Başbakanlık

Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğünce Yayımlanır

 Kuruluş : 7 Ekim 1920

25 Aralık 2003

PERŞEMBE

Sayı : 25327

Å ÖNCEKİ

SONRAKİ

Æ

YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ

Tebliğ

— 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 25 inci Maddesine Göre 2004 Yılında Uygulanacak Olan İdari Para Cezalarına İlişkin Tebliğ (No: 2003/4)

Kurul Kararları

— Rekabet Kuruluna Ait 6 Adet Karar

YARGI BÖLÜMÜ

Anayasa Mahkemesi Kararı

— Anayasa Mahkemesinin E: 2002/79 (2942 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 4650 Sayılı Kanun ile İlgili) K: 2003/29 Sayılı Kararı

Yargıtay Kararları

— Yargıtay 2. ve 20. Hukuk Dairelerine Ait 5 Adet Karar

Yüksek Seçim Kurulu Kararı

— Yüksek Seçim Kurulunun 1268 Sayılı Kararı


YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ

Tebliğ

Sayfa Başı


—— • ——

—— • ——

—— • ——

—— • ——

Sayfa Başı


YARGI BÖLÜMÜ

Anayasa Mahkemesi Kararı

       Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

 

Esas Sayısı : 2002/79

Karar Sayısı : 2003/29

Karar Günü : 9.4.2003

 

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR :

1- Tarsus 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas: 2002/79)

2- Tarsus 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas: 2002/80)

3- Tarsus 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas: 2002/81)

4- Tarsus 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas: 2002/82)

5- Tarsus 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas: 2002/83)

6- Tarsus 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas: 2002/84)

7- Tarsus 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas: 2002/85)

8- Tarsus 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas: 2002/86)

9- Tarsus 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas: 2002/87)

10- Tarsus 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas: 2002/88)

11- Tarsus 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas: 2002/89)

12- Tarsus 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas: 2002/134)

13- Tarsus 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas: 2002/135)

14- Tarsus 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas: 2002/136)

15- Tarsus 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Esas: 2002/137)

İTİRAZLARIN KONUSU : 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4650 sayılı Yasa ile değiştirilen 11. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi ile 15. maddesinin son fıkrasının Anayasa’nın 2., 13., 35., 40. ve 46. maddelerine aykırılığı savı ile iptali istemidir.

I- OLAY

Tarsus Belediye Başkanlığı’nın kamulaştırma bedelinin tesbiti ve adına tescili için açtığı davalarda, 2942 sayılı Kanun’un 4650 sayılı Yasa ile değiştirilen 11. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi ile 15. maddesinin son fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı savının ciddî olduğu kanısına varan mahkemeler iptali için başvurmuşlardır.

II- İTİRAZLARIN GEREKÇELERİ

Mahkemelerin başvuru kararlarının gerekçe bölümü şöyledir:

“4709 Sayılı Kanunla değişik 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 46. rnaddesinde kamulaştırma bedeli ile ilgili kesin hükme bağlanan arttırım bedeli nakden ve peşin olarak ödeneceği açık bir şekilde belirtilmesine rağmen 2942 Sayılı Kanun’un 11/h bendi ve 15/son fıkralarına göre davanın açılma tarihinden itibaren değerlendirme yapılması halinde tesbit edilen bu bedelin 4650 Sayılı Kanunla değişik 10. maddesinin düzenlendiği şekilde yargılama süreci sonunda aradan geçen zaman nedeniyle Anayasa’nın 46. maddesinde belirtilen gerçek değer olamayacağı ekonomik ve piyasa şartları gereği açıktır. Hadisemizde gerçekleştiği gibi davanın açıldığı 2001 yılının son günlerine gelen değerlendirme yapılması ayrıca mülkiyet hakkı sahibinin fazlasıyla mağduriyetine neden olacağı ayrıca taşınmazda mevcut yasal düzenlemelere göre belirlenen bedel gerçek değer olamayacağından taşınmazın bu durumda kamulaştırılması Anayasamızın 46. maddesine, Anayasamızın 35. maddesi ile tanınan temel haklardan olan mülkiyet hakkının gerçek bedel ödenmeden el konulması suretiyle açık bir ihlal bulunduğu,

Söz konusu maddede belirtilen hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin yetkili makama geciktirilmeden başvurma hakkının sağlanmasını isteme hakkına sahip olduğu belirtilmesine rağmen geciktirilmeden sözcüğüne aykırı olan asgari yargılama sürecinin sonunda tesbit edilen değerin dava tarihindeki değer olması nedeniyle uygun olmadığı 13. maddesinde belirtilen temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasının Anayasanın sözüne ve ruhuna aykırı olamayacağı ilkesine karşılık 46. maddesi delaleti ile 13. maddesindeki yasal düzenlemenin sosyal bir hukuk devletinde temel hak ve hürriyetlerinin kişilerin mağduriyetine yol açacak şekilde sınırlandırılarak hareket edilmeyeceği aksi halin sosyal hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacağı bu durumun mülkiyet hakkının gerçek değer ödenmemesi suretiyle Anayasanın 13. maddesinde belirtilen Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olan kanunla sınırlandırma cümlesine ve Anayasanın 2. maddesinde belirtilen sosyal bir hukuk devleti ilkesine uygun düşmediği kanaati hasıl olduğundan;

2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4650 sayılı kanunla değişik 11/h bendi ile 15/son fıkrasının Anayasamızın 2, 13, 35, 40 ve 46. maddelerine aykırı olduğundan iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına,

Anayasanın 152. maddesi uyarınca dosyadaki belgelerin onaylı bir suretinin Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verildi.”

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları

1- 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4650 sayılı Yasa ile değiştirilen itiraz konusu (h) bendini de içeren 11. maddesi şöyledir:

“Madde 11.- 15 inci madde uyarınca oluşturulacak bilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yere mahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinledikten sonra taşınmaz mal veya kaynağın;

a) Cins ve nevini,

b) Yüzölçümünü,

c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve unsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,

d) Varsa vergi beyanını,

e) Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini,

f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın kamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelirini.

g) Arsalarda, kamulaştırma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,

h) Yapılarda, kamulaştırma tarihindeki resmi birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,

ı) Bedelin tespitinde etkili olacak diğer objektif ölçüleri,

Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da dikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz malın değerini tespit ederler.

Taşınmaz malın değerinin tespitinde, kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr dikkate alınmaz.

Kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı tesisinde, bu kamulaştırma sebebiyle taşınmaz mal veya kaynakta meydana gelecek kıymet düşüklüğü gerekçeleriyle belertilir. Bu kıymet düşüklüğü kamulaştırma bedelidir.”

2- 4.11.1983 günlü 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4650 sayılı Yasa ile değiştirilen itiraz konusu son fıkrayı da içeren 15. maddesi şöyledir:

“Madde 15.- Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğine bağlı ihtisas odalarının her biri tarafından, üyelerinin oturdukları yeri göz önünde bulundurarak her il için onbeş ila yirmibeş, ayrıca il merkezleri için il, ilçeler için ilçe idare kurullarınca bu bölgelerde oturan ve mühendis veya mimar olan taşınmaz mal sahipleri arasından on beş bilirkişi her yıl Ocak ayının ilk haftasında seçilerek isim ve adreslerini bildiren listeler valiliklere verilir. Bilirkişi olarak görev yapacakların nitelikleri ve çalışma esasları, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığının birlikte hazırlayacakları bir yönetmelikle belirlenir.

Valilikçe onanan listelerden, odalar tarafından seçilenler il merkezi ve ilçelerdeki asliye hukuk mahkemelerine, idare kurulları tarafından seçilenler de seçildikleri yerin asliye hukuk mahkemelerine bildirilir.

Süresi bitenler tekrar seçilebilir.

Bilirkişi kurulu; kamulaştırmaya konu olan yerin cins ve niteliğine göre, üçü odalar listesinden, ikisi de idare kurulu listesinden seçilmek suretiyle beş kişiden oluşur.

Kamulaştırılan taşınmaz malın üstün niteliği göz önüne alınarak, bilirkişilerden üçü aynı uzmanlık kolundan seçilebilir.

Kamulaştırmayı yapan idarede görevli olanlar, kamulaştırılan taşınmaz malın sahipleri ve bunların usul ve füruu, karı-koca, üçüncü derece dahil, kan ve sıhri hısımları ve mal sahipleri ile menfaat ortaklığı olanlar bilirkişi seçilemezler.

İhtisas odalarının liste veremediği veya verilen listelerden fiili ve hukuki sebeplerle bilirkişi seçiminin imkansız olduğu il ve ilçelerde, kamulaştırılan taşınmaz malın cins ve özelliğine göre, Bayındırlık ve İskan, Tarım ve Köyişleri ve Orman Bakanlıklarının taşra birimleri ile diğer resmi daire ve kurumlardan alınacak fen adamları ile bilirkişi kurulu tamamlanır. Bunların da bulunmadığı veya fiili veya hukuki sebeplerle bilirkişi seçimlerine imkan olmadığı takdirde, komşu illerin oda listelerinden, yoksa bu fıkrada belirtilen resmi daire ve kurumlardan alınacak fen adamları ile kurul tamamlanır.

Mahkemelere gönderilen listelerde yazılı olanlar ve yukarıdaki fıkrada gösterilen kimseler arasından taraflar bilirkişi seçmekte anlaşamadıkları takdirde bilirkişiler hakim tarafından resen seçilir.

Hakim, bilirkişilere yemin ettirir.

Bilirkişi kurulu, taşınmaz malın değerini 11 ve 12 nci Madde ler hükümlerine göre tayin ve takdir ederek, gerekçeli raporunu onbeş gün içinde mahkemeye verir.

Bilirkişilerce yapılan değer tespitinde, idarece belgelerin mahkemeye verildiği gün esas tutulur

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

İtiraz başvurularında, Anayasa’nın 2., 13., 35., 40. ve 46. maddelerine dayanılmıştır.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince birleştirilen dosyaların değişik tarihlerde yapılan ilk inceleme toplantıları sonunda, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine karar verilmiştir.

V- BİRLEŞTİRME KARARI

Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Enis TUNGA ve Mehmet ERTEN’in katılmalarıyla yapılan esas inceleme toplantısında;

4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4650 sayılı Yasa ile değiştirilen 11. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi ile 15. maddesinin son fıkrasının iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin dava dosyalarının aralarındaki hukukî irtibat nedeniyle konusu aynı olan 2002/80 , 2002/81, 2002/82, 2002/83, 2002/84, 2002/85, 2002/86, 2002/87, 2002/88, 2002/89, 2002/134, 2002/135, 2002/136, 2002/137 esas sayılı dava dosyalarının 2002/79 esas sayılı dava dosyası ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esaslarının kapatılmasına, esas incelemenin 2002/79 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 9.4.2003 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

VI- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin raporlar, itiraz konusu yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- Yasa’nın 11. Maddesinin Birinci Fıkrasının (h) Bendinin İncelenmesi

Başvuru kararında, Anayasa’nın 46. maddesi kamulaştırmanın gerçek karşılığın peşin ödenmek şartı ile yapılabileceğini belirtmesine rağmen, 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendindeki düzenleme uyarınca yapılacak değer tesbitinde, yılın son günü açılan davalarda davanın açıldığı tarih esas alınarak değerlendirme yapılacağından, mülkiyet hakkı sahibinin bir yıllık fiyat farkından mahrum kalarak zarara uğrayacağı, böylece gerçek karşılığa ulaşılamayacağı, bu nedenlerle itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 2., 13., 35., 40. ve 46. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

İtiraz konusu 2942 sayılı Yasa’nın 4650 sayılı Yasa ile değişik 11. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde, kamulaştırılacak taşınmazın üzerinde yapı olması halinde, kamulaştırma bedelinin tespiti için bilirkişilerce yapılacak hesaplamalarda Bayındırlık Bakanlığı’nca kamulaştırmanın yapıldığı yıl için hazırlanmış olan resmî birim fiyatları, yapı maliyet hesapları ve yıpranma payının esas tutulması öngörülmektedir.

Anayasa’nın 46. maddesinin 3.10.2001 günlü, 4709 sayılı Yasa ile değiştirilmeden önceki metninde, kamulaştırma bedelinin tesbitinde diğer unsurların yanısıra “kamulaştırma tarihindeki resmî makamlarca yapılmış kıymet takdirleri” esas alındığı halde, yapılan değişiklikle “gerçek karşılık” esası benimsenmiştir. Buna göre, kamulaştırma bedeli olarak Anayasa’da öngörülen miktar “gerçek karşılık” olduğundan, bedele dair yasa ile yapılan düzenlemenin bu miktara ulaşmaya elverişli olması gerekir.

İdarenin, malikin rızasına gerek olmaksızın yapabileceği bir işlem olan kamulaştırmada, itiraz konusu kural uyarınca kamulaştırma bedelinin saptanmasında kamulaştırma tarihinin esas alınması, idarenin mahkemeden kamulaştırma bedelinin tespitini istediği süreye kadar geçecek zamanın belirsiz ve uzun olabilmesi nedeniyle gerçek karşılığa ulaşmayı engelleyebilecektir. Ayrıca, kamulaştırma tarihinin esas alınması sözkonusu sürelerin farklı olması nedeniyle aynı konumdaki kişilere farklı karşılıklar ödenmesi sonucunu da doğurabilecektir.

Bu nedenlerle itiraz konusu kuralda benimsenen hesaplama yöntemi değil, fakat, bedelin tespitine esas alınacak “kamulaştırma tarihi” ibaresi Anayasa’nın 46. maddesine aykırıdır.

Öte yandan, Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olmaz.” denilmektedir.

Kamulaştırma, malikin rızası olmaksızın, Devletin, kamu yararına özel mülkiyeti sona erdirdiği bir işlemdir. Bu durum gözetilerek, malikin mülkiyet hakkının zedelenmemesi için Anayasa’nın 46. maddesinde gerçek karşılık esası benimsenmiştir.

Belirtilen nedenle gerçek karşılığa ulaşmayı engelleyen düzenlemelerin Anayasa’nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkını da zedeleyeceği açıktır. Kamu yararı bulunması, kamulaştırma kararının yasada gösterilen esas ve usullerine uyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın Anayasal öğeleridir. Bu öğelerden birinin bulunmaması kamulaştırma işlemini Anayasa’ya aykırı hale getireceği gibi, Anayasa’nın 35. maddesi ile korunan ve sınırları belirtilen mülkiyet hakkına da aykırılık oluşturur.

“Gerçek karşılığın” bulunmasına engel teşkil eden itiraz konusu kuraldaki “kamulaştırma tarihi” ibaresi Anayasa’nın 35. ve 46. maddelerine aykırıdır.

İptali gerekir.

Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamıştır.

Kuralın, Anayasa’nın 2., 13. ve 40. maddeleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.

B- Yasa’nın 15. Maddesinin Son Fıkrasının İncelenmesi

Başvuru kararında, Anayasa’nın 46. maddesinde, kamulaştırmanın gerçek karşılığın peşin ödenmek şartı ile yapılabileceğinin belirtmesine rağmen, 2942 sayılı Kanun’un 15. maddesinin son fıkrasındaki düzenleme uyarınca yapılacak değer tesbitinde, davanın açıldığı tarih itibariyle değerlendirilme yapılması nedeniyle, yargılama sürecinin uzaması sonucu tesbit edilen değerin gerçek değeri yansıtamayacağı, bu nedenlerle itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 2., 13., 35., 40. ve 46. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

İtiraz konusu 2942 sayılı Yasa’nın 4650 sayılı Yasa ile değişik 15. maddesinin son fıkrasında “Bilirkişilerce yapılan değer tespitinde, idarece belgelerin mahkemeye verildiği gün esas tutulur” denilmektedir.

Buna göre idare, Kanun’un 7. maddesi uyarınca topladığı bilgi ve belgelerle 8. madde de belirtilen bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyip taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine başvurarak taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin ödenmesi karşılığında taşınmazın idare adına tesciline karar verilmesini isteyecektir. Mahkeme, 10. madde de öngörüldüğü biçimde idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün sonrası için duruşma günü belirleyecek, duruşma gününde de en geç on gün içinde yapılmak üzere keşif kararı ve otuz gün sonrası için de tekrar duruşma günü verecektir. Bu otuz günün ilk onbeş günü içinde bilirkişiler raporlarını verecekler, mahkeme raporu hemen taraflara tebliğ edecek, rapor yeterli bulunmaz ise onbeş gün içinde yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilip, hakim tüm raporları inceleyerek bedeli saptayacak ve idareye onbeş gün içinde bedelin bankaya yatırılması için süre verecektir.

Bu durumda, idarenin belgeleri mahkemeye verdiği tarihten sonra yukardaki madde uyarınca geçecek süre, kamulaştırma bedelinin tesbitinde gerçek karşılığa ulaşmayı engelleyecek uzun bir süre olmadığından, itiraz konusu kuralda Anayasa’nın 2., 13., 35., 40. ve 46. maddelerine aykırılık bulunmamaktadır. İptal istemin reddi gerekir.

VII- SONUÇ

4.11.1983 günlü, 2942 sayılı “Kamulaştırma Kanunu”nun 4650 sayılı Yasa ile değiştirilen:

A- 11. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin;

1- “... kamulaştırma tarihindeki ...” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Mehmet ERTEN’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

2- Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Ali HÜNER ile Fulya KANTARCIOĞLU’nun karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

B- 15. maddesinin son fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

9.4.2003 gününde karar verildi.

 

Başkan

Mustafa BUMİN

Başkanvekili

Haşim KILIÇ

Üye

Yalçın ACARGÜN

 

Üye

Sacit ADALI

Üye

Ali HÜNER

Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

 

Üye

Ertuğrul ERSOY

Üye

lay TUĞCU

Üye

Ahmet AKYALÇIN

 

Üye

Enis TUNGA

Üye

Mehmet ERTEN

 

Esas Sayısı    : 2002/79

Karar Sayısı : 2003/29

 

KARŞIOY YAZISI

 

 

Başvuran Mahkemece 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4650 sayılı Yasa ile değiştirilen 11. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan “Yapılarda, kamulaştırma tarihindeki resmi birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını” şeklindeki kuralın iptali istenilmiştir.

Mahkememizce yapılan inceleme sonucunda, itiraz konusu kuralla ilgili olarak “...kamulaştırma tarihindeki...” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, kalan bölümlerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar verilmiştir. İptali istemiyle yapılan başvuruda söz konusu edilen (h) bendinde yer alan kurallardan “kamulaştırma tarihindeki” bölümünün dışında kalan bölümlerinin reddine ilişkin çoğunluk kararına aşağıda izah edeceğim nedenlerle katılmıyorum.

Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesinde, Devlet ve kamu tüzel kişilerinin; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkili oldukları kuralı yer almaktadır. Anayasa’nın bu genel kuralında açıkça belirtildiği üzere, kamulaştırmanın esas ve usulleri, bu konuda çıkarılacak kanunda gösterilecek olmakla birlikte kamulaştırmanın aslî unsuru ve temel dayanağı “gerçek karşılıklarının” korunması ve belirlenmesidir. İtiraz konusu kuralın Anayasa’ya uygunluğunun incelenmesi bakımından kamulaştırma yapılmasında “gerçek karşılıklarının” yerine getirilip getirilmediğinin, gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin araştırılması ve incelenmesi gerekmektedir.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 11. maddesinin birinci fıkrasının tüm bentlerinde, kamulaştırma bedelinin tesbiti esaslarıyla ilgili kriterler ve unsurlar düzenlenmiş ve itiraz konusu (h) bendinde de, bu unsurlardan biri olarak kamulaştırılacak taşınmazın üzerinde yapı olması halinde, bilirkişilerce yapılacak hesaplamalarda, kamulaştırma tarihindeki resmi birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarının ve yıpranma payının esas tutulacağı gösterilmiştir.

Mahkememizce, kamulaştırmada gerçek karşılığının ölçütü olarak itiraz konusu (h) bendinde yer alan unsurlardan sadece “kamulaştırma tarihindeki” bölümü kabul ederek bu bölümün iptaline karar verilmiştir. Oysa itiraz konusu (h) bendinde yer alan unsurlardan sadece “kamulaştırma tarihindeki” bölümünün iptali ile Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırmada “gerçek karşılığının” bulunmasına yeterli bulunmamaktadır. Söz konusu (h) bendinde sayılan resmi prim fiyatları, yapı maliye hesapları ve yıpranma payına ait unsurların da değerlendirildiğinde “gerçek karşılığı” tesbitinde yeterli unsurlar olmadıkları anlaşılacaktır. Bu nedenle, itiraz konusu (h) bendinde yer alan kuralın tümü Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiğinden, bu kuralın kalan bölümlerinin de iptaline karar verilmesi gerekirdi. Diğer taraftan itiraz konusu kuralda yer alan “kamulaştırma tarihindeki” bölümün iptalinden sonra bilirkişilerce yapılacak hesaplamalarda ve mahkemelerce verilecek kararlarında “gerçek karşılığının” tesbitinde kamulaştırmada hangi tarihi esas alacaklarında yanılmalar ve tereddütler meydana gelecek, bu konuda hangi ölçütü kabul edecekleri de belli olamayacaktır. Her ne kadar söz konusu Kanun’un 15. maddesinde, bilirkişi kurulunun taşınmaz malın değerini 11. ve 12. maddeleri hükümlerine göre tayin ve takdir ederek gerekçeli raporlarını onbeş gün içinde mahkemeye verecekleri; bilirkişilerce yapılan değer tesbitinde, idarece belgelerin mahkemeye verildiği günün esas tutulacağı kuralları yer almakta ise de; bu yöntemlerle yapılacak değer tesbiti de kamulaştırmada “gerçek karşılığının” bulunmasına yeterli olamayacaktır. İdarece belgelerin mahkemeye verildiği günlerden aylar ve hatta yıllar geçtikten sonra karar verilmesi halinde kamulaştırmada gerçek karşılığı yine bulunamayacaktır.

Anayasal denetimi nedeniyle, söz konusu (h) bendinde yer alan “kamulaştırma tarihindeki” bölümü dışında kalan bölümlerinin de iptaline karar verilmesiyle doğacak olan hukuki boşluk üzerine süre verilerek (h) bendinde yer alan kurallar için yeniden düzenleme yapılması gerekmektedir.

Bu bakımdan itiraz konusu (h) bendinde yer alan “kamulaştırma tarihindeki” bölümü dışında kalan bölümleri de Anayasa’nın 2. 46, ve 35. maddelerine aykırı olduğundan aksine oluşan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

 

Üye       

 

Ali HÜNER

 

 

Esas Sayısı    : 2002/79

Karar Sayısı : 2003/29

 

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvuruda bulunan Mahkeme, 4.11.1983 günlü 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4650 sayılı Yasa ile değiştirilen 11. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin tümünün iptalini istemişse de sadece “kamulaştırma tarihindeki” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir.

Anayasa’nın 153. maddesine koşut olarak 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 53. maddesinde “Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez” denilmekte, 29. maddesinde ise Anayasa Mahkemesi’nin taleple bağlı olduğuna işaret edilmektedir.

Bu durumda, iptal veya itiraz yoluyla yapılan başvurularda “istem” belirli sözcük, ibare veya tümcelerle sınırlandırılmamışsa inceleme konusu kuralların kimi bölümlerinin iptal edilerek onların Anayasa’ya uygun hale getirilmesi, yasa koyucunun öngörmediği yeni bir kural oluşturulması sonucunu doğurduğundan, Anayasa’ya aykırı olduğu saptanan kuralın, istem doğrultusunda tümünün iptal edilmesi, boşluk doğması halinde de süre verilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu (h) bendinin tümünün iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

 

Üye                

Fulya KANTARCIOĞLU

 

 

Esas Sayısı    : 2002/79

Karar Sayısı : 2003/29

 

KARŞIOY YAZISI

 

4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4650 sayılı Kanun ile değişik 11. maddesi, aynı Kanun’un 8. maddesi uyarınca idarelerin yapacakları kamulaştırmalarda öncelikle başvuracakları satın alma veya trampa usulünde öneriye esas alınmak üzere belirlenecek taşınmazla ilgili tahmini bedelin, kamulaştırmanın bu usulle yapılamaması ya da açılan davada tarafların bedelde uzlaşamamaları sonucu mahkemenin yine aynı Kanun’un 10. maddesi uyarınca 15. maddesinde sayılan bilirkişiler aracılığı ile tespit edeceği bedelin saptanmasında, uygulanacak kuralları içermektedir. Görüldüğü üzere, 8., 10. ve 15. maddelerdeki yollamalar nedeniyle, hem idarelerce görevlendirecek kıymet takdir komisyonları, hem de mahkemelerce belirlenecek bilirkişiler, 11. maddede belirtilen hesaplama yöntemini her biri kendi yapacağı kamulaştırma işlemi yönünden gözeterek, taşınmazın gerçek karşılığı olan bedeli saptayacaklardır.

İtiraz konusu kuralları da içeren 11. maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde “...kamulaştırma tarihindeki...”, 15. maddenin son fıkrasında ise, “idarece belgelerin mahkemeye verildiği gün...” sözcükleri yer almaktadır. Bu düzenleme ile kıymet takdir komisyonlarının belirleyeceği tahmini bedel ile bilirkişilerin sonraki tarihte saptayacakları bedel arasında, ilerleyen zaman ve değişen ekonomik değerlerin etkisiyle oluşacak bedel farklılığının taşınmazın değerine yansıtılması arzu edilmiş, bunun için de biri diğerinden farklı tarihleri ifade eden ve yukarda açıklanan sözcüklere ilgili maddelerde özellikle yer verilmek suretiyle bu tarihlerdeki ekonomik değerler esas alınarak taşınmazın gerçek karşılığını oluşturan bedelin saptanması öngörülmüştür. Gerçekten, 2942 sayılı Kanun’u değiştiren 4650 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların objektif esaslara göre hızlı, doğru ve sağlıklı bir şekilde kamulaştırılmasının gerekliliğine işaret edilmesi de, kamulaştırılan taşınmaz mülkiyetinin, el değiştirdiği zamandaki gerçek bedele yakın olan değer karşılığında idare adına tescil edilme iradesini göstermektedir.

Bu açıklamalar uyarınca, satın alma veya trampa usulü ile yapılan kamulaştırmalarda kamulaştırma tarihindeki, işin mahkemeye intikal etmesi durumunda ise, idarece belgelerin mahkemeye verildiği günündeki ekonomik değerler esas alınarak, 11. maddedeki hesaplama yöntemiyle yapılar dahil her türlü taşınmaz malın gerçek değerinin saptanacağından, bu saptamanın mahkemece yaptırılması durumunda, bilirkişilerce, gerek itiraz konusu edilen 11. maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde, gerekse itiraza konu edilmeyen (e), (f) ve (g) bentlerindeki “kamulaştırma tarihi”, “kamulaştırma günü” biçiminde ifade edilen tarihlerin değil, 15. maddenin son fıkrasında açıklıkla belirtilen “...idarece belgelerin mahkemeye verildiği gün...”e ilişkin tarihin esas alınacağından ve bu tarihe göre 11. maddedeki diğer ortak hesaplama yönteminin tatbik edileceğinden kuşku duymamak gerekir. Aksi halde, geçmiş tarihlerdeki ekonomik verilere göre belirlenen unsurlar tekrar gündeme gelecek ve buna göre saptanacak taşınmaz değeri ise mülkiyetin el değiştirdiği zamandaki gerçek bedeli yansıtmaktan uzak olacaktır. İşte bunun içindir ki, yasakoyucu, 11. maddeye yollamada bulunan 15. maddenin son fıkrasına ayrı bir tarih koymak ihtiyacını duymuştur. Eğer. 11. maddede belirtilen tarihlerle yetinilme öngörülmüş olsaydı, 15. maddenin son fıkrasına ayrı bir tarih koymanın anlamı da olmayacaktı.

Öte yandan, satın alma veya trampa yöntemiyle pazarlık edilerek kamulaştırılacak taşınmaz için kıymet takdir komisyonlarının tespit ve buna göre teklif edecekleri bedelin, taşınmazın gerçek karşılığı olup olmadığını takdir etme taşınmaz malikine de ait olduğundan, önerilen bedelin bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Gerçek karşılığa ulaşmayan bedel, taşınmaz malikince kabul görmeyeceği için karşılıklı anlaşma dolayısıyla da satın alma veya trampa usulü ile yapılmak istenen kamulaştırma gerçekleşmeyecektir. Bu usulle kamulaştırma yapmak isteyen idarenin ise, kamulaştırma ile ilgili işlemleri asgari zaman dilimi içinde yürütüp kabul edilebilir bir bedelle taşınmaz mülkiyetinin idare adına tescilini sağlamaya yanaşması gerekmektedir.

Bu nedenlerle, 11. maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan “...kamulaştırma tarihindeki...” biçimindeki sözcükler, ne 8. maddenin uygulanması ve ne de (15. maddenin son fıkrasındaki düzenleme uyarınca) 10. maddenin uygulanması suretiyle yapılacak kamulaştırmalarda, taşınmazın idare adına tescil edildiği zamandaki gerçek değere ulaşmasına engel teşkil etmemekte, dolayısıyla da Anayasa’ya aykırılık oluşturmamaktadır.

Sonuç olarak, 11. maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan “...kamulaştırma tarihindeki...” biçimindeki sözcüklerin iptali yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

 

 

Üye          

 

Mehmet ERTEN

 

Sayfa Başı


Yargıtay Kararları

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

Esas                : 2003/13684

Karar              : 2003/15158

İncelenen Kararın

 

Mahkemesi

: Hopa S.H.

 

Tarihi

: 18.10.2002

 

Numarası

: 2002/162-2002/158

 

Davacı

: Necdet Yağcı

 

Davalı

: Hasımsız

 

Dava Türü

: Vasi Tayini

 

Temyiz Eden

: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Davacının, nüfus kaydında Turgut ve Huriye Yağcı'nın müşterek çocuğu olduğunu, Turgut'un ölümünden sonra Huriye'nin onu terk ettiğini ileri sürerek küçüğün vesayet altına alınması, kendisinin de vasi olarak tayin edilmesi istemiyle açtığı davanın kabulüne karar verildiği, hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Dosyada mevcut nüfus kaydından, vesayet altına alınması istenen 28.02.1990 doğumlu Çağdaş Yağcı'nın, Huriye ve Turgut'un müşterek çocuğu olduğu, babasının 07.02.2001 tarihinde vefat ettiği, annesinin ise sağ olduğu görülmektedir.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 336. maddesine göre, ana babadan birinin ölümü halinde velayet sağ kalan tarafa aittir. Aynı Kanunun 404. maddesinde de velayet altında bulunmayan küçüklerin vesayet altına alınacağı düzenlenmiştir.

Babasının ölümü üzerine velayet hakkının anne tarafından kullanılmaya devam edeceği, anne hakkında velayetin nez'ine ilişkin bir karar da bulunmadığına göre velayet altında bulunan küçüğün vesayet altına alınamayacağı nazara alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 10.11.2003

—— • ——

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

Esas           : 2003/14900

Karar         : 2003/15625

İncelenen Kararın

Mahkemesi

 : Acıgöl S.H.
 

Tarihi

: 11.3.2002

 

Numarası

: 2002/39-2002/41

 

Davacı

: Semahattin Kartboğa ve Nevile Kartboğa

 

Davalı

: Kadir Özer

 

Dava Türü

: Evlat Edinmeye İzin

 

Temyiz Eden

: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

l Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 315. maddesi ile "evlat edinme kararı, evlat edinenin oturma yeri; birlikte evlat edinmede eşlerden birinin oturma yeri mahkemesince verilir. Mahkeme kararıyla birlikte evlatlık ilişkisi kurulmuş olur" hükmü getirilerek, evlat edinmeye izin kararı verilmesi usulü kaldırıldığından, dava ve hüküm tarihi itibariyle Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 8. maddesinin 5. bendindeki evlat edinme davalarında Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna ilişkin hüküm, zımni olarak yürürlükten kaldırılmıştır.

469 Sayılı Mehakimi Şer'iyenin İlgasına ve Mehakim Teşkilatına Ait Ahkamı Muaddil Kanununun 3. maddesinde "Asliye Mahkemeleri Sulh Mahkemelerinin selahiyetleri haricinde kalan bilcümle hukuk, ceza, ticaret, davalarını usul ve kanuna tevfikan kabili temyiz olmak üzere görür." Hükmü gereğince, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevi asıl, Sulh Hukuk Mahkemesinin ise istisna olduğundan 01.01.2002 tarihinden itibaren evlat edinme davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir.

Mahkemece, Asliye hukuk Mahkemesinin görevli olduğu nazara alınarak, resen dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken esasa gidilerek, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

Diğer taraftan; Türk Medeni Kanununun 313. maddesinde ergin ve kısıtlıların hangi hallerde evlat edinebileceği düzenlenmiştir.

Aynı Kanunun evlat edinme kararı vermeden önce hakime araştırma yükümlülüğü getiren 316. maddesinde;

"Evlat edinmeye, ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasından, evlat edinen ile edinilenin dinlenmelerinden ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verilir.

Araştırma özellikle evlat edinen ve edinilenin kişiliği ve sağlığı, karşılıklı ilişkileri, ekonomik durumları, evlat edinenin eğitme yeteneği, evlat edinmeye yönelten sebepler ve aile ilişkileri ile bakım ilişkilerindeki gelişmelerin açıklığa kavuşturulması gerekir" hükmü mevcuttur.

Mahkemece, Medeni Kanunun 313. maddesinde belirtilen halin mevcut olup olmadığı tespit edilmeden ve 316. maddesi gereğince kapsamlı bir araştırma yapılmadan tarafların beyanları ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 17.11.2003

—— • ——

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

Esas                : 2003/14702

Karar              : 2003/15706

İncelenen Kararın

 

Mahkemesi

: Acıgöl S.H.

 

Tarihi

: 28.01.2002

 

Numarası

: 2002/8-2002/10

 

Davacı

: Halil Doğan ve Şerife Doğan

 

Davalı

: Mustafa Küçükçelik ve Şerife Küçükçelik

 

Dava Türü

: Evlat Edinmeye İzin

 

Temyiz Eden

: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

l Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 315. maddesi ile "evlat edinme kararı, evlat edinenin oturma yeri; birlikte evlat edinmede eşlerden birinin oturma yeri mahkemesince verilir. Mahkeme kararıyla birlikte evlatlık ilişkisi kurulmuş olur" hükmü getirilerek, evlat edinmeye izin kararı verilmesi usulü kaldırıldığından, dava ve hüküm tarihi itibariyle Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 8. maddesinin 5. bendindeki evlat edinme davalarında Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna İlişkin hüküm, zımni olarak yürürlükten kaldırılmıştır.

469 Sayılı Mehakimi Şer'iyenin İlgasına ve Mehakim Teşkilatına Ait Ahkamı Muaddil Kanununun 3. maddesinde "Asliye Mahkemeleri Sulh Mahkemelerinin selahiyetleri haricinde kalan bilcümle hukuk, ceza, ticaret, davalarını usul ve kanuna tevfikan kabili temyiz olmak üzere görür." Hükmü gereğince, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevi asıl, Sulh Hukuk Mahkemesinin ise istisna olduğundan 01.01.2002 tarihinden itibaren evlat edinme davalarında görevli mahkemesi Asliye Hukuk Mahkemesidir.

Mahkemece, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu nazara alınarak, resen dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken esasa gidilerek, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

Diğer taraftan; Türk Medeni Kanununun 305. maddesinin 1. fıkrasına göre bir küçüğün evlat edinilmesi, evlat edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır.

Aynı Kanunun evlat edinme kararı vermeden önce hakime araştırma yükümlülüğü getiren 316. maddesinde;

"Evlat edinmeye, ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasından, evlat edinen ile edinilenin dinlenmelerinden ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verilir.

Araştırma özellikle evlat edinen ve edinilenin kişiliği ve sağlığı, karşılıklı ilişkileri, ekonomik durumları, evlat edinenin eğitme yeteneği, evlat edinmeye yönelten sebepler ve aile ilişkileri ile bakım ilişkilerindeki gelişmelerin açıklığa kavuşturulması gerekir" hükmü mevcuttur.

Mahkemece, Medeni Kanunun 305. maddesinin 1. fıkrasındaki şartın gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmeden ve 316. maddesi gereğince kapsamlı bir araştırma yapılmadan tarafların beyanları ile yenitilerek yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 17.11.2003

—— • ——

Yargıtay 20. Hukuk Dairesinden:

 

Esas

: 2003/8578

 

Karar

: 2003/7369

 

Mahkemesi

: Serik Kadastro Mahkemesi

 

Tarihi

: 30.12.1992

 

Numarası

: 1990/876-1992/261

 

Davacı

: Şerife Göksu

 

Davalı

: Hazine-Orman Yönetimi

Taraflar arasında görülen orman tahdidine itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda davanın açılmamış sayılması yolunda kurulup, temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen hükmün H.U.M.Y.nın 427. maddesi gereğince kanun yararına bozulması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/09/2003 tarih ve Hukuk 149525 sayılı yazıları ile istenilmekle, dosya içerisindeki tüm belgeler incelenerek, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı, orman kadastro çalışmalarında orman sahası olarak tesbit edilen taşınmazın kadimden beri kendi mülkiyeti ve zilyetliği altında bulunduğunu iddia ile tesbitinin iptalini istemiş, mahkemece H.U.M.Y.nın 409/5. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

3402 Sayılı Yasanın 25/1. maddesinde kadastro mahkemesinin, özel yasalarca kendisine verilen işlere bakacağı; 6831 Sayılı Yasanın değişik 11/1. maddesinde de sınırlama ve 2/B uygulamasından doğan davaların kadastro mahkemelerinde; kadastro mahkemesi olmayan yerlerde ise, kadastro davalarında bakmakla görevli genel mahkemede bakılacağı hükme bağlanmıştır. 3402 Sayılı Yasanın 33/1. maddesinde dava ayrımı yapılmaksızın, bu yasadaki usul ve esasların uygulanacağı vurgulanmış olup; 29/1. maddesinde de "kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşma yapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz" hükmüne yer verilmiştir. Orman kadastrosu da bir kadastro işidir. 6831 Sayılı Orman Yasası ve bunu değiştiren tüm orman yasalarında yer alan özel hükümler saklı olup; esas alınmak koşulu ile 3402 Sayılı Yasadaki yargılama usul hükümlerine tabidir.

Mahkemece, taraflar gelmese dahi, işin esasının görülüp, toplanması mümkün olan deliller toplanıp incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, davacının gelmediğinden bahisle dosyanın işlemden kaldırılıp; H.U.M.Y.'nın 409. maddesi gereğince, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; H.U.M.Y.'nın 427/6. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulüne ve Serik Kadastro Mahkemesince verilen ve temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen 30/12/1992 tarih ve 1990/876-1992/261 sayılı hükmün hukuki neticesi saklı kalmak kaydı ile KANUN YARARINA BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine 21/10/2003 günü oybirliği ile karar verildi.

—— • ——

Yargıtay 20. Hukuk Dairesinden:

 

Esas

: 2003/8579

 

Karar

: 2003/7370

 

Mahkemesi

: Serik Kadastro Mahkemesi

 

Tarihi

: 04.02.1993

 

Numarası

: 1990/860-1993/13

 

Davacı

: İsmail Küçükdemir

 

Davalı

: Hazine-Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı-Orman Yönetimi

Taraflar arasında görülen orman tahdidine itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda, davanın açılmamış sayılması yolunda kurulup, temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen hükmün H.U.MY.nın 427. maddesi gereğince kanun yararına bozulması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.09.2003 tarih ve Hukuk 151973 sayılı yazıları ile istenilmekle, dosya içerisindeki tüm belgeler incelenerek, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı, orman kadastro çalışmalarında orman sahası olarak tesbit edilen taşınmazın kadimden beri kendi mülkiyeti ve zilyetliği altında bulunduğunu iddia ile tesbitinin iptalini istemiş, mahkemece H.U.M.Y.nın 409/5. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

3402 Sayılı Yasanın 25/1. maddesinde kadastro mahkemesinin, özel yasalarca kendisine verilen işlere bakacağı; 6831 Sayılı Yasanın değişik 11/1. maddesinde de sınırlama ve 2/B uygulamasından doğan davaların kadastro mahkemelerinde; kadastro mahkemesi olmayan yerlerde ise, kadastro davalarında bakmakla görevli genel mahkemede bakılacağı hükme bağlanmıştır. 3402 Sayılı Yasanın 33/1. maddesinde dava ayrımı yapılmaksızın, bu yasadaki usul ve esasların uygulanacağı vurgulanmış olup; 29/1. maddesinde de “kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşma yapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz” hükmüne yer verilmiştir. Orman kadastrosu da bir kadastro işidir. 6831 Sayılı Orman Yasası ve bunu değiştiren tüm orman yasalarında yer alan özel hükümler saklı olup; esas alınmak koşulu ile 3402 Sayılı Yasadaki yargılama usul hükümlerine tabidir.

Mahkemece, taraflar gelmese dahi, işin esasının görülüp, toplanması mümkün olan deliller toplanıp incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, davacının gelmediğinden bahisle dosyanın işlemden kaldırılıp; H.U.M.Y.'nın 409. maddesi gereğince, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; H.U.M.Y.'nın 427/6. maddesı uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulüne ve Serik Kadastro Mahkemesince verilen ve temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen 04.02.1993 tarih ve 1990/860-1993/13 sayılı hükmün hukuki neticesi saklı kalmak kaydı ile KANUN YARARINA BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine 21.10.2003 günü oybirliği ile karar verildi.

Sayfa Başı


Sayfa Başı