/205 sayı ile, Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 28.12.2006 tarihli, 2006/1357 Müt. sayılı dosyasında verilen idari para cezasına itirazın reddine dair karara itirazda bulunan Nihat Uyar Demir Çelik San. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından itiraz edilmiş olmakla dosya ve eklerinin incelendiği, Nihat Uyar Demir Çelik San. Tic. Ltd. Şti. hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü’nce 4857 sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesi gereğince idari para cezası düzenlendiği, buna yönelik itirazın 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3-27. maddesi gereğince Fatih Sulh Ceza Mahkemesi’nce değerlendirilerek reddine karar verildiğinin anlaşıldığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’na dayanak 3. maddenin Anayasa Mahkemesi’nce 1.3.2006 gün ve 2005/108 E ve 2006/35 K sayı ile iptal edilmiş ve iptal kararı da öngörülen 6 aylık sürenin sonu olan 22.1.2007 tarihinde yürürlüğe girmiş olduğundan, Sulh Ceza Mahkemesinin olaya ilişkin görev ve yetkisinin de ortadan kalktığı, anılan İş Kanunu’nun 108. maddesinde itirazın idare mahkemesince değerlendirileceği anlaşılmakla, itirazın kabulüne ve Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 28.12.2006 gün ve 2006/1357 Müt. sayılı kararın kaldırılmasına, Mahkemenin görevsizliğine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu gereğince dava dosyasının görevli ve yetkili İstanbul Vergi Mahkemesine gönderilmesine, kararın taraflara tebliğ ve dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi için dava dosyasının Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

Bu kez, dosyanın gönderildiği İSTANBUL 8. VERGİ MAHKEMESİ; 13.7.2007 gün ve E:2007/1689, K:2007/1850 sayı ile, Nihat Uyar Demir Çelik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü’ne karşı 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesine göre verilen 714.00.-YTL para cezasına ilişkin 17.3.2006 tarih ve 10607 sayılı işlemin iptali istemiyle Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi nezdinde açılan ve ilgili Mahkemece 28.12.2006 tarih ve 2000/1357 müteferrik sayılı kararına vaki itiraz sonucu İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce 11.04.2007 tarih ve 2007/205 sayılı müteferrik kararıyla Mahkemenin görevsizliğine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu gereğince dava açmaya görevli ve yetkili İstanbul Vergi Mahkemesine gönderilmesine, dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi için Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmesi üzerine Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 15.6.2007 tarihli yazısıyla gönderilen dosyanın incelenip gereğinin düşünüldüğü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun "Görevli Olmayan Yerlere Başvurma'' başlıklı 9. maddesinin 3622 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değişik 1. bendinde, çözümlenmesi Danıştay’ın, idare ve vergi mahkemesinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceğinin belirtildiği, aynı Kanunun 3. maddesinin 1. bendinde, idari davaların Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesinin başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılacağının öngörüldüğü, 2577 sayılı Kanun’un "Dilekçelerin Verileceği Yerler" başlıklı 4. maddesinde de, dilekçeler ve savunmalar ile davalara ilişkin her türlü evrakın, Danıştay veya ait olduğu mahkeme başkanlıklarına ve bunlara gönderilmek üzere idare ve vergi mahkemesi başkanlıklarına, idare veya vergi mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk hakimliklerine veya yabancı memleketlerde Türk konsolosluklarına verileceğinin hükme bağlandığı, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda idare veya vergi mahkemelerinde açılacak davalara ilişkin dilekçelerin verilebileceği yerler sayıldığından adli yargı yerlerinde görevsizlik kararı verilmesi üzerine, 3. madde uyarınca idare ve vergi mahkemelerine hitaben yazılmış usulüne uygun bir dilekçenin anılan 9. maddede öngörülen sürede 4. maddede sayılan yerlere verilmesi suretiyle davanın açılmasının gerektiği, bunun dışında görevsizlik kararı veren adli mahkeme tarafından usul yönünden görevli vergi mahkemesine dosyanın gönderilmesi şeklinde bir dava açma usulüne mevzuatta rastlanmadığı, dolayısıyla, adli yargı yerince görevsizlik kararı verildikten sonra dava dosyasının gönderilmesiyle idari yargı yerinde davanın açılmış sayılamayacağı gerekçesiyle 2577 sayılı Kanun’un 9. maddesine göre Mahkemelerinde açılan bir dava ve 3. maddesine göre idari yargı mercilerine hitaben yazılmış bir dilekçe olmadığından ve bu haliyle uyuşmazlığı inceleme olanağı bulunmadığından, dosyanın İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne iade edilmek üzere Fatih 1.Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

Bunun üzerine, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, İstanbul 8. Vergi Mahkemesi’nin 2007/1689 Esas sayılı dosyasında verilen karar ile Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2006/1357 Müt. sayılı dosyasında verilen karar arasında uyuşmazlık doğduğundan bahisle dosya Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında; Hâkim-Raportör Nurdane TOPUZ’un 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Olayda, Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nce davacının itirazının reddedilmesi nedeniyle bu karara yapılan itiraz üzerine İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Mahkemenin görevsizliği yolunda karar verilmiş ise de; İstanbul 8. Vergi Mahkemesi’nin kararı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3 ve 9. maddelerinde öngörülen usul ve yönteme uygun şekilde dava açılmadığı nedeniyle dosyanın Mahkemesine iadesi yolunda olup, ortada olumsuz görev uyuşmazlığı doğmasına neden olacak şekilde, idari yargı yerince göreve ilişkin olarak verilmiş bir karar bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunması halinde, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesine göre, bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebileceğinden, yargı yerlerince anılan 14. madde kapsamında olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulabilmesine olanak bulunmadığını da belirtmek gerekir.

Belirtilen nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan ve yöntemine uygun bulunmayan başvurunun anılan Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ     :2247 sayılı Yasa’nın 14.maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 7.7.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/89

KARAR NO: 2008/197

KARAR TR : 7.7.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : İdari yargı yerinin göreve ilişkin olmayan kararı üzerine adli yargı yerince re’sen yapılan başvurunun, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımadığı ve yöntemine uygun bulunmadığı nedeniyle, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : DHMİ Genel Müdürlüğü

Vekili         : Av. G.G.A.

Davalı        : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü

O L A Y     : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü’nün 6.4.2006 gün ve 14648 sayılı işlemi ile, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. maddesine muhalefet edildiğinden(istenilen evrak ve belgeleri ibraz etmeyip teftişin sonuçlanmasını engellemek) bahisle aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 107. maddesine göre davacı Genel Müdürlük adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

Fatih 1.Sulh Ceza Mahkemesi; 19.12.2006 gün ve MÜT. No: 2006/1866 sayı ile, uyuşmazlığın esası hakkında karar vermiş; davacı vekili bu karara itiraz etmiştir.

İSTANBUL 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİ; 3.4.2007 gün ve Müt. No: 2007/438 sayı ile, davacı hakkında 4857 sayılı Kanunun 108. maddesi gereğince idari para cezası düzenlendiği, buna yönelik itirazın, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3-27. maddeleri gereğince Fatih Sulh Ceza Mahkemesince değerlendirilerek reddine karar verildiğinin anlaşıldığı; 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 maddesinin Anayasa Mahkemesi'nce 1.3.2006 gün ve 2005/108 E. ve 2006/35 K sayı ile iptal edilmiş ve iptal kararı da öngörülen 6 aylık sürenin sonu olan 22.1.2007 tarihinde yürürlüğe girmiş olduğundan; Sulh Ceza Mahkemesinin olaya ilişkin görev ve yetkisinin de ortadan kalktığı, itirazın İdare Mahkemesince değerlendirileceği anlaşılmakla; İtirazın KABULÜNE; Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 19.12.2006 gün ve 2006/1866 Müt. sayılı KARARIN KALDIRILMASINA, Mahkemenin görevsizliğine; 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu gereğince dava dosyasının görevli ve yetkili İstanbul Vergi Mahkemesine gönderilmesine; kararın taraflara tebliğ ve dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi için dava dosyasının Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Bunun üzerine, İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 29.5.2007 tarihli ve Muh. No:2006/1866 sayılı yazısı ile dava dosyası İstanbul Vergi Mahkemesine gönderilmiştir.

İSTANBUL 7. VERGİ MAHKEMESİ; 12.7.2007 gün ve E: 2007/1744, K: 2007/1721 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda İdare veya Vergi Mahkemelerinde açılacak davalara ilişkin dilekçelerin verilebileceği yerler sayıldığından, adli yargı yerlerinde görevsizlik kararı verilmesi üzerine 3. madde uyarınca idare ve vergi mahkemelerine hitaben yazılmış usulüne uygun bir dilekçenin, anılan Kanunun 9. maddede öngörülen sürede 4. maddede sayılan yerlere verilmesi suretiyle davanın açılmasının gerektiği; bunun dışında, görevsizlik kararı veren adli mahkeme tarafından, dosyanın görevli idare veya vergi mahkemesine gönderilmesi şeklinde bir dava açma usulünün mevzuatta yer almadığı; dolayısıyla adli yargı yerince görevsizlik kararı verildikten sonra dava dosyası gönderilmekle idari yargı yerinde dava açılmış sayılayacağı; açıklanan nedenlerle, dosya esas kaydının kapatılıp, dava dosyasının İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine, kararın davacıya tebliğine, dosyanın İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesi için Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiştir.

Sonuçta, dava dosyası İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince; 13.2.2008 gün ve 2007/438 Müt. sayı ile yazı ekinde ve “doğan uyuşmazlığın halli için” Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 07.07.2008 günlü toplantısında; Hâkim-Raportör Taşkın ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 13.10.1988 tarih ve 19958 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı “ Ceza uygulamasına ilişkin idari kararlar nedeniyle açılan davalarla ilgili görev uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde görüşülüp çözümlenmesi gerektiği hakkında” ilke kararında da ifade olunduğu üzere, kanunun öngördüğü bir ceza idarenin bir organı eliyle uygulanabiliyorsa bu genel ceza hukukunun değil, idare hukukunun bir müeyyidesidir. Bu tür cezalar, uygulama alanı itibariyle, idarenin kamu düzeninin sağlanması ve korunması görev ve yükümlülüğünün yerine getirilmesi amacına yönelik bir hukuki müeyyide niteliğini taşımakta olup; idari ceza uygulaması, konusu olan suçun niteliği, uygulayan merci ve uygulanan usul ile hukuki sonuçları itibariyle adli ceza uygulamasından farklılık göstermekte ve hukuki müeyyideler, esasen gerçek anlamda bir ceza sayılmamaktadırlar.

Hukuk uyuşmazlıklarında, görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi ancak aynı yargı düzeni içinde yer alan mahkemeler arasında olanaklı olup; bu hususa ilişkin H.M.U.K’nun 27. maddesiyle, İ.Y.U.K.’nun 15. maddesinin 1. fıkrası (a) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “görev” kuralları, aynı yargı düzeni içindeki mahkemelerin işbölümü esasına ilişkin düzenlemelerdir. Oysa yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda, görevli olduğundan bahisle farklı bir yargı düzeninde yer alan mahkemeye dava dosyasının gönderilebilmesine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamaktadır.

Göreve ilişkin kararın, işbölümü esasına göre veya yargı yolu bakımından verilmiş olması farklı sonuçlar doğurmaktadır. Şöyle ki; işbölümü esasına göre verilen görevsizlik kararı sonucu dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi durumunda; dava başvuru tarihi itibariyle görevli mahkemede açılmış sayılmaktadır. Yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda ise; görevli olduğu işaret edilen yargı yerinde, bu yargı yerinin uyguladığı usul kurallarına uygun olarak yeniden dava açılması zorunlu bulunmaktadır.

Bu bağlamda, adli yargı yerince yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilerek dava dosyasının görevli olduğu işaret edilen idari yargı yerine gönderilmesi üzerine, bu yargı yerince, İ.Y.U.K.’nun 3 ve 9. maddelerinde öngörülen usule uygun şekilde Mahkemelerinde açılmış bir dava bulunmadığı nedeniyle adli yargı yerine ait dava dosyasının Mahkemesine iade edilmiş olması, yukarıda yapılan tespite uygun düşmektedir.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanunun 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Olayda, İstanbul 1.Sulh Ceza Mahkemesi'nce davacının itirazının reddedildiği ve itiraz mercii olarak gösterilen İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince, Mahkemenin görevsizliği yolunda karar verilmiş ise de; İstanbul 7. Vergi Mahkemesinin kararı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3 ve 9. maddelerinde öngörülen usul ve yönteme uygun şekilde dava açılmadığı nedeniyle dosyanın Mahkemesine iadesi yolunda olup, ortada olumsuz görev uyuşmazlığı doğmasına neden olacak şekilde, idari yargı yerince göreve ilişkin olarak verilmiş bir karar bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunması halinde, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesine göre bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebileceğinden, yargı yerlerince anılan 14. madde kapsamında olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulabilmesine olanak bulunmadığını da belirtmek gerekir.

Belirtilen nedenlerle, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan ve yöntemine uygun bulunmayan başvurunun anılan Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ     : 2247 sayılı Yasanın 14.maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2007/78

KARAR NO: 2008/211

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Tüsan Taş Ürünleri A.Ş.

Vekili         : Av.Doç.Dr. M. T.

Davalı        : Sosyal Sigortalar Kurumu (Genel Müdürlüğü) Başkanlığı

  

O L A Y     : Eskişehir Sigorta Müdürlüğüne 4.4009.0110.287 40.26.01.91 sicil numarası ile kayıtlı bulunan davacı şirkete ait işyerine, 2000/12 dönemine ait, aylık sigorta prim bildirgesi vermediği gerekçesiyle, 5.02.2004 gün ve 7945 sayılı işlemle idarece re’sen 743.000.000TL. prim borcu tahakkuk ettirilmiş, yapılan itiraz 19.4.2004 gün ve 49 sayılı Ünite İtiraz Komisyonu Kararı ile reddedilmiştir.

 Davacı vekili, söz konusu miktarın idari para cezası olduğundan bahisle iptali istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

ESKİŞEHİR İŞ MAHKEMESİ; 22.12.2004 gün ve E:2004/540, K:2004/716 sayı ile, Davacı vekilinin 14.6.2004 yünlü dilekçesi ile Mahkemelerine başvurarak, özetle; Müvekkilinin Eskişehir Sigorta Müdürlüğüne 4.4009.0110.287 40.26.01.91 sicil numarası ile kayıtlı bulunduğunu; 2000 / 12 dönemine ait aylık sigorta prim bildirgesinin verilmediği gerekçesiyle kurumun 18.02.2004 gün ve 7945 sayılı kararı ile müvekkili aleyhinde idari para cezası kesildiğini; Karara karşı itiraz ettikleri, ancak komisyonun 19.4.2004 gün ve 49 sayılı kararı ile bunu reddettiğini; bu ret kararının yersiz olduğunu; 2000 yılı içerisinde Odunpazarı Belediye Başkanlığınca ihale edilen "Muhtelif mahaller ve muhtelif sokakların A tipi mıcır ile tek katı sathi kaplama işini" alan müvekkilinin bunu süresi içerisinde tamamladığını; İhaleye konu olan ve iş piyasasından fatura karşılığı temin edilen malzemenin taşeron firmaya taşıttırılması serme ve sıkıştırma işlerinin müvekkil şirketin personeli tarafından yapıldığını ve bu iş için ayrıca işçi çalıştırılmadığını; bu durumun ihale makamınca Eskişehir Sigorta Müdürlüğüne gönderilen 9.4.2002 yün ve 242645 sayılı yazı ile de teyit edildiğini; bu yüzden ayrıca işçi çalıştırılması söz konusu olmadığından 506 sayılı yasanın 79. maddesine dayanarak, aylık sigorta primleri bildirgesi verilmemesi nedeniyle, resen idari para cezası tahakkuk ettirilmesinde hukuka aykırılık olduğunu belirterek, bunun iptaline karar verilmesini istemiş olduğu; Davalı vekilinin 23.8.2004 günlü yanıt dilekçesinde özetle; öncelikle İdari para cezalarının iptaline yönelik davaların İdare Mahkemesinde açılması gerektiğini belirterek dosyanın görev yönünden reddine; Esas açısından ise , tebligata rağmen işverenin 2000/Aralık ayına ait sigorta prim bildirgelerini vermediğini belirterek, yersiz davanın reddine karar verilmesini istemiş olduğu; 4854 sayılı yasa ile yapılan değişiklik sonucu bu tür davalara bakmanın İdari Yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, kesinleşmiştir.

Bu defa, Eskişehir Sigorta Müdürlüğüne 4.4009.01.10.28739.026.01.90 sicil numarası ile kayıtlı bulunan davacı şirkete ait işyerine; 15 sigortalı ile ilgili olarak, 2000 yılı 9 ve 10. aylara ilişkin, aylık sigorta prim bildirgesini vermediği gerekçesiyle, 682.500.000.-lira prim, 97.500.000.-lira işsizlik primi ve 2.409.796.526.-lira gecikme zammı olmak üzere toplam 3.189.796.526.-lira prim borcunun tahsili amacıyla re’sen düzenlenen 26.3.2004 gün ve 021530 sayılı işlem tesis edilmiştir.

Davacı vekili, söz konusu miktarı idari para cezası olarak niteleyerek; iptali istemiyle bu kez, idari yargı yerinde dava açmıştır.

Eskişehir İdare Mahkemesi;10.6.2005 gün ve E:2005/983, K:2005/708 sayı ile, Mahkemelerinde açılan bu davanın kesinleşme tarihinden itibaren 30 gün geçtikten sonra 22.4.2005 tarihinde açıldığının anlaşıldığı, bu nedenle de davanın esasının süre aşımı nedeniyle incelenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımından reddine karar vermiş; bu kararın Eskişehir Bölge İdare Mahkemesinin 27.12.2005 gün ve E.2005/575, K.2005/578 sayılı kararıyla bozulması üzerine bozma kararına uyularak dava dosyası yeniden incelenmiştir.

ESKİŞEHİR İDARE MAHKEMESİ; 12.4.2006 gün ve E: 2006/918, K: 2006/787 sayı ile, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 80. maddesinin 5. fıkrasında; Kurumun süresi içerisinde ödenmeyen alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51. maddesi hariç diğer maddelerinin uygulanacağı belirtilmiş, 7. fıkrasında ise, kurum alacaklarının tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yerdeki iş mahkemesinin yetkili olduğu hükme bağlanmış, Kanunun 81. maddesinde ise, bu kanuna göre alınacak sigorta primleri ve para cezalarının ödenmesi için işverene yapılacak bildirim üzerine prim borçları ve para cezaları ödenmezse kurumca düzenlenen prim borcunu ve para cezasını gösteren belgelerin resmi dairelerinin usulüne göre verdikleri belgeler hükmünde olup, icra ve iflas dairelerince bunların tabi oldukları hükümlere göre işlem yapılacağının öngörülmüş olduğu; aynı Kanunun 134. maddesinde de; bu Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerinde görüleceği hükmüne yer verildiği; 506 sayılı Kanunun 140. maddesinin sondan ikinci paragrafında ise; tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde kuruma ödenmeyen idari para cezalarının, bu Kanunun 80. maddesi hükmü gereğince hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte tahsil edileceği hükmünün öngörüldüğü; dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirket tarafından 2000 yılı 9 ve 10. aylara ilişkin sigorta prim bildirgesinin verilmediğinden bahisle dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmakta olup, niteliği itibariyle Yasanın 80. maddesinin 7. fıkrası ve 134. maddesinde yer alan hükümlere göre alacaklı sigorta müdürlüğünün bulunduğu yerdeki iş mahkemesi veya bu davaya bakmakla görevli mahkemelerin yetkili olması nedeniyle bakılan davanın görüm ve çözümünde Mahkemelerinin görevli bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; yapılan itirazın Eskişehir Bölge İdare Mahkemesince reddedilmesi üzerine, bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekilinin talebi üzerine, dosya Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında; Raportör-Hâkim Taşkın ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Olayda, İş Mahkemesi kararında, …..91 sicil numarası ile kayıtlı bulunan davacı şirkete ait işyerinin, 2000/12 dönemine ait, aylık sigorta prim bildirgesi vermediği gerekçesiyle, 5.02.2004 gün ve 7945 sayılı işlemle idarece re’sen tahakkuk ettirilen 743.000.000TL. prim borcuna yapılan itirazın, 19.4.2004 gün ve 49 sayılı Ünite İtiraz Komisyonu Kararı ile reddedilmesine ilişkin işlemin, İdare Mahkemesi kararında ise, ……90 sicil numarası ile kayıtlı bulunan davacı şirkete ait işyerinin, 15 sigortalı ile ilgili olarak, 2000 yılı 9 ve 10. aylara ilişkin, aylık sigorta prim bildirgesini vermediği gerekçesiyle, 682.500.000.-lira prim, 97.500.000.-lira işsizlik primi ve 2.409.796.526.-lira gecikme zammı olmak üzere toplam 3.189.796.526.-lira prim borcunun tahsili amacıyla re’sen düzenlenen 26.3.2004 gün ve 021530 sayılı işlemin dava konusu edildiğinin kabulü suretiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

Bu durumda, görev uyuşmazlığına konu edilen İş Mahkemesinin kararı ile İdare Mahkemesinin kararı aynı konuya ve sebebe ilişkin olmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşullar gerçekleşmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ     : 2247 sayılı Yasa’nın 14.maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/9

KARAR NO: 2008/215

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48/5. maddesine aykırılık nedeniyle verilen para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : O.S.

Vekili         : Av. İ.Ş.

Davalı : İstanbul Çevre Yolları Trafik Müdürlüğü

 

O L A Y     : Davacı adına, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48/5. maddesine aykırılık nedeniyle trafik zabıtasınca 15.2.2003 tarih ve 148625 seri no.lu trafik ceza tutanağı ile 265.300.000TL. tutarında para cezası kesilmiştir.

Davacı, para cezasının kaldırılması istemiyle 15.5.2007 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

BAKIRKÖY 3.SULH CEZA MAHKEMESİ;17.09.2007 gün ve E:2007/931, K:2007/1015 sayı ile, idari para cezası karar tutanağının incelenmesinde söz konusu idari para cezasının muterizin yüzüne karşı uygulandığının anlaşıldığı; Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 27.03.2007 tarih 2005/3487 Esas ve 2007/2048 Karar sayılı ilamında, idari para cezasının yüze karşı uygulanmış olması halinde idari para cezasına itirazın idari yargı mahkemesinde görülmesi gerektiğinin belirtilmiş olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı, aynı istemle 5.10.2007 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 9. İDARE MAHKEMESİ; 24.10.2007 gün ve E:2007/1927, K: 2007/375 sayı ile, dava konusu uyuşmazlıkla ilgili olarak, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Kanunda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkeme gösterilmediğinden, Kabahatler Kanunu'nun 5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı kanun hükümleri dikkate alınacağından, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde anılan Kanunun 27/1. bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli bulunduğu; nitekim, aynı olaya ilişkin olarak Uyuşmazlık Mahkemesinin 02.04.2007 gün, E:2007/313, K:2007/43 sayılı kararının da bu yönde olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2918 sayılı Yasa’nın 48/5. maddesine aykırılık nedeniyle trafik zabıtasınca düzenlenen para cezasının iptali istemiyle açılmıştır.

13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, ”Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; “Alkollü içki, uyuşturucu veya keyif verici maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı”nı düzenleyen 48. maddesinin değişik beşinci fıkrasında, Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgelerinin altı ay süre ile geri alınacağı ve haklarında 265.300.000 lira para cezası uygulanacağı, öngörülmüştür.

Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda (116. maddedeki itiraz yolu hariç) görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde    " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.            

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği

durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, sulh ceza mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ     :Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,bu nedenle Bakırköy 3.Sulh Ceza Mahkemesi’nin 17.9.2007 gün ve E:2007/931, K:2007/1015 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/10

KARAR NO: 2008/216

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 2918 sayılı Yasa’nın 65/1-f md. uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : H.k.

Davalı        : Keşan Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliği

 

O L A Y     : Edirne Valiliği, Keşan Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğinin 26.07.2007 gün ve 199529 sayılı Trafik Ceza Tutanağı ile, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 65/1-f maddesi(Gabari dışı yük yüklenmesi, yük üzerine veya araç dışına yolcu bindirilmesi) uyarınca davacı adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

KEŞAN SULH CEZA MAHKEMESİ; 24.09.2007gün ve DEĞ. İŞ NO : 2007/591, K.NO:2007/591 sayı ile, hakkında düzenlenen idari para cezası karar tutanağının, itiraz edenin yüzüne karşı verildiği, Uyuşmazlık Mahkemesinin 06.03.2006 tarih 2006/7 Esas, 2006/27 Karar sayılı kararı ve Yargıtay 7.C.D.sinin 27.03.2007 tarih ve 2005/3487 Esas 2007/2048 Karar sayılı ilamında açıklandığı, üzere 2918 sayılı Kanunda öngörülen idari para cezasının yüze karşı uygulanması halinde, idari para cezasının iptali istemiyle açılan davanın idari yargı mahkemesinde görülmesi gerektiği ve itiraza bakmaya Edirne İdare Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, söz konusu tutanak ile kesilen cezanın iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

EDİRNE İDARE MAHKEMESİ; 08.01.2007 gün ve E: 2007/1270 sayı ile, dava konusu edilen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun'un 16.maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nda bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediğinin anlaşıldığı; bu durumda, Kabahatler Kanunu'nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağından, dava konusu idari para cezasının görüm ve çözümü 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27.'nci maddesinin 1.'nci bendi uyarınca Sulh Ceza Mahkemesinin görev alanına girmekte olduğu; açıklanan nedenlerle, Mahkemelerinin görevsizliğine, 2247 sayılı Kanun'un 19'ncu maddesi uyarınca görevli yargı merciinin tayin ve tespiti için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine ve davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi'nin kararına kadar ertelenmesine, karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince anılan Yasanın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2918 sayılı Yasa’nın 65. maddesine aykırılık nedeniyle, trafik zabıtasınca düzenlenen para cezasına ilişkin ceza tutanağının iptali istemiyle açılmıştır.

13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; 65. maddesinde, araçların yüklenmesi ile ilgili kurallar ile bu kurallara uymamanın müeyyidesi düzenlenmiştir.

Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda (116. maddedeki itiraz yolu hariç) görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde             " (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.            

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ     : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Edirne İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Keşan Sulh Ceza Mahkemesi’nin 24.9.2007 gün ve D.İş No 2007/591, K:2007/591 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/12

KARAR NO: 2008/217

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 3194 sayılı Kanunun 42. md uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

   Davacı     : A.K.

   Davalı     : Adana İl Özel İdare İl Encümeni

   O L A Y  : Adana İl Özel İdaresi İl Encümeninin 15.03.2007 gün, 117 sayılı işlemi ile, Tufanbeyli İlçesi Şar Köyü, Comana Antik Kenti 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı içerisindeki Tiyatronun sahne bölümünde A. K. tarafından yapı ruhsatı almadan yapılan ve İl Özel İdaresi teknik elemanlarınca tespiti yapılarak, yapı tatil zaptı tutulan 7.25x5 mt ebatlarında 5 basamakla çıkılan beton tabla şeklindeki kaçak yapıdan dolayı, yapı sahibine; 3194 sayılı İmar Kanununun 42’nci maddesi, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3’ncü maddesi, 5302 Sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 26/e maddeleri gereğince 846,00 YTL para cezası uygulanmasına karar verilmiştir.

 Davacı, söz konusu Encümen Kararının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ADANA 2. İDARE MAHKEMESİ; 23.05.2007 gün ve E:2007/688, K:2007/633 sayı ile, 3194 sayılı İmar Kanununun “Ceza Hükümleri” başlıklı 42. maddesi ile 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 2, 3, 16, 27. maddelerinden söz ederek; 3194 sayılı İmar Kanunu'nda, bu Kanun gereğince uygulanan para cezasına karşı açılacak davaların idare mahkemelerinde görüleceğine ilişkin özel bir hüküm bulunmadığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3. maddesinin gereği olarak idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünün Mahkemelerinin görev alanına girmeyip Adli Yargı Yerlerinin görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı, bu defa aynı istemle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

TUFANBEYLİ SULH CEZA MAHKEMESİ; 16.11.2007 gün ve 2007/29 Müt. sayı ile, her ne kadar başvurucu Adana İl Özel İdaresi İl Encümeni tarafından 3194 sayılı yasanın 42. maddesi gereğince verilen idari yaptırım kararının iptali mahkemelerinden talep etmiş ise de Anayasa Mahkemesinin 2007/35 Esas, 2007/36 Karar sayılı hükmü gereğince başvuru hakkında karar verme görevinin idari yargıya ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; itiraz üzerine, Kozan Ağır Ceza Mahkemesi; 18.12.2007 gün ve Değişik İş No :2007/307 sayı ile; Tufanbeyli Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen kararın usul ve yasaya uygun görüldüğü belirtilerek; itirazın Mahkemelerinin yetkisizliği nedeniyle reddine, Ortaya çıkan Adli ve İdari yargı yerleri arasındaki olumsuz yetki uyuşmazlığının çözümü için, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmek üzere Tufanbeyli Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vererek dosya iade edilmiş; Mahkemece bir üst yazıyla dosya Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmesine karşın, Ağır Ceza Mahkemesinin kararı üzerine görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmuştur.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesine göre İl Özel İdaresi İl Encümeni tarafından verilen para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

3.5.1985 tarih ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde “Bu Kanun, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiştir” denilmiş; 42. maddesinin birinci fıkrasında, ruhsat alınmadan veya ruhsat veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının yapı sahibine, fenni mesule ve müteahhidine, istisnalar dışında özel parselasyon ile hisse karşılığı belirli bir yer satan ve alana para cezası verileceği kurala bağlanmış; anılan Yasa maddesinin itiraz merci olarak sulh ceza mahkemesini belirleyen beşinci fıkrası Anayasa Mahkemesi’nin 15.5.1997 tarihli ve E:1996/72, K:1997/51 sayılı kararıyla; bir idari işlemin bir bölümünün idari yargının, diğer bir bölümünün ise adli yargının denetimine bırakılmasında, kamu yararı bulunmadığı, zira bu işlemlerin, kamu gücünün kullanılmasıyla ilgili bir idari işlemin devamı ve idari bir yasağa aykırı davranan kişiye idari bir yaptırımın uygulanması niteliğinde olduğu, çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde de idari yargının yetkili olacağı, idarenin aynı yapı için aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli yargıda görülmesinin yargılamanın bütünlüğünü bozacağı, idari bir işlemin bölünerek bir bölümünün idari yargının bir bölümünün de adli yargının denetimine bırakılmasında isabet bulunmadığı belirtilmek suretiyle iptal edilmiş olup, yasama organınca bu konuda düzenleme yapılmamıştır.

Anayasa Mahkemesinin iptal kararını gözeten Uyuşmazlık Mahkemesi, 3194 sayılı Yasa’nın 42. maddesine göre verilen idari para cezalarına karşı açılan davaları, göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş; gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmadığı süreçte, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde    " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.

Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 3194 sayılı İmar Kanunu’nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu yapı ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın(yapı tatil zaptı) da verildiği anlaşıldığından; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği kuşkusuzdur.

Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesi ve aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun’la eklenen sekizinci fıkra hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarınca verilen para cezasına karşı açılacak davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ     : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Tufanbeyli Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Adana 2. İdare Mahkemesi’nin 23.5.2007 gün ve E:2007/688, K:2007/633 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/40

KARAR NO: 2008/219

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 5149 sayılı Yasa’nın 23. md. uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : M.G.    

Davalı        : Ankara Valiliği Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü

  

O L A Y     : Ankara Valiliği Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün 14.6.2006 gün ve 6497 sayılı yazısı ile, 20.5.2006 tarihinde saat 20.00’de, 19 Mayıs Stadyumunda, Altay Spor – Ordu Spor takımları arasında oynanan Turkcell Süper Ligi Futbol Müsabakasında 5149 sayılı Kanun’a muhalefet ettiğinin tespit edildiğinden bahisle davacıya, Kanunun 23. maddesinin 2. fıkrası gereğince İl Spor Güvenlik Kurulunca karar alınarak, Valilik Makamının 2005-2006/09 sayı ve 27.4.2006 tarihli Olur’ları ile 1.221 YTL tutarında idari para cezası verilmesinin uygun görüldüğü bildirilmiştir.

Davacı, para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 7. İDARE MAHKEMESİ;24.7.2006 gün ve E: 2006/1698, K: 2006/1963 sayı ile, 1.6.2005 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu bazı maddelerinden bahisle; Kanunun uygulanabilmesi için idari yaptırımın dayanağı olan Yasanın amacı dikkate alınarak, Kabahatler Kanununun 1. maddesinde belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması, 19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması, 27. maddesinin (I) numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olmasının gerektiği; bu durumda, yukarıda belirtilen koşulları taşıdığı anlaşılan 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun'un 23/2. maddesine dayanılarak kesilen idari para cezasına karşı Mahkemelerinin esasına kayden açılan davaya bakma görevinin Sulh Ceza Mahkemesine ait bulunduğu; her ne kadar 5326 sayılı Kabahatler Kanununun "Genel Kanun Niteliği" başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesinin 1 3.2006 gün ve E:20055/108 K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ise de gerekçe kararın henüz Resmi Gazetede yayımlanmadığı; diğer taraftan, Anayasa Mahkemesi Kararından sonra verilen Uyuşmazlık Mahkemesinin 6.3 2006 gün E:2006 /13, K: 2006/28 sayılı, kararıyla da 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazların Adli Yargıda çözümlenmesi gerektiğine hükmedilmiş olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 9. SULH CEZA MAHKEMESİ; 14.3.2007 gün ve Müt.:2006/1282 sayı ile, İtiraz eden hakkında 5149 Sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun 23/2. maddesine göre idari para ceza verildiği ve aynı Kanununun 28/2 maddesine göre itiraza bakma görevi Ankara İdare Mahkemesine ait olduğundan, mahkemelerinin görevsizliğine, ancak aynı konuda Ankara 7. İdare Mahkemesinin 2006/1698 esas 2006/1963 karar sayılı görevsizlik kararı da bulunduğu; yukarıda açıklanan gerekçeye göre; itiraza bakma görevi Ankara İdare Mahkemesine ait olduğundan mahkemelerinin görevsizliğine, aynı konuda Ankara 7. İdare Mahkemesinin 2006/1698 E., 2006/1963 K. sayılı görevsizlik kararı bulunduğundan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın hüküm kesinleştiğinde Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasa koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Ankara 9.Sulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 5149 sayılı Kanun’un 23. maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

28.4.2004 tarih ve 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı; spor müsabakalarının yapıldığı alanlar ile bunların eklenti ve çevresinde müsabaka öncesinde, müsabaka esnasında veya sonrasında şiddetli rekabet ve bunun doğurduğu fanatizm sonucu patlayıcı, parlayıcı, yanıcı, yakıcı, kesici veya delici maddelerin kullanılmasının, şiddet ve düzensizliğin, kişilik haklarına, ailevî veya manevî değerlere yönelik hakaret, sövme ve aşağılayıcı slogan ve davranışların yer aldığı sporun ruhuna, ilke ve kurallarına uymayan kötü tezahüratın önlenmesi suretiyle huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığı ve kamu düzeninin sağlanmasına yönelik olarak alınacak önlemler ve uygulanacak yaptırımlarla ilgili usul ve esasları düzenlemektir” denilmiş; 23. maddesinde, yasaklara uymama halinde verilecek idari para cezaları düzenlenmiş; 28. maddesinde, bu Kanuna aykırı eylemlerde bulunanlar hakkında spor güvenlik kurulunun re’sen veya kendisine gelen şikâyet ve ihbarlar üzerine yapacağı inceleme sonucunda mahallin en büyük mülkî idare amiri tarafından ilgili hakkında bu Kanundaki idarî para cezaları veya tedbirlerin uygulanmasına karar verileceği, bu Kanunda yazılı olan idarî para cezalarına dair kararların ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde idare mahkemesine itiraz edilebileceği, itirazın cezanın yerine getirilmesini durdurmayacağı, itiraz üzerine verilen kararın kesin olduğu, itirazın zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılacağı, idarî para cezalarının 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunacağı belirtilmiştir.

Daha sonra, 23.1.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun’un 535. maddesi ile değişik 23. maddesinde, 17 nci maddenin birinci fıkrasına aykırı davranan kişilere beşyüz Türk Lirasından bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verileceği, 17 nci maddenin ikinci fıkrasına aykırı davranan kişilere bin Türk Lirası, tekrarı halinde ikibin Türk Lirası idarî para cezası verileceği, fail, kulübün veya bir taraftar derneğinin mensubu ise fiilin tekrarı halinde mensubu bulunduğu kulüp veya dernek hakkında da üçbin Türk Lirası idarî para cezası verileceği belirtilmiş; aynı Kanunun 5728 sayılı Kanun’un 537. maddesi ile değişik 28. maddesinde de, “Bu Kanuna aykırı eylemlerde bulunanlar hakkında büyükşehir ve il belediye sınırları içinde il spor güvenlik kurulunun, bunun dışındaki yerlerde ilçe spor güvenlik kurulunun re’sen veya kendisine gelen şikâyet ve ihbarlar üzerine yapacağı inceleme sonucunda mahallin en büyük mülkî idare amiri tarafından ilgili hakkında bu Kanundaki idarî para cezaları veya tedbirlerin uygulanmasına karar verilir.

Bu Kanun hükümlerine göre verilen idarî para cezalarından tahsil edilen miktarın tamamı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü hesabına aktarılır. Bu paralar Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından çıkarılacak yönetmelik esaslarına göre yüzde ellisi Engelliler Spor Federasyonu ile engelliler kulüp ve faaliyetlerine, yüzde ellisi ise fair play kurallarına uygun hareket eden amatör spor kulüpleri ile okul sporlarının geliştirilmesine ayrılır.

Bu Kanunda belirtilen yasaklara uymayan kişilerin kimlik bilgileri, müsabakanın veya eylemin yapıldığı mahallin emniyet birimlerince fotoğraflı olarak kaydedilir ve bu kayıtlardaki kişiler takibe alınır” denilmiştir. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’da, son haliyle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde "(1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.            

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun reddi ile ayrıca verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile aynı Mahkemece ayrıca verilen 14.3.2007 gün ve Müt:2006/1282 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/41

KARAR NO: 2008/220

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 4458 sayılı Gümrük Kanunu uyarınca verilen para cezasına karşı açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

 

Davacı        : Solgar Vitamin ve Sağlık Ürünleri San. ve Tic. Ltd. Şti.

Vekili         : Av. İ.E.

Davalı        : Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Atatürk Hava Limanı Gümrük Müdürlüğü

  

O L A Y     : Atatürk Hava Limanı Gümrük Müdürlüğü’nün 18.10.2005 gün ve muhtelif sayılı 44 adet para cezası kararı ile, davacının eylemi nedeniyle 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 241/3-b maddesine istinaden para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Ceza kararlarına yapılan itirazlar, İstanbul Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğü’nün 25.11.2005 gün ve muhtelif sayılı kararları ile reddedilmiştir.

Davacı vekili, para cezalarının kaldırılması ve itirazın reddine ilişkin kararların iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 4. İDARE MAHKEMESİ; 30.1.2006 gün ve E:2005/3267, K:2006/165 sayı ile, davanın, davacının Gümrük Kanunu'na muhalefet ettiğinden bahisle kesilen para cezalarının ve bu para cezalarına yapılan itirazların reddine ilişkin Gümrük Müsteşarlığı İstanbul Gümrük Muhafaza Başmüdürlüğü işlemlerinin iptali istemiyle açıldığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun muhtelif maddelerinden söz ederek, Kabahatler Kanunu hükümleri incelendiğinde, 01.06.2005 tarihinden itibaren açılacak bütün idari para ceza davalarında artık 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun uygulanması gerekeceği sonucuna varıldığı, bu durumda, dava tarihi itibariyle artık Kabahatler Kanunu kapsamında olan dava konusu idari para cezasının görüm ve çözümü adli yargı mercilerinin görev alanında bulunduğundan, davanın görev yönünden reddinin icap ettiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

BAKIRKÖY 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; 2.2.2007 gün ve D. İş E:2006/150, D. İş K:2007/27 sayı ile, başvuran vekilinin dilekçesinde, müvekkili şirket hakkında 44 adet idari para cezası uygulandığını ve düzenlenen idari para cezasının yerinde olmadığını ileri sürüp itiraz yoluyla kaldırılmasını talep ettiği, dosyanın incelemesinden, başvuranın İstanbul 4. İdare Mahkemesi’ne açtığı davanın, 9.1.2006 tarih ve 2005/3267 Esas, 2006/135 Karar sayılı ilam ile görev yönünden reddedildiğinin görüldüğü, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinden söz ederek, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 242/7 maddesinde, bu Kanun gereği uygulanan idari yaptırım kararlarına karşı başvurunun idari yargıya yapılmasının öngörüldüğü, görev kurallarının kamu düzenine aidiyeti de göz önüne alınarak 5326 sayılı Kanun’un 5560 sayılı Kanun’la değişik 34/8 ve CMK 3 maddesi gereğince Mahkemelerinin görevsizliğine karar vermenin gerektiği, aynı konuda İdare Mahkemesince de verilmiş görevsizlik kararı bulunduğu anlaşılmakla dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermenin icap ettiği gerekçesiyle 5326 sayılı Kanun’un 27. maddesini değiştiren 5560 sayılı Kanun’un 34/8 ve CMK 3 maddesi gereğince görevsizlik kararı vererek dosyanın görevli mahkemenin belirlenmesi bakımından Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Bakırköy 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4458 sayılı Kanun’un 241. maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca verilen para cezalarının kaldırılması ve itirazın reddine ilişkin kararların iptali istemiyle açılmıştır.

27.10.1999 tarih ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı, Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Bölgesine giren ve çıkan eşyaya ve taşıt araçlarına uygulanacak gümrük kurallarını belirlemektir” denilmiş; 241. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanunda ayrı bir ceza tayin edilmiş haller saklı kalmak üzere, bu Kanuna ve bu Kanunda tanınan yetkilere dayanılarak çıkarılan tüzük, yönetmelik, tebliğ ve talimatlarla getirilen şekil ve usullere aykırı hareket edenlere 30,000,000 TL. usulsüzlük cezası uygulanacağı; üçüncü fıkrasında, usulsüzlük cezası aşağıdaki hallerde 1 inci fıkrada belirtilen miktarın iki katı olarak uygulanacağı belirtildikten sonra bu fıkranın (b) bendinde, vergi kaybı doğurmamasına karşın, 24 üncü maddeye göre birbirleriyle ilişkisi bulunan kişiler arasında bir satış işlemi olması ve bu ilişkinin beyan edilmemesi hali sayılmış; 242. maddesinde, “1. Yükümlüler, kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri için tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde ilgili gümrük idaresine verecekleri bir dilekçe ile düzeltme talebinde bulunabilirler.

 2. Düzeltme talepleri ilgili gümrük müdürlüğü tarafından otuz gün içinde karara bağlanarak yükümlüye tebliğ edilir.

 3. Kişiler, düzeltme taleplerine ilişkin kararlara, idari kararlara, gümrük vergilerine ve cezalara karşı yedi gün içinde kararı alan gümrük idaresinin bağlı bulunduğu gümrük başmüdürlüğü nezdinde itirazda bulunabilirler.

 4. Gümrük başmüdürlüklerine intikal eden itirazlar otuz gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edilir.

 5. İlk kararın alındığı idarenin gümrük başmüdürlüğü olduğu hallerde, bu karara karşı onbeş gün içinde Gümrük Müsteşarlığına itiraz edilebilir.

 6. Gümrük Müsteşarlığına intikal eden itirazlar kırkbeş gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edilir.

 7. Gümrük başmüdürlükleri ile Gümrük Müsteşarlığı kararlarına karşı işlemin yapıldığı gümrük müdürlüğünün veya gümrük başmüdürlüğünün bulunduğu yerdeki idari yargı mercilerine başvurulabilir.

 8. (Ek: 5.4.2007-5622/8 md.) Bu Kanuna göre yapılacak yazılı bildirimler posta ile taahhütlü olarak gönderilebilir. Bu takdirde bildirimin postaya verildiği tarih gümrük idaresine verilme tarihi yerine geçer. Bu hüküm derdest olan uyuşmazlıklarda da uygulanır” hükmü yer almıştır.

Olayda, para cezalarının kaldırılması ve itirazın reddine ilişkin kararların iptali istemiyle dava açılmış olup; 4458 sayılı Yasa’nın 242. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, bu davanın görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde             " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır" denilmiştir.          

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 4458 sayılı Yasa’nın 241. maddesi uyarınca verilen para cezalarının kaldırılması ve itirazın reddine ilişkin kararların iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde anılan Yasa hükmü gereği idari yargı yerinin görevli olduğu açıktır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,bu nedenle Bakırköy 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin 30.1.2006 gün ve E:2005/3267, K:2006/165 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/45

KARAR NO: 2008/221

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Enformasyon Reklamcılık ve Filmcilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.

Vekili         : Av. İ.A.

Davalı        : Sanayi ve Ticaret Bakanlığı

O L A Y     : Davacı Şirkete ait CNBC-e logosuyla yayın yapan televizyon kanalında yayımlanan, “Kampus” isimli programda, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı Kanunla değişik 16. maddesine aykırılık(örtülü reklam) olduğu nedeniyle, Reklâm Kurulunca davacı Şirkete, anılan Yasa’nın 17. ve 25/8. maddeleri uyarınca idari para ve durdurma cezaları verilmiş; Bakanlık Makamının 17.5.2005 tarih ve 111 sayılı onayıyla uygun bulunan ve 26.5.2005 tarih ve 12753 sayılı yazı ile 1.6.2005 tarihinde tebliğ edilen bu işlem sonrasında, davacı şirket vekili; idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle 7.6.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 6.İDARE MAHKEMESİ; 17.8.2005 gün ve E:2005/1103, K:2005/1118 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2., 3., 16. ve 27 maddelerinden bahisle; 1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326 sayılı Yasada sayılan idari para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idarî yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan istisnai durumlar haricinde "Sulh Ceza Mahkemeleri nezdinde dava açılabilmekte olduğu; buna göre; davacı şirkete, 4077 sayılı Yasa hükümleri uyarınca 44.975.YTL tutarında idari para cezası verilmesine ilişkin işleminin iptali isteğiyle 7.6.2005 tarihinde Mahkeme kayıtlarına giren dilekçe ile bakılan dava açılmış ise de; yukarıya alınan Yasa hükümleri uyarınca, 4077 sayılı Yasa hükümlerine göre verilen idari yaptırım niteliğindeki para cezasına karşı açılacak davalarda Sulh Ceza mahkemelerinin görevli kılınmış olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karara karşı yapılan temyiz istemi; Danıştay Onuncu Dairesinin, 22.11.2006 gün ve E:2005/8313, K:2006/6655 sayılı kararıyla, incelenmeksizin ret şeklinde sonuçlanmış; bu karara karşı yapılan Karar Düzeltme istemi de aynı Dairenin, 22.1.2008 gün ve E:2007/2019, K:2008/76 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı şirket vekili, aynı istemle 16.9.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 12. SULH CEZA MAHKEMESİ; 18.11.2005 gün ve E:2005/647 Müt. sayı ile, İdare tarafından, idari para cezasının 4822 sayılı Yasanın 25.maddesine göre tahakkuk ettirilmiş olduğu, 4822 sayılı Yasanın 26.maddesinde, bu cezalara karşı itiraz mercii olarak açıkça idare mahkemesinin gösterildiği; tahakkuk ettirilen idari para cezasının idarenin kamu gücünü kullanarak yaptığı bir işlem olduğu, bu bakımdan idari para cezası niteliğini taşıyan cezaların idari yargı denetimi dışında tutulmasının idarenin yargısal denetiminin etkin ve doğal anlamda gerçekleşmemesi sonucunu doğuracağı; esasen Anayasa Mahkemesinin kararlarının da bu doğrultuda bulunduğu; Kabahatler Kanununda, kabahat deyiminden Kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık olduğu belirtilmişse de verilen para cezasının kamu gücü kullanılarak yapılan bir idari işlem olduğu ve 4822 sayılı Yasanın 26.maddesinde yetkili mahkemenin idare mahkemesi olduğuna dair yetkiyi belirleyen maddenin halen yürürlükte olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu sonunda Yargıtay 7.Ceza Dairesi; 20.11.2007 gün ve E:2006/3046, K:2007/9320 sayı ile, kararın onmasına, görev uyuşmazlığının halli yönünden dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesinin mahal mahkemesince yerine getirilmesine karar vermiş; bunun üzerine dava dosyası Mahkemece bir üst yazıyla Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmesine karşın, Yargıtay kararı üzerine görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmuştur.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4077 sayılı Yasa’nın 16. maddesine aykırılık nedeniyle, aynı Yasanın 25. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

23.2.1995 tarih ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 6.3.2003 tarih ve 4822 sayılı Kanun’un 23. maddesi ile değişik 16. maddesinde, ticari reklâm ve ilânların kanunlara, Reklâm Kurulu’nca belirlenen ilkelere, genel ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, dürüst ve doğru olmalarının esas olduğu, tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar edici, tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü, şiddet hareketlerini ve suç işlemeyi özendirici, kamu sağlığını bozucu, hastaları, yaşlıları, çocukları ve özürlüleri istismar edici reklâm ve ilânlar ve örtülü reklâm yapılamayacağı, aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal ve hizmetlerin karşılaştırmalı reklâmlarının yapılabileceği, reklâm verenin, ticari reklâm veya ilânda yer alan somut iddiaları ispatla yükümlü bulunduğu, reklâm verenlerin, reklâmcılar ve mecra kuruluşlarının bu madde hükümlerine uymakla yükümlü oldukları belirtilmiş; 25. maddesinin olay tarihinde yürürlükte olan 8. fıkrasında, 16 ncı maddeye aykırı hareket edenler hakkında üç aya kadar tedbiren durdurma ve/veya durdurma ve/veya düzeltme ve/veya 3.500.000.000 lira para cezası uygulanacağı, Reklâm Kurulu’nun, ihlalin niteliğine göre bu cezaları birlikte veya ayrı ayrı verebileceği, 16 ncı maddeye aykırılık, ülke düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair araçlar ile gerçekleşmiş ise, para cezasının on katı olarak uygulanacağı kurala bağlanmış; 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun’un 477. maddesiyle 26. maddesi değiştirilerek, “25 inci maddenin birinci, dördüncü, yedinci, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu fıkralarındaki idarî yaptırımlara Bakanlık tarafından, diğer fıkralarındaki idarî para cezalarına mahallî mülkî amir tarafından karar verilir.

Bu yaptırımlara ilişkin kararlar, kararı veren makam tarafından yedi gün içerisinde ilgilinin mensup olduğu meslek kuruluşuna bildirilir.

Bu Kanun hükümlerine göre verilen idarî yaptırım kararlarına karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulur. Ancak, idare mahkemesinde dava, işlemin tebliği tarihinden itibaren onbeş gün içinde açılır. İdare mahkemesinde iptal davası açılmış olması, kararın yerine getirilmesini durdurmaz” denilmiştir. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

4077 sayılı Yasa’nın 26. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.

1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde,

" (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır" denilmiştir.          

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.           

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 4077 sayılı Yasa’nın 16. ve 25. maddelerine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde anılan Yasanın 26. maddesine göre idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 12. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19.maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin 17.8.2005 gün ve E:2005/1103, K:2005/1118 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/46

KARAR NO: 2008/222

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 2872 sayılı Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : G. H.

Davalı        : Gaziantep İl Çevre ve Orman Müdürlüğü

O L A Y     : 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun Ek-1/c maddesine muhalefetten dolayı(anız yakılması fiili nedeniyle) davacı adına idari para cezası verilmiştir.

   Davacı, para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

GAZİANTEP 1. İDARE MAHKEMESİ; 31.8.2006 gün ve E:2006/2489, K:2006/1192 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı açılan davaların, Kabahatler Kanunu kapsamında olduğu ve idari yaptırım olarak para cezası öngören kanunlarda itiraz yeri olarak idare mahkemeleri gösterilmiş olsa dahi, görüm ve çözümünün adli yargı yerlerinin görev alanına girdiği; dosyanın incelenmesinden, davacının anız yakılması fiili nedeniyle, davalı idarece çevreye zarar verdiğinden bahisle dava konusu cezanın tesis edildiği, bu durumda; davacıya 2872 sayılı Çevre Kanununa muhalefet nedeniyle 2.400,00 YTL idari para cezası verilmesine ilişkin davalı idare işleminin, 5326 sayılı Kanunda tanımlanan kabahatlerden olması nedeniyle 24.8.2006 tarihinde açılan işbu davanın görüm ve çözümünün adli yargı mahkemelerinin görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, kesinleşmiştir.

Davacı bu kez aynı istemle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

NURDAĞI SULH CEZA MAHKEMESİ; 2.3.2007 gün ve 2006/12 D.İş sayı ile, söz konusu itirazın 2872 Sayılı Çevre Kanunun ek 1. maddesinin (c ) bendine muhalefetten, anız yakılmasından kaynaklandığı; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun, 5560 sayılı 31. maddesi ile değişik 3. maddesinin (a) bendindeki "İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanır" hükmü ve 2872 sayılı yasanın 26.4.2006 tarih 5491 Sayılı Yasanın 17. maddesi ile değişik 25. maddesindeki "İdari yaptırım kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare mahkemesine dava açılabilir." özel hükmü karşısında, söz konusu itirazın, bu konudaki itirazlara bakmakla görevlendirilen idare mahkemesine yapılması gerektiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı ve ayrıca kararın kesinleşmesinden sonra, görevli mahkemenin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş; bu karar, kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasa koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Nurdağı Sulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen yapılan başvurunun, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2872 sayılı Kanun’un Ek-1/c maddesine muhalefetten dolayı aynı Kanunun 20/l maddesine göre verilen para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

9.8.1983 gün ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamaktır” denilmiş; Ek 1. madde, birinci fıkrasının (c) bendinde, anız yakılması, çayır ve mer'aların tahribi ve erozyona sebebiyet verecek her türlü faaliyetin yasak olduğu belirtilmiş; 20. maddesinde, idari nitelikteki cezalar sayılmış; anılan Yasanın 25. maddesinin birinci fıkrasında, idari cezalara karşı 7 gün içerisinde idare mahkemesine itiraz edilebileceği yolunda düzenleme mevcut iken; 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, Mahkememizce; Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesindeki, “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır” yolundaki hüküm de dikkate alınarak, Kabahatler Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı, Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılan davaların görüm ve çözümünde, adli yargı yerleri görevli kılınmış; bilahare, anılan Yasanın 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Ancak daha sonra, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 26.4.2006 günlü, 5491 sayılı Yasanın 17. maddesiyle değiştirilen ve 13.5.2006 tarih ve 26167 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 25. maddesinde, “Bu Kanunda öngörülen idarî yaptırımların uygulanmasını gerektiren fiillerle ilgili olarak yetkili denetleme elemanlarınca bir tutanak tanzim edilir. Bu tutanak denetleme elemanlarının bağlı bulunduğu ve idarî yaptırım kararını vermeye yetkili mercie intikal ettirilir. Bu merci, tutanağı değerlendirerek gerekli idarî yaptırım kararını verir. İdarî yaptırım kararı, 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre idarî yaptırım kararını veren merci tarafından ilgiliye tebliğ edilir.

   İdari yaptırım kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir. Dava açmış olmak idarece verilen cezanın tahsilini durdurmaz.

   İdari para cezalarının tahsil usûlü hakkında 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır.

   Ceza vermeye yetkili kurum ve merciler tarafından tahsil edilen idarî para cezaları, Maliye Bakanlığından izin alınarak Bakanlıkça bastırılan ve dağıtılan makbuz karşılığında tahsil edilir.

   Bu Kanuna göre verilecek idari para cezalarında ihlalin tespiti ve cezanın kesilmesi usûlleri ile ceza uygulamasında kullanılacak makbuzların şekli, dağıtımı ve kontrolüne ilişkin usûl ve esaslar Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." denilmiştir.

Buna göre, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda belirtilen idari yaptırım kapsamındaki idari para cezalarına karşı açılacak davalarda idare mahkemesi genel görevli kılınmış, ancak idari para cezalarının tahsil usûlü hakkında Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, dava konusu edilen idari para cezasına ilişkin yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 13.5.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 2872 sayılı Yasa’nın 20. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur

Kaldı ki, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 31. maddesinde "(1) Bu Kanunun;

   a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır" denilmiş olup, 2872 sayılı Yasa’da bu cezalara karşı idare mahkemesinde dava açılabileceğinin belirtilmesi karşısında, idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Nurdağı Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Gaziantep 1. İdare Mahkemesi’nin 31.8.2006 gün ve E:2006/2489, K:2006/1192 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/81

KARAR NO: 2008/225

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 3213 sayılı Maden Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : A. D.

Vekili         : Av. A. K.

Davalı        : Antalya İl Özel İdaresi

Vekili         : Av. D.Ç.

O L A Y     : Antalya İl Özel İdaresi’nin 28.2.2006 gün ve 294 sayılı işlemi ile, 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca davacı adına idari para cezası verildiği bildirilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANTALYA 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; 8.8.2006 gün ve D.İş E:2006/67, D.İş K:2006/113 sayı ile, Antalya İl Özel İdaresi’nin 28.02.2006 tarih ve 294 sayılı idari yaptırım kararına itiraz edildiği, Anayasa Mahkemesi’nin 01.03.2006 tarih ve 2005/108 Esas, 2006/35 Karar sayılı kararı ile Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin iptal edildiği ve bu kararın 22.07.2006 tarih ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandığı, bu iptal kararı ile idari para cezalarına karşı başvuru yolu konusunda 1 Haziran 2005 tarihi öncesindeki uygulamaya büyük oranda geri dönüldüğü, buna göre, idari para cezasının kaynağı olan yasada kişiler hakkında idare tarafından verilen idari para cezalarına karşı itiraz yolu açık biçimde sulh ceza mahkemeleri olarak belirlenmemiş ise; idarenin her türlü eylem ve işlemlerinin hukuksal denetimini yapmakla görevli Mahkemelerin(Anayasamızın ilgili hükümleri ve İdare Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkındaki Kanun hükümlerinden yola çıkılarak) idare mahkemeleri olduğu hukuksal sonuca ulaşılabileceği, itiraz eden hakkında düzenlenen idari para cezasının dayanağı olan 3213 sayılı Maden Kanunu hükümlerine göre idare tarafından verilen idari para cezalarına karşı itiraz merciinin özel olarak açık biçimde sulh ceza mahkemesi olarak gösterilmediğinin anlaşıldığı, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda anılan kararı ile iptal edilmesi de dikkate alınarak ve Mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgili olduğundan ve yargılamanın her aşamasında dikkate alınabileceğinden re’sen görev yönü ile itiraz dosyasının ele alınıp incelendiği, yapılan inceleme sonucunda itiraz eden hakkında uygulanan idari para cezasının dayanağı olan özel yasada Mahkemeleri özel olarak görevlendirilmediğinden, yapılan itirazı değerlendirme ve sonuçlandırma görevinin idare mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara yapılan itirazın reddi suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 13.12.2007 gün ve E: 2006/2490 sayı ile, davacı vekili tarafından, davacı şirketin 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 12’nci maddesi uyarınca 22.440,00YTL idari para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Valilik Makamı’nın 8.2.2006 günlü, 144 olur sayılı işleminin iptali istemiyle Antalya İl Özel İdaresi’ne karşı dava açıldığı, 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 12’nci maddesinin 5’inci fıkrasından ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. ve 27. maddelerinden söz ederek, bakılan davada, davacı şirkete dava konusu idari para cezasının 3213 sayılı Maden Kanunu uyarınca verildiği, bu Kanunda da bu cezaya karşı açılacak davalarda görevli mahkemenin belirlenmediği ve yine 5326 sayılı Kanun’un 27/8’inci maddesi dikkate alındığında idari para cezasının verildiği işlem kapsamında idari yargının görev alanına giren bir kararın da verilmediği görülmekle, dava konusu idari para cezasının iptali istemiyle açılan bu davanın adli yargı yerince görüm ve çözümünün gerektiği, ancak, daha önce Antalya 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nce görevsizlik kararı verildiğinden görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuru zorunluluğunun doğduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19’uncu maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine, bu konuda verilecek karara değin davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 3213 sayılı Kanun’un 12. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

4.6.1985 gün ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun “Amaç” başlığını taşıyan 1. maddesinde, “Bu Kanun madenlerin aranması, işletilmesi, üzerinde hak sahibi olunması ve terk edilmesi ile ilgili esas ve usulleri düzenler” denilmiş; 12. maddesinin birinci fıkrasında, üretilen madenin sevk fişi ile sevkiyatının zorunlu olduğu, ikinci fıkrasında, tesislerden elde edilen ürünlerin sevk fişi kullanımı ve denetimi ile ilgili hususların yönetmelikle belirleneceği, üçüncü fıkrasında, ruhsat sahibi tarafından sevk fişi olmaksızın maden sevk edildiğinin mülkî idare amirliklerince tespit edilmesi halinde, söz konusu madenin ocak başı satış bedelinin üç katı tutarında idarî para cezası verileceği, dördüncü fıkrasında, denetim ve inceleme sonucunda, yaptığı üretim ve sevkiyatı bildirmediği tespit edilen ruhsat sahiplerine, ödenmesi gereken Devlet hakkına ilaveten bildirilmeyen miktar için hesaplanacak Devlet hakkının on katı tutarında idarî para cezası verileceği, beşinci fıkrasında ise; ruhsat veya işletme izni olmadan üretim faaliyetinde bulunulduğunun tespiti halinde, üretilen madene mülkî idare amirliklerince el konulacağı, bu kişilere, bu fıkra kapsamında üretilmiş olup el konulan ve el konulma imkânı ortadan kalkmış olan tüm madenin, ocak başı satış bedelinin beş katı tutarında idarî para cezası uygulanacağı, bu şekilde maden çıkartılması ve/veya sevk edilmesinin Devlet malına karşı işlenmiş fiil sayılacağı, bu fiili işleyenlerin adlî takibat yapılmak üzere ilgili makamlara bildirileceği, el konulan madenlerin, mülkî idare amirliklerince satılarak bedelinin özel idareye aktarılacağı belirtilmiştir.

Olayda, para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 3213 sayılı Maden Kanunu’nda, idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.           

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde    " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.            

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 3213 sayılı Maden Kanunu’nda idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 2.İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Antalya 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 8.8.2006 gün ve D.İş E:2006/67, D.İş K:2006/113 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/93

KARAR NO: 2008/227

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk

K A R A R

Davacı        : “Fleet Trader Gemisi Donatanı Adına acentesi Assos Denizcilik ve Ticaret Ltd. Şti

Vekili         : Av. E.E., Av. İ.İ.P.

Davalı        : İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili         : Av.N.Ö.

O L A Y     : İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 3.1.2006 gün ve Cilt No:4, Sayfa No:79 sayılı ceza kararnamesi ile, 2872/3301 sayılı Çevre Kanunu’nun 24/a fıkrasının verdiği yetkiye göre 22/a-b-c fıkrası gereği davacı adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, bu işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 1. İDARE MAHKEMESİ; 24.1.2006 gün ve E:2006/132, K:2006/24 sayı ile, Kabahatler Kanunu bir bütün olarak incelendiğinde, idari para cezalarının da idari bir yaptırım türü olarak kabul edilmesi ve bu cezalara karşı yapılacak itirazların Kabahatler Kanunu uyarınca Sulh Ceza Mahkemesince çözümlenmesinin gerektiği, olayda davacıya 2872 sayılı Yasaya aykırılık nedeniyle idari para cezası verildiği görülmüş olup, kabahat niteliğindeki bu fiil nedeniyle verilen para cezasının Kabahatler Kanunun 17. maddesi kapsamında bir yaptırım olduğu, bu itibarla söz konusu cezaya yönelik itirazın adli yargı yerince çözümlenmesi gerekeceği sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

TUZLA SULH CEZA MAHKEMESİ; 13.9.2006 gün ve Müt.E:2006/37, Müt.K: 2006/115 sayı ile, yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’na genel kanun niteliği veren 3. maddenin Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 tarih, 2005/108 E, 2006/35 K sayılı ilamı ile iptal edildiği, kararın 22.7.2006 tarih ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayınlandığı, yine 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun bazı maddelerinin 26.4.2006 tarihli 5491 sayılı Kanun ile değiştirildiği, bu değişiklik ile idari para cezalarında yetkinin 24. maddede düzenlendiği ve bu kanunda öngörülen idari yaptırım kararlarını verme yetkisinin Çevre ve Orman Bakanlığı’na ait olduğunun belirtildiği, 25. maddede idari yaptırımların uygulanması, tahsilinin düzenlendiği, buna göre "idari yaptırım kararlarına karşı tebliğden itibaren 30 gün içinde idare mahkemesinde dava açabileceği" hükmünün getirildiği, buna göre Mahkemelerinin bu konuda karar vermeye herhangi bir yetkisinin olmadığı, olayın idari yargının görev alanına girdiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin Başkanlık yazısı üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2872 sayılı Kanun’un 22. maddesine göre verilen para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

9.8.1983 gün ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamaktır” denilmiş; 22. maddesinde(Mülga: 26/4/2006 – 5491/24 md.), gemiler için verilecek cezalar düzenlenmiş; anılan Yasanın 25. maddesinin birinci fıkrasında, idari cezalara karşı 7 gün içerisinde idare mahkemesine itiraz edilebileceği yolunda düzenleme mevcut iken, 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, Mahkememizce; Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesindeki, “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır” yolundaki hüküm de dikkate alınarak, Kabahatler Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı, Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılan davaların görüm ve çözümünde, adli yargı yerleri görevli kılınmış; bilahare, anılan Yasanın 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Ancak daha sonra, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 26.4.2006 günlü, 5491 sayılı Yasanın 17. maddesiyle değiştirilen 25. maddesinde, “Bu Kanunda öngörülen idari yaptırımların uygulanmasını gerektiren fiillerle ilgili olarak yetkili denetleme elemanlarınca bir tutanak tanzim edilir. Bu tutanak denetleme elemanlarının bağlı bulunduğu ve idarî yaptırım kararını vermeye yetkili mercie intikal ettirilir. Bu merci, tutanağı değerlendirerek gerekli idarî yaptırım kararını verir. İdarî yaptırım kararı, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre idarî yaptırım kararını veren merci tarafından ilgiliye tebliğ edilir.

   İdari yaptırım kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir. Dava açmış olmak idarece verilen cezanın tahsilini durdurmaz.

   İdari para cezalarının tahsil usûlü hakkında 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır.

   Ceza vermeye yetkili kurum ve merciler tarafından tahsil edilen idarî para cezaları, Maliye Bakanlığından izin alınarak Bakanlıkça bastırılan ve dağıtılan makbuz karşılığında tahsil edilir.

   Bu Kanuna göre verilecek idarî para cezalarında ihlalin tespiti ve cezanın kesilmesi usûlleri ile ceza uygulamasında kullanılacak makbuzların şekli, dağıtımı ve kontrolüne ilişkin usûl ve esaslar Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." denilmiştir.

Buna göre, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda belirtilen idari yaptırım kapsamındaki idari para cezalarına karşı açılacak davalarda idare mahkemesi genel görevli kılınmış, ancak idarî para cezalarının tahsil usûlü hakkında Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, dava konusu edilen idari para cezasına ilişkin yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 13.5.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 2872 sayılı Yasa’nın 22. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur

Kaldı ki, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 31. maddesinde "(1) Bu Kanunun;

   a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır" denilmiş olup, 2872 sayılı Yasa’da bu cezalara karşı idare mahkemesinde dava açılabileceğinin belirtilmesi karşısında, idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 1.İdare Mahkemesi’nin 24.1.2006 gün ve E:2006/132, K:2006/24 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/103

KARAR NO: 2008/230

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Kervan Gıda San. Tic. Ltd. Şti.

Vekili         : Av. K.H.

Davalı        : Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı (İstanbul Sigorta İl Müdürlüğü)             

O L A Y     : Sigortalı işe giriş bildirgesinin yasal süre içersinde Kuruma verilmemesi nedeniyle davacı adına 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 9 ve 140. maddelerine göre idari para cezası verilmiş, yapılan itiraz komisyon kararı ile reddedilmiştir.

Davacı vekili, söz konusu para cezasının iptali istemiyle 21.6.2004 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL BÖLGE İDARE MAHKEMESİ; 11.10.2006 gün ve E:2006/1321, K:2006/4116 sayı ile, İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nce, dava konusu işlemin iptaline dair verilen kararın bozulmasına, 506 sayılı Kanunun 5454 sayılı Kanunla değişik 140. maddesinde, idari para cezalarına karşı Sulh Ceza Mahkemelerinde dava açılacağı hükme bağlandığından, 506 sayılı Kanun uyarınca verilen idari para cezasının iptali istemiyle açılan bu davanın görüm ve çözüm görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez, aynı istemle 20.2.2007 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

BAKIRKÖY 1.SULH CEZA MAHKEMESİ; 19.6.2007 gün ve E:2007/643 Değ.İş, K:2007/1245 Değ. İş sayı ile, 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesinde yapılmış olan değişikliğin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiği, 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesine dayanılarak verilen para cezalarına ilişkin uyuşmazlıkların görüm ve çözüm görevinin İdare Mahkemesine ait olduğunun Danıştay 10. Dairesi kararları ile de belirlendiği, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinde yapılan değişiklik ve 28/1-b maddesindeki “--- başvuru konusu idari yaptırım kararının Sulh Ceza Mahkemesi’nde incelenebilecek kararlardan olmadığının anlaşılması halinde, başvurunun reddine karar verilir.” düzenlemesi karşısında, dava konusu kararın Sulh Ceza Mahkemesi’nde incelenebilecek kararlardan olmadığı gerekçesiyle başvurunun reddine karar vermiş, karar kesinleştikten sonra davacı vekilinin talebi ve 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 15. maddesi uyarınca ortaya çıkan görev uyuşmazlığının çözümü için dosya Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O. Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında; Hâkim-Raportör G. Fatma BÜYÜKEREN’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Her ne kadar adli yargı yerince verilen kararın hüküm fıkrasında “ mahkemenin görevsizliğine”, “davanın görev yönünden reddine” şeklinde bir ibare yer almamakta ise de, karar gerekçesinde davanın idare mahkemesinde görülmesi gerektiğinin açıkça belirtilmiş olması karşısında verilen kararın görevsizlik kararı olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, Bakırköy 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 23.5.2007 gün ve E:2007/644 Değ. İş, K:2007/876 Değ. İş sayılı ve İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nin 11.10.2006 gün ve E: 2006/1321, K:2006/4116 sayılı görevsizlik kararları nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığı hakkında daha önce önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının 3.3.2008 gün ve E:2007/561, K:2008/73 sayılı karar ile çözüme bağlandığı ve bu karar ile İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nin 11.10.2006 gün ve E:2006/1321, K:2006/4116 sayılı görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.”, 27. maddesinde ise, “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder.” denilmektedir.

Açıklanan nedenlerle, daha önce Mahkememizce İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nin görevsizlik kararı kaldırılmış olduğundan, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde belirtilen koşulları taşımayan başvurunun aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/109

KARAR NO: 2008/232

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 5179 sayılı Kanun uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Perşembe Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Müdürlüğü

Davalı        : Perşembe Kaymakamlığı

O L A Y : Perşembe Tarım İlçe Müdürlüğünün 20.5.2005 Kaymakamlık olur tarihli,1/1 cilt/sayfa no.lu işlemi ile Davacı adına, toplu tüketime sunulan yemek partisinin her çeşidinden alınarak 72 saat uygun şartlarda saklanması gereken numunelerin saklanmadığından bahisle, 5179 sayılı Kanunun 29 maddesinin (h) bendine göre 5.560,00 YTL idari para cezası verilmiştir.

Davacı, para cezasına ilişkin işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ORDU İDARE MAHKEMESİ; 17.10.2005 gün ve E: 2005/1558, K: 2005/1762 sayı ile, uyuşmazlık hakkında görevli yargı yerinin belirlenmesi için 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun irdelenmesi gerektiği, Kabahatler Kanunu’nun 2., 3., 16., 27., geçici 2., geçici 3. maddelerinden bahisle, dava dosyasının incelenmesinden; 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 17. maddesine dayanılarak çıkarılan Gıda ve Gıda ile Temasta Bulunan Madde ve Malzemelerin Piyasa Gözetimi. Kontrolü, Denetimi ile İşyeri Sorumluluklarına Dair Yönetmeliğin 17/j maddesine aykırı davranıştan dolayı davacı okul adına idari para cezası verildiği ve cezanın davacı okula Kabahatler Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra tebliğ edildiğinin anlaşıldığı, dava konusu cezanın verilmesine neden olan, toplu tüketime sunulan yemek partisinin her çeşidinden alınarak 72 saat uygun şartlarda saklanması gereken numunelerin saklanmaması fiilinin, 5179 sayılı Yasa kapsamında bir kabahat olup, bu nedenle verilen idari para cezasına karşı da Kabahatler Kanunu uyarınca Sulh Ceza Mahkemesine başvurulması gerektiği sonucuna varılmış olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karara karşı davacı temyiz isteminde bulunmuş, Danıştay Onuncu Dairesi; 13.4.2007 gün ve E:2005/9228, K:2007/1949 sayı ile, temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiş; bu karara karşı ayrıca karar düzeltme yoluna başvurulmamış ve karar kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez aynı istemle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

PERŞEMBE SULH CEZA MAHKEMESİ; 16.1.2008 gün ve Değişik İş No: 2008/5 sayı ile, 5179 sayılı gıdaların üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair kanun hükmünde kararnamenin değiştirilerek kabulü hakkındaki kanunun 30. maddesinde, bu kanunda öngörülen para cezalarına karşı yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceğinin belirtildiği; idari para cezası kararına itirazın, 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. ve devam eden maddelerinde düzenlendiği; bu Kanunun 27., 28 ve 29. maddelerinden söz ederek; yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında itiraz eden Perşembe Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Müdürlüğü'nün 25.12.2007 havale tarihli itiraz dilekçesi ve ekleri ile bu konuya ilişkin olarak düzenlenen Perşembe İlçe Tarım Müdürlüğü'nün 20.5.2005 tarih ve 1 sayılı idari para cezası kararı ve ekleri incelendiğinde, Perşembe İlçe Tarım Müdürlüğü tarafından, itiraz eden Perşembe Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Müdürlüğü hakkında, 18.4.2005 tarihinde Perşembe Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi yatılı öğrenci yemekhanesinde öğle yemeğinden sonra bazı parasız yatılı öğrencilerde görülen mide bulantısı ve kusma olaylarından sonra, Perşembe İlçe Tarım Müdürlüğü'nün incelemeleri sonucu 5179 Kanunun 17. maddesi ve bu maddeye dayalı olarak çıkarılan Yönetmeliğin 7/j maddesine aykırı olarak, toplu tüketime sunulan yemek partisinin her çeşidinden alınarak 72 saat uygun şartlarda saklanması gereken numunelerin saklanmadığının tespit edildiği nedeniyle, 5179 sayılı Kanunun 29/h maddesi gereği 5.560,00.YTL. idari para cezasına karar verildiği, idari para cezası kararının, yasaya ve usulüne uygun olarak 20.5.2005 tarihinde itiraz edene tebliğ edildiği, itiraz edenin, yasal süre içerisinde Ordu İdare Mahkemesi'ne itiraz ettiği, Ordu İdare Mahkemesi tarafından 17.10.2005 tarih ve 2005/1558 Esas-2005/1762 Karar sayılı kararla davanın görev yönünden reddine karar verildiği, itiraza ilişkin olarak verilen görevsizlik kararının, yasal süresi içerisinde yasaya ve usulüne uygun olarak itiraz eden tarafından temyiz edildiği, ancak Danıştay 10. Dairesi'nin, 13.4.2007 tarih ve 2005/9228 Esas 2007/1949 Karar sayılı kararı ile 5179 Sayılı Yasa gereği verilen para cezalarına yapılan itiraz üzerine idare mahkemesince verilen kararların kesin olduğundan bahisle temyiz talebinin reddine karar verildiği, ancak mahkemelerince; gerek Ordu İdare Mahkemesi'nin görevsizlik kararının, gerekse Danıştay 10.Dairesi'nin kararının, yasaya ve usulüne uygun olarak değerlendirilmediği, 5179 Sayılı Yasa gereği verilen idari para cezalarına ilişkin itiraz üzerine yetkili ve görevli idare mahkemesi tarafından, ancak işin esasına girilerek verilen kararların kesin nitelikte olacağı, oysa yargılamaya konu somut davada 5179 Sayılı Yasa'nın 30. Maddesi gereği mahkemelerince görevli ve yetkili olduğu kanaatine varılan Ordu İdare Mahkemesi’nin itiraz üzerine işin esasına girerek karar vermediği, dolayısıyla bu kararın kesin nitelikte kabul edilemeyeceği, kaldı ki 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3. Maddesi'ni değiştiren 6.12.2006 tarih ve 5560 Sayılı Yasa'nın 31. Maddesi gereği bu kanunun, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı, oysa 5179 sayılı Kanunda, öngörülen para cezalarına karşı yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceğinin düzenlendiği, bu durum karşısında tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 5179 sayılı Kanunun 30. maddesi gereği Mahkemelerinin görevsizliğine ve dosyanın, görevli yargı yerinin belirlenmesi amacıyla Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Perşembe Sulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen yapılan başvurunun, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 5179 sayılı Kanun’un 29. maddesinin (h) bendi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

27.5.2004 gün ve 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı, gıda güvenliğinin temini, her türlü gıda maddesinin ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin teknik ve hijyenik şekilde üretim, işleme, muhafaza, depolama, pazarlama ve halkın gereği gibi beslenmesini sağlamak, üretici ve tüketici menfaatleriyle halk sağlığını korumak üzere gıda maddelerinin üretiminde kullanılan her türlü ham, yarı mamul ve mamul gıda maddeleri ile gıda işlemeye yardımcı maddeler ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin güvenliğine ilişkin özelliklerinin tespit edilmesi, gıda maddeleri üreten ve satan işyerlerinin asgari teknik ve hijyenik şartlarının belirlenmesi, gıda maddeleri ile ilgili hizmetler ile denetimine dair usul ve esasları belirlemektir” denilmiş; “Ceza Hükümleri” başlıklı 29. maddesinin (h) bendinde, “17 nci maddede belirtilen işyeri sorumluluğu ile ilgili hükümlere uymayan gerçek ve tüzel kişilere beşmilyar lira idarî para cezası verilir, eylemin tekrarı halinde idarî para cezası iki kat olarak uygulanır..” hükmü yer almış; 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunun 542 maddesiyle madde başlığı “İdari yaptırımlar ve cezalar” şeklinde değiştirilmiş, ancak (h) bendinde değişikliğe gidilmemiştir.

Anılan Yasanın 30. maddesinde de, bu Kanunda yazılı olan idari para cezalarının, o yerin en büyük mülki amiri tarafından verileceği, verilen idari para cezalarına dair kararların ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı, yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği belirtilmişken; bu madde; 5728 sayılı Kanunun 543 maddesiyle “İdari yaptırımlara karar verme yetkisi” başlığı altında, “Bu Kanunda yazılı olan idari yaptırımlara karar vermeye, mahallî mülki amir yetkilidir.” şeklinde değiştirilmiş; 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Olayda, idari para cezasının iptali istemiyle dava açılmış olup; 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’da, bu cezaya karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.           

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde    " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.            

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 5179 sayılı Kanun’da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun reddi ile ayrıca verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ     : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Perşembe Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile aynı Mahkemece ayrıca verilen 16.1.2008 gün ve Değişik İş No: 2008/5 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/119

KARAR NO: 2008/234

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : TMS Sağlık Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti.

Vekili         : Av. M.T.

Davalı        : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Başkanlığı

O L A Y     : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Antalya Bölge Müdürlüğü’nün 1.5.2006 gün ve 8819 sayılı işlemi ile, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un 21. maddesi uyarınca davacı adına 7.844.-YTL idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, dava dilekçesinde, 783.-YTL tutarındaki idari para cezasına ilişkin 8821 sayılı işlemi göstermiş ise de; 7.844.-YTL tutarındaki idari para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANTALYA 1. SULH CEZA MAHKEMESİ; 9.6.2006 gün ve D. İş E:2006/753, D. İş K:2006/753 sayı ile, başvuran hakkında Antalya Bölge Çalışma Müdürlüğü tarafından dosya kapsamındaki idari para cezasının düzenlendiği, bu düzenleme üzerine başvuran tarafından idari para cezasının iptalinin istendiği, Anayasa Mahkemesi’nin 2005/108 Esas, 2006/35 Karar sayılı, 1.3.2006 tarihli kararı ile Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin iptal edildiği, bu iptal kararı ile idari para cezalarına karşı başvuru yolu konusunda 1 Haziran 2005 tarihi öncesindeki uygulamaya büyük oranda geri dönüldüğü, buna göre, idari para cezasının kaynağı olan yasada, kişiler hakkında idare tarafından verilen idari para cezalarına karşı itiraz yolu açık biçimde sulh ceza mahkemeleri olarak belirlenmemiş ise, idarenin her türlü eylem ve işlemlerinin hukuksal denetimini yapmakla görevli mahkemelerin (Anayasa’nın ilgili hükümleri ve İdare Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkındaki Kanun hükümlerinden yola çıkılarak) idare mahkemeleri olduğu hukuksal sonucuna ulaşılabileceği, itiraz eden hakkında düzenlenen idari para cezasının dayanağı olan yasa hükmünün ve bu hükmün yer aldığı özel yasanın bütünüyle incelenmesi halinde, bu yasa gereğince verilen idari para cezalarına karşı itiraz yolunun özel olarak açık biçimde sulh ceza mahkemeleri olarak gösterilmediğinin anlaşıldığı, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda anılan kararı ile iptal edilmesi de dikkate alınarak yapılan inceleme sonucu, itiraz eden hakkında uygulanan idari para cezasının dayanağı olan özel yasa da Mahkemeleri özel olarak görevlendirilmediğinden, yapılan itirazı değerlendirme ve sonuçlandırma görevinin idare mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANTALYA 1. İDARE MAHKEMESİ; 5.12.2007 gün ve E:2006/2847, K:2007/1797 sayı ile, davanın, davacı şirketin çalışma izni olmayan yabancıları çalıştırıldığından bahisle 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un 21. maddesi uyarınca 7.844.-YTL para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 1.5.2006 tarih ve 8819 sayılı işlemin iptali istemiyle açıldığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 6.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. ve 27. maddesinden söz ederek, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un 21. maddesinin 6. fıkrasında, “Bu Kanunda öngörülen idari para cezaları gerekçesi belirtilmek suretiyle Bakanlık Bölge Müdürlüğünce ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. İdari para cezaları tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde vergi daireleri veya mal müdürlüklerine ödenir. İlgililer cezaya bu süre içinde yetkili sulh ceza mahkemesi nezdinde itiraz edebilir” hükmüne yer verildiği, 4817 sayılı Kanun’da, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin aksine bir hüküm bulunmadığından, 4817 sayılı Kanun uyarınca verilen idari para cezalarına karşı açılan davalarda sulh ceza mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna ulaşıldığı, bu durumda, 4817 sayılı Yasa’nın 21. maddesi uyarınca verilen dava konusu para cezasına ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargının(sulh ceza mahkemesinin) görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği, Başkanlıkça adli yargı dosyasının da ilgili Mahkemesinden getirtildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un 21. maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

27.2.2003 tarih ve 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, yabancıların Türkiye'deki çalışmalarını izne bağlamak ve bu yabancılara verilecek çalışma izinleri ile ilgili esasları belirlemek olduğu; 21. maddesinde, idari para cezasının hangi hallerde verileceği ve verilecek idari para cezası miktarları belirtildikten sonra, bu Kanunda öngörülen idari para cezalarının gerekçesi belirtilmek suretiyle Bakanlık bölge müdürlüğünce ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, idari para cezalarının tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde vergi daireleri veya mal müdürlüklerine ödeneceği, ilgililerin cezaya bu süre içinde yetkili sulh ceza mahkemesi nezdinde itiraz edebilecekleri, başvurunun, cezanın takip ve tahsilini durdurmayacağı öngörülmüşken, bu madde, 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun’un 499. maddesiyle, “18 inci maddeye göre bildirim yükümlülüğünü süresi içinde yerine getirmeyen bağımsız çalışan yabancı ile yabancı çalıştıran işverene her bir yabancı için ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Çalışma izni olmaksızın bağımlı çalışan yabancıya beşyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Çalışma izni bulunmayan yabancıyı çalıştıran işveren veya işveren vekillerine her bir yabancı için beşbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu durumda, işveren veya işveren vekili yabancının ve varsa eş ve çocuklarının konaklama giderlerini, ülkelerine dönmeleri için gerekli masrafları ve gerektiğinde sağlık harcamalarını karşılamak zorundadır.

Birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarda sayılan fiillerin tekrarı hâlinde idarî para cezaları bir kat artırılarak uygulanır.

Bu Kanuna göre verilmiş çalışma izni olmaksızın bağımsız çalışan yabancıya ikibin Türk Lirası idarî para cezası verilir ve varsa işyeri veya işyerlerinin Bakanlık bölge müdürlerince kapatılması kararı alınarak, bu kararın uygulanması için durum ilgili valiliğe bildirilir.

Tekrarı hâlinde, varsa işyeri veya işyerlerinin kapatılmasının yanı sıra idarî para cezası bir kat artırılarak uygulanır.

Bu Kanuna göre idarî para cezası ile cezalandırılan bağımlı veya bağımsız çalışan yabancılar ile yabancı çalıştıran işverenler İçişleri Bakanlığına bildirilir” şeklinde değiştirilmiştir. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Olayda, para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.           

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde    " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.            

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ     : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 1.Sulh Ceza Mahkemesi’nin 9.6.2006 gün ve D. İş E:2006/753, D. İş K:2006/753 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/123

KARAR NO: 2008/235

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : Maden Kanununun I(A) Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliği uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : M.Z.

Davalı        : Kırıkkale Valiliği İl Özel İdaresi

Vekili         : Av. E.K.

  

O L A Y     : Kırıkkale Valiliği İl Özel İdaresi’nin 28.7.2006 gün ve 3439 sayılı işlemi ile, Maden Kanununun I(A) Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliği’nin 18. maddesi uyarınca davacı adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

KIRIKKALE 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 30.3.2007 gün ve Değişik İş:2006/672, Değişik İş K:2006/672 sayı ile, Kırıkkale Valiliği İI Özel İdaresi'nin 28.7.2006 tarih ve 3439 seri no’lu idari para cezasının kaldırılmasının talep edildiği, itiraz konusunun, 5177 sayılı Yasa’nın 1(A) Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliği’nin 18'inci maddesi uyarınca verilen idari para cezası olduğu, cezanın, Kırıkkale İl Özel İdaresi Kum-Çakıl Ocakları İnceleme ve Denetleme Komisyonu’nun 23.6.2006 günlü raporuna dayanılarak Kırıkkale İl Özel İdaresi tarafından düzenlendiği, 5302 sayılı İl Özel İdare Yasası’nın 16 ve 17. maddeleri uyarınca oluşturulan komisyon raporu uyarınca ceza verilmesinin aynı Yasanın 55 ve 56. maddelerinde düzenlendiği, devamı maddelerinde ise itiraz hükümlerine yer verildiği, 5302 sayılı Yasa’ya göre verilen ceza kararlarına ilişkin 59'uncu madde de müracaatların idari yargı mercilerine yapılacağının düzenlendiği, Kabahatler Yasası’nın 3'üncü maddesinin 5560 sayılı Yasa ile değiştirildiği, buna göre idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanabileceğinden, 5302 sayılı Yasa’nın 59'uncu maddesinde özel düzenleme olduğuna göre itiraz hakkında Mahkemelerinin görevsiz olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle CMK'nun 3, 4, 5, 6 ve 5302 sayılı Yasa’nın 59'uncu maddesi uyarınca görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

KIRIKKALE İDARE MAHKEMESİ; 20.7.2007 gün ve E:2007/728 sayı ile, davacı tarafından, Maden Kanunu'nun 12. maddesi ve Maden Kanununun I(A) Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliği'nin 18. maddesi uyarınca 28.7.2006 tarih ve 3439 sayılı işlemle uygulanan 20.098.-YTL idari para cezasının iptali istemiyle Kırıkkale Valiliği İl Özel İdaresi'ne karşı dava açıldığı, Kırıkkale 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 30.3.2007 tarih ve D.İş K.No:2006/672 sayılı görevsizlik kararı üzerine Mahkemelerinde açılan davada, dava dilekçesinin usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle 3.5.2007 tarih ve K:2007/367 sayılı karar ile yeniden dava açmakta serbest olmak üzere dilekçenin reddedildiği; işbu dava dilekçesinin ise 30 günlük yasal süreden sonra Mahkemeleri kaydına girdiği anlaşılmakta ise de; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesi hükmü gereği "görev" konusunun süre aşımından önce ele alınması gerektiğinden ve işbu davada idari yargının görev alanına girmediğinden dava dilekçesinin süresinde yenilenmemesi hususu değerlendirmeye alınmadan görev hususunun öncelikle incelendiği, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 5177 sayılı Kanun’la değişik 2. maddesinde, 1. grup madenler arasında (a) inşaat ile yol yapımında kullanılan ve tabiatta doğal olarak bulunan kum ve çakılların da sayıldığı; 7. maddesinde, madencilik faaliyetlerinde üretim ve sevkiyatın usulü ile ruhsatsız ve izinsiz üretim ve sevkiyat halinde uygulanacak idari para cezalarının düzenlendiği; Maden Kanunu'nda değişiklik yapan 26.5.2004 tarih ve 5177 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi uyarınca yürürlüğe giren Maden Kanununun I(A) Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliği'nin 18. maddesinde, ruhsat olmadan I(a) Grubu bir madenin üretilip sevk edilmesinin, Genel Müdürlüğün ve mülki amirin yetkilendirdiği kişiler tarafından tespit edilmesi halinde, durumun bir tutanak ile tespit edileceği; üretilen madene mülki idare amirliğince el konularak; bu kişilere, bu fıkra kapsamında üretilmiş olup el konulan ve el konulma imkanı ortadan kalkmış olan tüm madenin, ocak başı satış bedelinin beş katı tutarında idari para cezası uygulanacağının hükme bağlandığı, ancak, bahsi geçen mevzuatta, uygulanan idari para cezalarına karşı gidilecek yargı yolunun belirtilmediği, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2, 3, 16 ve 27. maddelerinden söz ederek, bu hükümlerin incelenmesinden, idari para cezalarına karşı açılacak davalarda diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde görevli yargı yerinin idari yargı değil adli yargı yeri olduğu sonucuna varıldığı, dosyanın incelenmesinden, davacının Balışeyh İlçesi Akçakavak Köyü Köçekgölü mevkii 1457 parseldeki ocak sahasında ruhsatı dışında alanlarda çalışma yaptığından bahisle 3213 sayılı Maden Kanunu ve Maden Kanununun I(A) Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliği'nin 18. maddesi uyarınca verilen para cezasının iptali istemiyle adli yargıda açılan davanın Kırıkkale 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 30.3.2007 tarih ve D.İ.K.No:2006/672 sayılı "görevsizlik" kararı ile reddi üzerine bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı, bu durumda, yukarıda yer alan hükümler uyarınca verilen cezanın iptali istemiyle açılan davalarda idare mahkemeleri görevli olmayıp, anılan 5326 sayılı Yasa'nın 3. ve 27. maddeleri uyarınca sulh ceza mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle Kırıkkale 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 30.3.2007 gün ve D.İ.K.No:2006/672 sayılı "görevsizlik" kararı üzerine açılan bu davada görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa'nın 19. maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına, dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine ve karar alınana kadar davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince anılan Yasanın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 3213 sayılı Maden Kanununun I(a) Grubu madenleri ile ilgili yapılacak işlemlere ait usul ve esasları düzenlemek amacıyla hazırlanan Maden Kanununun I(A) Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliği'nin 18. maddesi gereğince verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

4/6/1985 gün ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun “Amaç” başlığını taşıyan 1. maddesinde, “Bu Kanun madenlerin aranması, işletilmesi, üzerinde hak sahibi olunması ve terk edilmesi ile ilgili esas ve usulleri düzenler” denilmiş; 12. maddesinin birinci fıkrasında, üretilen madenin sevk fişi ile sevkiyatının zorunlu olduğu, ikinci fıkrasında, tesislerden elde edilen ürünlerin sevk fişi kullanımı ve denetimi ile ilgili hususların yönetmelikle belirleneceği, üçüncü fıkrasında, ruhsat sahibi tarafından sevk fişi olmaksızın maden sevk edildiğinin mülkî idare amirliklerince tespit edilmesi halinde, söz konusu madenin ocak başı satış bedelinin üç katı tutarında idarî para cezası verileceği, dördüncü fıkrasında, denetim ve inceleme sonucunda, yaptığı üretim ve sevkiyatı bildirmediği tespit edilen ruhsat sahiplerine, ödenmesi gereken Devlet hakkına ilaveten bildirilmeyen miktar için hesaplanacak Devlet hakkının on katı tutarında idarî para cezası verileceği, beşinci fıkrasında ise; ruhsat veya işletme izni olmadan üretim faaliyetinde bulunulduğunun tespiti halinde, üretilen madene mülkî idare amirliklerince el konulacağı, bu kişilere, bu fıkra kapsamında üretilmiş olup el konulan ve el konulma imkânı ortadan kalkmış olan tüm madenin, ocak başı satış bedelinin beş katı tutarında idarî para cezası uygulanacağı, bu şekilde maden çıkartılması ve/veya sevk edilmesinin Devlet malına karşı işlenmiş fiil sayılacağı, bu fiili işleyenlerin adlî takibat yapılmak üzere ilgili makamlara bildirileceği, el konulan madenlerin, mülkî idare amirliklerince satılarak bedelinin özel idareye aktarılacağı belirtilmiştir.

Maden Kanununun I(A) Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliği'nin 18. maddesinde, “Ruhsat olmadan I (a) Grubu bir madenin üretilip sevk edilmesinin, Genel Müdürlüğün veya mülki amirin yetkilendirdiği kişiler tarafından tespit edilmesi halinde, durum bir tutanak ile tespit edilir. Bu tutanakta üretimin yapıldığı yer, üretimi yapan kişi, taşıyan aracın plakası, aracı kullanan kişi, tartılması mümkün ise sevk edilen maden cinsi ve miktarı ya da yaklaşık miktarı tespit edilir. Üretilen madene mülki idare amirliğince el konulur. Bu kişilere, bu fıkra kapsamında üretilmiş olup el konulan ve el konulma imkanı ortadan kalkmış olan tüm madenin, ocak başı satış tutarının beş katı miktarında idari para cezası uygulanır. Bu şekilde maden çıkartılması ve/veya sevk edilmesi Devlet malına karşı işlenmiş fiil sayılır. Bu fiili işleyenler adli takibat yapılmak üzere ilgili makamlara bildirilir. El konulan madenler, mülki idare amirliğince satılarak bedeli il özel idaresine aktarılır” denilmiştir.

Olayda, para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 3213 sayılı Maden Kanunu’nda, idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.           

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde    " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.            

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 3213 sayılı Maden Kanunu’nda idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ     : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kırıkkale İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Kırıkkale 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 30.3.2007 gün ve Değişik İş:2006/672, Değişik İş K:2006/672 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/154

KARAR NO: 2008/239

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 5149 sayılı Yasa’nın 23. md uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : G.T.     

Davalı        : Ankara Valiliği Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü   

O L A Y     : Ankara Valiliği Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün 27.3.2007 gün ve 3168 sayılı yazısı ile, 11.03.2007 Pazar günü saat 15:00 da MKE Ankaragücü-Beşiktaş takımları arasında oynanan Turkcell Süper Ligi Futbol Müsabakasında 5149 sayılı Kanunun 12. ve 17. maddesinin 2. fıkrası ile 24. maddesinin 1. fıkrasına muhalefet ettiğinin (çirkin ve kötü tezahüratta bulundukları ve spor alanlarını zarara uğrattıkları) tespit edildiğinden bahisle davacıya; Kanunun 23. maddesinin 2. fıkrası gereğince İl Spor Güvenlik Kurulunca karar alınarak, Valilik Makamının 2006-2007/7 sayı ve 14.3.2007 tarihli Olur’ları ile 1.316 YTL tutarında idari para cezası verilmesinin uygun görüldüğü bildirilmiştir.

Davacı, para cezasının kaldırılması istemiyle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

FATİH 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 6.4.2007 gün ve Müt.:2007/1387 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3.maddesinin, Anayasa Mahkemesinin 2005/108 E.ve 2006 /35 karar sayılı kararı ile iptalinden sonra yeniden düzenlenen 5560 sayılı yasa ile değişik 3.maddesine göre “Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımım gerektiren bütün fiiller hakkında.uygulanır.” şeklinde düzenlendiği; idari para cezasına dayanak 4077 sayılı Kanunun 4822 sayılı kanunla değişik 17 ve 25/8 inci maddelerine :. göre: bu cezalara karşı tebliğ, tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili İDARE MAHKEMESİNE itiraz edilebilir hükmü bulunduğundan, idari para cezasına yönelik açılan davada İDARİ YARGI yerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 11. İDARE MAHKEMESİ; 1.4.2008 gün ve E:2007/1397 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanun'unun 2.maddesinde; Kabahat deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı, 5560 sayılı Yasayla değişik 3.maddesinde, bu Kanunun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı, 27.maddesinde, idari para cezalarına karşı kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceğinin hükme bağlandığı; dava dosyasının incelenmesinden, davacıya 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun 23.maddesi uyarınca 1.316,00 YTL para cezası verildiği, bu cezaya karşı Fatih 2.Sulh Ceza Mahkemesinde 06.04.2007 tarihinde açılan davanın anılan Mahkemenin 06.04.2007 günlü 2007/1387 sayılı kararıyla idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle reddi üzerine de 19.04.2007 tarihinde İstanbul idare Mahkemesine verilen dilekçeyle bakılan davanın açıldığı ve İstanbul 3.İdare Mahkemesinin 15.05.2007 tarih E:2007/785, K:2007/1303 sayılı yetki ret kararı nedeniyle dosyanın
Mahkemelerine gönderildiği, ancak 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa
uyarınca, 5149 sayılı Yasanın davanın idari yargıda görülmesini düzenleyen 28.maddesinin
değiştirilerek bu yöndeki hükümlerin kaldırıldığının anlaşıldığı; görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilenen bir genel hukuk ilkesi olduğu; buna göre, davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; bu durumda, 5326 sayılı Yasanın genel hükümleri kapsamında olan davanın görüm ve çözümünün adli yargının görev alanında bulunduğu; açıklanan nedenlerle, Mahkemelerinin görevsizliğine, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince anılan Yasanın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 5149 sayılı Kanun’un 23. maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

28.4.2004 tarih ve 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı; spor müsabakalarının yapıldığı alanlar ile bunların eklenti ve çevresinde müsabaka öncesinde, müsabaka esnasında veya sonrasında şiddetli rekabet ve bunun doğurduğu fanatizm sonucu patlayıcı, parlayıcı, yanıcı, yakıcı, kesici veya delici maddelerin kullanılmasının, şiddet ve düzensizliğin, kişilik haklarına, ailevî veya manevî değerlere yönelik hakaret, sövme ve aşağılayıcı slogan ve davranışların yer aldığı sporun ruhuna, ilke ve kurallarına uymayan kötü tezahüratın önlenmesi suretiyle huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığı ve kamu düzeninin sağlanmasına yönelik olarak alınacak önlemler ve uygulanacak yaptırımlarla ilgili usul ve esasları düzenlemektir” denilmiş; 23. maddesinde, yasaklara uymama halinde verilecek idari para cezaları düzenlenmiş; 28. maddesinde, bu Kanuna aykırı eylemlerde bulunanlar hakkında spor güvenlik kurulunun re’sen veya kendisine gelen şikâyet ve ihbarlar üzerine yapacağı inceleme sonucunda mahallin en büyük mülkî idare amiri tarafından ilgili hakkında bu Kanundaki idarî para cezaları veya tedbirlerin uygulanmasına karar verileceği, bu Kanunda yazılı olan idarî para cezalarına dair kararların ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde idare mahkemesine itiraz edilebileceği, itirazın cezanın yerine getirilmesini durdurmayacağı, itiraz üzerine verilen kararın kesin olduğu, itirazın zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılacağı, idarî para cezalarının 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunacağı belirtilmiştir.

Daha sonra, 23.1.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun’un 535. maddesi ile değişik 23. maddesinde, 17 nci maddenin birinci fıkrasına aykırı davranan kişilere beşyüz Türk Lirasından bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verileceği, 17 nci maddenin ikinci fıkrasına aykırı davranan kişilere bin Türk Lirası, tekrarı halinde ikibin Türk Lirası idarî para cezası verileceği, fail, kulübün veya bir taraftar derneğinin mensubu ise fiilin tekrarı halinde mensubu bulunduğu kulüp veya dernek hakkında da üçbin Türk Lirası idarî para cezası verileceği belirtilmiş; aynı Kanunun 5728 sayılı Kanun’un 537. maddesi ile değişik 28. maddesinde de, “Bu Kanuna aykırı eylemlerde bulunanlar hakkında büyükşehir ve il belediye sınırları içinde il spor güvenlik kurulunun, bunun dışındaki yerlerde ilçe spor güvenlik kurulunun re’sen veya kendisine gelen şikâyet ve ihbarlar üzerine yapacağı inceleme sonucunda mahallin en büyük mülkî idare amiri tarafından ilgili hakkında bu Kanundaki idarî para cezaları veya tedbirlerin uygulanmasına karar verilir.

Bu Kanun hükümlerine göre verilen idarî para cezalarından tahsil edilen miktarın tamamı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü hesabına aktarılır. Bu paralar Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından çıkarılacak yönetmelik esaslarına göre yüzde ellisi Engelliler Spor Federasyonu ile engelliler kulüp ve faaliyetlerine, yüzde ellisi ise fair play kurallarına uygun hareket eden amatör spor kulüpleri ile okul sporlarının geliştirilmesine ayrılır.

Bu Kanunda belirtilen yasaklara uymayan kişilerin kimlik bilgileri, müsabakanın veya eylemin yapıldığı mahallin emniyet birimlerince fotoğraflı olarak kaydedilir ve bu kayıtlardaki kişiler takibe alınır” denilmiştir. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’da, son haliyle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde "(1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.            

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesinin verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 11.İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 6.4.2007 gün ve Müt:2007/1387 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/157

KARAR NO: 2008/240

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : A Yapım Televizyon Programcılık A.Ş.(NTV)

Vekili         : Av. İ. A.

Davalı        : Sanayi ve Ticaret Bakanlığı

O L A Y     : Davacı Şirkete ait NTV logosuyla yayın yapan televizyon kanalında yayımlanan, Pas Fotomaç Gazetesi’ne ilişkin futbol konulu reklamın, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı Kanunla değişik 16. maddesine aykırı olduğu nedeniyle, Reklâm Kurulunca davacı Şirkete, anılan Yasa’nın 17. ve 25/8. maddeleri uyarınca idari para ve durdurma cezaları verilmiş; Bakanlık Makamının 29.4.2005 tarih ve 96 sayılı onayıyla uygun bulunan ve 26.5.2005 tarih ve 12699 sayılı yazı ile 20.7.2005 tarihinde tebliğ edilen bu işlem sonrasında, davacı şirket vekili; idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle 25.7.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 12.İDARE MAHKEMESİ; 28.10.2005 gün ve E:2005/1444, K:2005/1126 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, anılan Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren Yasa’da sayılan idari yaptırımlara karşı 19. maddede belirtilen istisnalar haricinde sulh ceza mahkemelerinde dava açılabileceği; buna göre, 4077 sayılı Yasa hükümleri uyarınca, 25.7.2005 tarihinde idari yaptırım niteliğindeki para cezasına karşı açılan davada, sulh ceza mahkemesinin görevli kılındığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karara karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

DANIŞTAY ONUNCU DAİRESİ; 15.11.2006 gün ve E:2006/1098, K:2006/6368 sayı ile, 4077 sayılı Yasanın 26/2. maddesinden bahisle, davacı adına verilen para cezasının iptali istemiyle idare mahkemesi nezdinde açılan davada, idare mahkemesince verilen kararın kesin olduğu ve itiraz talebinin inceleme olanağının bulunmadığı gerekçesiyle incelenmeksizin ret kararı vermiş; bu karara karşı yapılan Karar Düzeltme istemi de aynı Dairenin, 22.1.2008 gün ve E:2007/2519, K:2008/66 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı şirket vekili, aynı istemle 9.12.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 12. SULH CEZA MAHKEMESİ; 10.3.2006 gün ve E:2005/1022 Müt. sayı ile, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği, yasaların uygulanmasında özel yasaların öncelikli olduğu, 4077 sayılı Yasada, ceza hükümlerine karşı itirazın, tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde yetkili idare mahkemesine yapılması gerektiğinin hükme bağlandığı, kararın idari işlem niteliğinde bulunduğu mahkemelerinin itirazla ilgili karar verme yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar yasa yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece; idari yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin Başkanlık yazısı üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4077 sayılı Yasa’nın 16. maddesine aykırılık nedeniyle, aynı Yasanın 25. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

23.2.1995 tarih ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 6.3.2003 tarih ve 4822 sayılı Kanun’un 23. maddesi ile değişik 16. maddesinde, ticari reklâm ve ilânların kanunlara, Reklâm Kurulu’nca belirlenen ilkelere, genel ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, dürüst ve doğru olmalarının esas olduğu, tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar edici, tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü, şiddet hareketlerini ve suç işlemeyi özendirici, kamu sağlığını bozucu, hastaları, yaşlıları, çocukları ve özürlüleri istismar edici reklâm ve ilânlar ve örtülü reklâm yapılamayacağı, aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal ve hizmetlerin karşılaştırmalı reklâmlarının yapılabileceği, reklâm verenin, ticari reklâm veya ilânda yer alan somut iddiaları ispatla yükümlü bulunduğu, reklâm verenlerin, reklâmcılar ve mecra kuruluşlarının bu madde hükümlerine uymakla yükümlü oldukları belirtilmiş; 25. maddesinin olay tarihinde yürürlükte olan 8. fıkrasında, 16 ncı maddeye aykırı hareket edenler hakkında üç aya kadar tedbiren durdurma ve/veya durdurma ve/veya düzeltme ve/veya 3.500.000.000 lira para cezası uygulanacağı, Reklâm Kurulu’nun, ihlalin niteliğine göre bu cezaları birlikte veya ayrı ayrı verebileceği, 16 ncı maddeye aykırılık, ülke düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair araçlar ile gerçekleşmiş ise, para cezasının on katı olarak uygulanacağı kurala bağlanmış; 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun’un 477. maddesiyle 26. maddesi değiştirilerek, “25 inci maddenin birinci, dördüncü, yedinci, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu fıkralarındaki idarî yaptırımlara Bakanlık tarafından, diğer fıkralarındaki idarî para cezalarına mahallî mülkî amir tarafından karar verilir.

Bu yaptırımlara ilişkin kararlar, kararı veren makam tarafından yedi gün içerisinde ilgilinin mensup olduğu meslek kuruluşuna bildirilir.

Bu Kanun hükümlerine göre verilen idarî yaptırım kararlarına karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulur. Ancak, idare mahkemesinde dava, işlemin tebliği tarihinden itibaren onbeş gün içinde açılır. İdare mahkemesinde iptal davası açılmış olması, kararın yerine getirilmesini durdurmaz” denilmiştir. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

4077 sayılı Yasa’nın 26. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.

1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde,

" (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır" denilmiştir.          

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.           

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 4077 sayılı Yasa’nın 16. ve 25. maddelerine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde anılan Yasanın 26. maddesine göre idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna,bu nedenle Ankara 12.İdare Mahkemesi’nin 28.10.2005 gün ve E:2005/1444, K:2005/1126 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/168

KARAR NO: 2008/241

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 5253 sayılı Dernekler Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : A. İ.

Davalı        : Konya Valiliği

  

O L A Y     : Konya Valiliği’nin 13.6.2007 gün ve 3107 sayılı ceza kararı ile, 2006 yılına ait dernek beyannamesinin kanuni süresinden sonra verilmiş olması nedeniyle 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 19. maddesinin ihlali sebebiyle, aynı Kanunun 32/L ve 33. maddeleri uyarınca dernek başkanı olan davacı adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

KONYA 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; 24.10.2007 gün ve Değişik İş:2007/1026 sayı ile, itiraz edenin Konya Valiliği tarafından verilen 13.6.2007 tarih ve 3107 sayılı idari para cezasının kaldırılmasını talep ettiği, Konya Valiliği’nden celp olunan evrakın tetkikinden, itiraz edenin başkanı olduğu Tarım Spor Kulübü Derneği’nin beyannamesini süresi içerisinde vermemesi nedeni ile 591.-YTL idari para cezası ile cezalandırılmış olduğunun anlaşıldığı, talebin idari para cezasına itiraz niteliğinde olup, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3/1. maddesinde, Kanunun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağının belirtildiği, Yasanın ifade tarzından 5326 sayılı Yasa’nın 27 ve devamı maddeleri ile Mahkemelerini yetkili kılan itiraz usulünün ancak idari yaptırımın dayanağını teşkil eden yasada özel hüküm bulunmaması halinde uygulanacağının açıkça anlaşıldığı, idari yaptırım kararının dayanağını teşkil eden 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 33. maddesinde, idari para cezalarına tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içersinde yetkili idare mahkemesine başvurulabileceğinin belirtildiği, bu durumda, idari yaptırım kararının dayanağı özel yasada itiraz usulü ve mercii açıkça belirtilmiş olduğundan, söz konusu idari yaptırım kararının 5326 sayılı Yasa’nın 7 ve devamı maddeleri gereğince Mahkemelerince incelenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

KONYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 28.2.2008 gün ve E:2007/1582 sayı ile, davacı tarafından dernek beyannamesinin süresinde verilmediğinden bahisle 5253 sayılı Dernekler Kanunu uyarınca verilen 591,00YTL idari para cezasının iptali istemiyle Konya Valiliği'ne karşı dava açıldığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 ve 27. maddelerinden söz ederek, 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 33. maddesinin 4. fıkrasında, bu kanuna göre verilen idari para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceğinin hükme bağlandığı, ancak bu hükmün 8.2.2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 578. maddesinin (yy) bendi ile yürürlükten kaldırıldığı, dosyanın incelenmesinden, davacı adına, dernek beyannamesinin süresinde verilmediğinden bahisle 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca 591,00YTL idari para cezası kesildiği, bu işlemin iptali istemiyle Konya 3. Sulh Ceza Mahkemesi'nde açılan davada anılan Mahkemenin 24.10.2007 tarih ve 2007/1026 Değişik İş sayılı kararı ile, Dernekler Kanunu’nun 33/4. maddesi uyarınca idare mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verildiği, bu kararın itiraz edilmeyerek kesinleştiği, daha sonra Mahkemeleri kayıtlarına giren dilekçe ile bakılmakta olan davanın açıldığının anlaşıldığı, olayda, 5253 sayılı Dernekler Kanunu uyarınca verilen para cezalarına karşı açılacak davalarda idari yargı mercilerinin yetkili ve görevli olduğunu belirten 33. maddenin 4. fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olması ve bu konuda Dernekler Kanunu’nda başka bir hüküm bulunmaması karşısında, Dernekler Kanunu uyarınca verilen para cezalarında görevli mahkemenin, genel kanun niteliği taşıyan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca adli yargı mahkemeleri olduğu sonucuna varıldığı, bu duruma göre davacı şirkete Dernekler Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca 591,00YTL idari para cezası kesilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmış olan iş bu davanın görüm ve çözümünde adli yargı mercileri görevli olup, Mahkemelerince esasının incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19. maddesi gereğince, Konya 3. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 24.10.2007 tarih ve 2007/1026 Değişik İş sayılı kararı ile görev yönünden reddedilmesi üzerine Mahkemelerinde açılmış bulunan işbu davanın adli yargının görev alanına girdiği kanaatine varılmış olduğundan, dava dosyası ve eklerinin görevli merciin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine, davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi'nce görevli merciin belirlenmesine ilişkin karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 5253 sayılı Kanun’un 32/l ve 33. maddelerine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

4.11.2004 tarih ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı; dernekler, dernek şube veya temsilcilikleri, federasyonlar, konfederasyonlar ve yabancı dernekler ile merkezleri yurt dışında bulunan dernek ve vakıf dışındaki kâr amacı gütmeyen kuruluşların Türkiye'deki şube veya temsilciliklerinin yasak ve izne tâbi faaliyetlerini, yükümlülüklerini, denetimlerini ve uygulanacak cezalar ile derneklere ilişkin diğer hususları düzenlemektir” denilmiş; 32. maddesinin (l) bendinde, 21, 22, 23 ve 24 üncü maddelerde belirtilen bildirim yükümlülüğünü, 19 uncu maddede belirtilen beyanname verme yükümlülüğünü yerine getirmeyen dernek yöneticilerinin beşyüzmilyon lira idarî para cezası ile cezalandırılacağı kurala bağlanmış; 33. maddesinin üçüncü fıkrasında, bu Kanunda yazılı olan idarî para cezalarının mülkî idare amiri tarafından verileceği, verilen idarî para cezalarına dair kararların ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, dördüncü fıkrasında, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği, itirazın, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmayacağı, itiraz üzerine verilen kararın kesin olduğu, itirazın, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılacağı öngörülmüşken, 23.1.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun’un 578. maddesi ile, 33. maddenin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Olayda, para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nda son haliyle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.    

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde "(1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.            

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.           

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nda idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 2. İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Konya 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 24.10.2007 gün ve Değişik İş:2007/1026 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/196

KARAR NO: 2008/250

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 5179 sayılı Kanun uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

 

K A R A R

Davacı        : Sayınlar Gıda Maddeleri San.ve Tic.A.Ş

Vekili         : Av. M. G.

Davalı        : Gaziantep Valiliği (Tarım İl Müdürlüğü)

O L A Y     :Gaziantep Valiliği Tarım İl Müdürlüğünün 11.10.2006 tarihli Valilik olurlu, 9.10.2006 tarih, 2006/46 sayılı işlemi ile Davacıya, rafine zeytinyağı numunesi analizinin olumsuz çıktığından bahisle, 5179 sayılı Kanunun 29 maddesinin (d) bendine göre 6.105,00YTL idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, para cezası verilmesine ilişkin işleme karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

GAZİANTEP 1 .SULH CEZA MAHKEMESİ; 7.2.2007 gün ve 2006/1455 Müt sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesiyle birlikte, bu tarihten itibaren 5326 sayılı Kanunu'nun 3. maddesinde belirtilen “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır” ve aynı Kanun'un 27.maddesinde belirtilen “İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararma karşı sulh ceza mahkemesine başvurulabilir” hükümleri gereğince verilen idari para cezalarım karşı yapılan itirazlara bakma görevinin sulh ceza mahkemesine ait olduğu; ancak 19.12.2006 günü yürürlüğe giren Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 5560 sayılı Kanun'un 31. maddesi ile 5326 sayılı Kanunu'nun 3. maddesi ile değiştirilerek “Bu Kanun'un idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanır" hükmünün getirildiği; bu durumda 5179 sayılı Gıdaların Üretimi. Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun'un 30. maddesinde açıkça “Bu cezalara karşı, yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir.." hükmü bulunduğundan, 5179 sayılı Kanun gereğince verilen idari para cezalarına karşı yapılan itirazlara bakma görevinin 19.12.2006 tarihinden itibaren yeniden idari Yargıya verilmiş bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

GAZİANTEP 2. İDARE MAHKEMESİ ; 20.2.2008 gün ve E: 2007/91, K: 2008/124 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 2., 3., 4., 16., 17., 27. ve 29. maddelerinden söz ederek; 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun'un "Cezaların Tahsili ve İtiraz" başlıklı 30. maddesinde "Bu Kanunda yazılı olan idari para cezaları, o yerin en büyük mülki amiri tarafından verilir. Verilen İdari para cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı, yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz, itiraz üzerine, verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak, en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur." hükmüne yer verilmiş olduğu, anılan maddenin 08.02.2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 23.01.2008 tarih ve 5728 sayılı "Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ye Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 543. maddesi ile "İdarî Yaptırımlara Karar Verme Yetkisi" başlığı altında "Bu Kanunda yazılı olan idari yaptırımlara karar vermeye, mahallî mülkî amir yetkilidir." seklinde yeniden düzenlenerek yargı yolunu gösteren kısmının yürürlükten kaldırıldığı; dava dosyasının incelenmesinden, davacı şirkete, 5179 sayılı Kanunun 7. maddesine aykırı olarak üretim ve faaliyet gösterdiğinden bahisle 6.105,00 YTL idari para cezası kesildiği ve bu işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; bu durumda, 5179 sayılı Kanunun para cezalarına ilişkin olarak açılan davalarda görevli mahkemeyi gösteren 30. maddesinin ilgili kısmının yürürlükten kaldırılması karşısında, 5326 sayılı yasanın 3. ve 27. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 5179 sayılı Kanun’un 29. maddesinin (d) bendi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

27.5.2004 gün ve 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı, gıda güvenliğinin temini, her türlü gıda maddesinin ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin teknik ve hijyenik şekilde üretim, işleme, muhafaza, depolama, pazarlama ve halkın gereği gibi beslenmesini sağlamak, üretici ve tüketici menfaatleriyle halk sağlığını korumak üzere gıda maddelerinin üretiminde kullanılan her türlü ham, yarı mamul ve mamul gıda maddeleri ile gıda işlemeye yardımcı maddeler ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin güvenliğine ilişkin özelliklerinin tespit edilmesi, gıda maddeleri üreten ve satan işyerlerinin asgari teknik ve hijyenik şartlarının belirlenmesi, gıda maddeleri ile ilgili hizmetler ile denetimine dair usul ve esasları belirlemektir” denilmiş; “Ceza Hükümleri” başlıklı 29. maddesinin (d) bendinde, “18 inci maddede belirtilen sağlığın korunması ile ilgili hükümler dışında, 7 nci maddede belirtilen gıda kodeksine uygun faaliyet göstermeyen gerçek ve tüzel kişilere beş milyar lira idarî para cezası verilir. Aykırılık, gıda maddelerinin etiket bilgilerinden kaynaklanıyorsa, etiket bilgileri düzeltilinceye kadar bu gıda maddelerine el konulur.” hükmü yer almış; 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunun 542 maddesiyle madde başlığı “İdari yaptırımlar ve cezalar” şeklinde, (d) bendi ise “d) 18 inci maddede belirtilen sağlığın korunması ile ilgili hükümler dışında, 7 nci maddede belirtilen gıda kodeksine uygun faaliyet göstermeyen gerçek ve tüzel kişilere beşbin Türk Lirası idari para cezası verilir. Aykırılık, gıda maddelerinin etiket bilgilerinden kaynaklanıyorsa, etiket bilgileri düzeltilinceye kadar bu gıda maddelerinin satışına izin verilmez.” şeklinde değiştirilmiştir.

Anılan Yasanın 30. maddesinde de, bu Kanunda yazılı olan idari para cezalarının, o yerin en büyük mülki amiri tarafından verileceği, verilen idari para cezalarına dair kararların ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı, yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği belirtilmişken; bu madde; 5728 sayılı Kanunun 543 maddesiyle “İdari yaptırımlara karar verme yetkisi” başlığı altında, “Bu Kanunda yazılı olan idari yaptırımlara karar vermeye, mahallî mülki amir yetkilidir.” şeklinde değiştirilmiş; 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Olayda, idari para cezasının iptali istemiyle dava açılmış olup; 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’da, bu cezaya karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.           

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19.maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde    " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.            

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu,5179 sayılı Kanun’da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır.Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gaziantep 1.Sulh Ceza Mahkemesi’nin 7.2.2007 gün ve 2006/1455 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/223

KARAR NO: 2008/254

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : A. Ü.

Davalı        : Alaşehir İlçe Jandarma Komutanlığı

O L A Y     : Alaşehir İlçe Jandarma Komutanlığı’nın 22.2.2008 gün ve 305801 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu idari para cezası tutanağı ile, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 26. maddesinin (a) bendi uyarınca davacı adına para cezası verilmiştir.

Davacı, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ALAŞEHİR SULH CEZA MAHKEMESİ; 17.3.2008 gün ve Değişik İş: 2008/167 sayı ile, Alaşehir İlçe Jandarma Komutanlığı’nın Seri A 305801 numaralı Karayolu Taşıma Kanunu idari para cezası tutanağı ile verilen 5.778.-YTL tutarındaki idari para cezasına itiraz edildiği, itiraz eden dilekçesiyle, özetle, itiraza konu idari para cezasının usule uygun olmadığını, suça konu 45 ZK 047 plaka sayılı aracını M. K.’a kiraladığını ve onun tarafından kullanıldığını, bu nedenle, cezanın kendisine verilmemesi gerektiğinden idari para cezasının kaldırılmasını talep ettiği, itiraz eden itiraz dilekçesine Alaşehir Vergi Dairesi’nin tahakkuk fişini eklediğinden Alaşehir Vergi Dairesi’nden idari para cezasına ilişkin evrakların tasdikli suretinin getirtildiği, itiraza konu idari para cezasının 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 26/a maddesine göre yetki belgesi olmadan taşıma faaliyetinde bulunmaktan verildiği, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 30. maddesine göre itiraza bakmak görev ve yetkisinin idari yargıya ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

MANİSA İDARE MAHKEMESİ; 25.4.2008 gün ve E: 2008/702 sayı ile, davacıya 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu'nun 26/a maddesi uyarınca verilen 5.778.-YTL idari para cezasının kaldırılması istemiyle Alaşehir Sulh Ceza Mahkemesi'nin D. İş No: 2008/167 sayılı dosyasında açılan davada 17.3.2008 tarihli görevsizlik kararı verilmesi nedeniyle, kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine davacı tarafından aynı istemle Mahkemelerinde görülmekte olan davanın açıldığının anlaşıldığı, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu'nun 8.2.2008 tarihli, 26781 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun’un 520. maddesiyle değişik 30. maddesinde, "Bu Kanunda belirtilen idarî para cezasını gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde aynı nitelikteki fiili üç defa işlediği tespit edilen gerçek ve tüzel kişilere, işlediği fiillerin cezalarının toplamının on katı idarî para cezası verilir ve taşıt şoförünün yurt içi ve yurt dışı taşımalarda sürücü mesleki yeterlilik belgesi ile varsa uluslararası sürücü sertifikası bir yıl süreyle askıya alınır" hükmüne yer verildiği, öte yandan, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3. ve 27. maddelerinden söz ederek, dosyanın incelenmesinden; dava konusu idari para cezasının 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu'nu uyarınca verildiği, 5728 sayılı Kanun'un 520. maddesiyle yapılan değişiklik sonrasında, Kanunda bu cezaya karşı yapılacak itirazlara idare mahkemelerinin bakmakla görevli olduğuna yönelik açık ve özel bir hüküm bulunmadığının anlaşıldığı, aktarılan hükümlere göre, dava konusu idari para cezasına karşı açılacak davanın görüm ve çözüm görevinin yer yönünden yetkili sulh ceza mahkemesine ait olduğu kanaatiyle görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine, işin esasının incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi'nce verilecek karara kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :  Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4925 sayılı Kanun’un 26. maddesinin (a) bendine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

10.7.2003 gün ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı; karayolu taşımalarını ülke ekonomisinin gerektirdiği şekilde düzenlemek, taşımada düzeni ve güvenliği sağlamak, taşımacı, acente ve taşıma işleri komisyoncuları ile nakliyat ambarı ve kargo işletmeciliği ve benzeri hizmetlerin şartlarını belirlemek, taşıma işlerinde istihdam edilenlerin niteliklerini, haklarını ve sorumluluklarını saptamak, karayolu taşımalarının, diğer taşıma sistemleri ile birlikte ve birbirlerini tamamlayıcı olarak hizmet vermesini ve mevcut imkânların daha yararlı bir şekilde kullanılmasını sağlamaktır” denilmiş; 26. maddesinin (a) bendinde, Bu Kanunun; 5 inci maddesine göre yetki belgesi almadan taşıma işinde faaliyette bulunanlara beşbin Türk Lirası, 5 inci maddesinin beşinci fıkrasına aykırı davranan taşımacılara beşyüz Türk Lirası, 5 inci maddesinin altıncı fıkrasına göre taşıma hizmetini yapmaktan kaçınan taşımacılara dörtyüz Türk Lirası, 5 inci maddesinin yedinci fıkrasına aykırı davranarak bir taşımacının diğer bir taşımacının taşıma faaliyetini engellemesi halinde dörtbin Türk Lirası, idari para cezası verileceği kurala bağlanmış; 30. maddesinde, para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği, itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu öngörülmüşken, bu madde, 23.1.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun’un 520. maddesiyle, “Bu Kanunda belirtilen idarî para cezasını gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde aynı nitelikteki fiili üç defa işlediği tespit edilen gerçek ve tüzel kişilere, işlediği fiillerin cezalarının toplamının on katı idarî para cezası verilir ve taşıt şoförünün yurt içi ve yurt dışı taşımalarda sürücü mesleki yeterlilik belgesi ile varsa uluslararası sürücü sertifikası bir yıl süreyle askıya alınır” şeklinde değiştirilmiştir. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Olayda, para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nda yapılan son değişiklikle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.  

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde "(1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.            

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nda idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Manisa İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Alaşehir Sulh Ceza Mahkemesi’nin 17.3.2008 gün ve Değişik İş: 2008/167 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/225

KARAR NO: 2008/256

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : S. Y.

Vekili         : Av. M. H. Y.

Davalı        : Muğla Valiliği İl Özel İdare Müdürlüğü

O L A Y     : Muğla Valiliği İl İdare Kurulu Müdürlüğü’nün 11.10.2007 gün ve 1057 sayılı işlemi ile, davacının “yeraltı suyu kullanma belgesi” almadan izinsiz derin kuyu inşa ettirdiği, 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’a göre kuyular açılmadan önce yeraltı suyu arama belgesi ve bu arama belgesine dayanılarak açıldıktan sonra bir ay içerisinde yeraltı suyu kullanma belgesi alınmasının zorunlu olduğu, bu durumda, yapılan işin Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 18. maddesinin (a) bendine girdiği anlaşıldığından, 6.5.2003 tarih ve 25100 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4854 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 23. bendi ve 5. maddesi gereğince davacı adına para cezası verilmesine karar verilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

MUĞLA SULH CEZA MAHKEMESİ; 3.12.2007 gün ve Değişik İş E:2007/790 sayı ile, itiraz eden vekilinin, Muğla İl İdare Kurulu Müdürlüğü'nün 11.10.2007 tarihli kararları ile, müvekkili hakkında Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 18. maddesinin (a) bendi gereğince 694.-YTL para cezası verildiğini, İl Özel İdare Müdürlüğü’nce verilen idari para cezasının usul ve yasaya aykırı olup, takdir edilen idari para cezasının ortadan kaldırılarak iptaline karar verilmesini talep ve dava ettiği, itiraz eden hakkında Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 18. maddesinin (a) bendine girdiği belirlenen itiraz edene ait kuyu ile ilgili 6.5.2003 tarihinde yayımlanan 4854 sayılı Yasa’nın 7. maddesinin 23. bendi ve 5. maddesi kapsamında Muğla Valiliği İl İdare Kurulu Müdürlüğü'nce 11.10.2007 tarihinde 694.-YTL para cezası verildiği görülmekle, 24.4.2003 tarih ve 4854 sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile değişik 167 sayılı Yer Altı Suları Kanunu’nun 18. ek fıkrası gereğince bu Kanundan dolayı verilen idari para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç 7 gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceğinin düzenlendiği, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin l/a bendi gereğince, "bu kanunun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanır" düzenlemesi karşısında, 5560 sayılı Yasa ile getirilen değişiklik hükmü uyarınca itiraz eden hakkında uygulanan idari para cezasına yönelik itirazı inceleyecek olan yargı yeri idari yargı olmakla, itiraz edenin vaki talebi ile ilgili idari yargıya başvurulması gerektiği, Mahkemelerinin görevsiz olduğu kanaatine varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

MUĞLA 1. İDARE MAHKEMESİ; 6.3.2008 gün ve E:2008/399, K:2008/432 sayı ile, davanın, davacı tarafından "yeraltı suyu kullanma belgesi" alınmadan derin kuyu açtırdığından bahisle, 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun uyarınca 694,00YTL idari para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 11.10.2007 tarihli işlemin iptali istemiyle açıldığı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğinin öngörüldüğü, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun muhtelif maddelerinden söz ederek, 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun'un idari para cezalarına karşı yetkili idare mahkemelerine itiraz edilebileceğine ilişkin 18. maddesinin son fıkrasının, 5728 sayılı Yasa’nın 270. maddesiyle, "Bu Kanunda yazılı olan idari para cezaları mahalli mülki amir tarafından verilir" şeklinde değiştirildiği anlaşılmakta olup, anılan değişiklikle, idarî para cezalarına karşı idare mahkemesine dava açılacağına ilişkin hükmün kaldırıldığının anlaşıldığı, bu durumda; dava konusu uyuşmazlığa uygulanacak ilgili Yasada, yukarıda anılan yasa ile yapılan değişiklik sonrasında idarî yargı merciine dava açılabileceğine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmaması ve idarî yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında idarî yargının görev alanına giren kararların da verilmemesi nedeniyle, dava konusu idarî para cezasının görüm ve çözümünün adlî yargı mercilerinin görev alanında bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği, Başkanlıkça adli yargı dosyasının da ilgili Mahkemesinden getirtildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 167 sayılı Kanun’un 4854 sayılı Kanun’un 1. maddesinin A-23. bendi ve 5. maddesi ile değişik 18. maddesine göre verilen para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

16.12.1960 gün ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un “Yeraltı sularının mülkiyeti” başlığını taşıyan 1. maddesinde, “Yeraltı suları umumi sular meyanında olup Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bu suların her türlü araştırılması, kullanılması, korunması ve tescili bu kanun hükümlerine tabidir” denilmiş; 4854 sayılı Kanun’un 1. maddesinin A-23. bendi ile, 16.12.1960 tarihli ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanunun; 18 inci maddesinin (a) bendinde yer alan "500 liradan 3000 liraya kadar ağır para cezası" ibaresi "altıyüzdoksandörtmilyon lira idarî para cezası", aynı maddenin (b) bendinde yer alan "500 liradan 1500 liraya kadar ağır para cezası" ibaresi "üçyüzkırkyedimilyon lira idarî para cezası" şeklinde değiştirilmek suretiyle 18. maddenin (a) bendinde, belge almadan sekizinci maddedeki işleri yapanlar ile kasten yanlış bilgi verenlerin altıyüzdoksandörtmilyon lira idari para cezası ile cezalandırılacakları, ceza alınmakla beraber, kuyunun açılıp işletilmesinde Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğünce bir mahzur görülmezse, sahibine gerekli belgenin verileceği, aksi halde, kuyunun kapatılacağı ve masrafının kuyuyu açtırandan alınacağı, tekerrürü halinde, cezanın iki misli olacağı ve o kimseye belge verilmeyeceği, kuyunun kapatılacağı ve masrafın kuyuyu açtırandan alınacağı düzenlemesine yer verilmiş; 4854 sayılı Kanun’un 5. maddesi ile de, Yeraltı Suları Hakkında Kanunun 18 inci maddesine, “Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur” fıkrası eklenmiştir.

“Ceza hükümleri” başlığını taşıyan söz konusu 18. madde, 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun’un 270. maddesiyle, “Bu Kanundaki vecibeleri yerine getirmeyenler bu hareketlerinden dolayı, diğer kanunlara göre suç oluşturmadığı takdirde, bu madde hükmüne göre cezalandırılırlar.

a) Belge almadan 8 inci maddedeki işleri yapanlar ile kasten yanlış bilgi verenler bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Ceza alınmakla beraber, kuyunun açılıp işletilmesinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce bir mahzur görülmezse, sahibine gerekli belge verilir. Aksi hâlde, kuyu kapatılır ve masrafı kuyuyu açtırandan alınır.

b) 10 ve 11 inci madde hükümlerine aykırı hareket edenlerle arama, kullanma, ıslah ve tadil faaliyetleri sırasında konulan şartlara riayet etmeyenler, müracaat formlarında istenen bilgileri vermeyenler, 8 inci maddenin son fıkrasındaki mecburiyete riayet etmeyenler beşyüz Türk Lirasından ikibin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Ayrıca, kuyu kapatılarak masrafı açtırandan alınır.

Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları mahallî mülkî amir tarafından verilir” şeklinde yeniden değiştirilmiştir. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Olayda, para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’da yapılan son değişiklikle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.            

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde "(1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.            

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,bu nedenle Muğla Sulh Ceza Mahkemesi’nin 3.12.2007 gün ve Değişik İş E:2007/790 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/230

KARAR NO: 2008/257

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : MİB Mağazacılık Tic. Ltd. Şti.

Vekilleri     : Av. H. K. - Av. H. Ç.

Davalı        : Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü

Vekili         : Av. M. S.

O L A Y     : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Adana İl Müdürlüğü’nün 11.8.2006 gün ve 9837 sayılı işlemi ile, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 48. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle 54. maddesi uyarınca davacı adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ADANA 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; 28.3.2007 gün ve Müt:2006/116 sayı ile, muteriz vekilleri, Türkiye İş Kurumu Adana İl Müdürlüğü’nün 11.8.2006 tarihli ve 9837 sayılı kararı ile vermiş olduğu idari para cezasının haksız olduğunu belirterek kaldırılmasını talep ettiği, para cezasına ilişkin kayıtlar ve belgelerin getirtildiği, itiraz edene 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu uyarınca para cezası verildiğinin anlaşıldığı, 4447 sayılı İşsizlik sigortası Kanunu’nun 54. maddesi gereğince idari para cezası verildiği, bu Kanunun 54. maddesinde; Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilen idari para cezalarına karşı 60 gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceğine ilişkin hüküm bulunduğu, 19.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun ile değişik 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3/1 maddesinin "Kabahatler Kanununun idari yaptırım kararlarına karşı Kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, ancak diğer Kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanabileceği" hükmünü taşıdığı, idari yaptırım kararının dayanağını oluşturan 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 54. maddesinde, itirazın yetkili idare mahkemesine yapılması gerektiği hükmü bulunduğundan; sonuç itibariyle, Mahkemelerinin söz konusu idari cezaya karşı başvuruyu incelemekle görevli olmadığı, görev hususu kamu düzenine ilişkin olup resen dikkate alınması gerektiğinden, Mahkemelerinin görevsizliğine karar vermenin icap ettiği gerekçesiyle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun ile değişik 3/1 ve 28/1-b maddeleri gereğince görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ADANA 1. İDARE MAHKEMESİ; 12.3.2008 gün ve E: 2007/880, K: 2008/314 sayı ile, davanın, davacı şirket tarafından, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'nun 54. maddesi uyarınca 1.062,00YTL idari para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Türkiye İş Kurumu Adana İl Müdürlüğü'nün 11.8.2006 tarih ve 9837 sayılı işleminin iptali istemiyle açıldığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun muhtelif hükümlerinden söz ederek, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağının anlaşıldığı,son olarak 8.2.2008 gün ve 26781 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun ile temel ceza kanunlarına uyum amacıyla çeşitli kanunlarda ve diğer bazı kanunlarda değişiklikler yapıldığı, buna göre özel kanunlarında daha önce dava yolu idari yargı olarak gösterilen kimi düzenlemelerin kanunlarından çıkarılmış bulunduğu, incelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralının değiştirildiği ve yeni düzenleme 8.2.2008 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 4447 sayılı Yasa'nın 54. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde gerek 5728 sayılı Kanun gerekse Kabahatler Kanunu'nun değişik 3. maddesi hükmü nedeniyle adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosya örneğinin 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4447 sayılı Kanun’un 48. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 54. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

25.8.1999 gün ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 48. maddesinde, işsizlik sigortasına ilişkin genel hükümlere yer verilmiş, “İdari para cezaları ile idari işlemlere karşı itirazlar” başlığını taşıyan 54. maddesinde, “Kurumca dayanağı belirtilmek suretiyle;

a) İşsizlik sigortasına ilişkin yükümlülükleri nedeniyle sigortalıların ücretlerinden indirim veya kesinti yapan işverenlere her bir sigortalı için 25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücret tutarında,

b) 48 inci maddede öngörülen işten ayrılma bildirgesini Kuruma vermeyen işverenlere her bir fiil için ayrı ayrı 25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin iki katı tutarında,

 İdari para cezası verilir.

 (Değişik ikinci fıkra: 25.6.2003 – 4904/ 31 md.) İdarî para cezaları tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler idarî yargı yoluna başvurabilirler. Yargı yoluna başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz.

İşsizlik sigortası uygulamasına ilişkin işlemlere karşı sigortalıların ve işverenlerin yapacakları itirazlardan Sosyal Sigortalar Kurumuna verilen görevlerle ilgili olanlar adı geçen Kuruluşa, diğerleri ise Kuruma yapılır. İtirazların, işlemin tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde yapılması ve 30 gün içinde sonuçlandırılması zorunludur. Yapılan itirazlar daha önce yapılmış bulunan işlemlerin uygulanmasını geciktirmez. İtiraz yoluna başvurulmuş olması ilgililerin yargı yoluna başvurma haklarını ortadan kaldırmaz” hükmü yer alırken, 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun’un 478. maddesiyle bu maddenin birinci fıkra hükmü değiştirilmiş; 578. maddesiyle de ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Olayda, para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nda son haliyle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde    " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.            

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Adana 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 28.3.2007 gün ve Müt:2006/116 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/269

KARAR NO: 2008/263

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : Asker kişi statüsünü kazanmayan tank uzman erbaş adayının sağlık raporunun iptali istemiyle açtığı davanın, GENEL İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : M. S. İ.

 Davalı : Milli Savunma Bakanlığı

O L A Y     : Tank uzman erbaş adayı olan davacının muayenesi sonucu Diyarbakır Asker Hastahanesi Baştabipliği’nce düzenlenen 15.1.2008 gün ve 177 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri sağlık raporunda, “becker nevus” tanısı konularak “(29/A/F1) tank uzman erbaş adayı olamaz” kararı verilmiştir.

Davacı, uzman erbaş alımı için yapılan sınava başvurduğunu, yazılı sınavdan 86 puan alarak geçtiğini, ön sağlık seçmesini fiziki kabiliyet ve yeterlilik testini de geçtiğini, tank şoförlüğü branşını seçmiş olduğundan, psikoteknik test uygulaması sonucu en yüksek puan olan K1 aldığını, mülakatta ise Türkiye genelinde 25 nci olduğunu, mülakattan sonra gereken heyet raporu için Diyarbakır Askeri Hastanesi’nde bütün bölümleri geçtikten sonra sadece Deri Hastalıkları Bölümünde "Becker nevus" tanısı konduğu için olumsuz sağlık kurulu kararı verildiğini, başvuru koşullarından olan ön sağlık seçmeleri başlığında yer alan şartlarda vücutta jilet, bıçak, yanık ve dövme izinin olmamasının gerektiğinin belirtildiğini, vücudunda bu sayılanlardan hiçbirinin olmadığını, sadece doğuştan olan ben izi bulunduğunu, bunun da sayılan şartlar arasında yer almadığını, Deri Hastalıkları Bölümünün tanısının doğru olmadığını, dolayısıyla sağlık kurulu kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek iptali istemiyle askeri idari yargı yerinde dava açmıştır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ DAİRESİ; 28.2.2008 gün ve E:2008/281, K:2008/426 sayı ile, Anayasa’nın 157 nci maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile askeri kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağının belirtildiği, Anayasa’nın belirtilen kuralına paralel düzenleme içeren 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 20 nci maddesinde de; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini yapacağı, aynı maddede, bu konunun uygulamasında asker kişiden maksadın, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların olduğunun belirtildiği, Kanunun 21 inci maddesinde 20 nci madde de belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı menfaati ihlal edilenler tarafından açılacak davaların Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde çözümleneceği düzenlemesine yer verildiği, Kanunun 45/A maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevine girmeyen davaların reddine karar verileceğinin belirtildiği,bu hükümler uyarınca Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin "asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete ilişkin" bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiği, dava konusu uyuşmazlıkta davacının uzman erbaş adayı olması nedeniyle, 1602 sayılı Kanun’un 20 nci maddesi kapsamında "asker kişi" sayılmasının mümkün olmadığı, bu nedenle "asker kişiyi ilgilendirme" koşulu gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümünde genel idari yargının görevli olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Davacı, bu kez, Kuruma ibraz edilmesi gereken heyet raporu için Diyarbakır Askeri Hastahanesi Baştabipliği’ne müracaatta bulunduğunu, Deri Hastalıkları Bölümünün raporda belirtildiği gibi doğuştan var olan beni sebebiyle "becker nevus" tanısı koyması nedeniyle sağlık raporunun olumsuz düzenlendiğini, bu nedenle, tank uzman erbaş olarak göreve alınmama işlemine dayanak teşkil eden Diyarbakır Askeri Hastahanesi Baştabipliği’nin 15.1.2008 gün ve 177 sayılı sağlık kurulu raporunun iptaline, yeniden sağlık kurulu raporu alınmak üzere hastaneye sevkinin sağlanmasına karar verilmesi istemiyle genel idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 1. İDARE MAHKEMESİ; 10.4.2008 gün ve E:2008/612 sayı ile, Mehmet Soner İnan tarafından, tank uzman erbaş olarak göreve alınmama işlemine dayanak teşkil eden ve Diyarbakır Askeri Hastanesi Baştabipliği’nce (29/A/F1) "tank uzman erbaş adayı olamaz" şeklinde düzenlenen 15.1.2008 tarihli ve 177 sayılı raporun açıkça hukuka aykırı olması sebebiyle iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Milli Savunma Bakanlığı'na karşı dava açıldığı, Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtildiği, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 20. maddesinde de aynı hükmün yer aldığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için, dava konusu idari işlemin "asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete ilişkin bulunması" şartlarının birlikte gerçekleşmesinin arandığı, 1602 sayılı Yasa'nın 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi sayıldığı, incelenen dosyada; davacının, tank uzman erbaş olarak göreve alınmama işlemine dayanak teşkil eden ve Diyarbakır Askeri Hastanesi Baştabipliği’nce (29/A/F1) "tank uzman erbaş adayı olamaz" şeklinde düzenlenen 15.1.2008 tarihli ve 177 sayılı raporun iptali istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nde açılan dava sonucunda, Üçüncü Dairenin 28.2.2008 günlü ve E:2008/281, K:2008/426 sayılı kararı ile, davanın görev yönünden reddedilmesi üzerine söz konusu raporun iptali ve yürütmenin durdurulması ile tekrar askeri bir hastaneye sevk edilerek rapor alınması istemiyle Mahkemelerinde bu davanın açıldığının anlaşıldığı, idari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden "askeri hizmete ilişkin" olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerektiği, eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri nitelikte olduğunun kabul edilmesi gerektiği, işlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durumun değişmediği, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerektiği, olayda, davacının tank uzman erbaş olarak göreve alınmama işlemine dayanak teşkil eden, (29/A/F1) "tank uzman erbaş adayı olamaz" şeklindeki raporun, askeri bir kurum olan Diyarbakır Askeri Hastanesi Baştabipliği'nce düzenlenmiş bulunduğu, bu durumda, "askeri makamca" tesis edilmiş olup, "asker kişiyi ilgilendirecek olması" ve "askeri hizmete ilişkin bulunması" karşısında; söz konusu raporun iptali istemiyle açılan bu davanın; askeri gerekler, askeri usul ve yöntemler göz önünde bulundurularak incelenecek olması nedeniyle, davanın çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu sonucuna varıldığı, bu nedenlerle; görüm ve çözümü idari yargının, dolayısı ile Mahkemelerinin görevinde bulunmayan davada; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, genel ve askeri idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde genel idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Yasin TEKAKÇA’nın, davada genel idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Diyarbakır Asker Hastahanesi Baştabipliği’nce “becker nevus” tanısı konularak “(29/A/F1) tank uzman erbaş adayı olamaz” şeklinde düzenlenen 15.1.2008 gün ve 177 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri sağlık raporunun iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinin birinci fıkrasında “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz” denilmiştir.

Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

Hakkında düzenlenen sağlık raporunun iptalini isteyen davacının, tank uzman erbaş adayı olduğu, henüz “asker kişi” statüsünü kazanmadığı açıktır.

Belirtilen durum karşısında, olayda Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümü genel idari yargı yerinin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ :Davanın çözümünde GENEL İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 1. İdare Mahkemesi’nce 10.4.2008 gün ve E:2008/612 sayı ile yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/273

KARAR NO: 2008/264

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : M. A.

Vekili         : Av. M. G.

Davalı        : Konya Valiliği Tarım İl Müdürlüğü

  

O L A Y     : Konya Valiliği İl Tarım Müdürlüğü’nün 7.8.2006 gün ve 17514 sayılı işlemi ile, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’nun 21/a maddesi gereğince, arazinin tamamında yapı yapmak ve tarım dışı amaçla izinsiz kullanıma başladığının tespit edildiğinden bahisle davacı adına 22. madde uyarınca Valilik Makamının 3.8.2006 tarihli Oluru ile idari para cezası verildiği bildirilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

KONYA 1. SULH CEZA MAHKEMESİ; 17.1.2008 gün ve Değişik İş:2006/939 sayı ile, muteriz tarafından, Konya İl Tarım Müdürlüğü tarafından "izin alınmadan 20.000 m2 arazi üzerine yapı yapmak ve tarım dışı kullanmak" eylemi nedeni ile 7.8.2006 tarih ve 17514 sayılı karar ile verilen 21.960,00 YTL idari para cezasına itiraz edilerek kaldırılmasının talep edildiği, muterizin Karakaya Köyü Bağlar mevkiinde bulunan ve M.A..'e ait olan 20.000 m2 yüzölçümlü arazinin işletme izni alınmadan yapı yapmak ve tarım dışı amaçla kullanmak fiilini ihlal ettiğinden bahisle 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’nun 22. maddesi gereğince 21.960,00YTL idari para cezası uygulandığı, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’nun 22. maddesine göre, bu konuda verilen idari para cezalarına karşı yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceğinin belirtildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

KONYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 4.4.2008 gün ve E:2008/363 sayı ile, davacı vekili tarafından tarım arazilerinin üzerine izin alınmadan yapı yapıldığının tespit edilmesi nedeniyle 5403 sayılı Kanun’un 21. maddesinin (a) bendi uyarınca 21.960,00YTL idari para cezası uygulanmasına ilişkin 7.8.2006 tarih ve 17514 sayılı Konya Valiliği Tarım Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle Konya Valiliği Tarım Müdürlüğü’ne karşı dava açıldığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. ve 27. maddelerinden söz ederek, 5403 sayılı Toprak Kullanımı ve Arazi Kanunu’nun 22 nci maddesi, bu kanuna göre verilen idari para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceğini hükme bağlamışken, bu hükmün 8.2.2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 577. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığı, dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden, davanın, davacının tarım arazilerinin üzerine izin alınmadan yapı yapıldığının tespit edilmesi nedeniyle 5403 sayılı Kanun’un 21. maddesinin (a) bendi uyarınca 21.960,00YTL idari para cezası uygulanmasına ilişkin Konya Valiliği Tarım Müdürlüğü'nün 7.8.2006 tarih ve 17514 sayılı işleminin iptali istemiyle açıldığının anlaşıldığı, yukarıda yer verilen Kanun hükümleri gereğince, özel kanunundaki açıkça görevli yargı merciinin idari yargı yerlerinin görevli olduğunu belirten hükmün 5728 sayılı Kanun’la kaldırılması karşısında, ortada kalan idari para cezası 8.2.2008 tarihinden itibaren sulh ceza mahkemelerinin görevine girdiğinden, işbu davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu kanısına varıldığı gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19. maddesi gereğince, Konya 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 17.1.2007 tarih ve 2006/939 D.İş sayılı kararı ile görev yönünden reddedilen ve Mahkemelerinde açılmış bulunan işbu davanın adli yargının görev alanına girdiği kanaatine varılmış olduğundan, dava dosyası ve eklerinin görevli merciin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine, davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi'nce görevli merciin belirlenmesine ilişkin karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 5403 sayılı Yasa’nın 21. maddesinin (a) bendi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

3.7.2005 tarih ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı; toprağın doğal veya yapay yollarla kaybını ve niteliklerini yitirmesini engelleyerek korunmasını, geliştirilmesini ve çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak, plânlı arazi kullanımını sağlayacak usûl ve esasları belirlemektir” denilmiş; 21. maddesinin (a) bendinde, arazi kullanımı için izinsiz işe başlanılmış ve çalışmalar devam ediyorsa; valiliğin işi tamamen durduracağı, yapılan iş tamamlanmış ise kullanımına izin verilmeyeceği, kullanılan arazi tarım dışı amaçlı kullanıma uygun yerlerden ise kullanılan alanın her metre karesi için bir Yeni Türk Lirası idarî para cezası verileceği ve bu Kanunda öngörülen tedbirlerle birlikte gerekli izinlerin alınması şartıyla işin tamamlanmasına veya iş bitmiş ise kullanımına izin verileceği, arazi kullanım plânlarında, tarımsal amaçlı kullanım için ayrılmış arazilerde, izinsiz yapılan bütün yapıların yıkılacağı ve temizleneceği, arazinin yeniden eski haline gelmesi için yapılan masrafların sorumlulardan tahsil edileceği, ayrıca, zarar verilen tarım arazilerinin, her metre karesi için iki Yeni Türk Lirası idarî para cezası verileceği kurala bağlanmış; 22. maddesinde, bu Kanunda yazılı olan idari cezaların o yerin en büyük mülki amiri tarafından verileceği, verilen idari cezalara dair kararların ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüşken; bu madde 23.1.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun’un 577. maddesi ile, “Bu Kanunda yazılı olan idarî cezalar mahallî mülkî amir tarafından verilir” şeklinde değiştirilmiştir. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Olayda, para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda yapılan değişiklikle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde    " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.            

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 2. İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Konya 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 17.1.2008 gün ve Değişik İş:2006/939 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/275

KARAR NO: 2008/265

KARAR TR : 13.10.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Siemens Finansal Kiralama A.Ş.

Vekilleri     : Av. B.S. – Av. A.T.

Davalı        : Antalya Ulaştırma Bölge Müdürlüğü

O L A Y     : Antalya Ulaştırma Bölge Müdürlüğü’nün 15.8.2007 gün ve181574 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu idari para cezası tutanağı ile, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 26. maddesinin (a) bendi uyarınca davacı adına para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANTALYA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 15.10.2007 gün ve Müt. E:2007/2015, Müt. K:2007/2015 sayı ile, itiraz edenin, 4925 sayılı Yasa’nın 5. maddesine dayalı olarak düzenlenen idari para cezasının iptalini istediği, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinden söz ederek, 4925 sayılı Yasa’nın 5. maddesi gereğince verilen idari para cezaları için aynı Kanunun 30. maddesi gereğince itiraz mercii olarak idare mahkemesinin gösterildiği, mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgili olduğundan ve yargılamanın her aşamasında verilebileceğinden resen görev yönü ile itiraz dosyasının ele alınıp incelendiği, yapılan inceleme sonucu, itiraz eden hakkında uygulanan idari para cezasının dayanağı olan özel yasada idare mahkemesi özel olarak görevlendirilmediğinden, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesindeki düzenleme ve diğer kanunlarda aksi hüküm bulunmaması halinde ibaresi ile belirtilen istisna nazara alınarak yapılan itirazı değerlendirme ve sonuçlandırma görevinin idare mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANTALYA 1. İDARE MAHKEMESİ; 20.3.2008 gün ve E: 2008/449, K: 2008/563 sayı ile, davanın, davacı şirketin 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 26/a maddesi uyarınca 5.000.-YTL para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin 15.8.2007 tarih ve 181574 sayılı Antalya Ulaştırma Bölge Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açıldığı, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 8.2.2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun’un 516. maddesiyle değiştirilen 26 maddesinde; bu Kanunun; 7. ve 5. maddesine aykırı davranan taşımacılara çeşitli miktarlarda para cezası verileceği ve 5728 sayılı Kanun’un 520. maddesiyle değiştirilen 30. maddesinde; fiilin tekrarı halinde yapılacak yaptırımlar gösterilmiş olup, maddenin bu değişiklikten önceki halinde mevcut olan, para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceğine ilişkin düzenlemenin 5728 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırıldığının anlaşıldığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3, 16. ve 27. maddelerinden söz ederek, bakılan davada, davacı şirketin yetki belgesi olmadan taşımacılık yaptığından bahisle 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 26/a maddesi uyarınca 5.000,00YTL para cezasıyla cezalandırıldığı, bu para cezasına karşı 4925 sayılı Yasa’da açıkça idari yargı yerinde dava açılabileceğine ilişkin bir düzenlemenin (8.2.2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun’un 520. maddesiyle) artık bulunmadığı anlaşılmış olup, bu nedenle bu davada, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin a) fıkrası gereğince adli yargı yerinin(sulh ceza mahkemesi) görevli bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :  Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4925 sayılı Kanun’un 26. maddesinin (a) bendine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

10.7.2003 gün ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı; karayolu taşımalarını ülke ekonomisinin gerektirdiği şekilde düzenlemek, taşımada düzeni ve güvenliği sağlamak, taşımacı, acente ve taşıma işleri komisyoncuları ile nakliyat ambarı ve kargo işletmeciliği ve benzeri hizmetlerin şartlarını belirlemek, taşıma işlerinde istihdam edilenlerin niteliklerini, haklarını ve sorumluluklarını saptamak, karayolu taşımalarının, diğer taşıma sistemleri ile birlikte ve birbirlerini tamamlayıcı olarak hizmet vermesini ve mevcut imkânların daha yararlı bir şekilde kullanılmasını sağlamaktır” denilmiş; 26. maddesinin (a) bendinde, bu Kanunun; 5 inci maddesine göre yetki belgesi almadan taşıma işinde faaliyette bulunanlara beşmilyar lira, 5 inci maddesinin beşinci fıkrasına aykırı davranan taşımacılara beşyüzmilyon lira, 5 inci maddesinin altıncı fıkrasına göre taşıma hizmetini yapmaktan kaçınan taşımacılara dörtyüzmilyon lira, 5 inci maddesinin yedinci fıkrasına aykırı davranarak bir taşımacının diğer bir taşımacının taşıma faaliyetini engellemesi halinde dörtmilyar lira para cezası verileceği kurala bağlanmış; 30. maddesinde, para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği, itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu öngörülmüşken, bu madde, 23.1.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun’un 520. maddesiyle, “Bu Kanunda belirtilen idarî para cezasını gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde aynı nitelikteki fiili üç defa işlediği tespit edilen gerçek ve tüzel kişilere, işlediği fiillerin cezalarının toplamının on katı idarî para cezası verilir ve taşıt şoförünün yurt içi ve yurt dışı taşımalarda sürücü mesleki yeterlilik belgesi ile varsa uluslararası sürücü sertifikası bir yıl süreyle askıya alınır” şeklinde değiştirilmiştir. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Olayda, para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nda yapılan son değişiklikle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.  

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde "(1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.            

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nda idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 15.10.2007 gün ve Müt. E:2007/2015, Müt. K:2007/2015 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2007/557

KARAR NO: 2008/275

KARAR TR : 17.11.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar    : a) Ölü Sem’o Oğlu H.A. Mirasçıları

1- H.A., 2- A.A., 3- Z.A., 4-M.A., 5-İ.A., 6-N.A., 7-İ.A., 8-A.A., 9-M.A. 10-İ.A.

11-C.A., 12-T.A., 13-O.A. 14-Y.A., 15-A.A., 16-H.A., 17-F.A., 18-F.A., 19-N.A.,

20-S.A., 21-H.A., 22-Z.A., 23-S.A., 24-N.A.

 b) Ölü Sem’o Oğlu M.A. Mirasçıları

1- F.A., 2- M.A., 3- H.A, 4-Z.A., 5-Y.A., 6- L.A. 7-A.A., 8-R.A., 9-N.A., 10-N.A.,

11-A.A., 12-İ.A., 13-M.A., 14-F.A. 15-H.A., 16-F.A., 17-Z.A., 18-A.A., 19-S.A.

Vekilleri     : Av. C.Ç., Av. E.G.

Davalılar    : 1- Maliye Hazinesi/ Maliye Hazinesini Temsilen Harran Malmüdürlüğü

    2- Tarım Reformu Genel Müdürlüğü

O L A Y     : Davacılar vekili; müvekkillerinin, Harran ilçesi 1 ila 9 nolu parsellerde müşterek malik olduklarını; söz konusu parsellerin kadastro tespitine vaki Maliye Hazinesinin itirazı sebebiyle, Harran Kadastro Mahkemesinin 1990/11 Esas sayısında, tespite itiraz davası şeklinde görülen davanın 2000/3 sayılı Kararla sonuçlandığını (Davanın ilk açılış tarihi, 24.3.1972’dir.) ve 4.12.2000 tarih ve 16 HD.nin 4979-4757 E/K sayılı kararıyla onanarak kesinleştiğini; tespite itiraz davası devam ederken, davalı Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün, 21.10.1976 tarih ve 2916 karar no ve 914/1059 dosya no ile, itirazlı olduğunu bile bile ve kamulaştırma kararında “itirazlı”dır yazmak suretiyle, davacılar murisi S. oğlu H. A.’- ’den 8 nolu parselden 113.621 ve 9 nolu parselden 88.265 dönüm tarım arazisini ve keza 21.10.1976 tarih ve 2910 karar no ve 914/1058 dosya no ile davacılar murisi S. oğlu M. A.’den 8 nolu parselde 113.621 ve 9 nolu parselde 88.265 olmak üzere her birinden toplam 201.886 m2 tarım arazisini kamulaştırmış olduğunu; 1757 sayılı Yasaya göre kamulaştırılan bu arazilerin, sahibine bırakılan arazinin dışındaki “norm fazlası” olarak ve bu gerekçeyle kamulaştırılmış olduğunu ve Genel Müdürlüğün 22.10.1976 tarih ve 2346 sayılı yazıyla Maliye Hazinesi adına Tapuya tescilinin sağlanmış bulunduğunu; bu kamulaştırma işleminden çok sonra da, bu defa Harran Kadastro Mahkemesindeki davanın sonuçlandığını ve 10.03.2000 tarih ve 1999/11 esas ve 2000/3 sayılı kararla bu defa, tapu ve vergi kaydı fazlası olduğu gerekçesiyle 2 kardeşten toplam 319.750 dönüm arazinin tespit hilafına Maliye Hazinesi adına tesciline karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini; 5.11.2001 tarih ve 2704 sayılı, Tarım Reformu Bölge Müdürlüğünün yazısında; davacılar murislerine ayrı ayrı 897.436 er dönüm arazi bırakıldığının belirtilmekte olduğu; keza yukarıda da değindikleri Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün 22.10.1976 tarihli yazısında da; M. ve H. A.’e ayrı ayrı 897.436 dönüm arazi bırakıldığının, norm fazlasının kamulaştırıldığının ve kamulaşan arazinin Maliye Hazinesi adına tescilinin gerektiğinin bildirilmekte olduğu; bütün bu maddi olgular birlikte değerlendirildiğinde ve Kadastro Mahkemesinin kesinleşen ilamı doğrultusunda tescil işleminin gerçekleşmesi halinde, müvekkilleri murislerine bırakıldığı bildirilen 897.436 dönüm arazinin söz konusu olamadığı ve bu miktarın yaklaşık 200 dönümünün her kardeşten ayrı ayrı fazladan kesilmiş olduğu; bu istenmeyen ve düşünülmeyen sonucun münhasıran Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün hatalı ve aceleye getirilmiş kamulaştırma kararının bir sonucu olduğu; şayet Kadastro Mahkemesinin mülkiyeti belirleyen kararı beklenmiş olsa idi, bu davanın sonucuna göre davacılar murislerinin arazi varlıklarının hesaplanacağı ve bu takdirde her birinden yaklaşık 160’ar dönüm arazi Maliye Hazinesine geçmiş olacağından, kamulaştırma sadece 45’er dönüm söz konusu olacak iken; şimdi hem kamulaştırma sebebiyle 422.000 m2 arazinin eksildiği ve hem de mahkeme ilamıyla 320 dönüm arazinin kaydedilmiş bulunduğu; bu nedenle, kendilerine göre mahkemece yapılacak işin, davacıların murislerine bırakılan ve iade edilen arazi toplamı 897.436 dönüm araziyi tamamlatmak olduğu; bunun için de ehil ve uzman bilirkişiler marifetiyle mahallinde keşif yapmak suretiyle ve ya dosya üzerinde inceleme yapılarak, Kadastro Mahkemesi kararı muvacehesinde hak sahiplerinin arazi varlıklarının hesaplanması ve hesaplanan bu miktara göre 1757 ve 3083 sayılı Yasalar muvacehesinde, norm fazlası var ise ancak bu kadarının kamulaştırılmış bulunduğu varsayılarak, gerisinin davacılar adlarına tesciline karar verilmesi olduğu; arz ve izahına çalışılan sebeplerle, kamulaştırma sebepleri henüz yok iken yapılan bu haksız kamulaştırma ile Maliye Hazinesi adına oluşturulan tapu kaydının illetsiz ve dayanaksız olmasıyla, neticeden Maliye Hazinesinin, Harran ilçesi Yardımlı köyünde 8 ve 9 nolu parsellerdeki (Toplulaştırma sonucu oluşan yeni parsellerdeki ) toplam 320 dönüm arazisinin tapusunun iptali ile davacılar adlarına tescilini istemek üzere iş bu davanın ikamesi zaruretinin hasıl olduğunu ifade ederek, sonuçta; haksız ve dayanıksız oluşturulan Maliye Hazinesi tapusunun iptali ile toplam 320.000 dönüm arazinin hisseleri nispetinde davacılar adlarına tesciline karar verilmesi istemiyle, 10.4.2003 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

HARRAN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 19.2.2004 gün ve E:2003/64, K:2004/6 sayı ile, Davacılar vekillerinin mahkemelerine verdikleri dilekçe ile, davacıların Harran ilçesi 1 ilâ 9 no.lu parselde müşterek malik olduklarını, söz konusu parseller hakkında Harran Kadastro Mahkemesinde 1999/11 esas no ile tesbite itiraz davası açıldığını, davanın 2000/3 no.lu kararla sonuçlandığını, kararın 16. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleştiğini, Kadastro Mahkemesinde dava devam ederken davalı Tarım "Reformu Genel Müdürlüğünün 21.10.1976 tarih ve 2916 karar no ile Aygün'e ait parsellerde norm fazlası olarak her birinden 201.886 m2 tarım arazisini kamulaştırıp Genel Müdürlüğün 22.10.1976 tarih ve 2346 sayılı yazısıyla Maliye adına tescilinin sağlandığını, Kadastro Mahkemesindeki dava sonuçlandığında ise her iki kardeşe ait gayrimenkulden tapu ve vergi kaydı fazlası olarak toplam 319.750 dönüm arazinin hazine adına tesciline karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, bu durumda Kadastro Mahkemesinin kesinleşen ilamı doğrultusunda davacıların murislerine bırakıldığı bildirilen 897.436 dönüm arazinin olmadığını, bu miktarın yaklaşık 200 dönümünün her muristen ayrı ayrı kesildiğini, bu durumun Tarım Reformunun hatalı kamulaştırma kararının bir sonucu olduğunu, bu nedenle Harran ilçesi Yardımlı köyü 8 ve 9 parselde Hazine adına bulunan 320 dönüm arazinin tapusunun iptali ile davacılar adına tesciline karar verilmesini istemiş olduğu; Mahkemelerince taraflara duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ edildiği, tarafların kendilerini vekille temsil ettirdikleri; Mahkemelerince Tapu Sicil Müdürlüğüne müzekkere yazılarak dava konusu parsellerin tapu kayıtlarının; Harran Kadastro Mahkemesinin 1999/11 E.no.lu dosyasının ve Mahkemece Tarım Reformu Bölge Müdürlüğüne müzekkere yazılarak dava konusu parsellerle ilgili evrakın dosyaya celbedilmiş bulunduğu; dosyanın, davacı vekilinin talebi doğrultusunda ilgili hesaplamaların yapılması için bilirkişiye tevdi edildiği; bilirkişinin, raporunu 21.1.2004 tarihinde ibraz ettiği; davanın, Tarım Reformu Şanlıurfa Bölge Müdürlüğünün, Kadastro Müdürlüğünün kararını beklemeye gerek duymadan, itirazlı parselde toplulaştırma çalışmalarına başlayarak, dava konusu parsellerden bir kısmını "norm fazlası olduğu" gerekçesiyle Hazine adına tesciline karar vermesinden kaynaklandığı; Kadastro Mahkemesinin, 1999/11-2000/3 sayılı kararıyla söz konusu parsellerde tapu ve vergi kaydı fazlası olması nedeniyle 319.750 dönüm arazinin Hazine adına tesciline karar vermiş olduğu, kararın 16.Hukuk Dairesinin 4.12.2001 tarih 2000/4979-4754 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği; Davacılar vekillerinin, Kadastro Mahkemesinin 1999/11-2000/3 sayılı 10.3.2000 tarihli kararını dayanak alarak, Tarım Reformu Bölge Müdürlüğünün işleminin iptali ile fazladan müvekkillerinden yapılan kesintinin iptalini ve adlarına tescilini istedikleri; yani burada istenilenin, Tarım Reformu Bölge Müdürlüğünün hatalı olduğu kabul edilen toplulaştırma işleminin iptali olduğu, iptali istenilen tapu kaydının dayanağının söz konusu idari işlem olduğu; Mahkemelerince yapılan yargılama sonucunda toplanan delillerden, davacıların iptalini istedikleri tapu kaydının dayanağı olan idari işlemin halen geçerli olduğu, söz konusu tapu kaydının iptal edilebilmesi için Tarım Reformu Bölge Müdürlüğünün toplulaştırma işleminin iptal edilmesi gerektiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu kararın temyiz edilmesi üzerine, YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ’nce 23.6.2004 gün ve E:2004/7083, K:2004/7650 sayı ile; “Davadaki istek, idari işlem niteliğindeki toplulaştırmadan kaynaklandığına göre sözü edilen tasarrufun geçerliliğini koruduğu, idari yargı yerinde iptal edilmediği sürece eldeki davanın dinlenme olanağı yoktur. Davanın reddedilmiş olması, bu gerekçe ile ve sonucu bakımından doğrudur. Hükmün belirtilen sebeple onanmasına…” karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacılar vekili tarafından aynı istekle, bu kez idari yargı yerinde dava açılmıştır.

GAZİANTEP 2. İDARE MAHKEMESİ; 22.12.2004 gün ve E:2004/949, K:2004/234 sayı ile davanın; davacılar vekili tarafından, Harran İlçesi Yardımlı Köyü 8 ve 9 parsellerindeki 320 dönüm arazinin toplulaştırma sonucu Maliye Hazinesi adına tapuya tescilinin iptali istemiyle açılmış olduğu; 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un 5. maddesinin 3410 sayılı Kanunun 1. maddesi ve 4577 sayılı Kanunun 2. maddesiyle değişik 1. fıkrasında; İdare Mahkemelerinin, Vergi Mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştay'da çözümlenecek olanlar dışındaki; iptal davalarını, tam yargı davalarını ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz, şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları ve diğer kanunlarla verilen işleri çözümleyeceğinin hükme bağlandığı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15. maddesinin 1/a bendinde ise, adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği, aynı Kanunun 14/6. maddesinde ise, bu hususun ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15. madde hükmünün uygulanacağının belirtildiği; 8.12.2001 tarih ve 24607 sayılı Resmi Gazetemde yayımlanarak yürürlüğe giren 22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1027. maddesinin 1. fıkrasında; "İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir." hükmünün düzenlendiği; dava dosyasının incelenmesinden, davacılar vekilinin mahkemelerine verdiği 10.4.2003 tarihli dilekçe ile davacıların, Harran İlçesi 1 ila 9 no.lu parselde müşterek malik olduklarını, söz konusu parseller hakkında Harran Kadastro Mahkemesinde 1999/11 esas no ile tespite itiraz davası açıldığı, davanın 2003/3 nolu kararla sonuçlandığı, kararın 16. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleştiği, Kadastro Mahkemesinde dava devam ederken davalı Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün 21.10.1976 tarih ve 2916 karar no ile A.'e ait parsellerde norm fazlası olarak her birinden 201.886 m2 tarım arazisini kamulaştırıp Genel Müdürlüğün 22.10.1976 tarih ve 2346 sayılı yazısıyla Maliye adına tescilinin sağlandığını, Kadastro Mahkemesindeki dava sonuçlandığında ise her iki kardeşe ait gayrimenkulden tapu ve vergi kaydı fazlası olarak toplam 319.750 dönüm arazinin hazine adına tesciline karar verildiği ve kararın kesinleştiği, bu durumda Kadastro Mahkemesinin kesinleşen ilamı doğrultusunda davacıların murislerine bırakıldığı bildirilen 897.436 dönüm arazinin olmadığı, bu miktarın yaklaşık 200 dönümünün her muristen ayrı ayrı kesildiği, bu durumun Tarım Reformunun hatalı kamulaştırma kararının bir sonucu olduğu, bu nedenle Harran İlçesi Yardımlı Köyü 8 ve 9 parselde Hazine adına bulunan 320 dönüm arazinin tapusunun iptali ile davacılar adına tesciline karar verilmesi istemiyle açılan davada Harran Asliye Hukuk Mahkemesin 19.2.2004 tarih ve E:2003/684, K:2004-6 sayılı kararı ile tapu kaydı işleminin dayanağının idari işlem olduğu ve halen geçerli olduğu, toplulaştırma işleminin iptal edilmesi gerektiği belirtilerek davada görevsizlik kararı verildiği ve bakılan davanın açıldığının anlaşılmakta olduğu; uyuşmazlık konusu olayda; davacı tarafından bir kısım taşınmazın tapuya tescil işlemlerinin dava konusu edildiği, bu işlemlerin dayanağının idari işlem niteliğinde olan kamulaştırma ve toplulaştırma işlemleri olduğu, ancak bu işlemlerin dava konusu edilmediğinin açık olduğu, tapu tescil işlemlerinin iptali istemiyle açılan iş bu davanın görüm ve çözümünün adli yargının görevinde bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, DANIŞTAY 8. DAİRESİ’nin 30.1.2007 gün ve E:2005/5696, K:2007/331 sayılı kararıyla onanmış ve kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Nüket YOKLAMACIOĞLU, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 17.11.2008 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Davacı vekilinin istemi üzerine Mahkememize gönderilen İdare Mahkemesi dosyası ile Asliye Hukuk Mahkemesi dosyasının incelenmesinden; aynı konuda açılan davalarda İdare Mahkemesince görevsizlik kararı verilmiş ve kesinleşmiş ise de, Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince verilen kararda; “Davadaki istek, idari işlem niteliğindeki toplulaştırmadan kaynaklandığına göre sözü edilen tasarrufun geçerliliğini koruduğu, idari yargı yerinde iptal edilmediği sürece eldeki davanın dinlenme olanağı yoktur. Davanın reddedilmiş olması, bu gerekçe ile ve sonucu bakımından doğrudur. Hükmün belirtilen sebeple onanmasına…” denilmiş ve karar kesinleşmiştir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin kararında belirttiği gerekçe gözetildiğinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmasına neden olacak nitelikte adli yargı yerince verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ     : 2247 sayılı Yasa’nın 14.maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 17.11.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2007/562

KARAR NO: 2008/276

KARAR TR : 17.11.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : Suya vaki müdahalenin önlenmesi ve kaynak üzerine yapılmış tesislerin kal’ine karar verilmesi istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : Koyulhisar İlçesi Gökdere Köyü Tüzelkişiliğini Temsilen Muhtar

 S.Ç. / İ.B.

Davalı        : Doğanşar İlçesi Kabaçam Köyü Tüzelkişiliğini Temsilen Muhtar

 M.A.K.

Vekili         : Av. Y.Ö., Av. Ö.F.B.

 

O L A Y     : Gökdere Köyü sınırları içinde kalan Alipoğlu su kaynağına; Kabaçam Köyü tüzel kişiliğince, kaynağın kendilerine tahsis edildiğinden bahisle boru hattı döşenmiştir.

Davacı Gökdere Köyü Tüzelkişiliği adına Köy Muhtarı tarafından; kendilerine ait su kaynaklarına boru döşemek suretiyle müdahale edildiği, dava konusu kaynağın Köy Hizmetlerince kendilerine tahsis edilmiş olduğu, kadimden beri köy halkı tarafından içme, sulama ve zirai amaçlı olarak kullanıldığı; davalıların, tahsis edilmemiş kaynağı hiçbir yasal dayanağı olmadan kaptaj yaparak ve boru döşeyerek kendi kullanımlarına aldıkları, dava konusu kaynağın kendilerine tahsis edilmiş olduğu iddiasıyla; davalıların suya vaki müdahalesinin önlenmesi ve kaynak üzerine yapılmış tesislerin kal’ine karar verilmesi istemiyle 10.5.2001 tarihinde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

Davalı taraf ise; Köy Hizmetleri 5. Bölge Müdürlüğü Sivas İl Müdürlüğünün 29.1.1999 günlü, 1999/122 sayılı İçmesuyu Memba Tahsis ve Tevzii Komisyon Kararı gereğince, dava konusu Alipoğlu su kaynağının kendilerine tahsis edildiğini, tahsis kararının ilan edilerek kesinleştiğini beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.

KOYULHİSAR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ, 30.1.2004 günlü, E:2001/32; K:2004/6 sayı ile, Mahkemelerinin 2001/31 Esas-41 karar sayılı dosyası ile 99/7 değişik iş sayılı dosyası ve Köy Hizmetleri Bölge Müdürlüğünün Alipoğlu kaynağına ilişkin tahsis edildiği konusundaki kararı, istikşaf krokisi ve proje raporu örneklerinin dosyaya getirtildiği ayrıca bölgede suların en az olduğu dönemin DSİ Bölge Müdürlüğüne sorulduğu ve mahalli bilirkişi listesinin tespit olulduğu; Refakate teknik,ziraat ve jeoloji ve inşaat mühendisi bilirkişi olarak alınarak, mahallinde 8.7.2002 ve 9.7.2003 tarihlerinde iki ayrı keşif icra edilmiş olduğu; keşif mahallinde dinlenen mahalli bilirkişilerin; dava konusu kaynağın Alipoğlu olarak bilindiğini, kaynağın çıktığı yerin şahıs arazisi olmayıp herkesin kullanımına açık araziler olduğunu, kaynağın Gökdere köyü sınırları içerisinde kaldığını ve Gökdere köyü tarafından kullanıldığını dava konusu Alipoğlu kaynağı ile Çamlıoluk kaynağının daha önceleri, yani kaptaj altına alınmadan her iki suyun Alipoğlu deresinde birleştiğini daha sonra Değirmenderesine indiğini, Değirmenderesi ile de birleştikten sonra Gökdere köyüne kadar devam ettiğini, kış dönemlerinde Alipoğlu kaynağı ve Çamlıoluk kaynağının Kelkit çayına döküldüğünü, yaz aylarında Gökdere köyü tarafından hayvan sulama ve tarım arazisi sulaması için kullanıldığını, kadimden beri bu şekilde kullanıldığını, dava konusu kaynak ile Çamlıoluk kaynağının geçmiş, yıllarda kaptaj altına alınmak suretiyle boru döşenerek Kabaçam köyüne götürüldüğünü, Çamlıoluk kaynağının da kadimden beri kullanım hakkının Gökdere köyüne ait olduğunu beyan etmiş oldukları; davacı tanıklarının beyanlarında; dava konusu kaynağın Alipoğlu kaynağı olduğunu, Alipoğlu kaynağının kaptaj altına alınmadan önce Alipoğlu deresine aktığını, Alipoğlu deresine kavuştuktan sonra kuzeye doğru akarak aşağıda Bahçe köyüne ait Delmece, Üçmerit yaylarının altında yine buralardan gelen sular ile birleşerek Değirmen deresine kadar aktığını,daha sonra, Gökdere köyüne kadar indiğini kendini bildiğinden beri birleşen bu su kaynağının Gökdere köyü tarafından kullanıldığını, kadimden beri kullanımın bu şekilde olduğunu, Kabaçam köyünün dava konusu kaynağı kullanmadığını ancak daha sonra Alipoğlu kaynağının Çamlıoluk kaynağı ile birleştirilerek kaptaj altına alındığını ve Kabaçam köyüne götürüldüğünü beyan etmiş oldukları; davalı tanıkları beyanlarında; dava konusu kaynağın Alipoğlu kaynağı olduğunu, kadimden bu yana Kabaçam köylüleri tarafından kullanıldığını, hayvanlarını otlatıp arazilerin suladıklarını, kaynağın bulunduğu yerde Kabaçam köylülerine ait arazilerin bulunduğunu, 2000 yılında dava konusu Alipoğlu kaynağı ile Çamoluk kaynağının kaptaj altına alınmak ve boru döşenmek suretiyle Kabaçam köyüne götürüldüğünü ve içme suyu olarak kullanılmaya başlandığını beyan ettikleri; keşif sonucunda bilirkişilerden rapor alındığı; Teknik bilirkişi D. A.’nın 15.7.2003 havale tarihli raporunda; dava konusu kaynağın yerinin memleket haritasında tespit edip işaretlediğini, krokide 1 numara ile gösterilen Alipoğlu kaynağının kaptajla Kabaçam köyüne içme suyu olarak akıtıldığını, tahsis kararında Alipoğlu 1 ve Alipoğlu 2 kaynaklarının gösterilmiş olduğunu, ancak zeminde 1 numara ile gösterilen Alipoğlu bir kaynağının bulunduğunu, 2 numara ile gösterilen alanda Çamlıoluk kaynağının bulunduğunun mahalli bilirkişi beyanından anlaşıldığını, icra edilen ilk keşif ile teknik bilirkişi Z. Ö. tarafından 1/25.000’lik haritada gösterilen kaynağı kendi çizdiği krokide ve memleket haritasında 3 numara ile gösterdiğini ancak zeminde böyle bir kaynağın mevcut olmadığını krokinin tamamen hatalı olduğunu beyan etmiş olduğu; Ziraat bilirkişisi V. E.’in raporunda; kaynak ve üzerinde yapılan kaptaj çalışmalarını açıklamış ve keşif sırasında ölçülen Alipoğlu kaynağının debisinin 0,2 lt/sn olduğunu Çamlıoluk kaynağının debisinin ise 0,331t/sn olduğunu her iki kaynağın toplam debisinin 0,83 lt/sn olduğunu beyan etmiş olduğu; Jeoloji mühendisinin 15.7.2003 havale tarihli raporunda; dava konusu Alipoğlu kaynağının, yerinde yaptığı inceleme sonunda; Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü tarafından kaptajı yapılarak davalı Kabaçam köyüne içme ve kullanma suyu olarak götürüldüğünü, yapılan ölçümde kaynağın debisinin 0,2lt/sn olarak tespit edildiğim, GPS ile yapılan ölçümler sırasında kaynağın bulunduğu yerin doğru olarak hesaplandığını, Köy Hizmetlerinin projesinde ve daha önceki bilirkişi raporlarında kaynağın yerinin alet kullanmadan sadece gözlemsel bir şekilde tespit edildiğinden, kaynağın yerinin birbirinden farklı olarak hatalı işlendiğini, Köy Hizmetleri projesinde işaretlenen kaynak yerinin de koordinat okunarak arazide yerinin tespit edildiğini, ancak tespit edilen bu yerlerde herhangi bir kaynağın bulunamadığını, raporunda ekli haritada kaynağın yerinin doğru olarak tespit edip gösterdiğini, her ne kadar Köy Hizmetleri projelerinde bir takım yanlışlıklar olmakla birlikte dava konusu yer ile tahsisli yerin (mevcut kaptaj ve ishale hattının ) aynı yer olduğunu beyan etmiş olduğu; İnşaat bilirkişisi Ü. Y.’ın raporunda; dava konusu Alipoğlu kaynağının Sivas Köy Hizmetleri İl müdürlüğü tarafından ishale hattı yapılarak Kabaçam köyüne içme suyu olarak götürüldüğünü, her ne kadar Köy Hizmetleri projesinde ve gerekse daha önceki bilirkişi raporlarında kaynağın yerinin birbirinden farklı ve hatalı olarak işaretlendiğini, Köy Hizmetleri tahsis kararının keşif yerine uymadığını, memleket haritasında yanlış gösterildiğini ancak etrafta Alipoğlu kaynağında başka su kaynağı olmadığını, dava konusu kaynak ile tahsisi yapılan yerlerin aynı yerler olduğunu beyan etmiş olduğu; davanın, suya vaki el atmanın önlenmesi ve kaynağın eski hale getirilmesi davası olduğu; tüm dosya kapsamına göre, dava konusu kaynağın devletin hüküm ve tasarrufunda olan kaynak olduğu konusunda taraflar arasında tartışma bulunmadığı; her ne kadar davacı tarafın, Köy Hizmetleri Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan tahsisin davaya konu kaynağa ilişkin olmadığı ve tahsis kararı ekinde bulunan istikşaf krokisinde belirtilen kaynağın dava konusu kaynağa ait olmadığını iddia etmişse de keşif mahallinde dinlenen mahalli bilirkişi ve tanıkların davaya konu kaynağın Alipoğlu kaynağı olduğunu, başkaca bir kaynağın mevcut olmadığını bildirdikleri, beyan ettikleri; Köy Hizmetlerinin tahsis projelerindeki memleket haritasında işaretlenmiş olan yerlerde su kaynağı mevcut değil ise de, dosyada mevcut olan teknik bilirkişi raporlarının bunun ölçüm hatasından kaynaklandığını, Alipoğlu su kaynağı ile Köy Hizmetleri tahsis projesindeki kaynağın aynı kaynaklar olduğunu rapor etmiş bulundukları; Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamaları ve yasal düzenlemeler göz önüne alındığında, Devlet ve Hükümet tasarrufunda olan yerlerden çıkan kaynaklardan ilgili birimlerce yönetime uygun şekilde belirli kişi ve kurumların tahsisine karar verilebileceği, mevcut tahsis kararı olması halinde bu su kaynaklarına ilişkin davaların idari yargının görevine girdiğinden Adli Yargıda dinlenilemeyeceğinin açık olduğu; tüm bu hususlar göz önüne alındığında, Alipoğlu kaynağının Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünce tahsis edilen kaynak ile aynı olduğunun anlaşıldığı, halen yürürlükte olan tahsis kararı gereğince davanın, İdari Yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik nedeniyle dava reddedilmiş, anılan karar, YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ’nin 20.4.2004 gün ve E:2004/3625, K:2004/3931 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

Davacı köy tüzelkişiliğince; Köy Hizmetlerinin tahsis etmiş olduğu kaynağın haricinde bulunan Alipoğlu isimli kaynağa müdahale edildiği iddiasıyla ve suya vaki müdahalenin önlenmesine ve kaynak üzerinde yapılmış tesislerin kal’ine karar verilmesi istemiyle davalı köy tüzelkişiliğine karşı, 9.6.2004 tarihinde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

SİVAS İDARE MAHKEMESİ; 15.6.2004 gün ve E:2004/735; K:2004/609 sayı ile, İdarenin tesis etmiş olduğu su tahsis kararına dayanılarak, ayni bir hakka müdahalenin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminin işin esasını oluşturduğu, olayda bir idari işlemin iptalinin istenilmemiş olması karşısında, su kaynağına müdahale ile ortaya çıkan hak iddiasına dayanan müdahalenin men’i davasının özel hukuk hükümleri çerçevesinde adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle dava görev yönünden reddedilmiştir.

Anılan karar davalı vekilince 13.9.2004 tarihinde Sivas İdare Mahkemesinde kayda giren dilekçe ile temyiz edilmiş; DANIŞTAY 10.DAİRESİ’nce, 28.6.2006 gün ve E:2005/5839, K:2006/4684 sayı ile, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi gerekirken, davanın görev yönünden reddi ile yetinilmesinde mevzuat hükümlerine uyarlık görülmediği gerekçesiyle karar bozulmuştur.

SİVAS İDARE MAHKEMESİ, 3.10.2007 gün ve E: 2007/1694, sayı ile, Danıştay 1O.Dairesinin 28.6.2006 tarih ve E:2005/5839, K:2006/4684 sayılı bozma kararına uyularak işin gereğinin görüşüldüğü; dava dosyasının incelenmesinden; Sivas ili, Koyulhisar ilçesi, Gökdere Köyü sınırları içerisinde bulunan su kaynağına, Kabaçam Köyü tüzel kişiliği tarafından yapılan müdahalenin ve el atmanın önlenmesi ve yapılan inşaatın yıkılmasına karar verilmesi istemiyle davacı tarafından adli yargı yerinde dava açılmış olduğu, açılan bu davanın Koyulhisar Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.1.2004 tarih ve E:2001/32, K:2004/6 sayılı kararıyla görev yönünden reddedildiği, bu kararın Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 20.4.2004 tarih ve E:2004/3625 K2004/3931 sayılı kararıyla onanıp kesinleşmesi üzerine bu defa mahkemelerinde aynı istemlerle ve herhangi bir idari işlemin iptali istenilmeksizin bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde idari davaların; İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmış olduğu; bakılan davada ise davacı tarafça, ne dava dilekçesinde ne de davanın gelişen aşamasında herhangi bir su kaynağının tahsisi ile ilgili olarak alınan idari bir işlemin iptalinin istenilmemiş olduğu, muhtemel bir idari işleme dayanılarak yapılan müdahalenin önlenmesi ve yapılan inşai faaliyetlerin yıkımına karar verilmesinin istenilmekte olduğu; bu hali ile ortada, idari dava konusu olabilecek herhangi bir idari işlemin bulunmadığı, sadece muhtemel bir idari işleme istinaden yapılan el atmanın ve müdahalenin önlenmesi istenilmiş olduğundan; işbu davanın görüm ve çözümü görevinin adli yargı yerinde olmasının gerektiği; açıklanan nedenlerle 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi hükmü uyarınca görevli yargı yerinin belirlenebilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün yüksek mahkemece bir karar verilip dosya iade edilene kadar bekletilmesine, karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Nüket YOKLAMACIOĞLU, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK’ın katılımlarıyla yapılan 17.11.2008 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, idare mahkemesince anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmemiş olup, esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, suya vaki müdahalenin önlenmesi ve kaynak üzerine yapılmış tesislerin kal’ine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

3202 sayılı “Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun”un adı, 13/1/2005 tarihli ve 5286 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle,“Köye Yönelik Hizmetler Hakkında Kanun” olarak; 3 üncü maddesiyle, 2 nci maddenin başlığı “Görev” iken, “Hizmetler” şeklinde, maddede geçen "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri" ibaresi ise, "Köye yönelik hizmetler" şeklinde değiştirilmiştir.

3202 sayılı Yasanın 2. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde; “Köy ve bağlı yerleşim birimlerinin yol, su, elektrik, kanalizasyon tesislerinin inşaatı, bakımı, onarımı, geliştirme ve işletme hizmetlerini düzenlemek üzere gerekli tedbirleri almak, bakım, onarım, işletme ve geliştirme hizmetlerine ait esasları tespit etmek ve yürütmek”; (e) bendinde ise; “Köy ve bağlı yerleşme birimlerine, askeri garnizonlara sağlıklı, yeterli içmesuyu ve kullanma suyu tesislerini yapmak, geliştirmek ve yapımına destek olmak, sondaj kuyuları açmak, bu maksatla umuma ait sular ile kanunlarla köye ve köylüye devir ve tahsis edilmiş veya köyün veya köylerin eskiden beri intifaında bulunmuş olan suları; köylerin ve bağlı yerleşme birimlerinin, askeri garnizonların ihtiyacına göre tevzi etmek, kısmen veya tamamen başka köye, köylere, bağlı yerleşme birimlerine, askeri garnizonlara tahsis etmek ve tahsis şeklini değiştirmek; Sahipli veya köyün bedeli mukabili iktisap ettiği sularla diğer gayrimenkulleri, 2492 sayılı Kamulaştırma Kanunu gereğince kamulaştırmak veya gayrimenkul üzerinde irtifak hakkı tesis etmek, (…)”Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projenin hukuka aykırı olduğu nedeniyle iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak davalar ile idarenin aynı plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak davaların görüm ve çözümünün, iptal ve tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Dosyada mevcut Köy Hizmetleri 5. Bölge Müdürlüğü Sivas İl Müdürlüğünün 29.1.1999 günlü, 1999/122 sayılı “İçmesuyu Memba Tahsis ve Tevzii Komisyon Kararı”nda Alipoğlu su kaynağının Kabaçam köyüne tahsis edildiği, buna ilişkin İstikşaf Krokisinde kaynağın yerinin işaretlenmiş olduğu görülmüş; buna karşılık Davacı köy tüzelkişiliğince; Köy Hizmetlerinin tahsis etmiş olduğu kaynağın haricinde bulunan kaynağa müdahale edildiği iddia edilmiştir.

Olayda; açılan davanın, idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak kurulmuş bir işleme karşı ya da bu nitelikteki işlem ve eyleminden doğan zararların tazminine yönelik olarak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1. maddesinde belirtilen dava türlerinden olmadığı anlaşılmıştır.

Bu duruma göre, davacı tarafın kadimden beri yararlandıklarını ileri sürdükleri suyun, davalı köy muhtarlığınca köye içme suyu olarak götürülmek suretiyle yapılan müdahalenin önlenmesi istemiyle açılan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekeceği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, Sivas İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Koyulhisar Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ     : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Sivas İdare Mahkemesinin Başvurusunun kabulü ile, Koyulhisar Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 30.1.2004 gün ve E:2001/32, K:2004/6 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 17.11.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO : 2008/7

KARAR NO: 2008/279

KARAR TR : 17.11.2008

(Hukuk Bölümü)

Ö Z E T     : Davalı idare ile davacı arasında yapılan bayilik sözleşmesinin idarece feshedilmesi ve verilen bayilik ruhsalının iptal edilmesine ilişkin işlemin iptali ile işlemden dolayı uğranılan zararların karşılığı olarak maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlen-mesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : R.A.

Vekili         : Av. Ö.F.E.

   Davalı     : Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (Spor Toto Teşkilat Müdürlüğü)

Vekili         : Av. M.A.            

O L A Y     : Davacı ile Spor Toto Teşkilat Başkanlığı arasında 24.07.2006 tarihinde 126009 nolu Bayilik (Spor Toto Ve Sayısal Bayii) sözleşmesi imzalanmıştır.

Davacı çalışmaya başladıktan sonra, 14.11.2006 tarihinde yapılan denetim esnasında, işyerinde

jetonlu kumar makinesi bulundurduğu gerekçesiyle tutanak düzenlenmiştir.

Davalı idarece; Bayilik Sözleşmesinin 2. maddesinin (ö) bendinde, bayiliğin yapılacağı mahalde Teşkilat tarafından temin edilecek terminaller dışında oyun oynatan başka bir oyun makinesinin bulunamayacağı, 8. maddesinin ( b ) bendinde, bayi tarafından bu sözleşmenin maddelerine uyulmaması halinde bayilik ruhsatının Teşkilat tarafından ayrıca bir gerekçe gösterilmeksizin iptal edilebileceği belirtilerek, davacıya ait bayi terminalinin bulunduğu mahalde jetonlu kumar makinesinin bulunması nedeniyle 15.12.2006 gün ve 10/7851 sayılı/olurlu işlem ile bayilik ruhsatı iptal edilmiş, 18.12.2006 gün ve 7868 sayılı yazı ile de durum davacıya bildirilmiştir.

Davacı vekili; davacı ile davalı idare arasında imzalanan sözleşme hükümlerine istinaden, davacının sahibi bulunduğu Spor Toto Teşkilat Müdürlüğü bayilik ruhsatının iptaline ilişkin 18.12.2006 gün ve 7868 sayılı işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 10. İDARE MAHKEMESİ; 27.3.2007 gün ve E:2007/181, K:2007/671 sayı ile, dava konusu kararın dayanağının, davacı ile davalı idare arasında özel hukuk hükümlerine göre karşılıklı irade beyanı sonucu imzalanan Bayilik Sözleşmesine dayanması, idarenin tek yanlı ve kamu gücüne dayanılarak tesis edilen bir işleminin bulunmaması nedeniyle dava konusu uyuşmazlığın çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu defa; davalının müvekkiline verdiği bayilik ruhsatının /sözleşmesinin iptaline ilişkin işleminin iptalî ile bayilik ruhsatının/bayilik sözleşmesinin devamına, ruhsatın müvekkiline iadesine; fazlaya dair dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.000,00 YTL maddi, ve 8.000,00 YTL manevi tazminatın, başvuru tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsiline hükmedilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekilince, birinci savunma dilekçesinde davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 7.ASLİYE ASLİYE MAHKEMESİ’nce; 13.9.2007 günlü celsede, E:2007/223 sayı ile, özel bahis sözleşmesi ile ilgili nizanın adli yargıda görüleceği gerekçesiyle, görev hususundaki itirazın reddine karar verilmiştir.

Davalı idare vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dosya, Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2. maddesinde, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün, futbol ve diğer spor müsabakalarına dayalı olarak sabit ihtimalli ve müşterek bahisler ile şans oyunlarını düzenleme hak ve yetkisini; kendisine bağlı, Spor Toto Teşkilat Başkanlığı eliyle kullanacağı ve yürüteceği, Teşkilat Başkanlığının söz konusu yetkisini bizzat kullanabileceği gibi kısmen veya tamamen özel hukuk tüzel kişilerine devredebileceği hükmüne yer verilmiş olduğu; Futbolda Müşterek Bahis Oyunları Uygulama Yönetmeliğinin 15. maddesinde, Teşkilat tarafından bayilik ruhsatı verilen gerçek veya tüzel kişiler ile Teşkilat arasında bayilik sözleşmesi düzenleneceği, bayilik sözleşmesinin, ruhsatın iptali halinde başkaca bir işleme gerek olmaksızın kendiliğinden feshedileceği hükmüne, 22. maddesinde, Bayilerin; bu yönetmeliğin 38 ve 39 uncu maddelerinde sayılmayan fakat bayilik ruhsatının iptalini gerektiren fiil ve hareketleri tesbit edildiği takdirde, Teşkilatın takdir hakkını kullanarak iptal kararı verebileceği, 38/e maddesinde, Teşkilatın itibarını zedeleyecek veya Teşkilatla olan güvenin sarsılmasına neden olacak davranış, yayın ve faaliyetlerde bulunması, verilen talimat ve kurallara riayet etmemesi, uyumlu çalışmayı bozması hallerinde bayilik ruhsatının, Teşkilat tarafından tek tarafı olarak ve herhangi bildirim süresine uyulmaksızın iptal edileceği hükmüne yer verilmiş bulunduğu; öte yandan, davacının Spor Toto Teşkilat Müdürlüğü ile yapmış olduğu Bayilik Sözleşmesinde de anılan düzenlemeye koşut hükümlerin yer almış olduğu; anılan düzenlemeler uyarınca, müşterek bahisler ile şans oyunları düzenleme hak ve yetkisinin sonuçta Spor Toto Teşkilat Başkanlığına ait olduğuna ve bu hakkın bir sözleşme ile bayilik ruhsatı alma koşullarını taşıyanlara devredilebildiğine göre, buna ilişkin bayilik sözleşmesinin, bir genel hizmetin yürütülmesi için yapılan idari sözleşme olduğu; olayda, davacının bayi terminalinin bulunduğu mahalde, jetonlu kumar makinesinin bulunduğunun saptanması üzerine, bayilik sözleşmesi hükümleri uyarınca bayilik ruhsatının iptal edildiğinin anlaşıldığı; bu durumda, idarece kamu gücüne dayanılarak ve tek yanlı irade ile yapılan bayilik sözleşmesinde yer alan yaptırımların uygulanmasına ilişkin işlemin iptali isteminden doğan uyuşmazlığın çözümünde, idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna ulaşıldığı; ayrıca, dava konusu işlem, bayilik sözleşmesine dayanılarak tesis edilmiş olmakla birlikte, Spor Toto Teşkilat Başkanlığının, ilgililerin bayilik ruhsatını, Futbolda Müşterek Bahis Oyunları Uygulama Yönetmeliğinin anılan hükümleri uyarınca tek taraflı olarak iptal etme yetkisi göz önüne alındığında, sırf sözleşme hükümlerinin uygulanmasından kaynaklanan bir uyuşmazlıktan söz etme olanağının bulunmadığı; açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasanın 10.maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Davacı ile Spor Toto Teşkilat Başkanlığı arasında 24.07.2006 tarihinde 126009 no.lu Bayilik (Spor Toto Ve Sayısal Bayii) sözleşmesi imzalanmış olduğu; Davacının, çalışmaya başladıktan bir süre sonra yapılan denetim esnasında, işyerinde jetonlu kumar makinesi bulundurduğu gerekçesiyle davalı idarenin, sözleşme hükümlerine istinaden 18.12.2006 gün ve 7868 sayılı işlemle sözleşmeyi feshetmiş bulunduğu; Davacının, işlemin iptali için idari yargıya başvurduğu, Ankara 10. İdare Mahkemesinin, 27.03.2007 gün 2007/181 esas ve 2007/671 sayılı kararı ile davanın görüm ve çözümünün adli yargı yeri olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bilahare Asliye Hukuk Mahkemesine dava açılmış olduğu; Spor Toto Teşkilat Müdürlüğünün, 29.4.1959 tarih ve 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un tanıdığı yetkiye dayanılarak 9.2.1960 tarih ve 4/12702 sayılı BKK. ile yürürlüğe konulan Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahis Nizamnamesi ile "Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahis Müdürlüğü" adıyla kurulan ve anılan Nizamnameyi yürürlükten kaldıran 15.2.1965 tarih ve 6/4372 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahisler Tüzüğüne göre faaliyette bulunan ve 21.5.1986 tarih ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un değişik 4. maddesine göre, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün bağlı birimi olduğu; anılan Yasanın 1.maddesinde " Futbol ve diğer spor müsabakaları üzerine sabit ihtimalli ve müşterek bahisler ile şans oyunlarını düzenleme hak ve yetkisi Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne aittir. 10/7/1953 tarihli ve 6132 sayılı At Yarışları Hakkında Kanun, 4/4/1988 tarihli ve 320 sayılı Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri ile bu kuruluşlara verilen müşterek bahis ile şans oyunları oynatma hak ve yetkileri saklıdır."; 2.maddesinde ise,"Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü futbol ve diğer spor müsabakalarına dayal