Başbakanlık

Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğünce Yayımlanır

 Kuruluş : 7 Ekim 1920

29 Kasım 2004

PAZARTESİ

Sayı : 25655

 

Å ÖNCEKİ

SONRAKİ

Æ

YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ

 

Bakanlıklara Vekâlet Etme İşlemi

— Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığına, Milli Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL’ün Vekâlet Etmesine Dair Tezkere

— Ulaştırma Bakanlığına, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı M. Hilmi GÜLER’in Vekâlet Etmesine Dair Tezkere

 

Yönetmelikler

— Muhasebe Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

— Danıştay Personelinin Görevde Yükselme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

 

Tebliğler

— Yapı Malzemeleri Yönetmeliği’ne (89/106/EEC) İlişkin Açıklayıcı Dokümanlar Hakkında Tebliğ (No: TAU/2004-008)

— Özel Finans Kurumlarınca Uygulanacak Tekdüzen Hesap Planı ve İzahnamesi Hakkında Tebliğ

— Zorunlu Karşılıklar Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tebliğ (Sıra No: 2004/2)

 

YARGI BÖLÜMÜ

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları

— Uyuşmazlık Mahkemesine Ait 16 Adet Karar


YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ

Bakanlıklara Vekâlet Etme İşlemi

T.C.

 

BAŞBAKANLIK

26 Kasım 2004

B.02.0.PPG.0.12-305-15995

 

CUMHURBAŞKANLIĞI YÜCE KATINA

Görüşmelerde bulunmak üzere; 29 Kasım 2004 tarihinde Hollanda ve Slovenya Cumhuriyeti’ne gidecek olan Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün dönüşüne kadar Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığına, Milli Savunma Bakanı M. Vecdi Gönül’ün vekalet etmesini yüksek tasviplerine saygıyla arz ederim.

 

Recep Tayyip ERDOĞAN

Başbakan          

—————

T.C.

 

CUMHURBAŞKANLIĞI

26 Kasım 2004

B.01.0.KKB.01-06-329-2004-1243

 

BAŞBAKANLIĞA

İLGİ : 26 Kasım 2004 gün ve B.02.0.PPG.0.12-305-15995 sayılı yazınız.

Görüşmelerde bulunmak üzere, 29 Kasım 2004 tarihinde Hollanda ve Slovenya Cumhuriyeti’ne gidecek olan Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL’ün dönüşüne kadar; Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığına, Milli Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL’ün vekâlet etmesi uygundur.

Bilgilerini rica ederim.

Ahmet Necdet SEZER

CUMHURBAŞKANI

—— • ——

T.C.

 

BAŞBAKANLIK

26 Kasım 2004

B.02.0.PPG.0.12-305-15996

 

CUMHURBAŞKANLIĞI YÜCE KATINA

Görüşmelerde bulunmak üzere; 29 Kasım 2004 tarihinden itibaren Almanya Federal Cumhuriyeti ve Belçika’ya gidecek olan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın dönüşüne kadar Ulaştırma Bakanlığına, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı M. Hilmi Güler’in vekalet etmesini yüksek tasviplerine saygıyla arz ederim.

 

Recep Tayyip ERDOĞAN

Başbakan         

—————

T.C.

 

CUMHURBAŞKANLIĞI

26 Kasım 2004

B.01.0.KKB.01-06-330-2004-1244

 

BAŞBAKANLIĞA

İLGİ : 26 Kasım 2004 gün ve B.02.0.PPG.0.12-305-15996 sayılı yazınız.

Görüşmelerde bulunmak üzere, 29 Kasım 2004 tarihinden itibaren Almanya Federal Cumhuriyeti ve Belçika’ya gidecek olan Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM’ın dönüşüne kadar; Ulaştırma Bakanlığına, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı M. Hilmi GÜLER’in vekâlet etmesi uygundur.

Bilgilerini rica ederim.

Ahmet Necdet SEZER

CUMHURBAŞKANI

Sayfa Başı


Yönetmelikler

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan:

Muhasebe Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

MADDE 1 — 22/6/2002 tarihli ve 24793 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Muhasebe Uygulama Yönetmeliğinin 1 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Bu Yönetmelik hükümleri özel finans kurumları hakkında da uygulanır."

MADDE 2 — Aynı Yönetmeliğin 31 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 31 — Özel finans kurumları ve bankalar tarafından uygulanacak tekdüzen hesap planı ve izahnameleri Kurulca düzenlenir."

Yürürlük

MADDE 3 — Bu Yönetmelik 1/1/2005 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 4 — Bu Yönetmelik hükümlerini Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu yürütür.

—— • ——

Danıştay Başkanlığından:

Danıştay Personelinin Görevde Yükselme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

MADDE 1 —23/7/1999 tarihli ve 23764 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, Danıştay Personelinin Görevde Yükselme Yönetmeliğinin değişik 2 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 2 —Bu Yönetmelik, Danıştay Başkanlığında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olarak çalışan personelden Yazı İşleri Müdürü, Personel ve Eğitim Müdürü, Kütüphane Müdürü, İdari İşler Müdürü, Yayın İşleri Müdürü, Arşiv Müdürü, Şef, Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni, Bilgisayar İşletmeni, Zabıt Katibi, Ambar Memuru, Santral Memuru, Şoför ve Teknisyen kadrolarına görevde yükselme suretiyle atanacakları kapsar."

MADDE 2 — Aynı Yönetmeliğin değişik 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 5 — Bu Yönetmeliğin 2 nci maddesinde sayılan görevlerden,

a) Yazı İşleri Müdürü, Personel ve Eğitim Müdürü, Kütüphane Müdürü, İdari İşler Müdürü, Yayın İşleri Müdürü ve Arşiv Müdürü kadrolarına yapılacak atamalarda;

1) Yapılacak sınavda başarılı olmak,

2) En az 2 yılı Danıştay’da veya bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde Şef kadrolarında geçmek üzere toplam 15 yıl hizmeti olmak,

3) En az 4 yıllık yüksek okul veya Adalet Yüksek Okulunu bitirmiş olmak,

4) Her biri olumlu olmak koşuluyla son 3 yıllık sicil notu ortalaması (70) puandan aşağı olmamak,

5) Kütüphane Müdürlüğü için yüksek öğretim kurumlarının kütüphanecilik bölümü mezunu olmak,

b) Şef kadrolarına yapılacak atamalarda;

1) Yapılacak sınavda başarılı olmak,

2) En az 2 yılı Danıştay’da veya bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde geçmek üzere toplam 10 yıl hizmeti olmak,

3) En az 2 yıllık yüksek okul bitirmiş olmak,

4) Her biri olumlu olmak koşuluyla son 3 yıllık sicil notu ortalaması (70) puandan aşağı olmamak,

c) Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni, Bilgisayar İşletmeni kadrolarına yapılacak atamalarda;

1) Yapılacak sınavda başarılı olmak,

2) En az 2 yılı Danıştay’da veya bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde Zabıt Katibi olarak geçmek üzere toplam 5 yıl hizmeti olmak,

3) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,

4) Her biri olumlu olmak koşuluyla son 3 yıllık sicil notu ortalaması (70) puandan aşağı olmamak,

d) Zabıt Katibi kadrolarına yapılacak atamalarda;

1) Yapılacak sınavda başarılı olmak,

2) Milli Eğitim Bakanlığınca onaylanmış daktilo veya bilgisayar sertifikasına sahip bulunmak,

3) En az 2 yılı Danıştay’da veya bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesinde sayılan sınıflarda geçmek üzere toplam 3 yıl hizmeti olmak,

4) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,

5) Her biri olumlu olmak koşuluyla son 3 yıllık sicil notu ortalaması (70) puandan aşağı olmamak,

e) Ambar Memuru, Santral Memuru, Şoför ve Teknisyen kadrolarına yapılacak atamalarda;

1) Yapılacak sınavda başarılı olmak,

2) En az 2 yılı Danıştay’da veya bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesinde sayılan sınıflarda geçmek üzere toplam 3 yıl hizmeti olmak,

3) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,

4) Her biri olumlu olmak koşuluyla son 3 yıllık sicil notu ortalaması (70) puandan aşağı olmamak,

5) Şoför kadrosu için en az (5) yıllık "E" sınıfı sürücü belgesine sahip olmak,

6) Teknisyen kadrosu için meslek lisesi mezunu olmak,

koşulu aranacaktır.

Görevde yükselme ile ilgili ilan sonucu yeterli başvuru olmaması halinde Danıştay veya bölge idare, idare ve vergi mahkemelerindeki çalışma süresi koşulu aranmaz."

MADDE 3 — Aynı Yönetmeliğin değişik 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 6 — Bu Yönetmelik kapsamında bulunan personelin görevde yükselme mahiyetindeki atamalarının yapılabilmesi amacıyla, atama yapılacak görevler için, Yönetmeliğin 8’inci maddesindeki ortak konulardan en az 30 ve kurumsal konulardan en az 45 saat olmak üzere toplam en az 75 saat düzenlenecek görevde yükselme eğitimi programının tamamına katılmaları şarttır.

Bu amaçla, Danıştay Başkanı tarafından görevlendirilecek bir üye eğitim programını hazırlar ve bu üyenin belirleyeceği savcı ve/veya tetkik hakimleri programda yer alan konularda gerekli eğitimi verirler."

MADDE 4 — Aynı Yönetmeliğin değişik 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 7 —  Atama yapılacak boş kadroların sınıfı, unvanı, derece ve adedi belirtilerek, Danıştay Başkanlığı personeline eğitim tarihinden en az bir ay önce, eğitimin yeri ve zamanı ise, eğitime katılacaklara en az 15 gün önce bildirilir.

Görevde yükselme eğitimine katılacakların sayısı atama yapılacak boş kadro sayısının iki katını geçemez. İki katından az istekli bulunması halinde durumu uygun olan bütün personelin eğitime alınması sağlanır. Duyurulan kadro sayısının iki katından fazla personelin başvurması halinde, bu Yönetmelik eki EK-1 Değerlendirme Formunda belirtildiği şekilde puanlama yapılmak suretiyle, toplam puanı en fazla olandan başlamak üzere kadro sayısının iki katı kadar personel belirlenerek eğitime alınır.

Daha önce görevde yükselme eğitimine katılmış ancak görevde yükselme sınavında başarısız olan personel ile bu sınava katılmayan veya başarılı olup da müteakip sınava kadar atanmamış olan personele, aynı veya benzer görev unvanları için düzenlenecek müteakip görevde yükselme sınavına katılabilmeleri için, bu unvanlarla ilgili düzenlenecek görevde yükselme eğitimine alınmasına ilişkin bütün usul ve esaslar uygulanır.

Başka kurumlarda aynı görevler için benzer eğitim almış olanların hakları Danıştay Başkanlığınca kabul edilmesi koşuluyla geçerlidir.

Görevde yükselme eğitim programları, Danıştay Başkanlığı tarafından sadece kendi personeli için düzenlenebilir. Ancak, Danıştay Başkanlığının uygun görmesi durumunda bu eğitime alınacakların sayısı, atama yapılacak kadro unvanları ve eğitim programı bir ay önceden Devlet Personel Başkanlığına bildirilerek uygun görüş alınması halinde bu Başkanlık tarafından veya uygun bulunacak bir kamu kurum ve kuruluşu tarafından müşterek görevde yükselme eğitim programı düzenlenebilir."

MADDE 5 — Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 8 — Görevde yükselme eğitimi aşağıdaki konuları kapsar.

Ortak konular;

a) T.C. Anayasası,

1) Genel esaslar,

2) Temel hak ve ödevler,

3) Devletin temel organları,

b) Atatürk ilkeleri ve inkılap tarihi, ulusal güvenlik,

c) Devlet teşkilatı ile ilgili mevzuat,

d) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve ilgili mevzuat,

e) Türkçe dil bilgisi ve yazışmayla ilgili kurallar,

f) Halkla ilişkiler ve davranış kuralları.

Kurumsal konular;

a) Danıştay, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinin yapısı, işleyişi ve görevleri hakkında genel bilgiler,

b) 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun temel ilkeleri,

c) 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve 20/8/1959 tarihli ve 4/12059 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Tebligat Tüzüğünün genel esasları,

d) Yargı harçlarının idari yargıya ilişkin bölümlerinin esasları,

e) 8/7/1982 tarihli ve 17748 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin İdari İşleri ile Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesi Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin genel esasları."

MADDE 6 — Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 14 — Yapılan sınav sonunda, başarılı bulunanlar arasından, sınavdaki başarı sıralamasına göre en geç üç ay içerisinde, boş kadro sayısı kadar atama yapılır. Başarı notunun aynı olması halinde, atama yapılacak personel, EK-1 Değerlendirme Formundaki puanları esas alınarak tespit edilir.

Sınav sonuçları aynı görev için yapılacak bir sonraki sınava kadar geçerlidir."

MADDE 7 — Aynı Yönetmeliğe, "EK-1 Değerlendirme Formu" eklenmiştir.

Yürürlük

MADDE 8 — Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 9 — Bu Yönetmelik hükümlerini Danıştay Başkanı yürütür.

EK – 1

DEĞERLENDİRME FORMU

 

Adı ve Soyadı :

Sicil No :

Görev Yeri ve Unvanı :

 

 

DEĞERLENDİRME KISTASLARI

Puan

Değeri

Adayın Puanı

1. Başvuru tarihi itibariyle öğrenim durumu

(En son öğrenim durumu esas alınacaktır.)

a) Önlisans

b) 3 Yıllık Yüksek Okul

c) Lisans

d) Yüksek Lisans

e) Doktora

 

 

4

6

8

10

12

   

2. Müracaat bitim tarihi itibariyle 217 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesi kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarında geçen fiili hizmet süresinin (İşçi statüsü ile geçici personel statüsünde geçirilen hizmetler hariç.)

a) 10 yıla kadar (10 yıl dahil) her bir yıl için

b) 10 yıldan sonraki her bir yıl için

 

 

 

 

1

0,15

    

3. Son üç yıllık sicil notu ortalaması 76 ve daha fazla olanların bu sicil notunun aritmetik ortalamasının 1/10’u (Üç yıllık ortalama sonucu kesirli olması halinde tam sayıya tamamlandıktan sonra 1/10’u hesaplanacaktır.)

  

4. İlgili mevzuat hükümlerine göre atamaya yetkili amirlerce verilmiş olan (Aynı yılda verilmiş birden fazla belge varsa, sadece birer tanesi değerlendirmeye alınacaktır.)

a) Her takdirname için

b) Her ödül için

 

 

 

2

4

     

5. "Devlet Memurlarının Görevde Yükselme Esaslarına Dair Genel Yönetmelik" yürürlüğe girdikten sonra katıldığı her bir hizmet içi eğitim programından (Her yıl için adayın katıldığı en çok süreli olan bir eğitim programı değerlendirilecektir.)

a) 05-15 gün süreli

b) 16-31 gün süreli

c) 2-3 ay süreli

d) 4-6 ay süreli

e) 7-12 ay süreli

f) 12 aydan fazla süreli

 

 

 

 

0,5

1

1,5

2

2,5

3

     

6) Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi ve Seviye Tespit Sınavından (375 sayılı KHK’ya göre belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde değerlendirme sadece bir dil için yapılacaktır.)

a) (D) alanlara

b) (C) alanlara

c) (B) alanlara

d) (A) alanlara

 

 

 

2

4

6

8

     

7) Aldığı her disiplin cezasından (Af kapsamına girenler hariç.)

a) Her uyarma, kınama için

b) Her aylıktan kesme için

c) Kademe ilerlemesinin durdurulması için

 

-2

-4

-6

     

8) Görevde yükselme eğitimine katılan ve sınavlarda başarısız olanlarla, sınavlara mazeretsiz olarak katılmayanların (Aynı veya benzer unvanlar için uygulanır.)

a) Başarısız olduğu her bir sınav için

b) Mazeretsiz katılmadığı her bir sınav için

 

 

 

-2

-3

     

Eksi puanlar düşüldükten sonra toplam

 

    

Sayfa Başı


Tebliğler

Bayındırlık ve İskan Bakanlığından

Yapı Malzemeleri Yönetmeliği’ne (89/106/EEC) İlişkin Açıklayıcı Dokümanlar Hakkında Tebliğ1

(Tebliğ No:TAU/2004-008)

Genel Giriş

l. Yapı Malzemeleri Yönetmeliği’nin2 (89/106/EEC) 4., 5. ve 8/c (Direktif3 3. ve 12.) maddelerinde sözü geçen Açıklayıcı Dokümanlar, Yönetmeliğin EK-I’inde belirtilen Temel Gerekler hakkındaki açıklamaları kapsar.

Açıklayıcı Dokümanlar, Yapı Daimi Komitesi’nin görüşü alındıktan sonra Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesinde yayımlanmıştır4.

Açıklayıcı Dokümanlar, Yapı Malzemeleri Yönetmeliği (89/106/EEC) Madde-5’de belirtildiği üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından da tebliğ olarak yayımlanmaktadır.

2. Açıklayıcı Dokümanların temel hedefi Komisyonun Avrupa standardizasyon mercilerine uyumlaştırılmış standartların belirlenmesi ve Avrupa Teknik Onay Kuruluşuna Avrupa Teknik Onayı Kılavuzlarının belirlenmesi için verdiği talimatlar ve Temel Gerekler arasında bağlantı kurmaktır. Bunun gerçekleştirilebilmesi için, aşağıdaki konuların göz önüne alınması gerekir:

- Terminolojinin ve temel teknik kavramların uyumlaştırılması (Uyumlu hale getirilmesi) veya bu tür bir uyumlaştırmaya ilişkin ihtiyacın tanımlanması,

- Her bir Temel Gerek için sınıfların veya düzeylerin gerekli ve mümkün olduğu ölçüde belirtilmesi,

- Sınıflar veya düzeyler ile teknik şartnameler arasındaki korelasyon yöntemlerinin belirtilmesi5,

- Uyumlaştırılmış standartların ve Avrupa Teknik Onayları ile ilgili ortak esasların oluşturulması amacıyla bir referans olarak kullanılması.

3. Yapı Malzemeleri Direktifinde (CPD) yapı işleri için geçerli olan Temel Gerekler kapsamlı bir şekilde belirtilse bile, bu durum Üye Ülkelerin bunları uygulamasını gerektirmez; diğer bir deyişle, Üye Ülkeler yapı işlerini bunlara göre düzenlemek veya düzenlememek konusunda serbesttir.

Bununla birlikte, yapı işlerini bunlara göre düzenlemeleri ve bu düzenlemelerin yapı malzemeleri üzerinde bir etkiye sahip olması halinde, Üye Ülkeler Direktif hükümlerine uymalı ve sonuç olarak da kendi ulusal yönetmeliklerini adapte etmelidir; bu nedenle Direktifte belirtilenlerin dışında başka Temel Gerekleri uygulayamazlar ve imalatçı tarafından yapı işlerinde kullanılması amaçlanan yapı malzemelerinin piyasasına bu malzemeleri sürmelerine, ancak bu malzemelerin kullanım için uygun olması halinde izin verebilirler.

Bir yapı malzemesi, kullanıldığı yapı işinin geçerli Temel Gerekleri karşılamasını sağladığında, amaçlanan kullanım için uygundur. Yapı malzemesinin amaçlanan kullanımı için uygun olduğu, CE işaretini taşıması halinde kabul edilir. Bu işaret yapı malzemesinin teknik şartnamelere ve düzenlemelere (Uyumlaştırılmış standartlara, Avrupa Teknik Onaylarına, Topluluk Prosedürlerine ve Yapı Malzemeleri Yönetmeliği’nin 6-a, b, c, 7. maddelerine göre kabul görmüş ulusal teknik şartnamelere) uyumunu gösterir.

Yapı malzemeleri ile ilgili uyumlaştırılmış standartlar ve Avrupa Teknik Onayı ortak esasları standart kuruluşlarına ve EOTA'ya verilen talimatlar temelinde belirlenmiştir; bu talimatlar yapı malzemeleri ile ilgili olarak Temel Gereklerle bunlara ait bilgilerin bulunduğu Açıklayıcı Dokümanlara atıfta bulunularak belirlenir.

4. Uyumlaştırılmış bir standardın bulunmaması halinde, ulusal teknik şartnamenin kabul edilmesi için Temel Gerekleri sağlayan yapı malzemeleri ile ilgili belgeler, Avrupa Birliği Komisyonu’na iletilir.Komisyon yapı malzemelerinin Temel Gereklere uygun olduğunu kabul ettiğinde, yapı malzemesinin cinsi/tipi/sınıfı göz önünde bulundurularak, ulusal standart geçerli olacaktır.

5. Yapı Malzemeleri Yönetmeliği’nin uygulanması çerçevesinde, Açıklayıcı Dokümanlar yapı malzemesinin aşağıdaki iki durumda değerlendirilmesi için referans oluşturur :

- Yapı Malzemeleri Yönetmeliği’nin 6-c (Direktifin 4(4)) maddesi (Bir imalatçının mevcut teknik şartları uygulamamış olması veya yalnızca kısmen uygulamış olması halinde kullanıma uygunluğun onaylanmış bir laboratuar tarafından değerlendirilmesinin olmadığı durumlarda)

- Yapı Malzemeleri Yönetmeliği’nin 8-d (Direktifin 9(2)) maddesi (Avrupa Teknik Onaylarına ilişkin ortak esasların olmadığı veya henüz oluşturulmadığı hallerde, EOTA içerisinde ortak hareket eden onay mercileri tarafından gerçekleştirilen, bir Avrupa Teknik Onayında verilmiş olan kullanıma uygunluk değerlendirmesinin bulunmadığı durumlarda.)

6. Açıklayıcı Dokümanlar değişkenlik gösteren bir yapıya sahiptir ve bu nedenle de daha fazla geliştirilmeye açıktır. Aslında, bunlar aşağıdakilerin bir kombinasyonuna dayanmaktadır:

- Yapı Malzemeleri Yönetmeliği EK-I’de (Direktifin I numaralı ekinde) belirtilen Temel Gerekler,

- Coğrafi veya iklimsel koşullardaki farklılıklar veya yaşam tarzındaki farklılıklar, gerek ve/ veya performans sınıflarının veya düzeylerinin belirlenmesini gerekli kılabilecek olan olası farklı koruma düzeyleri de göz önüne alınarak, Kamu ihaleleri alanı da dahil olmak üzere, yapı işleri için geçerli olan mevcut ulusal düzenlemelere ilişkin bilgiler,

- Açıklayıcı Dokümanların oluşturulma dönemindeki mevcut yapı malzemelerine ilişkin teknoloji düzeyi,

- Yapı malzemelerinin amaçlanan kullanımı.

Bu farklı unsurlar gelişme gösterebilir.

Temel Gerekler hedefler açısından ifade edildiğinden, belirli bir anda Açıklayıcı Dokümanlarda verilen anlayış temel olarak teknolojik gelişmeye bağlı olarak gelişebilir. Bu unsur, Açıklayıcı Dokümanların adaptasyonu için gerekli zemini yaratabilir ve Temel Gereklere ilişkin anlayışı etkileyebilir.

Bir Üye Ülke, Temel Gerekler kapsamında yer alan yapı işlerinin gerçekleştirilmesi için önerilen ek düzenleyici şartların da içeriğe dahil edilmesini sağlamak üzere, bir veya daha fazla sayıda Açıklayıcı Dokümanın revize edilmesini isteyebilir.

Bu tür istekler Komisyon ve Yapı Daimi Komitesi tarafından öncelikli konu olarak ve 83/189/EEC6 sayılı Direktif altındaki resmi bildirim süreci ihlal edilmeksizin değerlendirilecektir.

7. Bu Açıklayıcı Dokümanlarda performans sınıfları veya düzeyleri Temel Gerek 2 Açıklayıcı Dokümanında belirlenmiştir (Yangın Durumunda Emniyet).

Yapı Malzemeleri Yönetmeliği’nde, gerek ve/veya performans sınıflarının veya düzeylerinin, gerekli olması halinde, Açıklayıcı Dokümanlar kapsamı dışında da belirlenebileceği belirtilmektedir.

Yapı malzemelerindeki tehlikeli maddelerin varlığı söz konusu olduğunda, teknik şartnamelerin atıfta bulunacağı performans sınıfları ve/veya düzeyleri, işlerin amacı da göz önüne alınarak, işlerin garanti edilmesi için gerekli olan koruma düzeylerini mümkün kılacaktır.

8. Yapı Malzemeleri Yönetmeliği’nin amacı mevcut yasal, düzenleyici veya idari hükümlerden gelen ticaret önündeki engellerin ortadan kaldırılması olduğundan, Yönetmeliğe göre hazırlanan teknik şartnameler Üye Ülkelerdeki makul teknik düzenlemeler ve şartnameleri tamamen göz önüne almalıdır. Bunun anlamı, teknik şartnamelerin, yapı işlerinin Temel Gereklere uygunluğunu sağlayan ve Üye Ülkelerde kullanılmakta olan yapı malzemelerinin kullanımını engellemeyecek veya zorlaştırmayacak olmasıdır.

Bu tebliğ ile; aşağıda başlıkları verilen Temel Gereklerle ilgili Açıklayıcı Dokümanlar yayımlanmaktadır.

 

Temel Gerek l:     Mekanik Dayanım ve Stabilite

Temel Gerek 2:     Yangın Durumunda Emniyet

Temel Gerek 3:     Hijyen, Sağlık ve Çevre

Temel Gerek 4:     Kullanım Emniyeti

Temel Gerek 5:     Gürültüye Karşı Koruma

Temel Gerek 6:     Enerjiden Tasarruf ve Isı Muhafazası

 

------------------------------

1 Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesinde yayımlanan Açıklayıcı Dokümanların uyumlaştırılmış şekli.

2 08.09.2002 tarih ve 24870 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

3 Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesi No L 40, 11.02.1989, s.12

4 Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesi No C 62, 28.02.1994, s.1

5 CPD amaçları dahilinde “teknik şartnameler” standartlar ve teknik onaylar anlamına gelir.

6 Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesi No: I.109.26/04/1983, s,8

—— • ——

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan:

Özel Finans Kurumlarınca Uygulanacak Tekdüzen Hesap Planı ve İzahnamesi Hakkında Tebliğ

Amaç

Madde 1 — Bu Tebliğin amacı, tüm özel finans kurumları için muhasebeleştirme ve mali raporlama açısından tekdüzeni sağlama, tek tip bilanço ve gelir tablosunun doğrudan elde edilmesi, denetim ve gözetim için gerekli olan bilgilerin doğrulanabilir ve denetlenebilir bir şekilde doğrudan ve sağlıklı olarak elde edilmesi, ekonominin izlenmesi ve yönlendirilmesi için yetkili mercilerin ihtiyaç duyduğu bilgilerle, diğer istatistiki bilgilere doğrudan ulaşılması, finansal analiz, risk analizi, verimlilik analizi gibi çeşitli analiz ve yorumlar için ihtiyaç duyulan bilgilerin standart bir şekilde elde edilmesini sağlamaktır.

Kapsam

Madde 2 — Türkiye’de faaliyette bulunan bütün özel finans kurumları bu Tebliğ hükümlerine tabidir.

Hukuki Dayanak

Madde 3 — Bu Tebliğ, 4389 sayılı Bankalar Kanununun 3 üncü maddesinin (11) numaralı fıkrası ile 13 üncü maddesi ve Muhasebe Uygulama Yönetmeliği hükümleri uyarınca düzenlenmiştir.

Tekdüzen Hesap Planı Yapısı

Madde 4 — Tekdüzen Hesap Planı, aşağıda belirtilen gruplardan oluşur;

0 DÖNEN DEĞERLER

1 KREDİLER

2 YATIRIM AMAÇLI DEĞERLER VE DİĞER AKTİFLER

3 TOPLANAN FONLAR VE DİĞER YABANCI KAYNAKLAR

4 ÖZKAYNAKLAR

5 KÂR PAYI GELİRLERİ

6 KÂR PAYI GİDERLERİ

7 KÂR PAYI DIŞI GELİRLER

8 KÂR PAYI DIŞI GİDERLER

9 NAZIM HESAPLAR

Madde 5 — Her grup içerisinde yer alan hesaplar, Türk parası ve yabancı para olarak ikiye ayrılmıştır. Yabancı para olarak belirtilen hesaplar, özel finans kurumunun yabancı para işlemlerden doğan tutarların kaydedildiği hesaplardır. Bu hesaplardaki yabancı para bakiyeler, dönem sonlarında değerlemeye tabi tutularak ilgili hesaplara intikal ettirilir. Yabancı para hesaplardan ve işlemlerden sağlanan yabancı para kâr payları, komisyon ve gelirler, işlem tarihindeki kurdan Türk parasına çevrilir ve ilgili yabancı para kâr/zarar hesaplarına kaydedilir. Yukarıda belirtilen gelirler yabancı para yerine Türk parası üzerinden tahsil edilse bile, yine ilgili yabancı para kâr-zarar hesaplarına kaydedilir.

Madde 6 — Hesap numaralarının hanelere göre gösterimi aşağıda belirtildiği şekildedir:

1 2 3 4 5 6

A B C D E F

A - Grup numarasını tanımlar,

BC - Defteri kebir hesap numaralarını tanımlar,

DE - Yardımcı hesap numaralarını tanımlar,

F - Alt hesap numaralarını tanımlar.

Madde 7 — Tekdüzen Hesap Planı’nda Türk parası ve yabancı para işlemler için çalışan hesaplar, 012 Yoldaki Paralar – Türk Parası, 013 Yoldaki Paralar – Yabancı Para örneğinde olduğu gibi defteri kebir seviyesinde ayrılmıştır. Defteri kebir hesaplarının son hanesi çift numaralı ise Türk parası, tek numaralı ise yabancı para ile çalışan hesapları ifade eder.

Tek Düzen Hesap Planı dışında defteri kebir hesaplarının açılması mümkün değildir. Özel finans kurumları, kullanmasalar bile Tekdüzen Hesap Planı kapsamında açılmış bütün defteri kebir hesapları ile yardımcı ve alt hesaplarını açmak zorundadırlar.

Değişiklik

Madde 8 — Tekdüzen Hesap Planı’nda;

a) Kurumun izni olmadan defteri kebir seviyesinde yeni hesap açılamaz.

b) Defteri kebir düzeyinde açılmış olup yardımcı ve alt hesapları bulunmayan hesaplar için özel finans kurumları ihtiyaç duymaları halinde yardımcı, alt ve daha tali dereceli hesaplar açabilirler.

c) Defteri kebir hesabı ile birlikte bir veya daha fazla yardımcı hesap varsa yeni yardımcı hesapların ilavesi, bir veya daha fazla alt hesap varsa yeni alt hesapların ilavesi, Kurumun izniyle mümkündür.

d) Yardımcı hesap veya alt hesap seviyesinde tespit edilmiş maddeler için özel finans kurumları, gerek duyacakları alt ve daha tali hesapları, mevcut hesap numaralarının sonuna yeni haneler eklemek suretiyle açabilirler.

e) Altı ya da yedi haneli hesaplarda özel finans kurumları, döviz cinsi, müşteri numarası, kontrol numarası gibi hususları izlemek amacıyla, ilave haneler eklemek suretiyle daha alt seviyede hesaplar açabilirler.

f) "Diğer" hesaplar, ilgili bölümde ayrı bir hesap açılmasını gerektirmeyen büyüklükte olan işlemlerle sık tekrarlanmayan işlemlerin kaydı için ayrılmıştır. Bir işlem bu niteliği taşımadığı halde kaydedileceği özel bir hesap bulunmuyorsa, bu tür işlemler için Kurumdan izin alınarak özel bir hesabın açılması şarttır.

Bu madde uyarınca Tek Düzen Hesap Planı ve İzahnamesinde yapılan değişiklikler, Kurumca özel finans kurumlarına duyurulmak suretiyle yürürlüğe girer.

Madde 9 — Tekdüzen Hesap Planı detayı aşağıda belirtildiği şekildedir;

 

Tekdüzen Hesap Planı Detayı için tıklayınız

—— • ——

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından:

Zorunlu Karşılıklar Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tebliğ

(Sıra No: 2004/2)

Madde 1 — 29/3/2002 tarihli ve 24710 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2002/1 Sıra No.lu Zorunlu Karşılıklar Hakkında Tebliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“Geçici Madde 5 — 5230 sayılı Pamukbank Türk Anonim Şirketinin Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketine Devri ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun gereğince Türkiye Halk Bankası A.Ş.’ce Pamukbank T.A.Ş.’den devralınan zorunlu karşılığa tabi yükümlülükler için zorunlu karşılık oranları; 1/7/2005 tarihli yükümlülük cetveline kadar yüzde 0 olarak, bu tarihli cetveldeki Türk Lirası yükümlülükler için yüzde 0,5 ve yabancı para yükümlülükler için yüzde 1 oranında uygulanır. Bu Tarihten sonra ise söz konusu zorunlu karşılık oranları, Tebliğin 3 üncü maddesindeki oranlara ulaşıncaya kadar, her iki yükümlülük döneminde Türk Lirası yükümlülükler için 0,5 puan ve yabancı para yükümlülükler için 1 puan artırılarak uygulanacaktır.”

Madde 2 — Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Sayfa Başı


YARGI BÖLÜMÜ

Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/12

Karar No: 2004/33

Karar Tarihi:1.7.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :3257 sayılı Yasa’nın 12. maddesine göre belediye encümenince verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, anılan Yasa maddesinin 5101 sayılı Yasa ile değiştirilmiş ve bu nedenle sulh ceza mahkemesinin özel görevinin sona ermiş olması karşısında, hukukun genel ilkelerine göre İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : 1- B. A.,2- R. A. (D.)

Vekili : Av. R.D.

Davalı : Osmangazi Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. S. Y.

O L A Y : İkamet ettikleri yerde kopyalayıp seyyar işyerlerinde bandrolsuz olarak satış yaptıkları saptanan B.A. ile R.A.(D).’ye ait tezgâhlardan toplam 7080 adet CD İl Denetleme Komisyonu tarafından toplatılmış ve Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur.

Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca, yapılan hazırlık tahkikatı sonucunda 19.2.2003 gün ve K:2003/173 ile 8.7.2003 gün ve K:2003/747 sayılı görevsizlik kararları verilmiş ve dosyalar, idari para cezasının takdiri ve gereği için Osmangazi Belediye Başkanlığına gönderilmiştir.

Osmangazi Belediyesi Encümenince, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu’na aykırılık nedeniyle 3257 sayılı Kanun’un 9. maddesi delaletiyle 12. maddesi gereğince,

1-7.3.2003 gün ve 695 sayı ile; 4980 adet CD için 113.111.487.000.-TL.,

2-15.7.2003 gün ve 1831 sayı ile; 2100 adet CD için 47.697.615.000.-TL.

olmak üzere ilgililerden toplam 160.809.102.000.-Tl. para cezası alınmasına karar verilmiştir.

Davacılar vekilince, sözkonusu para cezalarının kaldırılması istemiyle, 19.8.2003 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunulmuştur.

BURSA 1. SULH CEZA MAHKEMESİ, 29.2.2003 gün ve Müteferrik No: 2003/775 sayı ile, Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarına göre idari para cezasına yapılan itirazı inceleme görevinin idari yargıya ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacılar vekili, aynı istekle, 3.11.2003 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

BURSA 2. İDARE MAHKEMESİ; 13.11.2003 gün ve E:2003/2204 sayı ile, 3257 sayılı Yasa uyarınca verilen cezaların kaldırılması istemiyle açılan davalarda aynı Yasa’nın 12. maddesinde açıkça belirtildiği üzere sulh ceza mahkemelerinin görevli olduğu, ancak bu yargı yerince daha önce görevsizlik kararı verildiğinden bahisle görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına ve bu konuda karar verilinceye değin işin incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 01/07/2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre idare mahkemesince anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 5846 ve 3257 sayılı Yasalara aykırı olarak kopyalanıp seyyar işyerinde bandrolsüz CD satıldığı nedeniyle verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazdan ibarettir.

23.1.1986 tarih ve 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu’nun “İdari Ceza” başlıklı ve “9 uncu madde hükmüne aykırı olarak işletme belgesiz veya bandrolsüz ve özel işaretsiz eserlerin ve kopyalarının her biri için belediyelerce 10.000 lira para cezası tahsil edilir.

Belediye sınırları dışında bu cezalar, mahallin en büyük mülki amirliği tarafından verilir.

Bu cezalar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre mal memurluğunca tahsil edilir.

İdari cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. İtiraz üzerine verilen cezalar kesindir.” hükümlerini taşımakta olan 12. maddesi, 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 8. maddesi ile başlığıyla birlikte değiştirilmiş ve “Bandrol kullanımına ilişkin ihlâllerde uygulanacak ceza hükümleri:” başlığıyla “Bu Kanunun bandrol kullanımına ilişkin hükümlerine aykırı fiillerde bulunanlar hakkında, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 81 inci maddesinde öngörülen cezalar uygulanır.” şeklinde yeniden düzenlenmiş olup, maddede atıfta bulunulan 5846 sayılı Yasa’nın 81. maddesi de anılan 5101 sayılı Yasa’nın 24. maddesiyle değiştirilmiş ve sözüedilen değişik 81. maddede, musiki ve sinema eserlerinin çoğaltılmış nüshaları ile süreli olmayan yayınlara bandrol yapıştırılması ve Bakanlıkça bastırılıp satılacak olan bandrollerin alınabilmesi için bandrol talebinde bulunanın yasal hak sahibi olduğunu beyan eden bir taahhütnameyi doldurması zorunluluğu getirilmiş; bu maddede belirtilen ihlâllerde, genel kolluk ve zabıta tarafından yetkili ve görevlilerin ihbarı üzerine harekete geçilerek, usulsüz ve izinsiz olarak çoğaltılmış ve yayılmış nüsha ve yayınlar ile bunları çoğaltmaya yarayan her türlü araç ve diğer delillerin toplanarak Cumhuriyet Savcısına suç duyurusu ile birlikte sevk edileceği öngörülmüş; Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine usulsüz çoğaltılmış nüsha ve yayınlar ile teknik araçlar ve işyerleri hakkında yetkili mahkemece hangi yaptırımların uygulanacağı belirtilmiş; 7. fıkrasında, bu Kanun kapsamında korunan, yasal olarak çoğaltılmış bandrollü nüshaların da yol,meydan, pazar, kaldırım, iskele, köprü ve benzeri yerlerde satışına yasak getirilmiş; 9. fıkrasında ise, 3 bent halinde, bu Kanun hükümlerine aykırı kasıtlı fiiller nedeniyle açılacak kamu davasında mahkemece hükmedilecek hapis ve ağır para cezaları düzenlenmiştir.

Öte yandan, anılan 5101 sayılı Yasa’nın 26. maddesiyle 5846 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 10. maddede “Aşağıda belirtilen hallerde idari para cezası uygulanır:

1- Bu Kanun kapsamında korunan, yasal olarak çoğaltılmış, bandrollü nüshaların yol, meydan, pazar, kaldırım, iskele köprü ve benzeri yerlerde satışını yapanlar hakkında üçmilyar lira.

2- 44 üncü madde gereğince alınması zorunlu sertifikaları almaksızın faaliyet gösteren, 81 inci maddede belirtilen taahhütnamenin bir kopyasını almaksızın, bandrol alınması zorunlu fikir ve sanat eserlerini çoğaltan kişiler hakkında küçük işletmeler için onmilyar lira, orta büyüklükteki işletmeler için otuzmilyar lira, büyük işletmeler için yüzmilyar lira.

3- Ek 5 inci madde hükümlerine aykırı olarak derlenmesi gereken eserleri süresi içinde vermeyen kişiler hakkında beşmilyar lira.

Bu maddede öngörülen para cezaları gerekçesi belirtilmek suretiyle mülki idare amirlerince verilir.

Para cezasının, tutanağın tebliği tarihinden itibaren on gün içinde ödenmesi gerekir. On gün içinde ödenmeyen cezalar iki katına çıkar ve ödeme süresi on gün daha uzar, bu süre içinde de ödenmeyen cezalar üç katına çıkar. Cezanın ödenmiş olması, yükümlülükleri ortadan kaldırmaz. Bu maddeye göre verilen para cezaları 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tahsil edilir.

Para cezaları ilgililere usulüne göre tebliğ edilir. Bu para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde yetkili idari mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine işlemler durmaz. Mahkemenin itiraz üzerine verdiği kararlar kesindir. İtiraz, zorunlu görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak ve kısa sürede sonuçlandırılır.” hükümlerine yer verilmiştir.

12.3.2004 tarih ve 25400 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5101 sayılı Yasa’nın 29. maddesine göre, bu Yasa’nın 15. maddesi ve 26. madde ile 5846 sayılı Yasaýa eklenen Ek 10. maddenin (2) numaralı bendinde yer alan “44 üncü madde gereğince alınması zorunlu sertifikaları almaksızın faaliyet gösteren” ibaresinin Yasa’nın yayımı tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girmesi öngörülmüş, diğer maddeleri ise yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bu düzenlemelerden: 3257 sayılı Yasa’nın “idari ceza” uygulamasına ilişkin 12. maddesi değiştirilerek yapılan atıf suretiyle 5846 sayılı Yasa’nın değişik 81. maddesinde düzenlenen “adli ceza” uygulamasına geçildiği; bununla beraber, yasakoyucu tarafından “idari ceza” uygulamasından vazgeçilmediği ve 5846 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 10. maddede sayılan hallerde idari para cezası uygulanacağının öngörüldüğü; ancak, idari cezalara karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde, 3257 sayılı Yasa’nın değiştirilen 12. maddesine göre sulh ceza mahkemeleri görevli iken, 5101 sayılı Yasa ile 5846 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 10. maddede idare mahkemelerinin görevli kılındığı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Buna göre, davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevli hale gelmiş ise, mahkemenin, artık görevsizlik kararı veremeyip davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

Olayda, yasaya aykırı olarak kopyalanıp seyyar işyerinde bandrolsüz CD satışı yapıldığı nedeniyle, belediye encümenince, 3257 sayılı Yasa’nın 12. maddesi uyarınca idari para cezası verildiği, anılan Yasa maddesinin idari para cezalarına karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesini görevli kılan hükmü yürürlükte iken adli ve idari yargı yerleri arasında görev uyuşmazlığı doğmuş ise de, bu Yasa maddesinin 5101 sayılı Yasa’nın 12.3.2004 tarihinde yürürlüğe giren 8. maddesi ile değiştirildiği anlaşılmaktadır.

Bu durum karşısında:

3257 sayılı Yasa’nın 12. maddesi değiştirilerek 5846 sayılı Yasa’nın değişik 81. maddesinde düzenlenen adli ceza uygulamasına geçildiğine göre, madde değiştirilmeden önce verilen idari para cezasının idare hukukunun bir müeyyidesi olması nedeniyle bu uyuşmazlığın görüm ve çözümünde, 5101 sayılı Yasa’nın 8. maddesinin yürürlüğe girdiği 12.3.2004 tarihinden itibaren sulh ceza mahkemelerinin görevinin sona erdiğinin ve genel hükümler uyarınca idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce yapılan başvurunun reddi gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bursa 2. İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 1.7.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/16

Karar No: 2004/35

Karar Tarihi:1.7.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: Vakıf çalışanının hizmet sözleşmesinin feshinden doğan tazminat davasının, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : H. K.

Vekilleri : Av. B.V., Av. G. .

Davalı : Saimbeyli Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına izafeten Kaymakamlık Makamı

O L A Y:Vakıf sekreteri olarak çalışmakta iken, Vakıf Mütevelli Heyetinin 12.10.2000 gün ve 17/69 sayılı kararıyla iş akdi sona erdirilen davacı, fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla, 6 yıl 6 ay 27 gün olan çalışması karşılığı kıdem ve ihbar tazminatı alacağının, faiziyle birlikte tahsiline hükmedilmesi istemiyle, 9.11.2001 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

SAİMBEYLİ ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ; 22.5.2002 gün ve E:2001/55, K:2002/24 sayı ile, davacının davalı işyerinde 233 sayılı KHK.’ye göre sözleşmeli personel olarak çalıştığı ve özlük hakları bakımından 657 sayılı DMK., sosyal güvenlik hakları bakımından da 506 sayılı SSK.’na tabi olduğu, ancak 1475 sayılı Yasa’ya tabi çalışmadığı anlaşıldığından, uyuşmazlığın 5521 sayılı Yasa’nın 1. maddesi kapsamına ve iş mahkemelerinin görev alanına girmeyip tamamiyle idari yargının görev alanı içerisinde kaldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, aynı istekle, 12.9.2002 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ADANA 1. İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 2.10.2002 gün ve E:2002/1790, K:2002/1965 sayı ile, vakıf başkanı kaymakam tarafından işveren temsilcisi sıfatıyla imzalanan sözleşmenin tarafı olan vakıf tüzel kişiliğini 233 sayılı KHK. kapsamında değerlendirme olanağı bulunmadığı; sözleşmenin içeriğinin incelenmesinden, yalnızca bir niteliği itibariyle kamusal işlevi olan vakfın yürüttüğü hizmetin gereği, kamu tüzelkişisi kurumlarda asli ve sürekli görevleri yürüten Devlet memurları ve diğer kamu görevlilerinin çalışma şartlarına koşutluk sağlama amacına yönelik bazı hak ve ödevlere ilişkin kurallarla 657 sayılı Yasa’ya göndermeler yapılmakla birlikte, iş yapma borcu, ücret, bağımlı çalışma gibi Borçlar Kanunu’nun 313. maddesinde tanımlanan hizmet sözleşmesinin tüm unsurlarını içeren ve işverene sözleşme özgürlüğünün üzerinde hak ve yetkiler tanımayan sözleşme nedeniyle davacının 1475 sayılı İş Kanunu’na göre belirli süreli sürekli hizmet akdiyle çalıştığı sonucuna varıldığı ve İş Kanunu kapsamındaki davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerlerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 01/07/2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği, adli yargı dosyasının da Başkanlık yazısı ile getirtilerek incelemeye alındığı ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, mütevelli heyetince sözleşmesi feshedilen vakıf sekreterinin ihbar ve kıdem tazminatı haklarının ödenmesine hükmedilmesi isteminden ibarettir.

29.5.1986 tarih ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu ile, muhtaç durumda bulunanlara yardım etmek, sosyal adaleti pekiştirici tedbirler alarak gelir dağılımının adilane bir şekilde tevzi edilmesini sağlamak, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik etmek amacıyla, Başbakanlığa bağlı ve T.C. Merkez Bankası nezdinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu kurulmuştur.

Anılan 3294 sayılı Yasa’nın 7. maddesinde “Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonunda toplanan kaynağın ülke çapında ihtiyaç sahibi vatandaşlara nakdi ve ayni olarak dağıtılmak ve bu Kanunun amacına uygun faaliyet ve çalışmalarda bulunmak üzere her il ve ilçede Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma vakıfları kurulur.

(Değişik: 16.6.1989- 3582/3md.) Mülki idare amirleri vakfın tabii başkanı olup, illerde, belediye başkanı, emniyet müdürü, defterdar, il milli eğitim müdürü, il sağlık müdürü, il Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu müdürü ve müftü; ilçelerde, belediye başkanı, ilçe emniyet üst görevlisi, malmüdürü, ilçe milli eğitim müdürü, Sağlık Bakanlığının ilçe üst görevlisi ve müftü vakfın mütevelli heyetidir.

Vakıf senetleri mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından Medeni Kanundaki hükümlere göre tescil ettirilir.

Her faaliyet dönemi için il ve ilçelerde hayırsever vatandaşlar arasından valinin seçeceği üçer kişi mütevelli heyetinde görev alırlar.” hükümlerine yer verilmiştir.

Anılan Yasa ile, bir hizmet alanı kurularak yürütülmesi görevi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Kurulu’na verilmiş; ancak, bu doğrultuda faaliyet gösterecek vakıfların mütevelli heyetleri ( çoğunlukla) belli kamu görevlilerinden teşkil edilmekle birlikte, kamu tüzel kişiliği şeklinde kuruluşa işaret eden bir özel düzenlemeye yer verilmeyip sözkonusu vakıfların Medeni Kanun hükümlerine tabi olarak kurulup faaliyette bulunmalarının öngörülmüş olması karşısında, vakıf çalışanları ile akdedilen hizmet sözleşmesinin tarafı olması bakımından kaymakamın, Yasa’dan kaynaklanan vakıf başkanlığı nedeniyle işveren sıfatını taşıdığı kuşkusuzdur.

Öte yandan, davacı ile akdedilen hizmet sözleşmesinde, ücret ve izin gibi haklar ile mesai saatleri, disiplin, yasaklar gibi yükümlülüklere ilişkin olarak memur ve diğer kamu görevlileri hakkındaki yasal düzenlemelerden esinlenilmiş olması, bu sözleşmeyi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 2/1-c. maddesinde tanımlanan “… kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşme” haline getirmeyeceği gibi, genel kadro usulüne ve 233 sayılı KHK.’ye tabi bir kurum ve kuruluş kadrosunda çalışmayan davacıya da Devlet memuru ya da sözleşmeli personel statüsünü kazandırmaz.

Nitekim, davacıyı sosyal güvenlik yönünden 506 sayılı Yasa ile ilgilendiren ve karşılıklı fesih haklarına da yer veren sözleşmenin 23. maddesinde, sözleşmede yer almayan hususlarda ve ihtilâf halinde 657 ve 506 sayılı Yasalar ile İş Kanunu hükümlerinin kıyasen uygulanacağına işaret edildiğinden, davacının Medeni Kanun hükümlerine göre faaliyette bulunan vakıftaki çalışmasının 1475 sayılı İş Kanunu kapsamında olup olmadığının ve bu Kanun’da öngörülen hakları kazanıp kazanmadığının ya da olayda genel hükümlerin uygulanıp uygulanmayacağının saptanması gerekecektir.

Bu durum karşısında, ortada 2577 sayılı İ.Y.U.K.’nun 2/1-c. maddesi kapsamında bir idari sözleşme olmayıp, sözleşme serbestisi esasına dayalı hizmet akdinden doğan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Saimbeyli Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi’nce verilen 22.5.2002 gün ve E:2001/55, K:2002/24 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/19

Karar No: 2004/37

Karar Tarihi:1.7.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : H. M. E.

Vekili : Av. R. Ö.

Davalı : Tarım ve Köyişleri Bakanlığı

O L A Y :Lalahan Hayvancılık Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğünde mevsimlik işçi olarak çalışan davacı, 1992 yılından beri Genel Bütçenin (66) proğramı ödenekleri kapsamındaki geçici işçi kadrosunda istihdam edildiği halde 2000 yılında Döner Sermaye İşletmesi Bütçesi kapsamında düzenlenen hizmet akdi ile çalıştırıldığını; Hükümet ile Türk – İş arasında 26.10.2000 tarihinde imzalanan Protokole göre sürekli işçi kadrolarına intibak ettirilecek geçici işçiler için, Genel Bütçenin (66) proğramı kapsamında 2000 yılında istihdam edilmiş olmak koşulu öngörüldüğünden mağdur edildiğini öne sürerek, 2000 yılında döner sermaye bütçesinde işe başlatıldığı tarihin Genel Bütçe olarak kabulüne ve her zaman her yıl vizeli çalıştığı geçici mevsimlik işçi kadrosunda çalışmış olarak aynen ifa kararı ile kabulüne karar verilmesi istemiyle, 22.12.2000 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 6. İŞ MAHKEMESİ; 29.4.2002 gün ve E: 2001/7, K:2002/812 sayı ile, (aynen) “İNCELEME VE GEREKÇE : Davacının işyeri kayıtları ve özlük dosyasıyla davayla ilgili tüm bilgi ve belgeler getirtilmiş ve deliller toplanmıştır.

Davacı vekilinin yazılı ve sözlü iddia ve açıklamalarından davanın, davacının dava konusu devrede döner sermaye bütçesinde geçmiş çalışmalarının genel bütçede geçtiğinin tesbiti ve aynı zamanda Türk İş Başkanıyla Devlet Bakanı ve 5 Bakan tarafından imzalan protokolle öngörülen koşullara uygunluğun sağlanması ve giderek davacının daimi işçi kadrosuna geçirilmesinin temini istemiyle açıldığı anlaşılmıştır.

Resen seçilen bilirkişi tarafından tanzim edilen dosyada mevcut 15.3.2002 tarihli raporda dosyadaki tüm deliller kapsamlı ve ayrıntılı biçimde irdelenip tartışılarak ve davacının işe girdiği tarihten itibaren çalışmalarının ait olduğu bütçelere bağlı hizmet süreleri belirtilerek sonuç olarak davacının haklı olduğu bildirilmiştir.

Ancak davacının çalıştığı işyeri ve yaptığı işte değişiklik olmaksızın ücretinin ödendiği bütçenin değiştirildiği anlaşılan dava konusu devrede davacının genel bütçeye bağlı olarak çalıştığının tesbiti ve resmi belgelere dayanan durumun aksine bir karar verilmesi mümkün görülmemiştir.

Davacının son olarak genel bütçe yerine döner sermaye bütçesine bağlı çalıştırılmış bulunması nedeniyle Devlet Bakanı ve beş bakan ile Türk İş Başkanı tarafından imzalanan 26.10.2000 tarihli protokolde öngörülen koşullar nedeniyle davacının daimi kadroya geçirilmediği anlaşılmaktadır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin benzer nitelikteki olayda verdiği 5.11.2001 tarih ve 2001/12986-17311 esas ve karar sayılı ilamında ‘Toplu İş Sözleşmesi işveren veya işveren sendikalarıyla işçi sendikaları arasında bağıtlanabilir. İşçi konfederasyonunun Toplu İş Sözleşmesi niteliğinde protokol yapması mümkün değildir. Davacının sendika üyesi olsada bağlı bulunduğu konfederasyonun taraf olduğu protokol daimi işçi kadrosuna geçirilme yolunda normatif hüküm içeremez. Bu protokol işverenin yönetim hakkını kısıtlayamaz. Dolayısıyla işverenden işçinin daimi işçilik kadrosuna geçirme işlemi konusunda iş mahkemesinin kurucu bir karar vermesi sözkonusu olamaz’ denilmektedir.

zü edilen Yargıtay kararında belirtiliği üzere hernekadar işçi konfederasyonunun Toplu İş Sözleşmesi niteliğinde protokol yapması ve protokol ile idarenin düzenleme ve objektif ölçülere göre işlem tesis etmesi hak ve yetkisinin engellenmesi mümkün değil ise de ve dolayısıyla sözü edilen protokol geçersiz bulunmakta ise de adli yargı yerinde işvereni belli bir tasarrufta bulunmaya zorlayıcı bir karar verilmesi de mümkün değildir.

Davacının daimi kadroya geçirilmesi yönünde istemi olmuş ve bu istemi reddeden bir idari işlem tesis edilmiş ise bu idari işlemin kazai yönden denetim yeri İdari Yargı’ya aittir. Bu nedenle davacının iddialarının haklı olup olmadığının hukuka aykırı bulunup bulunmadığının tesbiti ve daimi kadroya geçirilmemesi yönündeki işlemin iptali hususunda karar verme görev ve yetkisi İdari Yargı’ya ait olup Adli Yargı yerlerinden olan İş Mahkemesinde davacının daimi işçi kadrosuna geçirilmesi hususunda kurucu bir karar verilmesine olanak bulunmamaktadır.

Açıklanan delil ve gerekçeler karşısında davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıda yazılı olduğu üzere hüküm oluşturulması uygun bulunmuştur.

HÜKÜM :Bu gerekçe ile;

1- Davanın REDDİNE…” karar vermiş; bu karar, YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ’nin 16.9.2002 gün ve E:2002/13728, K:2002/15198 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı, protokol kapsamına alınması İçin 7.11.2000 günlü dilekçe ile Enstitü Müdürlüğüne başvuruda bulunmuş ise de, 9.11.2000 günlü yazı ile verilen cevapta, protokolün kapsamı ve ne şekilde uygulanacağının belirli olmadığının, Kuruma intikal eden daimi işçi kadrosu bulunmadığının ve ilgilinin protokol kapsamına dahili için Müdürlüğün insiyatifinin olmadığının belirtilmesi üzerine, Genel Bütçenin (66) kaleminden ücret alan geçici mevsimlik işçi statüsünde çalışırken Döner Sermayeye bağlı geçici mevsimlik işçi statüsüne aktarılmasına ilişkin işlemin iptali ile döner sermayede işe başladığı tarihin Genel Bütçe olarak kabulüne ve işe girdiği statüye iadesine karar verilmesi istemiyle, 18.1.2001 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 2. İDARE MAHKEMESİ; 22.5.2001 gün ve E:2001/31, K:2001/641 sayı ile, davacının işçi statüsünde çalışan bir eleman olduğu, ister süresi belirli olsun ister belirsiz olsun işlem 1475 sayılı İş Kanunu ve Toplu İş Sözleşmesi çerçevesinde olup idari bir işlem olmaması nedeniyle davanın idare mahkemelerinin görev alanına girmediği, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işverenler arasında İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözümünün iş mahkemelerinin görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, DANIŞTAY ONİKİNCİ DAİRESİ’nin 28.2.2002 gün ve E:2001/3527, K:2002/672 sayılı kararıyla onanmak ve karar düzeltme isteği de aynı DAİRE’nin 17.10.2003 gün ve E:2002/4033, K:2003/2825 sayılı kararıyla reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER,Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 1/7/2004 günlü toplantısında, Raportör- Hakim İsa YEĞENOĞLU’ nun 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Olayda, İdare Mahkemesi’nce görevsizlik kararı verilmiş olmasına karşılık, İş Mahkemesi’nce “davanın reddi” yolunda hüküm kurulmuş olması nedeniyle bu hükmün göreve ilişkin olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir.

Hukukumuzda, hüküm fıkrası kararın aslı olarak kabul edilmekte ve maddi anlamda kesinlik, kural olarak, kararın yalnız hüküm fıkrasına hasredilmekte ise de; hüküm fıkrasının açık olmadığı, bir davanın usulden reddedilip reddedilmediğinin anlaşılamadığı ve gerekçenin sıkı sıkıya hüküm fıkrasına bağlı olduğu hallerde gerekçenin de " maddi anlamda kesinlik" ile ilgisinin olduğu, öğretide ve yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Buna göre İş Mahkemesi kararı incelendiğinde: davacının döner sermaye bütçesi kapsamındaki çalışmasının Genel Bütçe kapsamında geçtiğinin tespiti istemiyle açtığı dava ile, sözkonusu çalışmaya ilişkin hizmet akdinin Hükümet ile Türk- İş tarafından sürekli işçi kadroları hakkında imzalanan Protokol kapsamına uygunluğunun sağlanmasını ve bu suretle sürekli işçi kadrosuna geçirilmesini amaçladığı, ancak bu davada İş Mahkemesi’nce işçinin sürekli işçi kadrosuna geçirilmesi yolunda kurucu bir karar verilemeyeceği gerekçesiyle “Davanın Reddine” şeklinde hüküm kurulduğuna göre, davanın esas yönünden reddedildiği anlaşılmaktadır.

Anılan kararda, hernekadar “Davacının daimi kadroya geçirilmesi yönünde istemi olmuş ve bu istemi reddeden bir idari işlem tesis edilmiş ise bu işlemin kazai yönden denetim yeri İdari Yargı’ya aittir.” şeklinde ifadeye yer verilmiş ise de; Mahkemece, olayda idari yargı yetkisine giren bir işlem var ise buna karşı idari yargı yerinde dava açılarak amaca ulaşabileceğine işaret edilmek suretiyle, davacı tarafa başka bir dava yolunun gösterildiği açıktır.

Öte yandan, adli yargı yerinde “aynen ifa” hükmüne yönelik tespit davası açılmasına karşılık, idari yargı yerinde, Genel Bütçe kapsamında değil de döner sermaye kapsamında sözleşme yapılmasının iptali istemiyle dava açılmış olması nedeniyle, her iki yargı yerinde açılan davaların konularının da aynı olmadığı görülmektedir.

Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığa konu edilen kararlardan birİ göreve ilişkin bulunmadığı gibi davaların konuları da farklı olduğundan, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerekmektedir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 1.7.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/29

Karar No: 2004/38

Karar Tarihi:1.7.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :Görev dönüşü sırasında kullandığı özel oto ile geçirdiği trafik kazasında ölen askerin yakınları tarafından idare aleyhine açılan tazminat davasının, ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : M.H. ve B. Ö.

Vekili :Av. Z.T.

Davalı :İçişleri Bakanlığı

O L A Y :Hatay, Kumru İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde Uzman J. Çvş. olarak görev yapmakta olan Emre Öztürk, 18.1.2001 gününde Hatay İl Jandarma Komutanlığında gerçekleştirilen mesleki toplantıya katıldıktan sonra, kullandığı kiralık özel oto ile dönüşü sırasında geçirdiği trafik kazası sonucunda ölmüştür.

Davacılar, oğullarının komutanlık emri ile görevlendirildiği toplantıya askeri araç olmaması nedeniyle özel oto kiralayarak katıldığını, görev dönüşü geçirdiği trafik kazası sonucu ölümü nedeniyle desteğinden yoksun kaldıklarını, büyük acı ve elem duyduklarını, kendilerine nakdi tazminat ödenmediğini öne sürerek, maddi ve manevi olmak üzere toplam 40.000.000.000.-TL. tazminatın davalı idarece ödenmesine hükmedilmesi istemiyle, 7.1.2002 gününde askeri idari yargı yerinde dava açmışlardır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRESİ; 1.5.2002 gün ve E:2002/281, K:2002/376 sayı ile Anayasa’nın 157 ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerektiği; gerek Anayasa gerek 1602 sayılı Yasa’da öngörülen “asker kişiyi ilgilendiren” sözcüğüyle, yasakoyucunun davacının kendisinin “asker kişi” olmasını kastettiği; davacının “asker kişi” olması koşulunun tek istisnanın, yine Yasa’da belirtildiği üzere askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarla sınırlı bulunduğu; görülmekte olan davada, davacıların miras hukuku bakımından müteveffa Uzman Çavuşun “külli halefleri” olmasının ona “asker kişi” vasfını kazandırmayacağı;davaya konu edilen zararın müteveffanın binili olduğu özel aracın karayolunda trafik kazası yapması sonucu meydana geldiğinden eylemde askeri hizmete ilişkinlik koşulunun da bulunmadığı, davanın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 85,90 ve 106. maddeleri uyarınca işletenin veya sürücünün hukuki sorumluluğu kapsamında özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, yasa yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.

Davacılar vekili, aynı istekle, 7.6.2002 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

MERSİN 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 18.3.2003 gün ve E:2002/671, K:2003/227 sayı ile, davacının oğlunun aldığı emre göre toplantıya katılmak üzere Antakya’ya gidiş ve dönüşü kapsamındaki hadiselerin tamamının idari tasarruf sahası içerisinde kalan ve idare görev kapsamında gerçekleştirilen eylemler olduğu, askeri araç tahsis edilmemesinden kaynaklanan sorumluluğa bağlı olarak tazminat talebinde bulunulduğu, askeri araç tahsis edilip edilmemesinin idari tasarruf olduğu, idari tasarruf nedeniyle hizmet kusuruna ya da kusursuz sorumluluğa dayan tazminat taleplerini yargılama yetkisinin idari yargıya ait bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, aynı istekle, 14.5.2003 gününde bu kez genel idari yargı yerinde dava açmıştır.

ADANA 2. İDARE MAHKEMESİ, 11.2.2003 gün ve E:2003/1095, K:2003/1220 sayı ile, Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin bulunan idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıklara AYİM’de bakılacağı, idari eylemler yönünden asker kişiyi ilgilendirme koşulundan eylemin asker kişiye yönelmesi, zarar verici etkilerini bir asker kişinin beden veya mal varlığı sahasında meydana getirmesinin anlaşılması gerekmekte olup idari eylemin yöneldiği asker kişi dışında kalmakla beraber, bizzat veya vekil tarafından tazminat davası açma hakkı olan “yakınlar” ın asker kişi sıfatını taşıyıp taşımamalarının bu tam yargı davasına bakacak mahkemenin görev alanı bakımından herhangi bir etkisinin bulunmadığı, olayda ölenin asker kişi olması ve ölümü nedeniyle yakınlarının uğradığı maddi ve manevi zararların tazminine yönelik olarak idarenin hukuki sorumluluğunu doğuran bir kusurun, kusur ile zarar arasındaki nedenselliğin, varsa hukuki sorumluluğu ortadan kaldıran hallerin askerlik hizmetinin amacı, görevin özellikleri ve gerekleri gözetilerek çözümlenmesi gerekeceğinden davanın çözümünün özel görevli AYİM’in görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar da, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H. Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan 01/07/2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre adli, idari ve askeri yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde askeri idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada askeri idari yargının; AYİM Savcısı Hakan ATA’nın ise davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, görev dönüşü sırasında sevk ve idaresindeki kiralık oto ile geçirdiği trafik kazası sonucu ölen uzman çavuşun mirasçıları tarafından, destekten yoksunluk karşılığı maddi ve ayrıca manevi tazminatın davalı idarece ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem ya da eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi“ ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari eylemin “askeri hizmete ilişkin bulunması”, eylemin kanun ve nizamların Türk Silahlı Kuvvetlerine tanıdığı yetki ve görevlerin yerine getirilmesi amacına yönelik olması anlamını taşımaktadır. Askeri nitelikteki idari eylemi de, askeri kural ve gerekler çerçevesinde yürütülen askeri hizmet sırasındaki bir hareket, tutum veya meydana gelen ya da getirilen bir olay olarak tanımlamak olanaklıdır.

İdari eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi”, açılan bir tam yargı davasında AYİM’in davaya bakabilmesinin diğer koşuludur. Bir idari eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi koşuluna üç değişik anlam vermek mümkündür: Bunlar, “davacının asker kişi olması”, “idari eylemin asker kişilerce tesis edilmiş olması” ve “idari eylemin bir asker kişiye yönelmiş bulunması”dır.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin ve Uyuşmazlık Mahkemesinin istikar bulmuş kararları ile, idari eylemler yönünden “asker kişiyi ilgilendirme “koşulu eylemin bir asker kişiye yönelmesi, zarar verici etkilerini bir asker kişinin beden veya mal varlığı sahasında meydana getirmesi olarak kabul görmüş bulunmaktadır.

Anayasa’nın 157 nci maddesinde yer alan “asker kişiyi ilgilendirme” koşulunun sadece idari eyleme maruz kalan asker kişilerin davacı olabilecekleri şeklindeki daraltıcı bir yoruma 1602 sayılı Kanun’da dayanak aramaya da imkan yoktur. Normlar hiyerarşisi kuralı uyarınca, öncelikle anayasal norm ele alınıp yorumlanacak; bundan hukuki bir sonuç çıkarılamazsa yasal norm esas tutulabilecektir. Oysa gerek 1961 Anayasası’nın 114, gerek 1982 Anayasası’nın 125 nci maddesinde idarenin sorumluluğu düzenlenirken, konuya ilişkin detaya girilmemiş ve gerekçede konunun yargı içtihatlarına bırakıldığı ifade edilmiştir. Şu halde, özellikle tam yargı davaları ve bu davalarda görev konularında yüksek yargı organlarınca belli ilke ve kriterlerin getirilmesi, yorum yapılması kaçınılmaz bulunmaktadır. Bu bakımdan, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin uzun yıllardır istikrar bulmuş uygulamasından dönülmesini gerektirir bir neden görülmemiş ve “asker kişiyi ilgilendirme” koşulunun, tam yargı davaları bakımından “ eylemin bir asker kişiye yönelmesi” şeklinde anlaşılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Bu belirlemede önem taşıyan diğer bir husus, idari eyleme maruz kalarak ölen asker kişi dolayısıyla tam yargı davası açan kişilerin ( ana, baba, eş, çocuk, kardeş vb.) hukuki sıfat ve konumlarının ne olduğudur. Belirtilen yakınların tam yargı davasında davacı sıfatını almaları, tazminat isteme hakkının haksız eylemden zarar görene ait olması genel kuralının bir istisnasını teşkil etmektedir ve bu kişiler bizzat kendilerine ait olan bir hakkı kullanmak suretiyle tazminat talebinde bulunmaktadır.

Ancak, asker kişi dışında kalmakla beraber, bizzat yada bir vekil tarafından maddi ve veya manevi tazminat davası açmaya hakkı olan ve idari eylemin ilgilendirdiği yada yönelik olduğu yakınların asker kişi sıfatını taşıyıp taşımamalarının, bu tam yargı davasına bakacak Mahkemenin görev alanı bakımından herhangi bir etkisi sözkonusu değildir. Zira, asker kişiye yönelik bir eylem nedeniyle uğradıkları zararın tazminini istemektedirler. Esasen, idari eyleme maruz kalan asker kişinin ölmeyip yaralanması ve veya sakatlanması halinde AYİM’ de kendisinin açacağı davada Mahkemeyi görevli kabul etmek, asker kişinin ölmesi halinde yakınlarının açacakları davada Mahkemeyi görevsiz görmek tazminat hukukunun genel felsefesi ve sistematiğine de aykırı düşmekte; “görev”i idari eyleme maruz kalan asker kişinin ölmesi yada yaralanması ve veya sakatlanması gibi tesadüfi kriterlere bağlayan böylesine bir yorum ve kabul şekli, aynı zamanda Anayasa’nın 157 nci maddesinin bu konuda kabul ettiği ölçülerle de bağdaşmamaktadır.

Öte yandan, uyuşmazlığa konu edilen dava, davacıların yakını Uzman Çavuşun görev yerinin dışında gerçekleştirilen mesleki toplantıya Komutanlık emri gereğince katıldığı ve kendisine askeri bir araç tahsis edilmediği nedenleri öne sürülerek açıldığına göre, olayda idarenin hizmet kusuru ya da objektif sorumluluk esaslarına göre tazminle yükümle olup olmadığının idare hukuku ilkeleri çerçevesinde saptanması gerekmekte olup, ortada 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu hükümlerine tabi bir hukuki sorumluluk ilişkisi ve bu kapsamda açılmış bir dava bulunduğundan sözetmek olanaksızdır.

Belirtilen açıklamalar ışığında, görev emri gereğinin yerine getirilmesi sırasında uzman çavuşun ölümü nedeniyle uğranılan zararların idarece tazmini istenildiğine göre, zararın askeri kural ve talimatlar gereğince yürütülen bir görev nedeniyle doğması ve asker kişinin bedeninde oluşması karşısında, davada idari eylemin “askeri hizmete ilişkin bulunması” ve “asker kişiyi ilgilendirmesi” koşullarının birlikte gerçekleştiği anlaşıldığından, uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare mahkemesi görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, AYİM İkinci Dairesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle AYİM İkinci Dairesi’nce verilen 1.5.2002 gün ve E:2002/281, K:2002/376 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/30

Karar No: 2004/39

Karar Tarihi:1.7.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :Tutuklu askerin duruşmaya sevki sırasında görevli jandarmalar tarafından vurularak öldürülmesi nedeniyle açılan tazminat davasının, zarar doğuran eylem jandarmanın mülki görevi kapsamında bulunduğundan GENEL İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : G. Ü. ve ç.

Vekilleri : Av. S. E., Av. D. E.

Davalı : İçişleri Bakanlığı

O L A Y : Davacıların oğlu ve kardeşleri olan İdris Ülüfer, 18. Zh. Tug. 2. Mknz. P. Tb. Muh. Des. Bl. K.’lığı emrinde askerlik hizmetini yapmakta iken, tutuklu bulunduğu Gelibolu Askeri Ceza ve Tutukevinden daha önce işlediği bir suç nedeniyle 17.4.2003 gününde alınarak Keşan Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan duruşmasına götürüldükten sonra dönüş sırasında kaçmaya teşebbüs etmesi üzerine, kendisine muhafızlık eden Jandarmaların silahlarını ateşlemeleri sonucunda ölmüştür.

Davacıların vekillerince, görevli Jandarmalar hakkında görev ve yetki sınırlarını aşarak ateş etmek suretiyle ölüme sebebiyet vermekten dolayı Edirne Ağır Ceza Mahkemesinde açılan ceza davasının devam ettiğinden bahisle, müvekkillerinin oğlu ve kardeşinin ölüme nedeniyle destekten yoksun kaldıkları ve büyük acı ve elem duydukları ileri sürülerek, toplam 70.000.000.000.-TL. maddi ve manevi tazminatın davalı idarece ödenmesine hükmedilmesi istemiyle, 8.12.2003 gününde askeri idari yargı yerinde dava açılmıştır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRESİ ; 24.12.2003 gün ve E:2003/1046, K:2003/933 sayı ile, Anayasanın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre, AYİM’in bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiği, davacıların yakını olan müteveffa İdris Ülüfer’in olay tarihi 17.4.2003 itibariyle (hernekadar Gelibolu Askeri Ceza ve Tutukevinde tutuklu olsa dahi) 18.Zh.Tug.K.’lığı emrinde askerlik hizmetini yapıyor olması nedeniyle asker kişi sıfatını taşıdığı, 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 7. maddesine göre Jandarmanın mülki, adli, askeri ve diğer olmak üzere değişik görevlerinin bulunduğu, olayda ölüme sebebiyet verdikleri iddia edilen Gelibolu İlçe Jandarma K.’lığı görevlilerinin askeri cezaevinde tutuklu bulunan İdris Ülüfer’i daha önce işlediği bir suç nedeniyle teslim alarak Keşan Asliye Ceza Mahkemesinde yapılacak duruşmasına götürmek ve getirmekten ibaret olan muhafızlık görevinin 2803 sayılı Yasa’nın 7. maddesinde belirtilen askeri görevlerden olmayıp adli görev olduğunun kabulü gerektiği, bu nedenle idari eylemin askeri hizmete ilişkin bulunması koşulu gerçekleşmediğinden davanın görüm ve çözüm yeri AYİM olmayıp genel idari yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, yasa yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.

Davacılar vekillerince, aynı istekle, 30.1.2004 gününde genel idari yargı yerinde dava açılmıştır.

EDİRNE İDARE MAHKEMESİ ; 17.2.2004 gün ve E:2004/219 sayı ile, davacıların ileri sürdüğü zararı doğuran olayda, askerlik hizmetini yapan yakınlarının Jandarmanın görev ve yetki sınırlarını aşarak ateş etmesi sonucunda ölümüne sebebiyet vermeleri nedeniyle davalı idarenin hizmet kusuruna dayanıldığından idari eylemin niteliğinin önem kazandığı, zarar doğuran eylemin askeri kurallara göre yürütülen bir görev sırasında ve asker kişilerce gerçekleştirildiği, böylece eylemin yöneldiği ve zarar verici sonuçlarını beden ve mal varlığı sahasında meydana getirdiği asker kişinin askeri kural ve gereklere göre göstermesi gereken davranışların bir payının bulunup bulunmadığı tartışmasının askerlik mesleğinin gerekleri açısından uzman olduğu kabul edilen AYİM tarafından yapılması gerektiğinden, davanın bu yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerektiği kanısına varıldığı, ancak bu yargı yerince daha önce görevsizlik kararı verildiği ve kesinleştiğinden bahisle, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye değin yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan 01/07/2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre idare mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde genel idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR ile AYİM Savcısı Hakan ATA’nın davada genel idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, yargılandığı mahkemede duruşması yapıldıktan sonra kaçmaya teşebbüs ettiği sırada kendisine muhafızlık eden Jandarmalarca vurularak öldürülen tutuklu askerin yakınları tarafından, destekten yoksunluk karşılığı maddi ve ayrıca manevi tazminatın davalı idarece ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlâl edilenler tarafından açılacak tam yargı davalarının görüm ve çözümünün idari yargı yerlerinin görevine girdiği tartışmasızdır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem ya da eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi“ ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari eylemin “askeri hizmete ilişkin bulunması”, eylemin kanun ve nizamların Türk Silahlı Kuvvetlerine tanıdığı yetki ve görevlerin yerine getirilmesi amacına yönelik olması anlamını taşımaktadır. Askeri nitelikteki idari eylemi de, askeri kural ve gerekler çerçevesinde yürütülen askeri hizmet sırasındaki bir hareket, tutum veya meydana gelen ya da getirilen bir olay olarak tanımlamak olanaklıdır.

İdari eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” için, eylemin bir asker kişiye yönelmesi, zarar verici etkilerini bir asker kişinin beden veya malvarlığı sahasında meydana getirmiş olması gerekir.

Olayda, idari eylemden dolayı zarar görenin asker kişi olduğunda tartışma yok ise de, tazminatın konusunu oluşturan zararın jandarmanın eyleminden doğması nedeniyle, yürütülen hizmetin niteliğinin incelenmesi gerekmektedir.

2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nun, 3. maddesinde, jandarma “silahlı askeri bir güvenlik ve kolluk kuvveti” olarak tanımlanmış, 7. maddesinde, görevleri: a)Mülki, b)Adli, c)Askeri d)Diğer görevler başlıkları altında tasnif edilmiş; “Askeri görevleri”, askeri kanun ve nizamların gereği görevlerle Genel Kurmay Başkanlığınca verilen görevleri yapmak olarak belirtilmiş; “Mülki görevleri” ise, emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak, kollamak, kaçakçılığı men, takip ve tahkik etmek, suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korunmalarını yapmak olarak sayılmıştır.

Anılan Yasa’nın 24. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca çıkarılan Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliğinin “Mülki Görevlerin Esasları” başlıklı 45. maddesinin (h). bendinde, jandarmanın ceza infaz kurumlarının ve tutukevlerinin dış korumalarını sağlayıcı önlemleri alacağı, tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakilleriyle muhafazalarını sağlayacağı belirtilmiştir.

Anılan yasal düzenlemelerden, jandarmanın tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakilleriyle muhafazalarını sağlamak görevinin, “askeri görevleri”ne girmeyip “mülki görevleri”nden olduğu açıkça anlaşılmakta olup, idari eyleme maruz kalan tutuklunun asker kişi olmasının hizmetin niteliğini değiştirmeyeceği açıktır.

Belirtilen duruma göre olayda idari eylemin askeri hizmete ilişkin bulunması koşulu gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümünde genel idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce yapılan başvurunun reddi gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde GENEL İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Edirne İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE,1.7.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/31

Karar No: 2004/40

Karar Tarihi:1.7.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :Fiyat farkı kararnamesinden yararlanma isteğinin süresinde başvurulmadığı nedeniyle reddinden doğan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı :S. Y.

Vekili :Av. T. Y.

Davalı :Giresun Valiliği (Bayındırlık ve İskân Müdürlüğü)

OLAY : Tirebolu Anadolu Lisesi inşaatı işi, yapılan ihale sonucunda davacı müteahhit tarafından yüklenilmiş ve taraflar arasında 20.12.2000 gününde sözleşme imzalanmıştır.

Yüklenici tarafından, 18.8.2001 tarih ve 24497 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2001/2862 sayılı Fiyat Farkı Kararnamesinden (Kamu Sektörüne Dahil İdarelerin İhalesi Yapılmış ve Yapılacak İşlerinde İhale Usul ve Şekillerine Göre Fiyat Hesabında Uygulayacakları Esaslarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Esaslar) yararlanmak isteğiyle, 17.9.2001 tarihinde APS yoluyla gönderilen dilekçe ile başvuruda bulunulmuş ise de, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün 9.1.2002 gün ve 00255 sayılı yazısı ile, müracaatını zamanında Valiliğe yapmadığı nedeniyle anılan işte sözleşme hükümlerine göre işlem yapılması gerektiği belirtilerek yüklenicinin başvurusu reddedilmiştir.

Davacı vekili, fiyat farkı kararnamesinden yararlanma isteğinin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle, 5.2.2002 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ORDU İDARE MAHKEMESİ; 19.6.2002 gün ve E:2002/83, K:2002/430 sayı ile, 2886 sayılı Yasaýa göre ihale kararının kesinleşmesine kadar olan dönem içinde idarelerce tesis edilen işlemlerin idari yargı denetimine tabi olmasına karşın, ihale kararının kesinleşmesinden sonra taraflar arasında yapılan sözleşme ve bunun uygulanmasından doğan davanın özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerlerinin denetimine tabi olduğu; uyuşmazlığın, ihalenin kesinleşmesinden sonra ve sözleşmenin yapılmasıyla kurulan özel hukuk ilişkisinden doğması ve sözleşmenin düzeltilmesine (değiştirilmesine) ilişkin bulunması nedeniyle özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerince çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, aynı istekle, 12.9.2002 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

GİRESUN 1. ASLİYE HUKUK (TİCARET) MAHKEMESİ; 26.2.2003 gün ve E:2002/438, K:2003/78 sayı ile, uyuşmazlığın ihale sözleşmesi ile kurulan özel hukuk ilişkisinden doğduğunun kabulü için sözleşme içi kurallardan kaynaklanması gerekmekte olup, olayda idare ile davacı arasında sözleşmeyle kurulan ilişkinin devamı konusunda, sözleşme kuralları dışında ayrı düzenlemelerle ekonomik krizden dolayı yüklenimlerini yerine getiremeyecek olan yüklenicilerin işe devamını teminen kamu hizmetlerinin gecikmesinin önlenmesi ve kamu yararı amacıyla davalı idarenin sözleşme dışı müdahalesi sözkonusu olup, bu durumda uyuşmazlığın kamu hukuku kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden davaya bakmaya idare mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 01/07/2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin dilekçesi üzerine dava dosyalarının, sehven Yargıtay’a gönderilmiş ise de Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nce geri çevrilmesi nedeniyle adli yargı yerince 15. maddeye uygun olarak Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin davada adli yargının; Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün ise idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, fiyat farkı kararnamesinden yararlanma isteğinin süresinde başvurulmadığı nedeniyle reddine ilişkin işlemin iptali isteminden ibarettir.

Kamu ihalelerinde, idarenin yasada belirtilen usul kurallarına uyması zorunlu olup, buna göre ihale kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi, ihale yönteminin tespiti, ihale ilanı ve ihale kararı alınması sürecinden geçilmesi gerekmektedir. Tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re’sen ve tek yanlı olarak tesis ettiği bu tür ihale işlemleri hakkındaki yargısal denetimin, idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı tartışmasızdır.

Ancak,ihalenin kesinleşmesinden sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi olaca-ğının tespiti için, bu işlemlerin taraflar arasında akdedilmiş sözleşmenin kapsamında olup olmadığının, bir başka deyişle, davanın sözleşme hükümlerinin uygulanması ve yorumlan-masından doğup doğmadığının incelenmesi gerekmektedir.

2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile, genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin, özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri aynî hak tesisi ve taşıma işlerinin hangi usul ve esaslara göre yapılacağı hususunda Bakanlar Kuruluna düzenleme yapma yetkisi verilmiş olup, dava konusu işlemin dayanağı olan “Kamu Sektörüne Dahil İdarelerin İhalesi Yapılmış ve Yapılacak İşlerinde İhale Usul ve Şekillerine Göre Fiyat Farkı Hesabında Uygulayacakları Esaslar Hakkında” 88/13181 sayılı ve bu Esaslarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Esaslar Hakkında 2001/2862 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamelerinin, Anayasa ve anılan Yasa ile Bakanlar Kuruluna tanınan düzenleme yetkisi kapsamında idare hukuku alanını ilgilendiren objektif ve genel düzenlemelerden olduğu, öğretide ve yargısal içtihatlarla kabul görmüş bulunmaktadır.

Sözüedilen 88/13181 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesine ekli Esasların 1. maddesinde “Bu esasların amacı, kamu sektörüne dahil idarelerin, ihalesi yapılmış ve yapılacak işlerinde ihale usul ve şekillerine göre, fiyat farkı hesabında uygulayacakları esasları tespit etmektir.

Bu esaslar, idarelerin ihale yolu ile yaptırdıkları işlerde, ihale usul ve şekillerine göre fiyat farkının hesabında uygulayacakları hususları kapsar.” denilmiş; bu Esaslarda değişiklik öngören 2001/2862 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Esasların Geçici 17. maddesinin 2. bendinde, Esasların yürürlüğe girdiği tarihten önce ihale edilen işler ile sözleşmeleri yapılmış ve devam eden işlerde, yüklenicinin, geçici maddelerde getirilen Esasların yürürlük tarihinden itibaren otuz gün içinde hiçbir şart öne sürmeden idareye başvurarak a) İşe, sözleşmelerine göre devam etmek, b) Geçici maddelerde getirilen Esaslara göre işe devam etmek, c) Sözleşmelerinin tasfiyesi hallerinden birini istemelerine olanak tanınmıştır.

Kamu idareleri tarafından ihale yoluyla yaptırılan işlerin, yıl içinde oluşan girdi fiyatlarındaki farklar nedeniyle ve kamu yararı amacıyla, kamu gücüne dayalı, tek yanlı olarak çıkarılan sözkonusu kararnameler ve esasların, bu nitelikleri itibariyle, genel düzenleyici işlemlerden oldukları ve kapsamı ile dayandığı esaslardan doğan uyuşmazlıkların idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerinde çözüleceği kuşkusuzdur. Ancak, kararnamenin yükleniciye uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıkların taraflar arasında akdedilen sözleşmenin idari yada özel hukuk sözleşmesi olmasına göre hukuki niteliği ile ilgili yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir.

Olayda, idarece ihalesi yapılan Tirebolu Anadolu Lisesi inşaatı işinin davacı tarafından yüklenildiği ve taraflar arasında “tarafların eşitliği ve sözleşme serbestisi” ilkelerine dayanan bir eser sözleşmesi imzalandığı; yüklenicinin, Bakanlar Kurulu’nca çıkarılan Fiyat Farkı Kararnamesinden yararlanmak için yaptığı başvurunun, öngörülen sürede Valiliğe yapılmadığı nedeniyle idarece reddedilmesi üzerine, uyuşmazlığa konu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durum karşısında, ortada kararnamenin konusu, kapsamı ve dayandığı esaslara karşı açılmış bir dava olmayıp, kararnameden doğan haklardan, özel hukuk hükümlerine tabi inşaat sözleşmesi sahibi yüklenicinin yararlanıp yararlanamayacağına ilişkin ve kararname uygulamasından doğan bir uyuşmazlık bulunmaktadır. Bu uyuşmazlığın görüm ve çözümünde ise adli yargı yeri görevlidir.

Açıklanan nedenlerle, Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Giresun 1. Asliye (Ticaret) Mahkemesi’nin 26.2.2003 gün ve E:2002/438, K:2003/78 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2004 gününde Üyelerden: Serap AKSOYLU’nun KARŞI OYU VE OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi

***

K A R Ş I O Y

Dava, Bakanlar Kurulu’nca çıkarılan fiyat farkı kararnamesinden yararlanma isteğinin reddine ilişkin işlemin iptali isteminden ibarettir.

Kamu ihalelerinde, idarede kanunilik ilkesi gereğince, idarenin çeşitli usul kurallarına uyması zorunlu olup; ihale kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi, ihale yönteminin tespiti, ihale ilanı ve ihale kararı alınması sürecinden geçilmesi gerekmektedir. Tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re’sen ve tek yanlı olarak tesis ettiği ihale işlemleri hakkındaki yargısal denetimin, idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı tartışmasızdır.

Ancak, ihalenin kesinleşmesinden sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi olacağının tespiti için: bu işlemlerin taraflar arasında akdedilmiş sözleşmenin kapsamında olup olmadığının; bir başka deyişle, davanın sözleşme hükümlerinin uygulanması ve yorumlanmasından doğup doğmadığının incelenmesi gerekmektedir.

Olayda, idarece ihalesi yapılan Tirebolu Anadolu Lisesi inşaatı işinin davacı tarafından yüklenildiği ve taraflar arasında “tarafların eşitliği ve sözleşme serbestisi” ilkelerine dayanan bir eser sözleşmesi imzalandığı; yüklenicinin, Bakanlar Kurulu’nca çıkarılan Fiyat Farkı Kararnamesinden yararlanmak için yaptığı başvurunun, öngörülen sürede Valiliğe yapılmadığı nedeniyle idarece reddedilmesi üzerine, uyuşmazlığa konu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Kamu idareleri tarafından ihale yoluyla yaptırılan işlerin, yıl içinde oluşan girdi fiyatlarındaki farklar nedeniyle durmasını önlemek şeklindeki kamu yararı amacıyla, kamu gücüne dayalı ve tek yanlı olarak çıkarılan sözkonusu kararnameler ve esasların, bu nitelikleri itibariyle, eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması ve yorumlanması hakkında taraflar arasında yapılan ( protokol gibi) özel hukuk düzenlemelerinden olmadıkları ve idare hukuku alanını ilgilendiren genel düzenleyici işlemlerden oldukları kuşkusuzdur.

Bu itibarla, ortada eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasından dolayı açılmış bir dava olmayıp, yüklenici tarafından fiyat farkı kararnamesinden yararlanmak için yapılan başvurunun idarece süresinde yapılmadığı nedeniyle reddi yolundaki işlem, kamu gücüne dayalı, re’sen ve tek yanlı olarak tesis edilen idari işlem niteliğini taşıdığından, bu işlemin iptali istemiyle açılan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-a maddesinde sayılan “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları” kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerektiği düşüncesiyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmadım.

Üye            

Serap AKSOYLU

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/32

Karar No: 2004/41

Karar Tarihi:1.7.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :Genelgenin iptali istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE; 506 sayılı Yasa kapsamındaki sağlık yardımlarının ödenmemesinden doğan davanın ise aynı Yasa’nın 134. maddesi uyarınca ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : İ. T.

Vekili :Av. A. T.D.

Davalılar :1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

Vekili :Hazine Av. B. Ü.

2) Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı

Vekili :Av. N. S.

O L A Y : Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulunun 21.3.1997 tarih ve IV/1369 sayılı kararı gereğince yayımlanan 26.11.1997 tarih ve 13/274 Ek sayılı Genelge ile, sigortalılar ile Kurumun sağlık yardımlarından yararlanan Tip I diyabetli hastalara şeker ölçüm aleti ve bunun sarf malzemesinin verilmesinde uyulacak esaslar uygulamaya konulmuş olup, bu Genelge’nin “III- Sarf Malzemesi Temini” başlıklı bölümünün (b) bendinde “kanda şeker ölçmek için şeker stripi: ortalama 2 ayda 50’lik bir kutu” olarak belirlenmiş iken, Yönetim Kurulunca konunun yeniden değerlendirilmesi sonucunda 28.1.1999 gün ve IV/177 sayı ile Tip I diyabetli çocuk hastalara verilecek strip miktarının heyet raporu ile gerekli görüldüğü takdirde en fazla ayda 100 adet olmasına” karar verilmiş ve bu husus 24.3.1999 tarih ve 13/300 Ek sayılı Genelge ile duyurulmuştur.

Sosyal Sigortalar Kurumu emeklisi ve Tip II diyabet hastası olan davacı, günde 4 kez kan şekerini ölçmek zorunda olduğu ancak kullandığı kan şekeri ölçüm aleti ve çubukları bedellerinin ödenmediğinden bahisle, kan şekeri ölçüm aleti ve bunun sarf malzemesi bedellerinin SSK tarafından ödenmesi istemiyle, 9.12.2002 gününde başvuruda bulunmuştur.

SSK. Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü İstanbul Sağlık İşleri İl Müdürlüğünün 14.1.2003 gün ve 1844 sayılı yazısı ile, şeker ölçümü için gerekli alet ve sarf malzemelerinin temini konusunda 13/274 ve 13/300 Ek sayılı Genelgeler doğrultusunda uygulama yapıldığı, davacıya bildirilmiştir.

Davacı vekili, sağlık yardımlarından yararlanma konusunda 506 sayılı Yasa’da herhangi bir sınırlama öngörülmediğinden Tip II diyabet hastalarını kapsama almayan, kan şeker ölçüm aleti verilmesini öngörmeyen ve sarf malzemelerine sınırlama getiren Genelgenin yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin kullanmakta olduğu kan şekeri ölçüm aleti ve sarf malzemesi bedellerinin ödenmesi için yaptığı başvurunun idarece reddi yolundaki 14.1.2003 günlü işlemin ve bunun dayanağı olan SSK.’nun 13/300 Ek sayılı Genelgesinin iptallerine ve 1.8.2002 tarih ve 24833 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Milletvekillerine, Yasama Organı Eski Üyelerine (…) Tedavi Yardımı Yapılmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması Hakkında” Yönetmeliğin 2. maddesinde belirtilen koşullarla yararlanılması gerektiğinin açıklanmasına, dava tarihinden sonra yapılacak şeker ölçüm aleti ve sarf malzemeleri bedellerinin tazminine karar verilmesi istemiyle, 10.3.2003 gününde Danıştay’da dava açmıştır.

DANIŞTAY ONBİRİNCİ DAİRESİ; 10.4.2003 gün ve E:2003/630, K:2003/1665 sayı ile, 506 sayılı Yasa’nın 134. maddesinde, bu Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceğinin hükme bağlandığı, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 1. maddesinde ise İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddiasından doğan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevli olduğunun düzenlendiği, dosyasının incelenmesinden davacının 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa tabi emekli olduğu ve dolayısıyla uyuşmazlığın 506 sayılı Yasa kapsamında bulunduğu anlaşıldığından, ortada idari yargının görev alanına giren, idare tarafından tesis olunan bir idari işlem, eylem veya sözleşme olmadığından, işçi ve işverenin karşılıklı hak ve yükümlülüklerini düzenleyen Toplu İş Sözleşmesi ve İş Kanunu hükümlerine göre iş mahkemesinde bakılması gereken davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, aynı istekle 30.7.2003 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 4. İŞ MAHKEMESİ; 28.1.2004 gün ve E:2003/1234, K:2004/2 sayı ile, davacının Danıştay’ da açmış olduğu davada Danıştay Onbirinci Dairesi’nce görevsizlik kararı verilmiş olup idari işlerden olan genelgelerin iptali konusunda müspet- menfi herhangi bir karar verilmediğinin anlaşıldığı, Mahkemeden çözümlenmesi istenen hususun davalılardan SSK Başkanlığı tarafından yayınlanan genelge ve ek genelgenin yürütülmesinin durdurulması ve iptali olup buna bağlı olarak aynı konuda çıkartılmış başka bir genelgenin davacıya uygulanmasının tespiti ile davadan sonra yapılacak masrafların ödenmesinin tespitine ilişkin bulunduğu, eda davası açılacak durumlarda tespit davasının dinlenemeyeceğinin temel hukuk ilkesi olduğu, davacının harcını yatırarak talep ettiği herhangi bir eda davasının mevcut olmadığı, idarenin yayınladığı genelge ve ek genelge ile idari işlemlerin iptali ve bir başka genelgenin yorum yoluyla davacıya uygulanması yolundaki talepler konusunda yargılama yetkisinin idari yargıya ait bulunduğu gerekçesiyle, davacının ileride yapacağı henüz belirlenmemiş masraf alacakları ile ilgili eda davası açma hakkı var iken önceden tespit davası açmasında hukuki yarar bulunmadığı nedeniyle bu talebinin REDDİNE, SSK Başkanlığı genelgelerinin ve buna dayalı idari işlemlerin iptalleri ile bir başka genelgenin yorum yoluyla uygulanması taleplerinin GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE, aynı konuda Danıştay’ca verilmiş görevsizlik kararı olduğundan bu konuda görevli mahkemenin belirlenmesi için talep halinde dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekilince, adıgeçen Mahkemeye verilen dilekçe ile, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi istenilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 01/07/2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasanın 19. maddesindeki “ Adli, idari , askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki , başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.

* Olayda, adli yargı yerince, davanın tespite yönelik kısmı dışında kalan istemler yönünden görevsizlik kararı verilerek işten el çekildiğine göre, adli ve idari yargı yerleri arasında, SSK işlemi ve dayanağı Genelgenin iptalleri ile “Milletvekillerine, Yasama Organı Eski Üyelerine (…) Tedavi Yardımı Yapılmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması Hakkında” Yönetmeliğin davacıya kıyasen uygulanması istemlerini içeren dava yönünden, 14. maddede öngörülen şekilde olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş bulunmaktadır.

* Bu durumda, görevsizlik kararı vererek işten el çeken adli yargı yerinin başvurusunun, 19. madde kapsamında görülemeyeceği gibi, 14. maddeye göre de hukuk uyuşmazlıklarında dikkate alınmayacağı açıktır.

* Ancak, adli yargı kararının kesinleşmesi üzerine, davacı vekilince dosyaların Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi istemiyle dilekçe verildiği dikkate alınarak, adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve dava dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiğinin kabulü ile usule ilişkin başkaca bir noksanlık görülmeyerek görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

*

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın genel düzenleyici işlemlere ilişkin kısımlarının çözümünde idari yargının, tedavi gideri bedellerinin ödenmesi için yapılan başvurudan doğan uyuşmazlığın çözümünde ise adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin Genelgenin iptali ve Milletvekilleri hakkındaki yönetmeliğin kıyas yoluyla uygulanması istemine yönelik davada Danıştay’ın, 506 sayılı Yasa kapsamındaki başvurudan doğan davada ise adli yargının; Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün ise Genelgenin iptaline yönelik davada Danıştay’ın, Milletvekilleri hakkındaki yönetmeliğin kıyas yoluyla uygulanması istemi ile 506 sayılı Yasa kapsamındaki başvurudan doğan davada adli yargının, görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

İncelenen görev uyuşmazlığının konusu, Sosyal Sigortalar Kurumunun kan şeker ölçüm aleti ve sarf malzemelerinin teminine ilişkin uygulama esasları hakkındaki 13/300 Ek sayılı Genelgesinin ve buna dayanılarak tesis edilen işlemin iptalleri ile aynı konuda milletvekillerine tanınan hakların davacıya kıyasen uygulanmasına karar verilmesi isteminden ibarettir.

Sosyal Sigortalar Kurumu, 9.7.1945 tarih ve 4792 sayılı Kanun ile iş hayatında türlü hallere karşı Sigorta Kanunu hükümlerini uygulamak ve Çalışma Bakanlığına bağlı olmak üzere, anılan Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi, mali ve idari bakımdan muhtar ve tüzel kişilikte bir Devlet kurumu olarak kurulmuş olup; 29.7.2003 tarih ve 4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile yeniden düzenlenen “Kuruluş” başlıklı 1. maddesinde “506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olan sigortalıların, bu kanunlarda yer alan hükümler çerçevesinde sosyal güvenliklerini sağlamak ve diğer kanunlarla verilen görevleri yerine getirmek üzere kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip, özel hukuk hükümlerine tabi Sosyal Sigortalar Kurumu kurulmuştur. Kurum Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bağlı kuruluşu olan Sosyal Güvenlik Kurumunun ilgili kuruluşudur.” denilmiştir.

Anayasa’nın 60. maddesi ile Devlete “sosyal güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri almak ve teşkilatı kurmak” şeklinde verilen görevi yerine getirmek üzere kurulan ve kamu tüzel kişiliğini taşıyan Sosyal Sigortalar Kurumunun, Anayasa’nın 124. maddesinde işaret edildiği gibi, kendi görev alanını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarma yetkisine de sahip bulunduğu tartışmasızdır. Nitekim, 506 sayılı Yasa’nın 135. maddesinde sayılan konuların Kurumca hazırlanacak yönetmelikler ile tespit olunacağı belirtilmiştir.

Öte yandan, 4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun “Yönetim Kurulunun görev ve yetkileri”ni düzenleyen 7. maddesinin 18 numaralı fıkrasında “Sigortalılar, gelir ve aylık almakta olanlar, hak sahipleri, geçindirmekle yükümlü oldukları kişiler ve Kurum personeli ile bakmakla yükümlü olduğu kişilerin faydalanacakları sağlık yardımlarının Kurum sağlık tesisleri ile bunların dışındaki sağlık tesislerinden hizmet satın almak suretiyle karşılanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek.” sayılmıştır.

İdarenin görev alanını ilgilendiren kanun ve tüzüklerin uygulanmasına ilişkin olarak çıkardığı yönetmelikler gibi, ülke çapında uygulanan genelgenin de, Anayasa ve Yasa ile idareye tanınan düzenleme yetkisine dayanan, objektif ve genel nitelik taşıyan düzenlemelerden olduğu ve hukuka uygunluğunun yargısal denetiminin de idare hukuku ilkelerine tabi bulunduğu kuşkusuzdur.

Buna göre, SSK.’nun 13/300 Ek sayılı Genelgesinin iptali istemiyle açılan davanın, 2577 sayılı İ.Y.U.K.’nun 2/1-a. maddesinde sayılan “İdari İşlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları “ kapsamında ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 24/1-c. maddesine göre Danıştay’da çözümlenmesi gerekmektedir.

Milletvekillerine yönetmelik ile tanınan tedavi yardımlarına ilişkin hakların yorum yoluyla uygulanması yolundaki istek, genel düzenleyici işlemin konusu ve kapsamını ilgilendirdiğinden, bu husus hakkında verilen kararın denetimi de Genelge’nin yargısal denetimini yapacak olan Danıştay’a ait bulunmaktadır.

Ancak, Kurumdan aylık alanlar için 506 sayılı Yasa’nın 36. maddesi delâletiyle 33. maddesinde öngörülen sağlık yardımları kapsamında yapılan başvurunun idarece reddi yolunda tesis edilen işlemden doğan davanın, aynı Yasa’nın 134. maddesinde yer alan “Bu Kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmalıklar, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görülür.” hükmü uyarınca adli yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği açıktır.

Belirtilen nedenlerle, uyuşmazlığa konu edilen davanın, Genelge iptali ve Milletvekilleri hakkındaki yönetmelikte düzenlenen hakların yorum yoluyla uygulanması istemlerine ilişkin kısımlarının görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli olduğundan Danıştay Onbirinci Dairesi’nce bu yönlerden verilen; 506 sayılı Yasa’nın 33. maddesine göre yapılan başvurunun reddi işleminden doğan uyuşmazlığa ilişkin kısmının görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli olduğundan Ankara 4. İş Mahkemesi’nce bu yönden verilen, görevsizlik kararlarının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın, Genelge iptali ve Milletvekillerine yönetmelik ile tanınan tedavi yardımlarının yorum yoluyla uygulanması istemlerine ilişkin kısımlarının çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Onbirinci Dairesi’nce verilen 10.4.2003 gün ve E:2003/630,K.2003/1665 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ BELİRTİLEN YÖNLERDEN KALDIRILMASINA; davanın, 506 sayılı Yasa’nın 33. maddesine göre yapılan başvurunun reddine ilişkin kısmının çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 4. İş Mahkemesi’nce verilen 28.1.2004 gün ve E:2003/1234, K:2004/2 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ BELİRTİLEN YÖNDEN KALDIRILMASINA,1.7.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/33

Karar No: 2004/42

Karar Tarihi:1.7.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :Adli yargı yerinin yargısal işlemlerinden dolayı uğranıldığı ileri sürülen zararların tazmini istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı :R. K.

Vekili :Av. M. Ö.G.

Davalılar :1- Adalet Bakanlığı

2- İçişleri Bakanlığı

Vekili : Hazine Av. Z.l G.

OLAY :Davacı vekilince, bir banka tarafından kredi borçlusu Mehmet Rıfat Kaya hakkında icra takibi başlatıldığı, mal beyanında bulunmaması nedeniyle açılan davada İzmir 7. İcra Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılama sırasında borçlunun adının Rıfat Kaya olarak yazılmaya başlandığı ve bu isimle Bala- Göztepe Mah. nüfusundaki kayıt bilgileriyle sorulması üzerine Nüfus Müdürlüğünce müvekkili hakkındaki Bala- Yeniköy nüfus kayıtlarının bildirildiği ve bu nüfus bilgilerine göre yapılan yargılama sonunda hafif hapis cezasına hükmedilmesi nedeniyle müvekkilinin haksız yere yakalanıp cezaevine konulduğu, müvekkilinin manen yıkılmasına neden olan kusurları nedeniyle davalı idarelerden 10.000.000.000.-TL. manevi tazminatın alınmasına hükmedilmesi istemiyle, 5.12.2000 gününde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

İZMİR 8. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 21.12.2001 gün ve E:2000/1031, K:2001/1084 sayı ile, davanın kısmen kabulüne, 3.000.000.000.-TL. manevi tazminatın davalılardan müştereken ve mütelselsilen tahsili ile davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermiş; bu karar, davalılar vekilince temyiz edilmesi üzerine YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ’nin, 12.6.2002 gün ve E:2002/3012, K: 2002/7263 sayılı “ Dava haksız hapis yatma nedeni ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı davalılar temyiz etmiştir.

Davacı, bankadan kredi alıp borcunu ödemeyen, kendisi ile isim benzerliği bulunan Mehmet Rıfat Kaya hakkında icra takibi yapılarak, mal beyanında bulunmaması nedeni ile dava açıldığını, Bala Nüfus Müdürlüğünün anılan bu şahıs yerine davacının kimlik bilgilerini mahkemeye bildirdiğini, İcra Ceza Mahkemesi de kimlik bilgilerine bakmayarak davacı hakkında mal beyanında bulunmamak suçundan mahkumiyet kararı verdiğini ve kararın kesinleştiğini, başkasının suçundan dolayı haksız yere 4 gün hapis yattığını belirterek uğradığı maddi ve manevi zararın tazminini istemiştir.

Dosyadaki bilgi,belge ve açıklamalardan; Bala Nüfus Müdürlüğünün mal beyanında bulunmayan şahıs yerine davacının kimlik bilgilerini mahkemeye bildirdiği, İzmir 7. İcra Ceza Mahkemesinin de gelen nüfus kaydını kontrol etmeden davacı hakkında mahkumiyet kararı vermesi ile suçla hiç ilgisi olmadığı halde başkasının yerine davacının 4 gün hapis cezası yattığı anlaşılmaktadır.

Dava dilekçesindeki açıklamalar ve zararın gerçekleşme biçimi gözetildiğinde davanın, davalının hizmet kusuru nedeniyle tazminat davası niteliğinde olduğu belirgindir. Hizmet kusuruna dayanılarak idare aleyhine açılacak tam yargı davalarının idari yargı yerinde görülmesi gerektiği 2577 sayılı idari yargılama usulü yasasının 2. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Şu durum karşısında yargı yolu bakımından dava dilekçesinin reddi gerekirken mahkemece işin esasının incelenmesi bozmayı gerektirmiştir” yolundaki kararıyla bozulmuştur.

İZMİR 8. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 12.12.2002 gün ve E:2002/908, K:2002/946 sayı ile, Yargıtay bozma ilamına uymak suretiyle, davanın hizmet kusuruna dayalı olarak idare aleyhine açılmış olmakla idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, aynı istekle, 6.2.2003 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

İZMİR 3. İDARE MAHKEMESİ; 11.12.2003 gün ve E:2003/121 sayı ile, dava dilekçesinde, 2577 sayılı İYUK ve idari yargıda tazminat davalarının temelini teşkil eden hizmet kusurundan hiç bahsedilmediği, yargı yerlerinin görevi belirlenirken davacının davayı nitelendiriş şekli ve dayandığı sebeplerin de nazara alınacağı, idari yargının görev alanının idari işlem ve eylemlerle bu işlem ve eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklarla sınırlı olup idari nitelik taşımayan yargısal kararlar ve tasarruflardan doğan tazminat davalarının adli yargıda görülmesinin gerektiği, öte yandan dava dilekçesinde davalı konumunda idarelerin gösterilmesinin uyuşmazlığın idari yargıda görülmesini gerektirmeyeceği kanaatine varıldığı, ancak daha önce adli yargı yerince görevsizlik kararı verildiği ve kesinleştiğinden bahisle, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye değin yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 01/07/2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre idare mahkemesince anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, isim benzerliği ve hatalı nüfus kaydı bildirimi sonucunda davacının haksız yere hapis yattığı nedeniyle idarelerce manevi tazminat ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın “Genel Esaslar” başlıklı Birinci Bölümünde, egemenliğin kayıtsız şartsız Milletin olduğu ve Türk Milletinin egemenliğini, Anayasa’nın koyduğu esaslara göre Yasama, Yürütme ve Yargı organları eliyle kullanacağı öngörülmüştür.

Anayasa’nın Başlangıç Bölümünde “Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir iş bölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu” belirtilmiştir.

Anayasa’nın 9. maddesinde “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” denilmiş; “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138. maddesinde “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Yasama ve yürütme organları ve idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” hükümlerine yer verilmiştir.

Belirtilen Anayasal düzenlemelere göre, “kuvvetler ayrılığı” ilkesi gereğince fonksiyonel bakımdan yargı organı yasama ve yürütmeden ayrı tutulmuş olup, bağımsız bir organ olan yargının yargılama süreci ile ilgili işlemlerinin Anayasa’nın 125. maddesinde öngörülen “idari işlemler” kapsamına girmediği ve bu nedenle yargısal işlemler dolayısıyla idari yargı yoluna başvurulamayacağı açıktır.

Bu anlayış, Ülkemiz yargı sisteminin dayandığı “yargı ayrılığı” ve “adli ve idari yargı organlarının birbirlerine karşı bağımsızlığı” ilkelerinin de doğal bir sonucudur.

Bununla birlikte, hukukumuzda, bazı hallerde yargısal işlemlere yardımcı kimi idari faaliyetlerden dolayı Devletin sorumluluğunu öngören istisnai düzenlemeler de bulunmaktadır.

Nitekim,Medeni Kanun’un 1007. maddesinde “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.

Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.

Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.” hükümlerine yer verilmiştir.

Aynı şekilde, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 5. maddesinde yer alan “İcra ve İflas Dairesi görevlilerinin kusurlarından doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. Devletin, zararın meydan gelmesinde kusuru bulunan görevlilere rücu hakkı saklıdır. Bu davalara adliye mahkemelerinde bakılır.” denilmiştir.

Anılan yasal düzenlemelerden, yargılama sürecine katkıda bulunan işlemler nedeniyle Devletin sorumluluğunun kabul edildiği durumlarda, bu sorumluluğun denetiminin de aynı yargı düzeni içinde yapılmasının gözetildiği anlaşılmaktadır.

Olayda, yargısal işlemlere yardımcı işlem niteliğindeki nüfus bildirimi dikkate alınarak 1587 sayılı Nüfus Kanunu incelendiğinde, yukarıda örnekleri belirtilen şekilde Devletin sorumluluğunu öngören özel bir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir.

Belirtilen duruma göre, olayda adli hata sonucu haksız yere hapis yattığı ileri sürülerek açılan tazminat davasında, tazminat istemine esas olan işlemi yapan mahkemenin dahil olduğu adli yargının görevli bulunduğunun kabulü zorunlu bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nin başvurusunun kabulü ile İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 3. İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12.12.2002 gün ve E:2002/908, K:2002/946 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/35

Karar No: 2004/43

Karar Tarihi:1.7.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :2981 sayılı Yasa’ya göre tapu tahsis belgesi verilen haksahibine tapusunun ya da başka bir arsanın verilmemesinden doğan zararın idarece giderilmesi istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : C.K.

Vekili : Av. A. R.H.

Davalı : Gölbaşı Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. O.K.

OLAY :Gölbaşı, Seymenler Mah. 76 ada, 17 parselde gecekondusu bulunan davacıya, 2981 sayılı Yasa’ya göre tapu tahsis belgesi verilmiş ise de, Belediye Encümenince 17.2.1989 tarih ve 8/36 sayı ile, gecekondunun imar yolunda kalması üzerine adıgeçene 88 ada 3 parsel sayılı arsanın tahsis edilmesine karar verilmiş; ancak, 88 ada 3 sayılı parselin imar düzenlemesi sonucunda Hazine adına tescil edilmiş olması ve Hazinece de bu parselin belediyeye devredilmemesi nedeniyle, tahsise konu arsanın hak sahibine devri gerçekleştirilememiştir.

Davacı vekilince, çeşitli tarihlerde yapılan başvurulara karşın sonuç alınamadığından bahisle ve en son 22.9.1997 günlü dilekçe ile, müvekkiline tahsis edilen arsanın tapusunun ya da başka bir arsa veya hissenin verilmesi için yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle, 17.12.1997 gününde idari yargı yerinde açılan davada; Ankara 1. İdare Mahkemesi’nce 17.2.1999 gün ve E:1997/1297, K:1999/82 sayı ile, davanın süreaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; bu karar, Danıştay Altıncı Dairesi’nin 12.10.2000 gün ve E:1999/4162, K:2000/5082 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı vekili, müvekkiline tahsis edilen arsanın tapusunun verilmemesi ve başka da bir arsa tahsis edilmemesi nedeniyle uğradığı zarar karşılığı 20.000.000.000.-liranın belediyece tazmini istemiyle, 17.3.2003 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Belediye vekilince, birinci savunma dilekçesinde, davacı hakkında tesis edilen idari işlemlerle ilgili olarak açılan tam yargı davasına bakma görevinin idare mahkemelerine ait olduğu öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

GÖLBAŞI ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 24.9.2003 günlü celsesinde E:2003/932 sayı ile, davalının görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Belediye vekilince, süresinde verilen dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe ve ekleri (Danıştay Başsavcılığının yazısı üzerine de dava dosyası) Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Davacının, tapu tahsis belgesine dayanarak tasarruf ettiği arsanın tapusunun verilmemesi üzerine kendisine başka bir arsa tahsis edilmesi isteminin belediyece reddedilmesine ilişkin işlem kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade açıklaması suretiyle tesis edilmesi ve yürütülmesinin zorunlu olması itibariyle idari işlem niteliğini taşımakta olup, bu idari işlem nedeniyle uğradığı zararın tazmini istemiyle açtığı davanın, 2577 sayılı İYUK.’nun 2/1-b. maddesinde belirtilen tam yargı davası olduğu ve görüm ve çözümünün idare mahkemelerinin görev alanına girdiği konusunda duraksamaya yer olmadığından, Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerektiği gerekçesiyle, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış ve 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; İmar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davada, arsa tahsis edilememesi nedeniyle davacıya bir bedel ödenip ödenmeyeceği hususunun imar mevzuatı hükümlerine göre incelenerek bir sonuca varılması gerekeceğinden, idarenin kamu gücünü kullanarak tek taraflı olarak tesis ettiği bu işlemin denetiminin, Anayasa’nın 125/son ve 2577 sayılı İYUK.’nun 2/1-b. maddesi gereğince idare hukuku kurallarına göre idari yargıya ait olduğu, bu nedenle Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2003/932 sayılı görevlilik kararının kaldırılması gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 01/07/2004 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, belediyece anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde ve 12. maddede belirlenen süre içinde başvurulması üzerine Danıştay Başsavcısı tarafından uyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Danıştay Başsavcısının idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının davada idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2981 sayılı Yasa’ya göre tapu tahsis belgesi verilen hak sahibine arsa ve tapu verilmemesinden doğan zararın belediyece tazmini isteminden ibarettir.

2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun’un, 3290 sayılı Yasa ile değişik 10. maddesinin (a). bendinin birinci fıkrası “Bu Kanun hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine Tapu Tahsis Belgesi verilir” hükmünü taşımakta; tapu tahsis belgesi verilen gecekondular hakkında yapılacak uygulamaları düzenleyen 13. maddenin 3290 sayılı Yasa ile değişik (b) bendinin birinci fıkrasında ise, “ Hazine belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde, islah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edilir. Gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde başka bir arsa veya hisse verilir...” hükmüne yer verilmektedir.

Anılan Yasa uyarınca yapılan tespit ve değerlendirme sonucunda, öngörülen koşullara uygunluğu saptanan ilgililere arsa veya hisse tahsis etmek ve bunlar adına tapuya tescil ettirmek yetkisine sahip olan idarenin islah imar düzenlemesi kapsamındaki sözkonusu uygulama işlemleri, kamu gücüne dayalı, re’sen ve tekyanlı nitelik taşımaktadır.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Olayda, 2981 sayılı Yasa’ya göre hak sahipliği tespit edilen ve kendisine tapu tahsis belgesi verilen davacıya, aynı Yasa’nın 13/b. maddesine göre gecekondusunun muhafaza edilemediği nedeniyle arsa tahsis edilmiş ise de, bu arsanın adına tescil edildiği Hazine tarafından belediyeye devredilmemesi nedeniyle tapusu verilemediği gibi, davacının başka bir arsa veya hisse tahsis edilmesi isteği de reddedilmiş olup; uyuşmazlığa konu edilen dava ile, bu işlemler nedeniyle uğranılan zararın idarece giderilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.

Belirtilen durum karşısında, olayda imar mevzuatına göre hak sahipliği tespit edilen davacıya ıslah ve önleme bölgesinde arsa veya hisse verilmemesi nedeniyle idarenin tazmin sorumluluğunun bulunup bulunmadığının idare hukuku ilkelerine göre saptanması gerekeceğinden, ıslah imar düzenlemesi ve buna dayalı imar uygulamasından doğan zararın giderilmesi istemine ilişkin bulunan davanın görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığınca yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davalı idarenin görev itirazının reddi yolunda verilen kararın kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 24.9.2003 gün ve E:2003/932 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/36

Karar No: 2004/44

Karar Tarihi:1.7.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :İdari para cezasından doğan Kurum alacağının tahsili için 506 sayılı Yasa’nın 80. maddesine göre düzenlenen ödeme emrine karşı açılan davanın, anılan Yasa maddesi uyarınca ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı :Sonay Denizcilik Ltd. Şti.

Vekili :Av. G. B.

Davalı :Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı

Vekili : Av. M. E. H.

OLAY : SSK Beşiktaş Sigorta Müdürlüğünce, sigortalı işe giriş bildirgesinin 506 sayılı Yasa’nın 9. maddesi uyarınca bir ay içerisinde Kuruma verilmediği nedeniyle adıgeçen Şirkete 17.010.00.-TL idari para cezası verilmiş; Şirket tarafından Kurum nezdinde itirazda bulunulmuş ise de, İstanbul Sigorta İl Müdürlüğünce idari para cezası ile gecikme zammından oluşan 80.287.200.-TL. kurum alacağının tahsili için 23.2.2001 tarih ve 2001/590 takip no’lu ödeme emri düzenlenerek Şirkete tebliğ edilmiştir.

Davacı Şirket vekili, sözkonusu ödeme emrinin iptali istemiyle, idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 3. İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ ; 27.4.2001 gün ve E:2001/332, K:2001/464 sayı ile, 506 sayılı Yasa’nın 80. maddesinin 6. fıkrasında kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayıl Yasa’nın uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer iş mahkemesinin yetkili olduğunun hükme bağlandığı, ödeme emrinin iptaline ilişkin bulunan davanın görüm ve çözümünde anılan Yasa hükmü uyarınca iş mahkemesinin görevli bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı Şirket vekili, aynı istekle, 28.6.2001 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 7. İŞ MAHKEMESİ ; 21.11.2001 gün ve E:2001/798, K:2001/1249 sayı ile, dava konusu ödeme emrinin idari para cezasıyla ilgili olması nedeniyle bu davanın sulh ceza mahkemesinde açılması gerektiği göz önüne alınarak davalı vekilinin görev itirazının kabulü ile dava dilekçesinin görev yönünden reddine, karar kesinleştiğinde ve istek halinde dosyanın görevli İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Kararın kesinleşmesi ve davacı vekilinin isteği üzerine dosyanın gönderildiği İSTANBUL 1. SULH CEZA MAHKEMESİ’nce 25.12.2001 gün ve E:2001/1397, K:2001/1481 sayı ile, idari para cezasını tanzim eden İstanbul Sigorta İl Müdürlüğünün bulunduğu yer bakımından davaya bakma yetkisinin Beyoğlu Sulh Ceza Mahkemesinin görevi dahilinde olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilerek, dava dosyası yetkili Beyoğlu Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

BEYOĞLU 1. SULH CEZA MAHKEMESİ ; 20.8.2003 gün ve E:2002/183, K:2003/1138 Müt. sayı ile, hernekadar itiraz eden 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesi uyarınca SSK tarafından verilen idari para cezasının iptali için yapmış olduğu itirazın SSK Komisyonunca reddine dair kararına karşı itirazen verilen idari para cezasının iptali ile cezanın kaldırılması talep edilmiş isede 4958 sayılı Yasa ile 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesinde yapılan değişiklikle görevli mahkemenin belirtildiği, mahkemenin görevinin kamu düzeni ile ilgili olduğu, bu nedenle öncelikle derdest bulunan bütün davalarda görev hususunun resen nazara alınması gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle itiraz dilekçesinin görev yönünden reddine; kararın kesinleşmesi durumunda daha önce idari yargı tarafından görevsizlik kararı verildiğinden idari yargı ile adli yargı arasında görev uyuşmazlığı oluşacağından menfi görev uyuşmazlığının halli için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekilince, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi istemiyle başvuruda bulunulmuştur.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 01/07/2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasanın 19. maddesindeki “ Adli, idari , askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki , başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.

* Olayda, adli yargı yerince, görevsizlik kararı verilerek işten el çekildiğine göre, adli ve idari yargı yerleri arasında 14. maddede öngörülen şekilde olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş bulunmaktadır.

* Bu durumda, görevsizlik kararı vererek işten el çeken adli yargı yerinin başvurusunun, 19. madde kapsamında görülemeyeceği gibi, 14. maddeye göre de hukuk uyuşmazlıklarında dikkate alınmayacağı açıktır.

* Ancak, adli yargı kararının kesinleşmesi üzerine, davacı vekilince dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine istemiyle dilekçe verildiği dikkate alınarak, adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve dava dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiğinin kabulü ile usule ilişkin başkaca bir noksanlık görülmeyerek görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

* II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

*

Dava, ödenmeyen idari para cezasından doğan Kurum alacağının tahsili için düzenlenen ödeme emrinin iptali isteminden ibarettir.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun para cezalarına ilişkin 140. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren (7) gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler.” yolundaki üçüncü tümcesi Anayasa Mahkemesi’nin 8.10.2002 gün ve E:2001/225, K:2002/88 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve bu kararın yayımlandığı 26.2.2003 tarihinden itibaren kendisine tanınan bir yıllık süre içinde Yasama Organınca çıkarılan 29.7.2003 tarih ve 4958 sayılı Yasa’nın 51. maddesi ile, 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesi yeniden düzenlenmiş olup, dördüncü fıkrasında “ İdari para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliği tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine başvurabilirler. Mahkemeye başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenmeyen idari para cezaları, bu Kanunun 80’inci maddesi hükmü gereğince hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Anılan Yasa’nın (1.12.1993 tarih ve 3917 sayılı Yasa ile değişik) 80. maddesinin 29.7.2003 tarih ve 4958 sayılı Yasa ile değişik beşinci fıkrasında, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51. maddesi hariç diğer maddelerinin uygulanacağı öngörülmüş ve ödenmeyen Kurum alacaklarına uygulanacak gecikme zammı gösterilmiş; aynı maddenin yedinci fıkrasında ise, “Kurum alacaklarının tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesi yetkilidir.” hükmüne yer verilmiştir.

Anılan düzenlemelere göre, idari para cezalarının tahakkuk aşamasında başvurulacak dava yolunda, idare mahkemeleri görevli kılınmış ise de; tahsil aşamasında, 6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanmak suretiyle düzenlenecek ödeme emrine karşı açılacak davalara bakma görevi, 80. maddenin yedinci fıkrasında yer alan özel hüküm ile, Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesine verilmiştir.

Olayda, İstanbul Sigorta İl Müdürlüğünce verilen idari para cezasına karşı açılmış bir dava bulunmayıp, bu para cezasının ödenmemesi nedeniyle Kurum alacağına dönüşmesi üzerine 506 sayılı Yasa’nın 80. maddesinde öngörülen gecikme zammı uygulanmak suretiyle tahsili için düzenlenen ödeme emrine karşı dava açıldığı anlaşılmıştır.

Bu durumda, idari para cezasından doğan Kurum alacağının tahsili için düzenlenen ödeme emrine karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, 506 sayılı Yasa’nın 80. maddesi uyarınca yetkili kılınan İş Mahkemesi görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davanın çözümü adli yargının görevine girdiğinden Beyoğlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce yargı yolu yönünden verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Beyoğlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 20.8.2003 gün ve E:2002/183, K:2003/1138 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/43

Karar No: 2004/46

Karar Tarihi:1.7.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :Gerçek kişiler aleyhine açılan davalara idari yargı yerlerinde bakılamayacağı gibi, idari dava niteliğini taşımayan ve İcra ve İflâs Kanunu’nun 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasına bakma görevinin ADLİ YARGI YERİNE ait olduğu hk.

K A R A R

Davacı : Doğanşehir Sulama Birliği Başkanlığı

Vekili : Av. Ş.E.

Davalı : H.H.K.

O L A Y : Doğanşehir Sulama Birliği Başkanlığı tarafından, tahakkuk ettirilen sulama suyu borcunu ödemediği nedeniyle çiftçi aleyhine, Doğanşehir İcra Müdürlüğünün E:2002/75 sayılı dosyasında ilamsız icra takibi başlatılmış; ancak, borçlunun itirazı üzerine bu takip durmuştur.

Davacı Birlik vekili, itirazın iptali ile takibin devamına ve %40 icra inkâr tazminatına hükmedilmesi istemiyle, 13.3.2003 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

DOĞANŞEHİR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 20.1.2004 gün ve E:2003/36, K:2004/8 sayı ile, dosyadaki mevcut belge ve bilgilere göre, Doğanşehir Sulama Birliği Tüzüğünün 1. maddesinde, Birliğin kamu hukuku tüzel kişisi olduğunun belirtildiği; anılan Tüzüğün 18/son maddesinde “… birliğin gelirlerinin tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır…” hükmünün yer aldığı ve aynı maddenin 4. bendinde sulama hizmetleri karşılığında alınacak ücretlerin de Birlik gelirleri kapsamında olduğunun belirlendiği; 6183 sayılı Kanuna tabi kurum ve kuruluşların cebri icralarını ne şekilde yapacaklarının 54 ve 55. maddelerde açıkça düzenlendiği; tüm bu yasal düzenlemeler bir arada düşünüldüğünde, Doğanşehir Sulama Birliğince, mükelleflerden (çiftçilerden) sulama suyu parasının tahsilinde 6183 sayılı Yasa’ya göre işlem yapılması gerekirken, yorumlamada hataya düşülerek davalı aleyhine ilamsız icra takibi yapılmasının geçerli olmadığı kanaatine varıldığı; Danıştay 8. Dairesi’nin içtihatlarına göre, sulama birlikleri, 1580 sayılı Belediye Kanunu uyarınca kurulmuş, organlarının oluşumu ve denetimi konusunda aynı Yasa’ya tabi olan kamu tüzel kişiliğine sahip kamu kurumu niteliğindeki bir mahalli idare olduğundan, çiftçilere sulama suyu verilmesi ve ücret tahakkuk ettirilmesiyle ilgili işlem ve eylemlerine karşı açılacak iptal ve tam yargı davalarının görüm ve çözümünün 2577 sayılı İ.Y.U.K.’nun 2. maddesi uyarınca idare mahkemesine ait bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı Birlik vekili, bu kez, sulama suyu alacağının icra takip tarihinden itibaren %84 faiziyle birlikte davalıdan tahsiline hükmedilmesi istemiyle, 20.2.2004 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

MALATYA İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 31.3.2004 gün ve E:2004/316 sayı ile, 2577 sayılı İ.Y.U.K.’nun 2. maddesinde sayılan idari dava türlerinden iptal ve tam yargı davalarında davalının daima idare olduğu; bir başka deyişle, idari yargı yerinde açılan iptal ya da tam yargı davasına bakılabilmesi için diğer dava koşullarının yanısıra, davanın idare aleyhine açılmış olması gerektiğinden idari yargı yerinde, kamu görevlisi de olsa gerçek kişiler aleyhine dava açılabilmesine hukuken olanak bulunmadığı; bakılan davanın ise,davacı Birliğin sulama suyu alacağının tahsili istemiyle borçlu kişi aleyhine alacak davası olarak açıldığı görüldüğünden, gerçek kişi aleyhine açılan bu davanın özel hukuk hükümleri çerçevesinde adli yargı yerince çözümlenmesi gerektiği kanaatine varıldığı; ancak, daha önce adli yargı yerince görevsizlik kararı verildiği ve bu kararın kesinleştiğinden bahisle, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına ve bu konuda verilecek karara değin davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 01/07/2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre idare mahkemesi tek hakimince anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, ilamsız icra takibine yapılan itirazın iptali ile Birlik alacağının davalı çiftçiden tahsiline hükmedilmesi isteminden ibarettir.

Anayasa’nın “Mahalli İdareler” başlıklı 127. maddesinin son fıkrasında “Mahalli idarelerin belirli kamu hizmetlerinin görülmesi amacı ile, kendi aralarında Bakanlar Kurulunun izni ile birlik kurmaları, görevleri, yetkileri, maliye ve kolluk işleri ve merkezi idare ile karşılıklı bağ ve ilgileri kanunla düzenlenir…” kuralına yer verilmiş; 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 133. maddesinde “Belde ve köyler, vilayet idarei hususiyeleri kendilerine kanunlarla verilen mecburi veya ihtiyari vazifelerin bir veya bir kaçını müşterek tesisat ve idare ile ifa için birlik tesis edebilirler.” hükmü yer almış ve aynı Yasa’nın 138. maddesinde ise “ Birlikler hükmi şahsiyeti haiz amme müesseseleridir. Vazifelerini ifa ettikleri mahalli idarelerin bu vezaifi ifa hususunda haiz oldukları hukuk ve salâhiyeti haizdirler…” denilmiştir.

Davacı Doğanşehir Sulama Birliği de anılan yasal düzenlemelere göre kurulmuş, kamu tüzel kişiliğine sahip bir yerel yönetim birimidir.

Olay kısmında özetlenen Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesi kararında tespit edildiği üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip olan ve Tüzüğünde gelirleri arasında gösterilen sulama hizmetleri karşılığı ücretlerin tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine tabi bulunan Doğanşehir Sulama Birliğince, kamu alacağı niteliğindeki bu alacağın kendi memurları eliyle ve 6183 sayılı Yasa’da öngörülen usule göre cebren tahsil edilmesi gerekirken, alacağın nitelendirilmesinde açık hataya düşülerek adli merciler nezdinde ilamsız icra yoluyla tahsilata girişilmesinde isabet bulunmadığı tartışmasızdır.

Ne var ki, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde idari dava türleri arasında sayılan iptal ve tam yargı davalarında, davalı daima idare olduğundan; bir başka deyişle, idari yargı yerinde açılan bir iptal ya da tam yargı davasına bakılabilmesi için diğer dava koşullarının yanısıra ve öncelikle davanın idare aleyhine açılmış olması gerektiğinden, kamu görevlisi de olsa gerçek kişiler aleyhine açılan davalara idari yargı yerlerinde bakılabilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Öte yandan, ilamsız icra takibinin itiraz nedeniyle durması üzerine açılan takip hukukuna özgü itirazın iptali davasının, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 1. ve 67. maddelerinde işaret edilen asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerekir.

Bu durum karşısında, olayda 2577 sayılı Yasa’nın 2. maddesi kapsamında idari yargı yetkisine giren bir dava açılmayıp, Sulama Birliği tarafından gerçek kişi aleyhine açılmış bulunan itirazın iptali ya da alacak davasına bakma görevi adli yargı yerlerine ait bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Malatya İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 20.1.2004 gün ve E:2003/36, K:2004/8 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/14

Karar No: 2004/17

Karar Tarihi:1.7.2004

(Ceza Bölümü)

 

ÖZET: Sivil kişi sanık hakkında, 353 sayılı Yasa'nın 11 ve 1632 sayılı Yasa'nın Ek. 6. maddeleri kapsamında bulunmayan "mektup yoluyla sövme" suçuna uygun eylemi nedeniyle açılan kamu davasının, ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : K.H.

Yakınan : R. G.

Sanık : A. M. A.

OLAY : Sivil kişi sanık Ali Murat Aydın’ın, 4.5.2002 günü, eşi Işık Aydın’ın sivil memur olarak çalıştığı Mesudiye Askerlik Şubesi Başkanı olan yakınan Ramazan Güney’e hitaben “eşim senin yüzünden hasta oldu, sen ondan hastasın, insanlık dışı davranışlarını ve hasta ruhlu bir insan olduğunu mahkemelerde ispat edeceğim” şeklinde yazılı sözlerle, ifa ettiği görevi nedeniyle mektup yoluyla sövdüğü, mektubun yakınanın eline geçmesi için Askerlik Şubesinde Nizamiyede bulunan askere verdiği ve aynı gün mektubun yakınana ulaştığı, böylece, mektup yoluyla sövme suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 268/3. maddesi aracılığıyla aynı Kanun’un 266/2. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle Mesudiye Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 29.7.2002 gün ve E:2002/441, K:2002/23 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

MESUDİYE ASLİYE CEZA MAHKEMESİ : 20.9.2002 gün ve E:2002/37, K:2002/51 sayıyla; sanığa yüklenen eylemin, 353 sayılı Yasa’nın 11/B. maddesine uygun olduğu, bu nedenle, yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, 48. İç Güvenlik Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

48. İÇ GÜVENLİK TUGAY KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ : 26.12.2003 gün ve E:2003/1663, K:943 sayıyla; sivil kişi sanığın askeri mahkemede yargılanabilmesi için yüklenen eylemin 353 sayılı Yasa’nın 11/B. ve bu madde ile paralel olan Askeri Ceza Kanunu’nun Ek 6. maddesinde belirtilen yerlerde fiilen işlenmesi, yeni filhal yüze karşı işlenmesi gerektiği, olayda ise suçun yasada öngörülen şekil ve şartlarda filhal yüze karşı işlenmemiş olup, mektup yoluyla işlenmiş olduğu, bu nedenle yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, 48. İç Güvenlik Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, İhsan AKÇİN, Muvaffak TATAR, Erol KÜÇÜKARSLAN, Hasan DENGİZ, M. Sadık LİMAN’ın katılımlarıyla yapılan 1.7.2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Derya YAMAN’ın, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

USULE İLİŞKİN İNCELEME:

Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmemiştir. Adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuştur. Esasa ilişkin inceleme yapılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.

ESASA İLİŞKİN İNCELEME :

Sanığın sivil kişi olması nedeniyle 353 sayılı Yasa'nın, asker olmayan (sivil) kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma koşullarını belirleyen 11. maddesi ile 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun benzer düzenlemeyi içeren Ek. 6. maddesi yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir.

353 sayılı Yasa'nın 11. maddesinin (B) bendinde; Birinci askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet yerlerinde, karakollarda, kışla ve karargahlarda,askeri kurumlarda,yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere fiilen taarruzda bulunan, söven veya hakaret eden veyahut askerlik görevine ilişkin işleri yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şiddet ve tehdide başvuranların Türk Ceza Kanunu'nun bu fiillere ilişkin 188, 190, 191, 254, 255, 256, 257, 258, 260, 266, 267, 268, 269, 271, 271 ve 273 üncü maddelerinde gösterilen suçları”na ilişkin davalara askeri mahkemelerde bakılacağı öngörülmektedir. 1632 sayılı Yasa'ya Ek madde 6 ile getirilen hükümde de 353 sayılı Yasa'nın 11/B madde hükmü aynen yer almaktadır.

Madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere, sivil kişilerin maddede yazılı bu suçlardan dolayı askeri mahkemede yargılanmaları, bu suçların fiilen işlenmesi, yani yüze karşı işlenmesi şartına bağlanmıştır. Askeri Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatları da bu yöndedir.

Somut olayda, yüklenen eylem, yasada öngörülen şekil ve şartlarda işlenmemiş olup, 353 sayılı Yasa’nın 11/B. maddesi kapsamı dışında kalmaktadır, bu nedenle davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Mesudiye Asliye Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Mesudiye Asliye Ceza Mahkemesi’nin 20.9.2002 günlü ve E:2002/37, K:2002/51 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2004 günü KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ ile karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/24

Karar No: 2004/24

Karar Tarihi:5.7.2004

(Ceza Bölümü)

 

ÖZET : Sağlık Kurulunca suç gününde askerliğe elverişli olmadığına karar verilen sanığın, 353 sayılı Yasa’nın 11 ve 1632 sayılı Yasa’nın Ek-6. maddeleri kapsamında bulunmayan suçu nedeniyle açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : K.H.

Yakınan : A. I.

Sanık : Ş. B.

O L A Y : Erzincan 59. Top. Er Eğt. Tug. Hv. Svn. Tb. 3. Bt. Komutanlığı emrinde görevli sanık Hv. Svn. Er Şiho Babacan'ın, 19-20.12.1997 tarihinde saat 24.00-02.00 sıralarında aynı Komutanlık emrinde görevli koğuş nöbetçisi olan Hv. Svn. Er Ayhan Işık'ı yanına çağırarak elinde bulunan jileti yakınanın boynuna 3-5 cm uzaklıkta tutarak "bana bak vereceksin" diyerek cüzdanından 8.000.000.-TL para ile persion marka saatini aldığı "kimseye gidip söylemeyeceksin, söylersen senin askerliğinde bitmez, seni öldürürüm, mahvederim" diyerek tehdit ettiği, böylece, geceleyin silahla gasp suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu'nun 497. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle 3. Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığı'nın 9.1.1998 gün ve E:1998/18, K:1998/4 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

3. Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nce sanığın yüklenen suç nedeniyle cezalandırılmasına karar verilmiş, kararın sanık ve Askeri Savcılıkça temyiz edilmesi üzerine Askeri Yargıtay 5. Dairesi eksik soruşturma nedeniyle hükmü bozmuştur.

3. ORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ; 7.11.2002 gün ve E:2002/17, K:2002/309 sayıyla; sanığa yüklenen eylemin, askeri bir suç olmadığı, askeri bir suça bağlı bulunmadığı ve yargılama sırasında sanığın terhis edilmesiyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin de kesildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, Askeri Yargıtay 1. Dairesi, sanığın 19.12.1997 tarihinden itibaren askerliğe elverişsiz olduğuna dair sağlık kurulu raporu bulunması nedeniyle, asker kişi sıfatı bulunmadığından, suç tarihinde sivil kişi konumunda olduğundan verilen görevsizlik kararında bir isabetsizlik bulunmamış, hüküm onanarak kesinleşmiştir.

ERZİNCAN AĞIR CEZA MAHKEMESİ ; 20.5.2003 gün ve E:2003/38, K:2003/69 sayıyla; asker kişi sanığı, asker kişiye karşı, askeri mahalde işlediği ileri sürülen suçu nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, kendisine gelmekle,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, İhsan AKÇİN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Erdoğan GENEL, Erol KÜÇÜKARSLAN’ın, katılımlarıyla yapılan 5.7.2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Derya YAMAN’ın, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

USULE İLİŞKİN İNCELEME:

Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmemiştir. Askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuştur. Esasa ilişkin inceleme yapılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.

ESASA İLİŞKİN İNCELEME:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda, kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalâa edilmektedir.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, görevsizlik kararı veren adli yargı yerince, suç tarihinde asker olan sanığın, asker kişiye karşı, askeri mahalde işlediği ileri sürülen suçu nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, dosya içinde bulunan Isparta 200 Yataklı Asker Hastanesi Sağlık Kurulunun 21.6.2002 gün ve 1063 sayılı Raporuyla, sanığın suç tarihi olan 19.12.1997 tarihinden itibaren askerliğe elverişli olmadığına dair karar alındığı ve 30.9.1999 tarihinde de terhis edildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, Sağlık Kurulu Raporunun kapsam ve hukuki sonuçlarına göre, sanığın suç tarihinde "asker kişi" sıfatı kendiliğinden kalkmış sayılacağından, 353 sayılı Yasa'nın 9. maddesi anlamında "asker kişi" olarak kabul edilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Olayda, 353 sayılı Yasa'nın asker olmayan kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma koşullarını belirleyen 11. maddesi ve benzer düzenlemenin yer aldığı 1632 sayılı Askeri Ceza Yasası'nın Ek-6. maddesinde yazılı koşulların da bulunmaması nedeni ile davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi, bu nedenle Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi’nin 20.5.2003 günlü ve E:2003/38, K:2003/69 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.7.2004 günü KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ ile karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/26

Karar No: 2004/26

Karar Tarihi:1.7.2004

(Ceza Bölümü)

 

ÖZET : Asker kişi sanıklara yüklenen tedbirsizlik veya dikkatsizlik nedeniyle yaralanmaya, yangına sebebiyet vermek suçlarının askeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması, sanıklardan bir kısmının terhis edilmeleriyle askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle 353 sayılı Yasa’nın 12 ve 18. maddeleri uyarınca, açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : K.H.

Mağdurlar : 1-M.S. K.

2-Ö.Ö.

Sanık : A. A.

OLAY : Gölcük Merkez Komutanlığı emrinde görevli sanık Dz. P. Kd. Bçvş. Ahmet Altıntaş’ın, 20.1.2001 günü, garaj amiri olarak görevli bulunduğu sırada, garajda temizlik yapan erlerin başında bulunarak nezaret etmemesi nedeniyle, garaj çavuşu olarak görevli Dz. Onb. Yavuz Akça’nın, benzinle temizlik yaptırması, temizliğe nezaret etmeyerek Dz. Şoför Er Tevfik Arık’ın, mağdur erler Mehmet Sadık Karaağaç, Öztürk Özmen ile görev odası tabir edilen kapalı mahalli, benzin ile temizliğini yaptıkları sırada, elinde bulunan çakmakla oynarken, çakmaktan çıkan kıvılcımın etkisiyle çıkan yangın sonucu Mehmet Sadık Karaağaç’ın 25 gün iş ve gücüne engel olacak, hayati tehlike geçirecek, Öztürk Özmen’in 10 gün iş ve gücünden kalacak, hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandıkları, böylece, sanığın, tedbirsizlik veya dikkatsizlik nedeniyle yaralanmaya sebebiyet verdiği ileri sürülerek, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 459/3, 2. cümle ve son maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Gölcük Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 3.12.2003 gün ve E:2002/351, K:2003/19 sayılı ek iddianamesi ile kamu davası açılmıştır. (Sanıklardan Yavuz Akça hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 383/2,1 yarım cümle 2 defa 413, 2 defa, Tevfik Arık’ın 459/3, 2. cümle maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle aynı Savcılıkça, ayrı ayrı kamu davası açılmıştır.)

GÖLCÜK ASLİYE CEZA MAHKEMESİ : 24.2.2004 gün ve E:2004/125, K:2004/97 sayıyla; sanığa yüklenen eylemin, askeri görev sırasında, askeri mahalde işlendiği ileri sürüldüğünden yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

DONANMA KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ : 30.4.2004 gün ve E:2004/518, K:2004/196 sayıyla; sanığa yüklenen eylemin, askeri suç olmadığı, askeri bir suça bağlı bulunmadığı, 353 sayılı Yasa’nın 12. maddesi hükmü uyarınca, yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu, suçu birlikte işledikleri gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, İhsan AKÇİN, Muvaffak TATAR, Erol KÜÇÜKARSLAN, Hasan DENGİZ, M. Sadık LİMAN’ın katılımlarıyla yapılan 1.7.2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Derya YAMAN’ın, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

USULE İLİŞKİN İNCELEME:

Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmemiştir. Adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuştur. Esasa ilişkin inceleme yapılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.

ESASA İLİŞKİN İNCELEME:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmektedir.

Ancak, Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile maddenin ikinci tümcesinde yer alan "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." sözcükleri iptal edilmiştir.

Bu duruma göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle birlikte sanığa yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. Artık, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Diğer sanıklar Yavuz Akça ile Tevfik Arık’ın, yargılama aşamasında terhis edildikleri, böylece askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren ilginin kesildiği anlaşılmaktadır.

353 sayılı Yasa’nın “Müşterek Suçlar” başlığı altında düzenlenen 12. maddesinde: "askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suç ise sanıkların yargılanmaları askeri mahkemelere; eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suç ise adliye mahkemelerine aittir" denmek suretiyle askeri olan suçlar ile askeri olmayan suçlara göre görevli yargı yeri belirlenmektedir.

Aynı Yasa’nın 18. maddesinde, “Bir kimse birkaç suçtan sanık olur veya ne sıfatla olursa olsun birkaç sanık bulunursa bağlılık var sayılır.” hükmü yer almaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, asker kişi sanık ile yargılama aşamasında terhis edilmiş olan sanıkların, ortak kusurlarıyla Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş bulunan taksirli suçlarından dolayı, 353 sayılı Yasa’nın 12. maddesi uyarınca birlikte yargılanmalarının mümkün olup olamayacağının incelenmesi gerekmektedir.

Dosyanın incelenmesinde, dosya içinde bulunan bilirkişi raporundan, Tevfik Arık ile Yavuz Akça’nın olayda 3/8, sanığın ise 2/8 oranında kusurlu bulundukları anlaşılmaktadır.

Anılan Yasa’nın 12. maddesinde yer alan “bir suçun müştereken işlenmesi halinin, iştirak hükümlerini de içine almakla beraber daha geniş bir mana ifade etmesi, bir eylemin birlikte beraber işlenmesi, eylemi ile başka eylemlerin meydana gelmesine ve sonuçta bir eylemin oluşmasına ayrı ayrı kusurlarıyla birlikte sebep olan sanıklar arasında 353 sayılı Yasa’nın 18. ve Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nın 3. maddesinde düzenlenen “bağlılık” durumunun da mevcut olması, ayrıca kusur derecelerinin belirlenmesinde, kanıtların değerlendirilmesinde, ceza miktarlarının saptanmasında çelişkilerin meydana gelmemesi bakımından da ortak kusurla birlikte işlendiği ileri sürülen eylem nedeniyle sanıklar hakkında açılan kamu davalarının aynı yargı yerinde birlikte görülmesi, bu nedenle yüklenen suçun da askeri suç olmaması göz önüne alınarak 353 sayılı Yasa’nın 12. maddesi hükmü uyarınca sanıkların birlikte adli yargı yerinde yargılanmaları, bu nedenle Gölcük Asliye Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Gölcük Asliye Ceza Mahkemesi’nin 24.2.2004 günlü ve E:2004/125, K:2004/97 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2004 günü KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ ile karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/27

Karar No: 2004/27

Karar Tarihi:1.7.2004

(Ceza Bölümü)

 

ÖZET: Mülki (idari) görevlerine girmesi nedeniyle, Jandarma Karakol Komutanı olan asker kişi sanık hakkında açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : K.H.

Sanık : M.Ü.

O L A Y : Bingöl/Yayladere İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı Dalbasan J. Krk. Komutanlığı emrinde Karakol Komutanı olarak görevli sanık J. Astsb. Üçvş. Murat Ünlü’nün, Ağustos-Eylül 2000 tarihlerinde, Karakolda, yazlık ve kışlık erbaş ve er gazinosu yapmaya karar verdiği, Dalbasan köyü okulunun ve boş bir evin çatısını söktürerek çıkan malzemeyi inşaat işinde kullandığı, aynı köyden on adet kavak ağacı ile Karakola yakın elektrik direklerini kestirerek bunları da inşaat ve onarım işinde kullandığı, böylece, memuriyet nüfuzunun sair suretle kötüye kullanılması suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 115/1, 80. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle 8. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 4.4.2001 gün ve E:2001/123, K:2001/217 sayılı iddianame-siyle kamu davası açılmıştır.

8. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ : 23.1.2003 gün ve E:2003/43, K:2003/10 sayıyla; sanığa yüklenen eylemin, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen 240. maddede yazılı memuriyet görevini kötüye kullanmak suçunu oluşturabileceği, ancak suçun asker kişiler aleyhine, askeri mahalde ya da askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlenmediği, bu nedenle yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Yayladere Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

YAYLADERE ASLİYE CEZA MAHKEMESİ : 26.2.2004 gün ve E:2003/3, K:2004/2 sayıyla; sanığın, yüklenen eylemleri karakolun inşaat ve tamirat işleri için gerçekleştirdiği ve ilgili malzemeleri karakolda kullandığı, karakolun bakım ve onarım işleri ile ilgilenmenin Karakol Komutanının görev ve sorumlulukları arasında yer aldığı, bu nedenle eylemin askerlik görevi ile ilgili olduğu ve memuriyetinin nüfuzunu kötüye kullanmak mahiyetinde olduğu, bu nedenle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Yayladere Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, İhsan AKÇİN, Muvaffak TATAR, Erol KÜÇÜKARSLAN, Hasan DENGİZ, M. Sadık LİMAN’ın katılımlarıyla yapılan 1.7.2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Derya YAMAN’ın, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

USULE İLİŞKİN İNCELEME:

Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmemiştir. Askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuştur. Esasa ilişkin inceleme yapılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.

ESASA İLİŞKİN İNCELEME: 353 Sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise öğretide ve uygulamada:

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Sanık, Jandarma Personeli olduğuna göre, Jandarmanın hangi nitelikteki görevler ile görevlendirildiğine ilişkin yasal düzenlemenin göz önünde tutulması, suça konu olayın meydana geldiği sırada yerine getirilmekte olan görevinin ise, Yasa'da belirtilen görevlerden hangisine uygun olduğunun incelenmesi gerekmektedir.

2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev Ve Yetkileri Kanunu’nun 7. maddesinde, Jandarmanın sorumluluk alanlarında genel olarak görevleri:

a) Mülki görevleri;

Emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak ve kollamak, kaçakçılığı men, takip ve tahkik etmek, suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korunmalarını yapmak,

b) Adli görevleri;

İşlenmiş suçlarla ilgili olarak kanunlarda belirtilen işlemleri yapmak ve bunlara ilişkin adli hizmetleri yerine getirmek,

c) Askeri görevleri;

Askeri kanun ve nizamların gereği görevlerle Genelkurmay Başkanlığı'nca verilen görevleri yapmak,

d) Diğer görevleri;

Yukarıda belirtilen görevler dışında kalan ve diğer kanun ve nizam hükümlerinin icrası ile bunlara dayalı emir ve kararlarla Jandarmaya verilen görevleri yapmak, şeklinde sayılmıştır.

Jandarma Teşkilatı Görev Ve Yetkileri Yönetmeliğinin "Mülki Görevlerin Esasları" başlığı altında düzenlenen 45. maddesinde; "Jandarma: a)Halkın can, ırz ve malını korur,…. c)Asayişi ve gerek kamunun, gerekse kişilerin güvenliğini ve konut dokunulmazlığını korur,…. e)Kamunun huzur ve sükununu bozan; kanunlara, nizamlara ve kamu düzenine aykırı bütün eylemlerin işlenmesine; yasa ve nizamlar gereğince engel olur.” “Mülki Görevlerin Yürütülüş Esasları” başlığı altında yer alan 46.c maddesinde,”Jandarma mülki görevlerini esas alarak; “Hizmet sırasında dikkatli ve uyanık bulunarak herhangi bir suçun işlenip, işlenmediğini araştırmak, Devlete, kamu veya kişilere, mal ve eşyalara yönelik tehlike, sabotaj, kaza vb. durumlarda gecikmeksizin yardım etmek; kanuni gereğini yerine getirmek, şeklinde yürütür” denilmekte aynı Yönetmeliğin “ Başlıca Mülki Görevler” başlığı altında “ Halkın Can, Irz ve Malının Korunması” adı altında düzenlenen 50. maddesinde, “Halkın can, ırz ve malının korunması konusunda; genel ve koruyucu önlemler alınması esastır. Kişisel koruma ve kollama ancak, kanun ve nizamlarda özel hüküm bulunması durumunda veya özel nitelik taşıyan durumlarda, yetkili mülki amirin istemiyle yerine getirilir.

Haklı savunma (meşru müdafaa) ve silah kullanma konusuna ilişkin olarak, kanun ve nizamlarda yer alan hükümler göz önünde tutulur.

Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunların, mülkün himayesine ve mal güvenliğine ilişkin olarak konulmuş hükümleri gereğince, alınacak önlemler ve denetimler kendi görev ve sorumluluk alanında jandarma tarafından yürütülür” hükmüne yer verilmekte, 53. maddesinde, “Kişilerin yerleşmek ve barınmak amacıyla oturdukları yerler ile bunların eklentileri konut olup, konut dokunulmazlığı, buralarda yerleşen insanların yuva huzurunu sağlayan bir güvencedir. Bu amaçla jandarma; kendi görev ve sorumluluk alanı içinde:

e) Bütün yurttaşların konutlarını kural olarak, genel kollama ve koruma önlemleri alarak korumakla”….. yükümlüdür, kuralı düzenlenmiş bulunmaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında; Dalbasan Jandarma Karakol Komutanı olarak görevli Jandarma personeli olan sanığın, yüklenen eylemi 2803 sayılı Yasa ve Yönetmelik hükümleri uyarınca, emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak ve kollamak, olan görevlerin kötüye kullanılmasından ibarettir. Bu görevlerin de Jandarmanın mülki görevleri arasında yer aldığı açıktır.

2803 sayılı Yasa'nın 15. maddesinde, Jandarma personelinin askeri görevleri dışında kalan görevleri sırasında işledikleri suçlar nedeniyle adli yargı yerinde yargılanacakları kuralı düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu durumda, asker kişi sanığın mülki görevleri sırasında işlediği ileri sürülen suç nedeniyle adli yargı yerinde yargılanması gerekir.

Açıklanan nedenlerle, sanık hakkında açılan kamu davasının adli yargı yerinde görülmesi ve Yayladere Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Yayladere Asliye Ceza Mahkemesi’nin 26.2.2004 günlü ve E:2003/3, K:2004/2 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2004 günü KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ ile karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/30

Karar No: 2004/30

Karar Tarihi:1.7.2004

(Ceza Bölümü)

 

ÖZET: Asker kişi sanık hakkında, 6136 sayılı Yasa kapsamında bulunan suçu nedeniyle açılan kamu davasının, ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı :K.H.

Sanık :N. G.

OLAY : Diyarbakır J. Kom. Özel Hrk. Tb. Komutanlığı emrinde görevli sanık J. Komd. Onb. Nihat Güzel’in, 28.10.1999 günü, başka bir olay nedeniyle evinde yapılan aramada, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait mermi ve boş kovanlarla, beş adet değişik vasıflarda bıçak, bir adet çin sopası ve bir adet pompalı tüfek kabzesi bulunduğu, böylece, sanığın 6136 sayılı Yasa’ya muhalefet suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan 6136 sayılı Yasa’nın 12/1-5-son. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 3.11.1999 gün ve E:1999/3200, K:1999/222 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

MANİSA AĞIR CEZA MAHKEMESİ : 6.12.1999 gün ve E:1999/321, K:1999/344 sayıyla, sanığın savunmasında suça konu eşyaları, Diyarbakır’dan gelirken askerlik görevinin bitiminde beraberinde getirdiğini söylemesi nedeniyle, yüklenen eylemin Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu, bu durumda sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi'ne gönderilmiştir.

7. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ : 30.12.2003 gün ve E:2003/53, K:2003/1341 sayıyla; sanığın evinde askeri eşya niteliğinde bulunan 24 adet değişik çapta dolu mermi ile 3 adet boş kovan bulundurmak suretiyle askeri eşyayı gizlemek suçunu işlediği sübuta erdiğinden bu eşyalar yönünden Askeri Ceza Kanunu hükümleri gereğince cezalandırılmasına, evinde ele geçen ve askeri eşya niteliği bulunmayan 5 adet bıçak, 1 adet çin sopası ve 1 adet pompalı tüfek kabzesi bulundurmaktan unsurları bulunduğu takdirde 6136 sayılı Yasa’nın 15. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı, bu durumda yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı'nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, İhsan AKÇİN, Muvaffak TATAR, Erol KÜÇÜKARSLAN, Hasan DENGİZ, M. Sadık LİMAN’ın katılımlarıyla yapılan 1.7.2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Derya YAMAN’ın, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

USULE İLİŞKİN İNCELEME:

Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmemiştir. Adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde, dosyada mevcut bilirkişi raporuna göre askeri malzeme olmadığı belirlenen suça konu eşyalar yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuştur. Esasa ilişkin inceleme yapılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.

ESASA İLİŞKİN İNCELEME:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda, kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalâa edilmektedir.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, görevsizlik kararı veren adli yargı yerince, suça konu eşyaların askeri malzeme olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, dosyada mevcut, bilirkişi raporundan, olumsuz görev uyuşmazlığına konu suç eşyalarının askeri malzeme olmadığı, tamamının sivil piyasadan temin edilebilmesinin mümkün olduğunun, Diyarbakır Jandarma Komando Özel Hareket Tabur Komutanlığı’nın 19.3.2003 gün ve Per:0621-4-03/389 sayılı yazısında da suça konu malzemelerden herhangi bir eksik bulunmadığının bildirildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, suça konu eşyaların askeri malzeme olmaması nedeniyle, yüklenen eylemin 6136 sayılı Yasa kapsamında kaldığı, bu suçun da askeri bir suç olmadığı gibi atıf suretiyle de askeri suç kapsamına alınan suçlardan bulunmadığı açıktır.

Biran için, suça konu malzemelerin sanığın asker kişi olduğu ve birliğinde bulunduğu sırada yani asker kişi tarafından, askeri mahalde, askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlendiği düşünülse bile, dosya içinde mevcut bilgi ve belgelerden sanığın 28.11.1992 tarihinde terhis edilmekle Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesildiği anlaşıldığından, bu durumda da 353 sayılı Yasa'nın 17. maddesi hükmü uyarınca davanın çözümü adli yargı yerine aittir.

Açıklanan nedenlerle, davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Manisa Ağır Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Manisa Ağır Ceza Mahkemesi’nin 6.12.1999 günlü ve E:1999/321, K:1999/344 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.7.2004 günü KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ ile karar verildi.

Sayfa Başı